<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ülkemizde | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/ulkemizde/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ulkemizde</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Mar 2026 07:29:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>ülkemizde | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ulkemizde</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Riski]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771">Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Ülkemizde özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski %30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı %90&#8217;ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor</strong></p>
<p>Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluşur ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başlar. Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir.</p>
<p><strong>Bu belirtileri görmezden gelmeyin</strong></p>
<p>Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmayabilir ve kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler aşağıdaki gibidir;</p>
<ul>
<li>Dışkıda kan görülmesi</li>
<li>Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme)</li>
<li>Karın ağrısı veya kramplar</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
<li>Yorgunluk ve halsizlik </li>
</ul>
<p>Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır.</p>
<p><strong>Kolon kanserinden korunmak için bunlara dikkat edin;</strong></p>
<p>Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Aşağıdaki maddeleri uygulayarak riskinizi önemli oranda azaltabilirsiniz:</p>
<ol>
<li><strong>Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin:</strong> Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür.</li>
<li><strong>Sigara ve alkolü bırakın</strong>: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir.</li>
<li><strong>Kilonuzu kontrol altında tutun:</strong> Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin.</li>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın:</strong> Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir.</li>
<li><strong>Tarama testlerini ihmal etmeyin:</strong> 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın.</li>
<li><strong>Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının:</strong> Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk yaratabilir.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771">Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 10:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[torun]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</span></span></span> Y</b><b><span><span><span>aşam alışkanlıklarının değiştirilerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmesinin etkili bir önlem olacağını belirten Torun, “Doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, 25-31 Mart Kalp Haftası kapsamında kalp sağlığının korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp ve damar hastalıkları, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının kanserle birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Sadece hayatı tehdit etmekle kalmayan bu hastalık grubu, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyebilen çeşitli rahatsızlıklardan meydana geliyor.  Bu rahatsızlıklar genel olarak kalp damar tıkanıklığı, boyun ve bacak damar tıkanıklıkları, kalp yetmezliği ve kapak hastalıkları ile kalp ritim bozukluklarından oluşmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp hastalıkları, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu hastalıkların bir kısmının önlenebilir olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan olabilmekle birlikte birçoğu sonraki tercihlerimiz neticesinde oluşmaktadır. Örneğin kalp krizine baktığımız zaman buna birçok sebep etki ederken bu sebeplerin yüzde 90’ı değiştirilebilir faktörlerden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle yüzde 90’ı bizim yanlış tercihlerimiz neticesinde oluyor. Belki genetik risklerden kaçamayız ama yaşam tarzı alışkanlıklarımızla bunların bir çoğunluğunun önüne geçmek mümkün” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her üç ölümden biri kalp damar hastalıklardan kaynaklanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarına ilişkin verilere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden biri kalp damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Yıllık olarak baktığımızda bir yetişkinin kalp krizi riski ülkemizde yüzde 0,5-1 arasında gözükmektedir. Kalp damar hastalıklarının yanına ritim bozukluklarını, kalp yetmezliklerini ve kapak hastalıklarına da eklersek ülkemizde yaklaşık 5 milyon kalp damar hastası olduğu düşünülmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam tarzı en önde gelen risk faktörleri arasında yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının bu denli yaygın olmasının ana sebeplerinden birinin yaşam tarzı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımız zaman Türk toplumunda kalp ve damar hastalıklarının daha sık olduğunu görüyoruz. Bunun en büyük sebebi, maalesef bizim tercihlerimiz. Biz Avrupa’nın en çok sigara içen ülkesiyiz ve en obez ülkesiyiz. Bunun yanında düzenli spor alışkanlığı en düşük ülkeyiz. Hal böyle olunca kalp damar hastalıkları majör risk faktörleri arasında yer alan bu faktörler, ülkemizde daha çok kalp damar hastalıklarının görülmesinde başı çeken sebepler olarak öne çıkıyor. Bunların dolaylı etkileri olarak da hipertansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol bozuklukları meseleyi daha da olumsuz hale getiriyor. Bilimsel gerçekler bu denli ortadayken ve ülke olarak son derece olumsuz birinciliklerimiz varken kalp damar hastalığı yönünden ortalama bir Avrupa vatandaşına göre çok daha riskliyiz” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>40 yaş sonrası kardiyoloji kontrolleri yaptırılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için alınacak tedbirlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kalp ve damar hastalıklarında değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri vardır. Dolayısıyla her şeyden önce yaşam alışkanlıklarımızı değiştirerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulması, doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir. Bunun yanında günümüz teknolojisiyle kalp damar hastalıkları çok erken dönemde yakalanabilmektedir. 40 yaş sonrası yaptırılacak kardiyoloji kontrolleri, olumsuz bir sürprizle karşılaşmadan büyük oranda kalp hastalıklarının kontrol altına alınmasında etkili olacaktır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Epilepsi Pili]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[kişide]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi,  beyindeki sinir hücrelerinin ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden bir hastalık. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685">Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi,  beyindeki sinir hücrelerinin <strong>ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları</strong> sonucu ortaya çıkan ve <strong>tekrarlayıcı nöbetlerle</strong> seyreden bir hastalık. <strong>D</strong>ünya genelinde yaklaşık <strong>50 milyon, Türkiye’de de </strong>yaklaşık <strong>bir milyon</strong> kişinin epilepsiyle yaşadığı bildiriliyor. Epilepsi her yaşta gelişebilen bir hastalık olsa da yaşamın erken ve geç dönemlerinde daha sık görülüyor. En riskli grupları 0-10 yaş arası çocuklar ile 65 yaş ve üzerindeki bireyler oluşturuyor. Epilepsi tedavi edilmediğinde eğitim ile iş hayatında kesintilere, sosyal izolasyona ve özgüven sorunlarına, nadiren de olsa hayatı tehdit edebilen tablolara yol açabiliyor. Ancak, son yıllarda tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde artık hastaların yaşam kalitesini düşüren bir sorun olmaktan çıkıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, </strong>günümüzde  epilepsi tedavisinde hedefin hastaların nöbet geçirmelerini önlemek ve normal bir yaşam sürmelerini sağlamak olduğunu belirterek, “Tedavide nöbetleri tamamen durdurmak veya sıklığı ile şiddetini azaltmak temel ilkemizdir. Doğru tedaviyle hastaların yüzde 70&#8217;inde nöbetler ilaç tedavisiyle tamamen kontrol altına alınabilirken, direnç gösteren 30&#8217;luk kısmı için cerrahi yöntemler ve epilepsi pili tedavisi gibi güçlü seçeneklerin olması büyük bir umut kaynağıdır” diyor.  </p>
<p><strong> Her iki hastadan birinde nedeni bilinmiyor! </strong></p>
<p>Epilepsi hastalarının yaklaşık yarısında kesin bir nedeni tespit edilemiyor. Aile öyküsü ve spesifik gen mutasyonları ile beyin tümörleri gibi yapısal bozukluklar, belirlenen en yaygın nedenlerini oluşturuyor. Bunların yanı sıra kafa travmaları ile beyin ve beyin zarı iltihapları (menenjit ve ensefalit) serebrovasküler olaylar (inme ve beyin kanaması) ile metabolik etkenler (hipoglisemi) de epilepsiye yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Nöbet gelmeden önce sinyal verebiliyor!</strong></p>
<p><strong> </strong>Epilepsi belirtileri, beynin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak çok geniş bir yelpazede değişebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy,<strong> </strong>bazı hastaların nöbetten hemen önce garip bir his yaşadıklarını anlatarak, “Yanık plastik kokusuna benzer bir koku, mide bulantısı veya yoğun bir korku hissi olabilir. Bunlar ‘haberci belirtiler’ olarak adlandırılır” diyor.  Bazı durumlarda bilincin tamamen kapanmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsinin diğer belirtilerini şöyle açıklıyor: “Vücudun bir bölgesinde (el ve yüz gibi) seğirmeler, boşluğa bakma, çevreden kopma ve anlamsız hareketler gibi kısmi belirtiler gelişebilir. Yaygın belirtilerde ise bilinç kaybı eşlik eder. Vücudun aniden kaskatı kesilmesi ve ardından şiddetli sarsıntılar yaşanabilir. Bunların yanı sıra birkaç saniye süren ‘dalma atakları’ ve kas gücünün aniden kaybolmasıyla ‘yığılıp kalma’ şeklinde klinik belirtiler ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong> İlaca dirençli nöbetlere “epilepsi pili” </strong></p>
