<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tedaviyi | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/tedaviyi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tedaviyi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jan 2026 11:28:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>tedaviyi | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tedaviyi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:28:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608978</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşam boyu ağız ve diş sağlığına bakışını doğrudan etkilediğini belirten uzmanlar, ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısının, çocuklarda diş hekimi korkusunun en önemli nedenleri arasında yer aldığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978">Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978">Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiyada]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reddetmek]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583989</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza<strong> </strong>konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza basit bir zayıflama takıntısı değil</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın, basit bir zayıflama takıntısı değil, beynin beden algısını bozan, yüzde 15 ölüm oranına sahip ciddi bir &#8220;nöropsikiyatrik hastalık&#8221; olduğunu belirten Tarhan, &#8220;Anoreksiya vakalarında küresel bir artış gözleniyor; bu artış Türkiye&#8217;de de belirgin bir şekilde hissediliyor. Anoreksiya nervoza, yalnızca bir yeme bozukluğu değil, aynı zamanda bir nöropsikiyatrik hastalıktır. 29 kiloya düşmüş bir kişi, beyninin oynadığı oyun yüzünden kendini 150 kilo gibi algılıyor. Bu noktadan sonra nasihat fayda etmez, bu bir pasif intihardır ve zorunlu tedavi gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumda genellikle &#8220;şımarıklık&#8221; veya &#8220;şov&#8221; olarak yanlış anlaşılan anoreksiyanın, aslında beynin beden imajıyla ilgili ağlarının (network) bozulduğu, maddi ve biyolojik bir hastalık olduğunu vurgulayan Tarhan, “Bu durum, yalnızca psikolojik değil, nöropsikolojik bir süreçtir. Geçmişte, bu kişilerin isterlerse iyileşebileceği düşünülüyordu. Ancak güncel beyin araştırmaları, bu bireylerin nöral ağlarının bozulduğunu ortaya koyuyor. Bugün, SW-LORETA gibi beyin haritalama yöntemleri sayesinde, kişinin beynindeki işlevsel alanları yeme bozukluğu veri tabanlarıyla karşılaştırabiliyoruz. Bu haritalamalar, bozulmaları açıkça ortaya koyuyor. Beyin görüntülerinin kişiye gösterilmesi, tedaviyi kabul etmelerini de kolaylaştırıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hastalık basit bir yeme bozukluğu gibi başlıyor</strong></p>
<p>Hastalığın genellikle basit bir yeme bozukluğu gibi başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Başlangıç dönemlerinde çözüm görece daha kolaydır. Ancak hastalık ilerledikçe beynin nöroplastisitesi bozulur. Normalde ‘patika’ gibi olan nöral yollar, beden imajı konularında ‘otoban’ haline gelir. Beyin, bu patolojik durumu otomatik olarak normal kabul etmeye başlar. Bu noktadan sonra nasihat, ikna ya da inandırma yöntemleri etkisiz hale gelir; uzun süreli hastane yatışları ve çok yönlü tedavi protokolleri gerekir. Kişinin beden kitle indeksi (BKİ) 18’in altına düştüğünde, anoreksiya tanısı konulabilir. Ancak bu noktada bile birey kendisini sağlıklı ve normal olarak algılayabilir. Beden dismorfik ölçekleri kullanıldığında, kişiye kendi beden görüntüsü gösterildiğinde dahi, birey görüntüyü sağlıklı kabul edebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Madde bağımlıları ile anoreksiya