<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>vücudun | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/vucudun/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/vucudun</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Mar 2026 07:33:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>vücudun | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/vucudun</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Boyunca]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[sabote]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor. </p>
<p><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini belirten <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor. </li>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor. </li>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor. </li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücut soğukta daha fazla kalori yakıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucut-sogukta-daha-fazla-kalori-yakiyor-604994</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[havada]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[kalori]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[soğukta]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yakıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604994</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında açık havada egzersiz yaparken bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Bu dönemde yapılan fiziksel aktivitelerin doğru planlanması, sağlığı korumak açısından önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucut-sogukta-daha-fazla-kalori-yakiyor-604994">Vücut soğukta daha fazla kalori yakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kış aylarında açık havada egzersiz yaparken bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Bu dönemde yapılan fiziksel aktivitelerin doğru planlanması, sağlığı korumak açısından önem taşıyor. Doğru yoğunlukta ve düzenli yapılan egzersizin, kış aylarında da vücudun savunma mekanizmasını destekleyebileceğinden bahseden Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Soğuk havada düzenli olarak yapılan orta şiddetli egzersizler, bağışıklık sistemini uyararak vücudun doğal savunmasını güçlendirirken, soğukla baş etme kapasitesini artırıyor ve enfeksiyonlara karşı direncin artmasına katkı sağlıyor” dedi.</strong></p>
<p>İnsan vücudunda ideal sıcaklık 37°C olarak kabul edilir. Bu derece, hücrelerin ve hayati sistemlerin dengeli çalışması için çok önemli. Termoregülasyonun vücudun iç sıcaklığını dengede tutan doğal ısı ayarlama sistemi olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Soğuk havada bu sistem daha fazla çalışır ve vücut, sıcaklığını 37°C’de sabit tutmak için ekstra enerji harcar. Bu noktada ‘titremesiz termogenez’ adı verilen, vücudun üşümeden ısı üretebilmek için kalori yakmasını sağlayan mekanizma devreye girer. Kahverengi yağ dokusu bu süreçte aktif rol oynar ve artan enerji ihtiyacı metabolizmayı hızlandırarak özellikle egzersiz sırasında yağ yakımını belirgin şekilde yükseltir” dedi.</p>
<p><strong>Soğuk havada egzersiz öncesi ısınma ihmal edilmemeli</strong></p>
<p>Soğuk havada vücudun ısıyı koruyabilmek için kan damarlarını daralttığını belirten Prof. Dr. Koylan, “Bu durum kaslar ve eklemlere giden kan akışını azaltır. Azalan kan dolaşımı, kas ve tendonların esnekliğini kaybetmesine, eklem sıvısının ise daha yoğun hale gelerek sertleşmesine neden olur. Bu fizyolojik değişimler kasların normalden daha fazla kasılıp sertleşmesine yol açtığı için özellikle egzersiz öncesinde yeterli ısınma yapılmadığında gerilme, kas spazmları ve yaralanma riski belirgin şekilde artar” dedi.</p>
<p><strong>Doğru nefes performansı doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Nefes tekniklerinin vücudun oksijen kullanımını daha verimli hale getirdiğini belirten Koylan, “Karın nefesi olarak da bilinen diyafram nefesi, akciğer kapasitesinin daha etkin kullanılmasını sağlar. Bu sayede vücuda alınan oksijen miktarı artar, hücrelere daha fazla oksijen taşınır ve kalp daha verimli çalışır. Ritmik nefes ve kutusal nefes gibi kontrollü teknikler ise parasempatik sinir sistemini aktive ederek kalp atış hızını yavaşlatır, kan basıncını düşürür ve zihinsel odaklanmayı artırır. Böylece egzersiz yapacak kişi hem fiziksel olarak daha dayanıklı hale gelir hem de zihinsel olarak sakinleşerek performansını artırır” dedi.</p>
