<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yakalanıyor | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yakalaniyor/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yakalaniyor</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Feb 2026 05:48:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>yakalanıyor | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yakalaniyor</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 05:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Enfekte]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığına]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kimler]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609630</guid>

					<description><![CDATA[<p>Multipl skleroza, neredeyse herkesin vücudunda bulunan bir virüs neden oluyor. Yeni bir çalışma, neden yalnızca belirli kişilerin hastalandığını açıklıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630">MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epstein-Barr, (EBV), bir tür herpes virüsüdür (insanlarda uçuğa neden olan virüs) ve çeşitli kanserlerin yanı sıra otoimmün hastalıkların ortaya çıkmasına da katkıda bulunduğu kabul edilir. Damlacık yoluyla, örneğin tükürükle bulaşır. Yol açtığı hastalıklardan biri olan enfeksiyöz mononükleoz (ya da Pfeiffer bez ateşi) de bu nedenle &#8220;öpücük hastalığı&#8221; olarak da bilinir.</p>
<p>Epstein-Barr virüsünün, Multipl Skleroz (MS) hastalığının ortaya çıkmasında da rol oynadığı uzun zamandır biliniyor. Ancak sorun şu: Neredeyse herkes EBV ile enfekte oluyor ve virüsü ömür boyu vücudunda taşıyor; buna karşılık nüfusun yüzde birinden azı Multipl Skleroz hastalığına yakalanıyor.</p>
<p>Bu nasıl mümkün olabilir?</p>
<p>Araştırmacılar şimdi bu bilmecenin çözümüne biraz daha yaklaşmış olabilir. Yanıt, çoğu zaman olduğu gibi, genlerimizde gizli.</p>
<p><b>MS hastalarında bağışıklık sistemi sinirlere saldırıyor</b></p>
<p>Multipl Skleroz hastalarında, bağışıklık sistemi yanlış yönlenmiş durumda. Dışarıdan gelen istilacılara karşı yönelmesi gerekirken kendi vücuduna saldırıyor. Bağışıklık sisteminin bazı bölümleri, sinirlerimizin etrafında bir tür yalıtım tabakası gibi bulunan ve normalde sinyallerin iletilmesine yardımcı olan miyelin kılıflarına saldırıyor.</p>
<p>MS&#8217;e yakalanan kişilerde sıklıkla görme ve duyusal bozukluklar görülüyor. Önce karın kaslarını, ardından mesane ve bağırsakların kapatıcı kaslarını kontrol edemez hale gelebiliyorlar. En sonunda ise nefes almak için ihtiyaç duyduğumuz kaslar etkileniyor.</p>
<p>MS tedavisinde amaç, bağışıklık sistemini baskılamak. Oysa hastalık ortaya çıkmadan önce önlenebilseydi bu çok daha iyi olurdu.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-0-sjvLBaHz.jpg"/><br />MS hastalığının tedavisi için en çok kullanılan ilaçlardan biri de Dimethylfumara etken maddeli &#8220;Tecfidera&#8221; kapsülleridirFotoğraf: Anne-Sophie Wittwer/imageBROKER/picture alliance </figure>
<p><b>Epstein-Barr virüsü MS riskini nasıl artırıyor?</b></p>
<p>Çin, Almanya, İsviçre ve İngiltere&#8217;den bilim insanları, Epstein-Barr virüsünün belirli bir genetik yapı ile birlikte nasıl MS’e yol açtığını ortaya koydu.</p>
<p>Burada belirleyici olan HLA-DR15 adlı bir molekül olabilir. HLA molekülleri bağışıklık sistemimizin önemli bir parçasıdır. Belirli hücrelerin yüzeyinde küçük kollar gibi yer alırlar ve bağışıklık sistemine hücre içinde neler olup bittiğini sunarlar. Böylece bağışıklık savunmasının vücuda ait yapılarla yabancı yapılar arasında ayrım yapmasına yardımcı olurlar.</p>
<p>B hücreleri Epstein-Barr virüsü ile enfekte olduğunda, virüsün parçalarını diğer bağışıklık hücrelerine sunar. Böylece bağışıklık sistemini virüse karşı harekete geçirirler. Ancak burada bir sorun vardır: Sunulan virüs yapıları, sinirlerimizin etrafındaki yalıtım tabakasında da bulunan bir proteine neredeyse birebir benzer. Bu yanılsama sayesinde bağışıklık sistemi, bu miyelin proteinine saldıracak şekilde eğitilir.</p>
