<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tedavisinde | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/tedavisinde/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tedavisinde</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Apr 2026 10:18:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>tedavisinde | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tedavisinde</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:18:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[destekleyen]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[halini]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser hem hastalığın kendisi hem de tedavi sürecinin etkileri nedeniyle çok yönlü ele alınması gereken zorlu bir süreç.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366">Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser hem hastalığın kendisi hem de tedavi sürecinin etkileri nedeniyle çok yönlü ele alınması gereken zorlu bir süreç. Bu nedenle kanserle mücadelede yalnızca hastalığa odaklanmak yeterli değil. Fiziksel, ruhsal ve bilişsel alanları kapsayan bütüncül bir yaklaşım olan kanser rehabilitasyonu da sürece dahil edilmeli. Tedavi boyunca ortaya çıkan yorgunluk, ağrı ve hareket yeteneğinde kısıtlılık gibi durumların hastaların günlük yaşamını doğrudan zorlaştırdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Bu yüzden rehabilitasyon kapsamında özellikle fiziksel fonksiyonların desteklenmesine yönelik uygulamalar, hastaların hareket kapasitesinin korunması ve günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi açısından değerli” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz tüm bunların yanında kişinin psikolojik olarak da daha iyi hissetmesine katkı sağlar. Kalp sağlığını koruma, stres, depresyon ve anksiyete ile baş edebilme ve kemik gücünü artırmada da aktif fiziksel yaşamın kıymetini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Kanser rehabilitasyonu programları hastalığın türüne ve evresine göre şekillendirilir. Hastane içinde multidisipliner yaklaşımlarla uygulanabildiği gibi kişiye özel ev programları şeklinde de planlanabilir. Özellikle kemoterapi ve radyoterapi alan hastalarda, hareketsizlik ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar fiziksel fonksiyonları etkileyerek rehabilitasyon sürecinin planlanmasında önemli bir rol oynar” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, kanser süreci için fiziksel tıp ve rehabilitasyon uygulamalarına ilişkin önerilerini paylaştı:</p>
<p> </p>
<ol>
<li>Öncelikli olarak kanser tedavisi sürecinde egzersiz programının bir uzman eşliğinde ve kişiye özel olarak planlanması gerektiğini göz önünde bulundurun.</li>
<li>Egzersize başlarken düşük seviyeden ilerlemeye özen gösterin. Kanser tedavisi sürecinde günde sadece birkaç dakika hareket etmenin bile faydasını hissedebilirsiniz. </li>
<li>Planladığınız egzersiz süresini parçalara bölün ve aralara dinlenme molaları ekleyin. Tedavi sürecinde 30 dakikalık yürüyüşü gün içine yayarak üç ayrı zaman diliminde yapabilirsiniz.</li>
<li>Egzersizi daha keyifli hale getirmek için grup çalışmalarına katılabilir ya da sevdiğiniz müzikler eşliğinde hareket edebilir, bisiklet gibi alternatifleri değerlendirebilirsiniz. </li>
<li>Günlük yaşamınıza hareket katmanın yollarını arayın. Örneğin aracınızı daha uzak bir noktaya park ederek yürüyüş sürenizi artırabilirsiniz. </li>
<li>Adım sayınızı pedometre veya akıllı telefon uygulamalarıyla takip ederek günlük hareket düzeyinizi kontrol altında tutmaya çalışın. </li>
<li>Egzersiz sırasında rahat kıyafetler tercih edin ve yeterli miktarda su tüketmeyi ihmal etmeyin.</li>
<li>Hareket öncesinde omuz, kol ve bacak egzersizleriyle ısınmayı, sonrasında ise germe hareketleriyle soğumayı unutmayın. </li>
<li>Kendinizi iyi hissetmediğinizde, ateşiniz olduğunda veya vücudunuz sinyal verdiğinde egzersizi sonlandırın. </li>
<li>Kansere eşlik eden kansızlık gibi durumlar varsa egzersize başlamadan önce bu durumu mutlaka doktorunuzla paylaşın. </li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fiziksel-iyilik-halini-destekleyen-10-oneri-624366">Kanser tedavisinde fiziksel iyilik halini destekleyen 10 öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 15:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[90]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[sinyal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda gerçekleştirildi. Demansın erken belirtilerini ele veren yeni keşifler ile erken tanıda rol alan son gelişmelerin ele alındığı kongre, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimi kökten değişecek” </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şu anda yapay zekâ ve dijital devrim yaşadığımızı aktardı. Sanayi devriminin daha yavaş bir değişime yol açtığını ancak dijital devrimin çok daha hızlı bir dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu hızlı değişim, klinik alanları ve tıbbi hastalıkları da etkiliyor. Birçok nöropsikiyatrik hastalık yeniden tanımlanıyor.” dedi.</p>
<p>Bugüne kadar hastalıkları tanımlarken kullanılan sistemlerin daha çok anatomik temelli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Şizofreni, demans gibi tanılar, büyük ölçüde anatomik bilgiler üzerinden ele alınıyordu. Ancak artık yalnızca anatomik bağlantılar değil, fonksiyonel bağlantılar da ölçülebilir hâle geldi. Biyobelirteçler ortaya çıktı, epigenetik etkiler ölçülebiliyor ve gen ifadesindeki değişimler izlenebiliyor. Tüm bunlar, önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimini kökten değiştirecek. Örneğin ‘şizofreni’ demek yerine, beynin amigdala ile prefrontal bölgesi arasındaki ya da farklı bölgeler arasındaki bağlantı bozuklukları üzerinden tanımlamalar yapılabilecek.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalır”</strong></p>
<p>Günümüzde yeni bir beyin görüntüleme yöntemi olarak elektromanyetik tomografinin öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Önce X-ray temelli tomografi, ardından manyetik rezonans görüntüleme teknikleri gelişmişti. Şimdi ise elektromanyetik tomografi, beyindeki elektriksel haritalamaları ortaya koyuyor. Böylece hastalıklarla beynin fonksiyonel bağlantıları arasındaki ilişkileri ölçebilir hâle geldik.” dedi.</p>
<p>Tüm bunların, tıpta ve özellikle psikiyatride ciddi bir paradigma dönüşümüne işaret ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalacaktır. İnsan davranışıyla ilgilenen biri bu gelişmeleri kaçırırsa, bu hızlı dönüşümün dışında kalır. Son yıllarda psikiyatride dikkat çeken konulardan biri de ‘Default Mode Network’. Biz buna ‘anlam ağı2’da diyoruz; benlik algısıyla ilişkilidir. Bu ağ içinde, paryetal lobun medial bölgesinde yer alan precuneus adlı yapı özellikle dikkat çekiyor. Precuneus’un benlik algısıyla doğrudan ilişkili olduğu görülüyor. Bu oldukça önemli ve yeni bir bilgi.”   </p>
<p><strong>Tarhan: “Yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit eden yazılımlar geliştirdik”</strong></p>
<p>Bilinçle ilgili çalışmalar da bu alanı destekliyor diyen Tarhan, “Anestezi uygulandığında bu bölgenin aktivitesi baskılanıyor ve bilinç kaybı gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu bölgenin bilinçle doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor. Bu gelişmelerin tamamı, tanı ve tedavi süreçlerinde yeni yaklaşımların önünü açıyor. Özellikle geliştirdiğimiz ve patentini aldığımız ‘NP modeli’ bu açıdan önemli. Beynin elektriksel fonksiyonlarını, elektromanyetik dalgaları ve yapay zekâyı kullanarak hastalıkları değerlendirebiliyoruz. Örneğin obsesif kompulsif bozukluğu (OKB), hastayı hiç görmeden, normal popülasyonla karşılaştırarak yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit edebilen yazılımlar geliştirdik. Şimdi hastalıklarda yüzde 90 oranında tanıyı doğrulama, yapay zeka ile beyin dalgalarının okunmasıyla mümkün hale geldi. Bu çalışmalar hâlen devam ediyor. Bu nedenle yapay zekâyı herkesin öğrenmesi ve anlaması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık”</strong></p>
<p>Bu konuya verilen önemin yeni olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2008’li yıllardan itibaren bu alana yöneldik. 2017 yılında derin öğrenme üzerine bir laboratuvar kurmak istedik. Bu kapsamda bir proje hazırladık. Başlangıçta büyük bir ilgi gördü; ancak süreç ilerlerken beklenmedik şekilde durdu. Daha sonra Ankara’da NÖROM adlı bir merkez kuruldu. İçeriği büyük ölçüde bizim hazırladığımız projeyle örtüşüyordu. Elbette devletimizin böyle bir merkez kurması sevindiricidir; ancak proje fikrinin bize ait olduğunu da belirtmek isterim.” dedi.</p>
<p><strong>Nöroteknolojide güçlü konum</strong></p>
<p>2019 yılında ‘Hesaplamalı Psikiyatri’ başlığıyla hazırlanan çalışmaya da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çalışmayı 2020’de Amerikan Psikiyatri Birliği Kongresi’ne sunduk. Sunum kabul edildi ve büyük ilgi gördü. Hatta yılın sunumu seçildi. 2021 yılında bu sunum, tüm dünyada online olarak tekrar yayımlandı. Düşünün ki yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık. Bugün geldiğimiz noktada nöroteknoloji alanında güçlü bir konumdayız. Çünkü üniversitemizin kuruluş teması buna dayanıyor: nörobilim, genetik, sağlık, mühendislik ve bilgisayar bilimlerinin bir araya gelmesi. 2013 yılında başlattığımız Bilim ve Fikir Festivali de bu vizyonun bir parçasıydı. O dönemde Türkiye’de bilim festivali yoktu. ‘Neden bilim festivali yok?’ diye yola çıktık ve bu etkinliği başlattık. Bu yıl 11.’si düzenlenecek. Her yıl yüzlerce lise öğrencisi katılıyor. Bu festivalin amacı, geleceğin bilim insanlarını ve potansiyel Nobel adaylarını desteklemekti. Araştırmalar gösteriyor ki insan beyni, öğrenmeyi eğlenceli ve disiplinli bir ortamda daha iyi gerçekleştiriyor. Biz de bilimi eğlenceli hâle getirmek istedik ve bu yaklaşım büyük ilgi gördü. ” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor”</strong></p>
<p>Bu alandaki çalışmaların geleceğin tıbbını, nörobilimini ve psikiyatrisini şekillendireceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor. Matematik ile mantığın birleşmesi bilgisayarı doğurduysa, matematik ile psikiyatrinin birleşmesi de yapay zekâyı doğurdu.” dedi.</p>
<p>Eskiden bu alanda çalışanlara ‘fazla hayalci’ denildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ancak bugün bu bakış açısı büyük ölçüde değişti. Nörobilimle ilgilenenler, geleceği daha iyi yakalayacaklardır. Bu nedenle bu toplantıya katılan herkesi vizyoner olarak görüyorum. Nöroteknoloji ile kognitif nörobilimi birleştiren tüm katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Artık nöroloji de klasik yaklaşımlarını sorguluyor ve dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.”</strong></p>
<p>Kongrenin ilk sunumunu ‘Demansta Erken Tanı Kavramı’ konusunda gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.” dedi ve bu kavramın, bir tecrübenin eseri ve aynı zamanda bir mesajı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Öncelikle ‘neden?’ sorusunu sormak gerektiğine değinen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Demans, genel olarak kronik zeminde oluşmuş bir sendromdur. Tıbbi anlamda esas olan, risk faktörlerinin ve demans öncesi hastalık evrelerinin tanısıdır. Demans kavramının ortak iç yüzeyine baktığımızda kronik seyirli bir sendrom olduğu görülür ve dört ana özelliği vardır; bilinç korunmuştur, kognitif/bilişsel zayıflama vardır, kişilik ve davranış anormalliği vardır, gündelik yaşam işlevlerinde bozulma vardır.</p>
<p>Akut demans diye bir kavram yoktur. Eğer demansa benzeyen akut bir sendromla karşılaşırsanız, aklınıza ilk gelmesi gereken deliryumdur. Deliryum, psikiyatride demansla birlikte gündeme gelir ve tedavisi mümkün ve başarılı olan bir sendromdur.</p>
<p>Demansın ortaya çıkışını belirleyici faktörler arasında; süre faktörü, risk faktörleri, nörodejenerasyon faktörleri ve demans potansiyeli taşıyan hastalıklar bulunur. Her demansın bir oluşum süresi, belirli risk faktörleri, nörodejenerasyon aşamaları ve hastalık faktörleri vardır.</p>
<p>‘Demanslarda erken tanı, geciktirilmiş tanıdır’ derken dayandığımız faktörleri kısaca gözden geçirecek olursak: Alışılmış risk faktörleri arasında ileri yaş, inme, travma, enfeksiyon, sistemik hastalıklar ve psikiyatrik faktörler bulunurken, son 30-40 yılda genetik faktörler riskler arasında ilk sıraya yerleşmiştir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Barış Metin: “Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir”</strong></p>
<p>Kongre kapsamında sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin ‘Demansın Erken Tanısında EEG Biyobelirteçleri’ konusunda bilgiler paylaştı.</p>
<p>EEG’nin, aslında çok eski bir tetkik olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Son yıllarda ise demansın erken tanısı için EEG biyobelirteçleri, özellikle hesaplamalı uygulamalar, hesaplamalı nörobilim ve sinyal işleme biliminin güçlenmesi ile yapay zekâ ve derin öğrenmenin kullanımına paralel olarak hızla artmıştır.” dedi.</p>
<p>Demansta EEG’nin neden iyi bir tetkik olduğunu açıklayan Prof. Dr. Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG uygulaması kolay, non-invaziv ve ucuz bir tetkiktir. Ayrıca beyin fonksiyonları hakkında bilgi verir ve herhangi bir risk oluşturmadan sıkça tekrar edilebilir. Kantitatif EEG yöntemi kullanıldığında, beyin osilasyonları sayısal veriye dönüştürülür ve bir kişinin osilasyonları veya EEG indeksleri, popülasyonun normatif değerleriyle karşılaştırılarak artmış veya azalmış gibi istatistiksel çıkarımlar yapılabilir. Bu yöntem, demans ile depresyon ayrımı gibi somut pratik problemleri çözmede de ciddi düzeyde yardımcı olur.</p>
<p>Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir. EEG, genellikle gözle analiz edilse de kantitatif yöntem, erken dönem farklarını tespit etmemizi sağlar. Ucuz ve kolay uygulanabilir olduğundan, tarama testi açısından geniş kitlelere uygulanabilir. Hasta takibi sırasında birçok EEG kaydı yapılabilir. Böylece demansa özgü bulgular ve başlangıç durumunun progresyonu takip edilebilir.</p>
<p>Demansın en temel EEG bulguları; yavaş dalgaların (teta, delta) artışı ve hızlı dalgaların (alfa, beta) azalmasıdır. Buna spektral kayma denir. Bu durum, klinik olarak demans henüz ortaya çıkmamış, fakat riski yüksek bireylerde de gözlemlenebilir. Kantitatif EEG ile bu tablo sıkça görülür; delta ve teta dalgalarının spektral gücü artmış, alfa ve beta dalgalarının spektral gücü azalmış olarak gösterilir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “LORETA, EEG sinyalini üç boyutlu beyin yapısına dönüştürerek sinyalin hangi beyin bölgesinden geldiğini tespit etmeyi sağlar”</strong></p>
<p>‘Alzheimer Hastalığının Erken Tanısında Düşük Çözünürlüklü Beyin Eloktromanyetik Tomogrofisi (LORETA)’ başlıklı bir sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı ise EEG’nin yüzyılı aşan bir hikâyeye sahip olsa da yazılımlar geliştikçe ve sinyal analizi yöntemleri ilerledikçe gördüğümüz bilgilerin giderek arttığına değindi.</p>
<p>Düşük çözünürlüklü elektromanyetik tomografinin nispeten yeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Klasik bir EEG yüksek zamansal çözünürlük sağlar. Ancak uzun yıllar, kaydedilen elektriksel aktivitenin esas kaynağının neresi olduğu bilinmemekteydi. EEG kayıtları, korteksteki birçok piramidal nöronun elektriksel aktivitesini kaydeder. Elektrot sayısını artırarak belirli beyin loblarının veya bölgelerinin karşılığını görmek mümkündür; örneğin frontal lobun ön ve arka kısmı, temporal lobun ön ve arka kısmı veya orta hat gibi bölgeler hakkında fikir edinilebilir. Fakat bu sinyali beynin derin yapıları ve fonksiyonel anatomisiyle ilişkilendirmek uzun süre zor olmuştur.” dedi.</p>
<p>1996 yılında geliştirilen LORETA yöntemi ile bu sorunun aşıldığını aktaran Prof. Dr. Tarlacı, konuşmasında şu noktalara değindi:</p>
<p>“LORETA, matematiksel algoritmalar ve ileri hesaplamalar kullanarak düşük çözünürlüklü bir manyetik tomografi gibi işlev görür ve beynin derinliklerindeki elektriksel aktiviteyi anlamamızı sağlar.</p>
<p>Normal şartlarda EEG sinyali, düz bir beyin yüzeyi üzerine yayılır. Ancak kafatası ve beyin düz bir yapı değildir; elipsoidal, üç boyutlu bir yapıya sahiptir. LORETA tekniği, sinyali iki boyutlu yapıdan üç boyutlu beyin yapısına dönüştürür. Bu sayede gelen sinyalin beyin derinliklerinde hangi anatomik bölgeden kaynaklandığı tespit edilebilir ve alfa, beta, gama, delta, teta bantları üzerinden ilgili beyin alanı belirlenebilir.</p>
<p>LORETA’nın temel özelliği, elektriksel sinyali yapısal anatomi üzerine yerleştirip buradan fonksiyonu çıkarmaktır. Üç aşamalı bir yöntemdir.</p>
<p>Edinilen bilgiler, fonksiyonel MR’dan elde edilen verilerle de uyumludur. LORETA ile sinyalin kaynağı ve hangi yapının farklı çalıştığı, hangi fonksiyonların kaybolduğu anlaşılabilir. Konumuz demans olduğundan, belirli networkler doğrudan demansla ilişkilidir. Örneğin dil networkleri, hipokampus, entorhinal korteks ve amigdaloid çekirdek gibi yapılar hafıza ve duygu ile ilişkilidir. Sinyalin kaynaklarını yapısal anatomi ile birleştirerek fonksiyon kaybı LORETA ile gözlemlenebilir.</p>
<p>Erken teşhis sorunu her zaman önemlidir; prodromal evreyi yakalamak gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Alanında uzman isimler sunum gerçekleştirdi! </strong></p>
<p>Kongrede daha sonra NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Nöropsikolog İnci Birincioğlu “Demansın Erken Teşhisinde Nöropsikolojik Değerlendirme Testleri”, NPİSTANBUL Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Necati Alp Tabak “Demansta Erken Radyolojik Bulgular”, NPİSTANBUL Hastanesi Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Özdemir “Unutkanlıktan Demansa Giden Yolda: Erken Tanıda Genetik Ve Mitokondriyal Göstergeler”, Prof. Dr. Erdinç Dursun<strong> </strong>“Demansta Kan Biyobelirteçleri Ve Kullanım Koşulları”, Prof. Dr. Duygu Gezen Ak<strong> </strong>“Demansta Beyin Omurilik Sıvısı Biyobelirteçleri”, Dr. Öğr. Üyesi Onur Erdem Şahin “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Fdg-Pet İle Görüntülemenin Klinik Önemi”, Doç. Dr. Özgül Ekmekçioğlu “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Diğer Moleküler Görüntüleme Yöntemleri”, Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu “Yeni Gelişen Hastalık Modifiye Edici Tedaviler Işığında Biyolojik Erken Tanıya Yaklaşım”, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini “Demansta Nöromodülasyon Uygulamaları”, Üsküdar Üniversitesi Düzenleme Kurulu Sekreteri Dr. Psk. Shams Farhad “Amnestik Hafif Bilişsel Bozuklukta (Ahbb) İşlevsel Beyin Bağlantısallığı” ve Uzm. Müh. Sahar Taghizadeh Makouei “Demansın Erken Teşhisinde Yapay Zekâ Uygulamaları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdiler.</p>
<p><strong>Toplu fotoğraf çekimi yapıldı</strong></p>
<p>Kongreye sunumlarıyla katkı sağlayan konuşmacılara teşekkür belgesi takdim edildi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Kodaş, “Kepçe Kulak Tedavisinde Estetik Beklentiler Öne Çıkıyor”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-kodas-kepce-kulak-tedavisinde-estetik-beklentiler-one-cikiyor-619039</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 21:52:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beklentiler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[kepçe]]></category>
		<category><![CDATA[kodaş]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kepçe kulak tedavisinde merak edilenler hakkında önemli bilgiler veren Op. Dr. Tuncay Kodaş, daha çok estetik açıdan memnuniyetsizlik yaşayan hastaların tedavi için başvuruda bulunduğunu ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-kodas-kepce-kulak-tedavisinde-estetik-beklentiler-one-cikiyor-619039">Dr. Kodaş, “Kepçe Kulak Tedavisinde Estetik Beklentiler Öne Çıkıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Kepçe kulak tedavisinde merak edilenler hakkında önemli bilgiler veren Op. Dr. Tuncay Kodaş, daha çok estetik açıdan memnuniyetsizlik yaşayan hastaların tedavi için başvuruda bulunduğunu ifade etti. </span></p>
<p><span>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Tuncay Kodaş, kepçe kulağın herhangi bir sağlık sorununa neden olmadığını, kişilerin estetik görünüm açısından memnuniyetsizlik yaşadıkları için hekime başvurduklarının altını çizdi. Kepçe kulak görüntüsünün nasıl giderildiği hakkında merak edilen soruları yanıtlayan Op. Dr. Kodaş, kepçe kulak estetik tedavisi sürecine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. </span></p>
<p><b><span>Kepçe Kulak Görünümü Neden Olur? Genetik midir?</span></b></p>
<p><span>KBB Uzmanı Op. Dr. Tuncay Kodaş, kepçe kulak görünümünün kulağın antiheliks yapısındaki bozukluğa bağlı oluştuğunu, bu yapısal sorunu çok fazla genetik açıdan nitelendirmediklerini belirtti. Kodaş, ancak genetiğin de mutlaka bir payı olabileceğini de söyleyerek, ailesinde hiç kepçe kulak olmayanların da kepçe kulaklı olabildiğini kaydetti. </span><span>Kodaş, kepçe kulakta anti-heliksteki yapısal bozukluğa bağlı olarak kulağın daha önde bir duruşu olduğunu söyleyerek, “Kepçe kulak şikayeti ile bize gelen hastalar, estetik açıdan bir algısal problem yaşadıklarını ifade ediyorlar. Çocuklarda kepçe kulaklı olmaktan kaynaklı olarak bir takım psikolojik temelli sorunlar da görülebiliyor. Kız çocukları tarafından gelen şikayetlerde genellikle saçlarını sürekli öne atarak toplum içine çıkma durumu söz konusu oluyor. Bu durumdan şikayetçi olan çocuk ya da erişkin hastalarımız sorunlarına kalıcı yöntemlerle çözüm bulabiliyorlar”şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b><span>Kepçe Kulak Ameliyatı ne zaman yapılabilir?</span></b></p>
<p><span>Kepçe kulaktan şikayetçi olup bantlar ve benzeri yöntemlerle bu sorundan kurtulmaya çalışan kişiler için en kalıcı çözümün cerrahide olduğunu ifade eden KBB Uzmanı Op. Dr. Kodaş şu bilgileri verdi: “Kepçe kulak yapısal bozukluğunun en kalıcı tedavisi sadece cerrahi operasyon ile mümkündür. Kepçe kulak ameliyatı diğer adıyla otoplasti ameliyatları 7 yaş ve üzeri kişilere uygulanabiliyor. Çocuklar bu yapısal bozukluktan ötürü psikolojik açıdan daha fazla etkilendikleri için çok fazla beklemeden 7 yaş üzerine bu ameliyatları yapıyoruz. Çocuklarda operasyonu daha çok genel anestezi yöntemi ile gerçekleştiriyoruz. Otoplasti ameliyatları çok uzun süren bir operasyonlar değildir. Ortalama süresi bir, bir buçuk saattir. Bu süre içinde anti heliks yapısını kazandırarak kepçe kulağı ortadan kaldırıyoruz.”</span></p>
<p><b><span>Kepçe Kulakta İki Tip Cerrahi Yöntem Var</span></b></p>
<p><span>Kodaş’ın verdiği bilgilere göre; kepçe kulak ameliyatlarında iki tip operasyon yöntemi kullanılıyor.  Birincisi ip ile kesi yapılmadan gerçekleştirilen yöntem, ikincisi ise kulak arkasına ufak bir kesi yapılarak yapılan bir yöntem olarak belirtiliyor.  Her iki yöntemin de dezavantajı ve avantajları olduğunu kaydeden Kodaş, “İp ile yapılan yöntemde hasta daha hızlı iyileşiyor ama kulağın eski haline dönme riski daha fazla olabiliyor. Kulak arkasına kesi ile yapılan açık ameliyat yöntemi birincisine göre daha kalıcı bir yöntem olarak karşımızda duruyor. Açık ameliyatta tekrar açılma riski çok daha düşük oluyor. Dezavantajı ise arkada küçük bir kesi oluyor. İyileşmesi pile olana göre daha uzun zaman alabiliyor. Ama ipli yönteme göre tekrar açılma riski oldukça düşük oluyor” diye bilgi verdi. </span></p>
<p><b><span>“Kepçe Kulak Görünümü Bir Hafta Sonra Kayboluyor”</span></b></p>
<p><span>Ameliyat sonrası tam iyileşme için bir haftalık bir pansuman süresi gerektiğini belirterek Kodaş, “Ameliyattan bir hafta sonra kepçe kulak görünümü ortadan kaybolmuş oluyor. Otoplasti ameliyatları basit operasyonlardır. Kepçe kulak tedavisi kolaydır. Hastanın normal yaşama dönmesi çok kısa sürede gerçekleşmektedir. Çocuklarda olduğu gibi erişkinlerde bu ameliyatları sıkça yapıyoruz. Her yaş grubunda da olumlu sonuç alınıyor” bilgisini paylaştı.</span></p>
<p><b><span>“Kepçe Kulak Çocuklarda Genel Anestezi İle Gideriliyor”</span></b></p>
<p><span>Kepçe kulak şikayeti ile gelen hastanın öncelikle kulağındaki antiheliks gelişiminin düzeyinin tespit edildiğini söyleyen Op. Dr. Kodaş, kepçe kulak operasyonlarının hem genel hem de  lokal anestezi altında gerçekleştirilebilen bir operasyonlar olduğunu kaydetti.  </span><span>Kepçe kulağın antiheliks yapısının derecesine göre buna karar verdiğini ifade eden Kodaş, “Çocuklarda genel anestezi altında yapmayı daha çok tercih ediyoruz. Erişkinlerde eğer tercih ederlerse lokal anestezi ile yapabiliyoruz” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-kodas-kepce-kulak-tedavisinde-estetik-beklentiler-one-cikiyor-619039">Dr. Kodaş, “Kepçe Kulak Tedavisinde Estetik Beklentiler Öne Çıkıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 08:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değişmezse]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda fazla kilolardan kurtulma konusunda ilaç ve cerrahi gibi farklı yöntemler halk arasında gittikçe popülerleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364">Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son yıllarda fazla kilolardan kurtulma konusunda ilaç ve cerrahi gibi farklı yöntemler halk arasında gittikçe popülerleşiyor. Bu tedavilerden kalıcı ve sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için beslenme düzeninin de mutlaka yeniden planlanması gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu yöntemler doğru kişiye uygulandığında kilo kaybını hızlandırabilir ancak yeme alışkanlıkları yeniden yapılandırılmazsa kas kaybı ve besin eksiklikleri ortaya çıkabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde sadece kilo kaybına odaklanmak yerine dengeli ve yeterli beslenme alışkanlıklarının kazanılması büyük önem taşır” dedi.</strong></p>
<p>Kilo kaybı hızlandığında vücudun ihtiyaçlarının da değiştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu süreçte özellikle protein alımı ve öğün dengesi büyük önem taşır. Yetersiz ya da dengesiz beslenme kas kaybına, enerji düşüklüğüne ve bazı besin eksikliklerine yol açabilir. Bu nedenle ilaç ya da cerrahi gibi destek tedaviler uygulanırken kişiye özel bir beslenme planı oluşturulmalı ve beslenme eğitimi tedavinin bir parçası olmalı. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılmazsa tedavi sonlandığında eski alışkanlıklara dönüş ve kilo geri alımı görülebilir. Kilo yönetiminde gerçek başarı ise verilen kilonun sağlıklı ve kalıcı şekilde korunabilmesiyle mümkündür” dedi.</p>
<p><strong>Besin değeri yüksek küçük porsiyonlar tercih edilmeli</strong></p>
<p>İştahın azalmasının beslenme düzenini de değiştirebileceğini ifade eden Örnek, “Bazı kişilerde ilaç tedavisi sırasında erken doyma hissi ortaya çıkabiliyor. Bu durumda gün içinde yeterli ve dengeli besin almak zorlaşabilir. Bu nedenle öğünlerin içeriği daha dikkatli planlanmalı, küçük ama besin değeri yüksek porsiyonlar tercih edilmeli. Böylece hem vücudun ihtiyaçları karşılanır hem de sağlıklı kilo kaybı desteklenir” dedi.</p>
<p><strong>Liften zengin gıdalar tokluğa yardımcı oluyor</strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde yeterli sıvı alımının ve lifli besin tüketiminin de önemli olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu dönemde yeterli su içmek ve sebze, meyve, tam tahıl gibi liften zengin gıdalara ağırlık vermek sindirim sisteminin daha dengeli çalışmasına yardımcı olur. Bu alışkanlıklar aynı zamanda tokluk hissini destekleyerek kişinin günlük beslenme düzenini daha sürdürülebilir hale getirir” ifadelerini kullandı. Sağlıklı kilo yönetiminin, tıbbi tedavilerin doğru yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklendiğinde kalıcı sonuçlar verdiğini hatırlatan Örnek, sürecin mutlaka uzman takibiyle yürütülmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364">Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşama]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tedavi sonrası hayata uyum, bağımlılık tedavisinin en kritik evresi!</strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinin en zorlu ve aynı zamanda en kritik evrelerinden birinin, kişinin tedavi sonrasında gündelik hayata yeniden uyum sağlaması olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu süreç, hem hasta hem de hekim açısından çeşitli güçlükler barındırmakla birlikte, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü bu aşamada bazı durumlar öngörülebilirken, bazıları beklenmedik şekilde ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Kişinin davranış örüntüleri, kişilik özellikleri ve hastalık farkındalığının bu sürecin seyrini belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Çevirir, “Yataklı servislerde bağımlılık tedavisi genel olarak üç aşamada ele alınır: akut dönem, idame dönem ve kontrol dönemi. Akut dönem, bağımlılığın en alevli olduğu, kişinin mesleki, sosyal ve ailesel işlevselliğinin ciddi biçimde bozulduğu süreci kapsar. Yoğun kullanım döngüsünün, yoksunluk belirtilerinin ve isteğin zirvede olduğu bu evrede, kişinin yataklı serviste tedavi altına alınması çoğu zaman kaçınılmazdır. Bu karar bazen hastanın isteğiyle, bazen de hastalık bilincinin yeterince gelişmemiş olması nedeniyle hastanın isteği dışında alınabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünüyor! </strong></p>
<p>Bağımlılığın doğası gereği, her hastanın ‘tedavi olmalıyım’ farkındalığına sahip olmayabileceğine değinen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünür ve bu durum kısa vadede kendisine avantajlıymış gibi gelebilir.” dedi.</p>
<p>Bu noktada hastalık bilinci, içgörü ve farkındalığın çoğu zaman sınırlı olduğuna işaret eden Çevirir, “Sosyal ilişkilerde yaşanan bozulmalar, evlilik sorunları, mesleki kayıplar ya fark edilmez ya da ertelenir. Oysa tüm bu unsurlar, bağımlılığın kişinin hayatında yarattığı çok yönlü tahribatın göstergesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hastane süreci antrenman, gündelik hayat asıl sınav! </strong></p>
<p>Akut dönemde temel müdahalelerin ilaç tedavisi, psikoterapi ve sosyal destek olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku ve iştah bozuklukları, duygu durum sorunları ve algısal bozulmalar bu dönemde sıklıkla görülür.” dedi.</p>
<p>İlaçların yalnızca yoksunluk belirtilerini yönetmek için değil, beynin nörokimyasal dengesini yeniden düzenlemek ve bilişsel işlevleri koruyabilmek için de kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikoterapi ise hastalık bilincinin gelişmesi ve kişinin yaşadıklarını anlamlandırabilmesi açısından vazgeçilmezdir. Ancak akut dönemde belirtiler yatışsa bile, hastalığın tamamen kontrol altına alındığından hiçbir zaman emin olunamaz. Altta kalan risk, uygun koşullarda yeniden alevlenebilir. Bu nedenle taburculuk sonrası ayakta tedaviye geçiş, tedavinin en önemli aşamalarından biridir. Hastanede yürütülen süreç bir anlamda antrenman, asıl sınav ise kişinin gündelik hayata döndüğü dönemdir.”</p>
<p><strong>Hastanede sağlanan izolasyon, ev ortamında da sürdürülmeli! </strong></p>