<p><strong>Hastayken vücudu dinlemek şart</strong></p>
<p>Hastalık halinde egzersiz kararı verilirken sıkça başvurulan “boyun üstü kuralı”na da dikkat çeken Koylan, “Bu basit yaklaşım, özellikle kış aylarında görülen soğuk algınlığı ve benzeri hastalıklarda egzersizin güvenli olup olmadığını ayırt etmeyi kolaylaştırır. Burun akıntısı, hafif boğaz ağrısı ve hapşırma gibi boynun üstünde kalan şikâyetlerde hafif egzersiz çoğu zaman güvenli kabul edilir. Ancak göğüs tıkanıklığı, derin öksürük, yaygın kas ağrıları ya da ateş gibi belirtiler söz konusuysa egzersizden uzak durmak, vücudun toparlanması ve iyileşme süreci açısından büyük önem taşır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucut-sogukta-daha-fazla-kalori-yakiyor-604994">Vücut soğukta daha fazla kalori yakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aralıklı oruç vücudu bakım moduna sokuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aralikli-oruc-vucudu-bakim-moduna-sokuyor-594608</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 23:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aralıklı]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[moduna]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sokuyor]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[vücudu]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594608</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde yaşam tarzı trendleri arasında hızla öne çıkan aralıklı oruç, geniş bir kitle tarafından ilgiyle takip edilirken beraberinde pek çok soru işaretini de getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aralikli-oruc-vucudu-bakim-moduna-sokuyor-594608">Aralıklı oruç vücudu bakım moduna sokuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son dönemde yaşam tarzı trendleri arasında hızla öne çıkan aralıklı oruç, geniş bir kitle tarafından ilgiyle takip edilirken beraberinde pek çok soru işaretini de getiriyor. Bu yöntem, yalnızca popüler bir kilo verme yaklaşımı olmasının ötesinde vücudun enerji kullanım biçimini değiştiren önemli biyolojik süreçleri de harekete geçiriyor. Yaklaşık 12 saatlik açlık sonrası vücudun önce şeker depolarını tükettiğini, ardından yağ yakmaya geçtiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, “Bu süreçte ‘keton’ adı verilen ve yağ asitlerinin oksidasyonundan oluşan doğal bir yakıt ortaya çıkıyor. Keton cisimcikleri beynin alternatif enerji kaynağı olduğu için birçok kişi bu esnada kendini zihinsel olarak daha berrak hissedebiliyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Aralıklı orucun tıbbi faydalarına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, “Açlık süresi uzadıkça insülin duyarlılığı artıyor yani hücreler şekeri daha etkin kullanmaya başlıyor. Bu da glukoz seviyelerinin düşmesine yardımcı oluyor. Ayrıca diyabet riski azalabiliyor, trigliserid ve LDL kolesterol değerlerinde iyileşme görülebiliyor, karaciğer yağlanma riski düşüyor. En dikkat çekici noktalardan biri de hücrelerin kendi kendini temizlediği otofaji sürecini başlatması. Bu süreçte vücut hasarlı proteinleri parçalayıp geri dönüştürüyor. Yani aralıklı oruç, vücudun kriz moduna değil, tam tersine bir bakım moduna geçmesini sağlıyor” dedi.</p>
<p><strong>Hücreler adeta hurdalarından arınıyor</strong></p>
<p>16 saatlik açlık ve 8 saatlik beslenme aralığından oluşan 16/8 modelinin özellikle çalışan bireylerin günlük rutinine en kolay uyum sağlayan aralıklı oruç yöntemi olduğunu belirten Uzm. Dr. Türemen, “Açlık süresi 16 saate yaklaştığında hücreler enerji azalmasını bir uyarı olarak algılıyor ve otofaji adı verilen doğal onarım süreci başlıyor. Otofaji, hücrenin hasarlı proteinleri ve işlevini yitirmiş yapıları parçalayıp geri dönüştürdüğü bir iç temizlik mekanizması. Bu dönemde anabolik sinyaller azalır, vücut büyüme modundan onarım moduna geçer. Hayvan çalışmalarında otofajinin Alzheimer, Parkinson, diyabet ve yaşlanma süreçleri üzerinde olumlu etkiler gösterdiği; insanlarda ise insülin direncinin azalması ve mitokondri fonksiyonlarının iyileşmesiyle ilişkili olduğu ortaya konmuştur” diye konuştu.</p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esat Erdem Türemen, aralıklı oruçla ilgili yanlış bilinen noktaları şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>Aralıklı oruç sadece kilo vermek içindir</strong></p>
