<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>süre | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/sure/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sure</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 09:18:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>süre | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sure</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çorum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[nme]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. </p>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanın kritik önem taşıdığını, bu süreçte robotik rehabilitasyonun da  tedavinin başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Çorum “İnme ve beyin hasarı ile beyin ameliyatları sonrası gelişen nörolojik kayıplar ve omurilik yaralanmaları gibi durumlarda, erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon, hastaların iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli erken rehabilitasyonun 5 kritik etkisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Fonksiyon kayıplarını geri kazandırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanla yarış başlıyor. Yoğun ve hedefe yönelik rehabilitasyon; hareket, denge, konuşma ve yutma fonksiyonlarının daha hızlı geri kazanılmasını sağlıyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum “Erken dönemde başlanan, doğru planlanmış nörorehabilitasyon programları; hastanın yalnızca hareket kabiliyetini değil, yaşam kalitesini de yeniden kazandırır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Komplikasyonları önlüyor</strong></li>
</ul>
<p>Uzun süre hareketsiz kalan felçli hastalarda; kas sertliği, eklem kısıtlılıkları, yatak yaraları, akciğer enfeksiyonları, solunum ve dolaşım problemleri gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.  Bu durum hem tedavi sürecini zorlaştırır hem de iyileşmeyi geciktirir. Erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon ile hastanın mümkün olan en kısa sürede kontrollü şekilde hareket ettirilmesi sağlanır. </p>
<ul>
<li><strong>Beynin kendini yenilemesini destekliyor</strong></li>
</ul>
<p>Beyin, hasar sonrası özellikle ilk aylarda yeniden yapılanmaya en açık dönemindedir. Özellikle inme sonrası ilk haftalar ve aylar, beynin bu yeniden yapılanma kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu kritik süreçte uygulanan doğru ve tekrarlı terapiler, yeni sinir bağlantılarının oluşmasını destekler.</p>
<ul>
<li><strong>Bağımsızlığı artırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası en önemli hedeflerden biri, hastanın günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon programları, hastanın yürüme, oturma, ayağa kalkma, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi temel aktiviteleri yeniden öğrenmesini sağlar. Hastalar günlük yaşam aktivitelerinde daha kısa sürede bağımsız hale gelir. Bu durum, hem fiziksel iyileşmeyi hem de sosyal hayata katılımı güçlendirir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik olarak güçlendirir</strong></li>
</ul>
<p>Hastalık süreci yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlu olup, sıklıkla umutsuzluk, kaygı, bağımsızlık hissi ve depresyon gibi duygulara yok açabilir. Ancak erken dönemde başlanan rehabilitasyonla birlikte görülen küçük ama somut ilerlemeler, hastaya ‘iyileşiyorum’ duygusunu kazandırır ve motivasyonunu artırır, tedaviye aktif katılımı destekler. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Multidisipliner yaklaşımın benimsendiği erken dönem rehabilitasyonda; hastaların robotik rehabilitasyon, fizyoterapi, ergoterapi ve konuşma-yutma terapisi alanlarında bire bir ve yoğun programlara alınarak yakından izlendiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Klinik durumlar anlık olarak değerlendirilerek gerektiğinde ileri tıbbi müdahale ve yoğun bakım desteği sağlanabiliyor. Bu bütüncül yapı, özellikle ağır etkilenmiş hastaların güvenli, kontrollü ve etkili bir rehabilitasyon süreci geçirmesine olanak tanıyor.” </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Robotik rehabilitasyon kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Robot destekli rehabilitasyon uygulamaları, günümüzde nörorehabilitasyonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Güncel bilimsel çalışmalara göre; bu yöntemlerin, beynin hasar sonrası yeniden yapılanma yeteneği olan nöroplastisiteyi destekleyerek iyileşme sürecine katkı sağladığını belirten Doç. Dr. Çorum “Hastaya özel planlanan robotik programlar sayesinde erken dönemde güvenli mobilizasyon sağlanırken, yüksek tekrarlı egzersizlerle doğru hareketlerin öğrenilmesi destekleniyor. Aynı zamanda hastanın motivasyonu ve tedaviye katılımı da artıyor” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hissediyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[misiniz]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınızdan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yorgun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaş almak denince aklımıza çoğunlukla kırışıklıklar ya da fiziksel değişimler gelir. Oysa bazen bedenimiz genç görünse de kendimizi yorgun, isteksiz, umutsuz ya da olduğumuz yaştan daha “yaşlı” hissedebiliriz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613">Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaş almak denince aklımıza çoğunlukla kırışıklıklar ya da fiziksel değişimler gelir. Oysa bazen bedenimiz genç görünse de kendimizi yorgun, isteksiz, umutsuz ya da olduğumuz yaştan daha “yaşlı” hissedebiliriz. Uzun süreli stres, çözümlenmemiş duygular, yoğun yaşam temposu ve zayıflayan sosyal bağlar daha yaşlı hissetmenize neden olabilir. Bilimsel araştırmalar, kronik stresin beyin üzerinde iz bırakabildiğini ve ruhsal yaşlanmayı hızlandırabildiğini gösteriyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik,</strong> ruhsal yaşın değiştirilemez bir kader olmadığını, doğru destek ve alışkanlıklarla ruhun yeniden güçlenebileceğini vurguluyor. </p>
<p><strong>YAŞLANMAK SADECE FİZİKSEL GÜÇ KAYBI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Yaşlanma denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak biyolojik değişimler, kırışıklıklar ya da fiziksel güç kaybı gelebilir. Yaş alma sürecinin yalnızca bedende değil, zihinde ve duygularda da yaşandığını belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Kimi insanlar takvim yaşı genç olmasına rağmen kendini yorgun, isteksiz ya da olduğundan daha yaşlı hissedebilirken; bazıları ilerleyen yaşına rağmen hayata karşı enerjik ve esnek kalabilir. Buradaki farkı ise biyopsikososyal yani biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin her birini bütüncül şekilde ele alarak tabloyu daha iyi okuyabiliriz.” diyor. </p>
<p><strong>KENDİNİZİ DAHA YAŞLI HİSSETMENİZİN 5 NEDENİ</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kronik Stres:</strong> Uzun süre devam eden stres, vücudun sürekli “tehdit altında” olduğu algısını yaratır. Bu durum kortizol seviyesini artırarak zihinsel yorgunluk, motivasyon düşüklüğü ve ruhsal tükenmişlik hissine neden olabilir.</li>
<li><strong>Sosyal İzolasyon:</strong> İnsanın sosyal bir varlık olduğunu belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Sağlıklı güçlü ilişkiler psikolojik dayanıklılığı artırır. İzolasyon ve zayıflayan sosyal bağlar ise stres tepkisini artırarak kişinin kendini daha yorgun ve yaşlı hissetmesine yol açabilir” diyor. </li>
<li><strong>Zorlayıcı Deneyimler: </strong>Geçmişte yaşanan ve uygun şekilde ele alınmamış bazı travmatik deneyimler, zamanla kişinin tehdit algısının hassaslaşmasına yol açabilir. Bu durum bazı kişilerin duygusal olarak daha kırılgan, kaygıya daha açık olmasına ya da zihinsel olarak daha yorgun hissetmesine sebep olabilir.</li>
