<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tümörü | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/tumoru/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tumoru</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 May 2025 07:08:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>tümörü | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tumoru</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çok yemek tümörü besliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cok-yemek-tumoru-besliyor-525391</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 May 2025 07:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besliyor]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=525391</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçmişten günümüze halk arasındaki yaygın inanışa göre, yemek yendikçe vücut direnci artar ve hastalıklara karşı güçlenilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cok-yemek-tumoru-besliyor-525391">Çok yemek tümörü besliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçmişten günümüze halk arasındaki yaygın inanışa göre, yemek yendikçe vücut direnci artar ve hastalıklara karşı güçlenilir. Oysa bilim bunun tam tersini söylüyor. Açlığın özellikle kanser ile ilişkisi konusunda çok sayıda araştırma yapıldığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bu çalışmalardan ilki 1994’te Lizbon’da gerçekleşen ESMO kongresinde açıklandı. Meme kanseri oluşturulan kobayların bir kısmı beslenmeye devam ederken diğer grup ise aç bırakıldı. Gözlem sonucunda aç kalan deneklerde tümörün giderek küçüldüğü, beslenenlerde ise kanserin büyüdüğü tespit edildi” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu incelemelerin ardından insanlarda da intermittent açlık denemeleri gerçekleştirildiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Kanserli hastalarda denenen 16-18 saatlik açlık sonucu, tıpkı kobaylarda olduğu gibi tümörün küçüldüğü ya da büyümeye devam etmediği gözlemlendi. İlginçtir ki kanserin sebep olduğu iştahsızlığın tümörden salgılanan kimyasallardan kaynaklandığını düşünüyoruz. Aslında vücudumuz kanserli hücreyi beslemememiz için bize sinyal gönderiyor oysa biz bu mesajı yanlış yorumlayarak daha fazla yiyoruz ve bir yandan tümörü de beslemiş oluyoruz” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Genler, enerji varsa çoğalmaya devam diyor</strong></p>
<p>Hücrenin enerjisini kontrol eden mtor isimli genin, bol miktarda enerji alındığında hücre çoğalmasını serbest bıraktığını vurgulayan Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Membrandan çekirdeğe uzanan sinyal iletim yollarının aralarında bulunan istasyonlara benzetebileceğimiz mtor geni, hücrenin enerjisini kontrol ediyor. Eğer enerji azalırsa bir nevi tasarruf yaparak hücrelerin çoğalmasını durduruyor, dolayısıyla kanserli hücrenin yayılımı duruyor. Bu prensipten halihazırda kanser ilaçlarında da faydalanılıyor, mtorları engelleyen tedavilerle bölünme sinyali durdurulmaya çalışılıyor” dedi.</p>
<p><strong>Bilinçsiz açlık yarardan çok zarar verir</strong></p>
<p>Açlık kavramının doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Aslında bu yöntemin odağında karbonhidratların azaltılması var. Bir yandan vitamin ve antioksidan takviyeleri alınırken bir yandan protein ağırlıklı ama öğün sayısı az bir beslenme planından bahsediyoruz. Sodyum, potasyum gibi elektrolitlerin vücuda yeterli miktarda alınması, magnezyum gibi elektrolit dengesini sağlayan minarelerin eksiye düşmemesi çok önemli. Özellikle sodyum ve potasyumun azalmasıyla hastalar kendilerini son derece bitkin hissedebilir, ek olarak bağırsak sistemi bu yokluktan etkilenir ve düzgün çalışamaz. Ayrıca bu açlık yönteminin aşırı kilo kaybı nedeniyle vücudun gerilemesi anlamına gelen kaşeksi hastaları için uygun olmadığını da belirtmekte fayda var” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Üç öğün hatalı bir beslenme düzeni</strong></p>