<p>Epilepsi tedavisinde hedef,  hastanın  nöbet geçirmesini önleyerek normal bir yaşam sürmesini sağlamak. Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak, “Her 10 hastadan 7’sinde doğru tedaviyle nöbetler kontrol edilebilmektedir. Ayrıca, hastalar uzun yıllar nöbetsiz kaldıktan sonra doktor kontrolünde ilaçlarını bırakabilmekte ve hayatına nöbetsiz devam etmektedir” diyor. Ancak, ilaç tedavisi birçok hastada nöbetleri kontrol altına alabilse de bazı hastalar için bu yöntem yeterli olmuyor. İşte bu noktada toplumda “epilepsi pili” olarak bilinen ve Vagal Sinir Stimülasyonu olarak adlandırılan yöntem önemli bir alternatif tedavi seçeneği sunuyor.</p>
<p><strong>Nöbet sıklığında en az yüzde 50 azalma!  </strong></p>
<p>Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS),  ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda nöbet kontrolünü sağlamak amacıyla başvurulan ileri düzey bir nöromodülasyon yöntemi. En az iki veya üç antiepileptik ilacın uygun dozda kullanılmasına rağmen nöbetlerin devam etmesi, nöbet odağının beynin kritik bir bölgesinde (konuşma veya hareket merkezi gibi) olması ve bu bölgenin ameliyatla çıkarılamaması durumunda tercih ediliyor. Epilepsi pili nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da birçok hastada belirgin bir iyileşme sağlayabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pili uygulanan yaklaşık her iki hastadan birinde nöbet sıklığında en az yüzde 50 oranında azalma sağlandığına işaret ederek,   “Bazı hastalarda ise nöbetler daha kısa sürmekte ve daha hafif geçmektedir. Bu yöntemin en ilginç özelliği ise etkisinin zamanla artmasıdır. İlk 3 ayda başarı oranı daha düşükken, birinci yılın sonunda hastaların yaklaşık yarısında yüzde 50 oranında iyileşme görülür. Beşinci yılın ardından bu oranlar yüzde 60-70 seviyelerine kadar çıkabilir. Hastaların yüzde 5-8’inde ise nöbetler tamamen kesilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Cerrahi işlemle vücuda yerleştiriliyor! </strong></p>
<p>“Vagal Sinir Stümilasyonu, boyun bölgesinde yer alan vagus siniri üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla sinir sistemine belirli aralıklarla elektriksel uyarılar gönderilmesi prensibine dayanıyor. Bu uyarılar beyinde nöbet gelişiminden sorumlu olan bölgelerdeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine destek oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy,<strong> </strong>epilepsi pilinin cerrahi işlemle vücuda yerleştirildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Önce göğüs bölgesinde küçük bir kesi açılır ve epilepsi pili köprücük kemiğinin altındaki bölgeye yerleştirilir. Daha sonra, cihazdan çıkan ince elektrotlar, boyundan açılan küçük bir kesiden, boyun bölgesinin sol tarafından geçen vagus sinirine bağlanır. Vagus siniri, beyinle vücudun pek çok bölgesi arasında iletişim sağlayan sinirlerden biri olarak bilinir. Göğüs bölgesine yerleştirilen cihaz belirli aralıklarla vagus sinirine elektriksel uyarılar gönderir. Bu uyarılar, beyindeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine yardımcı olarak epilepsi nöbetlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmayı amaçlar. Ardından cilt kapatılarak operasyon tamamlanır. Cihazın ayarları hekim tarafından hastanın nöbet sıklığına ve şiddetine göre programlanır.&#8221; </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685">Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Dünya genelinde yaklaşık 800 milyon kişinin obezite ile mücadele ettiği ve her yıl 3,7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bildiriliyor. Türkiye’de de durum alarm verici boyutta. Sağlık Bakanlığı’ının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite hastası!  Bu oranla Türkiye obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, </strong>toplumda genellikle estetik bir problem olarak görülen obezitenin  aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi  bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Obezite ve yol açtığı hastalıklar maalesef ölümle sonuçlanabilen bir metabolik hastalıklar havuzudur. Öyle ki tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kanser, kolesterol yüksekliği, kas ve kemik hastalıkları ile hormon bozuklukları gibi birçok ölümcül hastalığın temelini oluşturmaktadır. Obeziteyle birlikte erken ölüm riski 5-10 kat artmakla beraber, yaşam beklentisi de 10-15 yıl kısalabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> bu nedenle obezite cerrahisinin dünya genelinde ve Türkiye’de her geçen gün daha fazla başvurulan bir yöntem olarak öne çıktığını anlatarak, “Obezite cerrahisinde temel amaç, hastaların ömür boyu sağlıklı bir yaşam ve doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarını sağlamaktır. Ameliyat, aynı zamanda aşırı kiloya bağlı ortaya çıkmış veya ileride oluşabilecek hastalıklardan korunmayı da mümkün kılmaktadır.<strong> </strong>Uzun ve kısa dönem sonuçları bilinen, güvenilirliği kanıtlanmış obezite cerrahisi bu etkisiyle kilo sorunu yaşayan hastaların hayatını kurtarmaktadır” diye konuşuyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite cerrahisi ne zaman gündeme geliyor? </strong></p>
<p>Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalarına rağmen kilo veremedikleri veya kalıcılığı sağlayamadıkları durumlarda obezite cerrahisi öneriliyor.  Aksi durumda, metabolik hastalıkların gelişme riski ve bu hastalıklara bağlı olumsuz etkiler artış gösteriyor. Obezite cerrahisinin ise deneyimli merkezlerde yapılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde diğer yöntemleri denemek şart mı?</strong></p>
<p>Diyet ve spor denemeden, profesyonel bir destek almadan obezite cerrahisi önerilmiyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>tüm çabalarına rağmen  kilo vermekte başarılı olamayan hastaların obezite cerrahisine aday olabildiklerini  söyleyerek, “Ancak ilaçlar, zayıflama çayları ve iğneleri gibi yöntemler bir deneme olarak kabul edilmemektedir. Zira, tıbben kanıtlanmamış yöntemlere başvurmak hem çok risk taşımakta hem de sürecin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesini önlemektedir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat için yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi için genel kabul gören alt yaş sınırı 12, üst yaş sınırı ise 65 olarak tanımlanıyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bununla birlikte, kronolojik yaşın tek başına cerrahi karar için yeterli bir kriter olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın fizyolojik durumu, eşlik eden metabolik ve sistemik hastalıkları, obeziteye bağlı komplikasyonların varlığı, psikososyal durumu ve ameliyat sonrası sürece uyum potansiyeli, değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, her hasta multidisipliner bir ekip tarafından bireysel olarak değerlendirilmekte ve cerrahi uygunluk bu kapsamlı değerlendirme sonucunda belirlenmektedir.”</p>
<p><strong>Ameliyatın tekniğini belirleyen etkenler nelerdir?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde yöntemin seçiminde; hastanın mevcut metabolik ve sistemik hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, daha önce geçirmiş olduğu batın cerrahileri ve düzenli olarak kullandığı ilaçlar belirleyici rol oynuyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bu nedenle her hastanın multidisipliner bir ekip tarafından kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini ve cerrahi yöntemin kişiye özel olarak planlandığını anlatıyor.  </p>
<p><strong> Obezite cerrahisinde hangi yöntemlere başvuruluyor?</strong></p>
<p>Günümüzde, obezite cerrahisinde ağırlıklı olarak laparoskopik (kapalı yöntem) yöntemler kullanılıyor. Laparoskopik cerrahi; genellikle 3-4 küçük kesi aracılığıyla gerçekleştirildiği için açık cerrahi izi olmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisi yöntemlerinin hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü veya dezavantajı olmadığını vurgulayarak, uygulanacak olan cerrahi tekniğin hastanın mevcut sağlık durumuna göre seçildiğini ifade ediyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisinde başvurulan başlıca yöntemleri şöyle özetliyor:</p>
<p><strong>Tüp mide (Sleeve gastrektomi)</strong>: Midenin büyük bir kısmının çıkarılarak hacminin küçültüldüğü bir yöntem.  Ameliyat sonrasında yaklaşık 100-150 ml hacminde mide bırakılıyor. Yöntemin hem gıda alımını kısıtlayıcı hem de iştah düzenleyici hormonal etkileri bulunuyor. </p>
<p><strong>Loop bipartisyon bypass:</strong> İnsülin kullanan tip 2 diyabet hastalarında metabolik kontrol ve kilo kaybı amacıyla tercih ediliyor. Bu yöntemde 100-150 ml hacminde bir mide bırakılıyor ve  ince bağırsağa yeni bir yol oluşturularak karbonhidrat emilimi azaltılıyor. </p>
<p><strong>Rouxny gastric bypass:</strong>  Kilo kaybının yanı sıra mide fıtığında ve gastroözofageal reflünün tedavisinde etkili olması nedeniyle  başvuruluyor.</p>
<p><strong>Minigastrik bypass, transit bipartisyon, duodenal switch:  </strong>Hastaya özel beslenme problemleri, insülin ve C peptit düzeyleri, pankreasın insülin rezervi gibi parametreler dikkate alınarak tercih edilebilen diğer yöntemleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında kilo kaybı ne zaman başlıyor? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kilo kaybı genellikle ilk günden itibaren başlıyor. Kilo kaybının miktarı ise hastanın kilosuna göre değişiyor. Örneğin, 200 kilo ağırlığındaki bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo ağırlığındaki bir birey ilk ayda 12–15 kilo kaybedebiliyor. Ancak, amacın hızlı ve sadece rakamsal bir başarı elde etmek olmadığını belirten Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>“Obezite cerrahisinde asıl hedef, hastaya sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları kazandırarak kas ile kemik dokusunu korumak, yağ dokusu ve ödem kaybını sağlamaktır” diyor. </p>
