<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yalnızlık | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yalnizlik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yalnizlik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 08:43:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>yalnızlık | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yalnizlik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[salgını]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalabalık şehirler, yoğun bir hayat temposu, hiç susmayan telefonlar… Ancak günün sonunda milyonlarca insan, kimseye anlatamadığı bir duyguyla baş başa kalıyor: Yalnızlık…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832">Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalabalık şehirler, yoğun bir hayat temposu, hiç susmayan telefonlar… Ancak günün sonunda milyonlarca insan, kimseye anlatamadığı bir duyguyla baş başa kalıyor: Yalnızlık…</p>
<p>Uzmanlara göre bu tablo artık bireysel bir ruh haliyle açıklanamaz durumda. Dünya, bilimsel literatürde “Yalnızlık Salgını” <em>(Loneliness Epidemic)</em> olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya.</p>
<p>2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan uluslararası araştırmalar, yalnızlığın kişisel bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bugün dünya genelinde her altı kişiden biri kronik yalnızlık yaşıyor.</p>
<p>Uzmanlar, yalnızlığın sigara kullanımı, obezite ve hareketsizlik kadar ciddi bir ölüm riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 tarihli raporuna göre yalnızlık ve sosyal izolasyon, dünya genelinde yılda yaklaşık 871 bin ölüme katkıda bulunuyor. Bu da saatte ortalama 100 ölümün, doğrudan ya da dolaylı olarak yalnızlıkla ilişkili olduğu anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Yalnızlık Sadece Ruhu Değil, Bedeni de Hasta Ediyor</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek düzeyde olduğunu vurguluyor:</p>
<p>“Son iki yılda yayımlanan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, yalnızlığın yalnızca ruhsal bir durum olmadığını açıkça gösteriyor. Kalp hastalıkları, diyabet, demans ve erken ölüm riskini ciddi biçimde artırıyor. Yalnızlık beyinde sürekli bir tehdit algısı yaratıyor; kortizol yükseliyor, bağışıklık sistemi baskılanıyor ve vücut uzun süreli bir stres hali içinde kalıyor.”</p>
<p>2025–2026 döneminde yayımlanan bilimsel araştırmalara göre yalnız bireylerde demans riski yaklaşık yüzde 50, kalp hastalığı riski yüzde 29, inme riski yüzde 32 oranında artıyor. Erken ölüm riski de yalnız yaşayan ve kendini yalnız hisseden bireylerde belirgin biçimde yükseliyor.</p>
<p><strong>Gençler Kalabalıklar İçinde Yalnız</strong></p>
<p>Yalnızlık denince akla genellikle yaşlılar gelse de, son veriler asıl risk grubunun gençler olduğunu gösteriyor. Yeditepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat, bu tabloyu “Modern Yalnızlık Paradoksu” olarak tanımlıyor:</p>
<p>“Gençler sürekli çevrim içi, sürekli bağlantıda. Ama bu bağlantılar derinlik taşımıyor. Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik.”</p>
<p>Sosyal medyanın yoğun kullanımı ve yüz yüze temasın azalması gibi nedenler, bu duygunun gençler arasında daha da derinleşmesine yol açıyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de Tablo Farklı Değil</strong></p>
<p>TÜİK’in 2026 verilerine göre, tek kişilik hane sayısı 5,5 milyonu aşmış durumda. Son on yılda yalnız yaşayanların sayısındaki artış yüzde 60’ın üzerinde. En yüksek oranlar İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde görülüyor.</p>
<p>Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu’na göre bu artış, toplumsal dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu:</p>
<p>“Bireyselleşme sosyal bağları zayıflatıyor. Yalnızlık artık istisna değil, gündelik hayatın bir parçası haline geliyor.”</p>
<p><strong>Yapay Zeka ve Sosyal Medyanın Etkisi</strong></p>
<p>2025 ve 2026 yıllarında yalnızlıkla mücadelede yapay zeka destekli sohbet uygulamaları ve dijital yoldaşlar hızla yaygınlaştı. Bazı çalışmalar bu araçların kısa vadede yalnızlık hissini azalttığını gösterse de, uzmanlar temkinli.</p>
<p>Doç. Dr. Berke Kırıkkanat bu noktada uyarıyor: “Yapay zeka kişiye ‘duyulma’ hissi verebiliyor. Ancak bu, gerçek ilişkilerin yerini tutmuyor. Aşırı kullanımda sosyal beceriler körelebiliyor ve kişi gerçek hayattan daha da kopabiliyor. Sosyal medya ise insanları birbirine bağlamak yerine çoğu zaman karşılaştırma, yetersizlik ve dışlanmışlık duygusunu besliyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık Duygusu Kişisel Zayıflık Değil</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü ve OECD raporları, yalnızlıkla mücadelenin yalnızca bireysel terapi ya da kişisel çabayla çözülemeyeceğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre sorun, bireylerin değil, modern yaşamın yapısında yatıyor. Bu nedenle çözümün sağlık sistemlerinden şehir planlamasına, eğitim politikalarından sosyal yaşama kadar geniş bir toplumsal çerçevede ele alınması gerekiyor.</p>
<p>Son yıllarda bazı ülkelerde hayata geçirilen “sosyal reçeteleme” modelleri bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu modeller, bireyleri topluluk etkinliklerine ve sosyal alanlara yönlendirerek yalnızlık hissini azaltmayı hedefliyor. İlk sonuçlar umut verici olsa da, bu adımların kalıcı ve yaygın hale getirilmesinin kritik olduğu vurgulanıyor.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın yapısal boyutuna dikkat çekiyor: “Yalnızlık bir karakter kusuru değil, modern yaşamın ürettiği yapısal bir sorun.”</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat ise çözümün yönünü şu sözlerle özetliyor: “Toplum olarak daha fazla bağlantıya değil, daha fazla anlamlı bağa ihtiyacımız var.”</p>
<p>Özetle araştırmalar şunu gösteriyor: Bireylerin yalnızlık duygusu görmezden gelindiğinde, en kalabalık toplumlar bile zamanla içten içe yalnızlaşıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832">Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağda yalnızlık derinleşiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-yalnizlik-derinlesiyor-610306</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 08:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[derinleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkilerin]]></category>
		<category><![CDATA[katılımcılar]]></category>
		<category><![CDATA[kuşaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610306</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital iletişim araçlarının hayatın merkezine yerleştiği günümüzde, yalnızlık bireysel bir duygu olmanın ötesine geçerek küresel bir toplumsal soruna dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-yalnizlik-derinlesiyor-610306">Dijital çağda yalnızlık derinleşiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital iletişim araçlarının hayatın merkezine yerleştiği günümüzde, yalnızlık bireysel bir duygu olmanın ötesine geçerek küresel bir toplumsal soruna dönüşüyor. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Medya ve İletişim Doktora Programı kapsamında yürütülen bir doktora çalışması, dijital çağda yalnızlığın kuşaklar arası farklılıklar gösteren çok katmanlı bir olgu haline geldiğini ortaya koydu.</p>
<p>Dr. Yağmur Tanrıverdi tarafından hazırlanan ve danışmanlığını Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay’ın yürüttüğü doktora tezinde, sosyal medya kullanımının insan ilişkilerinin niteliğini dönüştürdüğü ve bu dönüşümün giderek daha yalnız bireylerden oluşan bir toplumsal yapıyı beslediği belirlendi.</p>
<p>Araştırma, nitel yöntemle yürütüldü; X, Y ve Z kuşaklarından aktif sosyal medya kullanıcılarıyla yapılan derinlemesine görüşmeler üzerinden dijital çağda sosyal ilişkilerin dönüşümü ve yalnızlık deneyimi incelendi. Görüşmelerden elde edilen veriler MAXQDA programı kullanılarak tematik analizle değerlendirildi; kuşaklar arası duygusal ifade farklılıklarını karşılaştırmak amacıyla LIWC-22 yazılımından yararlanıldı.</p>
<p><strong>Nitelikli ilişkilerin yerini yüzeysel bağlar aldı</strong></p>
<p>Araştırma bulguları, sosyal medya platformlarının iletişimi hızlandırmasına rağmen ilişkilerin derinliğini zayıflattığını gösteriyor. Özellikle X kuşağı katılımcılar, geçmişte emek ve süreklilik gerektiren “nitelikli ilişkilerin” yerini yüzeysel ve geçici bağların aldığını vurguluyor. Katılımcılar, sosyal medyadaki kalabalık arkadaş listelerinin gerçek hayattaki duygusal yakınlığı karşılamadığını ve bunun dijital yalnızlığı derinleştirdiğini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sosyal medyada “görmek”, gerçekten görüşmek mi?</strong></p>
<p>Çalışma, sanal ortamda sürekli haberdar olma halinin yüz yüze görüşme ihtiyacını azalttığını ortaya koyuyor. X ve Y kuşaklarına göre sosyal medya, insan ilişkilerini canlı tutan “merak duygusunu” zayıflatarak fiziksel buluşmaları erteliyor. Katılımcılar, birbirlerinin hayatlarını sosyal medya üzerinden takip etmenin “zaten görüşülüyormuş” hissi yarattığını, bunun da güçlü bir yalnızlık duygusuna yol açtığını belirtiyor. Bu durum, dijital çağın “birlikte yalnızlık” olgusunu güçlendiriyor.</p>
<p><strong>Kıyas kültürü yalnızlığı derinleştiriyor</strong></p>
<p>Araştırmada öne çıkan bir diğer bulgu ise sosyal medyada yaygın olan kıyas kültürü. Özellikle Y ve Z kuşakları, başkalarının “en mutlu ve mükemmel” anlarının paylaşıldığı içeriklerden olumsuz etkileniyor. Katılımcılar, bu paylaşımların kendilerinde yetersizlik, mutsuzluk ve yalnızlık hislerini artırdığını ifade ediyor. “Herkes birlikte, ben neden yalnızım?” sorusu, bireylerin toplumdan uzaklaşmasına ve fiziksel izolasyona sürüklenmesine neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Dijital etkileşimler değersizlik hissi yaratabiliyor</strong></p>
<p>Sosyal medya etkileşimlerinin günlük hayatın önemli bir parçası haline geldiği özellikle Z kuşağı katılımcılar, mesajlara geç yanıt verilmesi ya da hiç yanıt alınamaması durumunda kendilerini değersiz ve yalnız hissettiklerini dile getiriyor. Jest ve mimiklerden yoksun dijital iletişim ortamlarının yanlış anlaşılmalara açık olması, duygusal kırılganlığı daha da artırıyor.</p>
<p><strong>Kuşaklar arasında yalnızlığa bakış farklılaşıyor</strong></p>
<p>Araştırma sonuçları, yalnızlığın kuşaklar arasında farklı anlamlar taşıdığını gösteriyor. X ve Y kuşakları yalnızlığı üzüntü, dışlanma ve anlaşılmama duygularıyla ilişkilendirirken; Z kuşağı yalnızlığı kişisel gelişim için bir fırsat olarak değerlendirebiliyor. Ancak Z kuşağı da sosyal medyada beklediği ilgiyi göremediğinde yalnızlık hissinden olumsuz etkileniyor.</p>
<p><strong>Yalnızlık bireysel değil, yapısal bir sorun</strong></p>
<p>Çalışma, dijital çağda yalnızlığın yalnızca bireysel bir sorun değil, iletişim biçimlerinin ve platform kültürünün şekillendirdiği yapısal bir toplumsal mesele olduğunu ortaya koyuyor. Bu bulgular, dijital iletişimin insan ilişkilerinde nicelik değil nitelik üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiğine işaret ediyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-yalnizlik-derinlesiyor-610306">Dijital çağda yalnızlık derinleşiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık kurumsallaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-kurumsallasiyor-609188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsallaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[teyit]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamaların]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalarını]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, son dönemde dijital mecralarda hızla yayılan “Are You Dead?” / “Are You Dead Yet” uygulamalarını sosyolojik açıdan değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-kurumsallasiyor-609188">Yalnızlık kurumsallaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, son dönemde dijital mecralarda hızla yayılan “Are You Dead?” / “Are You Dead Yet” uygulamalarını sosyolojik açıdan değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yalnızlık kurumsallaştı</strong></p>
<p>Son dönemde dijital mecralarda hızla yayılan “Are You Dead? / Are You Dead Yet” uygulamalarının, kullanıcıların belirli aralıklarla “hayatta olduklarını” dijital olarak teyit etmelerine dayandığını ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bu teyidin kesintiye uğraması hâlinde önceden tanımlanmış kişi veya ağlara otomatik uyarı gönderildiğini hatırlattı.</p>
<p>Bu tür uygulamaların ilk bakışta bireysel güvenliği hedefleyen işlevsel araçlar gibi görüldüğünü belirten Prof. Dr. Süleymanlı, asıl meselenin çok daha derin olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:</p>
<p>“İlk bakışta bireysel güvenliği hedefleyen işlevsel araçlar gibi görünen bu uygulamalar, daha yakından incelendiğinde çağdaş toplumların en kırılgan meselelerinden birine işaret etmektedir; yalnızlığın kurumsallaşması ve dijital teknolojiler aracılığıyla yönetilebilir bir toplumsal olguya dönüşmesi.”</p>
<p><strong>Bu durum toplumsal alarm niteliği taşıyor!</strong></p>
<p>Bu durumun basit bir teknolojik kolaylık olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu durum, teknolojik bir kolaylıktan ziyade, bireyin varlığının artık kendiliğinden fark edilmediği; toplumsal ilişkilerin bu işlevi yerine getirecek güçten giderek yoksunlaştığına işaret eden bir toplumsal alarm niteliği taşımaktadır.”</p>
<p>Uygulamaların ima ettiği temel gerçeğin altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, “Çünkü bu uygulamalar şunu ima eder; toplumsal ilişkiler, bireyin varlığını kendiliğinden fark edecek kadar güçlü değildir.” dedi.</p>
<p><strong>Uygulamalar yalnız yaşam olgusunu sosyolojik tartışmaların merkezine taşıdı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Are You Dead? / Are You Dead Yet gibi dijital teyit uygulamalarının ortaya çıkışının, yalnız yaşam olgusunu yeniden sosyolojik tartışmaların merkezine taşıdığını belirterek, bu kavramın akademik literatürde ele alınışının romantize edilmiş bireysel tercihlerden değil, derin ve travmatik toplumsal kırılma deneyimlerinden beslendiğine dikkat çekti.</p>
