<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tanısı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/tanisi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tanisi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Mar 2026 08:22:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>tanısı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tanisi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor. </p>
<p>İşte, Mart ayı-Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde “Olağan Şüpheli: Endometriozis” etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> yaptı. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta,</strong> yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı.</p>
<p>Söyleşinin ardından atölye çalışmasında katılımcılar hep birlikte, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında bahar çiçeklerinden süsler hazırladılar. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Taner Usta: “Hastalık her 10 kadından 1’ini etkiliyor”</strong></p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta</strong>, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini beirterek şöyle konuştu: “<strong>Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar bir çok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı; erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım.”</strong></p>
<p>Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurguladı: <strong>“Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis  çıkıyor.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: <strong>“Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla tartışıyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz.”</strong> </p>
<p><em><strong>Esra Erol: “Endometriozisi de toplumda yüksek sesle konuşabilmeliyiz”</strong></em></p>
<p>Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> da; endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Erol şöyle konuştu: </p>
<p><strong>“Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız.”</strong></p>
<p>Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: “<strong>Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık yaratabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar; ‘yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz.”</strong></p>
<p> </p>
<p><em><strong> “7 yılda tanı aldım, keşke daha önce bilseydim”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler</strong> de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı: </em></p>
<p><em><strong>“Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün Aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu</strong> <strong>ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı”</strong></em></p>
<p><em>48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakındı: “</em></p>
<p><em><strong>“Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi amaı teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sçırmayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Hamileliğimin 30. Haftasında aldığım haberle şok oldum”</strong></em></p>
<p>Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı: </p>
<p><strong>“Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun yaratmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı.. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 14:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Benzer]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[günümüzün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667">Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor. Çünkü depresyon, benzer belirtiler gösteren farklı hastalıklarla da karıştırılabilir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre her 20 kişiden 1’i yanlış depresyon tanısı alıyor olabilir. Anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi durumların depresyonla karıştırılabildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik,</strong> ‘Her mutsuzluk depresyon değildir; hem bedeni hem zihni birlikte değerlendirmek tedavi başarısında kritik rol oynar’ diyor.”</p>
<p><strong>SADECE DEPRESYONDA GÖRÜNMEYEN BELİRTİLERE DİKKAT!</strong></p>
