<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tetikliyor | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/tetikliyor/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tetikliyor</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Apr 2026 09:53:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>tetikliyor | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tetikliyor</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğunu]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal Yeme]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Olumsuz duyguların yeme davranışını değiştirebildiğini belirten uzmanlar, duygusal yeme bozukluğunun sonuçlardan biri olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308">Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olumsuz duyguların yeme davranışını değiştirebildiğini belirten uzmanlar, duygusal yeme bozukluğunun sonuçlardan biri olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Kişinin fiziksel açlıktan ziyade stres, yalnızlık, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yemesiyle ortaya çıktığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir.” dedi. Psikolojik faktörler, sosyal faktörler ve öğrenilmiş davranış örüntülerinin duygusal yeme davranışının gelişiminde etkili olduğuna dikkat çeken Aydın, duygusal yemede temel kaygının kilo değil, duyguları yönetmek olduğunu vurguladı. Aydın ayrıca, açlık günlüğü tutmanın, bireyin yeme anındaki duygu-düşünce ilişkisini fark etmesine yardımcı olabildiğini aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, duygusal yeme davranışının tetikleyici faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Duygusal yeme açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir!</strong></p>
<p>Duygusal yeme bozukluğunun, kişinin fiziksel açlıktan ziyade stres, yalnızlık, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yemesiyle ortaya çıkan bir yeme davranışı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir.” dedi.</p>
<p>Fiziksel açlığın yavaş geliştiğini aktaran Aydın, “Her türlü yiyecekle giderilebilir ve doyma hissiyle son bulur. Oysa duygusal açlık ani başlar, genellikle yüksek kalorili yiyeceklere yöneltir ve doyma hissine rağmen devam edebilir. Sınav öncesinde çikolata krizine giren bir öğrenci, aslında fizyolojik açlığını değil kaygı kaynaklı duygusal açlığını gidermeye çalışıyor olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal yemede kişi kilo kaygısını ikincil düzeyde yaşar!</strong></p>
<p>Duygusal yeme bozukluğunun klinik yeme bozukluklarından farklı olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Ruhsal bozukluklar arasında, anoreksiya nervoza veya bulimia nervoza gibi bağımsız bir tanı kategorisi olarak geçmez, daha çok yeme davranışını etkileyen bir eğilimdir. Klinik yeme bozukluklarında kilo, beden algısı ve davranış üzerinde ciddi bozulmalar olurken, duygusal yemede bireyin temel kaygısı kilo değil, duygularını regüle etmektir. Anoreksiyada kişi kilo almaktan yoğun korku duyar ve besin kısıtlamasına giderken, duygusal yemede kişi stresle başa çıkmak için aşırı yemek yer ama kilo kaygısını ikincil düzeyde yaşar.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme davranışını tetikleyen farklı faktörler var!</strong></p>
<p>Duygusal yeme davranışının gelişiminde etkili olan faktörlere değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Öz düzenleme becerilerinin zayıflığı, düşük benlik saygısı, kaygı bozuklukları gibi psikolojik faktörler; aile içinde yiyecekle ödüllendirilme, stresli yaşam olayları, sosyal destek eksikliği gibi sosyal faktörler ve öğrenilmiş davranış örüntüleri etkilidir.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta ağladığında yiyecekle sakinleştirilen bir bireyin, yetişkinlikte de benzer bir baş etme biçimini sürdürebileceğine işaret eden Aydın, “Araştırmalar, duygusal yemenin özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde daha yaygın görüldüğünü, çünkü bu dönemde kimlik gelişimi ve sosyal ilişkilerdeki stresin yoğun olduğunu göstermektedir.” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Açlık günlüğü, kişinin ne zaman ve hangi duygularla yemek yediğini anlamasına yardımcı olabilir!</strong></p>
<p>Duygusal yeme davranışını fark etmek için kişinin, yeme anındaki duygu-düşünce ilişkisini gözlemlemesi ve açlık sinyallerini ayırt etmesi gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Günlük tutmak veya ‘açlık günlüğü’ oluşturmak, kişinin ne zaman ve hangi duygularla yemek yediğini anlamasına yardımcı olur. İşten geldikten sonra aslında tok olmasına rağmen stresten dolayı sürekli atıştıran biri, fiziksel açlık değil duygusal açlıkla hareket ettiğini fark edebilir. Ayrıca yeme sonrası suçluluk ve pişmanlık duygularının sık yaşanması da önemli bir ipucudur.”</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki ‘mükemmel beden’ kültürü, duygusal yemeyi tetikleyebilir!</strong></p>
<p>Modern yaşamın hızlı temposunun, yoğun stres faktörleri ve sosyal medyanın ideal beden algısını sürekli dayatmasının, duygusal yeme davranışını güçlendiren unsurlar arasında olduğunu kaydeden Aydın, “Özellikle sosyal medyada karşılaştırma yapma eğilimi ve ‘mükemmel beden’ kültürü, bireylerde stres ve yetersizlik duygusu yaratırken, bu duygular duygusal yemeyi tetikleyebilir. Instagram’da fit yaşam içeriklerini sürekli gören bir genç, kendini yetersiz hissedip stresini atıştırarak gidermeye çalışabilir. Ayrıca modern yaşamın getirdiği hızlı hazır gıda erişimi, bu davranışı sürdüren bir kolaylaştırıcıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavide amaç, yeme davranışına yol açan duyguların fark edilmesi!</strong></p>
<p>Duygusal yeme tedavisinde bilişsel davranışçı terapinin en sık kullanılan ve en etkili yöntemlerden biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çünkü bireyin yeme davranışına yol açan otomatik düşünceleri fark etmesine ve daha sağlıklı baş etme becerileri geliştirmesine yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Mindfulness temelli yaklaşımların da kişinin duygu ve bedensel sinyallerini fark etmesine, yeme davranışını bilinçli hale getirmesine katkı sağladığını aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Grup terapileri, destek grupları ve sağlıklı yaşam becerilerinin öğretilmesi de tedaviyi güçlendirir. Örneğin mindful eating uygulamalarıyla kişi, bir çikolatanın tadını gerçekten fark ederek yavaş yediğinde, aşırıya kaçmadan tatmin olmayı öğrenebilir.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308">Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alerjen]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiyi]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor.</p>
<p>Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir.</p>
<p>Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor.</p>
<p><b>Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır</b></p>
<p>Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı.</p>
<p>Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi.</p>
<p><b>Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor</b></p>
<p>Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi.</p>
<p><b>Kimler alerji aşısı olabilir?</b></p>
<p>Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz</b></p>
<p>Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji belirtilerini hafife almayın</b></p>
<p>Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[atlamak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sahuru]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Yiyecekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613370</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan’da uzun saatler süren açlığın ardından iftar yemeğinde midemize aniden ve hızlı bir şekilde yükleniyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370">Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan’da uzun saatler süren açlığın ardından iftar yemeğinde midemize aniden ve hızlı bir şekilde yükleniyoruz.  Aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdaları soframızdan eksik etmiyoruz. İftardan kısa bir süre sonra da kendimizi kanepenin üzerinde uzanmış buluyoruz. Oruç tutmak aslında son derece sağlıklı olsa da, yaptığımız bu tür hatalar mide ve bağırsak sistemimize zarar verebiliyor.  Mide ağrısı, hazımsızlık, şişkinlik, reflü atakları ve safra sorunları, Ramazan’da en sık görülen sorunları oluşturuyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi</strong> <strong>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, </strong>Ramazan’da mide problemleri yaşamamak için dikkat etmemiz gereken 3 temel kuralı; “İftarı yavaş ve küçük porsiyonlarla açmak,  sahuru mutlaka yapmak, aşırı yağlı, şekerli ve ağır yiyeceklerden kaçınmak” olarak sıralıyor.  <strong>Prof. Dr. Murat Saruç,</strong> kronik hastalığı veya herhangi bir sağlık sorunu olan kişilerin  oruca başlamadan önce ilaçların saatlerinin yeniden düzenlenmeleri için mutlaka doktorlarıyla görüşmeleri gerektiğine de vurgu yapıyor. <strong>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, </strong>oruç tutarken dikkat etmemiz gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Sahura mutlaka kalkın</strong></p>
<p>Sahur, kan şekerinin gün boyu dengede kalmasını ve bu sayede insülin düzeyinde yükselme olmamasını sağlıyor. Tüm gün oruç tutarken yetersiz beslenmemize bağlı hipoglisemiyi de önlüyor. Sahur öğününün atlanması halinde birçok sağlık sorunu ortaya çıkabileceği uyarısında bulunan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç,<strong> </strong>“Sahur yapmamak uzun açlık süresini daha da uzatır ve bunun sonucunda; halsizlik, baş ağrısı ile ani tansiyon düşmelerine yol açabilir. Ayrıca, mide asidi boş mideye daha uzun süre temas eder; bu durum gastrit ve reflüyü tetikler” diyor.  </p>
<p><strong>İftara yavaş ve küçük porsiyonlarla başlayın</strong></p>
<p>Uzun süren açlıktan sonra mide hareketleri yavaşlıyor ve sindirim enzimleri azalıyor. Dolayısıyla, iftar öğününde bir anda fazla yemek midenin yükünü çok artırıyor, bunun sonucunda; şişkinlik, mide ağrısı, gastrit ve reflü  gibi sorunlar gelişiyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, “İftarda orucumuzu ‘çorba, su ve hurma’ gibi hafif yiyecekler ile açmak, midemizi daha sonra yiyeceğimiz kalorili yiyeceklere hazırlar. Ana yemeğe geçmeden 10–15 dakika beklemek de sindirimi ciddi şekilde rahatlatır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdalardan kaçının</strong></p>
<p>İftar ile sahurda aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdalardan uzak durmanız da çok önemli.<strong> </strong>Çünkü, Ramazan’da artan mide şikâyetlerinin ana nedenini bu beslenme alışkanlığı oluşturuyor. <strong> </strong>Bu tür yiyecekler mide boşalmasını geciktiriyor ve mide asidini artırıyor. Sonuç olarak; hazımsızlık, yanma ve gece reflüsü   sıkça oluşabiliyor.  Ayrıca karaciğer ve safra kesesi de daha fazla zorlanıyor. </p>
<p><strong>Tuzlu besinleri sınırlayın</strong></p>
<p>Tuzlu yiyecekler vücuttan su atılımını artırıyor ve susuzluğu şiddetlendiriyor. Bu durumun tansiyon düzensizliği, baş ağrısı ve ödemle sonuçlanacağını söyleyen Prof. Dr. Murat Saruç, “Sahurda salam, sucuk ve peynir gibi tuzlu yiyeceklerin fazla tüketilmeleri bu yüzden risklidir. Ramazan’da sıvı dengesini korumak en az besin seçimi kadar önemlidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Bir anda fazla su içmeyin</strong></p>
<p>İftar ve sahur arasında yeterli su içmeniz çok önemli. Çünkü,   yetersiz sıvı alımı kabızlık, böbrek taşı ve tansiyon problemlerini artırıyor. Ancak,<strong> </strong>bir anda fazla su içmek de mideyi geriyor, şişkinlik yapıyor ve elektrolit dengesini bozabiliyor.  Bu nedenle, su tüketimini iftar ile sahur arasına yaymanız gerekiyor. “Susuzluğunuzu gidermek için mutlaka 3-4 litre su içmelisiniz” şeklindeki tavsiyelerin doğru olmadığı uyarısında bulunan Prof. Dr. Murat Saruç, bu durumun su zehirlenmesine yol açabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Murat Saruç, çay ve kahvenin ise su yerine geçmediğini, aksine sıvı kaybını artırabildiğini sözlerine ekliyor.</p>