<p>Aralıklı oruçta esas değişim vücudun açlıkla birlikte enerji kullanımını yenilemesi ve hücrelerin kendini onarmaya başlamasıdır yani etkisi yalnızca kilo kaybıyla sınırlı değildir.</p>
<p><strong>Açlık vücuda zarar verir</strong></p>
<p>Aralıklı oruç yönteminde kişi günlük ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri aldığında açlık bir kriz değil, kontrollü bir onarım sürecidir.</p>
<p><strong>Aralıklı oruç herkes için uygundur</strong></p>
<p>Hamileler, kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar aralıklı oruca başlamadan önce mutlaka doktora danışmalıdır.</p>
<p><strong>Aralıklı oruçta sıvı alımı da durdurulur</strong></p>
<p>Aralıklı oruç yalnızca yeme düzenini sınırlar, su tüketimi bu dönemde devam etmesi gereken temel bir ihtiyaçtır. Gün içinde yeterli su içmek vücudun dengede kalmasına yardımcı olur ayrıca şekersiz çay ile kahve de tüketilebilir.</p>
<p><strong>Yeme saatinde sınırsız yemek serbesttir</strong></p>
<p>Bu yaygın bir yanılgı olsa da beslenmenin içeriği ve ölçüsü her zaman önemlidir. Dengesiz veya aşırı kalorili beslenmek aralıklı orucun etkilerini azaltır.</p>
<p><strong>Aralıklı oruç kan şekerini aşırı düşürür</strong></p>
<p>Aralıklı oruç diyetini uygulayan sağlıklı bireylerde kan şekeri kontrollü şekilde düşer. Risk daha çok diyabet hastaları içindir ve onlar için süreç mutlaka doktor kontrolünde ilerlemelidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aralikli-oruc-vucudu-bakim-moduna-sokuyor-594608">Aralıklı oruç vücudu bakım moduna sokuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sepsis: Vücudun Sessiz Fırtınası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sepsis-vucudun-sessiz-firtinasi-404167</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 11:10:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[fırtınası]]></category>
		<category><![CDATA[sepsis]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404167</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sepsis; hem dünyada hem de ülkemizde sağlıkla ilgili sorunlar arasında önemli bir yere sahiptir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sepsis-vucudun-sessiz-firtinasi-404167">Sepsis: Vücudun Sessiz Fırtınası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sepsis; hem dünyada hem de ülkemizde sağlıkla ilgili sorunlar arasında önemli bir yere sahiptir. Her yıl 13 Eylül, tüm dünyada “Dünya Sepsis Günü” olarak anılır. Doğrudan bulaşıcı olmayan ancak enfeksiyonlarla bulaşan sepsis hakkında her bireyin bilinçlenmesi, farkındalığının artması çok önemli. Tekrarlama riskinin kişinin sağlık durumu ve altta yatan nedenlerine bağlı olarak değişebileceğini belirten Liv Hospital, Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. G. Dilek Arman: “Sepsis, vücudun sessiz fırtınası gibidir; ilk bakışta sakin gibi görünse de aslında içsel bir kaosun habercisidir.” diyerek sepsisin belirtilerinin neler olduğunu, neden önemli olduğunu, kimlerde görüldüğünü teşhis ve tedavisinde neler yapıldığını anlattı.<br /> </strong></p>
<p>Sepsis, ciddi bir sağlık sorunudur ve her bireyin bu konuda bilinçlenmesi önemlidir. Tüm dünyada Sağlık otoriteleri, herkesin sepsis hakkında bilinçlenmesi, enfeksiyonların erken teşhis edilmesi ve etkili tedaviyle ilgili farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>
<p><strong>Sepsis nedir?</strong><br />Sepsis, enfeksiyon sonucu vücudun bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesiyle ortaya çıkar. Bağışıklık sistemi, enfeksiyonla savaşmak yerine vücuda zarar vermeye başlar. Bu durum, enfeksiyonun bir bölgede sınırlı olsa bile, vücudun organ ve sistemlerinin etkilenmesine ve yetmezliğine neden olabilir.</p>