<p><b>Ölümcül benzerlik: Virüs proteinleri sinir dokusunu taklit ediyor</b></p>
<p>EBV ile MS arasındaki bağlantı uzun süredir biliniyordu. Ancak bilim insanları şimdi, enfekte B hücreleri HLA-DR15 molekülünü taşıdığında Epstein-Barr virüsünün daha da sinsi bir yol izlediğini ortaya koydu. Bu durumda virüs, enfekte ettiği hücreyi öyle bir biçimde değiştiriyor ki hücre, kendi başına miyelin proteinini sunuyor. Bu şaşırtıcı, çünkü &#8220;miyelinin bir B hücresinde aslında hiç yeri yok&#8221; diyor çalışmanın başındaki Robert Martin. Böylece MS hastalarının vücudu yalnızca kazara değil, bilinçli olarak kendine saldıracak şekilde yönlendiriliyor.</p>
<p>Buna rağmen HLA-DR15, MS’in ortaya çıkış mekanizmasını tamamen açıklayamıyor. Çünkü MS&#8217;e yakalananların yalnızca yaklaşık yarısında bu genetik yapı bulunuyor. Öte yandan Kuzey Avrupa&#8217;daki insanların yaklaşık dörtte biri HLA-DR15&#8217;e sahip; bunların ise yalnızca küçük bir kısmı MS geliştiriyor. Yani genetik paket ile virüsün bir araya gelmesi otomatik olarak MS&#8217;e yol açmıyor. Bu, hastalığın ortaya çıkma olasılığını artıran bir yapı taşı. Ancak Roland Martin, yine de &#8220;bunun açık ara en önemli genetik risk faktörü&#8221; olduğunu vurguluyor .</p>
<p><b>Kritik zamanlama: Gençlik dönemindeki enfeksiyonlar neden riskli?</b></p>
<p>MS&#8217;in gelişimi açısından, EBV enfeksiyonunun ne zaman geçirildiği de belirleyici. En kırılgan dönemler, geç çocukluk ve erken yetişkinlik olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Sağlıksız beslenme, D vitamini eksikliği, sigara kullanımı, çevre kirliliği, vardiyalı çalışma ya da obezite de olumsuz etki yapabilir, diyor Martin.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-1-qQ8WPWGt.jpg"/><br />MS&#8217;in en yaygın sonuçlarından olan felç, bazen beyinden (merkezî) bazen de doğrudan omurilik veya hayatî bir organa giden sinirlerin (periferik) hasar görmesinden kaynaklanıyorFotoğraf: bilderbox.de</figure>
<p><b>Neden hâlâ EBV&#8217;ye karşı bir aşı yok?</b></p>
<p>MS uzmanları, bir insanın EBV ile hiç enfekte olmamasını sağlayacak bir aşının mümkün olmadığını düşünüyor. Bunun nedeni, virüsün insana son derece iyi uyum sağlamış olması.</p>
<p>Daha olası olan ise bir kişi EBV ile enfekte olduğunda Pfeiffer bez ateşinin ortaya çıkmasını engellemek. Roland Martin, &#8220;Bunu muhtemelen erken çocukluk döneminde yapılacak bir aşıyla başarmak mümkün olabilir ve bu çok büyük bir kazanım olur&#8221; diyor.</p>
<p>Öpücük hastalığı belirtilerle seyrettiğinde, ilerleyen yıllarda MS&#8217;e yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, hastalığı kontrol altına almak için burada erken müdahale etmek istiyor.</p>
<p><b>İlk EBV aşılarının geliştirilmesi ne kadar sürer?</b></p>
<p>İlk aşı adayları şu anda çalışmalarda test ediliyor. Martin, &#8220;Aşı şu anda son derece, son derece büyük ilgi gören bir konu&#8221; diyor. Yıllar süren temkinli yaklaşımın ardından alanda hareketlilik başlamış durumda.</p>
<p>Martin&#8217;in ekibi, yeni keşfedilen bu mekanizmayı olası tedaviler için kullanmak istiyor. Bilim insanı, EBV parçalarını sunan ya da bunlara tepki veren bağışıklık hücrelerini hedef alarak ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini söylüyor:</p>
<p>&#8220;Bunun işe yarayıp yaramayacağı ayrı bir mesele&#8221; diye ekliyor. &#8220;Ama bunun için artık araçlara sahibiz.&#8221;</p>