<p><strong>İftardan sonra en az 1.5 – 2 saat kuralına dikkat! </strong></p>
<p>İftardan sonra hemen yatmak, mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırıyor. Bu durumun reflü, mide yanması ve boğazda acı su hissine neden olacağına işaret eden Prof. Dr. Murat Saruç,  “Yemekten sonra en az 1,5–2 saat dik pozisyonda kalmak sindirimi destekler. Özellikle mide problemi olanlar için bu kural oldukça önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>İlaçlarınızın saatlerini gelişigüzel değiştirmeyin</strong></p>
<p>İlaç kullanım saatlerinin Ramazan’da mutlaka hekim önerisiyle yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Gastreonteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, hekime danışılmadan gelişigüzel yapılan saat değişikliğinin ilacın etkisini azalttığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Ayrıca, varsa birlikte kullanılan diğer ilacın da etkisini azaltabilir ya da artırabilir. Örneğin,  bu bir kan sulandırıcı ise kanamaya neden olabilir; tiroit ilacı ise tiroit yetersizliğine yol açabilir; ritim ilaçları ise bulantı-kusma, karın ağrısı, çarpıntı ve baş ağrısı gibi sorunlar oluşturabilir.” Özellikle mide koruyucuların mutlaka aç karnına alınmaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Muraç Saruç, “Aksi halde bu ilaçların vücuttaki etkileri yeterli seviyeye ulaşmayacak, reflüye bağlı yemek borusu ülserleri oluşabilecek, mide koruyucu özelliği kaybolacağı için mide kanamaları ortaya çıkabilecektir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Egzersizi bırakmayın ama zamanını doğru seçin</strong></p>
<p>Tamamen hareketsiz kalmak kabızlık ve kilo artışını tetikliyor. Dolayısıyla, egzersizleri her gün alışkanlık haline getirmek, sağlığımız için çok önemli. Ancak, aç karnına yapılan ağır egzersizler bayılmaya ve kas yıkımına neden olabiliyor. İftardan 1–2 saat sonra yapılan hafif yürüyüşler ise sindirimi hızlandırıyor ve kan şekerini dengeliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370">Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afetler ve iklim krizi, genç gönüllülüğünü tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/afetler-ve-iklim-krizi-genc-gonullulugunu-tetikliyor-596601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 10:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afetler]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllülüğünü]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllülük]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[saha]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Pozitif Psikoloji Koordinatörü ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, 5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü kapsamında dijital çağda gönüllülük konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afetler-ve-iklim-krizi-genc-gonullulugunu-tetikliyor-596601">Afetler ve iklim krizi, genç gönüllülüğünü tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Pozitif Psikoloji Koordinatörü ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, 5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü kapsamında dijital çağda gönüllülük konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Gönüllülük iyi olma ve iyilik yapma amacıyla gönülden verilen emektir”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, gönüllülüğün pozitif psikoloji literatüründeki yerine dikkat çekerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Gönüllülük kavramı; bir kişinin ya da bir grubun, herhangi bir sorumluluğu ve mecburiyeti olmamasına rağmen, hiçbir maddi karşılık beklemeden, topluma, bir gruba veya ihtiyaç sahibi bireylere zamanını, bilgisini, emeğini sunması olarak tanımlanmaktadır. Gönüllülük iyi olma ve iyilik yapma amacıyla gönülden verilen emektir. Bu faaliyeti gerçekleştirenlere ‘gönüllü’ denilmektedir.</p>
<p>Gönüllülüğün özgecilik, anlam duygusu (meaning), sosyal bağlılık (relatedness) ve öz-yeterlik mekanizmaları üzerinden iyi oluşu artırdığı görülmektedir. Yanı sıra sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü olarak yer almanın bireylerde öz-değer ve öz-yeterliği güçlendirdiği, anlam ve amaç duygusunu derinleştirdiği, duygu düzenleme becerilerini geliştirdiği, mutluluk, şefkat, minnettarlık, aidiyet gibi pozitif duyguları artırdığı ifade edilmektedir.”</p>
<p><strong>Gençler ‘Ben kimim ve dünyadaki yaşam amacım nedir?’ diye gönüllü oluyor</strong></p>
<p>Dijital çağda büyüyen gençlerin gönüllülük motivasyonlarını da değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Dijital dünyada büyüyen gençlerin gönüllülük çalışmaları noktasındaki içsel motivasyonlarını; anlam ve amaç arayışı, empati ve adalet duyarlılığı, toplumsal katkı sağlama ihtiyacı olarak ifade edebiliriz. Gençler ‘Ben kimim ve dünyadaki yaşam amacım nedir?’ sorusunu cevaplamak amacıyla gönüllülük çalışmalarına katılmaktadırlar. Ayrıca dünyadaki sosyal eşitsizlik, iklim krizi, insan ve hayvan hakları gibi konular gençlerde yoğun duygusal duyarlılık oluşturmaktadır. Yanı sıra dünyanın farklı coğrafyalarında meydana gelen doğal afetler, salgın hastalıklar, savaşlar ve göçler nedeniyle oluşan kriz dönemlerinde gençlerdeki ‘faydalı olma’ isteği daha görünür hale gelmektedir.”</p>
<p><strong>Akran dayanışmasının etkisi sosyal sorumluluk projelerine katılımı artırıyor</strong></p>
<p>Gönüllüğün sosyal motivasyonlarını ise ait olma ve topluluk duygusu, akran etkisi olarak anlatan Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Olumlu yönde gelişim sağlayan dijital topluluklar gençleri harekete geçiren bir sosyal bağ oluşturmakta ve akran dayanışmasının etkisi ile sosyal sorumluluk projelerine katılım artmaktadır. Dijital dünyada büyüyen gençler sosyal sorumluluk projelerine katılım sağlayan arkadaşlarında liderlik özellikleri, iletişim becerileri, dijital içerik üretimleri, proje yönetimi gibi yetkinliklerin olumlu yönde geliştiğini görmekte, böylece gönüllülük faaliyetlerinde yer alma noktasında motivasyonları artmaktadır. Ayrıca üniversite ve iş başvurularında sosyal sorumluluk deneyimleri akranları arasında önemli bir fark yarattığı için gençler bu alanı kariyer sermayesi olarak da değerlendirmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya ‘göstermelik gönüllülük’ riskini de beraberinde getiriyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın gönüllülük üzerindeki etkisine değinen Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sosyal medya gençlerin gönüllülük davranışlarını; farkındalık eşiğini düşürmek, eyleme kolay ve hızlı erişilebilirlik sağlamak, sosyal norm oluşturmak ve güçlü duygusal uyaranlar ortaya koymak suretiyle arttırabilmektedir ve bu sayede gençler yardım edecekleri kampanyaları çok daha hızlı duymakta, bağış linkleri, dijital imza kampanyaları, online eğitim projeleri gibi eylemlere daha çabuk erişilebilmektedirler. Video, kısa film, hikaye formatındaki içerikler gençlerin empati duygusunu harekete geçirerek olumlu davranışların artmasını da sağlamaktadır. Ancak sosyal medyadaki içerikler ‘göstermelik gönüllülük’  (slacktivizm) riskini de beraberinde getirmektedir. Örneğin; ‘beğen’, ‘paylaş’, ‘story at’ gibi yüzeysel davranışlar gerçek gönüllülüğün yerini alabilmekte ve beğeni, görünürlük, takipçi kazanma gibi dışsal motivasyonlar gönüllü davranışını gerçekçi olmaktan uzaklaştırmaktadır. Sosyal sorumlulukla ilgili paylaşım yapan bazı gençler ise ‘ben görevimi yaptım’ düşüncesiyle sahadaki gerçek gönüllülükten uzak kalmaktadır.”</p>
<p><strong>Deprem ve afetler gönüllüğü dönüştürüyor</strong></p>
<p>Deprem ve afet gibi kriz dönemlerinin gönüllülük hareketlerini dönüştürdüğünü vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Kriz dönemleri gönüllülük motivasyonlarının hem artmasını hem de yeniden şekillenmesini sağlamaktadır. Böyle önemli dönemlerde bireylerin toplumsal dayanışma ihtiyacı artmaktadır. Deprem, sel, yangın gibi afetler toplumun ‘birlik olma’ düşüncesini, empati ve sorumluluk duygusunu aktifleştirmektedir.  Krizler somut ve hızlı destek ihtiyacı oluşturduğu için gençlerde ‘ihtiyacı olan kişilerin yardımına koşma ve yanında olma’ davranışını arttırmaktadır.” dedi.</p>
<p>Kriz dönemlerinde gönüllülük davranışının daha profesyonel hale geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Belediyeler, AFAD, sivil toplum kuruluşları gibi kurumlarla koordinasyon gerçekleşmektedir.  Kurumsal güven önem kazanmakta ve gençler şeffaf kurumları tercih etmektedirler. Özellikle doğal afetlerde travmatik deneyimler yaşayan gençler gönüllülük davranışının sürdürülebilir olması ve sosyal sorumluluk projelerinin yaygınlaşması yönünde davranış sergilemektedirler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital gönüllük sahayı destekliyor</strong></p>
<p>Dijital gönüllülüğün sahadaki gönüllülüğü desteklediğini de ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Dijital gönüllülük, sahadaki gönüllülüğün yerine geçemez ama onu tamamlar ve dönüştürür. Dijital gönüllülüğün bu noktadaki olumlu etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz. Herhangi bir nedenle evinden çıkamayan, öğrenci olan veya uzakta yaşayan gençler için erişilebilirliğin artırılmasına katkı sunabilir. Uzmanlık temelli destek sağlayarak; akademik mentorluk, çeviri, içerik üretimi gibi katkılar ile yeni gönüllülük türlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Veri analizi, sosyal medya yönetimi, kampanya tasarımı gibi dijital beceriler ile saha ekiplerine destek olarak saha organizasyonunu güçlendirebilir. Dijital kampanyalar sayesinde çok daha geniş kitlelere ulaşılabilir ve bu durum bağış toplama gücünü arttırabilir.”</p>
<p><strong>Saha çalışmaları daha yoğun emek gerektiriyor</strong></p>
<p>Dijital gönüllülük konusunda dikkat edilmesi gereken etkilere de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Bu etkileri şu şekilde sıralayabiliriz. Bazı gençlerde online destek yeterlidir<em> </em>algısının oluşması sonucu sahadan kopma ve ayrı kalma riski ortaya çıkabilir. Dijital ortam, gerçek temasın dönüştürücü etkisini taşımayabilir ve bu durum duygusal mesafe oluşmasına neden olabilir. Saha çalışmaları daha yoğun emek gerektirirken dijital içerik daha fazla görünür olabilir; bu da emek görünürlüğünün azalmasına neden olarak motivasyonun azalmasına neden olabilir. Dünyayı güzelleştirmenin yolunun gönüllülük çalışmalarından geçtiğini belirtmek istiyorum.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afetler-ve-iklim-krizi-genc-gonullulugunu-tetikliyor-596601">Afetler ve iklim krizi, genç gönüllülüğünü tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan hatası, ihlalleri tetikliyor: Profesyonellerin yalnızca yarısı siber güvenlik eğitimi alıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insan-hatasi-ihlalleri-tetikliyor-profesyonellerin-yalnizca-yarisi-siber-guvenlik-egitimi-aliyor-596158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 07:51:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[nsan]]></category>
		<category><![CDATA[profesyoneller]]></category>
		<category><![CDATA[Profesyonellerin]]></category>