<p>Sepsis, vücudun sessiz fırtınası gibidir; ilk bakışta sakin gibi görünse de aslında içsel bir kaosun habercisidir. Bakteriler, adeta gizli bir ordu gibi hızla yayılırlar, bağışıklık sistemi ise çaresiz bir şekilde mücadele etmeye çalışır. Bu süreç, tıpkı okyanusta dalgaların yüzeyde görünmez bir şekilde çarpışması gibi vücudun derinliklerinde gerçekleşir. Eğer erken müdahale edilmezse, bu sessiz fırtına korkunç bir yıkıma dönüşebilir.</p>
<p><strong>Neden önemli?</strong><br />Her yıl 47-50 milyon sepsis olgusu gelişmekte ve en az 11 milyon can sepsis nedeni ile kaybedilmektedir. Bu demektir ki her 5 ölümden biri sepsis ile olmaktadır. Olguların %40’ını beş yaşından küçük çocuklar oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Sepsis nedenleri</strong><br />Sepsis, daima enfeksiyon nedeni ile gelişir. Çoğu zaman pnömoni ya da ishal gibi bakteriyel, virüs veya mantarlarla gelişen enfeksiyonlar tetikleyici olmaktadır.</p>
<p>Sepsis doğrudan bulaşıcı değildir. Ancak enfeksiyonlar bulaşıcı olabilir.  Tekrarlama riski ise kişinin sağlık durumu ve altta yatan nedenlere bağlı olarak değişebilir.</p>
<p><strong>Sepsis belirtileri</strong><br />Sepsis acil bir durumdur. Belirtileri arasında aşırı titreme ve kas ağrılarının eşlik ettiği ateş, hızlı nefes alma, hızlı kalp atışı, düşük kan basıncı, zihinsel karışıklık ve/veya konuşma bozukluğu ve ciltte renk değişiklikleri bulunur. Zamanla idrar miktarında azalma söz konusu olabilir.  Özellikle ileri yaştaki bireylerde sepsis gelişimine rağmen hiç ateş olmayabileceği de akılda tutulmalıdır.</p>
<p>Erken tanı ve tedavi gerçekleştirilmesinde sepsis, organ yetmezliği, kalp krizi, inme ve hatta ölüme yol açabilir. Bu nedenle sayılan belirtiler fark edildiğinde acilen tıbbi yardım için başvurulmalıdır.</p>
<p>Günümüzde artan antibiyotik direnci nedeni ile erken tedavi ile dahi ölüm söz konusu olabilmektedir.</p>
<p>Diğer yandan Sepsis gelişmiş ve tedavi olmuş kişilerde %50’ye varan oranda uzun dönem fiziksel ve fizyolojik etkileri görülmektedir.</p>
<p><strong>Sepsis kimlerde görülür?</strong><br />Sepsis, her yaştan insanı etkileyebilir ancak yaşlılar, bebekler, bağışıklık sistemi zayıf olanlar ve kronik sağlık sorunlarına sahip bireyler daha yüksek risk altındadır.</p>
<p>Hastanede hastalıkları nedeni ile yatan hastalarda görülme riski yüksek olsa da yapılan çalışmalar sepsis olgularının en az %80’inin hastane dışında geliştiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Teşhis ve tedavi</strong><br />Sepsisin erken teşhisi kritik öneme sahiptir. Kan testleri, radyolojik incelemeler ve diğer tetkiklerle teşhis edilir. Tedavi, genellikle hastanede yapılır ve antibiyotikler, sıvı tedavisi ve solunum desteği gibi yöntemleri içerebilir.</p>
<p>Önlemler esas olarak enfeksiyonların önlenmesini kapsar; kişisel hijyenin sağlanması, maske-mesafe gibi korunma önlemlerinin alınması, gerekli aşıların yapılması yer alır. Ölümün önlenmesi için ise enfeksiyon belirtileri görüldüğünde hemen tıbbi yardım alınması gereklidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sepsis-vucudun-sessiz-firtinasi-404167">Sepsis: Vücudun Sessiz Fırtınası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiroid Vücudun Uyumlu Çalışmasında Önemli Role Sahip</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tiroid-vucudun-uyumlu-calismasinda-onemli-role-sahip-404128</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 10:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmasında]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[role]]></category>