hastalarının beyinleri büyük ölçüde benzerlik gösteriyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür hastalara genotipleme de uyguluyoruz. Beyinlerinde serotonin ve dopamin gen polimorfizmleri bulunabiliyor. Mutlulukla ilişkili genler polimorfik çıkıyor; yani beynin dopamini hızla tükettiği saptanabiliyor. Stres altında dopamin ihtiyacı arttığında kişi daha fazla haz aramaya başlıyor ve haza karşı daha duyarlı hale geliyor. Eğer kişi fiziksel görünümü kutsallaştıran bir kültürel ortamda yetişmişse, bu haz arayışını beden üzerinden gerçekleştirebiliyor. Aynı mekanizmayı başka bireyler madde kullanımıyla tatmin etmeye çalışıyor. Nitekim, madde bağımlılarının beyinleriyle anoreksiya hastalarının beyinlerindeki genetik alt mekanizmalar büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Serotonin taşıyıcı genin yavaş çalışması da kişiyi strese daha duyarlı hale getiriyor. Böyle bireyler, küçük bir stres durumunda bile depresyon veya anksiyete geliştirebiliyor. Bunlar risk genleridir; doğrudan hastalık geni değildir. Ancak bu genetik yapı, hastalığın biyolojik boyutunu oluşturur ve bu, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Eğer bireyde biyolojik yatkınlık saptanırsa tedavi sürecinde çok daha sistematik ve kararlı ilerliyoruz. Elbette biyolojik yatkınlık olmadan da kişi anoreksik hale gelebilir. Bu gibi durumlarda ise kişinin anlam arayışı ve yaşam felsefesi büyük önem kazanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiyada ölüm oranı yüksek!</strong></p>
<p>Kilo alma korkusunun bireyin beynini adeta bloke ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle hastaları genellikle nazogastrik sonda ile besliyoruz; bazı vakalarda doğrudan karın üzerinden mideye (gastrostomi yoluyla) beslenme uygulanıyor. Hastalar kesinlikle gıdasız bırakılmıyor. Ancak anoreksiyada ölüm oranı yüksektir: Her 100 vakadan 15’i kaybedilmektedir. Adet düzensizlikleri baş gösterir, kalp ritmi bozulur, kan değerleri düşer. Tüm bu bulgular hastaya gösterilse bile hasta hâlâ ‘yemeyeceğim’ diyebilir. Çünkü ‘kiloluyum’ şeklindeki bozuk algısı devam eder. Bu, kişinin bilinçli tercihi değil, bozulmuş beyin algısının bir sonucudur. Bu noktada güçlü nöromodülasyon tedavileri, genetik polimorfizmleri dikkate alan bireyselleştirilmiş müdahaleler devreye girer. 29 kiloya düşüp, tüm hormonal dengesi bozulmuş ama uygun tedaviyle tamamen iyileşmiş birçok vaka gördüm. Bu nedenle hiçbir hasta için ‘düzelmez’ denilmemelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Yemek yemeyi reddedenler sonda ya da damar yoluyla beslenmeli</strong></p>
<p>Bir hastanın, tedavi sürecinde tüm destek yöntemlerine rağmen bir ay gibi kısa sürede vefat etmesinin durumun ne denli hızlı ve yıkıcı ilerleyebildiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yemek yemeyi reddeden bireylerde, mutlaka nazogastrik sonda ile ya da damar yoluyla (parenteral) beslenme sağlanmalıdır. Bu, sadece tıbbi değil, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluktur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, erkeklerde anoreksiyanın oldukça nadir görüldüğünü, ancak bunun görülmeyecek anlamına da gelmediğini söyledi.</p>
<p><strong>VR (sanal gerçeklik) gözlükleri tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Günümüzde değerlilik ölçütünün değiştiğini ve artık popüler olan, görünür olanın değerli kabul edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durum, özellikle yeme bozukluklarının ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Biz tedavide, özellikle başlangıç döneminde, hastalarımıza ‘beden nötralitesi’ yaklaşımını kazandırmaya çalışıyoruz. Yani, kişinin ‘Bedenimle değil, bedenimin işleviyle varım. Bedenim, hayatımı sürdürebilmem için bir araçtır’ düşüncesini benimsemesi hedeflenmektedir. Hastanede kullandığımız VR (sanal gerçeklik) gözlükleri ile hastaya kendi beden imajı üç boyutlu olarak gösterilir. Bu görüntü çoğu zaman kişide yoğun anksiyeteye yol açar. Ancak bu görüntüye maruz kalma terapisi sayesinde kişi zamanla duyarsızlaşır, beyin de bu korkuya karşı yeni bir algı geliştirmeye başlar. Bu süreç, sadece klasik terapiyle değil, nöropsikiyatrik müdahalelerle yürütülmelidir.”</p>