		<category><![CDATA[Siber Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yarışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaspersky’nin Türkiye genelindeki profesyonellerle gerçekleştirdiği “İş Yerinde Siber Güvenlik: Çalışan Bilgisi ve Davranışı” başlıklı son anket, profesyonellerin yalnızca %49’unun dijital tehditler konusunda eğitim aldığını ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-hatasi-ihlalleri-tetikliyor-profesyonellerin-yalnizca-yarisi-siber-guvenlik-egitimi-aliyor-596158">İnsan hatası, ihlalleri tetikliyor: Profesyonellerin yalnızca yarısı siber güvenlik eğitimi alıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaspersky’nin Türkiye genelindeki profesyonellerle gerçekleştirdiği “<em>İş Yerinde Siber Güvenlik: Çalışan Bilgisi ve Davranışı</em>” başlıklı son anket, profesyonellerin yalnızca %49’unun dijital tehditler konusunda eğitim aldığını ortaya koydu. Bu bilgi eksikliği, siber güvenlik ihlallerinin çoğunun insan hatasından kaynaklandığı göz önüne alındığında oldukça kritik bir durum teşkil ediyor. Bulgular, BT departmanlarının net yönergeler sağlamasının ve kuruluşların her seviyedeki çalışana ulaşacak yapılandırılmış, uygulamalı siber güvenlik eğitimleri sunmasının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p>Günümüzde birçok siber saldırı, insan psikolojisini istismar ederek dijital savunmaları aşmak amacıyla kasıtlı olarak tasarlanıyor. “Sosyal mühendislik” yöntemleri, çalışanların güvenini ve aciliyet algısını kullanarak, onları hassas bilgileri paylaşmaya veya sahte işlemler başlatmaya ikna ediyor. Ankete katılan profesyonellerin neredeyse yarısı (%34) son bir yıl içinde, organizasyonlarından, meslektaşlarından veya tedarikçilerden geliyormuş gibi görünen dolandırıcılık mesajlarıyla karşılaştığını bildirirken, %11’i bu tür yanıltıcı iletişimler sonucunda olumsuz etkiler yaşadı. İnsan faktörüyle yakından bağlantılı diğer siber güvenlik sorunları arasında şifrelerin ele geçirilmesi, hassas verilerin sızdırılması, güncellenmemiş IT sistem ve uygulamaları ile kilitlenmemiş veya şifrelenmemiş cihazlar yer alıyor.</p>
<p>İnsan kaynaklı siber saldırılar, uygun eğitim ve farkındalık ile önlenebilir. Katılımcıların %16’sı, siber güvenlik bilgisi eksikliği nedeniyle IT ile ilgili hatalar yaptığını kabul etti. Aynı zamanda, eğitim, IT dışı çalışanlar arasında siber güvenlik farkındalığını artırmanın en etkili yöntemi olarak öne çıktı: Profesyonellerin %65,5’i, vaka hikâyeleri (%18) ve hukuki sorumluluk hatırlatmaları (%40) gibi diğer seçeneklere kıyasla eğitimi tercih etti. Bu bulgular, siber güvenlik eğitiminin organizasyonel savunmanın temel bir katmanı olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Katılımcılara belirli eğitim konularını seçme imkânı verildiğinde, çoğunluk şu başlıkları tercih ettiklerini belirtti: gizli iş verilerinin korunması (%47,3); internet ve web güvenliği (%52,8); hesap ve şifre güvenliği (%52,3); mobil cihaz güvenliği (%51,5); e-posta güvenliği (%40,5); sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarının güvenli kullanımı (%38,5); güvenli uzaktan çalışma (%39,0) ve chatbot gibi yapay zekâ tabanlı hizmetlerin güvenli kullanımı (%20,3). Ayrıca, katılımcıların %12,5–26’sı tüm bu eğitimleri almak istediklerini belirtti; bu durum, kapsamlı siber güvenlik eğitimine olan geniş talebi ortaya koyuyor.</p>
<p>Veriler, çalışanların siber güvenlik becerilerini geliştirmeye açık olduğunu gösteriyor. Ancak bu bilgilerin günlük IT rutinlerinin bir parçası haline gelmesi için eğitimlerin iyi yapılandırılmış, çalışanların rolüne ve mevcut IT becerilerine uygun, düzenli olarak güncellenen, oyunlaştırılmış ve uygulamalı olması gerekiyor. Bu yaklaşım, çalışanların katılımını ve bilgilerin kalıcılığını artırıyor. Kuruluşlar bu tür eğitime yatırım yaptığında, yalnızca bir zorunluluğu yerine getirmekle kalmıyor; aynı zamanda çalışanlar arasında “önce güvenlik” zihniyetini teşvik ediyor. Bu sayede, çalışanlar potansiyel bir zayıf halka olmaktan çıkarak, güvenlik konusunda sezgisel ve bilinçli kararlar alabilen, dikkatli birer gözetmen ağına dönüşüyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Türkiye Genel Müdürü İlkem Özar</strong>: “<em>Siber güvenlik, yalnızca IT departmanına ait bir alan olamaz. Yönetim kademesinden staja kadar herkesin dijital riskleri anlaması şarttır. Dayanıklı bir organizasyon inşa etmek için her çalışanın dolandırıcılığı fark etme, maliyetli hatalardan kaçınma ve şirket verilerini koruma yetkinliğine sahip olması gerekir.</em>” dedi.</p>
<p>Kuruluşlar savunmalarını güçlendirmek için aşağıdaki adımları göz önünde bulundurabilir:</p>
<ul>
<li>Kaspersky Next ürün serisi gibi güçlü izleme ve siber güvenlik çözümleri uygulamak.</li>
<li>Çalışan eğitimleri ve siber güvenlik eğitimlerini devreye almak; örneğin, IT ve İK departmanlarının çalışanlara pratik siber güvenlik becerilerini kazandırmasına yardımcı olan Kaspersky Automated Security Awareness Platform’u.</li>
<li>Çalışanlara yönelik güvenlik politikaları uygulamak; şifre yönetimi, yazılım yükleme ve ağ segmentasyonu gibi konuları kapsayacak şekilde.</li>
<li>Güvenlik kültürünü desteklemek: Çalışanların şüpheli aktiviteleri bildirmesini teşvik etmek, proaktif güvenlik davranışlarını ödüllendirerek iyi alışkanlıkları pekiştirmek.</li>
</ul>
<p><em>*Anket, 2025 yılında Kaspersky’nin talebi üzerine Toluna araştırma ajansı tarafından yürütüldü. Çalışma, Türkiye, Güney Afrika, Kenya, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’de bilgisayar kullanarak çalışan profesyoneller ve iş sahipleriyle yapılan 2800 online görüşmeyi içeriyor.</em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-hatasi-ihlalleri-tetikliyor-profesyonellerin-yalnizca-yarisi-siber-guvenlik-egitimi-aliyor-596158">İnsan hatası, ihlalleri tetikliyor: Profesyonellerin yalnızca yarısı siber güvenlik eğitimi alıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 22:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabeti]]></category>
		<category><![CDATA[diyabette]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[salgını]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya çapında diyabet araştırmaları ve insülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan,  tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden ABD’den Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen konferansta diyabet tedavilerindeki gelişmeleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690">&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Dünya çapında diyabet araştırmaları ve insülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan,  tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden ABD’den Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen konferansta diyabet tedavilerindeki gelişmeleri anlattı. </b></p>
<p><b>Diyabette dünya çapındaki en büyük sorunun obezite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Obezite salgını, diyabet salgınını da tetikliyor. Bu yüzden diyabetli hastalara verebileceğim en önemli mesaj şu olurdu: Kilonuzu koruyun, fit kalın, fiziksel olarak aktif olun. Eğer bunu başarabilirseniz, bu aslında diyabetli hastalar için en iyi tedavidir. Ama bunun çok zor olduğunun da farkındayım. Eğer kilo veremiyorsanız ve düzenli bir egzersiz programına uyamıyorsanız, doktorunuza gittiğinizde size çok iyi ilaçlar önerebiliriz. Bu ilaçlarla diyabetin neden olduğu sorunların üstesinden gelebilir ve diyabet hastalarında gerçekten çok iyi bir kontrol sağlayabiliriz” diye konuştu. </b></p>
<p><b>Günümüzde diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar sayesinde hastalığın kontrol altında tutulabildiğini kaydeden Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Eğer hastalığı erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek, tüm komplikasyonları önleyebiliyoruz” dedi.</b></p>
<p>ABD’deki Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı ve dünya çapında diyabet araştırmalarının öncüsü olan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs’te adının verildiği oditoryumda  “Bir Ustanın İzinde: Prof. Dr. DeFronzo ile Diyabetin Geleceği” başlıklı konferans verdi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Merak olmadan bilimsel keşif yapmak imkansız”</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, konferansın açılış konuşmasında Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo’yu isminin verildiği oditoryumda ağırlamaktan mutluluk duyduklarını belirterek  “Bugün Atlas Üniversitesi olarak bilim ve tıp dünyası için çok özel, çok müstesna bir ismi, buluşlarıyla diyabet tedavisinde çığır açmış bir bilim insanını ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz” dedi.</p>
<p>Bilim insanlarının en büyük özelliğinin zeka ve merak duygusuna sahip olması olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bilim insanlarının ya da keşif yapan insanların en büyük özellliğinin zeka olduğu düşünülür. Bir bakıma belki doğrudur, bununla beraber bu başarı için başka parametreler de var. Bunların başında da merak duygusu geliyor. Merak olmadan bilimsel keşif yapmak neredeyse imkansız. Tabii bu merakı bilimin sistemize edilmiş yollarıyla geçerek başarıya ulaştırmak mümkün. Bununla beraber dirençli ve sabırlı olmak ve bu yolda ilerleyebilmek gerekiyor” dedi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Başarı için dirençli ve sabırlı olmak şart”</b></p>
<p>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Einstein’a atfedilen bir anektod vardır, kendisine diyorlar ki ‘Siz çok zeki olduğunuz için bu kadar önemli başarılar elde ettiniz.’ Einstein’ın cevabı, ders niteliğinde, diyor ki: ‘Hayır, çok zeki olduğum için değil, bence dirençli ve sabırlı olduğum için buralara geldim. Bir mektup pulu gibi olun ve varacağınız adrese ulaşmadan ondan ayrılmayın.’ Aslında belki de başarının en büyük parametresi bu. O yüzden yapabildiklerimiz, hayal ettiklerimizle sınırlı” dedi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo,  diyabet tedavisinde uygulanan yöntemleri anlattı</b></p>
<p>İnsülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan, tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, özellikle tip 2 diyabet konusunda yapılan çalışmalar ve araştırmalardan örnekler verdi.</p>
<p>Konferansta diyabetin sebeplerine değinen Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tip 2 diyabetin yalnızca insülin direnci veya beta hücre yetmezliği olmadığını, “Uğursuz Sekizli” (Ominous Octet) adını verdiği 8 temel bozukluktan kaynaklandığını söyledi. Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tip 2 diyabetle ilgili yapılan çalışmalardan örnekler sundu. Prof. Dr. DeFronzo, tip2 diyabet tedavisinde birden fazla patofizyolojik kusuru düzeltmek için birden fazla ilacın bir arada kullanılmasının gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tedavide kullanılan metamorfin reçetesinin HBA1c üzerindeki etkilerini gösteren çalışmalardan örnekler de sundu.</p>
<p><b>“Erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek komplikasyonları önleyebiliyoruz” </b></p>
<p>Konferansta soruları da yanıtlayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, diyabet için kalıcı bir tedavi olup olmadığına ilişkin soru üzerine “Keşke diyabet için kalıcı bir tedavi olsaydı. Elbette bu konuda çok çalışıyoruz. Ama bence hikâyenin güzel tarafı şu: Artık diyabetli hastalarımızı tedavi etmek için mükemmel ilaçlarımız var. Eğer hastalığı erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek, tüm komplikasyonları önleyebiliyoruz. Örneğin körlüğü önleyebiliyoruz, böbrek hastalığını önleyebiliyoruz, kalp krizi ve felçleri önleyebiliyoruz. Harika ilaçlarımız var, çok şey öğrendik, ama sanırım kalıcı tedaviye ulaşmamıza biraz daha zaman var” diye konuştu.</p>
<p><b>“Diyabetteki en büyük ilerleme, hastalarda çok sayıda sorunun fark edilmesi oldu”</b></p>
<p>Son yıllarda diyabet tedavisindeki değişimlere de değinen Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Bence en büyük ilerlememiz, diyabetli hastalarda çok sayıda farklı sorunun olduğunu fark etmemiz oldu. Diyabetli bir hastayı tedavi ederken, mevcut tüm bozuklukları düzeltmek için birden fazla ilacı birlikte kullanmamız gerektiğini artık biliyoruz. İyi haber şu ki artık birçok farklı kategoride çok sayıda etkili ilacımız var ve bu ilaçları birlikte nasıl kullanacağımızı öğrendik. Böylece hastalarımızı çok daha etkili bir şekilde tedavi edip; uzun vadeli komplikasyonların önüne geçebiliyoruz” dedi.</p>
<p><b>“Obezite salgını diyabeti tetikliyor”</b></p>
<p>Diyabette en büyük sorunun obezite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Aslında diyabette dünya çapındaki en büyük sorun obezite. Obezite salgını, diyabet salgınını da tetikliyor. Bu yüzden diyabetli hastalara verebileceğim en önemli mesaj şu olurdu: Kilonuzu koruyun, fit kalın, fiziksel olarak aktif olun.Eğer bunu başarabilirseniz, bu aslında diyabetli hastalar için en iyi tedavidir. Ama bunun çok zor olduğunun da farkındayım. İyi tarafı şu: Eğer kilo veremiyorsanız ve düzenli bir egzersiz programına uyamıyorsanız, doktorunuza gittiğinizde size çok iyi ilaçlar önerebiliriz. Bu ilaçlarla diyabetin neden olduğu sorunların üstesinden gelebilir ve diyabet hastalarında gerçekten çok iyi bir kontrol sağlayabiliriz.”</p>