<p>Ayakta tedavi sürecinde ilaçların düzenli kullanımının, genellikle en az altı ay süreyle devam ettirildiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “İlaçların beyindeki etkileri zamanla ortaya çıkar. Bu süreç, kırık bir kolun alçıya alınmasına benzetilebilir; alçı iyileştirmez, iyileşme için uygun ortamı sağlar.” dedi.</p>
<p>Hastanede sağlanan izolasyon ortamının, mümkün olduğunca ev ortamında da sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken Çevirir, “Aksi hâlde dış tetikleyiciler hızla devreye girebilir. Özellikle sanal kumar, madde ya da alkol bağımlılığında telefon, sosyal medya ve eski sosyal çevre ciddi risk unsurlarıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Erken sorumluluk, bağımlılıktan uzak kalmayı güçlendiriyor!  </strong></p>
<p>Taburculuk sonrası kişinin günlük yaşamında belli bir rutin oluşturmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku düzeni, beslenme, sorumluluk alma ve disiplinin korunması tedavinin temel yapı taşlarıdır.” dedi.</p>
<p>Kişinin ‘hasta’ kimliğine sığınıp sorumluluklardan kaçmasının iyileşmeyi geciktirdiğini aktaran Çevirir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kişi ne kadar erken sorumluluk alır ve hayata adapte olursa, bağımlılıktan uzak kalma ihtimali o kadar artar. Psikoterapinin sürdürülmesi bu noktada kritik bir rol oynar. Çünkü bağımlılığı besleyen temel unsurlar; içsel çatışmalar, duygusal boşluklar, stresle baş etme güçlükleri ve dürtüselliktir. Kişi çoğu zaman acıdan kaçmak için hazza yönelir. Terapide amaç, bu döngüyü fark etmek, isteği yönetebilmek ve kişinin içgörüsünü güçlendirmektir.” </p>
<p><strong>Sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından önemli! </strong></p>
<p>Bağımlılıkta sık karşılaşılan durumlardan birinin de kayma olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kayma, kişinin bir süre madde veya davranıştan uzak kaldıktan sonra yeniden kullanıma yönelmesidir.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin genellikle ani olmadığını açıklayan Çevirir, “Öncesinde rüyalar, tetikleyici düşünceler, çevresel uyaranlar ve duygusal dalgalanmalar görülür. Yağmurdan önce havanın kapatması gibi, kaymanın da öncü işaretleri vardır. Bu sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Ailenin ve sosyal çevrenin tutumu, tedavinin seyrini doğrudan etkiler. Aşırı kontrolcü, suçlayıcı veya baskılayıcı yaklaşımlar tedaviye direnci artırabilir. Aynı şekilde ‘iyi polis–kötü polis’ tutumları da sağlıklı değildir. Önemli olan, hastayı sürekli sorgulamak yerine, kullanım davranışına zemin hazırlayan nedenler üzerinde durmaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağımlılıkta en çok zarar gören ve en geç onarılan alan: Güven! </strong></p>
<p>Bağımlı bireylerin geçmişte yaşadıkları yoğun haz deneyimlerini özlemle anımsamalarının doğal olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu durum, bir tür yas süreci olarak da değerlendirilebilir. Kişi, artık eskisi kadar yoğun haz alamadığını fark ettiğinde hayal kırıklığı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>İyileşme süresinin kişiden kişiye değiştiğini hatırlatan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu süreç kişinin hastalık farkındalığına, sosyal desteğine, beynin maruz kaldığı hasara ve bağımlılığın kronikleşme düzeyine bağlıdır. Bu nedenle bağımlılık için kesin bir iyileşme süresi tanımlamak mümkün değildir. Ailelerin bu süreçte sevgi, şefkat ve sabır göstermesi; ancak aynı zamanda sağlıklı sınırlar koyabilmesi gerekir. Aşırı kaygı bulaşıcıdır ve kişiyi baskı altında hissettirebilir. Güven, bağımlılık sürecinde en çok zarar gören alanlardan biridir ve yeniden inşası zaman alır. Güvenememek anlaşılabilir bir durumdur; ancak güvensizliği sürekli hastaya yansıtmak, iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bir adım geriden, dikkatli ama sakin bir izleme daha sağlıklı bir yaklaşımdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Genetik Testlerin 4 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-610747</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 07:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[testlerin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610747</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve 10 milyonun üzerinde insan kansere bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-610747">Kanser Tedavisinde Genetik Testlerin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve 10 milyonun üzerinde insan kansere bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Kanser, artık sadece bireysel bir sağlık sorunu değil; tüm toplumları etkileyen küresel bir halk sağlığı meselesi olarak tanımlanıyor. Ancak ilerleyen teknoloji ve tıp alandaki son gelişmeler kapsamında yapılan genetik testler ile yapılan doğru planlamalar sayesinde kanser büyük oranda tedavi edilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mükremin Uysal,  kanser tedavisinde yeni yol haritası genetik ve moleküler testler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kanser görülme sıklığı dikkat çekiyor<br /> </strong>Güncel veriler, kanser görülme sıklığının özellikle yaşam süresinin uzaması, çevresel faktörler, sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı gibi nedenlerle giderek arttığını göstermektedir. Dünya genelinde ve ülkemizde en sık görülen kanser türleri arasında; meme kanseri, akciğer kanseri, kolorektal (kalın bağırsak, resktum) kanserler, prostat kanseri, mide kanseri yer almaktadır. Bu kanserlerin önemli bir kısmında, düzenli tarama programları ve erken tanı sayesinde tedavi başarısı belirgin şekilde artmakta, hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi olumlu yönde etkilenmektedir.</p>
<p><strong>Kanserde değişen yaklaşım: kişiselleştirilmiş tedavi<br /> </strong>Geçmişte kanser tedavileri daha çok standart protokollerle yürütülürken, günümüzde her hastanın kanserinin biyolojik ve genetik açıdan farklı özellikler gösterebildiği bilinmektedir. Bu anlayış, “herkese aynı tedavi” yaklaşımının yerini “kişiye özel tedavi” kavramına bırakmasını sağlamıştır . Biyopsi veya cerrahi sonrası elde edilen tümör dokusunda yapılan moleküler ve genetik analizler, hastalığın davranışı hakkında önemli bilgiler sunmakta ve tedavi planının daha doğru şekilde belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Kanserde genetik test; tanıyı doğrular, yol haritası çıkarır ve <em>hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve immünoterapiler</em> gibi modern tedavi seçeneklerinin, uygun hastalarda doğru zamanda kullanılabilmesini sağlar. </p>
<p><strong>Genetik testlerin hastaya sağladığı 4 avantaj </strong></p>
<ol>
<li><strong>Tedaviyi yönlendirme : </strong>Tümörde saptanan genetik değişiklikler, hangi tedavinin daha etkili olabileceğini öngörmemizi sağlamaktadır. Böylece hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler, doğru hastada ve doğru zamanda kullanılabilmektedir. </li>
<li><strong>Gereksiz tedavilerden kaçınma : </strong>Genetik testler sayesinde etkisiz olacağı öngörülen tedavilerden kaçınılmakta, hastalar gereksiz yan etkilerden korunmaktadır. </li>
<li><strong>Tedavi başarısını artırma :</strong> Moleküler düzeyde doğru hedefe yönelik tedaviler, tedaviye yanıt oranlarını artırmakta ve hastalığın kontrol altına alınmasını kolaylaştırmaktadır. </li>
<li><strong>Kalıtsal kanser riskinin belirlenmesi :</strong> Uygun hastalarda yapılan bazı genetik testler, ailesel kanser yatkınlığını ortaya koyabilir. Bu sayede yüksek risk taşıyan bireyler erken dönemde izlenmekte, koruyucu önlemler alınabilmekte ya da kanser çok erken evrede saptanabilmektedir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-610747">Kanser Tedavisinde Genetik Testlerin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 11:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açan]]></category>
		<category><![CDATA[Aykan]]></category>
		<category><![CDATA[çığır]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[mmünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[T Lenfosit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113">Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki karmaşık ilişkiyi, immünoterapideki bilimsel gelişmeleri ve bu tedavinin hangi hastalarda etkili olduğunu anlattı. </p>
<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi şöyle özetledi:</p>
<p>“Bağışıklık sistemi yani immün sistem organizmada kendinden olmayanı (non-self) kendinden olandan (self) ayırt eden ve kendinden olmayanların organizmaya zarar vermesini önleyen bir süper sistemdir. Kanser, aslında organizmanın kendi hücrelerinden oluşan bir hastalık olmasına rağmen immün sistemin onu tanıması ve ortadan kaldırması kanser hücrelerinin farklı yeni antijenlere (neoantijen) sahip olması ile ilişkilidir. Kanser oluşumu büyük ölçüde genlerimizdeki mutasyonlarla ortaya çıkar. Mutant genler mutant proteinler üretir ve bunlar kanser hücrelerinde normal hücrelerde bulunmayan neoantijenler olarak belirir. Bir tümörde antijen yükü ne kadar fazla ise immün sistem o kadar aktiftir. İmmün sistem hücrelerinin yoğun olduğu tümörler ‘sıcak (hot)’ tümörler olarak bilinir, bunlarda immünoterapinin etkisi tam tersi ‘soğuk (cold)’ tümörlere göre çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>“Onkolojide çığır açan bir yaklaşım”</strong></p>
<p>Son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmelere de değinen Prof. Dr. Aykan, şunları söyledi:</p>
<p>“Son yıllardaki en önemli bilimsel gelişme 2018 Nobel Tıp ödülünü kazanan James P. Allison ve Tasuku Honjo’nun negatif immün regülasyonun baskılanmasıyla kanser tedavisinin keşfi oldu. Konuyu biraz açalım. Vücudumuzda immün sistemin kanser hücreleriyle savaşan T lenfositlerinden oluşan bir ordusu mevcut. T lenfositlerine kanser hücrelerinin antijenleri lenf düğümlerinde dendritik hücreler tarafından tanıtılır. Aktifleşen T hücreleri kanser dokusuna gider ve tümör hücrelerine saldırır. İşte bu iki olayda aktif T hücrelerini baskılayan mekanizmalar keşfedildi. Lenf düğümlerinde T lenfosit membranında görülen CTLA-4 molekülünün aktif lenfosite negatif sinyal gönderdiği, tümör dokusunda ise tümör hücre zarında ortaya çıkan PD-L1 molekülünün lenfositlerdeki PD-1 reseptörüne bağlanarak benzer şekilde aktif T hücrelerini baskıladığı ortaya çıktı. Bu keşfin ardından ilaç teknolojisi hızla anti-CTLA-4, anti-PD-1 ve anti-PD-L1 ilaçlar (monoklonal antikorlar) geliştirmeye başladı ve günümüzde çok sayıda immünoterapi ilacı birçok klinik çalışmada araştırıldı, etkinlikleri gösterildi ve FDA tarafından onaylanarak kullanım alanına girdi. Bu onkolojide çığır açan bir yaklaşımdır.”</p>
<p><strong>İmmünoterapinin diğer tedavilerden farkı</strong></p>
<p>İmmünoterapiyi klasik kanser tedavilerinden ayıran temel bilimsel farkları da sıralayan Aykan,<strong> “</strong>En önemli fark immünoterapi ilaçlarının direkt sitotoksik olmayıp dolaylı olarak T lenfositleri üzerindeki baskıyı kaldırmaları, böylece T lenfositlerinin tümör hücrelerini yok etme kapasitelerini arttırmasıdır. Bir bakıma immünoterapi, ‘T-lenfositler – Tümör hücreleri’ savaşında T lenfosit ordusuna destek olmaktadır. Kemoterapiden farklı olarak sağlıklı çoğalan organizma hücrelerine direkt bir sitotoksik etkisi yoktur” dedi.</p>
<p><strong>“İmmünoterapi ilaçları bazı kanserlerde çok etkili olurken bazılarında hiç etkili olmadı”</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemi temelli yaklaşımların etkisini belirleyen başlıca biyolojik faktörlerle ilgili de bilgi veren Aykan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Yapılan çalışmalarda bu yeni immünoterapi ilaçlarının bazı kanserlerde dramatik yanıtlar verirken bazılarında hiç etkili olmadığı gözlendi. Bunu belirleyen bazı biyolojik faktörler şunlar:</p>
<ul>
<li>DNA’da yanlış eşleşmenin tamirinde defekt olan tümörler (dMMR). Bu tümörlerde bir belirteç olarak mikrosatellit instabilite yüksektir (MSI-H) ve immünoterapiye çok iyi yanıt verirler. Organ ayrımı olmaksızın (tümör-agnostik) MSI-H kanserlerde (kolorektal kanser, endometrium kanseri, mide kanseri vb) sadece immünoterapi ile yüksek yanıt alınmakta olup metastatik hastalarda median sağkalım 5 yılı geçmiştir. Çok yeni olarak neoadjuvan (cerrahi öncesi) tedavide de yerini almıştır. Hatta rektum kanserinde organ koruyucu yaklaşıma büyük ölçüde olanak vermektedir.</li>
<li>PD-L1 ekspresyonu yüksek (>% 50) tümörlerde immünoterapi ile daha iyi sonuçlar alınmakta olup PD-L1 %1-49 arası tümörlerde de kemoterapi + immünoterapi kombinasyonu etkili olmaktadır. </li>
<li>Tümor Mutasyon Yükü (TMB) fazla olan kanserler immünoterapiye daha iyi yanıt vermektedir.</li>
</ul>
<p><strong>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türleri</strong></p>
<p>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türlerini sıralayan Aykan, “Yukarıda belirttiğim tümörlerin yanı sıra malign melanom, küçük hücreli dışı ve küçük hücreli akciğer kanserleri (NSCLCa ve SCLCa), böbrek kanseri (RCC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC), karaciğer kanseri (HCC), safra yolu kanserleri, baş boyun kanserleri, yemek borusu ve bir kısım mide kanserlerinde immünoterapi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır” dedi. </p>
<p>Uygulamada hangi tip hastalarda olumlu cevap alınabildiğine dair soruya ise Aykan, “Bu bahsettiğim özellikleri taşıyan hastalar örnek olarak verilebilir. Artık birçok Patoloji laboratuvarında MSI ve PD-L1 ekspresyonu tümör materyalinde rutin olarak bakılmaktadır” yanıtını verdi.</p>
<p><strong>“Kombinasyon tedavileri halen araştırılıyor”</strong></p>
<p>İmmünoterapinin ilaç/aşı çalışmalarına katkısına da değinen Profesör, “Günümüzde immünoterapi yeni bir disiplin olarak onkolojide yerini almıştır. COVID-19 salgınından sonra gündeme gelen mRNA aşıları değişik kanser tedavilerinde de araştırılmakta olup immünoterapi ile birlikte kombinasyon tedavileri halen araştırma fazlarındadır. Bireysel tümör antijenlerine karşı mRNA aşısı + immünoterapi çok daha iyi klinik sonuçlar alma potansiyeli taşımaktadır” dedi.</p>
<p><strong>“İmmünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri vardır”</strong></p>
<p>Tüm tedavilerde olduğu gibi immünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri olduğunu belirten Aykan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunlar tedavi veren hekimler tarafından yakından izlenmektedir. İmmünoterapi ilaçlarının yan etkileri daha çok otoimmünite ile ilgilidir; örneğin otoimmün pnömoni, kolit, hepatit, hipotiroidi ve ciltte döküntüler gibi. Bunun yanında bu ilaçların finansal toksisitesini gözardı etmemek gerekir. Ülkemizde henüz çok kısıtlı endikasyonda geri ödeme vardır ama bunların dışında kullanmak isteyen hastalar için gerçekten ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında bunların dikkate alınması gerekmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113">Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile meme kanseri tedavisinde güvenli, etkin ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlar geliştirilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-meme-kanseri-tedavisinde-guvenli-etkin-ve-kisisellestirilmis-yaklasimlar-gelistirilecek-608529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkin]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Müftüler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Nükleer Uygulamalar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fazilet Zümrüt Biber Müftüler’in yürütücülüğünü yaptığı “HER2-Pozitif Meme Kanserine Teranöstik Yaklaşımlar: ¹⁵⁵/¹⁶¹Tb-DOTA-Antikor Çifti ve Preklinik Değerlendirmeler” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-meme-kanseri-tedavisinde-guvenli-etkin-ve-kisisellestirilmis-yaklasimlar-gelistirilecek-608529">Bu proje ile meme kanseri tedavisinde güvenli, etkin ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlar geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Nükleer Uygulamalar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fazilet Zümrüt Biber Müftüler’in yürütücülüğünü yaptığı </span><span><span>“HER2-Pozitif Meme Kanserine Teranöstik Yaklaşımlar: ¹⁵⁵/¹⁶¹Tb-DOTA-Antikor Çifti ve Preklinik Değerlendirmeler” </span></span><span>başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Proje ile HER2 pozitif meme kanserinde hedefe yönelik tanı ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesini amaçlıyor. Proje, Amerika Birleşik Devletleri Alabama Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Bölümünden</span><span><span> Prof. Dr. Suzanne Lapi’nin </span></span><span>de yer aldığı uluslararası bir iş birliği ile Ege Bölgesi’ndeki çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin katkılarıyla yürütülecek.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, projesi TÜBİTAK 1001 Programı kapsamında desteklenmeye uygun görülen </span><span><span>Prof. Dr. Zümrüt Müftüler ve ekibini tebrik ederek başarılarının devamını diledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Projenin amaçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan proje yürütücüsü</span><span><span> Prof. Dr. Zümrüt Müftüler</span></span><span>, meme kanserinin kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu ve</span><span><span> HER2 reseptörünün aşırı ekspresyonunun</span></span><span>, tümörlerin daha agresif bir biyolojik davranış sergilemesine yol açtığını vurguladı. Prof. Dr. Müftüler, HER2’yi hedefleyen monoklonal antikor temelli yaklaşımların klinik uygulamalarda yüksek özgüllük sağladığını, ancak bireysel tedavi yanıtlarındaki farklılıklar ve sistemik yan etkilerin halen önemli bir sorun teşkil ettiğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>“Sağlıklı dokular radyasyondan korunacak”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Müftüler, “Bu proje kapsamında,</span><span><span> HER2 hedefli bir monoklonal antikor</span></span><span>, teranostik özelliklere sahip</span><span><span> Terbiyum-155 ve Terbiyum-161 </span></span><span>radyonüklidleri ile işaretlenerek hem tanı hem de tedavi amacıyla kullanılabilecek yenilikçi radyofarmasötiklerin geliştirilmesi hedefleniyor. Teranostik çift yaklaşımı sayesinde, tümör dokusuna özgü görüntüleme yapılması, tedavi etkinliğinin optimize edilmesi ve sağlıklı dokuların radyasyon maruziyetinin azaltılması amaçlanıyor. Proje süresince gerçekleştirilecek radyoişaretleme ve kalite kontrol çalışmalarının ardından, geliştirilen Terbiyum radyoizotopları ile işaretli bileşiklerin biyolojik etkinliği HER2 pozitif ve negatif meme kanseri hücre hatları üzerinde</span><span><span> in vitro </span></span><span>olarak değerlendirilecek.</span><span><span> In vivo </span></span><span>çalışmalarda ise deneysel tümör modelleri kullanılarak sintigrafik görüntüleme, biyodağılım, internal dozimetri ve tedavi etkinliği analizleri gerçekleştirilecek. Tedavi sonrası tümör yanıtları, hem görüntüleme yöntemleri hem de histopatolojik değerlendirmelerle incelenecek” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Müftüler, projenin HER2 hedefli teranostik radyofarmasötiklerin geliştirilmesine yönelik literatürde önemli bir boşluğu dolduracağını belirterek, “Bu proje, meme kanseri tedavisinde daha güvenli, etkin ve kişiselleştirilmiş yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Elde edilecek sonuçların hem ulusal hem de uluslararası bilimsel literatüre ve ülkemizin nükleer tıp ve radyofarmasötik alanındaki bilimsel birikimine önemli katkılar sunacağına inanıyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-meme-kanseri-tedavisinde-guvenli-etkin-ve-kisisellestirilmis-yaklasimlar-gelistirilecek-608529">Bu proje ile meme kanseri tedavisinde güvenli, etkin ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlar geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 08:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Masaj]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemlere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi sürecinde hastalar, uygulanan tıbbi tedavilerin yanı sıra günlük yaşamda kendilerini destekleyecek yollar arayabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151">Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser tedavisi sürecinde hastalar, uygulanan tıbbi tedavilerin yanı sıra günlük yaşamda kendilerini destekleyecek yollar arayabiliyor. Bu süreçte alternatif ve tamamlayıcı yöntemlere yönelmenin oldukça yaygın olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Hastalar bedenlerini desteklemek, tedavi sürecini daha rahat geçirmek ve kendilerini daha iyi hissetmek amacıyla bitkisel ya da doğal ürünlere yönelebiliyor, bu son derece anlaşılır bir yaklaşım. Kanser tedavisi hem fiziksel hem de duygusal olarak zorlayıcı bir süreç dolayısıyla kontrol hissini yeniden kazanma isteği çok olağan. Ancak her doğal ürünün güvenli olmadığı ve bilimsel bilginin asıl tedavi olduğu hiçbir zaman unutulmamalı” dedi.</strong></p>
<p>Alternatif ve tamamlayıcı yöntemlerin ‘doğal’ olarak tanımlanmasının her zaman güvenli oldukları anlamına gelmediğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bazı bitkisel takviyeler kemoterapi ilaçlarının emilimini azaltabilir, karaciğer ve böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir ya da bağışıklık sistemi üzerinde istenmeyen etkilere yol açabilir. Zararsız olduğu düşünülen ürünler bazen tedavinin etkisini azaltabilir ve bu durum hastaların farkında olmadığı riskler doğurabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde kullanılan her ürünün, alınan her desteğin mutlaka hekimle paylaşılması gerekir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Masaj her kanser hastası için uygun olmayabilir</strong></p>
<p>Bitkisel ürünlerin yanı sıra, kanser tedavisi sürecinde masaj gibi fiziksel tamamlayıcı yöntemlerin de hastalar tarafından sıkça merak edildiğini belirten Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, masajın bazı hastalarda ağrıyı azaltmaya, stresi hafifletmeye ve genel iyilik halini desteklemeye yardımcı olabildiğini söyledi. Ancak masajın herkes için uygun bir yöntem olmadığının altını çizen Yıldırım, “Damar tıkanıklığı, kanama yapıcı ilaç kullanımı, aktif enfeksiyon, ateş ya da ciltte açık yara gibi durumlarda ise masaj önerilmez. Bu ve benzeri tamamlayıcı yöntemlerin güvenle uygulanabilmesi için mutlaka hekim bilgisi ve onayıyla planlanması gerekir” açıklamasında bulundu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151">Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[infertilite]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı. “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi”nin hazırlık sürecine Türkiye’den Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük davet edildi. Rehberin; farklı ülkelerden 30 uzmandan oluşan çalışma gruplarının çalışmalarıyla oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, 5 yıl süren yoğun bir hazırlık süreci yaşandığını söyledi. </em></p>
<p>“İstenmesine rağmen çocuk sahibi olamama” durumu olarak tanımlanan infertilite, artık dünyanın en görünmez fakat en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Üreme çağındaki her 6 kişiden biri bu sorunu yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, infertilitenin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, tüm dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirtiyor. Bu görüşün yansıdığı “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi” Dünya Sağlık Örgütü’nün infertilite alanında dünyada ilk kez yayınladığı ve en kapsamlı rehber olma niteliği taşıyor. Rehber, infetilite alanında çalışan bilim insanları için bilimsel bir başvuru kaynağı. WHO’un hazırlanması için farklı ülkelerden 30 uzman arasında, Türkiye’yi temsil eden <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük’</strong>ten rehber hakkında bilgi aldık. </p>
<p><strong>Tanı ve tedavide standartlar yeniden tanımlandı</strong></p>
<p>Rehberde<strong> </strong>bilimsel kanıtlar titizlikle değerlendirildi, tanı ve tedavi standartları yeniden tanımlandı. Tüm dünyaya, eş zamanlı olarak düzenlenen geniş katılımlı bir webinarla duyuruldu. Sağlık bakanlıklarının, sivil toplum kuruluşlarının, hekimlerin ve hasta topluluklarının takip ettiği bu küresel toplantıda, infertilite alanında ülkelerin erişilebilir, maliyet-etkin ve hasta odaklı politikalar geliştirmesine yönelik çağrılar da yapıldı. Prof. Dr. Küçük, özellikle tanıda gereksiz testlerin azaltılması, çiftlerin psikososyal destek ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi ve tedavilerde bilimsel temeli olmayan “mucize” uygulamalardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan bölümlerde aktif rol aldı. </p>
<p><strong>İnfertilite tedavisinin gri alanı: Açıklanamayan İnfertilite</strong></p>
<p>İnfertilite tedavisinde en tartışmalı alanlardan birinin açıklanamayan infertilite olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, bilimsel kanıtı olmayan “mucize tedavi” yaklaşımlarının çiftlere zaman ve para kaybettirdiğini vurgulayarak, bu grupta sorun tespit etme arzusunun anlaşılır olduğunu ancak gereksiz ve deneysel girişimlerin çoğu zaman hiçbir fayda sağlamadığını  belirterek sözlerine şöyle devam etti: <strong>“Açıklanamayan infertilitede ilk basamak çoğu zaman ‘bekle–gör’ yaklaşımıdır. Bu dönem, çiftleri pahalı ve etkisi kanıtlanmamış uygulamalara yönlendirmek için bir boşluk değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir. Gereksiz testler, ‘mucize’ diye sunulan deneysel tedaviler ya da bilimsel desteği olmayan müdahaleler hem zaman kaybı yaratır hem de çiftleri ekonomik olarak zorlar. Üreme seçenekleri kadar, sigaranın bırakılması, kilo yönetimi, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı düzenlemeleri de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.”</strong></p>
<p><strong>Peki, rehber ne diyor? </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü(WHO)’nün hazırladığı bu rehber, infertilite hizmetlerinin bir “ayrıcalık” değil temel bir sağlık hakkı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çiftlere yaşa bağlı doğurganlık azalması, kilo durumu, sigara ve yaşam alışkanlıkları gibi risk faktörleri konusunda açık ve düşük maliyetli bilgilendirme yapılması; tanının mümkün olan en basit ve ulaşılabilir yöntemlerle konulması; tedavi başarı oranlarının, olası risklerin ve maliyetlerin şeffaf biçimde paylaşılması rehberin temel başlıklarını oluşturuyor. Günümüzde çiftlerin önemli ekonomik yüklerle karşılaştığını ifade eden Prof. Dr. Tansu Küçük; “ WHO rehberi ise ülkelerin üreme sağlığı programlarına infertilite hizmetlerini entegre etmesi, erişilebilirliği artırması ve veri temelli politikalar üretmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yaklaşım, ülkelere hem hizmet kalitesinin standartlaşması hem de çiftlerin daha eşit bir sağlık hizmetine ulaşması için kritik bir fırsat sunuyor” değerlendirmelerinde bulundu. </p>
<p><strong>“İnfertilite bir hastalık olarak kabul edilmeli!”</strong></p>
<p> İnfertilitenin çoğu ülkede, hatta Türkiye’de de bir “hastalık” olarak dahi tanımlanmadığından milyonlarca kişinin gerekli tedavilere erişemediğini belirten Prof. Dr. Tansu Küçük; “Özel sağlık sigortalarının büyük bölümünde yer almıyor. İnfertilite tedavileri devlet geri ödeme sistemlerinde sınırlı destek görüyor. Bu nedenle maddi imkanı olmayan çiftler için çoğu zaman ulaşılamaz hale geliyor. Bu durum yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçlar doğuruyor: infertilite yaşayan çiftlerde kadınların yüzde 36’sının bu nedenle partner şiddetine maruz kaldığı, kaygı, depresyon ve ilişki sorunlarının ise sık rastlanan eşlikçiler olduğu belirtiliyor” diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı rehberde infertilitenin hem kadın hem de erkek kaynaklı olabileceği ancak kadınların çoğu zaman haksız yere suçlandığı ve erkek faktörünün göz ardı edildiği de özellikle vurgulanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme bozuklukları tedavisinde altın standart ekip çalışması!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-600400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 10:23:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme Ve Diyet Uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[hülya]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[standart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının nedeni, belirtileri, sebep olabileceği sorunlar ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-600400">Yeme bozuklukları tedavisinde altın standart ekip çalışması!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının nedeni, belirtileri, sebep olabileceği sorunlar ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yeme bozuklukları, kişinin ruhsal ve günlük yaşamını derinden etkileyebilir!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarının, yalnızca kilo ya da fiziksel görünümle ilgili sorunlar olmadığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kişinin duygu durumunu, düşünce yapısını, ilişkilerini ve günlük işlevselliğini derinden etkileyen ciddi ruhsal sorunlardır.” dedi.</p>
<p>Çoğu zaman ‘irade’, ‘diyet’ ya da ‘zayıflama isteği’ olarak görülse de, aslında çok daha karmaşık bir psikolojik süreci işaret ettiğini aktaran Yiğit, “Bir kişinin yeme bozukluğu riski taşıyıp taşımadığına işaret eden bazı belirtiler var. Sık sık kalori hesabı yapmak bu belirtilerden biri. Bu kişiler günün büyük bir bölümünü ne yediğini, kaç kalori aldığını ya da ne kadar yakması gerektiğini düşünerek geçirebilir.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Yeme bozukluğu olan bireyler, yeme davranışını olumsuz duygularla ilişkilendirebilir! </strong></p>
<p>Yeme bozukluğunun diğer belirtilerine de değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şunları söyledi:</p>
<p>“Bireyler sosyal ortamlarda yemek yemekten kaçınabilir. Başkalarının yanında yemek yerken yoğun gerginlik yaşayabilir, davetlerden ya da dışarıda yemek yenilen ortamlardan uzak durabilir. Konuşmaları, kilo alma kaygısı ve kilo verme odaklı olabilir. Sohbetlerin büyük bölümü kilo, diyet, zayıflama ya da vücut görünümü etrafında dönebilir. Aşırı ve kontrolsüz spor yapma eğiliminde olabilirler. Fiziksel sınırları zorlayacak şekilde, dinlenmeye izin vermeden ya da suçluluk duygusuyla spor yapabilirler. Belirli yiyecekleri tükettikten sonra yoğun suçluluk ve utanç duyabilirler. Özellikle ‘sağlıksız’ olarak etiketlenen yiyecekler tüketildiğinde bulantı, pişmanlık, kendini cezalandırma isteği gibi duygular ortaya çıkabilir. Duygusal yeme davranışı gösterebilirler. Açlık hissi olmamasına rağmen stres, üzüntü, öfke, yalnızlık gibi olumsuz duygularla baş etmek için yemeğe yönelebilirler.” </p>
<p><strong>Tek başına diyet yapmak sorunu derinleştirebilir!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarında kişinin; yemek yemeyi, kilosunu ve fiziksel görünümünü aşırı derecede düşünür hale geldiğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu düşünceler zamanla kişinin bedensel sağlığını, psikolojik iyi oluşunu, sosyal ilişkilerini ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkiler. İş, okul, aile ve sosyal hayat geri planda kalabilir. Bu noktada önemli bir gerçek şudur: Yeme bozuklukları yalnızca kilo vererek ya da diyet yaparak çözülebilecek sorunlar değildir. Aksine, tek başına diyet yapmak çoğu zaman sorunu derinleştirebilir.” uyarısını yaptı.</p>