<p>Günde üç öğün yemenin sanılanın aksine kötü bir alışkanlık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Necdet Üskent, “Özellikle kanserli hastalar kahvaltıyı atlayarak, akşam 5 civarı tek öğün beslenebilir. Buradaki önemli nokta 24 saat içinde ne kadar kalori alındığıdır. Gün içinde enerjiye ihtiyacımız olacağı için kahvaltının sağlam bir şekilde yapılması gerektiği teoride iyi bir fikir ancak bu durum kanser söz konusu olduğunda değişir. Konserveler, işlenmiş gıdalar ve kor ateşte pişirilmiş kebaplar taşıdıkları kanser tehlikesi nedeniyle alışkanlık haline getirilmemeli. Ayrıca hayvansal proteinleri azaltarak bitkisel proteinleri artırmak çok kıymetli. Özellikle kırmızı ve sarı renkli sebzelerde kuvvetli antioksidanlar olduğu için beslenme düzenimizin içinde her zaman olmalı. Allium isimli antioksidana sahip soğan ve sarımsak da kanserle mücadelede bol bol tüketilmeli. Muz gibi çok tatlı meyvelerden ise uzak durmakta fayda var ya da en azından daha yeşil olanlar tercih edilebilir” dedi.</p>
<p><strong>Zayıflar, kilolulara oranla daha uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Vücudun bir kilo yağ dokusunu beslemek için kilometrelerce damar yapması gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bunun sonucunda da önündeki yol uzadığı için kalp daha fazla yoruluyor. Yağ oranı ve damar uzunluğunun aynı oranda arttığı unutulmamalı. Fazla kilo bu yüzden sadece kanserde değil kalp ve damar hastalıklarında da kritik bir yere sahip” diye konuştu. </p>
<p><strong> Kanserli hücre hayatta kalmak istiyor</strong></p>
<p>Kanser hücresi de aslında bizim hücremiz ve kulağa garip gelse de yaşamak istiyor, bunun için mücadele veriyor diyen Üskent, “Kemoterapiyle karşılaştığında direnç geliştirebilen genler yardımıyla, vücudu tedaviye duyarsızlaştırarak hayatta kalmaya çalışıyor. Tıp dünyası olarak, ölümsüzlük konusunda başarılı olan kanser hücrelerini çoğalmamak için ikna etmeye çalışıyoruz. Ayrıca kanser tedavisinin kemoterapi, radyoterapi ya da immünoterapiden ibaret olmadığı bilinmeli. Bu uygulamaların yan etkilerini de başarılı bir şekilde yönetmek tedavinin bir parçası. Örneğin bazı kanser türlerinde, son derece işe yarayan immünoterapinin, tiroid ve hipofiz hormonlarının baskılanması gibi hiç ummadığımız yan etkileriyle karşılaşabiliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Diyabet ilaçları ve kanser yakından bağlantılı</strong></p>
<p>Nişasta, ekmek ve karbonhidratlar azalınca aradaki farkın daha iyi anlaşılacağını belirten Üskent, “Çok enerji alan tüm kanser hastalarıma intermittent fasting yani aralıklı orucu öneriyorum ve kendilerini bir şeker hastası gibi görerek beslenmelerini istiyorum. Rahim ve menopozdan sonraki meme kanserlerinin en büyük sebeplerinden biri obezite. Kanser hastaları obeziteye yaklaştıkça hastalık nükseder. Diyabet hastalarının kullandığı metformin, glukofen ve glifor gibi ilaçların, tümörü tetikleyen insülin benzeri büyüme faktörü-1 hormonunu ve mTOR genini baskılayarak meme, rahim, pankreas ve karaciğer kanserlerini azalttığına dair yayınlar mevcut. Ayrıca meme kanseriyle ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalar, glifor kullanıldığında kanserin yayılma oranı ve hızını düşürdüğünü gösteriyor” dedi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cok-yemek-tumoru-besliyor-525391">Çok yemek tümörü besliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2024 07:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[tümörü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Omurga (Vertebra) tümörleri çeşitli şekillerde tanımlanabilir. Öncelikle omurga kemiği ile omurilik tümörlerini birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Biz burada sizlere omurga kemiği tümörlerinden bahsedeceğiz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674">Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Omurga kemiği tümörleri kendi dokusundan (primer=birincil) ve vücudun başka kanser odağından kaynaklanan (metastatik=sekonder) olmak üzere iki gruba ayrılır.</p>
<p>Omurga, akciğer ve karaciğeri takiben kanser hücrelerinin metastaz yaptığı en yaygın üçüncü bölgedir Omurları etkileyen çoğu tümör, vücudun başka bir yerinden omurgaya yayılır (metastaz yapmış) ve genellikle prostat, meme, akciğer, böbrek, tiroid veya barsak kaynaklıdır. Vücudun herhangi bir yerinde kansere yakalanmış tüm hastaların% 40&#8217;ından fazlası, kanserlerinin yaşamları boyunca omurgalarına yayılmasını yaşayacaktır. Neyse ki, bu hastaların sadece% 10&#8217;unda şikayete neden olur. Bu nedenle vertebral tümörler, daha önce kanser öyküsü olan kişilerde daha yaygındır. </p>