<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya çapında yetişkinlerin yaklaşık %5’i depresyondan etkileniyor ve kadınlarda bu oran daha yüksek. Depresyonun uzun süreli üzüntü, ilgi kaybı, enerji düşüklüğü, uyku ve iştah değişimleri, konsantrasyon bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Depresyon, çoğu zaman psikoterapi, ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabiliyor. Ancak depresyonun tanısını zorlaştıran faktörlerde mevcut. O da başka sağlık sorunlarının da benzer semptomlar göstermesi” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>DEPRESYON, ANEMİDEN MENOPOZA PEK ÇOK PROBLEMLE KARIŞTIRILABİLİR </strong></p>
<p>Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre depresyon tanısı alan her 20 yetişkinden 1’inin teşhisi yanlış olabilir. Bunun da en önemli etkeni başka hastalıkların depresyon belirtileri ile benzer semptomlar göstermesi. Anemi, vitamin eksiklikleri (B12, folat, D vitamini), tiroid bozuklukları, hormonal dengesizlikler, kan şekeri düzensizlikleri ve menopoz gibi durumların tıpkı depresyonda olduğu gibi yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku bozuklukları ve duygu durum değişiklikleriyle kendini gösterebildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, “</strong>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), aneminin dünya çapında özellikle kadınlar ve çocuklarda yaygın olduğunu ve tedavi edilmediğinde ruh hali üzerinde olumsuz etkiler yarattığını vurgular. Benzer şekilde, vitamin B12 ve folat eksiklikleri de yorgunluk, konsantrasyon sorunları, unutkanlık ve motivasyon kaybı gibi depresyonla örtüşen belirtiler yaratır. D vitamini eksikliği, kas zayıflığı, enerji düşüklüğü ve duygu durum değişimleriyle yine depresyonu taklit edebilir. Kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları da hem sürekli ağrı hem de uyku bozuklukları yoluyla depresif bir tablo çizebilir. Tiroid bozuklukları, özellikle hipotiroidi, enerji azalması, kilo artışı, depresif ruh hali ve zihinsel yavaşlama gibi belirtilerle kolayca depresyonla karıştırılabilir. Kan şekeri düzensizlikleri ve diyabet, yorgunluk, kilo değişimi, sinirlilik ve motivasyon kaybıyla benzerlik gösterirken, hormonal dengesizlikler —özellikle doğum sonrası depresyonla karıştırılabilecek postpartum tiroidit gibi durumlar— da ayırıcı tanıyı güçleştirir. Menopoz döneminde östrojen seviyelerinin azalmasıyla ortaya çıkan uyku problemleri, duygusal dalgalanmalar ve odaklanma zorlukları ise yine depresyon tanısını düşündürebilir. Tüm bu sağlık sorunlarının ortak noktası, depresyonu andıran ama altta farklı biyolojik nedenlere dayanan semptomlar üretmeleri ve bu nedenle doğru tanı konulmadan tedaviye başlanmasının riskler taşımasıdır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>DEPRESYONDA DOĞRU TANI İÇİN </strong></p>
<p>Günümüzde basit laboratuvar testleri ile anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi depresyonu taklit eden durumların hızla tespit edilebildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, “</strong>Depresif belirtiler görüldüğünde kan tahlilleri, vitamin düzeyleri ve tiroid fonksiyon testleri gibi biyolojik kontrollerin yapılması, hem doğru tanı hem de etkili tedavi için kritik önem taşıyor. Unutmayın, her mutsuzluk depresyon değildir; zihni ve bedeni birlikte değerlendirmek, hayatın geri kalanını değiştirecek en değerli adımdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667">Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç yaşta hipertansiyon tanısı alanlar ilaçlarını aksatmamalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genc-yasta-hipertansiyon-tanisi-alanlar-ilaclarini-aksatmamali-536104</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 11:14:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aksatmamalı]]></category>
		<category><![CDATA[alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlarını]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536104</guid>