<p>Bu tedaviler yalnızca HLA-DR15 genetik paketine sahip MS hastaları için geçerli olacak olsa da, bu bile MS ile mücadelede büyük bir başarı anlamına gelebilir.</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630">MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 11:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tesadüfen]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[vermiyor]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbreklerimizin hemen üstünde küçük üçgen şeklinde yer alan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbrek üstü bezleri yaşantımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyorlar.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823">Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbreklerimizin hemen üstünde küçük üçgen şeklinde yer alan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbrek üstü bezleri yaşantımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyorlar.  Öyle ki vücudumuzun enerji üretiminden kan basıncının düzenlenmesine, kalp-damar sağlığından stres yönetimine kadar pek çok kritik göreve sahip hormonları salgılıyorlar. Dolayısıyla, bu bezlerde oluşan kitlelerin bazı türleri, zamanında teşhis ve tedavi edilmediğinde vücutta ciddi  sağlık sorunlarına neden olabiliyor.  <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, </strong>böbreküstü bezinde gelişen kitlelerin çoğunun belirti vermediğine ve genellikle başka bir sebeple başvurulan görüntüleme yöntemlerinde tesadüfen bulunduğuna dikkat çekerek, “Böbrek üstü bezlerinde oluşan kitleler genellikle tehlikeli değildir. Ancak, özellikle pheochromocytoma ve kortizol ile aldosteron hormonu salgılayan kitleler ciddi kardiyovasküler, metabolik ve elektrolit sorunlara yol açabilmektedir. Ayrıca, büyük olan veya sürekli büyüyen kitlelerde de kanser riski artmaktadır. Bunların yanı sıra bu kitleler özellikle akciğer, meme veya böbrek kanserlerinin yayılmaları sonucu da gelişebilmektedir. Dolayısıyla, bazı kitleler ciddi ve acil müdahale gerektirebilmektedir” diyor.<strong> Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,</strong> bu nedenle böbrek üstü bezinde oluşan her kitlenin mutlaka uygun tanı yöntemleriyle değerlendirilmesinin ve ihtiyaç halinde tedavi edilmesinin yaşamsal önem taşıdığı uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Bazı risk faktörleri tetikleyebiliyor!</strong></p>
<p>Böbrek üstü bezinde oluşan kitleler büyük oranda sebepsiz olarak ortaya çıkıyor. Ancak, bazı risk faktörleri kitle gelişimini tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Melih Kara,<strong> </strong>ileri yaşın risk faktörlerinden biri olduğunu belirtirken, “Ayrıca, önceden kötü huylu tümör varlığının, genetik sendromların (MEN2, von Hippel-Lindau, SDH mutasyonları gibi) ve sürekli kullanılan bazı ilaçların riski artırdığı bilinmektedir. Bu bulgular, böbrek üstü bezi kitlelerinde çok çeşitli faktörlerin rol oynadığını ve tanı ile tedavi süreçlerinde kişiye özel değerlendirmelerin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Çoğunlukla iyi huylu oluyor, ancak…</strong></p>
<p>Vücudumuzun sağlıklı çalışmasında kritik bir rol üstlenen kortizol, aldosteron, androjen, adrenalin ile noradrenalin  gibi hormonların üretimini ve salgılanmasını sağlayan böbrek üstü bezlerinde kitleler oluşabiliyor. Adrenal tümörler olarak adlandırılan bu kitleler, temelde hormon üreten ve üretmeyen olarak iki gruba ayrılıyor.  En sık görülen tipi olan adrenokortikal adenom genellikle iyi huylu oluyor ve hormon üretmiyor. Ancak, çoğu sorun oluşturmasa da böbrek üstü bezinde oluşan kitlelerin bazı türleri ise vücutta önemli sağlık problemlerine neden olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, böbrek üstü bezinde oluşan ve hormon salgılayan kitlelerin yol açabildikleri problemleri şöyle sıralıyor: </p>