<li><strong>Anlam Duygusunda Azalma:</strong> Hayatta amaç ve anlam duygusunun zayıflaması, motivasyon ve yaşam enerjisinde belirgin bir düşüş yaratabilir. Bu durum kişinin günlük yaşamda daha isteksiz, yorgun ve yaşlı hissetmesine yol açabilir.</li>
<li><strong>Uzun Süreli Yüksek Kortizol:</strong> Stres hormonu olarak bilinen kortizolün uzun süre yüksek seyretmesi, uyku düzenini, hafızayı ve duygusal dengeyi olumsuz etkileyebilir. Bu durum hem zihinsel hem de duygusal olarak erken yaşlanma hissini artırabilir.</li>
</ul>
<p><strong>UZUN SÜRELİ STRES BEYNİ DEĞİŞTİRİYOR</strong></p>
<p>Psikolojik zorlanmaların yalnızca “duygusal” bir yük olmadığını, beynin yapısında ve işleyişinde de iz bırakabildiğinin nörobilimsel araştırmalarla desteklendiğini ifade eden <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik</strong>, “Uzun süreli stres ve travmatik yaşantılar, beynin özellikle korku ve tehdit algısından sorumlu olan amigdala ile hafıza ve öğrenmede kritik rol oynayan hipokampus bölgelerinde yapısal ve işlevsel değişimlere yol açabiliyor. Bu değişimler, kişinin olayları daha tehditkâr algılamasına, risk değerlendirmesinde zorlanmasına, karar alma süreçlerinde daha kaygı temelli hareket etmesine neden olabiliyor. Sürekli tetikte olma hali ve yüksek kortizol düzeyi, zamanla hem zihinsel esnekliği hem de duygusal dayanıklılığı zayıflatabilirken; bireyin ruhsal olarak daha yorgun, daha kırılgan ya da kendini olduğundan daha “yaşlı” hissetme deneyimine yol açabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>YAŞLI HİSSETMEK KADERİNİZ DEĞİL! </strong></p>
<p>Sürecin geliştirilebilir olduğuna dikkat çeken <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Sosyal destek ağlarının güçlü olması, duygusal farkındalık geliştirmek, esnek düşünebilmek ve problem çözme becerilerini artırmak ruh sağlığını korumada ve genç tutmada etkili faktörlerdir. Benzer şekilde 80 yılı aşkın süredir devam eden Harvard yetişkin çalışmaları, bireylerin mutluluk oranlarının pozitif sosyal ilişkiler ve sahip olunan anlamlı bağlarla arttığını, hatta biyolojik stres yanıtını düzenlediğini göstermektedir. Yani stres, izolasyon ve çözümlenmemiş duygusal yükler ruhu yaşlandırabilirken; anlamlı ilişkiler, psikolojik dayanıklılık ve duygusal işleme becerileri ruhsal gençliği destekleyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>SAĞLIKLI YAŞLANMAK YALNIZCA HASTALIKLARDAN UZAK KALMAK DEĞİLDİR!</strong></p>
<p>Ruhsal yaşın kronolojik yaştan farklı olabileceğini ancak stres yönetimi, duygusal işleme becerileri ve güçlü sosyal bağların ruhsal gençliği ve sağlıklı yaş almayı desteklediğini ifade eden <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik</strong>, “Bu bulgular, yaşlanma sürecinin yalnızca kaç yıl yaşandığıyla değil, bu yılların nasıl deneyimlendiğiyle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bireyin stresle baş etme biçimi, duygularını işleme kapasitesi, yaşamda anlam ve amaç duygusu geliştirmesi ile kurduğu sosyal ilişkilerin niteliği; psikolojik dayanıklılığı güçlendiren temel unsurlar arasındadır. Bu nedenle sağlıklı yaşlanma, yalnızca hastalıklardan uzak kalmayı değil; zihinsel esnekliği korumayı, duygusal dengeyi sürdürebilmeyi ve sosyal bağları canlı tutmayı da kapsayan bütüncül bir iyi oluş halini ifade etmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613">Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alerjen]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiyi]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor.</p>
<p>Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir.</p>
<p>Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor.</p>
<p><b>Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır</b></p>
<p>Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı.</p>
<p>Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi.</p>
<p><b>Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor</b></p>
<p>Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi.</p>
<p><b>Kimler alerji aşısı olabilir?</b></p>
<p>Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz</b></p>
<p>Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji belirtilerini hafife almayın</b></p>
<p>Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisine]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[lgi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen, toz ve diğer alerjenlerin artması, kontakt lens kullanıcıları için ciddi rahatsızlıklara yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366">Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen, toz ve diğer alerjenlerin artması, kontakt lens kullanıcıları için ciddi rahatsızlıklara yol açıyor. Özellikle mevsimsel alerjik konjonktivit sorunu yaşayan bireyler, bu dönemde gözlerde kaşıntı, yanma, kızarıklık ve lensle uyumsuzluk gibi problemlerle karşı karşıya kalıyor. Bu mevsimsel sıkıntıların lazer göz cerrahisine olan ilgiyi artırdığını belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu “Lens kullanan hastalarımızdan bahar aylarında şikayetler belirgin şekilde artıyor. Gözde kuruluk, batma ve alerjik reaksiyonlar nedeniyle lens takmak neredeyse işkence haline gelebiliyor. Bu da birçok kişiyi kalıcı bir çözüm sunan lazer cerrahisine yöneltiyor. Teknolojik gelişmelerden en hızlı etkilenen alanların başında kuşkusuz tıp dünyası geliyor. 30 yılı aşkın bir süredir güvenle uygulanan göz lazer tedavileri, günümüzde minimal işlem süreleri ile gözlük ve lenslere veda imkânı sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Kaygılar Ortadan Kaldırıyor</strong></p>
<p>Göz cerrahisinde yıllardır uygulanan SMILE yönteminin, robotik cerrahinin gücüyle birleşerek SMILE Pro’ya dönüştüğünü belirten Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, bu değişimi şu sözlerle özetliyor:</p>
<p>&#8220;Aslında temel yaklaşım aynı olsa da sistemin içine robotik cerrahinin dahil olması her şeyi değiştirdi. Eskiden dakikalar süren işlemler, artık inanılmaz bir hızla yapılabiliyor. Öyle ki, SMILE Pro ile tedavinin lazer aşaması sadece 9 saniye sürüyor. Bu süre hem biz hekimler hem de hastalar için büyüleyici bir hız.”</p>
<p>SMILE Pro teknolojisi, cerrahi süreci teknik bir müdahale olmanın ötesine taşıyarak hasta için üst düzey bir konfor deneyimine dönüştürüyor. Op. Dr. Hacıağaoğlu, bu teknolojik ferahlığın psikolojik etkilerini şu şekilde detaylandırıyor:</p>
<p>&#8220;SMILE Pro’da hastayı çevreleyen ve görüşü kısıtlayan tünel tipi yapılar tamamen devre dışı bırakılmıştır. Operasyon süresince sedyede uzanırken önünüzün tamamen açık olması, klostrofobik endişelere son vererek cerrahi kaygıyı minimize eder. Sadece lokal anestezi sağlayan damlalar eşliğinde, robotik kolun milimetrik bir hassasiyetle yaklaşarak işlemi 9 saniye gibi rekor bir sürede tamamlaması, hastanın operasyon boyunca kendisini güvende ve ferah bir ortamda hissetmesini sağlar.”</p>
<p><strong>Günlük Hayata Hızlı Dönüş Sağlıyor</strong></p>
<p>Yöntemin sunduğu en kritik klinik avantaj, cerrahi müdahalenin mikro düzeyde tutulması olduğunu belirten Op. Dr. Hacıağaoğlu şunları söylüyor:</p>
<p>“Operasyon sırasında gözde sadece 2 mm’lik mini bir kesi yapılıyor. Bu, doku bütünlüğünün maksimum seviyede korunması demek. Dokuya gösterilen bu hassasiyet, aslında hastanın ertesi güne kısıtlama olmadan taptaze bir bakışla uyanması demek. Hasta net bir görüşe kavuşurken, gözün o doğal ve güçlü yapısını da en üst düzeyde korumuş oluyoruz. Geleneksel yöntemlerde sıkça görülen göz kuruluğu riski bu yöntemde minimuma iniyor. Bu da özellikle ekran başında çok vakit geçiren profesyoneller için SMILE Pro’yu ilk tercih haline getiriyor.”</p>
<p><strong>Lazer Cerrahisi Kimler İçin Uygun?</strong></p>
<p>Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, lazer tedavileri için uzman bir hekimin detaylı muayenesi şart. Dr. Hacıağaoğlu, her vakanın titizlikle incelenmesi gerektiğinin altını çizerek uygunluk konusunda şöyle konuşuyor:</p>