<p>Bu noktada sosyolog Eric Klinenberg’in çalışmalarına işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Eric Klinenberg, ‘Going Solo’ adlı çalışmasında geliştirdiği ‘solo yaşam’ kavramsallaştırmasını, doğrudan 1995 Chicago sıcak hava dalgası sonrasında yürüttüğü saha araştırmalarına dayandırmaktadır. Bu felaket sırasında özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireylerin günlerce fark edilmeden evlerinde hayatlarını kaybetmiş olmaları, solo yaşamın yalnızca bir yaşam tarzı değil; ölümcül sonuçlar üretebilen yapısal bir kırılganlık alanı olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Toplumsal refleksin yerini algoritmik refleks alıyor</strong></p>
<p>Solo yaşamın, modern toplumlarda yaş, sınıf, sosyal sermaye ve kırılganlık eksenlerinde derinleşen eşitsizlikleri yansıtan karmaşık bir toplumsal form olduğunun altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, dijital teyit uygulamalarının tam da bu kırılgan zeminde ortaya çıktığını ifade etti.</p>
<p>Are You Dead? türü uygulamaların, geleneksel sosyal ağların işlevini büyük ölçüde yitirdiği bir dünyada “gecikmiş fark edilme” riskini dijital bir protokole dönüştürdüğünü belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Birey hayatta olduğunu bildirmezse, sistem bunu bir istisna olarak algılar ve müdahale mekanizmasını devreye sokar. Böylece toplumsal refleksin yerini algoritmik refleks alır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital teyit uygulamalarının kısa sürede viral hâle gelmesi tesadüf değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Are You Dead Yet gibi dijital teyit uygulamalarının kısa sürede viral hâle gelmesinin tesadüf olmadığını dile getirerek, bu durumun modern bireyin derin bir ontolojik güvensizlik yaşadığını ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Günümüz insanının yalnızca fiziksel olarak değil, varoluşsal düzeyde de kendini güvencesiz hissettiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu tür uygulamaların kısa sürede viral hâle gelmesi tesadüf değildir. Günümüz bireyi, yalnızca fiziksel olarak değil, ontolojik düzeyde de güvencesizdir; yani var olduğundan, fark edildiğinden ve bir başkasıyla anlamlı bir bağ içinde bulunduğundan emin olmak istemektedir.” dedi.</p>
<p>Modern toplumlarda güven duygusunun giderek yüz yüze ilişkilerden değil, dijital sinyaller ve doğrulama mekanizmalarından beslendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Are You Dead Yet, yalnızlığı ortadan kaldırmayı değil; onu yönetilebilir kılmayı hedefler. Bu yönüyle uygulama, yalnızlığın çözümü değil, onunla baş etme teknolojisidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yalnızlık artık gizlenmiyor, yönetilmeye çalışılıyor! </strong></p>
<p>Dünyadaki benzer örneklere de dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Benzer örnekler Japonya’da yalnız yaşlılara yönelik sensörlü ev sistemlerinde, Güney Kore’de tek kişilik hanelere odaklanan dijital bakım uygulamalarında ve ABD’de acil durum teyit yazılımlarında görülmektedir. Özellikle Japonya’da pandemi dönemindeki uzun karantinalar sırasında, evlerinde yalnız yaşayan yaşlı bireyler arasında intihar vakalarının artması, yalnızlığın kamusal bir kriz olarak ele alınmasına yol açmış; bu süreç Yalnızlık Bakanlığı’nın kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Benzer şekilde İngiltere’de de yalnızlığın halk sağlığı üzerindeki etkileri nedeniyle ‘Yalnızlık Bakanlığı’ oluşturulmuş, yalnızlık artık bireysel bir sorun değil, devlet politikası düzeyinde ele alınan yapısal bir mesele hâline gelmiştir. Bu örneklerin ortak noktası açıktır: Toplumsal bağların yerini, dijital izleme ve doğrulama mekanizmaları almaktadır. Yalnızlık artık gizlenen değil; ölçülen, izlenen ve yönetişim alanına dâhil edilen bir toplumsal olguya dönüşmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’de de yalnızlık meselesi yeni bir boyut kazandı</strong></p>
<p>Türkiye’de yalnızlık meselesinin, hızlanan kentleşme, çekirdek ailenin çözülmesi ve dijital iletişim pratiklerinin yaygınlaşmasıyla yeni bir boyut kazandığını anlatan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bu çerçevede Üsküdar Üniversitesi, yalnızlığı her yıl farklı sosyal gruplar ve toplumsal kategoriler bağlamında ele alan uluslararası sempozyumlar ve ulusal ölçekli araştırmalar yoluyla bu alanda önemli bir akademik birikim üretmektedir. Gençlik ve yalnızlık ile yaşlılık ve yalnızlık üzerine yapılan son araştırmalar, yalnızlığın kuşaklar arası farklı biçimlerde deneyimlendiğini; ancak her iki grupta da ortak olarak görünürlük, aidiyet ve sosyal destek eksikliği ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.” diye konuştu.</p>
<p>Bu bağlamda dijital uygulamaların, yalnızlık olgusunun hem sonucu hem de semptomu olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “Are You Dead? gibi araçlar, sosyal çözülmenin birey düzeyinde ürettiği geçici savunma mekanizmalarıdır. Akademik bilgi ile dijital pratik arasındaki bu kesişim, yalnızlığın artık yalnızca teorik bir tartışma değil; gündelik hayatın doğrudan düzenlenen bir alanı hâline geldiğini göstermektedir. Are You Dead? / Are You Dead Yet, basit bir mobil uygulamadan çok daha fazlasıdır. Bu tür araçlar, çağımızın yalnızlık–güvenlik–varlık kanıtı ekseninde şekillenen toplumsal kırılganlığı görünür kılmaktadır. Uygulamanın ima ettiği temel soru nettir: İnsanların hayatta olduklarını düzenli olarak teyit etmek zorunda kaldığı bir toplumda, hangi sosyal bağlar zayıflamıştır?” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gençler yapay zekâ tabanlı dijital araçlarla dertleşiyor</strong></p>
<p>Dijital çağda yalnızlığın artık yalnızca hissedilen bir duygu değil; izlenen, ölçülen ve yönetilen bir toplumsal olguya dönüştüğünü de kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “Özellikle gençler arasında, yüz yüze dertleşilen ve güven duyulan kişi sayısının azalmasıyla birlikte, ChatGPT gibi yapay zekâ tabanlı dijital araçlarla dertleşme ve paylaşım pratiklerinin giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Bu yönelim, insan ilişkilerinin giderek yüzeyselleştiğini, buna karşılık bireylerin yargılanmadan dinlenebilecekleri, sürekli erişilebilir ve ‘güvenli’ alanlara duyduğu ihtiyacın arttığını göstermektedir. Üsküdar Üniversitesi tarafından yürütülen ‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ araştırmasının bulguları, gençlerin yoğun dijital etkileşim içinde olmalarına rağmen derin, sürdürülebilir ve güven temelli sosyal bağlar kurmakta zorlandıklarını ortaya koymaktadır. Teknoloji yalnızlığı ortadan kaldırmaz; yalnızca onunla başa çıkma biçimleri sunar. Kalıcı güven, aidiyet ve insani temas ise algoritmik sistemlerde değil, yeniden inşa edilecek yüz yüze ilişkilerde ve kolektif dayanışma pratiklerinde yatmaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-kurumsallasiyor-609188">Yalnızlık kurumsallaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 09:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunu]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybettiğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601695</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl “Gençlik ve Yalnızlık” temasıyla düzenlenen “7. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl “Gençlik ve Yalnızlık” temasıyla düzenlenen “7. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Sempozyumun açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı yaptı.</p>
<p><strong>Gelecekte insanlığı bekleyen büyük tehlike yalnızlık!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalnızlık konusunu gündeme getirmelerinin temel nedeninin gelecekte insanlığı bekleyen büyük bir tehlikeyi fark etmeleri olduğunu ifade ederek, “Yalnızlık Sempozyumu’nun yedincisini gerçekleştiriyoruz. Bir psikiyatrist olarak yalnızlığın neden bu kadar önemli olduğunu özellikle gelecekte bekleyen tehlikeyi gördüğümüz için gündeme getirme ihtiyacı hissettik.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, günümüzde literatürde giderek daha fazla tartışılan “Kaliforniya Sendromu” kavramına dikkat çekerek, “Bu sendromun dört temel belirtisi var. Kaliforniya Sendromu’nun birinci belirtisi hedonizmdir; yani haz odaklı yaşam felsefesi. Aslında Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti. İki tür mutluluk vardır: Biri hedonik mutluluk, yani haz mutluluğu; diğeri ise ödomanik mutluluk, yani anlam mutluluğu.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İnsan ancak anlam peşinde koştuğunda gerçekten mutlu olabiliyor”</strong></p>
<p>Haz ve anlam mutluluğunun nörobiyolojik karşılıklarının da ortaya konduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, modern yaşamın anlam mutluluğunu ihmal ettiğini vurguladı ve “Haz mutluluğu beyinde dopaminle ilişkilidir; kısa vadeli ve geçicidir. Anlam mutluluğu ise serotoninle ilgilidir; daha yavaş salgılanır ama daha kalıcıdır. Kapitalist sistem hedonik mutluluğu tercih etmiş, anlam mutluluğunu ihmal etmiştir. Oysa insan ancak anlam peşinde koştuğunda gerçekten mutlu olabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolojide uzun süre göz ardı edilen önemli bir noktaya dikkat çekerek, “Maslow, son dönemde vefatından önce ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine ‘kendini gerçekleştirme’yi değil, ‘kendini aşma’yı koymuştu. Kendini aşmanın en üst noktasında ise başkalarına yardım etmek ve manevi ihtiyaçlar vardı. Bu gerçek 2017 yılında açıklandı.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bencil insan, yaşlılık veya zorluk anlarında derin bir yalnızlık hissi yaşar”</strong></p>
<p>Kaliforniya Sendromu’nun ikinci belirtisinin egoizm ve narsisizm olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, özellikle gençler arasında narsisizmin hızla yayıldığını söyledi.</p>
<p>“ABD’de ‘Narsisizm Epidemisi’ adıyla kitaplar yayımlandı. Narsisizm, egoizmin kişilik haline gelmesidir. Bencil insan, güçlü ve sağlıklı olduğu zaman iyidir; ancak hastalık, yaşlılık veya zorluk anlarında derin bir yalnızlık hissi yaşar.” diye konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu sürecin kaçınılmaz olarak yalnızlık ve depresyonu beraberinde getirdiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Dünyada depresyon küresel ölçekte artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Kaliforniya Sendromu’nun üçüncü belirtisi yalnızlık, dördüncü belirtisi ise mutsuzluk ve depresyondur. Bugün dünyada depresyonun küresel ölçekte artışında bir virüs mü var diye araştırılıyor. Aslında burada virüs, hedonizm virüsüdür.” dedi.</p>
<p>Yalnızlıkla baş etmenin yolunun anlam odaklı bir yaşamdan geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, insanın yalnızlığı kendini değiştirmek ve olgunlaşmak için bir fırsata dönüştürebileceğini anlattı.</p>
<p><strong>Gençler yaşlılardan daha yalnız</strong></p>
<p>Gençlik ve yalnızlık arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, İngiltere’de yapılan geniş kapsamlı bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarını paylaştı ve “Manchester Üniversitesi ve BBC’nin 55 bin kişiyle yaptığı araştırmada, 16-24 yaş arası gençlerin yüzde 40’ı ‘çok yalnızım’ diyor. 75 yaş üzerindekilerde bu oran yüzde 27. Yani gençler, yaşlılardan daha yalnız.” diye konuştu.</p>
<p>Yalnızlığın artık devlet politikalarını da etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “İngiltere 2018’de, Japonya ise 2021’de Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Birleşmiş Milletler, geleceği bekleyen üç büyük tehlike tanımlıyor: Gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gençlerdeki yalnızlığın nedeni dijital yalnızlık!</strong></p>
<p>Gençlerde yalnızlığın en önemli nedenlerinden birinin dijital yalnızlık olduğunu da belirten Prof. Dr Tarhan, “Dijital dünyada ilişki çok ama derinlik yok. Sosyal paylaşım var ama duygusal paylaşım yok. Sosyal medya aslında sosyal değil; sanal medyadır. Duygusal aktarımın olmadığı yerde yalnızlık vardır.” dedi.</p>
<p>Konuşmasının sonunda, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın temelinde derin ve anlamlı ilişkilerin yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Harvard Üniversitesi’nin 75 yıl süren araştırmasına atıfta bulunarak, “En uzun, en mutlu ve en sağlıklı yaşayanlar; zengin, ünlü veya başarılı olanlar değil, derin ve anlamlı ilişkileri olan kişiler.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Türk kültüründeki “dost” kavramının altını çizen Prof. Dr. Tarhan, “Dost, insanın kendini yalnız hissettiğinde konuşabileceği kişidir. Güvenli ilişki kurabildiği, zor anında yanında olan kişidir. Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız. Anadolu irfanına, Doğu bilgeliğiyle Batı’nın bilimsel birikimini sentezlemeye ihtiyacımız var. Bu sorun ancak böyle çözülebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Yalnızlık, gündelik yaşamın içine yerleşmiş bir problem haline geldi”</strong></p>
<p>Konuşmasına sempozyuma katılanları selamlayarak başlayan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, “Önemli bir sempozyum, çok önemli bir konu. Son derece ciddi; çağımızın temel problemlerinden biriyle karşı karşıyayız.” dedi.</p>
<p>Yalnızlığın artık gündelik hayatın doğal bir parçası haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, bireylerin yalnızlaşmasını sadece teorik bir mesele olarak değil, yaşanan ve hissedilen bir gerçeklik olarak değerlendirdi ve “Bugün artık bireylerin yalnızlaştığını sadece akademik metinlerde değil, günlük konuşmalarımızın içinde de dile getiriyoruz. Çünkü görüyoruz, hissediyoruz ve yaşıyoruz. Yalnızlık, gündelik yaşamın içine yerleşmiş bir problem haline geldi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Teknolojiyle birlikte aile içi ilişkiler zayıfladı”</strong></p>