<p><strong>Bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlaması</strong></p>
<p>Tedavi sürecinde aile dinamiklerinin mutlaka araştırıldığını, eğer fiziksel görünümün yüceltildiği, hatta kutsallaştırıldığı bir aile ortamı varsa, çocuğun ‘Eğer fiziksel olarak güzel ya da inceysem değerliyim, değilsem değersizim.’ algısı geliştirmesine neden olduğunu anlatan Tarhan, “Bu, bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlamasına neden olur. Aslında bu, popülariteyi kutsallaştıran küresel sistemin bir sonucudur. Üstelik bu durum, çoğu zaman sanatsal özgürlük kılıfı altında sunulmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviyi reddetmek pasif intihar</strong></p>
<p>Eskiden hâkim olan anlayışın, “Kişi isterse tedavi edilir, istemezse edilmez” şeklinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde bu anlayış, hâlâ birçok toplumda geçerliliğini koruyor. Ancak bu yaklaşım artık geçersizdir. Anoreksiya gibi durumlarda tedaviyi reddetmek, aslında pasif bir intihar davranışıdır. Bu nedenle, zorunlu tedavi uygulanmalıdır. Gerekirse mahkeme kararıyla hastaneye yatırma süreci başlatılır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu tür vakalarda genellikle ailelerin ve yakın çevrenin aşırı yumuşak ve duygusal bir tutum sergileyebildiğini de ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna edelim, istemediği hiçbir şeyi yapmayalım” gibi iyi niyetli ama hatalı yaklaşımlar ortaya çıkabildiğini, oysa hastanın, farklı bir gerçeklikte yaşadığını söyledi.</p>
<p><strong>Ailelerin şefkatli tutumu zarar da verebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna etmek mümkün değildir, çünkü onun beyni farklı bir evrende işlemektedir. Bu, özgürlük değil; beynin bozulmuş bir işleyişinin sonucudur. Böyle durumlarda aileden zorunlu istem formu alınır, ardından mahkeme kararıyla yatış sağlanır. Bu yaklaşım, nörobilimin sunduğu güncel bilgiler ışığında şekillenmiştir. Geçmişte bu tür durumlar, kişinin kendine zarar verme özgürlüğü veya bir çeşit ötenazi olarak görülürdü. Ancak artık biliyoruz ki, bu bir hastalıktır ve kişinin beyin biyolojisi değişmiştir. Aileler çocuklarını sevdikleri için değil, fazla şefkat gösterdikleri için bu hataya düşerler. ‘Aman, zorla tedavi olmasın’ derken, aslında şefkat suistimaline açık bir zemin oluşur. Oysa bazen gerçek şefkat, doğru olanı yapabilme cesaretini göstermektir.” dedi.</p>
<p><strong>İllegal zayıflama iğneleri erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırıyor</strong></p>
<p>Bugün piyasada bulunan bazı illegal zayıflama iğnelerinin, beynin açlık-tokluk merkezine ciddi zararlar verdiğini de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu maddeler, erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırır. Kullanıcılar bu ilaçları alırken doğru karar verdiklerini zannederler, çünkü o anda haz sistemi aktif haldedir ve beyin bunu ödül olarak algılar. Bu noktada, dijital vitrinlerin yani sosyal medyanın etkisi çok büyüktür. Bu platformlarda sunulan beden imgelerine özenen bireyler, kendi beden algılarını yitirir. Kişi, duygularını yönetmeyi öğrendiğinde, bu sahte vitrinlere karşı ‘hayır’ deme becerisi kazanıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şikayetleri geçtiğinde tedaviyi asla bırakmayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sikayetleri-gectiginde-tedaviyi-asla-birakmayin-522061</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2025 09:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[asla]]></category>