<p><strong>Yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım altın standart!</strong></p>
<p>“Eğer kendinizde bu belirtilerden bazılarını fark ediyorsanız, durumu göz ardı etmeden profesyonel destek almanız önemlidir.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşımın altın standart kabul edildiğini vurguladı.</p>
<p>Ekibin diyetisyen, psikolog ve gerekirse psikiyatristten oluşması gerektiğinin altını çizen Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Diyetisyen, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme düzeninin oluşturulmasına rehberlik eder. Psikolog, yeme davranışının altında yatan duygusal ve bilişsel süreçleri ele alır. Psikiyatrist ise gerektiğinde tıbbi değerlendirme ve ilaç desteği sağlar. Unutulmamalıdır ki erken fark edilen ve doğru şekilde ele alınan yeme bozuklukları tedavi edilebilir. Yardım istemek bir zayıflık değil, iyileşme yolunda atılan güçlü bir adımdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-600400">Yeme bozuklukları tedavisinde altın standart ekip çalışması!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:07:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Özellikle son yıllarda daha çok gündeme gelen “Balon sinoplasti” yönteminin, hiçbir dokuyu kesmeden uygulanması sayesinde önemli bir seçenek haline geldiğini söyleyen KBB, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata “Bu sayede güvenli ve komplikasyon riskini belirgin şekilde azaltan bir seçenek oluşturuyor. Ayrıca kesisiz olması nedeniyle kanama bozukluğu yaşayan hastalarda da kullanılabiliyor” dedi </em></p>
<p><strong>SİNÜZİT GİDEREK ARTIYOR; ALERJİLER VE KALABALIK YAŞAM ETKİLİ </strong></p>
<p>Giderek kalabalıklaşan dünya, yaşam alanlarımızın yapaylaşması hem alerjilerde artışa hem de daha sık enfeksiyonlarla karşılaşmamıza neden oluyor. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini ve özellikle bu iki durumun da etkisiyle sinüzitin kronikleştiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerekliliğini şu cümlelerle aktardı: “Sürekli yüz bölgesinde dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat standardımızı ve mutluluğumuzu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Beraberinde sürekli ilaç kullanımı gerekliliği de ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.” </p>
<p>Riski düşük olmakla birlikte tedavi edilmediği taktirde sinüzitin kulağa yayılıp orta kulak iltihabına neden olabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Pata, “Hatta, göze doğru yayılıp görme kaybına hatta ve hatta beyne ilerleyip menenjit gelişmesine, beyin absesi oluşumuna bile neden olabilir” dedi. </p>
<p><strong>“BALON SİNOPLASTİ DOKULARA ZARAR VERMEDEN KANAMASIZ UYGULANABİLİYOR” </strong></p>
<p>Sinüzit tedavisinde kullanılan ve özellikle son yıllarda öne çıkan balon sinoplasti yönteminin kanamasız şekilde uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Elimizde bıçak, makas gibi kesici bir alet olmadan çalışıyoruz. Hiçbir dokuyu zedelemiyor, çevre yapılara herhangi bir temasla zarar vermiyoruz. Böylece kanama riski en aza iniyor ve cerrahi süreç çok daha kontrollü ilerliyor” dedi. Balon sinoplastinin dokuları koruyan ve iyileşme sürecini hızlandıran bir yöntem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Pata, 2005’te Amerika’da geliştirilen, Türkiye’de ise 2006’dan bu yana uygulanan bu tekniğin klasik ameliyatlarla aynı tedavi başarısına sahip olduğunu söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Pata, sözlerine şöyle devam etti: “Balon sinoplasti ameliyatında dokulara hiçbir zarar vermeden sinüs ağızlarını açıyoruz. Klasik cerrahilerle karşılaştırıldığında elde edilen sonuçların birbirine denk olduğunu görüyoruz. Ancak bu yöntemde doku bütünlüğü korunuyor ve kanama riski ortadan kalkıyor. Dolayısıyla sinüzit hastalıklarının cerrahi tedavisinde önemli bir alternatif olarak kullanılmaya devam ediyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>DOĞRU HASTA SEÇİMİ ÖNEMLİ </strong></p>
<p>Balon sinoplastinin genellikle genel anestezi altında uygulandığını aktaran Prof. Dr. Pata, süreçle ilgili şu bilgileri aktardı: “Hastamız genel anestezi altında uyurken sinüs kanalının ağzını bulup balonu ilerletiyoruz. Balon tam sinüsün ağzına geldiğinde şişiriyoruz. Balon şiştiğinde o bölgedeki daralmış sinüs kanalı genişliyor ve sinüsün havalanması sağlanıyor. Sinüsün içine hava girince de kronik sinüzit haftalar içerisinde yavaş yavaş düzeliyor ve hastalık tamamen geçiyor.” </p>
<p>Her sinüzit hastasının bu yönteme uygun olmadığının altını çizen Prof. Dr. Pata, “Nadiren nazal polip dediğimiz oluşumlar olabilir; polipli kronik sinüzitli hastalarda balon sinoplasti tek başına sonuç vermez ama endoskopik sinüs cerrahisiyle birlikte kombine şekilde kullanılırsa sonuçlar çok daha iyi olur. Bunun dışındaki birçok hastada balon sinoplasti uygulanabilir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>‘KANAMA RİSKİ OLAN HASTALARDA KULLANILABİLİYOR” </strong></p>
<p>“Balon sinoplastinin önemli kazanımlarından biri kanamasız bir yöntem olması” diyen Prof. Dr. Pata, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazı hastalarda, kanaması zor duran ya da kanama hastalığı olan durumlar olabilir. Klasik ameliyatlarda bu hastaları takip etmek zordur cümlesi yerine bu hastaları standart cerrahi yöntemler ile ameliyat etmek zordur. Balon sinoplasti ise hiçbir yeri kesmediğimiz ve dokulara zarar vermediğimiz için kanamasız bir yöntemdir. Bu nedenle kanama riski olan hastalarda çok önemli kazanım sağlar.” </p>
<p><strong>“GÜNLÜK YAŞAMA HIZLI DÖNÜŞ SAĞLANABİLİYOR” </strong></p>
<p>İşlemin hasta konforu açısından önemli kazanımları olduğunu belirten Prof. Dr. Pata, “Kesme, kanatma, travma oluşturma gibi bir durum olmadığı için hastalar aynı gün taburcu oluyor. Çoğu kişi 3–5 saat içinde günlük aktivitelerine dönebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“AYLARCA SÜREN BURUN TIKANIKLIĞINI BASİT NEZLE SANMAYIN” </strong></p>
<p>Uzun süreli tıkanıklığın farklı patolojilere işaret edebileceğini belirten Prof. Dr. Pata, “Burun kemiği eğriliği, alerji, sinüzit, polip hatta nadiren tümör gibi nedenler olabilir” dedi. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini belirten Prof. Dr. Pata şöyle devam etti: “Hem kalabalık ortamlarda yaşamamız nedeniyle daha sık enfeksiyon geçiriyoruz hem de yaşam alanlarımız yapaylaştıkça alerjiler artıyor. Her iki durum da üst solunum yolları enfeksiyonu sıklığını artırıp sinüzit olmamıza ve zaman içerisinde sinüzitin kronikleşmesine yol açabilir. Sürekli dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat konforunu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Sürekli ilaç kullanımı da ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.”</p>
<p><strong>‘GÜNCEL TEDAVİLERLE YÜZDE YÜZE YAKIN BAŞARI SAĞLANIYOR’ </strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemlerinin oldukça etkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Eskiden sinüzit ameliyat ile tedavi edilmez, edilemez yine tekrarlar diye bilinir ve kabul edilirdi. Günümüzde ise modern teşhis ve tedavi yöntemleri kullanılarak birçok hastalık gibi kronik sinüzitlerde başarı ile tedavi edilebilmektedir. Sinüzit ameliyatları iyi bir cerrah tarafından doğru yöntemler kullanılarak yapılır ise başarı oranı oldukça yüksektir. Doğru tanı ve doğru yöntemle sinüzit bir daha tekrarlamayacak şekilde tedavi edilebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 07:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[mplantlar]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte omurga sağlığı, hem yaşam kalitesini hem de bağımsız hareket edebilme kapasitesini belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548">3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte omurga sağlığı, hem yaşam kalitesini hem de bağımsız hareket edebilme kapasitesini belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi. Yaşla beraber omurga yapılarında görülen yıpranma, omurilik kanal daralmasından disk dejenerasyonuna, sinir sıkışmalarından kamburluğa kadar pek çok sorunu beraberinde getiriyor. <strong>Bugün ise robotik cerrahi, navigasyon sistemleri ve kişiye özel 3D implantlar sayesinde omurga ameliyatları çok daha güvenli ve hassas şekilde yapılabiliyor. Yapay zekâ destekli planlama yöntemleri, hastanın omurgasının gelecekte nasıl şekilleneceğini öngörerek tedaviyi daha da kişiselleştiriyor.</strong> Acıbadem Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Alanay, yaşlanan omurganın artık çok daha etkili yöntemlerle tedavi edilebildiğini vurguluyor ve hem koruyucu önlemleri hem de son yıllarda öne çıkan cerrahi yenilikleri anlatıyor.</strong></em></p>
<p><b><strong>“Omurga yaşlanması kaçınılmaz ama etkilerini azaltmak elimizde”</strong></b></p>
<p>Yaşlanmanın doğal bir süreci olarak omurga yapılarının da zaman içinde zayıfladığını belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Herkes yaşlanıyor ama herkes aynı şekilde yaşlanmıyor. Omurga, yaşam tarzından en fazla etkilenen organlarımızdan biri. Düzenli hareket eden, kaslarını güçlü tutan ve doğru duruş alışkanlıkları geliştiren bireylerde yaşlanmanın etkileri çok daha az görülüyor” diyor. </strong></p>
<p>Uzun süreli masa başı çalışma, yanlış oturuş, hareketsizlik ve fazla kilo; omurga yaşlanmasını hızlandıran başlıca faktörler arasında. Yaşın ilerlemesiyle birlikte omurga çevresindeki kasların zayıfladığını hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Alanay, özellikle 40’lı yaşlardan sonra düzenli egzersizin öneminin arttığını vurguluyor:<br /><strong>“Her gün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş bile omurgayı korur. Esneme, </strong>karın-bel bölgesini güçlendiren egzersizler<strong> ve yüzme, omurga sağlığı için son derece değerli. Bunları hayat rutininin bir parçası haline getirmek, ileride karşılaşılacak sorunların şiddetini ciddi şekilde azaltır.”</strong></p>
<p>Ayrıca, osteoporozun omurga kırıkları açısından yüksek risk oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Alanay, beslenme ve D vitamini takibinin önemini de vurguluyor. </p>
<p><b><strong>“Bacaklarda uyuşma ve yürüme mesafesinde azalma alarmdır”</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Alanay’a göre yaşlanan omurganın ilk sinyalleri çoğu zaman göz ardı ediliyor. <strong>Hastaların başlangıçta bunu sadece bel ağrısı olarak gördüklerine değinen Prof. Dr. Ahmet Alanay, “Oysa kanal daralması başladığında bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük ve yürüme mesafesinde azalma görülür. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir” şeklinde konuşuyor. </strong></p>
<p><strong>Teknoloji sayesinde omurga ameliyatları artık çok daha güvenli</strong></p>
<p>Son yıllarda omurga cerrahisinde yaşanan dönüşümün en önemli ayağının teknoloji olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ahmet Alanay, özellikle navigasyon, robotik cerrahi ve 3 boyutlu planlama sistemlerinin rutinleştiğini söylüyor:<br /><strong>“Artık ameliyat öncesi hastanın omurgasını üç boyutlu olarak modelleyebiliyor, vidaların yerleşimini milimetrik hassasiyetle planlayabiliyoruz. Robotik sistemler, bu planlamayı ameliyatta birebir uygulamamıza yardımcı oluyor. Bu sayede cerrahinin güvenliği artıyor, hata payı azalıyor.”</strong></p>
<p>Navigasyon ve robotik destekli operasyonların hastaların iyileşme sürecini de hızlandırdığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, “<strong>Eskiden büyük kesilerle yapılan ameliyatlar, bugün daha küçük kesi ve daha az kan kaybıyla tamamlanıyor. Hastalar daha az ağrı yaşıyor, çok daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor” diyor. </strong></p>
<p><b><strong>Kişiye Özel, Hedefe Odaklanan Ameliyatlar </strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Alanay’a göre yaşlanan omurganın en sık karşılaşılan sorunu spinal stenoz, yani omurilik kanal daralması. Bugün tedavilerde kişiye göre şekillenen bir yaklaşım benimseniyor:<br /><strong>“Herkese aynı tedaviyi uyguladığımız dönemler geride kaldı. Bazı hastalarda sadece sinir üzerindeki baskıyı kaldırmak yeterli olurken, bazılarında omurganın stabilitesini yeniden sağlamamız gerekiyor.”</strong></p>
<p>Bu noktada minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Kasları fazla zedelemeden yapılan minimal invaziv ameliyatlar sayesinde hastalar birkaç gün içinde rahatlıkla günlük yaşamlarına dönebiliyor” diyor. </strong></p>
<p><b><strong>Omurga Cerrahisinde 3 Boyutlu, Kişiye Özel İmplantlar</strong></b></p>
<p>Omurga cerrahisinde son yılların en önemli devrimlerinden birinin kişiye özel üretilen 3 boyutlu implantlar olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Hastanın anatomisine tamamen özel olarak tasarlanan titanyum implantlar, hem cerrahinin doğruluğunu artırıyor hem de uzun vadeli sonuçları iyileştiriyor. Özellikle skolyoz ve kompleks deformite cerrahilerinde bu teknolojiden büyük fayda görüyoruz” diyor. </strong></p>
<p>Yaşlanan omurga için cerrahiyi her zaman en son seçenek olarak gördüklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Alanay, koruyucu yaklaşımların gücünü şöyle özetliyor:<br /><strong>“Düzenli egzersiz, doğru kilo yönetimi, kas güçlendirme ve postür eğitimi; ameliyat ihtiyacını yıllarca öteleyebilir. Bazı hastalarda bu önlemler sayesinde hiç cerrahiye gerek kalmıyor.”</strong></p>
<p><b><strong>“Gelecekte Yapay Zeka İle Omurganın Nasıl Yaşlanacağını Öngörebileceğiz”</strong></b></p>
<p>Omurga cerrahisinde geleceğin, kişiselleştirilmiş tedaviler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet Alanay, “<strong>Yakın gelecekte yapay zekâ destekli sistemler, bir kişinin omurgasının önümüzdeki yıllarda nasıl şekilleneceğini tahmin edebilecek. Bu sayede tedbirleri çok daha erken alabileceğiz” diyerek böylece tedavilerin kişiye özgü olarak planlanabileceğine de dikkat çekiyor… </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548">3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:36:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578">Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı.</p>
<p><strong>Kanser tanısı, bedeni ve ruhu sarsan bir deneyim!</strong></p>
<p>Kanser tanısı almanın, insanın yaşamını yalnızca bedensel değil ruhsal anlamda da sarsan bir deneyim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişinin hayatındaki pek çok alanın yeniden yapılanmasıyla birlikte en temel inanç sistemleri de değişir.” dedi.</p>
<p>Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Erol, “Bu süreçlerde çoğu hastanın zihninde beliren yaygın otomatik düşünceler ‘artık eskisi gibi olamayacağım’ ya da ‘bunu hak ettim’ gibi yıkıcı olumsuz inançlardır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır. ‘Neden ben?’ sorusu zihinde yankılanırken, ölüm korkusu, belirsizlik, bedensel kontrolün kaybedilmesi ve sosyal rollerin değişmesi gibi faktörler duygusal yükü artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik destek, hastanın duygusal yükünü hafifleterek, tedaviye uyumunu artırıyor!</strong></p>
<p>Bu süreçte hastaların genellikle anksiyete, depresyon, öfke patlamaları, uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı, umutsuzluk ve sosyal izolasyon gibi psikolojik belirtiler yaşadığına dikkat çeken Erol, “Bu noktada psikolojik desteğin devreye girmesi, hem duygusal yükün hafiflemesi hem de tedavi sürecine uyumun artması açısından kritik bir önem taşır.” dedi.</p>
<p>Bilimsel verilerin, psikolojik desteğin yaşam kalitesini artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve tedaviye uyumu arttırdığını ortaya koyduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ruhsal olarak iyi hisseden bir hastanın, kemoterapi ve radyoterapi gibi zorlu tedavi süreçlerine daha dayanıklı olduğu gözlenmiştir. Klinik deneyimlerde de sıkça görüldüğü üzere, psikoterapi desteği alan hastalar yan etkilerle daha iyi baş edebiliyor. İlaçlarını düzenli kullanıyor ve hastalığa rağmen günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor. Psikolojik desteğin etkisi, beynin stres ve bağışıklık sistemleri arasındaki bağlantıyla da açıklanabilir; çünkü yüksek stres, kortizol düzeylerini artırarak bağışıklık sistemini zayıflatırken, duygusal dengeyi korumak bu biyolojik mekanizmayı da olumlu etkiler.”</p>
<p><strong>Psikoterapi, hastaların kontrol edilebilir yönlere odaklanmasını sağlar!</strong></p>
<p>Psikoterapinin kanser hastalarında sıkça görülen olumsuz otomatik düşünceleri fark etmeyi ve yeniden yapılandırmayı hedeflediğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yani yıkıcı inanışlar yerine hastalığın kontrol edilebilir yönlerine ve yaşamın halen sürdürülebilir değerlerine odaklanma sağlanır.” dedi.</p>
<p>Kabul ve Kararlılık Terapisinin (ACT) ise hastalığın getirdiği belirsizlik ve acı karşısında duygusal kabul geliştirmeye, kişinin yaşamına anlam katan değerlere yeniden yönelmesine yardımcı olduğuna işaret eden Erol, “Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin şu ana odaklanmasını ve bedeninde olan değişimlerle savaşmak yerine onlarla birlikte var olmayı öğrenmesini destekler. Bu sayede kaygı düzeyi azalır, duygusal regülasyon artar ve yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme gözlenir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır! </strong></p>
<p>Psikolojik desteğin yalnızca bireysel terapiyle sınırlı olmadığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri, sanat terapisi ve aileye yönelik psiko-eğitim programları da büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Grup terapilerinin, hastaların benzer deneyimlerden geçen kişilerle paylaşım yapmasını sağlayarak yalnızlık hissini azalttığını ve umut duygusunu güçlendirdiğini vurgulayan Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sanat terapisi, hastalığı söze dökmenin zor olduğu durumlarda duyguların ifade edilmesine olanak tanır. Aileye verilen psiko-eğitim ise hastanın yakın çevresinin de sürece bilinçli ve destekleyici şekilde katılmasını sağlar. Çünkü kanser yalnızca bireyi değil, ailesini ve sosyal çevresini de etkileyen bir krizdir.</p>
<p>Kanserle başa çıkmak, hastalığı yenmek kadar, yeniden yaşama tutunmayı, yeniden umut etmeyi öğrenmektir. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değil; iyileşme de yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ruhsal bir süreçtir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578">Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Provokasyonla obsesyon ve bağımlılık kontrol altına alınabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/provokasyonla-obsesyon-ve-bagimlilik-kontrol-altina-alinabiliyor-585402</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 14:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktive]]></category>
		<category><![CDATA[alınabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[altına]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkili]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[Obsesyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Provokasyon]]></category>
		<category><![CDATA[provokasyonla]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, provokasyon eşliğinde Derin TMU (derin transkraniyal manyetik uyarım) tedavisinin obsesif kompulsif bozukluk ve bağımlılık gibi rahatsızlıklarda nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/provokasyonla-obsesyon-ve-bagimlilik-kontrol-altina-alinabiliyor-585402">Provokasyonla obsesyon ve bağımlılık kontrol altına alınabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, provokasyon eşliğinde Derin TMU (derin transkraniyal manyetik uyarım) tedavisinin obsesif kompulsif bozukluk ve bağımlılık gibi rahatsızlıklarda nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Provokasyon uygulaması, çeşitli bozuklukların tedavisinde kullanılabilir!</strong></p>
<p>Derin TMU, Deep TMS, dTMS gibi isimlerle anılan ‘derin transkraniyal manyetik uyarım tedavisi’nin hastanın semptomlarının sistematik ve kontrollü bir şekilde geçici olarak tetiklenmesi olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu işlem, uzman bir klinik psikolog tarafından provokasyon uygulamasıyla gerçekleştirilir. Böylece semptomlarla ilişkili beyin devreleri aktive edilerek Derin TMU cihazının hedeflenen beyin bölgelerini daha etkili biçimde uyarması ve beyin aktivitesini düzenlemesi desteklenir.” dedi.</p>
<p>Etkisinin tek başına izole edilememiş olsa da araştırmaların, provokasyon eşliğinde yapılan uyarımın, provokasyonsuz uygulamalara kıyasla daha etkili olabileceğine işaret ettiğini dile getiren Aytop, “Provokasyon uygulaması, obsesif kompulsif bozukluk ve bağımlılık başta olmak üzere, hekimin uygun gördüğü çeşitli bozuklukların tedavisinde Derin TMU’ya eşlik eden destekleyici bir yöntem olarak uygulanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Provokasyonla tetiklenen obsesyonlar kompulsiyon gerçekleştirilmeden yönetilir!</strong></p>
<p>Obsesif kompulsif bozukluğun tedavisinde provokasyonlu derin TMU kullanımından bahseden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Obsesyon, bireyin kontrol edemediği, rahatsız edici ve genellikle kişinin değerleri ya da inançlarıyla çelişen düşüncelerdir. Yoğun kaygıya neden olan bu düşünceler, tekrarlayan, istenmeyen imgeler veya dürtüler şeklinde ortaya çıkar. Kompulsiyon ise obsesyonlardan kaynaklanan kaygıyı azaltmak için yapılan, zihinsel ya da fiziksel olabilen tekrarlayıcı davranışlardır. Bu davranışlar kısa vadede kaygıyı hafifletse de uzun vadede rahatsızlığın sürmesine neden olur.” dedi.</p>
<p>OKB’nin tedavisinde provokasyon uygulamasının, Derin TMU sırasında hastanın obsesyonlarını tetikleyen uyaranlara kontrollü bir şekilde maruz bırakılmasını içerdiğini kaydeden Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu takıntılı düşünceleri tetiklemede faydalı olabilecek çeşitli görsel materyallerden ve imajinasyon yönteminden yararlanılabilir. Örneğin, kir ve mikrop ile ilişkili obsesyonları olan bir hastaya kir ve mikrop temalı görseller gösterilerek obsesyonlarının aktive olması sağlanır. Provokasyonla tetiklenen obsesyonlar, hastada kompulsif davranış isteği uyandırır; ancak bu davranış gerçekleştirilmez. Bu süreç, işlevsel bozukluk gösteren beyin devrelerini aktive ederek Derin TMU’nun OKB ile ilişkili bölgeleri etkili bir şekilde modüle etmesini destekleyebilir.”</p>
<p><strong>Tetikleyicilere tekrarlı biçimde maruz bırakılmak, zamanla duyarsızlaşma gelişmesini sağlayabilir!</strong></p>
<p>Bu etkiye ek olarak, provokasyon uygulamasının bilişsel, duygusal ve davranışsal açıdan da tedavi sürecine katkı sağlayabildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Provokasyon sırasında hasta obsesyonlarıyla ilişkili tetikleyicilere tekrarlı biçimde maruz bırakıldığında, zamanla duyarsızlaşma (habituation) gelişebilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun takıntılı düşüncelerin daha sıradan hale gelmesine ve tetikleyici etkilerinin azalmasına katkıda bulunabildiğine açıklık getiren Aytop, “Böyle bir süreç, kaygı düzeyinde azalmaya, obsesyon–kompulsiyon bağı üzerinde zayıflamaya ve hastanın kompulsiyonlara başvurmadan kaygıyı tolere edebileceğini deneyimlemesine yardımcı olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağımlılıkla ilişkili beyin devrelerinin aktive olması beynin daha etkili uyarılmasını sağlıyor!</strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde de provokasyon uygulamasının kullanıldığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Derin TMU sırasında kişinin bağımlılığıyla ilişkili uyaranlara sistematik bir şekilde maruz bırakılması yoluyla aşermesi tetiklenir. Bu uyaranlar görseller, videolar veya zihinsel imajinasyon yoluyla sunulabilir.” dedi.</p>
<p>Provokasyonla ortaya çıkan aşermenin, bağımlılıkla ilişkili beyin devrelerinin aktive olmasını sağladığına dikkat çeken Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu aktivasyon, Derin TMU cihazının hedeflenen beyin bölgelerini daha etkili bir şekilde uyarmasını kolaylaştırarak dopamin ve diğer nörotransmitterlerin salınımını düzenleyen kapsamlı bir nöromodülasyonu destekler. Ayrıca, provokasyon sırasında kişinin bağımlılıkla ilişkili tetikleyici uyaranlara sistematik biçimde maruz bırakılması, zamanla koşullanmış tepkilerinin zayıflamasına ve bu çeldirici uyaranlara karşı duyarsızlaşmasına katkı sağlayabilir. Böylece birey, aşermeyi tetikleyen faktörler ile bağımlılık davranışı arasındaki otomatik bağlantının zayıfladığını deneyimleyebilir. Bu süreç, aynı zamanda duygusal regülasyonu destekleyerek kişinin aşermeyi tolere etme ve yönetme kapasitesini güçlendirebilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/provokasyonla-obsesyon-ve-bagimlilik-kontrol-altina-alinabiliyor-585402">Provokasyonla obsesyon ve bağımlılık kontrol altına alınabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hekim-aile-öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583986</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konmuş öğrencilerin eğitim sürecinde yaşadığı zorluklar, etkili öğrenme yöntemleri ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986">DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konmuş öğrencilerin eğitim sürecinde yaşadığı zorluklar, etkili öğrenme yöntemleri ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dikkat eksikliği, dersi dinleme ve görev tamamlama güçlüğüyle ilişkili!</strong></p>
<p>DEHB belirtilerinin okul başarısı üzerinde olumsuz etki gösterdiğinin bilindiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Dikkat eksikliği, dersi dinlemekte güçlük, ders sırasında dalıp gitme, verilen ödevlerde dağılma ve görevleri tamamlamakta güçlük ile ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>DEHB’li öğrencilerin öğrenim yönteminin nasıl olması gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Sınavlarda soruların daha kısa olması ya da alt bölümlere ayrılmış olması, sınav süresinin kısa tutulması, uzun sınavlarda gözetmen eşliğinde sınıfa girip çıkmaya izin verilmesi gibi uygulamalar DEHB’li öğrencilerin dikkatlerini sürdürebilmelerine olanak sağlayabilir, daha az dikkat hatası yapmalarına vesile olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ödevler ilgi çekici hale getirilmeli, karmaşık ödev veya görevler parçalara ayrılmalı! </strong></p>
<p>DEHB tanısı konmuş çocuklar için eğitimde özel ihtiyaçlar ve yaklaşımlar olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB &#8216;li öğrencilerin öğretmene yakın yerlerde oturması gerekir. Bu şekilde dikkatlerini öğretmenin anlattıklarına daha kolay yönlendirebilirler.” dedi.</p>
<p>Uymaları gereken kuralların DEHB’li öğrencilere net bir şekilde öğretilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “İstenen biçimde davranmanın ve davranmamanın doğuracağı sonuçların neler olacağı belirlenip öğrenci tarafından bilinmesi sağlanmalı. Yapacakları ödevler olabildiğince ilgi çekici hale getirilmeli, karmaşık ödev veya görevler parçalara ayrılmalı ve adım adım ilerlemeleri sağlanmalı.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen ekip olmalı!</strong></p>
<p>DEHB’li öğrencilerin ders sırasında yerinde oturmakta zorlandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Ders anlatılırken kalkıp dolaşabilir. Oturmayı sürdürse dahi kıpır kıpırdır, oturduğu yerde bacağını sallar veya bir başka arkadaşı ile uğraşabilir.” dedi.</p>
<p>Bu davranışları yönetmenin öncelikle psikiyatrik takip ve tedavi ile mümkün olduğunu dile getiren  Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, şunları söyledi:</p>
<p>“DEHB ile ilgili kişiye ve aileye psikoeğitim verilmeli, yaşanan zorlukların DEHB ile ilgili olduğu anlatılmalı. Psikiyatrist ile aile ve öğretmen arasındaki iş birliği tedavi için önem taşır. Etkin müdahale ve tedavi stratejileri için hekim-aile-öğretmen iletişim içerisinde olmalı. Özetle, DEHB tedavisi ekip çalışmasıdır. DEHB’li kişinin ne tür zorluklar yaşadığının ailesi ve öğretmeni tarafından fark edilmesi, kişinin anlaşılmış hissetmesini ve tedaviye motivasyonunun artmasını sağlar.”</p>
<p><strong>İlaç tedavisi sonuçları yüz güldürücü… </strong></p>
<p>İlaç tedavisinin, DEHB tanısı konmuş öğrencilerin sınıf içindeki performansını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB’de ilaç tedavisi sonuçları oldukça yüz güldürücüdür. DEHB’de ilaç tedavisi ile kişinin potansiyelini ortaya koyması mümkün olur. Kişinin akademik performansında, sınıf içi ve arkadaşlık ilişkilerindeki uyumunda düzelme gözlenir. Bu noktada öğretmen ve velilerin empatik ve kapsayıcı rolü süreci olumlu etkiler.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986">DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Tanı ve Tedavisinde Yapay Zeka Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tani-ve-tedavisinde-yapay-zeka-donemi-581228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:57:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Cihan Uras]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 2,3 milyon kadına meme kanseri tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tani-ve-tedavisinde-yapay-zeka-donemi-581228">Meme Kanseri Tanı ve Tedavisinde Yapay Zeka Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl <strong>2,3 milyon kadına meme kanseri tanısı konuluyor</strong>. Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, her yıl dünya genelinde yaklaşık 700 bin kadının yaşamını yitirmesine neden oluyor. Uzmanlara göre, <strong>her 8 kadından 1’i</strong> yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Ekim ayı ise tüm dünyada <strong>Meme Kanseri Farkındalık Ayı</strong></strong> <strong>olarak anılıyor. Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Senoloji Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, “Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü. Ancak erken tanı sayesinde tedavi başarısı oldukça yüksek. Düzenli taramalar ve kontroller sağkalım oranlarını önemli ölçüde artırıyor, yaşam süresini ve kalitesini belirgin şekilde yükseltiyor. Böylece hastalık erken evrede yakalanarak tedavide başarı şansı da belirgin bir şekilde artıyor. Yapay zeka teknolojileri ise bu süreçte giderek daha fazla rol üstleniyor. Yapay zeka destekli görüntüleme sistemleri tanıda adeta devrim yaratıyor. Bu sistemler sayesinde gözden kaçabilecek en küçük bulgular bile saptanabiliyor, erken tanı oranları daha da yükseliyor” şeklinde konuşuyor. </strong></em></p>
<p><strong>Yapay Zeka ve Kişiye Özel Tedaviler </strong></p>