<p>Konferans sonunda Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo’ya Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın tarafından plaket takdim edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690">&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibi: İklim değişikliği astım ve alerjik rinit hastalılarını doğrudan tetikliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-iklim-degisikligi-astim-ve-alerjik-rinit-hastalilarini-dogrudan-tetikliyor-528197</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2025 10:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[doğrudan]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalılarını]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[rinit]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=528197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı İmmünoloji, Allerji Hastalıkları ve Astım Bölümü ile Ege Üniversitesi Solunum Araştırmaları Merkezi iş birliğinde Dünya Astım Günü dolayısıyla “Astımlı Hasta Bilgilendirme ve Eğitim Toplantısı” gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-iklim-degisikligi-astim-ve-alerjik-rinit-hastalilarini-dogrudan-tetikliyor-528197">Egeli bilim ekibi: İklim değişikliği astım ve alerjik rinit hastalılarını doğrudan tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı İmmünoloji, Allerji Hastalıkları ve Astım Bölümü ile Ege Üniversitesi Solunum Araştırmaları Merkezi iş birliğinde Dünya Astım Günü dolayısıyla “Astımlı Hasta Bilgilendirme ve Eğitim Toplantısı” gerçekleştirildi. Prof.Dr.İlhan Vidinel Konferans Salonunda ‘Bilgi güçtür eğitim her şeydir’ teması ile düzenlenen bilgilendirme toplantısına hastaların yanı sıra akademisyenler, uzmanlar ve hemşireler katıldı.</p>
<p>Avrupa Alerji Derneği (EAACI) Aerobiyoloji ve Kirlilik Görev Grubu ile Ulusal Alerji ve İmmunoloji Derneği Mesleki Alerjiler Görev Grubu’ndan, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları İmmünoloji, Allerji Hastalıkları ve Astım Bölümü sorumlu öğretim üyesi Prof. Dr. Özlem Göksel ve ekibinden Uzm. Dr. Eda Aslan ile Uzm. Dr. Ecem Ay, Dünya Astım Günü kapsamında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><b>“Yeni dünya, yeni alerjenler”</b></p>
<p>EÜTF Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi  Prof. Dr. Özlem Göksel , “Küresel ısınma, çevre kirliliği ve şehirleşmenin etkisiyle birlikte alerjik hastalıklar her geçen gün daha karmaşık hale geliyor. Bu değişimler sadece kutuplardaki buzulları eritmekle kalmıyor; doğrudan sağlığımızı, özellikle de solunum yollarımızı etkiliyor. Soluduğumuz hava artık yalnızca oksijen değil; polenlerden partiküllere, ev içi gizli alerjenlerden sanayi kökenli kimyasallara kadar pek çok maddeyi de içeriyor. Özellikle hassas bireyler, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için bu durum ciddi sağlık riskleri doğurabiliyor. Her geçen yıl daha uzun süren polen mevsimi, şehir içi hava kirliliğiyle birleştiğinde, alerjik hastalıkların görülme sıklığında ve şiddetinde belirgin artışlar meydana geliyor. Alerjinin sadece bireysel bir sorun değil, aynı zamanda halk sağlığını ilgilendiren çevresel bir kriz haline geldiği artık açıkça görülüyor.” diye konuştu.</p>
<p><b>“Alerji bir kader değil, bilinçle ve önlemle yönetilen bir süreçtir”</b></p>
<p>Günümüzde alerjinin sadece doğaya karşı bir hassasiyet olmadığını modern yaşamın getirdiği tüm çevresel etkilerle şekillenen güçlü bir bağışıklık yanıtı haline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Özlem Göksel, “Bu nedenle bireysel farkındalık büyük önem taşıyor. Polen yoğunluğunun arttığı günlerde kapalı alanlarda kalmak, evdeki alerjen yükünü azaltmak için düzenli temizlik yapmak, HEPA filtreli cihazlar kullanmak ve mesleki maruziyetlere karşı koruyucu önlemler almak gerekir. Unutmayalım, alerji bir kader değil, bilinçle ve önlemle yönetilen bir süreçtir” dedi.</p>
<p><b>“İklim değişikliği nedeniyle polen sezonu 20-30 gün kadar uzadı”</b></p>
<p>Polenlerin sadece baharın masum habercisi olmadığını ifade eden Prof. Dr. Özlem Göksel ,“İlkbaharda çimen ve ağaç polenleri, yaz sonu ve sonbaharda yabani ot polenleri havada uzun süre asılı kalır. Ancak artık bu polenler sadece mevsimsel bir tablo çizmiyor. İklim değişikliği nedeniyle polen sezonu 20-30 gün kadar uzamış durumda. Bu uzama; alerjik rinit, astım ve konjonktivit gibi hastalıkların hem süresini hem de şiddetini artırıyor. Özellikle astım ve alerjik rinit hastaları bu dönemde daha yoğun semptomlar ve sık alevlenmeler yaşayabiliyor” diye konuştu.</p>
<p>         “<b>Evdeki ve dış ortamdaki ‘gizli’ tetikleyiciler”</b></p>
<p>         Ev ortamındaki birçok alerjenin çıplak gözle görülemediğini belirten Uzm. Dr. Eda Aslan, “Halılar, perdeler, yatak başları, klima filtreleri ve temizlik ürünleri; ev tozu akarları, küf sporları ve uçucu kimyasallar için ideal barınaklardır. Ayrıca ‘doğal’ olduğu düşünülen aromaterapiyağları, oda kokuları gibi ürünler de güçlü alerjenler içerebilir. Dış ortamda ise sanayi ve trafik kaynaklı hava kirleticiler –özellikle ince partikül madde (PM2.5)–, hava yollarının savunma bariyerini zayıflatarak alerjenlere karşı duyarlılığı artırır. Araştırmalar, dizel egzoz partiküllerinin polenlerle birleştiğinde bağışıklık sistemini daha güçlü uyardığını göstermektedir.” dedi.</p>
<p><b>“Endüstriyel ve mesleki alerjenlere dikkat”</b></p>
<p>Uzm. Dr. Ecem Ay ise “Alerji sadece doğadan değil, artık çalışma ortamlarımızdan da kaynaklanıyor. Metal işleme sıvıları, lateks eldivenler, dezenfektanlar, yapıştırıcılar, boya maddeleri, biyolojik temizlik ürünleri gibi birçok madde; mesleki alerjen olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin kuaförlerde saç boyasındaki parafenilendiamin(PPD), temizlik personelinde kullanılan kuarterneramonyum bileşikleri ya da fırıncı astımı olarak bilinen buğday tozu kaynaklı hassasiyet, hem meslek hastalığı hem de kalıcı solunum sorunlarına yol açabilir.” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-iklim-degisikligi-astim-ve-alerjik-rinit-hastalilarini-dogrudan-tetikliyor-528197">Egeli bilim ekibi: İklim değişikliği astım ve alerjik rinit hastalılarını doğrudan tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka işsizlik endişesini tetikliyor! Yapay zeka, mavi yakalılardan sonra beyaz yakalıları tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-issizlik-endisesini-tetikliyor-yapay-zeka-mavi-yakalilardan-sonra-beyaz-yakalilari-tehdit-ediyor-455260</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 May 2024 16:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[endişesini]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yakalılardan]]></category>
		<category><![CDATA[yakalıları]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455260</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekanın ve robotlaşmanın olduğu dünyada önümüzdeki zaman içinde insanların gereksizleşmeye başlayacağına ilişkin öngörülerin olduğuna dikkat çeken uzmanlar, teknoloji yeni işler üretirken birçoğunu da yok ettiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-issizlik-endisesini-tetikliyor-yapay-zeka-mavi-yakalilardan-sonra-beyaz-yakalilari-tehdit-ediyor-455260">Yapay zeka işsizlik endişesini tetikliyor! Yapay zeka, mavi yakalılardan sonra beyaz yakalıları tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay zekanın ve robotlaşmanın olduğu dünyada önümüzdeki zaman içinde insanların gereksizleşmeye başlayacağına ilişkin öngörülerin olduğuna dikkat çeken uzmanlar, teknoloji yeni işler üretirken birçoğunu da yok ettiğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Yapay zekanın iş modellerini değiştirdiğini kaydeden Sosyolog Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Mavi yakalıların gitgide sayıları azalıyor. Eksile eksile gidiyorlar. İkinci tehdit dalgası da beyaz yakalılar için olacak. Ofis işlerinin çoğunu yapay zeka yapacak.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, yapay zekanın insan hayatına etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yapay zekanın yok ettiği işler var…</strong></p>
<p>Yapay zekanın ve robotlaşmanın olduğu dünyada önümüzdeki zaman içinde insanların gereksizleşmeye başlayacağına ilişkin öngörülerin olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Bu gereksizlik mevzusu gerçekten çok önemli. Teknoloji konusunda özellikle insanlar iyimserler, diyorlar ki; ‘Teknoloji bütün sorunlarımıza çözüm bulacak’. Buluyor, ama teknolojinin ürettiği işle, yok ettiği işler de var. Birçok yeni iş alanı üretiyor, ama birçoğunu yok ediyor. Yok ettiği daha fazla.” dedi.</p>
<p><strong>Beyaz yakalılar da tehlikede</strong></p>
<p>Yapay zekanın iş modellerini de değiştirdiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Bir tarafta 100 tane iş kayboluyor, yerine 5 tane yeni iş geliyor. 95 kişi ne olacak? Nasıl uyum sağlayacağız? Daha az nitelik gerektiren sektörlerde çalışan binlerce kol işçisi ne olacak? Mavi yakalıların gitgide sayıları azalıyor. Eksile eksile gidiyorlar. İkinci tehdit dalgası da beyaz yakalılar için olacak. Ofis işlerinin çoğunu, bankadaki, analiz işlerinin büyük bir çoğunluğunu yapay zeka yapacak, şu anda bile yapmaya başladılar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Beyaz yakalıların da önemli bir kısmı gereksizleşmiş…</strong></p>
<p>Yapay zekanın otomatik olarak maillere cevap verdiğini de dile getiren Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Bu da yavaş yavaş şunu gösteriyor, beyaz yakalıların da önemli bir kısmı gereksizleşmiş… Yarın, öbür gün büyük bir çoğunluğu ‘Biz ne yapacağız?’ diye düşünecekler. Para nasıl kazanılacak, kim harcayacak? İşte gereksizlik buradan başlıyor. Üretemiyorsun, çalışıp para kazanamıyorsun, kazanamadığın için de tüketemiyorsun. O zaman ne oluyor? Sistem için gereksiz birisi oluyorsun. Gereksizler aslında bunun nazikcesi… Aslında sınıf altı denilen bir kavram var.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Gereksizleşen insanların nasıl eyleneceği önemli bir soru!</strong></p>
<p>Gereksizleşen insanların nasıl eyleneceğinin önemli bir soru haline geldiğini de ifade eden Prof. Dr. Barış Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ne yapacaksınız? Oyun oynayacaksınız. Gitgide dünyada uyuşturucu kullanımı artıyor. Sosyal medyada saatlerce kaydırma yapılarak bakılıyor. Niye bakılıyor? Can sıkıntısından, yapacak iş gitgide azalıyor. Aslında bir sürü distopya romanında, bir sürü filmde bunun izlerini görüyoruz. Nasıl görüyoruz? Bir fanusun içinde gerekliler yaşıyor. Üretenler ve tüketenler. Bir de şehrin kıyısında, duvarın arkasında, fanusun dışında itilmiş kakılmış bir gereksiz ordusu var. Dünya aslında ona gitgide dönüşüyor. Nasıl dönüşüyor? Gettolar oluşuyor. Bakın bugün şehre; şehrin içinde gerçekten çok lüks yaşamların olduğu mekanlar var. Bir de onun dışarısında kalmış henüz o nimetlerden faydalanamayan bir grup var.</p>
<p>Gitgide o çalışanların işleri de robotlar tarafından yapılıyor. Yerleri temizleyen birileri çıkıyor. Servis yapan birileri çıkıyor. Tabii ki insana ihtiyaç olacak. Gerekli kadar olanını kendilerine kadar tutacaklar ama o gereksizler ne olacak? Çok büyük bir soru.”</p>
<p><strong>“Şimdi de gereksizleşen, işi gücü olmayanlara saatlerce oynayacağı oyunlar icat ediliyor”</strong></p>
<p>Komplo teorilerine de atıfta bulunan Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Covid zamanı da söylenmişti. Acaba gereksiz olanları bir şekilde öldürüyorlar mı? ‘Mesela en fazla yaşlılar ölmüştü. Çünkü sistem tarafından elendiler. Yük görünüyorlardı.’ Bu şekilde komplo teorisi… Olur mu olmaz mı orası ayrı bir konu. Ayaklanma çıkmaması için bunları bir şekilde eylemen lazım. Ne ile? Oyunla. Ve bu oyunlarda zaman diye bir mefhum da yok. Eski zamanlarda işçilerin oynadığı oyunların hep bir süresi vardır. Futbol 90 dakikadır. Niye buna bir süre koymuşlar? Çünkü işçi arada bir mola veriyor, rahatlıyor. Peki zenginlerin oyunu ne? Golf mesela. Bir süre yok&#8230; Saatlerce oynayabilir. Aynı şekilde şimdi de gereksizleşen, işi gücü olmayanlara saatlerce oynayacağı oyunlar icat ediliyor.” diye yorumda bulundu.</p>