<p>Yalnızlaşmanın tarihsel kökenlerine de değinen Prof. Dr. Güngör, modernleşme süreciyle birlikte aile yapısında yaşanan dönüşümlerin bu süreci hızlandırdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Güngör, “Aslında modernleşmeyle birlikte bireyin yalnızlaşmaya başladığını söyleyebiliriz. Bunun en önemli nedenlerinden biri büyük aileden, geleneksel aileden çekirdek aileye geçiştir. Elbette çekirdek ailenin modern yaşam açısından olumlu yönleri vardı; sanayileşmiş kentlerin bir gereği haline gelmişti. Ancak bu dönüşüm, kuşaklar arası kopuşu da beraberinde getirdi.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Aile yapısındaki bu parçalanmanın zamanla daha derin bir yalnızlaşmaya dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Güngör, “Teknolojiyle birlikte aile içi ilişkiler zayıfladı. Çekirdek ailelerde bile ebeveynlerle çocukların arasına teknoloji girdi. Bu aracıyla birlikte aile bireyleri giderek birbirinden kopmaya başladı. İlk etapta bu durum özerklik ve özgürlük hissi verdi; hatta bir süre bunun keyfi yaşandı. Ancak zaman içinde aile bireylerinin aynı evin içinde bile birbirleriyle iletişim kurmadığını, kursalar bile bunu artık bir araç üzerinden yaptıklarını görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Yalnızlıktan haz almaya başladık”</strong></p>
<p>Günümüzde bireylerin sanal dünya ile kurduğu ilişkinin gerçek sosyal ilişkilerin yerini aldığını söyleyen Prof. Dr. Güngör, “Artık her birimiz elimizdeki mobil telefonların sunduğu sanal dünyayla ilişki kuruyoruz. Bir kafeye sohbet etmek için gidiyoruz, aynı masada oturuyoruz ama birkaç dakika sonra hepimiz o kafenin dışındayız. Aynı masadayız ama her birimiz başka bir dünyadayız.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin en tehlikeli boyutunun yalnızlıktan haz almaya başlanması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Garip bir yalnızlaşma ve kopma yaşıyoruz. Daha da vahimi, yalnızlıktan haz almaya başladık. Bireylerin birbirine ihtiyaç duymamaya başlaması çok büyük bir tehlike. Oysa insan dediğimiz varlık sosyal bir varlıktır. Bugün bu sosyal varlık olma halinin çelişkilerini derin biçimde yaşamaya başladık.” diye konuştu.</p>
<p>Modern ve postmodern süreçlerin bireyi ve aileyi parçaladığını belirten Prof. Dr. Güngör, insanın artık hem gerçek hem de sanal dünyada parçalı bir yaşam sürdürdüğünü ifade etti ve “Bir yandan somut gerçeklikte yaşıyoruz, diğer yandan sanal gerçeklikte var oluyoruz. Bu da bizi parçalı hale getiriyor. İlk başta keyif verici gibi görünen bu durum, zamanla insanın kendi çelişkileriyle yüzleştiği çok daha vahim bir süreci beraberinde getiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Makinelerle birlikte bir şeyleşme sürecine girdik”</strong></p>
<p>Teknolojinin insanı makinelere bağımlı hale getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Güngör, bu süreci “şeyleşme” kavramıyla açıkladı ve “Birbirimizden uzaklaşırken makinelerle bütünleşmeye başladık. Makinelere eklemlendik. İnsan olmaktan, birey olmaktan uzaklaşıp, makinelerle birlikte bir şeyleşme sürecine girdik. Bu son derece kaygı verici bir durum.” dedi.</p>
<p>Duyguların ve zihinsel süreçlerin de bu dönüşümden etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Duygularımız yumuşuyor, hatta olumsuz anlamda duygularımızdan arınmaya başlıyoruz. Zihnimizi yapay zekâya, duygularımızı sanal âleme teslim ediyoruz. Bunun sonucunda yalnızlaşma ve yabancılaşmanın iç içe geçtiği çok garip bir sürecin tam ortasında bulunuyoruz.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Süleymanlı: “Gençlerimiz zaman zaman kendilerini duyulmamış ve yalnız hissetmektedir”</strong></p>
<p>Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Kazakistan’ın başkenti Astana’dan çevrimiçi katılarak gençlerin dijital çağda giderek derinleşen yalnızlık deneyimlerine dikkat çekti.</p>
<p>Bu yıl sempozyumun ana temasının özellikle gençlik olarak belirlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, dijitalleşmenin gençlerin sosyal ilişkilerini dönüştürdüğüne işaret ederek, “Dijital çağın sunduğu tüm iletişim imkânlarına rağmen, sosyal medya üzerinden sürekli etkileşim içinde olan gençlerimiz zaman zaman kendilerini duyulmamış ve yalnız hissetmektedir. Bu tablo, gençlerin yaşadığı yalnızlığın bireysel tercihlerden ziyade içinde bulundukları toplumsal koşullarla yakından ilişkili olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.</p>
<p>Sempozyum süresince gençlerin yalnızlık deneyimlerini şekillendiren çok sayıda başlığın ele alınacağını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Göçmen gençlikten üniversite gençliğine, dijital kuşaktan sosyal medya fenomenlerine, otizmli gençlerin özgün yalnızlık deneyimlerinden yurt dışında öğrenim gören gençlerin yaşadığı yalnızlık olgusuna kadar pek çok başlığı karşılaştırmalı bir bakış açısıyla ele alacağız. Bu gruplar, günümüzde yalnızlığın yeni ve farklı görünümlerini en yoğun biçimde deneyimleyen toplumsal kesimler arasında yer almaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ araştırması</strong></p>
<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da kapsamlı bir alan araştırmasının sempozyum kapsamında paylaşılacağını dile getiren Süleymanlı, “Sempozyumumuz kapsamında Method Research Company ile iş birliği içerisinde Türkiye genelinde gerçekleştirdiğimiz ‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ başlıklı geniş kapsamlı alan araştırmasının bulgularını da değerlendireceğiz.</p>
<p>Sempozyumun yalnızca sorunları tespit etmeyi değil, çözüm üretmeyi hedeflediğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Biz burada yalnızlığı kader gibi kabullenen bir yaklaşımı değil; dönüştürülebilir bir toplumsal mesele olarak ele alan bir anlayışı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Yalnızca sorunları tanımlayan değil, aynı zamanda çözüm üreten bir akademik zemin oluşturmayı önemsiyoruz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yalnızlığın evrensel bir mesele olduğunun altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, “Sempozyumda bu yıl Azerbaycan, Finlandiya, İsviçre, Kazakistan, Rusya ve Özbekistan olmak üzere altı ülkeden yüz yüze ve çevrim içi katılımla geniş bir uluslararası temsil sağlanmıştır. Bu tablo, yalnızlık olgusunun sınırları aşan, evrensel bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Dijitalleşen dünyada gençlerin yalnızlık serüveni ele alındı</strong></p>
<p>Moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin’in yaptığı birinci oturumda; Düzce Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metin Kılıç “Modernleşen Aile ve Dijitalleşen Gençlik”, Finlandiya Kızılhaçı’ndan Annakatriina Jylhä ve Tommi Korhonen “Yalnızlığın Gönüllülükle Önlenmesi”, Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Müge Akbağ “Gençlikte İlişkisel İhtiyaçlar” ve çevrim içi katılımıyla Prof. Dr. Mustafa Koç “Duyguda Yaşayan Gençliğin Yalnızlık Mücadelesi” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Türkiye’de Gençliğin Yalnızlığı Araştırması sonuçları açıklandı</strong></p>
<p>Sempozyumun en dikkat çekici bölümlerinden birinde; Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin ve Method Research Company’den Hale Aslı Kılıç tarafından hazırlanan “Türkiye’de Gençlik, Yalnızlık ve Dijitalleşme: Güncel Araştırma Bulguları” ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Öğleden önceki ikinci oturumda ise; NEET (ne eğitimde ne istihdamda olan) gençlerden göçmen gençlere, otizmli bireylerden uluslararası öğrencilere kadar geniş bir yelpazede “Gençlik ve Toplumsal Yalnızlık Deneyimleri” ele alınacak. Doç. Dr. Cihan Ertan, Dr. Gökhan Özcan, Uzman Klinik Psikolog Buse Duran Birlik, Serden Ferhatoğlu Anıl (İsviçre), Nuriye Novruzova (Konuşma Terapisti) ve Sümeyra Yaman (Çocuk Gelişimi Uzmanı) gençlikte yalnızlığın psikopatolojik ve sosyolojik boyutlarını değerlendirildi.</p>
<p>Sempozyumun öğleden sonraki bölümü çevrim içi olarak devam etti. Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı moderatörlüğündeki bu bölümde; Rusya (RUDN Üniversitesi), Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan’dan katılan bilim insanları, kendi ülkelerindeki gençlik yalnızlığı, siber politikalar ve sosyal medya düzenlemeleri üzerine sunumlar yaptı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 09:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Çevrimdışı]]></category>
		<category><![CDATA[dostluklar]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaldı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sosyal medya ve yalnızlık konusunu ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275">Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sosyal medya ve yalnızlık konusunu ele aldı.</p>
<p><strong>Sosyal medyada yalnızlığını gidermek isteyen milyonlarca insan var</strong></p>
<p>Sosyal medyada yalnızlığını gidermek isteyen milyonlarca insan olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Adı üstünde ‘sosyal’ medya: İnsanların bir araya gelmesine, birlikte bir şeyler yapmasına fırsat yaratacak platformlar… Peki gerçekten öyle mi? Yoksa bu mecralar yalnızlığımızı biraz daha görünmez kılarak derinleştiriyor mu? Sosyal medya ağlarıyla örülü bu çağda, insani bağların yerini ‘bağlantılar’ aldı. Facebook’a, Instagram’a bakarsak yüzlerce, hatta binlerce ‘arkadaşımız’ var. Ama bu ilişkiler klasik anlamda bir arkadaşlığın yerini tutabilir mi? Araştırmalar, ekran üzerinden kurduğumuz bağlar arttıkça, emek ve zaman isteyen dostlukların azaldığını söylüyor.” dedi.</p>
<p><strong>İnsanlar gerçek yakınlık kurmakta zorlanıyor</strong></p>
<p>Sosyolog Sherry Turkle’a atıfta bulunan Prof. Dr. Atalay, modern insanın durumunu ‘birlikte yalnızlık’ olarak tanımladığını kaydetti. Prof. Dr. Atalay, “İnsanlar sürekli bağlı, ama gerçek yakınlık kurmakta zorlanıyor. Bir ‘beğeni’, bir ‘emoji’, bir ‘iyi ki doğdun’ mesajı ama yüz yüze yarım saatlik bir sohbet bile yıllarca ertelenebiliyor. ‘Bir ara mutlaka karşılıklı bir kahve içelim’ mesajları hiçbir zaman tutamayacağımız sözler haline geliyor.  İnsan ilişkilerine dair kolektif bir çabasızdık ve yılgınlık içerisindeyiz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Derinlikli sohbetlere, uzun soluklu dostluklara enerji kalmadı</strong></p>
<p>Her şeyin hıza teslim olduğu bir çağda, ilişkilerin de bu tempodan nasibini aldığını söyleyen Prof. Dr. Atalay, “Derinlikli sohbetlere, uzun soluklu dostluklara, kalıcı ilişkiler kurmaya zamanımız da enerjimiz de kalmıyor. Telefon rehberimiz dolu, sosyal medya listelerimiz de ama bir gün ansızın başımız sıkışsa gerçekten arayabileceğimiz kaç kişi var?” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Modern çağın üzücü gerçeğinin “Kalabalık yalnızlık” olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atalay, “Psikoloji literatürü, sosyal medya mecralarındaki arkadaşların sayısal bolluğunun niteliksel bir karşılık taşımadığını vurguluyor. Oxford Üniversitesi Evrimsel Psikoloji bölümü öğretim üyesi Robin Dunbar’ın ünlü ‘Dunbar sayısı’ teorisine göre, insan zihni aynı anda 150 civarında sosyal ilişkiyi sağlıklı biçimde sürdürebiliyor. Oysa sosyal medya profillerimiz bu sınırı çoktan aşmış durumda. Yani elimizde çok sayıda isim var, fakat bunların sadece çok azı gerçekten ‘arkadaş’. Nitelik niceliğin gölgesinde kayboluyor.” dedi.</p>
<p><strong>Toplumsal dönüşüm her kuşağı etkiliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyaya olan ilginin sadece genç kuşaklara özgü olmadığını kaydeden Prof. Dr. Atalay, “İleri yaşlı bireyler bile sosyal medyanın akışına kapılmış durumda. Bu özellikle şaşırtıcı, çünkü ömrünün büyük kısmını internet olmadan geçirmiş, karşılıklı sohbetin, kalabalık buluşmaların, misafirliğin komşuluğun tadını bilen bir nesilden bahsediyoruz. Buluşmalar yerini emoji değiş tokuşlarına bıraktı. Şehirlerde çoğu zaman komşuların ismi dahi bilinmiyor. Yani mesele yalnızca Z kuşağının meselesi değil; bu, toplumsal bir dönüşüm.” dedi.</p>
<p><strong>Modern insanın yalnızlığı dışarıdan fark edilmesi güç bir yalnızlık…</strong></p>
<p>Türk Dil Kurumu&#8217;nun (TDK) 2024 yılının kelimesini &#8220;kalabalık yalnızlık&#8221; olarak ilan ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Atalay, &#8220;Metroda, otobüste yan yana oturan insanların her biri kendi telefonuna gömülmüş durumda. Kafelerde, restoranlarda aynı masalarda oturan herkes ayrı bir ekrana bakıyor. Modern insanın yalnızlığı, kalabalıkların içinde yaşanan, dışarıdan fark edilmesi güç bir yalnızlık.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Fiziksel beraberliğin öneminin unutulduğunu ve &#8220;aynı anda çevrimiçi olmanın yeterliymiş gibi geldiğini&#8221; vurgulayan Prof. Dr. Atalay, “Oysa insan, doğası gereği bağ kurmak ister. Güvenmeyi göze almak, ötekine yaklaşmak, içini dökmek ve bunu yaparken insani sıcaklığı hissetmek, tercihten öte, bir ihtiyaçtır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bildirim sesi, bir dostun sesini duymanın yerini tutmuyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın faydalarına da dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Bu teknolojiler zaman ve mekân engellerini ortadan kaldırarak iletişimi çok kolaylaştırıyor.  Sosyal medya sayesinde yeni topluluklar oluşuyor. Özellikle göçmenler, azınlık grupları, marjinalleştirilmiş bireyler çevrimiçi ağlarda dayanışma imkânı buluyor. Fakat bu tür bağların kalıcı ve derin bir ilişkiye dönüşebilmesi için hâlâ ‘fiziksel’ temasın, ortak mekânların, yan yana geçirilen zamanların yerine konulabilecek bir şey yok. İnternet teknolojisi ve bu teknoloji sayesinde ulaştığımız sosyal medya mecralarını insani ilişkileri geliştirmek, kesintisiz şekilde iletişim kurmak ve samimiyeti ilerletmek için kullandığımızda faydalı oluyor. Yüz yüze ilişkilerin yerine bir alternatif olarak düşündüğümüzde ve bunu bir alışkanlığa dönüştürdüğümüzde ise yalnızlık baş gösteriyor. Çünkü hiçbir bildirim sesi, bir dostun sesini duymanın yerini tutmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnız ciddi bir sağlık riski olarak görülüyor</strong></p>