<p><strong>Tekrar kilo alma riski var mı?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin ardından, hastaların çoğu, ilk yıllarda fazla kilolarının büyük bir kısmını kaybediyorlar. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, “Ancak, sağlıklı beslenme kurallarına uymayan, düzenli egzersiz yapmayan ve sunulan desteği kabul etmeyip, ameliyat öncesi yaşam tarzına devam etmekte ısrar eden hastalarda kilo alımı kaçınılmaz olmaktadır” uyarısında bulunuyor. Ayrıca,  başarısız geçen obezite cerrahisi ve hastanın profesyonel bir ekip tarafından yeterince takip edilmemesi de yeniden kilo alma riskini artıran önemli bir faktörü oluşturuyor. </p>
<p><strong>Kilo kaybının kalıcı olması için nelere dikkat  edilmeli? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında elde edilen kilo kaybının kalıcı olabilmesi için bu sürecin sadece bir kilo verme değil, yeni ve sağlıklı bir yaşama geçiş olduğu kabul edilmeli. Kalıcı kilo kaybında, hastaların günlük yürüyüş başta olmak üzere, fiziksel kapasitelerine uygun egzersizleri yaşamlarının bir parçası haline getirmeleri kilit rol oynuyor. Beslenme planının basit karbonhidratlardan uzak, protein ağırlıklı; vitamin ve mineral gereksinimini karşılayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin sağlanması ve günde en az 2–3 litre su tüketilmesi de büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada ve ülkemizde hala önemli bir tehdit</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-ve-ulkemizde-hala-onemli-bir-tehdit-590484</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 11:07:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baran]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında zatürre olarak bilinen pnömoni, akciğer dokusunun iltihaplanması sonucu oluşan bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-ve-ulkemizde-hala-onemli-bir-tehdit-590484">Dünyada ve ülkemizde hala önemli bir tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında zatürre olarak bilinen pnömoni, akciğer dokusunun iltihaplanması sonucu oluşan bir hastalık. Dünyada ve ülkemizde hala en sık görülen enfeksiyonlardan biri olan zatürre aynı zamanda en önemli ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Öyle ki ülkemizde her yıl   yaklaşık 300 bin kişiye zatürre tanısı konuluyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2023 yılı verilerine göre; hastaneye en çok yatış gerektiren bir enfeksiyon olan zatürre ölüm sebepleri arasında ilk 10&#8217;uncu sırada olmaya devam ediyor.  <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, </strong> sonbahar ve kış aylarında kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirilmesi nedeniyle görülme sıklığı artan zatürrenin özellikle ileri yaşta ve kronik hastalığı olan kişilerde  son derece ciddi ve ölümcül seyredebileceğine dikkat çekerek, “Enfeksiyon sebebiyle vücuttaki oksijen seviyesinin düşmesi tüm organları etkilemektedir. Bunun sonucunda akciğerin yanı sıra böbrek, kalp ile karaciğer yetmezlikleri gelişebilmektedir. Özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olan kişilerde bu organlar çok daha kolay hasar görmektedir” diyor. <strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran,</strong>  dolayısıyla zatürreden korunmanın yaşamsal önem taşıdığını vurgulayarak, “Bu enfeksiyondan en etkili korunma yöntemi ise özellikle 65 yaş üstü ve/veya altta kronik hastalığı olanların düzenli yıllık grip aşısı ve 1 kez zatürre aşısı yaptırmalarıdır” diyor.</p>
<p><strong>Kapalı alanlarda hızla bulaşıyor</strong></p>
<p>Sonbahar ve kış aylarında zatürrenin görülme sıklığı belirgin şekilde artış gösteriyor. Bu artışın nedenleri arasında grip (influenza), RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs), koronavirus gibi solunum yolu virüslerinin bu mevsimlerde daha yaygın olmaları yer alıyor. Virüsler akciğerlerin savunmasını zayıflatıyor ve bakterilerin yerleşip iltihap yapmalarını kolaylaştırıyor. Soğuk havada kapalı ortamlarda uzun süre zaman geçirilmesi de damlacık yoluyla bulaşan mikroorganizmaların hızla yayılmalarını kolaylaştırıyor. Aynı zamanda soğuk hava burun ve solunum sistemindeki savunma mekanizmalarını zayıflatıyor. Güneş ışığının az olması da D vitamini düzeylerinin düşmesine ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olabiliyor. Bu etkenler zatürrenin görülme sıklığını dolaylı olarak artırıyor. KOAH, kalp yetmezliği ve diyabet gibi kronik hastalıklar da soğuk havalarda kötüleşerek zatürrenin gelişimini kolaylaştırıyor. </p>
<p><strong>Mikroplar oksijen seviyesini düşürüyor!  </strong></p>
<p>Bakterilerin, virüslerin ve nadir olarak mantar enfeksiyonlarının akciğerlere ulaşmasıyla gelişen zatürre bulaşıcı ve hızlı ilerleyebilen bir hastalık. Çoğunlukla solunum yoluyla bulaşan zatürrenin bulaşma riski ise virüs veya bakterilerin türüne göre değişiyor. Hasta bir kişi öksürürken veya hapşırırken damlacıklar havaya karışıyor. Sağlıklı kişi bu damlacıkları soluduğunda mikroplar burun, boğaz veya soluk borusundan akciğerlere ulaşıyor. Normalde akciğerler kendini iyi koruyor; burun, soluk borusundaki tüyleri ve mukus ise mikropları dışarı atarken,  bağışıklık hücreleri de mikropları yutuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, “Ancak  grip ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında, sigara kullanımında, bağışıklık sistemi zayıfladığında, aşırı yorgunlukta veya beslenme bozukluğunda mikroplar akciğerin hava keseciklerine  kadar ulaşmaktadır” uyarısında bulunuyor. Vücudun burada çoğalan mikropları yok etmek için iltihap karşıtı hücrelerini bölgeye gönderdiğini belirten Prof. Dr. Reha Baran, “Bu savaş sırasında alveoller, yani akciğer dokuları sıvı iltihap hücreleri ve bakterilerle dolmaktadır. Bunun sonucunda, vücutta oksijen seviyesi düşerken; ateş, öksürük ve göğüs ağrısı gibi sorunlar başlamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Hafif öksürük ve ateş erken belirtisi olabilir! </strong></p>
<p>Zatürre basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp, hızla ağırlaşabilen bir hastalık. Başlangıcında genellikle 38-40 derece ateş, titreme ve öksürük görülüyor. Önce kuru özellik sergileyen öksürük daha sonra sarı, yeşil veya pas renginde balgamlı hale geliyor.  Nefes alırken göğüste batar tarzda ağrı, halsizlik, yorgunluk, hafif egzersizlerde veya konuşurken hissedilen nefes darlığı, özellikle virüs zatürrelerinde kas-eklem ağrıları, diğer belirtilerini oluşturuyor.  Prof. Dr. Reha Baran, bu dönemde hekime başvurmanın yaşamsal önem taşıdığı uyarısında bulunarak, “Risk grubunda olanlarda ise sadece hafif öksürük ve ateş bile erken zatürre belirtisi olabilmektedir” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran,<strong> </strong>erken tanı konulduğunda enfeksiyonun akciğerin tamamına yayılmadan durdurulabildiğine işaret ederek, “Bu sayede solunum yetmezliği ve kan zehirlenmesi gibi komplikasyonlar önlenirken, hastaneye yatış ihtimali azalmaktadır. Özellikle yaşlılarda ve kronik bir hastalığı olanlarda erken tedavi ölüm riskini önemli ölçüde düşürmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bol sıvı alımı ve istirahat önemli! </strong></p>
<p>Zatürrenin tedavisinde amaç enfeksiyonu yok etmek, akciğer fonksiyonunu düzeltmek ve nefes darlığı ile organ yetmezliği gibi komplikasyonları önlemek. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran,<strong> </strong>bakteri kaynaklı zatürrelerde tedavinin temelini antibiyotiklerin oluşturduğunu belirterek, “Viral zatürrelerde ise antibiyotik etkisizdir. Bu durumda; bol sıvı alımı, istirahat, ateş düşürücü ilaçlar ve gerekiyorsa oksijen desteği önemlidir.  İnfluenza (grip) kaynaklı gelişen zatürrelerde özel bir antiviral ilaçlar ve covid-19 gibi enfeksiyonlarda ise kortizon kullanılabilir” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Zatürreden korunmak için 8 kritik kural! </strong></p>
<ul>
<li>Zatürre ve grip aşılarınızı yaptırın. </li>
<li>Sigara ve alkolü mutlaka bırakın. </li>
<li>Ellerinizi sık sık sabunlu suyla en az 2 dakika boyunca yıkamayı alışkanlık edinin.</li>
<li>Kapalı ortamlarda bulunmaktan kaçının, eğer mecbursanız mutlaka maske kullanın. </li>
<li>Hastalar ile yakın temasta bulunmamaya özen gösterin.</li>
<li>Bağışıklık sistemini güçlendirmek için<strong> </strong>dengeli beslenin, özellikle protein ve C vitamini yönünden zengin besinler tüketin, yeterli süre uyuyun, düzenli egzersiz yapın, stresi yönetmeye çalışın,   kronik bir hastalığınız varsa düzenli olarak kontrolünü yaptırın. </li>
<li>Odanızı her gün üç kez olacak şekilde 15’er dakika havalandırın. Ayrıca, nem oranı çok düşük ortamlarda bulunmamaya dikkat edin.</li>
<li>Soğuk havada burundan nefes alın. Burun, soğuk havayı akciğerlere ulaşmadan önce ısıtır ve nemlendirir. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-ve-ulkemizde-hala-onemli-bir-tehdit-590484">Dünyada ve ülkemizde hala önemli bir tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artması]]></category>
		<category><![CDATA[bağışının]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[gerekiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadavra]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[Nakiller]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şişli]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589087</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı her geçen gün artıyor. Yeterli organ bağışı bulunmadığı için nakiller büyük oranda kadavra yerine canlı vericilerden yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087">Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı her geçen gün artıyor. Yeterli sayıda organ bağışı olmadığı için nakiller kadavra yerine çoğunlukla canlı vericiden yapılıyor. Dünya standartlarındaki organ nakil merkezlerimiz ve Türk doktorların deneyimi sayesinde yabancı hastalar da organ nakli için ülkemize geliyor. Memorial Bahçelievler / Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat, “3-9 Kasım Organ Bağış Haftası” kapsamında organ naklindeki yeni gelişmeler hakkında önemli bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kadavra nakil sayısı çok az</strong></p>