		<category><![CDATA[bırakmayın]]></category>
		<category><![CDATA[geçtiğinde]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=522061</guid>

					<description><![CDATA[<p>Burun akıntısı, sık sık hapşırmak, gözlerde kızarıklık ve kaşıntı…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sikayetleri-gectiginde-tedaviyi-asla-birakmayin-522061">Şikayetleri geçtiğinde tedaviyi asla bırakmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Burun akıntısı, sık sık hapşırmak, gözlerde kızarıklık ve kaşıntı… İlkbaharın gelmesiyle birlikte canlanan doğa hepimizi mutlu ediyor, ancak bir de polenler olmasa! Üstelik son yıllarda önemli bir artışın yaşandığı alerjik hastalıklardan çocuklar daha fazla etkileniyor. Bahar alerjisinin en önemli sebebi olan polenlerin  etkisiyle deride, gözlerde, burunda, boğazda  ve  akciğerlerde   ortaya  çıkan hastalıkların tümü “bahar alerjisi” olarak adlandırılıyor.  Polenler  dışında e<strong>v tozu akarları, küf mantarları  ve   hayvan tüyleri  de   bu  dönemde  ortaya   çıkan  alerjilere  yol açan diğer etkenleri oluşturuyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bahar alerjisinin </strong>çocukların yaşam kalitesini  ciddi boyutlarda etkileyebildiğine dikkat çekerek, “Uyku kalitesinde  bozulma, dikkat dağınıklığı, okul başarısında düşme, huzursuzluk, yorgunluk ve bu sorunlar nedeniyle okul ile derslerden geri kalmak, alerjik çocuklarda çok yaygın görülmektedir” diyor. <strong>Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, </strong>bu nedenle çocuklarda bahar alerjisinin tedavisinde zaman kaybetmemek gerektiğini belirterek, “Yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemler ve medikal tedaviyle çocuklar yaşıtları gibi sosyal aktivitelere katılabilir ve okul hayatına kolaylıkla devam edebilirler” diyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ülkemizde yaklaşık her 3 çocuktan biri  alerjik!</strong></p>
<p> </p>
<p>Bahar  alerjisi tüm dünyada ve ülkemizde  çok   yaygın görülüyor. Öyle ki  <br />çocukların yaklaşık <strong>yüzde 10-30’unda   alerjik  nezle, yüzde 8-12’sinde  astım,  yüzde 10-15’inde  atopik   dermatit ve yüzde 8-10’unda göz   alerjisi mevcut. Ülkemizde her yıl en   az  100 bin  çocuğa   alerjik hastalıklardan birinin tanısı   konuluyor. </strong><strong> Bu hastalıkların birlikte  görülme   sıklığının yüzde 30 olduğu belirtiliyor. Bu rakam, ülkemizde yaklaşık her 3  çocuktan birinde alerjik bir  hastalık  olduğuna işaret ediyor. </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Belirtiler etkilenen bölgeye göre değişiyor!</strong></p>
<p>Bahar alerjisinin belirtileri vücudun etkilenen bölgesine göre farklılık gösteriyor. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya,<strong> </strong>bahar alerjisinin sinyallerini, “<strong>Alerjik nezlede; burun akıntısı,</strong> sık sık hapşırmak, b<strong>urun tıkanıklığı,  burun ve   boğaz  kaşıntısı; göz  alerjisinde gözlerde  kızarıklık, kaşınma,  sulanma ve ışıktan rahatsız olma; astımda hırıltı, uzun süreli öksürük, nefes  darlığı,  göğüste   sıkışma  hissi; atopik  dermatitte uzun   süren şiddetli  kaşıntı ve  kuruluk” olarak özetliyor. </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Bahar alerjisine karşı 7 etkili önlem!</strong></p>
<p>Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, çocuklarda bahar alerjisine karşı almanız gereken önlemleri şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Polen mevsiminde, günün erken saatlerinde  evinizin pencerelerini kapalı tutun.</li>