<p><strong>“Geleceğin toplumunu yönlendirebilir ve orada gereksiz olmayabiliriz”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Barış Erdoğan, kendini tekrarlamamak için hayal etmek gerektiğine işaret ederek, “Hayal etmeyen tekrarlar. Çünkü hayal etmeniz gerekiyor ama hayal etmeniz için ne yapmanız gerekiyor? Okumanız gerekiyor. Mitoloji okumanız gerekiyor. Oyunlara dönecek olursak aslında oyunların sırrı ne? Hint mitolojisi var içinde. Yunun mitolojisi var. Çin var. Eski ahitten hikayeler var. Yeni ahitler, dinler var. Dinler tarihi var. Hepsini bilmek gerekiyor ki yaratıcı oyunlar ortaya çıksın. O zaman işte milyar dolarlık sektörler oluyor. Bu sadece oyun için değil. Sinemada da aynısı. Hepsinin alt metinlerinde edebiyat, sanat, kültür, tarih var. O yüzden insanlar olarak hepimizin geçmişi çok iyi bilerek geleceğin toplumunu yönlendirebilir ve orada gereksiz olmayabiliriz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Gereksiz olmamak için hayal edelim…”</strong></p>
<p>Nasıl öğreneceğini de öğrenmek gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Öğrenen ayakta kalabiliyor. Bir şeyi iyi bilmek bir mesele değil. Ama ona nasıl ulaşacağınız önemli. Bir de onun üstüne ne ekleyebilirim? Onun için de hayal kurmak önemli. Hayal etmezsek gereksiziz. Gereksiz olmamak için hayal edelim.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-issizlik-endisesini-tetikliyor-yapay-zeka-mavi-yakalilardan-sonra-beyaz-yakalilari-tehdit-ediyor-455260">Yapay zeka işsizlik endişesini tetikliyor! Yapay zeka, mavi yakalılardan sonra beyaz yakalıları tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelişen dünya koşulları, yeni yaşam ve çalışma ortamı baş dönmesini tetikliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelisen-dunya-kosullari-yeni-yasam-ve-calisma-ortami-bas-donmesini-tetikliyor-450926</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Apr 2024 10:08:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dönmesini]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen]]></category>
		<category><![CDATA[koşulları]]></category>
		<category><![CDATA[ortamı]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=450926</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her geçen gün hayata daha çok dahil olan yeni yaşam ve çalışma koşulları, yıkıcı hızıyla sağlığı da tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelisen-dunya-kosullari-yeni-yasam-ve-calisma-ortami-bas-donmesini-tetikliyor-450926">Gelişen dünya koşulları, yeni yaşam ve çalışma ortamı baş dönmesini tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Her geçen gün hayata daha çok dahil olan yeni yaşam ve çalışma koşulları, yıkıcı hızıyla sağlığı da tehdit ediyor. </span></strong></p>
<p><strong><span>Pandemiyle birlikte artan çalışma saatlerinin yanı sıra yoğun yaşam koşulları, vertigoyu tetikliyor. Uluslararası Vestibüler Derneği, Dünya Vertigo Farkındalık Haftası’nda “Vertigoya Yön Ver” diyerek, baş dönmesi yapan hastalıkların önceliklerinin nasıl değiştiğine dikkat çekiyor.  Uluslararası Vestibüler Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Özgirgin, Uzun çalışma saatleri, yoğun teknoloji kullanımı, stres ve uykusuzluğun tetiklediği vertigo, yaşam kalitesini düşürüyor” diyor.</span></strong></p>
<p><span>Denge sorunu ve baş dönmesi şikayetiyle ortaya çıkan vertigo, kişinin yaşam kalitesini yüzde 80 oranında düşürüyor. Uluslararası Vestibüler Derneği, Dünya Vertigo Farkındalık Haftası’nda “Vertigo’ya Yön Ver” parolasıyla hastalığa dikkat çekiyor.</span></p>
<p><strong><span>Vertigo şikâyeti, işten ayrılmaya sebep olabiliyor</span></strong></p>
<p><span>Uluslararası Vestibüler Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Özgirgin, “Uzun çalışma saatleri, stres ve uykusuzluk Vertigoyu tetikleyen unsurlar arasında yer alıyor. Vertigo çalışanların verimlerini de düşürüyor, hatta işlerinden ayrılmalarına sebep oluyor. Bir çalışmaya göre vertigosu olan kişilerin yüzde 70’i iş yüklerini azaltırken, yüzde 63’ten fazlası bazı günler çalışamıyor, yüzde altısı ise işlerinden ayrılıyor” dedi.</span></p>
<p><strong><span>İlerleyen yaşta risk yükseliyor</span></strong></p>
<p><span>Vertigonun her yaşta görülebildiğini, ancak vestibüler denge sistemi hücrelerinin yaşa bağlı yıpranmasının dengesizlik sorunu yarattığını vurgulayan Prof. Dr. Nuri Özgirgin şöyle devam etti: “65 yaş üzerindeki kişilerin yüzde 20’si denge sorunlarından, 80 yaş üstü nüfusun ise yüzde 85’i dengesizlikten şikâyet ediyor. Yaşa bağlı iç kulak denge hücrelerinde dejenerasyon meydana geliyor. Bu gruptaki kişilerin tedavilerinde vestibüler rehabilitasyon tedavi yaklaşımı olarak ön plana çıkıyor. İlerleyen yaştaki insanların yürümesini desteklerken, düşmelere karşı gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.”</span></p>
<p><strong><span>Doğru tanı ile tedavi mümkün</span></strong></p>
<p><span>Yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren bu hastalık bulgusunun doğru tanı ile tedavi edilebildiğini belirten Uluslararası Vestibüler Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Özgirgin, “Toplumu bu seviyede etkileyen vertigo ile ilgili Uluslararası Vestibüler Derneği olarak başlattığımız farkındalık kampanyasıyla kamuyu bilgilendirmeyi amaçlıyoruz. Dünya ülkelerinden bilim insanlarının katılımıyla kurulan derneğimiz çatısı altında hekimlerin birikimlerine katkı sağlarken, bu konuya dikkat çekmeyi hedefliyoruz” ifadesini kullandı.</span></p>
<p><strong><span>Vertigo ile ilgili öne çıkan notlar:</span></strong></p>
<ul>
<li><span>Tıpta en sık karşılaşılan şikayetler arasında yer alan baş dönmesi, genel nüfusu yüzde 20-30 oranında etkiliyor. Kadınlarda ise baş dönmesi, erkeklere göre 1,5 kat fazla görülüyor. </span></li>
<li><span>Pandemi de vertigo semptomlarını tetikledi. Geçtiğimiz yıllarda gerçekleştirilen araştırmalarda dünya nüfusunun yüzde 10’unda vertigo semptomlarının görüldüğü ifade ediliyor. Dünya ile benzer bir sıklıkta rastlanan bu bulgulardan yola çıkarak, Türkiye’de de yaklaşık 8 milyon kişide vertigo görüldüğü söylenebilir.</span></li>
<li><span>Kafein, sigara, alkol, stres, tuz tüketimi gibi faktörler, vertigo tetikleyicileri olarak bilinir. </span></li>
<li><span>Vertigo, sosyalleşme noktasında da kişinin hayatını sınırlar. Öngörülemeyen vertigo nöbetleri sebebiyle kişiler araç kullanma gibi aktiviteleri bırakırken, çalışma kapasitesini de etkiler.</span></li>
<li><span>Vertigosu olan kişilerin, konulara konsantre olmak ya da hatırlamak noktasında “ciddi zorluk yaşama” olasılığı, vertigosu olmayanlara göre 8 kat fazladır.</span></li>
<li><span>Baş dönmesiyle birlikte migren de zaman zaman görülebilir. Migren, erkeklere göre kadınlarda 5 kat daha sık görülüyor.</span></li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelisen-dunya-kosullari-yeni-yasam-ve-calisma-ortami-bas-donmesini-tetikliyor-450926">Gelişen dünya koşulları, yeni yaşam ve çalışma ortamı baş dönmesini tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soğuk Hava ve Rüzgar Egzamayı Tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soguk-hava-ve-ruzgar-egzamayi-tetikliyor-441549</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 09:07:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[egzamayı]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=441549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle kış aylarında, ciltte bir türlü hafiflemeyen kaşıntı hissi, kuruluk, kızarıklık ile döküntüler, enfeksiyona yol açan bir cilt hastalığı olan atopik dermatit, daha yaygın bir ifadeyle egzamaya işaret edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-hava-ve-ruzgar-egzamayi-tetikliyor-441549">Soğuk Hava ve Rüzgar Egzamayı Tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kış aylarında, ciltte bir türlü hafiflemeyen kaşıntı hissi, kuruluk, kızarıklık ile döküntüler, enfeksiyona yol açan bir cilt hastalığı olan atopik dermatit, daha yaygın bir ifadeyle egzamaya işaret edebiliyor. Egzama, cildin içten alınan veya dıştan temas eden bazı maddelere karşı, tıpkı yabancı maddeyi reddetme gibi bir korunma mekanizması şeklinde ortaya çıkıyor. Her yaş grubunda görülen egzamaya bünyesi alerjiye yatkın kişilerde rastlanıyor ve hemen her madde herhangi bir kişi için alerjik olabiliyor. Cilt kaşıntısının kalınlaşmış deriye ve cilt yüzeyinde açık kesiklere yol açabileceğini belirten <strong>Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Baransu, </strong>“Kızarıklık ve çatlak cilt görünümü bir dereceye kadar rahatsız edici olsa da esas sıkıntı yoğun kaşıntı hissidir. El ve ayak derisindeki sertleşme ile elastikiyet kaybının yanı sıra bunlara bağlı oluşan çatlaklar yaşam kalitesini bozabilir. Özellikle kışın cildin kuruması nedeniyle daha fazla egzama şikayeti ortaya çıkar. Bu nedenle cildi soğuktan korumak ve nemli tutmak çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Soğuk hava ve rüzgar tetikliyor! </strong></p>
<p>Bebek ve küçük çocuklarda; genellikle dirsek, diz, kafa derisi ve yüz bölgelerinde görülen lezyonlar daha büyük çocuklar ile yetişkinlerde ise çoğunlukla eller, ayaklar, kol içleri ve dizlerin arkasında ortaya çıkıyor. Yeni doğan bebeklerde  anneden emzirme yoluyla gelen alerjenler etkili olabildiği gibi, kumaşlarda kullanılan temizlik malzemeleri, alt bezleri, krem gibi bazı kozmetik maddeler de etken olabiliyor. Egzamanın belirtileri çok farklı olsa da   genellikle, “Kuru ve pullu lezyonlar, kuru bir cilt, ciltte kalınlaşma, kızarma ile şişlik, cilt renginde değişiklikler, duyarlılık, hassasiyet ile kaşıma esnasında ciltte oluşan yaralanmalar” olarak görülüyor. Alerjik bünyelerde deride nem tutan proteinlerde oluşan anormallik, nemin azlığına neden olabiliyor. Hem bu nem azlığı nedeniyle hem de özellikle kış aylarında, soğuk hava ile rüzgarın da etkisiyle durum daha da kötüleşebiliyor. Yine ter, kendi başına alerjik olabileceği gibi, kumaşlardaki alerjenleri deriyle temasa geçirerek etki edebiliyor. Aynı şekilde, gözyaşı ve tükürük de alerjen olabiliyor. Bazı kozmetik ürünler, temas ettikleri el veya yüz gibi yerlerde reaksiyon gösterebiliyor. Ayrıca stres de egzama için çok önemli bir uyarıcı faktör olarak kabul ediliyor.</p>
<p><strong>Bol su için, cildin nemini koruyun</strong></p>
<p>Vücudumuzun yüz ile eller gibi havayla temas eden kısımlarını soğuktan ve rüzgardan sakınmak gerektiğinin altını çizen Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Baransu, şunları söylüyor: “Havanın soğuduğu ve nem oranının azaldığı kış ayları egzama şikayetlerini artırır.  Dışarıdaki soğuk havadan içerideki sıcak ve kuru havaya geçiş, kapalı ısıtma sistemlerinin odalardaki havayı kurutması, kalın kıyafetlerin giyilmesi ve sıcak banyo uygulaması da egzamayı tetikler” Bu nedenle yünlü kıyafet yerine pamuklu kıyafetlerin tercih edilmesi, bol su içilmesi, sıcak banyodan kaçınılması, uygun kozmetik ürünler ile cildin neminin korunması öneriliyor. </p>
<p><strong>Tedavi egzamanın türüne göre belirleniyor</strong></p>
<p>Terlemede ve kurumada ilk hedefin uygun nemlendirici ürünler ile derinin nemini ve direncini artırmak olduğuna dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Baransu<strong>, </strong>“Alerji yapan unsurlardan uzak durmak ve olabildiğince az kozmetik kullanmak da önemlidir. Bilinenin aksine; elleri çok sık yıkamak, derinin koruyucu tabakasını bozacağından sakıncalıdır. Nemlendiriciler yağlı bölgelerde su bazlı, çok kuru yerlerde daha yağlı seçilmelidir” diyor. Egzamanın kesin bir tedavisi olmasa bile içten ve dıştan tedavilerle kaşıntı kontrol altına alınarak enfeksiyon önlenebiliyor, ancak buna rağmen hastalık tekrar edebiliyor. Tedavi yöntemi egzamanın türüne göre belirleniyor. Kontrol altına alınamayan egzama ve diğer alerjik durumlarda alerji uzmanlarından destek alınması tavsiye ediliyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-hava-ve-ruzgar-egzamayi-tetikliyor-441549">Soğuk Hava ve Rüzgar Egzamayı Tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile içi çatışmalar bipolar hastalığını tetikliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aile-ici-catismalar-bipolar-hastaligini-tetikliyor-429192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 13:00:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[çatışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığını]]></category>