<p>Prof. Dr. Cihan Uras, Acıbadem Üniversitesi Senoloji Araştırma Enstitüsü’nde, teknolojinin yeni imkanlarını hastaların hizmetine sunduklarını belirtiyor. Özellikle de yapay zeka destekli görüntüleme sistemlerinin tanıda devrim yarattığını vurgulayan Prof. Dr. Cihan Uras, “Erken tanıda yapay zeka destekli görüntüleme yöntemlerine yoğunlaşıyoruz. Bu sayede özellikle tarama programlarında gözden kaçabilecek bulguları daha hızlı ve güvenilir şekilde tespit edebiliyoruz. Yapay zekayı patolojik incelemelerde de kullanarak, tanıların daha doğru ve güvenilir bir şekilde konulmasına katkı sağlıyoruz” diyor.<strong> </strong></p>
<p>Meme kanseri artık sadece standart tedavilerle değil, kişiye özel planlanan yöntemlerle de ele alınıyor. Hastanın genetik özellikleri, tümörün biyolojik yapısı, hormon reseptör durumu ve yaşam tarzı göz önünde bulundurularak tedavi planı belirleniyor. Bu kapsamda hedefe yönelik ilaç tedavileri, immünoterapiler, hormon tedavileri ve moleküler testler önemli rol oynuyor. Prof. Dr. Cihan Uras, bu konuda yürütülen çalışmaların önemine değinerek “Multidisipliner bir yaklaşımla kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri üzerinde çalışıyoruz. Ulusal ve uluslararası iş birlikleriyle elde ettiğimiz bilimsel verileri hızla klinik uygulamalara aktarmayı hedefliyoruz. Klinik araştırma programlarında yer alıyoruz. Bu klinik araştırma programları sayesinde hastalarımıza, normal şartlarda ulaşamayacakları yeni ilaçlara erişim imkanı sunuyoruz. Enstitümüzde meme kanseri tanısı alan hastalarımıza diyetisyen desteği ve psikolojik danışmanlık sunuyor, ayrıca ameliyat sonrası deneyimli fizyoterapistlerimiz eşliğinde fizyoterapi hizmeti de veriyoruz” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>Destekleyici Onkoloji ile Yaşam Kalitesi Korunuyor </strong></p>
<p>Meme kanserinde tedavi başarısı sadece tümörün ortadan kaldırılmasıyla değil, hastaların yaşam kalitesinin korunmasıyla da ölçülüyor. Prof. Dr. Cihan Uras, “Enstitüde destekleyici onkoloji uygulamalarıyla, tedavi sürecinde kadınların fiziksel ve psikolojik olarak güçlendirilmesi amaçlanıyor. Destekleyici onkoloji,<strong> </strong>kanser tedavisinde asıl tümör tedavisinin (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi vb.) yanında, hastanın yaşam kalitesini artırmaya odaklanan yaklaşımları kapsıyor. Amaç, sadece tümörü tedavi etmek değil, aynı zamanda hastanın fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan güçlenmesini sağlamak” diyor. Örnek uygulamalar arasında beslenme desteği (tedavi sırasında iştah kaybı veya kilo değişimlerini dengelemek), ağrı tedavisi ve semptom kontrolü, psikolojik destek ve danışmanlık, fiziksel aktivite ve egzersiz programları ile yoga ve nefes egzersizleri gibi tamamlayıcı yöntemler yer alıyor. </p>
<p>Meme kanserinde en güçlü silah ise farkındalık. Çünkü erken tanı hayat kurtarıyor. Prof. Dr. Cihan Uras “Kadınlarımızı kontrollerini aksatmamaya, kendi farkındalıklarını artırmaya davet ediyoruz. Sağlıkta küçük bir adım, yaşamda büyük bir fark yaratır” şeklinde konuşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tani-ve-tedavisinde-yapay-zeka-donemi-581228">Meme Kanseri Tanı ve Tedavisinde Yapay Zeka Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MS tedavisinde yenilikçi adımlar umut vadediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ms-tedavisinde-yenilikci-adimlar-umut-vadediyor-578169</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 14:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adımlar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[ilerleme]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[vadediyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS tedavisinde kullanılan yenilikçi tedavi yöntemleri ve umut vadeden araştırmalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-tedavisinde-yenilikci-adimlar-umut-vadediyor-578169">MS tedavisinde yenilikçi adımlar umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS tedavisinde kullanılan yenilikçi tedavi yöntemleri ve umut vadeden araştırmalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Oral tedaviler, hastaların uyumunu kolaylaştırıyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda, Multipl Skleroz (MS) tedavisinde birçok yeniliğin öne çıktığını dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “İmmünomodülatör ilaçlar ve biyolojik tedaviler, MS’in inflamasyonunu hedef alarak atakları azaltarak hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.” dedi.</p>
<p>Özellikle oral tedavi seçeneklerinin, hastaların tedaviye uyumunu artırdığını ve tedavi sürecini daha erişilebilir hale getirdiğini kaydeden Tarlacı, “Ayrıca, hematopoetik kök hücre tedavisi (HSCT) gibi yenilikçi yöntemler, bağışıklık sistemini sıfırlayarak hastalığın ilerlemesini durdurmayı hedefler. Bu tedavi, özellikle tedaviye dirençli hastalar için umut verici bir seçenek olarak öne çıkıyor. Yeni biyomarkerlar ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, MS’in daha doğru bir şekilde izlenmesine ve tedaviye yanıtın hızla değerlendirilmesine olanak sağlıyor. Bu, hastaların tedavi süreçlerini daha etkili bir şekilde yönetmek için önemli bir adım.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yenilikler, MS tedavisinde ilerleme ve daha iyi tedavi yanıtı sağlıyor… </strong></p>
<p>Bu tedavi seçeneklerinin yanı sıra, robotik terapi ve telerehabilitasyon gibi yeni nesil fizyoterapi yöntemlerinin, MS hastalarının yaşam kalitesini artırmak ve fiziksel işlevlerini iyileştirmek için kullanıldığını aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Son olarak, remyelinizasyon araştırmaları ilerlemekte olup, miyelin kılıfının yeniden yapılmasına yönelik tedavi seçenekleri, MS’in ilerlemesini durdurmak ve geri çevirmek için büyük bir umut taşıyor. Bu yenilikler, MS tedavisinde önemli ilerlemeler kaydedilmesine ve hastaların tedaviye daha iyi yanıt vermelerine yardımcı oluyor.”</p>
<p><strong>MS tedavisinde çok disiplinli destek şart!</strong></p>
<p>Multipl Skleroz (MS) tedavisinde, farklı disiplinlerin katkısının oldukça büyük olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “MS, merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalık olduğundan, tedavi süreci yalnızca nörolojiyle sınırlı kalmaz; hastaların yaşam kalitesini artırmak ve semptomları yönetmek için birden fazla uzmanlık alanından destek almak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Fizyoterapi, ergoterapi ve psikolojik destek gibi disiplinlerin, MS hastalarının günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmeleri, bağımsızlıklarını koruyabilmeleri ve psikolojik iyilik hallerini artırabilmeleri için kritik rol oynadığının altını çizen Tarlacı, “Fizyoterapi, MS hastalarının kas gücünü artırmaya, dengeyi geliştirmeye ve hareketliliği iyileştirmeye yönelik çeşitli egzersizler sunar. Kas zayıflığı ve denge problemleri MS’in sık görülen semptomlarındandır, bu nedenle fizyoterapistler, hastaların fiziksel fonksiyonlarını en iyi şekilde kullanabilmesi için kişiye özel egzersiz programları oluşturur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ergoterapi, MS hastalarının bağımsızlığını ve yorgunlukla başa çıkma becerisini destekler… </strong></p>
<p>Fiziksel terapinin ise kas spazmlarını azaltmaya, yorgunluğu yönetmeye ve düşme riskini engellemeye yardımcı olduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ayrıca, vücut sıcaklığındaki artış MS semptomlarını kötüleştirebileceği için fizyoterapistler, sıcaklık toleransı ve egzersiz stratejileri konusunda rehberlik eder.” dedi.</p>
<p>Ergoterapinin, MS hastalarının günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlıklarını artırmayı hedeflediğini de sözlerine ekleyen Tarlacı, “Bu disiplin, hastaların evde, işte ve sosyal yaşamda daha bağımsız olabilmesi için çevresel düzenlemeler, uygun yardımcı cihazlar ve adaptif stratejiler önerir. Ergoterapistler, hastaların motor becerilerini ve el-göz koordinasyonlarını geliştirerek, basit günlük işlerden daha karmaşık işlere kadar geniş bir yelpazede pratik çözümler sunar. Ayrıca, hastaların yorgunlukla başa çıkabilmesi için enerji yönetimi tekniklerini öğretir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>MS’in tedavisiyle ilgili yeni araştırmalar umut vadediyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların, mikrobiyomun MS gelişimi ve seyrindeki rolünü araştırdıklarını vurgulayan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bağırsak florası, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir. MS hastalarında bağırsak mikroorganizmalarının yapısındaki değişiklikler, hastalığın gelişimini etkileyebilir. Mikrobiyomun düzenlenmesi, MS tedavisinde yeni bir alan açabilir ve bağışıklık sistemini dengelemeye yönelik yeni yaklaşımlar geliştirilmesine olanak tanıyabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-tedavisinde-yenilikci-adimlar-umut-vadediyor-578169">MS tedavisinde yenilikçi adımlar umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp bebek tedavisinde havuza girilmemeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-havuza-girilmemeli-551412</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 07:50:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[girilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[havuza]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğal yollarla çocuk sahibi olamayan kişilere uygulanan tüp bebek tedavisi kısaca, üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında bir araya getirilmesi olarak tanımlanabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-havuza-girilmemeli-551412">Tüp bebek tedavisinde havuza girilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğal yollarla çocuk sahibi olamayan kişilere uygulanan tüp bebek tedavisi kısaca, üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında bir araya getirilmesi olarak tanımlanabilir. Anne adayından yumurtalar, baba adayından da sperm hücreleri alınır, laboratuvar ortamında döllenme işlemi gerçekleştirilir. Ardından ortaya çıkan embriyo, anne adayının rahmine yerleştirilir. Bu noktadan sonra gebelik, olağan şekilde devam eder. Mevsimler işlemin başarısını artı ya da eksi yönde etkilemese de yaz aylarındaki yüksek sıcaklıklar nedeniyle bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ebru Öztürk Öksüz, “Tüp bebek tedavisi yazın da başarıyla sürdürülebilir. Ancak sıvı dengesi, sıcaklık, enfeksiyon riski ve ilaç düzeni gibi unsurlara dikkat etmek gerekir. Tedavi süreci tamamen kişisel olduğu için hekimi dinlemek önemli” dedi.</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ebru Öztürk Öksüz, yaz aylarında tüp bebek tedavisi devam eden kişilere bazı tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><strong>Yaz enfeksiyonları </strong></p>
<p>Ortak havuz gibi hijyenik olmayan yerlerden kapılabilecek enfeksiyonlar embriyo transferini ya da yumurta toplama işlemini olumsuz etkileyebilir bu nedenle hijyen kurallarına çok dikkat edin. Benzer şekilde hijyenik olup olmadığından emin olmadığınız yerlerde herhangi bir şey yiyip içmeyin.</p>
<p><strong>Sıvı kaybı</strong></p>
<p>Sıcak hava, terlemeyi artırarak vücutta sıvı kaybına yol açabilir. Buna karşın günlük yeterli su tüketimi çok önemli. Kahve ve çayı sınırlayarak günde en az 2-2,5 litre su içmeye gayret edin.</p>
<p><strong>Tatil planlaması</strong></p>
<p>Tedavi dönemine denk gelen tatil planlarını doktorunuza danışarak organize etmeyi unutmayın. Tatilde değişen düzen ile birlikte ilaç saatlerini kaçırmamaya özen gösterin.</p>
<p><strong>Uzun süre ıslak kalmamak</strong></p>
<p>Deniz sonrası ıslak bikini ya da mayoyla zaman geçirmeyin. Yüzdükten sonra hafif bir duşla kurulanın sonrasında da gölgede istirahat edin.</p>
<p><strong>Cilt hassasiyeti</strong></p>
<p>Kullanılan bazı hormon ilaçları ciltte hassasiyet oluşturabilir. Güneşin en dik geldiği 11.00–16.00 saat aralığında güneşe direkt maruz kalmaktan kaçının. Koruyucu kremler kullanmayı da ihmal etmeyin. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-havuza-girilmemeli-551412">Tüp bebek tedavisinde havuza girilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin diyabet tedavisinde başrol, yüksek teknoloji yöntemlerin olacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-diyabet-tedavisinde-basrol-yuksek-teknoloji-yontemlerin-olacak-548441</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 21:28:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başrol]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[olacak]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemlerin]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİYAM) ile ABD’de diyabet alanında ilk 5 merkez arasında yer alan UCSF (University of California San Francisco) Diyabet Teknoloji Merkezi arasında diyabet hastalığında ortak bir iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-diyabet-tedavisinde-basrol-yuksek-teknoloji-yontemlerin-olacak-548441">Geleceğin diyabet tedavisinde başrol, yüksek teknoloji yöntemlerin olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİYAM) ile ABD’de diyabet alanında ilk 5 merkez arasında yer alan UCSF <strong>(University of California San Francisco) Diyabet Teknoloji Merkezi </strong>arasında diyabet hastalığında ortak bir iş birliği protokolü imzalandı. Uzun yıllardır diyabet teknolojisi üzerinde yaptıkları araştırmalarla bilinen <strong>UCSF’den Prof. Dr. Eda Cengiz </strong>ile<strong> DİYAM Koordinatörü Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, </strong>bu önemli anlaşma ve diyabet tedavilerinin geleceği hakkında bilgi verdi.  </em></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “sessiz pandemi” olarak adlandırılan diyabet, görülme sıklığı hızla artan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Dünya Diyabet Federasyonu’nun verilerine göre; dünyada halen 537 milyon diyabetli birey var ve bu rakamın 2045 yılında 630 milyona yükseleceği öngörülüyor. Diyabetin en hızlı arttığı 5 ülke arasında yer alan Türkiye’de, 9 milyon diyabet hastası olduğu belirtiliyor. Diyabet; kalp damar hastalıklarının, kronik böbrek yetmezliğinin, geri dönüşümü olmayan görme kaybının en önemli ve en sık görülen sebeplerinden biri olduğu için erken teşhis ve tedavi yaşamsal önem taşıyor. Modern yaşamla birlikte gelen sağlıksız beslenme alışkanlıkları  ve fiziksel aktivitelerin azalması, bunlara bağlı  olarak obezitenin artması ve nüfusun yaşlanması, diyabetin hızla artmasının temel nedenlerini oluşturuyor.  </p>
<p>Tüm dünyada hızla yaygınlaşan diyabet önemli bir halk sağlığı sorunu haline geliyor. Hal böyle olunca tıp dünyası diyabeti önlemenin yanı sıra tedavisinin geliştirilmesine yönelik çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.  Diyabet tedavisindeki teknolojik yenilikler ise bu hastalıkla mücadelede hekimlerin ve hastaların yüzünü güldürüyor.  Yeni bilimsel bilgilerin paylaşılması ve araştırmaların yapılması amacıyla diyabetin tanı ve tedavisine odaklanan merkezler ise işbirliği yapıyor. </p>
<p><em><strong>ABD’de diyabet alanında ilk 5 merkezden biri olan UCSF ile ortak iş birliği protokolü imzalandı</strong></em></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİYAM) ile ABD’de diyabet alanında kanaat önderi olarak ilk 5 merkez arasında yer alan UCSF <strong>(University of California San Francisco) Diyabet Teknoloji Merkezi </strong>arasında diyabet hastalığında ortak bir iş birliği protokolü imzalandı. Protokolün imzası ise  alanında küresel uzman kabul edilen iki Türk hekim arasında gerçekleştirildi; uzun yıllardır diyabet teknolojisi üzerinde yaptıkları araştırmalarla bilinen <strong>UCSF Pediatric Diyabet Programı Başkanı Prof. Dr. Eda Cengiz </strong>ile<strong> Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİYAM) Koordinatörü Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, </strong>bu önemli anlaşmaya iki kurum adına imza atan isimler oldu. </p>
<p><strong>Tedavide çığır açan gelişmeler yolda</strong></p>
<p>Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, iki merkezin ortak çalışmalarıyla diyabet tedavisinde çok önemli gelişmeler yaşanacağını belirterek, “DİYAM merkezimizde, proaktif ve yüksek teknoloji odaklı mobil sağlık takip sistemleri, sensör teknolojileri ve yapay zeka destekli cihazlar ile tedavide mükemmeliyeti sağlamayı hedeflemekteyiz. Merkezimizde ayrıca çok sayıda önemli bilimsel yayın ve araştırmalara devam etmekteyiz. University of California San Francisco Diyabet Teknoloji Merkezi ile yaptığımız  ortak iş birliği protokolü ile bu çalışmalarımız daha da güçlenecektir.<strong> </strong>Merkez Başkanı Prof. Dr.<strong> </strong>Eda Cengiz hocamızın da bir Türk bilim insanı olarak Amerika’nın en büyük ve eski üniversitelerinden birinde bu kadar önemli bir bölümün başkanı olması hepimiz için bir gurur kaynağıdır” dedi. </p>
<p><strong>Ortak bilimsel araştırmalar gerçekleştirilecek</strong></p>
<p>Prof. Dr. M. Temel Yılmaz,   ortak iş birliği protokolünde düzenli olarak bilgi alışverişi sağlanacağını ve ortak bilimsel araştırmalar gerçekleştirileceğini belirterek, “Ortak iş birliği protokolünde amacımız; diyabetin tanı ve tedavisinde yer alan tüm ekipler arasında bilgi alışverişi yapmak, ortak bilimsel araştırmalar gerçekleştirmek ve bunların belli bir standardizasyon içinde olmasını sağlamaktır. Bunların yanı sıra hastaların tanı ve tedavisine yönelik iş birliği içinde bulunmak da bizim için çok önemlidir” diye konuştu.   </p>
<p><strong>Türkiye’de 1,7 milyon hasta insülin tedavisi görüyor!</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre;  ülkemizde tedavi altında olan 9 milyon diyabetli var. Diyabetin tip 1 ve tip 2 olmak üzere iki tipi mevcut. Vücutta insülin hormonunun salgılanmadığı tip 1 diyabet genel olarak çocuklarda ve gençlerde görülüyor. <strong>DİYAM Koordinatörü Prof. Dr. M. Temel Yılmaz,</strong> ancak tip 2 gibi tedavi edilirken aslında tip 1 diyabet olduğu atlanmış olan ileri yaştaki hastaların da görüldüğünü vurgulayarak, “Bu tip hastalar tip 2 diyabetin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Bir başka deyişle, ülkemizde yaklaşık 1. 7 milyon insülin kullanan hasta var. Diyabet bu grup hastalarda çok agresif seyrediyor; vücutta insülin hormonu bulunmadığı zaman kan şekeri kontrolü neredeyse imkansız hale geliyor. Kan şekeri gün içinde hem çok hızlı düşüyor hem de 400’lere 500’lere yükselen bir seyir izliyor. Doğal olarak da diyabete bağlı organ hasarları bu grupta çok daha yüksek görülüyor” dedi.</p>
<p><strong>Diyabet tedavisinde çığır açan gelişmeler</strong></p>
<p>Kontrol altına alınamayan Tip 1 diyabet grubunun tedavisinde eskiden imkanlar çok sınırlı iken son 10 yılda teknoloji alanında çok hızlı gelişmeler yaşandığına işaret eden  Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, yapay pankreas ve akıllı insülin sistemleri gibi inovasyonların yanı sıra bireyselleştirilmiş tedavilerin diyabetle mücadelede devrim yaratacağına dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam etti: “Diyabet yönetiminde yeni teknolojiler, diyabetli bireylerin yaşamını kolaylaştırmakta ve hastalık kontrolünü daha etkili hale getirmektedir. Yapay pankreas, insülin pompası ve sürekli glukoz ölçüm cihazı (CGM) ile entegre çalışan bu sistemler, kan şekeri seviyelerini sürekli izlemekte ve gerektiğinde insülin dozunu otomatik olarak ayarlamaktadır. Kan şekeri düşerken insülin akışını durdurur ve yükseldiğinde insülin dozunu artırır. Bu sayede, kan şekeri seviyeleri daha dengeli tutulur ve hipoglisemi veya hiperglisemi riski azalmaktadır.&#8221;</p>
<p><strong>“Hedefimiz dünyadaki diyabet tedavisini birlikte geliştirmek”</strong></p>
<p><strong>Amerika’nın diyabet alanında  en saygın kuruluşlarından biri olan UCSF Pediatric Diyabet Programı’nın Başkanı Prof. Dr. Eda Cengiz,  </strong>Türkiye ve  Amerika’nın bu alanda önde gelen iki merkezi arasında imzalanan ortak iş birliği protokolüyle; dünyanın geliştirdiği en yüksek teknolojinin alışverişine, bilgi aktarımına ve aynı zamanda daha ileriye götürülmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirileceğini belirtti. İş birliğine öncülük eden iki Türk hekimden biri olan Prof. Dr. Eda Cengiz, “Ayrıca, diyabet takım çalışması olduğu için diyetisyeninden hemşiresine ve doktoruna kadar tüm sağlık personelini en son tekniklerle yetiştirmeye yönelik çalışmalar yapacağız. Türkiye’deki doktorlarımız çok yetkin, çok çalışkan ve inanılmaz yaratıcı fikirleri olan meslektaşlarımız. Birlikte dünyadaki diyabet tedavisini geliştirmemiz bir sonraki basamağımız olacak” dedi.  </p>
<p><strong>Diyabet hastalarına müjde: “Süper akıllı cihazlar insülin dozunu kendi ayarlayacak”</strong></p>
<p><strong>University of California San Francisco Diyabet Teknoloji Merkezi</strong>’nde diyabet hastalarının yaşam  konforunu artırmak amacıyla yaptıkları diyabet teknolojisi çalışmalarında önemli gelişmeler kaydettiklerinin altını çizen Prof. Dr. Eda Cengiz,  halen geliştirdikleri,  otomatik bir sistemle çalışan ve insülin değerini kendi ayarlayan cihazın, diyabet hastalarının tedavilerinde büyük bir kolaylık sağlayacağını anlatarak, sözlerine şöyle devam etti: “Günümüzde geliştirilen sensör teknolojisiyle artık kan şekerinizi telefonunuzdan 24 saat boyunca takip edebiliyorsunuz. Ancak yine de yemek yediğiniz zaman bunu sisteme belirtmeniz ve kalori hesabı yapmanız gerekiyor. Biz de ‘insülin tedavisini teknolojiden faydalanarak daha akıllı hale getirebilir miyiz?’ diye düşündük ve hayalimiz olan tamamıyla otomatik bir sistem üzerine yoğun çalışmalara başladık. Bu sistemde vücudunuza taktığınız minik bir cihaz; vücudunuzun insüline verdiği tepkiyi öğreniyor, insülin değerine göre dozunu artırıyor veya azaltıyor. Yani, kişiye özel tedavi uyguluyor. Sistem artık o kadar gelişti ki dün yediğiniz yemeğe nasıl tepki verdiğinizi, ne kadar yediğinizi bildiği için insülin dozunu kendisi ayarlıyor. Artık bizim akıllı dediğimiz pompalar daha da akıllı, hatta süper akıllı oldular”  </p>
<p><strong>“Cihazlar mikro seviyede olacak!”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Eda Cengiz, yaptıkları çalışmalarla, Silikon Vadisi’nde yerleşik teknoloji geliştiricilerin dikkatini ‘diyabet tedavisi’ konusuna çektiklerini vurgulayarak son teknolojilerin hasta konforu açısından diğer getirilerini de şöyle  açıkladı: “Nasıl ki cep telefonlarımız gitgide küçüldü ama boyutlarının aksine bir dolu iş yapabiliyorlar, artık diyabet tedavisinde kullanılan cihazlar da mikro seviyeye inecekler. Mesela, nano-teknolojinin gelişmesiyle cilt altına veya üstüne yapıştırılacak olan ve içerisinde insülin bulunan pompaları, artık minicik bir yara bandı şeklinde olacak. Ayrıca sistemsel kök hücre tedavisi, yani diyabetin önlenmesi alanında da teknolojiyi kullanabiliyoruz. Mesela şu anda sensörleri daha oluşmadan önce diyabeti nasıl öngörebiliriz ve oluşmasını nasıl engelleyebiliriz konusunda da yüksek teknolojinin yardımıyla araştırmalar yapıyoruz.   Yeni yöntemler geliştirmeye çalışıyoruz. Teknoloji; sonuçta diyabeti hem önlemek hem de tanı koymak için yani iki koldan yok etmek için verdiğimiz savaşta, kazanmamızı sağlayacak önemli bir olanak olarak öne çıkıyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-diyabet-tedavisinde-basrol-yuksek-teknoloji-yontemlerin-olacak-548441">Geleceğin diyabet tedavisinde başrol, yüksek teknoloji yöntemlerin olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-2-547170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 01:18:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-2-547170">Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Anoreksiya, benlik algısı ile duyguları düzenlemede yaşanan bozukluklarla kendini gösteriyor!</strong></p>
<p>Anoreksiyanın, temel olarak kişinin beden algısı ve kilo kontrolü üzerine yoğunlaşan, ciddi bir yeme bozukluğu olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Anoreksiya nervoza adıyla bilinen bu hastalıkta kişi, şiddetli kilo alma korkusu yaşar, kendisini sürekli kilolu hisseder ve bu nedenle ciddi şekilde kilo kaybeder.” dedi.</p>
<p>Kişinin bedenini olduğundan daha büyük algıladığını ve kilo kontrolü için yemek kısıtlama, aşırı egzersiz, bazen kusma veya laksatif kullanımı gibi davranışlar geliştirdiğini dile getiren Şen, “Psikolojik bir rahatsızlık olarak anoreksiya; benlik algısı bozukluğu, yeme davranışları üzerinde patolojik kontrol ve duygusal düzenleme sorunları ile karakterizedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sadece kilo verme isteği değil, ciddi bir psikiyatrik bozukluk! </strong></p>
<p>Toplumda bazen sağlıksız diyet yapmanın, aşırı kilo takıntısı veya zayıflama isteğinin ‘anoreksiya’ gibi algılanabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak anoreksiya nervoza bir psikiyatrik tanıdır ve yalnızca kilo verme isteğiyle sınırlı değildir.” dedi.</p>
<p>Her iki durum arasındaki temel farklara değinen Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Toplumsal zayıflama takıntısı, daha yüzeysel, dönemsel ve sosyal etkiyle gelişebilir. Anoreksiya nervoza ise; kilo almaktan aşırı korku, bozulmuş beden algısı ve kişinin fiziksel sağlığını ciddi riske atan yeme davranışı değişiklikleri ile giden kompleks bir psikiyatrik tablodur. Ayrıca anoreksiya nervozada adet kesilmesi, halsizlik, saç dökülmesi gibi fizyolojik belirtiler ile eşlik eden anksiyete, obsesif-kompulsif belirtiler sık görülür.”</p>
<p><strong>Anoreksiya gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılar etkili! </strong></p>
<p>Araştırmaların anoreksiya nervozanın gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılarının etkili olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Mükemmeliyetçilik, aşırı kontrolcülük, detaycılık ve katılık, düşük benlik saygısı, onay arayışı gibi durumlar etkili olur.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, aşırı eleştirel ebeveyn tutumu, ailede kilo ve dış görünüş odaklılık, cinsel istismar ve zorbalık gibi travmatik yaşantıların anoreksiya gelişimi için zemin hazırlayabileceğini aktaran Şen, aile içi yüksek beklenti, katı kurallar ve düşük duygusal ifade ortamının da risk faktörleri arasında olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Anoreksiya tedavi edilebilir ama uzun ve çok yönlü bir süreç! </strong></p>
<p>Anoreksiya tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak tedavi süreci karmaşık, uzun soluklu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Erken müdahale edilmesi, tedavi başarısını artırır.” dedi.</p>
<p>Tedavinin, psikoterapi, psikiyatri, diyetisyen ve gerekiyorsa dahiliye/endokrinoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütüldüğünü açıklayan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Anoreksiya tedavisinde kanıta dayalı psikoterapi yöntemleri uygulanır. Bilişsel Davranışçı Terapi ile yeme davranışını sürdüren olumsuz düşünce ve inançların değiştirilmesi hedeflenir. Aile Temelli Terapi, özellikle ergen ve genç erişkinlerde, ailenin destekleyici rolünü güçlendiren ve birlikte iyileşme süreci öneren bir yaklaşımdır. Duygu Düzenleme Terapileri, kişinin duygularını tanıma, ifade etme ve sağlıklı biçimde yönetmesini amaçlar. Şema Terapi ya da Psikodinamik Terapilerde, derinlemesine kişilik yapılanması ve erken dönem yaşantılarla çalışılır.</p>
<p>Ayrıca hastalarda ilaç tedavisi ve TMU tedavisinden yararlanılır.”</p>
<p><strong>Anoreksiyada kişi hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozada tedaviye direncin çok yaygın olduğunu kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Çünkü kişi kilo alma düşüncesiyle yoğun anksiyete yaşar ve hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir.” dedi. </p>
<p>Direnç durumunda atılabilecek adımlara değinen Şen, “Empatik ve yargısız yaklaşım, küçük hedeflerle ilerleme, kilo alma korkusunu anlamaya yönelik terapötik çalışmalar, hastanın kontrol hissini tamamen kaybettiği algısını düzeltmek, aileyi sürece katmak ve desteklemek direnci aşmada etkili olur. Zorlayıcı değil, işbirliğine dayalı bir ilişki kurmak önemlidir.</p>
<p>Tedavi süresi kişiden kişiye değişir. Ortalama olarak 1-2 yıl sürebilir. Beden ağırlığı normale dönse bile psikolojik toparlanma ve beden algısının düzelmesi daha uzun sürebilir. Yeme davranışı düzelse de duygusal düzenleme becerileri, benlik algısı ve sosyal ilişkiler üzerinde çalışmak gerekebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Anoreksiya sadece bir yeme problemi değil, derin bir ruhsal sorun!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozada nüks riskinin yüzde 30 ila 50 civarında olduğunun da altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Nüksü önlemek için, tedavi sürecinin yeterince uzun sürmesi, destekleyici psikoterapilerin devam etmesi, anksiyete ve duygu düzenleme becerilerinin güçlendirilmesi, olumsuz beden algısı üzerinde çalışılması gerekir.” dedi.</p>