<li>Polenlerin en yoğun olduğu sabah  06:00 – 10:00 saatleri arasında ve rüzgarlı havalarda çocuğunuzu dışarı çıkarmayın.</li>
<li>Dışarı çıkarken polenlere doğrudan maruz kalmaması için çocuğunuza şapka ve güneş gözlüğü takın.</li>
<li>Eve gelince  yüzünü ve ellerini mutlaka yıkayın. </li>
<li>Kıyafetlerini eve gelir gelmez çıkarın. </li>
<li>Kıyafetlerini, çarşaflarını ve havlularını  yıkadıktan sonra dışarıda asla kurutmayın. </li>
<li>Evinizi   sık sık Hepa filtresi olan vakumlu  bir   süpürgeyle temizleyin.  </li>
</ul>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tedavi çocuğun yakınmalarına yönelik düzenleniyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bahar alerjisinde, zamanında d<strong>oğru tanı konulması </strong> ve <strong>doğru </strong><strong>tedaviye başlanması büyük bir önem taşıyor. </strong>Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bahar  alerjisinde yaşam alışkanlıklarında alınacak olan tedbirlerin   yanı sıra hastalığın  en çok  etkilediği   bölgeye özel  tedaviler  uygulandığına işaret ederek, “Göz  alerjilerinde göz  damlaları ve   antihistaminik ilaçlar;   burun  alerjilerinde kortikosteroid içeren   spreyler ve damlalar; astımda solunum  yoluyla  verilen ilaçlar ve  atopik   dermatitte deriden uygulanan ilaçlar faydalı olmaktadır” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>“Çocuğum iyileşti” düşüncesiyle ilaçlarını bırakmayın! </strong></p>
<p> </p>
<p>Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bahar alerjisinde tedavinin genellikle yıllarca sürdüğüne işaret ederek, “Tedavi  sürecinde  zaman   zaman  ilaçlar azaltılabilir veya ara verilmesine karar verilebilir. <strong>Tedavisi  uzun  süren hastalıklar olduğu için ilaçların ve  tedbirlerin ebeveynler tarafından aksatılmaması son derece önem taşımaktadır.</strong> Dolayısıyla çocukta belirtiler ortadan  kalkınca   ebeveynler ‘çocuğum iyileşti’ düşüncesiyle tedaviyi asla yarıda bırakmamalıdır. <strong> B</strong>u   durumda  belirtilerin tekrar  ortaya   çıkması ve  her şeye  yeniden başlanması yaygın görülen bir sorundur” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sikayetleri-gectiginde-tedaviyi-asla-birakmayin-522061">Şikayetleri geçtiğinde tedaviyi asla bırakmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Tümörün Boyutu Hem Evreyi Hem de Tedaviyi Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tumorun-boyutu-hem-evreyi-hem-de-tedaviyi-etkiliyor-421186</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 08:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boyutu]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[evreyi]]></category>
		<category><![CDATA[hem]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[tümörün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tümör boyutunun meme kanserinin evreleri ve tedavisinde oldukça önem taşıdığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, “Ne kadar erken ve tümör ne kadar küçük boyutlarda meme kanseri tanısı konursa tedaviden beklentimiz o kadar fazla oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tumorun-boyutu-hem-evreyi-hem-de-tedaviyi-etkiliyor-421186">Meme Kanserinde Tümörün Boyutu Hem Evreyi Hem de Tedaviyi Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Meme Kanserinde Tümörün Boyutu Hem Evreyi Hem de Tedaviyi Etkiliyor</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Tümör boyutunun meme kanserinin evreleri ve tedavisinde oldukça önem taşıdığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, “Ne kadar erken ve tümör ne kadar küçük boyutlarda meme kanseri tanısı konursa tedaviden beklentimiz o kadar fazla oluyor. Erken tanı konduğunda tedavi oranı neredeyse yüzde 100’dür. Bununla birlikte günümüzde ilerleyen meme kanseri tedavi oranı da oldukça yüksektir. Organ yayılımı yapmamış lokal İleri meme kanserinde, yüzde 90’a varan tedavi mümkündür.” Dedi.