		<category><![CDATA[içi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik bir hastalık olan bipolar bozukluk hastalığının iyilik dönemleri olduğunu belirten uzmanlar, bu dönemlerin kişiye özel tedavilerle sağlanabildiğini söylüyor. Aile içi çatışmalar ve sosyal desteğin azalmasının hastalığın tetiklenmesinde rol oynayabildiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Eğer ailenin veya çevrenin hastalığa yönelik farkındalığı düşükse bu, kişinin tedaviye ulaşmasında birtakım engellere ve ihmale sebep olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aile-ici-catismalar-bipolar-hastaligini-tetikliyor-429192">Aile içi çatışmalar bipolar hastalığını tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bipolar hastalar kavga çıkarıyor ve aşırı para harcıyor</strong></p>
<p><strong>Kronik bir hastalık olan bipolar bozukluk hastalığının iyilik dönemleri olduğunu belirten uzmanlar, bu dönemlerin kişiye özel tedavilerle sağlanabildiğini söylüyor. Aile içi çatışmalar ve sosyal desteğin azalmasının hastalığın tetiklenmesinde rol oynayabildiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Eğer ailenin veya çevrenin hastalığa yönelik farkındalığı düşükse bu, kişinin tedaviye ulaşmasında birtakım engellere ve ihmale sebep olabilir. Bu nedenle yalnızca hastanın farkındalığının arttırılması değil, ailenin de eğitilmesi oldukça önemlidir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, duygusal değişimlere yol açan bipolar bozukluk hastalığının belirtilerini, tedavi sürecini ve ailelerin rolünü anlattı. </p>
<p><strong>Bipolar bozukluk nedir?</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, bipolar bozukluğun kişinin duygudurum ve davranışını etkileyebilen psikiyatrik bir hastalık olduğunu belirterek, “İki uçlu mizaç bozukluğu, manik depresif hastalık olarak da biliniyor. Bipoların bir ucunda depresif dönem diğer ucunda ise mani dönem olarak adını verdiğimiz epizodlar bulunur. Kişide yoğun çökkünlük ve mutsuzluktan, taşkın bir enerjiye uzanan ciddi değişikliklere yol açar.” dedi.</p>
<p><strong>Mani dönemde kişide aşırı coşkulu, taşkın bir duygudurum görülüyor</strong></p>
<p>Mani döneminde kişide aşırı coşkulu taşkın bir duygudurum görülebildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişinin kendine olan güveninde, enerjisinde, konuşma hızında, libidosunda, gergin ya da ani hareketlerinde artış görülebilir. Kişi her zamankinden az uyku ihtiyacı hissedip az uyumasına rağmen enerjik olabilir. İrritabilite dediğimiz kavgaya yatkınlık artabilir. Aşırı para harcamaları olabilir. Yapacakları ile ilgili gerçekdışı birtakım inanışları olabilir. Muhakeme ve yargılama zayıflayabilir. Odaklanmada güçlük, bir düşünceden diğerine atlama, zihinde düşüncelerin uçuşması, düşünmeden hızlı kararlar verme gibi belirtiler mani döneminde görülebilir.”</p>
<p><strong>Depresyon döneminde maninin aksine uykuda artış görülüyor </strong></p>
<p>Depresyon döneminde ise manideki o aşırı coşkulu taşkın duygudurumun aksine çökkün, üzüntülü, sıkıntılı, boşlukta hissetme gibi hisler görülebildiğini de anlatan Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Kişi gittikçe ilgisini ve isteğini yitirmeye başlar, bu duruma enerjisindeki azalma eşlik eder. Karşılaştığı problemlere yönelik baş etmede güçlükler yaşar. Özbakımı azalır. Uykuya dalmada ve erken uyanmada güçlük yaşar. Yine maninin aksine uykuda artış görülebilir. İştah artabilir ya da azalabilir. Kişi kendini tükenmiş ve çoğu zaman yorgun hissedebilir. Düşünce akışı yavaşlar, karamsarlık ve umutsuzluk eşlik eder. Kendisine zarar verme veya intihar düşünceleri bu belirtiler arasında görülebilir.”</p>
<p><strong>Hastaların iyilik dönemleri de var </strong></p>
<p>Bipolar bozukluk hastalarının bazen hem manik hem de depresif belirtileri aynı anda yaşayabildiklerini ve bu duruma karma dönemi (mix epizod) adı verildiğini de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, şunları da kaydetti:</p>
<p>“Bu hastalığın kronik bir hastalık olduğunu unutmamakta fayda var. Ancak ömür boyu demek kişi ömrünün sonuna dek atak halinde hasta demek değildir. Remisyon adını verdiğimiz sağlıklı düşündüğü, sağlıklı davranışlar sergilediği, ötimik (çökkün veya taşkın olmayan normal duygudurum) hissettiği yani ne manide ne depresyonda olmadığı, iyilik halleri, iyilik dönemleri olacaktır.  Bu dönem kişiden kişiye değişmekle birlikte kişiye özel tedavilerle sağlanabilir.”</p>
<p><strong>Bipolar bozukluğun tedavisi nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Bipolar bozukluğun tedavisinde mutlaka bir psikiyatri hekiminden yardım alınması ve hızlıca düzenli tedaviye başlanması gerektiğine işaret eden Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Tedavide psikiyatrik takip, ilaç kullanımı, psikoterapi süreci oldukça kritik bir role sahiptir. Özellikle terapilerde kişi ile güven ilişkisinin terapötik bir zeminde kurulması, hastalığa yönelik farkındalığın arttırılması, tedavi uyumunun desteklenmesi, tetikleyicilerin ve stresörlerin belirlenmesi, duyguları tanıması ve regülasyon becerilerini geliştirip kullanabilmesi hedeflenmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Aileler bipolar bozukluğu tanımalı </strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, bipolar bozukluğun tedavisinde ailelere çok önemli bir rol düştüğünü dile getirerek, “Bu sebeple aileler ile çalışmak oldukça önemlidir. Ailenin hastalığı tanıması, belirtileri öğrenmesi, düzenli tedavi sürecine hastanın kanalize olabilmesini desteklemesi, tüm bunlara ilaveten tutum ve davranış hataları varsa bunların çalışılması, kişinin iyilik halinin sürdürülmesinde oldukça kıymetli bir öneme sahiptir.</p>
<p>Aile içi çatışmalar bir stres faktörüdür. Bu noktada bir uzmandan aile danışmanlığı almak oldukça önemlidir. Evde size düşen en önemli görev ise yakınınızın düzenli tedavi olmasını desteklemek.”</p>
<p><strong>Çevresel faktörler bipolar bozukluğu tetikliyor</strong></p>
<p>Çevresel faktörlerin bipolar bozuklukta tetikleyici bir role sahip olabildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Aile içi çatışmalar, sosyal desteğin azalması, alkol madde kullanımının olması gibi durumlar var olan hastalığın yeniden alevlenmesinde, tetiklenmesinde rol oynayabilir. Hatta eğer ailenin veya çevrenin hastalığa yönelik farkındalığı düşükse, kişinin tedaviye ulaşmasında birtakım engellere ve ihmale sebep olabilir. Bu nedenle yalnızca hastanın farkındalığının arttırılması değil, ailenin de eğitilmesi oldukça önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Tedavi süreci nasıl işliyor?</strong></p>
<p>Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Süreç hakkında genel bilgi verecek olursam; yatarak tedavi gören bipolar bozukluk hastalarında temel olarak hem psikiyatrik tedavi uygulanır hem de düzenli bireysel psikoterapi seansları yapılır. Aile ile çalışılır ve aile tutum açısından, hastalığa yönelik farkındalık açısından güçlendirilir. Taburculuk sonrası süreçte, takipler düzenli şekilde sağlanır ve hastanın işlevselliği ve iyilik hali belirgin ölçüde, kişiden kişiye değişen seviyelerde geri kazandırılır.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aile-ici-catismalar-bipolar-hastaligini-tetikliyor-429192">Aile içi çatışmalar bipolar hastalığını tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış güneşi de güneş alerjisini tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-gunesi-de-gunes-alerjisini-tetikliyor-428160</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2023 06:38:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisini]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneşi]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=428160</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış gelse de güneş alerjisinden tamamen kurtulmak maalesef mümkün olamıyor! Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Pınar Gökmirza, güneş ışığına maruz kalan duyarlı bireylerde, alerjik deri yakınmalarının alevlenebileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-gunesi-de-gunes-alerjisini-tetikliyor-428160">Kış güneşi de güneş alerjisini tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIŞ GÜNEŞİ DE GÜNEŞ ALERJİSİNİ TETİKLİYOR!</strong></p>
<p><strong>Kış gelse de güneş alerjisinden tamamen kurtulmak maalesef mümkün olamıyor! Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Pınar Gökmirza, güneş ışığına maruz kalan duyarlı bireylerde, alerjik deri yakınmalarının alevlenebileceğini söyledi.</strong></p>
<p>Herkes için hayat kaynağı olan güneş ışınları sağlığımız için gerekli ve yararlı olsa da bazı zararlı etkileri de mevcut. Kışın bile! Güneş alerjisi sadece yazın görülmüyor. Güneş alerjisi olan bireylerde kış güneşi de olumsuz etkilere yol açabiliyor. Bu nedenle güneş kremlerini yaz kış ayırt etmeden kullanmak önem taşıyor. Güneş ışınlarına maruziyet ile ortaya çıkan ya da alevlenen hastalıkların bazılarında bağışıklık sistemi rol oynar. Güneş kremleri, çeşitli kozmetik ürünleri veya ilaçların güneş ışınlarının etkisi ile alerjik reaksiyon oluşturma özelliği kazanması ile oluşan <strong>fotokontakt dermatitin</strong> bu grupta yer aldığını ifade eden <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Pınar Gökmirza,</strong> “Normalde alerji yapmayan bir kremin güneş ışığı altında kaşıntı ve egzemaya yol açması buna örnek olarak verilebilir. Çeşitli turunçgiller, incir, maydanoz, havuç gibi bazı besinler ile çeşitli otların deriye teması sonucunda oluşan kaşıntı ve kızarıklık ortaya çıkar. <strong>Fototoksik dermatit olarak </strong>adlandırılan durumda ise<strong> </strong>bu besinlerin içeriğindeki bazı maddelerin güneş ışığı etkisi ile deride hücre hasarı oluşturması söz konusudur. Güneş ışınlarının etkisi ile vücudun kendi yapı taşı olan proteinlerine karşı gelişen alerjik reaksiyonlar da görülebilir” dedi.</p>
<p><strong>Polimorf ışık erüpsiyonu</strong> ve <strong>güneş ürtikeri</strong>nin bu gruptaki reaksiyonlar olarak en sık görülenleri olduğunu ifade eden Gökmirza, “<strong>Güneş ışınları </strong>var olan alerjik egzemada alevlenmeye de yol açabilir. Bu durumların güneş yanığı ile karıştırılmaması önemlidir. Güneş yanığı; güneş ışınlarına aşırı maruziyet sonucunda herkeste görülebilir. Bahsettiğimiz durumlar ise güneş ışığına maruziyetin süresinden bağımsız olarak sadece duyarlı bireylerde görülür. Güneş yanığından farklı olarak güneşe maruz kalan alanlar dışında giysiler ile korunmuş alanlarda da görülebilir. Alerji uzmanı tarafından yapılacak ayrıntılı değerlendirme bu hastalıkların tanı ve tedavisi için en önemli basamak olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-gunesi-de-gunes-alerjisini-tetikliyor-428160">Kış güneşi de güneş alerjisini tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonbahar mevsimi migreni tetikliyor !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sonbahar-mevsimi-migreni-tetikliyor-419809</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Nov 2023 07:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimi]]></category>
		<category><![CDATA[migreni]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419809</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada en yaygın görülen hastalıklardan biri olan migren, genellikle başın bir yarısında gelişen şiddetli ve zonklayıcı tipte baş ağrısı olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sonbahar-mevsimi-migreni-tetikliyor-419809">Sonbahar mevsimi migreni tetikliyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td> </p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>       Ülkemizde 12 milyon kişide görülüyor! </strong></p>