<p>Beden algısının yeniden inşasında, ayna çalışmaları, dans, sanat terapisi gibi beden odaklı terapiler, duygu ve beden farkındalığı çalışmaları, negatif iç konuşmaların fark edilmesi ve dönüştürülmesinin etkili olduğunu da aktaran Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca, kişinin sosyal destek kaynaklarını güçlendirmesi ve stresle baş etme yöntemleri geliştirmesi uzun vadede koruyucu rol oynar. Anoreksiya yalnızca bir yeme problemi değil, beden algısı ve duygularla ilgili derin bir ruhsal sorundur. Erken fark edilmesi ve destek olunması hayat kurtarıcıdır. Eğer çevrenizde böyle bir sorun yaşadığını düşündüğünüz biri varsa, onu mutlaka bir uzmana yönlendirin ve yalnız olmadığını hissettirin.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-2-547170">Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İKÇÜ&#8217;lü Genç Lider Araştırmacıdan Kanser Tedavisinde Yenilikçi Çözüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ikculu-genc-lider-arastirmacidan-kanser-tedavisinde-yenilikci-cozum-547076</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2025 11:24:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmacıdan]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[ikçülü]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547076</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde uygulanmak üzere özel bir nano-taşıyıcı geliştirilmesine yönelik projesiyle TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı (BİDEB) 2247-D Ulusal Genç Liderler Araştırmacı Programınca ‘Türkiye’nin 7 Genç Lider Araştırmacısından’ biri olarak destek alan, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Eczacılık Fakültesinden Doç. Dr. Gülşah Erel Akbaba laboratuvar çalışmalarına başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ikculu-genc-lider-arastirmacidan-kanser-tedavisinde-yenilikci-cozum-547076">İKÇÜ&#8217;lü Genç Lider Araştırmacıdan Kanser Tedavisinde Yenilikçi Çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kanser tedavisinde uygulanmak üzere özel bir nano-taşıyıcı geliştirilmesine yönelik projesiyle TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı (BİDEB) 2247-D Ulusal Genç Liderler Araştırmacı Programınca ‘Türkiye’nin 7 Genç Lider Araştırmacısından’ biri olarak destek alan, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Eczacılık Fakültesinden Doç. Dr. Gülşah Erel Akbaba laboratuvar çalışmalarına başladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>ABD’deki Üniversitelerde ‘Gen ve Hücre Tedavileri’ Alanında Araştırmacı Olarak Çalıştı</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Toplam 8.5 milyon TL bütçeye sahip, “Tümöre hedeflenebilir mRNA yüklü ekstraselüler vezikül-lipozom hibritlerinin geliştirilmesi ve antikanser etkinliğinin in vitro /in vivo değerlendirilmesi” başlıklı projeyle ilgili bilgi veren İKÇÜ Eczacılık Teknolojisi Bölümü Farmasötik Biyoteknoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülşah Erel Akbaba, Türkiye’nin biyoteknoloji ve gen tedavisi alanındaki çalışmalarına katkı sunmayı amaçladığını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Doç. Dr. Gülşah Erel Akbaba, “2247-D Ulusal Genç Liderler Programı, bilimin ve teknolojinin her alanında genç bilim insanlarının çalışmalarını desteklemesi açısından oldukça önemli bir kazanım. Daha önce yerli COVID-19 aşısı geliştirilmesi, Alzheimer ve diğer farklı beyin hastalıklarına yönelik biyoteknolojik tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi gibi araştırmalarda yer almıştım. 2017 yılında TÜBİTAK 2214-A Yurt Dışı Doktora Sırası Araştırma Burs Programı ile Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Departmanında beyin kanseri üzerine araştırmalarda bulunmuştum. Geçtiğimiz yıl da University of Connecticut’da, piezoelektirik sistemler ve mikroiğneler alanında, doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştım. Bu süreçte, ‘Gen ve Hücre Tedavileri’ alanında ABD’de yürütülen çalışmaları yakından takip etme ve bizzat yer alma fırsatım oldu. Ülkemizin genç araştırmacılara sunduğu bu imkanların ışığında   üniversitemizin destekleriyle çalışmalarımı toplum sağlığı adına ileri taşıma gayesindeyim” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>Kanser Hücrelerine Tedavi Edici mRNA’lar Taşıyacak</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Araştırmasında, kanser tedavisinde kullanılan ilaçları tümör bölgesine daha iyi ulaştırmak için özel bir nano-taşıyıcı üzerinde çalıştığını söyleyen Doç. Dr.  Erel Akbaba, 3 yıl sürecek laboratuvar aşamasına başladığını aktardı. Doç. Dr. Erel Akbaba, “Tümör bölgesinde bazı proteinlerin kaybı oluyor. Başladığım bu çalışma, bir nanopartikul ile tedavide kullanılan biyoteknolojik ilaçları hücre içine taşımayı ve kanserle savaşacak proteinlerin kaybını önlemeye yönelik bir araştırmayı içermektedir. Bu taşıyıcının, kanser hücrelerini hedef alarak, ilgili bölgeye tedavi edici mRNA’ları taşıması amaçlanmaktadır. PTEN gen ekspresyonunun azaldığı kanser türlerinde (meme, prostat, beyin vb.) bu ekspresyonu artırmak için PTEN mRNA’sı geliştirilecek hibrit taşıyıcıya yüklenecek ve etkinlik değerlendirme çalışmaları gerçekleştirilecektir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>Hedefim Patent Almak</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Genç bilim insanları olarak ülkemiz açısından yüksek katma değerli yenilikçi teknolojiler, yaklaşımlar geliştirme hedefiyle çalıştıklarını aktaran Doç. Dr. Erel Akbaba, özellikle biyoteknoloji ve gen tedavisi alanındaki bilgi birikiminin artırılmasının oldukça önemli olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Erel Akbaba, “Çalıştığımız alanlarda sunulan destekler biz genç araştırmacılara yüksek motivasyon sağlıyor. Bu anlamda bizi her zaman cesaretlendiren ve bilimsel keşiflere teşvik eden üniversiteme, çok değerli hocalarıma, genç araştırmacılara sundukları imkanlar için “Milli araştırma kurumumuz olan TÜBİTAK’a ve Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığına (BİDEB) teşekkür ederim. Hedefim, kanser tedavilerine ilişkin bu çalışmalarımı geliştirerek patentlemek ve klinik çalışmalara geçilmesini sağlamak” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
</div>
<div> </div>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ikculu-genc-lider-arastirmacidan-kanser-tedavisinde-yenilikci-cozum-547076">İKÇÜ&#8217;lü Genç Lider Araştırmacıdan Kanser Tedavisinde Yenilikçi Çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-546872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2025 08:02:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-546872">Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Anoreksiya, benlik algısı ile duyguları düzenlemede yaşanan bozukluklarla kendini gösteriyor!</strong></p>
<p>Anoreksiyanın, temel olarak kişinin beden algısı ve kilo kontrolü üzerine yoğunlaşan, ciddi bir yeme bozukluğu olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Anoreksiya nervoza adıyla bilinen bu hastalıkta kişi, şiddetli kilo alma korkusu yaşar, kendisini sürekli kilolu hisseder ve bu nedenle ciddi şekilde kilo kaybeder.” dedi.</p>
<p>Kişinin bedenini olduğundan daha büyük algıladığını ve kilo kontrolü için yemek kısıtlama, aşırı egzersiz, bazen kusma veya laksatif kullanımı gibi davranışlar geliştirdiğini dile getiren Şen, “Psikolojik bir rahatsızlık olarak anoreksiya; benlik algısı bozukluğu, yeme davranışları üzerinde patolojik kontrol ve duygusal düzenleme sorunları ile karakterizedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sadece kilo verme isteği değil, ciddi bir psikiyatrik bozukluk! </strong></p>
<p>Toplumda bazen sağlıksız diyet yapmanın, aşırı kilo takıntısı veya zayıflama isteğinin ‘anoreksiya’ gibi algılanabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak anoreksiya nervoza bir psikiyatrik tanıdır ve yalnızca kilo verme isteğiyle sınırlı değildir.” dedi.</p>
<p>Her iki durum arasındaki temel farklara değinen Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Toplumsal zayıflama takıntısı, daha yüzeysel, dönemsel ve sosyal etkiyle gelişebilir. Anoreksiya nervoza ise; kilo almaktan aşırı korku, bozulmuş beden algısı ve kişinin fiziksel sağlığını ciddi riske atan yeme davranışı değişiklikleri ile giden kompleks bir psikiyatrik tablodur. Ayrıca anoreksiya nervozada adet kesilmesi, halsizlik, saç dökülmesi gibi fizyolojik belirtiler ile eşlik eden anksiyete, obsesif-kompulsif belirtiler sık görülür.”</p>
<p><strong>Anoreksiya gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılar etkili! </strong></p>
<p>Araştırmaların anoreksiya nervozanın gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılarının etkili olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Mükemmeliyetçilik, aşırı kontrolcülük, detaycılık ve katılık, düşük benlik saygısı, onay arayışı gibi durumlar etkili olur.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, aşırı eleştirel ebeveyn tutumu, ailede kilo ve dış görünüş odaklılık, cinsel istismar ve zorbalık gibi travmatik yaşantıların anoreksiya gelişimi için zemin hazırlayabileceğini aktaran Şen, aile içi yüksek beklenti, katı kurallar ve düşük duygusal ifade ortamının da risk faktörleri arasında olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Anoreksiya tedavi edilebilir ama uzun ve çok yönlü bir süreç! </strong></p>
<p>Anoreksiya tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak tedavi süreci karmaşık, uzun soluklu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Erken müdahale edilmesi, tedavi başarısını artırır.” dedi.</p>
<p>Tedavinin, psikoterapi, psikiyatri, diyetisyen ve gerekiyorsa dahiliye/endokrinoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütüldüğünü açıklayan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Anoreksiya tedavisinde kanıta dayalı psikoterapi yöntemleri uygulanır. Bilişsel Davranışçı Terapi ile yeme davranışını sürdüren olumsuz düşünce ve inançların değiştirilmesi hedeflenir. Aile Temelli Terapi, özellikle ergen ve genç erişkinlerde, ailenin destekleyici rolünü güçlendiren ve birlikte iyileşme süreci öneren bir yaklaşımdır. Duygu Düzenleme Terapileri, kişinin duygularını tanıma, ifade etme ve sağlıklı biçimde yönetmesini amaçlar. Şema Terapi ya da Psikodinamik Terapilerde, derinlemesine kişilik yapılanması ve erken dönem yaşantılarla çalışılır.</p>
<p>Ayrıca hastalarda ilaç tedavisi ve TMU tedavisinden yararlanılır.”</p>
<p><strong>Anoreksiyada kişi hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozada tedaviye direncin çok yaygın olduğunu kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Çünkü kişi kilo alma düşüncesiyle yoğun anksiyete yaşar ve hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir.” dedi. </p>
<p>Direnç durumunda atılabilecek adımlara değinen Şen, “Empatik ve yargısız yaklaşım, küçük hedeflerle ilerleme, kilo alma korkusunu anlamaya yönelik terapötik çalışmalar, hastanın kontrol hissini tamamen kaybettiği algısını düzeltmek, aileyi sürece katmak ve desteklemek direnci aşmada etkili olur. Zorlayıcı değil, işbirliğine dayalı bir ilişki kurmak önemlidir.</p>
<p>Tedavi süresi kişiden kişiye değişir. Ortalama olarak 1-2 yıl sürebilir. Beden ağırlığı normale dönse bile psikolojik toparlanma ve beden algısının düzelmesi daha uzun sürebilir. Yeme davranışı düzelse de duygusal düzenleme becerileri, benlik algısı ve sosyal ilişkiler üzerinde çalışmak gerekebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Anoreksiya sadece bir yeme problemi değil, derin bir ruhsal sorun!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozada nüks riskinin yüzde 30 ila 50 civarında olduğunun da altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Nüksü önlemek için, tedavi sürecinin yeterince uzun sürmesi, destekleyici psikoterapilerin devam etmesi, anksiyete ve duygu düzenleme becerilerinin güçlendirilmesi, olumsuz beden algısı üzerinde çalışılması gerekir.” dedi.</p>
<p>Beden algısının yeniden inşasında, ayna çalışmaları, dans, sanat terapisi gibi beden odaklı terapiler, duygu ve beden farkındalığı çalışmaları, negatif iç konuşmaların fark edilmesi ve dönüştürülmesinin etkili olduğunu da aktaran Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca, kişinin sosyal destek kaynaklarını güçlendirmesi ve stresle baş etme yöntemleri geliştirmesi uzun vadede koruyucu rol oynar. Anoreksiya yalnızca bir yeme problemi değil, beden algısı ve duygularla ilgili derin bir ruhsal sorundur. Erken fark edilmesi ve destek olunması hayat kurtarıcıdır. Eğer çevrenizde böyle bir sorun yaşadığını düşündüğünüz biri varsa, onu mutlaka bir uzmana yönlendirin ve yalnız olmadığını hissettirin.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-546872">Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Felç Tedavisinde Yeni Yöntemler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/felc-tedavisinde-yeni-yontemler-542264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 00:50:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Felç Tedavisinde yeni yöntemleri, felçli hastalar ve yakınları için umut olabiliyor. Robot destekli tedavi de bunlardan biri.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/felc-tedavisinde-yeni-yontemler-542264">Felç Tedavisinde Yeni Yöntemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Felç Tedavisinde yeni yöntemleri, felçli hastalar ve yakınları için umut olabiliyor. Robot destekli tedavi de bunlardan biri.</p>
<p><strong>Robotik rehabilitasyon umutları ‘ayağa kaldırıyor’ </strong><strong> </strong><strong>Felci robotik rehabilitasyon ile yenen hastalar doktorlarıyla buluştu!</strong></p>
<p><b><strong>Felç Tedavisinde Robot Desteği </strong></b></p>
<p><span>Dünya nüfusunun hızla yaşlanmasının etkisiyle nörolojik hastalıkların yaygınlığı da artıyor. Öyle ki günümüzde her 6 kişiden 1’inin felç (inme) geçirdiği belirtiliyor. Vücudun bir tarafında güçsüzlük, uyuşma veya konuşma zorluğuna yol açan inme sonrasında gerçekleştirilen fizik tedavi ve rehabilitasyon ise hasarın kalıcı hale gelmesinin önlenmesinde kilit bir rol üstleniyor. Son yıllarda, inme tedavisinde devrim niteliğinde bir gelişme olan “robotik rehabilitasyon” çok ağır hastaların bile yeniden yürüyebilmelerini ve diğer uzuvlarını eskisi gibi kullanabilmelerini sağlıyor! </span><strong>Acıbadem Taksim Hastanesi’nde</strong><span> geçtiğimiz günlerde düzenlenen </span><strong>“Robotik Rehabilitasyon”</strong><span> söyleşisinde, hekimler robot destekli fizik tedavi ve rehabilitasyon programının önemini anlatırken,   bu tedaviyle sağlıklarına kavuşan hastaları da tedavi süreciyle ilgili deneyimlerini paylaştılar.  </span></p>
<p><b><strong>Beyinde hasarlı dokuların görevini sağlıklı bölgeler üstleniyor</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Hareket etme yeteneğimiz, beyindeki nöronların; inme ve beyin hasarı nedeniyle zarar görmeleri veya omurilik yaralanmaları sonucu omurilikten kaslara ulaşan sinyal yolunun kesilmesiyle bozulabiliyor. Beynimizin gördüğü hasardan sonra kendini toparlamaya ve iyileştirmeye çalıştığı süreç ise aylarca sürebiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Cihan Aksoy</strong>, beyin ve sinir hücrelerinin iyileşmesinin hasta inme geçirdikten hemen sonra başladığını belirterek, “Ancak hasarlı bölgede düzelme çoğunlukla sınırlı kalıyor ve normal fonksiyonun tam düzelmesiyle sonuçlanmıyor. Bu nedenle, hasar gören beyin dokularının görevini beynin sağlıklı bölgeleri üstleniyor. Beyin, zarar görmemiş hücreleri yeniden düzenleyerek ve yeni bağlantılar oluşturarak hasarı telafi etmeye çalışıyor” dedi.</p>
<p><b><strong>Hareketler sinir sistemine yeniden öğretiliyor</strong></b></p>
<p>İnme sonrasında yürüyemeyen, kollarını hareket ettiremeyen hastalarda Robotik rehabilitasyonun beynin yeniden öğrenme işlevlerinin hızlı ve düzgün şekilde oluşmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Cihan Aksoy, “Rehabilitasyonun hedefi, her bir hasta için en uygun sonucu elde etmek amacıyla nöroplastisiteden, yani beynin yapısal veya fizyolojik değişikliklere uğrama yeteneğinden maksimum düzeyde yararlanmaktır. Robotik rehabilitasyon teknolojileri, belirli hareketlerimizin ve günlük yaşantımızda yaptığımız olağan işlerimizin tekrar tekrar uygulanmasına olanak tanıyor. Bu sayede ağır etkilenmiş, yani hiç bacak veya kol hareketi olmayan hastalarda bile beyin, hücrelerinin yeniden çalışmasını ve hareketleri tekrar öğrenmesini sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Beynin tekrar iyileşmesi için 4 önemli kural</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Cihan Aksoy, tedaviden etkin sonuç alınması için rehabilitasyon programına zaman kaybetmeden başvurmak gerektiğini belirterek, “Ayrıca,<strong> </strong>beynin tekrar iyileşmesi için rehabilitasyonun dört önemli ayağı vardır.  Bunlar; hastanın motivasyonu ve tedaviye olan inancı ile aile desteği, tecrübeli multidisipliner bir ekip, en iyi teknolojik destek ve maksimum iyileşmeyi uyaran, ortalama 6 saat süren yoğun ve kapsamlı bir programdır” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><b><strong>Çok ağır felçli hastada bile tekrar yürüme şansı yüzde 48 oranında artıyor!</strong></b></p>
<p>Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor ve yakın bir gelecekte 60 yaş ve üzerindeki nüfusun 2 milyarın üzerine çıkacağı öngörülüyor. Nüfusun yaşlanmasının bir etkisi olarak toplumda inme hastalığının görülme sıklığının da giderek arttığını söyleyen <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde bu hasta grubunda robotik rehabilitasyon programından son derece başarılı sonuçlar alındığına işaret ederek, “Öyle ki  robotik rehabilitasyonla çok ağır inme geçirmiş hastalarda dahi yüzde 48 oranında tekrar yürüme olasılığını artırabiliyoruz. Yeter ki hastalar umutlarını hiç yitirmesinler ve programlara düzenli olarak katılsınlar” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Robot yardımıyla egzersizlerde maksimum fayda</strong></b></p>
<p>Standart fizik tedavide hastalar yorulabildikleri için süre ve motivasyonun sınırlanabildiğini aktaran Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli programın ise egzersizlerin süresi, tekrarı ve zorluğunda tedavinin yoğunluğunun artabileceği bir ortam sunduğunu anlatarak, “Örneğin, felçli hastalar kol hareketlerini çalıştırmak için seans içerisinde bir fizyoterapist ile 30 hareket tekrarı gerçekleştirirken, robot yardımıyla 1000’den fazla tekrar yapabiliyorlar. Klasik yöntemle günde en fazla 1,5 saat fizik tedavi alabiliyorken, robotik rehabilitasyonda günde 6 saate kadar fizyoterapistlerle birlikte çalışabiliyorlar” dedi.</p>
<p><b><strong>Egzersizler sanal gerçeklik ekranında simüle ediliyor</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Robotik Rehabilitasyon programının ev ve sosyal yaşantımızda gerçekleştirdiğimiz işleri taklit eden egzersizleri yapma olanağı sağladığını aktaran Doç. Dr. Mustafa Çorum, konuşmasına şöyle devam etti: “Robotik rehabilitasyonda görevler ekranda sanal gerçeklikle simüle edildiği için terapiler çok daha eğlenceli geçiyor. Belirli hareketlerin yapıldığı bilgisayar oyunları dikkati sağlayarak hastaların egzersizlere daha iyi odaklanmalarına yardımcı oluyor. Hastalar, sanal ortamda yaratılmış görsel hedefe yönelik kol veya bacak hareketini görerek kendi hareketlerini düzeltebiliyorlar. Ayrıca hareketleri algılayan sensörler hastaya uyarı vererek hareketin düzgün yapılması için teşvik edebiliyor. Bu robotik cihazlar doğru hareketin her seferinde tam olarak aynı şekilde tekrarlanmasını ve bu sayede beynin kaslarını harekete geçirecek şekilde eğitilmesini sağlıyor.”</p>
<p><b><strong>“Aynı dönemde hem felç hem meme kanseriyle savaştım”</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Söyleşiye katılarak kendi tedavisiyle ilgili bilgi veren 47 yaşındaki Seniha Terzi felç öyküsünü şöyle anlattı: “Bir şirkette pazarlama müdürüyüm. Sıradan bir iş günüydü. Masamda çalışırken, bir an bardağı tutamadığımı hissettim. Kolumdaki hissizlik sadece bir-iki saniye sürmüş olsa da yüksek tansiyon hastası olduğum için hemen tansiyonumu ölçtüm. Tansiyonum çok yüksek çıkınca ilacımı aldım ve  hastaneye gittim. Tam hastaneden ayrılırken bir anda ayağımda inanılmaz bir güç kaybı oluştu, kolum da hiç hareket edemez hale geldi. ‘Felç geçiriyorsunuz, sizi hemen yatırıyoruz’ dediler. Hastanede tedavi gördüğüm bir hafta boyunca kolumu hiç hareket ettiremedim, bacağımdaki güçsüzlük nedeniyle koltuk değneklerinden destek alarak yürüyebildim.”</p>
<p><b><strong>Adeta oyun oynar gibiydim, hiç sıkılmadım  </strong></b></p>
<p><strong> </strong>Hastanede klasik fizik tedavi yöntemi uygulandığını ve taburcu olduğunun ertesi günü Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nde seanslara başladığını belirten Seniha Terzi, “Tam 35 seans her gün işe gider gibi hastaneye gittim; tüm gün süren yoğun bir programa girdim. Ama hiç klasik bir fizik tedavi gibi değildi. Oyun oynar gibiydim. Aynı hareketi 10 kez yapsanız sıkılırsınız. Ancak hareketleri robotla birlikte yapınca hiç sıkılmadan tekrarlıyorsunuz. Kendimle yarıştığım, puan topladığım ve her gün kendimi biraz daha geçtiğim bir programdı” dedi.</p>
<p><b><strong>Artık hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum</strong></b></p>
<p>Tedavisine devam ederken meme kanserine de yakalandığını öğrenince zaman kaybetmeden ameliyat olduğunu belirten Seniha Terzi, bu nedenle fizik tedaviye bir hafta ara verdiğini anlatarak, “Beni meme kanserinden daha çok inme zorladı aslında. Ben çalışan, sporunu yapan ve seyahat eden çok aktif bir insandım, birden hayatım kısıtlanmış, neredeyse hiçbir şey yapamaz hale gelmiştim. Bu süreçte doktorum, sağlık personeli, ailem ve arkadaşlarım beni hep motive ettiler. Hem azmim hem çevremdeki insanların büyük destekleri sayesinde tedaviden başarılı sonuç aldım. Artık kolaylıkla elimi ve kolumu hareket ettiriyor, yürüyebiliyor; hayatıma kaldığım yerden aktif bir şekilde devam ediyorum” diyerek noktaladı sözlerini.</p>
<p><b><strong> “Yeniden yürüyebilmek çok büyük mutluluk”</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Söyleşiye katılarak deneyimlerini anlatan 63 yaşındaki Sevim Çakmak, bir gece uykusundan uyandığında sağ kolunun tamamını kaplayan hissizliği fark ettiğini söyledi. Apar topar hastaneye kaldırılan Sevim Çakmak’a yarım saat içinde tüm tetkikler yapılmış ve beyin kanaması tanısı konulmuş. Son 3 aydır yoğunlaştırılmış nöro-rehabilitasyon tedavisi gören Sevim Çakmak, “En başından beri bilincim yerindeydi. Hiçbir zaman ‘ben artık yürüyemeyeceğim’ gibi umutsuzluğa düşmedim. Kolumun sağ tarafını hiç kullanamıyordum. Bugün pek çok işimi halledebiliyorum. Fizik tedavimi hiç aksatmıyorum. Üstelik sıkılmıyorum da. Tedavi sürecinde bilgisayar oyunu oynuyorum. Kuşları yakalıyorum, sonra ondan çıkıp başka oyunlara giriyorum. Uzun aradan sonra desteksiz yeniden yürüyebilmek çok büyük mutluluk” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/felc-tedavisinde-yeni-yontemler-542264">Felç Tedavisinde Yeni Yöntemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde çığır açan hücreler Türkiye&#8217;de üretilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-hucreler-turkiyede-uretilecek-526713</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 11:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çığır]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[üretilecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=526713</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Liv Hospital Rejeneratif Tıp Kök Hücre Üretim Merkezi Direktörü Prof. Dr. Erdal Karaöz’ün verdiği bilgilere göre, Türkiye’de kanser hücrelerini hedef alıp yok edebilen özel hücrelerin üretileceği bir laboratuvar kuruluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-hucreler-turkiyede-uretilecek-526713">Kanser tedavisinde çığır açan hücreler Türkiye&#8217;de üretilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Liv Hospital Rejeneratif Tıp Kök Hücre Üretim Merkezi Direktörü Prof. Dr. Erdal Karaöz’ün verdiği bilgilere göre, Türkiye’de kanser hücrelerini hedef alıp yok edebilen özel hücrelerin üretileceği bir laboratuvar kuruluyor. Samsun’da düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuşan Prof. Dr. Karaöz, Orta Karadeniz bölgesindeki hekimlere kök hücre tabanlı hücresel tedaviler ve gen tedavileri konusundaki son gelişmeleri aktardı.</p>
<p><strong>Ölü hücreler tedavi edilemiyor, kök hücre umut oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Karaöz, son yıllarda kök hücrelerin öneminin giderek arttığını belirterek, tıbbın mevcut şartlarda bazı hastalıkları yüzde 100 tedavi edemediğini ifade etti. Bu hastalıkların büyük bir kısmını nörodejeneratif hastalıklar olarak tanımlayan Karaöz, &#8220;Bu hastalıkların ortak karakteristiği ilgili oldukları organlardaki hücrelerin bir nedenden dolayı ölmesi ve bu ölen hücrelerin işlevini görmemesi sonucunda klinik sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Örneğin, Parkinson hastalığında dopamin üreten hücrelerin ölmesi neticesinde bu hastalığın klinik belirtilerini hastalar göstermeye başlamaktadır ya da tip1 diyabet diye adlandırdığımız hastalıkta da pankreasta insülin üreten hücreler ölmektedir. İşte ne yazık ki hiçbir cerrahi bir yöntem hiçbir ilaç bu ölen hücrelerin yerine yenilerini koyamamaktadır&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’de hücresel tedaviler gelişiyor</strong></p>
<p>Bu nedenle, son 30 yılda dünya genelinde ve Türkiye’de bu alanda önemli araştırmalar ve çalışmalar yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Karaöz, özellikle son 10 yılda Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın kontrolü altında onay alınarak hücresel tedaviler alanında hastalara yardımcı olunduğunu belirtti. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bazı hususların ortaya çıktığını ifade eden Karaöz, şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;En önemli sorunlardan bir tanesi üretilen hücrelerin uygun standartlarda, uluslararası standartlarda bizim GMP yani iyi üretim şartlarında üretilen laboratuvarlarda üretiliyor olması gerekiyor. Dolayısıyla bu üretilen hücrelerin hemen siz hastanızda uygulayamazsanız Sağlık Bakanlığı’ndan onay almanız gerekiyor. Daha sonra uygulamanız gerekiyor. Bir de tabi çok daha önemlisi ki bu alan ne yazık ki her geçen gün gözlemliyoruz istismara açık bir alan olmaya başladı. Çünkü hastalara boş vaatler verip bu tedavileri uygulamak uygun değil. Bu tedaviyi aldıktan sonra iyileşme potansiyeli olan hastalara bu uygulamaların yapılması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Kök hücre kanser yapar mı</strong></p>
<p>Kök hücrelerle ilgili sıkça sorulan &#8220;Kanser yapar mı?&#8221; sorusuna da açıklık getiren Prof. Dr. Karaöz, &#8220;Hayır yapmaz. Gerek bizim şu ana kadarki klinik deneyimlerimiz gerekse dünyadaki klinik deneyimler bize bunu söylüyor. Bizim kullandığımız kök hücrelerden bahsediyoruz. Biz buna erişkin kök hücresi diyoruz. Klinikte yeni doğmuş bebeklerin göbek kordonundan dokusundan elde ettiğimiz kök hücreleri kullanmaktayız. Dolayısıyla bu hücreler bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar göstermiştir ki asla herhangi bir ciddi yan etkiye sebebiyet vermemekte ve kanser gibi birtakım olaylara sebebiyet vermemektedir&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Geleceğin tedavisi: Hücresel İmmünoterapi ve CAR T-cell Teknolojisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Karaöz, gündeme yavaş yavaş girmeye başlayan bir diğer önemli konunun ise hücresel immünoterapi olduğunu söyledi. Kanser tedavisinde radyoterapi, kemoterapi ve akıllı ilaçlar gibi seçenekler olmasına rağmen hala tedavi edilemeyen vakaların bulunduğunu belirten Karaöz, özellikle hematolojik malignanslar yani kan kökenli kanserlerin bazı tipleri için CAR T-cell olarak adlandırılan yeni bir teknolojinin ortaya çıktığını ve Amerika’da doğan bu teknolojinin yavaş yavaş tüm dünyaya yayıldığını aktardı.</p>
<p><strong>Türkiye’nin ilk “CAR T-cell laboratuvarı” yolda</strong></p>
<p>Prof. Dr. Karaöz, Türkiye olarak kendi hastanelerinde de bu güçlü hücreleri üretebilecek bir laboratuvarın kuruluş aşamasına başladıklarını müjdeleyerek, &#8220;Biz de Türkiye olarak bizim hastanemizde bu çok güçlü olan hücreleri yani hastaya enjekte ettiğiniz zaman kanser hücrelerini yakalayıp öldürebilme potansiyeline sahip olan bu hücreleri üretebilme kapasitesine sahip bir laboratuvarın kuruluş aşamasına başladık. Ümit ediyorum ki 6 ay ila 1 yıl içerisinde bu laboratuvarda üretilen CAR T-cell hücreleri inşallah Türk insanlarının da faydasına sunulacak. Bu konuda da buradaki hekim arkadaşları bilgilendireceğiz&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gelecekte bu teknolojiyle otoimmün hastalıklar tedavi edilebilecek</strong></p>
<p>Kurulacak laboratuvardan söz eden Prof. Dr. Karaöz, şöyle konuştu:</p>
<p> &#8220;Liv Hospital Vadi İstanbul Şubesi’nde, çok büyük ve kompleks bir laboratuvar olacak. Bu laboratuvar çok özel bir laboratuvar. Bu laboratuvarda üretilecek olan hücrelere, sizin kanser hücrelerinizi tanıtıyor olacağız ve bu savaşçı hücreleri tekrar size enfüze edecek hematologlar ve sizin kanser hücrenizi yakalayıp öldürecek. Yani spesifik hedefe yönelik bir tedavi diye de adlandırabiliriz. Bu çok yeni bir teknoloji. Dünyada inanılmaz bir teknoloji ivme kazandı. Amerika’da doğdu. Avrupa’da yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladı. İnşallah biz de Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren ilk merkezlerden biri olacağız. Gelecekte bu teknoloji ile solit organ tümörleriyle, otoimmün hastalıkların tedavisi söz konusu olabilecek.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-hucreler-turkiyede-uretilecek-526713">Kanser tedavisinde çığır açan hücreler Türkiye&#8217;de üretilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2023 09:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[güldürücü]]></category>
		<category><![CDATA[lenfoma]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanıyla]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adını duyan birçok kişinin korkmasına neden olan lenfomanın aslında yüz güldürücü sonuçlarla tedavi edilebildiğini söyleyen Hematoloji Uzm. Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu,” Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891">&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün” </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Adını duyan birçok kişinin korkmasına neden olan lenfomanın aslında yüz güldürücü sonuçlarla tedavi edilebildiğini söyleyen Hematoloji Uzm. Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu,” Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tanı konulduğu sürece tedaviyle uzun süreli sağ kalım elde edebiliyoruz” dedi. Hastanın gece uyanıp çamaşır değiştirecek kadar terlemesi, 6 ayda kilosunun yaklaşık yüzde 10’undan fazlasını kaybetmesi, sebepsiz ateşlerinin olması ve dirençli kaşıntıların lenfoma açısından önemli bulgular olduğunu anlatan Prof. Dr. Ateşoğlu, bu bulgular ortaya çıktığı zaman ayrıntılı değerlendirme için hekime başvurulması gerektiğine dikkat çekti. </em></p>
<p> </p>
<p>Lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ve tedaviyle yüz güldürücü sonuçlar alınabileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, farklı hastalıklarla karıştırılma riskine karşın lenfomanın belirtilerinin çok iyi tanınması gerektiğine işaret etti. </p>
<p>Yaygın olarak lenf kanseri olarak bilinen lenfomanın çok iyi tanınmadığı için korkulan bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. B. Ateşoğlu, bununla birlikte çoğunlukla yüz güldürücü ve iyi tedavi yanıtıyla sonuçlanan bir hastalık grubu olduğuna işaret etti.  Prof. Dr. B. Ateşoğlu, hastalığın belirtilerini ve tedavi yöntemlerini anlattı. </p>
<p><strong>TANI BİYOYSİ SONUCU KONULUR</strong></p>
<p>Hastaların çoğunlukla vücudun farklı bölgelerindeki lenf bezlerindeki şişlik nedeniyle hekime başvurduğunu anlatan Prof. Dr. B. Ateşoğlu, “İlk yapılan değerlendirmeler sonrasında tanı biyopsi sonucunda konulur. Lenfomanın çok çeşitli alt tipleri olduğu için doğru tedavi uygulanmasında doğru tanı çok önemlidir. Tedavi sonrasında hastalığın nasıl seyredeceği tamamen bu patolojik tanıya bağlıdır” dedi.<strong> </strong></p>
<p><strong>“GÖRÜLME YAŞI LENFOMANIN ALT TİPİNE GÖRE DEĞİŞİYOR”</strong></p>
<p>Lenfomanın alt tipine göre görüldüğü yaş gruplarının değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Lenfomanın Hodgkin ve Non-Hodgkin lenfoma olarak iki alt tipi bulunuyor.  Hodgkin lenfoma sıklığı genelde 30 yaş altı gençlerde ve 60 yaş üzerindeki kişilerde artış gösteriyor Non- hodgkin lenfoma ise; gençlerde görülen alt tipleri olmakla birlikte çoğunlukla ileri yaş hastalığıdır. Daha çok 60 yaş üzerindekilerde sıklık artar.” Diye konuştu. </p>
<p>Non-hodgkin lenfoma bütün kanserlerin yaklaşık yüzde 4’ünü oluştururken, Hodgkin lenfoma, Non-hodgkin lenfomaya göre daha nadir görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. B. Ateşoğlu hastalığın ortaya çıkma nedenlerine ilişkin şu bilgileri verdi: “Lenfomanın neden oluştuğu net olarak bilinmese de bazı çevresel faktörlerin etken olduğu düşünülmektedir. Radyasyon maruziyeti ve bazı enfeksiyonlar lenfomaya neden oluşturabiliyor. Marjinal zon lenfoma dediğimiz alt-grupta bazı bakterilerle hastalığın ortaya çıkışı arasında bir ilişki olduğu biliyor. Bu tip lenfomayı antibiyotik tedavisiyle bile kontrol altına alabiliyoruz.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“HASTALAR FARK ETMEDİKLERİ İÇİN ÇOĞUNLUKLA İLERİ EVREDE HEKİME BAŞVURUYOR”</strong></p>