					<description><![CDATA[<p>İleri yaş hastalığı olarak bilinen yüksek tansiyon diğer adıyla hipertansiyon, genç yaşlarda da görülebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genc-yasta-hipertansiyon-tanisi-alanlar-ilaclarini-aksatmamali-536104">Genç yaşta hipertansiyon tanısı alanlar ilaçlarını aksatmamalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İleri yaş hastalığı olarak bilinen yüksek tansiyon diğer adıyla hipertansiyon, genç yaşlarda da görülebiliyor. Ailesinde hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerin erken yaşlardan itibaren farkındalık kazanmasının önemini vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Murat Değertekin, genç yaşta ortaya çıkan hipertansiyonda ilaç kullanımından kaçınmanın sakıncalarına işaret etti. Yüksek tansiyonun erken dönemde fark edilmesinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Değertekin, “Tansiyonu ne kadar erken tedavi edersek iki fayda ortaya çıkar. Birincisi, hastalığa bağlı problemleri o kadar erken önlemiş oluruz. İkincisi hastalığın tedavisinde kullanılan ilaç sayısı azalır. Bir ilaçla bu hastalığı ömür boyunca takip ve tedavi edebiliriz” diye konuştu</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Murat Değertekin, hipertansiyon hastalarının dikkat etmesi gerekenler konusunda tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tansiyon değeri 120-80 olmalıdır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Tansiyonun “Damarda dolaşan kanın damar duvarına yaptığı kan basıncı” olatak tanımlandığını belirten Prof. Dr. Değertekin, “Bu kan basıncının normal değerin üzerine çıkmasına da hipertansiyon ya da yüksek tansiyon diyoruz. Burada değer 120-80 olmalıdır. Eğer bir kişinin istirahat halinde ölçtüğü tansiyon, 120-80 üzerindeyse ‘Tansiyonu yükselmeye başlamış’ diyoruz. Takip eden birkaç gün içinde devamlı olarak tansiyon 140-90 üzerine çıkıyorsa o zaman hipertansiyon tanısını koyuyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hipertansiyonun yüzde 90’ını esansiyel tansiyon oluşturuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hipertansiyonun nedenlerine değinen Prof. Dr. Değertekin, “Hipertansiyon erişkin yaşlarda ortaya çıkarsa esansiyel (primer) yani nedeni bilinmeyen tansiyon diyoruz. Genellikle hipertansiyonun yüzde 90’ını oluşturan primer hipertansiyonun nedeni bilinmemektedir. Birçok multi faktöriyel ve hafif genetik problemlerle erişkin yaşta görülmektedir. Diğerleri ise birtakım organ problemlerine bağlı oluşan hipertansiyonlardır. Bunlara da sekonder hipertansiyon deniyor” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hipertansiyon genç yaşlarda da ortaya çıkabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hipertansiyonun genellikle ileri yaşlarda görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Değertekin, “Hipertansiyon genç yaşlarda da ortaya çıkar. O yüzden kişilerin bu konudaki farkındalığının önemi büyük. Bireylerin kan basıncını ölçtürmesi, zaman zaman bunları takip etmesi, özellikle genç yaşta başlayan hipertansiyonu yakalamak açısından önemli. Özellikle ailesinde yüksek tansiyon yani hipertansiyon olan kişilerin genç yaşta bu farkındalığının artırılması, kişinin tansiyon değerlerini takip etmesi, hastalığın erken dönemde fark edilmesini ve hastalığa bağlı probemlerin oluşmasının engellenmesini sağlar. Özellikle ailesinde yüksek tansiyon olan kişilerde 20’li yaşlardan sonra tansiyonun yakından takibi önemli” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genç hastaların ilaç kullanmaması çok yanlış</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Genç yaşta ortaya çıkan hipertansiyon hastalığında ilaç kullanımından kaçınmanın en büyük hata olduğunu kaydeden Prof. Dr. Değertekin, “Yanlış bir inanış var: Sanki tansiyon yaşlı hastalığı hep ileri yaşta görülür. Genç yaşta tansiyon yüksek olsa bile ilaç kullanılmaktan kaçınılıyor. Bu çok yanlış. Önemli olan tansiyonu doğru zamanda yakalamak. Tansiyonu ne kadar erken tedavi edersek iki fayda ortaya çıkar. Birincisi, hastalığa bağlı problemleri o kadar erken önlemiş oluruz. İkincisi hastalığın tedavisinde kullanılan ilaç sayısı azalır. Bir ilaçla bu hastalığı ömür boyunca takip ve tedavi edebiliriz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kontrol altında tutulması hastalık riskini azaltıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hipertansiyonun kontrol altında tutulmasının önemini vurgulayan Prof. Dr. Değertekin, “Hipertansiyon kontrol altında tutulmazsa bütün organları etkiler çünkü o zaman kan basıncı bütün organlarda yükseleceği için özellikle kalp hastalıklarında ciddi problemler olabilir. Kalp krizleri, kalp yetersizlikleri, kalp duvar kalınlıkları ortaya çıkabilir. İkincisi göz, böbrek ve diğer periferik damar hastalıkları dediğimiz birçok hastalığı tetikleyebilir. O nedenle hipertansiyonun kontrolü çok önemlidir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hipertansiyon hastaları en çok nelere dikkat etmeli?