<p>“18-40 yaş arası 8 dereceye kadar miyop, 6 dereceye kadar hipermetrop ve astigmat olan hasta grubunda lazer tedavisi ilk seçenek olarak kabul edilir. </p>
<p>Hastanın göz yapısı ve uygunluğu göz önünde bulundurulduğunda ilk tercih SMILE Pro’dur. SMILE Pro yöntemine uygun olmayan göz yapısına sahip kişilere iLASIK yöntemi uygulanabilir. Korneası daha ince olan hastalarda ise yüzeye uygulanan lazer yöntemleri (PRK, LASEK, Trans-PRK) tercih edilebilir. 40-45 yaş üzerindeki, yakın görme probleminin (presbiyopi) başladığı hastalarda ise hem uzağı hem yakını düzelten göz içi lens uygulamaları daha ideal bir çözüm olmaktadır. Bu yöntemle, aynı zamanda katarakt sorunu da tek seansta ortadan kaldırılabilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366">Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[htiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kapakları]]></category>
		<category><![CDATA[sarkan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor. Bu durumun genellikle estetik bir kaygıya sebep olduğu düşünülür ancak ileri derece göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak ciddi görme sorunlarını da beraberinde getirebilir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz, üst göz kapağı sarkmasında cerrahi ve cerrahi dışı tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</strong></p>
<p>Son yıllarda, üst göz kapağında biriken fazla deri ve yağ dokusunun çıkarılmasıyla uygulanan üst blefaroplasti oldukça popüler. Ancak bu cerrahi işlem popülerliğini sadece estetik ihtiyaçlardan almıyor. Özellikle yaşla birlikte sigara kullanımı gibi çevresel faktörlerin de devreye girmesiyle oluşan ileri derece üst göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak görme sorunlarına sebep oluyor. Sarkan göz kapakları, aynı zamanda yorgun ve yaşlı bir yüz ifadesine yol açtığı için, pek çok kişi bu durumdan kurtulmanın sağlıklı ve bilimsel yollarını arıyor. </p>
<p><strong>Doğru Yöntem İçin Doğru Değerlendirme Şart</strong></p>
<p>Üst göz kapağı sarkmasının tedavisinde doğru yöntemin belirlenmesi için hastanın genel sağlık durumu, göz çevresi ile cilt yapılarının detaylı şekilde değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz,</strong> cerrahi ya da ameliyatsız tüm uygulamalarda hasta-hekim iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulmasının, başarılı sonuçların anahtarı olduğunu vurguluyor. Öte yandan, her geçen gün gelişen teknoloji sayesinde göz çevresi estetiğinde hem daha konforlu hem de daha etkili yöntemler kullanılıyor. </p>
<p><strong>Kişiye Özel Planlama ile Sonuçlar Daha Verimli </strong></p>
<p>Genetik özellikler, güneş ışınlarına uzun süre maruziyet, cilt elastikiyetinin azalması, sigara kullanımı ve yaşlanma, üst göz kapağı sarkmasına neden olan en etkili faktörler arasında. Ancak sorunun çözümü için, kişiye özel tedavi planlamalarıyla hem cerrahi hem de cerrahi dışı yöntemler var. Üst blefaroplasti operasyonu, genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen cerrahi bir işlem ve öncesinde, hastanın göz kapağı yapısı detaylı şekilde değerlendirilerek kişiye özel planlama yapılabiliyor. Ameliyat sırasında, göz </p>
<p>kapağının doğal kıvrımına uygun şekilde yapılan kesilerle fazla deri ve gerekli durumlarda yağ dokusu çıkarılarak göz kapağı yeniden şekillendiriliyor. Operasyon sonrası süreçte ise hastalara; ilk günde buz kompresi yapmaları, doktor tarafından önerilen ilaç ve kremleri düzenli kullanmaları, yaklaşık 10 gün boyunca ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmaları öneriliyor. İyileşme süreci çoğu hastada kısa sürüyor ve düzenli kontrollerle süreç daha sağlıklı takip edilebiliyor. </p>
<p><strong>Göz Kapağı Sarkmasında Ameliyatsız Yöntemler Neler? </strong></p>
<p>Cerrahi işlem tercih etmeyen ya da operasyonu ertelemek isteyen kişiler için de modern tıpta ameliyatsız çözümler mevcut. Özellikle hafif düzeyde göz kapağı sorunları ve ince kırışıklıkları bulunan hastalarda bu yöntemler oldukça etkili. Fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer uygulamaları, göz çevresindeki ince kırışıklıkların giderilmesi ve cilt kalitesinin artırılması amacıyla kullanılıyor. Lazer ışınlarıyla cildin üst tabakası kontrollü şekilde yenilenirken kolajen üretimi de destekleniyor. Bu sayede ciltte daha sıkı ve canlı bir görünüm elde edilebiliyor. İşlem sonrası iyileşme süreci ise yaklaşık 10 gün. Bir diğer yöntem olan “Jet Plazma” uygulaması da göz kapağı cildinde sıkılaşma ve toparlanma sağlamak için kullanılan bir yöntem. Lokal anestezik kremler eşliğinde gerçekleştirilen bu uygulama sonrasında hastalar çoğunlukla 5-7 gün içinde günlük yaşamlarına dönebiliyor. İşlem sonrasında hafif kızarıklık ve şişlik gibi geçici etkiler görülebiliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka Stadı için tarihi adım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-stadi-icin-tarihi-adim-623918</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik Ve Spor]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[protokol]]></category>
		<category><![CDATA[stadı]]></category>
		<category><![CDATA[Stadın]]></category>
		<category><![CDATA[stat]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623918</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve geldiği günden bu yana yoğun çaba harcadığı Karşıyaka Stadı’nın yapımına ilişkin iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-stadi-icin-tarihi-adim-623918">Karşıyaka Stadı için tarihi adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve geldiği günden bu yana yoğun çaba harcadığı Karşıyaka Stadı’nın yapımına ilişkin iş birliği protokolü imzalandı. Karşıyaka Stadı’nın İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından inşa edilmesine yönelik protokol metnine Başkan Cemil Tugay ve Gençlik ve Spor İzmir İl Müdürü Murat Eskici imza attı. Protokol kapsamında atılan imzalarla birlikte Karşıyaka’daki stat sorununun tarihe karışması için yapım süreci başladı.</p>
<p>İzmir’in ve Türk futbolunun simge kulüplerinden Karşıyaka Spor Kulübü’nün yeni stat özleminin bitmesi için tarihi bir eşik aşıldı. Yıllardır çözülemeyen ve adeta düğüm haline gelen stat sorunu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın sürece yönelik kararlı duruşunun ardından çözüm aşamasına geldi. Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminden itibaren yeni stadın bir an önce yapılması adına öncülük eden Başkan Tugay’ın, Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine gelir gelmez harekete geçerek yetki devrini içeren protokol imzalanması yönündeki çağrısı karşılık buldu. Yeni süreç kapsamında gelinen aşamada Gençlik ve Spor Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında, stadın belediye tarafından yapılabilmesine olanak sağlayan, yetki ile sorumlulukları düzenleyen protokol imzalandı. İmza buluşmasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Türkiye Gençlik ve Spor eski Bakanı ve İzmir Milletvekili Mehmet Muharrem Kasapoğlu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Berkhan Alptekin ile Gençlik ve Spor İzmir İl Müdürü Murat Eskici yer aldı. </p>
<p><strong>Zübeyde Hanım Stadyumu için süreç resmen başladı</strong><br />Gençlik ve Spor İzmir İl Müdürlüğü’nde imzalanan protokol kapsamında Zübeyde Hanım Stadyumu ismini taşıyacak ve yaklaşık 15 bin kapasiteli olarak inşa edilecek yapı tamamen Büyükşehir Belediyesi’nin imkanlarıyla kente kazandırılacak. Büyükşehir Belediyesi stadı tamamladıktan sonra işletilmesi için Gençlik ve Spor Bakanlığı’na teslim edecek. </p>