<p>Omurganın kendi dokusundan kaynaklı (primer) tümörler çok daha az yaygındır. Primer tümörler iyi (benign) ya da kötü (malign) karakterde olabilir.</p>
<p>• İyi huylu bir spinal tümör genellikle düzgün sınırlara sahiptir. İyi huylu bir tümör kanser değildir, ancak şikayetlere neden oluyorsa, omurga üzerinde hasara neden oluyorsa veya sinirlere baskı oluşturuyorsa çıkarılması gerekebilir. Anevrizmal kemik kisti, osteoid osteoma, osteoblastoma, osteokondrom ve hemanjiom bunlara örnektir.</p>
<p>• Kötü huylu tümörler komşu sağlıklı dokulara yayılabilen, başka organlara (akciğer, karaciğer vs) sıçrayabilen ve hayatı tehdit edebilen kanserlerdir. Malign omurga tümörlerinde kondrosarkomlar, Ewing sarkomları ve osteosarkomlar bulunur.</p>
<p>Omurga tümörleri, özellikle büyüdükçe ve bulunduğu yerdeki dokulara hasar verdiği ölçüde, farklı şikayetlere neden olabilir. Tümörler omurga kemiğiniz dışında omuriliğinizi veya sinir köklerini, kan damarlarını veya komşu organlarınızı etkileyebilir. Omurga tümör belirtileri ve semptomları arasında şunlar olabilir:</p>
<p>• En sık şikayet sırt ağrısıdır. Sırt ağrısı istirahat ile hafiflemediği gibi geceleri daha şiddetli olabilir. </p>
<p>• Özellikle kollarınız veya bacaklarınızda duyu kaybı veya kas zayıflığı</p>
<p>• Yürüme zorluğu, bazen düşmelere neden olabilir.</p>
<p>• Bağırsak veya mesane fonksiyonunun kaybı (idrar ve dışkı yapamama/kontrol edememe)</p>
<p>• Yavaş ya da hızlı gelişen kol ya da bacağın bir kısmını yada tümünü etkileyen felç gelişebilir.</p>
<p>Omurga tümörleri, tümör tipine bağlı olarak farklı oranlarda ilerler.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora görünmek gerekir</strong></p>
<p>Sırt ağrısının birçok nedeni vardır ve çoğu sırt ağrısına bir tümör neden olmaz. Ancak, erken tanı ve tedavi vertebral tümörler için önemli olduğu için, doktorunuza sırt ağrınız ile ilgili şu bilgileri verin:</p>
<p>• Kalıcı ve ilerleyici</p>
<p>• Etkinlikle ilgili değil</p>
<p>• Geceleri daha da kötüleşiyor</p>
<p>• Kanser hikayeniz var ve yeni sırt ağrısı gelişti</p>
<p><strong>Aşağıdaki durumlarda hemen tıbbi yardım alın:</strong></p>
<p>• Bacaklarınızda veya kollarınızda ilerleyici kas zayıflığı veya uyuşma</p>
<p>• Bağırsak veya mesane fonksiyonundaki değişiklikler</p>
<p><strong>Gidişat (Prognoz)</strong></p>
<p>Bir omurga tümöründe gidişatı belirleyen mevcut tümörün iyi ya da kötü olmasıdır. İyi huylu tümörler uygun cerrahi ile genellikle sorunsuz iyileşir. Omurganın kendisinden kaynaklanan (primer) kötü huylu tümörlerde gidişatın iyi olması, tümörün başka organa yayılmamasına, cerrahi ile tamamının çıkarılmasına ve kemoterapi ve/veya radyoterapiye iyi bir cevap vermesine bağlıdır.   </p>
<p>Başka bir kanser odağından kaynaklanan (metastaz) omurga tümörlerinde gidişat başlıca, mevcut kanserin cinsi, omurga dışında başka bir organa yayılım varlığı ve hastanın genel durumuna bağlıdır.</p>
<p><strong>Riskler</strong></p>
<p>Hem iyi hem de kötü vertebral tümörler, omiriliğinizdeki sinirleri sıkıştırarak, tümörün bulunduğu yerin altında bir hareket veya duyu kaybına yol açabilir. Bu bazen bağırsak ve mesane fonksiyonunda değişikliklere neden olabilir. Sinir hasarı kalıcı olabilir.</p>
<p>Bir vertebral tümör, omurganın kemiklerine de zarar verebilir ve onu dengesiz hale getirebilir; bu da ani bir kırık veya omuriliği yaralayabilecek omurganın çökmesi riskini artırır.</p>
<p>Bununla birlikte, eğer tümör erken yakalanır ve hızlı bir şekilde tedavi edilirse, daha fazla fonksiyon kaybını önlemek ve sinir fonksiyonunu yeniden kazanmak mümkün olabilir. Yerleşin yerine bağlı olarak, omuriliğin kendisine doğru baskı yapan bir tümör yaşamı tehdit edici olabilir.</p>
<p><strong>Teşhis</strong></p>
<p>Vertebral tümörler bazen göz ardı edilebilir çünkü semptomları daha sık görülen durumlara benzemektedir. Bu nedenle, doktorunuzun tam tıbbi geçmişinizi bilmesi ve genel fiziksel ve nörolojik muayeneleri yapması özellikle önemlidir.</p>
