<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>uyku | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/uyku/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/uyku</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 09:43:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>uyku | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/uyku</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gençlerin En Büyük Hatası: &#8220;40&#8217;tan Sonra Bakarım&#8221; Demek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerin-en-buyuk-hatasi-40tan-sonra-bakarim-demek-636642</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 09:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[40]]></category>
		<category><![CDATA[bakarım]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[demek]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençlik denildiğinde aklımıza bitmeyen enerji ve hareketlilik geliyor. Peki gençlikteki enerji hiç azalmıyor mu?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerin-en-buyuk-hatasi-40tan-sonra-bakarim-demek-636642">Gençlerin En Büyük Hatası: &#8220;40&#8217;tan Sonra Bakarım&#8221; Demek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gençlik denildiğinde aklımıza bitmeyen enerji ve hareketlilik geliyor. Peki gençlikteki enerji hiç azalmıyor mu? Bugün birçok genç “Nasıl olsa ileride toparlarım” düşüncesiyle uyku düzenini, beslenmesini, fiziksel aktivitesini ve stres yönetimini ihmal ediyor. Oysa modern longevity yaklaşımı, yani sağlıklı yaşam süresini uzatmayı hedefleyen bilimsel yaklaşım, biyolojik yaşlanmanın temellerinin çok daha erken yıllarda atıldığını gösteriyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, “Longevity yalnızca ileri yaş konusu değil. İnsan bedeni genç yaşta aldığı kararların sonuçlarını yıllar boyunca taşıyor” diyor.</p>
<p><strong>GENÇKEN YAPILAN HATALAR SESSİZCE BİRİKİYOR</strong></p>
<p>Gençlik dönemi çoğu insan için bedenin en güçlü, en dayanıklı ve en hızlı toparlanan dönemi olarak görülüyor. Geç yatılan geceler, düzensiz beslenme, uzun süre hareketsiz kalmak ya da yoğun stres çoğu zaman “nasıl olsa genciz” düşüncesiyle önemsenmiyor. Çünkü genç yaşlarda bedenin verdiği uyarılar genellikle geç ortaya çıkıyor ve sağlık sorunları uzun süre görünmez kalabiliyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Halil Ertürk </strong>tam da bu nedenle gençlik döneminin gelecekteki sağlık durumunun şekillendiği en kritik süreçlerden biri olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Genç yaşlarda sağlık sorunlarının görünür olmamasının yanıltıcı olabileceğini belirten <strong>Dr. Ertürk,</strong> biyolojik yaşlanmanın çoğu zaman sessiz ilerlediğini söyleyerek “Bugün kendini tamamen sağlıklı hisseden bir gençte dahi düzensiz uyku, hareketsizlik, kötü beslenme ve kronik stres; metabolik bozulmaları ve biyolojik yaşlanmayı fark ettirmeden başlatabiliyor. İnsan vücudu yapılan her tercihin kaydını tutuyor” diyor.</p>
<p><strong>GELECEĞİNİZE YATIRIMI KAS KÜTLENİZLE YAPIN. </strong></p>
<p>Kas sağlığının yalnızca sporcular için değil, uzun ve sağlıklı yaşam açısından her birey için kritik olduğunu vurgulayan <strong>Dr. Ertürk</strong>, özellikle genç yaşta oluşturulan kas rezervinin ilerleyen yaşlarda büyük önem taşıdığını belirtiyor ve “İnsan vücudu yaklaşık 30’lu yaşlardan itibaren kas kaybetmeye başlayabiliyor. Bu nedenle gençlik döneminde oluşturulan güçlü kas yapısı; metabolik sağlığı, dengeyi, hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Bugün yapılan direnç egzersizleri, aslında gelecekteki hareket özgürlüğüne yapılan yatırım anlamına geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>GENÇLİKTEKİ ALIŞKANLIKLAR BİYOLOJİK YAŞI BELİRLİYOR</strong></p>
<p>Gençliğin yalnızca takvim yaşından ibaret olmadığını, günlük yaşam alışkanlıklarının hücresel yaşlanma hızını doğrudan etkilediğini belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, sağlıklı yaşamın temel taşlarını şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli fiziksel aktivite</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli hareket etmek, kalp-damar sağlığını desteklerken metabolizmanın daha verimli çalışmasına yardımcı oluyor. Aynı zamanda biyolojik yaşlanma hızını yavaşlatan önemli yaşam alışkanlıklarından biri olarak görülüyor.</p>
<ul>
<li><strong>Aerobik ve direnç egzersizleri</strong></li>
</ul>
<p>Aerobik egzersizler dayanıklılığı artırırken, direnç egzersizleri kas kütlesini koruyarak ilerleyen yaşlarda hareket kabiliyeti ve metabolik sağlığın sürdürülmesine katkı sağlıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Kaliteli uyku</strong></li>
</ul>
<p>Yeterli ve kaliteli uyku, bedenin kendini onarmasını destekliyor; bağışıklık sistemi, hormon dengesi ve beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkili oluyor.</p>
<ul>
<li><strong>Gerçek gıdaya dayalı dengeli beslenme</strong></li>
</ul>
<p>Sebze, meyve, kaliteli protein ve sağlıklı yağlardan oluşan dengeli beslenme modeli; inflamasyonu azaltarak metabolik sağlığın korunmasına yardımcı oluyor.</p>
<ul>
<li><strong>Stres yönetimi</strong></li>
</ul>
<p>Kronik stresin kontrol altına alınması, stres hormonlarının vücut üzerindeki yıpratıcı etkilerini azaltarak hem zihinsel hem fiziksel sağlığı destekliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Tütün ürünleri, alkol ve toksik maruziyetlerden uzak durmak</strong></li>
</ul>
<p>Sigara, yoğun alkol tüketimi ve çevresel toksinlerden uzak durmak; hücre hasarını ve oksidatif stresi azaltarak sağlıklı yaş alma sürecine katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>KRONİK STRES BEYİN YAŞLANMASINI DA HIZLANDIRIYOR</strong></p>
<p>Genç yaşlarda stres çoğu zaman “geçici” ya da “önemsiz” bir durum gibi görülse de, uzmanlara göre beden ve beyin bu yükü sessizce kaydediyor. Özellikle akademik baskı, gelecek kaygısı, sosyal medya kaynaklı karşılaştırma hissi, düzensiz yaşam temposu ve sürekli tetikte olma hali gençlerde kronik stresin en yaygın nedenleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Odaklanma kapasitesi, bilişsel performans, öğrenme becerisi ve duygusal dayanıklılığın da genç yaşta şekillendiğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Halil Ertürk,</strong> “Gençlik döneminde yaşanan stres çoğu zaman hafife alınabiliyor. Oysa beden her stres yüküne biyolojik bir yanıt veriyor. Sürekli yüksek seyreden stres hormonları; uyku düzenini, dikkat kapasitesini, hafızayı ve metabolik dengeyi olumsuz etkileyebiliyor. Fiziksel aktivitenin beyin sağlığını desteklediği, kaliteli uykunun hafızayı güçlendirdiği artık çok iyi biliniyor. Buna karşılık uzun süreli stres, hem zihinsel performansı hem de biyolojik yaşlanmayı hızlandırabiliyor. Bu nedenle genç yaşta stres yönetimini öğrenmek, gelecekteki zihinsel ve fiziksel sağlık açısından önemli bir yatırım anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><strong>BİYOLOJİK SERVETİNİZE SAHİP ÇIKIN</strong></p>
<p>Sağlıklı yaş almanın ileri yaşlarda alınan geç kararlarla değil; genç yaşta atılan doğru adımlarla mümkün olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Danışmanı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk;</strong> “Çünkü gençlik yalnızca takvimdeki bir dönem değil, doğru yönetildiğinde geleceğe taşınabilecek biyolojik bir servettir. Modern longevity yaklaşımı yalnızca yaşam süresini uzatmayı hedeflemez. Asıl amaç sağlıklı geçirilen yılları artırmaktır. Hedef yalnızca uzun yaşamak değil; o yılları enerjik, üretken, bağımsız ve zihinsel olarak güçlü geçirebilmek. Hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek yerine, riskleri erken fark edip yaşlanmayı hızlandıran süreçleri yönetmek gerekiyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerin-en-buyuk-hatasi-40tan-sonra-bakarim-demek-636642">Gençlerin En Büyük Hatası: &#8220;40&#8217;tan Sonra Bakarım&#8221; Demek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gün boyu temponuza ayak uyduran eşlikçi: Galaxy Watch8</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gun-boyu-temponuza-ayak-uyduran-eslikci-galaxy-watch8-636226</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 11:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[boyu]]></category>
		<category><![CDATA[eşlikçi]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[temponuza]]></category>
		<category><![CDATA[uyduran]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636226</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku düzeninden enerji seviyesine, stres takibinden günlük aktiviteye kadar birçok veriyi analiz eden Galaxy Watch8, kullanıcıların gün içindeki ritmini daha iyi anlamasını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gun-boyu-temponuza-ayak-uyduran-eslikci-galaxy-watch8-636226">Gün boyu temponuza ayak uyduran eşlikçi: Galaxy Watch8</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku düzeninden enerji seviyesine, stres takibinden günlük aktiviteye kadar birçok veriyi analiz eden Galaxy Watch8, kullanıcıların gün içindeki ritmini daha iyi anlamasını sağlıyor. Galaxy Watch8’in gelişmiş uyku takibi özelliği; uyku süresi, uyku evreleri ve gece boyunca oluşan değişimleri analiz ederek kullanıcılara kişiselleştirilmiş uyku verileri sunuyor. Akıllı saat ayrıca “Enerji Skoru” özelliğiyle uyku, aktivite ve günlük rutinleri analiz ederek kullanıcıların güne ne kadar hazır olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Küçük hareket molaları için uyarıyor</strong></p>
<p>Yoğun günlerde stres seviyesini takip eden Galaxy Watch8, gerektiğinde nefes egzersizleri ve mindfulness önerileri sunabiliyor. Gün içinde uzun süre hareketsiz kalındığında ise kullanıcıları küçük hareket molaları vermesi için uyarıyor. Telefonu sürekli elinize alma ihtiyacını azaltan Galaxy Watch8 sayesinde bildirimler, aramalar, takvim hatırlatmaları ve müzik kontrolü doğrudan saat üzerinden yönetilebiliyor. Hafif tasarımı ve gelişmiş bağlantı özellikleri sayesinde kullanıcılar yürüyüşte, toplantıda ya da spor sırasında günlük rutinlerini daha kolay takip edebiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gun-boyu-temponuza-ayak-uyduran-eslikci-galaxy-watch8-636226">Gün boyu temponuza ayak uyduran eşlikçi: Galaxy Watch8</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 14:32:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Asiye Gülsüm Kakı]]></category>
		<category><![CDATA[fibromiyalji]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Mükemmeliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında fibromiyaljinin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332">Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü kapsamında fibromiyaljinin nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, yalnızca fiziksel değil psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınmalı!</strong></p>
<p>Modern yaşamın giderek daha sık karşımıza çıkardığı önemli sağlık sorunlarından birinin fibromiyalji olduğunu ifade eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle kadınlarda daha sık görülen fibromiyalji yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınması gereken kronik bir ağrı sendromudur.” dedi.</p>
<p>Fibromiyaljinin yaygın kas ve iskelet sistemi ağrılarıyla birlikte yorgunluk, uyku bozukluğu, bilişsel fonksiyonlarda azalma ve merkezi ağrı duyarlılığında artışla karakterize kronik bir rahatsızlık olduğunu kaydeden Dr. Kakı, “Halk arasında ‘kas romatizması’ olarak da bilinir. Hastalık, kişinin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir ve çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik ve yoğun yaşam stresi, özellikle kadınlarda fibromiyalji riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Fibromiyaljinin en sık 30-55 yaş aralığındaki aktif kadınlarda görüldüğünü vurgulayan Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Kesin bir genetik geçiş kanıtlanmamış olsa da ailede fibromiyalji öyküsünün bulunması kişide yatkınlığı artırabiliyor. Bunun yanında klinik gözlemler ve psikososyal incelemeler, mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip bireylerde fibromiyalji görülme sıklığının daha yüksek olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Mükemmeliyetçiliğin kişinin kendisi için çok yüksek standartlar belirlemesi, kontrol ihtiyacının yoğun olması ve hata yapmaya tahammül edememesiyle karakterize bir kişilik yapısı olduğunu hatırlatan Dr. Kakı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Belirli düzeyde olduğunda kişiye motivasyon sağlayabilen bu özellik, aşırıya kaçtığında kronik stres yüküne dönüşerek hem psikolojik hem de biyolojik açıdan yıpratıcı olabiliyor. Özellikle kadınların iş hayatı, ev yaşamı ve toplumsal roller nedeniyle yoğun sorumluluk altında olması, sınır koymakta zorlanmaları ve sürekli ‘yetişme’ baskısı hissetmeleri fibromiyalji riskini artıran önemli faktörler arasında yer alır.”</p>
<p><strong>Fibromiyalji ağrıyla birlikte yorgunluk ve bilişsel sorunlarla da seyreder! </strong></p>
<p>Fibromiyalji belirtilerinin başında yaygın kas-iskelet sistemi ağrıları geldiğine işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Hastalar sıklıkla baş, boyun ve sırt ağrılarıyla başvururken bazı durumlarda daha lokalize ağrılar da görülebiliyor.” dedi.</p>
<p>Uyku problemleri, kronik yorgunluk, halk arasında ‘beyin sisi’ olarak ifade edilen dikkat ve konsantrasyon güçlüğünün de yaygın semptomlar arasında olduğunu aktaran Dr. Kakı, “Migren, irritabl bağırsak sendromu, karın ağrısı gibi ek somatik yakınmalar da tabloya eşlik edebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Fibromiyalji tedavisinde tek tip bir yaklaşım yeterli değil!</strong></p>
<p>Fibromiyalji tedavisinde tek tip bir yaklaşımın yeterli olmadığına dikkat çeken Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Hastalığın ortaya çıkışında birçok biyolojik, psikolojik ve sosyal etken rol oynadığı için tedavinin de multidisipliner ve kişiye özel planlanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde kişinin psikososyal durumu, uyku düzeni, egzersiz alışkanlıkları, beslenme şekli ve vitamin düzeylerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Dr. Kakı, “Özellikle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel basamaklarından biridir. Kaliteli uyku uyuyamayan bir kişinin gün içerisinde enerjik ve sağlıklı hissetmesi mümkün değildir. Bu nedenle hastaların uyku hijyeni konusunda bilinçlendirilmesi büyük önem taşır. Egzersiz planlamasında ise ağır ve kasları zorlayıcı aktiviteler yerine hafif tempolu aerobik egzersizler, gevşeme çalışmaları ve nefes egzersizleri önerilir. Egzersizin yalnızca günün belirli bir saatine sıkıştırılması yerine gün içine yayılması daha faydalı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, fiziksel olduğu kadar ruhsal ve sosyal yönleri de olan çok yönlü bir hastalık! </strong></p>
<p>Tedavi sürecinde kişinin kişilik yapısının da göz önünde bulundurulması gerektiğini aktaran Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Özellikle mükemmeliyetçi bireylerin kendilerine karşı eleştirel bakış açılarını fark etmeleri ve bunu yönetebilmeleri önemlidir. Bu noktada bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik destek yöntemleri, kişinin yaşam kalitesini artırmada önemli katkılar sağlayabilir.” dedi.</p>
<p>Beslenme düzeninin de fibromiyalji yönetiminde etkili bir diğer faktör olduğunu söyleyen Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yüksek karbonhidrat ağırlıklı beslenme yerine daha dengeli ve sağlıklı bir beslenme planı önerilir. Ayrıca D vitamini, magnezyum ve omega-3 gibi desteklerin değerlendirilmesi, kişinin enerji metabolizmasının düzenlenmesine yardımcı olabilir.</p>
<p>Fibromiyalji yalnızca fiziksel ağrılarla sınırlı olmayan, kişinin ruhsal ve sosyal yaşamını da etkileyen çok yönlü bir hastalıktır. Bu nedenle tedavide kişinin yalnızca ağrısına değil, yaşam biçimine, stres düzeyine ve duygusal yüklerine de bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerekir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetci-kadinlarda-fibromiyalji-riski-daha-yuksek-634332">Mükemmeliyetçi kadınlarda fibromiyalji riski daha yüksek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların Severek Tükettiği İçecekler Diyabet Riskini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-631457</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çecekler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[severek]]></category>
		<category><![CDATA[tükettiği]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631457</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genellikle yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabet, günümüzde çocuklarda da kendini göstermeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-631457">Çocukların Severek Tükettiği İçecekler Diyabet Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabet, günümüzde çocuklarda da kendini göstermeye başladı. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, değişen beslenme alışkanlıkları, artan ekran süreleri çocukları henüz daha 10’lu yaşlardayken Tip 2 diyabet riskiyle karşı karşıya getirebiliyor. Çocukları diyabetten korunmak için ebeveynlerin bazı önemli noktalara dikkat etmesi gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt Sinem Türkmen, çocukların tip 2 diyabet riskleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Bir kutu gazlı içecek 10 kaşık şeker içerebiliyor</strong></p>
<p>Son dönemlerde çocuklar arasında gazlı içecekler, renkli atıştırmalıklar, meyve suyu olmayan aromalı içecekler ve katkı maddeli sütlerin tüketimi artmış durumdadır. Ancak masum görünen bu alışkanlıklar aslında büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Çocukların severek tükettiği bu ürünler, çoğu zaman “gizli şeker depoları” olarak karşımıza çıkar. Öyle ki tek bir kutu gazlı içecek, 7- 10 çay kaşığı şeker içerebilir. Bu tür ürünlerin düzenli tüketimi ise sadece kilo artışına değil, aynı zamanda insülin direncine de zemin hazırlar. </p>
<p><strong>Çocuklar anne babalarının tabağını örnek alıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda sağlıksız beslenme alışkanlıklarının kontrol altına alınması için anne babalara önemli görevler düşmektedir. Yani çözüm aslında evin içinde saklıdır. Ev yapımı limonata, taze sıkılmış meyve suyu, katkısız yoğurt ve şeker eklenmeden hazırlanan meyve püreleri çocuklar için çok daha sağlıklı alternatiflerdir. Çocukların beslenme konusunda en çok anne ve babalarının tabağına dikkat ettiği bilinmektedir. Evde sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllar ne kadar sık tüketilirse, çocuklar da bu besinleri o kadar benimseyip hayatlarının bir parçası haline getirir. </p>
<p><strong>Özel günlerinizde pizza, hamburger yerine sağlıklı besinleri tercih edin</strong></p>
<p>Yapılan çalışmalar aile sofralarının sadece yemek yenilen bir alan olmadığını, aynı zamanda sağlıklı alışkanlıkların kazanıldığı bir “eğitim ortamı” olduğunu ortaya çıkarmıştır. Birlikte sofraya oturmak, çocuklara doğru beslenme davranışlarını kazandırmada önemli bir adımdır. Öte yandan, özel günlerde sıkça tercih edilen pizza ve hamburger gibi yüksek kalorili yiyecekler, çocukların ilerleyen yaşlarda duygusal durumlarla bu tür besinleri ilişkilendirmesine yol açabilir. Bu nedenle sağlıklı yiyeceklerin de özel anların bir parçası olması gerekir. </p>
<p><strong>Her çocuk her gün en az 60 dakika hareketli olmalı</strong></p>
<p>Beslenmenin yanı sıra hareket de büyük önem taşır. Günümüzde çocuklar, sokakta oyun oynamak yerine ekran başında saatler geçirmektedir. Bu durum ise hareketsizlik ve buna bağlı kilo artışını beraberinde getirir. Oysa çocukların her gün en az 60 dakika aktif olması gerekir. Yürüyüş, dans, ip atlama ya da bisiklete binmek önerilebilir. Basit gibi görünen bu aktiviteler, hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için büyük fayda sağlar. </p>
<p><strong>Düzenli uyku çocukların hormon dengesini olumlu etkiliyor</strong></p>
<p>Bir diğer kritik konu ise uyku düzenidir. Yetersiz uyku, çocuklarda da tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi hormon dengesini bozabilir. Geç yatma, uzun süreli ekran kullanımı ve düzensiz uyku alışkanlıkları diyabet riskini artıran faktörler arasında yer alır. Çocukların yaşlarına uygun uyku süresine dikkat edilmesi ve yatmadan en az bir saat önce ekranların kapatılması gerekir. </p>
<p><strong>Çocuklukta kazanılan sağlıklı alışkanlıklar yetişkinlikte diyabet riskini en aza indirir</strong></p>
<p>Diyabetle mücadele, hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, çok daha önce başlamalıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandıran, çocuklarını hareket etmeye teşvik eden ve ekran süresini sınırlayan aileler, aslında çocuklarına sağlıklı bir geleceğin kapısını açar. Öte yandan bazı belirtiler de göz ardı edilmemelidir. Sık acıkma, sürekli tatlı isteği, hızlı kilo artışı ya da aşırı susama gibi durumlar diyabetin erken sinyalleri olabilir. Böyle bir durumda bir uzmana başvurmak ve basit bir kan şekeri ölçümü yaptırmak, erken tanı açısından büyük önem taşır. Unutulmamalı ki, çocuklukta kazanılan her sağlıklı alışkanlık, yetişkinlikte diyabet riskini azaltan en güçlü yatırımdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-631457">Çocukların Severek Tükettiği İçecekler Diyabet Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Andropoz, menopozdan farklı olarak yavaş ilerliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/andropoz-menopozdan-farkli-olarak-yavas-ilerliyor-629669</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 09:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[menopozdan]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Testosteron]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629669</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşam stresi, yoğun tempo ve değişen yaşam alışkanlıkları vücuttaki hormonal dengeyi doğrudan etkileyebiliyor. Yaşla birlikte ortaya çıkan bu hormonal değişimlerin erkeklerdeki yansımalarından biri de andropoz olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/andropoz-menopozdan-farkli-olarak-yavas-ilerliyor-629669">Andropoz, menopozdan farklı olarak yavaş ilerliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük yaşam stresi, yoğun tempo ve değişen yaşam alışkanlıkları vücuttaki hormonal dengeyi doğrudan etkileyebiliyor. Yaşla birlikte ortaya çıkan bu hormonal değişimlerin erkeklerdeki yansımalarından biri de andropoz olarak karşımıza çıkıyor. Testosteronun yıllar içinde azalmasıyla gelişen bu sürecin çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Hormonal değişimlerin etkileri yalnızca cinsel yaşamla sınırlı değildir; enerji düzeyi, kas gücü, ruh hali, uyku düzeni ve metabolik denge üzerinde de önemli rol oynar. Ancak her yorgunluk veya isteksizlik halinin andropoz anlamına gelmediğini de unutmamak gerekir” dedi.</strong></p>
<p>Andropozun, erkeklerde testosteron hormonunun yaşla birlikte kademeli olarak azalmasıyla ortaya çıktığını ve menopozdan farklı olarak ani değil, yıllar içinde yavaş ilerlediğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Bu nedenle belirtiler çoğu zaman göz ardı edilebiliyor. Yaşamın doğal bir parçası olmakla birlikte doğru yönetilmediğinde yaşam kalitesini etkileyebilen andropozda modern yaklaşım, gereksiz müdahalelerden kaçınarak kişiye özel ve dengeli tedavi planına odaklanmak. Uzun süredir devam eden yorgunluk ve isteksizlik, cinsel performansta azalma, kas gücünde düşüş, kilo artışı, uyku problemleri ve ruh hali değişiklikleri gibi semptomlarda bir sağlık merkezine başvurmak kıymetli” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Her yorgunluk andropoz değildir</strong></p>
<p>Andropozun belirtisi olabilse de, günlük yaşamda sık görülen yorgunluk, isteksizlik veya performans düşüklüğünün her zaman testosteron eksikliğine bağlı olmadığını vurgulayan Allahverdiyev, “Tiroid hastalıkları, diyabet, obezite, kronik stres, uyku apnesi ve bazı ilaçlar da benzer şikayetlere neden olabilir. Bu nedenle altta yatan nedenin doğru analiz edilmesi gerekir. Gereksiz hormon kullanımı hem faydasız hem de riskli olabilir. Andropozun en sık karşılaşılan sinyalleri; cinsel istekte azalma, sertleşme kalitesinde düşüş, sabah ereksiyonlarında azalma, yorgunluk, halsizlik, enerji kaybı, kas kütlesinde azalma, yağ oranında artış, konsantrasyon güçlüğü ve zihinsel yavaşlama, uyku bozuklukları, depresif ruh hali, motivasyon kaybı olarak sıralanabilir” dedi.</p>
<p><strong>Testosteron seviyesi kaliteli bir uykuyla desteklenebilir</strong></p>
<p>Andropoz yönetiminde tek tip bir yaklaşım olmadığını da sözlerine ekleyen Allahverdiyev, “Tedavide en önemli nokta, planlamanın kişiye özel yapılmasıdır. Her hastanın yaşı, beklentisi, eşlik eden hastalıkları ve yaşam tarzı farklılık gösterir. Bu süreçte yaşam tarzı düzenlemeleri tedavinin temelini oluşturur. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve kaliteli uyku testosteron seviyelerini doğal olarak destekleyebilir. Gerekli görülen hastalarda ise testosteron replasman tedavisi jel, enjeksiyon veya farklı formlarda planlanabilir, tedavi öncesinde ve sırasında düzenli takip şarttır. Ayrıca sertleşme sorunu, metabolik hastalıklar veya psikolojik faktörler gibi eşlik eden durumlar da eş zamanlı ele alınmalıdır. Tedavide tek tip bir yaklaşım yoktur, önemli olan hastaya özel ve bütüncül bir planlama yapmaktır” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/andropoz-menopozdan-farkli-olarak-yavas-ilerliyor-629669">Andropoz, menopozdan farklı olarak yavaş ilerliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[değişimi]]></category>
		<category><![CDATA[değişimler]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Akın Aytop]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625453</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453">Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mevsim geçişleri, vücutta biyolojik değişimlere neden olur!</strong></p>
<p>Bahar denildiğinde zihnimizde çoğunlukla benzer imgeler canlandığını ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “İlkbahar yağmuruyla ıslanan toprağın kokusu, yeşeren ağaçlar ve çimler, rengârenk çiçekler, uçuşan kelebekler, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve güneşin içimizi ısıtan enerjisi… Doğadaki bu canlanma hali, çoğu zaman bizde de bir ferahlama ve yenilenme duygusu yaratır.” dedi.</p>
<p>Pek çok kişinin baharla birlikte enerjisinin arttığını, daha motive ve pozitif hissettiğini düşündüğünü dile getiren Aytop, “Gerçekten de mevsim geçişleri, özellikle bahar ayları, vücudumuzda bazı biyolojik değişimlere yol açar. Gün ışığının artmasıyla birlikte serotonin ve dopamin gibi ‘iyi hissettiren’ nörokimyasalların üretimi desteklenebilir. Bu da ruh halimizde iyileşme, enerjide artış ve daha olumlu bir bakış açısı ile ilişkilendirilebilir. Kısacası, baharın gelişiyle birlikte iç dünyamızda da güneş açtığını hissedebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Herkes bu değişimlerden aynı şekilde etkilenmez! </strong></p>
<p>Ancak bu tablonun herkes için aynı olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bazı bireyler baharı enerjik ve neşeli karşılarken, bazıları için bu dönem daha dalgalı bir ruh halini beraberinde getirebilir. Kimi zaman içsel hava durumumuz güneşli değil; parçalı bulutlu, yağışlı ya da fırtınalı olabilir. Bu nedenle baharın etkilerini tek tip bir deneyim olarak değerlendirmek doğru olmaz.” dedi.</p>
<p>Bahar aylarında doğada önemli değişimler yaşandığını yineleyen Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu süreçte havadaki iyon dengesi de değişebilir. Aynı zamanda bitkilerin uyanmasıyla birlikte polen üretimi artar ve bu polenler rüzgâr aracılığıyla geniş alanlara yayılır. Tüm bu çevresel değişimlerin hem fiziksel hem de ruhsal süreçlerimiz üzerinde etkileri olabilir. Ancak burada üç önemli noktayı vurgulamak gerekir: Herkes bu değişimlerden etkilenmek zorunda değildir; etkilenen kişilerde bu etkilerin şiddeti farklı olabilir; ayrıca bu etkiler herkeste aynı biçimde ortaya çıkmaz. Çünkü genetik yapı, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek sistemleri ve çevresel koşullar gibi bireysel farklılıklar bu süreci doğrudan etkiler.”</p>
<p><strong>Mevsim geçişi uyku düzenini bozabiliyor! </strong></p>
<p>Baharın gelişiyle birlikte biyolojik ritmimizde de değişiklikler yaşanabildiğini aktaran Emine Akın Aytop, “Özellikle melatonin hormonunun üretiminde azalma ve sirkadiyen ritimde kaymalar görülebilir. Bu durum uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Uykunun, hem bedensel hem de zihinsel yenilenme açısından kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan Aytop, “Uyku düzenindeki bozulmalar, ruhsal ve fiziksel pek çok sorunu tetikleyebilir. Bunun yanı sıra, serotonin ve dopamin düzeylerindeki dalgalanmalar farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Alerjik reaksiyonlar, nezle ve grip gibi enfeksiyonlar, cilt problemleri, mide-bağırsak rahatsızlıkları veya kalp-damar sistemiyle ilgili sorunlar bahar aylarında artış gösterebilir ya da mevcut şikâyetler şiddetlenebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, dikkatli olunmalı! </strong></p>
<p>Bahar aylarında sıkça karşılaşılan durumlardan birinin de ‘bahar yorgunluğu’ olduğunu kaydeden Emine Akın Aytop, “Bu durum; enerji düşüklüğü, isteksizlik, çabuk yorulma, motivasyon kaybı ve erteleme davranışları ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca uyku ve iştah düzeninde değişiklikler, sabahları uyanmakta zorlanma ve odaklanma güçlüğü de görülebileceğine işaret eden Aytop, “İyi haber ise, bu belirtiler genellikle birkaç hafta içinde, vücudun yeni mevsime uyum sağlamasıyla birlikte kendiliğinden azalır. Ancak bu belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, daha dikkatli olunmalı. Sürekli üzüntü hali, umutsuzluk, ilgi kaybı, yoğun yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler bahar depresyonuna işaret edebilir. Böyle bir durumda profesyonel destek almak oldukça önemlidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Belirtilere karşı farkındalık ve gerektiğinde uzman desteği önemli! </strong></p>
<p>Öte yandan, baharın bazı bireylerde tam tersine aşırı enerji artışıyla kendini gösterebildiği bilgisini paylaşan Emine Akın Aytop, “Özellikle bipolar bozukluğu olan kişilerde ilkbahar, manik ya da hipomanik dönemleri tetikleyebilir. Bu dönemlerde kişi kendini aşırı enerjik, güçlü ve hareketli hissedebilir; daha az uykuya ihtiyaç duyar, konuşkanlığı artar, düşünceleri hızlanır ve dürtüsel davranışlar sergileyebilir. Bu nedenle bu tür belirtilere karşı farkındalık geliştirmek ve gerektiğinde uzman desteği almak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Baharın getirdiği bu değişimleri daha sağlıklı yönetebilmek için yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapılması gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek, kafein alımını sınırlamak ve uyku hijyenine dikkat etmek bu sürecin temel taşlarıdır. Düzenli fiziksel aktivite, hem bedensel sağlığı destekler hem de ruh halini iyileştirir. Bunun yanı sıra, sosyal medya ve ekran kullanımını sınırlamak, zihinsel yükü azaltabilir. Sağlıklı hobiler edinmek ve iş-özel yaşam dengesini kurmak da bu süreçte önemli rol oynar.</p>
<p>Bilinçli farkındalık (mindfulness) uygulamaları da bahar döneminde içsel dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Bu uygulamalar, kişinin dikkatini yargılamadan ‘şimdi ve burada’ya yöneltmesini sağlar. Doğayla temas kurmak da oldukça etkili bir yöntemdir. Özellikle dikkatli farkındalıkla yapılan yürüyüşler, hem zihinsel hem de fiziksel açıdan iyileştirici olabilir. Yavaş tempoda, duyulara odaklanarak yapılan bir yürüyüş; görme, işitme, dokunma ve koklama duyularını aktive ederek kişinin anda kalmasını destekler. Duygularımızı fark etmek, adlandırmak ve hangi durumlarda ortaya çıktıklarını gözlemlemek de önemli bir beceridir. Bu noktada duygu günlüğü tutmak, içsel süreçleri anlamayı kolaylaştırabilir.</p>
<p>Son olarak, ihtiyaç duyulduğunda profesyonel destek almak önemli bir güç kaynağıdır. Psikolojik destek, bireyin hem içsel hem de çevresel kaynaklarını fark etmesini ve etkili bir şekilde kullanmasını sağlar. Bu süreç; duygusal dengeyi güçlendirmeye, stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeye ve psikolojik dayanıklılığı artırmaya yardımcı olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453">Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.  Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.” <br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor <br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu  söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.  Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.  Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 14:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[detoks]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Detoks]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363">Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>İş, uyku veya ilişkiler bozuluyorsa dijital detoks zamanı gelmiş demektir!</strong></p>
<p>Dijital detoksun, tablet, bilgisayar, televizyon ve diğer dijital cihazlardan bilinçli olarak uzak kalınan süreyi ifade ettiğini aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Sosyal işlevsellikte, mesleki yaşamda, romantik ilişkilerde, uyku düzeninde veya iştahımızda bozulmalar gözlemlediğimizde, dijital detoks zamanı gelmiş demektir. Aksi takdirde ekran bağımlılığı hayat kalitemizi ciddi şekilde düşürebilir.” dedi.</p>
<p><strong>İş sonrası cihazlardan uzak durmak tükenmişliği önler!</strong></p>
<p>Ekran karşısında çalışanlar için dijital detoksun, özellikle iş dışındaki zamanlarda cihazlardan uzak kalmayı içerdiğini dile getiren Çağrı Akyol Çevirir, “İş bitiminde, telefon ve diğer dijital mecralardan uzak durmak, tükenmişlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz durumların önüne geçer.” dedi.</p>
<p>Kişinin, kendini yalnızca işi üzerinden tanımlamaması gerektiğine işaret eden Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Hayatında dingin ve tatminkâr hissetmek, işine de olumlu yansır. Uzun ekran kullanım süreleri, uyku döngüsünü bozabilir ve haz odaklı, tüketim temelli bir yaşam biçimine yönlendirebilir. Sosyal medyada kısa videolar ve sürekli içerik tüketimi, dikkati odaklamayı zorlaştırır ve kişiyi sürekli bir haz arayışına sokar. Bu durum, uyku, sosyal ilişkiler, romantik ilişkiler, egzersiz ve yemek alışkanlıkları gibi temel yaşam alanlarından feragat edilmesine yol açabilir. Örneğin yemek yerken telefonu başucuna koymak, yemeğin tadını çıkarmayı engeller ve yemek deneyimi de tüketim odaklı hale gelir.”</p>
<p><strong>Ekran süresi, serotonin ve dopamin dengesi için sınırlandırılmalı!</strong></p>
<p>Minimalizmin, dijital detoksta azaltmayı veya tamamen kesmeyi ifade ettiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bağımlılık ciddi ise ani kesme zorlayıcı olabilir; bunun yerine azaltarak başlamak daha yönetilebilir bir yöntemdir.” dedi.</p>
<p>Kişinin, sosyal medya veya dijital mecraları belirli saatlerde kullanmayı, spor, sosyal etkileşim ve diğer aktiviteleri planlamayı tercih edebileceğini aktaran Çevirir, “Böylece, ‘rebound etkisi’ denilen, uzun süre yoksun kaldıktan sonra aşırı tüketme riski azalır. Sosyal medya ve ekran kullanım süresi, izin verdiğimiz ölçüde üzerinde olumlu veya olumsuz etkilere sahiptir. Uzun süreli ekran kullanımı, REM uykusuna geçişi zorlaştırabilir ve geç saatlerde acıkmaya yol açabilir. Beyin ve bağırsak arasındaki ilişki, serotonin ve dopamin dengesi açısından da ekran süresinin sınırlanmasını gerektirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital detoks, odaklanma ve uyku kalitesini artırmada etkili bir araç! </strong></p>
<p>İnternet ve dijital cihazları özellikle iş için kullanmak gerekliyse, süreyi asgari düzeyde tutmanın önemli olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Akşam saatlerinde, gün boyunca telefondan çalıştıktan sonra tekrar cihazlara yönelmek, odaklanma ve enerji yönetiminde problemler yaratabilir. Dijital detoks, odaklanmayı artırmak, uyku kalitesini korumak, kaygı ve stresi yönetmek ve bilişsel becerileri sürdürmek için etkili bir araçtır. Bu süreç, birebir sosyal ilişkilerle desteklendiğinde hem kişisel hem de profesyonel yaşamda verimliliği artırır.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Aşırı dijital içerik, çocukların dikkat, sosyal ilişkiler ve akademik performansını olumsuz etkileyebilir!</strong></p>
<p>Çocuk ve ergenlerde uzun süreli ekran kullanımının, gelişimsel açıdan bazı riskler taşıdığına dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu dönemde çocukların kendi kendilerini oyalayabilme ve boşluklara tahammül etme becerileri gelişmelidir. Aşırı dijital içerik, bu becerilerin gelişimini engelleyebilir ve dikkat eksikliği, hiperaktivite, sosyal ilişkilerde zayıflık veya akademik performansta düşüş gibi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Sosyal medyada onaylanma ve beğenilme ihtiyacının, gerçek yaşamda elde edilemeyen tatmini telafi etmeye çalıştığını vurgulayan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak bu tatmin geçici ve yüzeyseldir. Gerçek sosyal ilişkiler, bireyin sorumluluk almasını, bazı şeylerden feragat etmesini ve kendi duygularını düzenleyebilmesini sağlar. Dijital dünyadan uzaklaşıp, gerçek yaşamın içinde olmak kişisel gelişim ve zihinsel sağlık açısından oldukça önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363">Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 19:02:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.   </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888">Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Omurga sağlığını etkileyen pek çok faktör vardır. Bu faktörlerden biri de uyku pozisyonlarıdır. Yanlış uyku pozisyonları vücutta ağrılara neden olabileceği için kişinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkiler ve bir süre sonra hareket kısıtlamalarına neden olabilir.</p>
<p>Sabah kalkığınızda beliniz, sırtınız veya boynunuz ağrıyorsa yanlış pozisyonda uyuyor olabilirsiniz. Ağrılara veya bozukluklara çözüm bulabilmek adına öncelikle bilinçli olmak gerekir. Unutmayalım ki yanlış yatış-uyku pozisyonu fıtıklara  hatta kireçlenmelere bile neden olabilmektedir.  Bel ağrısı uyku kalitesini bozabildiği gibi yanlış yatış pozisyonu da bel veya boyun ağrısına hatta fıtıklara neden olabilmektedir. Bazı yatış pozisyonlarında omurganın doğal kavisleri zorlanabilir veya aşırı ve uzun süreli bası-basınç altında kalabilir. Aynı zamanda obezite gibi nedenler, uyku apnesi yaşanması sonucu çeşitli ağrılara ve  yorgunluğa neden olabilmektedir.</p>
<p><b><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-0-AukpsKnr.jpeg"/></b></p>
<p><b><strong>Yanlış uyku pozisyonları omurgayı nasıl etkiliyor ?</strong></b></p>
<p>Omuz, bel ve boyun bölgelerinde ağrı şikayeti olan bireyler için ise yüzüstü uyku pozisyonu önerilmemektedir. Bel fıtığı olanlar için en iyi uyku pozisyonunun, yan yatış pozisyonu olduğu saptanmıştır. Yan yatış pozisyonunda bacaklar arasına yastık yerleştirilmelidir. Boyun fıtığı olanların ise sırt üstü ve boyun kavsini destekleyici bir yastık kullanarak yatmaları ideal olanıdır.  İdeal bir yatak vücudun gömülmesini engelleyecek sertlikte, vücut hatlarını koruyacak kadar yumuşak olmalı yani doğal eğriliklerin korunmasını sağlayan, eğriliklerin artma ve azalmasına yol açmayan şekilde tasarlanması gerekir. İnsanlar günün önemli bir bölümünü yatakta istirahat ederek yani uyuyarak geçirmektedir. Burada amaç diskler, tendonlar, kaslar ve eklemlerin  basıncın kötü etkisinden kurtarılması, rahatlaması adeta nefes almasıdır ki, ertesi gün yeni bir strese ve yüklenmeye hazır hale gelebilsin.  İdeal yatak, vücut yapısına uygun olmalı ve denenerek alınmalıdır;  vücut yatak içinde rahatsız olmamalı, zorlanmamalı, yatağa gömülmemelidir.  Hem çok sert yataklar hem de çok yumuşak yataklar omurlarımızı bir arada tutan ve destekleyen bağlar, eklemler, kaslar, diskin anulus dediğimiz kapsülü aşırı derecede gerilir ve bu da her gece tekrarlayarak başımıza istemediğimiz sorunlar açabilmektedir. Her hasta için tek bir yatak tipi doğru değildir; kişiye, kiloya, rahatsızlığa özel yatak seçilmesi gerekir. Bir süre kullanıldıktan sonra yataklar devamlı yatılan taraf deforme olmakta, çukurlaşmakta olup diğer tarafı değiştirilerek kullanılmalı veya değiştirilmelidir.</p>
<p><b><strong>Doğru uyku pozisyonları nelerdir ?</strong></b></p>
<p>İdeal yatış pozisyonu, sırtüstü veya sağa-sola yan yatmaktır. Yan pozisyonda hastanın iki bacağı arasına koyacağı yastık omurga açısından yararlıdır. Yan yatışta dizler arasına destek konularak ve dizlerin bükülerek yatılması önerilirken bu yatış pozisyonunun da uyluk arkasındaki kasların kısalmasına neden olabileceği göz önünde tutulmalıdır. Bu kısalma gün içinde dik duruşu bozarak bel ağrısına neden olabilir. Bu  nedenle dizlerin bükülerek yatılması durumu mecburi durumlarda ve kısa süreli olmalıdır. Ayrıca Romatoid Artrit hastaları için dizlerin bükülerek yatılması önerilmemektedir.</p>
<p><b><strong>Yanlış uyku pozisyonları nelerdir ?</strong></b></p>
<p>Bel kavsinin aşırı derecede artmasına, faset eklemlerin zorlanmasına ve bel ve boyun ağrı veya fıtıklarına yol açması nedeniyle yüzüstü yatmak kesinlikle önerilmemektedir. Ancak yüzüstü pozisyonu Ankilozan Spondilit hastaları için tavsiye edilmektedir. Ayrıca seyahatlerde dikkatsiz uyunması da özellikle boyun ağrılarına neden olmakta olup uzun seyahat araçlarının yeniden dizayn edilmesi önem arzetmektedir. Uzun seyahatlerde seyahat yastığı kullanılmalıdır. Yüksek yastık kullanılarak yatmak özellikle boyun ağrılarına açıkça neden olmaktadır. Diğer hastalıklar açısından yüksek yastık ile yatması gereken hastalar ikinci bir ortopedik yastık ile boyun kavsini desteklemelidir.</p>
<p><strong>Yatışa geçiş nasıl olmalı ? Nasıl kalkılmalıdır ?</strong></p>
<p>Doç.Dr.Ahmet İnanır ,”Bel ağrına olmamak için yatarken yatağa önce oturulmalı ve yan yatılmalıdır. Şayet sırt üstü yatmak düşünülüyorsa önce yatağa oturulup yan yatılmalı ve sırt üstü dönülmelidir. Sabahleyin sırt üstü uyanılmış ise önce yana dönülmeli sonra bacaklarını aşağıya sarkıtırken kol ve dirsekten destek alarak omurga doğrultulmalıdır.”dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888">Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 13:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tabağınız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar hakkında konuşan uzmanlar, "Uyku kalitenizi sessizce sabote eden beslenme hatalarıdır" dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137">Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar dikkat!  Gece saat 2’de uyanıyor ve yeniden uykuya geçmekte zorlanıyor musunuz? Sizce bu yaşadığınız sadece tesadüf mü yoksa tabağınızın bir yansıması mı?</p>
<p>Gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan yanlış beslenme tercihleri sirkadiyen ritmi bozarak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Uyku kalitesinin beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal uyku kalitesini düşüren en önemli ancak çoğu zaman fark edilmeyen 5 temel beslenme hatasını paylaşıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-0-ignBTHVf.jpg"/></p>
<p><b><strong>Uyku, Hayat Kalitenizi Belirleyen Gizli Faktör</strong></b></p>
<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-1-LtBwXrJ9.jpg"/>Kansere Karşı 12 Etkili Önlem!</figure>
<p><b><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></b></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini anlatan Ardal,  “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></b></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
<li>
<p><figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-2-CfiCUL1Z.jpeg"/>Uyku ve stres</figure>
</li>
</ul>
<p><b><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></b></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor.</li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137">Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Boyunca]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[sabote]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor. </p>
<p><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini belirten <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor. </li>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor. </li>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor. </li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuzluğun]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her az uyunan gecenin insomni olmadığını vurgulayan Meltem Can İke, bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edilmesi için haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması, sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması ve kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada uykusuzluk, uykusuzluk tedavisi ve uyku hijyeni ile ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Dünya Uyku Cemiyeti tarafından her yıl düzenlenen Dünya Uyku Günü vesilesiyle, toplumumuzun büyük bir kesimini etkileyen ancak çoğu zaman &#8220;yapısal bir özellik&#8221; sanılarak ihmal edilen uykusuzluk yani insomni konusuna dikkat çekmek istiyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun sadece bir belirti değil, başlı başına bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tıbbi literatürde &#8220;İnsomni&#8221; olarak adlandırılan bu durum; uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme zorluğu veya sabah çok erken uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterir. Bu durum kişinin gün içindeki konsantrasyonunu, duygu durumunu ve genel sağlık kalitesini bozuyorsa klinik bir tablo olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşırı derecede odaklanma görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yakınması olan kişilerde (özellikle geceleri) uyku sorunlarına aşırı derecede odaklanma ve uykusuzluğun olumsuz sonuçları hakkında kaygı duyma vardır.  Yetersiz uyku süresi ve kalitesi, ileri derecede sıkıntıya veya günlük aktivitelerde eksilmeye neden olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kadınlarda daha fazla görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınlarda bir miktar daha fazla görülen bu durumun yaşla arttığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Yaş ilerledikçe derin (yavaş) uyku miktarında azalma, dolayısıyla uykunun çok yüzeysel ve kırılgan hale gelmesine neden olur. Ayrıca sirkadiyen ritimdeki değişikliklere (uyku fazının erkene kayması), yaşlı bireylerde özellikle gecenin ikinci yarısında uykunun çok sık bölünmesine ve sabah çok erken saatlerde uyanma ile sonuçlanır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Haftada en az 3 gece uykusuzluk yaşanıyorsa dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluk tanı kriterlerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Her az uyunan gece, insomni değildir. Bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edebilmemiz için:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerekir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun üç temel nedeni var </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun çok faktörlü bir sorun olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, başlıca nedenleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>1. Psikolojik Faktörler: Kaygı bozuklukları, stres ve depresyon.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>2. Tıbbi Durumlar: Kronik ağrılar, nefes darlığı, huzursuz bacaklar sendromu ve uyku apnesi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>3. Yaşam Tarzı: Düzensiz çalışma saatleri (vardiyalı sistem), aşırı kafein tüketimi ve hareketsizlik.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk genetik bir miras mıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun genetik bir boyutu olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke. “Araştırmalar, ailesinde uykusuzluk öyküsü olan bireylerin bu soruna daha yatkın olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum sadece genlerle açıklanamaz; aile içindeki uyku alışkanlıkları ve çevresel faktörler de bu mirası tetikler” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Modern çağın kabusu: Mavi ışık ve sosyal medya</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde uyku düzenini bozan en büyük düşman yatağa bizimle birlikte giren akıllı telefonlardır” diyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke teknoloji kullanımının olumsuz etkilerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Melatonin Baskılanması: Ekranlardan yayılan mavi ışık, beynimize &#8220;hala gündüz&#8221; sinyali göndererek uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını engeller.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Duygusal Uyarılma: Sosyal medyada karşılaşılan içerikler beyni tetkikte tutar ve uykuya geçiş için gereken gevşemeyi imkansız kılar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku hijyeni için altın kurallar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzlukla mücadelede ilk adımın uyku hijyeninin sağlanması olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Rutin Oluşturun: Her gün (hafta sonu dahil) aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Yatağı Sadece Uyku İçin Kullanın: Yatakta yemek yemeyin, çalışmayın veya sosyal medyada vakit geçirmeyin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Işık ve Isı Kontrolü: Yatak odanız zifiri karanlık, sessiz ve serin olmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kafeine Sınır Koyun: Öğleden sonra saat 14:00’ten sonra çay ve kahve tüketimini kesin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun sağlık açısından riskleri nelerdir? </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, bu sorunları kardiyovasküler hastalıklar (HT, MI, kronik kalp yetmezliği), Tip 2 diyabet, obezite, nörolojik hastalıklar (kortikal atrofi, demans) ve psikiyatrik hastalıklar (depresyon, suicidal düşünceler) olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesini etkiliyorsa uzmana danışılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun kişinin yaşam kalitesini önemli derecede etkilemesi halinde mutlaka bir uzmana danışılması gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Eğer uykusuzluk probleminiz;</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Gün içinde iş performansınızı düşürüyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğüne neden oluyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Araç kullanırken veya çalışırken uyuklamalara yol açıyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* İlişkilerinizde tahammülsüzlük ve gerginlik yaratıyorsa vakit kaybetmeden bir Nöroloji Uzmanına başvurmalısınız” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Unutmayın: Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmek mümkündür. İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[filtre]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Işık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yetmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620337</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, mavi ışığın çocuk, ergen ve yetişkin beyni üzerindeki etkileri, uyku, dikkat ve nörolojik sağlık açısından riskleri ve dijital hijyenin önemi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337">Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp,<strong> </strong>mavi ışığın çocuk, ergen ve yetişkin beyni üzerindeki etkileri, uyku, dikkat ve nörolojik sağlık açısından riskleri ve dijital hijyenin önemi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Mavi ışık, beyni uyanık tutar ve sirkadiyen ritmi bozar!</strong></p>