<p><strong>Stadın yapım hikayesi </strong><br />Aksoy Mahallesi’nde ‘Yalı’ olarak adlandırılan mevkide ve ilçe açısından simgesel özelliği bulunan noktada yer alan Karşıyaka Stadı depreme dayanıklılık ve fiziki yetersizlik gerekçeleriyle 2015 yılında yıkıldı. Yeni stadın aynı ya da farklı bir bölgede inşa edilmesiyle ilgili uzun bir tartışma süreci yaşandı. Sonrasında ise aynı adreste karar kılındı ve yeni stat için planlama çalışmaları başladı. Fakat ardından hukuki süreçler ve mahkeme iptal kararlarıyla yeni stadın yapımına geçilemedi. Stat arazisi uzun yıllar atıl durumda kaldı. Projenin bir türlü hayata geçirilememesi ve sürecin tıkanmasının ardından yetki devri gündeme geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Başkan Tugay’ın göreve gelmesiyle birlikte süreci başka bir boyuta taşıdı. Pratik çözüm önerisi karşılık buldu ve Büyükşehir Belediyesi’nin stadı yapması için protokol imzalandı. </p>
<p><strong>Tugay taşın altına elini koydu</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve gelmesinin ardından süreçte yaşanan tıkanıklıklar çözülmeye çalışıldı. Stadın yapımını belediyenin üstlenmesi gerektiğini açıkça ilan etmesinin ardından arazi tahsisi üzerinden merkezi idareyle ilişkiler ilerletildi. Bu kapsamda 2024 yılında ilk resmi arazi tahsis başvurusu yapıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi 2025 bütçesine stadın yapımı için yaklaşık 250 milyon TL’lik ödenek koydu. Tahsis gelir gelmez ihaleye çıkılacağı ve inşaatın en hızlı şekilde başlatılacağı belirtildi. Belediye 2024 yılında Ağustos ve Aralık, 2025’te ise Mart ve Mayıs aylarında resmi tahsis başvurusu yapıldı. Ancak uzun süre olumlu yanıt gelmedi. 2025 yılında merkezi yönetim ile temasların yoğunlaştırılmasıyla birlikte hazırlanan protokol imza aşamasına getirildi.</p>
<p><strong>Dönem bitmeden hizmete alınacak</strong><br />Dün Karşıyaka ile Eskişehirspor arasında oynanan lig karşılaşmasında da taraftarların statla ilgili beklentilerini yanıtlayan Başkan Tugay, stadın dönem bitmeden hizmete alınacağını ve açılışta da yer almak istediğini ifade ederek &#8220;Bir ahdım var, inşaatında ben de çalışacağım” demişti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-stadi-icin-tarihi-adim-623918">Karşıyaka Stadı için tarihi adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 14:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akyol]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[detoks]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Detoks]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363">Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>İş, uyku veya ilişkiler bozuluyorsa dijital detoks zamanı gelmiş demektir!</strong></p>
<p>Dijital detoksun, tablet, bilgisayar, televizyon ve diğer dijital cihazlardan bilinçli olarak uzak kalınan süreyi ifade ettiğini aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Sosyal işlevsellikte, mesleki yaşamda, romantik ilişkilerde, uyku düzeninde veya iştahımızda bozulmalar gözlemlediğimizde, dijital detoks zamanı gelmiş demektir. Aksi takdirde ekran bağımlılığı hayat kalitemizi ciddi şekilde düşürebilir.” dedi.</p>
<p><strong>İş sonrası cihazlardan uzak durmak tükenmişliği önler!</strong></p>
<p>Ekran karşısında çalışanlar için dijital detoksun, özellikle iş dışındaki zamanlarda cihazlardan uzak kalmayı içerdiğini dile getiren Çağrı Akyol Çevirir, “İş bitiminde, telefon ve diğer dijital mecralardan uzak durmak, tükenmişlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz durumların önüne geçer.” dedi.</p>
<p>Kişinin, kendini yalnızca işi üzerinden tanımlamaması gerektiğine işaret eden Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Hayatında dingin ve tatminkâr hissetmek, işine de olumlu yansır. Uzun ekran kullanım süreleri, uyku döngüsünü bozabilir ve haz odaklı, tüketim temelli bir yaşam biçimine yönlendirebilir. Sosyal medyada kısa videolar ve sürekli içerik tüketimi, dikkati odaklamayı zorlaştırır ve kişiyi sürekli bir haz arayışına sokar. Bu durum, uyku, sosyal ilişkiler, romantik ilişkiler, egzersiz ve yemek alışkanlıkları gibi temel yaşam alanlarından feragat edilmesine yol açabilir. Örneğin yemek yerken telefonu başucuna koymak, yemeğin tadını çıkarmayı engeller ve yemek deneyimi de tüketim odaklı hale gelir.”</p>
<p><strong>Ekran süresi, serotonin ve dopamin dengesi için sınırlandırılmalı!</strong></p>
<p>Minimalizmin, dijital detoksta azaltmayı veya tamamen kesmeyi ifade ettiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bağımlılık ciddi ise ani kesme zorlayıcı olabilir; bunun yerine azaltarak başlamak daha yönetilebilir bir yöntemdir.” dedi.</p>
<p>Kişinin, sosyal medya veya dijital mecraları belirli saatlerde kullanmayı, spor, sosyal etkileşim ve diğer aktiviteleri planlamayı tercih edebileceğini aktaran Çevirir, “Böylece, ‘rebound etkisi’ denilen, uzun süre yoksun kaldıktan sonra aşırı tüketme riski azalır. Sosyal medya ve ekran kullanım süresi, izin verdiğimiz ölçüde üzerinde olumlu veya olumsuz etkilere sahiptir. Uzun süreli ekran kullanımı, REM uykusuna geçişi zorlaştırabilir ve geç saatlerde acıkmaya yol açabilir. Beyin ve bağırsak arasındaki ilişki, serotonin ve dopamin dengesi açısından da ekran süresinin sınırlanmasını gerektirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital detoks, odaklanma ve uyku kalitesini artırmada etkili bir araç! </strong></p>
<p>İnternet ve dijital cihazları özellikle iş için kullanmak gerekliyse, süreyi asgari düzeyde tutmanın önemli olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Akşam saatlerinde, gün boyunca telefondan çalıştıktan sonra tekrar cihazlara yönelmek, odaklanma ve enerji yönetiminde problemler yaratabilir. Dijital detoks, odaklanmayı artırmak, uyku kalitesini korumak, kaygı ve stresi yönetmek ve bilişsel becerileri sürdürmek için etkili bir araçtır. Bu süreç, birebir sosyal ilişkilerle desteklendiğinde hem kişisel hem de profesyonel yaşamda verimliliği artırır.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Aşırı dijital içerik, çocukların dikkat, sosyal ilişkiler ve akademik performansını olumsuz etkileyebilir!</strong></p>
<p>Çocuk ve ergenlerde uzun süreli ekran kullanımının, gelişimsel açıdan bazı riskler taşıdığına dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu dönemde çocukların kendi kendilerini oyalayabilme ve boşluklara tahammül etme becerileri gelişmelidir. Aşırı dijital içerik, bu becerilerin gelişimini engelleyebilir ve dikkat eksikliği, hiperaktivite, sosyal ilişkilerde zayıflık veya akademik performansta düşüş gibi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Sosyal medyada onaylanma ve beğenilme ihtiyacının, gerçek yaşamda elde edilemeyen tatmini telafi etmeye çalıştığını vurgulayan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak bu tatmin geçici ve yüzeyseldir. Gerçek sosyal ilişkiler, bireyin sorumluluk almasını, bazı şeylerden feragat etmesini ve kendi duygularını düzenleyebilmesini sağlar. Dijital dünyadan uzaklaşıp, gerçek yaşamın içinde olmak kişisel gelişim ve zihinsel sağlık açısından oldukça önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363">Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bankalar için yapay zekâ yatırımlarında &#8216;Gerçek Değer&#8217; dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bankalar-icin-yapay-zeka-yatirimlarinda-gercek-deger-donemi-623294</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 10:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bankalar]]></category>
		<category><![CDATA[Definex]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[odak]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımlarında]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623294</guid>