<p>Organ bağışı, ülkemizde henüz istenen seviyede değil. Türkiye’de her yıl yalnızca 300–400 kadavra donörden organ alınabilmektedir. Oysa Batılı ülkelerle aynı düzeye ulaşabilmek için bu sayının en az 10 kat artması, yani yılda 2.000–3.000 kadavra donöre ulaşılması gerekir. Bu durum, organ bekleyen binlerce hasta için büyük bir fark oluşturacaktır. Bu nedenle organ bağışını artırmak için devlet kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve medya organlarının ortak sosyal projelerde buluşması hayati önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye Canlı Vericili Nakillerde Öncü</strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinde organ vericilerinin yaklaşık %80’i kadavra yapılırken, Türkiye’de bu oran tersine dönmüş durumda yani nakillerin %75’i canlı donörden, %25’i kadavradan yapılmaktadır. Bu tablo, toplumda organ bağışının halen yetersiz olduğunu göstermektedir. Ancak Türkiye, canlı vericili karaciğer nakillerinde dünya çapında başarılı sonuçlar elde etmektedir. Son yıllarda düzenlenen farkındalık kampanyaları sayesinde kadavra bağış oranında kısmi artış gözlense de, hastaların beyin ölümü tanısının konulduğu merkezlere ve halka büyük görev düşmektedir. Sağlık hizmetlerinin her aşamasında yüksek kalite ve şeffaflık toplumun sisteme olan güvenini artırmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “organ nakli dinen caizdir” yönündeki açıklamasıyla birlikte dini çekinceler büyük ölçüde azalmıştır. Yine de bazı aileler sosyal baskı ya da yanlış önyargılar nedeniyle bağış kararını vermekte tereddüt etmektedir. Oysa organ bağışı, hayat kurtaran bir iyilik zinciridir.</p>
<p><strong>Bağışlanan her organ, bir insana yaşam umudu olur</strong></p>
<p>Son 10 yılda Memorial Sağlık Gurubu hastanelerinde 1656’sı yetişkin, 344’ü çocuk olmak üzere 2 bin karaciğer nakli gerçekleştirildi. Nakiller sayesinde 2,5 aylık bebekten 80 yaşındaki hastalara kadar 2 bin kişi sağlığına kavuşmuştur. 15 kilo üzerindeki hastalara rutin olarak böbrek nakli yapılmaktadır. Nakillerdeki bu barı başarı oranlarımız hem bizi hem de hastalarımızı çok sevindirmektedir;</p>
<p>•           Karaciğer nakillerinde %92</p>
<p>•           Böbrek nakillerinde %98</p>
<p><strong>Karaciğer Yetmezliğinde En Etkili Tedavi: Organ Nakli</strong></p>
<p>Organ nakli ameliyatları arasında karaciğer ve böbrek nakilleri en sık yapılan operasyonlardandır. Karaciğer ve böbrekteki yetmezlik sorunlarında en kalıcı tedavi yolu da organ naklidir. Ülkemizde kronik karaciğer yetmezliğinin en yaygın nedenleri arasında Hepatit B, Hepatit C ve alkol yer alır. Hepatit B’li hastaların yaklaşık %15’inde ilerleyen dönemde tümör veya yetmezlik gelişebilir. Bu hastalarda karaciğer nakli, yaşam süresini ve kalitesini belirgin şekilde artırmaktadır.</p>
<p>Karaciğer nakli yüksek teknik beceri ve güçlü bir yoğun bakım desteği gerektirir. Ameliyat sırasında gereksiz kan kullanımından kaçınılması, hastanın metabolik dengesini korur ve komplikasyon riskini azaltır. Merkezimizde ortalama kan kullanımı oldukça düşük seviyededir (yaklaşık 2,1 ünite/hasta). Bu yaklaşım, nakil sonrası iyileşme sürecini hızlandırır.</p>
<p><strong>Böbrek nakli ile diyalize veda</strong></p>
<p>Kronik böbrek yetmezliği, hastaların yaşamını ciddi şekilde kısıtlar. Diyalize bağımlı yaşam, hem fiziksel hem psikolojik olarak yıpratıcıdır. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise hastalar günlük yaşantılarına, işlerine ve sosyal hayatlarına geri dönebilir.</p>
<p><strong>Nakil sonrası enfeksiyon riski hayati risk nedeni  </strong></p>
<p>Nakil operasyonlarında iyi bir anestezi yönetimi ve yoğun bakım takibi başarıyı belirleyen en önemli faktörlerdir. Enfeksiyon riski nakil sonrası en büyük tehditlerden biridir. Bu nedenle enfeksiyon kontrol komitelerinin düzenli denetimi ve hasta takibi, uzun dönem başarı oranlarını artırır.</p>
<p>Organ nakli sonrası ilk bir yıl, hastalar için kritik öneme sahiptir. Düzenli kontroller ve doktor önerilerine tam uyum, yaşam kalitesini korur. Nakil geçiren birçok kişi işine, ailesine ve sosyal yaşamına kaldığı yerden devam eder. Organ nakli yapılan kadınlar, genellikle ikinci yıldan itibaren güvenle gebelik planlayabilir. Organ nakli yalnızca cerrahi bir işlem değildir; cerrahi, anestezi, yoğun bakım, enfeksiyon, psikoloji ve koordinasyon ekiplerinin birlikte çalıştığı multidisipliner bir süreçtir. Bir hastanede organ naklinin başarıyla yapılabilmesi, o kurumun genel hizmet kalitesinin de göstergesidir.</p>
<p><strong>Yanlış inançlar bağışın önündeki en büyük engel</strong></p>
<p>Toplumda organ bağışıyla ilgili bilgi eksikliği, önyargı ve yanlış inanışlar yaygındır. Oysa doğru bilgiyle hareket eden bireylerin sayısı arttıkça, bağış oranları da artacaktır. Medyanın bu konudaki olumlu haberleri, farkındalığı artırmada önemli bir rol oynamaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın son yıllarda yaptığı çalışmalar olumlu sonuçlar verse de, kat edilmesi gereken daha uzun bir yol vardır.</p>
<p><strong>Yaşamı paylaş, umudu çoğalt</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın organ nakli merkezlerinde yürüttüğü denetimler ve kayıt sistemleri, kaliteyi artırmayı hedeflemektedir. Daha fazla hastaya ulaşmak ve bunu yüksek standartlarda yapmak, Türkiye’nin organ naklindeki en önemli hedefidir. Organ bağışı, bir insanın hayatını kurtarmanın en insani yoludur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087">Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 09:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[Kolonoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[polip]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saptanabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalın bağırsakta (kolon) oluşan polipler, sessizce gelişerek zamanla kansere dönüşebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502">Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalın bağırsakta (kolon) oluşan polipler, sessizce gelişerek zamanla kansere dönüşebiliyor. Türkiye’de 50 yaş üzerindeki her iki kişiden birinde polip saptanabildiğini belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş</strong> “Daha da çarpıcısı, son yıllarda 40 yaş altı bireylerde de görülme sıklığı artıyor. Bunun en önemli nedenlerinin başında; hızlı yaşam tarzı, düşük lifli beslenme, obezite ve genetik yatkınlık geliyor” diyor. </p>
<p>Poliplerin erken dönemde kolonoskopi sırasında sadece birkaç dakikada çıkarılarak kanser riskinin önlenebildiğini, ancak toplumumuzda bu konuda farkındalığın düşük olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şenateş “Ne yazık ki pekçok kişi hala ‘Şikayetim yok, neden kolonoskopi yaptırayım?’ düşüncesine sahip” diye konuşuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş polipe karşı 8 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli kolonoskopi yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>45 yaşından (ailesinde risk olanlarda 40) itibaren düzenli kolonoskopi, poliplerin kansere dönüşmeden tespit edilmesini sağlar. Doktorunuzun size özel belirlediği aralıklarla kolonoskopi yaptırmayı ihmal etmeyin. Erken alınan her polip, kanser riskini engeller. </p>
<ul>
<li><strong>Lifli beslenin</strong></li>
</ul>
<p>Sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyat yönünden zengin diyetler bağırsak florasını dengeler ve polip oluşumunu azaltır. Lifler, toksik maddelerin bağırsakta uzun süre kalmasını önler. Bilimsel çalışmalar, yüksek lifli beslenen bireylerde kolon kanseri riskinin yüzde 30’a kadar azaldığını göstermektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kırmızı eti azaltın</strong></li>
</ul>
<p>Aşırı kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis) tüketimi, bağırsakta kanserojen bileşiklerin oluşumunu tetikler. Haftada 2 porsiyonun altında tutulması önerilir. Dünya Sağlık Örgütü bu gıdaları “muhtemel kanserojen” sınıfında değerlendiriyor.</p>
<ul>
<li><strong>İdeal kilonuzu koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ebubekir Şenateş “Obezite, özellikle erkeklerde polip gelişimi riskini 2 kat artırır. Vücut kitle indeksini 25’in altında tutmak hem metabolik hem de onkolojik açıdan koruyucudur. 5–10 kg kilo kaybı bile polip riskini anlamlı biçimde azaltabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Sigara ve alkolü bırakın</strong></li>
</ul>
<p>Tütün ürünleri, bağırsak mukozasında genetik hasarı kolaylaştırır. Alkol de benzer şekilde mukozayı zayıflatır. Uzun süreli içicilerde polip görülme riski yüzde 40 artar. Bırakıldığı andan itibaren risk eğrisi düşmeye başlar.</p>
<ul>
<li><strong>D vitamini ve kalsiyum düzeylerini koruyun</strong></li>
</ul>
<p>D vitamini, bağışıklık sistemini ve hücre yenilenmesini destekleyerek polip gelişimini engeller. Kalsiyum, zararlı asitlerin bağlanarak dışkı ile atılmasını sağlar. Eksikliği olan bireylerde hekim kontrolünde takviye önerilebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Fiziksel aktivite, bağırsak hareketlerini düzenler ve inflamasyonu azaltır. Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş, kolon sağlığı açısından koruyucudur. Yapılan çalışmalara göre; aktif yaşam tarzı, polip riskini yüzde 25 azaltır.</p>
<ul>
<li><strong>Bağırsak floranızı koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Probiyotik içeren gıdalar (yoğurt, kefir, fermente sebzeler) bağırsak bakterilerinin dengesini korur. Mikrobiyota bozulması, inflamasyonu tetikleyerek polip zeminini güçlendirebilir. Mikrobiyota dostu beslenme, bağırsak direncinin temelidir.</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Yeni nesil teknolojiler erken tanıyı yüzde 20 artırdı</strong></p>