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hipertansiyon hastalarının dikkat etmesi gereken noktalara değinen Prof. Dr. Değertekin, “Hipertansiyon teşhisi konulmuşsa düzenli doktor kontrolünde olunmasında fayda var. Yaşam şekli değişikliği dediğimiz, doğru ve dengeli beslenme ile egzersizin hayatın bir parçası haline getirilmesi, varsa obezitenin kontrol altına alınması önemli. Kalp hastalıkları, diyabet, yüksek kolesterol gibi eşlik eden hastalıkları varsa bu hastalıklarla ilgili tedavilerin de doğru yapılması gerekir. Hipertansiyondan dolayı ilaç kullanmaları gerekiyorsa ilaçlarını düzenli bir şekilde doktor kontrolünde kullanmaları gerekmektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Egzersiz tansiyon ilacına ihtiyacı azaltır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hipertansiyonda tuz tüketimine dikkat edilmesinin de önemini hatırlatan Prof. Dr. Değertekin, “Tuz tüketimi derken sadece yemeklere tuz atmak değil de özellikle tuz oranı yüksek olan işlenmiş gıdaları da dikkatli bir şekilde tüketmeleri önerilir. Bunun yanında hipertansif kişilerde egzersiz alışkanlığının oluşması, tansiyonun kontrol altına alınmasında etkili olur ve tansiyon ilacına ihtiyacın azalmasını sağlar. O yüzden bu kişilerin düzenli egzersiz yapması, ideal kilolarına yaklaşacak şekilde beslenme alışkanlıklarını da düzenlemeleri oldukça önemlidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tansiyon ilaçlarının düzenli kullanımında sorun yaşanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hipertansiyon hastalarında gözlemlenen en önemli sorunun ilaç kullanımında ortaya çıkan düzensizlikler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Değertekin, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Hipertansiyon hastalarının birçoğunda ilaç ihtiyacı doğar. Burada doktor kontrolünde hastaya uygun ilacın düzenlenmesi önemli. İlaçlar düzenlendikten sonra da bu ilacın ne kadar düzenli alınırsa tansiyonun o kadar kontrol altına alınacağı bilinmeli. Tansiyonumuzu ne kadar kontrol altında tutabilirsek tedavide de o kadar başarılı olunmuş denilebilir. Hem ülkemizde hem dünyada hipertansiyon hastalarında gözlemlenen en büyük problem, ilaç tedavisindeki aksama. İlaçların düzenli olarak kullanılmasında sorun yaşanyor. Hastalar ilaçlarını 6 ay, bir yıl kullanıyor, sonra ilaçlarını kesmek istiyor ya da kesiyorlar. Bu da tedavinin yarım kalmasına ve hipertansiyonun da olumsuz etkilerinden korunmayı sınırlı hale getiriyor. O yüzden ilaç tedavisi başlanmışsa tedavinin düzenli yapılması önemli. Hasta ve doktor arasında uyum açısından iletişim de önemli.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bireysel ve toplumsal farkındalık önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hipertansiyonun önlenmesinde bireysel ve toplumsal farkındalığın önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Muzaffer Murat Değertekin, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Türkiye’de yüzde 30-40 oranında kişi, hipertansiyonunun farkında değil. Önemli olan ikinci nokta ise hipertansiyon teşhisi konulduktan sonra ilaç tedavisine başlandığında hasta ‘Nasıl olsa ilaç kullanıyorum’ diye tansiyonunu takip etmiyor. Bu yüzden de yine yüzde 30-40’ının etkin ilaç kullanma problemi var. Hem hastalığın farkındalığı ve tanısında bir problemimiz var hem de tanı konulduktan sonra ilacın düzenli kullanımında bir problem var. Bu iki problemin özellikle aşılması, hipertansyon kontrolü ve hipertansiyona bağlı oluşacak ek hastalıkların kontrolü açısından önemli. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bilinçlenme çocukluk çağında başlamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yaşam şekli değişikliği konusunda toplumu motive etmek lazım. En önemlisi hipertansiyonla beraber giden obezite gibi eşlik eden hastalıklar konusunda da erken dönemde ailelerin çocuklarına egzersiz, ideal kilo, doğru beslenme alışkanlıkları, tüketilen gıdaların seçimi gibi konularda yönlendirme yapması, ileride çocukların obezite ve hipertansiyondan korunmasını sağlar. Düzgün gıda tüketimi ve düzenli egzersiz alışkanlığı olanların hipertansiyonla karşılaşma riski düşer ya da bir genetik yatkınlık varsa ortaya çıkması ötelemiş ya da geciktirilmiş olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genc-yasta-hipertansiyon-tanisi-alanlar-ilaclarini-aksatmamali-536104">Genç yaşta hipertansiyon tanısı alanlar ilaçlarını aksatmamalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kamer, &#8220;Türkiye&#8217;de 2022 yılında 250 bin kişi kanser tanısı aldı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turkiyede-2022-yilinda-250-bin-kisi-kanser-tanisi-aldi-448009</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 08:54:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldı]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[kamer]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bölgede kanser araştırma merkezi olarak yapılandırılan ilk ve tek merkez Ege Üniversitesinde hizmet veriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turkiyede-2022-yilinda-250-bin-kisi-kanser-tanisi-aldi-448009">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Türkiye&#8217;de 2022 yılında 250 bin kişi kanser tanısı aldı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği önerisi ile 1956 yılından itibaren her yıl 1-7 Nisan tarihleri arası Kanser Haftası olarak anılıyor. Kanser Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve EÜ Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Serra Kamer, “Kanser, dünyada ve ülkemizde hastalığa bağlı ölümler arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan önemli bir sağlık problemidir. Ülkemizde her yıl 1-7 Nisan tarihleri arasında kamuoyunun kanser ile ilgili bilgilendirilmesi amacıyla pek çok farkındalık ve bilinçlendirme faaliyeti gerçekleştiriliyor. Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi de bir yandan hastalığın tanı ve  tedavisine yönelik bölgede önemli rol üstlenirken bir yandan da   bilimsel projelerle literatüre ve klinik araştırmalara  öncülük ediyor. Ayrıca kanser ile ilgili kamusal farkındalığın artması için tarama ve sosyal sorumluluk projeleri yürütüyor” dedi.  </span></p>
<p><span>         İnsan vücudunda kanser hücrelerinin oluşumu ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Kamer “Kanser kontrolsüz hücre çoğalması sonucu vücudun belli bölgelerinde olağan dışı oluşumların gelişmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu oluşumların kan ve hematojen yolla yayılması olarak tanımlanan bir hastalıktır. Normal hücrelerin hangi uyarıcı sistemlerle kontrolsüz çoğalmaya geçtikleri üzerine pek çok mekanizma söz konusudur. Bu uyarıcı süreçler, her kanser türü için farklılık gösterirken bazı tümör tipleri mekanizmaların birden fazlasını taşımaktadır” dedi.</span></p>
<p><b><span>“Kanserlerin yüzde 90’ı çevresel, yüzde 10’u ise genetik”</span></b></p>
<p><span>         Kanserin oluşumunda çevresel faktörlerin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Kamer, “Kanserler yüzde 90 çevresel, yüzde 10 oranında ise genetik faktörlere bağlı olarak gelişmektedir. Kanserlere neden olan çevresel faktörler arasında yer alan; tütün kullanımı, alkol tüketimi, fazla kilolu veya obez olma ve kansere sebep olan enfeksiyonlara maruziyetin engellenmesi veya aşılama yolu ile günümüzde görülen kanserlerin yüzde 30 ila yüzde 50 oranında önlenebileceği bilinmektedir.</span></p>
<p><span>Beslenme ve çevresel etmenler normal hücrelerin kanserli hücreye dönüşümünde en çok suçlanan sebeplerden birisidir. Özellikle kolon kanseri gibi sindirim sistemi kökenli tümörlerin beslenme alışkanlıkları ile ilişkisi net olarak gösterilmiştir. Ayrıca dengesiz beslenme ve obezitenin bazı kanser tiplerinin oluşuma zemin hazırladıkları bilimler çalışmalarla gösterilmiştir” diye konuştu. </span></p>
<p><span>         Kemoterapi ve radyoterapi alan hastalara önerilerde bulunan Prof. Dr. Kamer, “Kanser tedavisi sırasında sık uygulanan kemoterapi ve radyoterapi tedavileri, hastaların hekimlerinin önerilerini takip etmeleri, enfeksiyonlara yatkınlıkları nedeni ile sosyal yaşantılarına ve beslenme düzenlerine dikkat etmeleri çok önemlidir” dedi. </span></p>
<p><span>         <b>“Merkezimiz yaygınlık ve risk oranlarını güncel olarak takip ediyor”</b></span></p>