<p>Yalnızlık sorununa uluslararası platformda da çözüm arandığını belirten Prof. Dr. Atalay, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve bazı ülkelerin yalnızlıkla mücadele için attığı adımları hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Dünya Sağlık Örgütü 30 Haziran 2025’te yalnızlıkla ilgili yeni bir rapor yayımladı. Dünya Sağlık Örgütü yalnızlığı ciddi bir sağlık riski olarak görüyor. Raporda sosyal izolasyon ve yalnızlığın yaygın olduğu ve sağlık, iyi oluş ve toplum üzerinde ciddi ancak yeterince fark edilmeyen etkiler yarattığı vurgulanıyor. İngiltere ve Japonya’da bu sorun hakkında çözüm arayışları ve hizmetlerin sistematik hale getirilmesi hedefiyle yalnızlık bakanlıkları kuruldu. Bu gelişmeler yalnızlığın bireysel değil toplumsal bir sorun haline geldiğini gösteriyor. Ama çözülemez değil. Bu nedenle en yakınlarımızla ilişkilerimizi sosyal medya takiplerine, emoji değiş tokuşuna indirgemeden yeniden yan yana gelmenin ve birbirimizin gözlerine bakmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Çünkü gerçek hayat ekranların ötesinde akıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275">Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden “İş Yaşamında Yalnızlık”çalışmalarına bir katkı daha</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesinden-is-yasaminda-yalnizlikcalismalarina-bir-katki-daha-579878</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 10:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalarına]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İş Yerinde]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579878</guid>

					<description><![CDATA[<p>5. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumunda sunulan bildiriler “İş Yaşamında Yalnızlık” başlığında kitap haline getirilerek Üsküdar Üniversitesi (ÜÜ) Yayınlarından çıktı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesinden-is-yasaminda-yalnizlikcalismalarina-bir-katki-daha-579878">Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden “İş Yaşamında Yalnızlık”çalışmalarına bir katkı daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>5. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumunda sunulan bildiriler “İş Yaşamında Yalnızlık” başlığında kitap haline getirilerek Üsküdar Üniversitesi (ÜÜ) Yayınlarından çıktı.</p>
<p>Dijital platformlarda erişime sunulan kitap aynı zamanda Türkiye genelinde yapılan kapsamlı bir alan araştırmasının sonuçlarını da bir araya getirdi.</p>
<p>Kitabın editörlüğünü Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı ve Sosyoloji Bölümü öğrencisi Melike Demir üstlendi.</p>
<p>Kitapta yer alan yalnızlık araştırmalarıyla özellikle iş yaşamı bağlamında bu olgunun daha görünür hale gelmesi ve alanda disiplinlerarası bakış açısının güçlenmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Bildiriler kitabındaki öne çıkan temalar:</strong></p>
<p><strong>•            </strong>İş yerinde yalnızlığın çalışan sağlığı, motivasyonu ve kurum kültürü üzerindeki etkileri,</p>
<p>•            Dijitalleşme, uzaktan çalışma ve hibrit modellerin yalnızlık deneyimine yansımaları,</p>
<p>•            Aile, sosyal destek mekanizmaları ve liderliğin iş yaşamındaki rolü,</p>
<p>•            Kültürlerarası perspektiflerden iş yerinde yalnızlık incelemeleri</p>
<p>olarak dikkat çekti.</p>
<p><strong>“İş Yerinde Yalnızlık” alan araştırmasının sonuçlarına da yer verildi</strong></p>
<p>Kitapta ayrıca Türkiye genelinde gerçekleştirilen kapsamlı “İş Yerinde Yalnızlık” alan araştırmasının sonuçları da yer aldı. Bu yönüyle eser, yalnızca bildiriler kitabı olmanın ötesine geçerek, ulusal ölçekte veriye dayalı önemli bulguları da akademik literatüre kazandırdı.</p>
<p>Editörler, kitabın yalnızca akademik çevreler için değil; aynı zamanda işverenler, insan<strong> </strong>kaynakları yöneticileri, psikolojik danışmanlar ve politika yapıcılar için de önemli bir başvuru kaynağı olacağına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Kitapta kimler var?</strong></p>
<p>Çeşitli üniversitelerden akademisyenler, sosyologlar, psikologlar ve genç araştırmacılar bildirileriyle kitaba katkı sundu. Yazarlar, iş yerinde yalnızlığın bireysel psikoloji, sosyal ilişkiler, örgütsel verimlilik ve kültürel farklılıklar açısından çok boyutlu bir şekilde ele alınmasına imkân tanıdı. Özellikle farklı ülkelerden gelen katkılar, konunun evrensel boyutunu gözler önüne serdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi öncülüğünde 16 Aralık 2023 tarihinde düzenlenen “5. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”; “İş Yaşamında Yalnızlık” temasıyla gerçekleştirilmişti.</p>
<p><strong>Kitap PDF için:</strong></p>
<p>https://uuyayinlari.com/is-yasaminda-yalnizlik</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesinden-is-yasaminda-yalnizlikcalismalarina-bir-katki-daha-579878">Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden “İş Yaşamında Yalnızlık”çalışmalarına bir katkı daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 12:57:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 'Sessiz Salgın: Hikikomori Yalnızlık Hastalığı' konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781">Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8216;Sessiz Salgın: Hikikomori Yalnızlık Hastalığı&#8217; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Kendini eve hapsetme…</strong></p>
<p>Japonca kökenli bir kavram olan ‘Hikikomori’nin &#8220;hiki&#8221; kaçınma, &#8220;komori&#8221;nin ise içe kapanma ya da kendini eve hapsetme anlamına geldiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Türkçeye kavramsal olarak ‘kendini izole etme sendromu’ ya da ‘sosyal geri çekilme bozukluğu’ şeklinde çevrilebilir. Özellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan bu durum, ilk olarak 1990’lı yıllarda Japonya’da tanımlanmış; başlangıçta Japon kültürüne özgü sanılsa da günümüzde küresel bir sorun halini almıştır. Hikikomori&#8217;nin temel belirtileri şöyle; kişi sosyal ortamlardan uzak durur, evden çıkmak istemez, kendini eve kapatır, sadece fiziksel olarak değil, duygusal ve zihinsel olarak da içe kapanır, sosyal etkileşimleri neredeyse sıfıra indirir; neşeli görünebilir ama içsel olarak izoledir, sanal oyunlara aşırı düşkünlük görülür, özellikle okul ve iş gibi yapısal sorumluluklardan uzak dururlar, ev tek güvenli alan haline gelir ve anne babaya bağlılık vardır, ancak bu bağ mesafeli ve çelişkilidir; aile bireylerine duygusal yakınlık göstermez ama onlardan da kopamaz.”</p>
<p><strong>6 ay veya daha uzun sürdüğünde tanı konulabiliyor</strong></p>
<p>Bu durum 6 ay veya daha uzun sürdüğünde tanı konulabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Japonya’da geliştirilmiş 25 soruluk bir değerlendirme ölçeği vardır; Türkiye&#8217;de de 8 soruluk bir uyarlaması mevcuttur. Bu sendrom, depresyonun alt türlerinden biri olarak değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Bu çocukların genellikle aşırı korumacı anneler ve işiyle meşgul, mesafeli babaların çocukları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Aşırı korumacılık, çocuğun sorumluluk almadan büyümesine neden olur. Küçük yaşta yeterli sorumluluk verilmeyen çocuklar, dış dünyaya karşı güvensiz hale gelir. Ayrıca bu çocukların ilgi alanlarının sınırlı olması, zihinsel gelişimlerini daraltır. Ebeveynlerin çocuğu çeşitli sosyal etkinliklere yönlendirmesi, oyun, sanat, doğa gibi çok yönlü alanlarda deneyim kazandırması çocuğun beyin gelişimini ve dayanıklılığını artırır. Sorumluluk almayan çocuklar çalışma eyleminin getirdiği tatmini de tanıyamaz. Oysa ev işlerine katkı sağlamak, bir büyüğe yardımcı olmak bile çocuğun gelişimi açısından oldukça önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Süreç ilerledikçe okul ve akran reddi gelişiyor</strong></p>
<p>Bu çocukların yetiştiği ailelerde sıklıkla sağlıklı iletişim eksikliği görüldüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Evde çatışmalar küçük bir sorundan bile büyük gerilimlere dönüşebilir. Bu durumda çocuk kendine odasında bir güvenli alan oluşturur ve zamanla sosyal izolasyonu normalleştirir. Süreç ilerledikçe okul reddi ve ardından akran reddi gelişir. Normalde 10 yaş sonrası çocuk için akran ilişkileri anne-babadan daha önemli hale gelirken, bu çocuklar akranlarından da kaçınır. Bu durum onları akran zorbalığına açık hale getirir ve yalnızlık döngüsünü derinleştirir. Nitekim Japonya ve İngiltere, yalnızlık bakanlığı kurarak bu duruma dikkat çekmiştir. Artık sadece bireysel değil, toplumsal boyutta bir sorun haline gelmiştir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anne babaya bağlı değil bağımlı hale geliyorlar</strong></p>
<p>Bu çocukların genellikle sosyal medya ve dijital ortamlar aracılığıyla sahte bağlar kurduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Gerçek ilişkilerden uzak, yüzeysel, geçici ve yapay övgülerle tatmin olurlar. Bu sahte bağlar çocuklara sahte bir ‘değerli olma’ hissi verir. Gerçek ile sahte arasındaki farkı ayırt edemedikleri için de bu ortamları daha güvenli görürler. Anne babanın aşırı eleştirel ya da yargılayıcı tutumu, çocuğun evde bile kendini bir mahkeme salonunda gibi hissetmesine neden olur. Bu nedenle çocuk, daha çok dijital dünyada bağlantı kurmaya yönelir. İnsan bağ kurmadan yaşayamaz; çocuk da sanal bağlarla bu boşluğu doldurmaya çalışır. Ancak bu bağlar yapaydır ve yalnızlık hissini daha da derinleştirir. Yalnız kalmak zamanla bir alışkanlık haline gelir ve sahte bir huzur hissi yaratır. Bu durumun sonunda çocuk, anne babaya bağlı değil bağımlı hale gelir ve süreç ilerledikçe onları da reddetmeye başlar.” dedi.</p>
<p><strong>Yalnızlık günde bir paket sigara içmek kadar hasar veriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Birleşmiş Milletler&#8217;in geleceği bekleyen üç büyük küresel tehditten biri olarak ilan ettiği &#8220;yalnızlığın&#8221;, artık somut bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü belirterek, &#8220;Yapılan istatistikler, &#8216;çok yalnızım&#8217; diyen kişilerde kronik hastalık riskinin yüzde 26 daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu durum, günde bir paket sigara içmek kadar bedenimize hasar veriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Modernizmin &#8220;bireyselleşme&#8221; adı altında &#8220;bencilleşmeyi&#8221; yücelterek bu küresel salgını körüklediğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kalabalık yalnızlık&#8221; kavramının Türkiye&#8217;de &#8220;yılın kelimesi&#8221; seçilmesini, modernizmin &#8220;sessiz çığlığı&#8221; olarak niteledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sosyal bir varlık olan insanın, başkalarına muhtaç olmadan yaşama öğretisiyle aslında kendi doğasına aykırı bir yola itildiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Seçilmiş yalnızlık bilgelik…</strong></p>
<p>Her yalnızlığın kötü olmadığını, &#8220;seçilmiş yalnızlığın&#8221; kişinin kendini tanıdığı bir &#8220;iç keşif yolculuğu&#8221; ve bilgeleşme fırsatı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, asıl tehlikenin, bireyin istemediği halde yalnızlığa itilmesi olduğunu, bu durumun arkasında yatan bencilliği &#8220;sosyal kanser&#8221; olarak tanımladı.</p>
<p>&#8220;Bencil ve narsist insanlar, tıpkı bir tümör hücresi gibi sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Vücudumuzun bu hücrelerle savaştığı gibi, toplumun da bu &#8216;toksik&#8217; kişiliklerle mücadele etmesi gerekir.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, yalnızlığın oluşturduğu kronik stresin bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun kendi kendini onarma mekanizmasını bozduğunu, bu küresel tehdidin bir sonraki adımının depresyon olduğunu ve çözümün, sosyal bağları güçlendirmekte yattığını ifade etti.</p>
<p><strong>Kronik yalnızlık çeken kişilerin beyninde erken yıpranma oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle pandemi sonrası gençlerde artan ve okul reddi gibi sorunlarla kendini gösteren kronik yalnızlığın, beyinde somut ve ölçülebilir hasarlara yol açtığını dile getirerek, &#8220;Yapılan araştırmalar, kronik yalnızlık çeken kişilerin beyninde; bellek alanı olan hipokampus, duyguları düzenleyen anterior singulat korteks ve anlamlandırmayla ilgili bölgelerin fiziksel olarak küçüldüğünü gösteriyor. Bu durum kişileri erken yıpranmaya ve ruhsal bozukluklara karşı savunmasız bırakıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yalnızlığın yarattığı sürekli stresin, gen ifadesini bozarak vücudun &#8220;tehlike olmadığı halde tehlike var&#8221; sinyali vermesine ve tiroit gibi otoimmün hastalıklara yol açtığı uyarısında bulunan Prof. Dr. Tarhan, aile içi iletişimin zayıf olduğu, kuralların nezaketle dengelenemediği ortamlarda büyüyen gençlerin bu riske daha açık olduğunu, çözümün, çocuklara sağlıklı iletişim ve problem çözme becerilerinin öğretilmesinde yattığını vurguladı.</p>
<p><strong>Yalnızlık salgınında erkekler neden daha fazla risk altında?</strong></p>
<p>Yalnızlık ve sosyal izolasyon konusunda erkeklerin kadınlara göre daha büyük risk altında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunun temelinde kadın ve erkek beyninin genetik kodlarındaki farklılıkların yattığını söyledi.</p>
<p>&#8220;Kadın beyni, doğuştan gelen annelik kodları nedeniyle empati ve sözel ifade becerilerinde daha gelişmiştir. Stres altında kadın, konuşarak ve sosyalleşerek çözüm ararken, erkek beyni zihinsel sığınağına çekilerek içe kapanır.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, bu temel farklılığın, erkekleri akran zorbalığına, sosyal izolasyona ve kendini eve hapsetme gibi durumlara daha yatkın hale getirdiğini belirtti.</p>