<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, son yıllarda kolonoskopide yapay zeka destekli görüntü analiz sistemlerinin devrim yarattığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yüksek çözünürlüklü sistemler, polipleri çıplak gözle fark edilemeyecek kadar erken evrede saptayabiliyor. Yapay zeka algoritmaları, endoskopik görüntüde milimetrik değişiklikleri anında analiz ederek “şüpheli lezyon” uyarısı veriyor. Bu sayede hekim, gözden kaçabilecek polipleri anında çıkarabiliyor. Yeni teknolojiler; erken tanı oranlarını yüzde 20’nin üzerinde artırırken, işlem süresini kısaltıyor ve hasta güvenliğini yükseltiyor. Geçmişte kansere dönüşebilecek bir polip, artık birkaç saniyede tespit edilip ortadan kaldırılabiliyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502">Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 08:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Serter]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584671</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, Avupada diyabetin en sık görüldüğü ülkelerin başında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671">Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, Avupada diyabetin en sık görüldüğü ülkelerin başında yer alıyor. Vücudun bütün organ ve sistemlerini bozan bir hastalık olan diyabetin, tedavi edilmediğinde kalp, damar, göz, böbrek ve sinirleri harap ettiğini, cinsel işlevi bozduğunu belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter </strong>“ Hipertansiyon, damar tıkanmaları, enfarktüs, inme, kalp yetmezliği, körlük, böbrek yetmezliği en olumsuz sonuçlardır. Kapanmayan yaralara, iyileşmeyen enfeksiyonlara ve bacak ampütasyonlarına yol açabilir” diyor. </p>
<p>Ülkemizde 20-80 yaş arasında diyabetli hasta sayısının 2030 yılında 10,8 milyona çıkmasının beklendiğini, hastalığın artış hızının korkutucu düzeyde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serter, 4 milyonu aşkın kişinin de prediyabeti yani gizli şekeri olduğunu söylüyor. Tedavi edilmeyen prediyabetin bir süre sonra diyabete ilerlediğini, eskiden sadece yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabetin sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve obezite nedeniyle artık çocukluk çağına kadar indiğini söyleyen Prof. Dr. Serter, diyabetten korunmak için 6 etkili önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Glisemik indeksi yüksek gıdalardan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Diyabetten korunmak için alınması gereken en önemli önlemlerden biri; doğru beslenme ile fazla kilo alımının ve aşırı yağlanmanın önlenmesidir. Örneğin; hızla kana karışan karbonhidratları içeren glisemik indeksi yüksek gıdalardan (beyaz ekmek, poğaça, börek, kek, beyaz pirinç vb) uzak durmak gerekir. Risk altındaki bireyler bu konuda eğitim almalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Yemekte karnınızı tıka basa doyurmayın</strong></li>
</ul>
<p>Alınan toplam kalori önemli kriterdir. Tıka basa doymak yerine açlığın giderilmesi düzeyinde gıda alımı ile yetinmek hedeflenmelidir. Unutmamak gerekir ki; en sağlıklı gıdaların dahi aşırı miktarda tüketilmesi kilo alımına ve yağlanmaya yol açabilir. </p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz yaparak (örneğin; hafta içi en az 3 gün 1 saat tempolu yürüyüş) fazla kilo alımı ve aşırı yağlanmanın önlenmesi çok önemlidir. Vücut kaslarının düzenli kullanılması yağlanmayı önleyici en önemli tedbirlerden birisidir. Sıklığı, süresi ve şiddeti belirlenmiş fiziksel aktiviteler egzersiz olarak tanımlanır.</p>
<ul>
<li><strong>Ölçümlerinizi düzenli yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Rüştü Serter “Özellikle fazla kilolu bireyler ve ailesinde birinci derece yakınlarında diyabet olanlar yüksek risk grubundadır. Bu kişilerin doktora başvurarak insülin direnci, kan şekeri tablolarını doktorun uygun gördüğü aralıklarla kontrol ettirmeleri erken önlem almak için önemlidir. Ailesinde diyabet öyküsü bulunan kişilerin bir de fazla kiloları varsa risk daha da yüksektir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Alkolden uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Alkolden özellikle de aşırı alkol tüketiminden uzak durulmalıdır. Aşırı alkol tüketimi vücutta yağlanmaya yol açarak insülin direnci-prediyabet sürecini hızlandırır.</p>
<ul>
<li><strong>Gerekirse ilaç kullanın</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Serter “Diyet ve düzenli egzersize ek olarak doktor tarafından gerekli görüldüğünde düzenlenecek ilaç tedavisinin de koruyucu etkisi çoktur ve aksatılmamalıdır. Bütün bu tedbirlerin uygulanmasının ‘ömür boyu sağlıklı yaşam tarzı’ olarak benimsenmesi önemlidir. Bu yaşam tarzından çıkıldığı zaman daha evvel düzeltilmiş olan risklerin hızla geri geleceği unutulmamalıdır. Ayrıca biraz düzelme olunca tedavinin bırakılması çoğu bireyde nükslere yol açmaktadır. Doktorun onayı olmadan hiçbir şekilde tedavi bırakılmamalıdır” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Prediyabet ve Diyabetin belirtilerine dikkat!</strong></p>
<p>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter “Prediyabet sinsi bir tablo olsa da bazı ipuçları bu konuda uyarıcı olabilmektedir. Gün içerisinde sık acıkmalar, tatlı yeme atakları, yemek sonrası tekrar acıkma, yemek sonrası uyku basması, kilo vermenin giderek zorlaşması bunlardan başlıcalarıdır. Şekerin yükselmesi ile birlikte sık idrara çıkma, gece idrara çıkma, çok susama, ağız kuruluğu, el ve ayaklarda yanma uyuşma, vücut direncinde düşme, sık enfeksiyona yakalanma görülebilir. Şeker çok yükseldiğinde kilo kaybı başlar” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671">Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 08:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilge]]></category>
		<category><![CDATA[Çarpıntı]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[önemsenmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[ritim]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778">Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge</strong>, kalp çarpıntısının ihmale gelmez bir sorun olduğunu, ancak toplumumuzda çoğu kişinin, bu şikayeti çoğunlukla önemsemeyip, geçici bir durum sandığını belirterek “Bazı aritmiler zararsız olsa da, yalnızca stres ya da heyecandan kaynaklanmaz, kalpte ritim bozukluğu gibi altta yatan ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle çarpıntı şikayeti önemsenmeli, uzman bir aritmi merkezine başvurulmalıdır. Tedavi planı, kişiye özel yapılmalıdır” diyor. </p>
<p>Erken tanı ve doğru tedaviyle pek çok çarpıntının kalıcı olarak kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge, ritim bozukluklarının tedavisinde ise, kardiyoloji alanındaki modern yöntemlerden biri olan ‘ablasyon’un öne çıktığını söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, kalp çarpıntısına yol açan etkenleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kalbin normalden hızlı ya da düzensiz atması olarak tanımlanan kalp çarpıntısı, genetik etkenlerin yanı sıra sağlıksız yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle ülkemizde giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge</strong>, kalbin hızlı, düzensiz, tekleme veya “kuş kanadı çırpması” gibi hissedilmesine neden olan kalp çarpıntısına bazı durumlarda göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi, bayılma, çabuk yorulma ve huzursuzluk gibi şikayetlerin de eşlik ettiğini belirterek “Acil değerlendirilmesi gereken durumların başında; şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, ani nefes darlığı, konuşma bozukluğu veya felç bulguları ile gelen çarpıntı yer almaktadır” diyor. Çarpıntı sorunu yaşayan kişilerin kendi kendine teşhis koymak yerine, mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge “Erken teşhis ve doğru yöntemle hem kalp sağlığını korumak hem de yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Kalp çarpıntısını tetikleyen etkenler!</strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Bilge Kaya kalp çarpıntısının en sık tetikleyicilerini şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Aşırı kafein (çay, kahve, enerji içeceği) tüketmek</li>
<li>Uykusuzluk</li>
<li>Stres, anksiyete</li>
<li>Alkol, sigara vb zararlı maddeler</li>
<li>Yoğun egzersiz </li>
<li>Kansızlık</li>
<li>Tiroid bozuklukları</li>
<li>Gebelik</li>
<li>Bazı ilaçlar ve uyarıcı haplar</li>
<li>Elektrolit dengesizlikleri (vücutta su ve tuz dengesizliği)</li>
</ul>
<p><strong>Altta kalp hastalığı mı yatıyor yoksa başka bir sorun mu?</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısına yönelik tanıda muayene ve hasta öyküsünün önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilge şöyle konuşuyor: “EKG çarpıntı esnasında yakalanırsa en değerli testtir. Ritim izleme (24-48 saatlik holder, 7-14 günlük patch kayıtları, olay kaydedici veya nadir ataklar için implant edilebilir loop kayıt cihazı ile akıllı saat/telefon uyarıları yararlı ipucu olabilir ama tek başına tanı koydurmaz), Ekokardiyografi, Kan Testleri (Tiroid, elektrolitler, kansızlık vb), Efor testi ve gerektiğinde ileri testler yapılarak aritminin tipini kanıtlanmalı, altta yatan kalp hastalığı olup olmadığı saptanmalı ve kişiye özel olarak en uygun tedavi planlanmalıdır.” </p>