<p>Mavi ışığın, gözün retina tabakasındaki ‘intrinsically photosensitive retinal ganglion cells’ (ipRGC) olarak adlandırılan özel hücreleri uyardığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu hücreler, doğrudan beynin ana biyolojik saati olan hipotalamustaki suprakiyazmatik çekirdeğe (SCN) sinyal gönderir. Bu süreç, epifiz bezinden salgılanan ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin hormonunu baskılar.” dedi.</p>
<p>Nörobiyolojik düzeyde mavi ışığın, beyni ‘gündüz modunda’ tutarak uyanıklığı artırdığını ifade eden Alp, kronik maruziyetin sirkadiyen ritmin bozulmasına ve kortizol salınımının dengesizleşmesine yol açtığını kaydetti.</p>
<p><strong>Ergenlerde mavi ışık, uyku kalitesini yetişkinlerden daha fazla düşürür! </strong></p>
<p>Çocuk ve ergen beyninde mavi ışığın etkilerinin yetişkinlerden farklı olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuk ve ergenlerin lensleri yetişkinlere göre çok daha şeffaftır, bu da retinaya daha fazla mavi ışık sızmasına neden olur. Nörobilimsel açıdan daha kritik olan durum ise, ergen beyninin prefrontal korteks gelişimi ve sirkadiyen hassasiyetidir. Ergenlerde melatoninin geç salgılanma eğilimi (delayed sleep phase), mavi ışıkla birleştiğinde uyku kalitesini yetişkinlere oranla çok daha sert bir şekilde düşürür. Bu durum, yalnızca yorgunluğa değil, aynı zamanda beyin gelişiminin temel taşı olan sinaptik budanma süreçlerinin aksamasına da neden olabilir.”</p>
<p><strong>Mavi ışık ve hızlı dijital içerikler, beyni sürekli uyarır ve mental yorgunluğa yol açar! </strong></p>
<p>Mavi ışık ve dijital uyarana maruz kalmanın, beyin yorgunluğu (mental fatigue) ile ilişkili olduğunu dile getiren Alp, “‘Ekran yorgunluğu’ dediğimiz fenomen, sadece göz kaslarının yorulması değil, beynin bilişsel yükünün (cognitive load) aşılmasıdır.” dedi.</p>
<p>Alp, “Mavi ışık uyanıklığı yapay olarak tetiklerken, dijital içeriklerin hızlı akışı beyni sürekli bir ‘yönlendirilmiş dikkat’ (directed attention) modunda tutar. Bu durum, nörotransmitter depolarının (özellikle dopamin) hızla tüketilmesine ve prefrontal kortekste yönetici işlevlerin zayıflamasına, yani mental yorgunluğa yol açar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Mavi ışık, beynin gece temizlenme mekanizmasını bozabilir! </strong></p>
<p>Migren veya epilepsi gibi nörolojik hastalıklarda mavi ışığın etkileri hakkında bilgi veren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Klinik pratikte, özellikle migren hastalarında fotofobi (ışığa duyarlılık) çok yaygın görülür. Mavi ışık, ağrı iletiminde rol oynayan talamik nöronları aktive ederek migren ataklarını tetikleyebilir veya şiddetini artırabilir. Epilepside ise durum daha spesifiktir; ışığa duyarlı (fotosensitif) epilepsisi olan bireylerde yüksek kontrastlı ve titreşimli dijital ekranlar nöbet eşiğini düşürebilir.” dedi.</p>
<p>‘Dijital beyin sisi’ olarak adlandırılan dikkat dağınıklığı ve zihinsel bulanıklıkta mavi ışığın rolüne de değinen Alp, “Beyin sisi, nöroinflamatuar süreçler ve uyku kalitesindeki düşüşün bir yan ürünüdür. Mavi ışığın sirkadiyen ritmi bozması, beynin geceleri kendisini temizleme mekanizması olan glinfatik sistemin tam performansla çalışmasını engeller. Atık ürünlerin temizlenemediği bir beyin, ertesi gün odaklanma güçlüğü, kısa süreli bellek zayıflığı ve zihinsel bulanıklıkla reaksiyon verir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken yaşta yoğun erken ekran kullanımı, beyin gelişimini etkileyebilir!</strong></p>
<p>Erken yaşta yoğun ekran kullanımının, gelişmekte olan beyin üzerinde nasıl etkiler bırakabileceğini açıklayan Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Erken çocukluk dönemi, beynin nöroplastisitesinin en yüksek olduğu evredir. Bu dönemde ekran üzerinden gelen yoğun mavi ışık ve hızlı dijital uyaranlar, beynin ödül sistemini erken yaşta manipüle eder. Literatür, aşırı maruziyetin beyaz madde bütünlüğü üzerinde (özellikle dil gelişimi ve sözel işlemleme süreçleriyle ilgili alanlarda) farklılıklara neden olabileceğini gösteriyor. Ancak ‘kalıcı’ terimi yerine, gelişimsel yörüngenin değişmesi riskinden bahsetmek bilimsel olarak daha doğrudur.”</p>
<p><strong>Mavi ışık, DEHB’de hiperaktiviteyi artırabilir, OSB’de uykuya geçişi zorlaştırabilir! </strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu (OSB) veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocukların sinir sistemlerinin duyusal uyaranlara karşı çok daha hassas olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Mavi ışığın oluşturduğu ‘hiper-uyanıklık’ hali, DEHB’li çocuklarda dürtüselliği ve hiperaktiviteyi körükleyebilir. OSB’li çocuklarda ise uyku regülasyonu zaten zorken, mavi ışık kaynaklı melatonin baskılanması, uykuya geçiş süreçlerini bir kriz haline getirebilir ve ertesi günkü duyusal işleme süreçlerini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Asıl koruyucu olan, filtreden ziyade dijital hijyen! </strong></p>
<p>Mavi ışık filtreli gözlükler veya ekran filtrelerinin birer ‘sihirli değnek’ olmadığını vurgulayan Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunlar yalnızca destekleyici mekanizmalardır. Filtreler, retinaya ulaşan mavi ışık yoğunluğunu azaltarak dijital göz yorgunluğunu hafifletebilir ve melatoninin tamamen baskılanmasını bir nebze engelleyebilir. Ancak nörolojik sağlık için asıl koruyucu olan, filtreden ziyade dijital hijyendir. Yani uykudan en az 1-2 saat önce ekranla bağı kesmek, hiçbir filtrenin veremeyeceği nörolojik onarımı sağlar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337">Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ilacı]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[modu]]></category>
		<category><![CDATA[restorasyon]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku İlaçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, 13 Mart Dünya Uyku Günü dolayısıyla, uykusuzluk için sık başvurulan uyku ilaçlarının etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005">Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, 13 Mart Dünya Uyku Günü dolayısıyla, uykusuzluk için sık başvurulan uyku ilaçlarının etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Uyku beynin temizlik ve restorasyon modu!</strong></p>
<p>Uykunun beyin ve vücut için sadece bir dinlenme süreci olmadığını hatırlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Uyku aynı zamanda beynin temizlik ve restorasyon modudur. Gündüz uyanıkken beyinde biriken beta-amiloid gibi toksik proteinler gece uyurken lenfatik sistem aracılığıyla temizlenir.” dedi.</p>
<p>Hafızanın konsolidasyonu için öğrenilen bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe uyku sırasında aktarıldığını ifade eden Prof. Dr. Metin, vücudun dokularının yenilenmesi, kas gelişimi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesinin yine uykuda gerçekleştiğini aktardı.</p>
<p><strong>Uyku ilacı sadece hekim tarafından gerekli görüldüğünde ve reçete edildiğinde kullanılmalı!</strong></p>
<p>Uyku ilaçlarının akut stres, yas, travma, jet-lag veya uykuyu zorlaştıran tıbbi durumlar gibi 2-4 haftalık geçiş dönemlerinde kullanılabileceğine değinen Prof. Dr. Barış Metin, “Psikiyatrik nedenlerle uyku problemi yaşayan hastalarda uyku verici özelliği olan antidepresanlar kullanılabilir.” dedi. </p>
<p>Uyku apnesi gibi solunumu etkileyen hastalık varlığında dikkatli kullanılması gerektiği uyarısını yapan Prof. Dr. Metin, şöyle devam etti:</p>
<p>“Uyku ilacı sadece hekim tarafından gerekli görüldüğünde ve reçete edildiğinde kullanılmalı ve alışkanlık yapıcı ilaçların uzun süre kullanımından kaçınılmalıdır.</p>
<p>Pek çok uyku ilacı hem psikolojik hem de fiziksel bağımlılık yapma potansiyeline sahiptir. Tolerans geliştiğinde, ilacın aynı etkiyi yapması için ilacın dozunu artırmak gerekir. Uzun süreli kullanımında gündüz sersemliği, bilişsel gerileme, denge bozuklukları ve yaşlılarda düşme riskini artırarak kişinin güvenliğini tehlikeye atar. Kronik uykusuzlukta ilk seçenek ilaçlar değil, öncelikle altta yatan nedenin tedavi edilmesi gerekir. Örneğin huzursuz bacaklar sendromu sıklıkla kronik uykusuzluk nedenidir ve tedavisinde uyku ilaçları kullanılmaz.”</p>
<p><strong>Takviyeler etkili olabilir ancak şiddetli uykusuzlukta hekime danışılmalı!</strong></p>
<p>Uyku ilaçlarının sadece uykusuzluk için değil epilepsi,  parasomniler (uyku terörü, uyurgezerlik) gibi durumlarda da tedavinin bir parçası olabildiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, uykuya yardımcı doğal yöntemler hakkında da bilgi verdi:</p>
<p>“Melatonin vücudun biyolojik saatini düzenler. Uykudan 1-2 saat önce düşük dozda kullanımı etkilidir. Valerian (kediotu), pasiflora ve papatya çayı hafif sakinleştirici etkileriyle bilinir. Magnezyum ise kas gevşemesi ve sinir sistemi regülasyonu için akşam saatlerinde alınması faydalı olabilir. Bu besin takviyeleri hafif bir uyku isteği verebilmekle birlikte çok şiddetli uykusuzluk durumunda mutlaka hekim tavsiyesi alınmalı.” </p>
<p><strong>Uyku ilaçları bilinçsiz kullanıldığında beynin doğal uyku düzenini bozabiliyor!</strong></p>
<p>İnsanların uyku sorunlarını genellikle hafife aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, “Birçok insan kronik uykusuzluk sıkıntısı çekmesine karşın bu konuda hekime başvurmuyor. Çok küçük bir hasta grubu gereksiz ilaç kullanıyor olabilir.” dedi.</p>
<p>Uyku ilaçlarının bir tedavi değil geçici bir yardım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Doktor gözetimi olmadan kullanılan uyku ilaçları, beynin doğal uyku mimarisini, REM ve derin uyku dengesini bozabilir. Uyku bozukluklarında tedavi öncelikle altta yatan nedenlerin iyileştirilmesidir.</p>
<p>Sirkadiyen tutarlılığı sağlamak için hafta sonu dahil her gün aynı saatte uyanın. Dijital detoks için yatmadan en az 1 saat önce telefon, tablet gibi mavi ışık kaynaklarını kapatın. Tamamen karanlık ve yaklaşık 18-20°C hafif serin bir odada uyuyun. Uykusuzluk probleminiz kronik bir hal aldıysa bir uyku uzmanına danışabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005">Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Araştırması Türk Toplumunun Yüzde 93’ü İyi Uyumuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-arastirmasi-turk-toplumunun-yuzde-93u-iyi-uyumuyor-619735</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 08:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[toplumunun]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619735</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykun araştırması ! Türk Toraks Derneği'nden çarpıcı uyku açıklaması. Türk toplumumun yüzde 93'ü iyi uyumuyor. İyi uyuyanlar yüzde 45 daha mutlu!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-arastirmasi-turk-toplumunun-yuzde-93u-iyi-uyumuyor-619735">Uyku Araştırması Türk Toplumunun Yüzde 93’ü İyi Uyumuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku önemli ! Türk Toraks Derneği 13 Mart Dünya Uyku Günü nedeniyle bir açıklama yaptı.</p>
<p><span>Teknolojik cihazlar, mavi ışığa maruziyet nedeniyle son yıllarda uyku problemleri daha sık görülmeye başladı. 13 Mart Dünya Uyku Günü tüm dünyada bu yıl “İyi Uyu, Daha İyi Yaşa” sloganıyla ve çeşitli farkındalık çalışmalarıyla kutlanırken Türk Toraks Derneği Uykuda Solunum Bozuklukları Çalışma Grubu başkanı Prof. Dr. Önder Öztürk, “Toplumun yüzde 97’si uykunun sağlığın temel taşı olduğunu bilse </span><span>de</span><span> her sabah gerçekten yenilenmiş uyanabilenlerin oranı sadece yüzde 7’de kalıyor” dedi. </span><span>Dünya Uyku Günü, bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü ‘İyi Uyu, Daha İyi Yaşa’ sloganıyla kapılarımızı çalıyor. World </span><span>Sleep</span> <span>Society</span><span> (Dünya Uyku Topluluğu) tarafından koordine edilen bu küresel hareket, bizleri uykunun onarıcı gücünü keşfetmeye ve daha kaliteli bir yaşamın anahtarının yastığımızda saklı olduğunu hatırlamaya davet ediyor.</span></p>
<p><b>Uyku beyin temizlik operasyonu</b></p>
<p><span>Uykunun vücudumuzdaki “temizlik operasyonu” olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Önder Öztürk uykunun onarıcı gücüne dikkat çekerek şunları söyledi: “Bilimsel araştırmalar, kaliteli uykunun sadece bir dinlenme süreci değil, fiziksel sağlık ve zihinsel performans için temel bir ihtiyaç olduğunu kanıtlamaktadır. Uyku sırasında beynimiz adeta bir ‘temizlik operasyonu’ yürüterek gün boyu biriken zararlı atıkları temizler, hafızayı güçlendirir ve öğrenilen bilgileri kalıcı hale getirir. Zihinsel tazelenmenin yanı sıra uyku, bağışıklık sistemimizin en güçlü kalkanıdır. Vücudun mikroplarla savaşma kapasitesini artırırken, hücrelerin yenilenmesini ve onarılmasını sağlar. Veriler, uykusundan memnun olan bireylerin, olmayanlara oranla yüzde 45 daha mutlu ve başarılı hissettiğini göstermektedir. Kısacası iş verimliliğinden duygusal dengeye kadar hayatın her alanında tam bir iyilik hali sergilemek için kaliteli uyku, elimizdeki en güçlü anahtardır.”</span></p>
<p><b>Toplum yüzde 7’si iyi uyuyor</b></p>
<p><span>Prof. Dr. Öztürk, toplumun sadece yüzde 7’sinin iyi uyuduğunu ifade ettiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Modern çağın bir uyku çıkmazı söz konusu. Birçoğumuz uyuyoruz ama dinlenemiyoruz. Toplumun yüzde 97’si uykunun sağlığın temel taşı olduğunu bilse </span><span>de,</span><span> her sabah gerçekten ‘yenilenmiş’ uyanabilenlerin oranı sadece yüzde 7’de kalıyor. Modern yaşamın stresi ve teknoloji kuşatması, uykunun o eşsiz onarıcı gücünü elimizden alıyor. Oysa yetersiz uyku sadece bir yorgunluk hali değil, vücudun metabolik dengesini sarsarak obezite, diyabet ve kalp hastalıklarına davetiye çıkaran sessiz bir tehlikedir. Uykusuzluk, bedeni olduğu kadar zihni de karanlığa sürükler. 24 saat boyunca uykusuz kalmak, beyinde yasal alkol sınırının üzerinde bir alkol alımıyla eşdeğer bilişsel bozulmalara yol açar. Dikkati dağıtır, reaksiyonları yavaşlatır ve güvenliğimizi tehdit eder. Unutmamalıyız ki uyku, sadece bir mola değil; sağlıklı, üretken ve güvenli bir yaşamın vazgeçilmez ritmidir.”</span></p>
<p><b>Serin, kararlık ve sessiz bir oda önemli</b></p>
<p><span>Hayat kalitesini yükseltmek için iyi bir uykunun önemine dikkat çeken Türk Toraks Derneği Merkez Yürütme Kurulu üyesi Doç. Dr. Baran </span><span>Balcan</span><span> ise şunları söyledi: “Bunun için ilk adım, vücudunuzun doğal saatiyle barışmaktır. Hafta sonları dahil her gün aynı saatte yatıp kalkmak, beyninize ne zaman dinleneceğini öğreterek uykunun onarıcı gücünden tam verim almanızı sağlar. İkinci olarak, yatak odanızı serin, karanlık ve sessiz bir sığınağa dönüştürün. Özellikle yatmadan bir saat önce mavi ışık yayan ekranlarla bağınızı keserek zihninizi derin bir huzura hazırlayın. Unutmayın ki kaliteli bir uyku, aslında sabah gözlerinizi açtığınız an başlar; gün içinde hareketli olmak, gün ışığından faydalanmak ve kafein tüketimini yatmadan 8-10 saat önce sonlandırmak gecenizi aydınlatacaktır. Bu eşsiz tazelenme hissi, sadece bir gecelik dinlenme değil, daha uzun ve sağlıklı bir ömrün de en büyük teminatıdır. Türk Toraks Derneği olarak, bu yıl 13 Mart’ta tüm halkımızı uyku sağlığını bir lüks değil, yaşam kalitesini doğrudan belirleyen hayati bir zorunluluk olarak görmeye davet ediyoruz. Unutmayın, uykunuzdan feragat etmek, aslında sağlığınızdan, mutluluğunuzdan ve geleceğinizden feragat etmektir. Bugün sağlıklı uyku alışkanlıkları için atacağınız küçük bir adım, yarın çok daha zinde, huzurlu ve başarılı bir güne uyanmanızı sağlayacaktır. Sağlıklı bir ömür huzurlu bir uykuyla başlar. Daha iyi bir yaşam için, bu gece kendinize iyi bir uyku hediye edin” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-arastirmasi-turk-toplumunun-yuzde-93u-iyi-uyumuyor-619735">Uyku Araştırması Türk Toplumunun Yüzde 93’ü İyi Uyumuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artışı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nedensiz]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793">Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda psikolojik sistemimizin de yeniden dengelenmesi gereken bir dönemi ifade ediyor. Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, mevsim geçişleri iç dünyamızda  “yeniden düzenleme” sürecini tetikleyebiliyor. Klinik gözlemlere göre, kışın içe dönük yapıdan baharın artan temposuna geçiş döneminde nedensiz yorgunluk, motivasyon düşüşü, uyku artışı ve duygusal hassasiyet gibi yakınmalar belirgin şekilde artış gösteriyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri,</strong>  pek çok kişinin bu dönemde “Depresyona mı giriyorum?” endişesi taşıdığını belirterek, “Oysa her duygu durum değişimi depresyon anlamına gelmez. Çoğu zaman yaşanan bu tablo, bedenin ve zihnin çevresel değişimlere verdiği doğal bir uyum tepkisidir. Mevsimsel geçişler sırasında gün ışığı süresi, sıcaklık, sosyal hareketlilik ve günlük alışkanlıklar değişir. Bu değişimler doğrudan biyolojik ritmimizi etkileyen sirkadiyen sistemini devreye sokar. Sirkadiyen sistemi sağlıklı çalışmadığında, hormon dengesinde ve duygu durumunda bozulmalar ile depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Bunun sonucunda kendimizi daha yorgun hissedebilir, sabahları uyanmakta zorlanabilir veya zihinsel performansımızda düşüş yaşayabiliriz. Burada önemli olan nokta, bu belirtilerin geçici ve yönetilebilir olduğunun bilinmesidir” diyor. </p>
<p><strong>Duygusal dalgalanmalar zayıflık değildir! </strong></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Sena Sivri,</strong> mevsim geçişlerinde yaşanan duygu dalgalanmalarının psikolojik açıdan bir zayıflık değil; aksine adaptasyon kapasitemizin bir göstergesi olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “ Önemli olan, bu değişimleri korkulacak bir durum olarak görmek yerine, bedenin ve zihnin uyum sürecinin bir parçası olarak değerlendirebilmektir. Küçük yaşam düzenlemeleri, farkındalık ve gerektiğinde profesyonel destekle bu dönemler daha dengeli, hatta kişisel farkındalığın arttığı bir süreç haline gelebilir. Çünkü ruh sağlığı, yalnızca zor dönemlerde değil; değişim anlarında da kendimize nasıl eşlik ettiğimizle şekillenir.”  <strong>Uzman Psikolog Sena Sivri, </strong> klinik deneyim ve bilimsel verilerin, küçük ama sürdürülebilir yaşam düzenlemelerinin ruh hali üzerinde belirgin bir koruyucu etkisi olduğunu gösterdiğini belirterek, bu süreci daha sağlıklı yönetebilmemiz için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Gün ışığıyla temasınızı artırın</strong></p>
<p>Doğal ışık, beynin “uyanıklık” ve “denge” sinyallerini düzenliyor. Sabah saatlerinde alınan gün ışığı, serotonin seviyelerini destekleyerek, enerji artışı sağlıyor. Özellikle kapalı ortamlarda çalışan kişiler için kısa açık hava yürüyüşleri bile fark oluşturuyor. Bu nedenle, gün içinde, dışarıda en az 15–20 dakika zaman geçirmeniz önemli.</p>
<p><strong>Uyku düzeninizi koruyun</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde uyku isteğimiz oldukça artabiliyor. Ancak, düzensiz uyku saatleri, biyolojik ritmi daha da bozarak yorgunluk hissini artırabiliyor. Kaliteli uyku, duygusal dayanıklılığın temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmanız zihinsel dengenizi destekleyecektir. </p>
<p><strong>Hareket etmeyi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Düşen enerji seviyeleri kişiyi hareketsizliğe itebiliyor; oysa hareket etmek enerji üretimini artırıyor. Düzenli egzersiz endorfin salgısını destekliyor ve kaygı düzeyini azaltıyor. Hafif tempolu yürüyüşler, yoga veya esneme egzersizleri bile psikolojik rahatlama sağlıyor.  </p>
<p><strong>Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde hızlı enerji veren şekerli besinlere yönelim artabiliyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, bu seçimlerin kısa vadede rahatlatıcı görünse de sonrasında enerji düşüşüne yol açabileceğini vurgulayarak, “Beslenme alışkanlıkları, psikolojik iyi oluşun göz ardı edilmemesi gereken bir parçasıdır. Dengeli protein ve lif tüketimi ruh halinin daha dengeli kalmasına destek olur” diyor. </p>
<p><strong>Sosyal bağlarınızı sürdürün</strong></p>
<p>İçe kapanma eğilimi mevsim geçişlerinde artış gösterebiliyor. Ancak, sosyal etkileşim ve sağladığı aidiyet duygusu, psikolojik esnekliği güçlendiren önemli bir koruyucu faktördür. Kısa bir kahve buluşması ya da telefon görüşmesi bile aidiyet hissini güçlendirebiliyor. </p>
<p><strong>Günlük küçük rutinler oluşturun</strong></p>
<p>Belirsizlik duygusu zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Gün içinde tekrar eden küçük alışkanlıklar ise kontrol hissi kazandırıyor. Sabah rutini, kısa yürüyüşler veya akşam sakinleşme ritüelleri psikolojik dengeyi destekliyor. </p>
<p><strong>Duygularınızı normalleştirin</strong></p>
<p>“Böyle hissetmemeliyim” düşüncesi çoğu zaman içsel baskıyı artırıyor. Mevsimsel değişim dönemlerinde düşük enerji veya isteksizlik hissi yaşamak olağandır. Bu duyguları fark etmek ve kabul etmek, psikolojik uyumu kolaylaştırıyor. Kendinize karşı daha şefkatli olmanız, bu süreçte önemli bir içsel desteği sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Dijital yükünüzü azaltın</strong></p>
<p>Uzun süre ekran karşısında kalmak zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Özellikle akşam saatlerinde ekrana maruz kalmak uyku kalitesini olumsuz etkiliyor. Gün içinde vereceğiniz kısa dijital molalar zihninizin toparlanmasına yardımcı olacak ve böylece duygusal dalgalanmaları daha hafif hissetmenize katkıda bulunacaktır.</p>
<p><strong>Küçük ve ulaşılabilir hedefler belirleyin</strong></p>
<p>Enerjinin düşük olduğu dönemlerde yüksek beklentiler motivasyon kaybına yol açabiliyor.  Günlük küçük hedefler belirlemek ise başarı hissini artırıyor. Tamamlanan her küçük adım, psikolojik olarak “ilerleme” duygusu oluşturuyor ve bu etkisiyle ruh halini olumlu yönde destekliyor. </p>
<p><strong>Destek almaktan çekinmeyin</strong></p>
<p>Uzman Psikolog Sena Sivri, mutsuzluk, isteksizlik veya umutsuzluk hissinin iki haftadan uzun sürmesi durumunda profesyonel destek almanızın önemli olduğuna dikkat çekiyor. Mevsimsel duygu durum değişimlerinin terapiyle oldukça iyi yönetilebildiğini belirten Sena Sivri, “Erken dönemde alacağınız destek, sürecin kronikleşmesini önler. Psikolojik yardım güçsüzlük değil, farkındalık göstergesidir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793">Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süreli açlık ve susuzluk Epilepsi hastalarını etkileyebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-aclik-ve-susuzluk-epilepsi-hastalarini-etkileyebilir-615676</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Celal Şalçini]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarını]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süreli]]></category>
		<category><![CDATA[susuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615676</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, epilepsi hastalarının Ramazan ayında oruç tutarken karşılaşabileceği riskler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-aclik-ve-susuzluk-epilepsi-hastalarini-etkileyebilir-615676">Uzun süreli açlık ve susuzluk Epilepsi hastalarını etkileyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, epilepsi hastalarının Ramazan ayında oruç tutarken karşılaşabileceği riskler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uzun süreli açlık ve susuzluk, beynin çalışma düzenini etkileyebilir!</strong></p>
<p>Uzun süreli açlık ve susuzluğun, vücudumuzun hassas dengesini değiştirerek beynin çalışma düzenini etkileyebileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Özellikle kan şekerinin düşmesi (hipoglisemi) ve vücudun susuz kalması (dehidratasyon), sinir hücrelerinin elektriksel dengesini bozarak ‘nöbet eşiği’ dediğimiz koruyucu sınırı aşağı çeker.” dedi.</p>
<p>Dr. Şalçini, bu durumun, normalde nöbet geçirmeyen veya nöbetleri kontrol altında olan bir hastada, beynin elektriksel fırtınalara daha açık hale gelmesine ve beklenmedik nöbetlerin tetiklenmesine neden olabileceğine vurgu yaptı. </p>
<p><strong>İlaç saatlerinin kaydırılması, nöbet riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Epilepsi tedavisinde en kritik kuralın, ilaçların kandaki seviyesini sabit tutmak olduğunu aktaran Dr. Celal Şalçini, “İlaçların sahur ve iftar saatlerine göre (örneğin 12 saat arayla alınması gereken ilacın 16-17 saatlik boşluklarla alınması) kaydırılması, kandaki ilaç düzeyinin tehlikeli seviyelere düşmesine yol açabilir. Bu ‘ilaçsız’ kalan sürede beynin koruma kalkanı zayıflar ve tek bir doz aksatması veya geciktirilmesi bile aylar süren nöbetsiz dönemin bozulmasına, hatta hastaneye yatış gerektiren şiddetli nöbetlere sebebiyet verebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her epilepsi hastası oruç için uygun değil!</strong></p>
<p>Epilepsi hastaları için uykunun, en az ilaçlar kadar hayati bir tedavi bileşeni olduğuna dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Sahura kalkmak için uykunun bölünmesi, geç yatılması veya sabah erken uyanılması ‘uyku yoksunluğu’ yaratarak beyin hücrelerinin aşırı duyarlı hale gelmesine neden olur.” dedi.</p>
<p>Birçok epilepsi türünde uykusuzluğun, nöbeti tetikleyen en güçlü faktör olduğunun altını çizen Dr. Şalçini, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu nedenle ramazan ayındaki düzensiz uyku rutini, nöbet sıklığının artması konusunda ciddi bir risk taşır. Her epilepsi hastası oruç için uygun değildir. Özellikle ilaçlara rağmen nöbetleri devam eden ‘dirençli epilepsi’ hastaları, gün içinde birden fazla veya üçten fazla ilaç kullanmak zorunda olanlar, nöbetleri uykusuzlukla tetiklenenler ve çocukluk/yaşlılık dönemindeki hastalar için oruç tutmak önerilmez. Ayrıca nöbetleri kontrol altında olsa bile, hayati risk taşıyan ağır nöbet geçmişi olan kişilerin bu kararı doktorlarına danışmadan almamaları hayati önem taşır.”</p>
<p><strong>En ufak nöbet belirtisinde oruç bırakılmalı ve doktora başvurulmalı!</strong></p>
<p>Eğer nöbetler uzun süredir tam kontrol altındaysa, tek tip ilaç kullanılıyorsa ve doktor onayı varsa güvenli oruç tutmanın mümkün olabileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Bu süreçte iftar ile sahur arasında bol sıvı tüketilmeli, ilaçlar doktorun önerdiği yeni zaman dilimlerine harfiyen uyularak alınmalı ve en önemlisi gün içindeki uyku kaybını telafi edecek dinlenme süreleri oluşturulmalı. Ancak oruç tutarken en ufak bir nöbet veya nöbet habercisi (aura) hissedilirse, sağlığı riske atmamak adına oruca hemen ara verilmeli ve durum doktora bildirilmeli.” uyarısını yaparak sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-aclik-ve-susuzluk-epilepsi-hastalarini-etkileyebilir-615676">Uzun süreli açlık ve susuzluk Epilepsi hastalarını etkileyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hızlandıran]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca kanama ve lekelenme olmadan adet görmeme durumu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575">Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca kanama ve lekelenme olmadan adet görmeme durumu olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde ortalama menopoz yaşı 50–51 iken Türkiye’de kadınlar genellikle 47–49 yaş arasında menopoza giriyor. Ancak, bazı etkenler menopoz yaşını birkaç yıl önce çekebiliyor! <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali,</strong> menopoz yaşının en çok aile öyküsünden ve genetik faktörlerden etkilendiğine dikkat çekerek, “Ayrıca, kanser öyküsü ve tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, bazı cerrahi müdahaleler ile otoimmün hastalıklar da menopozun erken görülmesine neden olabiliyor. Bu etkenler menopozun değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor” diyor. Bunların yanı sıra menopoz yaşını öne çeken bazı etkenlerin ise önlenebileceğini vurgulayan <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, </strong>“Sigara ve nikotin kullanımı, yoğun stres ile uykusuzluk menopozu hızlandıran en önemli üç etkendir. Özellikle sigara alışkanlığı menopozun görülme yaşını ortalama 2 yıl öne çekiyor” uyarısında bulunuyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, </strong>menopoz sürecini hızlandıran değiştirilebilir risk faktörlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Sigara alışkanlığı</strong></p>
<p>Sigara, yumurtalıklardaki foliküllerin daha hızlı tükenmelerine yol açabiliyor. Bunun nedeni ise nikotin ve toksik maddelerin yumurtalık dokusunda hasar oluşturmaları.  2018’de yayımlanan geniş bir meta-analiz, sigara içen kadınların menopoza ortalama 2 yıl daha erken girdiğini gösteriyor. Benzer şekilde Amerikan Üreme Tıbbı Derneği de sigaranın yumurta rezervini azalttığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Düşük vücut kitle indeksi (aşırı zayıflık)</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, yağ dokusunun sadece enerji deposu değil, aynı zamanda östrojen üretimine katkı sağlayan aktif bir doku olduğunu belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Çok merkezli çalışmalardaki veriler incelendiğinde, çok zayıf kadınların menopoz yaşının anlamlı şekilde daha erken olduğu görülüyor. Özellikle uzun süreli kalori kısıtlaması yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor.”</p>
<p><strong>Kronik stres ve yoğun yaşam temposu</strong></p>
<p>American Journal of Epidemiology Dergisi’nde yayımlanan bir çalışma, yüksek algılanan stres düzeyinin menopozun daha erken yaşta görülme riskini artırabileceğini gösteriyor. Modern çağın önemli bir sorunu olan kronik stres durumunda vücut sürekli “alarm halinde” kalıyor ve stres hormonu olan kortizol yükseliyor. Sürekli yüksek stres, üreme hormonlarının düzenlendiği hipotalamo-hipofizer-ovaryan aksını etkileyebiliyor. Dr. Cavide Ali, “Bu durum, hormon dengesini bozarak, yumurta rezervinin daha hızlı tükenmesine ve menopozun daha erken başlamasına zemin hazırlayabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Uykusuzluk </strong></p>
<p>Düzenli ve kaliteli uyku, over (yumurtalık) sağlığının korunmasında önemli bir faktörü oluşturuyor.  Dr. Cavide Ali,<strong> </strong>vücudun hormon dengesini düzenleyen biyolojik saatin uyku bozukluğundan çok ciddi etkilendiğini belirterek, “Özellikle gece salgılanan melatonin, üreme hormonlarının dengelenmesinde önemli rol oynuyor. Uykusuz kalındığında melatonin hormonu yeterince salgılanamadığı için hipotalamo-hipofizer-ovaryan aks üzerindeki düzenleyici etkisini ve yumurtalıklardaki güçlü antioksidan koruyucu rolünü tam olarak yerine getiremiyor; bu durum artmış oksidatif stres ve bozulmuş GnRH ritmi üzerinden folikül kaybını hızlandırarak menopoz sürecini öne çekebilecek bir zemin oluşturabiliyor. Ayrıca, kronik uykusuzlukta stres hormonu kortizol yükseliyor ve bu da  yumurtalıkları yöneten hormonal sistemi baskılayabiliyor” diye konuşuyor.  2018 yılında yayımlanan bir çalışma, uzun süreli uyku sorunları yaşayan kadınlarda menopozun daha erken görülebileceğini bildiriyor.  2023’te yayımlanan başka birçok merkezli çalışmada da düşük kaliteli uyku ile erken menopoz geçişi arasında anlamlı bir ilişki olduğu vurgulanıyor. </p>
<p><strong>Hatalı beslenme alışkanlıkları</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, beslenme alışkanlıklarının da menopoz yaşını etkileyebilen değiştirilebilir risk faktörlerden biri olduğunu vurguluyor. Dr. Cavide Ali, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada, yağlı balık ve baklagil tüketiminin menopoz yaşını geciktirebildiği; buna karşılık rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise bu süreci önce çekebildiği gösterilmiş. Nurses’ Health Study adlı çalışmanın verileri de bitkisel protein ve yeterli D vitamini alımının erken menopoz riskini azalttığını ortaya koyuyor.  Antioksidanlardan zengin sebze ve meyveler, yumurtalık yaşlanmasında rol oynayan oksidatif stresi azaltarak, koruyucu etki gösterebiliyor. Buna karşılık, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalar ise hormonal dengeyi olumsuz etkileyebiliyor.” </p>
<p><strong>Endokrin bozucu kimyasallar (BPA, ftalatlar)</strong></p>
<p>Plastiklerde bulunan bazı kimyasallar vücutta östrojen benzeri etki gösterebiliyor ve bunun sonucunda östrojen reseptörlerine bağlanarak fizyolojik geri bildirim mekanizmasını bozabiliyor. Bu yalancı östrojenik uyarı hipotalamo-hipofizer aksı baskılayıp, folikül gelişimini düzensizleştirerek, uzun vadede over rezervinin daha hızlı tükenmesine ve menopozun erkene kaymasına zemin hazırlayabiliyor. Journal of Clinical Endocrinology &#038; Metabolism Dergisi’nde yayımlanan bir çalışmada, kanda yüksek düzeyde bazı çevresel toksinler bulunan kadınlarda, menopozun daha erken görülebildiği ortaya konmuş. Bu nedenle, günlük hayatta plastik kullanımını azaltmak, cam ürünlerini tercih etmek ve kimyasal maruziyeti sınırlamak büyük önem taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575">Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-615246</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 09:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayını]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[geçirmemizi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[iftarda]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615246</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayı, yeme-içme düzeninin, uyku saatlerinin ve günlük aktivitenin değiştiği; bu nedenle planlı beslenmenin hem konforu hem de sağlık sonuçlarını belirgin şekilde etkilediği bir dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-615246">Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı, yeme-içme düzeninin, uyku saatlerinin ve günlük aktivitenin değiştiği; bu nedenle planlı beslenmenin hem konforu hem de sağlık sonuçlarını belirgin şekilde etkilediği bir dönemdir. Ramazan ayında orucun birçok kişide kilo ve bazı metabolik göstergelerde hafif iyileşmeler sağlayabildiği; ancak aşırı/yanlış iftar, yetersiz sıvı, kötü uyku ve düzensiz fiziksel aktiviteyle bu durum tersine dönebiliyor. Ancak tüm bu önerilerin yanında, diyabet (özellikle insüline bağımlı), böbrek hastalığı, ileri kalp yetmezliği, gebelik/emzirme, ileri yaş gibi durumları olanların veya farklı klinik hastalığı olanların ramazan için mutlaka hekime danışması öneriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, Ramazan ayında beslenme önerileri ile ilgili bilgi verdi. </p>
<ol>
<li><strong>Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak oruç tutarken yardımcı olabilir! </strong></li>
</ol>
<p>Ramazan ayında oruç tutarken beslenmede bazı hedefler konulması gerekmektedir. İftara kadar aç kalan vücut iftarda kan şekeri dalgalanmalarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak:</strong> Çok hızlı sindirilen karbonhidratlar (şerbetli tatlılar, beyaz ekmek/pilav/makarna ağırlığı) iftardan sonra ani kan şekeri yükselmeleri, ardından erken acıkma ve tatlı isteğine neden olabilir. Bu durum özellikle iftardan hemen sonra görülen halsizlik ve düşük enerjiyi beraberinde getirebilmektedir. Düşük/orta glisemik yük, lif ve protein dengesi daha stabil enerji sağlar.  </li>
<li><strong>Kas kaybını sınırlamak:</strong> Uzun açlık aralığında günlük protein dağılımı önem kazanır. Sahur ve iftarda kaliteli protein (yumurta, yoğurt/kefir, peynir, balık-tavuk-et, baklagil) planlamak kas volümünü korumak için oldukça etkilidir. Ramazan modelini inceleyen güncel derlemeler, uygun makro dağılımıyla vücut kompozisyonunun daha iyi korunabildiğini vurgulamaktadır.  </li>
<li><strong>Hidrasyonu korumak:</strong> Özellikle uzun günlerde ve sıcak iklimde, iftar–sahur arasında suyu “toplam hedef” olarak görmek gerekir. Su tüketiminde ideal hedef için kg başına 30-35 ml su gerekmektedir. Yani 50 kg bir kişi için en az 1,5 litre su tüketilmelidir. Düşük su tüketimi, baş ağrısı, kabızlık, odaklanmada güçlük, yavaş metabolizma ile sonuçlanabilmektedir. </li>
<li><strong>Uyku–sirkadiyen ritme destek olmak:</strong> Gece geç saatlerde ağır yemek, reflü ve uyku kalitesini bozabilir. Ramazan döneminde uyku ve yaşam davranışlarının değiştiğini gösteren çalışmalar, planlamayı daha da önemli kılar.  Özellikle sahura kadar oturmak veya uykudan feragat etmemek için sahura hiç kalkmamak gibi süreçler daha zorlayıcı olabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Ramazan ayında en sık ortaya çıkan şikayetler; kabızlık, reflü ve baş ağrısıdır. Bunlarla baş etmek için bazı önlemler alınabilmektedir. </p>
<ul>
<li>Kabızlık: Lif (sebze, baklagil, tam tahıl), iftar–sahur arası yeterli su, sahurda yoğurt/kefir, yürüyüş.</li>
<li>Reflü/hazımsızlık: İftarı bölmek, kızartma ve çok yağlı/çok baharatlıdan kaçınmak, yatmadan 2–3 saat önce yemeyi bitirmek.</li>
<li>Baş ağrısı: Kademeli kafein azaltımı, düzenli su planı, sahuru atlamamak, uyku düzenini korumak.  </li>
<li><strong>İftarda yemeye yavaş başlamak metabolizmayı rahatlatıyor </strong></li>
</ul>
<p>Ramazan ayı boyunca en sık yapılan hata orucu tek öğünde “tıkınır” gibi açmaktır. Hızlı yenilen yemek hem mideyi yoruyor hem de daha tokluk sinyalini düzenliyor. </p>
<p>1. adım (0–10 dakika): </p>
<p>1–2 bardak su </p>
<p>1–2 hurma (veya 1 porsiyon meyve), istenirse küçük bir çorba.</p>
<p>2. adım (10–20 dakika): 10–15 dakikalık ara (mümkünse kısa yürüyüş/namaz arası). Bu ara, tokluk sinyallerinin gelmesini kolaylaştırır.</p>
<p>3. adım (ana öğün): “Tabak modeli” uygulayın:<br /> </p>
<ul>
<li>Tabağın yarısı: salata/haşlanmış-sebze yemekleri</li>
<li>Tabağın çeyreği: protein (balık/tavuk/et/yoğurt-baklagil)</li>
<li>Tabağın çeyreği: tam tahıl veya nişastalı grup (bulgur, tam buğday, kepekli ürünler; porsiyon kontrollü)<br /> </li>
</ul>
<p>Tatlı olacaksa: Şerbetli yerine sütlü/meyveli seçenekleri küçük porsiyonla; mümkünse iftardan 1–2 saat sonra tüketin. Böylece ana öğündeki aşırı enerji yükünü azaltmış olursunuz.</p>
<p>Karaciğer hastalıkları olanlarda da bireysel değerlendirme gerekir; beslenme gereksinimi ve malnütrisyon riski olanlarda hekim-diyetisyen planı şart olmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong>Sahuru atlamak gün içinde halsizliği artırır! </strong></li>
</ol>
<p>Sahuru atlamak, gün içinde halsizlik ve iftarda aşırı yeme riskini artırır. Özellikle lif + protein + sağlıklı yağ kombinasyonu daha uzun tokluk sağlar. Aynı zamanda bedenin ihtiyacı olan bütün besin öğelerini eksiksiz almayı kolaylaştırır. </p>
<p>Örnek sahur seçenekleri olarak; </p>
<ul>
<li>Yumurta + yoğurt/kefir + tam tahıllı ekmek + salatalık-domates</li>
<li>Yulaf + yoğurt/süt + chia/keten + ceviz/badem + tarçın + meyve (ölçülü)</li>
<li>Baklagil bazlı seçenek: Nohutlu/mercimekli salata + ayran/yoğurt<br /> Ramazan beslenmesi üzerine pratik öneriler ve diyabet kılavuzları, sahurda düşük glisemik indeksli karbonhidrat, yeterli protein ve sıvıyı özellikle vurgular.  </li>
</ul>
<p>Sahurda kaçınılması gerekenler: Aşırı tuzlu (salamura, çok tuzlu peynir), çok baharatlı ve kızartmalar → gün içinde susuzluğu artırabilir; şekerli hamur işleri → hızla acıktırabilir.</p>
<ol>
<li><strong>İftar ve sahur arası sıvı alımını düzenlemek önemli </strong></li>
</ol>
<p>Oruçluyken sıvı alınamadığı için, iftar–sahur arası sıvı alımını düzenlemek hayati önem taşıyor. İftarda 1-2 bardak su ile başladıktan sonra, ana öğün sonrası 1–2 bardak, teravih/akşam arası 1–2 bardak ve yine sahura kadar aralıklı 2–3 bardak su içmek gerekiyor. <br /> Toplam hedef kişiye göre değişmektedir. İdrar renginin açık saman rengi olması pratik bir göstergedir. Ramazan modelini değerlendiren derlemeler, hidrasyonun performans ve baş ağrısı üzerinde belirleyici olabildiğini belirtmektedir.</p>
<p>Kafein: Kahve/çay bazı kişilerde diürezi (idrarda artış) artırabilir ve uykuya zarar verebilir; miktarı sınırlı tutmak gerekmektedir. </p>
<ol>
<li><strong>Ramazan ayında egzersizlerinizi de planlayarak devam ettirin </strong></li>
</ol>
<p>Ramazan ayında egzersizler tamamen bırakmadan zamanlaması planlanarak yapılması gerekir. Gün içinde veya iftara yakın hafif orta seviye aktiviteler yani yürüyüş veya esneme hareketleri oruç tutarken de yapılabilir. Daha yoğun antrenmanlarda ise iftardan 1–2 saat sonra (sıvı ve enerji alımı sonrası) yapılmasında fayda vardır. Sporcularda Ramazan orucu sırasında yük–toparlanma dengesinin hassaslaştığını bildiren çalışmalar, aşırı yoğunluğu azaltma ve hidrasyonu planlamayı önermektedirler.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-615246">Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ders ziline 48 saat kala zihinsel hazırlık yapılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ders-ziline-48-saat-kala-zihinsel-hazirlik-yapilmali-609546</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 12:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[Ekran Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[kala]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saati]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[ziline]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609546</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk, orta ve lise kademesindeki öğrenciler, yarıyıl tatilinin ardından okula dönmeye hazırlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ders-ziline-48-saat-kala-zihinsel-hazirlik-yapilmali-609546">Ders ziline 48 saat kala zihinsel hazırlık yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk, orta ve lise kademesindeki öğrenciler, yarıyıl tatilinin ardından okula dönmeye hazırlanıyor. Okul zilinden önceki 48 saatin zihinsel hazırlığın somutlaştırılması gereken belirleyici bir evre olduğunu söyleyen İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Uzman Klinik Psikolog Banu Dirice Karcı, ev içinde okul saatlerine benzer bir kahvaltı ve yemek saati düzenine geçmenin, erken uyumanın ve akşam saatlerinde ekran kullanımının sınırlandırılmasının okula zihinsel olarak hazırlanmaya katkı sağlayacağını söyledi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Uzman Klinik Psikolog Banu Dirice Karcı, iki haftalık sömestr tatilinin sona ermesinin ardından okula uyum sürecine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Geçiş dönemi zorluğu yaşanabilir<br />İki haftalık bir aradan sonra okulun kurallı yapısına dönmenin, çocuklarda konfor alanından çıkmanın yarattığı doğal bir direnç oluşturabileceğini belirten Banu Dirice Karcı, “Bu süreçte çocuklarda ‘okula gitmek istememe, ‘odaklanma güçlüğü’ veya sabahları görülen ‘aşırı isteksizlik’ en sık rastlanan durumlardır. Bazen bu psikolojik süreç; karın ağrısı, mide bulantısı veya baş ağrısı gibi bedensel şikayetlerle (psikosomatik belirtiler) kendini gösterebilir. Ebeveynler bu tepkileri, birer disiplin sorunu veya şımarıklık olarak değil, çocuğun yeni düzene alışmaya çalışırken yaşadığı bir ‘geçiş dönemi zorluğu’ olarak görmeli ve sabırlı bir tutum sergilemelidir” tavsiyesinde bulundu.<br />Uyku saati erkene çekilmeli<br />Okula alışma sürecinde uyku düzeninin sağlanmasının önemli olduğunu belirten Banu Dirice Karcı ,“Uyku düzeni, sadece fiziksel bir dinlenme süreci değil, çocuğun gün içinde karşılaştığı duygusal stresle başa çıkma kapasitesini belirleyen en temel unsurdur. Tatil sonrası uykusuz kalan bir çocukta gözlemlenen huzursuzluk ve tepkisellik, aslında yorgun düşen sinir sisteminin bir savunma mekanizmasıdır. Bu noktada uyku saatini kademeli olarak erkene çekmek ve uyku öncesinde çocukla yapılacak samimi, sakin sohbetlerle günün değerlendirmesini yapmak, zihninin yeni güne karşı güvende ve hazır hissetmesini sağlar” dedi.<br />İlk hafta uyum sürecine odaklanılmalı<br />Okula adaptasyonu kolaylaştırmak adına, ilk hafta akademik performanstan ziyade okula uyum sürecine odaklanılması gerektiğini vurgulayan Banu Dirice Karcı, “İlk hafta çocuğun bilişsel kapasitesini zorlamadan rutinlere dönüşü desteklenmelidir. Buna ek olarak, yeni dönemde işlenecek konulara dair yapılabilecek ufak ve keyifli ön hazırlıklar, akademik bir baskıdan ziyade zihinsel bir ‘ısınma turu’ işlevi görerek çocuğun derslere karşı yabancılık çekmesini önleyecektir” diye konuştu.<br />Teknoloji ve ekran kullanımı sınırlı ve kontrollü olmalı<br />Genel olarak teknoloji ve ekran kullanımının sınırlı ve kontrollü şekilde olması gerektiğini kaydeden Banu Dirice Karcı, “Bu süreçte de teknoloji ve ekran kullanımını kademeli olarak azaltmak, beynin dopamin dengesini koruyarak odaklanma becerisini arttırır. Özellikle, akşam saatlerinde ekran kullanımını sınırlayıp ev içi uyaranları düşürmek, beyindeki kaygı seviyesini azaltarak çocuğun ertesi günün sorumluluklarını birer tehdit olarak değil, yönetilebilir görevler olarak algılamasına olanak tanır” dedi.<br />48 saat önceden zihinsel hazırlık yapılmalı<br />Okula başlamadan birkaç gün önce evde yapılabileceklere de değinen Uzman Klinik Psikolog Banu Dirice Karcı, “Okul zilinden önceki 48 saat, zihinsel hazırlığın somutlaştırılması gereken belirleyici bir evredir. Ev içinde okul saatlerine benzer bir kahvaltı ve yemek saati düzenine geçmek, biyolojik hazırlığı başlatır. Çantanın birlikte düzenlenmesi veya okul kıyafetleriyle birlikte kullanılacak küçük bir kişisel aksesuarın (sevdiği bir çanta süsü, toka veya saat gibi) seçimi türünden hazırlıklar, beynin ‘hazırlık’ moduna geçmesini sağlayan önemli sinyallerdir” diye konuştu. <br />Yoğun tempodan şikâyet edilmemeli<br />Ebeveynleri kaygılarını çocuğa hissettirmemesi gerektiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Banu Dirice Karcı, sözlerini şöyle tamamladı:<br />“Bu evrede en kritik nokta, ebeveynlerin kendi kaygı ve yakınmalarını çocuğun yanında dile getirmemesidir. Yetişkinlerin okulun getirdiği yoğun tempodan şikâyet etmesi, çocuğun okulu bir &#8220;yük&#8221; olarak kodlamasına neden olabilir. Ayrıca bu süreçte başvurulan ‘tatil bittiği için üzülme’ gibi duyguları baskılayıcı söylemler yerine; çocuğun duyguları ifade etmesine izin verilmeli, sonrasında okulda özlediği bir arkadaşını veya sevdiği bir aktiviteyi hatırlatmak gibi pozitif bir odak noktası oluşturulmalıdır. Unutulmamalıdır ki; tatilin bittiğine değil, okulun sunduğu sosyal kazanımlara, yeni keşiflere ve bireysel başarı duygusuna vurgu yapan dürüst bir iletişim dili, öğrencinin psikolojik dayanıklılığını pekiştirerek süreci bir krizden gelişim fırsatına çevirecektir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ders-ziline-48-saat-kala-zihinsel-hazirlik-yapilmali-609546">Ders ziline 48 saat kala zihinsel hazırlık yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacına]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilacı]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrik İlaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274">Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bazı psikiyatrik sorunlar, psikiyatrik ilaç kullanımı gerektirebiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde psikofarmakolojinin çok geliştiğini ifade eden Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Psikiyatri artık sadece Freudyen bir ekolle devam etmiyor. Beyin odaklı, neuroscience (nörobilim) odaklı ve ilaç tedavilerinin ön planda olduğu bir güncel psikiyatri anlayışı söz konusu.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrların ilaç yazabildiklerini aktaran Dr. Zorbozan, “Psikiyatrik ilaçları kullanmak için kişinin çok ciddi bir akıl rahatsızlığına sahip olması gerekmez. Depresyon ve anksiyete bozukluğu da bir psikiyatrik hastalıktır; psikiyatrik ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçları kullanan bir kişiye yapılabilecek en iyi şey, bir sorunu olduğunda doktoru ile görüşmesini öğütlemek ve bunun son derece normal ve insani bir durum olduğunu vurgulayarak onun tedavide kalmasını sağlamaktır. Bu ilaçlar sadece psikiyatrik bozukluklarda değil; nöropatik ağrı tedavisinde, migren tedavisinde, kronik yorgunluk tedavisinde ve kanser hastalarının ağrı tedavilerinde de zaman zaman kullanılabilir. Bununla birlikte bazı psikiyatrik bozukluklar ilaç gerektirmez, sadece psikoterapiler ile tedavi edilebilir. Örneğin sosyal fobiler, ilişki sorunları ve evlilik problemleri ilaç tedavisi olmadan da tedavi edilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarla birlikte tüketilen bazı gıda ve maddeler, ilacın etkisini bozabilir!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar kullanılırken tüketilmemesi gerekenlere değinen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu, ilacın ihtiva ettiği etken maddeye göre değişebilir. Fakat genel olarak dikkat edilmesi gereken şeylerden biri alkoldür.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar ile alkolün metabolize olurken karaciğeri kullandıklarına işaret eden Dr. Zorbozan, “İkisinin birden kullanımı karaciğeri yorabilir. Ayrıca alkol tıpkı psikiyatrik ilaçlar gibi beyin etkili bir madde. Dolayısıyla birbirlerinin çalışmasını etkileyebilir, birbirlerini bozabilir veya beyindeki gaba reseptörleri için birbirleriyle yarışa girebilirler. Bu nedenlerle genel olarak alkolün, psikiyatrik ilaçlarla birlikte kullanılmaması gerekir. Ayrıca eğer çoklu anti depresan kullanımı varsa yoğun peynir tüketilmemeli. Bu bazı özellikli ilaçlar için geçerlidir ve hekiminiz size bu ilaçlara göre bir uyarıda bulunacaktır. Yine aynı şekilde lityum kullanımında tuzlu gıdalardan uzak durulmalı, bol sıvı tüketilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarda yan etkiler erken, fayda ise zamanla ortaya çıkıyor!</strong></p>