<p><span>         GLOBACAN verilerine göre Türkiye’de 2022 yılında yeni tanı alan hasta sayısının 250 bin kişi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kamer “Bölgede kanser araştırma merkezi olarak yapılandırılmış ilk ve tek merkez olan Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, kanser kaydı ile hastalık yaygınlık ve risk oranlarını güncel olarak takip etmektedir. Aynı zamanda Ege Üniversitesi Hastanesi’nde tanı ve tedavi sürecinde hasta ve hasta yakınlarına danışmanlık hizmeti verilmektedir. Merkezimiz pek çok bilimsel araştırma yürütmesinin yanı sıra, her yıl düzenli olarak bilimsel toplantılar düzenlemektedir. Aynı zamanda erken tanı ve kamunun bilinçlendirilmesi amacı ile çok aktif Farkındalık Etkinlikleri yapmaktadır” diye konuştu.  </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turkiyede-2022-yilinda-250-bin-kisi-kanser-tanisi-aldi-448009">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Türkiye&#8217;de 2022 yılında 250 bin kişi kanser tanısı aldı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ameliyat sırasında 15 dakikada kanser tanısı konuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ameliyat-sirasinda-15-dakikada-kanser-tanisi-konuyor-362312</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 08:12:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[dakikada]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[konuyor]]></category>
		<category><![CDATA[sırasında]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362312</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tanı ve tedavisinde her geçen yıl önemli gelişmeler kaydediliyor. Moleküler patoloji alanındaki gelişmeler sayesinde artık kansere hızlı tanı konmasının yanı sıra aynı zamanda hangi ilacın, hangi tedavinin hastada etkili olacağı konusunda da bilgi sahibi olunduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-sirasinda-15-dakikada-kanser-tanisi-konuyor-362312">Ameliyat sırasında 15 dakikada kanser tanısı konuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser tanı ve tedavisinde her geçen yıl önemli gelişmeler kaydediliyor. Moleküler patoloji alanındaki gelişmeler sayesinde artık kansere hızlı tanı konmasının yanı sıra aynı zamanda hangi ilacın, hangi tedavinin hastada etkili olacağı konusunda da bilgi sahibi olunduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Patolojinin kanser hastasının tedavi yönetimine önemli katkıda bulunduğu bir diğer alan ise ameliyat sırasında uygulanan frozen yöntemidir. Bu yöntem sayesinde ameliyat sırasında hastadan alınan doku, hızlıca dondurulduktan sonra kesit alınıp mikroskop altında incelenerek 10-15 dakika gibi kısa bir sürede tanı konuyor ve ameliyatı yapan doktora bilgi verilebiliyor. Böylece ameliyatı yapan cerrah tarafından ameliyatın gidişatı da bu bilgiye göre belirlenebiliyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Patolojinin sadece kanser tanısının konduğu değil, hastalığın tedavisine ve nasıl seyredeceğine yönelik de pek çok testin yapıldığı bir branş olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Günümüzde kanserde kullanılan, hedefe yönelik tedavi yöntemlerinin her geçen gün artması patolojinin kanser tedavisindeki yerini ve önemini de artırdı. Akıllı ilaçların, sadece bu ilaçlardan fayda görecek kanser hastalarında kullanılması gerekiyor. Bu hastalar ise patolojide yapılan birtakım moleküler testler ile belirlenebiliyor” dedi. </p>
<p><strong>Ameliyat sırasında 15 dakikada tanı</strong></p>
<p>Normalde bir dokunun mikroskop altında incelenebilecek hale gelmesi için hastadan alınan dokuların, “doku takibi” denen bir işlemden geçmesi gerektiğini vurgulayan Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu işlem yaklaşık 12-16 saatlik bir süreç gerektiriyor. Normalde hastadan doku alındıktan 12-16 saatlik bir süre sonra ilk mikroskobik incelemeyi yapabiliyoruz. Frozen yönteminde ise 15 dakikalık bir süre içerisinde doku donduruluyor, kesit alınıyor, boyanıyor ve değerlendirilip tanı konuyor. Nadir durumlarda bu süre biraz daha uzuyor ama genellikle 15 dakika içerisinde işlemi tamamlamış, tanı koymuş ve cerraha ameliyatın nasıl devam edeceğiyle ilgili karar vermesinde konsültan olarak yardımcı olmuş oluyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Vakaların yüzde 90’ına 24-36 saat içerisinde tanı konuluyor</strong></p>