<p>Lenfomaların evre 1 ve evre 4 arasında evrelendiğini söyleyen Uzm. Dr. Ateşoğlu, “Erken evrelerde lenf bezi bölgelerine göre sınırlı bölgelerde ya da evre 3-4 dediğimiz yaygın bölgelerde tutulum görebiliyoruz. Bazı lenfoma alt tiplerinde büyük lenf bezleri erken evrede yakalanılabilirken bir kısım lenfomanın alt tiplerinde ileri evrede tanı koyuyoruz. </p>
<p>Hasta fark etmedikçe yapılan rutin laboratuvur tetkiklerinden lenfomanın fark edilemeyebileceğine işaret eden Prof. Dr. Ateşoğlu, “Örneğin hastada gece terlemesi, kilo kaybı, ateş gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Lenfatik sistem bütün vücutta yaygın olduğu ve hastalık yayılımı hızlı olduğu için eğer hasta önceden fark edip hekime başvurmazsa hastaya tanı ancak ileri evrede konulabiliyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“EN KISA SÜREDE TEDAVİYE BAŞLANMALI” </strong></p>
<p>Zamanında tanı ve doğru tedavi ile lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun bilinmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ateşoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Kedi ve köpeklerden bulaşan Toksoplasma dediğimiz sorun ya da öpücük hastalığı olarak bilinen Epstein-Barr virüsü gibi enfeksiyonlar da yaygın olarak lenf nodu büyümesi yapabilir. Bu nedenle ayırıcı tanıda öncelikle bu hastalıkları dışlarız. Sonrasında ise biyopsi ile tanı ve tedavi protokolü belirlenir. Hastalarımızın hatırlaması gereken nokta ise lenfomanın tedavi yanıtı oldukça iyi olan bir kanser türü olduğudur. Doğru tanı ve doğru tedavi ile hastalar çok uzun süre sağlıklı olarak yaşamlarını sürdürebilmektedir. Bu nedenle tanıyı koymak ve mümkün olan en kısa sürede tedaviye başlamak çok önemlidir.” </p>
<p><strong>“UZUN SÜRELİ HASTALIKSIZ BİR SAĞ KALIM ELDE EDİYORUZ” </strong></p>
<p>Lenfomanın bazı tiplerinin çok yavaş ilerlediğini söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Yavaş ilerleyen tiplerde, hastalık hastaya zarar vermediği sürece sadece bekle gör dediğimiz yöntemle hastalar tedavisiz gözlem altında tutulabilmektedir. Ama hızlı ilerleyen tiplerde kemoterapiyle akıllı ilaçların beraber kullanıldığı tedavi yöntemleri söz konusudur. Bu konuda her gün yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Erken dönemde, ilk basamakta kullanılmasa bile hastalık tekrarladığı dönemde artık kullanılabilecek çok sayıda alternatifimiz var. Bunun ötesinde, bazı lenfoma alt-tiplerinde, hastalık tekrarladığı zaman bu hastalarda lenfomayı tekrar tedavi edip sonrasında otolog kök hücre nakli nakli gerçekleştirmek gerekmektedir. Bu yöntemle de uzun süreli hastalıksız bir sağ kalım elde edebilmekteyiz.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GENETİK BİR HASTALIK DEĞİL” </strong></p>
<p>Lenfomanın ailesel geçiş gösteren bir kanser tipi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “O yüzden anne babada lenfoma olması çocuklara geçiş göstermiyor. Ancak ailede bir kanser vakasının olması diğer aile bireylerinde daha sık kanser riskine yol açıyor. Lenfoma hastalarında bazı genetik bozukluklar görülebiliyor. Hatta tanı koymak için de bunları kullanabiliyoruz ama genetik bozukluklar hastalıkla beraber ortaya çıkan bozukluklardır. Bu hastadan çocuğuna geçecek genetik bozukluklar değildir” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>LENFOMA İÇİN BU BELİRTİLERE DİKKAT”</strong></p>
<p>Tüm kanser türlerinde olduğu gibi lenfomada da erken tanının tedavi başarısını ve sağ kalım oranlarını etkilediğinin altını çizen Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, lenfoma için dikkat edilmesi gereken işaretleri sıraladı: “Eğer bir kişi boyun, koltuk altı, kasık bölgeleri gibi yerlerde beze kıvamında büyüme hissediyorsa bu önemli bir bulgudur. Bu dönemde mutlaka bir hekime başvurmalıdır. Bu belirtiye sahip olan bir kişinin mutlaka lenfoma olacağı anlamına gelmemektedir. Ancak mutlaka araştırılması gerekir. Bunun dışında hastanın gece uyanıp çamaşır değiştirecek kadar terlemesi, 6 ayda kilosunun yaklaşık yüzde 10’undan fazlasını kaybetmesi, sebepsiz ateşlerinin olması ve dirençli kaşıntılar lenfoma açısından önemli bulgulardır. Bu bulgular varsa zaman kaybedilmemelidir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891">&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde akıllı radyoterapi dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-akilli-radyoterapi-donemi-427435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Dec 2023 08:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıp dünyasının tedavi aradığı en önemli hastalıkların başında kanser geliyor. Dünyada son dönemlerde akıllı radyoterapinin öne çıktığını söyleyen Medicana Ataşehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi uzmanı Prof. Dr. Sedat Koca, direkt tümörü hedef alan radyoterapi teknolojisi ile sağlıklı dokuların çok daha az zarar gördüğünü belirtiyor. Üstelik hastaya eş anlı görüntüleme imkânı sunan akıllı radyoterapi, her kanser türü için uygulanabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-akilli-radyoterapi-donemi-427435">Kanser tedavisinde akıllı radyoterapi dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KANSER TEDAVİSİNDE AKILLI RADYOTERAPİ DÖNEMİ</strong></p>
<p><strong>Tıp dünyasının tedavi aradığı en önemli hastalıkların başında kanser geliyor. Dünyada son dönemlerde akıllı radyoterapinin öne çıktığını söyleyen Medicana Ataşehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi uzmanı Prof. Dr. Sedat Koca, direkt tümörü hedef alan radyoterapi teknolojisi ile sağlıklı dokuların çok daha az zarar gördüğünü belirtiyor. Üstelik hastaya eş anlı görüntüleme imkânı sunan akıllı radyoterapi, her kanser türü için uygulanabiliyor.</strong></p>
<p>Kanser, tüm dünyada en kaygı duyulan hastalıklardan. Tıp dünyasında kanserle ilgili araştırmalar önemli bir yer kaplıyor. Daha gelişmiş tedavi yöntemi arayışları hızını kesmeden sürüyor. Son dönemlerde öne çıkan tedavilerden biri de akıllı radyoterapi. 30 yılı aşan deneyimiyle Türkiye’nin önde gelen sağlık kurumlarından Medicana Sağlık Grubu, tıptaki gelişmeleri takip ederek, bu tedavileri Türkiye’ye taşımaya devam ediyor. Medicana Ataşehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü uzmanı Prof. Dr. Koca’nın önderliğinde ve misafir hekimlerin katılımıyla, 1 Aralık’ta düzenlenen “C” programında, kanser tedavisinde akıllı radyoterapi dönemi ve uygulamaları konuşuldu. Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su Reha Özkaya, açılış konuşmasında, Medicana’nın ulusal ve uluslararası arenada yatırımlarına ve yeni yatırımlarla gelişen teknoloji parkurlarına dikkat çekti. Medicana Ataşehir Hastanesi Başhekimi Dr. Selami Hacıoğlu’nun da konuşma yaptığı toplantıya Medicana Ataşehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi uzmanları Dr. Gökhan Yılmazer ve Prof. Dr. Sedat Koca, Üroloji doktorlarından Prof. Dr. Cemil Uygur, Göğüs Cerrahisi doktorlarından Prof. Dr. Celalettin Kocatürk, Genel Cerrahi doktorlarından Prof. Dr. Koray Topgül, Medikal Onkoloji doktorlarından Doç. Dr. Nilay Şengül ile misafir hastane hekimlerinden Radyasyon Onkolojisi uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Cem Önal da katıldı. </p>
<p><strong>Her hastaya eş anlı görüntüleme sunan radyoterapi</strong></p>
<p>Radyasyon onkolojisi alanında hastaya özel radyoterapi yöntemlerinin bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Koca, “Kanser tedavisinin önemli bir parçası olan radyoterapide amaç tümörlü dokuyu radyasyon vererek yok etmek ya da kontrol altına almaktır. Kanser tedavisinde güncel yöntemleri takip etmek gerekir. Radyasyon onkolojisi teknolojisinin ürettiği son yöntemlerden biri de eş anlı görüntüleme imkânı sunan radyoterapi. Pek çok kanser türünde uygulanabilen yöntemle hastaya özel tedavi imkânı sağlanır” dedi.</p>
<p><strong>Radyoterapide tümör kontrolü </strong></p>
<p>Radyasyonun, hastalıklı organa yönlendirilmesi için özel cihazlara gereksinim duyulduğunu hatırlatan Prof. Dr. Koca, bu yöntemin sağladığı imkânları şöyle anlattı:<br /> “Eş anlı görüntüleme imkânı sunan bu radyoterapi uygulaması, diğer radyoterapi yöntemlerine nazaran çok daha hassas bir teknik donanıma sahip. Cihazın MR tarayıcısı, tedavi sırasında tümörün pozisyonunu, büyüklüğünü ve şeklini üç boyutlu gösterir. Bu sayede tümörü ve çevresindeki sağlıklı dokuyu net görüntüler ve sağlıklı dokulara zarar vermeden tümör dokusuna müdahale edilebilmesine olanak sağlar. Böylece tümör kontrolü artar. Bu tedavide her seans sonucunda meydana gelen klinik değişiklikler değerlendirilerek her seansta hastalara önemli bir tedavi olanağı sağlanır.” </p>
<p><strong>Sağlıklı dokular daha az etkileniyor</strong></p>
<p>Tedavinin her aşamasının takip edilebildiğini belirten Prof. Dr. Koca, “Bu tedavi yöntemi, radyasyon tedavisi sırasında tümörlü doku ve çevre sağlıklı dokuların pozisyonunu takip ederek, tedavinin doğru bir şekilde uygulanmasına ve yan etkilerin azaltılmasına yardımcı olur. Hastayı radyoterapi süreci boyunca etkin şekilde izlememizi sağlar ve tedavinin her aşamasında tümörlü dokuların pozisyonunu ve iç organ anatomisini takip edebilir. Bu sayede radyasyonun kanserli hücrelere daha kesin bir şekilde uygulanması ve sağlıklı dokuların daha az etkilenmesi mümkündür” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviye yanıt oranını arttırıyor</strong></p>
<p>Medicana Ataköy Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Nilay Şengül ise, “Kanser tanısı konulduktan sonra hastalık evreleniyor. Her evrede tedavi seçeneği ise farklı. İleri evrelerde sistemik tedavinin yanı sıra radyoterapinin de kullanıldığı kanser tipleri var. Özellikle metastatik evrede radyoterapi de kullanılarak bir bütün oluyor. Sadece medikal onkolojideki gelişmeler değil, radyoterapideki gelişmeler de takip ediliyor” diyerek bu tedavi yönteminin, tedaviye yanıt oranını arttırdığını belirterek, lokal kontrol sağlamaya yardımcı olduğunu vurguladı. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-akilli-radyoterapi-donemi-427435">Kanser tedavisinde akıllı radyoterapi dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pankreas kanserinin tedavisinde hayat kurtaran gelişme</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pankreas-kanserinin-tedavisinde-hayat-kurtaran-gelisme-424589</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 08:24:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde ölüme en sık neden olan kanserler arasında 4. sırada yer alan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle, cinsiyet ayrımı olmaksızın, 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pankreas-kanserinin-tedavisinde-hayat-kurtaran-gelisme-424589">Pankreas kanserinin tedavisinde hayat kurtaran gelişme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>                  PANKREAS KANSERİNİN TEDAVİSİNDE </strong></p>
<p><strong>                              HAYAT KURTARAN GELİŞME!  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Günümüzde ölüme en sık neden olan kanserler arasında 4. sırada yer alan pankreas kanserinin 2030 yılı itibariyle, cinsiyet ayrımı olmaksızın, 2. sıraya yükseleceği öngörülüyor. Pankreas kanserinin   en ölümcül kanserlerden biri olmasının başlıca nedeni, kanserin ileri evrelere kadar çok fazla belirti vermeden sinsice ilerlemesi. Son yıllarda pankreas kanserinde yaşam süresinin uzaması, hatta kalıcı iyileşme sağlanan hasta grubunda ciddi bir artış yaşanması ise yürekleri ferahlatıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, </strong>son yıllarda ‘tanı konulan her hasta kaybedilir’ düşüncesinin tedavide yaşanan önemli gelişmeler ile yıkılmaya başladığına dikkat çekerek, “Pankreas kanserinde kalıcı bir iyileşme için kemoterapinin yanı sıra tümörün ameliyatla mutlaka çıkarılması gerekiyor. Ancak bu kanser türü genellikle ileri evrelerde tespit edilebildiği için hastaların çoğu ameliyat şansını yakalayamıyorlardı. Son yıllarda folfirinox<strong> </strong>protokolü olarak adlandırılan üç kemoterapötik ilacın eş zamanlı kombinasyonu ve etkin kemoterapi uygulamaları ile uygun hastalarda tümör küçültülerek ameliyat edilebilir boyuta getirilebiliyor. Bu sayede pankreas kanserinde ameliyat edilebilen hasta oranı yüzde 20’den yüzde 50 gibi yüksek bir orana yükseldi” diyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, </strong>kanserin görülebilir uzak metastaz yapmadığı aşamada saptanan hastalarda, etkili kemoterapi ve cerrahi tedavi ile 5 yıllık sağ kalım oranının artık yüzde 50’yi aştığına dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Genellikle ileri evrelerde yakalanıyor, çünkü… </strong></p>
<p>Pankreas kanseri sıklıkla ileri evrelere kadar belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerliyor. Ayrıca hazımsızlık ile bel ağrısı gibi en sık görülen belirtileri de safra kesesi taşı, omurga ve böbrek problemleriyle ilgili olduğu sanılarak hastalar tarafından uzun süre ciddiye alınmıyor. Bu sürede pankreas kanseri metastaz yapmaya, yani başka organlara sıçramaya zaman buluyor.</p>
<p><strong>Kalıcı şifa için ‘ameliyat’ şart! </strong></p>
<p>Cerrahi tedavi  veya kemoterapi pankreas kanserini tek başına kalıcı olarak ortadan kaldırmak konusunda yeterli olmuyor. Yani, cerrahi tedavi yapılamayan hastalarda kemoterapi ile sağ kalım süresi uzatılıp hayat kalitesi artırılabilse bile kür şansı maalesef bulunmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan, pankreas kanseri tanısı alan hastalarda kalıcı bir iyileşmenin ancak etkili kemoterapi ve etkili cerrahinin bir arada kullanılmasıyla mümkün olduğunu söylüyor.   </p>
<p><strong> Bu tedavi protokolü hayat kurtarıyor!</strong></p>
<p>2012 yılında kullanıma giren folfirinox protokolü (üç kemoterapötik ilacın eş zamanlı kombinasyonu) ile başlayan etkin kemoterapi uygulamaları sayesinde pankreas kanserinde ilk defa, hastalığı yavaşlatmanın ötesinde, geriletebilen bir sonuca ulaşıldı. Folfirinox tedavisi<strong> </strong>öncesinde, ilk tanı anında hastaların yaklaşık yüzde 50’si uzak metastaz nedeniyle, yüzde 30’u ise tümör lokal   olarak ileri olduğu için ameliyat olamıyor ve sadece yüzde 20’si ameliyat şansını yakalıyordu. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan,<strong> </strong>üçlü kemoterapi protokolünün pankreas kanserinde tedavinin kurallarını tümden değiştirdiğine dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam ediyor, “Etkin kemoterapi sayesinde, lokal ileri hastalığı olan üçte birlik grubun büyük bir kısmı kemoterapi sonrasında tümörleri küçülünce, tekrar ameliyat edilebilir hale gelebiliyor. Bu sayede pankreas kanserinde ameliyat edilebilen hasta oranı yüzde 20’den yüzde 50’ye yükseldi. Üstelik kemoterapi sonrasında ameliyat edilebilen hastalar ile ilk tanı anında ameliyata aday olabilen hastalar arasında sağ kalım açısından da bir fark bulunmuyor” </p>
<p><strong>Kapalı yöntemle ameliyat sayısı artıyor!</strong></p>
<p>Pankreas kanserinde tümörün yerleşimine göre kabaca ‘üç standart ameliyat’ yapılıyor. Tümörlerin yaklaşık üçte ikisi pankreasın  baş kısmında yerleşik oluyor. Pankreasın baş kısmı, on iki parmak bağırsağı, safra kesesi ve safra yollarının alt ucunun bir arada çıkarıldığı ‘Whipple ameliyatı’ en sık yapılan ameliyatlardan. Ayrıca gövde ile kuyruk yerleşimli tümörler nedeniyle pankreasın gövde ve kuyruğunun sıklıkla dalakla birlikte çıkarıllması, özel durumlarda da pankreasın tümünün çıkarılması,  diğer standart ameliyatları oluşturuyor. </p>
<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mert Erkan,<strong> </strong>pankreas kanserine yönelik ameliyatların günümüzde giderek artan bir oranda açık cerrahiden ‘minimal invaziv cerrahi’ denilen kapalı türde ameliyatlara kaydığını vurguluyor. Prof. Dr. Mert Erkan<strong>,</strong> kapalı ameliyatların endikasyonuna göre laparoskopik veya robotik olarak gerçekleştirildiğini belirterek, “Damar ameliyatlarıyla beraber yapılması gereken ileri evre tümörlerde açık cerrahi hala daha etkin bir saha hakimiyeti sağladığı için tercih ediliyor. Ancak artan tecrübe ve gelişen cihazlarla beraber laparoskopik ve robotik olarak yapılan ameliyatların sayısı da günden güne artıyor. Bu ameliyatların kapalı yöntemle yapılabilmesi hastaya sadece kozmetik değil, daha az ağrı ve daha çabuk iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor” diyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pankreas-kanserinin-tedavisinde-hayat-kurtaran-gelisme-424589">Pankreas kanserinin tedavisinde hayat kurtaran gelişme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akne tedavisinde yapılan 10 önemli hata !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akne-tedavisinde-yapilan-10-onemli-hata-423786</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akne]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=423786</guid>

					<description><![CDATA[<p> ‘Akne’ ya da halk arasında sık kullanılan adıyla ‘ergenlik sivilcesi’ oldukça yaygın görülen bir sorun. Öyle ki 11-30 yaş arasındaki kişilerin yüzde 80'inde farklı şiddetlerde akne gelişiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akne-tedavisinde-yapilan-10-onemli-hata-423786">Akne tedavisinde yapılan 10 önemli hata !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>           AKNE TEDAVİSİNDE YAPILAN 10 ÖNEMLİ HATA!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> ‘Akne’ ya da halk arasında sık kullanılan adıyla ‘ergenlik sivilcesi’ oldukça yaygın görülen bir sorun. Öyle ki 11-30 yaş arasındaki kişilerin yüzde 80&#8217;inde farklı şiddetlerde akne gelişiyor. Sanılanın aksine, akne ergenliğin bitmesiyle kendiliğinden geçmiyor; 30&#8217;lu, 40&#8217;lı ve hatta daha ileri yaşlarda bile devam edebiliyor. Genellikle yüz bölgesinde oluşan akneler kişinin öz güveninde sorun oluşturabiliyor, sosyal ilişkilerini ve günlük aktivitelerini olumsuz etkileyebiliyor. Yapılan araştırmalara göre; akne hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, </strong>günümüzde<strong> </strong>akne tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Akne tedavinde amaç; var olan akneleri gidermek,  yeni akne oluşumunu ve gelişebilecek leke ile izleri engellemektir. Tedaviden etkin sonuç alabilmek için dermatoloji hekiminin verdiği ilaçları önerdiği şekilde düzenli olarak kullanmak çok önemlidir. Akne tedavisinin kısa süreli olmadığı ve düzensiz kullanılan ilaçların yararı olmayacağı gibi zarar oluşturabileceği de unutulmamalıdır” diyor. Ancak çoğumuz cildimizde akne oluştuğunda “Kendiliğinden geçer” düşüncesiyle hekime başvurmuyor ve doğru sandığımız bazı hatalı uygulamalarla çözüm arıyoruz. Gelişigüzel uyguladığımız yöntemler ve tedaviyi aksatmak ise ciltte aknenin şiddetlenmesine, kırmızı ve kahverengi lekelere, enfeksiyon ile kalıcı derin izler gibi önemli sorunlara neden olabiliyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, </strong>akne tedavisinde en sık yaptığımız hataları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!</p>
<p><strong>Cildi sık sık temizlemek ve ovmak. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Cildin sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez, cilt tipine uygun bir ürünle, nazikçe temizlenmesi yeterli geliyor. Cildi sık temizlemenin, fırçalamanın ve ovmanın aknenin kötüleşmesine yol açabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Emel Güngör, şöyle devam ediyor: “Aknede cildin temizlenmesindeki amaç; cilt yüzeyinde biriken ter, yağ, kir ile dökülmüş hücrelerin cildi tahriş etmeden uzaklaştırılması ve tedavilere uygun hale getirilmesidir. Bu amaçla hekimin tavsiye edeceği temizleyiciler kullanılmalıdır. Bu ürünler cildin pH’sına uygun, bazlarında salisilik asit ve benzoil peroksit gibi akne azaltıcı maddelerin bulunduğu temizleyicilerdir”</p>
<p><strong>Cildi  sirke, soda veya gülsuyu ile yıkamak. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Toplumdaki yaygın inanışın aksine; sirke, soda veya gül suyu gibi maddeler akneli cilde fayda sağlamadığı gibi cildi irrite eden içerikleri nedeniyle tahrişe veya alerjiye yol açabiliyor, hatta mevcut aknelerin alevlenmesine sebep olabiliyor.</p>
<p><strong>Akneleri sıkmak ve patlatmak. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Akneleri sıkmak, patlatmak ve sürekli aynı yerde tekrarlayan aknelerle oynamak, akne içeriğinin cildin derin tabakalarına gitmesine yol açarak yangının   artmasına  ve daha derin akne lezyonları, daha çok leke ile iz gelişmesine neden oluyor. Ayrıca saçlarda kullanılan jöle gibi ürünler yüz derisine değdiğinde gözeneklerde tıkanmaya yol açacağı için akneyi de kötüleştirebiliyor. Benzer nedenlerle ellerle taşınabilecek maddelerin de akneyi kötüleştireceği için ellerin yüz bölgesinden uzak tutulmasına da özen gösterilmesi gerekiyor.   </p>
<p><strong>Güneşlenmek ve solaryuma girmek. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Sanılanın aksine güneş ışınları ve solaryum akneleri kurutmuyor, sadece kamufle ediyor. Üstelik 1-2 ay sonra, gözeneklerde yaptığı tıkanmalar nedeniyle sivilcelerde artış veya alevlenme oluyor.</p>
<p><strong>Cilde uygun olmayan kozmetik ürünler kullanmak. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Kişinin cilt tipine uygun olmayan kozmetikler akne oluşumuna yol açabiliyor veya var olanı kötüleştirebiliyor. Dolayısıyla hekim tarafından önerilen, akne tedavisine yardımcı olan, cilt tipine uygun ve alerji yapmayacak ürünler kullanılmalı. Yağsız, su bazlı nemlendiriciler ve makyaj malzemeleri akneli ciltler için uygun kozmetikler arasında yer alıyor. Akneli ciltlerde, maske ve peeling gibi işlemler öncesinde de mutlaka dermatoloğa danışılmalı.</p>
<p> <strong>Akşamları makyajı çıkarmadan uyumak. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Akşamları makyajı çıkarmamak da aknelerin kötüleşmesine neden olabiliyor. Dolayısıyla her akşam makyajın çıkarılması, yüzün cilt için önerilen temizleyici ve suyla temizlenmesi son derece önemli. Saçları şekillendirmek için kullanılan jöle ve sprey gibi ürünlerin de yüze temas etmemesine özen gösterilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Eş dosta iyi gelen ilaçları kullanmak. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Aknenin tipi, şiddeti ve yaygınlığı kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Prof. Dr. Emel Güngör, zaman içinde aynı kişide bile farklı tipte ve şiddette akne gelişebileceğine dikkat çekerek, “Bu yüzden akne tedavisi standart değildir. Her kullanılacak ilacın özellikle kremlerin kullanım amacı, şekli ve süresi birbirinden farklıdır. Akne ilaçları paylaşılmamalı veya daha önce iyi gelen bir krem sürekli kullanılmamalıdır” bilgisini veriyor.</p>
<p> <strong>İlaçlar yan etki yaptığında tedaviyi bırakmak. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Akne tedavisinde krem, jel veya losyon gibi cilde sürülerek kullanılan ilaçların çoğu deride kuruma, pullanma veya bazen tahrişe yol açabiliyor. Bu tür yan etkiler nedeniyle ilaçları bırakmak yerine çözüm aranmasında fayda var.   Prof. Dr. Emel Güngör, yan etkilerin tedavinin beraberinde kullanılan kozmetik ürünlerle veya ilaçların gün atlanarak kullanılmasıyla hafifletilebildiğini söylüyor.</p>
<p><strong>‘Tedavi sonuç vermiyor’ düşüncesiyle ilaçları bırakmak. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Akne tedavisi zaman, emek ve sabır istiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, tedaviden 1-2 hafta içinde sonuç almanın mümkün olmadığını vurgulayarak, “Aksine bu dönemde aknelerde geçici bir kötüleşme bile olabiliyor. Aknelerde gözle görülür düzelme 3 ila 4. haftalarda başlıyor, maksimum düzelme için 3-4 ay beklemek gerekebiliyor. Dolayısıyla ilaçlar sabırlı ve düzenli bir şeklide kullanmalı, ‘tedavi işe yaramadı’ düşüncesiyle bırakılmamalıdır” diyor.   </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında cilt bakımına özen göstermemek. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Akne iyileştikten sonra tekrarlamaması için cilt bakımına ve akneye yönelik ürünlerin özenle kullanılmasına devam edilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Emel Güngör,<strong> </strong>“Akne ilaçlarına sadece akne oluştuğunda başvurulmuyor. Bu ilaçlar düzenli olarak kullanıldıklarında yeni çıkacak olan akneleri de engelliyorlar” diyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akne-tedavisinde-yapilan-10-onemli-hata-423786">Akne tedavisinde yapılan 10 önemli hata !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecekte göz hastalıkları tedavisinde  öne çıkması beklenen 10 gelişme</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecekte-goz-hastaliklari-tedavisinde-one-cikmasi-beklenen-10-gelisme-419860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Nov 2023 08:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beklenen]]></category>
		<category><![CDATA[çıkması]]></category>
		<category><![CDATA[gelecekte]]></category>
		<category><![CDATA[gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de 1928 yılında kurulan ülkemizin en köklü derneklerinden, Türk göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği 57’nci Ulusal Kongresi 8-12 Kasım 2023 tarihleri arasında Türk Oftalmoloji Derneği Erzurum Trabzon Şubesi katkılarıyla Antalya’da düzenleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecekte-goz-hastaliklari-tedavisinde-one-cikmasi-beklenen-10-gelisme-419860">Gelecekte göz hastalıkları tedavisinde  öne çıkması beklenen 10 gelişme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong>Gelecekte göz hastalıkları tedavisinde </strong></p>
<p><strong>öne çıkması beklenen 10 gelişme</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye’de 1928 yılında kurulan ülkemizin en köklü derneklerinden, Türk göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği 57’nci Ulusal Kongresi 8-12 Kasım 2023 tarihleri arasında Türk Oftalmoloji Derneği Erzurum Trabzon Şubesi katkılarıyla Antalya’da<em> </em>düzenleniyor. Kongre kapsamında göz hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile ilgili farklı başlıklar altında seminerler düzenleniyor.  Bu başlıklar içinde gelecekte göz sağlığı ve tedavisi ile ilgili gelişmelerde yer aldı, geleceğin trendleri masaya konuşuldu.  Oftalmoloji alanında ARGE ve teknoloji yatırımında heyecan verici gelişmeler yaşandığının altı çizildi. </strong></p>
<p> </p>
<p>Türkiye Oftalmoloji Derneği (TOD), kuruluşunun 95. yılında Türkiye’nin en köklü meslek kuruluşlarından biri olarak Türk göz hekimlerinin mesleki becerilerini ve deneyimlerini artırmak amacıyla eğitim çalışmaları ve etkinlikler düzenliyor. Dernek, tüm yıl boyunca çok sayıda eğitim seminerleri yaparken, Ulusal Oftalmoloji Kongresi de TOD’un en önemli bilimsel aktivitesi olarak yer alıyor. Bu yıl da pandeminin etkileri azalarak devam etse de pandemi önlemleri kapsamında her türlü tedbirlerin alındığı Susesi Otel ve Hotel Kongre Merkezi 5 gün boyunca Türkiye’nin ve dünyanın en önemli göz hekimlerini ağırlıyor.  57. Ulusal Kongrenin bilimsel programında paneller, kurslar, yuvarlak masa toplantıları, etkileşimli toplantılar, video oturumları, sözel sunumlar ile poster etkinlikleri, uluslararası genç oftalmologlar oturumları, UKOK panelleri ve endüstri uydu toplantıları yer aldığı kadar gelişen teknoloji çerçevesinde geleceğin tanı ve tedavi yöntemlerinin neler olabileceği de tartışılıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Gelecekte Oftalmoloji pratiği nasıl olabilir?</strong></p>
<p>Oftalmoloji ile ilgili strateji uzmanlarının analizlerine göre gelecekte oftalmoloji ile ilgili 10 trend tanımlanmış durumda. Oftalmoloji alanında AR -GE ve teknoloji yatırımında heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Önümüzdeki on yıl bu  alanda daha fazla ilerleme vaat ediyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>1. Yapay Zeka (YZ) Sahneyi Alabilir mi?</strong></p>
<p>Yapay Zeka, tanı koyma ve tedavi planlama şeklini kökten değiştirme potansiyeline sahip. Robotik cerrahiyle ameliyathanelere bile adım atabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>2. TeleOftalmoloji Göz Bakımını Eve Getiriyor</strong></p>
<p>TeleOftalmoloji, özellikle bir doktora ulaşmada zorluk yaşayanlar için göz bakımını eve kadar getirerek devrim yaratabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>3. Gen Tedavisi Adım Atıyor </strong></p>
<p>Gen tedavisinin genetik göz hastalıklarını ortadan kaldırma potansiyeli çok yüksek boyutlara ulaşıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>4. Bireyselleştirlmiş Tıp</strong></p>
<p>Tedavinin genler tarafından belirlendiği bir dünyaya doğru ilerliyoruz. Şimdi uzak bir ihtimal olarak görünüyor ama hızla bu alana doğru bir ilerleme var. </p>
<p> </p>
<p><strong>5. Rejeneratif Tıp Ufukta</strong></p>
<p>Görüşü geri kazanma potansiyeli herkes için heyecan verici, eğer işe yararsa, bu göz hastalığı olan insanlar için oyunun kurallarını değiştirebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>6. Minimal İnvaziv Cerrahiler İlerlemeye Devam Ediyor</strong></p>
<p>Cerrahilerde daha küçük kesikler ve daha hızlı iyileşme süreleri yakında yeni norm olabilir, özellikle Glaukom&#8217;da birçok ilerleme devam ediyor.</p>
<p>  </p>
<p><strong>7. Gelişen Görüntüleme Teknikleri</strong></p>
<p>Bu yeni görüntüleme teknikleriyle daha önce hiç olmadığı kadar erken gizli göz hastalıklarını tespit etmek norm haline gelebilir. Erken teşhis sonuçları iyileştirir.</p>
<p> </p>
<p><strong>8. Yeni Glokom Tedavileri Bir Umut Penceresi Açıyor</strong></p>
<p>Glokom tedavisindeki ilerlemeler, durumdan etkilenen milyonlar için yaşamı değiştirebilir. İleri araştırmalarla önemli ilerlemeler kaydediliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>9. Biyolojik İlaçlar</strong></p>
<p>Biyolojik ilaçlar, göz rahatsızlıkları için umut vaat eden tedaviler sunabilir, ancak bunun maliyetinin çok yüksek olabileceği düşünülüyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>10. Sanal Gerçeklik (VR)  </strong></p>
<p>VR, Oftalmolojide görüş testi ve cerrahi eğitimi devrimleştirebilir, tıpkı oyuncular için bir temel haline geldiği gibi. Bu alanda teknolojinin çok gelişmesi bekleniyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecekte-goz-hastaliklari-tedavisinde-one-cikmasi-beklenen-10-gelisme-419860">Gelecekte göz hastalıkları tedavisinde  öne çıkması beklenen 10 gelişme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Tedavisinde Memenin Alınması Şart Değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-memenin-alinmasi-sart-degil-418343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Oct 2023 11:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınması]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[memenin]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=418343</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümünden Prof. Dr. Abut Kebudi, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı için meme kanseri hakkındaki sorularımızı titizlikle yanıtladı. Erken tanıdan, risk taşıyan kişilere kadar pek çok konuda sorumuzu yanıtlayan Kebudi ’nin söyleşisi sizlerle.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-memenin-alinmasi-sart-degil-418343">Meme Kanseri Tedavisinde Memenin Alınması Şart Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümünden Prof. Dr. Abut Kebudi, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı için meme kanseri hakkındaki sorularımızı titizlikle yanıtladı. Erken tanıdan, risk taşıyan kişilere kadar pek çok konuda sorumuzu yanıtlayan Kebudi ’nin söyleşisi sizlerle.</p>