<p>İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkilere de sahip olduklarını hatırlatan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu çerçevede sadece psikiyatrik ilaçlar değil, bütün ilaçların insan hayatına bir takım olumsuz etkileri olabilir.” Dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçların yan etkilerinin, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıktığını vurgulayan Dr. Zorbozan, “Ağız kuruluğu, kabızlık, mide bulantıları gibi yan etkiler vardır. Kişi önce yan etkileri görmeye başlar, hastalığına yararlı etkiyi erken aşamada göremez. Bunun sebebi psikiyatrik ilaçların çok geç etki etmesidir. Akut etki etme oranları düşüktür. Bu ilaçlar etki edebilmek için kan beyin bariyerini geçerler. Kan beyin bariyerini geçmek için de moleküller bir süre vücutta depolanır; ilacın etki edebilmesi için zaman gereklidir. Yan etkilerin erken görülmesi, bir ön yargı oluşturabilir. Bu konuda sabırlı olmak çok önemlidir, akut yan etkiler genellikle ilk bir haftada ortadan kalkar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar kişiye özel seçilir; etkileri ve yan etkileri hekim kontrolünde değerlendirilmeli!  </strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların uyku durumu üzerinde de olumlu ve olumsuz etkilere sahip olabildiğine dikkat çeken Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Anti depresan ilaçlar genellikle rem uykusunun süresini kısaltır, yani kaliteli uykunun süresini kısaltılmış olur. Dolayısıyla bu ilaçlar uykusuzluk problemi yapabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı ilaçların da uykuyu arttırdığını kaydeden Dr. Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dürtüselliği fazla olan hastalarda kullanılan ilaçların yoğun uyku yapma gibi sedatif yan etkileri mevcuttur. Bu tür ilaçlar hekim tarafından hastanın ihtiyacına, yaşam tarzına ve şikâyetine göre seçilir ve hasta, yan etkiler hakkında hekim tarafından bilgilendirilir.</p>
<p>Psikiyatri ilaçlarının kilo aldırdığı, kişinin duygularını tamamen ortadan kaldırdığı ve bağımlılık yaptığı gibi şehir efsaneleri de vardır. Özellikle sanal ortamda, ürün yorumları kısmında ilaçlar hakkında çok fazla yanlış bilgi dolaşır. Eğer bir yan etkiye maruz kalırsanız veya kafanızda bir soru işareti oluşursa, ilacı reçete eden hekim ile iletişime geçmelisiniz.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274">Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yataş Bedding, Yarım Asırlık Uyku Uzmanlığını IIFF Sahnesine Taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yatas-bedding-yarim-asirlik-uyku-uzmanligini-iiff-sahnesine-tasiyor-608975</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:28:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[asırlık]]></category>
		<category><![CDATA[bedding]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[Iıff]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[set]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlığını]]></category>
		<category><![CDATA[yarım]]></category>
		<category><![CDATA[yataş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin lider uyku markası Yataş Bedding, 50. yılını Avrupa’nın en büyük mobilya fuarlarından biri olan Uluslararası İstanbul Mobilya Fuarı’nda (IIFF) kutluyor. Yarım asırlık başarı hikâyesi ve tecrübesiyle fuarda yer alacak olan marka, 27-31 Ocak tarihleri arasında sektöre öncülük eden yenilikçi uyku dünyası ürünlerini katılımcılarla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yatas-bedding-yarim-asirlik-uyku-uzmanligini-iiff-sahnesine-tasiyor-608975">Yataş Bedding, Yarım Asırlık Uyku Uzmanlığını IIFF Sahnesine Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yataş Bedding</strong>, 1976’dan bugüne uzanan köklü geçmişini ve gelecek vizyonunu bu yıl <strong>Uluslararası İstanbul Mobilya Fuarı’nda (IIFF)</strong> görücüye çıkarıyor. <strong>27-31 Ocak 2026</strong> tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleşecek organizasyonda, 50 yıllık uyku uzmanlığını yenilikçi ürün gamıyla taçlandıracak olan marka, ziyaretçilere kapsamlı bir uyku dünyası deneyimi sunacak.</p>
<p>Fuar boyunca “Gündüzden Geceye 50 Yıldır Birlikte” sloganıyla yarım asırlık güven yolculuğunu vurgulayan lider uyku markası Yataş Bedding, 50’nci yıl coşkusunu tüm ziyaretçi ve iş ortaklarıyla paylaşacak.</p>
<p><strong>“50 Yıldır Uyku Dünyasına Öncülük Ediyoruz”</strong></p>
<p>Fuar kapsamında değerlendirmelerde bulunan <strong>Yataş Bedding Pazarlama Direktörü Selmin Gündoğdu</strong>, markanın 50. yıl vizyonuna dair şunları söyledi: “50 yıl, birçok marka için bir olgunluk eşiği olabilir ancak Yataş için çok daha büyük bir vizyonun başlangıcını ifade ediyor. Yataş Grup olarak bugün 1361 satış noktası ile Türkiye’de, 53 ülkeye yayılan 1597 satış noktasıyla da dünyada faaliyetlerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Yataş Bedding markamız Türkiye’de 380, yurt dışında ise 48 mağaza ile hizmet veriyor. Bu mağazaların 62’si yeni konseptimizle hizmet veriyor. 2025 yılında 40 yeni konsept mağaza açtık. Bu yıl ise 50 yeni konsept mağaza açmayı ve mevcut 50 mağazamızı yeni konseptimize dönüştürmeyi hedefliyoruz. Yerel bir girişimden küresel bir markaya uzanan bu yolculukta, geceyle gündüzü birbirine bağlayan güçlü bir hikâye yazdık ve 50’nci yılımızda Türkiye’nin en sevilen yatak markası seçildik. Yataş Bedding, bugün tasarımın, teknolojinin, üretim gücünün, verimliliğin ve dünya standartlarında müşteri deneyiminin buluştuğu büyük bir yaşam markasına dönüşmüş durumda. Yarım asırlık tecrübemizi kutladığımız bu özel yılda, yalnızca yatak değil, her geçen gün güçlendirdiğimiz tekstil koleksiyonumuz ve uyku aksesuarlarımızla, yeni doğandan yetişkine her ihtiyaca yanıt veren bütünsel bir uyku dünyası sunuyoruz. Teknolojik altyapımız ve inovatif tasarımlarımızla uyku sağlığında fark yaratacak yeni ürünlerimizi müşterilerimizle buluşturmaya ve geleceğin uyku standartlarını belirlemeye devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Uyku Teknolojilerinde İleri Seviye Konfor Dönemi</strong></p>
<p>Uyku uzmanlığı ve tecrübesini 50. yılına taşıyan Yataş Bedding, 5. Salon, 510 numaralı standında yatak, renkli ev tekstili ve uyku tamamlayıcılarından oluşan geniş ürün gamını sergileyecek. Marka bu yıl, uyku konforunu ileri teknolojiyle yeniden tanımlayan yeni setleriyle dikkat çekiyor. Yataş’a özel Pro Pocket 2.1 yay sistemi ve Energy Cool sünger teknolojisini bir araya getiren <strong>Activio Set</strong>, energym kumaş teknolojisiyle gün boyu kaybedilen enerjinin geri kazanılmasına yardımcı oluyor. Melatonin hormonunun doğal artışını destekleyen Dream+ kumaş teknolojisine sahip <strong>Relax Tech Set</strong> ise, stres kaynaklı uykusuzluğu azaltan Intense kumaş ve 7 bölgeli pocket yay sistemiyle daha derin bir uyku deneyimi sunuyor.</p>
<p>Yataş Bedding, yeni ürünlerinde evcil hayvan sahiplerini de unutmuyor. <strong>Oxy Fresh Set</strong>, alerji azaltmaya yardımcı Purotex+ teknolojisini, vücut sıcaklığını dengeleyen Woolmark yün ile buluşturuyor ve pati dostu kumaşlarla günlük yaşamın konforunu artırıyor. Uyku deneyimini kişiselleştirilebilir bir boyuta taşıyan <strong>Sleep Motion X Set</strong> ise, Almanya’da geiştirilen özel hareket sistemi sayesinde sırt ve bacak bölgeleri için bağımsız kontrol imkânı sağlayarak teknolojiyle konforu birleştiriyor.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p>Fuar ziyaretçileri, Yataş’ın son teknolojiye sahip yenilikçi ürünlerini ve 50’nci yılın mirasını taşıyan özel tasarımlarını yakından inceleme şansı bulacak. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yatas-bedding-yarim-asirlik-uyku-uzmanligini-iiff-sahnesine-tasiyor-608975">Yataş Bedding, Yarım Asırlık Uyku Uzmanlığını IIFF Sahnesine Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vardiyalı işler melatonin hormonunu azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vardiyali-isler-melatonin-hormonunu-azaltiyor-608625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[düzenin]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hormonunu]]></category>
		<category><![CDATA[işler]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[takviye]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[vardiyalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykuya dalmakta zorlanmak ve gece boyunca uykunun sık bölünmesi, günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen yaygın sorunlar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vardiyali-isler-melatonin-hormonunu-azaltiyor-608625">Vardiyalı işler melatonin hormonunu azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uykuya dalmakta zorlanmak ve gece boyunca uykunun sık bölünmesi, günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen yaygın sorunlar arasında yer alıyor. Bu noktada vücudun doğal uyku düzeninde rol oynayan hormonlar önem kazanıyor. Uykuya dalmayı kolaylaştıran ve gece uykusunu sürdürmeyi etkileyen melatoninin, bu döngünün önemli bir parçası olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Melatonin karanlıkta beyin tarafından salgılanan doğal bir hormondur ve uyku düzeninin sağlanmasına katkı sağlar. Gece ışığa maruz kalmak gibi bazı yanlış gündelik alışkanlıklar ise bu hormonun salgılanmasını azaltabilir” dedi.</strong></p>
<p>Sirkadiyen ritim olarak tanımlanan vücudun iç saatinin gece ve gündüz döngüsünü düzenlediğini, bu düzenin de melatoninin doğal salgılanma ritmiyle birlikte çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu ritmin bozulması uykuya dalma güçlüğü ve uykusuzluk gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle farklı saatlerde uyuyup uyanmayı gerektirebilen vardiyalı çalışma modeli gibi nedenler uyku düzenini olumsuz etkileyebilir. Günlük yaşamda uyku saatlerinin değişkenlik göstermesi, vücudun gece ve gündüz dengesini şaşırtarak uykuya geçiş sürecini zorlaştırabilir ve bu durum melatoninin doğal salgılanma düzenini de olumsuz etkileyebilir” dedi.</p>
<p><strong>Melatonin desteği uyku-uyanıklık döngüsünü destekleyebilir</strong></p>
<p>Melatonin, vücutta doğal olarak salgılanan bir hormon olmasının yanı sıra, bazı durumlarda takviye olarak da kullanılabiliyor. Melatonin takviyelerinin tablet, kapsül, ağızda dağılan tablet, damla, sprey ya da çiğnenebilir formlar gibi farklı seçeneklerle sunulduğunu ifade eden Kütükçü, “Bu farklı formlar, melatoninin takviye olarak kullanımında kişilerin tercih ve kullanım alışkanlıklarına göre çeşitlilik gösterebiliyor. Özellikle uyku-uyanıklık döngüsünün bozulduğu durumlarda melatonin takviyeleri, vücudun doğal ritmini desteklemeye yönelik bir seçenek olarak değerlendirilebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Takviyelerde kişisel farklılıklar dikkate alınmalı</strong></p>
<p>Melatonin desteğinin herkes için uygun olmayabileceğini de sözlerine ekleyen Kütükçü, “Tüm takviyelerin yan etkileri ve ilaç etkileşimleri mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Örneğin melatonin takviyesine, epilepsi hastaları ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerin mutlaka doktor kontrolünde başlaması gerekir. Bazı kişilerde alerjik etkiler bile görülebilir. Benzer şekilde hamileler ve emziren annelerde de melatonin desteğinin güvenilirliğini gösteren yeterli çalışma olmadığı için önerilmez, yaşlı bireylerde ise gün içinde artmış uyku haline yol açabilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vardiyali-isler-melatonin-hormonunu-azaltiyor-608625">Vardiyalı işler melatonin hormonunu azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaliteli Uyku ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Adım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaliteli-uyku-ve-daha-saglikli-bir-yasam-icin-5-adim-608274</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku, insan sağlığının en temel yapı taşlarından biri olmasına rağmen modern yaşamın temposu içinde giderek ihmal ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaliteli-uyku-ve-daha-saglikli-bir-yasam-icin-5-adim-608274">Kaliteli Uyku ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku, insan sağlığının en temel yapı taşlarından biri olmasına rağmen modern yaşamın temposu içinde giderek ihmal ediliyor. Günlük koşuşturma, artan stres, ekran kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıkları uyku kalitesini bozuyor. Oysa uyku; yalnızca dinlenmek değil, bedensel ve ruhsal yenilenmenin sürdürülebilmesi için vazgeçilmez bir süreç olarak ifade ediliyor. Günümüzde giderek daha fazla kişiyi etkileyen uykusuzluk, bireysel bir yakınmanın ötesinde toplum sağlığını ilgilendiren önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Ulviye Baghirova Nas, modern çağın göz ardı edilen ama yaygın sağlık sorunlarından biri olan uykusuzluk hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uykusuzluk ciddiye alınması gereken bir sorun</strong></p>
<p>Uykusuzluk, modern çağın göz ardı edilen ama yaygın sağlık sorunları arasında yer alıyor. Bu durum; uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterebilir. Özellikle orta yaş ve üzeri bireylerde, vardiyalı çalışanlarda, kadınlarda ve eşlik eden tıbbi ya da psikiyatrik rahatsızlığı olan kişilerde daha sık görülür. Dünya genelinde yapılan çalışmalar, uykusuzluğun ülkeler arasında farklı oranlarda görülse de küresel ölçekte yaygın bir problem olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, uykunun yalnızca bireysel bir konfor alanı değil, halk sağlığı açısından ele alınması gereken bir başlık olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Kalitesiz uyku gündüz yaşamını doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Zaman zaman yaşanan uykusuz geceler normal kabul edilebilir. Ancak uyku sorunları haftalar boyunca devam ediyorsa ve gündüzleri yorgunluk, dikkat dağınıklığı, sinirlilik ya da isteksizlik yaratıyorsa, bu durum artık klinik olarak ele alınmalıdır. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi’nin klinik kılavuzları, uykusuzluğun yalnızca geceyle sınırlı olmadığını; iş verimliliği, zihinsel performans ve duygusal denge üzerinde belirgin etkileri olduğunu vurgulamaktadır.</p>
<p><strong>Uykuya dalma ve uykuyu sürdürme birlikte değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Kaliteli uyku yalnızca uykuya hızlı dalmak anlamına gelmez. Gecenin bölünmeden, yeterli derinlikte ve süreklilik içinde geçirilmesi de en az uykuya dalmak kadar önemlidir. Sık bölünen uyku, sabahları dinlenmeden uyanmaya ve gün boyu süren yorgunluğa neden olur. Bu durum zamanla hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı olumsuz etkiler.</p>
<p><strong>Kronik uykusuzluk yaşam kalitesini düşürüyor</strong></p>
<p>Uzun süreli uykusuzluk; depresyon, anksiyete, hafıza sorunları ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkilidir. Uyku bozukluğu yaşayan bireylerde iş kazaları artabilir, sosyal ilişkiler zayıflayabilir ve stresle baş etme kapasitesi azalabilir. uykusuzluğun basit bir alışkanlık sorunu değil, tedavi edilmesi gereken bir sağlık durumu olduğu göz ardı edilmemesi gerekir.</p>
<p><strong>Daha kaliteli bir uyku için 5 adım</strong></p>
<ol>
<li><strong>Düzenli bir uyku ritmi oluşturun:</strong> Her gün aynı saatlerde yatıp kalkmak, biyolojik saatin dengelenmesine yardımcı olur.</li>
<li><strong>Uyku öncesi zihinsel yükü azaltın:</strong> Yatmadan önce ekran kullanımını sınırlamak, ışıkları azaltmak ve gevşeme egzersizleri yapmak uykuya geçişi kolaylaştırır.</li>
<li><strong>Uyku ortamını optimize edin:</strong> Sessiz, karanlık ve serin bir oda uyku kalitesini artırır.</li>
<li><strong>Uyarıcı maddeleri sınırlandırın:</strong> Akşam saatlerinde kafein, enerji içecekleri ve alkol tüketimi uyku düzenini bozabilir.</li>
<li><strong>Yatağı uyku ile ilişkilendirin:</strong> Yatağı telefonla vakit geçirmek ya da çalışmak için kullanmamak, beynin uykuya geçişini kolaylaştırır.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaliteli-uyku-ve-daha-saglikli-bir-yasam-icin-5-adim-608274">Kaliteli Uyku ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beynin detoksu kaliteli uyku!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 11:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[detoksu]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091">Beynin detoksu kaliteli uyku!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. </p>
<p><strong>Beyin detoksu olarak adlandırılan süreçler, bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade ediyor!</strong></p>
<p>‘Beyin detoksu’ kavramının, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış, klinik olarak kullanılan bir terim olmadığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda beyni belirli bir sürede toksinlerden arındırmayı hedefleyen standart bir detoks yaklaşımından söz edilmez.” dedi.</p>
<p>Bu kavramın toplumda ilgi görmesinin altında yatan nedenin, beynin gerçekten de kendi iç dengesini koruyan ve kendini düzenleyen bir yapıya sahip olması olduğunu dile getiren Alp, “Günlük dilde ‘detoks’ olarak adlandırılan süreçler, aslında beynin doğal fizyolojik işleyişine atıfta bulunan, ancak bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade eder. Bu nedenle mesele, kavramın kendisinden çok, nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ‘detoksu’, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkili!</strong></p>
<p>Beynin temel temizlik sisteminin, glimfatik sistem olarak adlandırılan ve beyin omurilik sıvısı aracılığıyla çalışan bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu sistem, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan atık maddelerin beyinden uzaklaştırılmasını sağlar ve en aktif olduğu dönem derin uyku evreleridir. Özellikle öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Buna ek olarak kan-beyin bariyeri zararlı maddelerin beyne geçişini sınırlandırırken, mikroglial hücreler hücresel düzeyde temizlik ve onarım süreçlerinde rol alırlar. Dolayısıyla beynin ‘detoksu’, uyanıkken yapılan uygulamalardan ziyade, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamaları, faydadan çok zarara yol açabilir!</strong></p>
<p>Detoks adı altında sunulan besinler, kürler ya da takviyelerin beyni doğrudan temizlediğini gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dengeli ve yeterli beslenme, beynin enerji ihtiyacını karşılamak ve sinaptik işlevleri desteklemek açısından önemlidir; ancak bu, belirli bir ürünün kısa sürede zihinsel arınma sağlayacağı anlamına gelmez.” dedi.</p>
<p>Kontrolsüz kullanılan takviyelerin, özellikle yüksek dozda alındığında, karaciğer ve böbrek üzerinde yük oluşturabileceğini ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Alp, kullanılan ilaçlarla etkileşime girme riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Alp, bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamalarının, faydadan çok zarara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>‘Doğal’ ürünlerin güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değil!</strong></p>
<p>Nörolojik hastalığı olan bireylerde beyin dengesinin zaten hassas bir sistem üzerinden korunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, migren ya da multipl skleroz gibi durumlarda ani beslenme değişiklikleri, uzun süreli açlık uygulamaları veya kontrolsüz takviye kullanımı bazı semptomları artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle bu tür uygulamaların, genel öneriler yerine kişiye özel olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Alp, “‘Doğal’ olarak tanımlanan ürünlerin her koşulda güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir. En sağlıklı yaklaşım, bu tür girişimleri mutlaka hekim ve alan uzmanlarıyla birlikte değerlendirmektir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sürekli ekrana maruz kalmak toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâli!</strong></p>
<p>Sürekli ekrana maruz kalmanın beyin üzerinde kimyasal anlamda bir toksin birikimine yol açtığının söylenemeyeceğini dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak uzun süreli ekran kullanımı, beynin dikkat, uyanıklık ve bilgi işleme sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturur.” dedi.</p>
<p>Özellikle sürekli değişen görsel uyaranların ve bildirimlerin, beynin dinlenme ağlarının yeterince devreye girmesini zorlaştırabileceğine işaret eden Alp, “Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulmalar şeklinde kendini gösterebilir. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâlidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Beyin sağlığı, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur!</strong></p>
<p>Beyin sağlığını korumak en önemli alışkanlığın düzenli ve kaliteli uyku olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Uyku sırasında beyin, gün içinde edinilen bilgileri düzenler, gereksiz uyarıları ayıklar ve kendini yeniler. Ayrıca duygusal düzenleme ve stresle başa çıkma kapasitesi de büyük ölçüde uyku kalitesiyle ilişkilidir. Yeterli uyku olmadığında, sağlıklı beslenme, egzersiz ya da diğer destekleyici alışkanlıkların etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle beyin sağlığı, kısa süreli çözümlerden çok, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091">Beynin detoksu kaliteli uyku!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Stresine Karşı Altın Kurallar: Dengeli Çalışma ve Doğru Beslenme Şart</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-stresine-karsi-altin-kurallar-dengeli-calisma-ve-dogru-beslenme-sart-606998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 11:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[stresi]]></category>
		<category><![CDATA[stresine]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606998</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Diyetisyen Pınar Hamurcu, vize ve final dönemlerinde artan stresin en önemli nedenlerinin gerçekçi olmayan çalışma planları ve düzensiz beslenme olduğunu belirterek, dengeli çalışma, yeterli uyku ve doğru beslenmenin akademik performans için kritik rol oynadığını vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresine-karsi-altin-kurallar-dengeli-calisma-ve-dogru-beslenme-sart-606998">Sınav Stresine Karşı Altın Kurallar: Dengeli Çalışma ve Doğru Beslenme Şart</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Diyetisyen Pınar Hamurcu, vize ve final dönemlerinde artan stresin en önemli nedenlerinin gerçekçi olmayan çalışma planları ve düzensiz beslenme olduğunu belirterek, dengeli çalışma, yeterli uyku ve doğru beslenmenin akademik performans için kritik rol oynadığını vurguladı.</strong></p>
<p>Vize ve final dönemleri üniversite öğrencileri için yoğun stresin yaşandığı zamanlar olarak öne çıkıyor. İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Diyetisyen Pınar Hamurcu, sınav dönemlerinde stresle baş etmenin yollarını, doğru çalışma planının ve beslenmenin önemini anlattı.</p>
<p><strong>Gerçekçi Çalışma Planı Stresi Azaltıyor</strong></p>
<p>Doç. Dr. Hamurcu’ya göre sınav dönemlerinde yaşanan stresin en önemli nedenlerinden biri plansız ve gerçekçi olmayan çalışma programları. Kısa sürede çok şey başarmaya çalışmanın öğrencilerde kaygıyı artırdığını belirten Hamurcu, etkili bir çalışma planının yalnızca ders saatlerinden ibaret olmaması gerektiğini vurguluyor. Hamurcu, “Uyku, beslenme ve dinlenme sürelerini içeren dengeli bir plan, öğrencinin kontrol duygusunu güçlendirir” diyerek özellikle sınavı yakın ve zorlayıcı derslere öncelik verilmesini öneriyor. Uzun ve kesintisiz çalışma saatleri yerine 25–50 dakikalık odaklanmış çalışma periyotlarının kısa molalarla desteklenmesinin hem verimi artırdığını hem de zihinsel tükenmeyi azalttığını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Uyku ve Beslenme İhmal Edilmemeli</strong></p>
<p>Sınav haftalarında “daha çok çalışmak” adına uykunun ve öğünlerin ihmal edilmesinin ciddi bir hata olduğuna dikkat çeken Hamurcu, yetersiz uykunun dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkilediğini söylüyor. Düzensiz beslenmenin de zihinsel performansı düşürerek stresi artırdığını belirten Hamurcu, çalışma planlarının mutlaka esnek olması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Aşırı Kafein ve Fast Food Performansı Düşürüyor</strong></p>
<p>Sınav dönemlerinde artan kafein tüketimi ve fast food alışkanlıklarının kısa vadede enerji verse de uzun vadede zihinsel performansı olumsuz etkilediğini ifade eden Hamurcu, aşırı kafeinin kaygı, çarpıntı ve uyku bozukluklarına yol açabileceğini belirtiyor. Günlük kafein tüketiminin 400 mg’ın altında tutulması ve özellikle akşam saatlerinde sınırlandırılması gerektiğini söylüyor. Fast food tarzı besinlerin ise kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olarak dikkat azalması ve duygu durum değişikliklerine yol açabildiğini belirten Hamurcu, bu durumun sınav dönemlerinde öğrenme sürecini zorlaştırdığını dile getiriyor.</p>
<p><strong>Hafıza İçin Ne Tüketilmeli</strong></p>
<p>Doğru beslenmenin sınav başarısında kilit rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Hamurcu, rafine şekerler yerine kompleks karbonhidratların tercih edilmesini öneriyor. Yeterli protein alımının dikkat ve odaklanmayı desteklediğini belirten Hamurcu, yumurta, süt ürünleri, balık, tavuk, kuru baklagiller ve yağlı tohumların önemli protein kaynakları olduğunu ifade ediyor. Hafıza ve bilişsel işlevler için özellikle omega-3 yağ asitleri, B grubu vitaminleri ve magnezyumun önemine dikkat çeken Hamurcu; balık, ceviz, yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar ve kuruyemişlerin beslenme düzeninde mutlaka yer alması gerektiğini söylüyor. Ayrıca yeterli su tüketiminin bile dikkat ve kısa süreli hafıza üzerinde belirleyici olduğunun altını çiziyor.</p>
<p><strong>“Sınavlar Değerinizi Belirlemez”</strong></p>
<p>Stres yaşayan öğrencilere seslenen Doç. Dr. Hamurcu, her öğrencinin stresle baş etme düzeyinin farklı olduğunu hatırlatıyor. Stresin doğal bir tepki olduğunu ancak yoğun ve sürekli hale geldiğinde performansı olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. “Sınavlar, bireyin değerini belirleyen nihai ölçütler değildir” diyen Hamurcu, öğrencilerin bu süreci başarısızlık korkusu yerine öğrenmenin bir parçası olarak görmelerinin stres algısını azalttığını söylüyor. Mükemmeliyetçi beklentilerden uzak durulması gerektiğini vurgulayan Hamurcu, sınavların geçici olduğunu; ancak bu süreçte kazanılan stresle baş etme becerilerinin yaşam boyu kalıcı olduğunu ifade ediyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresine-karsi-altin-kurallar-dengeli-calisma-ve-dogru-beslenme-sart-606998">Sınav Stresine Karşı Altın Kurallar: Dengeli Çalışma ve Doğru Beslenme Şart</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyutan pijama, yastık kılıfı üretilecek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyutan-pijama-yastik-kilifi-uretilecek-606718</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 10:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[iplik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kılıfı]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Molekül]]></category>
		<category><![CDATA[pijama]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üretilecek]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyutan]]></category>
		<category><![CDATA[yastık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606718</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku bozukluklarına doğal, yan etkisiz ve günlük yaşamla uyumlu bir çözüm geliştirmeyi hedefleyen “Uyutan İplik (Sleeping Yarn)” projesi, üniversite–sanayi iş birliğinin dikkat çeken örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyutan-pijama-yastik-kilifi-uretilecek-606718">Uyutan pijama, yastık kılıfı üretilecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku bozukluklarına doğal, yan etkisiz ve günlük yaşamla uyumlu bir çözüm geliştirmeyi hedefleyen “Uyutan İplik (Sleeping Yarn)” projesi, üniversite–sanayi iş birliğinin dikkat çeken örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>TÜBİTAK TEYDEB 1505 – Üniversite-Sanayi İş Birliği Destek Programı kapsamında desteklenen proje; Bursa Teknik Üniversitesi yürütücülüğünde, Üsküdar Üniversitesi, Bursa Yüksek İhtisas Hastanesi ve Ormo Yün İplik iş birliğiyle hayata geçiriliyor<strong>. </strong></p>
<p>24 ay sürecek proje kapsamında geliştirilecek özel ipliklerin; yastık kılıfı, çarşaf, pijama ve benzeri tekstil ürünlerinde kullanılarak, koku ve cilt yoluyla uykuya yardımcı olması amaçlanıyor. Projede, doğal moleküllerin mikroenkapsülasyon yöntemiyle iplik yapısına entegre edilmesi planlanıyor<strong>.</strong></p>
<p>Projede Üsküdar Üniversitesi’ni temsilen araştırmacı olarak yer alan Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi ve In Silico Araştırma Laboratuvarı Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, projeye dahil olma motivasyonunu ve çalışmanın bilimsel altyapısını anlattı.</p>
<p><strong>Yan etkisi olmayan iplik üretmek amaçlanıyor…</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, projenin fikrinin, Üsküdar Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamlayan ve halen Bursa Teknik Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını sürdüren eski öğrencisi aracılığıyla şekillendiğini belirterek, “Öğrencim bir nevi iki üniversite arasında köprü olmuş oldu. Bizim aklımızda doğal moleküllerle çalışmak var hep zaten. Yüksek lisansında da bu öğrenci Alzheimer üzerinde doğal molekül çalışması yapmıştı. Şimdi de burada da uyku düzenlemesiyle ilgili bir proje fikri ortaya çıktı. Yani bildiğimiz gibi uyku bozukluğu ve uyku düzensizliği hepimizin çok yakından rahatsız eden güncel bir sorun haline geliyor. Sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da böyle sıkıntılar görüyoruz. Dolayısıyla bu projedeki amacımız yan etkisi olmayan, kimyasal içermeyen, doğal moleküllerden elde edeceğimiz uygun adayları iplik yapısına entegre ederek günlük yaşantımızda kullanabileceğimiz fonksiyonel ürünler üretmek. Bu süreç bir örgü yumağıyla başlayabilir, ilerleyen aşamalarda farklı tekstil ürünlerine dönüşebilir.” dedi.</p>
<p><strong>İlaçsız uyku düzenlemesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Projede, beynin uyku düzenlenmesinde kilit rol oynayan GABA ve melatonin reseptörleri hedef alındığını kaydeden Dr. Kantarcı Çarşıbaşı, “Uyku bozukluklarında genellikle ilaç tedavilerine başvuruluyor. Ancak bu ilaçlar çoğu zaman kaliteli bir uyku sağlamıyor. Biz, doğal molekül taramalarıyla beynin uyku regülasyon mekanizmasında rol oynayan reseptörleri hedefleyen, yan etkisiz bir alternatif geliştirmeyi amaçlıyoruz. Beynimizde uyku düzenleme regülasyon mekanizmasında kilit rol oynayan birtakım proteinler var. Bunlara GABA reseptörleri, melatonin reseptörleri diyoruz. Bu reseptörleri hedef alarak doğal bir molekül havuzunu tarayarak uygun adayları belirleyeceğiz. Sonrasında da mikroenkapsülasyon yöntemiyle iplik yapısına entegre edilip ilk etapta iplik yumağı oluşturulması planlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Proje sonunda elle tutulur bir ürün ortaya çıkacak </strong></p>
<p>Proje ekibinin Bursa Teknik Üniversitesi yürütücülüğünde olduğunu, Üsküdar Üniversitesi&#8217;ni temsilen araştırmacı olarak projeye katıldığını anlatan Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, “Projenin klinik çalışmaları Bursa Yüksek İhtisas Hastanesi’nde gerçekleştirilecek. Uyku bozukluğu yaşayan bireyler ve kontrol grupları üzerinde denenecek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Sanayi ortağı olarak projede Türkiye’nin köklü iplik üreticilerinden önemli bir markanın olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, “Akademide yapılan birçok çalışma literatürde kalıyor. Biz akademisyenler genelde çalışma yapıyoruz. Somut bir ürüne dönüşen proje çok olmuyor. Burada beni de çok heyecanlandırıyor proje, çünkü en sonunda somut olarak, elle tutulur bir ürün çıkacak ortaya. İlgili firma da bu işi destekliyor. Bu bir ilk olacak. Yenilikçi bir ürün. Şimdiye kadar iplik yapısına böyle bir fonksiyonel bir ürün katkısı olmamış.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Düşünsenize, bu iplikten çocuklar ve bebekler için uyku oyuncakları üretildiğini…”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, çalışmanın henüz çok yeni olmasına rağmen büyük bir potansiyel taşıdığına dikkat çekerek, “Fikir gerçekten çok güzel. Günlük hayatın içinde olması çok kıymetli. Düşünsenize, bu iplikten çocuklar ve bebekler için uyku oyuncakları üretildiğini… Bebek oyuncakla oynarken ya da biri örgü örerken, ipliğin içindeki mikro kapsüller açılıyor ve moleküller koku ve deri yoluyla vücuda alınıyor. Bu sayede etki mekanizması çok hızlı devreye giriyor ve herhangi bir yan etki söz konusu olmuyor. Gerçekten çok güzel bir fikir. Umarım sonuçlarımız da aynı derecede başarılı olur.” dedi.</p>
<p><strong>Projede kilit iş Üsküdar Üniversitesi’nde…</strong></p>
<p>Projede Üsküdar Üniversitesi ekibinin kritik bir sorumluluk üstlendiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, “Bu projede kilit iş paketi bizde. Molekülü biz bulacağız. Bu son derece kritik ve büyük sorumluluk gerektiren bir aşama. Çünkü belirlenecek molekül, iplik yapısına entegre edilecek ve süreç geri dönüşü olmayan bir noktaya taşınacak.” diye konuştu.</p>
<p>Yakın zamanda faaliyete geçen Üsküdar Üniversitesi In Silico Araştırma Laboratuvarı’nın projeye önemli bir bilimsel altyapı sunduğunu belirten Dr. Kantarcı Çarşıbaşı, “Laboratuvarımızda kullandığımız ileri simülasyon programları sayesinde geniş doğal molekül havuzlarını çok kısa sürede tarayabileceğiz. Bu hem zamandan hem de maliyetten ciddi bir kazanç sağlayacak. İlk aşamada simülasyonla belirlenen moleküller, deney süreçlerini kısaltacak ve daha güçlü adaylarla çalışmamıza imkân tanıyacak.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Projede GABA ve melatonin reseptörlerinin hedef alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Çarşıbaşı, “Beyinde uyku düzenlenmesinde rol oynayan GABA ve melatonin reseptörlerini hedef alan etkin molekül taraması yapacağız. Bundan sonra ‘işte bu molekül’ dediğim anda süreç onun üzerinden ilerleyecek. Bu nedenle hem sorumluluğu çok yüksek hem de heyecan verici bir aşama.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Güvenliği kanıtlanmış moleküller üzerinde çalışılıyor</strong></p>
<p>Çalışmada yalnızca güvenliği kanıtlanmış, FDA onaylı doğal moleküllerin tarandığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Çarşıbaşı, “Herhangi bir bitkiden rastgele bir molekül ayırmak gibi bir durum yok. Yan etkisi olmayan, güvenliği kanıtlanmış moleküller üzerinde çalışıyoruz. Ancak bu moleküllerin daha önce bu reseptörlerle etkileşimi bilinmiyor olabilir. İşte buradaki bilimsel yenilik de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Molekül taramasının ardından ipliğe entegrasyon ve klinik deneylerin başlayacağını ifade eden Çarşıbaşı, projenin toplumsal etkisine de dikkat çekti.</p>
<p><strong>Böyle bir çalışma şimdiye kadar yurt dışında da hiç yapılmamış</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, “Uyutan İplik” çalışmasının yalnızca Türkiye’de değil, yurt dışında da benzeri bulunmayan yenilikçi bir proje olduğuna işaret ederek, “Böyle bir çalışma şimdiye kadar yurt dışında da hiç yapılmamış. TÜBİTAK TEYDEB’de değerlendirme süreci klasik proje başvurularından çok farklı ilerliyor. Hakemlerle birebir toplantı yaptık, iki-üç hakeme aynı anda sunum gerçekleştirdik. Soru-cevap şeklinde çok detaylı bir değerlendirme oldu. Özellikle literatür kısmı didik didik incelendi; bu daha önce yapılmış mı, yapılmamış mı, dünyada örneği var mı yok mu, hepsi sorgulandı. Sonuçta böyle bir çalışmanın daha önce yapılmadığı netleşti.” diye konuştu.</p>
<p>Projenin en önemli yeniliklerinden birinin kimyasal içermeyen doğal moleküllere dayanması olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Çarşıbaşı, “Buradaki en önemli konu, kimyasal olmayan doğal moleküllerin kullanılması. Uyku ilaçları ya da klasik yöntemler yerine, doğal moleküllerin iplik ve tekstil ürünlerine entegre edilmesinden söz ediyoruz. Örgü örerken, günlük yaşamın içinde ya da bir yastık kılıfında, deri ve koku yoluyla vücuda geçen bir etki mekanizması söz konusu. Yani ilacı doğrudan vücuda almıyorsunuz, yan etkisi olmayan bir yöntem hedefleniyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Projenin sonunda elimizde gerçek anlamda somut bir ürün, yani yumaklar olsun istiyoruz”</strong></p>
<p>Patent sürecine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Çarşıbaşı, projenin somut bir ürüne dönüşmesinin en önemli hedeflerden biri olduğunu ifade etti ve “Bu çalışma kesinlikle patent odaklı bir proje. Başlangıçta patentin tek başına alınması gibi bir durum söz konusuydu ancak molekülü bulan akademik ekip olarak patentte ortak olmamız gerektiğini açıkça ifade ettim. Yayın zaten her hâlükârda çıkacak ama bizim asıl hedefimiz patenti almak. Projenin sonunda elimizde gerçek anlamda somut bir ürün, yani yumaklar olsun istiyoruz. Gerçekten ürüne dönüşmüş bir çıktı görmek çok heyecan verici.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, çalışmanın hem bilimsel hem de toplumsal açıdan önemli bir boşluğu dolduracağını belirterek, “Uyutan İplik” projesinin insan sağlığına yan etkisiz ve yenilikçi bir katkı sunmasını hedeflediklerini söyledi.</p>
<p><strong>Bilimsel yolculuk yüksek lisans tezinden ürüne uzandı</strong></p>
<p>Projenin arka planında uzun soluklu bir akademik emeğin bulunduğuna dikkat çeken Dr. Çarşıbaşı, çalışmanın temellerinin bir yüksek lisans tezine dayandığını belirtti. Henüz Üsküdar Üniversitesi bünyesinde In Silico Araştırma Laboratuvarı yokken başlayan bu sürecin, kararlı ve disiplinli bir ekip çalışmasıyla bugünlere ulaştığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çarşıbaşı, “Bu öğrenciyle yüksek lisans döneminde çalışmaya başladık. Kendisi son derece hevesli, kendini geliştirmeye açık bir öğrenciydi. Lisansını da yüksek lisansını da Üsküdar Üniversitesi’nde tamamladı. Doktora programımız olmadığı için Bursa’ya gitti. Bir yüksek lisans tezinden beş bilimsel yayın çıkardık. Sunumlar yaptı, aktif çalıştı. Bu noktada hoca-öğrenci uyumunun ve birlikte üretmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük.” dedi.</p>
<p><strong>In Silico Laboratuvarı ısrarla kuruldu </strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Çarşıbaşı, bugün projeye bilimsel altyapı sağlayan In Silico Araştırma Laboratuvarı’nın da kolay kurulmadığını, uzun süreli bir akademik çabanın sonucu olduğunu dile getirerek, “Laboratuvarımız yokken çeşitli platformları kısa süreli izinlerle, tabiri caizse rica ederek kullandık. Ortaya çıkan yayınları üniversite yönetimine sunduk. ‘Bu altyapıyla çok daha fazla çalışma yapılabilir’ dedik. Sağ olsunlar destek verdiler ve bugün bu imkanın meyvelerini görüyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>“Uyutan İplik” projesinin yalnızca tek bir çalışma olarak görülmediğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Çarşıbaşı, “Bu benim TÜBİTAK TEYDEB’deki ilk deneyimim. Daha proje başlamadan lansmanda sunum yapmam istendi. Daha proje başlamadı ama herkes çok büyük sabırsızlıkla bir ürüne dönüşmesini bekliyor.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyutan-pijama-yastik-kilifi-uretilecek-606718">Uyutan pijama, yastık kılıfı üretilecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anormal]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenmeden]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyanıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605331</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, uyku bozuklukları tanısında kullanılan testler ve tedavi edilmediğinde ortaya çıkabilecek ciddi sağlık riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331">Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, uyku bozuklukları tanısında kullanılan testler ve tedavi edilmediğinde ortaya çıkabilecek ciddi sağlık riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uyku bozukluklarında tanının temeli polisomnografidir (PSG)!</strong></p>
<p>Uyku bozukluklarının tanısında, hastanın şikayetlerinin ayrıntılı sorgulanması ve objektif uyku testlerinin birlikte değerlendirilmesinin esas olduğunu aktaran Prof. Dr. Barış Metin, “Obstrüktif uyku apnesi şüphesinde altın standart yöntem, gece boyunca beyin dalgaları, solunum akımı, oksijen satürasyonu, kas aktivitesi, göz hareketleri ve kalp ritminin eş zamanlı izlendiği polisomnografidir (PSG).” dedi.</p>
<p>Bu testin apne-hipopne indeksinin (saatte solunum durma sayısı) belirlenmesini ve hastalığın şiddet sınıflamasını sağladığını ifade eden Prof. Dr. Metin, “Narkolepsi  gibi aşırı uyuma durumlarının ayırıcı tanısında ise PSG’yi takip eden gün, tekrarlanan kısa uyku denemeleriyle ortalama uykuya dalma süresini ve REM’e girişin anormal derecede erken olup olmadığını ölçen Çoklu Uyku Gecikme Testi kullanılır. Narkolepside uyku başlangıç süresinin kısalması ve REM ile başlayan uyku dönemlerinin (SOREM) saptanması tanı açısından kritik bulgulardır. Başka bir deyişle narloeptik birey  gündüz uyku için yattığında uykuya hemen REM evresi ile başlar. Bunlara ek olarak tüm gece video EEG tetkiki de epilepsi şüphesi varlığında kullanılan bir testtir. Tüm gece video EEG testinde hastanın sabaha kadar video kaydı ve çok kanallı EEG kayıtları alınır ve ortaya çıkan anormal hareketlerin epilepsi kaynaklı olup olmadığı araştırılır.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Kullanılan ekipmanlar uyku bozukluklarının kapsamlı ve doğru şekilde tanınmasını sağlıyor!</strong></p>
<p>Uyku laboratuvarında PSG testi için kullanılan yöntemlere değinen Prof. Dr. Barış Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG beyin aktivitesini gösterir. EEG’ye bakarak hekim gece uyanıklıkları ve uyku evrelerini anlayabilir. Ayrıca epilepsi şüphesi varlığında EEG tanısal değer taşır. Kas aktivite kaydı (EMG), uykuda görülen hareketler ve anormal kas kasılmalarının anlaşılmasını sağlar. Solunum sensörleri, soluk alıp vermelerin kaydını yapar ve uykuda solunum durmalarının kaydedilmesini sağlar. Göğüs ve karın hareket sensörleri, solunum eforunun yeterli olup olmadığını anlamamızı sağlar. Horlama sensörü, horlamanın kaydedilmesini sağlar. EKG, kalp ritmini tüm gece ölçer ve anormal durumlar kaydedilir. Oksijen satürasyonu, kan oksijen miktarının yeterli olup olmadığını ölçer. Tüm gece ortaya çıkan anormal hareketlerin değerlendirilebilmesi için video kaydı alınır. Cpap/Bipap cihazları, yardımcı solunum cihazına ihtiyaç duyan hastalara uygun basınç ve cihaz tipinin belirlenmesini sağlar.”</p>
<p><strong>Dinlenmiş uyanmamak bile tek başına bir uyku problemine işaret ediyor!</strong></p>
<p>Uyku bozukluğu yaşayan bireylerin genel sağlıklarını korumak için önerilerde bulunan Prof. Dr. Barış Metin, “Öncelikle gece şiddetli horlama ve nefes durması yaşayan bireylerin hemen uyku hastalalıkları uzmanına başvurması gerekir.” dedi.</p>
<p>Uyku apnesinin, tedavi edilmezse birçok ciddi hastalığa neden olan sinsi bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin, “Hem dikkat, konsantrasyon gibi temel yaşam fonksiyonlarını bozar hem de kalp krizi ve felç gibi tehlikeli durumların olasılığını artırır. Gündüz aşırı uyuma da ciddiye alınması gereken bir durumdur. Uyku apnesine bağlı olabileceği gibi narkolepsi gibi hastalıkların da temel belirtisi engellenemeyen uyku ataklarıdır. Uyku yaşamımız için hayati bir fonksiyondur. Sağlıklı ve  başarılı bir iş, aile, akademik ve sosyal yaşama sahip olmak için kaliteli uyku uyumalıyız. Sabah uyandığınızda kendinizi dinç ve dinlenmiş hissetmiyorsanız bu durum bile tek başına bir uyku probleminiz olduğunu gösterir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331">Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 13:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[nurhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ünüsan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yorğunluğuna]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, bu durumun arkasında daha derin bir biyolojik dengenin, serotonin-melatonin döngüsünün yer aldığının altını çiziyor.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Kış Aylarında, Uyku Düzeni Bozulabilir, Enerji Seviyesi Düşebilir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor. Bu durumun arkasında daha derin bir biyolojik denge, serotonin-melatonin döngüsü yer alıyor. KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudun biyolojik saatinin değiştiğini belirterek şunları kaydetti: “Gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudumuzun biyolojik saati şaşar. Uyku-uyanıklık ritmini düzenleyen melatonin hormonunun üretimi karanlıkta artarken, serotonin yani “mutluluk hormonu” düzeyleri ışığa bağlı olarak düşer. Bu nedenle kış aylarında hem uyku düzeni bozulabilir hem de enerji seviyesi düşebilir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Öğünlerin Yetersiz Olması, Yorgunluğun En Önemli Sebeplerindendir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Serotonin ve melatonin üretiminin, ışığın yanı sıra besinlere de bağlantılı olduğunu söyleyen Ünüsan; “Özellikle triptofan içeren gıdalar, (yumurta, süt, hindi, yulaf) B6 vitamini kaynakları, (muz, patates, balık) magnezyum, (kabak çekirdeği, kakao, badem) kompleks karbonhidratlar, (tam tahıllar, kuru baklagiller) bu hormonların sentezinde kritik rol oynar. Yani yorgunluğunuz, sadece uyku eksikliğinden değil, bu döngüyü destekleyen öğünlerin yetersiz olmasından da kaynaklanabilir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Yorgunluk Hissi, Biyolojik Ritmin Gönderdiği Bir Mesajdır”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yorgunluk hissinin, biyolojik ritmin gönderdiği bir mesaj olduğunu belirten Ünüsan; “Kış döneminde sabah saatlerinde gün ışığına çıkmak, akşam saatlerinde ekran maruziyetini azaltmak melatonin sentezini destekler. Bedeninizi, mevsime uygun yaşamakta özgür bırakın. Biraz daha erken uyumak, daha az uyarana maruz kalmak ve öğünleri mevsimsel gıdalara göre düzenlemek, bu dönemde en etkili yenilenme adımlarıdır. Yorgunluk hissi, biyolojik ritmin gönderdiği bir mesajdır. Bedeninizin kışa göre ayarlandığını fark edin; bu döngüyü doğru beslenme, yeterli ışık ve düzenli uyku ile destekleyin” diyerek yorgunluk hissinin azaltılmasında dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 12:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[içeren]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yetersiz]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gündelik yaşamdaki pek çok alışkanlığın beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, uzun süreli yetersiz uykunun dikkat ve hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653">Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Gündelik yaşamdaki pek çok alışkanlığın beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu,</span></b><span> <b>uzun süreli</b> <b>yetersiz uykunun dikkat ve hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü söyledi. Yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açtığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, işlenmiş gıdaların tümünün, beyin için yüksek risk oluşturduğuna dikkat çekti.</b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşam alışkanlıklarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirerek beyin sağlığının korunmasına ilişkin tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Günlük yaşam alışkanlıklarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Günlük yaşam alışkanlıkları beyin sağlığını etkiliyor. Anlık kısa vadeli etkilenmeler de olabiliyor, uzun vadeli etkilenmeler de olabiliyor. Temennimiz uykusuzluk ve kötü beslenme gibi olumsuz davranışların kısa vadeli etkiler yapması. Düzenli egzersiz yapmak, uyku hijyenini sağlamak gibi iyi alışkanlıklarımızın da uzun vadeli etkiler yapmasını isteriz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kronik uykusuzluk demans riskini artırıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyni yoran ve daha hızlı yaşlanmasına neden olan alışkanlıkların başında yetersiz uykunun geldiğini belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Yetersiz uyku, kısa vadede dikkat, hafıza ve öğrenme kapasitesini etkilerken; uzun vadede kronik uykusuzluğun demans riskini artırdığını biliyoruz. Fiziksel olarak hareketsizlik, kısa vadede enerji düşüklüğü ve zihinsel yorgunluk gibi sonuçlarla kendini gösterirken; uzun vadede yine bilişsel fonksiyonlarda gerileme ve nöron bağlantılarının zayıflaması gibi etkiler ortaya çıkabiliyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Uykusuzluk beyni olumsuz etkiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uykusuzluğun özellikle beynin hipokampüs, prefrontal korteks ve amigdala bölgeleri üzerinde etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Uykusuzluk özellikle hafıza merkezi denilen hipokampüs ve dikkat ve karar verme gibi yüksek entelektüel fonksiyonların kontrol edildiği prefrontal korteks dediğimiz alanları etkileyen bir faktördür. Amigdala, duygusal ve dürtüsel kontrolün sağladığı bir alandır. Bu alan da yetersiz uykudan olumsuz etkilenmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hafıza zayıflıyor, öğrenme kapasitesi düşüyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uzun süreli uyku yetersizliğinin, hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Hipokampüs etkilendiği zaman, hafıza oluşumu ve bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması bozuluyor. Çünkü kısa bellekteki bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması, derin uykuda gerçekleşen bir hadisedir. Prefrontal korteks etkilendiğinde, dikkat ve odak sorunları ortaya çıkabiliyor. Problem çözme ve karar verme yetilerinde aksamalar yaşanabiliyor. Günlük hayatta farkında olmadan birçok entelektüel fonksiyonumuzu kullanırız, gün içerisinde bir sürü problem çözeriz. Örneğin sabah işe gideceğiz, aracımız arızalandı hemen çözüm üretmeye çalışırız. Ya taksiye bineriz ya da başka bir çözüm bulmaya çalışırız. Bunlar problem çözme yeteneklerimizin bir örneğidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Abartılı duygusal reaksiyonlar ortaya çıkabiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yetersiz uykunun duygusal ve dürtüsel kontrolü sağlayan beyin bölgesi amigdalayı da etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Amigdala, uykusuzluktan şu şekilde etkileniyor: Aşırı uyarılıyor. Abartılı duygusal reaksiyonlar ve dürtüsel tepkiler ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla kişinin toplumsal uyumu da azalıyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Uyku sırasında glimfatik sistem devreye giriyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Pandemi sonrası uykunun tamamen gereksiz bir şey gibi algılanmaya başlandığını kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, oysa uyku sırasında beyin için çok önemli olan işlemlerin gerçekleştiğini söyledi: “Uyku, özellikle gün içinde saatler yetmediği zaman feragat edilecek şey olarak görülüyor. Oysa uyku sırasında glimfatik sistem dediğimiz özel sistem devreye giriyor, özellikle gün boyunca beyinde biriken toksinleri siliyor. Bu süreç bellek oluşumuna, sinir hücrelerinin onarımına ve birtakım kognitif bozuklukların onarımına yardım eden bir süreç. Glimfatik sistemin aktivasyonunu şöyle anlatabiliriz: Uyku sırasında beyin hücrelerinin arasındaki boşluklar genişliyor ve beyin omurilik sıvısı bu boşluklardan akarak gün içinde biriken toksinleri, amiloid beta gibi zararlı proteinleri temizliyor. Özellikle derin uyku evresinde aktif oluyor. Gün içinde nöronlar çalışarak birtakım metabolik atıklar biriktiriyor. Bunlar yine beyin omurilik sıvısı aracılığıyla uykuda temizleniyor. Glimfatik sistem devreye girince toksinler temizlenir, sinir hücrelerinin arasındaki iletişim de yeniden dengelenmiş olur. Hafıza ve belleğimiz de etkileniyor. Uyku hipokampüsteki kısa süreli hafızayı uzun süreli hafızaya dönüştürme fonksiyonunu indüklüyor. Bu süreçte sinaptik bağlantılar güçleniyor ve öğrenilen bilgiler de kalıcı hale geliyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İşlenmiş gıdalar beyin için yüksek risk oluşturuyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyni olumsuz etkileyen faktörlerden birinin ise kötü beslenme olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Özellikle yüksek şeker içeren işlenmiş gıdalar, odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açıyor. İşlenmiş gıdaların tümü, beyin için yüksek risk oluşturuyor. Çünkü bunlar çok yüksek şeker, yüksek oranda tuz ve düşük kaliteli yağlar denilen trans yağ içeriyor. Bu da beynimizin ödül mekanizmasını bozarak bağımlılık yaratıyor. Aslında en büyük problem bu” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yüksek şeker dopaminerjik ödül mekanizmasını bozuyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyinde dopaminerjik sistem üzerinden ilerleyen bir ödül mekanizması olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “İhtiyaç sahibi bir insana yardımda bulunduğunuzu ve onun size şükran duyduğunu düşünün. Bu size kendinizi iyi hissettiren ve haz veren bir durum. Bu, size beyninizin ödülü. Dopaminerjik sistemin verdiği bir ödül bu. Normal şartlarda beynimiz, iyi bir şey yaptığımızda bizi ödüllendirir ancak bu işlenmiş gıdaları tükettiğimizde yüksek şeker dopaminerjik ödül mekanizmasını bozar. Dahası enflamasyonu artırır, hafıza ve bilişsel işlevi zayıflatır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hipokampüsün yapısı da bozuluyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Cips, şeker ve fastfood gibi yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların dopamin salınımını aşırı düzeyde uyardığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ürünler, sürekli bir ödül alıyormuş gibi beyni uyarıyor. Buna haz tuzağı diyoruz ve beyin bu gıdalara bağımlı hale geliyor. Çünkü bunları tükettiği zaman kendini sürekli iyi hissediyor ancak bir süre sonra uzun vadede dopamin reseptörleri duyarsızlaşıyor. Dolayısıyla motivasyon ve ruh hali bozuluyor; inflamasyon ve oksidatif stres, sinaptik bağlantıları zayıflatıyor. Birtakım hayvan deneyleri var, bu deneylerde hayvanlara kafeterya tipi besinler veriliyor. Hipokampüste yapısal bozulma gözlenmiş. Şimdiye kadar hep elektriksel iletim, nöro transfer dengesi, dopaminal sistemin etkileri konuşulurken hayvan sistemlerinde hipokampüsün yapısının dahi bozulduğu, bellek üzerinde ne kadar olumsuz etkileri olduğu görülüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yetersiz su tüketimi, beyin fonksiyonlarını nasıl etkiliyor?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyin sağlığı için su tüketiminin de önemine işaret eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Beynin yüzde 75’i sudan oluşuyor. Yetersiz su içmek, beyin hücrelerinin hacmini küçültüyor ve elektrolit dengesini bozuyor ve toksinlerin temizlenmesini engelliyor. Bu da hafıza, dikkat, konsantrasyon ve ruh hali üzerinde doğrudan olumsuz etki yapıyor. Beyin dokusunun üçte ikisinden fazlası su. Su, sinir hücrelerinin elektriksel iletişimi ve metabolizması için de kritik bir bileşen. Su kaybı olduğunda sodyum ve potasyum gibi iyonların dengesi de bozuluyor ki bunlar sinir iletimi için elzemdir. Sinir iletiminin yavaşlamasıyla bilişsel fonksiyonlar da zayıflıyor. Dehidrasyona bağlı olarak hücre hacmi de küçülüyor, büzülüyor yine aynı şekilde sinaps iletişimi ve bilgi işleme hızını düşürüyor. Yeterli su olmadan toksin temizliği mümkün değil çünkü yine omurilik sıvısının ana içeriği su. Metabolik atıklar da temizlenmemiş oluyor. Bilhassa yaşlılar ve çocuklar dehidrasyon yani susuzluğa karşı çok hassastır. Özellikle demans hastaları az su içtikleri için bile çok ciddi kötüleşme yaşayabilirler” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Beyin sağlığını korumak için bu önerilere kulak verin</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyin sağlığını korumak için yapılması gerekenler konusunda da önerilerini sıralayan Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, şunları söyledi:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Her gün açık havada 20 dakika yürüyüş yapılmalıdır. Egzersiz, BBFN dediğimiz Beyin Kökenli Nörotronik Faktörü artırıcı özelliği sayesinde stresi azaltan, kan akışını düzelten ve artıran etkisi ile uzun vadede uyku düzenini de etkilemektedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Uzun vadede uyku düzeninizi mutlaka yoluna koyunuz. Bunun için gerekirse yardım alınmalıdır. Kronik uykusuzluk, bazen ilaç tedavisi ve hekim yardımı gerektiren düzeylere gelebilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Sosyal izolasyondan kaçınılmalıdır. Bireylerin yalnız kalmaktan imtina etmesi önemlidir çünkü beyin ne kadar çok uyaran alırsa o kadar çok kendini yenileme, çalışma ve fonksiyon görme yetilerini korur. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Sağlıklı ve dengeli beslenmeye önem verilmelidir. Kişinin eksiği varsa D vitamini ve Omega 3 gibi takviyeler de alınabilir.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653">Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[işçilerindeki]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[tekstil]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602213</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy tarafından yürütülen tez çalışmasında; egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık “üçlü müdahale programının”, tekstil işçilerinin ağrı düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin iyileşmeler sağladığı belirlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213">Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy tarafından yürütülen tez çalışmasında; egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık “üçlü müdahale programının”, tekstil işçilerinin ağrı düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin iyileşmeler sağladığı belirlendi.</p>