<p>Kendini hayata kapatan gençlerde zaman kavramının dahi bozulabileceğini, hangi ayda veya günde olduklarını unutabileceklerini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, kadınların daha sosyal genetik şifreler taşıması nedeniyle teorik olarak bu küresel yalnızlık salgınına karşı daha dirençli olmasının beklendiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası gençlerde &#8220;sanal dünyaya hapsolma&#8221; arttı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle pandemi sonrası gençlerde artan &#8220;sanal dünyaya hapsolma&#8221; ve yalnızlık salgınının temelinde, ailelerin çocuklarına sunduğu sınırsız konfor ve yanlış yaşam felsefesinin yattığını ifade ederek, “Aman sorun çıkarmasın diye çocuğun her istediğini yapan, evin liderliğini ona kaptıran anne-babalar, aslında ona hayatın sınırlarını öğretmiyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Evde stres seviyesi yüksek olan çocukların, emek vermeden kolayca haz kaynaklarına ulaşılan sanal dünyayı bir &#8220;sığınak&#8221; olarak gördüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, eline &#8220;ucuz bakıcı&#8221; olarak tablet verilen ve rüyasında bile parmağıyla ekran kaydıran bebekler olduğunu, İskandinav ülkelerinin 3 yaşına kadar ekranı tamamen yasakladığını hatırlattı.</p>
<p>&#8220;Biz çocuklarımıza orta ve uzun vadeli hedefler sunmak yerine, sadece anlık haz ve dopamin odaklı bir hayat öğretiyoruz. &#8216;5-10 sene sonra nerede olacaksın?&#8217; sorusunu sormayan genç, para, şöhret ve alkışla dolu sanal dünyanın esiri oluyor.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, ailelere çocuklarına anlam ve amaç odaklı bir hayat sunmaları çağrısında bulundu<strong>.</strong></p>
<p><strong>Sanal ortamdaki iletişimin &#8220;sosyal&#8221; değil, &#8220;sanal&#8221; </strong></p>
<p>Sanal ortamdaki iletişimin &#8220;sosyal&#8221; değil, &#8220;sanal&#8221; olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tarhan, gerçek fiziksel temasın olmadığı bu etkileşimlerin beynin sadece hayal kurmayla ilgili alanını çalıştırdığını belirtti.</p>
<p>&#8220;Gerçek sosyal hayatta beş duyu, motor beceriler, empati ve sosyal sınırlar öğrenilir. Sanal ortamda ise çocuk hata yapıp karşı tarafın tepkisinden ders çıkaramaz, bu yüzden sosyal sınırları öğrenemeyen bireyler yetişir.&#8221; diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, özgüveni düşük ve stresini yönetemeyen kişilerin, sahte bir onay ve sürükleyicilik sunan sanal ortamlara, özellikle de oyunlara kaçtığını ifade etti.</p>
<p>İnsanın &#8220;ilişkisel bir varlık&#8221; olduğunu ve sosyal olarak kendini güvende hissettiğinde beynindeki tehlike devrelerinin sustuğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, mutlulukla yalnızlık arasında doğrudan bir nedensellik bağı olduğunu söyledi.</p>
<p>Yalnızlığa itilen kişilerin, gerçek problemlerden kaçmak için anlık hazlara sığındığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Halbuki amaç ve anlam odaklı bir hayat seçseler, başlangıçta zorlansalar da orta ve uzun vadede kazanırlar. İnsan, bir bütünün ve bir anlamın parçası olmak ister; asıl mutluluk ve yalnızlığın çözümü burada yatar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Aileler negatifle savaşmak yerine, pozitifi artırmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 15 yaşındaki bir gencin protestocu ve negatif tavırlarının altında genellikle ailenin &#8220;fazla sevgiyle karışık fazla müdahalesinin&#8221; yattığını ifade ederek, &#8220;10 yaşından sonra çocuğu yönetemezsiniz; ona heykeltıraş gibi şekil vermeye çalışmak yerine, hayat yolunda bir &#8216;yol arkadaşı&#8217; olmalısınız.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Buyurgan bir tavrın, özellikle özerklik duygusu gelişmiş çocuklarda tam tersi bir tepkiye ve &#8220;ters kimlik&#8221; gelişimine yol açtığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ailelere &#8220;negatifle savaşmak&#8221; yerine, &#8220;pozitifi artırma&#8221; stratejisini önerdi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocuğun dünyasına girebilmek için onun ilgi alanlarından (müzik, bilgisayar, sanat) bir kapı açın. Nasihat ve konferans vermek yerine, önce çocuğun iyi yönlerini övün. Güven ilişkisi tazelendiğinde, çocuk yanlışı zaten kendiliğinden bırakacaktır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon ve otizme bakılıyor</strong></p>
<p>Kendini eve kapatan, hatta tuvalete bile gitmekte zorlanan &#8220;Hikikomori&#8221; benzeri vakalarda, ilk olarak altta yatan biyolojik bir neden olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Bu gençlerde öncelikle depresyon ve otizm spektrum bozukluğu gibi sosyal iletişim güçlükleri olup olmadığını tarıyoruz. Eğer nonverbal (sözel olmayan) öğrenme güçlüğü gibi sorunlar varsa, tedavi tamamen değişiyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Pandemi sonrası bu tür vakalarda ve ergen intihar girişimlerinde ciddi bir artış yaşandığını, daha önce nadiren ihtiyaç duyulurken şimdi ergen servislerinde yer bulmakta zorlandıklarını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Eğer ailede anne ve baba ortak bir dil konuşuyor, tutarlı davranıyor ve çocuklar arasında kutuplaşma yaratmıyorsa, bu gençler hızla toparlanıyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yalnızlık ve sosyal izolasyon yaşayan ergenlerin en temel ihtiyacının &#8220;adam yerine konmak&#8221; ve &#8220;değer verilmek&#8221; olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, ailelerin &#8220;Bugün nasılsın?&#8221; gibi basit sorular yerine, &#8220;Şunu nasıl yapalım?&#8221; diyerek onu karar süreçlerine dahil etmesinin çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Ancak tüm bu çabalara rağmen, bir gencin sık sık ölümle ilgili konular açması, sorular sorması veya &#8220;uzun bir yolculuğa çıkıyor&#8221; gibi bir ruh haline bürünmesinin çok ciddi bir alarm sinyali olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu durumda ailelerin vakit kaybetmeden mutlaka bir uzman desteği alması hayat kurtarıcıdır.&#8221; diye sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781">Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 07:53:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dostunuz]]></category>
		<category><![CDATA[sürükleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz yapay zeka, yalnızca teknoloji gündemini değil, psikoloji dünyasını da derinden etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801">Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz yapay zeka, yalnızca teknoloji gündemini değil, psikoloji dünyasını da derinden etkiliyor. Akıllı algoritmalar, sohbet robotları, hatta terapist görevini üstlenen yapay zeka destekli uygulamalar insan zihniyle karmaşık bir dansa tutuşmuş durumda&#8230; Günümüzde yapay zeka ile dertleşenlerin sayısının hızla arttığını, oysa bu dertleşmenin gizli tehlikeler içerebildiğini belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi’nden Uzman Psikolog Meysenaz Koser</strong> “Sosyal medya algoritmalarının bizim ne istediğimizi bizden önce bilmesi, duygularımıza cevap veren sanal asistanlar ve ‘terapi botları’ günümüzde sıradanlaştı. Bazı kullanıcılar, yapay zeka ile kurdukları etkileşimi bir ‘dijital dostluk’ olarak tanımlıyor. Hatta yalnızlık hissini azalttığını söyleyenlerin sayısı hiç de az değil. Ancak bu durum iki ucu keskin bir bıçak. Zamanla yalnızlaşmadan depresyona dek bir çok tehlikeye neden olabilir” diyor. Uzman Psikolog Meysenaz Koser, yapay zekayla dertleşirken dikkat edilmesi gereken 7 uyarısını sıraladı, ‘dijital dost’unuzla duygusal dertleşmelerinizde gizli tehlikeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Yüzeysel yanıtlar verdiğini bilin</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekanın yanıtları derin psikolojik destek yerine geçmez. Terapi veya psikolojik yardım sadece insanla yapılır. Zeka modelinin tavsiyeleri yüzeysel ya da genelleyici olabilir. Yapay zeka sorularınıza istediğiniz uzunlukta ve ayrıntılarla yanıt verse de sizin yaşadığınız deneyimin anlamını tam olarak kavrayamaz. </p>
<ul>
<li><strong>Duygularınızı hissettiğini sanmayın</strong></li>
</ul>
<p>Her bireyin ruhsal deneyimi eşsiz ve derinliklidir, bu derinliğin tamamı algoritmalarla kapsanamaz. Yapay zeka duyguları anlayabilir ama hissetmez, gerçek empati kuramaz. Sizi destekleyici görünse de, bu bir programlanmış yanıttır, içtenlik değil. Unutmayın, duygularınız ‘analiz edilecek veri’ değil, sizin yaşanmışlıklarınız ve ruhunuzun derinliklerinde hissettiklerinizdir. </p>
<ul>
<li><strong>Gerçek ilişkilerin yerini tutmaz</strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Meysenaz Koser “İnsan ruhu canlı ilişkilerle iyileşir; yüz yüze temas, jest, ses tonu, göz teması gibi. Yapay zeka ile kurulan bağlar tek taraflı ve yapaydır. Kişi, yapay zekayla geçirdiği zamanın tatmin edici olduğunu düşünerek gerçek insan ilişkilerinden uzaklaşabilir. Sosyal bağlar zayıflayıp, aile, arkadaş ya da iş çevresindeki etkileşimlerde azalma yaşanabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Alışkanlık haline getirmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Sadece yapay zekaya dert anlatmak, alışkanlık haline gelirse sosyal kaçınmayı ve yalnızlığı artırabilir. Oysa insanlarla bağ kurmak hala ruh sağlığının temelidir. Üstelik yapay zeka ile kurulan ilişkide geri bildirimlerin her zaman olumlu ve kabul edici olması, kişiyi gerçek dünyadaki normal çatışmalara karşı savunmasız bırakabilir. Gerçek hayattaki reddedilmeler daha ağır hissedilebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Geçici bir rahatlama sağlayabilir ama!</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekaya anlattıklarınızla geçici bir rahatlama hissedebilirsiniz. Ama asıl ihtiyaç duyduğunuz şey, karşılıklı, anlayan bir bilinçtir. Unutmayalım; yapay zeka bir araçtır. İnsan olmak, duyguları hissetmek ve paylaşmakla ilgilidir. </p>
<ul>
<li><strong>Gizliliğe ve zaman kaybına dair bilinçli olun</strong></li>
</ul>
<p>‘Dijital dost’unuzla kendi duygularınızı paylaşırken kişisel veri güvenliğine dikkat edin. Anlattığınız her şey gelecekte işlenebilecek bir veridir. Öte yandan, yapay zeka ile geçirilen aşırı süre, kişinin kariyeri, eğitimi ya da kişisel gelişimi için ayırabileceği zamanı azaltabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bağımlı hale gelmeyin </strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Meysenaz Koser ”Kişi zamanla yapay zekaya duygusal olarak bağımlı hale gelebilir. Bu da teknolojiden kopamama ve yalnız kaldığında aşırı stres hissetme gibi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca zamanla ortaya çıkabilen ‘beni anlayan tek şey bir makine’ düşüncesi, kişiyi yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801">Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık beyni zayıflatıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-beyni-zayiflatiyor-552784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 08:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflatıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=552784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, yalnızlığın beyin kimyası ve yapısı üzerindeki olumsuz etkileri ile ruhsal sağlık üzerindeki riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-beyni-zayiflatiyor-552784">Yalnızlık beyni zayıflatıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, yalnızlığın beyin kimyası ve yapısı üzerindeki olumsuz etkileri ile ruhsal sağlık üzerindeki riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kronik yalnızlık, hem ruhsal hem fiziksel hastalık riskini artırıyor!</strong></p>
<p>Uzun süreli yalnızlığın stres tepkisini tetikleyerek hipotalamo-hipofiz-adrenal (HPA) aksını sürekli aktif tuttuğunu dile getiren Prof. Dr. Barış Metin, “Bu durum, kortizol seviyelerinin artmasına ve zamanla nöroinflamasyon, hipokampal hasar ve bağlantı kopmaları gibi değişimlere yol açabilir. Kronik yalnızlık depresyon, anksiyete, Alzheimer hastalığı ve kalp hastalıkları gibi pek çok sorunun riskini artırır.” dedi.</p>
<p>Nörolojik açıdan da yalnızlığı tanımlayan Metin, “Nörobilimsel olarak yalnızlık, beklenen sosyal bağlılık düzeyi ile mevcut sosyal durum arasındaki farkın algılanmasıdır. Bu fark, beynin özellikle sosyal ödül ve sosyal tehdit işleme ağlarını aktive eder.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yalnızlık beyin kimyasını olumsuz etkiliyor! </strong></p>
<p>Yalnızlığın beyinde özellikle etkilediği bazı bölgeler olduğunu aktaran Prof. Dr. Barış Metin, “Prefrontal korteks (özellikle medial PFC),<strong> s</strong>osyal değerlendirme ve öz-farkındalıkla ilgili bölgedir. Yalnız kişilerde bu bölgede hiperaktivite gözlenebilir. Amigdala, sosyal tehdit ve korku algısıyla ilişkilidir. Yalnız bireylerde amigdala daha uyarılmış olabilir. Hipokampus, bellek ve stres regülasyonunda görev alır. Uzun süreli yalnızlık bu bölgede hacim kaybına yol açabilir. Arka singulat korteks ve temporoparietal bağlantı bölgeleri de<strong> s</strong>osyal algı ve zihinsel durumları anlama ile ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Yalnızlığa yanıt olarak ise bazı kimyasalların devreye girdiğine dikkat çeken Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“Kortizol, kronik stres hormonudur. Uzun süreli yalnızlıkta yüksek kalabilir. Dopamin, sosyal ödüllerle bağlantılıdır. Yalnızlık durumunda dopamin sisteminin zayıfladığı düşünülür. Oksitosin, sosyal bağ hormonudur. Yalnızlıkta düzeyleri azalabilir. Serotonin, düşük serotonin düzeyleri yalnızlık ve depresyonla ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Beyin görüntüleme teknikleriyle yalnızlığın etkileri gözlemlenebiliyor!</strong></p>
<p>Uzun süreli yalnızlığın özellikle yaşlılarda bilişsel işlevlerde  gerilemeye  neden olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Barış Metin, “Birçok araştırma yalnızlığın demans olasılığını artırdığını göstermiştir.” dedi.</p>
<p>MR, PET gibi beyin görüntüleme teknikleriyle yalnızlığın etkilerinin gözlemlenebildiğini kaydeden Metin, “Özellikle prefrontal korteks, insula, amigdala ve hipokampüste aktivite ve şekil değişiklikleri bildirilmiştir. Bu alanlar beynin hem bellek, duygular ve karar verme gibi temel bilişsel işlevlerinde hem de sosyal iletişimde yer alan alanlardır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal uyarı olmazsa beyin işlevleri zayıflıyor!</strong></p>