<p>“Aşırı kortizol üreten kitleler Cushing sendromuna neden olabilmektedir. Bunun sonucunda; obezite, hipertansiyon, diyabet, osteoporoz ve ciltte kolay morarma gibi sorunlar gelişebilir. Aşırı aldosteron üreten kitlelerde  ise dirençli hipertansiyon veya hipokalemi nedeniyle kas krampları ile halsizlik gibi şikayetler oluşabilir. Pheochromocytoma hormonu üretiyorsa; dirençli hipertansiyon, taşikardi, tekrarlayan baş ağrısı, geçici yüksek tansiyon atakları görülebilir.” </p>
<p><strong>Sıklıkla belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</strong></p>
<p>Böbrek üstü bezlerinde oluşan kitleler genellikle herhangi bir belirti vermedikleri için hastalar tarafından fark edilmiyor. Günümüzde BT ve MR gibi ileri görüntüleme tekniklerinin yaygınlaşması sayesinde, farklı nedenlerle yapılan taramalarda böbrek üstü bezi kitleleri daha sık tespit ediliyor. Ancak, eğer hormon etkisi varsa hipertansiyon ve metabolik bozukluklar<strong> </strong>sık görülen ilk belirtilerini oluşturuyor. İlerleyen aşamalarda hormon fazlalığına bağlı olarak sistemik komplikasyonlar da gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyat genellikle tedavinin temelini oluşturuyor</strong></p>
<p>Tedavi planı, böbrek üstü bezi kitlesinin türüne, büyüklüğüne, hormon salgılayıp salgılamadığına ve hastanın genel sağlık durumuna göre düzenleniyor. Küçük, iyi huylu ve hormon salgılamayan kitlelerde BT veya MR gibi görüntüleme yöntemleriyle yapılan düzenli takip yeterli gelebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, cerrahi müdahalenin genellikle tedavinin temelini oluşturduğunu belirterek, “Özellikle belirgin olarak fazla hormon salgılayan tümörlerde, kanser şüphesi taşıyan veya büyük boyutlu (>4 cm) tümörlerde cerrahi yönteme başvurmak gerekmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Minimal yaklaşımlar tercih ediliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, cerrahi yöntemlerde, sağladıkları pek çok avantaj nedeniyle minimal invaziv (laparoskopi / retroperitoneal / robotik)  yaklaşımlar tercih ediliyor. Daha küçük portlar, tek port uygulamaları, gelişmiş görüntüleme teknikleri ve  yapay zeka destekli alet tanıma gibi teknolojik yeniliklerin uygulandığı minimal invaziv yöntemler hem cerrahların hem hastaların yüzünü güldürüyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Bu teknolojilerle gerçekleştirilen ameliyatlar hastaların daha kısa sürede taburcu olmalarını sağlamakta, iyileşme sürecini hızlandırmakta ve estetik açıdan daha iyi sonuçlar sunmaktadır. Bu etkileri sayesinde de hastaların yaşam kaliteleri artmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Laparoskopik yöntem altın standart olarak görülüyor</strong></p>
<p>Laparoskopik adrenalektomi (Transperitoneal lateral yaklaşım) uzun süredir böbreküstü bezi tümörü ameliyatlarının altın standardı olarak kabul ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Tercih ettiğimiz ilk seçenek olan ve cerraha iyi görünür bir alan sağlayan bu yöntem  geleneksel açık cerrahiye göre daha iyi sonuçlar, hastalarda daha az ağrı, hastanede daha kısa kalış süresi ve daha hızlı iyileşme sunmaktadır” diyor. Özellikle küçük tümörlerde ve obezite hastalarında başvurulan posterior retroperitoneal (PR) laparoskopik yöntemin de doğrudan sırt bölgesinden böbreküstü bezine ulaşılmasını sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Melih Kara,  “Bu sayede karın boşluğu açılmadığı için ameliyat süresi kısalmakta ve ağrı şikayeti azalırken, günlük yaşama dönüş daha hızlı olmaktadır. Robotik adrenalektomi yöntemi ise 3 boyutlu görüntüleme ve daha esnek aletler sayesinde zorlu anatomilerde ve büyük veya derin yerde yer alan tümörlerde kolaylık sunmaktadır. Bazı çalışmalarda, bu etkisiyle daha az kan kaybı ve kısa yatış süresiyle sonuçlandığı bildirilmektedir” diyerek sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823">Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