<p><strong>Modern sistemler 3 Boyutlu haritalama!</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısının en yaygın nedenlerinden biri olan kalpte ritim bozukluğuna karşı ilaç tedavisinin, bazı hastalarda yeterli veya geçici çözüm olabildiğini belirten Prof. Dr. Bilge “İlaçlara rağmen çarpıntısı süren veya ilaçlara tolerans gösteremeyen hastalar başta olmak üzere bazı kişilerde ‘kalpkateter ablasyon’ denilen ablasyon tedavisinin uygulanması gerekiyor. Kateter ablasyonu, ritim bozukluğunun kaynağını kalpte hedefleyerek ısı (radyofrekans) veya soğuk (kriyoterapi) ile ortadan kaldıran girişimsel tedavidir. Birçok aritmide kalıcı çözüm sağlayabilir” diyor. Yöntemin, sedasyon altında yapıldığını yani hastanın bilincinin açık olduğunu ancak ağrı hissetmediğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge “Bu yöntemde modern sistemler ve 3 Boyutlu haritalama ile radyasyon maruziyeti oldukça düşüktür; bazı işlemler X ışını kullanmadan yapılabilir. Çoğu hasta 2–3 gün içinde işe döner ama kompleks işlemlerde süre uzayabilir. Bazı aritmilerde tekrarlama olabilir, bu durumda yeniden ablasyon veya ilaç düzenlemesi gerekebilir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778">Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 8 kişiden 1&#8217;inin diyabeti var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-8-kisiden-1inin-diyabeti-var-550090</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 07:50:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabeti]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inin]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek sıcaklıklar, artan nem oranı ve tatil planları derken değişen günlük alışkanlıklar yaz mevsimini diyabet hastaları için zorlu bir döneme çevirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-8-kisiden-1inin-diyabeti-var-550090">Ülkemizde her 8 kişiden 1&#8217;inin diyabeti var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek sıcaklıklar, artan nem oranı ve tatil planları derken değişen günlük alışkanlıklar yaz mevsimini diyabet hastaları için zorlu bir döneme çevirebiliyor. Özellikle serinletici meyveler, soğuk içecekler ve dondurma gibi masum görünen yaz keyifleri ile öğün atlamaya yol açan uzun günler kan şekeri dengesini tehdit eden gizli tuzaklara dönüşebiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja </strong>“Yaz mevsimi güzel ama diyabet hastaları açısından bir o kadar dikkat isteyen bir dönem. Su kaybından ilaçların saklanmasına dek birçok etken diyabetliler için sorun olabiliyor. Oysa basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve keyifli bir yaz geçirmek mümkün” diyor. Ülkemizde yaklaşık her 8 kişiden birinin diyabetinin olduğunu ama çoğunun bunun farkında bile olmadığını belirten Dr. Murrja “Diyabet kontrol altına alınmadığında; kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor” diye konuşuyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, diyabette ihmale gelmez 7 yaz önlemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Yaz meyvelerinde aşırıya kaçmayın!</strong></li>
</ul>
<p>Karpuz, kavun, incir, üzüm gibi yaz meyveleri serinletici ve çok cazip olabilir. Ancak şeker oranları yüksektir ve ölçüsüz tüketildiklerinde kan şekerinde ani yükselmelere neden olur. Birçok kişi “doğal şeker” diyerek sınırsızca meyve yer ama diyabetli bireyler için porsiyon kontrolü çok önemli. Özellikle karpuz gibi glisemik indeksi yüksek meyveler büyük dilimlerle yendiğinde hızlı şeker yükselişi yaratır. Ayrıca meyveleri tek başına değil protein veya sağlıklı yağ içeren yiyeceklerle birlikte tüketmek kan şekerini daha dengeli yükseltmeye yardımcı olur. Tatilde de özellikle açık büfelerde sınırsız meyve tabağına kapılmak yerine ölçülü davranın.</p>
<ul>
<li><strong>Yanınızda küçük atıştırmalıklar bulundurun!</strong></li>
</ul>
<p>Tatilde daha çok yürürüz, denize gireriz, hareket ederiz. Öğün saatleri kayar, atlanır. Tüm bunlar hipoglisemi riskini artırır. Sıcak havalarda kan şekerinin yalnızca yükselmesi değil, ani ve sinsi düşüşler de risklidir. Terleme ve sıvı kaybı vücudun glukoz kullanımını değiştirir. En büyük tehlike, hipogliseminin sıcaktan ayırt edilememesidir. Terleme, halsizlik, sersemlik sıcak çarpmasıyla karıştırılabilir. Bu yüzden ölçüm cihazınızı mutlaka yanınızda bulundurun ve düzenli ölçüm yapın. Daha önce de şeker düşüşleri yaşadıysanız yanınızda küçük atıştırmalıklar taşıyın. </p>
<ul>
<li><strong>Gölge ve serin alanları tercih edin</strong></li>
</ul>
<p>Öğle saatlerinde güneşin altında kalmak herkes için zorlayıcıdır ama diyabetli bireyler için daha da riskli olabilir. Vücut sıcaklık düzenlemesini yaparken damarlar genişler, sıvı-elektrolit dengesi bozulur ve kan şekeri beklenmedik şekilde oynar. Özellikle 11.00–16.00 arası doğrudan güneşe dikkat edin. İnce, açık renkli, pamuklu giysiler tercih edin. Basit gibi görünse de şapka ve güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin. Gölgelik veya klimalı alanlarda vakit geçirmek daha güvenlidir. Uzun süre dışarıda kalmanız gerekiyorsa mutlaka suyunuzu alın ve sık sık mola verin. Unutmayın, sıcak çarpması ciddi sonuçlara yol açabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su tüketin</strong></li>
</ul>
<p>Diyabet hastalarında susuzluk kan şekeri seviyelerinin daha da yükselmesine neden olabilir, çünkü vücut fazla şekeri idrarla atarken su da kaybeder. Bol su içmek, böbreklerin düzgün çalışmasına, toksinlerin atılmasına ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Suyun yerine şekerli içecekler veya gazlı içecekler tüketmek kan şekerini yükselttiği için tehlikelidir. Yazın özellikle açık havada geçirilen sürelere dikkat ederek her saat başı su içmeyi hatırlamak önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Hareketi doğru planlayın </strong></li>
</ul>
<p>Yaz mevsimi açık hava yürüyüşleri, yüzme veya spor yapmak için idealdir. Ancak sıcak havada kontrolsüz veya aşırı egzersiz, kan şekerinin hızla düşmesine sebep olabilir. Fiziksel aktivitenin günün serin saatlerinde (sabah erken veya akşamüstü) planlanması, egzersiz öncesi ve sonrası kan şekerinin ölçülmesi önerilir. Ayrıca su kaybını önlemek için egzersiz sırasında yeterli su içmek gerekir. Tatilde spor yaparken bu planlama ihmal edilebiliyor ama önceden planlı hareket birçok sıkıntıdan kurtarır. </p>
<ul>
<li><strong>Tatilde ilaçlarınızı ihmal etmeyin!</strong></li>
</ul>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Tatilde öğün saatlerinin değişmesi, aktivitelerin artması veya serinlemek için dışarıda uzun süre vakit geçirilmesi ilaç saatlerini unutmaya yol açabilir. Bu nedenle seyahate çıkmadan önce tedavi planı gözden geçirilmeli, ilaçlar için serin saklama çantaları hazırlanmalı ve doz saatleri mutlaka hatırlatıcılarla planlanmalıdır. Yaz tatili keyfini riske atmamak için tedaviyi aksatmamak önemli; kısa bir ihmal bile ciddi kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Tatil rehavetine kapılmayın</strong></li>
</ul>
<p>Yazın getirdiği tatlı rehavet sağlık kontrollerini erteleme alışkanlığına yol açabilir. Ancak diyabet dört mevsim kontrol gerektirir. Düzenli kontroller sadece kan şekerine değil, böbrek fonksiyonlarına ve diğer komplikasyon risklerine de bakar. Tatile çıkmadan önce kontrollerinizi yaptırın. Ölçüm cihazınızı ve günlük kayıtlarınızı ihmal etmeyin. Kısa vadede “tatildeyim ne olacak” diye düşünüp sağlığınızı riske atmayın. Unutmayın; basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve keyifli bir yaz geçirmek mümkün!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-8-kisiden-1inin-diyabeti-var-550090">Ülkemizde her 8 kişiden 1&#8217;inin diyabeti var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 4 kadından 1&#8217;inin sorunu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-4-kadindan-1inin-sorunu-541829</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 09:30:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inin]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kadınların en sık karşılaştıkları sorunlardan birini miyomlar oluşturuyor. Bazen hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyen miyomlar, bazen de şiddetli ağrı ve kanama ile günlük yaşamı kabusa çevirebiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-4-kadindan-1inin-sorunu-541829">Ülkemizde her 4 kadından 1&#8217;inin sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde kadınların en sık karşılaştıkları sorunlardan birini miyomlar oluşturuyor. Bazen hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyen miyomlar, bazen de şiddetli ağrı ve kanama ile günlük yaşamı kabusa çevirebiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen</strong> ülkemizde her 4 kadından 1’inin miyomun yol açtığı şikayetlerle başvurduğunu belirterek “Ülkemizde özellikle 30 yaş ve üzerindeki kadınlarda miyom sorunu oldukça yaygındır. Modern çağda sağlıksız yaşam alışkanlıkları, aşırı kilo, kırmızı et ağırlıklı beslenme, düzenli egzersiz yapmama ve hormonal değişikliklerin de etkisiyle miyomların görülme sıklığı son yıllarda hızla artmaktadır. Özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda miyom görülme oranı yüzde 70’lere ulaşabilmektedir” diyor. Ailede anne, teyze ya da abla gibi birinci derece akrabalarında miyom olan kişilerde hastalığın görülme riskinin 2,5 kat arttığını, düzenli jinekolojik kontrollerin, miyomların erken tanı ve tedavisi açısından önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Görgen “Halk arasında ‘ur’ olarak adlandırılan miyomlar, rahimde görülen normal dışı düz kas dokusu büyümeleridir. Bazen büyüme o kadar fazla olur ki, hasta ve yakınları gebelikten şüphelenebilir. Miyomlar genellikle iyi huylu tümörlerdir ve çoğu durumda kansere dönüşmezler. Ancak, büyüklükleri ve yerleşim yerlerine bağlı olarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilirler” diye konuşuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen miyomlar hakkında en sık sorulan soruları ve tedavide yeni nesil yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>SORU: Miyomlar kansere dönüşebilir mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Miyomlar genellikle iyi huyludur ve kanserleşme riski çok düşüktür. Menopoz öncesi miyom nedeniyle rahimde belirgin büyüme saptansa bile, bu durumun kötü huylu bir tümöre işaret etmesi oldukça düşük olasılıktır. Ancak menopoz sonrası, özellikle eşlik eden ağrı ve kanama varsa, kötü huylu olma olasılığı göz önünde bulundurularak ileri tetkik yapılmalıdır.</p>
<p><strong>SORU: Miyomlar hamile kalmayı engeller mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Rahimin içine doğru yani bebeğin yerleşeceği yere doğru büyüyen miyomlar rahim iç yüzeyini bozar ve embriyonun tutunmasını engelleyebilir. Bu tip miyomlarda gebelik oranlarıının yaklaşık yüzde 70 azaldığı görülmüştür. Bu miyomların ameliyat ile alınması doğurganlığı arttırır. Rahim dışına doğru büyüyen miyomlar doğurganlığı etkilemezler. </p>
<p><strong>SORU: Miyomlar kendiliğinden kaybolur mu?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Miyomlar genellikle kendiliğinden kaybolmaz ancak bazı durumlarda küçülebilir veya belirgin şekilde gerileyebilirler<strong>.</strong> Menopoz gibi östrojen seviyelerinin düştüğü dönemlerde  küçülebilir ancak aktif hormon üretiminin olduğu dönemlerde kendiliğinden kaybolmaları nadirdir<strong>.</strong> Şikayete yol açmayan miyomlar tedavi gerektirmese de mutlaka takip edilmelidir.</p>