<p>Eğer doktorunuz bir vertebral tümörden şüpheleniyorsa, aşağıdaki testlerden biri veya birkaçı tanının doğrulanmasına yardımcı olabilir ve tümörün yerini belirleyebilir:</p>
<p>Düz grafi: Düz radyografi, pediküllerin veya omur gövdesinin erozyonunu göstermek için kullanılır. Bununla birlikte, radyolojik bulgular sadece kemik yıkımı% 30-50&#8217;ye ulaştığında ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>• Manyetik rezonans görüntüleme (MRG). MRG, omurga, omurilik ve sinirlerinizin doğru görüntülerini üretmek için güçlü bir mıknatıs ve radyo dalgaları kullanır. MRG genellikle vertebral tümörleri teşhis etmek için tercih edilen testtir. Belli dokular ve yapıları vurgulamaya yardımcı olan bir kontrast madde, test sırasında ayağınızdaki veya önkoldaki bir damar içine enjekte edilebilir.</p>
<p>• Bilgisayarlı tomografi (BT) taraması. MRG yumuşak dokuları daha ayrıntılı gösterirken BT kemik yapıları göstermede daha üstün ve kullanışlıdır. BT taraması MRG ile kombinasyon halinde kullanılabilir. Ayrıca nereden kaynaklandığı bilinmeyen metastaz hastalarında primer odağı saptamak için akciğer, karın (batın) tomografisi çekilir. </p>
<p>Metastatik hastalarda başka bir omurga lokalizasyonunda da lezyon olabilme ihtimalinden dolayı (%15) görüntüleme yöntemleri tüm omurgayı içerecek şekilde çekilmelidir.</p>
<p>Kemik tarama(sintigrafi): Özellikle metastaz hastalarında omurga dışında başka bir kemikte lezyon olup olmadığını teyit etmek için kullanılır.</p>
<p>Pozitron emisyon tomografisi (PET) –CT: Sistemik hastalığın hızlı taranmasına ve evrelemesine izin verir. Ayrıca kanserli hastalarda kemoterapiye yanıtı belirlemek için kontrol amaçlı çekilebilir.</p>
<p>• Biyopsi. Çoğu zaman, tümör tipini belirlemenin tek yolu, bir mikroskop altında küçük bir doku örneğini (biyopsi) incelemektir. Biyopsi sonuçları tedavi seçeneklerini belirlemede yardımcı olacaktır.</p>
<p>Biyopsi örneğini elde etmek için kullanılan yöntem, genel tedavi planının başarısı için kritik olabilir. Çoğu durumda anestezi altında bir görüntüleme (genellikle X-ışını=skopi veya BT ) klavuzluğunda biyopsi iğnesi ile kapalı olarak işlem uygulanır.</p>
<p>Çoğu vertebral tümör için tedavi seçenekleri şunlardır:</p>
<p>• <strong>Ameliyat.</strong></p>
<p>Cerrahi olarak vertebral tümörün çıkarılması ve oluşan boşluğun doldurulması: İdeal olarak, vertebral tümör tedavisinin amacı tümörden tamamen kurtulmaktır. Ancak, bu, omurilikte veya çevredeki sinirlerde kalıcı hasar riskiyle beraber olabilir. Bu seçenek genellikle genel durumu iyi olup uzun dönem yaşam beklentisi olan hastalar için tercih edilir.</p>
<p>Omirilik basısına neden olan tümör dokusunun ortadan kaldırılması ve omurganın sabitlenmesi: Özellikle malign karakterdeki tümörler omirilik basısına neden olarak kısmı yada tam felçe neden olabilir. Bu durumda basıyı ortadan kaldırmak için omiriliğin etrafı boşaltılır (seperasyon cerrahisi) ve etkilenen omurgayı sabitlemek için vidalama yöntemi (enstrümentasyon) uygulanır.  </p>
<p>Vertebroplasti/ Kifoplasti: Bu prosedürler, çökmüş vertebral kemiği yeniden yapılandırıp hizalanmayı düzeltmesine veya bir sinir üzerindeki basıncı gidermesine izin verir. Vertebroplasti ve kifoplasti, X-ray ekipmanı (skopi) olan bir ameliyathanede gerçekleştirilen görüntü kılavuzlu prosedürlerdir.</p>
<p>Bu prosedür ya genel anestezi altında ya da lokal anestezi destekli sedasyon altında (hastanın uyanık olduğu) yapılır. Bir veya iki iğne, arkadaki deriden kırık vertebraya röntgen rehberliği altında kapalı olarak ilerletilir. Skopi ile iyi iğne yerleşimini doğruladıktan sonra, cerrah kemik çimentosunu kırık vertebraya enjekte eder. Çimento, birkaç dakika içinde sertleşir, kemikte ani stabilite ve ağrının giderilmesini sağlar. Bu yöntem genel durumu iyi olmayan kanser hastalarında uygulanabilir.</p>
<p>•<strong>Radyoterapi: </strong> Bu, tümüyle çıkarılamayacak tümörlerin kalıntılarını ortadan kaldırmak için operasyonu takiben veya ameliyat edilemez tümörleri tedavi etmek için uygulanabilir</p>