		<category><![CDATA[sahip]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[uyumlu]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroid bezinde hormon fonksiyonunun normal olmasına karşın tetkikler ile saptanan nodüllerin dikkatlice değerlendirilmesi gerekir. Ülkemizin endemik bölge olmasından ötürü nodüler tiroid hastalıkları sık görülmektedir. Buradaki en önemli nokta, iyi huylu nodül ve kanser ayrımıdır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroid-vucudun-uyumlu-calismasinda-onemli-role-sahip-404128">Tiroid Vücudun Uyumlu Çalışmasında Önemli Role Sahip</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Tiroid bezinde hormon fonksiyonunun normal olmasına karşın tetkikler ile saptanan nodüllerin dikkatlice değerlendirilmesi gerekir. Ülkemizin endemik bölge olmasından ötürü nodüler tiroid hastalıkları sık görülmektedir. Buradaki en önemli nokta, iyi huylu nodül ve kanser ayrımıdır.” diyen Liv Hospital, Genel Cerrah Prof. Dr. Ahmet Cem Dural; vücudun düzenli, dengeli ve uyumlu çalışmasında önemli rol sahibi olan tiroid hormonunun sentezlenmesinden sorumlu, boyun bölgemizde yer alan, 20-40 gram ağırlığında bir organ olan Tiroid bezi hakkında “Tiroid Kanseri Farkındalık Ayı” özelinde bilgiler verdi.<br /> </strong></p>
<p><strong>Vücudun düzenli, dengeli ve uyumlu çalışmasında önemli</strong><br />Tiroid bezi ebat olarak vücudumuzda küçük bir yer kaplamasına rağmen büyük işlevleri olan hayati bir endokrin organdır. Vücudun düzenli, dengeli ve uyumlu çalışmasında önemli rol sahibi olan tiroid hormonunun sentezlenmesinden sorumlu, boyun bölgemizde yer alan, 20-40 gram ağırlığında bir organdır.</p>
<p><strong>En büyük iyot kaynağı deniz tuzu</strong><br />Tiroid hormonu vücudumuza gıdalar ile alınan iyodun kullanılması ile üretilir. En büyük iyot kaynağı deniz tuzu olmakla beraber deniz ürünleri, gıdalar içerisinde iyot oranı en yüksek yiyeceklerdir. Ülkemiz dünyada iyot eksikliği açısından endemik bir bölgede yer almaktadır, dolayısıyla iyot eksikliğine bağlı tiroid hastalıklarının sık görüldüğü bir bölgedir. Bu nedenle ülkemizde uzun yıllardır satılan tuzlara iyot katılması zorunludur. İyotsuz tuz ürünleri yakın zamana kadar kısıtlı olarak satılmakta iken son zamanlarda popüler olan kaya tuzu tüketimindeki artış ile kullanımı yaygınlaşmıştır.</p>
<p> </p>
<p><strong>İyot eksikliği neye yol açar?</strong><br />İyot eksikliği tiroid bezinde büyümeye (guatr) yol açar, ve genellikle nodül oluşumu ile sonuçlanır. Guatr oluşumuna yol açabilen bazı besin ürünleri bulunmakta olup bunların başında lahanagiller, turp, soya gibi gıdalar gelmektedir.</p>
<p><strong>Tiroid bezi hastalıkları hangi hastalıkları barındırır?</strong></p>
<p>Tiroid bezi hastalıkları çok çeşitli hastalıkları barındıran bir gruptur. Bunlar içerisinde tiroidin enflamatuar hastalıkları (tiroiditler), hormon üretimi azlığı veya fazlalığı ile ilgili olan hastalıklar, guatr, tiroid nodülleri ve tiroid kanserleri yer almaktadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hipotiroidi nedir?</strong><br />Hormon üretiminde geçici veya kalıcı yetersizlik görülmesi “hipotiroidi” olarak adlandırılır.</p>
<p><strong>Hashimoto hastalığının belirtileri neler?</strong><br />Tiroid bezinin en sık hipotiroidi nedenlerinin başında “Hashimoto Hastalığı” gelmekte olup, hastalarda metabolizma yavaşlaması, kilo alımı, halsizlik, yorgunluk, uykuya meyil, soğuğa tahammülsüzlük, saç dökülmesi, cilt kuruluğu gibi belirtiler oluşur. Tedavi edilmemesi durumunda hayatı tehdit edecek seviyede ödem tablosu görülebilir (miksödem). Eksikliği görülen tiroid hormonlarının günlük olarak hastaya verilmesi ile medikal olarak tedavi edilir ve sağlığına kavuşur.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hipertiroidi nedir, belirtileri nelerdir?</strong><br />Tiroid bezinin aşırı miktarda tiroid hormonu üretmesi ise “Hipertiroidi” olarak isimlendirilir. Hipertiroidi tablosunda, metabolizmanın hızlanmasına bağlı olarak hastalarda çarpıntı, kilo kaybı, iştah artışı, sinirlilik, ellerde titreme, sıcağa tahammülsüzlük, gözlerde canlı bakış, gözlerin ileri doğru çıkıklaşması, bağırsak hareketlerinde artışa bağlı sık tuvalete çıkma ihtiyacı gibi belirtiler görülür.</p>
<p> </p>