<p><strong>Kadınlar en çok hangi meme şikâyeti ile başvururlar?</strong></p>
<p>Sıklıkla ana şikâyetler memelerde ağrı ve sertliklerdir. Büyük ihtimalle sebepler iyi huylu yapılardır. Burada önemli olan düzenli kontrollerin yapılması ve böylelikle az ihtimal olan ciddi durumların erken tanınmasıdır.</p>
<p><strong>Meme kanserinde erken tanının önemi?</strong></p>
<p>Erken tanı konulduğu zaman en az tedavi ile en iyi sonucu alabilmekteyiz ve ayrıca memenin kozmetik görünümünü iyi tutmak ta daha mümkündür.</p>
<p><strong>Meme kanserinde tarama amaçlı doktora gitme sıklığı?</strong></p>
<p>Öncelikle 40 yaşında itibaren senede bir kontrole gidilmeli ve mamografi de senede bir veya 2 senede bir yapılmalıdır. Ultrason tetkik ise senede bir yapılabilir. 40 yaşında önce de risk durumuna göre uygun sıklıkta doktora gidilmelidir.</p>
<p><strong>Riskli kişiler kimlerdir?</strong></p>
<p>Ailesinde meme kanseri olanlar,</p>
<p>Ailesinde genetik risk gösterilmiş olanlar,</p>
<p>İleri yaş sahibi olan kişiler,</p>
<p>Radyasyona maruz kalanlar,</p>
<p>Kilolu olanlar.</p>
<p><strong>Meme kanserinde tanı nasıl konur?</strong></p>
<p>Önce hastanın şikâyeti (ele gelen sertlik, ciltte kızarıklık, yara, koltukaltında sertlik, meme başı veya ciltte çökme gibi)Bazen hastanın şikâyeti yoktur ve tetkiklerde şüpheli bulgular saptanır. Sonra Fizik muayene+ radyolojik tetkikler (mamografi, ultrason, MR …) uygulanır ve en son tanıyı kesinleştiren tetkik ise yapılacak İnce iğne aspirasyon biyopsisi veya kalın kesici (tru cut) biyopsidir.</p>
<p><strong>Meme kanseri tanısı konduğunda meme mutlaka alınmalı mıdır?</strong></p>
<p>Hayır, hasta uygun evrede ise veya ameliyat öncesi tedavilerle uygun evreye getirilebilmişse Meme Koruyucu dediğimiz ameliyatlar veya onkoplastik ameliyatlar yapılabilir. Bu şekilde hem kanseri tedavi ediyor ve hem de iyi bir kozmetik sonuç alabiliyoruz.</p>
<p><strong>Hem memenin alınması ve hem de iyi bir kozmetik sonuç almak mümkün müdür?</strong></p>
<p>Evet mümkündür. Hastalığın durumu tüm memenin alınmasını gerektiriyorsa, bazı özel durumlar hariç memenin içi boşaltılıp yerine silikon protez konarak iyi bir görünüm sağlanabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-memenin-alinmasi-sart-degil-418343">Meme Kanseri Tedavisinde Memenin Alınması Şart Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akne Tedavisinde Altın İğne Yöntemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akne-tedavisinde-altin-igne-yontemi-404510</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 10:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akne]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[iğne]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ergenlik dönemindeki gençlerin yüzde 85‘ini etkileyen akne 30 yaş sonrasında da görülebiliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akne-tedavisinde-altin-igne-yontemi-404510">Akne Tedavisinde Altın İğne Yöntemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ergenlik dönemindeki gençlerin yüzde 85‘ini etkileyen akne 30 yaş sonrasında da görülebiliyor. Akne skarlarının akne hastalığına bağlı, genellikle yüzde görülen çukur şeklinde kalıcı izler olduğunu ve aknenin kişisel olarak değerlendirilmesi ve buna göre tedavinin belirlenmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Süslü, “Mevcut en iyi tedavi seçenekleri bile, kişinin genetik yapısı ile alakalı olarak aknenin şiddetine bakılmaksızın iz oluşturabilir. Akne izleri, kolajen liflerinin tahribatı sonucu ortaya çıkar. Akne izleri hastaların psikolojik sağlığını olumsuz etkiler ve yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilir. Tedavi için lazer tedavileri, fraksiyonel radyofrekans yani altın iğne, PRP, mezoterapi, dermapen, kimyasal peeling, dermal dolgular kullanılıyor” dedi.</strong></p>
<p> </p>
<p>Akne oluşumunda genetik, beslenme, çevresel faktörler ve hormonların rolü olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Süslü, “Son yıllarda yapılan çalışmalara göre kan şekerini hızlı yükselten gıdalar insülin ve bazı hormonların seviyesini yükselterek akneyi tetikleyebiliyor. Glisemik indeksi yüksek gıdalar çikolata, patates, beyaz ekmek, şeker, hazır gıdalar, kızartma ve hazır meyve sularıdır. Süt ürünleri ve whey proteini içeren oral takviyeler akne oluşumunu artırabiliyor. Cilt tipimize uygun olmayan kozmetik ürün kullanımı, kortizon içeren ilaçlar, B vitamini takviyeleri, stres, hormonal problemler de akne oluşumunu artırabilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedavi birkaç ay sürebilir</strong></p>
<p>Akne tedavisinin dermatologlar tarafından yapıldığını ve kronik bir cilt hastalığı olması sebebiyle tedavi süresinin birkaç ay sürebildiğinin altını çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Süslü, “Topikal yani krem tedaviler; retinoidler, benzoil peroksit, antibiyotikler ve azelaik asiti içeriyor. Sistemik tedavide antibiyotikler, sistemik retinoidler ve hormonal tedavi kullanılabiliyor. Tedavi kişiye özgün olup her akne hastası özel olarak değerlendirilir ve kişiye en uygun tedavi verilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Altın iğne cildin onarılmasını ve yenilenmesini sağlıyor</strong></p>
<p>Altın iğnenin cildin alt katmanlarına radyofrekans enerjisini mikro iğneler ile gönderdiğini, bunun ısı oluşturduğunu ve oluşan ısı ile cilt altında kontrollü hasar meydana geldiğini paylaşan Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Süslü, “Bu sayede cildin onarılması ve yenilenmesini sağlayan, doğal kolajen üretimini artırır, kan akışını iyileştirir. Cihazın uç kısmına kişiye özel başlıklar takılır. Bu başlıklarda cildin alt tabakalarına radyofrekans enerjisi ileten, derinliği ayarlanabilir 25 adet mikro iğneler bulunur. Bu mikro iğneleme teknolojisi ile cildin en üst tabakasına zarar vermeden, cildin alt tabakalarına radyofrekans enerjisi iletilir. Ciltte kolajen üretimi desteklenip, ciltteki akneye bağlı izlerin düzelmesini sağlarken yan etki oranı da en aza indirilmiş olur” dedi.</p>
<p>Kişiye göre değişiklik göstermekle birlikte altın iğnenin genellikle 3-6 haftada bir, 3-4 seans yapılmasının önerildiğini paylaşan Dr. Hülya Süslü, “Seans sayısını ve aralığını hekim hasta ile beraber ihtiyaca göre belirleyebilir. İlk seanstan sonra bile ciltte yarattığı etki hemen görülür ve etki kademeli olarak her seansta artar. Her yıl tekrarı önerilir ya da belirli aralıklarla idame dozlar önerilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Altın iğne işlemi yaz kış uygulanabilir</strong></p>
<p>Altın iğne işleminde minimum ağrı hissedildiğini, hastanın tedaviden 30 dakika önce uygulanan lokal anestezik krem ile işleme hazırlandığını söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Süslü, “İşlem uygulanacak bölgeye göre 30-60 dakika sürüyor. İşlem sonrasında ciltte kızarıklık oluşması normaldir ve oluşan kızarıklık genellikle birkaç saat içerisinde kendiliğinden kaybolur. Hasta sosyal yaşamına hemen geri dönebilir. İşlem yaz kış uygulanabilir. Bazı hastalarda kızarıklık 3-4 gün sürebilir. İşlem sonrası cilt güneş ışınlarına karşı yüksek koruma faktörlü güneş koruyucu kremler ile korunmalı” diye konuştu. </p>
<p>Altın iğne işleminin dolgu, subsizyon, mezoterapi, PRP işlemleri ile birlikte de uygulanabildiğine dikkat çeken Dr. Hülya Süslü, “Bu kombine yöntemler sayesinde yeni kolajen sentezi gerçekleşirken aynı zamanda cildin ihtiyacı olan tüm vitaminler ve hücresel destek sağlanmış olur. Hamile ve emziren kişilerde, kalp pili olan kişilerde, uygulama bölgelerinde açık yara ya da enfeksiyon varlığında altın iğne işlemi uygulanmamalı” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akne-tedavisinde-altin-igne-yontemi-404510">Akne Tedavisinde Altın İğne Yöntemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebek Tedavisinde Şansınızı Artırmak İçin Bunlara Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-sansinizi-artirmak-icin-bunlara-dikkat-390943</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 09:24:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırmak]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bunlara]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[şansınızı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=390943</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüp bebek tedavisi bebek sahibi olmak isteyen çiftler için en etkin tedavi yöntemi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-sansinizi-artirmak-icin-bunlara-dikkat-390943">Tüp Bebek Tedavisinde Şansınızı Artırmak İçin Bunlara Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüp bebek tedavisi bebek sahibi olmak isteyen çiftler için en etkin tedavi yöntemi olarak tanımlanıyor. Ancak bu tedaviden başarılı sonuç alınmasını etkileyen bazı önemli faktörler bulunuyor. Bu sürecin doğru şekilde ilerlemesi için gerekli detayları, Memorial Ataşehir Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Prof. Dr. Ebru Çöğendez paylaştı.</p>
<p><strong>Embriyo kalitesi çok önemli  </strong></p>
<p>Tüp bebek tedavisi için yumurta sayısı kadar yumurta kalitesi de çok önemlidir. Tek bir kaliteli yumurta ile kadınların anne olma şansı vardır. </p>
<p>Yumurta kalitesini etkileyen önemli faktörler:</p>
<ul>
<li> Kadın yaşı</li>
<li> Sigara kullanımı</li>
<li> FSH düzeyi</li>
<li> Yumurtalıkların uyarılmasında kullanılan hormonların dozu</li>
<li> Yumurta toplama işleminin zamanında ve uygun şekilde yapılması</li>
<li>Genetik bozukluklar</li>
</ul>
<p>Kaliteli sperm seçimi, sperm seçim teknikleri, yumurtanın spermle döllendiği ICSI işleminin tecrübeli embriyologlar tarafından yapılması, merkezin laboratuvar teknolojisi ve yüksek teknoloji kullanımı tüp bebek tedavilerinde başarıyı artıran diğer önemli faktörlerdir.  </p>
<p>Embriyo kalitesi tüp bebek başarı oranını etkileyen önemli kriterlerin başında gelmektedir. Çoğu merkezde embriyolar hücre sayılarına, şekillerine, hücre boyutlarının eşitliğine göre değerlendirilip embriyo kalitesi belirlenmektedir. Tüp bebek tedavilerinde gebelik şansını artırmak için 5.gün embriyosu (blastokist) transferi hedeflenmektedir. Çünkü 5. güne ulaşmış kaliteli bir embriyonun tutunma şansı 3. güne göre daha yüksektir.</p>
<p>Kaliteli embriyoların elde edilmesinde embryoskop adı verilen embriyoların devamlı takip sisteminin kullanımı ve embriyoların genetik analizinde kullanılan NGS yöntemi tüp bebek tedavisinde başarı şansını arttırmada tercih edilen diğer yöntemlerdendir.</p>
<p>İyi kalitede embriyolarda genetik anormallik görülme ihtimali çok düşüktür; ancak bu embriyolarda da genetik anormallik olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu nedenledir ki iyi kalitede embriyo transferine rağmen tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları olan çiftlerde embriyonun genetik analizi (NGS) sonrası transferi tüp bebek başarısını artırmak için yapılmalıdır.</p>
<p>Tüpleri tıkalı olan veya tüplerinde sıvı biriken kadınlarda öncelikle bu tüplerin laparoskopik olarak çıkarılması ya da tüple rahim arasındaki ilişkinin kesilmesi gebelik şansını artıracaktır. Rahim filminde saptanan yapışıklık, miyom ve poliplerin embriyo transferinden önce histeroskopi (kapalı rahim ameliyatı) ile temizlenmesi tedavi başarısını artıracaktır.  Yine tüp bebek tedavisi sırasında ilaçların etkisiyle rahim içinde belirgin hale gelen poliplerin histeroskopi ile çıkarıldıktan sonra embriyo transferinin gerçekleştirilmesi tüp bebek tedavi başarısını olumlu yönde etkileyecektir. </p>
<p><strong>Tüp bebek tedavisinde başarıyı artıran yaşam tarzı değişiklikleri</strong></p>
<p>Kadınlarda kilo arttıkça (VKİ >30) tüp bebeği takiben canlı doğum oranlarının azaldığı görülmektedir. Obez kadınlar için ideal olan kilo verdikten sonra tüp bebek yapmak ve gebe kalabilme şansını artırmaktır. Polikistik over sendromu ve kısırlığı olan fazla kilolu/obez kadınlarla yapılan çalışmalarda yaşam tarzı değişikliği ve kilo kaybından sonra yumurtlama ve canlı doğum oranlarında iyileşme gösterilmiştir. </p>
<p>Yağ oranı düşük, protein, demir, magnezyum, kalsiyum ve potasyum oranı yüksek bir diyet önemlidir. Yeşil yapraklı sebzeler idealdir. Doğurganlığı artırmaya yönelik avokado, yumurta, kuruyemiş, fasulye ve somon gibi Omega-3 yağ asitleri ve kepekli tahıllar tavsiye edilmektedir. Şeker oranı yüksek gıdalardan, işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır.</p>
<p>Amerikan Kalp Derneği haftada 5 gün, günde en az 30 dakika egzersizi teşvik etmektedir. Kalp atış hızınızı artıran herhangi bir aktivite yapılabilir. Düzenli egzersiz yapmak tansiyonunu düşürecek, diyabetle mücadele ve IVF başarısı şansını artıracaktır. </p>
<p>Sigara içmek, yumurta ve sperm kalitesi üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Sigara içen kadınlarda yumurtalıkların uyarılması için daha yüksek dozda hormon ilacı kullanılmakta ve sigara içmeyenlere kıyasla daha fazla tüp bebek denemesi gerekmektedir. Bu nedenle tüp bebek tedavisi planlanan çiftlerde gebelik şansını artırmak için tedavi öncesi sigaranın bırakılması tavsiye edilir. </p>
<p>Son araştırmalar, fazla miktarda kafein alımının tüp bebek yoluyla gebe kalma şansını azalttığına işaret etmektedir. Çalışmalar, kadınların günde üç fincandan fazla kahve veya kafein eşdeğeri tüketmemelerini önermektedir.</p>
<p>Gebelik öncesi multivitamin takviyesi çoğu zaman tavsiye edilmektedir. Ancak kadın ve erkekte kısırlık nedenine yönelik standart multivitamin içeriğine ilaveten bazı adjuvan (ek tedavi) kullanımı gerekebilmektedir. Kadında androjen(DHEA, testesteron gibi) ve Antioksidan(Koenzim Q10) kullanımının yumurta kalitesi üzerine artırıcı yönde etkisi olduğuna inanılmaktadır. Erkekte de sperm DNA hasarını azaltıp sperm kalitesini artırmaya yönelik antioksidan takviyesi(L Karnitin gibi) çoğu zaman önerilmektedir.</p>
<p>Stres, bireyin üreme potansiyelini çeşitli mekanizmalar yoluyla, hormon sistemi, santral sinir sistemi ve bağışıklık sistemini etkileyerek azaltabilir. Fizyolojik olarak kronik strese maruz kalma üreme performansını etkilerken, akut stres özellikle ovulasyon döneminde istenmeyen durumlar ortaya çıkarabilir.Stres, hipotalamustan gonadotropin hormonu (GnRH) salgılanmasını, dolayısıyla hipofiz bezinden lüteinleştirici hormon(LH), folikül uyarıcı hormon(FSH) ve yumurtalıklar tarafından da östrojen hormon salınımını azaltır. Bu durumun doğurganlık üzerinde olumsuz sonuçları olmaktadır. Bu nedenledir ki stresle başa çıkmak çok önemlidir. Akupunktur, yoga, masaj, meditasyon, yürüyüş, günlük tutma gibi aktiviteler stresle başa çıkabilmenizde size faydalı olabilecek aktivitelerdir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-sansinizi-artirmak-icin-bunlara-dikkat-390943">Tüp Bebek Tedavisinde Şansınızı Artırmak İçin Bunlara Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Endometriozis ve İnfertilite Tedavisinde Elektromanyetik Stimülasyon Yöntemiyle Olumlu Sonuçlar Elde Edilebiliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/endometriozis-ve-infertilite-tedavisinde-elektromanyetik-stimulasyon-yontemiyle-olumlu-sonuclar-elde-edilebiliyor-389718</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jul 2023 14:24:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[edilebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[elektromanyetik]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[infertilite]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[stimülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemiyle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389718</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada yaklaşık 190 milyon kadının endometriozis ve buna bağlı olarak pelvik ağrıyla yaşamak durumunda kaldığını söyleyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Erkut Attar, bu grup hasta için kullanılmaya başlanan Elektromanyetik Stimülasyon yöntemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/endometriozis-ve-infertilite-tedavisinde-elektromanyetik-stimulasyon-yontemiyle-olumlu-sonuclar-elde-edilebiliyor-389718">&#8220;Endometriozis ve İnfertilite Tedavisinde Elektromanyetik Stimülasyon Yöntemiyle Olumlu Sonuçlar Elde Edilebiliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünyada yaklaşık 190 milyon kadının endometriozis ve buna bağlı olarak pelvik ağrıyla yaşamak durumunda kaldığını söyleyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Erkut Attar, bu grup hasta için kullanılmaya başlanan Elektromanyetik Stimülasyon yöntemi hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Attar, dünyada yaklaşık 10 kadından birinde görülebilen endometriozisin kronik pelvik ağrı ve adet ağrılarıyla ortaya çıktığını ancak hastalıkla ilgili toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle tanı sürecinde zaman kaybedildiğini anlattı.  </em></p>
<p><em> </em>Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Erkut Attar, endometriozis ve pelvik ağrı tedavisinde ‘Elektromanyetik Stimülasyon’ yöntemiyle ağrı tedavisinde olumlu sonuçlar elde ettiklerini söyledi. Farklı branşlarda kullanılan yöntemin endometriozis tedavisinde kullanımının çok yeni olduğunu söyleyen Prof. Dr. Attar, “Endometriozis odaklarına uygun frekanslarla verilen titreşimle” ağrının giderilmesinin amaçlandığını belirtti. Girişimsel bir yöntem olmadığı için de bu yöntemin kolay ve güvenilir olduğunu da ayrıca vurguladı. </p>
<p>Elektromanyetik stimülasyon tedavisinin infertilite olgularında da yarar sağlayabileceğini söyleyen Prof. Dr. Erkut Attar, “Hastalara belirli oranlarda elektromanyetik uyarı verildiğinde rahim kalınlaşmasında artışlar oldu. Elektromanyetik Stimülasyon tedavisinin bu konudaki ve yumurtalık yetmezliği olgularındaki etkisine yönelik çalışmalar devam ediyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KADINLAR HAYAT KALİTESİNİ DÜŞÜREN CİDDİ AĞRILARLA YAŞAMAK DURUMUNDA KALIYOR”</strong></p>
<p>Endometriozin, sıklıkla üreme çağındaki kadınlarda olmakla birlikte menopozda da dahil olmak üzere her dönemde görülebildiğini vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Erkut Attar, sözlerine şöyle devam etti: “Bu kadınlar karın-kasık, vajina- vulva, kas-iskelet sisteminde ve idrar torbasında ciddi ağrılar yaşıyor. Hatta bu yaygın ağrı ile çeşitli mide ve bağırsak sorunları da ortaya çıkabiliyor. Kadınların yüzde 30’u kısırlıkla boğuşurken cinsel ilişki sırasında ciddi ağrılar yaşayabiliyor. Bu da doğal olarak sosyal yaşamı hatta evlilik hayatını önemli ölçüde etkiliyor. Hastalıkla beraber anksiyete, depresyon ve uyku bozuklukları da görülebiliyor. Endometriozis hastalarında ağrı tedavisinde aldığımız sonuca göre ilerliyoruz.”</p>
<p><strong>“HASTANIN HEDEF DOKULARINA TİTREŞİM VERME ESASINA DAYANIYOR”</strong></p>
<p>Endometriozis hastalarının ilaçla veya cerrahi olarak tedavi edilse dahi ağrının tekrar geri gelme riskinin yüksek olduğunu ve bu nedenle farklı dönemlerde, farklı tedavi yöntemlerinin kullanılmasının gerekebildiğini belirten Prof. Dr. Erkut Attar, bu alanda yeni kullanılmaya başlayan Elektromanyetik Stimülasyon tedavisinin de güncel tedavi yaklaşımlarından biri olduğunu anlattı. </p>
<p>Bu yöntemin, hastayı da çok fazla uğraştırmayan daha “basit” ama hızlı sonuç alınabilen bir tedavi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Atar, uygulama konusunda şu bilgileri verdi: “Elektromanyetik Stimülasyon tedavisi hastanın hedef dokularına belirli aralıklarla ve belirli bir süre titreşim verme esasına dayanıyor. Bizim kullandığımız elektromanyetik stimülasyon cihazı Seul Üniversitesi’nde yapılan mühendislik ve tıp araştırmalarının bir ürünü. Akupunktur tedavisinde olduğu gibi, doğrudan doğruya hasta üzerinde yapılan bir ameliyat ya da girişimsel uygulama bulunmuyor. Sadece belirli zaman içerisinde, belirli güç aralıklarıyla hastaya elektromanyetik frekans uygulaması yapılıyor. Hasta birçok farklı yakınmayla kliniğe geldiğinde belki de başka branşlara ihtiyaç duymadan bunu uygulayabiliyoruz.”</p>
<p><strong>“HASTANIN ÇOK ZAMANINI ALMADAN UYGULANIYOR” </strong></p>
<p>İstenilen sonuçlara ulaşılabilmesi ve hastanın yaşam kalitesinin artırılması için ilk bir ay içinde 6 ya da 10 seans düzenli olarak uygulama yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Erkut Attar, “Bu tedavide de hastanın zaman ayırması ve düzenli olarak gelmesi önemli. İlk ay sonrasında olumlu sonuç alırsak tedaviyi kesebiliyor ve bir süre sonra tekrarlayabiliyoruz. Zamana yayılan bir tedavi olduğu için de ihtiyaç duyulduğunda tekrarlanabiliyor.”</p>
<p><strong> “ENDOMETRİOZİS İNFERTİLİTEYE NEDEN OLAN EN ÖNEMLİ HASTALIKLARDAN BİRİ” </strong></p>
<p>Türkiye’deki kadınlarda endometriozis tanısının daha çok infertilite yakınması ile beraber konulduğunu vurgulayan Prof. Dr. Attar, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü Türkiye’de kadınlar ağrıya karşı duyarlı değildir ve genellikle çektikleri ağrıların üzerinde durmuyor. ‘Evlenince düzelir, çocuk doğurunca düzelir’ şeklinde yanlış yaklaşımlar var. Ancak endometriozise erkenden tanı konulmaz ve ilerlerse hem sosyal hem de iş gücü yönünden kadını etkiler. Bu da psikolojik sorunlara neden olur. Yaşam kalitesini ciddi oranda düşürür. Kısırlığa neden olan en önemli hastalıklardan biridir. Ancak kronik bir hastalık olduğu için kadının bu durumla yaşamayı öğrenmesi önemlidir.” </p>
<p><strong> “TÜP BEBEK TEDAVİSİ VE YUMURTA YETMEZLİĞİNDE KULLANIMINA YÖNELİK ARAŞTIRMALARIMIZ VAR” </strong></p>
<p> “Bazı endometriozis hastalarında; embriyonun rahim içine yapışmasında ya da yuvalanmasında sıkıntı olabiliyor. Bu  olgularda veya rahim duvarının yeterince kalınlaşamadığı tüp bebek hastalıklarında Elektromanyetik Stimülasyon yöntemiyle yarar sağlayabileceğimizi düşünüyoruz” diye konuşan Prof. Dr. Attar, sözlerine şöyle devam etti: “Bunun dışında, erken yumurtalık yetmezliği olgularında da bu tedavinin başarılı olabileceği yönünde gözlemlerimiz var. Eğer bu hastalar bize tüp bebek amacıyla gelirse önce 3-6 seanslık bir tedavi ile başlıyoruz. Ağrı tedavisi için dünya genelinde yeni yeni kullanılmaya başlanan bu yöntem. Özellikle kısırlık (infertilite) alanında kullanımına yönelik araştırmalarımız devam ediyor.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/endometriozis-ve-infertilite-tedavisinde-elektromanyetik-stimulasyon-yontemiyle-olumlu-sonuclar-elde-edilebiliyor-389718">&#8220;Endometriozis ve İnfertilite Tedavisinde Elektromanyetik Stimülasyon Yöntemiyle Olumlu Sonuçlar Elde Edilebiliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebek Tedavisinde Beslenme Başarı Oranını Etkileyebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-beslenme-basari-oranini-etkileyebiliyor-381845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2023 09:54:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[oranını]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381845</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnfertilite (kısırlık), herhangi bir korunma yöntemi kullanmaksızın en az bir yıllık süre içerisinde çiftin düzenli cinsel ilişkisine rağmen kadının gebe kalamaması olarak biliniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-beslenme-basari-oranini-etkileyebiliyor-381845">Tüp Bebek Tedavisinde Beslenme Başarı Oranını Etkileyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnfertilite (kısırlık), herhangi bir korunma yöntemi kullanmaksızın en az bir yıllık süre içerisinde çiftin düzenli cinsel ilişkisine rağmen kadının gebe kalamaması olarak biliniyor. Aynı zamanda infertilite, çiftler ve toplum için kritik bir sağlık sorunu olarak kabul ediliyor. Ülkemizde yaklaşık olarak 1,5–2 milyon çiftin infertilite olduğu tahmin ediliyor. İnfertilite tanısı aldıktan sonra doğal yollarla ve ilaçlı tedaviler ile başarılı sonuç elde edemeyen çiftler tüp bebek tedavisi ile çocuk sahibi olmayı amaçlıyor. Tüp bebek tedavisinde başarı oranını önemli ölçüde etkileyen etkenler arasında beslenme yer alıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. İrem Akpolat, Tüp bebek tedavisinde beslenmenin önemi ve merak edilenleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Fazla kilo kısırlık riskini artırıyor</strong></p>
<p>Üreme sağlığı için beslenmenin önemi giderek daha fazla kabul görmektedir. Yaşam biçimi ile ilgili faktörlerin genel sağlık ve doğurganlık (infertilite) üzerine olan etkisi konusundaki kanıtlar her geçen gün artmaktadır. İnfertilite ile ilgili olumsuz yaşam biçimi davranışları, fertiliteyi olumsuz etkileyen değiştirilebilir alışkanlıklar, davranışlar ya da durumlardır. Bu faktörler; sigara kullanımı, alkol tüketimi, obezite, zayıflık, beslenme, egzersiz, çevresel zararlı maddeler/meslek, stres gibi değiştirilebilir faktörlerdir. İnfertilitenin diğer bir nedeni de hormonlu ve genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) içeren gıdalardır. Hormonlu gıdalardaki östrojen hormonu, erkeklerde meme büyümesine, cinsel güç kaybına, kadınlarda da ovulasyon yani yumurtlamanın baskılanmasına neden olmaktadır. Kadın ve erkek kısırlığı üzerine etkili olan yaşam tarzının üreme performansı üzerine olumsuz etkilerini önlemek amacıyla çiftlerin olumlu sağlık alışkanlıklarının kazanılması önemlidir. Obezite hastası kadınlarda sık görülen problemler; adet döngüsü (siklus) bozuklukları, polikistik over sendromu (PKOS), fertilitede ve cinsel istekte azalma olup, hormonal dengelerdeki değişiklikler sonucu ortaya çıkmaktadır. Doğurganlık çağındaki tüm kadınlar gebelik öncesi obezite, gebelikte aşırı kilo alımı ve doğum sonrası kilo ile ilişkili maternal ve fetal riskler hakkında eğitim almalıdır.</p>
<p><strong>Tüp bebek tedavisi için ideal kiloda olmak önemli</strong></p>
<p>Obezite kadar yaygın olmamakla birlikte aşırı zayıflığın da infertilite (kısırlık) üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Vücut kitle indeksinin altında ve düzensiz menstrüasyonu (adet kanaması) olan ya da menstrüasyonu olmayan kadınlara vücut ağırlıklarının artması ile döllenme şansının da artacağı belirtilmelidir. Tüp bebek tedavisi sırasında yeterli ve dengeli beslenmek sperm ve yumurta sağlığını geliştirici etkilerinden dolayı çok önemlidir. Pek çok çalışma, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri, bitkisel protein kaynaklarını, kepekli tahılları, balık ve tekli doymamış yağları içeren bir diyet modelinin tüp bebek tedavisinin başarısını iyi yönde etkilediğini bildirmiştir. Tüp bebek tedavisinde başarıyı artıran etkenlerden biri de ideal kiloda olmaktır. Tedaviye başlamadan önce ideal kiloyu yakalamak için diyetisyen yardımı alınabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar, tüp bebek tedavisi (IVF) sonrası artan gebelik kaybı oranının kaynağı, obezitenin neden olduğu anormal endokrin, metabolik ve inflamatuar uterin ortam ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Obezite arttıkça düşük riski, doğum sırası ve sonrası anomalileri de artmaktadır.</p>
<p><strong>Tüp bebek tedavisinde bu besinler öneriliyor</strong></p>
<p>1. Folik asit ve Omega 3 açısından zengin gıdalar doğurganlık oranlarıyla pozitif ilişkilidir. Ayrıca doğum kusurlarını ve diğer riskleri azaltarak sağlıklı bir hamileliği desteklemektedir. Folik asit erkekler için de önemlidir, sperm sayısını artırmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Folik asit bakımından zengin gıdalar: ıspanak, mercimek, börülce, kuşkonmaz, fasulye, brokoli, avokado, pancar, Brüksel lahanası vb. vitaminler ve mineraller açısından zengin bir diyet önerilmektedir. </p>
<p>2. D vitamini ve iyot eksikliğini gidermek için kan konsantrasyonlarını kontrol etmek ve gerekirse takviyeyi düşünmek hayati önem taşır. </p>
<p>3. Doğru karbonhidrat kaynağı seçimi çok önemlidir. Özellikle içinde bulunan kompleks karbonhidratlar, lifler, vitaminler, mineraller açısından zengin tam tahıllı ürünler, kuru baklagiller mutlaka beslenme de yer almalıdır. </p>
<p>4. Bu dönemde kişiler yeterli protein tüketmeye özen göstermelidirler. Protein kaynakları olarak da bitkisel olanlara ağırlık verilmelidir. Bitkisel protein kaynakları: Mercimek, kinoa, chia, ceviz vb. Hayvansal proteinlerden tavuk, hindi ve balık tüketimine ağırlık verilebilir. Balık omega-3 açısından da yararlı etkilere sahiptir. </p>
<p>Tüp bebek tedavisi sürecinde kaçınılması gereken yiyeceklerde bulunmaktadır. Trans yağlar (kızartılmış gıdalarda, işlenmiş gıdalarda, unlu mamullerde ve margarinde bulunur) Fast food,</p>
<p>şekerle tatlandırılmış ve asitli içecekler, fazla kafein ve şeker yerine kullanılan tatlandırıcılar kullanılmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-beslenme-basari-oranini-etkileyebiliyor-381845">Tüp Bebek Tedavisinde Beslenme Başarı Oranını Etkileyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Skolyoz Tedavisinde Doğru Sanılan 7 Yanlışa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/skolyoz-tedavisinde-dogru-sanilan-7-yanlisa-dikkat-379523</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jun 2023 08:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<category><![CDATA[skolyoz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=379523</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada yaygın bir sorun olan, çocukların kendi yaşlarındaki başka çocuklara duygusal ve fiziksel şiddet uygulaması olarak tanımlanan akran zorbalığı, bazen de sağlıkla ilgili sorunlarda kendini gösterebiliyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/skolyoz-tedavisinde-dogru-sanilan-7-yanlisa-dikkat-379523">Skolyoz Tedavisinde Doğru Sanılan 7 Yanlışa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada yaygın bir sorun olan, çocukların kendi yaşlarındaki başka çocuklara duygusal ve fiziksel şiddet uygulaması olarak tanımlanan akran zorbalığı, bazen de sağlıkla ilgili sorunlarda kendini gösterebiliyor! Çocukların, karşısındaki akranının sağlık sorunundan kah habersiz kah haberdar olup yine de onunla alay etme ya da onu eleştirme ve zor duruma sokmaya yönelik davranışları birçok hastalıkta tedavi imkanını ciddi şekilde olumsuz etkileyebiliyor! O sağlık sorunlarından biri de; Skolyoz! </p>