<p>Bazı vertebral tümörler için ilk basamak tedavi olabilir. Radyasyon tedavisi, ameliyat çok riskli olduğunda yalnızca ağrıyı hafifletmek için de kullanılabilir.</p>
<p>Stereotaktik radyocerrahi (SRS). Aslında cerrahi olmayan bu tedavi, yüksek dozda kesin olarak hedeflenen radyasyon sağlar. SRS&#8217;de, doktorlar, bilgisayarları radyasyon ışınlarını tüm noktalarda kesin doğrulukta ve birden çok açıdan odaklamak için kullanır. Klasik radyoterapi yöntemlerine göre etkinliği yüksek ve yan etkisi düşüktür. Radyocerrahide, vertebra tümörlerini tedavi etmek için radyasyonu stereotaktik olarak kullanan farklı tipte (Cyberknife vs) teknolojiler vardır. </p>
<p>• <strong>Kemoterapi: </strong> Birçok kanser türü için standart bir tedavi olan kemoterapi, kanser hücrelerini yok etmek veya büyümelerini engellemek için kullanılır. Tek başına ya da diğer terapilerle kombinasyon halinde kullanılabilir.</p>
<p>• <strong>Hormonoterapi:</strong> Sıklıkla prostat ve meme kanserli hastalarda kullanılır.</p>
<p> •<strong>İmmünoterapi:</strong> Melanom, akciğer ve böbrek kanserine bağlı metastatik hastalarda kullanılır</p>
<p>•<strong>Steroidler:</strong> Cerrahi ve radyasyon terapisi, tümörlerin kendisi de omurilikte mikropsuz iltihaba (enflamasyon) neden olabilir, doktorlar bazen ameliyatı takiben ya da radyasyon tedavisi sırasında ödemii azaltmak için kortikosteroidler reçete ederler.</p>
<p>Kortikosteroidler inflamasyonu azaltsalar da, kas güçsüzlüğü, osteoporoz, yüksek tansiyon, diyabet ve enfeksiyona karşı artmış duyarlılık gibi ciddi yan etkilere neden olduğu için genellikle kısa süreli olarak kullanılırlar.</p>
<p>• <strong>Bifosfanatlar:</strong> Kemik güçlendirmesi için kullanılan bu ilaçlar tümörden etkilenen kemiklerde çökme ve kırılma riskini azaltmaktadır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674">Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 13:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[tümörü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrısı, çoğumuzun hayatında zaman zaman karşılaştığı yaygın bir şikayettir. Ancak, beyin tümörleri gibi ciddi hastalıkların da baş ağrısının bir belirtisi olabileceğini unutmamak gerekir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183">Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı, çoğumuzun hayatında zaman zaman karşılaştığı yaygın bir şikayettir. Ancak, beyin tümörleri gibi ciddi hastalıkların da baş ağrısının bir belirtisi olabileceğini unutmamak gerekir. <strong>Egepol Hastaneleri Beyin Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Seyhan Orak</strong>, beyin tümörleri ile baş ağrısı arasındaki ilişki ile ilgili merak edilenlere cevaplar veriyor.</p>
<p>Beyin tümörlerinin, kafatası içinde beyin dokusu ve çevre zarlardan gelişen kontrolsüz büyüyen hücrelerin oluşturduğu kitleler olduğunu belirtiyor. Baş ağrısının, beyin tümörlerinin erken evrelerinde nöbetler halinde başlayabileceğini ve zamanla sürekli hale gelebileceğini ifade ediyor. Bu baş ağrısının genellikle alın ve şakak bölgesinde hissedildiğine dikkat çekiyor. Beyin tümörleri, kusma, görme bozuklukları, baş dönmesi, uyuklama gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Ancak bu belirtiler yalnızca beyin tümörüne özgü değildir ve bazı nörolojik hastalıklarda da görülebilir. Bu nedenle her baş ağrısında beyin tümörü ihtimali vardır demek doğru olmaz. Ancak tıbbi protokoller gereği, bu risk göz ardı da edilmez. Tanı ve değerlendirme yapılması için tıbbi görüntüleme doğru bir seçenek olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Nedenleri ve Türleri</strong></p>
<p>Beyin tümörleri oluşumunun tam olarak nedenleri hakkında henüz kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak uzmanlar, ailevi yatkınlık, travma ve bazı virüs enfeksiyonlarının beyin tümörlerine yol açabileceğini düşünmektedir. Beyin tümörleri, iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılabilir. İyi huylu tümörler genellikle kafatası içinde beyin dokusu dışında gelişir ve çoğunlukla cerrahi olarak tamamen çıkarılabilir. Bunların tekrarlama olasılığı düşüktür. Kötü huylu tümörler ise kanserli tümörlerdir ve beyin dokusuna ait olabilirler (glial tümörler) ya da vücudun diğer organlarından beyne metastaz yaparak yerleşebilirler. En sık rastlanan metastazlar akciğer, meme, kalın bağırsak ve mide kanserinin beyne yayılması sonucu görülür. Malign tümörlerin tedavisi, cerrahi müdahaleye ek olarak ışın tedavisi ve kemoterapiyi de içeren kombine tedavi yöntemlerini gerektirebilir.</p>