<p><strong>Ağrı azaldı, uyku ve enerji geri geldi</strong></p>
<p>Araştırmaya Van’daki bir tekstil fabrikasında çalışan 60 işçi katıldı. Çalışanlar iki gruba ayrıldı. Tüm katılımcılara ergonomi eğitimi verilirken, deney grubuna ek olarak fizyoterapist eşliğinde düzenli boyun egzersizleri ve manuel terapi uygulandı.</p>
<p>12 haftalık programın sonunda; Boyun ağrısının belirgin şekilde azaldığı, uyku kalitesinin yükseldiği, gün içi yorgunluk hissinin büyük ölçüde gerilediği, duruş farkındalığı ve beden kontrolünün arttığı gözlemlendi.</p>
<p><strong>“Ağrı, tekstil işçisinin makûs talihi olmak zorunda değil”</strong></p>
<p>Çalışmanın bulgularını değerlendiren Doç. Dr. Ömer Şevgin, tekstil sektöründe ağrının normalleştirildiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Tekstil işçilerinde boyun ağrısı o kadar yaygın ki, pek çok çalışan bunu mesleğin kaçınılmaz bir sonucu olarak görüyor. Oysa çalışmamız açıkça gösterdi ki; doğru egzersiz programı ve manuel terapi desteğiyle bu ağrılar büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor. Ağrı, tekstil işçisinin makûs talihi olmak zorunda değil.”</p>
<p>Doç. Dr. Şevgin, çalışan sağlığının üretim kalitesiyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizerek, “Çalışan sağlığı, üretimin kalitesini ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler. Bilimsel olarak etkisi kanıtlanmış bu tür programların yaygınlaşması hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük bir kazançtır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sadece fiziksel değil, psikolojik yük de hafifledi”</strong></p>
<p>Araştırmanın yürütücüsü Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy ise özellikle uyku kalitesindeki iyileşmenin önemine dikkat çekerek, “Boyun ağrısı yalnızca fiziksel bir problem değil. Uykuyu bozuyor, yorgunluğu artırıyor, çalışanların iş performansını ve moralini düşürüyor. Üçlü müdahale programı uygulanan grupta uyku kalitesinin hızla yükseldiğini gördük. Bu değişim, kişinin tüm yaşamını olumlu etkiliyor.” dedi.</p>
<p>Atasoy, programın çalışanların hem fiziksel hem de psikolojik yükünü azalttığını belirtti.</p>
<p><strong>“Bu programı işyerlerine entegre etmek hem kolay hem ekonomik.”</strong></p>
<p>İşverenlerin de bu programdan kazanç sağlayacağını vurgulayan Atasoy, “Egzersiz ekipmansız, ergonomi eğitimi kısa süreli, manuel terapi ise düzenli aralıklarla uygulanabiliyor. Yani maliyeti düşük ama etkisi çok yüksek bir programdan bahsediyoruz. Daha az hastalık izni, daha az iş gücü kaybı ve daha iyi çalışan memnuniyeti sağlıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Tekstil sektöründe yeni bir dönem mümkün</strong></p>
<p>Atasoy, tekstil sektöründe çalışma koşulları kaçınılmaz olarak kas-iskelet sistemi hastalıklarına yol açmak zorunda olmadığına işaret ederek, doğru ergonomik düzenlemeler ve fizyoterapi destekli programlarla çalışanların yaşam kalitesi artırılabileceğini, bu üçlü yaklaşımın yalnızca tekstil sektöründe değil; tekrarlayıcı hareket gerektiren tüm iş kollarında uygulanabileceğini belirtti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213">Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yılın en uzun gecesinde yüzlerce kişi Galaxy Watch8 ile koştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yilin-en-uzun-gecesinde-yuzlerce-kisi-galaxy-watch8-ile-kostu-601119</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 17:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[Galaxy Watch8]]></category>
		<category><![CDATA[gecesinde]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[koşu]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[watch8]]></category>
		<category><![CDATA[yılın]]></category>
		<category><![CDATA[yüzlerce]]></category>
		<category><![CDATA[zinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsung Türkiye ve Easy Run Club koşu grubunun düzenlediği “Galaxy Watch8 ile KoşuyoruzZz powered by Easy Run club” etkinliği, yılın en uzun gecesinde yüzlerce kişiyi İstanbul Caddebostan sahilinde buluşturdu. İyi uykuyla birlikte sporun daha zinde bir yaşam için öneminden hareketle düzenlenen gece koşusuna yüzlerce kişi katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yilin-en-uzun-gecesinde-yuzlerce-kisi-galaxy-watch8-ile-kostu-601119">Yılın en uzun gecesinde yüzlerce kişi Galaxy Watch8 ile koştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Samsung Türkiye ve Easy Run Club koşu grubunun düzenlediği “Galaxy Watch8 ile KoşuyoruzZz powered by Easy Run club” etkinliği, yılın en uzun gecesinde yüzlerce kişiyi İstanbul Caddebostan sahilinde buluşturdu. İyi uykuyla birlikte sporun daha zinde bir yaşam için öneminden hareketle düzenlenen gece koşusuna yüzlerce kişi katıldı. Koşu öncesi etkinlik alanında buluşan katılımcıları kurulan Treadmille ile 100 metreti en kısa sürede koşma, Galaxy Watch8 özelliklerinden oluşan hafıza oyunu gibi çeşitli deneyim alanları karşıladı.  Yılın en uzun gecesini koşu ile kutlayan katılımcılar sürpriz hediyeler ve Galaxy Watch8 kazanma fırsatı buldu. Samsung Electronics’in yeni serisi Galaxy Watch8 yenilenen tasarımı, güçlü performansı ve yapay zekâ desteği ile her ana eşlik etmesiyle katılımcılardan da tam not aldı. </p>
<p><strong>İyi uykuyla güne daha aktif ve zinde başlayın</strong></p>
<p>Samsung’un şimdiye kadarki en ince Galaxy Watch olan Galaxy Watch8, uyku, koşu ve bütünsel zindelik gibi alanlarda kişiselleştirilmiş özellikleriyle proaktif bir yaşam koçluğu sunuyor. Düzenli egzersiz ve daha zinde ve aktif bir yaşam için iyi uykunun öneminden yola çıkan Samsung, uyku düzeni analizi, uyku koçluğu ve uyku ortamının optimize edilmesi gibi uykuyla ilgili araçlarını sürekli olarak geliştiriyor. Yeni Galaxy Watch8 serisinde yer alan. Uyku Koçluğu özelliği de kullanıcıların sirkadiyen ritmini ölçerek yatmak için en uygun zamanı öneriyor, böylece aktif ve zinde bir gün geçirmeyi destekliyor. </p>
<p>Kullanıcılar daha iyi bir uykunun ilk adımı olan doğru uyuma saati için akıllı bildirimler alarak ihtiyaç duyduğu uyku süresini belirleyebiliyor. Üstelik kişiselleştirilmiş bir uyku programıyla daha dinlenmiş, enerji dolu ve güne daha iyi hazırlanmış bir şekilde uyanmak için motive oluyor.</p>
<p>İyi bir gece uykusuyla tamamen yenilendikten sonra hareket etme zamanını da hatırlatan Galaxy Watch8, kişiye özel hız ve hedefler doğrultusunda antrenman planlıyor. Kişiye özel koşu kapasitesine göre 3-5 haftalık bir Koşu Koçu program hazırlayan Galaxy Watch8, kullanıcılara her an rehberlik ederek hedeflerine ulaşmasına yardımcı oluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yilin-en-uzun-gecesinde-yuzlerce-kisi-galaxy-watch8-ile-kostu-601119">Yılın en uzun gecesinde yüzlerce kişi Galaxy Watch8 ile koştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı yaş almaya genç yaşta başlanmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almaya-genc-yasta-baslanmali-600016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:17:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşamda hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, elektromanyetik alanlar, fast- food tüketim, düzensiz uyku ve stres gibi etkenler gençlerde de erken tükenmişlik, bağışıklık çökmesi ve hücresel yaşlanmayı artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almaya-genc-yasta-baslanmali-600016">Sağlıklı yaş almaya genç yaşta başlanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamda hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, elektromanyetik alanlar, fast- food tüketim, düzensiz uyku ve stres gibi etkenler gençlerde de erken tükenmişlik, bağışıklık çökmesi ve hücresel yaşlanmayı artırıyor. Bu nedenle günümüzde artık genç yaştan itibaren sağlıklı yaş alma yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya</strong> “Sağlıklı yaş almak, artık yalnızca ileri yaşların değil, gençlerin hatta ergenlerin de sorumluluğudur. Artık hasta olmamak için değil, sağlıklı kalmak için çaba sarf etmeliyiz. Bugüne dek bilinen doğrular son dönemde tamamen değişti; çağımızda kişiye özgü, bütüncül bir yaklaşım gerektiği anlaşıldı. Yani sağlıklı yaş almak bir orkestra gibidir; gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsi uyum içinde çalışmalıdır” diyor. Sağlıklı yaş almak için bazı bildiklerimizi unutmamız gerektiğini vurgulayan Dr. Küçükkaya, sağlıklı yaş almada doğru bilinen yanlışları ve yeni yaklaşımları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>SU TÜKETİMİ</strong></li>
</ul>
<p><strong>Günde 2 litre su içmelisiniz: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya “Su ihtiyacı kişiye ve güne göre değişir. Günlük su tüketimi; kilo, cinsiyet, yaşam tarzı ve kronik hastalığa göre kişiye özgüdür. Sabit bir şekilde günde 2 litre (8 bardak) su içmek herkese uygun değildir. Sağlıklı bir yetişkin için günlük su ihtiyacı ortalama 2-3 litre arasında değişebilir ancak böbrek hastalığı, kalp yetmezliği gibi diğer durumlarda bu miktar tehlikeli olabilir. Bu nedenle kişinin su tüketim planı da doktor tarafından belirlenmelidir. İdrar rengi yeterli su tüketiminde çok önemli bir göstergedir. İdrar açık renk olmalıdır, koyu ise yeterli su içilmemiş demektir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>UYKU</strong></li>
</ul>
<p><strong>Günde 7-8 saat uyumak şarttır: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Uyku ihtiyacı kişiye, yaşa ve yaşam tarzına göre değişir. Kimileri 5 saat uyuyarak dinç uyanırken, kimileri 9 saate ihtiyaç duyar. Önemli olan erken yatmak ve 7-8 saat uyumak değil, uykuda olunan saatler ve uykunun kalitesidir. 22:00- 06:00 saatleri arasında vücut kendini yeniler, metabolizma, hücre onarımı, yağ yakımı ve bağışıklık bu süreçte güçlenir. O nedenle bu saatlerde mutlaka uykuda olmak gerekir. Dr. Küçükkaya “Ayrıca horlama, uyku apnesi gibi sorunlar sağlıklı uyku döngüsünü bozduğu için mutlaka tedavi edilmelidir. Doğru saatte, doğru oksijenle kesintisiz uyumak, kronik hastalıkların riskini de azaltır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>EGZERSİZ</strong></li>
</ul>
<p><strong>Günde 10 bin adım atmak idealdir: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Yapılan araştırmalar; 10 bin adımın herkese uygun olmadığını gösteriyor. Hedef; yaşa, cinsiyete, kiloya, sağlık durumuna ve kapasiteye göre kişiselleştirilmiş, sürdürülebilir hareket hedefleri koymaktır. Dr. Küçükkaya “Protezi olan birine 10 bin adım önerilemez, düşme riski olan yaşlıya yoğun tempo koşu yaptırılamaz. Kimine günde 5 bin-7 bin adım gibi daha düşük ama düzenli aktivite, kimine 5-6 km koşu uygundur. Açık havada, bol oksijenli alanlarda yürüyüş beden ve ruh sağlığını birlikte destekler. Derin nefes egzersizleri, esneme hareketleri ve kültür-fizik çalışmaları da çok önemlidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>BESLENME</strong></li>
</ul>
<p><strong>Sağlıklı beslenmek kalori kısmak demektir: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Sağlıklı beslenme doğru besinleri, doğru zamanda ve dengede tüketmektir. Sürekli kalori kısıtlamak metabolizmayı yavaşlatır, kas kaybı ve hücresel yıpranmaya yol açar. Dr. Küçükkaya “25 yaşındaki bir genç ile 45 yaşındaki bir kadının beslenme gereksinimleri farklıdır. Diyabeti olanla olmayan, erkek ile kadın, aktif yaşam süren ile masa başı çalışan aynı beslenme planını uygulayamaz. Bilimsel çalışmalarda en sağlıklı model olarak öne çıkan Akdeniz tipi beslenmeye geçilmelidir. Paketli gıda, işlenmiş ürünler, asitli ve şekerli içecekler ile fast food tüketimden kaçınılmalı, mevsim sebze ve meyveleri tüketilmelidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>VİTAMİN TAKVİYESİ</strong></li>
</ul>
<p><strong>Her gün vitamin takviyesi almak gençleştirir: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Vücutta eksik olan vitamin tamamlandığında işe yarar, fazlası ise zarar verir. Dr. Küçükkaya şöyle konuşuyor: “Hücresel gençliği artıran şey dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır. Omega, magnezyum, çinko vb vitamin ve mineral takviyelerinin vücutta yeterli düzeyde olması önemlidir ancak bu takviyeler kandaki değerlere göre doktor tarafından tahliller yapıldıktan sonra belirlenmelidir. Ayrıca ‘doğal’ veya reçetesiz satılıyor diye tüm takviyeler güvenli demek değildir. Gelişigüzel vitamin kullanmak karaciğer/böbrek hasarı, ilaç etkileşimleri veya yanlış test sonuçlarına hatta organ yetmezliğine yol açabilir.” </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Düzenli doktor takibi çok önemli</strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, sağlıklı yaş almanın bir orkestra gibi olduğunu, gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsinin uyum içinde çalışması gerektiğini belirterek şöyle diyor: “Tüm sürecin koordinasyonu için düzenli tahlil, tarama ve kontrol şarttır. Genetik altyapıdan kaynaklanabilecek hastalıklar (Alzheimer, kanser, kalp ve damar hastalıkları vb) artık çok genç yaşta tespit edilebiliyor. Kontroller aksatılmamalı, kullanılan ilaçlar doktor önerisi olmadan kendi kendine bırakılmamalıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almaya-genc-yasta-baslanmali-600016">Sağlıklı yaş almaya genç yaşta başlanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 11:23:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedendeki]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sıkma]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yansıması]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüklerin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, bruksizmin stres ve ruhsal yüklerle ilişkisi, yol açabileceği sağlık sorunları ve nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546">Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, bruksizmin stres ve ruhsal yüklerle ilişkisi, yol açabileceği sağlık sorunları ve nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Stres diş sıkmayı artırır, diş sıkma da kişinin stresini besler!</strong></p>
<p>Modern yaşamın bizlere pek çok kolaylık getirdiğini dile getiren Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Ancak beraberinde artan sorumluluklar, ekonomik kaygılar, sosyal baskılar ve belirsizlikler de insanları hiç olmadığı kadar yoğun bir stres altına soktu. Bilindiği üzere artan stres, sadece ruh sağlığını değil, fiziksel sağlığı da etkiliyor. Son yıllarda diş kliniklerinde artan diş sıkma ve gıcırdatma, yani bruksizm vakaları, bu durumu açıkça gözler önüne seriyor.” dedi.</p>
<p>Bruksizmin kişinin farkında olmadan, uyanıklık veya uyku sırasında dişlerini sıkması ya da gıcırdatması olarak tanımlandığını hatırlatan Doç. Dr. Tınastepe, “Hatta bazı durumlarda gerçek bir diş teması olmaksızın, kaslardaki gerginlik şeklinde de karşımıza çıkabiliyor. Uyku sırasında ve uyanıklık anında ortaya çıkan her iki bruksizm türünün ortaya çıkış sebepleri farklılık gösterse de, yoğun stres ve anksiyete ikisinde de ortak rol oynar. Stres diş sıkmayı artırır, diş sıkma da kişinin stresini besler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bruksizm, basit bir alışkanlık değil, birçok sağlık sorununu beraberinde getiren ciddi bir durum!</strong></p>
<p>Bruksizmin, sadece stres karşısında ortaya çıkan basit bir alışkanlık olarak adlandırılabilecek kadar hafif bir durum olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bruksizm, beraberinde birçok sağlık sorununu da getirir.” dedi.</p>
<p>Dişlerin, normal çiğneme kuvvetlerine kıyasla çok daha fazla yüklere maruz kalmasının etkilerinden bahseden Doç. Dr. Tınastepe, şunları söyledi:</p>
<p>“Dişlerde aşınma, çatlak ve kırık gibi hasarlar görülebilir. Dişleri çevreleyen kemik dokular ve bağ dokuları da aynı şekilde bu durumdan olumsuz etkilenir. Bruksizm yaşayan kişiler sabahları ağız açmada zorluk yaşayabilir; açtıklarında ise tıklama sesi ve ağrı ile karşılaşabilirler. Ağrı sadece çene eklemi ile sınırlı kalmayabilir; dişlerde, çenelerde ve baş, şakak ile boyun bölgesinde de ciddi rahatsızlık yaratabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma yaşayan kişilerde uyku kalitesi düşer ve sabahları yorgun uyanırlar. Dikkat dağınıklığı, sinirlilik ve gerginlik gün boyu onlara eşlik edebilir.</p>
<p>Bruksizm çoğu zaman tek başına görülmez; en sık anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları (özellikle uyku apnesi), çene eklemi problemleri ve reflü ile birlikte görülür. Son dönemde yapılan çalışmalarda, akıllı telefon kullanımının artmasıyla birlikte bruksizmin daha sık görüldüğü, bu kişilerde depresyon ve anksiyete belirtilerinin de daha yüksek oranlarda eşlik ettiği dikkat çekiyor.” </p>
<p><strong>Bruksizmin kesin tedavisi yok, ancak zararları azaltılabilir!</strong></p>
<p>Diş hekimlerinin, diş sıkma ve gıcırdatmanın vereceği zararları azaltmak için genellikle gece plaklarından (splintlerden) faydalandıklarını aktaran Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Splintler; dişlere, kaslara ve diğer ilgili yapılara gelen kuvvetleri azaltır ve kasların daha dengeli çalışmasını sağlar.” dedi.</p>
<p>Gerektiğinde ilaç tedavisi ve fizik tedavi yöntemlerinden de yararlanıldığını kaydeden Doç. Dr. Tınastepe, “Ayrıca botulinum toksin uygulamaları da bu amaçla oldukça yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak burada kritik bir gerçek var; bruksizmin henüz kesin bir tedavisi bulunmuyor. Alınacak önlemlerle oluşturabileceği zararlar minimuma indirilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikolojik destek, uyku düzeni, gevşeme egzersizleri ve bedensel farkındalık bruksizmi azaltır! </strong></p>
<p>Tedavinin bir parçası olması gereken yaklaşımlar hakkında bilgi veren Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Psikolojik destek alınmalı, uyku düzenlenmeli, nefes ve gevşeme egzersizlerinden faydalanılmalı, dijital ve zihinsel yük azaltılmalı ve bedensel farkındalık artırılmalı.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerden destek alınmasının, yalnızca dişleri, çene kaslarını ve çevre dokuları korumakla kalmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Tınastepe, “Bu yöntemler aynı zamanda bruksizmin ortaya çıkmasına neden olan temel zihinsel ve duygusal yükleri de azaltmayı hedefler. Özellikle stresin doğru bir şekilde yönetilmesi ve uyku kalitesinin uyku hijyeni sağlanarak artırılması, diş sıkmanın oluşması ve  şiddetinde belirgin bir azalma sağlayabilir. Nefes ve gevşeme egzersizleri ile kasların gevşemesine yardımcı olunurken, dijital ve zihinsel yükün azaltılması ise kişinin sürekli tetikte olma sürecinden kurtulmasına destek olur. Bedensel farkındalığın artmasıyla kişi gündüzleri dişlerini sıktığını daha kolay fark eder ve bu davranışı bilinçli olarak kontrol etmeyi öğrenebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bruksizm, ruhsal yüklerin bedendeki yansıması olarak düşünülebilir! </strong></p>
<p>Bruksizm, vücudumuzun bizimle iletişim kurma yollarından biri olduğunun altını çizen Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ruhumuza fazla gelen yüklerden kurtulmamız ve belki de biraz yavaşlamamız için bir uyarıdır. Bazen söyleyemediklerimiz, bastırdıklarımız, ertelediklerimiz ve içe attıklarımız bu şekilde dışarı çıkar. Bunu görmezden gelirsek, bruksizme eşlik eden diğer fiziksel rahatsızlıkları da çok zaman geçmeden yaşamımızda görmeye başlayabiliriz. Bruksizm, ruhsal yüklerimizin bedendeki yansıması olarak düşünülebilir. Sonuç olarak bruksizm için çözüm yine bizde, ruhumuzun derinliklerinde saklı görünüyor. Bazen bu belirtileri hayatın yoğunluğu içinde fark etmeyebiliriz; ancak bedenimizin verdiği bu sinyaller süreklilik kazanmaya başladıysa, profesyonel destek almak en sağlıklı adım olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546">Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Mevsimsel Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyelere]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun oluşumunda en güçlü teori, gün ışığı miktarındaki azalmanın beyin kimyasını etkilemesidir. Güneş ışığının azalması, beyinde duygu durumu, uyku ve iştahı düzenleyen serotonin ve melatonin gibi hormonların dengesini bozar” dedi. Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir. Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir” dedi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, halk arasında kış depresyonu olarak da bilinen mevsimsel depresyona ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Gün ışığının azalması, beyin kimyasını etkiliyor<br />Mevsimsel depresyonun, “klinik olarak mevsimsel döngülerle ilişkili depresyon” olarak adlandırılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun temel özelliği, depresyon belirtilerinin yılın belirli mevsimlerinde, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlaması, diğer mevsimlerde ise semptomların ya tamamen geçmesi ya da bozukluk şiddetine erişmeyecek düzeye gerilemesidir. Bu doğal gidiş, sürecin güneş ışığı ile doğrudan ilişkili olduğuna en büyük delalettir. Bu durum, sadece ‘kendini kötü hissetme’ ile tanımlanmaz, günlük işlevselliği bozacak düzeyde bir klinik tablo ile seyreder” dedi. <br />Kış depresyonu, mevsimsel depresyonun alt türü<br />Mevsimsel depresyon ile kış depresyonunun tamamen aynı olmadığını belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, halk arasında daha çok ‘kış depresyonu’ veya ‘kış hüznü’ olarak bilinir çünkü vakaların büyük çoğunluğu sonbahar-kış aylarında görülür. Ancak mevsimsel depresyonun nadir de olsa ‘yaz tipi’ de bulunmaktadır. Yaz tipinde belirtiler genellikle ilkbahar-yaz aylarında başlar ve uykusuzluk, iştahsızlık, huzursuzluk ve kaygı daha ön planda olabilir. Kış tipi ise daha yaygındır ve aşırı uyku isteği, karbonhidrat düzeyi yüksek gıdalar kaşı aşırı yönelme, iştah artışı ve kilo alma gibi ‘tipik olmayan depresyon’ belirtileriyle karakterizedir. Dolayısıyla ‘mevsimsel depresyon’ daha kapsayıcı bir terimken, ‘kış depresyonu’ onun en sık görülen alt türü olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.<br />Kış hüznü, normal ve geçici bir durumdur<br />Kış aylarında depresif duyguların ortaya çıkmasının normal olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Kış aylarında havanın erken kararması, soğuk, kapalı hava ve sosyal aktivitelerin azalması nedeniyle bir miktar hüzün, enerji düşüklüğü ve içe kapanma eğilimi birçok insan için normal ve geçici bir durumdur. Buna bazen ‘kış hüznü’ denir. Ancak bu duygular, kişinin günlük sorumluluklarını yerine getirmesine engel olmuyorsa ve haftalar boyunca süren derin bir çökkünlük haline dönüşmüyorsa, patolojik bir depresyondan farklıdır. Güneşin bol olduğu zamanlarda insanların çoğunluğu, kendilerini daha neşeli ve huzurlu hissederler. Kış aylarında görülen depresyonun çeşitli nedenleri vardır. Bunun nedenleri; en başta ışık eksikliği dile getirilebilir. Güneş ışığındaki azalma, serotonin üretimini düşürür ve melatonin üretimini artırır. Melatonin uykunun düzenlenmesinde önemli roller oynar. Bu dengesizlik, enerji kaybı, uyku düzensizliği ve çökkün duygu duruma yol açar. Ayrıca soğuk hava nedeniyle sosyalleşme çabaları, fiziksel aktivite ve dışarı çıkma eğilimi azalır. Bu durumlar psikobiyolojik etkileri ile depresyona girmeye zemin hazırlayabilir. Kasvetli duygulanım ve karanlık hava, olumsuz düşünce kalıplarını ve karamsarlığı tetikleyebilir. Mevsimsel özellikli depresyonların güneş ışığının yıl boyunca az olduğu ülkelerde daha yaygın olması bu etmene bağlanabilir” şeklinde konuştu.<br />Çökkün duygu durum tablosuna dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun belirtilerinin klasik depresyon belirtileriyle büyük oranda örtüştüğünü ancak bazılarının mevsime özgü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Sıklıkla çökkün duygu durum tabloya hakimdir. Bu durum sürekli üzüntü, umutsuzluk hisleri ve düşünceleri ve değersizlik deneyimleri ile tanımlanabilir. Ayrıca daha önce keyif alınan uğraşlara karşı ilgisizlik görülür.  Bu ilgisizlik çeşitli hobileri, sosyal faaliyetleri kapsayabilir. Aşırı yorgunluk, enerji kaybı, fazla uyumaya meyilli olma, aşırı karbonhidratlı gıda tüketme, kilo alımı, dikkati toparlayamama, sosyal çekilme, kollarda ve bacaklarda ağırlık hissi, huzursuzluk ya da zihinsel yavaşlama diğer önemli bulgulardır” dedi.<br />Mevsimsel depresyon 4-5 ay sürebilir<br />Mevsimsel depresyonun sonbaharda başlayarak ilkbahara kadar sürebildiğini ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, genelde bir döngüseldir ve tanımlanan zaman aralıklarında, mevsimsel değişikliklerle ilişkilidir. Belirtiler genellikle sonbahar aylarında başlar, kış boyunca en şiddetli halini alır ve ilkbahar aylarında güneş ışığının artmasıyla birlikte hafifleyerek ya da tamamen ortadan kalkarak düzelir. Bu, ortalama 4-5 aylık bir süreyi kapsar. Ancak bu süre kişiden kişiye, yaşanılan coğrafyanın enlemine ve o yılın hava koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Bazı vakalarda, depresyon hali iyi tedavi edilmezse her döngüde semptomlar tekrarlayabilir” uyarısında bulundu. <br />Ne zaman uzmana başvurmak gerekir?<br />&#8220;Kış hüznü&#8221; ile klinik düzeydeki &#8220;mevsimsel depresyon&#8221; arasındaki en kritik ayrımın, işlevselliğin bozulması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Bazı durumlarda mutlaka bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Bu durumlar şöyle sıralanabilir: Belirtiler her gün, günün büyük bölümünde hissediliyorsa, işe ya da okula gitmek, ev işlerini yapmak, sosyal ilişkileri sürdürmek büyük ölçüde zorlaştıysa veya imkânsız hale geldiyse mutlaka uzmana danışılmalıdır. Uyku ve iştah düzensizlikleri yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiliyorsa, umutsuzluk, çaresizlik düşünceleri yoğunsa, ölüm veya intihar düşünceleri varsa vakit kaybedilmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. İntihar düşüncelerinin olması vakanın oldukça şiddetli olduğunu ve aciliyet arz ettiğini gösterir. Kısacası ‘Biraz keyifsizim’ değil de ‘Artık hiçbir şey yapamıyorum, hayat çekilmez geliyor’ noktasına gelindiğinde profesyonel destek alınması hayati önem taşır” uyarısında bulundu.<br />Tedavi edilmezse kronikleşebilir<br />Mevsimsel depresyona zamanında müdahalenin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon tedavi edilmezse, sadece birkaç aylık bir sorun olmaktan çıkıp kronikleşebilir ve kişinin hayatında ciddi yeti yitimlerine sebep olabilir. Öncelikle iş, okul performansında düşme ve sosyal ilişkilerde geri çekilmeye sebep olabilir. Diğer depresyon tiplerinde olduğu gibi alkol ve diğer kötüye kullanılan maddelere yönelimi artırabilir. Mevsimsel depresyon sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yoğun stres nedeniyle başka tıbbi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Depresyonun şiddetli biçimlerinde intihar riski, azımsanmayacak düzeyde yüksektir” uyarısında bulundu.<br />Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalı<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Öncelikle biyolojik nedenselliği zayıflatmak için güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Gündüz saatlerinde bu imkân daha olanaklı hale gelir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Eğer imkân varsa açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Egzersizin kendisi tüm depresyon biçimlerinde fayda sağlayabilir. Bununla birlikte dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Ayrıca sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir” dedi.<br />Uyku düzenine dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesinde bir diğer önemli hususun da uyku düzeni olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir. Stres yönetimine de dikkat etmek gerekir. Stresli uğraşlardan uzak durmaya çalışmak koruyucu olabilir. Eğer birey geçmiş yıllarda da benzeri sorunlar yaşamışsa ve bu sorunlar şiddetli arazlara sebep olmuşsa depresyonun hemen başlangıcında profesyonel yardım arayışı son derece önemlidir” uyarısında bulundu.<br />Mevsimsel depresyon ihmal edilmemeli<br />Mevsimsel depresyonun ihmal edilmemesi gereken bir bozukluk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Bu doğal bir ‘tembellik’ veya ‘mizaç ve karakter’ özelliği değil, biyolojik temelli bir gerçekliktir. Farkındalık ve erken müdahale son derece önemlidir. Birey kendinde ya da bir yakınında belirtiler fark ettiğinde erken müdahale olanaklarını araştırmalıdır” dedi. <br />Mevsimsel depresyon tedavi edilebilir<br />Mevsimsel depresyonun oldukça etkili bir şekilde tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hasan Belli, tedavi yaklaşımlarını şöyle sıraladı:<br />Fototerapi (Işık Tedavisi): En spesifik ve etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Özel bir cihazdan sabahları 30 dakika kadar parlak beyaz ışığa maruz kalmak, güneş ışığının eksikliğini telafi ederek beyin kimyasını düzenler. Etkisi genellikle birkaç gün ila iki hafta içinde görülmeye başlar.<br />Psikoterapi: Çeşitli psikoterapi biçimleri tedavide kullanılmaktadır. Psikoterapiler olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeye, davranışları aktiviteyle yeniden düzenlemeye ve mevsimsel değişikliklere uyum sağlayacak beceriler geliştirmeye odaklanır. Bunlara ilaveten bazı terapi ekolleri olumsuz duygulanımlara odaklanarak bunlarla baş edebilme kapasitesini artırırlar. <br />İlaç Tedavisi: Şiddetli vakalarda, çeşitli antidepresan ilaçlar doktor kontrolünde kullanılabilir. Daha önce de benzeri karakterde depresyon döngüleri deneyimlemiş kişilerde, belirtiler başlamadan önce koruyucu amaçlı olarak antidepresan tedavi başlanıp, mevsim geçince kademeli olarak kesilebilir.<br />D Vitamini Takviyesi: Kışın güneş ışınlarının az olması nedeniyle düşen D vitamini seviyeleri depresyonu şiddetlendirebilir. Doktor önerisiyle takviye alınabilir. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopoz bir bitiş değil, kadının yeni bir versiyonu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopoz-bir-bitis-degil-kadinin-yeni-bir-versiyonu-598501</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 10:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bitiş]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[kadının]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[versiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598501</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, menopoz psikolojisine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-bir-bitis-degil-kadinin-yeni-bir-versiyonu-598501">Menopoz bir bitiş değil, kadının yeni bir versiyonu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, menopoz psikolojisine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Menopoz fizyolojik sürecin bir parçası</strong></p>
<p>Menopozun fizyolojik sürecin bir parçası olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “Menopoz, overlerde folikül rezervinin tükenmesiyle birlikte giden ve 12 ay adet görmemekle tanısı konulan bir süreçtir. Genellikle 45 ila 55 yaş arasındaki kadınları kapsasa da bazı kişilerde menopozun daha erken başlaması ya da daha geç bitmesi söz konusu olabilir. Bu süreyi etkileyen önemli faktörler arasında genetik yatkınlık öne çıkar; annenin menopoza giriş yaşı bizim için önemli bir referanstır. Ayrıca sigara kullanımı, zararlı alışkanlıklar, otoimmün süreçler ve gebelik sayısı gibi çevresel ve biyolojik faktörler de bu süreci etkileyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Menopoz, bir kadının hayatında önemli bir dönüm noktası</strong></p>
<p>Menopozun, bir kadının hayatında önemli bir dönüm noktası olarak vurgulandığını çünkü hormon sisteminde köklü bir yeniden düzenlemenin söz konusu olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “FSH (folikül uyarıcı hormon) değerlerinin yükselmesi, tam zıttı olarak östrojen ve progesteron değerlerinin düşmesi ana belirleyicidir. Östrojen sadece üreme için gerekli bir hormon değildir; aynı zamanda çok güçlü bir nöromodülatördür ve duygusal, ruhsal sistemimizi doğrudan etkiler. Östrojen azalmasıyla birlikte, duyguları yöneten limbik sistemde aktivasyon artışı yaşanırken, bizi frenleyen ve dengeleyen prefrontal korteks savunmasız kalır. Bu mekanizma, kadınların ‘Ben böyle değildim, neler oldu, neden bu şekilde duygu dalgalanmaları yaşıyorum?’ şeklinde söylemlerde bulunmasına yol açar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Menopoz süreciyle kadının biyolojik ritmi değişiyor</strong></p>
<p>Toplumda menopoz süreciyle ilgili bazı önyargılar bulunsa da kadının değişmediğini ve değişen tek şeyin biyolojik ritmi olduğunu anlatan Dr. Günay Hajiyeva, “Kadının biyolojik ritminin değişmesiyle birlikte, aslında kadınlar bu süreci kendini daha iyi anlamaya, birikimleri evrilerek kendisinin daha iyi bir versiyonuna dönüşmek için bir fırsat noktası olarak görmelidir. Menopoz, kadının daha olgun, kendini daha güncel ve daha derin bir versiyonuna geçiş için bir fırsattır. Bu süreçte sadece hormonal değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal dalgalar da yaşanır. Melatonin, serotonin, adrenalin ve noradrenalin sistemlerinde de değişiklikler söz konusudur. Psikolojik olarak kadınlarda ‘Acaba yeniden nasıl başlayacağım? Bu sürecin sonu mu?’ şeklinde yükler oluşabilir ve bu yükü sosyal faktörler de etkileyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik olarak kaygı artışı en yaygın sorun olarak görülüyor</strong></p>
<p>Bu süreçte en sık karşılaşılan psikolojik faktörlerin başında kaygı artışının geldiğini kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “Östrojenin azalması, vücudumuzdaki en önemli reaksiyon baskılayıcı nörotransmitter olan GABA sisteminde dengesizliğe yol açar, bu da dürtüsellik ve duyguları frenleyememe ile sonuçlanır. Benzer şekilde, serotonindeki dalgalanmalar umutsuzluk, isteksizlik ve hayattan zevk almama gibi depresif duyguları tetikler. Ayrıca odaklanma sorunları, unutkanlık, işi sürdürmekte zorlanma ve bilgiyi geri çağırmakta zorlanma gibi bilişsel fonksiyonlarda da dalgalanmalar görülebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kadın daha tahammülsüz oluyor</strong></p>
<p>Menopozun aile içi ilişkilerde de belirgin etkiler yarattığına işaret eden Dr. Günay Hajiyeva, “Kadının daha tahammülsüz, çabuk sinirlenen ve daha reaktif olması eşlerde şaşkınlık yaratabilir. Erkeklerin şaşkınlığını doğru yönetmek için, kadının kendini net bir şekilde anlatması en önemli çözüm noktalarından biridir. Cinsel isteksizlik, ağrılı birleşmeler veya vajinal kuruluk gibi fizyolojik süreçler de çiftler arasında yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Bu durum, kadının isteği ya da eşini sevip sevmemesi ile değil, tamamen biyolojik süreçle ilgilidir ve bu net bir şekilde söylenmelidir.” dedi.</p>
<p><strong>İçinizde 90’a kadar sayın!</strong></p>
<p>Bu duygusal dalgalanmalarla başa çıkmak için pratik önerilerin başında &#8220;90 Saniye Kuralı&#8221;nın geldiğine vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “Öfkenin limbik sistemde patlama noktasına ulaştığı süreç ortalama 90 saniye sürer. Bizi sinirlendiren bir olay olduğunda hemen reaksiyon vermek yerine sakin kalmak, tepkiyi ertelemeye çalışmak, derin nefes almak veya 1’den 90’a kadar yavaşça saymak gibi yöntemler, limbik sistemdeki patlamanın çözümlenmesine yardımcı olur ve kontrolün bizde olduğu hissini güçlendirir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Nefes egzersizleri de yardımcı oluyor</strong></p>
<p>Bir diğer önemli başa çıkma yönteminin ise doğru nefes egzersizleri olduğunu kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “Vücudumuzdaki sempatik (savaş-kaç) ve parasempatik (gevşeme) sistemleri dengelemek için doğru nefes tekniği hayati öneme sahiptir. Doğru nefes almada, karın kasları öne doğru bombeleşmeli ve 4 saniye nefes alınmalı, 7 saniye tutulmalı ve 8 saniyede verilmelidir. Bu teknik, vagus sinirini uyararak parasempatik sistemi aktive eder ve negatif düşüncelerin oluşumunu engeller. Ayrıca duygularımızı boşaltmak ve ifade etmek için duygu günlüğü tutmak da süreci sağlıklı yönetmeye yardımcı olur.” ifadesinde de bulundu.</p>
<p><strong>Gece terlemeleri ve sıcak basmaları da uyku bölünmelerini tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Menopoz sürecinde sık görülen bir diğer faktörün de uyku bozuklukları olduğunu söyleyen Dr. Günay Hajiyeva, şöyle devam etti:</p>
<p>“Östrojenin azalmasıyla melatonin dengesi bozulur, sirkadiyen ritim aksar ve uyku düzensizlikleri başlar. Gece terlemeleri ve sıcak basmaları da uyku bölünmelerini tetikleyebilir. Bu yüzden ilk müdahale uykuyu düzenlemek olmalıdır. Uyku hijyenine dikkat etmek (her gün aynı saatte uyumak, yatak odasını sadece uyku ve cinsellik için kullanmak, gece geç saatlerde kafein tüketmemek) bu süreçte kritik rol oynar. Menopoz süreci, premenopozdan postmenopoza kadar toplamda ortalama 4 ila 7 yıl, hatta bazı kadınlarda 10-15 yıl sürebilen uzun bir dönemdir.”</p>
<p><strong>Menopoz dönemini desteklemek için mindfulness önerisi…</strong></p>
<p>Bu uzun süreci daha sağlıklı yönetmek için hobileri ve ilgi alanlarını yeniden şekillendirmek ve uyku hijyeni gibi yaşam tarzı düzenlemelerine odaklanmanın önemli olduğunu belirten Dr. Günay Hajiyeva, “Ancak bazı kadınlar bu süreçte çok zorlanabilir. Kontrol zorlanıyorsa, uyku düzenlenemiyorsa veya duygudurum dalgalanmaları devam ediyorsa profesyonel destek şarttır. Menopoz dönemini desteklemek için mindfulness, pozitif psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi yöntemler uygulanabilir; gerekirse ilaç tedavisi de söz konusu olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-bir-bitis-degil-kadinin-yeni-bir-versiyonu-598501">Menopoz bir bitiş değil, kadının yeni bir versiyonu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 07:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dalgalanmaları]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[glikoz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekeriniz]]></category>
		<category><![CDATA[takipte]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kan şekeri dalgalanmaları, sanılanın aksine yalnızca diyabetle ilgili değildir; glikozdaki ani yükseliş ve düşüşler, obeziteden insülin direncine, kalp-damar hastalıklarından metabolik sendroma kadar pek çok kronik hastalığın erken uyarı işaretlerini verebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524">Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kan şekeri dalgalanmaları, sanılanın aksine yalnızca diyabetle ilgili değildir; glikozdaki ani yükseliş ve düşüşler, obeziteden insülin direncine, kalp-damar hastalıklarından metabolik sendroma kadar pek çok kronik hastalığın erken uyarı işaretlerini verebilir. Bu nedenle yıllarca sadece diyabetli bireylerle anılan Sürekli Glikoz Takibi (CGM) teknolojisi, artık sağlıklı yaşam takibinin en güçlü araçlarından biri haline geldi. Çünkü  CGM, vücudun besinlere, strese, uykuya ve egzersize verdiği tepkileri gerçek zamanlı görünür kılarak kişiye benzersiz bir biyolojik farkındalık sağlıyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı ve Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma ve Uygulama Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “CGM teknolojisi bize metabolizmanın perde arkasını gösteriyor. Diyabetli olsun olmasın herkes için glikoz dalgalanmaları, gelecekteki metabolik risklere dair çok değerli bilgiler taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>METABOLİZMANIZI AN BE AN TAKİP EDİN</strong></p>
<p>Sürekli Glikoz Takibi (CGM) teknolojisinin yaygınlaşmasını insanların kendi biyolojik tepkilerini gerçek zamanlı izleme ihtiyacının artışına bağlayan <strong>Prof. M. Temel Yılmaz</strong>, CGM ile bireylerin yedikleri bir öğünün kan şekerini ne kadar yükselttiğini, kısa bir yürüyüşün glikozu nasıl dengelediğini, stresin ya da uykusuzluğun metabolizmayı nasıl etkilediğini anlık olarak görebildiğini belirtiyor. Bu görünürlüğün metabolizmayı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp günlük hayatın içine taşıdığını vurgulayan <strong>Prof. Yılmaz</strong>, “CGM verileri kişiye, hangi yiyeceklerin kendisi için uygun olduğunu, hangi egzersiz süresinin kan şekerini stabilize ettiğini ve hangi alışkanlıkların metabolik yük oluşturduğunu objektif biçimde öğretiyor. Böylece teknoloji, yalnızca sağlık takibi yapan bireylerin değil; sporcuların, kilo yönetimi hedefleyenlerin ve yaşam tarzını iyileştirmek isteyenlerin de vazgeçilmez bir aracı hâline geliyor. CGM, “görerek öğrenmeyi” sağlıyor ve metabolizmayı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp günlük hayata taşıyor. İnsanlar yedikleri bir öğünün, yaptıkları bir yürüyüşün ya da dün geceki uykularının kan şekerine nasıl yansıdığını görerek daha bilinçli davranış değişikliklerine yöneliyor” diyor. </p>
<p><strong>CGM, ERKEN UYARI SİSTEMİ GİBİ…</strong></p>
<p>Diyabeti olmayan bireylerde bile gün boyunca belirgin glikoz dalgalanmaları yaşanabiliyor. Bu dalgalanmaların CGM teknolojisi ile ortaya konabildiğini söyleyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “Saatlik glikoz kayıtları sayesinde öğün sonrası ani “pikler”, gecelik düşüşler ve gün içindeki sık iniş–çıkışlar objektif biçimde görülebiliyor. Son araştırmalar, özellikle obezite ve prediyabet grubundaki kişilerde bu glikoz değişkenliğinin yüksek olduğunu ve bunun erken metabolik bozulmanın güçlü bir göstergesi olabileceğini kanıtlıyor. Hatta tamamen sağlıklı görünen bazı bireylerin bile CGM takiplerinde zaman zaman prediabetik seviyelere ulaştığı; bu dalgalanmaların insülin direnci, kilo artışı ve uzun vadede kalp–damar hastalıkları riskleriyle ilişkili olabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle CGM, yalnızca mevcut hastalığı izlemek için değil, gelecekte gelişebilecek metabolik sorunlara karşı bir erken uyarı sistemi gibi çalışıyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>DİYABETTE EVDEN TAKİP SİSTEMİ, SAĞLIK YÖNETİMİNİ KÖKTEN DEĞİŞTİRİYOR</strong></p>