<p>Dijital iletişimin, kısmen gerçek sosyal temasın yerini tutabileceğini ifade eden<strong> </strong>Prof. Dr. Barış Metin, “Ancak iletişimin tam karşılığı değildir. Beyin, yüz yüze etkileşimlerde, mimik, tonlama, dokunma, koku gibi çoklu duyusal ipuçlarını işler. Bu durum oksitosin ve empati ağlarını daha fazla aktive eder. Mesajlaşma veya görüntülü konuşma gibi dijital iletişimde, sosyal bağ hissi sınırlıdır. Empatik beyin devreleri daha az uyarılır.” dedi.</p>
<p>Yalnızlığın beyin üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek veya azaltmak için önerilerde bulunan Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Öncelikle yalnızlıkla yaşamamak gerekir. Yaşam tarzımızı ve alışkanlıklarımızı değiştirerek daha sosyal bireyler haline gelmeliyiz. Beynimiz sosyal uyarıya muhtaçtır ve sosyal uyarı olmadan işlevleri zayıflayacaktır. Bu nedenle yalnız hissediyorsanız öncelikle yakınlarınızdan sonrasında ise profesyonellerden destek isteyin.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-beyni-zayiflatiyor-552784">Yalnızlık beyni zayıflatıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>21. yüzyıl insanı manevi yalnızlık içinde!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/21-yuzyil-insani-manevi-yalnizlik-icinde-543422</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 08:54:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[manevi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yüzyıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543422</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Dr. Öğretim Üyesi Arzu Eylül Yalçınkaya, 21. yüzyıl insanının yaşadığı stres, yalnızlık ve anlam boşluğu gibi sorunlara tasavvufun sunduğu kadim çözümleri anlattı.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/21-yuzyil-insani-manevi-yalnizlik-icinde-543422">21. yüzyıl insanı manevi yalnızlık içinde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Dr. Öğretim Üyesi Arzu Eylül Yalçınkaya, 21. yüzyıl insanının yaşadığı stres, yalnızlık ve anlam boşluğu gibi sorunlara tasavvufun sunduğu kadim çözümleri anlattı.  </p>
<p>2022-2024 yıllarında Harvard Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde (CMES) akademisyen (post-doktora araştırmacısı) olarak bulunan Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, bu süreçte Harvard’da Mevlevî sûfi müziğine dair sunumlar ve dinletiler gerçekleştirdi, geleneksel Türk makam müziğinin iyileştirici etkileri üzerine akademik projeler geliştirdi. Halen Kyoto Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen “İki Doğunun Köprüsü” başlıklı tasavvuf şiiri ve müziği atölye dizisinde yer alan Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, tasavvufun 21. yüzyılda modern insanın içsel dünyasına, gündelik yaşamına ve toplumsal barışa nasıl katkılar sunduğunu ele aldı.</p>
<p><strong>21. yüzyıl insanı manevi yalnızlık içinde</strong></p>
<p>Modern insanın manevi bir yalnızlık içinde olduğuna işaret eden Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, &#8220;Tasavvuf, en temelde insanın içsel yolculuğuna rehberlik eder. Koşuşturma içinde ihmal ettiğimiz kalp dünyamızı beslemeyi ve nefis terbiyesiyle özümüzü arındırmayı öğretir. 21. yüzyıl insanı teknolojik olarak hiç olmadığı kadar bağlantıda, ancak manevi anlamda kendisini yalnız ve amaçsız hissedebiliyor. İşte tasavvuf bu boşluğu, insana kendini ve Rabbini tanıma imkânı sunarak dolduruyor. Örneğin tasavvufta ‘Kendini bilen Rabbini bilir’ ilkesi vardır; kişi iç dünyasına dönüp nefsini tanıdığında, aslında İlâhî hakikatin kendi özündeki yansımasını keşfeder. Bu süreç, modern insanın aradığı kimlik ve anlam duygusunu pekiştiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Günümüzde pek çok insan stres ve kaygı içinde savruluyor</strong></p>
<p>Tasavvufun içsel dünyamıza katkısının ruhsal derinlik ve huzur getirmesi olduğunu dile getiren Dr. Yalçınkaya, “Günümüzde pek çok insan stres ve kaygı içinde savruluyor; oysa tasavvufî pratikler – meselâ zikir (Allah’ı anma) veya tefekkür (derin düşünme/meditasyon) – zihni sükûnete erdirip kalbi dinginleştiriyor. Naçizane kendi akademik ve kişisel tecrübemde, tasavvufî şiir ve müziğin bireylerin kalbine doğrudan dokunabildiğini gördüm. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin şiirleri yüzyılları aşıp bugün hâlâ milyonlarca insana ilham veriyorsa, bu tam da tasavvufun insandaki özlemlere hitap edebilmesinden dolayıdır. Rûmî&#8217;nin mesajı evrenseldir: ‘Biz aşkla yaratıldık’ der ve modern insanın içsel dünyası da bu aşk ve merhamet mesajıyla tekrar canlanabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tasavvuf asırlardır manevi şifa sunuyor</strong></p>
<p>Tasavvuf geleneğinin, asırlardır manevî şifa sunduğunu hatırlatan Dr. Yalçınkaya, “Günümüz insanı yoğun stres altında; zihinler sürekli meşgul, gönüller yorgun. Tasavvufun teklif ettiği çözümlerden biri, an’da kalma ve tevekkül pratiğidir. Mutasavvıflar, şu anın kıymetini bilmeyi ve kontrol edemediklerimiz için Allah’a teslim olmayı öğütler. Bu bakış açısı, modern psikolojideki mindfulness (bilinçli farkındalık) ve kabullenme yaklaşımlarıyla şaşırtıcı biçimde örtüşüyor. Örneğin günlük hayatta uygulanabilecek çok basit bir zikir veya nefes egzersizi, stresi azaltıp kişinin merkezine dönmesine yardımcı olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Geleneksel Türk makam müziğinin iyileştirici etkileri var</strong></p>
<p>Eski hekimler ve sûfîlerin rast, hüzzam, segâh gibi makamlarla farklı ruh hallerini tedavi etmeye çalıştığını, kendisinin de geleneksel Türk makam müziğinin iyileştirici etkileri üzerine akademik projeler yürüttüğünü belirten Dr. Yalçınkaya, Harvard ve Cambridge&#8217;de katıldığı &#8220;Makamların İyileştirici Etkisi&#8221; gibi etkinliklerde müziğin insanlar üzerindeki yatıştırıcı ve birleştirici gücüne bizzat şahit olduğunu söyledi</p>
<p>Yalnızlık hissinin, çağımızın en büyük manevi yaralarından biri olduğunu ifade eden Dr. Yalçınkaya, “Tasavvuf, insana yalnız olmadığını hissettiriyor; çünkü bu öğretiye göre insan her daim Hakk’ın huzurunda ve muhabbetindedir. Mevlânâ bir rubâîsinde der ki: ‘Yalnızlık Allah’a mahsustur, sen O’nunla olduktan sonra hiç kimsesin kalmaz.’ Gerçekten de kalbinde ilâhî aşkı hisseden kişi, özünde bir kâinat ailesinin ferdi olduğunu anlar. Ayrıca tasavvufta sohbet ve dergâh geleneği vardır: insanlar tekke ortamında bir araya gelip gönülden gönüle muhabbet ederlerdi. Günümüzde belki tekkeler yok ama bu geleneğin modern versiyonlarına ihtiyaç var.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tasavvuf, insana varoluşsal bir rehberlik sunuyor</strong></p>
<p>Anlam arayışı konusunda tasavvufun, insana varoluşsal bir rehberlik sunduğunu dile getiren Dr. Yalçınkaya, “Neden buradayım, hayatın gayesi ne? diye soran modern birey, tasavvufî öğretilerde bu soruların cevabını bulabilir. Tasavvuf öğretisi der ki: ‘Sen bu dünyaya bir tohum olarak geldin, kemâle erip meyve vermen için buradasın.’ Yani kendi potansiyelini gerçekleştirmek, olgunlaşmak ve Hakikat’i idrak etmek insanın gayesidir. Bu perspektif, anlam boşluğunu doldurmada eşsiz bir katkı sunuyor. Nitekim pozitif psikoloji alanında da maneviyatın ve anlam duygusunun mutlulukla bağlantısı vurgulanıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Maddiyat peşinde koşmak mutluluğa engel olabiliyor</strong></p>
<p>Uluslararası Pozitif Psikoloji Derneği (IPPA) gibi platformlarda &#8220;Mevlânâ ve Mutluluk&#8221; konulu sunumlar yaptığını ve Rûmî&#8217;nin asırlar önce dile getirdiği hakikatlerin bugün hala küresel ölçekte terapötik bir etki yarattığını gözlemlediğini aktaran Dr. Yalçınkaya, “Mevlânâ, insanın aslî mutluluğunun manevi kaynağa bağlılıkta yattığını vurgulayarak aşırı dünyevî hırsların huzuru kaçırdığını söylerdi. Modern bilim de bugün maddiyat peşinde koşmanın mutluluğa engel olabileceğini ortaya koyuyor. Demek ki tasavvufun önerdiği hayat tarzı – ölçülülük, şükür, aşk ve hizmet – günümüz insanının aradığı psikolojik iyi oluş hâline ulaşmasında güçlü bir reçete sunabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Mevlânâ’nın manevi yolu, çağlar üstü bir ilham kaynağı</strong></p>
<p>Mevlevîlik yani Mevlânâ’nın manevi yolunun, çağlar üstü bir ilham kaynağı olduğunu söyleyen Dr. Yalçınkaya, “Bugün insanlar Konya’ya gidip semâ törenlerini izlerken yalnız estetik bir ritüel görmüyorlar; aynı zamanda insanın hakikat arayışının sembolik bir temsiline tanık oluyorlar. Semâ dönen dervişin hareketi, modern insana şunu fısıldar: ‘Kendi eksenin etrafında dönerken merkezini unutma; merkezinde hep Allah olsun.’ Bu mesaj, günümüzün dağılmış zihinlerine derin bir odaklanma ve merkezlenme çağrısıdır. Mevlevîlik’teki hoşgörü ve sevgi prensipleri de bugüne ışık tutuyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Tasavvufun engin kültürel mirası, ilham kaynağı olmaya devam ediyor</strong></p>
<p>Osmanlı dönemi mutasavvıflarının, modernleşme karşısında içlerine kapanmadığını tam tersine tasavvufun evrensel mesajlarını yeni toplumsal yapıya adapte etmeye çalıştıklarını gördüğünü ifade eden Dr. Yalçınkaya, “Bugün de Mevlevîlik başta olmak üzere tasavvufun engin kültürel mirası, hem bireysel gelişim hem de toplumsal yenilenme için ilham kaynağı olmaya devam ediyor.” dedi.</p>
<p>Tasavvufun en güzel yanlarından birinin dil, din, kültür fark etmeksizin insanların kalplerine hitap edebilmesi olduğunu kaydeden Dr. Arzu Eylül Yalçınkaya, “Bu yönüyle tasavvuf, bir kültürel diplomasi aracı olarak fevkalade etkilidir.  Müzik tasavvufun evrensel dilidir. Müzik ve sanat yoluyla, herhangi bir tercümeye ihtiyaç duymadan gönülden gönüle bir köprü kurulabiliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Tasavvuf kültürü dünya çapında ortak bir diyalog zemini sunuyor</strong></p>
<p>Tasavvufun evrensel mesajlarının, uluslararası diyalog platformlarında da büyük ilgi gördüğünü anlatan Dr. Yalçınkaya, “Mevlânâ, günümüz dünyasında belki de en tanınmış doğulu şair-filozoftur; şiirleri birçok dile çevrildi ve bugün Amerika’da bile en çok okunan şairlerin başında geliyor. Onun <strong>‘</strong>Gel, ne olursan ol yine gel’ diye özetlenen çağrısı, aslında barış içinde bir arada yaşamanın manifestosudur. Tasavvuf kültürü dünya çapında ortak bir diyalog zemini sunuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tasavvuf, kalpleri yumuşatır </strong></p>
<p>Tasavvufun özünde yatan değerlerin, toplumsal barışın adeta mayası gibi olduğunu da vurgulayan Dr. Yalçınkaya, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çünkü tasavvuf bize hoşgörü, tevazu, hizmet gibi erdemleri aşılar. Bir toplumda bireyler bu erdemlerle yoğrulursa, elbette ki sosyal barış da güçlenecektir. Tarihte Osmanlı dönemine baktığımızda, farklı etnik ve dini grupların asırlarca nispeten uyum içinde yaşayabilmesinde tasavvufî kültürün rolü büyüktür. Mevlevîhâneler, Bektaşî dergâhları sadece tarikat mensuplarına değil, her kesimden insana kapısını açardı; aşevlerinde yoksulun karnı doyurulur, misafirhanelerde yolcu ağırlanırdı. Bu, toplumsal dayanışmanın en somut örneklerindendi. Tasavvuf, ‘yaratılanı Yaratan’dan ötürü sev’ anlayışını benimsediği için, ötekileştirmeyi reddeder. Eğer insanlar birbirinde Hakk’ın tecellisini görürlerse, farklılıklar çatışma sebebi olmaktan çıkar, zenginlik olarak görülür. Tasavvuf, kalpleri yumuşatarak ve insana merhameti telkin ederek, bir arada yaşama kültürünün gelişmesine katkı sunuyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/21-yuzyil-insani-manevi-yalnizlik-icinde-543422">21. yüzyıl insanı manevi yalnızlık içinde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 15:04:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[izolasyona]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günlük yaşamda giderek daha da yaygınlaşan yapay zekanın, psikoloji üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277">Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günlük yaşamda giderek daha da yaygınlaşan yapay zekanın, psikoloji üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka içeren ürünleri hepimiz kullanıyoruz!</strong></p>
<p>Yapay zekanın günümüzde gündelik yaşantısını süren sıradan insanlar tarafından bile görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çalışmalar yapay zekanın da tıpkı insandaki doğal zeka gibi insana ait olan tüm eylemleri gerçekleştirmesini hedefliyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zeka içeren ürünleri hepimizin kullandığını kaydeden Demir, “Sesli komut verebildiğimiz cep telefonlarımız buna en büyük örnek. Bunun dışında arama motorları, navigasyon, robot süpürgeler, akıllı ev sistemleri, yabancı dili çevirmek için kullanılan uygulamalar alt yapısında yapay zekayı barındırıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka, insanların özel alanlarına müdahale etmek üzere kullanılmamalı!</strong></p>
<p>Bu hikayenin 1950’lerin başında başladığını ve günümüzde yapay zekanın dahil olmadığı hane sayısının çok az olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Gelişen teknoloji ile yapay zekâ türlerinin psikoloji, sinirbilim, mühendislik alanı ile  duygu, irade, yaratıcılık, kişilik gibi insana ait olan özellikleri taklit etmeyi amaçlamaktadır.” dedi.</p>
<p>Yapay zekânın işleyişi kontrol edilebilir olduğu sürece insanların hizmetinde çok yararlı amaçlar için kullanılabileceğini dile getiren Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Yapay zekanın gündelik yaşamımızı kolaylaştırdığı bir gerçek ancak bu teknolojiyi geliştirirken uzmanlar ve sonrasında kullanıcılar muhakkak etik konularda hassas olmalı. Yapay zeka insanların özel alanlarına müdahale etmek, insanların davranışlarını, tüketim alışkanlıklarını yönlendirmek üzere kullanılmamalı. Yapay zekanın doğal zekayı kontrolü mutlaka engellenmeli. Etik kurallar konusunda insanlarla ile çakışan kararlar almasının önüne geçilmeli.”</p>
<p><strong>Yapay zekanın psikolojiye etkisinde duygusal faktörler kısmen ihmal ediliyor!</strong></p>
<p>İnsana ait bir sinir sistemi olmadığı için yapay zeka ile duygusal paylaşımlar yapmanın zor olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Günün sonunda insan insana iletişime mecburuz. Ancak özellikle yaşlı bakımında farklı ülkelerde evde bir yardımcı robotun bulunması yaşlının yaşamını kolaylaştırdığı görülmüştür.” dedi.</p>