<p><strong>Erken Teşhis ve Tedavinin Önemi</strong></p>
<p>Her hastalıkta olduğu gibi, beyin tümörlerinde de erken teşhis büyük önem taşır. Beyin dokusunun yenilenme yeteneği olmadığından, tümör dokusunun beyinde kalıcı hasar bırakmadan teşhis edilmesi ve mümkün olduğunca tamamen çıkarılması hayati önem taşır. Modern tanı yöntemleri olan bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme, beyin tümörlerinin erken evrelerinde bile tesadüfen yakalanmasını sağlamaktadır. Bu sayede tedavi şansı artmaktadır. Tedavi yöntemleri üç aşamalıdır: Cerrahi, ışın tedavisi (radyoterapi), ve ilaç tedavisi (kemoterapi). Cerrahi tedavi, genellikle ilk tercih edilen yöntemdir ve tümörün mümkün olduğunca tamamen çıkarılması amaçlanır. Ancak her zaman tam başarı sağlanamayabilir. Bu durumda, hastalarda malign tümörlerde ışın tedavisi ve kemoterapi gibi ek tedavilere başvurulur. İyi huylu tümörlerin cerrahi olarak tamamen çıkarılması genellikle yeterli olur ve diğer tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulmaz.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Belirti Verme Şekilleri</strong></p>
<p>Beyin tümörleri, yerleşik olduğu bölgeye göre farklı belirtiler verebilir. Baş ağrısı, beyin tümörlerinin en sık görülen belirtilerinden biridir ve başlangıçta nöbetler halinde ortaya çıkabilir. Daha sonra baş ağrısı sürekli hale gelebilir ve genellikle alın ve şakaklarda hissedilir. Kusma da beyin içi basıncın artmasına bağlı olarak bulantı olmadan fışkırır şekilde görülebilir, özellikle sabahları aç karnına rahatsız edebilir. Bayılma (epilepsi nöbeti) durumu, beyin kabuğunun tümör tarafından zedelendiği durumlarda görülebilir ve diğer belirtiler olmaksızın tümörün gelişiminin habercisi olabilir. Beyincik bölgesinde yerleşen tümörlerde dengesizlik, baş dönmesi, yürüme bozukluğu gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Konuşma merkezine yerleşen tümörler ise çeşitli konuşma bozukluklarına neden olabilir. Hareket merkezine yakın yerleşen tümörlerde ise vücudun sağ ya da sol tarafında felçlerle karşılaşılabilir. Beyin tümörlerinin belirti verme şekilleri, tümörün yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak farklılık gösterebilir.</p>
<p><strong>Beyin Tümörleri ve Diğer Nörolojik Hastalıklar Arasındaki Benzerlikler</strong></p>
<p>Beyin tümörleri belirtileri, yalnızca beyin tümörlerine özgü olmayabilir ve bazı nörolojik hastalıklarla benzerlik gösterebilir. Beyin dokusuna yayılan enfeksiyon hastalıkları, migren, damar tıkanıklıkları ve beyin kanaması gibi pek çok nörolojik hastalık da baş ağrısı, görme bozuklukları, dengesizlik ve epilepsi gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu nedenle, herhangi bir belirtiyle başvuran hastalarda beyin tümörü düşünülmeli ve diğer nörolojik hastalıklardan ayırt edici tanı yöntemleri kullanılmalıdır. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme, bu konuda büyük bir ilerleme sağlamıştır ve doğru teşhisin erken dönemde konulmasına yardımcı olmaktadır. Beyin tümörleri, hastalığın tanısından tedavisine kadar multidisipliner bir yaklaşım gerektiren karmaşık hastalıklardır ve doğru teşhisle birlikte uygun tedavi planlaması hastaların yaşam kalitesini artırmada büyük rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Yaş Gruplarına Göre Görülme Sıklığı</strong></p>
<p>Toplumda beyin tümörlerinin görülme sıklığı 100.000/5&#8217;tir. Beyin tümörlerinin yaş gruplarına göre görülme sıklığında farklılıklar görülmektedir. 3-12 yaş ve 40-70 yaş aralığında beyin tümörlerine daha sık rastlanmaktadır. Bu yaş gruplarında beyin tümörlerinin görülme sıklığının artmasının nedeni, henüz tam olarak anlaşılmamış olsa da, genetik faktörlerin yanı sıra yaşla birlikte artan risk faktörlerinin etkili olduğu düşünülmektedir. Özellikle çocuklarda beyin tümörleri erken teşhis ve tedavi ile daha iyi sonuçlar alınabilirken, ileri yaşlarda görülen tümörlerde tedavi süreci daha karmaşık olabilir. Bu nedenle, her yaş grubunda baş ağrısı gibi beyin tümörü belirtileri ile başvuran hastaların uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi ve gerekli tanı yöntemlerinin kullanılması hayati önem taşır.</p>