<p>Günümüzde her 100 çocuktan 3’ünün karşılaştığı, omurganın sağa ya da sola eğrilmesi olarak tanımlanan skolyozda, önemli bir tedavi yöntemi olan korse kullanımına sıcak bakılmamasında akran zorbalığı büyük rol oynuyor! Yapılan araştırmalara göre; düzenli korse kullanımı ameliyat zorunluluğunu yarı yarıya azaltabiliyor ancak gerek korse kullanımındaki sıkıntılar gerekse doğru sanılan bazı yanlış bilgiler tedavi şansını engelleyebiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanları Prof. Dr. Ahmet Alanay ve Doç. Dr. Çağlar Yılgör, Haziran-Skolyoz Farkındalık Ayı</strong> kapsamında yaptıkları açıklamada; skolyoz tedavisinde doğru sanılan ve bu nedenle tedavi şansını azaltan 7 yanlış bilgiyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Skolyozda korse tedavisi işe yaramaz: YANLIŞ</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Doğru ve düzenli kullanılan skolyoz korsesi tedavide başarı şansını artırıyor! Korse tedavisinin genel olarak büyüme potansiyeli olan çocuklarda uygulandığını, başarı şansının 20 ile 40 derece arasındaki eğriliklerde daha yüksek olduğunu belirten Doç. Dr. Çağlar Yılgör bu sayede ameliyata gidiş zorunluluğunun yüzde 50 gibi ciddi bir oranda azalabildiğini söylüyor. Doç. Dr. Çağlar Yılgör “Skolyoz tedavisinde en eski yöntemlerden biri olan korse tedavisi tam bir iyileşme sağlamasa da çocuğun ameliyata uygun yaşa gelene kadar zaman kazanmasına yardımcı olur. Daha az sıklıkla da olsa, eğriliklerde iyileşme yönünde azalma da görülebilmektedir. Kişiye özel üretilen ve doktorunuz tarafından kontrol edilen korselerle daha iyi sonuçlara ulaşmak mümkün olmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Füzyon ameliyatı olmadan düzelme mümkün değildir: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Skolyozun erken teşhis edilmesi ve tedaviye erken başlanması durumunda ameliyat dışı tedavilerle de eğriliklerin kontrol altına alınmasının mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay “Örneğin; düzenli korse kullanımıyla birlikte skolyoza özgü fizik tedavi egzersizleri yapılması nihai bir tedavi yöntemi olabilir. Ayrıca doğru hastaya doğru zamanda yapılan bant ile gerdirme tekniği gibi füzyonsuz omurga cerrahisi yöntemleri son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Bu sayede hareket kısıtlılığı olmadan büyüme devam edebiliyor. Büyümesi tamamlanan gençlerde ise füzyon (sabitleme) yöntemiyle hareket tamamen yok edilmeden tedavi mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Korseyi fırsat buldukça takmak yeterlidir: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Başarıyla uygulanan bir korse tedavisinin mükafaatının büyük olacağını belirten Doç. Dr. Çağlar Yılgör, “Bu nedenle korsenin en etkili, en rahat hale getirilmesi ve çocuğun kolay kullanabileceği şekilde hazırlanması önemlidir. Yapılan çalışmalar; başarılı olan korselerin kullanım süreleri incelendiğinde, günlük kullanım saati ortalama 6 saat ve altı olanlarda tedavi başarısının yüzde 40’larda kaldığını ve eğrilik ilerlemesinin hiç korse kullanmayanlarla benzerlik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Günlük korse kullanım ortalaması 6 ile 13 saate arasında olduğunda başarı ihtimali yüzde 70’lere yükseliyor. Korsenin günde ortalama 19-21 saat kullanımı durumunda ise başarı ihtimali yüzde 90’lara ve üzerine ulaşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Sadece yüzme ya da spor yaparak eğrilik düzelebilir: YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Düzenli spor yapmanın duruş kaslarını güçlendirdiği ve omurga sağlığı için faydalı olduğu biliniyor; fakat korse takmayan ve skolyoza özgü fizik tedavi egzersizleri yapmayan kişilerde yalnızca düzenli spor yapmanın skolyozun tedavisinde etkili olduğuna dair yeterli kanıt bulunmuyor. Buna karşın; özellikle düzenli ve doğru korse kullanımıyla birlikte yapılan skolyoza özgü fizik tedavi egzersizlerinin yanı sıra düzenli olarak spor yapılmasına yönelik bilimsel veriler de bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Alanay “Büyüme çağında olan 500’ün üzerinde skolyozlu bireyde yapılan güncel bir çalışma, spor yapmamanın eğrilik ilerleme riskini 1.6 kat, tedavinin başarısızlıkla sonuçlanma riskini ise 1.8 kat artırdığını göstermiştir” diye konuşuyor.   </p>
<p><strong>Herhangi bir korse de olsa olur: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Skolyoz tedavisinde kullanılacak korsenin mutlaka hekimin kararına göre alınıp uygulanması gerekiyor. Piyasada ‘skolyoz korsesi’ veya ‘düzeltici korse’ diye bilinen birçok korse bulunuyor ancak hekim kontrolü ve önerisi dışında kullanılan korseler kötü sonuçlar doğurabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Çağlar Yılgör korse seçimiyle ilgili kafa karışıklığı yaşanabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Önemli olan eğriliği en etkin şekilde düzeltebilecek bir korse kullanımıdır. Doktorunuz korse seçiminde eğriliğin şekline ve yerleşme yerine göre karar verecektir. Korsenin tipi önemli olmakla birlikte, çocuk açısından kullanımı rahat olan, görsel olarak elbisenin altından belli olmayan ve çocuğun kolay kabulleneceği bir korse olması da önemlidir.”</p>
<p><strong>“Korse kararını bizim almamız önemli, çocuğa sormaya gerek yok”: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Korse kullanımının etkili olabilmesi için en önemli kriterin aile, çocuk, doktor, fizyoterapist ve ortotistin (korsecinin) takım çalışması içinde yer alması olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Çağlar Yılgör “Korse kararı ailenin desteği altında çocuğun katılımıyla verilmelidir. Korse kullanımı çocuk açısından zahmetli, zor, sabır ve emek gerektiren bir yöntem olduğundan çocuğa çok iyi anlatılmalı ve korse kullanımının sağlayacağı faydalardan bahsedilmelidir. Doktor korsenin gerekliliğine ve uygunluğuna karar verdiği taktirde, aile ve çocuk korse fikrini benimsemeli ve ortotist de sanatını ortaya koymalıdır. Korse hazırlandıktan sonra ortotist ve aile doktora gitmeli ve skolyoz merkezinde korse, doktor tarafından denetlenmeli, çekilecek grafilerle korsenin bası noktalarının uygunluğu ve bası yastıkçıklarının kalınlığı denetlenmelidir. Korse teslim alındıktan sonra da skolyoza özgü fizyoterapi egzersizleri devam ederken fizyoterapist tedavinin seyrini izleyecek ve gerekli durumlarda korse içi egzersizler verecektir” diye konuşuyor.   </p>
<p><strong>Ameliyat büyümesini engeller: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Skolyoz teşhisi konulmasından itibaren zaman kaybetmeden tedaviye başlanmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, aksi taktirde omurga eğriliklerinin ilerleyerek sorunun çok daha karışık bir hal alabileceğini söylüyor. Özellikle son yıllarda ülkemizde de teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler ve hekimlerin tecrübeleri sayesinde 1-1.5 yaşındaki bebeklerde dahi başarılı ameliyat sayesinde tam düzelme sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay “Skolyoz takip ve tedavisinde en sık kullanılan 4 yöntem kontrollü gözlem, skolyoza özgü fizik tedavi egzersizleri, korse ve ameliyat olarak karşımıza çıkmaktadır. Her tedavi her yaşta uygulanabilir. Başarının anahtarı ise aşırı tedavi veya az tedaviden kaçınarak kişiye özgü olarak başlanan, takip verilerine göre her kontrolde düzenlenen ve büyüme boyunca sürdürülen uygun miktarda tedavinin doktor, fizyoterapist ve ortotist işbirliğiyle uygulanmasıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/skolyoz-tedavisinde-dogru-sanilan-7-yanlisa-dikkat-379523">Skolyoz Tedavisinde Doğru Sanılan 7 Yanlışa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2023 10:16:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[tümörlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişen teknoloji ve sistemler sayesinde artık Patoloji uzmanları sadece kanser tanısı koymakla kalmıyor, aynı zamanda doğru tedavinin de uygulanmasında önemli katkılarda bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957">En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gelişen teknoloji ve sistemler sayesinde artık Patoloji uzmanları sadece kanser tanısı koymakla kalmıyor, aynı zamanda doğru tedavinin de uygulanmasında önemli katkılarda bulunuyor. Son teknoloji ile özellikle beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “Tanı koymak için kullandığımız son teknoloji ve yeni yöntemler sayesinde artık hastanın tümöründe olan hedeflere göre tedavi planlanıyor. Bir terzinin üzerinize özel bir giysi dikmesi gibi, tedaviler de artık kişiye özel planlanıyor. Bu da tedavideki başarıyı artırıyor. Tüm bu tedaviler de patoloji uzmanlarının verdiği bilgiler sayesinde planlanıyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Son yıllarda en önemli gelişmelerin beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşandığına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “2000’li yıllarda tümörlerin gen dizilimlerinin tümüyle ortaya konması, yani bir tümörün DNA içerisindeki bütün genetik değişikliklerinin ortaya konması önemli bir aşama oldu. Bu genetik değişiklikleri saptamada yeni nesil gen sekanslama (NGS) önemli rol oynadı. Beyin tümörlerinin DNA’sı da bu şekilde incelenerek çok farklı bulgular saptandı ve sınıflandırılması neredeyse tamamıyla değişti. Böylece bazı beyin tümörlerinin davranışını daha iyi anladık. Moleküler genetik değişikliklerin ortaya konmasıyla birlikte artık tümörleri daha iyi tanır hale geldik. Patolojinin sağladığı tüm bu bilgiler tedavinin daha etkili olmasına katkı sağladı” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tanı koymamız ortalama 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Hastalar ve yakınlarının patoloji sonuçlarını olabildiğince çabuk öğrenmek istediklerini belirten Prof. Dr. Önder Öngürü, “Özel boyama yöntemleri, hatta moleküler analizler de dahil çoğu vakanın incelemesini ortalama iki gün içinde tamamlayarak raporluyoruz. Gerekli gördüğümüzde ek moleküler tetkikler de yapıyoruz” dedi. </p>
<p>Hastanın öyküsü, radyoloji sonuçları, ışık mikroskobundan alınan bilgiler ve bunlara eklenen bulguların hepsinin birleştirilerek tanı konduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Önder Öngürü, “Artık bunlara tümörün moleküler genetik değişikliklerini de ekliyoruz. Pek çok parametrenin dikkate alınarak yapıldığı bir inceleme bu. Beyin tümörleri için tüm ekibin deneyimi ve merkezin de beyin tümörleri konusunda özelleşmiş olması önemli. Özellikle kanser konusunda pek çok branşın işin içinde olduğu bütüncül bir yaklaşım çok önemli. Özellikle beyin kanserlerinin tanı ve tedavisinde rol oynayan ekipte radyolog, nörolog, patolog, cerrah, radyasyon onkoloğu ve tıbbi onkolog yer almalı” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Beyinden tanı için biyopsi almanın riski artık çok düşük</strong></p>
<p>Beyin özellikli bir yapıya sahip olduğundan tümörün yerleşim yerinin önemli olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “Eğer tümör beyin sapındaysa buradan biyopsi almak zor olabiliyor. Ancak tümör beyni örten zarların dış yüzündeyse doku almak veya tümörün çıkarılması daha kolay olabiliyor. Patolojiye beyin tümörlerinden doku genelde iki şekilde gelir. Cerrahi işlem ile tümör çıkarılarak gönderilebilir veya tümör çıkarılamayacak bir yerdeyse stereotaktik biyopsi alınabilir. Stereotaktik biyopside görüntüleme sistemiyle beyne girilip, küçük doku parçaları alınır ve incelenmesi için patoloji bölümüne iletilir. Gelişen teknoloji sayesinde hibrit ameliyathane şartlarında özel nöronavigasyon sistemleri kullanılarak tüm bu işlemler gerçekleştiriliyor. Hata payı ve risk çok düşük seviyede” olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Metastatik kanserler beyinde daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Beyinde en sık metastatik tümörlerin görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Önder Öngürü, “Beyinde metastatik, yani vücudumuzun başka yerindeki kanserin beyne sıçramasıyla ortaya çıkan tümörlere sık rastlıyoruz. Akciğer ve meme kanseri beyne en çok giden tümörler. Metastatik tümörler dışında bir de ‘primer’ dediğimiz beynin kendine ait olan tümörleri var. Bunlar içinde de beyin zarlarından gelişen tümörleri ve beynin içerisindeki nöronlara desteklik yapan hücrelerin tümörlerini sık görüyoruz” dedi. </p>
<p><strong>Tüm beyin tümörleri kötü huylu değil</strong></p>
<p>“Beyin tümörü” dendiğinde çoğu insanın korktuğunu söyleyen, oysa gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde artık beyin kanserlerinin de başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Önder Öngürü, “Bu korku aslında hem doğru hem de değil. Beyin zarlarından gelişen tümörlerin çoğu ameliyatla çıkarılabiliyor veya radyoterapi ile tedavi edilebiliyor. Hastaların birçoğu da hayatını normal bir şekilde sürdürebiliyor. Bunların nüksetme ihtimali düşük oluyor. Nüksetse de tekrar ameliyatla çıkarılabiliyor veya radyoterapiyle tedavi edilebiliyorlar. Çocukluk çağı beyin tümörleri içerisinde de pilositik astrositomlar var, bunlar da genellikle iyi seyrediyorlar. Ancak kötü huylu tümörler de var maalesef. Glioblastoma dediğimiz ve yaşlı hastalarda pratikte sık karşılaştığımız tümörler çok hızlı seyrediyorlar” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957">En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebek Tedavisinde Yeni Umut: Yumurtalık Dokusu Dondurma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-yeni-umut-yumurtalik-dokusu-dondurma-363895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Apr 2023 10:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[dondurma]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değişen hayat şartları ve sağlık sorunları nedeniyle tercih edilen yumurtalık dokusu dondurma tedavisi, bebek sahibi olmak isteyen kadınlara umut oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-yeni-umut-yumurtalik-dokusu-dondurma-363895">Tüp Bebek Tedavisinde Yeni Umut: Yumurtalık Dokusu Dondurma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değişen hayat şartları ve sağlık sorunları nedeniyle tercih edilen yumurtalık dokusu dondurma tedavisi, bebek sahibi olmak isteyen kadınlara umut oluyor.</p>
<p>Erken dönem menopoz, kanser tedavileri veya herhangi bir nedenle yumurtalıkları ameliyat ile alınmak zorunda kalan kadınların yumurta dokusu dondurma yöntemi sayesinde doğurganlıkları korunmaktadır. Dondurulan yumurtalık dokusu ihtiyaç veya kür halinde özel yöntemler ile çözülerek yine cerrahi olarak yumurtalıklara yerleştirilir ya da transplante edilir. </p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Tüp Bebek bölümünde, Dr. Öğr. Üyesi Murat Keskin ‘yumurtalık dokusu dondurma’ hakkında bilgiler verdi.</strong></p>
<p>Kadınlar yumurtalıklarında yumurta dolu olarak doğarlar ve ergenlikten itibarende her ay bir tane yumurta yumurtlayarak gebe kalma ve çocuk sahibi olma şansı yakalarlar. Bununla beraber her ay gelişen bu yumurtadan salgılanan Östrojen denen kadınlık hormonu cilt, kalp, kemik metabolizması, cinsellik gibi vücudun tüm bölümlerinin sağlıklı olmasına katkıda bulunmaktadır. Ancak bu yumurtalarında bir ömrü vardır ve her kadın eninde sonunda bu yumurtaları kaybederek menapoza girmektedir.</p>
<p>Kadınlar ortalama 49-50 yaşlarında regl görmemeye başlasalarda yumurtalıklardaki sağlıklı yumurtalar ortalama 45 yaş civarında bitmektedir. Kadınların yaklaşık %1 inde de erken menopoza rastlanmaktadır.</p>
<p>Kadın menopozda östrojen hormonunun azalmasıyla birlikte de erken dönemde ateş basması, nefes darlığı, çarpıntı, psikolojik sorunlar geç dönemde de kemik erimesi, kalp hastalıkları gibi çeşitli problemler yaşamaktadır. Günümüzde insan hayatının uzaması ile kadınlar hayatlarının önemli bir kısmını menapozda geçirmektedir.</p>
<p>Bunun için de çeşitli hormon tedavileri uygulanabilmekle beraber az da olsa meme kanser riskini artırdığına dair bulgular varolduğundan her kadına uygulanmamaktadır. Bu amaçla kadının uzun yıllar daha kendi yumurtalıklarından üretilen östrojen hormonundan mahrum kalmaması sağlanarak menopoz geciktirilebilmektedir.</p>
<p>Bilindiği gibi kanser tedavilerinde uygulanan kemoterapi, radyoterapi gibi yöntemler yada yumurtalık ameliyatları gibi cerrahi işlemler bayanlarda yumurtaların zarar görmesine neden olur ve bu hastaların çocuk sahibi olma şansları yok denecek kadar azalabileceği gibi tamamen de bitebilir. Kanser tedavisi görecek kız çocuklarında ve doğurmamış kadınlarda çocuk sahibi olabilme şanslarını koruyabilmek amacıyla yirmi yıldan uzun süredir uygulanan  yumurtalık dondurma yöntemleri daha da gelişmiş ve günümüzde dondurulan yumurtalık dokusu tekrar hastanın kendisine nakledilerek çocuk sahibi olabilmeleri sağlanmaktadır. Bu yöntem artık deneysel olmaktan çıkmış klinik uygulamada yerini almıştır.</p>
<p>Bu yöntemin yumurta dondurmaya göre en önemli avantajı binlerce yumurta dondurulabilmesidir. Bilindiği gibi günümüzde doğurganlığı korumak için daha yaygın uygulanan yumurta dondurma yöntemi ile dondurulabilecek yumurta sayısının sınırlı olması, bu yöntemin önemli bir dezavantajıdır.</p>
<p>Bu çalışmalar bize yumurtalık dondurma ve tekrar nakletme yönteminin  menopozu da geciktirebileceği fikrini vermiştir. Menopoza girmeden önce alınıp dondurulacak yumurtalık dokusu menapoz sonrası tekrar hastaya nakledilerek yumurtalık fonksiyonlarının devam ettirilmesi ve böylece yine kendi östrojen hormonuna kavuşması mümkündür. Üstelik dondurulan yumurtalık parçaları tek seferde değil bölünerek birkaç kez bu işlem tekrarlanarak kadının uzun yıllar menopoza girmemesi sağlanabileceği ön görülmektedir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisinde-yeni-umut-yumurtalik-dokusu-dondurma-363895">Tüp Bebek Tedavisinde Yeni Umut: Yumurtalık Dokusu Dondurma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Fark Yaratan Teknolojiler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fark-yaratan-teknolojiler-361468</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2023 09:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojiler]]></category>
		<category><![CDATA[yaratan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=361468</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Batı toplumlarında her 8 kadından biri hayatının bir aşamasında bu hastalığa yakalanmaktadır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Abut Kebudi kadınların en çok karşılaştığı bu hastalık ile ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fark-yaratan-teknolojiler-361468">Kanser Tedavisinde Fark Yaratan Teknolojiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Batı toplumlarında her 8 kadından biri hayatının bir aşamasında bu hastalığa yakalanmaktadır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Abut Kebudi kadınların en çok karşılaştığı bu hastalık ile ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Kadınlarda kanserden ölümlerin en sık ikinci sebebinin meme kanseri olduğunu belirten Prof. Dr. Abut Kebudi, “Meme kanseri olan hastalar tesadüfen tarama yapılırken saptanabilirler veya bize bazı şikayetlerle başvururlar ve tetkiklerde tanı konur. Genetik veya aile kökenli meme kanseri % 15’e varabilen oranda görülebilmektedir. Artık Batı toplumlarında erken tanı çok arttığı için en az tedavi ile en iyi sonuçlar alınmaktadır. Örneğin ABD’de 5 yıllık yaşam beklentisi % 90 civarında seyretmektedir” dedi. Günümüzde teknolojinin ilerlemesi ile birlikte yeni tedavi yöntemlerinin de geliştiğini vurgulayan Prof. Dr. Kebudi, meme kanseri tedavileri ile ilgili önemli tavsiye ve açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>“Asla zorunlu olmadıkça açık biyopsi yapılmamalıdır”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Abut Kebudi, “Asla zorunlu olmadıkça açık biyopsi yapılmamalıdır. Çünkü o tip biyopsiler daha sonra yapacağımız tedaviyi olumsuz etkileyebilmektedir. Hastalığın tedavisini oluştururken tümörün çapı, lenf nodu tutulumu, metastaz olup olmadığı, ayrıca tümörün biyolojik özelliklerini bilmek çok önemlidir” dedi.</p>
<p><strong>“Artık cerrahi tedavide yenilikler var. Sadece hastalığı tedavi etmek yetmiyor, hayat kalitesi de gözetilmeli!”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kebudi, “Cerrahi tedavi olarak eskiden tüm memenin ve koltuk altının alındığı meme kanseri ameliyatları yapılıyordu. Son 50 yılda uygun vakalarda daha sınırlı meme ameliyatları yapılmaya başlandı. Ayrıca, memeden çıkarılacak bölüm büyükse veya memeye daha iyi bir şekil vermek amacıyla onkoplastik meme cerrahisi uygulanmaya başlandı. Koltuk altı bölgesi eskiden komple alınırken şimdi örnekleme ile daha sınırlı cerrahi uygulanmaktadır. Ayrıca akıllı ilaç, immünoterapi vb. gibi yeni tedaviler de söz konusu” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Kebudi, “Meme kanserini tedavi ederken çağdaş tıpta iki amacımız olmalıdır. Birincisi hastaya gereken en yeni, en geçerli tedaviyi uygularken ikinci olarak kozmetik görünümü de hesaplamalıyız” diye belirtti.</p>
<p><strong>Tedavi sıralamasında yenilikler</strong></p>
<p>Ayrıca, Prof. Dr. Kebudi, “Eskiden tanı konulunca genellikle tedavi ameliyatla başlıyor, diğer tedaviler sonra geliyordu. Şimdi tümördeki birçok faktöre göre bazen tedaviye Neoadjuvan Tedavi dediğimiz ilaç tedavisi ile başlayabilmekteyiz”  diye vurguladı.</p>
<p><strong>“Mutlaka genetik danışmanlık alınmalıdır”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kebudi, “Meme kanserinin belirtileri için, memede veya koltuk altında sertlik, kızarıklık, memede portakal kabuğu görünümü, iyileşmeyen yaralar, meme cildi veya ucunda çekintiler gözlemlenebilir diye söyleyen Prof. Dr. Kebudi genetik mutasyonun öneminin de altını çizdi. Meme kanseri tedavisinde genetik yapının önemi ile ilgili, “Genetik mutasyon saptandığında mutlaka genetik danışmanlık alınmalıdır. Çünkü, genetik mutasyon sadece ilgili hastanın geleceğini, riskini etkilemekle kalmaz, yakın aile fertlerini de olumsuz etkileyebilir” diye söyledi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-fark-yaratan-teknolojiler-361468">Kanser Tedavisinde Fark Yaratan Teknolojiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk İmmünologlardan Alerji Tedavisinde Yeni Buluş</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-immunologlardan-alerji-tedavisinde-yeni-bulus-355798</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Mar 2023 08:57:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[buluş]]></category>
		<category><![CDATA[immünologlardan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Safa Barış ve ekip arkadaşları, immünolojide önemli bir buluşa imza attılar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-immunologlardan-alerji-tedavisinde-yeni-bulus-355798">Türk İmmünologlardan Alerji Tedavisinde Yeni Buluş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Safa Barış ve ekip arkadaşları, immünolojide önemli bir buluşa imza attılar. Araştırmacılar kalıtsal bir bağışıklık hastalığı olan ve ciddi alerjik problemlere yol açan “<em>STAT6 Fonksiyon Kazanımı Hastalığı”</em>na neden olan STAT6 GOF mutasyonunu tanımlayarak, tedavi geliştirdiler. Tedavinin olumlu sonuçları alerjide umut ışığı oldu.</strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminin sadece az çalışması hastalık yapmaz. Abartılı çalışması da hastalık yapar ki alerjik hastalıklar bu şekilde ortaya çıkar. Doğuştan gelen bağışıklık hataları, şiddetli alerjik hastalıklar da dahil olmak üzere çok sayıda bağışıklık düzensizliğine neden olur. Hayat kalitesini düşüren ve yaşamı zorlaştıran alerji gibi bağışıklık problemlerine neden olduğu düşünülen “STAT6 Fonksiyon Kazanımı Hastalığı”nın <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Prof. Dr. Safa Barış</strong> ve ekip arkadaşları tarafından tanımlanmasının ardından, bu bulguların alerji gibi birçok bağışıklık hastalığının kaynağına da ışık tutacağı düşünülüyor. </p>
<p>Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Alerji-İmmünoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Safa Barış ve ekip arkadaşları, TÜBİTAK’tan Uzm. Dr. Altan Kara ve Harvard Medical School’dan Prof. Dr. Talal Chatila ve ekibinin bu ortak çalışmaları ile yeni bir hastalığın oluşum mekanizması ve tedavisi literatüre kazandırıldı. Yeni tanımlanan bu hastalıkta şiddetli atopik dermatit, eozinofil değeri yüksekliği ve yüksek IgE değerleri görülebiliyor. Kanda bu değerlerin yüksekliği görülen ve STAT6 teşhisi konulan bir çocukta, ekip tarafından geliştirilen tedavinin uygulanmasıyla hastalığın gerilediği gözlendi. </p>
<p><strong>STAT6’dan etkilenen bireylerde ağır alerjik hastalıklar saptandı</strong></p>
<p>Literatürde ilk defa tanımlanan bu hastalık modelinde, etkilenen bireylerde <strong>ağır alerjik hastalıklar</strong> saptandı. Dr. Safa Barış ve ekibi, bu şikayetlere sahip bir aileye tüm ekzom dizileme uygulayarak <em>STAT6</em> geninde önemli bir mutasyonu ortaya çıkardı. Yapılan ayrıntılı analizlerde bu mutasyonun STAT6 proteininde normalden fazla çalışmaya neden olduğu görüldü. İzleyen çalışmalarda STAT6 protein aktivitesinin JAK inhibitörleri ile azaltılmasının <strong>şikayetlerde tamamen düzelmeye yol açarak</strong> hastalık kontrolünün sağlandığı görüldü. </p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Prof. Dr. Safa Barış</strong> ve ekip arkadaşları ile bu buluşa katkısı bulunan tüm bilim insanlarını başarılarından dolayı kutladığını ifade eden <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan,</strong> “Başta Prof. Dr. Safa Barış olmak üzere Prof. Dr. Ahmet Özen, Prof. Dr. Elif Karakoç Aydıner, Prof. Dr. Deniz Yücelten, Prof. Dr. Leyla Cinel, Doç. Dr. Emine Bozkurtlar, Uzm. Dr. Sevgi Bilgiç Eltan, Uzm. Dr. Royala Babayeva, Uzm. Dr. Asena Pınar Sefer, Uzm. Dr. Melek Yorgun Altunbaş ve Yüksek Lisans öğrencisi Mehmet Cihangir Çatak’ı bu önemli başarı için tebrik ediyorum. Literatüre çok değerli bir buluş kazandırdılar. Başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p>İmmün yetmezlik alanında çok saygın bir yere sahip olan &#8221;Journal of Allergy and Clinical Immunology&#8221; dergisinde yayınlanan bu çalışmanın detaylarına https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/36758835/ linkinden ulaşmak mümkün.</p>
<p><b><strong>Aynı merkez daha önce Chaple Sendromunu bilim dünyasına kazandırmıştı</strong></b></p>
<p>Daha önce de yine Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Alerji İmmünoloji Bilim Dalı’nda Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, çocukluk çağının ölümcül sonuçlar doğurabilen hastalığı Chaple Sendromunu literatüre kazandırmıştı. Hastalığın hem teşhisini hem tedavisini bulan Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen bu buluşla, Avrupa İmmünoloji Dernekleri Federasyonu (EFIS)’nun yarışmasında “EFIS Publication Award’ ödülüne layık görülmüştü.</p>
<p><strong>Chaple hastalığı nedir?</strong></p>
<p>Chaple hastalığı olan çocuklarda en fazla bağırsak yakınmalarıyla birlikte; kusma, ishal, karın ağrıları, bağırsak bozuklukları görülürken bu hastalık çocuklarda beraberinde büyüme geriliği de yaratıyor. Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen hastalıkla ilgili, &#8220;Bu hastalık nedeniyle çocuklar büyüyemiyor, gelişemiyorlar. Mineral ve vitamin eksiklikleri ortaya çıkıyor. Kansızlık ortaya çıkıyor. Bu çocuklar albümin eksikliği nedeniyle gözlerinde bacaklarında, kollarında şişlikler nedeniyle hastaneye başvuruyorlar. Bu çocuklara albümin dediğimiz bir tedavi uyguluyoruz. Hastalık genelde ilerleyen yaşlarda daha ağır bir hal alıyor. Küçük çocuklarda daha çok büyüme geriliği, ishal gibi olurken büyük çocuklarda damar tıkanıklıkları, bağırsak tıkanıklıkları, cerrahi gerektiren şiddetli bağırsak düğümlenmeleri de görebiliyoruz” demişti. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-immunologlardan-alerji-tedavisinde-yeni-bulus-355798">Türk İmmünologlardan Alerji Tedavisinde Yeni Buluş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Tedavisinde Erken Teşhis Başarıyı Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-erken-teshis-basariyi-artiriyor-354910</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 13:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Tanısal Radyoloji Uzmanı Dr. Aresh Soudmand, meme kanseri hakkında bilgilendirdi. Meme kanserinin erken tanısında en önemli faktörün kişinin bilinçlenmesi olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Aresh Soudmand, "Meme kanserinin erken dönemde teşhis edilmesi, tedavinin başarısını ve hayatta kalma şansını artırır” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-erken-teshis-basariyi-artiriyor-354910">Meme Kanseri Tedavisinde Erken Teşhis Başarıyı Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Tanısal Radyoloji Uzmanı</p>
<p>Dr. Aresh Soudmand, meme kanseri hakkında bilgilendirdi. Meme kanserinin erken tanısında en önemli faktörün kişinin bilinçlenmesi olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Aresh Soudmand, &#8220;Meme kanserinin erken dönemde teşhis edilmesi, tedavinin başarısını ve hayatta kalma şansını artırır” diye konuştu.</p>
<p><b>“50 YAŞ ÜZERİNDE DAHA YAYGIN”</b></p>
<p>Kanser, vücudumuzdaki herhangi bir organ ya da dokudaki hücrelerin kontrol dışı çoğalması ve büyümesi sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Meme kanseri ise meme dokusundaki hücrelerden gelişen kanserlerdir. Sıklıkla 50 yaş sonrası ortaya çıkan meme kanseri, kadınlarda görülen kanser tipleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Tüm yaşamı boyunca her sekiz kadından birinin kansere yakalanma riski mevcuttur. Meme kanserinin görülme sıklığı yaş ilerledikçe artar. Meme kanserinin risk faktörleri,</p>
<p>•  Fazla kilolu olmak</p>
<p>• Alkol ve sigara kullanmak,</p>
<p>• Fiziksel aktivite azlığı,</p>
<p>•  Uzun süreli hormon tedavisi almak,</p>
<p>•  Aile hikâyesi ve genetik faktörler (Anne veya kardeşte meme kanseri görüldüğünde hastalık riski üç kat artmaktadır.),</p>
<p>• 30 yaşından sonra doğum yapmak veya hiç doğum yapmamış olmak,</p>
<p>•  Erken yaşta adet görmek (hayatları boyunca daha fazla östrojen hormonuna maruz kalacaklarından dolayı risk artmaktadır),</p>
<p>•  Menopoza geç girmek (Burada da etken yine uzun süre östrojen hormonuna maruz kalmak).</p>
<p><b>“YILDA BİR KEZ MAMOGRAFİ ÇEKİLMELİ”</b></p>
<p>En sık rastlanan belirti memede ve koltuk altında ağrısız, zamanla yavaş yavaş büyüyen bir kitlenin hissedilmesidir. Ağrı çok nadiren de olsa eşlik edebilir. Memede şişlikler, deride kalınlaşma, meme ucunun içe dönmesi, deride kızarıklık ve tahriş nadiren de olsa meme kanserinin diğer belirtileridir. Erken tanı için en temel yöntem, evde kendi kendine yapılan meme kontrolleridir. Meme dokusu içerisinde herhangi bir şüpheli kitle ele geldiğinde vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır. Normalde 20 yaşından sonra ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi ve yılda bir kez uzman doktora meme muayenesi yaptırmanız önerilir. 40 yaşından sonra ise, ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi ve yılda bir kez mamografi çekilmesi gerekmektedir. Mamografi meme kanseri taramasında en temel yöntem olarak kabul edilmektedir. 40 yaşından önce özel bir sebep olmadıkça mamografi çekilmesi önerilmez. Bunun sebebi ise, genç kadınlarda meme dokusunun yoğunluğunun fazla olması nedeni ile yeterli bilgi vermemesidir.</p>
<p>Her hastanın tedavisi farklılık göstermekte olup tedavi kararında hastalığın seyri, kanserin evresi, hastanın yaşı ve diğer sağlık sorunları gibi birden fazla faktör etkilidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-erken-teshis-basariyi-artiriyor-354910">Meme Kanseri Tedavisinde Erken Teşhis Başarıyı Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