<p>“Eğer insani ilişkilerimizi kaybetmeden yapay zekayı kullanırsak bu durum lehimize olacaktır.” diyen Demir, “Bir yandan da yapay zeka psikolojisi ile ilgili literatürdeki araştırmalara bakıldığında çalışmaların genellikle insan beynindeki kontrol ve karar verme süreçlerine odaklanmaktadır.  Duygusal faktörler kısmen ihmal edilmektedir. İnsanın kontrol ve karar verme becerisini duygusal faktörler önemli ölçüde etkiler. Duygular, sosyal etkileşim olmadan yapay zekanın insana ait olan doğal zekaya sahip olması mümkün görünmemektedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yapay zekanın yaygınlaşması olumsuz hislerde artışa neden olabilir! </strong></p>
<p>Sosyalliğin, bir arada olmanın, göz teması kurarak iletişime geçmenin insanların sinir sistemleri üzerinden etkileşime girmesi ve bu durumun da kişiyi daha sağlıklı kılmasını getirdiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çoğumuz bir kurumu aradığımızda karşımıza çıkan otomatik sesli yanıt sisteminden rahatsız oluyoruz, derdimizi anlatacak bir çağrı merkezi personeline bağlanmak istiyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu durumun yaygınlaşmasının, yapay zekaların pek çok alanda hayatımıza girmesi ile karşımızda iletişime geçecek bir doğal zeka olmadığında ilişkilerde güçlükler, kişinin anlaşılmadığına dair olumsuz hisleri, beraberinde değersizlik, yalnızlık, sosyal izolasyon gibi duygularında artış görülebileceğine vurgu yapan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hala bazı alanlarda yapay zekanın kullanımı mümkün değildir. Bununla beraber yapay zekanın fazlaca kullanımı kişinin yaratıcılığını azaltabilir ve özellikle cep telefonları, sosyal medya ve yapay zeka destekli diğer teknolojiler insanlarda dikkat eksikliği, bağımlılık, dürtü kontrol güçlükleri gibi psikopatolojilere sebep olabilir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277">Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık Korkusu: Gerçekten Neden Olur?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-korkusu-gercekten-neden-olur-445858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2024 21:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yalnızlık korkusu, herkes için farklı anlamlar taşır ve ilişkileri karmaşık bir hale getirebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-korkusu-gercekten-neden-olur-445858">Yalnızlık Korkusu: Gerçekten Neden Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlık korkusu, herkes için farklı anlamlar taşır ve ilişkileri karmaşık bir hale getirebilir. Psikolojik Danışman Ekrem Çağrı Öztürk, yalnızlık duygusunun üstesinden gelmenin önemini vurguluyor ve kendimize yatırım yapmanın önemini vurguluyor.</p>
<p><b><strong>Yalnızlık ve İlişkiler: Nasıl Bir Bağ Var Aralarında?</strong></b></p>
<p>Psikolojik Danışman Ekrem Çağrı Öztürk, yalnızlık korkusuyla ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Sosyal varlıklar olarak, ilişkilerimizle şekilleniriz. İlk olarak ailemizle ve ardından çevremizle bağlar kurarız. Hayatı gözlemleyerek öğrenir, deneyimlerimizle zenginleşiriz. Bu süreç, yetişkinlik döneminde dünyayı algılayışımızı etkileyen birçok öğreti ve değer yargısıyla şekillenir. Ancak, her bireyin farklı öğretilere sahip olduğu bir dünyada, olaylara atfettiğimiz anlamlar da farklılık gösterir, bu da ilişkileri karmaşık hale getirir.</p>
<p> YAŞLILARDA YALNIZLIK </p>
<p>Bu karmaşık yapıdaki bir başkasını anlamanın yolu, genellikle kendimizi anlamaktan geçer. Kendimizle kurduğumuz bağı anlamak için, bazen yalnız kalmamız gerekebilir. Yalnızlık duygusundan kaçan kişi, genellikle kaçınma davranışları sergiler. Bazen, kalabalık ortamlarda bile yalnızlık hissi yaşanabilir. Kimi insanlar, sürekli plan yaparak kendilerinden kaçmaya çalışır. Ancak kaçtığımız her duygu ve davranış, aslında onları anlamamızı zorlaştırır.</p>
<p><b><strong>Yalnızlık: Farklı Anlamlar, Farklı Deneyimler</strong></b></p>
<p>Yalnızlık herkes için farklı anlamlar taşır. Örneğin, bazı ilişkilerde bir partner, diğerine hiç alan tanımaz ve sürekli beraber olmayı tercih eder. Bu kişi, yalnız kaldığında aldatılacağını veya terk edileceğini düşünebilir. Kimi, bir planın dışında kaldığında kendini dışlanmış hisseder, arkasından kötü konuşulacağını ve sevilmeyeceğini düşünür. Kimi insanlar, yalnız kaldıklarında yaşadıkları zorlukları düşünmekten kaçınmak için sürekli olarak arkadaşlarıyla plan yapar. Bazıları ise kendi başlarına kaldıklarında zamanı nasıl geçireceklerini bilemezler ve bu nedenle sürekli olarak başkalarıyla plan yaparlar.</p>
<p><b><strong> Yalnızlık ve Kaygı Arasındaki Bağlantı</strong></b></p>
<p>Psikolojik Danışman Ekrem Çağrı Öztürk’e göre, yalnızlık korkusuyla başa çıkmak için önemli olan, kendimize yatırım yapmaktır. Yalnızlık korkusuyla başa çıkmak için, bir başkasına aşırı bağımlı olmak yerine kendi iç dünyamızı keşfetmeliyiz. Kendi yalnızlığımızı kabul etmek ve ondan keyif almaya başladığımızda, kaygılarımızın yerini huzurlu ilişkilere, üretken bir yaşama bırakabiliriz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-korkusu-gercekten-neden-olur-445858">Yalnızlık Korkusu: Gerçekten Neden Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan: &#8220;Sağlıklı ilişkiler, yalnızlık duygusuyla baş edebilmek için önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fatma-turan-saglikli-iliskiler-yalnizlik-duygusuyla-bas-edebilmek-icin-onemli-399827</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Aug 2023 13:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[duygusuyla]]></category>
		<category><![CDATA[edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[fatma]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[turan]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399827</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dostu olanlar daha mutlu olurken, olumlu ilişkiler psikolojik iyi oluşa katkı sağlıyor. İnsanın sosyal bir varlık olarak iletişim kurmak istediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, doğduğu andan itibaren çevresiyle bir iletişim içinde olan bireylerin varlığını devam ettirebilmesi için ilişkilere ihtiyacı olduğunu belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fatma-turan-saglikli-iliskiler-yalnizlik-duygusuyla-bas-edebilmek-icin-onemli-399827">Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan: &#8220;Sağlıklı ilişkiler, yalnızlık duygusuyla baş edebilmek için önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dostu olanlar daha mutlu olurken, olumlu ilişkiler psikolojik iyi oluşa katkı sağlıyor. İnsanın sosyal bir varlık olarak iletişim kurmak istediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, doğduğu andan itibaren çevresiyle bir iletişim içinde olan bireylerin varlığını devam ettirebilmesi için ilişkilere ihtiyacı olduğunu belirtiyor. “Kendi duygularımızın ve değer yargılarımızın farkında olarak çevremizdeki kişilerle sağlıklı ilişkiler kurmak, yalnızlık duygusuyla baş edebilmemiz için bize önemli katkılar sunuyor” diyen Turan, sağlıklı bir dostluk için ise kişisel sınırların muhafazasına dikkat çekiyor.  Turan, sanal arkadaşlıklar yerine gerçek dostluklar kurulması gerekliliğinin de altını çiziyor…</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, dostluk ilişkisinin insanın hayatındaki yeri ve önemine dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Olumlu ilişkiler psikolojik iyi oluşumuza katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Yapılan bir araştırmaya göre, dostu olanlar çok daha mutlu. Bu da iyi ilişkileri olanların daha mutlu olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Kişinin yaşamında diğer insanlarla kurmuş olduğu ilişkilerin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Pozitif Psikoloji Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Günlük yaşamımızda çevremizdeki kişilerle kurduğumuz olumlu ilişkiler kendimizi mutlu hissetmemizi sağlar ve psikolojik iyi oluşumuza önemli katkıda bulunur. Pozitif psikolojinin kurucusu Martin Seligman psikolojik iyi oluşu yeterli düzeyde olan kişilerin; yaşamlarında olumlu duyguları daha sıklıkla yaşayan, çevresindeki kişilerle derin ve  doyurucu ilişkiler kurabilen, hayatının bir amacı ve anlamı olduğuna inanan, kendisini başarılı hisseden, tutkuyla bağlanabildiği, onunla meşgulken zamanı unutabildiği ve keyif alabildiği meşguliyetleri olan özelliklere sahip olduğunu ifade eder. Bu noktadan hareketle çevresindeki kişilerle karşılıklı güvene, saygı ve sevgiye dayalı ilişkiler kurabilen kişilerin kendilerini daha iyi hissettiklerini ve psikolojik iyi oluşlarına önemli katkılarda bulunduklarını ifade edebiliriz. Çevremizde değerlerimizin, duygularımızın ve hassasiyetlerimizin farkında olan kişilerin olması ve onlarla karşılıklı güven, saygı, sevgi çerçevesinde ilişkilerde bulunmak mutluluğumuza önemli katkıda bulunmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>“Varlığımızı devam ettirebilmek için ilişkilere ihtiyacımız var”</strong></p>
<p>İnsanın sosyal bir varlık olarak iletişim kurmak istediğini ve bu yüzden yalnızlığın insana mahsus olmadığını hatırlatan Turan, “Doğduğumuz andan itibaren varlığımızı ortaya koymak ve varlığımızın diğerleri tarafından fark edilmesi, önemsenmesi için birçok davranış sergiliyoruz. Bir bebek ağlama davranışı ile var olduğunu, ihtiyaçları olduğunu ve yaşamının devamı için bu ihtiyaçların karşılanması gerektiğini bize söylüyor. Hem biyolojik hem duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanması sonucu bu yaşamda bir anlam bulmaya ve amaç oluşturmaya çalışıyoruz. Yani doğduğumuz andan itibaren çevremizdeki kişilerle bir etkileşim ve iletişim içindeyiz ve yaşamda varlığımızı devam ettirebilmek için ilişkilere ihtiyacımız var. Zaman içerisinde çevremizdeki kişilerle kurduğumuz ilişkiler ve model alma yoluyla, öğrenmeyle biz de ilişki kurmayı öğreniyor, sosyal bir varlık olarak yaşantımıza devam ediyoruz. Bu noktada kendi duygularımızın ve değer yargılarımızın farkında olarak çevremizdeki kişilerle sağlıklı ilişkiler kurmak, yalnızlık duygusuyla baş edebilmemiz için bize önemli katkılar sunuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek dostluk ilişkisinde mesafelerin bir önemi yok</strong></p>
<p>Karşılıklı güven duymanın, değer yargıları ve kişisel hassasiyetlere önem vermenin, kişisel sınırlara saygı duyma ve sevgi dostluk bağının temelini oluşturduğunu ifade eden Turan, “İyi bir dostluk ilişkisinde; kişinin kendisi için istediği güzel şeyleri karşısındaki kişi için de istiyor olması ve kendi yaşamında olmasını istemediği olumsuz yaşantıları karşısındaki kişinin de yaşamasını istemiyor olması oldukça önemli bir yere sahiptir. Gerçek bir dostluk ilişkisinde mesafelerin bir önemi yoktur ve bizim toplumumuzda konuyla ilgili ‘iki elim kanda olsa gelirim’ sözü vardır. Burada dostluğa verilen önem ve değer vurgulanmakta, kişinin kendi gücü ve yetenekleri doğrultusunda dostunun bir ihtiyacı olduğunda ona destek olabilmek için pek çok zorluğun üstesinden gelebileceği ifade edilmektedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Karşılıklı sınırlı iyilik ve sınırlı fedakârlık kavramları önemli</strong></p>
<p>Dostluk ilişkisinin korunması ve sağlıklı bir şekilde devam edebilmesinde; karşılıklı güven, sevgi, saygı, hassasiyetlere önem ve değer vermenin, kişisel sınırları muhafaza etmenin önemli mihenk taşlarını oluşturduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Bu noktadan hareketle dostluk ilişkisinde karşılıklı sınırlı iyilik ve sınırlı fedakârlık kavramları da oldukça önemlidir. Sınırlı derken dostluk adına karşımızda kişinin özel hayatına girmeden, onun ihtiyaçları noktasında kendi yapabileceklerimizi maddi manevi olarak açık ve net bir şekilde ifade ederek davranışlarımızı ortaya koymak önemlidir. ‘Senin için yapabileceğim bir şey var mı? Bu konuda sana nasıl yardımcı olabilirim?’<em><strong> </strong></em>soruları çok değerlidir. Biz genelde dostluk kavramını yanlış anlayabiliyoruz. ‘Senin için her şeyi yaparım, senin her ihtiyacını karşılarım.’ Hiçbirimiz tüm güce sahip değiliz, elimizde sihirli değnekler de yok. Her birimizin kendine ait gerçekleri var, bu gerçeklerin farkında olarak ilişkilerimizi düzenlemek ve davranışlarımızı ortaya koymak durumundayız.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Dostluk ve arkadaşlık ilişkisi farklı</strong></p>
<p>“Kişiler, farklı bakış açıları, değer yargıları, hassasiyetleri olan kişilerle arkadaşlık kurabilirler.” diyen Turan, “Bununla birlikte dostluk ilişkilerinde benzer duygulara, düşünce yapılarına, yaşam amacına ve anlamına sahip olmak, değer yargıları ve hassasiyetlerinin benzer olması oldukça önemli bir yere sahiptir.<strong> </strong>Dostluk ilişkisinde kişi, kendiyle ilgili özel paylaşımlarda bulunabilmekte ve sorunlarının çözümü adına yardım talebinde bulunabilmekte iken, arkadaşlık ilişkisinde sınırlar daha belirgindir.” dedi. </p>
<p><strong>Kişi, kendisiyle ilgili farkındalıklarını artırdıkça daha sağlıklı ilişkiler kurabilir</strong></p>
<p>‘Dostunu düşmanını bileceksin’ atasözünün gerçek hayatta uygulanabilir olup olmadığını da değerlendiren Turan, “Dost ya da düşman kavramlarından ziyade bu sözü günlük yaşamda şu şekilde davranışlarımıza yansıtabiliriz. Kişi yaşam olayları içerisinde kendisiyle ilgili farkındalıklarını artırdıkça ilişki içindeki sınırlarını da belirlemekte ve daha sağlıklı ilişkiler kurabilmektedir. Bu noktadan hareketle kişi kendisine saygı duyulduğunu, kendisinin duygu, düşünce, değer ve hassasiyetlerine önem verildiğini hissettiği, motivasyonunu yükselten ilişkilere ve kişilere daha fazla emek verirken, ifade ettiğimiz özelliklere sahip olmayan ilişkiler ve kişilerden  uzak durabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sanal arkadaşlıklar yerine gerçek dostluklar kurulmalı</strong></p>