<p><strong>Beyin Tümörleri ile İlgili Farkındalık ve Eğitim</strong></p>
<p>Beyin tümörleri, hayati öneme sahip bir sağlık sorunudur ve toplumda farkındalığın artırılması ve eğitimin yaygınlaştırılması büyük önem taşır. Erken teşhis ve tedavi, beyin tümörlerinde hastalığın seyrini ve hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Sağlık kurumları ve uzmanlar, beyin tümörleri ve belirtileri konusunda halkı bilgilendirmek için çeşitli eğitim programları ve etkinlikler düzenlemelidir. Ayrıca, bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak amacıyla medya aracılığıyla da bilgilendirici içerikler sunulmalıdır. Halkın beyin tümörleri konusunda bilinçli ve farkında olması, hastalığın erken teşhisine ve uygun tedaviye erişimi sağlayarak hastaların sağlık durumuna olumlu katkılar sağlayacaktır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183">Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karaciğer Tümörü Sinsi Gelişiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karaciger-tumoru-sinsi-gelisiyor-373509</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 09:16:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gelişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[tümörü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373509</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudumuzdaki en önemli organlardan biri olan karaciğer, yediğimiz gıdaların vücutta kullanılabilir hale getirilmesinden enerji üretimine, pıhtılaşma faktörleri gibi hayati proteinlerin sentezinden toksik maddelerin vücuttan atılımına kadar pek çok yaşamsal görev üstleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karaciger-tumoru-sinsi-gelisiyor-373509">Karaciğer Tümörü Sinsi Gelişiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudumuzdaki en önemli organlardan biri olan karaciğer, yediğimiz gıdaların vücutta kullanılabilir hale getirilmesinden enerji üretimine, pıhtılaşma faktörleri gibi hayati proteinlerin sentezinden toksik maddelerin vücuttan atılımına kadar pek çok yaşamsal görev üstleniyor. Özetle, karaciğer vücudumuz için olmazsa olmaz organlar arasında yer alıyor. Dolayısıyla karaciğerin sağlığını bozan hastalıklar büyük bir risk oluşturuyor. Bu hastalıkların başında ise karaciğerde oluşan ‘iyi’ ve ‘kötü’ huylu tümörler geliyor. Günümüzde obezite, alkol dışı gelişen karaciğer yağlanması ve fazla miktarda alkol kullanımının artmasına paralel olarak özellikle kötü huylu karaciğer tümörlerinin gelişme sıklığı yıldan yıla artmaya devam ediyor. Öyle ki dünyada her yıl yaklaşık 800 bin kişi karaciğer kanseri tanısı alıyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan</strong>,<strong> </strong>iyi ve<strong> </strong>kötü huylu karaciğer tümörlerinde erken teşhisin son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Erken teşhis kalıcı tedavi şansının yakalanması açısından en önemli faktördür. Ayrıca iyi ve kötü huylu karaciğer tümörlerinin tedavisinin mutlaka tam donanımlı ekiplerin olduğu ve multidisipliner yaklaşımı benimsemiş olan referans merkezlerinde yapılması büyük önem taşıyor. Günümüzde karaciğerin primer, yani kendi dokusundan kaynaklı tümörleri ya da kalın bağırsak gibi başka organlarda gelişen tümörlerin karaciğer metastazları erken teşhis ve multidisipliner yaklaşımlar sayesinde genellikle kalıcı olarak tedavi edilebiliyor.” diyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Karaciğer yağlanması ve siroza dikkat! </strong></p>