<p>CGM’in bireylerin kendi metabolik verilerine doğrudan ulaşmasını sağlayarak kişisel sağlık yönetimini kökten değiştirdiğine dikkat çeken <strong>Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “Teknoloji doğru şekilde yorumlandığında diyabetli bireylerde tedavi uyumunu güçlendirirken, diyabeti olmayan kişilerde de beslenme, uyku ve egzersiz gibi günlük alışkanlıkların metabolik etkilerini görünür kılarak yaşam tarzı farkındalığını belirgin biçimde artırıyor. Herkesin glukoz tepkisi benzersizdir; aynı yiyecek bir kişide yüksek bir glikoz yükselmesi yaratırken bir başkasında çok daha hafif bir yanıt oluşabilir. CGM bu farklılıkları gözler önüne sererek kişiye özel beslenme planlarının, bireye göre düzenlenmiş egzersiz önerilerinin ve daha etkili uyku–stres yönetimi stratejilerinin geliştirilmesini mümkün kılıyor. Bu nedenle CGM verilerinin yaygınlaşması, önümüzdeki yıllarda kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımının en güçlü bileşenlerinden biri olarak değerlendiriliyor” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524">Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle 40&#8217;lı yaşlarda başlıyor ve yıllarca sürebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-40li-yaslarda-basliyor-ve-yillarca-surebiliyor-597353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 08:51:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Dalgalanmalar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[li]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[sürebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<category><![CDATA[yıllarca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların doğal yaşam döngüsünde biyolojik bir evre olan menopoza geçiş dönemi, diğer bir deyişle perimenopoz, son yıllarda artan farkındalık çalışmalarıyla daha görünür hale geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-40li-yaslarda-basliyor-ve-yillarca-surebiliyor-597353">Genellikle 40&#8217;lı yaşlarda başlıyor ve yıllarca sürebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların doğal yaşam döngüsünde biyolojik bir evre olan menopoza geçiş dönemi, diğer bir deyişle perimenopoz, son yıllarda artan farkındalık çalışmalarıyla daha görünür hale geliyor. Genellikle 40’lı yaşlarda başlayan bu dönem, kadından kadına değişen belirtilerle kendini gösteriyor ve ortalama 5 ila 8 yıl sürüyor. Perimenopoz döneminde yaşanan hormon seviyelerindeki dalgalanmalar en sık sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları, eklem ağrıları, duygu durum bozuklukları ve cinsel istekte azalma gibi belirtiler ile kendini gösteriyor.  Yaşanan bu sorunlar kadınların aile, iş ve sosyal ilişkilerinde gerginliğe neden olabilirken, cinsel yaşamlarını da olumsuz etkileyebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı</strong> <strong>Dr. Deniz Genç, </strong>perimenopozun  bu etkileriyle sadece biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal bir geçiş süreci olduğuna dikkat çekerek, “Kadınların yaşam kalitelerini artırmaları için  bu dönemde tıbbi ve duygusal destek almaları son derece önemlidir. Ayrıca, sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve düzenli fiziksel aktiviteyi içeren bir yaşam tarzı perimenopoz döneminde hormon dalgalanmalarının olumsuz etkilerini azaltırken, enerji seviyesini  dengede tutmaya yardımcı olmaktadır. Bunların yanı sıra ruh hali ve genel yaşam kalitesi üzerinde de olumlu etkiler sağlamaktadır” diyor.  </p>
<p><strong>Akdeniz tipi diyetle beslenin</strong></p>
<p>Perimenopoz döneminde Akdeniz tipi diyetle beslenmeye özen gösterin. Çünkü, doymamış yağ içeriğinin zeytinyağı ve avokado gibi bitkisel yağlardan; karbonhidrat içeriğinin meyve, tam taneli tahıllar ve baklagillerden; protein içeriğinin de balık, kümes hayvanları ve süt ürünlerinden karşılandığı Akdeniz diyeti gibi sağlıklı beslenme programları hormon dalgalanmalarını dengelemeye yardımcı oluyor. Ayrıca, yapılan çalışmalar; keten tohumu, soya fasulyesi, susam, sarımsak, nar, orman meyveleri, brokoli, badem ve ceviz gibi fitoöstrojenden zengin besinlerin sıcak basmaları ve terlemelerin hafiflemesinde, kan basıncının düzenlenmesinde, kemik sağlığının korunmasında ve cinsel işlev   sorunlarının iyileştirilmesinde etkili oldukları gösterilmiş.  </p>
<p><strong>Kahve, şeker ve baharatı sınırlayın</strong></p>
<p>Kafein, alkol, şeker ve baharat içeren gıdalar ile içecekler sıcak basmalarının yanı sıra duygu durum dalgalanmalarını da artırabiliyor. Dolayısıyla, bu tür gıda ve içeceklerin tüketimini sınırlandırmaya özen gösterin.</p>
<p><strong>Sigarayı bırakın ve pasif içicilikten kaçının</strong></p>
<p>Sigara etkilediği mekanizmalarla hipoöstrojenemi tablosuna, yani östrojen düzeylerinin daha hızlı ve belirgin düşmesine yol açarak perimenopozal yakınmaların şiddetini arttırıyor. Ayrıca, cilt yaşlanmasını hızlandırırken kemik ve kardiyovasküler sağlığı da olumsuz etkiliyor. Sigara içiyorsanız bırakmanız ve pasif içicilikten kaçınmanız sağlığınız için büyük bir önem taşıyor.</p>
<p><strong>Düzenli olarak egzersiz yapın</strong></p>
<p>Tempolu yürüyüş ve ağırlık egzersizleri gibi düzenli fiziksel aktiviteler hayat kalitesinin artmasını, ideal vücut ağırlığının korunmasını ve sağlıklı ruh halini destekliyor. Bunların yanı sıra kalp damar sağlığının sürdürülmesine ve osteoporoz riskinin azalmasına destek oluyor. Pelvik taban egzersizleri, özellikle kegel egzersizleri de ürolojik, genital ve cinsel şikayetleri azaltıyor.</p>
<p><strong>Yatak odanız serin ve karanlık olsun</strong></p>
<p>Düzenli uyku rutini oluşturmak hormon dalgalanmalarının etkisini azaltmaya destek oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Deniz Genç,  ancak perimenopoz döneminde özellikle gece oluşan sıcak basmalarının ve gece terlemelerinin uyku kalitesini olumsuz yönde etkilediklerini vurgulayarak, “Serin, karanlık ve iyi havalandırılmış bir yatak odası uyku kalitesini artırmaktadır. Ayrıca, melatonin ve magnezyumdan zengin besinler de uyku kalitesini desteklemektedir. Uykusuzluğa neden olabileceği için kafein içeren kahve tüketiminden ise özellikle geç saatlerde kaçınılması gerekmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın </strong></p>
<p>Perimenopoz döneminde düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırmanız ve sağlığınızı destekleyen medikal tedavilerden faydalanmanız son derece önem taşıyor. “Örneğin, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla düzenli görüşmek hem hormon düzeylerinin hem de sorunların takibini kolaylaştırmaktadır”   bilgisini veren Dr. Deniz Genç,<strong> </strong> sözlerine şöyle devam ediyor: “Kemik ve kalp sağlığı risklerini azaltmak için D vitamini, kalsiyum, tiroit ve kolesterol gibi değerlerin düzenli kontrolü önemlidir. Vajinal kuruluk, sıcak basması ve uyku sorunları gibi yakınmalarda; hayat tarzı değişiklikleri, hormonal veya hormonal olmayan tedaviler, bitkisel takviyeler ve lazer tedavileriyle büyük rahatlama sağlanılabilmektedir.&#8221;</p>
<p><strong>Stresinizi yönetin ve duygusal destek alın</strong></p>
<p>Perimenopozda stres hormonları daha hassas hale geliyor. Nefes egzersizleri, meditasyon, tai-chi, yoga, pilates ve hobi aktiviteleri gibi yöntemler stresle başa çıkma becerilerini geliştiriyor, duygusal dalgalanmaları azaltıyor ve vücuda esneklik ile güç kazandırıyor.  Gerekirse bir uzmanla (kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, psikolog, endokrinoloji uzmanı) görüşmek ve destek almak süreci kolaylaştırıyor. Sosyal destek almanın yanı sıra arkadaşlar, aile veya benzer dönemden geçen kadınlarla konuşmak da duygusal yükü hafifletiyor. </p>
<p><strong>Cilt ve saç bakımınıza özen gösterin</strong></p>
<p>Perimenopoz sürecinde azalan östrojen seviyesi ciltte kuruluk ve kırışıklık gibi sorunların yanı sıra saçlarda incelme ile dökülmeye yol açabiliyor. Besleyici ve nemlendirici ürünler cilt ile saç bakımı için önem taşırken, aşırı ısı ve kimyasal işlemler ise hassas doğal yapıyı daha da yıpratarak kuruluk, elastikiyet kaybı gibi sorunları arttırabiliyor. Cilt ile saç sağlığınızı desteklemek için dengeli ve omega3, B vitaminleri, çinko ile demir açısından zengin beslenmeye özen gösterin. Cildinizin ve saçlarınızın nem dengesini korumak amacıyla her gün yeterli su içmeyi de ihmal etmeyin. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-40li-yaslarda-basliyor-ve-yillarca-surebiliyor-597353">Genellikle 40&#8217;lı yaşlarda başlıyor ve yıllarca sürebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku apnesi gençlerde de yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-apnesi-genclerde-de-yayginlasiyor-596854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:51:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[dar]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern çağın salgın hastalığı obezite nedeniyle günümüzde gençlerde de hızla yaygınlaşan uyku apnesi yaşam kalitesini düşürüp ciddi hastalıklara zemin hazırlarken, ani ölüme de yol açabiliyor! </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-apnesi-genclerde-de-yayginlasiyor-596854">Uyku apnesi gençlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern çağın salgın hastalığı obezite nedeniyle günümüzde gençlerde de hızla yaygınlaşan uyku apnesi yaşam kalitesini düşürüp ciddi hastalıklara zemin hazırlarken, ani ölüme de yol açabiliyor! <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı</strong>, tıkayıcı uyku apnesinde hava yolunu çevreleyen kasların uyku esnasında havayolunu daraltıp, solunumun onlarca hatta yüzlerce kez kesintiye uğramasına neden olduğunu belirterek “Uyku apnesi riski erkeklerde 40 yaşından itibaren, kadınlarda da menopoz sonrasında artmaktadır. Yapılan çalışmalar; kilomuzdaki yüzde 10’luk artışın, uyku apnesi riskini 6 kat yükselttiğini göstermektedir” diyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Tavşanlı, uyku apnesinin 9 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Son yıllarda gerek sağlıksız beslenme alışkanlıkları gerekse hareketsiz yaşam tarzı obezitenin hızla yaygınlaşmasına neden olurken, modern çağın bu salgın hastalığı çok ciddi başka hastalıklara da neden olabiliyor. Onlardan biri de tıkayıcı uyku apnesi! <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı</strong>, günümüzde gençlerde de hızla yaygınlaşan uyku apnesinin yaşam kalitesini düşürdüğünü vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Tıkayıcı uyku apnesi; basitçe havayolunu çevreleyen kasların uyku esnasında solunumu etkileyecek derecede havayolunu daraltması olarak tanımlanabilir. Uyanıkken hastalarda herhangi bir solunum sıkıntısı yoksa da, uyku esnasında bu bölgedeki kasların gevşemesi ve daralmanın artmasına bağlı olarak solunumları onlarca hatta yüzlerce kez kesintiye uğramaktadır. Bazı kişilerde yapısal olarak buradaki geçiş yolu dar olmakta ve özellikle kilo alımı ile daha da dar hale gelebilmektedir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Kiloda yüzde 10’luk artış, riski 6 kat yükseltiyor!</strong></p>
<p>Uyku apnesinin tedavi edilmediğinde diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile beyin damarlarında hasar riskini artırdığını vurgulayan Doç. Dr. Tavşanlı “Tıkayıcı uyku apnesinde nefeste kesilmelerin olduğu dönemde kandaki oksijen oranı düşmekte olup; oksijen seviyelerindeki dalgalanmalar damar yapısında hasarlanma ve yine bunun sonucunda damarlarda tıkanıklıklara neden olabilmektedir. Bu durum aynı zamanda kan şeker düzeyi ve kan basıncı kontrolünün sağlanmasında da zorlanmaya sebep olup; dirençli diyabet ve hipertansiyona yol açabilmektedir. Bu nedenle tedavide geç kalmamak yaşamsal öneme sahiptir” diyor. Uyku apnesi riskinin erkeklerde 40 yaşından itibaren, kadınlarda da menopoz sonrasında arttığını belirten Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, fazla kilonun da çok önemli bir risk unsuru oluşturduğunu vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan çalışmalara göre; kilomuzdaki yüzde 10’luk bir artış uyku apnesi riskini 6 kat yükseltmektedir. Ayrıca kişinin boyun yapısı kısaysa, boğazda havanın geçtiği yol yapısal olarak dar bir anatomiye sahipse, apne riski artmaktadır.” </p>
<p><strong>Erken tedavi yaşamsal öneme sahip!</strong></p>
<p>Uyku apnesinin tanısı; hastanın şikayetlerinin yanı sıra bir gecelik uykusunun izlendiği ve beyin aktivitesi, solunum, kalp ritmi ile vücut kas hareketleri gibi çeşitli parametrelerin kaydedildiği ‘polisomnografi’ tetkikiyle konuluyor. Bu tetkiklerde aynı zamanda uyku apnesinin şiddeti de belirleniyor. Doç. Dr. Tavşanlı hastalığın tedavisini şöyle anlatıyor: “Tedavi olarak hastaya gece uyku esnasında kullanacağı bir cihaz yardımıyla, genelde burna takılan bir maskeyle basınçlı hava verilmektedir. Bu yöntemle hava yolundaki tıkanıklığı aşarak solunumun kesintisiz devam etmesi hedeflenmektedir. Hastaların genelinde CPAP dediğimiz sürekli pozitif hava basıncı veren cihaz yeterli olmaktadır. Cihaz tedavisiyle birlikte hastaların fazla kilolarından kurtulmaları, dolayısı ile metabolik tablonun da kontrol altına alınması kolaylaşmaktadır.”</p>
<p><strong>Tıkayıcı uyku apnesinin 9 önemli belirtisi!</strong></p>
<p>Hastaların sıklıkla horlama şikayeti ile geldiklerini, ancak tıkayıcı uyku apnesinde tek belirtinin horlama olmadığını belirten Doç. Dr. Tavşanlı “Hatta basit horlama denilen tabloda apneye rastlanılmayabilir” diyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, tıkayıcı uyku apnesinin 9 önemli belirtisini şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li>Gürültülü ve aralıklı horlama</li>
<li>Hastanın nefesindeki kesintilerin çevredekiler tarafından fark edilmesi</li>
<li>Boğulur gibi uyanmak </li>
<li>Gece tuvalete kalkma ihtiyacı hissetmek</li>
<li>Gece özellikle ense ve göğüs üzerinde terlemenin olması</li>
<li>Sabah yorgun kalkmak </li>
<li>Gün içinde uykulu ve yorgun olmak</li>
<li>Sabah baş ağrısıyla uyanmak</li>
<li>Unutkanlık, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu </li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Tavşanlı “Kendisinde bu tür şikayetler olan kişilerin uyku tıbbı ile ilgilenen bir hekimle en kısa zamanda görüşmesi faydalı olacaktır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-apnesi-genclerde-de-yayginlasiyor-596854">Uyku apnesi gençlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar mikroplarla doğal yollarla tanışmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-mikroplarla-dogal-yollarla-tanismali-595956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplarla]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanışmalı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yollarla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz çocukları steril yaşam, ekran karşısında uzun zaman geçirme, hareketsizlik ve yetersiz beslenme gibi nedenlerle, bağışıklığı güçlendiren doğal uyaranlarla geçmişe göre daha az karşılaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-mikroplarla-dogal-yollarla-tanismali-595956">Çocuklar mikroplarla doğal yollarla tanışmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüz çocukları steril yaşam, ekran karşısında uzun zaman geçirme, hareketsizlik ve yetersiz beslenme gibi nedenlerle, bağışıklığı güçlendiren doğal uyaranlarla geçmişe göre daha az karşılaşıyor. Geçmişten günümüze zayıflayan bağışıklık sisteminin nedenlerinin, anne karnındaki döneme kadar inebildiğini ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer, “Annenin beslenmesi, çevresel faktörler, doğum şekli ve mikrobiyota savunma sistemini doğrudan etkiliyor. Çocuklar artık toprak ve doğayla daha az temas ediyor. Bu nedenle daha sık hastalanan ve alerjilere daha yatkın bir kuşak görüyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Alfa ve Z kuşağının doğdukları andan itibaren birçok riskle karşılaştığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer, “Sezaryen doğum, bebeklerin doğum kanalından geçerken alacağı faydalı bakterileri azaltabiliyor. Aynı şekilde anne sütü ile beslenme süresinin kısalması, antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, doğayla temasın azalması ve sosyal izolasyon da bağışıklık sistemini zayıflatan temel faktörler arasında” dedi.</p>
<p>Mikrobiyotanın bu noktada önemli bir rol oynadığını vurgulayan Uzm. Dr. Gözer, “Bağırsaklarda yaşayan yararlı mikroorganizmalar bağışıklığın ve metabolizmanın sağlıklı çalışması için kritik öneme sahip. Buradaki denge bozulduğunda enfeksiyonlara ve iltihabi hastalıklara yatkınlık artıyor” diye ekledi.</p>
<p><strong>Aşırı dezenfeksiyon iyi değil</strong></p>
<p>Endüstriyel beslenmenin çocuklarda bağışıklığı belirgin şekilde zayıflattığını belirten Uzm. Dr. Gözer, “Günümüzde çocukların günlük beslenmesinde işlenmiş ve katkı maddeli gıdalar büyük yer tutuyor. Yüksek şeker, trans yağ ve katkı maddeleri bağırsak mikrobiyotasını bozuyor ve bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasını engelliyor. Lif, probiyotik ve prebiyotikten yoksun beslenme, enfeksiyonlara ve alerjilere zemin hazırlıyor. Öte yandan aşırı steril yaşam da çocukların mikroplarla doğal yollarla karşılaşmasını engelliyor. Sürekli dezenfekte edilen ortamlar ve kısıtlı dış mekân oyunları, bağışıklık sisteminin doğru şekilde eğitilmesini zorlaştırıyor ve alerjik hastalıkların daha sık görülmesine yol açabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Çocukların ekran süresi sınırlandırılmalı</strong></p>
<p>Ekran sürelerinin de çocuklarda bağışıklığı etkilediğini paylaşan Gözer, “Z kuşağı çok erken yaşlardan itibaren telefon, tablet ve televizyon gibi ekranlara uzun süre maruz kalıyor. Ekranlardan yayılan mavi ışık, uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını baskılıyor ve gece uykusunu bozuyor. Oysa bağışıklık sistemi uykuda kendini yeniliyor. Yetersiz uyku ise enfeksiyonlara karşı direnci düşürüyor. Buna hareketsizlik ve sosyal izolasyon da eklendiğinde çocukların bağışıklık sağlığı ciddi şekilde zayıflayabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sağlıklı bağışıklığın temeli evde atılıyor</strong></p>
<p>Bağışıklığın güçlendirilmesinde en büyük sorumluluğun ebeveynlerde olduğunun altını çizen Gözer, “Çocuklar en çok anne ve babalarını örnek alıyor. Bu nedenle sağlıklı yaşam alışkanlıklarını ebeveynlerin bizzat uygulaması çok önemli. Dengeli ve doğal beslenmek, mevsiminde evde pişen yemekleri tercih etmek, yaşa uygun uyku düzeni sağlamak, çocukları hareket etmeye teşvik etmek ve doğayla temas etmelerine imkân tanımak gibi alışkanlıklar oldukça faydalı. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak ve çocukları aşırı steril değil dengeli hijyen koşullarında büyütmek de vücudun savunma mekanizmasının doğal yollarla güçlenmesine katkı sağlar” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-mikroplarla-dogal-yollarla-tanismali-595956">Çocuklar mikroplarla doğal yollarla tanışmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Kalitenizi Artıracak 6 Adım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-artiracak-6-adim-595848</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 07:36:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıracak]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[karaca]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sleepmaxxing]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uykunun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşamın hızına yetişmeye çalışırken uykudan çalmanın normalleştiği bir dönemdeyiz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-artiracak-6-adim-595848">Uyku Kalitenizi Artıracak 6 Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamın hızına yetişmeye çalışırken uykudan çalmanın normalleştiği bir dönemdeyiz. Uzun çalışma saatleri, bitmeyen ekran maratonu, artan kafein tüketimi ve sürekli tetikte kalma hali, toplumun büyük bir kısmını “uykusuz ama ayakta kalmaya çalışan” bir ruh hâline sürüklüyor. Oysa bilim, bedenin en büyük tamir operasyonunun uykuda gerçekleştiğini ve zihin sağlığından bağışıklık sistemine kadar neredeyse tüm süreçlerin kaliteli uykuya bağlı olduğunu söylüyor. <strong>Acıbadem Life Doktoru Aslı Azakoğlu Karaca</strong> da bu gerçeği şöyle özetliyor: “<em>Uyku, düşündüğümüzden çok daha fazla sistemi etkileyen vücudumuzun gizli ajanıdır.</em>” <strong>Dr. Karaca</strong>, modern dünyanın yükselen trendi olan sleepmaxxing yaklaşımıyla sağlıklı uykunun 6 adımını paylaşıyor.</p>
<p><strong>Bebekler Uyuyarak Büyüyor. Peki Ya Yetişkinler? </strong></p>
<p>Bebekler için “Uyusun da büyüsün” deriz, ancak uykunun yetişkinler için de en az çocuklar kadar kritik olduğu artık bilimsel bir gerçek. Uykunun; bedenin kendini tamir ettiği, beynin bilgiyi işleyip düzenlediği, hormonların dengelendiği çok yönlü bir iyileşme süreci olduğunu ifade eden <strong>Dr. Aslı Azakoğlu Karaca,</strong> uykunun beyin sağlığından bağışıklığa, kalp ve metabolizma sağlığından ruh haline ve stres yönetimine varana kadar sağlığı çok yönlü olarak etkileyebildiğine dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Gençleşmek için tek ihtiyacınız olan uyku!</strong></p>
<ul>
<li><strong>Beyin sağlığı:</strong> Uyku sırasında beynin gün içinde öğrenilen bilgileri kalıcı hafızaya taşıdığını anlatan <strong>Dr. Aslı Azakoğlu Karaca, </strong>özellikle REM uykusunun yaratıcılığı, problem çözme yeteneğini ve bilişsel performansı artırdığını, uykusuzluğun ise dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve karar vermede zorlanma gibi sorunlara yol açtığını söylüyor. </li>
<li><strong>Bağışıklık ve onarım:</strong> Derin (non-REM) uyku evresi, vücudun kendini en yoğun şekilde yenilediği dönemdir. Kas dokuları onarılır, hücre yenilenmesi hızlanır ve bağışıklık sistemi güçlenir. Uyku eksikliği, enfeksiyonlara karşı direnci belirgin biçimde azaltır.</li>
<li><strong>Kalp ve metabolizma sağlığı:</strong> Sağlıklı uykunun gece boyunca kan basıncının düşmesini sağlayarak kalbi dinlendirdiğini belirten <strong>Dr. Aslı Azakoğlu Karaca, </strong>“Yetersiz uyku; yüksek tansiyon, obezite, diyabet ve kalp hastalıkları riskini artırır. Aynı zamanda insülin direncini yükselterek kan şekeri kontrolünü bozar” diyor. </li>
<li><strong>Ruh hali ve stres yönetimi: </strong>Uyku, serotonin ve dopamin gibi ruh halini düzenleyen nörotransmitterlerin dengede kalmasına yardımcı olur. Uykusuzluk anksiyete, depresyon ve öfke kontrolü problemlerini tetikleyebilir.</li>
<li><strong>Hormon dengesi ve performans:</strong> Uykunun büyüme hormonu (GH) ve testosteron gibi performans ve yenilenme açısından kritik hormonların salgılanmasında belirleyici olduğunu belirten <strong>Dr. Karaca,</strong> “Uyku eksikliği refleksleri yavaşlatır, odaklanmayı bozar ve karar verme hızını düşürür” ifadesini kullanıyor. </li>
</ul>
<p><strong>Nedir bu “Sleepmaxxing”? </strong></p>
<p>Son yıllarda tüm dünyada yükselen <em>sleepmaxxing </em>akımının, uykuyu pasif bir dinlenmeden çıkartıp bilinçli bir sağlık rutinine dönüştürdüğünü belirten <strong>Acıbadem Life Doktoru Aslı Azakoğlu Karaca</strong>, “Modern yaşamın stresi, artan ekran süresi, yoğun iş temposu ve yüksek kafein tüketimi uyku düzenini bozunca toplum, uykuyu yeniden öğrenme ihtiyacı hissetmeye başladı” dedi. <em>Sleepmaxxing</em> yaklaşımı; düzenli uyku saatleri belirlemekten, ekran detoksu yapmaya, uyku ortamını karanlık ve serin tutmaktan kafein tüketimini sınırlamaya kadar temel uyku hijyeni prensiplerini sistemli bir alışkanlığa dönüştürüyor. Uykunun zihinsel sağlık, bağışıklık sistemi, metabolizma ve hormon dengesi üzerindeki bilimsel etkilerinin geniş kitleler tarafından anlaşılmasıyla birlikte <em>sleepmaxxing</em>, sağlıklı ve uzun bir yaşam için yeni bir “iyi olma stratejisi” olarak benimsenmeye başlandı” diyor. </p>
<p><strong>6 Adımda Uyku Hijyeni</strong></p>
<ol>
<li><strong>Düzenli uyku saati oluşturun:</strong> Her gün aynı saatte yatıp kalkmak, biyolojik saatinizi dengeler ve uyku kalitesini artırır.</li>
<li><strong>Ekran detoksu yapın: </strong>Yatmadan 1–2 saat önce ekranlardan gelen mavi ışıktan uzak durun. Gerekirse telefon ve bilgisayarda “night shift / mavi ışık filtresi” kullanın.</li>
<li><strong>Uyku ortamını optimize edin: </strong>Karanlık, sessiz ve serin bir oda derin uykuyu destekler. Işık kirliliğini azaltmak ve ortam sıcaklığını düşürmek uykunun kalitesini artırır.</li>
<li><strong>Beslenme ve kafeini yönetin:</strong> Akşam saatlerinde ağır yemeklerden kaçının. Kafein tüketimini özellikle 14.00’ten sonra sınırlayın; çünkü kafein vücutta 6–8 saat etkisini sürdürür.</li>
<li><strong>Stresi yatıştırın, gevşeme rutini oluşturun:</strong> Meditasyon, nefes egzersizi, hafif yoga veya esneme hareketleri uykuya geçişi kolaylaştırır. Ancak bu aktiviteleri yatmadan en az 2 saat önce tamamlamaya özen gösterin.</li>
<li><strong>Uykuyu öncelik haline getirin:</strong> “Az uyuyup çok çalışmak” yerine “iyi uyuyup verimli çalışmak” yaklaşımını benimseyin. Dinlendirici bir uyku, zihinsel performansı ve günlük enerjiyi doğrudan etkiler.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-artiracak-6-adim-595848">Uyku Kalitenizi Artıracak 6 Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tedavi edilmediğinde uyku apnesine yol açabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmediginde-uyku-apnesine-yol-acabiliyor-591674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 08:27:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesine]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[edilmediğinde]]></category>
		<category><![CDATA[Geniz Eti]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda nefes almayı zorlaştıran, ağzının açık uyumasına neden olan, okul başarısını düşüren ve yüz gelişimini bozan geniz eti büyümesi, tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi tehlikeli bir hastalığa da yol açabiliyor! </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmediginde-uyku-apnesine-yol-acabiliyor-591674">Tedavi edilmediğinde uyku apnesine yol açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda nefes almayı zorlaştıran, ağzının açık uyumasına neden olan, okul başarısını düşüren ve yüz gelişimini bozan geniz eti büyümesi, tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi tehlikeli bir hastalığa da yol açabiliyor! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay</strong> “Geniz eti büyümesi son yıllarda viral enfeksiyonlarda ve alerjideki artış nedeniyle, çocuklarda hızla yaygınlaşıyor. En sık 2-5 yaş aralığında çok sık görülen ve okul çağındaki çocukları tehdit eden geniz eti büyümesi tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi yaşam kaybına neden olabilen hastalığa da yol açabiliyor” diyor. Anne-babalara, çocuklarını dikkatli gözlemlemeleri önerisinde bulunan KBB Uzmanı Prof. Dr. Ertugay, hastalığın belirtilerini ve tehlikelerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Son yıllarda çocuklarda geniz eti büyümesi hızla yaygınlaşıyor. Özellikle 2-5 yaşları arasında çok sık görülen ve okul çağındaki çocukları tehdit eden hastalık, yalnızca burun tıkanıklığıyla sınırlı kalmayıp, uyku kalitesinden yüz gelişimine dek pek çok soruna yol açıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay “Geniz eti, burun boşluğunun arkasında yer alan ve üzüm salkımına benzeyen bir lenfoid dokudur. Sağlığımız açısından önemli görevler üstlenen geniz eti; vücuda giren bakterileri, virüsleri ve alerjenleri tanır ve onlarla savaşmaya yardımcı olan antikorları üretir. Buna karşın geniz eti büyüdüğünde birçok ciddi soruna yol açabilir. Ancak erken tanı ve uygun tedaviyle çocukların hem solunum hem de genel yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileştirmek mümkündür. Bu nedenle toplumsal farkındalık büyük önem taşımaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerle kendini gösteriyor</strong></p>
<p>Çocuklarda geniz eti böyümesinin çoğu zaman sinsi şekilde ilerlediğini belirten Prof. Dr. Ertugay şöyle konuşuyor: “Geniz eti büyümesi olan çocuklar genellikle burundan nefes almakta zorlanır. Bu nedenle ağızdan nefes alma alışkanlığı geliştirirler. Özellikle gece uykularında horlama, huzursuz uyuma, terleme ve sabah yorgun uyanma gibi belirtiler sıkça görülür. Aileler çoğu zaman bu durumu ‘çocuk uykuda çok hareketli’ diyerek geçiştiriyor ancak bu tablo aslında geniz etinin nefes yolunu daraltmasının bir sonucudur.”</p>
<p><strong>Tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına yol açıyor</strong></p>
<p>Geniz etinin burnun arkasındaki bölgeye yerleştiği için, östaki borusunu tıkayabildiğini, bunun da sık sık orta kulak enfeksiyonuna ve işitme problemlerine yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuğun televizyonu yakından izlemesi, sık sık ‘ne dedin?’ diye sorması veya derslerde dalgın görünmesi, öğrenme sorunları yaşaması ve okul başarısının düşmesi aslında işitme azlığının bir göstergesi olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde mutlaka kulak, burun ve boğaz muayenesi yapılmalıdır.”</p>
<p><strong>Yüz gelişimleri olumsuz etkileniyor</strong></p>
<p>Burundan nefes alamayan çocukların yüz gelişiminin de zamanla etkilenebildiğini, sürekli ağızdan nefes almanın, yüz kemiklerinde uzun ve dar bir görünüm oluşturabildiğini belirten Prof. Dr. Ertugay “Bu da hem estetik hem de fonksiyonel sorunlara yol açabilir. Yüz şekli bozulur (adenoid yüz) ve çocuğun psikolojinin de olumsuz etkilenmesine neden olur. Üstelik hipertansiyondan kalp problemlerine, insülin direncinden gelişme geriliğine ve uyku apnesi gibi bir başka tehlikeli hastalığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle en büyük görev öncelikle anne-babalara düşmektedir. Çocuklarını dikkatle gözlemleyerek, erken tanı ve uygun tedavi sayesinde sağlıklı gelişimlerini sağlayabilirler” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmediginde-uyku-apnesine-yol-acabiliyor-591674">Tedavi edilmediğinde uyku apnesine yol açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Influenza hamilelikte daha ağır seyredebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/influenza-hamilelikte-daha-agir-seyredebiliyor-589866</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 11:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[seyredebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte artan mevsimsel hastalıklar, hamilelerde bazı risklerin daha sık ortaya çıkmasına yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/influenza-hamilelikte-daha-agir-seyredebiliyor-589866">Influenza hamilelikte daha ağır seyredebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte artan mevsimsel hastalıklar, hamilelerde bazı risklerin daha sık ortaya çıkmasına yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran</strong> “Gebelikte bağışıklık sistemi anne adaylarını virüslere karşı daha savunmasız hale getirir. Influenza (grip) gebelerde bazen beklenenden daha ağır seyredebilir, solunum güçlüğü ve yüksek ateş gibi belirtilerle anne sağlığını tehdit edebilir. Düşük, erken doğum, su kesesinin erken açılması ve yenidoğanın enfeksiyonu gibi durumların riskini artırabilir” diyor. Bu nedenle sonbahar döneminde anne adaylarının alacakları bazı önlemlerle, hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığını korumalarının mümkün olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, sonbahar hamilelerine özel 8 önerisini sıraladı, önemli açıklamalar yaptı. </p>
<ul>
<li><strong>Grip aşınızı ihmal etmeyin </strong></li>
</ul>
<p>Hamilelikte ve emzirme döneminde en etkili korunma yöntemlerinden biri olan grip aşısı, canlı virüs içermediğinden gebelikte güvenle uygulanabilir ve hem anne adayını hem de doğumdan sonraki ilk aylarda bebeği korur. Ancak hamileliğin ilk 3 ayı bebeğin organ gelişim dönemi olduğu için gerekmedikçe beklenmelidir. İkinci veya üçüncü trimesterde olan ve sonbahar-kış dönemine giren anne adaylarının aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları önemlidir.  </p>
<ul>
<li><strong>Ellerinizi sık yıkayın </strong></li>
</ul>
<p>Ellerin sık sık sabunla yıkanması enfeksiyona karşı korur. Su ve sabun olmadığında alkol içeren el antiseptikleri tercih edilebilir. El yıkamak, influenza dahil pek çok virüsten korunmanın en etkili yollarından biridir. Gripli bir hastayla veya salgılarıyla temas edilmesi halinde de ellerin yüze, göze veya buruna temasından kaçınılmalı ve eller mutlaka sabunla yıkanmalı veya alkol içeren bir mendille silinmelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Kalabalık ortamlardan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Sonbaharda kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması virüslerin yayılmasını kolaylaştırır. Hamilelerin alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları veya kalabalık toplantılarda mümkünse kısa süre bulunması, bulaş riskini azaltır. Hasta kişilerden mümkünse uzak durulması, gereken durumlarda maske kullanılması, kapalı ortamlarda en azından 1 metre mesafe uzaklıkta bulunulması önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Dinlenmeye zaman ayırın ve stresi azaltın</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Stres, bağışıklık sistemini baskılayan önemli bir faktördür. Gebelikte stres düzeyini azaltmak, hem annenin hem bebeğin sağlığı üzerinde doğrudan olumlu etki yaratır. Güne hafif yürüyüşlerle başlamak, nefes egzersizleri yapmak ya da sevdiğiniz aktivitelerle zaman geçirmek bedeni ve zihni rahatlatır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ev ve iş ortamınızı temiz tutun ve havalandırın </strong></li>
</ul>
<p>Soğuk günlerde evde daha çok vakit geçirilir, fakat kapalı ortamlar mikroorganizmalar için ideal üreme alanıdır. Günde birkaç kez kısa süreli pencere açarak ortamı havalandırın. Düzenli olarak evde ve/veya işte yüzeyleri dezenfektan ile temizleyin. Nem oranının çok düşmesi solunum yollarının kurumasına yol açabilir; bu durumda nemlendirici cihazlardan faydalanabilirsiniz. </p>
<ul>
<li><strong>Beslenmenizi bağışıklık dostu hale getirin </strong></li>
</ul>
<p>Bağışıklık sisteminin güçlü olması için doğru beslenme son derece önemlidir. C vitamininden  zengin meyve ve sebzeler (portakal, kivi, brokoli), çinko içeren kuruyemişler ve omega-3 yönünden zengin balıklar bağışıklık direncini artırır. Yoğurt ve kefir gibi probiyotik kaynakları bağırsak sağlığını destekleyerek enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Ayrıca yeterli su tüketimi ve taze gıdalarla beslenmek de vücudun doğal savunma mekanizmasını güçlendirir.</p>
<ul>
<li><strong>Yeterli ve kaliteli uykuya özen gösterin </strong></li>
</ul>
<p>Gebelik döneminde hormonal değişiklikler uyku düzenini zorlayabilir; ancak dinlendirici bir uyku hem anne hem bebek sağlığı için önemlidir. Günde 7–8 saat kaliteli uyku, bağışıklığın güçlü kalmasına yardımcı olur. Uyumadan önce ekran maruziyetini azaltmak, ılık bir duş almak veya gevşeme egzersizleri yapmak uykuya geçişi kolaylaştırabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Şüpheli belirtilerde doktora başvurun</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran “Ateş, öksürük, kas ağrısı, halsizlik gibi belirtiler fark edildiğinde ihmal edilmemelidir. Hamilelikte enfeksiyonlar daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle belirtiler başladığında zaman kaybetmeden hekiminize başvurun. Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın; uygun tedaviyle hem siz hem de bebeğiniz güvende kalırsınız” diyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/influenza-hamilelikte-daha-agir-seyredebiliyor-589866">Influenza hamilelikte daha ağır seyredebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumda her 4 erişkinden 1&#8217;inde görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/toplumda-her-4-eriskinden-1inde-goruluyor-586928</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 13:01:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinden]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumda]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Apne Sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586928</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genellikle boğaz yapısına bağlı sebeplerden dolayı gelişen horlama her 4 erişkinden 1’inde görülen yaygın bir sorun. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplumda-her-4-eriskinden-1inde-goruluyor-586928">Toplumda her 4 erişkinden 1&#8217;inde görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle boğaz yapısına bağlı sebeplerden dolayı gelişen horlama her 4 erişkinden 1’inde görülen yaygın bir sorun. Çoğu zaman sadece çevredekileri rahatsız eden bir durum gibi görülüyor. Ancak, horlamaya Uyku Apne Sendromu eşlik ediyorsa; gündüz uyuklama ve dikkat dağınıklığı, kalp damarlarında tıkanıklık, inme, insülin direnci, tip 2 diyabet ve kanser gibi pek çok önemli sağlık sorunları gelişebiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, </strong>bu nedenle, özellikle solunum sisteminde hava akımının en az 10 saniye kesilmesi olarak tanımlanan Uyku Apne Sendromu’nun eşlik ettiği horlamaların mutlaka tedavi edilmesi gerektiği uyarısında bulunarak, <strong> </strong>“Horlama haftada üç geceden sık gelişiyorsa, nefes durmaları eşlik ediyorsa, gündüz aşırı uyku hali veya yorgun uyanma sorunu varsa, bir uyku merkezine başvurmak gerekmektedir” diyor. Horlamanın altta yatan sebebe göre tedavi edildiğini belirten <strong>Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı</strong> <strong>Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,</strong> “Cerrahi tedavi ve alerjik nezle eşlik ediyorsa, uygun hastada ilaç tedavisine başvurulmaktadır. Uyku Apne Sendromu mevcutsa basınçlı hava uygulayan cihazların kullanımı gereklidir. Bunların yanı sıra kilo vermek, alkol ile tütün ürünü kullanımını bırakmak önem taşımaktadır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Hava yolunun dar olması </strong></p>
<p>Boğazımızın arkasında bulunan yumuşak damağın sarkık olması, küçük dilin uzayıp büyümesi, alt çenenin küçük ve geride olması, dilin büyük olması, büyük bademcikler, burun kıkırdağında eğrilik ve burun etlerinin büyük olması hava yolunun daralmasına neden olabiliyor. Özellikle alerjik nezle burun etlerinin şişmesine yol açabiliyor. Uygun hastalar cerrahi tedavi açısından değerlendiriliyor. Bademcik, geniz eti, yumuşak damak veya burun operasyonları uygulanabiliyor. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,<strong>  </strong>“Alerjik nezlesi olan hastalarda ilaç tedavisi, burun etlerine yönelik küçültme işlemleri ve alerjenlere karşı önlemlerin alınması gerekmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Obezite  </strong></p>
<p>Fazla kilo nedeniyle boyun çevresinin kalınlaşması, kadınlarda 38 cm, erkeklerde 40 cm üzerinde olması, horlama ve Uyku Apne Sendromu için risk taşıyor. Bunun nedeni ise kalınlaşan boynun havayolunu daraltması. Fazla kilolarda hekim ve diyetisyen eşliğinde kilo kaybı öneriliyor. Ayrıca, eşlik eden insülin direnci veya tip 2 diyabet varsa tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri gerekiyor.</p>
<p><strong>Alkol ve tütün tüketimi</strong></p>
<p>Alkol ve tütün ürünleri havayolundaki kasların gevşemesine neden olarak horlamayı artırıyor. </p>
<p><strong>Hava yolunu genişleten ilaçlar </strong></p>
<p>Hava yolunu genişleten ilaçlar da kasları gevşeterek horlamaya sebep olabiliyor. Bu ilaçlar arasında uyku ilaçları, antidepresanlar, anestezi ilaçları ve ağrı kesiciler yer alıyor. </p>
<p><strong>Çeşitli hastalıklar</strong></p>
<p>Soğuk algınlığı, alerjik nezle, reflü ve hipotiroidi gibi bazı hastalıklar ödem oluşturdukları havayolunun daralmasına neden oluyor.  Bazı nörolojik hastalıklar da kasları gevşeterek horlamaya yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Uyku yoksunluğu</strong></p>
<p>Yorgun olduğumuzda ve uyku borcu biriktirdiğimizde horlama artabiliyor. </p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;kutu bilgisi&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p><strong>Bu sendromda her 10 hastadan 9’unda horlama görülüyor</strong></p>
<p>Uyku Apne Sendromu tespit edilen her 10 hastadan 9’unda horlama görülüyor. Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,<strong> </strong>bu nedenle horlama yakınmasıyla başvuran hastalarda mutlaka Obstrüktif Uyku Apne Sendromu’nun araştırıldığını belirterek, “Sabah yorgun uyanma, gündüz aşırı uyku hali, uykuda nefes durması, sabah ağız kuruluğu, dikkat eksikliği ve konsantrasyon güçlüğü, Uyku Apne Sendromu’nun tipik bulgularını oluşturmaktadır” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplumda-her-4-eriskinden-1inde-goruluyor-586928">Toplumda her 4 erişkinden 1&#8217;inde görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[oranında]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[sonbaharda]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor. Geçen yılın verilerine göre, ülkemizde sonbaharda baş ağrısı şikayetiyle nöroloji kliniklerine başvuran hastaların sayısında yaz aylarına nazaran yüzde 20 oranında artış yaşanmış. Ani hava değişimlerinde, özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlerde nem oranının yükselmesi nedeniyle gerilim tipi baş ağrısı ile migren atakları sıklığının yüzde 15-25 oranında arttığı belirtiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong>  sonbahar aylarında baş ağrısını en sık hava değişiminin tetiklediğini belirterek, “Sonbaharda hava sıcaklıkları hızla değişebilmekte, özellikle ani sıcaklık düşüşü, rüzgar veya yağışlı hava baş ağrısını tetikleyebilmektedir. Bu yüzden, dışarı çıkarken hava durumunu kontrol edip, uygun kıyafetler giymek ve başı koruyacak şapka ya da bere kullanmak faydalı olur. Ayrıca, sonbaharla birlikte yaşam alışkanlıklarındaki değişimlere dikkat etmek önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. <strong>Nöroloji Uzmanı</strong> <strong>Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong> sonbaharda baş ağrısını tetikleyen etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılara bulundu. </p>
<p><strong>Değişen hava koşulları </strong></p>
<p>Sonbaharda hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişiklikler ve aniden soğuyan hava beyin ile boyundaki damar ve sinirleri etkiliyor. Bunun sonucunda gerilim tipi baş ağrısı ile migreni tetikleyebiliyor. Beyin damarlarını daha fazla etkilediği için özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlere dikkat etmek gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Ayrıca sonbahar aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığına maruz kalma süresinin azalması, melatonin ile serotonin hormonlarının dengelerinin bozulması da baş ağrısını tetikleyebilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Artan stres yükü </strong></p>
<p>Sonbahar okul ve iş temposunun yoğunlaştığı bir dönem. Buna bağlı olarak artan stres kortizol seviyesini yüzde 30-40 oranında yükselterek migren ve gerilim tipi baş ağrılarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, meditasyon,<strong> </strong>yoga ve nefes egzersizleri gibi stres yönetimi teknikleriyle stresi kontrol altına almaya çalışın. <br /><strong>Alerjik reaksiyon ve sinüzit</strong></p>
<p>Sonbaharda artan polen ve tozlar alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor. Alerjik rinit ve alerjik rinit nedeniyle gelişen sinüzit, baş ağrısının (özellikle frontal bölgede) sıklığını yüzde 30-40 oranında artırıyor. Alerjik rinite bağlı baş ağrısını önlemek için hava durumunu ve polen raporlarını takip ederek alerjenlerin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmamaya çalışın.</p>
<p><strong>Uyku kalitesinin bozulması</strong></p>
<p>Sonbaharda günlerin kısalması ve hava değişiklikleri, melatonin (uyku hormonu) üretimini etkileyerek uyku kalitesinin bozulmasına, yani uyku sürecinin kesintiye uğramasına veya uyku derinliğinin azalmasına neden olabiliyor.  Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, <strong> </strong>kalitesiz uykunun da beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek baş ağrısını tetikleyebildiğini söylüyor.  Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,   “Uyku eksikliği aynı zamanda kasların gevşemesini engellemekte ve boyun-omuz bölgesinde gerilime yol açmaktadır. Bu durum, gerilim tipi baş ağrılarının ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.  Baş ağrısını önlemek için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışılmalı. Vücut buna alışınca uyku döngüsü yeniden düzenlenecektir” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Yetersiz su tüketimi</strong></p>
<p>Sonbahar mevsiminde hava sıcaklığının düşmesiyle birlikte su tüketiminin azalması   dehidratasyona, yani vücudun susuz kalmasına neden olabiliyor. Dehidratasyon baş ağrılarının yüzde 20’sinde tetikleyici oluyor. Bunun sebebi  ise vücut susuz kaldığında beyin çevresindeki dokularda ve kan dolaşımında sıvının azalması. Bu durum, beyin zarlarının gerilmesine ve sinirlerin hassaslaşmasına yol açarak baş ağrısını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, dehidratasyona bağlı baş ağrısı riskini azaltmak için günde 2-3 litre su içmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Çay ve kahvenin fazla tüketilmesi </strong></p>
<p>Sonbaharda genellikle havaların soğuması ve günlerin kısalması yorgunluğa neden olabiliyor. Dolayısıyla, enerjiyi artırmak ve uyanıklığı sağlamak için kahve ile çay gibi kafein içeren içecekler daha fazla tüketiliyor. Kafein, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı olduğu için hassas kişilerde sinir sistemini gereğinden fazla uyararak baş ağrısı riskini  yüzde 10-15 oranında artırıyor. Günlük kafein alım miktarınız ortalama 300 mg olmalı. Bu miktar 3-4 fincan kahveye denk geliyor.</p>
<p><strong>Beslenme düzeninin değişmesi</strong></p>
<p>Yoğun iş ve okul temposuyla birlikte öğün atlama, yetersiz beslenme ve hazır paket gıdayla beslenme oranları artıyor. Açlık ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmek kan şekeri düzensizliğine ve bunun sonucunda baş ağrısına yol açabiliyor. Bu nedenle, öğün atlamamaya ve mümkün olduğunca protein ağırlıklı tencere yemeği tüketmeye özen gösterin, hazır paket gıdalardan ise uzak durmaya dikkat edin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;KUTU BİLGİSİ &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>Baş ağrısına bu yakınmalar eşlik ediyorsa, dikkat! </strong><strong> </strong></p>
<p>Baş ağrılarının büyük çoğunluğu zararsız olsa da bazı durumlar tümör, anevrizma ve menenjit gibi ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, erken müdahale ve tedavinin hayat kurtarabildiğine dikkat çekerek, mutlaka hekime başvurulması gereken baş ağrısının özelliklerini şöyle özetliyor:</p>
<p>Ani ve şiddetli başlangıçlı olması veya dakikalar içinde zirveye ulaşması, &#8220;Hayatımın en kötü baş ağrısı&#8221; olarak tarif edilmesi.</p>
<p>Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük, uyuşma, denge kaybı ve bilinç bulanıklığı gibi nörolojik sorunların eşlik etmesi. </p>
<p>50 yaş üstünde yeni başlayan baş ağrısı veya mevcut ağrının sıklık ile şiddetini değiştirmesi (Daha önce sıkıştırıcı tarzda olan ağrının bıçak saplanır tarzda veya şimşek çakar tarzda olması gibi)</p>
<p>Ateş, kilo kaybı  ve   gece terlemesi gibi sistemik sorunların yaşanması. </p>
<p>Kafa travması sonrasında ortaya çıkması. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung WindFree™ Rüzgârsız Serinlik Çocuk Odalarında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-windfree-ruzgarsiz-serinlik-cocuk-odalarinda-583174</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 14:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[odalarında]]></category>
		<category><![CDATA[ortamı]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgarsız]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[serinlik]]></category>
		<category><![CDATA[soğutma]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[windfree]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583174</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsung, yapay zekâ destekli WindFree™ klimaları ile yaşam alanlarının yanı sıra çocuk odalarında da konforlu bir deneyim vadediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-windfree-ruzgarsiz-serinlik-cocuk-odalarinda-583174">Samsung WindFree™ Rüzgârsız Serinlik Çocuk Odalarında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Samsung, yapay zekâ destekli WindFree™ klimaları ile yaşam alanlarının yanı sıra çocuk odalarında da konforlu bir deneyim vadediyor. Rüzgârsız serinlik sağlayan “WindFree™ Klimalar; değişen iklim koşullarına sorunsuz bir şekilde uyum sağlarken, çocuk odalarını da ideal sıcaklıkta, anlık olarak izlenebilen ve uzaktan kontrol edilebilen güvenli ortamlara dönüştürüyor.</p>
<p><strong>WindFree™ Rüzgârsız Serinlik ile durgun hava ortamı</strong></p>
<p>WindFree™ Rüzgârsız Serinlik teknolojisi ile havayı üzerindeki on binlerce mikro delik sayesinde nazikçe ortama dağıtan klimalar, “Durgun Hava” ortamı yaratıyor, böylece rahatsız edici bir soğukluk hissettirmeden odayı serinletiyor. </p>
<p><strong>İyi Uyku Modu ile iyi uykular</strong></p>
<p>WindFree™ İyi Uyku Modu, Galaxy Watch ve Ring gibi giyilebilir akıllı cihazlara bağlanarak kullanıcının alışkanlıklarını öğreniyor ve akıllı kontrol özellikleriyle huzurlu bir uyku ortamı sağlamaya yardımcı oluyor. Çocuklar uyuduğunda sezgisel olarak algılayarak WindFree™ Soğutma modu otomatik olarak etkinleştiriliyor. Böylece soğutma performansını ayarlayarak derin ve keyifli bir uyku için ideal sıcaklık koşullarını oluşturuyor. Gece boyunca uyku evrelerine göre sıcaklığı otomatik olarak ayarlayarak kesintisiz ve daha kaliteli bir uyku ortamı sağlıyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ (AI) ile konforlu soğutma</strong></p>
<p>Hızlı Soğutma özelliği ile oda sıcaklığı hızlı bir şekilde düşürüldükten sonra yapay zekâ (AI) iç ve dış ortamı analiz ederek kullanıcının tercihine göre WindFree™ Soğutma özelliğine geçiş yapıyor. Hızlı ve etkili soğutma için tüketicilerin kullanım alışkanlıklarını öğrenen yapay zekâ, ideal sıcaklık ortamını yaratarak konforlu bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>SmartThings ile akıllı kontrol</strong></p>
<p>WindFree™ klimalar, kullanıcı alışkanlıklarını öğrenen ve değişen yaşam tarzlarına uyum sağlayan akıllı kontrol özellikleriyle öne çıkıyor. SmartThings uygulaması sayesinde kullanıcılar klimalarını uzaktan kontrol edebiliyor, enerji tüketimini anlık olarak izleyebiliyor ve ortam koşullarına göre otomatik senaryolar oluşturabiliyor. Uygulamada yer alan “Hoş Geldin Serinliği” modu eve yaklaşıldığında kullanıcılara klimayı açmayı hatırlatıyor ve evden çıkarken ise çalışkan klima varsa bildirerek enerji kaybını önlemeye yardımcı oluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-windfree-ruzgarsiz-serinlik-cocuk-odalarinda-583174">Samsung WindFree™ Rüzgârsız Serinlik Çocuk Odalarında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ediyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[eşlik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda son yıllarda ekran kullanım süresinin uzaması, uyku düzensizlikleri, okul stresi ve sağlıksız beslenme nedeni ile baş ağrısı sorunu yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028">Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda son yıllarda ekran kullanım süresinin uzaması, uyku düzensizlikleri, okul stresi ve sağlıksız beslenme nedeni ile baş ağrısı sorunu yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Aydınlı,<strong> </strong>baş ağrısının masum nedenleri olduğu gibi, ciddi hastalıklara işaret eden tehlikeli nedenlerinin de olabildiğini belirterek “Ülkemizde özellikle okul çağı çocuklarında baş ağrısı yaygın bir sağlık sorunu haline gelmiştir. İlköğretim çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, lise çağındaki çocukların ise üçte ikisinin değişen sıklıklarla baş ağrısı yaşadığı saptanmıştır. Baş ağrısının altında bazen açlık ve susuzluk gibi basit nedenler yatabilirken, bazen de ciddi sorunlardan kaynaklanabilir” diyor. Bu nedenle ailelerin özellikle bazı belirtilere çok dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydınlı, çocuklarda baş ağrısına yol açan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Uyku düzeni ve beslenme bozuklukları </strong></li>
</ul>