<p>Uluslararası standartlara göre patoloji raporu için kabul edilen ideal sürenin bir hafta ile 10 gün arasında olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Sonrasında yapılacak moleküler testler için de benzer bir süre öngörülüyor. Ancak biz vakalarımızın yüzde 90’dan fazlasına 24-36 saat içerisinde tanı koyuyoruz, ki bunların önemli bir kısmı kanser tanısı. Özellikle kanser hastalarında patoloji raporunun kısa sürede sonuçlanması, tedavinin de kısa sürede başlamasını sağladığı için önemli. Kanser tanısı koyduktan sonra ise, doğru ve etkin tedaviyi belirlemek için gerekli olan moleküler testleri de bir gün ile en fazla bir hafta gibi kısa bir süre içerisinde sonuçlandırıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Frozen, ameliyat sırasında uygulanan bir tanı yöntemidir</strong></p>
<p>Frozen veya “Frozen Kesit” yönteminin ameliyat sırasında gerçekleştirilen bir tanı yöntemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Patoloji pratiğinde yer alan en zor ve özellikli işlemlerdendir. Ameliyat esnasında tümör dokusundan alınan örnek, patolog tarafından mikroskobik olarak değerlendirilip 15 dakika gibi kısa bir sürede ameliyatı yapan cerraha sonuç bildirilir. Ameliyatı yapan cerrah ile birebir görüşerek, cerrahın yapacağı ameliyatı bizim vereceğimiz cevabın nasıl değiştireceğini, tümörün hangi özelliğinin önemli olduğunu öğrenip, bize verilen numune üzerinde kısa sürede bu değerlendirmeleri yapıp, sonucu kendileri ile paylaşıyoruz ve bu cevaba göre ameliyatın şekli belirleniyor. Bu nedenle, frozen işlemi tümör ameliyatlarında ameliyatın şeklini belirlemek için cerrah ile patolog arasında gerçekleştirilen bir fikir alışverişi, bir konsültasyondur” dedi.</p>
<p><strong>Ameliyat sırasında konulan tanı ile ameliyatın seyri değişebiliyor</strong></p>
<p>Tümör ameliyatlarında en önemli noktalardan birinin tümörün güvenli bir cerrahi sınır ile çıkarılması olduğuna dikkat çeken Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu tümörün daha sonra lokal nüks riski, tümör bölgesinde tekrarlaması açısından önemlidir. Geride tümör dokusu kalmadığından emin olmak için frozen ile cerrahi sınırların değerlendirilmesi yapılır. Kanser ameliyatlarında bir diğer önemli nokta da tümöral kitlenin çıkarılmasına, lenf nodlarının da ameliyatla alınmasının eklenip eklenmeyeceğidir. Kanser ameliyatlarında tümör dokusu ile bölgesel lenf nodlarının da çıkarılması gerekebilir. Örneğin, meme kanseri ameliyatlarında, koltuk altı lenf nodlarının çıkarılması kararı genellikle ameliyat sırasında yapılan frozen ile verilir. Kanserin ilk yayıldığı lenf nodu olan sentinel lenf nodunda metastaz olmadığı görülürse diğer lenf nodları çıkarılmaz. Bu durum, hastanın sonraki yaşam kalitesi ve konforu açısından önemlidir. Ameliyat öncesi kesin tanısı konamamış hastalarda, ameliyat sırasında kısa sürede vereceğimiz tanı ile ameliyatın şekli ve büyüklüğü tamamen değişebilir. İyi huylu bir tümörde sadece bu tümöral kitlenin çıkarılması yeterli olmakta iken, kanser olduğunu söylediğimizde çok daha kapsamlı bir ameliyat yapılabilir. Ameliyat sırasında bazen, tümörün neden olduğu beklenmedik bir tablo ile karşılaşılabilir. İşte böyle durumlarda da ameliyatın şekline frozen tanı ile yön verilir” dedi.</p>
<p><strong>Bir hafta içerisinde tümörlerin moleküler özellikleri analiz edilip uygun tedavi belirlenebiliyor</strong></p>
<p>Hızlı tanı konmasında kullanılan cihazların modern olması kadar çalışan ekibin bilgi ve deneyiminin de önemli olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Kanser hastalarında yaptığımız moleküler testler için kullandığımız yeni nesil sekanslama (NGS) ile bir hafta gibi kısa bir sürede çok sayıda gen bölgesindeki mutasyonların analizi yapılabiliyor. Kanserlerin moleküler özelliklerinin tespit edilmesi, bu moleküler değişikliklere yönelik akıllı ilaçlar olarak bilinen hedefe yönelik ilaçların kullanılmasını da beraberinde getirmiştir. Bu ilaçların etkin ve uygun hastalarda kullanılması patolojide yapılan bu moleküler testler sayesinde olmaktadır” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-sirasinda-15-dakikada-kanser-tanisi-konuyor-362312">Ameliyat sırasında 15 dakikada kanser tanısı konuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