					<description><![CDATA[<p>TBV’nin yapay zekâ odaklı etkinlik serisinin ‘Bankalar için Yapay Zekânın Gerçek Dünya Etkileri’ başlıklı buluşması DefineX iş birliğiyle gerçekleşti. Etkinlikte, bankalarda yapay zekânın iş modelleri ve müşteri deneyimine katkıları ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bankalar-icin-yapay-zeka-yatirimlarinda-gercek-deger-donemi-623294">Bankalar için yapay zekâ yatırımlarında &#8216;Gerçek Değer&#8217; dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TBV’nin yapay zekâ odaklı etkinlik serisinin ‘Bankalar için Yapay Zekânın Gerçek Dünya Etkileri’ başlıklı buluşması DefineX iş birliğiyle gerçekleşti. Etkinlikte, bankalarda yapay zekânın iş modelleri ve müşteri deneyimine katkıları ele alındı.</strong></p>
<p>Türkiye Bilişim Vakfı’nın (TBV) ‘Daha İyi Bir Gelecek İçin Yapay Zekâ’ vizyonu kapsamında AITR platformu tarafından hayata geçirilen etkinlikler serisi, DefineX iş birliğiyle düzenlenen ‘Bankalar için Yapay Zekânın Gerçek Dünya Etkileri’ başlıklı buluşmayla devam etti. Yapay zekâ (AI) teknolojilerinin bankacılık sektöründeki somut etkilerine odaklanan etkinlikte, satış ve hizmet süreçlerinin yeniden tasarlanması, algoritmik bankacılığa giden yol ve yapay zekâ odaklı dijital altyapının nasıl inşa edileceği gibi başlıklar masaya yatırıldı. DefineX Kurucu Ortakları Emre Hayretci ve Tolga Ulutaş’ın yanı sıra Türk Ekonomi Bankası (TEB), DenizBank, Türkiye İş Bankası, Softtech, Yapı Kredi ve Yapı Kredi Teknoloji’den üst düzey yöneticilerin katıldığı oturumlarda, yapay zekâ yatırımlarının iş sonuçlarına nasıl dönüştürülebileceği farklı perspektiflerle değerlendirildi. Etkinlik, bankacılıkta yapay zekânın gerçek değerini ortaya koyan kapsamlı bir tartışma platformu sundu.</p>
<p><strong>Bankacılıkta AI’ın somut değer yarattığı 3 temel dönüşüm alanı</strong></p>
<p>DefineX Kurucu Ortağı &#038; CEO’su Tolga Ulutaş etkinliğe ilişkin yaptığı değerlendirmede, DefineX olarak finansal hizmetler sektöründe hayata geçirdikleri projelerden elde ettikleri içgörüler doğrultusunda bankacılığın 2026 gündemini şekillendiren 3 temel odak alanı belirlediklerini vurgulayarak, ‘Bankalar için Yapay Zekânın Gerçek Dünya Etkileri’ temasıyla düzenlenen AIWARENESS etkinliğinin de yapay zekânın somut iş değerine dönüşen kullanım alanlarına odaklandığını söyledi.  </p>
<p><strong>Yapay zekâ yatırımlarında hızlı geri dönüş baskısı</strong></p>
<p>Bankacılıkta yapay zekânın gerçek etkilerinin, geçtiğimiz öğrenme ve deneyimleme dönemi sonunda, artık doğrudan iş sonuçlarıyla ölçüldüğüne işaret eden Ulutaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Araştırmalara göre, karar alıcıların üçte ikisinden fazlası, hissedarlarından gelen hızlı geri dönüş baskısı altında. Bu noktada DefineX olarak yapay zekâ yatırımlarını iş sonuçlarına dönüştürmek için odağı yeniden tanımlamak gerektiğini gözlemliyoruz. Süreci sağlıklı yönetmek için öncelikle yapay zekâyı var olan süreçlere entegre etmeye çalışmak yerine, yapay zekâyı temel faktör olarak tasarım odağına alan yeni süreçler ve hizmet modelleri tasarlanması gerekiyor. Akabinde farklı ekiplerce, dağıtık olarak farklı alanlarda edinilen yapay zekâ kullanım yetenek kazanımları yaratma odağının, yerini bankanın tepe iş hedeflerini gerçekleştirmeye odaklı, çevik ve ölçeklenebilir yönetişim modellerine bırakması lazım. Son olarak ise yapay zekâ teknoloji üretiminde artık maliyet ve süre açısından imkânsız görüneni mümkün kılıyor. Dolayısıyla ‘Yapay Zekâ ile Dijital Çekirdek’ diye tariflediğimiz teknoloji katmanlarının ‘üretim maliyetini düşürme ve üretimini hızlandırma’ odağının temel performans hedefi olarak kurumda yönetilmesi ve rekabet avantajı fırsatının yakalanması şart.” Bu yaklaşımların önümüzdeki birkaç yılın yapay zekâ ile kazananlarını belirleyeceğinin altını çizen Ulutaş, “Bu anlayışı benimseyen kurumlar hem operasyonel verimliliğini artıracak hem de inovasyonu müşterilerine hissedilir bir katma değer olarak taşıyacak” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bankalar-icin-yapay-zeka-yatirimlarinda-gercek-deger-donemi-623294">Bankalar için yapay zekâ yatırımlarında &#8216;Gerçek Değer&#8217; dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gecikmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Artışı]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[özellikle]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959">Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz.  Daha az yeriz, daha çok hareket ederiz ama tartı ibresinde bir değişim olmaz. Üstelik, bazen canımızı daha da sıkan bir şey olur; her zamankinden az yediğimiz halde kilo alırız. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr.</strong> <strong>Adnan Batman, </strong>bu durumun çoğu zaman hatalı beslenme ve yaşam alışkanlıklarımızdan kaynaklandığını belirterek, “Diyet sürecinde kalori hesabı yapmamak, az yenilmesine rağmen kilo alınmasının en yaygın sebeplerinden biridir. Ancak, kilo alınmasının nedeni sadece beslenme hataları değildir. Vücudumuz bazen kronik strese, hareketsizliğe ve uyku bozukluğu gibi etkenlere karşı kendini korumaya alır ve yağ depolamaya yönelir. Bu nedenle az yemek her zaman çözüm olmayabilir” diyor. <strong>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman,</strong> ancak kilo artışının hormonal veya metabolik hastalıklardan da kaynaklanabildiğini vurgulayarak, “Özellikle kısa sürede ve karın çevresinde belirgin kilo artışı varsa, metabolik veya hormonal sebeplerin araştırılması son derece önemlidir” ifadelerini kullanıyor. <strong>Doç. Dr. Adnan Batman</strong>,  az yemeye rağmen kilo artışına yol açabilen 10 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Hatalı diyetler</strong></p>
<p>Az yenilmesine rağmen kilo alımının en önemli sebeplerinden biri, diyet sürecinde kalori hesabı yapılmamasıdır. Bu durum farkında olmadan ihtiyaçtan fazla enerji alınmasına yol açabiliyor. Ayrıca, şok diyetler de kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlasalar da metabolizmayı yavaşlatabiliyor ve kas kaybına neden olarak kilo alımını kolaylaştırıyor. </p>
<p><strong>Yetersiz ve kalitesiz uyku</strong></p>
<p>Yetersiz ve kalitesiz uyku, az beslenilmesine rağmen kilo artışının önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Doç. Dr. Adnan Batman, beş saatin altında uyuyan kişilerde obezite riskinin yüzde 50 oranına kadar artabildiğine işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Gece geç uyumak melatonin ve kortizol dengesini bozar. Bu durum insülin duyarlılığını azaltır ve vücudu yağ depolamaya daha yatkın hale getirir. Aynı zamanda kortizolün<strong> </strong>salınımını yükselterek karın çevresinde yağlanmayı artırır.  Dolayısıyla melatonin hormonunun yükseldiği 22:00-23:00 saatleri arasında uyku moduna geçilmesi son derece önemlidir.”</p>
<p><strong>Kronik stres </strong></p>
<p>Kronik stres altında vücut daha fazla kortizol hormonu salgılıyor. Bu hormon uzun süre yüksek düzeyde kaldığında metabolizma hızını düşürüyor. Ayrıca, kan şekerini yükselterek insülin seviyesinin de artmasına neden olabiliyor; bu durum yağ depolanmasını kolaylaştırıyor. Kronik stres altında olan kişiler az yeseler bile yağ depolamaya daha yatkın hale gelebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman,<strong> </strong>  stres hormonu kortizol yüksekliğinin özellikle karın bölgesinde yağ dokusunu artırdığını belirterek, “Karın bölgesi kortizole daha duyarlı olduğu için yağ yakımı burada daha fazla belirginleşmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Kas kütlesinde azalma</strong></p>
<p>Kas kaybı 35 yaş sonrasında yavaş ama sürekli bir şekilde ilerliyor. Kas dokusunun metabolik olarak aktif olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Adnan Batman, “Kas kütlesi azaldıkça bazal metabolizma hızı da düşmektedir. Bu durum, aynı miktarda beslenmeye devam edilse bile vücudun daha az enerji harcamasına ve zamanla yağ oranının artmasına neden olabilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam</strong></p>