<p>Yetersiz uyku, düzensiz uyku saatleri, açlık ve susuzluk çocuklarda baş ağrısı gelişimine zemin hazırlar. Düzenli uyku ve yeterli beslenme ağrıları azaltabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik Stres ve Anksiyete</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda okul stresleri, arkadaş ilişkileri veya aile problemleri baş ağrısını tetikleyebilir. Bu durumlarda ebeveynlerin davranışları ve çocuğa yaklaşımları önemlidir, psikolojik destek gerekli olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Migren </strong></li>
</ul>
<p>Migren çocuklarda çok sık görülen baş ağrısı tipidir. Zonklayıcı, genellikle tek taraflıdır ve ışık, ses hassasiyeti, mide bulantısı gibi eşlik eden semptomlar olabilir. Atağı başlatan tetikleyiciler stres, açlık, uyku düzensizliği olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Göz sorunları </strong></li>
</ul>
<p>Yanlış numaralı gözlük kullanımı, göz yorgunluğu, ekrana uzun süre maruz kalma veya göz hastalıkları baş ağrısına neden olabilir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda görme muayenesi ve uygun gözlük seçimi önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Gerilim tipi baş ağrısı</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda en sık görülen baş ağrısı türlerinden biri de gerilim tipi baş ağrısıdır. Stres, okul baskısı, duruş bozukluğu, psikolojik sıkıntılar bu baş ağrısına yol açabilir. Ağrı genellikle baş çevresinde sıkıştırıcı veya baskı hissi şeklindedir.</p>
<ul>
<li><strong>Sinüzit ve Enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk algınlığı, sinüs enfeksiyonu gibi durumlarda sinüslerin iltihaplanması baş ağrısı oluşturabilir. Bu ağrılar genellikle yüz ve başın ön kısmında hissedilir, burun tıkanıklığı gibi belirtilerle birlikte olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kafa travmaları ve organik nedenler </strong></li>
</ul>
<p>Kafa yaralanmaları, kafa içi basınç artışları, nadiren tümör gibi ciddi nedenler de baş ağrısının sebebi olabilir ve mutlaka ciddi değerlendirme gerektirir. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin</strong></p>
<p>Çocuklarda baş ağrısı konusunda toplumda en sık yapılan hatalar arasında; yanlış ağrı kesici kullanımı, baş ağrısını ihmal etme veya stres ve psikolojik etkenleri göz ardı etme geliyor. Prof. Dr. Nur Aydınlı, baş ağrısına özellikle bazı belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden çocuk nöroloğu veya sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğini belirterek, baş ağrısında ihmale gelmez durumları şöyle sıralıyor; </p>
<p>•        Ani başlayan, şiddetli veya sürekli ilerleyici baş ağrıları varsa</p>
<p>•        Baş ağrısına kusma, mide bulantısı, görme bozukluğu, bilinç değişikliği eşlik ediyorsa</p>
<p>•        Baş ağrısı uykudan uyandırıyorsa veya sabahları daha şiddetliyse</p>
<p>•        Kafa travması sonrası baş ağrısı varsa</p>
<p>•        Ağrı kesiciye yanıt vermiyorsa</p>
<p>•        Haftada iki veya daha fazla tekrarlıyorsa</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028">Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rüyalar psikolojiniz hakkında ipuçları verebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ruyalar-psikolojiniz-hakkinda-ipuclari-verebilir-578543</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 17:19:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyalar]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578543</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, rüyaların psikolojik ve nörobilimsel açıdan anlamı, işlevi ve bireyin iç dünyasını yansıtma biçimleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruyalar-psikolojiniz-hakkinda-ipuclari-verebilir-578543">Rüyalar psikolojiniz hakkında ipuçları verebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, rüyaların psikolojik ve nörobilimsel açıdan anlamı, işlevi ve bireyin iç dünyasını yansıtma biçimleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Rüyalar, bilinçdışındaki bastırılmış duygu ve arzuları sembolik olarak yansıtıyor…</strong></p>
<p>Rüyaların, uykunun en dikkat çeken ve en karmaşık parçalarından biri olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Günümüzde nörobilimsel çalışmalar, rüyaların özellikle REM uykusunda yoğunlaştığını ve bu evrede beynin duygusal öğrenme, stresle başa çıkma ve hafıza bütünleştirme işlevlerinin aktif olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Rüyaların aynı zamanda bilinçdışında saklı kalan duygu, düşünce ve arzuların sembolik bir dili olarak ortaya çıktığını aktaran Erol, psikanalitik yaklaşıma göre ise rüyaların, kişinin bastırdığı ya da farkında olmadığı dürtülere ve duygulara ışık tuttuğunu açıkladı.</p>
<p><strong>Bazı rüyalar evrensel…</strong></p>
<p>“Her birey içinde bulunduğu duruma özgü rüyalar görse de; kabuslar, düşmek, uçmak, bir yerlere geç kalmak ya da ölümle ilgili rüyalar aslında evrensel temaları barındırır.” diyen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Düşme rüyaları kontrol kaybı ve güvensizlik hissini, uçma rüyaları özgürleşme arzusunu, geç kalma rüyaları yoğun sorumluluk ve kaygıyı, ölümle ilgili rüyalar ise bazen bir dönemin kapanıp yeni bir sürecin başlamasını sembolize edebilir.” dedi.</p>
<p>Erol, bu tür rüyaların, kişiden kişiye değişse de çoğunlukla iç dünyamızda sağlıklı bir şekilde işlenmesi gereken duygular olduğunu düşündürdüğünü dile getirdi.</p>
<p><strong>Tekrarlayan rüyalar çözülememiş konularla ilgili! </strong></p>
<p>Çok sık görülen rüyaların bir anlamı olup olmadığını değerlendiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol şunları söyledi:</p>
<p>“Tekrarlayan rüyalar genellikle zihnin çözülememiş konuları tekrar gündeme getirmesiyle oluşur. Yani bilinçdışı; çözülmemiş bir duyguyu, bastırılmış bir çatışmayı ya da geçmişten kalan bir deneyimi tekrar tekrar gündeme getirir. Bu rüyalar bir bakıma kişinin hayatında bakması gereken bir alan olduğunu gösterebilir. Örneğin çocuklukta yaşanmış bir kayıp ya da travmatik bir olay, yıllar sonra farklı sembollerle yeniden rüyada belirebilir. Bazen de yetişkinlikte yoğun stres, ilişki problemleri veya geleceğe dair kaygılar, zihnin aynı rüya temasını sürekli canlandırmasına neden olur. Bu döngü, konunun işlenmediğini ya da duygusal açıdan bütünleştirilemediğini gösterir. Psikoterapi sürecinde tekrarlayan rüyaların önemi büyüktür. Danışanın bu rüyaları detaylı biçimde paylaşması, terapiste içsel çatışmalar hakkında önemli ipuçları verir. Çoğu zaman, bu rüyaların anlaşılmasıyla birlikte tekrarlama döngüsü de zayıflar.”</p>
<p><strong>Rüyalar kişinin iç dünyasını yansıtsa da tek bir rüyadan bütüncül yorum yapılamaz! </strong></p>
<p>Çocuklukta ve yetişkinlikte görülen rüyalar arasında belirgin farklar bulunduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Çocukluk rüyaları daha çok güvenlik, korku ve anne-baba figürleri etrafında şekillenirken; yetişkinlikteki rüyalar iş, sorumluluk, ilişkiler ve kimlik çatışmalarıyla bağlantılıdır. Yani rüyalar da gelişimsel süreçlerimizle birlikte evrilir.” dedi.</p>
<p>Rüya görmenin, insan beyninin uyku fizyolojisinin doğal bir parçası olduğunu dile getiren Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dolayısıyla hiç rüya görmeme ifadesi teknik olarak doğru değildir; çünkü REM uykusu sırasında herkes rüya görür. Ancak rüyaların hatırlanıp hatırlanmaması, bireysel farklılıklara ve çeşitli psikolojik-fizyolojik etkenlere bağlıdır. Rüya hatırlama sıklığını etkileyen faktörlerden biri uyku yapısıdır. REM evresinden hemen sonra uyanan bireyler rüyalarını daha kolay hatırlarken, derin uyku evrelerinde uyananlar rüyalarını genellikle hatırlamazlar. Ayrıca stres düzeyi, duygusal yoğunluk ve travmatik yaşantılar da rüya hatırlama sıklığını artırabilir. Unutulmamalıdır ki sık rüya görmek ya da rüyaları sık hatırlamak, tek başına bir psikolojik sorun göstergesi değildir.</p>
<p>Rüyalar üzerinden kişinin iç dünyasında dair çıkarımlar yapmak mümkün olsa da tek başına bir rüya üzerinden kişiye dair bütüncül bir yorum uygun olmaz. Rüyaların içeriği, tekrarı ve kişide uyandırdığı duygular dikkate alındığında, danışanın iç dünyasını anlamak için güçlü bir yol sunar.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruyalar-psikolojiniz-hakkinda-ipuclari-verebilir-578543">Rüyalar psikolojiniz hakkında ipuçları verebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Galaxy Watch8 ile koşuyoruzZz&#8221; etkinliği için yüzlerce genç pijamalarıyla koştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/galaxy-watch8-ile-kosuyoruzzz-etkinligi-icin-yuzlerce-genc-pijamalariyla-kostu-578089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 11:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[koşu]]></category>
		<category><![CDATA[koşuyoruzzz]]></category>
		<category><![CDATA[pijamalarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[watch8]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüzlerce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsung Türkiye ve Easy Run koşu grubunun düzenlediği “Galaxy Watch8 ile KoşuyoruzZz powered by Easy Run club” etkinliği, İstanbul Caddebostan sahilinde keyifli anlara sahne oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/galaxy-watch8-ile-kosuyoruzzz-etkinligi-icin-yuzlerce-genc-pijamalariyla-kostu-578089">&#8220;Galaxy Watch8 ile koşuyoruzZz&#8221; etkinliği için yüzlerce genç pijamalarıyla koştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Samsung Türkiye ve Easy Run koşu grubunun düzenlediği “Galaxy Watch8 ile KoşuyoruzZz powered by Easy Run club” etkinliği, İstanbul Caddebostan sahilinde keyifli anlara sahne oldu. Uykunun sağlıklı yaşam için öneminden hareketle düzenlenen gece koşusuna yüzlerce kişi pijamalarıyla katıldı. Saat 21.00’de başlayan etkinlik için kurulan çeşitli deneyim alanlarında keyifli vakitler geçiren katılımcılar, sürpriz hediyeler ve Galaxy Watch8 kazanma fırsatı buldu. Galaxy Watch serisinin en yeni üyeleri Galaxy Watch8 ve Galaxy Watch8 Classic, sunduğu yapay zekâ ile aktif yaşam tarzına uyum sağlayarak dikkatleri üzerine çekiyor ve aktif yaşam tarzına uyumu ile dikkatleri üzerine çekti. </p>
<p><strong>İyi koşu performansı için iyi uyku gerekiyor</strong></p>
<p>Uyku, fiziksel ve zihinsel sağlığı, sosyal ilişkileri ve hatta iş performansını da direkt olarak etkiliyor. Bu nedenle sağlıklı bir yaşama açılan yol uykudan geçiyor. Tek gecelik dinlendirici bir uykunun bile anında faydası dokunuyor, davranış değişikliklerini daha proaktif şekilde teşvik ediyor ve daha sağlıklı günlerin kapısını açıyor. Günümüzde sağlıklı olmak için düzenli beslenmeye, egzersize ve uykuya öncelik verenlerin sayısı giderek artıyor. Ancak gerçekten iyi uyuyor muyuz? Samsung, bu soruyu yanıtlamak için 2023 yılında bugüne kadar yapılan en büyük uyku verimliliği çalışmalarından birini gerçekleştirdi. Çalışmada dünya çapındaki Samsung Health kullanıcılarının 716 milyon gecelik uyku davranışları analiz edildi. Her ne kadar kişisel uyku sağlığına olan ilgi hızla artıyor olsa da gerçek şu ki insanların gece uyku kalitesi aslında düşüş gösteriyor. Samsung’un araştırmasına göre dünya genelindeki ortalama uyku süresi 7 saat 3 dakikadan 6 saat 59 dakikaya düşerek, National Sleep Foundation&#8217;ın önerdiği 7 saatin altına indi.</p>
<p>Düzenli egzersiz ve özellikle de iyi bir koşu antremanı için de iyi uyku olmazsa olmazlardan. Bu gerçekten yola çıkan Samsung, uyku düzeni analizi, uyku koçluğu ve uyku ortamının optimize edilmesi gibi uykuyla ilgili araçlarını sürekli olarak geliştiriyor. Yeni Galaxy Watch8 serisinde yer alan Uyku Koçluğu, Koşu Koçu gibi özellikler uyku kalitesi ve fitness planları için kullanıcılara özel rehberlik sağlıyor. Uyku Koçluğu özelliği, kullanıcıların sirkadiyen ritmini ölçerek yatmak için en uygun zamanı önerebiliyor, böylece ertesi sabah tazelenmiş olarak uyanmayı ve güne zinde başlamayı destekliyor. Uyku, stres ve aktiviteler gibi çeşitli yaşam tarzı faktörleri hakkında içgörüler sağlayarak sağlık yönetiminde daha kapsamlı bir yaklaşım benimsenmesini destekliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/galaxy-watch8-ile-kosuyoruzzz-etkinligi-icin-yuzlerce-genc-pijamalariyla-kostu-578089">&#8220;Galaxy Watch8 ile koşuyoruzZz&#8221; etkinliği için yüzlerce genç pijamalarıyla koştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp krizi riski gece saatlerinde artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-krizi-riski-gece-saatlerinde-artiyor-572485</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 09:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[saatlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=572485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda kalp krizi atlatan kişilerin genellikle gece saatlerinde ya da sabaha karşı fenalaştığı konuşulur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-krizi-riski-gece-saatlerinde-artiyor-572485">Kalp krizi riski gece saatlerinde artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toplumda kalp krizi atlatan kişilerin genellikle gece saatlerinde ya da sabaha karşı fenalaştığı konuşulur. İlk bakışta bu durum bir tesadüf gibi görünse de aslında gerçek farklıdır. Kalple ilgili rahatsızlıkların gece saatlerinde oluşma riskinin arttığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “03.00-07.00 saatleri arasında kalp krizi veya ritim bozukluğu tehlikesi artar. Bunun temel nedeni vücudumuzun uyku düzenini ayarlayan biyolojik saatimiz sirkadiyen ritmin etkileridir. Bedenimiz, uyanmamızı kolaylaştırmak ve günün stresini kaldırabilmemiz için sabaha karşı kortizol ve katekolamin isimli adrenalin benzeri hormonlar salgılar. Bu hormonlar da tansiyonu, nabzı ve pıhtılaşmayı artırır, damarları daraltır. Dolayısıyla özellikle bu saatlerde damar tıkanıklığı problemi olan hastalarda kalp krizi tehlikesi artar” dedi.</strong></p>
<p>Sirkadiyen ritim yani vücudun doğal biyolojik saatinin bozulması, kalp damar sistemi üzerinde çok yönlü olumsuz etkilere neden olabilir. Özellikle gece vardiyasında çalışanlar ve farklı zaman dilimlerine seyahat ederek sıklıkla jet lag yaşayanlar çoğunlukla uykusuz kalır, düzensiz beslenir dolaysıyla da stres hormonları yükselir. Vücut saatinin sürekli bozulmasının, uzun vadede kalp hastalıkları riskini artıracağına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Tütün kullanımı, hareketsiz yaşam, yüksek kolesterol, obezite gibi risk faktörlerini en aza indirerek sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla kalp sağlığını korumalıyız” dedi.</p>
<p><strong>Erken müdahale hayat kurtarıyor </strong></p>
<p>Kalp krizinde müdahale zamanlamasının çok kritik olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Alagiç, “Yalnızca hayata tutunmak için değil kriz sonrasında kalp yetmezliği yaşamamak için de zamanlama çok önemli. Özellikle gece saatlerinde gelişen semptomlarda hastaların zaman kaybetmeden hızlıca bir sağlık merkezine başvurmaları şart. Bu belirtiler; göğüste sıkışma, baskı, yanma tarzında ağrı, ağrının sol kola, çeneye veya sırta yayılması, nefes darlığı, soğuk terleme, baş dönmesi, bayılma, çarpıntı, bilinç değişikliği veya panik hissi olarak sıralanabilir. Hastaların ambulans arandıktan sonra efor sarfetmemeleri gerekir. Sarf edilen efor kalbi daha fazla çalıştıracağı için durumu kötüleştirebilir. Ayrıca fenalaşan ve ambulansı çağıran kişinin, tek başına yaşıyorsa müdahalenin gecikmemesi için dış kapıyı açık bırakması önerilir” dedi.</p>
<p><strong>Tedavi edilmeyen uyku apnesi de kalp krizine zemin hazırlıyor</strong></p>
<p>Gece saatlerinde meydana gelen kalp krizinin bir başka sorumlusunun uyku apnesi olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Alagiç, “Gece boyunca tekrarlayan üst hava yolu tıkanıklıklarıyla, ara ara nefesin belli sürelerde duraksamasına yol açan uyku apnesi, kalp rahatsızlıklarını tetikleyebilir. Bu yüzden uyku apnesi, kalp damar sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturur ve mutlaka tanı alıp tedavi edilmeli” dedi.</p>
<p>Uzm. Dr. Alagiç, gece saatlerinde kalp sağlığını korumak için 6 öneri paylaştı.</p>
<ol>
<li>Sirkadiyen ritmin korunması için her gün aynı saatte uyuyup uyanmaya özen gösterilmeli.</li>
<li>Yatmadan önce ağır yemekler, alkol ve kafein tüketiminden uzak durulmalı.</li>
<li>Fiziksel aktivite genel sağlık için çok önemli olsa da zamanlamasına dikkat edilmeli. Uyku saatine yaklaştıkça bedensel faaliyetlerden kaçınılmalı.</li>
<li>Nefes egzersizi ve meditasyon gibi stres yönetimi teknikleri ile günlük yaşamın gerginliği azaltılmalı.</li>
<li>İlaç kullanan özellikle gece hipertansiyonu olan kişilerde, gece dozlarına dikkat edilmeli.</li>
<li>Uyku apnesi gibi uyku bozuklukları olan hastalar polisomnografi yani uyku testine başvurulabilir.</li>
</ol>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-krizi-riski-gece-saatlerinde-artiyor-572485">Kalp krizi riski gece saatlerinde artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopozda kadın sağlığı ihmale gelmez!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopozda-kadin-sagligi-ihmale-gelmez-571146</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 08:27:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların hayatındaki doğal ve güçlü bir eşik olan menopoz, dönüşümün ve içsel gücün yeniden keşfedildiği çok özel bir dönem olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozda-kadin-sagligi-ihmale-gelmez-571146">Menopozda kadın sağlığı ihmale gelmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların hayatındaki doğal ve güçlü bir eşik olan menopoz, dönüşümün ve içsel gücün yeniden keşfedildiği çok özel bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol</strong> “Menopoz, yaşamdan kopuş değil, yeniden dengeye geliş sürecidir. Her kadın, kendi ikinci baharınının mimarıdır. İkinci baharda kendinizi yenilemeniz, doğru bilgi, bilinçli tercihler ve düzenli sağlık takibi ile bu dönemi daha sağlıklı, daha özgür ve daha huzurlu geçirebilmeniz mümkündür. Kendinize kulak verin, bedeninizin sesine duyarlı olun ve bu yeni dönemi bir fırsat gibi kucaklayın” diyor. Doç. Dr. Gülfem Başol, menopozda kendinizi yenilemenizin, ‘İkinci bahar’ olarak da adlandırılan bu dönemi fiziksel, ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı geçirebilmenizin basit ama etkili yollarını sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Uyku düzeninize dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Menopoz döneminde östrojenin azalmasıyla birlikte birçok kadında uykuya dalmakta güçlük, gece terlemeleri ve sık uyanmalar görülür. Oysa kaliteli uyku, bağışıklık sisteminden ruh haline kadar birçok şeyi doğrudan etkiler. Akşamları ağır yemeklerden kaçınmak, mavi ışık yayan ekranları sınırlamak, ılık bir duş ya da bitki çayları gibi küçük dokunuşlar uyku kalitesini artırır. Gerekirse bir uzmandan destek almak, uyku sorunlarını kronik hale gelmeden çözmek için önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Sağlıklı ve bilinçli beslenin</strong></li>
</ul>
<p>Menopozla birlikte kemik erimesi riski, kilo artışı ve insülin direnci gibi durumlar ön plana çıkar. Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin gıdalar (yoğurt, kefir, sardalya, yeşil yapraklı sebzeler) kemik sağlığı için vazgeçilmezdir. Protein alımına dikkat edilmesi kas kaybını engeller. Lif açısından zengin sebzeler ve tam tahılların tüketilmesi, şeker ve işlenmiş gıdaların azaltılması önemlidir. Doktorun tetkikler sonrası ihtiyacınıza göre vereceği kalsiyum ve D vitamini, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri büyük fayda sağlar. Ancak vitamin ve takviye kullanımında bilinçli olmak son derece önemlidir. Çünkü gelişigüzel alınan takviyeler karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını zorlayabilir, bazıları ilaçlarla etkileşime girebilir. En doğru yol, kişiye özel beslenme ve takviye planını bir uzman eşliğinde belirlemektir.</p>
<ul>
<li><strong>Sigaradan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Sigara kullanımı menopozu hem erken başlatabilir hem de semptomların şiddetini artırabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar, sigara içen kadınlarda sıcak basması, kemik kaybı ve kalp hastalığı riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca sigara, östrojenin vücutta etkili kullanılmasını engelleyerek hormon dengesini daha da bozabilir. Bu dönemde sigarayı bırakmak sadece menopoz şikayetlerini hafifletmekle kalmaz, genel yaşam kalitesini de ciddi oranda artırır.</p>
<ul>
<li><strong>Bu yanlışlara düşmeyin!</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz döneminde çok sık karşılaşılan yanlışlardan biri, “nasılsa geçti artık” diyerek kadın sağlığını ihmal etmektir. Oysa bu dönem, meme sağlığından kalp-damar sağlığına kadar düzenli kontrollerin daha da önemli hale geldiği bir evredir. Bir diğer yaygın hata, hormon tedavilerine kulaktan dolma bilgilerle yaklaşmak veya tümden reddetmektir. Oysa uygun hastaya, uygun doz ve formda verilen hormon replasman tedavileri (HRT), sıcak basmaları, uykusuzluk, ruh hali değişiklikleri, vajinal kuruluk gibi şikayetleri azaltmada oldukça etkilidir. Aynı zamanda kemik erimesi ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi de olabilir. HRT her kadın için uygun olmayabilir; ancak bu tedavi seçeneği, doğru hasta seçiminde oldukça yüz güldürücü sonuçlar verir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Fiziksel aktivite sadece kilo kontrolü için değil; kemik sağlığı, kas gücü, ruh hali ve hatta sıcak basmaları üzerinde bile olumlu etkiler sağlar. Haftada en az 3-4 gün 30 dakika tempolu yürüyüş, yoga veya hafif ağırlık egzersizleri hem vücuda hem zihne iyi gelir. Egzersiz, endorfin salgısını artırarak ruh halini iyileştirir; böylece menopozun getirdiği dalgalanmalarla baş etmek daha kolay olur.</p>
<ul>
<li><strong>Mutlaka düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopozla birlikte değişen hormon dengesi, kemik sağlığı, meme ve rahim sağlığı açısından düzenli kontrolleri zorunlu kılar. Kemik yoğunluğu ölçümü, mamografi, smear testi gibi taramalar bu dönemde aksatılmamalıdır. Aynı zamanda kardiyovasküler risklerin artma ihtimali nedeniyle kan basıncı, kolesterol ve kan şekeri düzeylerinin takibi de önemlidir. Sağlıkla geçen bir ikinci bahar için yılda bir yapılan rutin kontrol, hayat kurtarıcı olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Hayatı yeniden keşfedin, kendinize alan açın </strong></li>
</ul>
<p>Menopoz sadece biyolojik bir süreç değil, aynı zamanda kadınlık bilincinin yeniden tanımlandığı bir yolculuktur. Artık çocuk büyütme telaşı azalmış, iş hayatında belli bir noktaya gelinmiştir. Bu zamanı, ertelediğiniz hobiler, seyahatler, kitaplar ve dostluklarla taçlandırın. Meditasyon, nefes çalışmaları ya da sanatsal uğraşlar, zihinsel detoks etkisi yaratır. Çünkü ikinci bahar, sadece bedensel değil; ruhsal bir uyanış dönemidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozda-kadin-sagligi-ihmale-gelmez-571146">Menopozda kadın sağlığı ihmale gelmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil Dönüşü Sendromuna Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatil-donusu-sendromuna-dikkat-567922</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:23:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aza]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tatili]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567922</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz tatili iş ve okul hayatına ya da günlük yaşamın yoğun temposuna kısa bir ara vermek için önemli bir fırsattır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-donusu-sendromuna-dikkat-567922">Tatil Dönüşü Sendromuna Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatili iş ve okul hayatına ya da günlük yaşamın yoğun temposuna kısa bir ara vermek için önemli bir fırsattır<strong>. </strong>Çoğu insan bu dönemi en iyi şekilde değerlendirip tatilin keyfini çıkarabilmektedir. Ancak bazı insanlarda ise tatil ve tatil dönüşleri hayal edildiği kadar keyifli olmayabiliyor. Tatil dönüşünde bekleyen işler ve sorumluluklar, tekrar erken kalkma zorunluluğu ya da trafikte geçirilen zaman, kişide bıkkınlık ve isteksizliğe yol açarak tatil dönüşü sendromuna ya da yaz depresyonuna neden olabilir. Memorial Bodrum Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Semiha Alparslan, yaz depresyonu ve tatil dönüşü ruh sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tatil dönüşü sendromuna yakalanmayın</strong></p>
<p>Uzun zamandır beklenen tatilin ardından depresif hissetmek oldukça yaygın bir durumdur. Rutinlerin bozulduğu, sorumlulukların bir süreliğine rafa kaldırıldığı tatil günlerinden sonra yeniden iş hayatına ya da günlük düzene dönmek zorlayıcı olabilir. Bu durum, “tatil dönüşü sendromu” olarak adlandırılır. Tatil sırasında dinlenmenin yanı sıra bolca keyif alınır, beyin sürekli yeni uyaranlarla karşılaşır. Ancak dönüşte bekleyen işler, yığılmış sorumluluklar, tekrar erken kalkma zorunluluğu ya da trafikte geçirilen zaman, kişide bıkkınlık ve isteksizlik yaratabilir. Bu süreçte “tatilden döndüm, artık hayat yine aynı sıradanlığa girdi” düşüncesi depresif bir ruh haline zemin hazırlayabilir.</p>
<p><strong>Tatil paylaşımlarına bakarken depresyona girmeyin</strong></p>
<p>Yaz depresyonunu tetikleyen unsurlar başında günümüzdeki sosyal medya paylaşımları önemli bir yer tutmaktadır. İmkanı olan kişilerin gittikleri tatil ve bu tatil dönemlerinin görsellerini sosyal medyada paylaşımları, tatile gidemeyen bireylerde eksiklik, yetersizlik ve kıyas duygularını artırarak depresif bir ruh haline yol açabilmektedir. Bu nedenle sosyal medyada sadece “en mutlu anların” paylaşıldığını, gerçeğin tüm yönleri göz önünde bulundurularak bu görseller incelenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Tatili sorunlarınızın çözümü olarak görmeyin</strong></p>
<p>Depresyon çoğunlukla kış mevsimiyle ilişkilendirilse de yaz mevsiminde de görülebilir. Yaz mevsiminde depresyon için risk faktörlerine taşıyorsanız belirtiler günlük işlevselliğini etkiliyorsa öncelikle ruh sağlığı açısından uzman desteği almak gerekir. Tüm bunların dışında geçiş sürecini en iyi şekilde yönetebilmek için şu önlemler alınmalıdır:</p>
<p><strong>Beklentiyi gerçekçi tutmak:</strong> Tatilin tüm sorunları çözecek bir kaçış olmadığını bilmek önemlidir. Tatili bir mola olarak görmek, hayal kırıklığını azaltır.</p>
<p><strong>Geçiş süresi tanımak:</strong> Tatilden hemen sonra yoğun işlere girmek yerine bir–iki günü adaptasyon için ayırmak süreci kolaylaştırır.</p>
<p><strong>Dengeli bir serotonin salınımı için uygun saatlerde güneşe çıkın</strong></p>
<p>Depresyon üzerinde etkili olan serotonin ve melatonin hormonlarının salınımı da mevsimlere göre değişir. Yaz aylarında melatonin salgısının azalması uyku bozukluklarını tetikleyebilirken, yeterince güneşe çıkamamak serotonin düzeyini olumsuz etkileyebilir. Bu durum da depresif belirtilerin artmasına yol açabilir.</p>
<p><strong>Düzenli uyku ruh sağlığınıza iyi gelir </strong></p>
<p>Her mevsimin ruh halimiz üzerinde farklı etkileri olsa da, yaz depresyonunu önlemenin en etkili yollarından biri dengeli bir rutin oluşturmaktır. Bu kapsamda alınacak şu birkaç basit önlemle yaz depresyon riskini en aza indirmek mümkün;</p>
<ol>
<li><strong>Uyku düzeni:</strong> Yazın melatonin salgısı azaldığı için uyku kalitesi bozulabilir. Belirli saatlerde yatıp kalkmak, serin ve karanlık bir ortamda uyumak uyku hijyenini destekler.</li>
<li><strong>Beslenme: </strong>Ağır yiyecekler yerine hafif, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek ruhsal dengeyi korur.</li>
<li><strong>Hareket etmek</strong>: Sabah ya da akşam serinliğinde yapılacak yürüyüşler serotonin salınımını artırır, ruh halini iyileştirir.</li>
<li><strong>Küçük molalar:</strong> Tatile gidemeseniz bile gün içinde kısa aralar vermek veya hafta sonu küçük aktiviteler planlamak mini tatil etkisi yaratır.</li>
<li><strong>Sosyal bağlar:</strong> Yakın çevreyle vakit geçirmek ve paylaşımda bulunmak yalnızlık hissini azaltır.</li>
<li><strong>Çalışma alanı:</strong> Çalışma ortamını ferah ve motive edici hale getirmek, yazın sıkışmışlık duygusunu azaltabilir.</li>
</ol>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-donusu-sendromuna-dikkat-567922">Tatil Dönüşü Sendromuna Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku boşanmasının 5 faydası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-bosanmasinin-5-faydasi-563945</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 14:26:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmasının]]></category>
		<category><![CDATA[faydası]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563945</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku boşanması yani daha iyi bir uyku için çiftlerin yataklarını ayırması, son yıllardaki gözde sağlıklı yaşam trendleri arasında dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-bosanmasinin-5-faydasi-563945">Uyku boşanmasının 5 faydası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uyku boşanması yani daha iyi bir uyku için çiftlerin yataklarını ayırması, son yıllardaki gözde sağlıklı yaşam trendleri arasında dikkat çekiyor. Bu uygulamanın kalp sağlığına katkı sağlayabileceğini açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Uyku boşanması aslında çiftlerin daha iyi uyku ve daha sağlıklı bir yaşam için yataklarını ya da odalarını ayırması anlamına geliyor. Bu karar, ilk bakışta negatif bir çağrışım yapsa da uyku kalitesini iyileştirmesi ve ilişkideki gerilimi azaltması özellikleriyle popülerliğini artırıyor” dedi.</strong></p>
<p>Özellikle farklı uyku alışkanlıklarına sahip çiftler arasında hızla yayılan bu trend pandemi döneminden bu yana adından sıklıkla bahsettiriyor. 2020’de ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, uyku boşanması uygulayan çiftlerin yüzde 59’unda uyku ve ilişki kalitesinin iyileştiğinden bahseden Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Aynı araştırmaya göre, partnerleriyle aynı yatağı paylaşan yetişkinlerin yüzde 75’i uyku kalitesinin düştüğünü belirtiyor. Örneğin, partnerlerden biri gece saatlerinde vakit geçirmeyi seviyorken diğeri sabah insanı olabilir. Ya da biri horluyorsa, diğeri uykusuz geceler geçirebilir. Bu nedenle her bireyin kendi uyku düzenini koruması kaliteli uykuyu, kaliteli uyku da beraberinde fiziksel ve ruhsal sağlığı getirir” dedi. </p>
<p><strong>Kalp sağlığını yakından ilgilendiriyor</strong></p>
<p>Kaliteli uykunun sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz olduğunu vurgulayan Koylan, “Uyku ile kalp sağlığı arasında güçlü bir bağ var. Uykusuz kalındığında stres hormonları yükseliyor, tansiyon artıyor ve vücutta iltihaplanma ortaya çıkıyor. Bunların hepsi uzun vadede kalp hastalıkları riskini artırıyor. Uyku esnasında salgılanan bazı koruyucu maddeler ise bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Bu nedenle vücut direncimizi koruyabilmek için kaliteli bir uyku düzenine ihtiyacımız var. Ayrıca uykusuzluk, insülin direncine yol açıp Tip 2 diyabet riskini yükseltebiliyor, bu da unutmamak gerekir ki kalp hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri. Uyku boşanması yani çiftlerin farklı yataklarda uyumayı tercih etmesi, daha kesintisiz ve derin uykuyu mümkün kılarak bu riskleri önemli ölçüde azaltabiliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Nevrez Koylan, uyku boşanması uygulamasının genel sağlığa katkılarını sıraladı:</p>
<ol>
<li>Horlama, sürekli dönüp durma ya da farklı saatlerde yatma gibi partnerler arasındaki farklılıklar ortadan kalkar, kişilerin uykusu bölünmez.</li>
<li>Kesintisiz ve kaliteli bir uyku, kalp-damar sağlığından bağışıklık sistemine, metabolizmadan zihinsel iyiliğe kadar vücudun birçok sistemine iyi gelir.</li>
<li>Herkesin zaman zaman yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Ayrı uyumak kişisel aran yaratır, çiftler arasında huzuru artırmaya yardımcı olur.</li>
<li>İyi uyku, sabah daha dinç uyanmayı sağlayarak günün enerjik ve verimli geçmesini sağlar.</li>
<li>Uykusuzluk yüzünden çıkan küçük tartışmalar azalır, ilişkideki gerginlik seviyesi düşer.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-bosanmasinin-5-faydasi-563945">Uyku boşanmasının 5 faydası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahat Uyku İçin 10 Altın Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rahat-uyku-icin-10-altin-oneri-560141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 09:35:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[rahat]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rahat uyku için 10 altın öneri! Çakmak Erdem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nurgül Gürgen, uyku hakkında önemli bilgiler verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahat-uyku-icin-10-altin-oneri-560141">Rahat Uyku İçin 10 Altın Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rahat uyku için 10 altın öneri! Çakmak Erdem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nurgül Gürgen, uyku hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Türkiye’yi etkisi altına alan aşırı sıcak hava dalgaları yalnızca gündelik hayatı değil, gece uykusunu da doğrudan etkiliyor. Uykuya dalamama, gece boyunca sık sık uyanma, sabah yorgun kalkma gibi sorunlar bu dönemde daha sık yaşanıyor. Özellikle nem oranının yüksek olduğu bölgelerde vücut sıcaklığı ideal seviyelere düşemediği için kaliteli uyku neredeyse imkânsız hale geliyor.  Çakmak Erdem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nurgül Gürgen, sıcak yaz gecelerinde sağlıklı bir uyku uyumanın mümkün olduğunu, bunun için bilimsel olarak kanıtlanmış bazı yöntemlerin uygulanmasının yeterli olabileceğini vurguluyor.</p>
<p><b><strong>Neden Sıcaklarda Uyuyamıyoruz?</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Dr. Gürgen, “Vücut gece uykuya geçerken doğal olarak sıcaklığını düşürmeye çalışır. Ancak hava sıcaksa ve ortam yeterince serin değilse bu mekanizma çalışmaz. Uyuyabilmek için vücudun belirli bir serinliğe ulaşması gerekir. Eğer ortam sıcaklığı 25°C’nin üzerindeyse uykuya dalma süresi uzar, uyku bölünür ve derin uykuya geçmek zorlaşır” ifadelerini kullanıyor. Ayrıca gece terleme ile ısı kaybetmeye çalışan vücut, nemli hava nedeniyle yeterince soğuyamaz. Sonuç: Huzursuz, bölünmüş ve kalitesiz bir uyku.</p>
<p><b><strong>Vücudu Serin Tutmak İçin Bilimsel Çözümler: </strong></b></p>
<p><strong> </strong>1. Yatmadan önce ılık duş alın.</p>
<p>2. Pamuklu ve açık renkli pijamalar tercih edin.</p>
<p>3. Pamuklu ve nefes alan çarşaflar kullanın.</p>
<p>4. Ayakları serin tutun.</p>
<p>5. Yatmadan önce bir miktar soğuk su için.</p>
<p><b><strong>Yatmadan Önce Kaçınılması Gereken Alışkanlıklar</strong></b></p>
<p>6. Gece geç saatlerde ağır yemek yemeyin.</p>
<p>7. Kafeinli içeceklerden uzak durun.</p>
<p>8. Alkol tüketiminden kaçının.</p>
<p><b><strong>Uyku Ortamını Doğru Şekilde Hazırlamak </strong></b></p>
<p>9. Oda sıcaklığını 18-22°C arasında tutun.</p>
<p>10. Klima kullanıyorsanız, doğrudan vücuda üflememesine ve oda sıcaklığını çok düşürmemesine dikkat edin.</p>
<p><b><strong>Uyuyamamak Sadece Rahatsızlık Değil, Sağlık Sorunu</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Uyku problemleri sadece ertesi gün yorgunlukla sınırlı kalmaz. Bağışıklık sistemini zayıflatır, stres hormonlarını artırır ve zihinsel performansı düşürür.<br /> Uzm. Dr. Gürgen, “Uyuyamayan bireylerde sinirlilik, konsantrasyon eksikliği, tansiyon problemleri ve hatta kalp-damar hastalıklarına zemin oluşabilir. Uzun vadede bu durum depresyon riskini bile artırabilir” diyerek, uykunun psikolojik etkilerine de dikkat çekiyor.</p>
<p><b><strong>Uykusuzluk Süreklilik Kazanırsa Uzman Görüşü Alınmalı</strong></b></p>
<p>Zaman zaman uyku sorunları yaşanması normaldir. Ancak bu sorun haftalarca devam ederse mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır. Dr. Gürgen, “Sıcaklar nedeniyle oluşan geçici uykusuzluk bazı bireylerde ciddi uyku bozukluklarına dönüşebiliyor. Bu yüzden ihmal edilmemeli” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><b><strong>Sağlıklı Uyku, Sağlıklı Yaşamın Anahtarı</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Uyku, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, zihinsel berraklık ve bedensel yenilenme açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Yaz aylarında bu dengeyi kurmak için çevresel koşullar kadar bireysel alışkanlıklar da önem taşır. Dr. Gürgen, “Sıcaklıklar ne kadar artsa da doğru alışkanlıklarla uyku kalitesini korumak mümkündür. Yeter ki bilinçli olalım” diyerek sözlerini tamamlıyor.</p>
<p><strong>ERDEM SAĞLIK GRUBU HAKKINDA</strong></p>
<p>Erdem Sağlık Grubu, 1988 yılından beri sağlık sektöründe faaliyet göstermekte olup, hasta memnuniyetini ön planda tutan, yüksek hizmet kalitesi ve hasta haklarına saygılı anlayışıyla sağlık hizmeti sunmaktadır. Çakmak, Çamlıca ve Güneşli Erdem Hastaneleri ile iki tıp merkezi, iki diyaliz merkezi ve bir ağız ve diş sağlığı merkezi bulunan Erdem Sağlık Grubu, bünyesinde 160 hekimi ve 350 yatak kapasitesini barındırmaktadır. Başakşehir Erdem Hastanesi ise yapım aşamasındadır. Erdem Sağlık Grubu hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahat-uyku-icin-10-altin-oneri-560141">Rahat Uyku İçin 10 Altın Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Uyku bedeni, rüya ise ruhu dinlendirir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-uyku-bedeni-ruya-ise-ruhu-dinlendirir-549474</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 09:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[dinlendirir]]></category>
		<category><![CDATA[işe]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549474</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçaltı ve rüyalar konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-uyku-bedeni-ruya-ise-ruhu-dinlendirir-549474">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Uyku bedeni, rüya ise ruhu dinlendirir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçaltı ve rüyalar konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>“İnsan, kendi varlığının farkında olan tek canlı”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, canlılar arasında, özellikle memeliler grubunda yer alan insanın, bilinç sahibi olan tek varlık olduğunu dile getirerek, “Diğer hiçbir canlıda bilinç bulunmaz. Diğer canlıların zaman kavramı, geçmiş ve gelecek bilinci, varoluş bilinci, anlam arayışı ya da ölüm bilinci yoktur. Bunlar yalnızca insana özgü özelliklerdir. İnsan, kendi varlığının farkında olan tek canlıdır. ‘Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?’ gibi soruları sorabilmek bu bilincin göstergesi. Kişinin farkında olmadan yaptığı şeyler genellikle bilinçaltından kaynaklanır. Farkında olarak yapılan şeyler bilinçli; farkında olmadan yapılanlar ise bilinçsiz davranışlardır.” dedi.</p>
<p><strong>“Bilinç, kuantum bir varlık olarak ele alınıyor”</strong></p>
<p>Bu konuların yaklaşık 100 yıl önce Freud ve Jung gibi psikiyatristler tarafından da tartışıldığını, bilinç ve bilinçaltı arasındaki ilişkinin özellikle ruhsal hastalıklarla bağlantılı olarak ele alındığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2000’li yıllardan itibaren nörobilimin gelişmesiyle birlikte bilince dair yeni tartışmalar ortaya çıkmıştır. Günümüzde bilinç, beynin üzerinde bir varlık olarak; hatta bazı görüşlere göre kuantum bir varlık olarak ele alınmaktadır. Bilinç günümüzde hâlâ psikiyatrinin en temel tartışma konularından biridir. Bilinç, belki de psikiyatrinin kuantumudur. Bilinçaltı, bir insanı analiz etmeye çalıştığımızda karşımıza çıkan, kişinin bazen kendisinden bile beklemediği davranışların kaynağıdır. Bazı insanlar, hiç düşünmeden otomatik tepkiler verebilir ya da refleksif davranışlar sergileyebilir. Üstünlük kompleksi ya da aşağılık kompleksi gibi durumlar bilinçaltı mekanizmalarla ilişkilendirilmiştir. Bu durumları açıklamak için psikolojide çeşitli savunma mekanizmaları geliştirilmiştir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Örtük bellek, farkında olmadan otomatik şekilde kullandığımız bilgileri barındırıyor”</strong></p>
<p>Günümüzde nörobilimin bu konuyu getirdiği noktada, “bilinçaltı” yerine artık “implisit memory”, yani örtük bellek kavramının kullanıldığını anlatan Tarhan, “Bilincin karşılığı ise ‘eksplicit memory’ yani açık bellek olarak tanımlanır. Açık bellek, farkında olduğumuz ve bilinçli şekilde hatırladığımız bilgileri içerirken; örtük bellek, farkında olmadan otomatik şekilde kullandığımız bilgileri barındırır. Bilinçaltı, kişinin düşünmeden gerçekleştirdiği otomatik davranışlardır. Bu, beyinde kısa yollar aracılığıyla oluşur. Yani sadece felsefi ya da soyut bir konu değildir; nörobiyolojik karşılığı vardır. Kişinin örtük bellek (bilinçaltı) ve açık bellek (bilinç) mekanizmalarını ne kadar iyi yönetebildiği, hayatını ne ölçüde kontrol edebileceğini belirler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bir kişi, karşısındaki birine aniden yoğun bir tepki verebilir”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçaltı ve bilinçdışı kavramların kimi zaman karıştırılsa da farklı şeyleri ifade ettiğini söyleyerek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir kişi, karşısındaki birine aniden yoğun bir tepki verebilir. Bu durumu analiz ettiğinizde görürsünüz ki, tepki gösterdiği kişi aslında geçmişte ona zarar veren bir kişiye fiziksel ya da davranışsal olarak benzemektedir. Kişi bunun farkında değildir ama bilinçaltı bu benzerliği çağrıştırır ve otomatik bir tepki oluşturur. Yani karşısındaki kişi aslında bir yanlış yapmamış olsa bile, kişi geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimin etkisiyle tepki verir. Bu, bilinçaltının devreye girmesiyle olur. Bu tür bilinçaltı tepkilerin rüyalarla da yakın ilişkisi vardır. Bu nedenle Freud, ‘rüyalar bilinçaltına giden kral yoludur’ demiştir. Ona göre rüyalar, bilinçaltına ulaşmanın en kolay ve doğrudan yoludur. Jung ise, bilinç ile bilinçaltı arasında köprüler olduğunu söylemiştir. Yani her iki yaklaşım da rüyaların ve bilinçaltının birbiriyle sıkı bir ilişki içinde olduğunu kabul eder.”</p>
<p><strong>Gündüz rüyası kaygılı kişilerde görülüyor</strong></p>
<p>Hipnozun da rüyanın da uykunun da farklı bir bilinç durumu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Üç tür gerçeklik var. Fiziksel gerçeklik; şu anda içinde yaşadığımız, somut gerçekliktir. Hayal gerçekliği; hayal kurarken yaşadığımız gerçekliktir. Kişi hayal kurar, sonra hayalin bittiğini fark edip tekrar fiziksel gerçekliğe döner. Beyin burada hemen bir ‘gerçeklik testi’ yapar ve bugüne, şimdiye odaklanır. Rüya gerçekliği; rüya sırasında kişi başka bir gerçeklikteymiş gibi yaşar. Uyanınca kısa bir ‘alacakaranlık dönemi’ yaşanır ve ardından rüyanın rüya olduğu anlaşılır. Mesela, dizi rüyalar ya da lüsid rüyalar dediğimiz rüya türlerinde bilinç ile bilinçaltı arasında kısa geçişler olur. Yapılan anketlere göre, her 100 kişiden yaklaşık 40’ı lüsid rüya gördüğünü söylüyor. Yani lüsid rüyalar nadir bir durum değildir.” dedi.</p>
<p>Gündüz uyanık olan bir kişi, dışarıdan hayal kuruyor gibi görünse de aslında ‘gündüz rüyası’ yaşıyor olabileceğini de ifade eden Tarhan, “Bu, Maladaptif Daydreaming olarak bilinen bir durumdur. Özellikle kaygılı kişilerde sık görülür. Kişi gündüz düşleriyle gerçeklik arasında gidip gelir ve bu durum davranışlarını da etkileyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Rüyalar uzay ve zaman kavramlarının dışında işliyor</strong></p>
<p>Bilincin kuantumu” ya da “ruh sağlığının kuantumu” denilen alanın rüya dünyası olduğunu ve rüyaların da uzay ve zaman kavramlarının dışında işlediğini anlatan Tarhan, “Jung bu konuda şöyle der, ‘İnsanın ruhunun uzay ve zamanın dışında bir parçası olması gerekir.’ Burada Jung’un ‘ruh’ tanımı, dini literatürdeki ruh kavramına oldukça benzer. İnsan, başka bir enerji bandından gelmiş, bu dünyada fiziksel gerçeklikte yaşıyor ve ölümden sonra başka bir enerji düzlemine geçiyor olabilir. Yani insanın varlığı sadece bu dünyayla sınırlı değildir. Biz bu geniş denklemin sadece simülatif bir bölümündeyiz. Rüyalar ise bu denklemle bağlantı kurduğumuz alanlardır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Evren bir simülasyon olabilir mi?’</strong></p>
<p>Kuantum fiziğiyle uğraşan bilim insanlarının çalışmalarına işaret eden Tarhan, şunları anlattı:</p>
<p>“Gözlemlediğimiz şey var olur, gözlemlemediğimiz şey yok gibi davranır. Hatta bu noktada şöyle bir tartışma da vardır: Kara deliklerin ötesinde bu evreni gözlemleyen, üstün bir bilgisayar teknolojisi kullanan başka varlıklar olabilir mi? Bu fikir, bazı bilimsel çevrelerde ‘evren bir simülasyon olabilir mi?’ sorusunu gündeme getirmiştir. Bu düşünceler kutsal metinlerde de yankı bulur. Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında, bazı yorumlara göre &#8220;Biz sanki Tanrı’nın zihninde yaşıyormuşuz&#8221; gibi bir bakış açısı ortaya çıkmaktadır. Bu görüşler nedeniyle tarih boyunca birçok düşünür eleştirilmiş, hatta bazıları deli ilan edilmiş ya da yargılanmıştır. Oysa bugün kuantum fiziği bu soruların bilimsel zeminlerde tekrar tartışılmasına olanak tanımaktadır. Çünkü kuantum, belirsizlikleri tanımlamaya çalışan bir bilim dalıdır.”</p>
<p><strong>Uyku sırasında beynin nasıl davranıyor?</strong></p>
<p>Bazı bilim insanlarının ‘Acaba rüya, insanın kuantum evrenle bağlantı kurduğu bir alan mı?’ sorusunu da sorduğunu ifade eden Tarhan “Bu durum rüyayı sadece bilinçaltıyla değil, aynı zamanda kuantum fizik, psikiyatri, felsefe ve spiritüalite gibi farklı disiplinlerin ortak tartışma alanına taşımaktadır. Bu yüzden bugün dünyada birçok yerde rüya laboratuvarları kurulmakta, rüya üzerine bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Uyku sırasında beynin nasıl davrandığı, özellikle de rüya dönemlerinde nasıl çalıştığı incelenmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Bastırılmış travmalar çözümlenmeli</strong></p>
<p>Terapi süreçlerinde zaman zaman bilinçli zihinle bilinçaltına ulaşmaya çalışıldığını kaydeden Tarhan, ancak bazı zor vakalarda, özellikle bastırılmış travmaların çözümlenmesi gerektiğinde, bilinçli yöntemlerin yetersiz kalabildiğini, bu gibi durumlarda, kişiyi uyku ve uyanıklık arasındaki bir bilinç düzeyine getiren, anestezi benzeri ilaçların kullanıldığı bir yöntem olan narkoanalizin devreye girebildiğini ve çözülmemiş bir travmanın çözülebildiğini anlattı.</p>
<p><strong>Travma çözüldüğünde rahatlama yaşanıyor</strong></p>
<p>Bilinçaltının, beyinde kapsüllenmiş bir travmatik ağ gibi davranabildiğini, bu ağlara ulaşmanın, adeta bir apsenin boşaltılması gibi olduğunu belirten Tarhan, “Travma çözüldüğünde kişi hem zihinsel hem de fiziksel olarak rahatlama yaşar. Bugün bu tür durumlar için nadiren narkoanaliz kullanılıyor. Bunun yerine daha yaygın ve güvenli bir teknik olan EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) yöntemi tercih ediliyor. Bu teknikte sağ ve sol beyin lobları ses ya da göz hareketleriyle eş zamanlı uyarılır. Bu sayede kişi, bastırdığı travmatik anıların farkına varır ve onları yeniden işleyebilir. Tüm bu yöntemlerde ortak nokta, kişide farklı bir bilinç durumu oluşturmaktır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Asıl ruhsal dinlenme, rüya sırasında gerçekleşir”</strong></p>
<p>Rüya görmenin bizim genetik algoritmamızın bir parçası olduğunu kaydeden Tarhan, “Bir insanın rüya görmemesi mümkün değil. Herkes rüya görüyordur, hatırlamıyordur. Öyle ki, doğuştan görme engelli olan bebekler bile rüyada gülümseyebilir. Henüz görme duyusu gelişmemiş, hayatı tanımamış bu bebeklerin uykuda tebessüm etmeleri, rüyanın yalnızca dış dünyadan alınan verilerle değil, beynin içsel mekanizmalarıyla ilgili bir süreç olduğunu gösterir. Bu durum, rüyanın beynimizin temel bir fonksiyonu olduğunu kanıtlar niteliktedir. Henüz soyut kavramları bile bilmeyen bir bebeğin, rüyada gülümsemesi ise beynin uzay-zamanın ötesinde çalışan bir alanına işaret eder. Rüya görmek, insanın fizyolojik bir özelliğidir. Uyku bedeni, rüya ise ruhu dinlendirir<strong>.</strong> Asıl ruhsal dinlenme, rüya sırasında gerçekleşir.” dedi.</p>
<p><strong>“Rüya görmek, fizyolojik bir ihtiyaçtır”</strong></p>
<p>Bilinçaltının, aslında örtülü belleğimiz olduğunu ve beynimizde fizyolojik karşılığının bulunduğunu dile getiren Tarhan, “Rüyalar da bu örtülü belleğin bir sonucudur. Rüya görmek, fizyolojik bir ihtiyaçtır. Rüyayı yok ederek bir kişide şizofreni benzeri belirtiler oluşturabilirsiniz. REM uykusu sırasında kişi her rüyaya daldığında uyandırılırsa, bu ciddi psikolojik bozulmalara yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Terapi sürecinde olan biri için rüyalar anlamlı olabilir</strong></p>
<p>Eğer kişinin bir ruhsal problemi yoksa, rüya yorumlarıyla uğraşıp vakit kaybetmesine gerek olmadığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ancak psikiyatrik tedavi gören veya terapi sürecinde olan biri için rüyalar anlamlı olabilir. Örneğin, kişinin gerçek hayatta bir korku yaşamamasına rağmen rüyasında korkulu bir durumla karşılaşması, aslında bilinçaltında işleyen ve terapide kullanılabilecek faydalı bir motiftir. Rüyalar genellikle sembollerle doludur. Örneğin, rüyada aslan görmek güç ve cesareti; su görmek şefkati; köpek görmek ise güven veya arkadaşlık arayışını simgeleyebilir. Bu yorumlar rüya tabir kitaplarında yer alır. Ancak bu semboller her birey için aynı anlamı taşımaz. Önemli olan, rüyayı kişinin kendi psikolojik yapısına uygun şekilde yorumlamaktır.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Toplumumuzda rüyalardan etkilenme oranı çok yüksek </strong></p>
<p>Negatif düşünen insanların rüyalarla ilgili genellikle olumsuz senaryolar ürettiklerini, pozitif yapılı kişilerin ise rüyalarını daha olumlu yorumlama eğiliminde olduğunu kaydeden Tarhan, “Ancak bizim toplumumuzda rüyalardan etkilenme oranı oldukça yüksek, yapılan araştırmalara göre bu oran yüzde 85’e kadar çıkabiliyor. Bu da demek oluyor ki, birçok insan rüyalardan etkilenip yanlış kararlar alabiliyor, ilişkilerini bile bu yüzden zedeleyebiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Rüyalar asla anlamsız değil…</strong></p>
<p>Rüyaların asla anlamsız olmadığını ve sembollerle konuştuğunu ifade eden Tarhan, “Ancak bu sembollerin dilini bilmiyorsanız, rüyaları anlamanız mümkün olmaz. Üstelik bu semboller evrensel değildir; kişiye özeldir. Rüyalar kişisel deneyimlerden ve duygulardan beslenir. Evrensel bir dil kullanmazlar, bireyin iç dünyasına göre şekillenirler. Bu yüzden bir rüyayı anlamak istiyorsanız, sembolün o kişi için ne anlama geldiğini çözmeniz gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Rüya yorumlarının, analiz aşamasında önemli bir araç olsa da tedavi sürecinde her zaman aynı başarıyı göstermediğini kaydeden Tarhan, “Bu nedenle psikanalizin günümüzdeki evrimi nöropsikanaliz olarak adlandırılır. Artık bilinçaltını tanımak geçmişe göre daha kolay. Gelişen teknikler sayesinde, birçok yöntemle bilinçaltına ulaşmak mümkün hale geldi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İlham bazen uyanıkken bazen de rüyada ortaya çıkar</strong></p>