<p><strong>Basedow Graves nedir, belirtileri nelerdir?</strong><br />Tiroid bezinde nodül olmaksızın büyüme “Basedow Graves” hastalığı olarak isimlendirilir. Bu hastalıkta gözlerde ciddi ileri çıkıklık (ekzoftalmi) görülebilir. Otoimmün bir hastalık olan Basedow Graves Hastalığı tiroid hormonu baskılayıcı anti-tiroid ilaçlar ile kontrol altına alınabilir, ancak ilaçların ciddi yan etkileri ortaya çıkabilmekte ve takipler sırasında hastalık nüks edebilmektedir. İlaca bağlı bir reaksiyon görülmediği durumlarda genellikle 18-24 aya kadar medikal tedavi etkin ve başarılıdır. Ancak ilaç reaksiyonu görülmesi, ilaç kullanımına rağmen hipertiroidinin kontrol edilememesi gibi durumlarda hastaların kalıcı bir çözüme ihtiyacı vardır. Radyoaktif iyot veya tiroid bezinin cerrahi olarak çıkarılması ile kür sağlanabilmektedir. Göz bulguları varlığında radyoaktif iyot tedavisi kullanılamamaktadır.</p>
<p><strong>Toksik Nodüler Guatr nedir?</strong></p>
<p>Hipertiroidi gelişmesine yol açan diğer bir durum ise tiroid bezinin normal olduğu, ancak bir veya birden çok tiroid nodülünün aşırı çalışması ile ortaya çıkan “Toksik Nodüler Guatr” hastalığıdır. İlaç kullanımı ile kontrol altına alınmasını takiben tiroid cerrahisi uygulanır ve hastalar sağlıklarına kavuşurlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>Nodüllerin dikkatlice değerlendirilmesi önemli </strong></p>
<p>Tiroid bezinde hormon fonksiyonunun normal olmasına karşın tetkikler ile saptanan nodüllerin dikkatlice değerlendirilmesi gerekir. Bahsedildiği gibi ülkemizin endemik bölge olmasından ötürü nodüler tiroid hastalıkları sık görülmektedir. Buradaki en önemli nokta, iyi huylu nodül ve kanser ayrımıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Biyopsi yapılması gerekebilir</strong><br />Nodül ve kanser ayrımı için en önemli tetkik şüphesiz Tiroid Ultrasonografisi olup, tanı değeri oldukça yüksektir. Nodül varlığını ortaya koyduğu gibi nodülün şekli ve yapısına bakarak kötü huylu olma riskini de ortaya koyabilir. Eğer ultrasonografi ile saptanan bir nodül 1,5 cm’den daha büyükse veya boyuttan bağımsız olarak nodül şeklinde veya içeriğinde şüpheli bir görünüm var ise bu şüpheli nodül veya nodüllere biyopsi yapılması gerekir. Tiroid biyopsisi yine ultrason cihazı görüşü altında, ince bir iğne (kan alma iğnesi) ile gerçekleştirilir. Oldukça yüksek oranda tanı koydurucudur.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sıklığı hızla artıyor</strong><br />Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü verilerine göre tiroid kanserleri son 20 yılda tüm dünyada sıklığı hızla artan kanserlerdir. Bu durum tüm dünyada benzer olup, Türkiye’de de tiroid kanseri Sağlık Bakanlığı verilerine göre genç kadın hastalarda en sık görülen ikinci kanserdir. Tiroid kanseri görülme oranındaki bu artışa rağmen sevindirici bir nokta, sağlık imkanlarına erişimin kolaylaşması, bilincin artması ve sağlık taramaları sayesinde erken teşhis konulabilmesidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kimlerde daha sık görülür?</strong><br />Tiroid kanserleri genç hastalarda ve kadın cinsiyette daha sık görülür, genellikle çevresel nedenler sorumlu tutulmakla beraber, aile hikayesi, genetik faktörler, beslenme ve coğrafi koşullar da önemlidir. Bilinen en önemli risk faktörü radyasyon maruziyetidir. En sık 30-40 yaş arası bireylerde görülmekle beraber her yaşta görülebilmektedir. Tiroid kanseri aynı zamanda en sık endokrin organ kanseridir. En sık görülen tiroid kanseri “Papiller Tiroid Kanseri” olup tüm olguların %80’ini oluşturmaktadır. Daha nadir olarak görülen, sıklık sırasına göre “Foliküler Tiroid Kanseri”, “Medüller Tiroid Kanseri” ve “Anaplastik Tiroid Kanseri” diğer tiroid kanseri tipleridir. Bu kanserler papiller tiroid kanserine göre oldukça agresif davranışlı kanserlerdir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Erken tanı ile tehlike azalıyor</strong><br />Doktorlar arasında en iyi seyirli kanser olarak tanımlanan Papiller Tiroid Kanseri erken tanı konulduğu zaman hayatı tehdit etmeyen, başka bir nedenle gerçekleştirilen tiroid ameliyatından daha farklı veya daha geniş ölçekli bir ameliyat değildir. İyi seyirli bir kanser olarak kabul edilmesinin nedenlerinden biri kan damarları yolu ile uzak organlara yayılmak yerine boyunda tiroid bezi komşuluğunda yer alan lenf bezlerine yayılım yapmasındandır. Ancak zamanında tanı konulmadığında oldukça basit bir cerrahi işlem yerini son derece karmaşık ve uzun bir ameliyata bırakmakta, uzak organlara da yayılım riskini artırmaktadır. Sonuç olarak tüm kanserlerde olduğu gibi tiroid kanserine de hastalığın erken aşamasında tanı konulması hastalığın seyrini etkileyebilir, nüks ve metastaz ihtimali azalır ve kür şansı yükselir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tiroid hastalıkları taraması için temel basamaklar </strong></p>