<p><strong>SORU: Miyomlar nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Tedavinin, miyomun büyüklüğüne, konumuna ve semptomlara bağlı olarak değiştiğini belirten Prof. Dr. Hüsnü Görgen “İlaç tedavisi, hormon tedavisi ya da cerrahi müdahale (miyomektomi veya histerektomi) gibi yöntemler kullanılabilir. Günümüzde sıklıkla laparoskopik ve histeroskopik miyomektomi yapılmaktadır. Laparoskopik miyomektomi ile daha az kan kaybı yaşanır, ameliyat sonrası ağrı daha azdır. Bu nedenle, uygun vakalarda laparoskopik miyomektomi, hastanın konforu ve iyileşme süreci açısından tercih edilebilecek minimal invaziv bir yöntemdir. Ancak miyom sayısına ve büyüklüğüne bağlı olarak açık ameliyat ile de miyomektomi yapılması gerekmektedir. Küçük rahim içine doğru büyüyen ve kanama yapan miyomlar histeroskopi ile alınabilir. Histeroskopi -mide içerisine bakmak için kullanılan endoskopi gibi- rahim içerisine bakmak için kullanılan bir yöntemdir. Histeroskopi yolu ile rahim içine büyüyen miyomlar kesilerek tamamı veya büyük bir kısmı çıkarılarak hastanın şikayelerinin geçmesi sağlanır. Rahim alınmasında sorun olmayan ve çocuk isteği olmayan hastalarda miyom için histerektomi ameliyatı yapılır” diyor.</p>
<p><strong>SORU: Miyomlar tekrar oluşur mu?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Miyomlar cerrahi olarak çıkarılsalar da hormonal dengesizlikler devam ederse tekrarlayabilirler. Miyom sayısı arttıkça tekrarlama riski artmaktadır<strong>.</strong> Miyomektomi, miyomların çıkarılmasını sağlasa da yeni miyom gelişimini engellemez<strong>.</strong> Hastaya, miyomların tekrarlama riskinin kişiye göre değişeceği<strong> </strong>anlatılmalıdır.<strong> </strong>Tedavi sonrası düzenli kontrol ve sağlıklı yaşam tarzıyla (kilo kontrolü, beslenme, egzersiz vb) riskler azaltılmaya çalışılmalıdır.</p>
<p><strong>SORU: Miyomlar adet düzensizliğine neden olur mu?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Evet, özellikle rahim iç yüzeyine yakın miyomlar yoğun ve düzensiz adet kanamalarına yol açabilir. Bu durum anemiye (kansızlık) neden olabilir.  5 cm’den büyük miyomu olanlar, daha küçük miyomları olanlara göre adet dönemlerinde daha fazla ani ve yoğun kanama<strong> </strong>yaşamaktadır. </p>
<p><strong>SORU: Miyomlar ağrı yapar mı?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Büyük miyomlar pelvik ağrıya, bel ve bacak ağrılarına, sık idrara çıkma veya kabızlık gibi semptomlara neden olabilir. Ancak, küçük miyomlar genellikle belirti vermez. Pelvik ağrı genellikle miyomun büyümesine değil, beslenme yetersizliği nedeniyle doku ölümüne bağlı dejenerasyona bağlıdır. Bazen rahim dışına doğru büyüyen saplı miyomlarda torsiyon (kendi etrafında dönme) olması pelvik ağrıya neden olur ki genellikle cerrahi müdahale gerekir.</p>
<p><strong>SORU: Miyom varken hamile kalırsam çocuğu aldırmam gerekir mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen “En sık sorulan sorulardan biri de bu oluyor. Miyom ile hamile kalanlarda gebeliği sonlandırmaya gerek yoktur. Gebelik sırasında miyom saptanma sıklığı yüzde 2-10 arasında değişmektedir. Gebelik sırasında tespit edilen bu miyomların boyutları hamileliğin ilk 3-4 ayında yüzde 15-25 oranında büyüme gösterir. Üçüncü aydan sonra genellikle boyutlarında çok az değişiklik olur. Büyük miyomlar (5 cm den büyük) daha fazla büyüme eğilimindedirler. Bazı miyomların boyutları hamilelik sıranda değişmeden kalabilir. Gebelik sırasında saptanan miyomlar rahim içerisindeki yeri, sayısı ve büyüklüğüne göre gebelikte birtakım sorunlar yaratabilir. Ancak miyomların gebelik sırasında bebekte sakatlık yapıcı herhangi bir zararı yoktur” diyor. </p>
<p><strong>SORU: Miyomların gebelik sırasında yaratabileceği sorunlar nelerdir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP: </strong>Gebelik sırasında ağrıya yol açabilir. Miyom sayısına göre düşük ve erken doğum riski artar. Normal doğum yerine sezaryen gerekebilir. Doğum sonrası kanama riskinde artış olabilir. Gebelik sırasında miyom saptanan hastalarda genel bilgiler verilerek gebelik takip edilir. Miyomların yeri, sayısı ve büyüklüğü ultrason ile saptanır. Ağrı için ağrı kesiciler kullanılır. Yalnız bu ilaçların kullanımında doktor kontrolünde olmak gerekir. </p>
<p> </p>
<p><strong>SORU: Miyom riskini azaltmak için nelere dikkat etmek gerekir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Prof. Dr. Hüsnü Görgen “Yağlı ve kalorili beslenme miyom gelişimine yardımcı olmaktadır. Yapılan çalışmalarda vücut ağırlığında her 10 kg artışın miyom riskini yüzde 21  artırdığı, vücut yağ oranı yüzde 30’un üzerinde olan kadınlarda da miyom riskinin arttığı görülmüştür. Bu nedenle sağlıklı kilo verme, özellikle miyom riski taşıyan kadınlar için koruyucu olabilir. Beslenme alışkanlıklarının da miyom gelişimi üzerinde önemli etkileri olduğu gösterilmiştir. Kırmızı et yönünden zengin bir diyet, miyom riskini artırmaktadır.<strong> </strong>Bu etki, kırmızı etin yüksek doymuş yağ içeriği ve östrojen metabolizmasını etkileyen maddeler içermesiyle ilişkili olabilir. Buna karşın, yeşil sebzelerden zengin diyet ise miyom riskini azaltmaktadır. Öte yandan yeşil sebzelerin: antioksidan içeriği, lif açısından zengin olması, hormonal dengeyi desteklemesi vb sayesinde koruyucu etki sağladığı düşünülmektedir. Hareketsiz yaşam biçimi de hormonal dengesizliklere yol açarak miyom gelişimini tetikler. Yapılan çalışmalarda, düzenli fiziksel aktivitenin<strong> </strong>miyom gelişimi üzerinde koruyucu bir etkisi olduğu gösterilmiştir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-4-kadindan-1inin-sorunu-541829">Ülkemizde her 4 kadından 1&#8217;inin sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde yaklaşık 50 bin MS hastası var</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-50-bin-ms-hastasi-var-463034</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2024 08:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=463034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük hayatın koşuşturmacasında, masum görünen bazı belirtileri dikkate alınmayıp ötelenebildiği ya da başka hastalıklarla karıştırılabildiği için teşhisi genellikle gecikebilen MS (Multipl Skleroz) hastalığının görülme sıklığı ülkemizde giderek artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-50-bin-ms-hastasi-var-463034">Ülkemizde yaklaşık 50 bin MS hastası var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman</strong>, yürüme zorluğundan özgürlüğün kısıtlanmasına dek bir çok soruna yol açabilen MS’in tedavisinde, erken teşhisin yanında ‘kişiye özel ve hedefe yönelik tedavi’ seçenekleriyle çok önemli başarılar sağlanabildiğini vurguluyor. Etkisini beyin ve omurilikte gösteren bu hastalığa karşı toplumsal farkındalığı daha da çok arttırmak amacıyla her yıl Mayıs ayının son Çarşamba günü ‘Dünya MS Günü’ kapsamında çeşitli bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştiriliyor. Ülkemizde son yıllarda toplumsal farkındalık artışıyla birlikte MS’in giderek erken evrede teşhis edilebildiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, <strong>29 Mayıs</strong> <strong>Dünya MS Günü</strong> kapsamında hastalık hakkında bilinmesi gereken 9 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p><strong>Bu belirtileri mutlaka dikkate alın!</strong></p>
<p>MS’in başka hastalıklarla karıştırılmaması ve hafife alınmaması gereken sinyalleri var. Görme sorunları, baş dönmesi, dengesizlik, kollarda/bacaklarda güçsüzlük, duyu değişikliği, idrar ve dışkı sorunları, yorgunluk vb belirtilerin nörolog tarafından da kontrolü şart! Bu belirtiler hastalığın başlangıcında genellikle kendiliğinden de düzelebildiği için hastaların hekime başvurması ve tanı alması gecikiyor! MS ilerleyici seyrederse, yürüme zorluğu, dengesizlik, idrar sorunları, bellek yıkım yıllar içinde giderek artıyor.  </p>
<p><strong>Aşı olmak MS hastalığına yol açmaz! </strong></p>
<p>Toplumumuzda aşıların MS’e yol açtığına yönelik yaygın ve yanlış bir kanı olduğunu belirten Prof. Dr. Kocaman “Özellikle Covid-19 salgını sırasında bu yanlış bilgilendirme ile çok uğraştık. Aşılar bağışıklık sisteminizi güçlendirir ve ölümcül enfeksiyon hastalıklarından korur. MS tedavisinde bağışıklık sistemi baskılanabildiğinden hastalarımızın tedavi öncesinde tüm aşılarının tamamlanması konusuna özellikle dikkat ediyoruz. Aynı enfeksiyonlar gibi aşılar da atakları tetikleyebilir ama aşı olunmazsa ölümcül hastalıkların önüne geçmek mümkün olmaz. Hastalarımıza doktorlarının kontrolunda olmak koşuluyla aşılanmaktan korkmamalarını öneriyoruz” diyor.</p>
<p><strong>Sağlıksız yaşam alışkanlıklarına dikkat!</strong></p>
<p>Genetik etkenler ve ailesel yatkınlığın yanı sıra çevresel faktörlerle sağlıksız yaşam alışkanlıkları da Multipl Skleroz (MS) hastalığına zemin hazırlayabiliyor. Özellikle D vitamini eksikliği, viral enfeksiyonlar ve bazı canlı virüs aşıları, sigara, stres, aşırı tuz tüketimi, çocukluk çağı obezitesi MS’in ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilen nedenler arasında sayılabilir.</p>
<p><strong>Erken tanısı mümkün!</strong></p>
<p>MS’nin erken tanısında belirtileri çok iyi dinleme, detaylı öykü ve ayrıntılı nörolojik muayene temel kuralı oluşturuyor. Tanıyı kesinleştirmede ikinci önemli kural ise; MS ile karışabilecek diğer hastalıkların dışlanması. Bu nedenle beyin ve omuriliğin kontrast madde verilerek Magnetik Rezonans (MR) görüntüleme ile değerlendirilmesi çok önemli. Bazen kesin tanı için beyin omurilik sıvısının (BOS) incelenmesi, kan testleri ve seyrek olarak elektrofizyolojik çalışmalar da gerekebiliyor.</p>
<p><strong>Özgürlüğün kısıtlanmaması için!</strong></p>
<p>MS hastalığında tanı ve tedavi alanında son yıllarda çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Günümüzde artık erken tanı ve sayısı giderek artan ‘kişiye özel ve hedefe yönelik’ tedavi seçenekleriyle birçok hastada özürlülüğün, kısıtlanmaların önüne geçilebiliyor. Burada bireye düşen, belirtiler olduğunda ertelemeden uzman bir nöroloğa başvurmak ve tanı konulduktan sonra tedavi uyumuna özen göstermek! </p>
<p><strong>Tedavide bu hataya düşmeyin!</strong></p>