<p>Sadece spor yapmak değil, gün içindeki toplam hareket miktarı da enerji harcamasını belirliyor. Masa başında çalışma ve uzun süre oturma gibi alışkanlıklarda günlük enerji harcaması ciddi şekilde azalıyor. Bu durumda kişi az besin tüketse bile harcanan enerji daha düşük olduğu için kilo artışı görülebiliyor. Düzenli günlük hareket, metabolizmanın daha aktif kalmasına yardımcı oluyor ve kilo kontrolünü destekliyor.</p>
<p><strong>Perimenopoz / Menopoz</strong></p>
<p>Perimenopoz ve menopoz dönemlerinde östrojen seviyesinin azalması metabolizmanın yavaşlamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla az yenilse bile metabolizma daha yavaş çalıştığı için kilo alınabiliyor. Bu hormon değişimi vücudun yağı özellikle karın bölgesinde depolama eğilimini artırıyor. </p>
<p><strong>Tiroit yetmezliği (Hipotiroidi) </strong></p>
<p>Metabolizmamızı düzenleyen tiroit hormonlarının eksikliğinde bazal enerji harcaması düşüyor ve sıvı tutulumu gelişebiliyor. Genellikle 2–4 kilo civarında kilo artışı yaşanırken beraberinde halsizlik, üşüme ve kabızlık gibi sorunlar da görülebiliyor. </p>
<p><strong>Cushing sendromu </strong></p>
<p>Cushing sendromu, vücudun uzun süre yüksek miktarda kortizol hormonuna maruz kalmasıyla oluşan bir hastalık. Kortizol yüksekliği özellikle karın bölgesi, ense ve yüzde yağ birikimine yol açıyor. Yüz yuvarlaklaşıyor, cilt inceliyor ve morarmalar gelişebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman, hızlı ve bölgesel kilo artışında Cushing sendromunun mutlaka akla gelmesi gerektiğine işaret ediyor. </p>
<p><strong>İnsülin direnci </strong></p>
<p>İnsülin direncinde hücreler kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin salgılıyor. İnsülin, glikozu hücrelere taşıma ve fazla enerjiyi yağ olarak depolama sinyali veren bir hormon. Kan şekeri normal olsa bile yüksek insülin nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale geliyor ve yağ yakımı zorlaşabiliyor. Kilo artışı özellikle karın bölgesinde görülüyor. </p>
<p><strong>Polikistik over sendromu</strong></p>
<p>Polikistik over sendromu olan kadınlarda androjen artışı ile insülin direnci birlikte görülebiliyor.  Bunun sonucunda az yenilmesine rağmen kilo artışı yaşanabiliyor. Ayrıca adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi sorunlar da gelişebiliyor.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;kutu bilgisi &#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p><strong>Kilo artışına karşı 5 etkili öneri!</strong></p>
<ul>
<li>Gerçek kalori alımınızı objektif olarak belirleyin. </li>
<li>Uyku sürenizi 7–8 saate çıkarın.</li>
<li> Haftada en az 3 gün direnç egzersizi yaparak, kas kütlenizi koruyun.</li>
<li>Tiroit, insülin ve kortizol gibi temel hormon değerlendirmesi yaptırın. </li>
<li> Kilonuzu ve bel çevrenizi düzenli olarak ölçün.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959">Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Z kuşağı çalışanlar neden sürekli iş değiştiriyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/z-kusagi-calisanlar-neden-surekli-is-degistiriyor-622842</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanlar]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[kuşak]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[Z Kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit’in hazırladığı Kuşak Analiz Raporu’na göre, X kuşağı bir işte ortalama 2 yıl kalırken, Y kuşağı 1,5 yıl, Z kuşağı 7 ay kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/z-kusagi-calisanlar-neden-surekli-is-degistiriyor-622842">Z kuşağı çalışanlar neden sürekli iş değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit’in hazırladığı Kuşak Analiz Raporu’na göre, X kuşağı bir işte ortalama 2 yıl kalırken, Y kuşağı 1,5 yıl, Z kuşağı 7 ay kalıyor. Z kuşağının istifa oranı ise yüzde 35. Araştırmaya göre, Z kuşağının kısa iş süresi, bu neslin iş yerinde hızlı deneyim kazanma ve çeşitlilik arayışında olduğunu gösteriyor. Y kuşağının ise orta vadeli kalma süresi, kariyer fırsatlarına bağlılıklarını yansıtıyor. Ancak bu durum şirketler için zorlayıcı olabiliyor. Peki, işverenler çalışan sadakatini nasıl sağlayabilir? Y ve Z kuşağını işte tutmanın sırları neler?</p>
<p><strong>“Y ve Z kuşakları gelişim imkânı, esneklik ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor”</strong></p>
<p>İdenfit Kurucusu ve CEO’su Onur Bayındır, bu konuyla ilgili değerlendirmesinde şu görüşleri paylaştı:</p>
<p>“Kuşak Analiz Raporumuz, şirketlerde çalışan bağlılığını anlamak açısından önemli veriler ortaya koyuyor. Bulgularımız, X kuşağının iş yerinde daha uzun süre kalma eğiliminde olduğunu ve kendi isteğiyle ayrılma oranının diğer kuşaklara kıyasla daha düşük seyrettiğini gösteriyor. Y ve Z kuşaklarında ise beklentiler ve motivasyon dinamikleri farklılaşıyor. Bu kuşaklar yalnızca bir pozisyona sahip olmayı değil; gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor. Özellikle eğitim programları, net kariyer yolları ve mentorluk uygulamaları, genç kuşakların kuruma olan bağlılığını artıran temel faktörler arasında yer alıyor. Sürekli öğrenme kültürü sunan şirketler, yeteneklerini daha uzun süre bünyesinde tutabiliyor. Bununla birlikte esnek ve hibrit çalışma modelleri artık bir yan hak değil, güçlü bir beklenti. İş-yaşam dengesini destekleyen uygulamalar, çalışan memnuniyetini doğrudan etkiliyor. Z kuşağı açısından anlamlı ve sosyal etki yaratan projelerde yer almak da önemli bir motivasyon kaynağı. Şirketlerin sürdürülebilirlik ve toplumsal katkı alanındaki adımları, genç yeteneklerin bağlılığını güçlendiriyor. Teknoloji odaklı bir çalışma ortamı, dijital araçların etkin kullanımı ve açık iletişim kültürü de Y ve Z kuşakları için belirleyici unsurlar arasında. Düzenli geri bildirim mekanizmaları ve şeffaf yönetim anlayışı güven duygusunu pekiştiriyor. Elbette rekabetçi ücret ve yan haklar da işveren kaynaklı ayrılıkları azaltmada kritik rol oynuyor. Kısacası, kuşakların farklı beklentilerini doğru analiz eden ve insan kaynakları stratejilerini bu doğrultuda şekillendiren şirketler hem çalışan bağlılığını artıracak hem de uzun vadede daha güçlü ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısı oluşturacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/z-kusagi-calisanlar-neden-surekli-is-degistiriyor-622842">Z kuşağı çalışanlar neden sürekli iş değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 09:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikişlerle]]></category>
		<category><![CDATA[düzgün]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[ince]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıkışmasına]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[telinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812">Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun. Parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve elde güçsüzlük gibi belirtilerle kendini gösteren bu durumun, özellikle bilgisayar başında uzun süre çalışanlar, telefonu sık kullananlar ve elini tekrarlayan hareketlerle zorlayan kişilerde kendini daha sık gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Şikâyetlerin kendiliğinden geçmesini beklemeden bir sağlık merkezine başvurmak kıymetli. Hastalar bize geldiğinde öncelikle eli detaylı şekilde muayene ediyoruz. Elin fonksiyonlarını, duyu ve hareket becerilerini tek tek inceliyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Sinir sıkışmasının derecesine göre tedavi planının değiştiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Elektromiyogram testinde hafif düzeyde bulgular varsa genellikle fizik tedavi ve rehabilitasyondan fayda bekleriz, bu süreçte hastalara atel kullanımı da önerilebilir. Ayrıca bazı durumlarda ilgili bölgelere steroid enjeksiyonları uygulanabilir. Ancak elektromiyogramda orta ya da ileri düzeyde sinir hasarı saptanırsa bu durumda cerrahi seçenekler gündeme gelebilir. Mikro cerrahi sayesinde de saç telinden bile daha ince dikişlerle hassas bir işlem gerçekleştirilir” dedi.</p>