<ul>
<li>Hekim tarafından aile ve hastalık öyküsünün alınması, risk faktörlerinin sorgulanması ve boyun bölgesinin muayene edilmesi</li>
<li>Tiroid hormonu sentezinden sorumlu olan TSH hormonunun değerlendirilmesi</li>
<li>Risk faktörü veya muayene bulgusu varlığında Tiroid Ultrasonografisi planlanması</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kan tahlillerinde normal dışı değerler saptandığında mutlaka tüm tiroid hormonlarının ve gereklilik halinde tiroid bezi antikorlarınaa ait kan değerlerinin görülmesi gerekir. Yapılan ultrasonografide nodül saptanır ise de bu nodülün şekli ve içeriğine göre ileri tetkik planlanmalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroid-vucudun-uyumlu-calismasinda-onemli-role-sahip-404128">Tiroid Vücudun Uyumlu Çalışmasında Önemli Role Sahip</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmmünoterapi Vücudun Kanseri Kendi Gücü İle Yenmesini Sağlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/immunoterapi-vucudun-kanseri-kendi-gucu-ile-yenmesini-sagliyor-362786</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2023 12:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gücü]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[immunoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[yenmesini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda tüm dünya ile birlikte ülkemizde de kanser vakalarında önemli artış yaşanıyor. Bu artış oranları arasında erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanseri başı çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/immunoterapi-vucudun-kanseri-kendi-gucu-ile-yenmesini-sagliyor-362786">İmmünoterapi Vücudun Kanseri Kendi Gücü İle Yenmesini Sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda tüm dünya ile birlikte ülkemizde de kanser vakalarında önemli artış yaşanıyor. Bu artış oranları arasında erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanseri başı çekiyor.</p>
<p>Çağımızın tıbbi ve teknolojik gelişmeleri doğrultusunda geliştirilen yeni nesil tedavi yöntemleri ise hayati risklere neden olabilen tüm kanser türlerinin tanı ve tedavisinde önemli avantajlar sağlıyor. Bu yeni nesil tedavilerin başında gelen immünoterapi, kanser hücreleri tarafından çeşitli yollarla baskılanmış olan bağışıklık sistemimizi yeniden harekete geçirerek kanser ile savaşma kapasitesini artırıyor. İmmünoterapi, başta akciğer, cilt (malign melanom) ve böbrek kanserleri olmak üzere; baş-boyun, üçlü negatif meme, mesane, karaciğer ve özefagus-mide kanser hastalarının tedavisinde kullanılarak hastanın yaşam kalitesi ve süresini önemli ölçüde artırabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tuğba Akın Telli, 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle inmünoterapi tedavi yönteminin avantajları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kanserli hücreler asker hücreleri atlatarak bağışıklık sistemine saldırıyor </strong></p>
<p>Sağlıklı bir insanın vücudunda bulunan ve kansere karşı savaşan T lenfositler asker hücre olarak adlandırılmaktadır. Bağışıklık sisteminde bulunan bu hücreler kanserli hücreleri çoğunlukla vücuttan temizlemektedir. Ancak bazen bir grup kanser hücresi T lenfositlerden kaçarak çoğalmaya devam eder. Aynı zamanda kanser hücreleri T lenfositlere vücuda yabancı olmadığı mesajını vererek bu hücrelerin savunmasından kurtulur ve insan bağışıklık sistemini baskılamaya başlar.</p>
<p><strong>Yeni nesil tedavi yöntemi immünoterapi, kanser tedavisinde çığır açtı </strong></p>