<p>Haberci rüyalar kavramına dikkat çeken Tarhan, “Kişi rüyasında birini görüyor ve ertesi gün o kişi gerçekten karşısına çıkıyor. Toplumda bu tür rüyaları görenlerin oranı yüzde 50-60 civarındadır. Hemen herkesin hayatında bu şekilde sezgisel, anlamlı bir rüya deneyimi olmuştur. Asıl önemli olan ise bu rüyaların doğru şekilde yorumlanabilmesidir. Eğer kişi gördüğü rüyayı yorumlamazsa, bazen bu durum sorunlara yol açabilir. İnsan bir konuya aşırı odaklandığında, buna yaratıcı düşünce denir ve bu yoğun konsantrasyon sonucu aniden ilham gelir. Bu ilham bazen uyanıkken, bazen de rüyada ortaya çıkar. Dolayısıyla evrende henüz tam olarak anlayamadığımız bir anlam boyutu olabilir. Rüyalar da zaman zaman bu boyutla bağlantı kurmanın yollarından biri olarak değerlendirilebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-uyku-bedeni-ruya-ise-ruhu-dinlendirir-549474">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Uyku bedeni, rüya ise ruhu dinlendirir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EEG, epilepsi ve uyku bozukluklarının teşhisinde kritik rol oynuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eeg-epilepsi-ve-uyku-bozukluklarinin-teshisinde-kritik-rol-oynuyor-461012</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2024 11:09:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarının]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[oynuyor]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisinde]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461012</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin dalgalarının uyanıklık durumu, derin uyku veya rüya sırasında farklılık gösterebildiğini kaydeden uzmanlar, EEG sonuçlarının, nörolojik bozuklukları teşhis etmek, epilepsi nöbetlerini değerlendirmek, uyku bozukluklarını incelemek ve beyin aktivitesi ile ilgili diğer durumları araştırmak için kullanılabildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eeg-epilepsi-ve-uyku-bozukluklarinin-teshisinde-kritik-rol-oynuyor-461012">EEG, epilepsi ve uyku bozukluklarının teşhisinde kritik rol oynuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EEG’nin, epilepsi gibi nörolojik bozuklukların teşhisi ve yönetimi için önemli bir araç olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Celal Şalçini,</strong> “<strong>EEG, uyku sırasında beyin aktivitesindeki değişiklikler, uyku bozukluklarını tanımlamak ve değerlendirmek için kullanılabiliyor. Uyku apnesi, uyurgezerlik ve narkolepsi (gün içinde önlenemez uyku atakları) gibi durumlar, EEG ile incelenebiliyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, beyin aktivitesini ölçmek için kullanılan bir tıbbi teşhis yöntemi olan EEG (Elektroensefalografi) hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçmek için kullanılıyor</strong></p>
<p>Elektroensefalografinin (EEG), beyin aktivitesini ölçmek için kullanılan bir tıbbi teşhis yöntemi olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “EEG, beyindeki elektriksel aktiviteyi kaydetmek için kullanılan girişimsel olmayan bir yöntemdir. Beyin hücreleri veya nöronlar, iletişim kurmak için küçük elektriksel sinyaller üretir. Bu sinyaller, EEG cihazı tarafından ölçülür ve kaydedilir. EEG cihazı, bir dizi elektrot kullanır. Bu elektrotlar, kişinin kafa derisi üzerine yerleştirilir ve beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçmek için kullanılıyor. Elektrotlar genellikle kafa derisi üzerine yerleştirilen bir kep veya tek tek yapıştırılan elektrotlar şeklinde düzenlenir.” dedi.</p>
<p><strong>Kaydedilen veriler bilgisayarlar tarafından işleniyor</strong></p>
<p>EEG cihazının uzanarak veya oturarak, gözler kapalı ya da açık tutularak, bir dizi yönerge verilerek beyindeki elektriksel aktiviteyi kaydettiğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Kaydedilen veriler daha sonra bilgisayarlar tarafından işleniyor ve beyin dalgaları olarak adlandırılan grafiksel bir temsil oluşturuluyor. Beyin dalgaları, farklı frekanslarda ve desenlerde olabilir. Örneğin, uyanıklık durumu, derin uyku veya rüya sırasında beyin dalgaları farklılık gösterebilir. EEG sonuçları, nörolojik bozuklukları teşhis etmek, epilepsi nöbetlerini değerlendirmek, uyku bozukluklarını incelemek ve beyin aktivitesi ile ilgili diğer durumları araştırmak için kullanılabiliyor. EEG&#8217;nin kolay uygulanması ve göreceli olarak düşük maliyeti, onu beyin aktivitesini incelemek için yaygın olarak kullanılan bir araç haline getiriyor.” diye bilgi verdi.</p>
<p><strong>EEG, bir dizi durumda kullanılabiliyor</strong></p>
<p>EEG&#8217;nin temel amacının, beyin aktivitesini ölçmek ve değerlendirmek olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Beyin aktivitesini inceleyerek, farklı beyin durumlarını, özellikle de elektriksel aktivite paternlerindeki değişiklikleri belirlemek mümkün. EEG, bir dizi durumda kullanılabilir ve birçok farklı amaç için faydalıdır.” dedi. </p>
<p><strong>Uyurgezerlik EEG ile incelenebiliyor</strong></p>
<p>EEG’nin, epilepsi gibi nörolojik bozuklukların teşhisi ve yönetimi için önemli bir araç olduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, şöyle devam etti: </p>
<p> “Epilepsi nöbetleri sırasında beyin aktivitesinde tipik değişiklikler olabilir ve EEG bu değişiklikleri kaydedebilir. Ayrıca diğer nörolojik bozuklukların teşhisi ve yönetiminde de kullanılabilir. EEG, uyku sırasında beyin aktivitesindeki değişiklikler, uyku bozukluklarını tanımlamak ve değerlendirmek için kullanılabiliyor. Uyku apnesi, uyurgezerlik ve narkolepsi (gün içinde önlenemez uyku atakları) gibi durumlar, EEG ile incelenebiliyor. EEG, bilinç değişikliklerini değerlendirmek için kullanılabiliyor. Örneğin, koma veya bilinç kaybı durumlarında, beyin aktivitesindeki değişiklikler EEG ile incelenebiliyor. EEG ayrıca, nöropsikiyatrik bozuklukların, özellikle de epilepsiye benzeyen nöbetlerin altında yatan nörolojik aktiviteyi belirlemek için kullanılabiliyor. Bu, psikiyatrik ve nörolojik bozuklukların ayrılmasına yardımcı olabiliyor.</p>
<p>EEG, bu gibi durumlarda bir teşhis aracı olarak işlev görürken, uzmanlar kaydedilen beyin aktivitesini değerlendirir. Beyin aktivitesindeki belirli desenler veya değişiklikler, bir hastalığın teşhisinde veya tedavi yöntemlerinin izlenmesinde önemli bilgiler sağlayabilir. EEG sonuçları, bir tıbbi uzmanın klinik değerlendirmesiyle birleştirilerek tam bir teşhis yapılır.”</p>
<p><strong>EEG&#8217;nin beyin aktivitesini ölçmek için kullanılan temel prensipleri nelerdir?</strong></p>
<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, EEG&#8217;nin beyin aktivitesini ölçmek için kullanılan temel prensipleri şöyle anlattı:</p>
<p>“EEG&#8217;nin temel prensibi, beyindeki nöronların veya beyin hücrelerinin elektriksel aktivitesini kaydetmektir. Bu elektriksel aktivite, nöronların birbirleriyle iletişim kurması sırasında ortaya çıkar. EEG cihazı, kafa derisi üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla bu elektriksel aktiviteyi kaydeder.<strong> </strong>Beyin hücrelerinin elektriksel aktivitesi, beyin dalgaları adı verilen dalga formlarında ölçülür. EEG cihazı, elektrotlar aracılığıyla beyin dalgalarını algılar ve kaydeder. Beyin dalgaları, farklı frekanslarda ve desenlerde olabilir ve farklı beyin durumlarını yansıtabilir. EEG cihazı tarafından kaydedilen veriler, bilgisayarlar aracılığıyla işlenir ve analiz edilir. Bu analiz, beyin aktivitesindeki desenleri tanımlamak ve anlamak için kullanılır. Örneğin, alfa dalgaları istirahatte görülen dalgalar iken, beta dalgaları uyanıklık durumunda daha hızlı ritimli dalgalardır. Bu desenler, beyin aktivitesindeki değişiklikleri değerlendirmek için kullanılabilir.</p>
<p>EEG sonuçları, tıbbi uzmanlar tarafından klinik olarak değerlendirilir ve yorumlanır. Beyin aktivitesindeki belirli desenler veya değişiklikler, epilepsi, uyku bozuklukları, nörolojik hastalıklar ve diğer durumların teşhisinde önemli bilgiler sağlayabilir. EEG sonuçları, bir hastalığın teşhisinde veya tedavi yöntemlerinin izlenmesinde kritik bir rol oynar.”</p>
<p><strong>EEG testi genellikle 20 ila 60 dakika arasında sürüyor</strong></p>
<p>EEG testinin tamamlanma süresi ve sonuçların yorumlanması birkaç faktöre bağlı olduğunu da kaydeden Dr. Celal Şalçini, “EEG testi genellikle 20 ila 60 dakika arasında sürüyor. Ancak, bazı durumlarda test süresi daha uzun olabilir. EEG testi tamamlandıktan sonra, kaydedilen veriler bilgisayarlar aracılığıyla işlenir ve analiz edilir. Beyin dalgalarındaki desenler ve değişiklikler incelenir. Sonuçlar, bir nörolog tarafından klinik olarak değerlendirilir ve yorumlanır. EEG sonuçları, bir hastalığın teşhisinde veya tedavi planının belirlenmesinde kritik bir rol oynar. Sonuç olarak, EEG testinin tamamlanma süresi testin türüne ve hastanın durumuna bağlı olarak değişebilir. Sonuçların yorumlanması, uzman bir tıbbi profesyonel tarafından yapılmalıdır ve sonuçlar genellikle bir teşhisin belirlenmesi veya tedavi planının oluşturulması için diğer klinik bulgularla birlikte değerlendirilir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eeg-epilepsi-ve-uyku-bozukluklarinin-teshisinde-kritik-rol-oynuyor-461012">EEG, epilepsi ve uyku bozukluklarının teşhisinde kritik rol oynuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 14:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kalkıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizine]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[sabahları]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<category><![CDATA[yorgun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku apnesi olan kişilerin sabah kalktığında yorgun ve uykusunu almamış hissettiklerini dile getiren uzmanlar, apnelerin en büyük tehlikesinin, hastaların gece oksijensiz kalması olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888">Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Apnenin, öncelikle şişman, kısa boylu ve kısa boyunlu insanlarda görüldüğünü kaydeden KBB Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Uyku apnesi, erken yaşta kalp krizine sebep olabilecek ciddi bir sağlık sorunu.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, uyku apnesi hakkında bilgi vererek, tedavisi konusunda da değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Nefes kesilmesine bağlı beyne uyarı gönderiliyor</strong></p>
<p>Uyku esnasında horlama ve nefesin kesilmesine apne dendiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Apnelerin en büyük tehlikesi, hastaların gece oksijensiz kalması, uykularının bölünmesi ve nefes kesilmesine bağlı beyne uyarı gönderilirken, beyin uyanmaya çalışır. Apneler genellikle 20-30 defa tekrarlanır ve sabah kalktıklarında kişiler yorgun ve uykusunu almamış hissederler. Gece boyunca satürasyonun düşmesi (kanda oksijen), sürekli olarak kalbin hipoksiye girmesine (kalp dokularında oksijen azalması) neden olabilir ve uzun süre devam ederse kalp sorunlarına yol açabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kısa boylu ve kısa boyunlularda görülüyor</strong></p>
<p>Apnenin, öncelikle şişman, kısa boylu ve kısa boyunlu insanlarda görüldüğünü kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Tedavi yöntemleri arasında kilo vermek ve spor yaparak karın kaslarını güçlendirmek bulunmaktadır. Ayrıca, alkol tüketenler, alerji ilaçları veya antidepresan kullananlar beyni etkilediği için santral horlamaları yaşayabilirler. Bu kişilere, yatarken 2 yastıkla veya yan yatmaları önerilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dil büyüklüğü ve çenenin geride olması da apne nedeni</strong></p>
<p>Apnenin nedenleri arasında kilo, dil büyüklüğü, çenenin geride olması, geniz etinin varlığı ve burun etlerinin büyük olması gibi birçok faktör bulunduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Hastalar bu şikayetlerle geldiklerinde, ilk olarak uyku odasında bir gece geçirmeleri önerilir ve bu sayede apne indeksi belirlenir. Tedavide, ilk üç ana yöntem şunlardır: birincisi, kilo vermek; ikincisi, sipak basınçlı oksijen kullanımı; üçüncüsü ise ameliyatla tıkanık olan yerlerin açılmasıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Erken yaşta kalp krizine sebep olabiliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, uyku apnesi, erken yaşta kalp krizine sebep olabilecek ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ifade ederek, “Bu nedenle, belirtileri olan kişilerin erken teşhis edilmesi ve uygun tedavi yöntemleriyle yönetilmesi önemlidir. Ayrıca, apne riskini azaltmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapmak da gereklidir. Bu şekilde, uyku apnesi ile ilişkili komplikasyonların önüne geçilebilir ve kişinin yaşam kalitesi artırılabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888">Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ&#8217;nün Uyku Apnesi Projesine TÜSEB&#8217;den Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deunun-uyku-apnesi-projesine-tusebden-destek-444901</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[deünün]]></category>
		<category><![CDATA[projesine]]></category>
		<category><![CDATA[tüsebden]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444901</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi’nin (DEÜ) Obstrüktif Uyku Apnesi’nin (OSA) tanısını kolaylaştıracak klinik araştırma projesine, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’ndan (TÜSEB) destek geldi. Uyku sırasında solunumun durması veya yavaşlaması olarak gelişen OSA’nın tanısında önemli gelişmeler kaydetmesi beklenen projenin TÜSEB tarafından bilimsel değerlendirmesi tamamlanırken, belirlenen eşik değer üzerinde puan alan proje desteğe uygun görüldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deunun-uyku-apnesi-projesine-tusebden-destek-444901">DEÜ&#8217;nün Uyku Apnesi Projesine TÜSEB&#8217;den Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi’nin (DEÜ) Obstrüktif Uyku Apnesi’nin (OSA) tanısını kolaylaştıracak klinik araştırma projesine, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’ndan (TÜSEB) destek geldi. Uyku sırasında solunumun durması veya yavaşlaması olarak gelişen OSA’nın tanısında önemli gelişmeler kaydetmesi beklenen projenin TÜSEB tarafından bilimsel değerlendirmesi tamamlanırken, belirlenen eşik değer üzerinde puan alan proje desteğe uygun görüldü.</p>
<p>Türkiye’nin saygın bilim markalarından birisi olan Dokuz Eylül Üniversitesi’nin (DEÜ) Obstrüktif Uyku Apnesi’nin (OSA) tanısını kolaylaştıracak klinik araştırma projesine, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’ndan (TÜSEB) destek geldi. Uyku sırasında solunumun durması veya yavaşlaması olarak gelişen OSA’nın tanısında önemli gelişmeler kaydetmesi beklenen projenin TÜSEB tarafından bilimsel değerlendirmesi tamamlanırken, belirlenen eşik değer üzerinde puan alan proje desteğe uygun görüldü. Hastalığın tanısını kolaylaştıracak ve kullanılan anestezik ilaçların güvenliğini ve etkinliğini karşılaştıracak araştırma kapsamında Faz-3 klinik çalışmalar da yapılacağını belirten Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık  Bilimleri Enstitüsü Temel Sinir Bilimleri Doktora programı öğrencisi ve proje yürütücüsü Doç. Dr. Özlem Öner, “Simüle edilmiş doğal uyku sırasında hangi segment veya segmentlerde tıkanıklık olduğunun gösterilmesi OSA hastalarında doğru tanı konulmasını ve cerrahi başarı şansını artıracaktır. Dolaylı olarak hastalığın da tanı ve tedavisinde maliyet yükü azalacaktır” dedi.</p>
<p>“TOPLUMDA TEŞHİS EDİLEMEMİŞ ORAN FAZLA”</p>
<p>Günümüzde artan obezite ve yaşlı nüfus nedeni ile her dört yetişkinden birinin Obstrüktif Uyku Apnesi ile karşı karşıya kaldığını belirten Öner, “Üstelik hastalığın teşhisindeki güçlükler nedeniyle toplumda teşhis edilememiş OSA hasta oranının hayli fazla olduğu düşünülmektedir. Araştırma projemiz bu sorunlara da kolaylıklar sağlayacaktır. OSA hastalarının uykuda solunumun durması veya yavaşlaması gibi ciddi sorunlarının yanı sıra, hipertansiyon, iskemik kalp hastalığı, inme ve aritmiler dahil olmak üzere kalp damar sağlığını etkileyecek birçok hastalıkla da birlikteliği vardır. Bu da son derece dikkat edilmesi gereken bir durum” bilgisini paylaştı.</p>
<p>Proje detaylarını da paylaşan Öner, “Projemizin tam adı, ‘İlaçla İndüklenen Uyku Endoskopisinde Doğal Uyku Simülasyonunun Sağlanmasında Propofol, Deksmedetomidin, Deksmedetomidin ve Remifentanil Kombinasyonunun Karşılaştırılması: Tek Merkezli, Ardışık Çapraz Tasarımlı, Üç Kollu, Açık Etiketli bir Faz III Klinik Araştırma’ şeklinde. Sorumlu araştırmacı olarak görev aldığım projenin araştırma ekibinde ise DEÜ Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Yeşim Tunçok, Prof. Dr. Pembe Keskinoğlu, Prof. Dr. Mustafa Cenk Ecevit ve Prof. Dr. Ali Necati Gökmen bulunuyor. Değerli hocalarıma, bilimsel yolculuğuma mentorluk yapmaları, yolumu aydınlatmaları ve projede her türlü bilimsel desteği sağlamalarından dolayı da teşekkür ediyorum” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deunun-uyku-apnesi-projesine-tusebden-destek-444901">DEÜ&#8217;nün Uyku Apnesi Projesine TÜSEB&#8217;den Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung Galaxy Watch&#8217;taki Uyku Apnesi Özelliği ABD&#8217;de FDA Tarafından Onaylanarak Bir İlke İmza Attı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-galaxy-watchtaki-uyku-apnesi-ozelligi-abdde-fda-tarafindan-onaylanarak-bir-ilke-imza-atti-443259</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2024 21:08:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[attı]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[fda]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[onaylanarak]]></category>
		<category><![CDATA[özelliği]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[watchtaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443259</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsung Galaxy Watch'ın yeni uyku apnesi özelliği, FDA onayı alarak kullanıcılara uyku sırasında apne belirtilerini izleme imkanı sunuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-galaxy-watchtaki-uyku-apnesi-ozelligi-abdde-fda-tarafindan-onaylanarak-bir-ilke-imza-atti-443259">Samsung Galaxy Watch&#8217;taki Uyku Apnesi Özelliği ABD&#8217;de FDA Tarafından Onaylanarak Bir İlke İmza Attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Samsung Galaxy Watch&#8217;ın yeni uyku apnesi özelliği, FDA onayı alarak kullanıcılara uyku sırasında apne belirtilerini izleme imkanı sunuyor. Bu yenilik, sağlıklı bir uyku düzeni oluşturulmasına katkıda bulunurken, uyku apnesi gibi yaygın ancak sıklıkla teşhis edilmeyen durumların erken tespitine olanak tanıyor. Samsung&#8217;un bu adımı, teknoloji ve sağlık bakımı arasındaki köprüyü güçlendirerek, kullanıcıların yaşam kalitesini artırma yolunda önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.</em></p>
<p>Samsung Electronics, Samsung Health Monitor uygulamasındaki uyku apnesi özelliğinin Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç İdaresi&#8217;nden (FDA) De Novo onayı aldığını duyurdu. Uyumlu bir Samsung Galaxy Watch ve Telefon ile uyku apnesi belirtilerini tespit eden ve geçtiğimiz Ekim ayında Güney Kore Gıda ve İlaç Güvenliği Bakanlığı (MFDS) tarafından onaylanan özellik, FDA tarafından da onay alarak bu alanda bir ilke imza attı. </p>
<p>Uyku apnesi özelliği, genellikle teşhis ve tedavi edilmeyen ancak yaygın görülen kronik olarak uyku apnesi teşhisi konmamış, 22 yaş üstü kullanıcıların iki gecelik izleme süresi dahilinde orta ve şiddetli obstrüktif uyku apnesi (OSA) belirtilerini tespit etmesini sağlıyor. Bu özellikten yararlanmak için kullanıcıların on günlük sürede her biri dört saatten uzun olacak şekilde iki kez uykularını takip etmesi yeterli oluyor.</p>
<p>Obstrüktif uyku apnesi, kişinin uykudayken nefesini durdurmasına neden oluyor ve genellikle oksijen alımında kesinti yaşanmasına, düşük uyku kalitesine ve gündüz yorgunluğuna yol açabiliyor. Tedavi edilmeyen uyku apnesi ise hipertansiyon, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, kardiyak aritmi ve inme gibi kardiyovasküler hastalıklara yönelik riskleri artırabiliyor. Ulusal Uyku Vakfı&#8217;na (National Sleep Foundation) göre, ABD&#8217;deki erkeklerin yaklaşık yüzde 25&#8217;i ve kadınların yüzde 10&#8217;u obstrüktif uyku apnesinden mustarip. Samsung Health Monitor uygulamasında yer alacak olan yeni özellikle, daha fazla insanın orta veya şiddetli obstrüktif uyku apnesi semptomlarını proaktif olarak tespit etmesi ve bu tespit sonucunda sağlık komplikasyonu olasılığını azaltmak için tıbbi yardım alınmasının sağlanması hedefleniyor.  </p>
<p>İyi bir sağlık, iyi uykuyla yakından ilişkilidir. Uyku, bedenlerimizin ve zihinlerimizin toparlanmasına yardımcı olurken bizi yeniler ve sonraki güne hazır bir şekilde başlamamız için güçlendirir. Geceleri aldığımız uykunun kalitesi, fiziksel ve zihinsel sağlığımızı, ilişkilerimizi, performansımızı ve çok daha fazlasını büyük ölçüde etkiler.  Uykunun sağlığımız üzerindeki temel rolünün farkında olan Samsung, daha iyi bir uyku için üç temel unsura odaklanıyor: Uyku düzenini öğrenmek, daha iyi alışkanlıklar oluşturmak ve uyku dostu bir ortam yaratmak.</p>
<p>Samsung, Galaxy kullanıcılarının uyku sağlığı alışkanlıklarını iyileştirmek için mümkün olan en iyi uyku araçlarını sunma taahhüdü kapsamında bir sonraki adımı uyku apnesi özelliğiyle atıyor. Bu özellik, üçüncü çeyrekte Samsung Health Monitor uygulaması üzerinden ABD&#8217;deki Galaxy Watch serisi saatlerde kullanıma sunulacak.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-galaxy-watchtaki-uyku-apnesi-ozelligi-abdde-fda-tarafindan-onaylanarak-bir-ilke-imza-atti-443259">Samsung Galaxy Watch&#8217;taki Uyku Apnesi Özelliği ABD&#8217;de FDA Tarafından Onaylanarak Bir İlke İmza Attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Esnasında Kilo Vermeyi Sağlayan 12 Etkili Yöntem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-esnasinda-kilo-vermeyi-saglayan-12-etkili-yontem-426982</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2023 07:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[esnasında]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[sağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[vermeyi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426982</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo vermek ve ideal kiloda kalmak sağlıklı bir yaşamın ilk basamağını oluşturuyor. İdeal kiloyu korumak kadar hareketli bir yaşam da pek çok ciddi hastalığın oluşmasını engelliyor. Günlük hayatta uygulanacak çok basit ve etkili yöntemler kilo vermede başarılı sonuçlar alınmasını sağlayabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-esnasinda-kilo-vermeyi-saglayan-12-etkili-yontem-426982">Uyku Esnasında Kilo Vermeyi Sağlayan 12 Etkili Yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>UYKU ESNASINDA KİLO VERMEYİ SAĞLAYAN 12 ETKİLİ YÖNTEM</strong></p>
<p>Kilo vermek ve ideal kiloda kalmak sağlıklı bir yaşamın ilk basamağını oluşturuyor. İdeal kiloyu korumak kadar hareketli bir yaşam da pek çok ciddi hastalığın oluşmasını engelliyor. Günlük hayatta uygulanacak çok basit ve etkili yöntemler kilo vermede başarılı sonuçlar alınmasını sağlayabiliyor. Etkili yöntemlerle desteklenecek birkaç önemli ipucu ise sağlıklı bir yaşamın kapılarını aralayabiliyor. Memorial Dicle Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şilan Alyamaç, uyku esnasında kilo vermeyi sağlayan 12 etkili yöntem hakkında bilgi paylaştı. </p>
<p><strong>Uyku halinde kilo verilebilir </strong></p>
<p>Uyku halinde yağ yakımı mümkün olmaktadır. Yağ yakımının gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için uyumadan önce ve uykudan sonra tartılarak durumu değerlendirip anlamak mümkündür. Bu tartılma yönteminde daha hassas bir terazinin kullanılması düşük kiloya sahip bireyler için işi kolaylaştıracaktır. Uyku 4 farklı evresinin mevcut olmasıyla birlikte yağ yakımının en yüksek gerçekleştiği evre delta dalgasıdır. Delta evresinde gerçekleşen growth hormonunun yoğun salınımı uyku halinde ki yağ yakımının ne büyük destekçisidir. Vücudun yağ yakabilmesi için 12 saat aç kalması gerekmektedir. Gerek diyet psikolojisinde gerekse aralıklı oruçla bütünleştirerek 16-8 beslenme metoduyla başlamanın ideal göründüğü bu beslenme yöntemiyle birlikte diyet yaparken tokluk hissinin oluşmasına gerek duyulması da bir diğer açıklamasıdır. </p>
<p><b><strong>Uyku halinde yağ yakımı nasıl sağlanır?</strong></b></p>
<p>Uyku süresi ve kalitesini artırmaya özen gösterilmesi gerekmektedir. Karanlık bir ortamda uyumak oldukça önemlidir. Karanlık alanda uyumanız melatonin hormonu salınımını artırmakla birlikte growth hormonunu da destekleyecektir. Cep telefonu veya bilgisayar başında yani mavi ışığa maruz kalarak uyunmamalıdır. Bunun yerine kitap okuyarak uykuya geçiş tercih edilebilir. 23:00’dan önce uyumaya özen gösterilmelidir. Biyolojik saatin çalışma şekli; 90 dk’lık ilk dalgayı kaçırılırsa bir sonraki uygu dalgasını beklenilmesi gerekecektir. Yani gece yarısından sonrasını beklemek zorunda kalabilirsiniz. Uyku problemi varsa B1 grubu vitamin takviyesinden faydalanılabilir. Özellikle bel ve sırt ağrıları çeken kişilerin D3 desteği alması uygundur. Sürekli uyanmalar kortizol seviyesinin yüksek olduğunu gösterir. Bu tarz devamlı uyanma durumlarına da çözüm getirebilmek için çinko desteği alınabilir.   </p>
<ol>
<li>Nefesinize odaklanın, iyi bir nefes derin bir uyku demektir. </li>
<li>Uykunun en büyük düşmanlarından biri strestir. Dışarı çıkın, doğayla iç içe kalın, fiziksel anlamda iş yapın ve vücut yorgunluğuna sebep olacak eylemlerde bulunun. </li>
<li>Eğer sık idrar durumu yaşıyorsanız uykunuzda ketojenik veya aralıklı oruç gibi özel beslenme metotlarını kullanabilirsiniz. Gece geç saatlerde beslenmeyi ve atıştırmalıkları hemen bırakın.</li>
<li>19:00’dan sonra beslenmeme alışkanlığı kazanın. </li>
<li>Egzersiz yapın. Yoğun, kısa süreli, bol dinlenmeli, aşırı olmayan egzersizlere başvurun. </li>
<li>Geceleri protein, karbonhidrat ve şekerli bir besin tüketmeyin.  </li>
<li>Bir kronik rahatsızlığınız yoksa antrenmanlarınızdan önce ve sonra beslenmemeye özen gösterin. 3 saat önce ve sonra beslenmeyi durdurun. </li>
<li>Organik ve temiz beslenmeye özen gösterin.  </li>
<li>Bir vitamin takviyesi alıyorsanız ve gün içerisinde egzersiz yapıyorsanız uykudan 4 saat öncesinde almış olun. </li>
<li>Niasin ve arginin growth hormonunu daha kaliteli etkileyebilir ve daha fazla kilo vermeye yardımcı olabilir. </li>
<li>Aralıklı orucu uykuyla birleştirmek uykuda yağ yakımını iyice destekler. </li>
<li>Alkol tüketiyorsanız bırakın. İçilen alkol vücudun REM frekansına geçmesine engel olur. </li>
</ol>
<p><strong>Yağ yakımı kolaylaşıyor</strong></p>
<p>Vücut yağı adipoz dokuda trigliseritler olarak depolanır. Bu moleküler form enerji mekanizması için hızla kullanılmaya uygun değildir. Enerji ihtiyacı duyan hücreler kan akışında bulunan bu bileşikleri alıp yakıt olarak kullanır ve CO² ve suya dönüştürür. Bu sayede bir bölgede yoğunlaşmış yağlanmayı sadece o noktaya odaklanarak azaltamayacağı bilgisini açıklar.  Yani karın kası egzersizi tek başına karın bölgesindeki yağlanmayı yakmanızda yeterli değildir. En iyi yağ yakımı hangi saatlerde olur sorusunun cevabı net bir cevap yerine şu şekilde belirtilebilir; 19:00 sularında beslenmenin durdurulduğu günlük rutinle birlikte verimli uyku sonrası güne başlayan bireyin uyanışın hemen ardından beslenmeyi tercih etmek yerine kalorisi olmayan sıvı ile açlık süresini uzatması durumunda günün ilk saatlerinde en iyi yağ yakım kombinasyonunu sağlamış olur. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-esnasinda-kilo-vermeyi-saglayan-12-etkili-yontem-426982">Uyku Esnasında Kilo Vermeyi Sağlayan 12 Etkili Yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalitesiz Uyku Bağışıklığı Düşürür</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalitesiz-uyku-bagisikligi-dusurur-409557</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2023 09:10:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[düşürür]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesiz]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409557</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaliteli uyku sağlığımız için en az su içmek kadar da önemli. Kalitesiz, verimsiz bir uyku bağışıklığı da düşürüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalitesiz-uyku-bagisikligi-dusurur-409557">Kalitesiz Uyku Bağışıklığı Düşürür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaliteli uyku sağlığımız için en az su içmek kadar da önemli. </strong><strong>Kalitesiz, verimsiz bir uyku bağışıklığı da düşürüyor. Kronik uykusuzluk, yaşam kalitesini ve bağışıklığı bozmasının yanı sıra yaşamı tehdit eden bazı hastalıklara da zemin hazırlıyor aynı zamanda yaşam süresini de etkiliyor.</strong> <strong>Fiziksel, zihinsel ve psikolojik iyilik halinin ancak sağlıklı bir uyku ile mümkün olduğunu söyleyen Liv Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferah Ece uyku hastalıklarının tedavi edilmediği takdirde kalp, tansiyon, obezite, mide-bağırsak hastalıkları ve psikiyatrik bozukluklara yol açtığına da dikkat çekiyor.</strong></p>
<p><strong>Kalitesiz uyku nedir?</strong></p>
<p>İyi bir uykunun başlıca ölçüsü kişinin sabah dinç uyanması ve kendisini gün içinde zinde hissetmesidir. Kalitesiz uyku ise gece sürekli uyanmalar ve sabah yorgunluğu ile karakterizedir. Uyku bozuklukları solunum düzensizliklerine, bu düzensizlikler de kişinin gece boyunca bazen kısmi bazen de tamamen uyanmasına sebep olur. Bu yarı ya da tam uyanıklık durumları hastanın derin ve kesintisiz uyku uyumasını engeller ve uykunun kalitesini bozar. </p>
<p> </p>
<p><strong>Kalitesiz bir uyku nelere sebep olabilir?</strong></p>
<p>Çok gürültülü horlama ve uykudan boğulma hissi ile uyanmanın da eşlik ettiği kalitesiz bir uyku konsantrasyonu bozar, bağışıklığı düşürür. Bunun yanında unutkanlık, sabah baş ağrısı ve bulantı ile uyanma, sinirlilik sıklıkla karşılaşılan durumlardandır. </p>
<p><strong>Sabah dinç uyanmak için geceleri karanlıkta uyuyun</strong></p>
<p>Sabahları dinç uyanmak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için karanlıkta uyumak gerekir. Çünkü bağışıklık sistemini düzenleyen ve vücudun biyolojik saatini koruyan m<strong>elatonin hormonu </strong>saat<strong> 23.00 </strong>ile<strong> 05.00 </strong>arasında salgılanır. Bu saatler arasında karanlıkta uyunduğunda hormon, hücreleri yeniler.</p>
<p><strong>Önerilere uyun, rahat uyuyun</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kilo verin:</strong> Kilo verince uyku sırasındaki solunum düzelecek ve uyku daha dinlendirici olacak, gündüz uykululuk hali azalacaktır.</li>
<li><strong>Alkol ve uyku ilaçlarından kaçının:</strong> Yatmadan en az dört saat önce alkol alımı kesilmelidir. Aşırı alkol solunumu baskılar ve uykuda solunum durmalarının sıklığını ve ağırlığını artırır. Alkol ve uyku ilaçları, kas gevşetici, anksiyete önleyici, ağrı kesici gibi ilaçlar, üst solunum yolu kaslarında gevşemeye yol açıp hava yolu tıkanmasına neden olabilirler. </li>
<li><strong>Sigarayı bırakın:</strong> Sigaranın neden olduğu tahrişin, horlama ve apne ağırlığını arttırdığı düşünülür. Sigaranın bırakılması uykuda solunumun düzelmesinde çok yardımcıdır. </li>
<li><strong>Sırt üstü yatmayın:</strong> Sırt üstü yatma boyun ve boğazdaki yumuşak dokuların arkaya doğru kaymasına ve bunun sonucu olarak hava yolunun daralmasına ya da tam tıkanmasına yol açar. Hastanın sırtına yerleştirilecek yastıkçıklar ya da pijamasının arkasına dikilecek bir cebe yerleştirilen tenis topu hastanın sırt üstü yatmasını engelleyebilir.</li>
<li><strong>Rahat ve ortopedik yastık seçin: </strong>Özellikle yaşlılar eklem problemleri olanlar, artrozu bulunanlar kalp ve akciğer hastalığı olanların vücuda destek sağlayan rahat yatak ve yastıklarla yatmaları uyku kalitesini artırır. Kemik, kas ve eklem hastalığı olanların ortopedik yatak ve yastık kullanması gerekir. </li>
<li><strong>Çarşaf, nevresim kılıfı ve yastık kılıfınız pamuklu olsun: </strong>Hava<strong> </strong>akımına izin veren bir madde olması sebebiyle pamuklu kumaş önerilir.</li>
<li><strong>Yemeğinizi yatmadan en az 3 saat önce yiyin: </strong>Midenin boşalmasına izin vermek, yatınca solunumun ve kalp üstünde basınç oluşmasını azaltmak için gereklidir.<strong> </strong></li>
<li><strong>Akşam yemeklerinde yağlı, kızartmalı ve baharatlı yemeklerden kaçının: </strong>Akşam yemeklerinde yenilen yağlı, kızartmalı ve baharatlı yiyecekler<strong> </strong>reflüye de yol açabildiklerinden uykuya dalmayı güçleştirip uyku kalitesini bozacaktır. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalitesiz-uyku-bagisikligi-dusurur-409557">Kalitesiz Uyku Bağışıklığı Düşürür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Gece İçilen Kahve, Uyku Verimliliğini %7 Azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-gece-icilen-kahve-uyku-verimliligini-7-azaltiyor-409155</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Sep 2023 13:01:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bülteninde]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hafta]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[içilen]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[verimliliğini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409155</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, yine çok önemli konular ele alınıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-gece-icilen-kahve-uyku-verimliligini-7-azaltiyor-409155">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Gece İçilen Kahve, Uyku Verimliliğini %7 Azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, yine çok önemli konular ele alınıyor. Yatmadan kısa süre önce içilen kahvenin uyku üstündeki etkileri, kanser tedavisinde müziğin gücü ve biyolojik yaş ile stres ilişkisi, son sayının öne çıkan başlıkları. </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em>TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in Medikal Direktörlüğü’nce hazırlanan ve 2 hafta bir yayımlanan, “Bilimsel Gündem” bültenlerinin son sayısı, her zamanki gibi çok yararlı bilgileri ve tıptaki önemli yeni gelişmeleri ele alıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Stres ve yaşlanma ilişkisi, müziğin tedavi edici gücü…</strong></p>
<p>“Bilimsel Gündem”in son sayısında, kullanımı giderek yaygınlaşan elektronik sigara başta olmak üzere yine çok özel konu başlıkları yer alıyor: </p>
<ul>
<li><strong>Son kafein</strong>: Yatmadan önceki kafein tüketim zamanının, gece uykusu üzerindeki etkisi araştırıldı. Çalışmaya göre toplam uyku süresinde azalmayı önlemek için, kahve yatmadan en az 8 saat önce içilmeli.</li>
<li><strong>Kanser tedavisinde müzik desteği: </strong>Araştırmalarda, müzik terapilerinin tedavi sürecindeki hastalarda yaygın görülen depresyon ve anksiyete semptomlarını azalttığı saptandı.</li>
<li><strong>Stres ve Biyolojik Yaş:</strong> Yeni yapılan bir çalışma, biyolojik yaşın, çeşitli stres biçimlerine tepki olarak hızla arttığını ve durumun stresten kurtulmanın ardından tersine döndüğünü gösterdi.</li>
</ul>
<p><strong>Spotify ve YouTube’a da yükleniyor</strong></p>
<p>Tıbbın popüler alanındaki tüm yeni gelişmelerin, sade, kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yapıda kamuoyu ile paylaşıldığı bültenler, 25 bin KVKK onaylı kişiye mail yoluyla iletiliyor. Tıp alanındaki gelişmelerin yanı sıra Türk ve yabancı bilim insanları hakkında da bilgi paylaşımı yapılan referans kaynak niteliğindeki bültenler, Abdi İbrahim web sitesinde yayımlanıyor. Bunun yanı sıra her yeni sayısı podcast formatında Spotify’a yükleniyor ve sonrasında bu podcastler Youtube üzerinden de paylaşılıyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-gece-icilen-kahve-uyku-verimliligini-7-azaltiyor-409155">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Gece İçilen Kahve, Uyku Verimliliğini %7 Azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku İlaçları Bir Süre Sonra Uyutmayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-ilaclari-bir-sure-sonra-uyutmayabilir-407570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Sep 2023 13:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyutmayabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=407570</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanların düzensiz uyku uyanıklık saatleri varsa gece uykuya dalmada zorluk yaşayabileceklerini belirten uzmanlar, uyku problemlerinde genel olarak ilaçlardan daha çok uyku ve uyanıklık ritminin düzenlenmesi ile uyku hijyenini bozan faktörlerden kaçınılmasını öneriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-ilaclari-bir-sure-sonra-uyutmayabilir-407570">Uyku İlaçları Bir Süre Sonra Uyutmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsanların düzensiz uyku uyanıklık saatleri varsa gece uykuya dalmada zorluk yaşayabileceklerini belirten uzmanlar, uyku problemlerinde genel olarak ilaçlardan daha çok uyku ve uyanıklık ritminin düzenlenmesi ile uyku hijyenini bozan faktörlerden kaçınılmasını öneriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Uyku ilaçlarının etkisi kısa sürelidir, bugün uyumanıza yardımcı olan bir ilaç 1-2 ay sonra sizi uyutmayabilir.” dedi. Herkesin 8 saat uyumak zorunda olmadığına da değinen Metin, uyku ihtiyacının kişiye göre değişebileceğini vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, imsonia (uykusuzluk) hakkında bilgi vererek, imsonianın uykuya dalma, uykuyu sürdürme bozukluğu olarak tanımlanabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Barış Metin, imsoniaya neden olan onlarca hastalık olduğunu, bunlardan en sık görülenin ise gece gündüz uyanıklık ritminin bozulması olduğunu belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Düzensiz uyku ve uyanıklık saatleri varsa, bu insanların gece uykuya dalmalarını zorlaştırabilir. Bunun yanında huzursuz bacak sendromu da uykuya dalmayı güçleştirebilir. Yine bazı insanların uyumak ile ilgili aşırı endişesi varsa bu endişe ve kaygı durumu da uykuya dalmayı zorlaştırıyor. Bunlar dışında depresyon ve kaygı bozuklukları olan hastalar psikolojik problemlerinden dolayı uykuya dalma güçlükleri çekebiliyorlar. Uyku hijyeni dediğimiz uyku ile ilgili bazı genel kurallara dikkat etmemekten kaynaklı olan uyku bozuklukları da görülebiliyor. Örneğin akşam saatlerinde aşırı çay kahve tüketimi uykuyu bozabiliyor.”</p>
<p><strong>Elektronik cihazlar da uykuyu olumsuz etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Uykusuzluğun çok yaygın bir durum olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Metin, “Uyku hijyenini etkileyen en önemli unsurlardan biri elektronik cihazlar. Elektronik cihazlar günlük hayatımıza daha çok girdi. Artık insanlar yatağa girdiği zaman tablet ve telefon ile uğraşıyorlar. Bu da aşırı miktar ışık maruziyetine neden oluyor ve uykuya dalmayı güçleştiriyor.” diye konuştu.</p>
<p>Uyku ve uyanıklık saatlerine daha az dikkat edildiğini de kaydeden Prof. Dr. Metin, “Bu da gece uykuya dalmayı zorlaştırıyor. İyi ve kaliteli uyku uyumak için genellikle aynı saatlerde yatıp aynı saatlerde kalkmak gerekiyor. Eğer bu düzeni bozarsak geceleri uykuya dalmakta zorlanabiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Uyku ilaçları doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalı</strong></p>
<p>Reçetesiz satılan uyku ilaçlarına değinen Prof. Dr. Metin, içlerinde zararsız olanların bulunduğunu ancak reçeteli veya reçetesiz uyku ilacı çok önermediğini, doktor tavsiyesi olmadan uyku ilacı kullanılmaması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uyku ve uyanıklık ritminin düzenlenmesi ilaçlardan daha etkili</strong></p>
<p>Uyku problemlerine kalıcı çözüm getirmenin mümkün olmadığına vurgu yapan Prof. Dr. Metin, şunları kaydetti:</p>
<p>“Eğer kişinin uykuya dalma veya sürdürmesini engelleyen çok belli bir psikolojik veya psikiyatrik hastalığı yoksa, bu tip durumlar ilaç ile tedavi edilebiliyor. Bunların dışındaki uyku problemlerinde genel olarak ilaçlardan daha çok uyku ve uyanıklık ritminin düzenlenmesi ve uyku hijyenini bozan faktörlerden kaçınılmasını öneriyoruz. Çünkü uyku ilaçlarının etkisi kısa sürelidir, bugün uyumanıza yardımcı olan bir ilaç 1-2 ay sonra sizi uyutmayabilir. O yüzden hayatınızı düzenlemek, belirli saatlerde uyumak ve uyanmak, akşam saatlerinde uyarıcı almamak, gündüz uzun uykulardan kaçınmak, öğlen geç saatlere kadar uyumaktan kaçınmak gibi düzen sağlayıcı etkenler uykuya dalmakta daha kalıcı çözümler sunuyor.”</p>
<p><strong>Çok fazla çay ve kahve tüketiminden kaçınmak gerek</strong></p>
<p>Uyku problemleri için alternatif tedavi modelleri olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Barış Metin, “Biz uyku problemi yaşayan hastalarımıza aslında ilaçtan çok öncelikle davranışsal eğitimler veriyoruz. Kişiye yardımcı olarak ilaç da verebiliyoruz ama bunlar kısa süreli oluyor. Bir hastamıza ‘uyku ilacını al aylarca kullan’ dediğimiz çok nadir oluyor. Genelde uyku hijyenine sebep olan nedenleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.” dedi.</p>
<p>Çok fazla çay ve kahve tüketiminden kaçınmak, yatakta uyku dışında uykuyu bozabilecek tablet, telefon vb. elektronik cihazları kullanmaktan kaçınmak ve eğer uyuyamıyorsak yatakta çok kalmamak gerektiğini de anlatan Prof. Dr. Metin, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Çünkü siz yatakta uyumak için sağdan sola, soldan sağa döndükçe uykunuz daha da açılacaktır ve ayrıca kişinin aldığı başka bir ilaç varsa bunun belki değiştirilmesi gündeme gelebilir. Bunlar bizim genel anlamda uyku hijyeni dediğimiz kuralları oluşturuyor ve kişide uyku bozan, uyku kalitesini azaltan, uyku hijyenine karşı olan tutumları tespit edip öncelikle değiştirmeye çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>Herkes 8 saat uyumak zorunda değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Metin, kişilerin doğal uyku süresi ile ilgili yanlış bir inanış var olduğunu kaydederek, şöyle dedi:</p>
<p>“‘Herkes 8 saat uyumalı’ gibi ön yargıyla bazı insanlar ‘Ben de 8 saat uyumalıyım’ diye yatağa gidiyor. Ancak bu herkes için geçerli değil. 5 saat uyku ile gayet sağlıklı hayatını sürdüren insanlar da var. O insanlar 8 saat uyumayı denerlerse uyamıyorlar, bu sefer de uykusuzum diye bize müracaat ediyorlar ya da tam tersi insanın uyku ihtiyacı mesela çocuklarda olduğu gibi günde 12-13 saat de olabiliyor. Çocuklar o kadar uyur, ondan az uyutursanız çocuk gündelik yaşam aktivitelerinde zorlanır. Aynı şekilde yetişkinlikte de bu kadar uykuya ihtiyaç duyan insanlar olabiliyor. O insanları da kısa uyutmayı çalışırsanız bu sefer uykusuzluk, gün boyu uykulu hissetme problemleri ortaya çıkabiliyor.</p>
<p>Kişiye bağlı faktörleri dikkate almak gerekiyor herkes aynı saate uyumuyor, herkes aynı miktar uyumuyor, herkes aynı saate uykuya dalamıyor. Biri 12.00’de uykuya dalabiliyor, başka biri gece 2’den önce uyuyamıyor. Bu bir hastalık değil.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-ilaclari-bir-sure-sonra-uyutmayabilir-407570">Uyku İlaçları Bir Süre Sonra Uyutmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıksız Beslenme Uyku Apnesine de Davetiye Çıkarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sagliksiz-beslenme-uyku-apnesine-de-davetiye-cikariyor-390152</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jul 2023 11:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesine]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[davetiye]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıksız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=390152</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek karbonhidrat ve yağlı beslenme gibi kötü beslenme alışkanlıkları ve çağımızın getirdiği hareketsizlikle birlikte obezite/aşırı kiloluluk giderek yaygınlaşmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sagliksiz-beslenme-uyku-apnesine-de-davetiye-cikariyor-390152">Sağlıksız Beslenme Uyku Apnesine de Davetiye Çıkarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıksız beslenme alışkanlıklarının tetiklediği obezite, birçok ciddi hastalığın yanı sıra uyku apnesine de zemin hazırlıyor. Uyku sırasında nefesin 10 saniyeden uzun bir süre kesilmesi, yeterli şekilde alınamaması ve bu sorunun uyku boyunca saat başına 5 defadan fazla yaşanması olarak tanımlanan uyku apne sendromu, çeşitli sebeplerle ortaya çıksa da sıklıkla kilolu kişilerde görülüyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Sinem İliaz, uyku apnesi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kalp, kas/sinir ve beyin hastalıkları da uyku apnesine yol açabiliyor</strong></p>
<p>Yüksek karbonhidrat ve yağlı beslenme gibi kötü beslenme alışkanlıkları ve çağımızın getirdiği hareketsizlikle birlikte obezite/aşırı kiloluluk giderek yaygınlaşmaktadır. Uyku apne sendromu da obezite veya aşırı kilolu kişilerde daha sık görülmektedir. Elbette uyku apne sendromunun tek nedeni aşırı kilo değildir. Bazen kullanılan ilaçlar, kalp hastalığı, kas-sinir hastalığı veya bazı beyin rahatsızlıkları da uyku apne sendromuna neden olmaktadır. Bazı durumlarda çok zayıf olanlarda ya da bu sayılan hastalıkların görülmediği kişilerde bile bireysel başka nedenlerle derin uyku evresinde veya sırtüstü yatarken uyku apnesi ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><strong>Uyku apne sendromu kalbe zarar verebilir</strong></p>
<p>Uyku apne sendromunun özellikle kalbe olumsuz etkilerden dolayı tedavi edilmesi gerekmektedir. Uyku apne sendromu nabız hızlanması, düzensiz nabız, ilaçlara dirençli yüksek tansiyon, kalp kasında kalınlaşma, kalp krizinde artışa neden olabilmektedir. Bu olumsuz etkilerinden dolayı mutlaka tedavi edilmesi önerilir. </p>
<p><strong>Tanı uyku testi ile konuluyor</strong></p>
<p>Uyku apne sendromu hafif, orta ve ağır olmak üzere 3 şiddette olabilir. Hastalığın tanısı uyku laboratuvarında hastanın bir gece uyuması ile konulur. Bu uyku sırasında; kalp atışı, göğüs, karın, bacak hareketleri ve beyin dalgaları bağlanan elektrotlarla gece boyu takip edilir. Uyku apne sendromu teşhisine yarayan bu teste polisomnografi adı verilir ve tanı için altın standarttır. Bu gecenin sonunda, uyku uzmanı hastanın gecenin ne kadarını uykuda geçirdiğini ve bu uyku sırasında gelişen solunumsal, kardiyak olayları skorlar. Hastanın uyku testi değerlendirilerek ayrıntılı bir rapor hazırlanır ve hastanın uyku apne sendromu tedavisine ihtiyacı olup olmadığına bu şekilde karar verilir. Obezite hastası olup, horlama, gündüz aşırı uyku hali ve gece uykuda nefes durmaları olan, uyku apne sendromu açısından yüksek riskli kişilerde daha ağır uyku apne sendromu olması beklenir. Bu bireylerde uyku laboratuvarında polisomnografi yerine, hastanın kendi evinde, yatağında uygulanan daha basit bir test olan poligrafiden yararlanılır. Poligrafi uykunun evrelerini göstermediğinden, uykunun tanısının konulması için yeterli olup olmadığını veya derin uyku ile ilişkili uyku apne sendromu görülüp görülmediğini anlamak mümkün değildir. Yani normal bir poligrafi uyku apne sendromunu ekarte ettirmez, ancak uyku apne sendromu düşündüren bir poligrafi tanı koymak için yeterli olur. </p>
<p><strong>Tedavi kişiye özel belirleniyor</strong></p>
<p>Polisomnografi/poligrafi sonucu değerlendirildikten sonra hastanın uyku apne sendromu için tedavi alması gerekiyorsa bu tedavi alternatifleri hastayla görüşülür. En sık uygulanan tedavi CPAP (sürekli pozitif havayolu basıncı) tedavisidir. Bunun için özel bir cihazdan çıkan basınçlı hava, bir solunum devresi (hortum) ve bir yüz maskesi aracılığıyla hastaya ulaştırılır. Buradaki basınçlı havanın amacı, solunum durması veya yüzeyelleşmesine izin vermeden soluk alıp verişi belirli bir derinlikte ve süreklilik halinde tutmaktır. Bu şekilde uyku apne sendromu tedavi edilmiş olur. CPAP cihazı ile tedaviye karar verildiğinde hastanın ikinci bir gece uykusu, bu kez cihaz kullanırken gözlenir. Bu şekilde CPAP cihazında kullanılması gereken uygun basınçlar bulunur. Bu basınç ayarlama testi halk arasında 2. gece testi olarak da bilinir. Bu test hastanın ağırlığına ve ek hastalıklarına göre hastanede veya kendi evinde yapılabilir. Bu testin nerede yapılması gerektiğine uyku uzmanının karar vermesi uygun olur. CPAP tedavisine bire bir alternatif olmamakla birlikte, ağız içi alt çeneyi öne çeken bir aparat kullanımı, belirgin kilo kaybı, üst havayolu darlığı olanlarda operasyon, pozisyonel uyku apne sendromu yan yatmayı sağlayacak önlemler uyku apne sendromuna alternatif olabilir. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sagliksiz-beslenme-uyku-apnesine-de-davetiye-cikariyor-390152">Sağlıksız Beslenme Uyku Apnesine de Davetiye Çıkarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku düzenini korumada ebeveynlerin tutumu önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-duzenini-korumada-ebeveynlerin-tutumu-onemli-383796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2023 11:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düzenini]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynlerin]]></category>
		<category><![CDATA[korumada]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tutumu]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=383796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykunun fizyolojik ve psikolojik sağlığın kritik bir belirleyicisi olduğunu belirten uzmanlar, çocukların gelişimi için de temel bir gereksinim olduğu konusunda hemfikir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-duzenini-korumada-ebeveynlerin-tutumu-onemli-383796">Uyku düzenini korumada ebeveynlerin tutumu önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uykunun fizyolojik ve psikolojik sağlığın kritik bir belirleyicisi olduğunu belirten uzmanlar, çocukların gelişimi için de temel bir gereksinim olduğu konusunda hemfikir. Çocuklarda uygun ortam ve koşulların sağlanmasına rağmen bazı uyku problemleri görülebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, bu sorunların çocukların fizyolojik ve psikolojik gelişimini sekteye uğratabileceğine vurgu yapıyor. 4-5 yaş döneminde gündüz uykularını bırakmaya başlayan çocukların, tutarlı ve rutin biçimde uyuma ve uyanma zamanının ayarlanması gerektiğini belirten Konuk, çocukların yatağa gitmede direnç gösterdikleri durumlarda ebeveyn tutum ve yaklaşımlarının kritik bir öneme sahip olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, çocuklarda uyku düzeni ve kaliteli uykunun önemini açıkladı.</p>