<p>Karaciğerin kendi dokusundan çıkan tümörlere yol açan en önemli iki faktör, karaciğer dokusunun yerini yağ veya bağ dokusunun alması sonucu gelişen steatohepatit ile siroz olarak adlandırılan kronik fibroinflamatuar hastalıklar oluyor. Yağ dokusunun karaciğer dokusunun yerini almasına steatohepatit, bağ dokusunun karaciğer dokusunun yerini almasına ise siroz deniyor. Her iki durumda da kronikleşen bir iltihabi süreç yaşanıyor ve normal fonksiyonunu sürdürebilmek için karaciğer hücreleri devamlı olarak kendilerini yenilemeye çalışıyor. Prof. Dr. Mert Erkan, bu yenilenme çabası kontrolden çıktığında kötü huylu tümör gelişiminin başladığını vurgulayarak, &#8220;Karaciğer yağlanmasını artıran en önemli faktör obezite, sirozu artıran en önemli faktörler ise viral hepatitler ve alkoldür. Yani, aslında sağlıklı bir yaşam tarzı ve önlem alıcı tedavilerle karaciğer kanseri riski büyük ölçüde azaltılabiliyor” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Erken dönemde belirti vermiyor</strong></p>
<p>Karaciğer tümörlerinin sadece kendine özel bir bulgusu çoğunlukla olmuyor. Ayrıca karaciğerdeki tümörler erken aşamada çok fazla belirti vermiyor. Bu nedenle iyi huylu tümörler genellikle check-up veya safra kesesi taşı nedeniyle yapılan incelemelerde tesadüfen tespit ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan,<strong> </strong>karaciğerde oluşan tümörlerin nadiren büyük boyuta ulaştıklarında çevre organlara yaptıkları bası sonucu fark edildiklerine işaret ederek, şöyle devam ediyor “Bu bası bazen kendini derin nefes alamama, yemek yiyememe veya karın şişliği olarak belli ediyor. Karaciğerin kendi dokusundan çıkan tümörleri çoğunlukla siroz ya da steatohepatit gibi kronik karaciğer hastalığı zemininde gelişiyor. Bu nedenle tümörün kendisi kadar, kronik karaciğer hastalığının oluşturduğu sarılık, karında asit denen sıvı birikmesi ya da özellikle yemek borusunun mideyle bileşkesinde gelişen varisler ile bunların kanaması gibi belirtiler de görülebiliyor.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Önemli gelişme: İki aşamalı operasyon! </strong></p>
<p>Günümüzde karaciğer tümörlerinin tedavisi ağırlıklı olarak multidisipliner bir yaklaşımla yapılıyor. Eğer tümör karaciğerle sınırlıysa ve cerrahi sonrasında hastada yeterli karaciğer dokusu kalıyorsa, cerrahi olarak çıkarılmaya çalışılıyor. Yapılan büyük bir karaciğer cerrahisi sonrasında, geride kalacak olan dokunun hastaya yetmeme riski varsa, iki aşamalı karaciğer cerrahisi veya girişimsel radyoloji yöntemine başvuruluyor. Bu yöntemler tarafından yapılan embolizasyonlar ile karaciğerin geride kalacak olan kısmını büyütmek mümkün olabiliyor. ALPPS (iki aşamalı karaciğer cerrahisi) olarak adlandırılan cerrahi bir teknikle, karaciğerin geride bırakılması planlanan kısmı 2-3 hafta kadar kısa bir sürede yaklaşık yüzde 100 oranında büyütülebiliyor. Bu önemli gelişme sayesinde, geride yetersiz doku kalacağı için ameliyat şansını yitiren hastalar, iki aşamalı ameliyatlar sayesinde sağlıklarına kavuşabiliyorlar. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tedaviden etkin sonuçlar alınıyor</strong></p>
<p>Karaciğerin kendi dokusundan kaynaklı kötü huylu tümörlerde hastalık siroz zemininde gelişmişse, cerrahi teknik zorlaşıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan,<strong> </strong>bu tablolarda karaciğer nakliyle tümör ve siroz sorununa aynı anda çözüm üretilebildiğine işaret ederek, “Ancak nakil sonrasında, organ reddini önlemek için kullanılması gereken ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar nedeniyle bu tabloda karaciğer nakli sık tercih edilmiyor. Buna rağmen, kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin gelişmesiyle beraber karaciğer nakli kanser tedavisinde de gün geçtikçe daha cesurca kullanılıyor” diyor. Cerrahi yöntem dışında, bir diğer lokal tedavi seçeneği olan termal ablasyon yönteminden çok başarılı sonuçlar elde ediliyor. Girişimsel radyolojik olarak ayrıca karaciğer atar damarlarına, anjiyografi kontrolü altında girilerek, yüksek dozda kemoterapi veya radyoterapi uygulanabiliyor. Diğer tümörlerde olduğu gibi karaciğerde de kemoterapi ve akıllı ilaçlarla yapılan sistemik tedaviler ile streotaktik radyoterapi de etkili seçenekler arasında yer alıyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karaciger-tumoru-sinsi-gelisiyor-373509">Karaciğer Tümörü Sinsi Gelişiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