<p><strong>Sinirin kaslara ilettiği mesajın doğruluğu ölçümlenebiliyor</strong></p>
<p>Sıkışan sinirin ne kadar etkilendiğini görebilmek için başvurulan testlerden elektromiyogramın nasıl bir işlem olduğunu açıklayan Düzgün, “Bu test ile kaslara yerleştirilen ince iğneler ve cilt üzerinden verilen küçük uyarılarla sinirlerin kaslara gönderdiği sinyaller ölçülüyor. Böylece sinirin mesajı ne kadar sağlıklı ilettiğini anlayabiliyoruz. Uygulama sonucunda sinirdeki hasarı derecelendirerek tedavi planını oluşturuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mikro cerrahide sinirler daha net görülüyor</strong></p>
<p>Mikro cerrahinin, mikroskop altında ve özel geliştirilmiş aletlerle yapılan bir ameliyat tekniği olduğundan bahseden Düzgün, “Mikro cerrahinin normal ameliyatlardan farkı, mikroskop altında yüksek büyütmede o bölgedeki damar ve sinirlerin çok daha net görülebilmesi ve buna uygun özel aletlerin kullanılmasıdır. Gerekli durumlarda saç telinden bile daha ince dikişler kullanılabilir. Bu sayede işlem daha hassas şekilde gerçekleştirilir” dedi. </p>
<p><strong>Ödemi engellemek için atel kullanımı şart</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası sürecin de ayrı özen gerektirdiğini sözlerine ekleyen Düzgün, “Eli korumak için genellikle 5 gün gibi kısa süreli atel kullanıyoruz. Bunun sebebi el bölgesini hareketsiz bırakarak ödemin önüne geçmek. Aynı zamanda el hareketleriyle oluşan ağrıyı da en aza indirmek. Bu süreçte istirahat etmek ve verilen ilaçları düzenli kullanmak iyileşmeyi hızlandırıyor. Doktor tavsiyeleri dikkate alınırsa hastalar genellikle yaklaşık bir hafta içinde günlük hayatlarına dönebiliyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812">Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 08:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[ddüşürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[şansını]]></category>
		<category><![CDATA[Sperm]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde infertilite yani kısırlık uzun yıllar boyunca genetik sorunlar ya da hormon bozukluklarıyla açıklanıyordu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753">Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde infertilite yani kısırlık uzun yıllar boyunca genetik sorunlar ya da hormon bozukluklarıyla açıklanıyordu. Ancak yapılan araştırmalar erkeklerdeki kısırlığın daha karmaşık nedenlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Artık sadece genler değil, genlerin nasıl çalıştığı da büyük önem taşıyor. Sperm hücreleri yalnızca DNA taşımıyor aynı zamanda yaşam tarzı, çevre ve erkek yaşının etkilerini de içinde barındırıyor. Bu durum hem çocuk sahibi olma ihtimalini hem de gelecekte doğacak çocukların sağlığını da etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji ve Androloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tümay İpekçi, erkek üreme sistemi hakkında önemli bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Sperm; karmaşık ve fizyolojik bir süreç sonrası oluşuyor</strong></p>
<p>Erkeklerdeki üremenin temelini oluşturan sperm üretimi ve olgunlaşması, oldukça hassas ve karmaşık fizyolojik bir süreç sonrası gerçekleşmektedir. Bu süreç; testislerde başlayarak hem lokal mekanizmaların hem de beyinle testisler arasında işleyen nöroendokrin sistemin kontrolü altında sürmektedir. Bu potansiyelin olumsuz etkilenmesi durumunda ise “infertilite” yani kısırlık söz konusu olmaktadır. Sigara kullanımı, fazla kilo, sağlıksız beslenme, hava kirliliği ve zararlı kimyasallara maruz kalmak da sperm kalitesini olumsuz etkilemekte ve kısırlığa yol açabilmektedir. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte spermler üzerinde olumsuz etkiler görülebilmekte ve babalık şansı azalabilmektedir. </p>
<p><strong>Sperm hücresinin genetik yapısı incelenebiliyor</strong></p>
<p>Çocuk sahibi olma hayaliyle yola çıkan evli çiftlerin korunmasız ilişkilerine rağmen uzun süre bebek sahibi olamaması durumunda çiftler toplumsal baskılara da maruz kalabilmektedir. Kısırlık bazı durumlarda kadına, bazen de erkeğe ait faktörler nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Günümüzde erkek fertilitesi genellikle sperm sayısı, hareketliliği ve şekline bakılarak değerlendirilmektedir. Ancak bilim dünyası artık sperm hücresinin genetik yapısının nasıl çalıştığını da incelemeye başlamış durumdadır. Bu yeni yöntemlerin gelecekte kısırlık tanısında önemli bir rol alacağı öngörülmektedir. Erkeklerdeki bu sürecin tamamen kader olmaktan çıkacağı ve bazı olumsuz etkilerin geri döndürülebileceği düşünülmektedir. Çalışmalar bu yönde hızla devam etmektedir.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişiklikleri sperm kalitesini artırabiliyor</strong></p>
<p>Sperm kalitesini artırmak için özellikle vitamin ve mineral açısından zengin bir beslenme (B12, çinko, omega-3 gibi) çok önemlidir. Bu yöntemlerle sperm sağlığı ve kalitesi artırılabilmektedir: </p>
<ul>
<li>Dengeli beslenmek</li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak</li>
<li>Sigara ve alkolü bırakmak</li>
<li>Kilo kontrolü sağlamak</li>
<li>Stresten uzak durmak</li>
</ul>
<p><strong>Erkeklerin yaşam biçimi gelecek nesilleri de etkileyebilir</strong></p>
<p>Erkeklerin yaşam tarzı sadece kendilerini değil, doğacak çocuklarını da etkilemektedir. Ancak bu konuda kesin sonuçlar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Erkek kısırlığı artık sadece genetik bir sorun olarak görülmemektedir. Günlük yaşam alışkanlıkları, çevresel faktörler ve yaş, sperm sağlığında büyük rol oynamaktadır. Yani bugün yaptığımız seçimler, yarının sağlıklı nesillerini şekillendirebilmektedir. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753">Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: Müsaade edin hukuki süreç tamamlansın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-musaade-edin-hukuki-surec-tamamlansin-622358</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 12:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[edin]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[müsaade]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlansın]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[verme]]></category>
		<category><![CDATA[Zorla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622358</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde olan Meslek Fabrikası binasının tahliye edilmesi için gönderdiği tebligat nedeniyle tarihi binada nöbette olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Müsaade edin hukuki süreç tamamlansın.