</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Meme kanserinin dünyada her yıl bir milyon kadını etkilediğini hatırlatan Genel Cerrahi uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, dünya genelinde her platformda meme kanseri farkındalık ve bilinçlendirme çalışmalarıyla amacın kitle oluşmadan meme kanseri tanısını koyabilmek olduğunu hatırlattı. </p>
<p>Günümüzde hala hastaların sıklıkla kitle tespit edildikten sonra hekime başvurduğunu söyleyen Prof. Dr. Köksal, “Bu hastalarda kitle saptandıktan sonra kitlenin boyutunun tedaviyi nasıl etkilediğini öğrenmek istiyor, bu konuda bir araştırmaya giriyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>“MEME KANSERİNDE ÇOĞALMA HIZI GENELLİKLE 6 AY KADARDIR”</strong></p>
<p>Meme kanserinde tümör boyutunun hem meme kanseri evresini hem de tedavisini çok yakından etkileyen bir durum olduğunun altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Köksal, “Meme kanserinde tanı esnasındaki tümör boyutu ne kadar küçükse ve ne kadar erken tanı konmuşsa, hem tedaviden beklentimiz o kadar fazla oluyor hem de hasta normal yaşamına o kadar hızlı dönebiliyor” diye konuştu. Kanser hücrelerinin çoğalmasının normal hücre yapısından farklı olduğunu ve kanser hücrelerinin kontrolsüz olarak çoğalmaya devam ettiğini söyleyen Prof. Dr. Köksal sözlerine şöyle devam etti: “Farklı kanser türlerinde bu büyüme ve çoğalma hızları farklıdır. Bazı kanser türlerinde daha hızlı, bazılarında daha yavaş. Bu çoğalma hızını belirtmek amacıyla double time ya da ikilenme zamanı dediğimiz bir deyim kullanırız. Bundan anlaşılan bir kanserin boyutunun ikiye katlanması için geçen zamandır. Yani bir hücrenin 2 hücre olması, ya da bir santimetrelik bir tümörün iki santimetreye ulaşması için geçen zaman. Meme kanserinde büyüme hızını etkileyen çeşitli faktörler olsa da bu süre ortalama 6 ay civarındadır. Meme kanserinde tümörün yaklaşık bir santimetrelik boyuta ulaşması için geçen süre 2-5 yıl arasında değişmektedir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“MEME KANSERİNİN SEYRİNDE DE YAŞ FAKTÖRÜ ÖNEMLİ”</strong></p>
<p>Kanserin büyüme hızını etkileyen birçok faktör olduğuna değinen Prof. Dr. Neşet Köksal sözlerine şöyle devam etti:  “Bu faktörlerin başında yaş geliyor. Örneğin, 40 yaşın altında ortaya çıkan meme kanserleri daha hızlı büyüyor ve daha agresif oluyor. Yine menopoz öncesi oluşan meme kanserlerinin daha hızlı büyüdüğü biliniyor. Ailesinde meme kanseri hikayesi olan kişilerde de, menopoz sonrası hormon tedavisi gören kişilerde de büyüme daha hızlı. Tümörün patolojik değerlendirilmesinde, çoğalma hızı konusunda bizlere bilgi sağlayan bazı parametrelere de bakılmaktadır. Kanser hücrelerindeki farklılaşma ya da çoğalma indeksinin yüksek olduğu durumlarda meme kanseri daha hızlı büyümektedir.”  </p>
<p> </p>
<p>“<strong>TÜMÖR BOYUTU ARTTIKÇA BÖLGESEL LENF BEZLERİNE YAYILIMIN ARTTIĞI KABUL EDİLİR”</strong></p>