<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman “Kimi zaman hastalığın erken döneminde atak sonrası hiçbir belirti kalmadığında hastalarımızın tedavilerini aksattıklarını ya da kendiliklerinden bıraktıklarını görebiliyoruz. Biz hekimler hastalarımıza gelecekte özürlülük oluşmaması için bu dönemde kullandıkları ilaçların önemini anlatmaya çalışıyoruz. Bu nedenle hastanın tedaviye uyum sağlaması ve hekiminin sözünden çıkmaması çok önemlidir” diyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Teşhisten sonraki ilk 10 yıl çok önemli!</strong></p>
<p>Tanı konulduktan sonraki ilk 10 yıl kritik önem taşıyor. Çünkü genellikle hastalığın nasıl seyredeceği bu dönemde belli oluyor. Çevresel faktörlere bağlı olarak ikinci hatta üçüncü 10 yılda da hastalığın seyrinde değişiklik olasılığı olsa da yakın hekim izlemi ile hastalık aktivitesi değerlendirilerek gerektiğinde ilaç değişiklikleri yapılabiliyor.</p>
<p><strong>MS’in farklı tipleri var!</strong></p>
<p>MS hastalığının ataklar ve düzelmelerle seyredeni en sık görülen çeşidini oluşturuyor. Belirti ve bulguların 24 saatten uzun sürdüğü dönemler ‘atak dönemi’ olarak tanımlanıyor. Şikayetler kendiliğinden ya da kortizon tedavisiyle tam ya da tama yakın düzeliyor. Bu gruptaki hastalar başlangıç döneminde atak dışında hiç hastalık belirtisi olmadan yaşayabiliyor. Bu dönemde düzenli tedavi ve yakın doktor izlemi gelecekte özürlülük oluşmaması için kritik önem taşıyor. Başlangıçtan itibaren ilerleyici (progresif) seyreden hastalık tipinde ise; bulgular genellikle yürüme ya da denge bozukluğu belirtileriyle başlıyor ve giderek artan özürlülük oluşuyor.</p>
<p><strong>Sinsice de gelişebiliyor, bir anda da ortaya çıkabiliyor! </strong></p>
<p>Hastaların yüzde 85’inin ataklarla seyreden grupta yer aldığını belirten Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman “Örneğin; optik nevritle başlayan tipinde; gün içinde gözünüzde bir ağrı ve görme kaybı başlar. Başka belirtiler de eşlik edebilir. Yavaş yavaş ortaya çıkan belirtilerle başlayan, başlangıçtan itibaren ilerleyici form olguların yüzde 10-15’ini oluşturmakta ve genellikle 40 yaşından sonra başlamaktadır. MS, hastaların üçte ikisinde 20-40 yaş arasında ortaya çıkarken, üçte birinde 40 yaş üstünde ya da 20 yaş altında başlamaktadır. 55 yaşın üzerinde ise risk belirgin olarak azalmaktadır.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-50-bin-ms-hastasi-var-463034">Ülkemizde yaklaşık 50 bin MS hastası var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde 1 milyon 119 bin 615 adet otomobil üretildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-1-milyon-119-bin-615-adet-otomobil-uretildi-387361</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 11:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[otomobil]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[üretildi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=387361</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde 2022 yılında 1 milyon 119 bin 615 adet otomobil, 10 milyon 3 bin 696 adet ev tipi buzdolabı ve dondurucu, 254 milyon 120 bin 95 ton hazır beton, 1 milyon 409 bin 755 adet kombi (hermetik), 10 milyon 869 bin 892 adet güneş pili ve 399 bin 272 adet motosiklet üretildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-1-milyon-119-bin-615-adet-otomobil-uretildi-387361">Ülkemizde 1 milyon 119 bin 615 adet otomobil üretildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde 2022 yılında 1 milyon 119 bin 615 adet otomobil, 10 milyon 3 bin 696 adet ev tipi buzdolabı ve dondurucu, 254 milyon 120 bin 95 ton hazır beton, 1 milyon 409 bin 755 adet kombi (hermetik), 10 milyon 869 bin 892 adet güneş pili ve 399 bin 272 adet motosiklet üretildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Üretimden yapılan satışlar 8 trilyon 922 milyar 683 milyon TL oldu</strong></p>
<p>Girişimlerin ürettikleri ürünlerden yaptıkları satış 2022 yılında 8 trilyon 922 milyar 683 milyon TL oldu. Bu değer 2021 yılında 4 trilyon 209 milyar 578 milyon TL iken 2020 yılında 2 trilyon 492 milyar 754 milyon TL olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p><strong>Üretimden yapılan satışların %12,8&#8217;ini ana metal sanayi ürünleri oluşturdu</strong></p>
<p>Girişimlerin 2022 yılında ürettikleri ürünlerden yapılan satış değerinin %12,8&#8217;ini ana metal sanayi ürünleri oluşturdu. Bunu %12,7 ile gıda sanayi ürünleri, %7,8 ile motorlu kara taşıtı, treyler (römork) ve yarı treyler (yarı römork) imalatı ve %7,5 ile tekstil sanayi ürünleri takip etti.</p>
<p> </p>
<p><strong>Üretimden yapılan satış değerinin %2,9&#8217;unu yüksek teknoloji ürünleri oluşturdu</strong></p>
<p>İmalat sanayinde 2022 yılında üretilen ürünler teknoloji düzeylerine göre sınıflandırıldığında, yüksek teknoloji sınıfındaki ürünlerin toplam satış değerinin %2,9&#8217;unu oluşturduğu görüldü. Düşük ve orta-düşük teknoloji gruplarının toplamı %72 olurken orta-yüksek teknoloji grubunun payı %25,1 olmuştur.</p>
<p> </p>
<p><strong>Ana sanayi gruplarında, ara malları %49 ile ilk sırada yer aldı</strong></p>
<p>İmalat sanayinde 2022 yılında üretilen ürünler ana sanayi gruplarına göre sınıflandırıldığında; toplam satış değerinin %49&#8217;unu ara malların, %20,9&#8217;unu dayanıksız tüketim mallarının oluşturduğu görüldü. Enerjinin payı ise %8,3 olmuştur.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-1-milyon-119-bin-615-adet-otomobil-uretildi-387361">Ülkemizde 1 milyon 119 bin 615 adet otomobil üretildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ülkemizde ürettiğimiz veriyi burada tutmak en az toprağımızı korumak kadar önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-urettigimiz-veriyi-burada-tutmak-en-az-topragimizi-korumak-kadar-onemli-373764</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 15:26:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[burada]]></category>
		<category><![CDATA[kadar]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[toprağımızı]]></category>
		<category><![CDATA[tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[ürettiğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[veriyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Bursalıları bilim ve teknolojiyle buluşturmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-urettigimiz-veriyi-burada-tutmak-en-az-topragimizi-korumak-kadar-onemli-373764">&#8220;Ülkemizde ürettiğimiz veriyi burada tutmak en az toprağımızı korumak kadar önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, Bursalıları bilim ve teknolojiyle buluşturmaya devam ediyor. Osmangazi Belediyesi, Bilgi Güvenliği Derneği’yle ortaklaşa düzenlediği etkinlikte Aselsan Genel Müdür Yardımcısını Bursalılarla buluşturdu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bursalıların bilim ve teknolojik bilgilere ulaşması için yıl boyu etkinlikler düzenleyen Osmangazi Belediyesi bu etkinliklere bir yenisini ekledi. Bilgi Güvenliği Derneği’yle ortaklaşa düzenlenen etkinlikte Aselsan Genel Müdür Yardımcısı Taha Yücel ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Kırkbir’i Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi’nde Bursalılarla buluşturdu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Yerli ve Milli Türk Savunma Sanayinin Gelişimi ve Dünya’daki Yeri” isimli seminerde konuşan Aselsan Genel Müdür Yardımcısı Taha Yücel, “Ortaya bulut kavramı çıktı. Bulut üzerinden bazı hizmetler alma bir bilgisayara fazla yüklenmeyip buluttan işlemlerin yapılabildiği bir ortam bu. Ama o buluta koyduğunuz verinin güvenliğini sağlamanız lazım. En az toprak ve savunma sanayi kadar veriyi korumak önemli. Bizim sahip olduğumuz çok değerli kaynaklarımız var bunları savunuyoruz. Ülkemizde ürettiğimiz veriyi burada tutmak en az toprağımızı korumak kadar önemli. Sizin sosyal medyaya yüklediğiniz her şey yurt dışına giden bir veri aslında. Sizin üzerinizden veri transferi yapılıyor. Bu hizmetler çoğunlukla bedava. Ben gençlere şunu söylüyorum; bir hizmet size bedava sunuluyorsa orada sizden çok değerli bir şey alınıyor demektir. Sosyal medya uygulamaları sayesinde sizden öyle değerli bilgiler alıyor ki sizi sizden daha iyi tanıyor hale geliyor.” ifadelerini kullandı. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Savunma sanayiindeki son dönemdeki gelişmelerden bahseden Yücel, “Bizim bağlantı hızlarımız çok yavaştı. Kayıt kapasitemizi ve veri saklama imkanımız çok düşüktü. Bundan dolayı büyük veriyi yönetmek yapay zekanın temelidir. Büyük veriyi yönetmek için sizin ona göre kapasitenizin çok yüksek olması lazım, işte bunlar şimdi oldu. Artık küçücük bir uygulama özelliğine çok yüksek hafıza koyabiliyorsunuz. Bizim radar sistemimiz var, radarın her bir modülü bir kütüphane kadar bilgi saklayabiliyor. Üzerinde binlerce modül var. Birkaç yıl önce savunma sanayinde bizim beraber çalıştığımız ekip var. O ekip, California’da düzenlenen ‘nerede suç olacak tahmin etme’ yarışmasında birinci oldu” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Kırkbir de konuşmasında Türkiye’ye karşı ‘Yapamazsınız’ algısı oluşturulduğunu belirterek, “Bize yıllarca siz bunu yapamazsınız algısı oluşturdular. Biz bu algıyı kırarak yerli ve milli teknolojinin başarılı olmasını sağladık. Biz gençlerimize bu özgüveni aşılayarak yerli ve milli teknolojiyi daha yükseğe çıkartacak gençlerin yetişmesini arzu ediyoruz” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bilgi Güvenliği Derneği Bursa Şube Başkanı Hüseyin Yavuz da, “Son 20 yılda Türkiye’de ön plana çıkan Türkiye’nin yerli ve milli hamlesini gençlerimize sevdirmek, onlara yapılan bu çalışmaları anlatmak için her ay alanında uzman hocalarımızı Bursalılarla buluşturuyoruz” diyerek kendilerine verdiği destekten dolayı Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar’a teşekkür etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-urettigimiz-veriyi-burada-tutmak-en-az-topragimizi-korumak-kadar-onemli-373764">&#8220;Ülkemizde ürettiğimiz veriyi burada tutmak en az toprağımızı korumak kadar önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