<p><strong>                                            Lodoslu havada sokağa çıkarsanız…  </strong></p>
<p><strong>                                       Sonbaharda azalan D vitaminine dikkat! </strong></p>
<p><strong>                                                 Migrene karşı 6 etkili önlem!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>                          SONBAHAR MEVSİMİ MİGRENİ TETİKLİYOR! </strong></p>
<p> Dünyada en yaygın görülen hastalıklardan biri olan migren, genellikle başın bir yarısında gelişen şiddetli ve zonklayıcı tipte baş ağrısı olarak tanımlanıyor. Hayat kalitesini ciddi boyutlarda düşürebilen ve Türkiye’de 12 milyon kişiyi etkileyen migren hava değişiminden etkilenen bir hastalık. Özellikle sonbahar mevsiminde ısının düşmesi, azalan nem, barometrik basınç değişimi ile rüzgar gibi faktörler migreni tetikleyebiliyor. Yapılan pek çok çalışma, mevsimsel migren ataklarının sonbaharda diğer mevsimlere göre daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici,</strong> migren ataklarını azaltmak için yıl boyunca tavsiye edilen önlemlerin yanı sıra sonbahara özgü bazı tedbirlerin de alınması gerektiğine dikkat çekerek, “Migren düzenli bir hayatı seviyor. Dolayısıyla diyet, egzersiz ve uyku döngülerinde alınacak olan önlemler migren ataklarında azalmayı sağlıyor. Ayrıca özellikle lodoslu havalarda mümkünse dışarıya çıkmamak, vücudu mikroplardan korumak ve D vitamini eksikliğine karşı önlem almak, alerjiye yatkınlık varsa tetikleyici etkenlerden kaçınmak sonbahar aylarında en çok dikkat edilmesi gereken önlemleri oluşturuyor” diyor. <strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici,</strong> sonbahar aylarında migren atıklarına karşı dikkat etmeniz gereken 6 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Hava raporunu yakından takip edin</strong></p>
<p>Sonbaharda hava ısısının düşmeye başlaması, havadaki nemin azalması, barometrik basıncın değişmesi ve rüzgar gibi faktörler migren ataklarında tetikleyici rol oynuyor. Araştırmacılar, barometrik basınçtaki düşüşün beyindeki kan damarlarının genişlemesine yol açarak migren ataklarını artırdığını saptamış. Rüzgar, özellikle de lodos migren ataklarını, üzerinde taşıdığı çeşitli toz ve mineral partikülleri nedeniyle artırıyor. Dr. Nebahat Bilici, sıcaklık ve basınç değişikliklerine karşı duyarlıysanız hava tahminlerini yakından takip etmeniz gerektiğini belirterek, “Bu sayede lodoslu havalarda dışarıya çıkmayabilir veya mecbursanız lodos ile savrulan ve migren atağını tetikleyen partiküllerden korunmak için sokağa çıkarken maske takmak gibi önlemler alabilirsiniz” diyor. </p>
<p><strong>Sonbahar alerjilerine karşı önlem alın</strong></p>
<p>Sonbaharda bazı hastalar hem alerjiden hem de migrenden muzdarip olabiliyor. Yapılan bir çalışmada, alerjisi olan her iki hastadan 1’inde migren tespit edilmiş. Alerjenler yüksek miktarda olduklarında vücudumuzun ürettiği histamini (bağışıklık yanıtlarının düzenlenmesinde rol oynayan bir salgı ) artırıyor ve bu tablo da sinüslerde iltihap oluşturarak migreni tetikleyebiliyor. Alerjiye yatkınsanız alerjenlerden kaçınmayı veya hekiminiz tarafından tavsiye edilen alerji ilaçlarınızı düzenli kullanmayı ihmal etmeyin. Ayrıca sinüslerdeki iltihapların ilerlemesini önlemek ve sekonder migren ataklarını azaltmak için oda havasını temizleyen hepa flitre, anti alerjik yatak ve yastık kaplamaları kullanmanız oldukça yardımcı olacaktır. </p>
<p> <strong>Vücudunuzu mikroplardan koruyun </strong></p>
<p>Sonbaharda soğuk algınlığına veya gribe yol açan virüsler üst solunum yollarında ve sinüslerde iltihaplanma ile tıkanıklık oluşturabiliyor. Bu etkenler de migreni tetikleyebiliyor. Dolayısıyla mikropları vücudunuzdan uzak tutmanız migren ataklarına karşı almanız gereken bir başka önemli tedbirlerden. Dr. Nebahat Bilici, “Gün boyunca ellerinizi yıkamak, el dezenfektanları kullanmak ve hasta insanlardan uzak durmak, soğuk algınlığı ile gribin tetiklediği sonbahar migrenini önlemeye yardımcı olacaktır” diyor. </p>
<p><strong>Hafta sonları uykusuz kalmayın</strong></p>
<p>Migren ataklarından korunmak için sağlıklı uyku alışkanlıklarına öncelik vermeniz çok önemli. Ancak sonbaharda gün ışığı azalıyor ve bunun sonucunda uyku düzeni de değişiyor. Bu düzen bozulduğunda migren ataklarının sıklığı artıyor. Migren ataklarına karşı hafta sonları da dahil olmak üzere her gece 7-8 saat kaliteli uyumaya özen gösterin. </p>
<p> <strong>Beslenme alışkanlığınıza dikkat edin</strong></p>
<p>Migreni tetikleyen gıda kaynaklı faktörlerden kaçınmak için ne yediğinizin ve içtiğinizin farkında olmanız büyük öneme sahip. Yemek günlüğü tutmanız ve gıdayla ilişkili olan migren tetikleyicilerini belirlemeniz, bilinçli seçimler yapmanıza yardımcı olabiliyor. Ayrıca açlık nedeniyle oluşan kan şekerindeki düşüş de migren ataklarını tetikleyebildiği için ana ve ara öğünlerinizi atlamamaya da dikkat edin. </p>
<p> <strong>D vitamini seviyenize baktırın! </strong></p>
<p>Havanın soğumaya başlaması ve gündüzlerin kısalması iç mekanlarda daha fazla zaman geçirmemize  yol açıyor. Cildimiz güneşe maruz kalarak D vitamini üretiyor, dolayısıyla dışarıda fazla zaman geçirmediğimizde D vitamini seviyemiz düşüyor. Yapılan araştırmalara göre; D vitamini seviyesindeki düşüş migreni tetikleyebiliyor ve daha sık gelişmesine yol açabiliyor. Yeterli D vitamini sentezi için haftada en az üç kez yüzünüzü, kollarınızı ve bacaklarınızı güneş koruyucu sürmeden 15-30 dakika gün ışığına maruz bırakmayı ihmal etmeyin. D vitamininiz eksikse, doktorunuzun tavsiye ettiği miktarda D vitaminini ağız veya kas içi enjeksiyon yoluyla telafi edebilirsiniz.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td> </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sonbahar-mevsimi-migreni-tetikliyor-419809">Sonbahar mevsimi migreni tetikliyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1 Ekim Dünya Ürtiker Günü: Gereksiz Besin Diyetleri Ürtikeri Tetikliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/1-ekim-dunya-urtiker-gunu-gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-409533</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2023 08:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[diyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ürtiker]]></category>
		<category><![CDATA[ürtikeri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409533</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İnsu Yılmaz 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde halk arasında sık görülen ve kurdeşen olarak bilinen ürtiker hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/1-ekim-dunya-urtiker-gunu-gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-409533">1 Ekim Dünya Ürtiker Günü: Gereksiz Besin Diyetleri Ürtikeri Tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi   Prof. Dr. İnsu Yılmaz 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde halk arasında sık görülen ve kurdeşen olarak bilinen ürtiker hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı. Yılmaz, “Bu hastalara gereksiz ve yanlış besin diyeti verilmesi hastalığı geriletmeyeceği gibi hastayı strese sokabilir ve hastalığı daha da alevlendirebilir” diye konuştu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ürtiker, halk arasındaki ifadesi ile kurdeşen (dabaz) hayatı tehdit eden bir hastalık olmamakla birlikte yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyen hastalıklar arasında yer gösteriliyor. Bazen anjioödem dediğimiz vücudun belirli yerlerinde ortaya çıkan şişlikler de bu hastalık ile birlikte olabiliyor. Ürtiker hastalığında “ürtika” adı verilen cilt lezyonları kızarma, kabarma, kaşınma ve kaybolup geri çıkma şekline kendini gösteriyor. Eğer bu durum 6 haftadan kısa sürerse buna akut ürtiker adı veriliyor. Altı haftadan uzun sürerse de kronik ürtiker olarak adlandırılıyor.  Her insan, hayatı boyunca yaklaşık yüzde 20 oranında akut ürtiker geçirebilme potansiyeline sahip.  Kronik ürtiker ise toplumun yaklaşık yüzde 1’i  ila 3’ünde görülebiliyor.</p>
<p> </p>
<p>Akut ürtikerde çoğunlukla nedensel faktör bilinmese de enfeksiyonların, gıdaların ve ilaçların akut ürtikere neden olabileceğini ifade eden <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi    Prof. Dr. İnsu Yılmaz</strong> akut ürtiker tedavisinde antihistaminik ilaçların kullanıldığını, bazı durumlarda kortizon tedavisinin de eklendiğini söyledi. Sonrasında nedensel faktörler araştırıldığını belirten Yılmaz, bu süreçte hastada enfeksiyon olup olmadığı, tetikleyici olabilecek ilaç kullanımı ve gıdaların da sorgulanması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“ÜRTİKERİ VÜCUDUN KENDİSİ OLUŞTURUYOR”</strong></p>
<p> </p>
<p>Kronik ürtikerin, kronik spontan (kendiliğinden) ürtiker ve uyarılabilir ürtiker olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti: “Uyarılabilir ürtikere göre daha sık görülen kronik spontan ürtikerde nedensel bir faktör yoktur. Ürtikeri vücudun kendisi oluşturur ve belirli bir zaman sonra kendisi yok eder. Ortalama 5 yıl sürebilir. Vücudun kendi hücresine karşı antikor oluşturarak reaksiyon göstermesi (oto-alerji) ya da kendi alerji hücresine karşı otoimmün dediğimiz bağışıklık yanıtı oluşturması ile ilgili bir durumdur. Bir başka ifade ile gıdalar gibi dışarıdan bir tetikleyici ile hiçbir ilişkisi yoktur. <strong>Bu hastalara gereksiz besin diyeti verilmesi hastalığı geriletmeyeceği gibi</strong> <strong>hastayı strese sokabilir</strong> ve <strong>hastalığı daha da alevlendirebilir</strong>. Kronik spontan ürtiker tedavisinde antihistaminikler, dirençli olgularda omalizumab ya da siklosporin gibi ilaçlar kullanılabilir. Kronik uyarılabilir ürtiker ise kronik ürtikerin daha az görülen formudur. Bu grubu çoğunlukla fiziksel ürtikerler oluşturur. Semptomatik dermografizm dediğimiz basınç ile ilişkili ürtiker, solar (güneş) ürtikeri, sıcak ürtikeri, vibratuar (titreşim) ürtiker, soğuk ürtikeri bunlardan bazılarıdır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>ÇORAP, KEMER GİBİ VÜCUDU SIKAN NOKTALARDA ÜRTİKER DAHA KOLAY GELİŞEBİLİYOR</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İçlerinde en sık semptomatik dermografizm denilen formun görüldüğünü söyleyen Yılmaz, bu tip vakalarda vücutta sürekli bir kaşıntı olduğunu, hastanın kaşıdığı bölgelerde kızarma ve kabarma olduğunu ve belirli bir süre sonra kaybolduğunu söyledi. Yılmaz konuşmasına şöyle devam etti: “Basınç gören yerlerde (çorap, kemer gibi basınç maruziyeti olan bölgeler) bu durumu daha fazla hissederler. Bir diğer uyarılabilir ürtiker türü de kolinerjik (ter ürtikeri) ürtikerdir. Özelikle sıcak banyo, terleme ile ortaya çıkan küçük toplu iğne başı şeklinde kızarıklıklar ile kendirini gösterir ve çok kaşıntılıdır. Uyarılabilir ürtiker tedavisinde de uyaran faktörden uzak durmak ve antihistaminikler kullanılabilir Hastalarımız hiçbir zaman bu hastalık ile ilgili endişeye kapılmamalı, kronik olan formunun da mutlaka geçeceğini bilmeli ve asla pes etmemelidirler. Ürtikerlerini kontrol altına alacak ilaçların olduğunu da bilmelidirler.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</strong></p>
<p>Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/1-ekim-dunya-urtiker-gunu-gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-409533">1 Ekim Dünya Ürtiker Günü: Gereksiz Besin Diyetleri Ürtikeri Tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekranlar Otizmi Tetikliyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekranlar-otizmi-tetikliyor-mu-362354</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 08:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ekranlar]]></category>