<p>Dolayısıyla meme kanserinde erken tanının hayati önemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Neşet Köksal, meme kanserinde erken evrede tedavi şansının neredeyse yüzde 100 olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Köksal, konuyla ilgili sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“Tümör boyutunun 2 santimin altında olduğu meme kanserlerini koltuk altı lenf bezlerine yayılım olsa da erken evre olarak tanımlarız. Tümör boyutu 2-5 santim arasında ise koltuk altı lenf bezlerinin durumu önem kazanır. Lenf bezlerinde hastalık yoksa hastalığı yine erken evre olarak kabul ederiz. Ancak tümörün boyutu 2-5 santim arası ve lenf bezlerinde yayılım varsa, ya da tümör boyutu 5 santimin üzerinde ise lenf bezlerinin durumuna bakmadan hastalığın bir adım öteye geçtiğini anlarız ve hastalığı lokal ileri meme kanseri olarak tanımlarız. Karaciğer ya da akciğer gibi organ yayılımı varsa tümör boyutuna bakmadan artık bunu metastatik yani yayılmış meme kanseri olarak kabul ediyoruz.” </p>
<p>Tümör boyutu arttıkça bölgesel lenf bezlerine yayılımın ya da organ metastazlarının arttığı kabul edilmektedir diyen Prof. Dr. Köksal, “Yapılan bazı çalışmalarda; boyutu 1cm ve altındaki meme kanserlerinde koltuk altı lenf bezlerine yayılma ihtimali yüzde 10 civarında iken bu oran 5cm’nin üstünde olan kanserlerde yüzde 70’e kadar çıkmaktadır. Ancak tümör boyutu ile koltuk lenf bezlerindeki yayılım ilişkisi doğru oranlı olarak artmamaktadır. Bu da tümör boyutu yanında yayılımları etkileyen, moleküler özellikler gibi başka faktörlerde olduğunu göstermektedir” diye konuştu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÜMÖRÜN BOYUTU TEDAVİYİ DE ŞEKİLLENDİRİYOR</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavisinde kullandığımız yöntemleri üç grupta toplanıyor. Cerrahi tedavi, kemoterapi, hormonoterapi ve akıllı ilaç denilen ilaç tedavileri ve ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapi.   Cerrahi tedavi ve radyoterapi hastalığın lokal kontrolünü sağlarken ilaç tedavileri ile sistemik tedavinin hedeflendiğini hatırlatan Prof. Dr. Köksal, erken evrenin tedaviyi nasıl etkilediğini şöyle anlattı: “Uygulanan her bir tedavinin yaşam konforunu bozabilecek ve istenmeyen yan etkileri olabilir. Meme kanseri ne kadar küçük boyut da ve erken aşamada saptanırsa lokal kontrolü sağlayan cerrahi tedavi ve radyoterapi yeterli olabilir. Örneğin 1cm’in altında saptanan meme kanserlerinin büyük çoğunluğunda kemoterapi gereksinimi olmayabilir ve tedavinin yan etkilerinden kurtulur. Lokal tedavilerin yanında hormon duyarlı ise hormon tedavisi, akıllı ilaçtan yarar görecek bir hasta ise akıllı ilaç tedavisi eklenir.”</p>
<p><strong>“HASTALAR UYGUNSA MEMEYİ KORUMAYI TERCİH EDİYORUZ”</strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin meme kanseri tedavisinde oldukça önemli bir yer tuttuğunun altını çizen Prof. Dr. Neşet Köksal sözlerine şöyle devam etti: “Genellikle memenin cerrahi tedavisini uygularken memeyi olabildiğince korumaya çalışıyoruz. Çünkü hastalar ilk başta, meme kanseri tanısı alınca kanserli memesinin alınmasını ve bu sayede hastalıktan kurtulacağı gibi bir kanı içinde oluyorlar. Ama yapılan çalışmalarda, memenin korunduğu meme koruyucu cerrahi ile memenin alındığı mastektomi arasında nüks ya da sağ kalım açısından bir fark ortaya konmamış.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“AMACIMIZ HEM HASTANIN TEDAVİSİNİ PLANLAMAK HEM DE YAŞAM KALİTESİNİ KORUMAK”</strong></p>
<p>“Meme kanserinin cerrahi tedavisini planlarken bir taraftan kanserini tedavi ederken diğer taraftan da hastanın yaşam kalitesini korumaya çalışırız.” Diyen Prof. Dr. Köksal, sözlerine şöyle devam etti: “Memenin kadınlar için önemli bir organ olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Meme kanseri cerrahisinde uygun hastalarda memeyi koruduğumuz, tümörlü kısmı etraf meme dokusu ile birlikte çıkardığımız meme koruyucu cerrahi tedavi yöntemlerini tercih etmekteyiz. Ancak bu işlemi yaparken ortaya çıkacak kozmetik sonuçlar da kabul edilebilir olmalıdır. Meme koruyucu cerrahi için tümör boyutu kadar memenin kendi hacmi de önemlidir. Küçük bir memede 3 santimlik bir tümör için yapılacak meme koruyucu