<p><strong>Bozulmuş uyku düzeni hem çocuğun hem de ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir</strong></p>
<p>Uykunun fizyolojik ve psikolojik sağlığın kritik bir belirleyicisi olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Çocukların gelişiminde uyku büyüme, gelişme, fiziksel güçlenme ve bağışıklığın güçlenmesi ile duygusal gelişim için de önemli temel bir gereksinim. Bozulmuş bir uyku düzeni veya yetersiz uyku hem çocuğun hem de ailenin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Aynı zamanda çocukların öğrenme, hafıza süreçleri, okul performansları ve hayat kalitesi için oldukça önemli.” dedi.</p>
<p><strong>Uyku sorunları çocukların fizyolojik ve psikolojik gelişimini sekteye uğratabiliyor</strong></p>
<p>Çocuklarda uygun ortam ve koşulların sağlanmasına rağmen bazı uyku problemleri görülebileceğine dikkat çeken Konuk, “Uykuya dalma güçlüğü, sık uyanma gibi uykuyu sürdürmekte zorluk, uyurgezerlik, gece terörü, sık kabus görme gibi problemler sıklıkla görülebiliyor. Bu gibi uyku sorunları çocukların fizyolojik ve psikolojik gelişimini sekteye uğratabiliyor. Günlük yaşam aktiviteleri, davranışları ve ilişkileri uyku sorunlarına bağlı olarak olumsuz yönde etkilenebiliyor.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Uyku problemleri farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Çocuklarda uyku problemlerinin görülmesinin farklı nedenleri olabileceğini kaydeden Konuk, “Fiziksel rahatsızlıklar, çocuğun sahip olduğu mizaç, genetik yatkınlık ya da kaygı, stres, travma gibi duygusal problemler uyku sorunlarına neden olabiliyor. Bunların yanında ebeveyn tutumları, ebeveyn-çocuk ilişkisi, uyku düzeni ve rutini, uyku saatlerinin veya uyku yerinin değişimi gibi durumlarda da uyku problemleri görülebiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Bazı bebekler uyumayı sevmez </strong></p>
<p>Çocuğun gelişim sürecinde uyku alışkanlıklarında sıklıkla değişiklikler olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Bebeklik dönemi ve okul öncesi dönemde uykunun yapısında ve süresinde sürekli bir değişim gerçekleşir. Her çocuğun uyku ihtiyacı birbirinden farklılık gösterir. Özellikle bebeklerde uyku faktörü biyolojik yatkınlık gösterebilir. Bazı bebekler uyumayı çok severken, bazı bebekler ise sevmez. Genel olarak bebekler yaklaşık 6 aylık olana kadar düzensiz bir uyku döngüsüne sahiptirler. Gün içinde kimi zaman uzun saatler kimi zaman ise çok kısa saatler şeklinde uyurlar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>4-5 yaş aralığında tutarlı ve rutin uyuma ve uyanma zamanı ayarlanmalı </strong></p>
<p>1-3 yaş arasındaki çocukların günde ortalama 13-16 saat uyuduğunu ifade eden Konuk, “Bu yaş grubundaki çocuklarda günde bir veya iki kez 1,5 &#8211; 3,5 saat süren gündüz uykuları normaldir. 3-5 yaş arasındaki çocuklar günde ortalama 11-12 saatini uykuda geçirir. 4-5 yaş aralığında ise pek çok çocuk artık gündüz uykularını bırakmış olur. Bu dönemde çocukların tutarlı ve rutin biçimde uyuma ve uyanma zamanının ayarlanması gerekir. 6-12 yaş aralığı okul dönemi çocuklarının ise çoğu 10-11 saat uyur. Bu yaş dönemi olumlu sağlık davranışlarının ve sağlıklı uyku alışkanlıklarının geliştiği de bir dönemdir. Ancak bu yaştaki pek çok çocuk yatağa gitmek istemez, uykuya direnç gösterebilir. Bu gibi durumlarda ebeveyn tutumları ve yaklaşımları kritik bir öneme sahip.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Uykuya geçişi kolaylaştırmak için uyku oyuncağı kullanılabilir</strong></p>
<p>Çocukların uykuya geçişini kolaylaştırmak amacıyla yapılabileceklere de değinen Konuk, “Özellikle bebeklerde ve okul öncesi dönemde uyku oyuncağı kullanılabilir. Bunun için uyku sırasında rahatlamasını sağlayacak, uyku arkadaşı olarak bir peluş oyuncak veya dolgulu oyuncaklar kullanılabilir. Bununla birlikte uyku objesi olarak adlandırılan bir yastık ya da bir battaniye, çocuğun sevdiği bir kıyafet ya da ebeveyne ait bir kıyafet gibi eşyaların, çocuğun uykuya dalmasında kolaylaştırıcı ve yatıştırıcı bir işlevi olabilir.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>İhtiyaçları zamanında karşılanabilecekse, bebek yalnız yatabilir</strong></p>
<p>Bebeği yalnız yatırmaya başlamanın duruma ve sürece göre değişkenlik gösterebileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Genellikle ebeveynler bebekleri doğdukları andan itibaren belli bir zamana kadar kendi odalarında ayrı olarak yatırırlar. Aynı odada uyuyor olmak hem ebeveynlerde güven duygusu oluşturur hem de bebeğin ihtiyaçları bu sayede zamanında karşılanabilir.” dedi. </p>
<p>Ayrı odalarda bebeğin ihtiyaçlarının tam ve zamanında, tutarlı bir şekilde karşılanabilmesi durumunda ise bebeğin yalnız yatmaya alıştırılabileceğini ifade eden Konuk sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bebek anne sütü almıyorsa doğduğu andan itibaren yalnız yatmaya alıştırılabilir. Ancak bebeğin ihtiyaçlarını karşılamakta ebeveynler gecikme yaşıyorsa bebek belirli bir yaşa kadar anne babanın odasında, ancak kendine ait bir beşik veya yatakta yatabilir. Doğduğu andan itibaren ebeveynleriyle aynı odada yatan bir çocuğun ortalama 1,5-2 yaşına geldiğinde kendi odasında yalnız başına yatabilmesini sağlamak gerekir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-duzenini-korumada-ebeveynlerin-tutumu-onemli-383796">Uyku düzenini korumada ebeveynlerin tutumu önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik ağrının dört temel direği: Stres, beslenme, egzersiz ve uyku</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-agrinin-dort-temel-diregi-stres-beslenme-egzersiz-ve-uyku-381920</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2023 11:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[direği]]></category>
		<category><![CDATA[dört]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik ağrıların çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirten uzmanlar, üç aydan daha uzun süren ağrılara ‘kronik ağrı’ denilebileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrinin-dort-temel-diregi-stres-beslenme-egzersiz-ve-uyku-381920">Kronik ağrının dört temel direği: Stres, beslenme, egzersiz ve uyku</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik ağrıların çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirten uzmanlar, üç aydan daha uzun süren ağrılara ‘kronik ağrı’ denilebileceğine dikkat çekiyor. Kronik ağrı sorununun ülkemizde de artış gösterdiğine değinen Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, kronik ağrıların stres, kaygı, depresyon, uyku sorunları dahil birçok ruhsal sorunlara yol açabileceğini vurguluyor. Kronik ağrıya yönelik herkese ve her duruma uyan standart bir reçete olmadığının altını çizen Nurmedov, stres, beslenme, egzersiz ve uyku faktörlerinin kontrol altında tutulmasının kronik ağrının en aza indirilmesinde yardımcı olabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, kronik ağrıların nedenleri ve etkilerine dair açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Kronik ağrı belirgin bir neden olmadan da ortaya çıkabilir </strong></p>
<p>Genellikle bir hastalık veya yaralanmanın sonucu olarak ortaya çıkan ve üç aydan daha uzun süren ağrılara ‘kronik ağrı’ denildiğini belirten Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Kronik ağrı, bir yaralanma veya hastalıktan kurtulduktan uzun süre sonra da devam edebilir. Bazen belirgin bir neden olmadan bile ortaya çıkabilir. Kronik ağrı, vücudun bir bölgesinde hissedilen sürekli veya tekrarlayan bir rahatsızlık hissi olarak tanımlanır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kronik ağrı çok yaygın görülen bir sorun</strong></p>
<p>Kronik ağrıların çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Nurmedov, “Yaralanmalar, cerrahi müdahaleler, romatizmal hastalıklar, sinir sistemi bozuklukları, belirli kanser türleri, fibromiyalji, migren, omurga sorunları gibi durumlar kronik ağrıya neden olabilir. Kronik ağrı çok yaygın görülür ve bir kişinin tedaviye başvurmasının en öncelikli nedenleri arasındadır. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 25&#8217;i kronik ağrıdan mustarip. Kronik ağrı ülkemizde de artış gösteriyor. Bu sebeple bir çok kamu ve özel hastanelerde ağrının tedavisi ile uğraşan ‘Algoloji’ bölümleri açılmaya başlandı.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hastalar kronik ağrıları çok farklı şekillerde tanımlayabiliyor</strong></p>
<p>Bazı insanların da bir yaralanma veya fiziksel hastalığa bağlı olmayan kronik ağrıya sahip olduğunun altını çizen Nurmedov, “Biz bunu psikojenik ağrı veya psikosomatik ağrı olarak adlandırırız. Psikojenik ağrı stres, anksiyete ve depresyon gibi psikolojik faktörlerden kaynaklanır. Bununla birlikte <br />birden fazla ağrı nedeninin üst üste gelmesi de mümkündür. Kanseri olan bir bireyin aynı zamanda psikojenik ağrıya sahip olması gibi.” dedi. </p>
<p>Hastaların kronik ağrıları çok farklı şekillerde tanımladığını da sözlerine ekleyen Nurmedov, “Vurma, sıkma, yanma, zonklama, batma, sıkıştırma gibi betimlemeler kullanabiliyorlar. İşin içine kronik ağrının sebep olduğu ruhsal hastalıklar da eklenince tanımlamalar çok daha karmaşık bir hal alabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tanı konması için hastanın detaylı fizik muayenesi yapılır</strong></p>
<p>Kronik ağrıdan söz edilebilmesi için ağrının en az üç aydır devam ediyor olması gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu süre zarfında ağrının sürekli olması şart değil. Eğer yenilenen tarzda oluyorsa da kronik ağrıdan söz edebiliriz. Tanı konması için öncelikle hastadan ayrıntılı hastalık geçmişi alınır ve hastanın detaylı fizik muayenesi yapılır. Devamında kan testleri, MR, BT, Röntgen, EMG, refleks ve denge testleri, idrar ve beyin omurilik sıvısı testleri dahil ağrının kökeninin ortaya çıkarılmasına faydalı olabileceği düşünülen çeşitli testler istenebilir.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Kronik ağrısı olan bireylerle yaşamak yıpratıcı olabilir </strong></p>
<p>Kronik ağrının sadece fiziksel bir sorun olmanın ötesinde, kişinin psikolojisini de önemli ölçüde etkileyebilen bir sorun olduğuna değinen Nurmedov, “Kronik ağrı sürekli olarak var olduğu için kişinin günlük yaşamına, ilişkilere ve genel yaşam kalitesine olumsuz etkileri olabilir. Kronik ağrı stres, kaygı, depresyon, uyku sorunları dahil birçok ruhsal sorunlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Kişiden kişiye ve durumdan duruma değişkenlik gösterse de kronik ağrısı olan bir bireyle yaşamanın kimi zaman oldukça yıpratıcı olabileceğini kaydeden Nurmedov, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişinin ağrı ile baş etmek için harcadığı enerji, zaman ve dikkat o kadar fazla ki, aile üyeleri ve arkadaş çevresine ayıracak ne enerjisi ne zamanı ne de dikkati kalır. Bu da ilişkileri yıpratır. Bununla birlikte, kronik ağrıyla yaşayan bir kişi, sürekli rahatsızlık, stres ve zorluklarla karşı karşıya olduğu için çevresindeki insanların üzerinde duygusal bir yük oluşturabilir. Aile üyeleri veya yakın arkadaşlar, sevdiklerinin acı çektiğini görmekten veya onun ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalmaktan dolayı endişe duyabilirler ve üzülebilirler. Kronik ağrı, kişinin çevresindekilerde çaresizlik hissinin oluşmasına sebep olabilir. Bu da zamanla öfkeye dönüşebilir. Buna bağlı ilişkiler gerilebilir ve kimi zaman kopabilir de.” </p>
<p><strong>Kronik ağrıya yönelik herkese ve her duruma uyan standart bir reçete yok</strong></p>
<p>Öncelikle ağrıların nedenlerinin araştırıldığını ve tespit edilirse neden yönelik tedavi planlandığını vurgulayan Nurmedov, “Bazen ağrının kaynağı bulunamaz, bu durumda ağrı semptomatik bir şekilde tedavi edilir. Kronik ağrının tedavisinde birçok yaklaşım var. Hangi yaklaşımın uygulanacağı ağrının türü, ağrının kaynağı, yaş, genel tıbbi durum ve eşlik eden psikiyatrik rahatsızlıklar gibi birçok faktöre bağlı. Dolayısıyla, kronik ağrı tedavisi bireye özgü ve multidisipliner olmalı. Unutulmamalıdır ki, kronik ağrıya yönelik herkese ve her duruma uyan standart bir reçete yok.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Nurmedov, kronik ağrı tedavisinde genel olarak kullanılan yöntemlerin de ilaç tedavisi, fizik tedavi, bilişsel davranışçı terapi, kabul ve adanmışlık terapisi, bilinçli farkındalık yöntemlerini içerek psikolojik destek, alternatif tıp ve cerrahi müdahaleler olduğunu açıkladı.</p>
<p><strong>Kronik ağrının dört temel direği: Stres, beslenme, egzersiz ve uyku</strong></p>
<p>İnsanların yaşam tarzını etkileyen dört ana faktörün adeta kronik ağrının dört temel direği olduğunu dile getiren Doç. Dr. Serdar Nurmedov, bu faktörlerin kontrol altında tutulmasının kronik ağrının en aza indirilmesinde yardımcı olabileceğine dikkat çekti. </p>
<p>Bu faktörleri stres, beslenme, egzersiz ve uyku olarak sıralayan Nurmedov, “Stres kronik ağrıda önemli bir rol oynayabilir. Bu nedenle stresinizi mümkün olduğunca azaltmaya çalışmak önemli. Herkesin stresini yönetmek için farklı teknikleri vardır. Bugüne kadar denemiş olduğunuz teknikler işe yaramadıysa, sizin için en iyi olanı bulana kadar farklı seçenekleri deneyin. Her gün 30 dakika boyunca düşük yoğunluklu egzersizlere katılmak ağrınızı azaltmaya yardımcı olabilir. Egzersizin aynı zamanda stres giderici özelliği de var. Kronik ağrıdan mustarip bireylerin beslenmesine önem vermelerinde fayda var. Çünkü kırmızı et ve rafine karbonhidratlar enflamasyona neden olur. Enflamasyon da ağrıya neden olur. Bu sebeple enflamasyona neden olan gıdaları ortadan kaldırarak anti-enflamatuar bir beslenmeye geçmeniz önerilir. Uyku eksikliği kilo almanıza neden olabilir ve bu da kronik ağrınızı daha da arttırabilir. Kaliteli uyku stres yönetimi için de önemli.” önerilerinde bulundu.</p>
<p><strong>Kronik ağrının tamamen ortadan kaldırılması her zaman mümkün olmayabilir </strong></p>
<p>Tedavi süresinin, ağrının şiddeti, süresi, altta yatan durumun karmaşıklığı, tedaviye verilen yanıt ve kullanılan tedavi yöntemleri gibi faktörlere bağlı olduğunu belirten Nurmedov, “Kronik ağrının tedavi edilmesi genellikle uzun vadeli bir süreçtir ve tamamen ortadan kaldırılması her zaman mümkün olmayabilir. Bu sebeple sabır, iş birliği ve düzenli kontrol kronik ağrının tedavisinde önem arz eder. Tedavinin amacı, ağrıyı kontrol altına almak, yaşam kalitesini artırmak ve günlük işlevselliği iyileştirmektir. Hatırlatmak isterim ki, kronik ağrı dahil, hayatın en önemli ve en büyük sorunlarının çoğu temelde çözümsüzdür. Onları çözemeyebiliriz ama aşabiliriz. Bu sebeple kronik ağrıyı tamamen ortadan kaldırmak için harcadığımız enerji, zaman ve dikkatimizi bu sorunu aşmaya kanalize etmek daha işlevsel olacaktır. Bu konuda ‘Bilişsel Davranışçı Terapi’, ‘Kabul ve Adanmışlık Terapi’ ve ‘Bilinçli Farkındalık’ yaklaşımlarının son derece etkili olduğunu belirtmekte fayda var.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Ağrı stres düzeyini, stres de ağrının şiddetini arttırabilir</strong></p>
<p>Fiziksel ağrı ve ruh sağlığının birbirini besleyen bir döngü içinde olduğuna dikkat çeken Nurmedov, “Kronik ağrı ruh sağlığını olumsuz etkilediği gibi, ruh sağlığının bozulması da fiziksel iyilik halimizi olumsuz etkiler. Öte yandan ağrı deneyimi sadece fiziksel bir duyum değildir, aynı zamanda psikolojik, duygusal ve bilişsel süreçlerle de ilişkilidir.” dedi. </p>
<p>Fiziksel ağrı ve ruh sağlığı arasındaki etkileşime en iyi örneklerden birinin stres etkisi olduğunu söyleyen Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağrı stres düzeyini arttırabilir ve stres de ağrının şiddetini arttırabilir. Stres hormonlarındaki artış ağrının daha şiddetli algılanmasına sebep olabilir. Aynı zamanda kronik stres, ağrının kronikleşmesini kolaylaştır ve şiddetini arttırabilir. Bir diğer örnek de fiziksel ağrının algılanması ve yorumlanması ile ilgilidir. Şöyle ki; ağrı deneyimi, kişinin algılamasına, yorumlamasına ve ağrıya verdiği anlamına bağlı olarak değişebilir. Ruhsal faktörler, ağrıya odaklanma, ağrıyı tehdit olarak algılama kısmında belirleyici olabileceği gibi, ağrıya karşı başa çıkma stratejilerin geliştirilmesinde de önemli rol oynar.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrinin-dort-temel-diregi-stres-beslenme-egzersiz-ve-uyku-381920">Kronik ağrının dört temel direği: Stres, beslenme, egzersiz ve uyku</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung&#8217;un One UI 5 Watch güncellemesiyle uyku kalitenizi artırmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsungun-one-ui-5-watch-guncellemesiyle-uyku-kalitenizi-artirmak-mumkun-373101</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 10:26:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[artırmak]]></category>
		<category><![CDATA[güncellemesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[samsungun]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[watch]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha kişisel ve sezgisel bir sağlık deneyimi sunmak için tasarlanan yeni One UI 5 Watch yazılımı, bu yılın sonlarına doğru Galaxy Watch akıllı saatlerde kullanılmaya başlanacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsungun-one-ui-5-watch-guncellemesiyle-uyku-kalitenizi-artirmak-mumkun-373101">Samsung&#8217;un One UI 5 Watch güncellemesiyle uyku kalitenizi artırmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Daha kişisel ve sezgisel bir sağlık deneyimi sunmak için tasarlanan yeni One UI 5 Watch yazılımı,<br /> </strong></em><strong>bu yılın sonlarına doğru Galaxy Watch akıllı saatlerde kullanılmaya başlanacak. <br />Genel sağlık üzerinde belirleyici etkisi olan uyku düzenine yönelik iyileştirmeler içeren<br /> One UI 5 Watch güncellemesi, kullanıcılara uyku kalitesini artırma konusunda yardımcı olacak.<br /> Böylece Galaxy Watch kullanıcıları her güne zinde ve motive bir şekilde başlayabilecek.</strong></p>
<p>Samsung Electronics, bu yılın sonlarına doğru Galaxy Watch akıllı saatlerde kullanılmaya başlanacak yeni One UI 5 Watch güncellemesini tanıttı. Daha kişisel ve sezgisel bir sağlık deneyimi sunmak için tasarlanan yeni yazılım, genel uyku düzenini destekleyecek iyileştirmeleri de içeriyor. Genel sağlığa yaklaşımda sıklıkla gözden kaçırılan uyku düzenine yönelik iyileştirmelerin yanında, zindelik ve güvenliğe odaklanan yeni özellikler de One UI 5 Watch ile Galaxy Watch akıllı saatlere geliyor. </p>
<p>Samsung Electronics Mobil Deneyim Birimi Dijital Sağlık Ekibi Başkanı Hon Pak şunları söyledi: “Samsung, kullanıcılarını sağlık hedeflerine ulaşma konusunda destekleme ve onlara kapsamlı bir sağlık deneyimi sunma noktasında çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Sağlıklı olmanın en önemli koşullarından birinin de kaliteli bir gece uykusu olduğunun farkındalığıyla hareket ediyoruz. Yeni One UI 5 Watch güncellemesi, kullanıcılara uyku kalitesini artırma konusunda yardımcı olacak. Böylece Galaxy Watch kullanıcıları her güne zinde ve hazır bir şekilde başlayabilecek.” </p>
<p><strong>Sağlıklı yaşamın temeli daha kaliteli bir uyku düzeni</strong></p>
<p>Samsung, sağlıklı uyku alanındaki çalışmalarının odağını daha iyi uykunun üç temel bileşenine yoğunlaştırdı. Öncelikle kişisel uyku alışkanlıklarının farkında olmak ve uyku dostu bir ortam oluşturmak gerekiyor. One UI 5 Watch, bu unsurları karşılayarak daha bütünsel bir uyku deneyimi vadediyor. </p>
<p>Yeni geliştirilen Sleep Insights (Uyku Tablosu) Arayüzü, kullanıcının uyku puanını oluşturarak bedenin bir önceki gece ne kadar dinlendiğini ölçüyor. Bunun yanında uyku aşamaları, horlama süresi, kandaki oksijen seviyeleri gibi diğer ilgili ölçümlerin de dökümünü sunuyor. Ayrıca sekiz farklı uyku tipinin belirlendiği Uyku Koçluğu özelliğine hem Galaxy Watch akıllı saat hem de eşleştirilmiş bir akıllı telefon üzerinden doğrudan erişilebiliyor. Bu özellik sayesinde kullanıcılar kendilerine uygun uyku kategorilerinden birini tercih ederek, kendi uyku alışkanlıklarını her an ve her yerden kolayca takip edebiliyor. Bu özellik ayrıca kendilerine özgü uyku düzenini devam ettirme konusunda kullanıcılara motivasyon da sağlıyor. </p>
<p>Kaliteli uyku için konforlu bir uyku ortamı da son derece belirleyici. En küçük bir ses ya da rahatsızlık, uyku düzeni açısından olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Samsung bu nedenle Galaxy Watch akıllı saatlerin diğer birçok cihazla olan bağlantısını daha da kusursuz hale getirdi. Kullanıcının Galaxy Watch akıllı saati, uyku haline geçildiğini tespit ettiğinde Samsung SmartThings uygulaması, diğer bağlı cihazları sessize alarak, uyku için en elverişli ortamı otomatik olarak oluşturuyor. Uyku Modu, bildirimleri hızlıca sessize alarak kullanıcının telefon ve saat ekranlarını anında karartıyor. Yeni One UI 5 Watch güncellemesi bu özelliği daha da ileriye taşıyarak, yeşil LED ışık yerine kızılötesi sensör kullanıyor. Böylece kullanıcılar uykudayken kendilerini uyandırabilecek en ufak bir rahatsızlık hissetmiyor. </p>
<p><strong>Fitness partneriniz artık daha akıllı </strong></p>
<p>Kişiselleştirilmiş Kalp Atış Hızı Bölgesi, Galaxy Watch akıllı saatin çeşitli koşu araçlarına eklendi. Bu yeni özellik, gerçek zamanlı koşu analizi ve kişiye özel aralıklı egzersiz programı oluşturuyor. Ayrıca kullanıcının bireysel fiziksel kabiliyetlerini analiz ederek ısınma, yağ yakımı, kardiyo, ağır egzersiz ve maksimum efor olmak üzere beş farklı optimal egzersiz yoğunluğu seviyesi belirliyor. Bu da kullanıcıların yağ yakımından yüksek etkili kardiyoya uzanan yelpazede bireysel olarak yapabildikleri doğrultusunda kendi egzersiz hedeflerini belirleyebilmesini sağlıyor. </p>
<p>Outdoor meraklıları içinse Galaxy Watch Pro akıllı saate yeni özellikler eklendi. Genişletilmiş Rota Egzersizi doğa yürüyüşü ve bisiklet rotalarının yanında koşu ve yürüyüş rotalarını da içeriyor. Galaxy Watch Pro kullanıcıları Samsung Health uygulaması üzerinden artık GPX Dosya Veritabanına doğrudan erişebiliyor. Bu sayede kullanıcılar yeni rotalar için konum, süre, puan ve popülerlik gibi tavsiyeleri de burada görüntüleyebiliyor. </p>
<p><strong>Güvenliğiniz daima birinci sırada </strong></p>
<p>Konu sağlık ve zindelik olduğunda, güvenlik de olmazsa olmaz bir unsur haline geliyor. Yeni One UI 5 Watch güncellemesi güvenlik konusunda içinizin rahat olması için daha gelişmiş araçlar sunuyor. SOS özelliğine gelen güncelleme, bir acil durum telefon numarasıyla doğrudan iletişim kurulabilmesini ve konumun bildirilmesini sağlıyor. Bunun yanı sıra kullanıcıya ait medikal bilgilere de SOS aktifleştirildikten sonra hemen erişilebiliyor. Ayrıca, Düşme Algılama özelliği de ileri yaştaki kullanıcılar için ön tanımlı olarak aktif hale getirildi. Bu sayede ileri yaştaki kullanıcılar için oluşabilecek acil durum riskleri de azaltılmış oldu. Tüm bu yeni özellikler Samsung’un kullanıcılarının güvenliği konusunda devam eden çalışmalarının yalnızca birkaç örneği. </p>
<p>One UI 5 Watch, ilk olarak önümüzdeki dönemde piyasaya sunulacak yeni Galaxy Watch akıllı saatlerde bu yılın sonunda kullanılabilecek. Diğer modeller için güncelleme tarihleriyse yakın zamanda duyurulacak. ABD ve Kore’deki Galaxy Watch5 ve Galaxy Watch4 akıllı saat kullanıcıları Samsung Members uygulaması üzerinden beta programı kullanmaya başlamak için Mayıs ayından itibaren kayıt yaptırabilecek. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsungun-one-ui-5-watch-guncellemesiyle-uyku-kalitenizi-artirmak-mumkun-373101">Samsung&#8217;un One UI 5 Watch güncellemesiyle uyku kalitenizi artırmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimsel depresyonda uyku ve iştah bozuluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonda-uyku-ve-istah-bozuluyor-361712</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2023 16:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuluyor]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonda]]></category>
		<category><![CDATA[iştah]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimsel]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=361712</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevsimsel depresyon ile depresyon arasında bazı farklılıklar görülebildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, en önemli farkın uyku ve iştahta bozulma olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonda-uyku-ve-istah-bozuluyor-361712">Mevsimsel depresyonda uyku ve iştah bozuluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mevsimsel depresyon ile depresyon arasında bazı farklılıklar görülebildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, en önemli farkın uyku ve iştahta bozulma olduğuna dikkat çekiyor. Depresyonda keyif alamama, bezmişlik, uykuda bozulma, iştahta bozulma, mutsuzluk, enerjisizlik, değersizlik hissi, suçlu hissetme, zihni toplamakta zorluk, odaklanamama ve ölüm düşünceleri görülebileceğini belirten Taşkın, “Depresyonda uykuda azalma, kilo kaybı daha sık olurken;  mevsimsel depresyonda fazla uyuma, aşırı yeme ve kilo alma görülebilir.” uyarısında bulundu. </strong></p>
<p><strong>Bu belirtilerin herkeste görülebileceğini belirten Taşkın, kritik noktanın kişinin işlevselliğini bozacak düzeyde şiddetli yaşaması olduğunu söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, mevsimsel depresyon ve tedavisine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Mevsimsel depresyonun bir tür duygulanım bozukluğu olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Genellikle zaman olarak sonbaharda başlar ve kışın da devam edebilir. Klinikte tanısal olarak ayrı bir spektrumda değildir, depresyon tanısı içerisinde yar alır. Ayırıcı semptomları vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Mevsim değişiklikleri önemli bir tetikleyici</strong></p>
<p>Mevsim değişikliklerinin tüm hastalıklar açısından önemli bir tetikleyici olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Genel anlamda tüm hastalıkların mevsimsel olarak etkilenebileceği görülmektedir. Hatta Hipokrat ‘Hastalıkları doğuran esas sebep mevsimlerdeki değişimlerdir’ demiştir. Hipokrat’tan bu yana mevsimsel değişimler ve hastalıklar arasındaki bağ araştırılmaya devam etmektedir. Elbette sadece depresyon açısından değil tüm hastalıklar açısından mevsim değişiklikleri önemli bir tetikleyicidir. Fakat kışa doğru gün ışığı miktarı da azaldığı için ortaya çıkan ‘kış üzüntüsü’ dediğimiz durum mevsimsel depresyon ile karıştırılmamalıdır. Mevsimsel depresyonun kendine özgü belirleyici semptomları vardır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Mevsimsel depresyona daha sık rastlanıyor</strong></p>
<p>Mevsimsel depresyonun tanı özelliklerine bakıldığında depresyonun başlama süreci ile yılın belirli zamanı arasında oluşan düzenli bir başlangıç zamanı olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Mesela depresyon mevsim geçişlerinde ortaya çıkmaktadır. Fakat bu durumların içine ilişki sorunları, geçim sorunları gibi dış stresörler katılmamalıdır. Yılın belirli zamanlarında başlayan bu depresyonlarda yine aynı şekilde yılın belirli zamanlarında düzelme olmaktadır. Mevsimsel depresyonlara mevsimsel olmayan depresyonlara göre daha sık rastlanır ve kişinin bu durumdan muzdarip olması oldukça sık olmaktadır. Hemen hemen her mevsim geçişinde kişi bu durumu yaşayabilmektedir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Mevsimsel depresyonda uyku ve iştah bozuluyor</strong></p>
<p>Mevsimsel depresyon ile depresyon arasında bazı farklılıklar görülebildiğini kaydeden<strong> </strong>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Depresyonda keyif alamama, bezmişlik, uykuda bozulma, iştahta bozulma, mutsuzluk, enerjisizlik, değersizlik hissi, suçlu hissetme, zihni toplamakta zorluk, odaklanamama, ölüm düşünceleri görülebilir. Ancak mevsimsel depresyonda ön planda bozulan durumlar uyku ve iştahtır.” dedi. Taşkın, “Depresyonda uykuda azalma, kilo kaybı daha sık olurken aksine mevsimsel olan depresyonda fazla uyuma, aşırı yeme ve kilo alma görülebilir. Elbette bunun yanında düzensiz duygulanımlar da görülebilir.”diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişinin işlevselliğini bozacak düzeydeyse dikkat!</strong></p>
<p>Mevsimsel depresyonu anlamada bazı işaretler olabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Özellikle yataktan kalkmama isteği, güne enerjisiz başlama, doyduğumuz halde yeme isteği, duygusal yeme, kiloda artış, zihni toparlamada zorluk, unutkanlık, işlevsellikte azalma, keyif alamama ve sürekli uyuma isteği görülebilir. Bu belirtileri duyunca birçok kişi ‘Bende var’ diyebilir fakat buradaki kritik nokta kişinin işlevselliğini bozacak düzeyde şiddetli yaşamasıdır.” dedi.</p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Kişinin işlevselliği bozuluyorsa bu klinik tablo intihar girişimlerine kadar varabilen ağır depresyon türlerine dönüşebilir” uyarısında bulunarak bu belirtileri yaşayan kişilerin mutlaka tanı ve tedaviye başvurmaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Tedavi ihmal edilmemelidir</strong></p>
<p>Mevsimsel depresyonun tedavisine de değinen Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mevsimsel depresyonu olduğunu düşünen bir kişi mutlaka depresyon ilerlemeden önce tedaviye başvurmalıdır. Halk dilinde çokça söylenen ‘Depresyon herkeste var’ söylemine kulak asmamalıdır. Depresyon kişinin hayat kalitesini ciddi düzeyde düşürmektedir. Kişinin hayat kalitesi düşmesi ile beraber işlevselliği de düşmektedir. Tedaviye başvurulduğunda kişi mevsimsel depresyon tanısını alıyor ise hekim gerekli ise ilaç ve terapi eğer gerekli değil ise sadece terapiye yönlendirecektir. Terapide ise kişinin ihtiyaçları ve yaşam evreleri gözden geçirilerek kişiye özel planlama yapılacaktır. Depresyonda olan bir kişiye ‘bunu kendin yapıyorsun , kalk yürüyüş yap, kalk ev işi yap’ demek bacağı kırık birisinden maraton koşusuna çıkmasını istemek gibidir. Mutlaka tedaviye yönlendirilmelidir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonda-uyku-ve-istah-bozuluyor-361712">Mevsimsel depresyonda uyku ve iştah bozuluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung Galaxy Watch5 Serisi ile özlediğiniz uyku düzenine kavuşmaya hazır mısınız?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-galaxy-watch5-serisi-ile-ozlediginiz-uyku-duzenine-kavusmaya-hazir-misiniz-358970</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 07:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[düzenine]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kavuşmaya]]></category>
		<category><![CDATA[misiniz]]></category>
		<category><![CDATA[özlediğiniz]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[serisi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[watch]]></category>
		<category><![CDATA[watch5]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358970</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kişisel sağlık ve uyku takibi için kullanıcılara sunduğu olanakları çeşitlendirmeye devam eden Samsung, sağlıklı yaşam vizyonunun zirvesi olan Galaxy Watch5 Serisi ile kullanıcıların uyku alışkanlıklarını düzenlemeleri ve geliştirmelerine yardımcı oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-galaxy-watch5-serisi-ile-ozlediginiz-uyku-duzenine-kavusmaya-hazir-misiniz-358970">Samsung Galaxy Watch5 Serisi ile özlediğiniz uyku düzenine kavuşmaya hazır mısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kişisel sağlık ve uyku takibi için kullanıcılara sunduğu olanakları çeşitlendirmeye devam eden Samsung, sağlıklı yaşam vizyonunun zirvesi olan Galaxy Watch5 Serisi ile kullanıcıların uyku alışkanlıklarını düzenlemeleri ve geliştirmelerine yardımcı oluyor. Galaxy Watch5 Serisi’nin Uyku Koçluğu özelliği, kullanıcıların uyku alışkanlıkları ve düzenini takip edip, kişiye özel program ve öneriler oluşturabiliyor.</strong></p>
<p>Samsung, Galaxy Watch5 Serisi’nin yenilikçi teknolojileriyle kullanıcılara gündüz alışkanlıklarını olduğu kadar gece alışkanlıklarını da optimize etme olanağı sunuyor. Uyku takibi bir sağlık trendi olarak yükselişine devam ederken, Samsung Galaxy Watch kullanıcılarının yaklaşık yüzde 50’si haftada en az bir defa uyku alışkanlıklarını takip ediyor. Kullanıcıların yüzde 40’ı ise uyku alışkanlıklarını haftada en az üç defa takip ediyor. Samsung, 17 Mart Dünya Uyku Günü ve Uyku Farkındalığı Haftası® dolayısıyla kullanıcılara iyi bir gece uykusu için bazı hatırlatmalar yapıyor.</p>
<p><strong>Daha sağlıklı bir uyku için Galaxy Watch5 Serisi ile takip yapmak mümkün</strong></p>
<p>Herkesin uyku düzeni farklı olduğu için, her kişinin kendi uyku düzenini özgün kılan unsurları öğrenmesi önemli. Samsung bu noktada kullanıcıların kendilerine ait uyku düzenini takip etmesini ve anlamasını kolaylaştırıyor. Örneğin, Galaxy Watch akıllı modellerinde yer alan BioActive Sensörü, kişisel uyku düzenini takip edebiliyor. Uyanık olunan veya derin uyku saatlerini, kandaki oksijen oranı ile takip ederek, ertesi gün sonuçları Samsung Health uygulaması üzerinden paylaşıyor. </p>
<p>Daha sağlıklı bir uyku düzeni için izleme de tek başına yeterli değil. İyi alışkanlıklar geliştirmek de son derecede önemli. Samsung, bunu da ‘Uyku Koçluğu’ uygulaması ile daha kolay hale getiriyor. Samsung Galaxy Watch5 Serisi, kullanıcıların uyku düzenini yedi gün boyunca takip ettikten sonra, kullanıcının uyku düzenini tarif eden sekiz farklı sembol hayvandan birini seçiyor. Daha sonra da kişiye özel aylık bir program oluşturuyor. Uyku Koçluğu ayrıca, sağlıklı alışkanlıklar ve rutinler kazandırmak için de kullanıcılara bir yol gösteriyor. Bu sayede kişiye özel, daha verimli ve kaliteli bir gece uykusu düzeni sağlanıyor. Seri, aynı zamanda günlük aktivitelerinizi de takip ederek, egzersiz, uyku, beslenme gibi aktiviteleri daha iyi yönetebilmek için ipuçları ve yönlendirmeler sunuyor.</p>
<p><strong>Kaliteli bir uyku için gereken ortamı Galaxy Watch akıllı saat hazırlıyor</strong></p>
<p>Ortam, ekran ışığı ya da oda sıcaklığı gibi birçok unsur, uyku kalitemizi etkileyebilir. Kullanıcılar, ‘Uyku Modu’nu Galaxy akıllı telefonları ve Galaxy Watch akıllı saatleriyle senkronize ederek mobil cihazların neden olabileceği rahatsızlığı azaltabiliyorlar. Kullanıcılar, bildirimleri sessize alarak, telefon arka planını gri tona ayarlayabiliyor. Uyku Modu, aynı zamanda ‘Her Zaman Açık Ekran’ modunu da kapatarak kullanıcılar, Galaxy Watch’un ekranına dokunduğunda veya bileklerini oynattıklarında aktive olmamasını sağlıyor. </p>
<p>Konu bağlantılı ev cihazları olduğunda Samsung SmartThings platformu, Samsung ve diğer markalara ait olan akıllı ev ürünlerini kontrol edebilmeyi sağlıyor. Galaxy Watch akıllı saatler, her gece kullanıcıların uykuya daldığı anı tespit ederek, otomatik olarak panjurları, ışıkları ya da klimayı kapatabiliyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-galaxy-watch5-serisi-ile-ozlediginiz-uyku-duzenine-kavusmaya-hazir-misiniz-358970">Samsung Galaxy Watch5 Serisi ile özlediğiniz uyku düzenine kavuşmaya hazır mısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Kalitesini Artırmak İçin 6 Önemli Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitesini-artirmak-icin-6-onemli-oneri-356191</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Mar 2023 07:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırmak]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=356191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku, vücudun dinlenerek ve yeni güne hazırlanarak geçirdiği toparlanma süreci olarak biliniyor. Kaliteli bir uykunun ardından güne daha dinç ve enerjik başlanılabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitesini-artirmak-icin-6-onemli-oneri-356191">Uyku Kalitesini Artırmak İçin 6 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku, vücudun dinlenerek ve yeni güne hazırlanarak geçirdiği toparlanma süreci olarak biliniyor. Kaliteli bir uykunun ardından güne daha dinç ve enerjik başlanılabiliyor. Gün içinde öğrenilen bilgiler uzun dönem hafızaya uyku sırasında yerleştiriliyor. Ancak günlük hayatta uyku kalitesinin düştüğü zamanlar da olabiliyor. Özellikle stresli dönemlerde uyku kalitesi düşüyor ve uyumakta zorluk çekilebiliyor. Kalitesiz uyku da çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Uyku Merkezi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sinem İliaz, kalitesiz uykuyla ilgili bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Kalitesiz uyku vücudu yoruyor </strong></p>
<p>Kalitesiz uyku, süre olarak yetersiz olan, kalitesiz veya dinlendirici olmayan uyku olarak tanımlanabilmektedir. Uyku kalitesini düşürmemek için dikkat edilmesi gereken bazı noktalar bulunmaktadır. Çok geç yatılmamalı, yatmaya yakın zamanda alkol, çay veya kahve tüketilmemelidir. Çay ve kahve uyarıcı olduğundan uykuyu geciktirmekte, alkol ise uykunun yapısını bozarak dinlendirici olmasını engellemektedir. Yatakta yeterince uzun zaman geçirildiği halde uykuyu başlatamama veya gece çok sık uyanma durumu, uykuyu kalitesiz hale getirmektedir. Kişi uyandığını fark etmediği halde uykuyu derinleştirememiş ve sık uyanmalar nedeniyle yeterince dinlendirici bir uyku uyuyamamış olabilir. Uykuda sık tekrarlayan solunum durması veya yüzeyelleşmesi de uykunun derinleşmesini ve dinlendirici olmasını engellemektedir. </p>
<p><strong>Uyku süresi her bireye göre değişiyor</strong></p>
<p>Uyku çocukların gelişiminde büyük katkı sağlamaktadır. Yenidoğan döneminde bebekler uyku ile büyümektedir. Her uyku evresi sonrası bebek enerjisini toplamakta ve yorulup tekrar uyumaktadır. Uyku ihtiyacı yaş aldıkça azalmaktadır. Erişkin bir insanın ortalama 7-8 saat uykuya ihtiyacı olabilmektedir. Bu süre kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir. Günlük işleyişi sağlayabilmek için günde 10 saat uyuma ihtiyacı olan insanlar olduğu gibi, 5-6 saat uyku ile çok rahat eden bireyler de bulunmaktadır. </p>
<p><strong>Kaza ve hastalık riski artıyor</strong></p>
<p>Eğer yeterli ve kaliteli şekilde uyunmazsa bağışıklık sistemi zayıflamakta ve vücut enfeksiyonlara açık hale gelebilmektedir. Bu nedenle sık sık hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Uykuda nefes durmaları ile karakterize bir hastalık olan uyku apne sendromu varsa ve tanı konup, tedavisi başlanmazsa bu da gündüz aşırı uykulu olma hali nedeniyle trafik ve iş kazalarına, kontrolünde zorluk çekilen yüksek tansiyon ve ritim bozukluğuna neden olabilmektedir. Bu sebeple uyku bozukluklarının tedavisi vakit kaybedilmeden gerçekleştirilmelidir. Bu konu ile ilgili olarak uyku bozuklukları konusunda uzman ekiplerin görev aldığı uyku merkezlerinde uyku testleri yapılmakta ve gerekli tedavi planlaması kişiye özel olarak yapılmaktadır.   </p>
<p><strong>Uyku kalitesini yükseltmek için bunlara dikkat edin</strong></p>
<p><strong>1. </strong>Erişkinler için gerekli olan 7-8 saat uykuyu alabilmek için saat geç olmadan yatılmalıdır. </p>
<p><strong>2.</strong> Yatılan oda gündüz havalandırmalı, yatak çarşafları sık değiştirilmeli ve çok dar olmayan rahat kıyafetlerle uyunmalıdır.</p>
<p><strong>3.</strong> Odanın sessiz ve karanlık olması uykuya dalmayı ve melatonin salınımını kolaylaştırmaktadır. Kişi eğer bir ışık kaynağına ihtiyaç duyarsa direkt yüze yansımayacak şekilde ışıklandırma yapılmalıdır.</p>
<p><strong>4.</strong> Yatma saatine yakın çok sıvı almak, alkol, çay, kahve tüketilmesi uyku kalitesini bozacağından tavsiye edilmemektedir.</p>
<p><strong>5.</strong> Yatmaya gitmeden önce beyaz ışık kaynağı denilen akıllı telefon, tablet ve TV ile uzun zaman geçirmek de uyarıcı olacağı için önerilmemektedir. </p>
<p><strong>6.</strong> Horlama, tanıklı apne, gündüz aşırı uyku hali veya sabah dinlenmemiş uyanma gibi şikayetler varsa, uyku apne sendromu açısından değerlendirilmek üzere uyku apne polikliniklerine başvurulması tanı konulması ve tedavinin başlanması açısından yararlı olacaktır.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitesini-artirmak-icin-6-onemli-oneri-356191">Uyku Kalitesini Artırmak İçin 6 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travmalar uyku düzenini bozuyor, rüyalara girebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travmalar-uyku-duzenini-bozuyor-ruyalara-girebiliyor-355084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 09:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuyor]]></category>
		<category><![CDATA[düzenini]]></category>
		<category><![CDATA[girebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[rüyalara]]></category>
		<category><![CDATA[travmalar]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Travmaların hem biyolojik hem de psikolojik olarak insana tamamen zarar veren bir durum olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen, travmanın ruhsal etkileri kadar fiziksel belirtilerle ortaya çıktığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travmalar-uyku-duzenini-bozuyor-ruyalara-girebiliyor-355084">Travmalar uyku düzenini bozuyor, rüyalara girebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Travmaların hem biyolojik hem de psikolojik olarak insana tamamen zarar veren bir durum olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen, travmanın ruhsal etkileri kadar fiziksel belirtilerle ortaya çıktığını söyledi. Travma nedeniyle uyku düzeninin bozulabileceğini, kişi uykuya dalsa dahi rüyalarında sık sık travmatik olayı görebileceğini kaydeden Dr. Şen, travmalarda açıklanamayan bir halsizlik ve yorgunluk yaşanabileceğini belirtti. </strong></p>
<p><strong>Sosyal medya kullanımının travmayı daha da şiddetlendirebileceği uyarısında bulunan Dr. Firdevs Şen, sosyal medya ve haberlerin sınırlı sürelerde takip edilmesini tavsiye etti.</strong></p>
<p> </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen, travmaların fiziksel etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Travmanın, biyopsikososyal olarak insana tamamen zarar veren bir durum olduğunu belirten Dr. Firdevs Seyfe Şen, travmanın ruhsal etkileri kadar fiziksel belirtilerle de ortaya çıkan bir süreç olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Sürekli travmayı düşünmek sıkıntıya yol açabilir</strong></p>
<p>Travmanın fiziksel etkileri olduğunu kaydeden Dr. Firdevs Seyfe Şen, “Yoğun bir sıkıntı hissi, nedeni açıklanamayan iç sıkıntısı travmanın önemli fiziksel etkilerinden biridir. Özellikle yeniden yaşantılıma denilen, sürekli olarak travmaya maruz kalmayı düşünmek, travmanın yarattığı etkileri düşünmek, bazen bu travmaya kişinin kendisi de fiziksel olarak maruz kalmış gibi düşünmesi o kişide yoğun bir sıkıntıya ve çarpıntıya neden olabilmektedir.” dedi. </p>
<p><strong>Uyku düzeni bozulabilir, halsizlik ve yorgunluk yaşanabilir</strong></p>
<p>Travma nedeniyle uyku düzeninin bozulabileceğini ifade eden Dr. Firdevs Seyfe Şen, “Uykuyu sürdürmek yoğun bir sıkıntı haline gelebilir. Travmanın çok belirgin fiziksel etkilerinden birisi, kişi uykuya dalsa dahi rüyalarında sık sık travmatik olayı görmesi durumudur. Açıklanamayan bir halsizlik, yorgunluk yaşanabilir. Evden çıkmak ve insanlarla iletişim kurmak çok zor gelebilir, her telefon çaldığında bir irkilme belirtisi gösterilebilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal medya kullanımı sınırlandırılmalıdır</strong></p>
<p>Sosyal medya kullanımının travma üzerinde etkileri olabileceğini kaydeden Dr. Firdevs Seyfe Şen, “Bu noktada sosyal medya, travmayı daha da şiddetlendirebilir. Sürekli travma ile ilgili haberler seyretmek kişiyi daha ağır travmatize edebilmektedir. Gündemden uzak kalmamak adına haberler bir süre takip edilmelidir fakat bu sürenin sınırlandırılması çok önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Zamanında müdahale edilmeli</strong></p>
<p>Travmalara zamanında müdahalenin önemine işaret eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen, ciddi anlamda iştahsızlık, mide bulantısı, yoğun halsizlik, yapılacak işe karşı hiçbir şekilde motive hissedememe, uyku düzeninin bozulması, gün içinde sık sık çarpıntı ataklarıyla karşılaşılması gibi durumlarda mutlaka bir uzmandan yardım alınması gerektiğini vurguladı. Dr. Firdevs Seyfe Şen, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken dönem olmasına rağmen önceden müdahale etmek ciddi anlamda faydalı sonuçlar yaratabilmektedir. Bilişsel davranışçı terapi, şema terapisi, EMDR terapisi şeklinde akut travmayla baş etmek için terapi yöntemleri bulunmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travmalar-uyku-duzenini-bozuyor-ruyalara-girebiliyor-355084">Travmalar uyku düzenini bozuyor, rüyalara girebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Sonrası Uyku Sorunları Çözümü İçin 7 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-uyku-sorunlari-cozumu-icin-7-oneri-352936</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2023 10:39:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352936</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm ülkeyi derinden sarsan ve yüzyılın felaketleri arasında yer alan Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen depremler sonrasında hem depreme maruz kalanlarda hem de dolaylı yoldan etkilenenlerde bazı psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-uyku-sorunlari-cozumu-icin-7-oneri-352936">Deprem Sonrası Uyku Sorunları Çözümü İçin 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm ülkeyi derinden sarsan ve yüzyılın felaketleri arasında yer alan Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen depremler sonrasında hem depreme maruz kalanlarda hem de dolaylı yoldan etkilenenlerde bazı psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu sorunlardan birini de uyku problemleri oluşturuyor. Deprem sonrasında görülen belirtiler arasında yer alan uyku bozuklukları; kişilerde uykuya dalma güçlükleri, uykuyu sürdürme güçlükleri, erken uyanma, dingin uyumama şeklinde görülebiliyor. Depremden sonra kişilerde ruhsal bir rahatsızlık olup olmadığından bağımsız olarak görülen bu belirtiler, aslında bireyi ruhsal olarak korumaya ve kurtarmaya yönelik olarak ortaya çıkıyor. Ancak depremden sonra görülen belirtilerin kişilerin günlük işlevselliğini bozması ve bir aydan daha uzun sürmesi gibi durumlarda mutlaka bir profesyonel yardım alması öneriliyor. Memorial Ankara Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Esengül Ekici, deprem sonrası görülen uyku problemleri ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Deprem sonrası akut stres bozukluğu görülebilir</strong></p>
<p>Doğal bir afet olarak deprem pek çok psikolojik tepkiye yol açabilen bir travmadır. Bu psikolojik belirtilerin işlevsellik kaybına yol açtığı ve travmadan sonraki bir ayda görülmesi durumu “Akut Stres Bozukluğu” ya da ICD-11’e göre ise “Akut Stres Tepkisi” olarak isimlendirilir. Bu psikolojik belirtiler arasında, depremin istemsiz bir biçimde sıkıntı veren anılarının akla gelmesi, tekrarlayıcı düşler, depremin yeniden oluyormuş gibi hissedilmesi, sürekli bir biçimde olumlu duygular yaşayamama ve sürekli olumsuz duygusal durum, kendi, çevre ve dünyaya karşı olumsuz düşünceler, kişinin kendini yabancı gibi hissetmesi, zamanın hızlanması, yavaşlaması, deprem anını hatırlatan içsel olarak anı, duygu ve düşüncelerden ve dışsal olarak durum ve faaliyetlerden kaçınılması, uyku bozuklukları, kızgın davranışlar, her an tetikte olma, irkilme tepkisi ve odaklanma güçlüğü gibi durumlar yer alır.</p>
<p><strong>Deprem sonrası görülen psikolojik belirtiler bireyi korur</strong></p>
<p>Depremden sonra bu belirtilerin ruhsal bir rahatsızlık olsun olmasın görülmesi normaldir ve ruhsal olarak bireyi korumaya, kurtarmaya yönelik tepkilerdir. Hayat boyu bir travmayla karşılaşma sıklığı yüzde 50-60 oranındayken travma sonrası stres bozukluğu gibi bir psikiyatrik bozukluk olma olasılığı yüzde 8’dir. Bazı kaynaklara göre ise bu oran yüzde 2-5 aralığındadır. Deprem gibi bir doğal afette ise bu oran yüzde 20’lere kadar çıkabilir. Bu durumda her travmanın psikiyatrik bir bozukluğa yol açmadığı ve akut stres tepkisinin genel olarak yüzde 90-95 oranında tam olarak iyileştiği görülebilir. </p>
<p><strong>Psikolojik ilk yardım travmanın etkilerinin azaltılmasını sağlar</strong></p>
<p>Depremle ilişkili travmanın etkilerinin azaltılmasında ilk bir ayda yapılacak olan en önemli şey; kişinin temel gereksinimlerinin karşılanması, güvenliğinin, barınmanın ve temel hayat şartlarının sağlanmasıdır. Bunlar psikolojik ilk yardımın ana kısımlarını oluşturmaktadır. Psikolojik ilk yardım bireyin duygularının dinlenilmesi ve anlaşılması, duyguya değer verilmesi ve bireyin yanında olduğunun hissettirilmesini içerir. </p>
<p><strong>Deprem korku ve kaygısı uyku bozukluklarını tetikleyebilir</strong></p>
<p>Depremde travmaya doğrudan ya da dolaylı yollardan maruz kalan bireylerde, yani deprem bölgesinde kendi ya da yakını bulunanlar ile yaşananlara dışarıdan tanıklık edenlerde görülen psikiyatrik belirtilerden biri de uyku bozukluklarıdır. Uyku bozuklukları; uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme güçlüğü, erken uyanma, dingin uyuyamama, kabus görme, gece uyurken ani irkilme gibi durumları kapsamaktadır. Bu belirtileri yaşayan bireyler uykuda kendilerinin de depreme yakalanabileceğini düşünebilir, korkabilir ve kaygılanabilir. Depremden sonra yaşanan bu korku ve kaygılar kişinin uyku düzeninin bozulmasına ve uyku problemleri yaşamasına neden olabilir. </p>
<p><strong>Güvenli bir ortam ve uyku hijyeninin sağlanması uyku sorunlarını hafifletebilir</strong></p>
<p>Toplumda örseleyici etki gösteren deprem varlığı, kendisine maruz kalanları daha çok etkiliyor. Ancak yazılı, görsel ve sosyal medyanın yaygınlaşması aslında yaşanan felaketin acısının ve kaygısının daha geniş kesimlerce hissedilmesini de sağlıyor. Depreme direkt maruz kalanlar başta olmak üzere, bu felaketin acısını ve korkusunu içinde hisseden kişilerde ortaya çıkabilecek uyku sorunlarının çözümü için uygulanabilecek uyku hijyeni önerileri şu şekilde sıralanabilir: </p>
<p>-Güvenli ve sıcak bir ortam sağlanmalı </p>
<p>-Yatma-kalkma saatleri düzenli olmalı</p>
<p>-Uyku saatine yakın çay-kahve tüketilmemeli</p>
<p>-Yatak odası karanlık, sessiz ve serin olmalı</p>
<p>-Yatak odası başka bir etkinlik için kullanmamalı</p>
<p>-Uykuya dalınamadığında uykuyla inatlaşmayıp yataktan kalkıp başka bir odaya geçilmeli ve karanlık ya da loş ışıkta oturulmalı</p>
<p>-Eğer uykusuzluk kişinin günlük işlevselliğini bozacak düzeye gelmişse profesyonel yardım alınması önerilmelidir</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-uyku-sorunlari-cozumu-icin-7-oneri-352936">Deprem Sonrası Uyku Sorunları Çözümü İçin 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