<p>Artan dijitalleşmenin dostluğun ve mutluluğun seyrine etkileri konusunda, günlük yaşamımızda dijital ortamdan uzak kalmamızın mümkün görülmediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Bu ortamda kişiler kendilerini olduklarından farklı ve kendi gerçeklerinden uzak bir şekilde gösterebilmektedirler. Karşımızdaki kişiyi doğru tanıyabilmek ve kendimizi koruyabilmek adına dijital ortamda oldukça dikkatli ve özenli hareket etmek durumundayız. Özellikle sanal ortamda yeni tanıştığımız kişilere karşı daha sınırlı hareket etmemiz, kendimizle ilgili özel bilgileri ve görselleri paylaşmamamız oldukça önem arz etmektedir.” dedi. </p>
<p>Dijitalleşen dünyada dostluk ilişkisinin daha da önem kazandığını vurgulayan Turan sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mış gibi yaşamlardan ziyade gerçekten duygularımızı hissedebilecek, ihtiyacımız olduğunda yanımızda olacağını bildiğimiz kişilerle ilişki kurmaya özen göstermeli ve emeğimizi bu yönde ortaya koymalıyız. Genel olarak ilişkilerimizde hatalarımız olabilir ve bu çok olağan bir durumdur. Bununla birlikte ilişkilerdeki hatalarımızı fark edip, karşımızdaki kişiyle bunları açık ve net bir şekilde konuşabilmek ve uzlaşmacı bir şekilde ortak nokta da buluşabilmek hem arkadaşlık hem de dostluk ilişkilerimizin daha sağlıklı bir şekilde devam edebilmesine önemli katkılarda bulunacaktır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fatma-turan-saglikli-iliskiler-yalnizlik-duygusuyla-bas-edebilmek-icin-onemli-399827">Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan: &#8220;Sağlıklı ilişkiler, yalnızlık duygusuyla baş edebilmek için önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir gün değil hayat boyu beyin sağlığına dikkat edilmeli Yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-gun-degil-hayat-boyu-beyin-sagligina-dikkat-edilmeli-yalnizlik-insana-iyi-gelmez-beyne-hic-iyi-gelmez-389141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2023 08:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyne]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[boyu]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[gelmez]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[insana]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beden sağlığının önemli olduğunu, fakat beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten uzmanlar, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, beynimize de iyi bakmamız gerektiği konusunda uyarıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-gun-degil-hayat-boyu-beyin-sagligina-dikkat-edilmeli-yalnizlik-insana-iyi-gelmez-beyne-hic-iyi-gelmez-389141">Bir gün değil hayat boyu beyin sağlığına dikkat edilmeli Yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beden sağlığının önemli olduğunu, fakat beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten uzmanlar, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, beynimize de iyi bakmamız gerektiği konusunda uyarıyor. Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, iyi bir beyin sağlığının ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek olduğunu söylüyor. Sağlıklı beslenmenin yanında ruhsal iyilik halinin beyin sağlığı için önemli olduğunun altını çizen Tarlacı, yalnızlığın ise beyne iyi gelmediğine vurgu yapıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek</strong></p>
<p>Bütün bedenimizin tıbbi sağlığının önemli olduğunu, fakat yönetici merkezimiz olan beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, içimizdeki beynimizin de sağlığına iyi bakmamız gerektiğini söyledi.</p>
<p>Öncelikle sağlığın ne olduğundan bahsetmek gerektiğini dile getiren Tarlacı, “Sağlıklı olmak, bir insanın ruhsal bedensel ve sosyal olarak iyilik hali demek. Bu yönüyle bakıldığı zaman aslında iyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek. Bu üçü bir araya geldiği zaman bir insanın sağlıklı olduğundan bahsedebiliyoruz. Beyin için de bunlar geçerli.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Beyin sağlığı için sağlıklı beslenme çok önemli</strong></p>
<p>Bedensel olarak beynimize nasıl iyi bakacağımızı açıklayan Tarlacı, “Öncelikle beslenirken sadece bedenimizi beslediğimizi düşünmememiz gerekiyor. Beslenmek demek beyni beslemek demektir. Çünkü aldığımızın neredeyse 5’te 1’ini beynimiz kullanıyor. Beslenme konusunda özellikle Ege, Akdeniz diyeti beyin ve kalp damar sağlığı açısından da en ideal beslenme şekli. Ağırlıklı olarak yeşil sebzeler, otlar, meyveler ve deniz ürünlerinden oluşuyor. Beyin sağlığı açısından yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenirken de bedene zarar vermemek, alkol ve benzeri bağımlılık yapan maddeleri olabildiğince azaltmak, kısmak ya da kesmek bu işin diğer tarafını oluşturuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bardağın dolu tarafını görmeye kendimizi alıştırmalıyız</strong></p>
<p>Beyin sağlığının önemli bir diğer parçasının ruhsal iyilik hali olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ruhsal iyilik halini sağlayan pek çok parametre var. Aile ilişkileri, toplumun ekonomik durumu, iyi uyku düzeni gibi birçok faktörün etkisi bulunuyor. Ancak olabildiği kadar hayata daha pozitif, daha mutlu, daha şükrederek bakmak ve olumlu kısımları görmek lazım. Elbette ki negatif olumsuz şeyler daha büyük etkiler oluşturuyor ama farkındalığımızı arttırmalıyız. Yaşamdaki bütün sıkıntıların bir şekilde geçeceğini ve geçmek zorunda olduğunu, bunun için sabredilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Nefes almak, yürümek, bağımsız hareket etmek, havayı koklamak, görmek gibi dış dünyanın bizi beslediği konulara şükrederek farkındalık oluşturmamız gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Böyle düşünüldüğü zaman hayatın derin sıkıntıları karşısında daha dirençli hale gelebileceğimizi belirten Tarlacı, bardağın boş tarafını değil, dibinde bir damla su varsa dolu tarafını da görebilmeye bir şekilde kendimizi alıştırmamız gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez</strong></p>
<p>İnsanın tek başına var olabilen bir canlı olmadığına değinen Tarlacı, “Çocuklukta konuşmayı öğrenirken bile başkasının varlığına, konuşmasına ihtiyaç duyarız. Doğuştan dil yeteneğimiz olsa da başkası hayatımızda yoksa konuşmayı asla öğrenemiyoruz ve konuşamıyoruz. Bize öteki gerekiyor. Öteki bazen hayatta sıkıntı yaratabiliyor. Diğer insanların varlıkları bizi sinir edebiliyor ama insan sosyal bir canlı ve diğerlerinin varlığıyla anlam kazanıyor. Diğerlerinin gözünde kendimizi görerek anlamımızı çıkartıyoruz ya da kim olduğumuzu anlıyoruz. Beyin sağlığı açısından özellikle sosyal ilişkileri arttırmak insanlara zaman ayırmak gerekiyor. Aile ve akrabalar sonra arkadaşlar şeklinde bu zincir genişletilebilir. Buradaki önemli nokta şu yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez. Beynin çabuk yaşlanmasına, büzüşmesine, pörsümesine neden olur. Dolayısıyla sosyal etkileşimlerimizi olabildiğince güçlü, canlı tutmak ve hayatın bütün renklerini görebilmek gerekiyor. ” dedi.</p>
<p><strong>Bir gün değil hayat boyu beyin sağlığına dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerektiğine dikkat çeken Tarlacı, “Beyin sağlığınız için farkındalık oluşturmanız gerekiyor. Yaşam boyu sizi yöneten, kararlarınızı vermeyi sağlayan, duygularınızı değerlendiren, problem çözmenizi sağlayan, yaşamdaki sorunlarla başa çıkmanızı duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak sağlayan beyin, yönetici ve en değerli organımız. Dolayısıyla sadece bir gün değil tüm yıl hatta yaşamınız boyunca beyninizi dinleyin, ona dikkatinizi verin ve beyin sağlığınıza dikkat edin.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin sağlığını korumak için beslenme, egzersiz, uyku ve stres yönetimi önemli</strong></p>
<p>Beyin sağlığını korumaya yardımcı öneriler de paylaşan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Omega-3 yağ asitleri, B vitamini ve antioksidan içeren besinler tercih edin. Meyve, sebze, tam tahıllar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlarla zenginleştirilmiş bir diyet benimseyin. Trans yağ ve doymuş yağ tüketimini sıfırlayın, fast food ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Düzenli olarak egzersiz yapın. Yürüyüş, yüzme, dans, bisiklete binme gibi beyin sağlığını destekleyen egzersizleri tercih edin. Bulmaca çözme, kitap okuma, müzik dinleme, yeni şeyler öğrenme gibi zihinsel aktiviteleri de unutmayın. Stresten uzak durmaya özen gösterin. Yeni hobiler edinmek, sosyal etkinliklere katılmak, doğayla zaman geçirmek, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri stresinizi yönetmede yardımcı olabilir. Uyku düzeninize dikkat edin ve kaliteli uyumanızı sağlayacak önlemler alın. Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırın. Kullandığınız ilaçlar varsa reçetenize ve doktorunuzun önerilerine sadık kalın. Beyin yaralanmalarına karşı güvenlik önlemleri almayı ihmal etmeyin.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-gun-degil-hayat-boyu-beyin-sagligina-dikkat-edilmeli-yalnizlik-insana-iyi-gelmez-beyne-hic-iyi-gelmez-389141">Bir gün değil hayat boyu beyin sağlığına dikkat edilmeli Yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık Demans Riskini Artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-demans-riskini-artiriyor-357694</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 08:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=357694</guid>

					<description><![CDATA[<p>18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftasının önemine vurgu yaparak demans hastalığına dikkat çeken İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Özlem Çakır, “Yaşlılık yaşamın doğal bir sürecidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-demans-riskini-artiriyor-357694">Yalnızlık Demans Riskini Artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftasının önemine vurgu yaparak demans hastalığına dikkat çeken İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Özlem Çakır, “Yaşlılık yaşamın doğal bir sürecidir. </p>
<p>Ancak ilerleyen yaş ile beraber önemli sağlık sorunları ve fonksiyon kayıpları ortaya çıkabilir. Bu hastalıklardan biri de ne yazık ki demans hastalığıdır” diyerek vurguladı.</p>
<p>Yaşlılık yalnızca biyolojik bir süreç değil sosyal, kültürel ve psikolojik nedenlerden etkilenen bir süreçtir.<strong> </strong>Yaşlanma olgusu gelişmiş ülkelerde daha belirgin olmasına rağmen gelişmekte olan ülkelerde de yaşlı nüfusu giderek artmaktadır. Nüfus yaşlanması, sosyal ve kültürel olarak toplumun her yönünü etkilemektedir. Dünya nüfusunun yüzde yirmisini 65 yaş üstü bireylerin oluşturacağı, genç ve yaşlı nüfusun eşitleneceği öngörülmektedir. Yaşlı insan nüfusunun hızla artması ve yaşlı sağlığı konularında farkındalık yaratmak maksadıyla “18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası” olarak anılmaktadır.</p>
<p><strong>Demans Nedir?</strong></p>
<p>Demans; öğrenme, konuşma, düşünme gibi fonksiyonların bozulması durumudur. Demans kişinin sosyal hayatını büyük bir ölçüde etkilemektedir. Demans sinsi bir şekilde ilerleyen hastalıktır. İlk evresinde yakın zamana karşı unutkanlık başlayabilir. Alzheimer hastalığı demansın en sık nedenidir.</p>
<p><strong>“Demans ilerleyici ve ölümcül bir hastalıktır”</strong></p>
<p>Demansın önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Çakır, ”İnsanlar yaşlandıkça karşılaştıkları hastalıkların sayısında artış gözlemlenmektedir. Bu hastalıklardan biri de Demans hastalığıdır. Demans; ilerleyici ve ölümcül bir hastalıktır. Hafızada meydana gelen bozukluk ve unutkanlık, günlük yaşam aktivitelerinde oluşan gerileme, çeşitli psikiyatrik belirtiler ve davranış bozuklukları görülebilir” dedi.</p>
<p>İlk evrede ortaya çıkan semptomları şu şekilde sıralanabiliriz:</p>
<ul>
<li>Kelime oluşturmada güçlük</li>
<li>Kullandığı kelimeleri tekrarlama</li>
<li>Planlı günleri ve planları işleri unutma</li>
<li>Yolları hatırlamakta zorluk</li>
</ul>
<p>Daha sonraki evrelerde, unutkanlıkta artışlar gözlemlenebilir. Birey, hayatında mutsuz davranışlar sergileyebilir, içine kapanabilir ve iletişiminde azalma meydana gelir.</p>
<p><strong>Demansı önlemek mümkün müdür?</strong></p>
<p>Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Özlem Çakır Demansı önlemek için önerilerde bulundu:</p>
<ul>
<li>Okumak, sudoku, kağıt oyunları, satranç, puzzle, kelime oyunları gibi zihni aktif tutacak faaliyetler yapılmalı,</li>
<li>Sağlıklı beslenmek, iyi uyumak ve bol güneşe maruz kalmak,</li>
<li>Gıda ve vitamin takviyeleri alınmalı,</li>
<li>Spor ve egzersiz yapmak,</li>
<li>Sosyal olmak, sohbet etmek </li>
</ul>
<p><strong>“Yalnızlık demansı artırıyor”</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Çakır, “Bu konuda yapılan araştırmalarda, yalnızlık beyin hücrelerini olumsuz yönde etkiliyor diyebiliriz. Yalnızlık, hafıza ve algılamayı olumsuz yönde etkileyerek demansa yer açıp bu hastalığın oluşmasına olanak sağlıyor. İnsanın tek başına olması, hiçbir faaliyette bulunmaması, paylaşmaması, konuşmaması sinir hücreleri arasındaki iletişimi olumsuz etkilemekte ve bozmaktadır. Sosyalleşme, sohbet etme, hayatın içinde olma gibi aktiviteler ise hastalık riskini azaltmaktadır. Yalnız olan insanlarda demans görülme sıklığının daha fazla olduğu gözlemleniyor” diye söyledi. </p>
<p>Ayrıca haftanın önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Çakır, “Yaşlılara Saygı Haftası’nın amacını özetleyecek olursak, büyüklerimizin hayatlarının bu zor dönemlerinde,  gençler tarafından gösterilecek saygı ve sevgiye ihtiyaç duyduklarının altını çizmek olacaktır. Bu noktada demansın önüne geçebilmek için, sağlıklı bir şekilde yaşlanmak ve yaşlı nüfusu aktif bir şekilde hayatın içerisinde tutmak giderek önem kazanıyor” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>Tüm yaşlılarımızın yaşlılara saygı haftasını kutluyor, hayatlarından huzur, mutluluk ve sağlığın eksik olmamasını temenni ediyoruz. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-demans-riskini-artiriyor-357694">Yalnızlık Demans Riskini Artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