<p>Yeni nesil tedavi yaklaşımlarının başında gelen ve 2011 yılından beri kanser tedavisinde kullanılmaya başlanan immünoterapi, kişinin kendi bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücreleriyle daha etkili savaşmasını sağlamaktadır. Bağışıklık sistemi bir takım hücre ve proteinlerin etkileşimi ve ortak çalışması sonucu kişiyi enfeksiyonlardan koruyan bir savunma sistemidir. Esasında bazı açılardan kanserden de korumaya yardımcı olur. Bağışıklık sisteminin temelini “kendinden olmayan” her şeyin ayırt edilmesi oluşturmaktadır. Bu sistem, vücutta normalde bulunan tüm maddelerin kaydını tutar. Bağışıklık sisteminin tanımadığı herhangi bir yeni protein alarm vererek bağışıklık sisteminin ona saldırmasına neden olur. Örneğin mikroplar, normalde insan vücudunda bulunmayan belirli proteinleri içerir. Bağışıklık sistemi bunları “yabancı” olarak görür ve saldırır. İmmün yanıt, mikrop veya kanser hücreleri gibi yabancı madde içeren her şeyi yok edebilir. Bununla birlikte, kanserde bu yanıt her zaman istediğimiz düzeyde olmayabilir. Bazen bağışıklık sistemi kanser hücrelerini yabancı olarak görmez çünkü hücreler normal hücrelerden yeterince farklı değildir veya çeşitli değişimler göstererek bağışıklık sisteminden kaçabilirler. Bazen de bağışıklık sistemi kanser hücrelerini tanır. Ancak immün yanıt kanseri yok edecek kadar güçlü olmayabilir. Yine kanser hücrelerinin kendileri de bağışıklık sisteminin onları bulup saldırmasını engelleyen bazı proteinler salgılayabilir. İmmünoterapiler tam olarak da bu durumların üstesinden gelebilmek amacıyla son yıllarda artan sayıda preklinik ve klinik çalışmayla kullanılmaya başlandı. </p>
<p><strong>Vücudun kanseri kendi kendine yenmesini sağlayabiliyor</strong></p>
<p>İmmünoterapi tedavisinde bağışıklık sistemi üzerindeki kanserli hücrelerin oluşturduğu baskıyı ortadan kaldırmak ve kanser savaşçısı T hücrelerini kanser dokusuna yönlendirmek amaçlanmaktadır. İmmünoterapi ile kemoterapi ve hedefe yönelik akıllı tedavilere göre daha uzun süreli yanıtlar alınabilmektedir. İmmünoterapi vücutta bulunan T hücrelerinde bir hafıza oluşturarak bağışıklık sisteminin kanserli hücrelere karşı daha aktif rol oynamasını sağlamaktadır. Böylece hedef bağışıklık sistemini yeniden organize ederek vücudun kanseri kendi kendine yenmesini sağlamaktır. </p>
<p><strong>Hastaya özel immünoterapi ameliyat öncesi ya da ameliyat sonrası kullanılabiliyor</strong></p>
<p>Her geçen gün yeni bir kanser türünde farklı evrelerde kullanılan ve hastaya özel uygulanan immünoterapilerin klinik çalışmaları yapılmakta ve kılavuzlar buna uygun değişmektedir. İlk çalışmalar daha çok ileri evre kanserlerde tek başına immünoterapi verilmesi şeklinde yapılmışken, etkinlik verileri sonrasında daha erken evrelerde de hem ameliyat sonrası hem de ameliyat öncesi tedavi döneminde ve bazen de kemoterapi ile kombinasyon şeklinde kullanımı öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>İleri evre akciğer kanserinde sonuç alınabiliyor</strong></p>
<p>İmmünoterapi ile; akciğer, cilt (malign melanom) ve böbrek kanserleri başta olmak üzere baş-boyun, üçlü negatif meme, mesane, özefagus-mide, karaciğer, serviks (rahim ağzı), endometriyum (rahim) ve bazı kolon kanserlerinin tedavisinde başarılı sonuçlar alınmaktadır. İmmünoterapi ile akciğer kanseri tedavisinde de çok önemli başarılar sağlanabilmektedir. Öyle ki immünoterapi tedavisinden önce ileri evre akciğer kanserinde uzun süreli kontrol neredeyse mümkün değildi. Oysaki artık ileri evre akciğer kanserinde bile immünoterapi ile hastalığın tamamen kontrol altına alınması sağlanabilmekte hatta bu yanıtın uzun süreli olması mümkün görünmektedir. </p>
<p><strong>İmmünoterapi tedavisinde saçlar nadiren dökülür</strong></p>
<p>Kemoterapilerden farklı olan etki mekanizmaları sonucunda immünoterapilerin farklı bir yan etki profili bulunmaktadır.  Kemoterapide sık görülen bulantı, kusma, halsizlik, saç dökülmesi, kan değerlerinin düşmesi gibi yan etkiler, immünoterapide nadiren görülmektedir. Ancak inmünoterapinin, bağışıklık sisteminin aşırı aktive olmasına bağlı başka yan etkileri olabilir. Bu yan etkilere erken ve zamanında müdahale etmek hayati önem taşımaktadır ve mutlaka multidisipliner bir ekiple süreci yönetmek gerekmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/immunoterapi-vucudun-kanseri-kendi-gucu-ile-yenmesini-sagliyor-362786">İmmünoterapi Vücudun Kanseri Kendi Gücü İle Yenmesini Sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