cerrahi iyi bir kozmetik sonuç vermeyebilirken, büyük bir memede 5 santimlik bir tümör için yapılacak meme koruyucu cerrahi iyi bir kozmetik sonuç verebilir. Tümör boyutu küçük olsa da bazen meme içinde birden fazla yerde tümör olabilir. Bu tür tümörlerde meme koruyucu cerrahi yerine mümkünse meme başının ve meme derisinin korunarak meme dokusunun tamamının alındığı subkutanöz mastektomi ve arkasında değişik yöntemlerle meme rekonstriksiyonunun yapılmasını tercih etmekteyiz. Günümüzde meme kanserininin cerrahi tedavisinde onkoplastik cerrahi olarak tanımladığımız, kanserin tedavisi ile birlikte hastanın yaşam konforunu bozmayacak yöntemler daha fazla kullanılmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p><strong> “BOYUT UYGULANAN TEDAVİYİ DİREKT ETKİLER”</strong></p>
<p>Tümör boyutunun koltuk altı cerrahisini etkilediğinin altını çizen Prof. Dr. Neşet Köksal, “Gerektiğinde yapılmak zorunda olunsa da meme cerrahisi sonrası hasta konforunu en fazla bozan durum koltuk altı lenf bezlerinin temizlenmesi sonrası oluşan kol ödemidir ve bunlara çözüm bulmak da oldukça zordur. Bu nedenle meme kanseri cerrahisi esnasında olabildiğince koltuk altı lenf bezlerini korumak isteriz.  Küçük boyutlarda genellikle koltuk altı lenf bezlerindeki yayılmayı daha az görüyoruz ve bu hastalarda bekçi lenf bezi biyopsisi dediğimiz işaretlenmiş 2-3 koltuk altı lenf bezini çıkarmakla yetiniyoruz. Günümüzde meme koruyucu cerrahi yapılmış hastalarda bekçi lenf bezlerinden bir ya da ikisinde lenf bezi dışına çıkmamış yayılım olsa da bu hastalarda koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılmasından kaçınıyoruz. Boyut arttıkça koltuk altındaki lenf bezleri tutulumu daha fazla oluyor. Bu yüzden boyut, koltuk altı lenf bezlerine uyguladığımız cerrahiyi direkt etkileyen bir faktördür” diye konuştu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“TEDAVİNİN NASIL VE NEREDE BAŞLAYACAĞI ÇOK ÖNEMLİDİR”</strong></p>
<p>Hastalara tanı koyulduktan sonra önce bununla yüzleştiklerini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, “Hastalar için başlangıçta biraz ürkütücü ve korkunç olabiliyor. Bunu kabullendikten sonra ‘bu hastalıkla ne yapmak lazım, nasıl bir tedavi uygulamak lazım, nerede bu tedaviyi uygulamak lazım’ arayışı içine giriyorlar. Meme kanser tanısı konduktan sonra hastanın yaşı, menopoz durumu, aile hikayesi, genetik farklılıkların olup olmaması, hastalığın evresi, tümörün boyutu, tek ya da birden fazla olması, meme başı ile yakınlığı, meme yapısı ve tümörün moleküler özellikleri değerlendirildikten sonra tedavi planlaması yapılır. Bu planlama genel cerrahi uzmanı, medikal onkoloji uzmanı, radyasyon onkoloğu, radyolog, patolog dan oluşan bir konsey tarafından değerlendirildikten sonra belirlenir. Bu planlama yapılırken hasta ile konuşulur ve alınacak karara onun da dahil olması istenir. Bu şekilde tedaviye cerrahi ile mi ya da kemoterapi ya da akıllı ilaçla mı başlanacağı, cerrahi ile başlanacaksa nasıl bir cerrahi tedavi uygulanacağına, koltuk altı lenf bezleri için nasıl bir işlem yapılacağına hasta ile konuşarak birlikte karar verilmelidir. Hastanın bu konularda doğru bir şekilde bilgilendirilmesi, iyi bir merkeze ve doğru adreslere müracaat etmesi önemlidir.  Unutulmaması gereken erken tanı konmuş meme kanserinin tedavisi neredeyse yüzde 100’e yakın, lokal ilerlemiş meme kanserlerinde %85 civarındadır. Hastalar çok uzun yıllar, sorunsuz, hastalıksız bir yaşam sürüyorlar” açıklamasını yaptı. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tumorun-boyutu-hem-evreyi-hem-de-tedaviyi-etkiliyor-421186">Meme Kanserinde Tümörün Boyutu Hem Evreyi Hem de Tedaviyi Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