		<category><![CDATA[otizmi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362354</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda sıklıkla otizm spektrum bozukluğu olan hastalar ile karşılaştığını dile getiren İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Öğr Üyesi Canan Kocaman, otizm hastalığı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekranlar-otizmi-tetikliyor-mu-362354">Ekranlar Otizmi Tetikliyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sıklıkla otizm spektrum bozukluğu olan hastalar ile karşılaştığını dile getiren İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Öğr Üyesi Canan Kocaman, otizm hastalığı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Canan Kocaman, ”Çocuk nörolojisinde günlük pratiğimde son yıllarda haftada 2-3 otizm spektrum bozukluğu olan hasta ile karşılaşır oldum. Bizim çocukluk yıllarımızı düşündüğümde hiç oyuncağım olmadığını anımsıyorum ve sokakta oynayarak geçen zamanlar ilk aklıma gelen anılar. Teknoloji bu kadar gelişmediği yıllarda daha da mutluyduk. İlk kez ilkokul yıllarımda siyah-beyaz ekran televizyon görmüştüm. O yıllarda cep telefonu ise daha hiç ortalıkta yoktu. Giderek şehir yaşamında yalnızlaşan küçük aileler, ebeveynlerin çalışma koşullarının ağırlığı ile birlikte zamanla yarışma durumu bu koşullarda çocuk yetiştirmeye çalışırken bir tehlike ile karşı karşıyayız. Toplumumuz bu konuda bilinçlenmediği için aile zarar verdiğinin de farkında olmuyor. En sık duyduğum hikâye yemek yediremediğimiz için ekran izlettik oluyor ek gıda geçiş döneminde özellikle. Hele reklam gibi hızlı değişen görüntüden CD kaydı yapıp yemek yediren aile ile bile karşılaştım ne yazık ki” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Çocuk beyni oynayarak, taklit yolu ile, bizimle zaman geçirerek öğreniyor ve gelişiyor, pasif bir şekilde ekran izleyerek değil”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Kocaman, “0-3 yaş çocuk beyin gelişimi için kritik bir periyottur. Hayatımızın gizemi bu dönemde saklı. Çünkü beyin gelişiminin %80’i bu dönemde tamamlanıyor. Ve çocuk beyni yetişkinlerden farklı olarak plastisite (yeniden organize olabilme) yeteneğine ve daha fazla nöronlar arası bağlantıya sahiptir. Çocuk beyni oynayarak, taklit yolu ile, bizimle zaman geçirerek öğreniyor ve gelişiyor, pasif bir şekilde ekran izleyerek değil! Hipnoz gibi bakıyorlar, hiçbir ayrıntıyı anlamıyorlar ve göremediğimiz arka fondaki hızlı kareler çocuk beynine, “Gelişme dur!” diyor” diye söyledi.</p>
<p>Otizm hastalığının belirtileri ile ilgili konuşan Dr. Öğr Üyesi Kocaman, “Öğrendiği kelimeler bir süre sonra kayboluyor, göz kontağının azalması ve ismine bakmama, bay bay olmaması, komut almama, heyecanlanınca stereotipi dediğimiz hareketler kanat çırpma, parmak ucunda yürüme davranışı, odaklanamama, odaya girdiğinde sosyal tepkisizlik kendi dünyasında olma hâli ve sürekli bir hareketlilik, komut almama, istediği bir şeyi parmakla işaret etme yerine aileyi çekip götürme davranışı en sık gördüğümüz bulgular olarak karşımıza çıkıyor” diye belirtti.</p>
<p> </p>
<p><strong>“İkinci çocuklar daha özensiz büyüyor”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Kocaman, “Gözlemlerime göre ikinci çocuklar ortalıkta büyüyor. İlkinde daha bir özen ilk göz ağrısı durumu, bu da dikkatimi çeken durumlar arasında. Uyaran eksikliği sonucu gelişen klinikte en çok gördüğümüz tablo belki de yaklaşık vakaların %80’i yaygın gelişimsel bozukluk spektrumunda yer almakta. Bunun dışında hâlen altta yatan sebep bilinmeyen ön planda genetik yatkınlığa eklenen çevresel faktörlerin suçlandığı gerçek otizm tablosu ve otistik bulgular ile giden nörometabolik, nörogenetik hastalıklar da karşımıza çıkmakta. Örneğin vücutta beyaz lekeler ile giden, beyni, gözü ve böbreği de etkileyebilen epilepsinin de eşlik ettiği tuberoskleroz hastalığı olan çocuklar, Rett sendromu dediğimiz 6. aydan sonra gelişmede gerileme, baş çevresi küçüklüğü, el ayak küçüklüğü, konuşmanın hiç olmaması, amaçlı el kullanımı olmaması ile giden bir genetik hastalık da otistik belirtiler göstermektedir” diye vurguladı.</p>
<p>Ayrıca Dr. Öğr. Üyesi Kocaman, “Bu konuda yazdığım gerçek yaşanmış hasta hikayelerinden oluşan ailelere ve alanda çalışan özel eğitim uzmanlara rehberlik edebilecek ‘Otizmin Kıyısından Hikayeler’ kitabımı okumanızı tavsiye ederim. Her çocuk kendine özel gelişmekte. Çocukların beynini koruyalım, yanlış uyaranlara maruz bırakmayalım” diye sözlerini noktaladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekranlar-otizmi-tetikliyor-mu-362354">Ekranlar Otizmi Tetikliyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grip Kalp Krizi Riskini Tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-360803</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Mar 2023 17:07:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360803</guid>

					<description><![CDATA[<p>Virüslere bağlı oluşan grip gibi bazı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları daha çok akciğerlere verdikleri zararlar ile biliniyorlar. Ancak dikkat! Grip aynı zamanda kalp ve damarları da vurabiliyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-360803">Grip Kalp Krizi Riskini Tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Virüslere bağlı oluşan grip gibi bazı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları daha çok akciğerlere verdikleri zararlar ile biliniyorlar. Ancak dikkat! Grip aynı zamanda kalp ve damarları da vurabiliyor! Öyle ki 2020 yılında yayınlanan bir çalışmada; 8 yıl boyunca gözlemlenen 80 bin hastanın yüzde 12’sinde griple birlikte kalp krizi ile miyokardit gibi kardiyak komplikasyonlar görüldü. 2018’de gerçekleştirilen başka bir çalışma da; grip teşhisi sonrasında bir hafta içinde kalp krizinde 6 kat artış olduğunu gösterdi. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer</strong>,<strong> </strong>bu nedenle kalp hastalarının grip gibi üst solunum yolu hastalıklarına karşı dikkat etmelerinin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, ”Viral bir enfeksiyona yakalandıktan sonra uygulanan tedaviler ortaya çıkan semptomları gidermeye yönelik oluyor. Yani kullanılan ilaçlar virüslere karşı etki sağlayamıyor. Dolayısıyla virüsten korunmak için gerekli önlemlerin alınması özellikle kalp hastaları için son derece önemli. Virüslere karşı mücadelede en önemli 3 kural ise aşı olmak, maske kullanmak ve elleri sık sık yıkamaktır. Alınan önlemlere rağmen grip ya da benzeri hastalıkların belirtileri oluşursa komplikasyonları önlemek için zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak gerekiyor.” diyor.</p>
<p><strong>Kalp ve damarlarda hasar oluşturuyor!</strong></p>
<p>Viral enfeksiyonların kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıklarını nasıl tetiklediğine ilişkin farklı teoriler mevcut. Grip enfeksiyonunun vücutta yarattığı iltihabi durumun damar iç duvarını döşeyen örtüyü bozduğu ve bu örtünün yırtılması sonucu oluşan pıhtının damarı tıkadığı düşünülüyor. Diğer bir düşünceye göre de, grip virüsüne karşı vücudun bağışıklık sisteminin çıkardığı koruyucu maddeler damar iç duvarına zarar veriyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer, basit görünen grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının hangi türü olursa olsun vücutta iltihabi reaksiyonun artmasına yol açabildiğine dikkat çekerek, “Bilinen kalp hastalığı olan kişilerde griple artan vücuttaki iltihabi durum kalp damarlarında da belirgin hale gelebiliyor ve kalp krizini tetikleyebiliyor. Kalp krizi ve inme riskini arttırması dışında, viral enfeksiyonların bir diğer etkisi de kalp kasında inflamasyona yol açabilmesidir. Akut miyokardit olarak adlandırdığımız bu durum sadece ileri yaştaki hastalarda değil, genç hastalarda da görülebiliyor. Tedavi edilmeyen miyokardit de kalp kasında kalıcı problemlere yol açabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>VİRÜSLERE KARŞI 10 ETKİLİ ÖNLEM!</strong></p>
<p><strong>Grip aşınızı mutlaka yaptırın</strong></p>
<p>Virüslere karşı korunmak ve hastalığın yayılmasını önlemek için almanız gereken en önemli önlemlerden biri, grip aşısı yaptırmak. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer,<strong> </strong>grip aşılarının hastalığın şiddetinin azalmasına yardımcı olduklarını belirterek, “Grip aşısının etkisini gösterebilmesi için 2-3 haftalık bir süreye ihtiyaç oluyor. Bu dönem içinde virüsle karşılaşıldığında antikor yanıtı oluşmadığı için hastalık gelişebiliyor. Dolayısıyla aşının salgınların başlamadığı sonbahar döneminin başlarında yapılması önem taşıyor. Ancak Şubat ayında en yüksek oranda görülen grip mayıs ayına kadar devam ettiği için grip aşısı yaptırmak için hiçbir zaman çok geç değildir” diyor.</p>
<p><strong>Günde 10 bin adım atın </strong></p>
<p>Hareketsizlik kan dolaşımında ve enerji metabolizmasında sorun oluştururken, obezite ve kabızlığa da neden olarak bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Sağlıklı bir vücut için her gün 10 bin adım atmayı alışkanlık edin.</p>
<p><strong>Rengarenk beslenin</strong></p>
<p>Yetersiz ve dengesiz beslenmek bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonun gelişme riskini artırıyor. Bağışıklığınızın güçlü kalması için özellikle mevsiminde olan taze meyve ve sebze yemeyi ihmal etmeyin. Ayrıca tek taraflı diyetlerden sakının ve doğanın size sunduğu gıdaları, doğal olarak ve dengeli bir şekilde tüketin.</p>
<p><strong>Kalabalık ortamlardan kaçının</strong></p>
<p>Virüsler kalabalık ve kapalı ortamlarda havada asılı kaldıkları için çok kolay bulaşabiliyorlar. Bu nedenle hastalık kapabileceğiniz bu tür ortamlardan uzak durun, hastaysanız kendinizi mutlaka izole edin. Kapalı mekanlarda kalmak zorundaysanız, ağız ve burnunuzu kapatacak şekilde maske kullanmayı ihmal etmeyin.</p>
<p><strong>İlaçlarınızı düzenli kullanın</strong> </p>
<p>Kronik bir hastalığınız varsa ya da kalp hastasıysanız doktor kontrollerinizi aksatmayın ve ilaçlarınızı düzenli kullanın.<strong> </strong>Zira, kalbe veya diğer organlara ait hastalığın kontrol altında tutulmasıyla, dışarıdan gelecek olumsuz etkileri daha kolay atlatmak mümkün oluyor.</p>
<p><strong>Gelişigüzel ilaç almayın </strong></p>
<p>Soğuk algınlığı ilaçları, kullandığınız diğer ilaçlarla etkileşime girebiliyor. Bunun sonucunda kan basıncında yükselme ve uygunsuz antibiyotik kullanımında yetersiz ve gereksiz tedavi gibi sorunlar gelişebiliyor. Doktorunuza danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayın. </p>
<p><strong>Dinlenmeyi ihmal etmeyin</strong> </p>
<p>Yoğun iş stresi ve aşırı yorgunluk vücut direncini düşüren etmenleri oluşturuyor. Dolayısıyla gün içinde kendinize dinlenme molaları vermeyi alışkanlık edinin. Vücut direncinin yeterli olabilmesi için en az 7-8 saat kaliteli uyumayı da ihmal etmeyin. </p>
<p><strong>Ellerinizi sık sık yıkayın</strong> </p>
<p>Ellerimiz gün boyunca yaptığımız çeşitli aktiviteler sonucunda gözle göremediğimiz virüs, bakteri ve parazit ile temas ediyor. Prof. Dr. Metin Gürsürer, “Ellerinizi sık sık yıkamanız, almanız gereken en önemli önlemlerden biri. Ellerinizi en az 20 saniye bol su ve sabunla yıkamaya özen gösterin. Su ve sabun olmayan yerlerde de alkol bazı antibakteriyel temizleyici veya ıslak mendillerden faydalanabilirsiniz” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Saat başı 5 dakika havalandırın</strong></p>
<p>Bulunulan ortamın havasız olması, solunum yoluyla ilgili hastalığı olan kişilerin  konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla enfeksiyon bulaştırma riskini arttırıyor. Dolayısıyla, bulunduğunuz ortamı her saat 5 dakika gibi bir süre düzenli olarak havalandırmanız büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Bol bol su için</strong></p>
<p>Soğuk havalarda ısıtıcı cihazların da etkisiyle odaların havası daha kuru oluyor. Bu durum da solunum yollarının kurumasına ve kolayca tahriş olmalarına yol açabiliyor. Bunun sonucunda üst solunum yolu enfeksiyonlarının gelişme riski artıyor.<strong> </strong>Dolayısıyla gün içinde 2-2.5 litre sıvıyı gün içine yayarak tüketmeyi ihmal etmeyin.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-360803">Grip Kalp Krizi Riskini Tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