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-musaade-edin-hukuki-surec-tamamlansin-622358">Başkan Tugay: Müsaade edin hukuki süreç tamamlansın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde olan Meslek Fabrikası binasının tahliye edilmesi için gönderdiği tebligat nedeniyle tarihi binada nöbette olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Müsaade edin hukuki süreç tamamlansın. Bu süre içinde bizden istediğiniz şeyleri de konuşmaya hazırız ama bu yanlışı İzmir’e, İzmir halkına, bir devlet kurumu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapmayın. Burayı hukuksuzca, zorla boşaltamayacaksınız. Buna izin vermeyeceğiz. Buradayız” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konulmaya çalışılan Meslek Fabrikası binasında sabahın erken saatlerinden itibaren başlattığı nöbetini sürdürüyor. Çok sayıda belediye başkanının, eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun, vatandaşların ve meclis üyelerinin ellerindeki döviz ve pankartlarla destek verdiği Başkan Tugay, mülkiyeti belediyeye ait olan binanın hukuksuzca boşaltılmaya çalışılmasına tepki gösterdi. Hukuk makamlarının, hukuk kuralları içinde bu binanın mülkiyetinin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait olduğunu ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmemesi gerektiğine dair karar vereceğine inandıklarını dile getiren Başkan Tugay, “Süreç daha devam ederken alelacele ‘burayı boşaltın’ diye tebligat göndermek ve belki de gelip zorla buraya boşaltmaya çalışmak akıl alır iş değil. İzmir’in seçtiği ve görevlendirdiği belediye başkanı olarak bu duruma tepkisiz kalamam. Bu tabii ki itiraz edeceğimiz bir durum. O nedenle kendimizi bugün fiziken burada bulunmak zorunda hissettik. Burayı zorla tahliye etmeye kalktıkları zaman da fiziki olarak burada olacağız. Müsaade edin hukuki süreç tamamlansın. Bu süre içinde bizden istediğini şeyleri de konuşmaya hazırız ama bu yanlışı İzmir’e, İzmir halkına, bir devlet kurumu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapmayın. Biz bunu hak etmiyoruz. Hizmetimizi bu binada da başka sahip olduğumuz bütün binalarda da devam ettireceğiz. Bu bizim görevimiz. Bununla ilgili insanların akıllarını karıştıracak anlamsız, alakasız bin türlü lafı etmeyi de bırakın. Burayı hukuksuzca, zorla boşaltamayacaksınız. Buna izin vermeyeceğiz. Buradayız” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Kabul edebilmemiz mümkün değil”</strong></p>
<p>Bir süredir, Meslek Fabrikası binası da dahil üç binayla ilgili sürecin devam ettiğini ifade eden Başkan Tugay, “Hukuki bulmadığımız bir tavırla Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün belediyeye hiçbir bilgi vermeden doğrudan tapu dairesi üzerinden kendi üzerine binalarımızın mülkiyetlerini geçirmesi sonrasında hukuki mücadele içindeyiz. Ancak başta yürütmeyi durdurma kararları verilmesine rağmen sonradan ne yazık ki bu yürütmeyi durdurma kararları kaldırıldı ve bayramdan hemen önce çalışan arkadaşlarımıza bugün binanın boşaltılması için tebligat gönderildi. Bunu kabul edebilmemiz mümkün değil. Yüzde 100 haklı olduğumuza inandığımız bir davanın içindeyiz. Meslek Fabrikası ve diğer iki binamız her yönüyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mülkiyetinde olan, hiçbir şekilde başka bir kurum ya da kişinin mülkiyet hakkı olmayan binalardır. Bu binalar halka hizmet ettiğimiz binalardır. Hizmetler devam ederken, bir milletvekilinin söylediği gibi kesinlikle satılmasının gündemimizde olmadığı, sadece insanlara hizmet edelim diye kullandığımız binalardır ama zorla elimizden alınmaya çalışılıyor” sözlerine yer verdi.</p>
<p><strong>“Fiziken de burada itiraz ediyoruz”</strong></p>
<p>İzmirlilerin kendisini ve meclis üyelerini beş yıllığına İzmir’in hakkı ve hukukuna sahip çıkmaları ve İzmir’e hizmet etmeleri için seçtiğini söyleyen Başkan Tugay, “Böyle bir görevimiz varken ‘buyurun bu binaları alın’ diyemeyiz. Vicdanımız da aklımız da devlete olan inancımız da hukuka olan inancımız da bunu kesinlikle doğru bulmuyor. Uyarılarımıza rağmen herhangi bir şekilde geri adım atılmadığından dolayı bugün fiziken burada buna itiraz ettiğimizi göstermek zorunda kaldık. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyeler hiçbir hizmetini durdurmuş değil. Normal düzenimizde devam ediyoruz ama ben İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin en üst düzeyde yöneticisi olarak İzmir halkını temsilen kendimi burada bu yanlışa ‘dur’ demek zorunda hissediyorum. O yüzden geldim, hiç kimseyi özel olarak buraya çağırmadım. Tamamen kendi duyarlılıklarıyla burada bulunuyorlar. Yanımızda yer alıyorlar, hepsine teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><strong>“Bu işin arkasında bir siyasi irade var”</strong></p>
<p>Hiçbir zaman yanlışın tarafında olmadıklarını, yanlışa boyun eğmediklerini kaydeden Başkan Tugay, konunun çok hassas olduğunu belirterek binanın tarihine dikkat çekti. 1926 yılında dönemin cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bakanlar kurulunun imzasıyla binanın kamulaştırıldığını, 1940 yılından beri belediyenin mülkiyetinde olduğunu hatırlatan Başkan Tugay, 2007 yılında Vakıfların şerhinin kaldırılması için yüklü bir ödeme yapıldığını ve yine büyük bir masrafla binanın restore edilerek Meslek Fabrikası olarak hizmet verdiğini söyledi. Meslek Fabrikası’nda kursların devam ettiğini ifade eden Başkan Tugay, “Bizim ne bu binayı vermemiz ne de bu hizmetten vazgeçmemiz mümkün değil. Alelacele ‘burayı boşaltın’ isteğini bir telaş olarak görüyoruz. Bu istekte bulunanları da tamamen İzmir’e zarar verme amacı güden ve İzmir’in hakkına hukukuna saygı göstermeyen insanlar olarak görüyoruz. Bu işin arkasında bir siyasi irade var. Birileri siyasi olarak bu konuyu sahipleniyorlar ve bir telaş içindeler. Burayı elimizden zorla almaya çalışıyorlar” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>“Şehre ihanet ediyorsunuz”</strong></p>
<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İzmir ve çevresinde kiraya vermeye çalıştığı yüzlerce binası olduğunu hatırlatan Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Herhangi bir yerde gerçekten ihtiyaçları varsa bu binaları rahatlıkla bunların hepsini kullanabilirler. Burada yaptıkları haksızlığa bir gerekçe bulma çabası var ama bütün bunlara sessiz kalmamızı beklemesinler. Özellikle İzmir’in milletvekili olmuş, İzmir’in hakkını hukukunu savunmasını beklediğimiz insanlar bugün bu binayı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden alıp da başka bir kuruma vermeye çalışıyorsa ben bunu şöyle görürüm; demek ki siz İzmir milletvekili değilsiniz, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün milletvekilisiniz. Bu bina kullanılmıyor olsaydı, yüzde 100 belediyenin mülkiyetinde olmasaydı belki başka bir şeyler söyleyebilirdik ama çok büyük bir yanlışın içinde olarak kendi temsil ettiğiniz insanlara ve şehre de ihanet ediyorsunuz. Bundan vazgeçin.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-musaade-edin-hukuki-surec-tamamlansin-622358">Başkan Tugay: Müsaade edin hukuki süreç tamamlansın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 12:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeylerden]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Longevity (uzun ömür) kavramının, özellikle son yıllarda öne çıkan bir konu haline geldiğini ifaden ederek, “Çünkü insanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor. 100 yıl kadar önce dünya genelinde ortalama ömür 40’lı yaşlardaydı. Günümüzde ise Türkiye&#8217;de bu süre kadınlarda ortalama 78, erkeklerde ise 74-76 yaş aralığına kadar yükseldi. Küresel ölçekte de benzer bir artış söz konusu. Yaşam süresi uzadıkça, daha önce nadir görülen sağlık sorunları da artmaya başladı. Geçmişte insanlar daha erken yaşta hayatını kaybettiği için Alzheimer gibi hastalıklar fazla ortaya çıkmıyordu. Ancak bugün insanlar 70 yaş ve üzerine çıktığında Alzheimer riski belirgin şekilde artıyor. Unutkanlık daha sık görülüyor. Eğer kişi sağlıklı bir yaşam tarzı benimsememişse, ömrü uzasa da pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Oysa yapılan araştırmalar, hastalıkların yüzde 60-70’inin doğrudan yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu çok ciddi bir oran. Diyabetten depresyona kadar birçok hastalık, sağlıksız beslenme, yetersiz hareket, stresli yaşam gibi faktörlerle ortaya çıkıyor. Yani kişi doğru yaşasa, doğru beslense bu hastalıkların pek çoğu önlenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor</strong></p>
<p>Günümüzde yaşam tarzı eğitimlerine tüm dünyada ağırlık verilmeye başlandığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor. Bu yöntem, hasta olmadan önce kişiye sağlıklı yaşama becerileri kazandırmayı amaçlıyor. Bu, aynı zamanda pozitif psikoterapinin de bir türü. Sağlıklı yaşamı desteklemek için duygusal zeka çalışmaları da yapılıyor. Buradaki amaç, sadece uzun yaşamak değil; sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Beden farkındalığı önemli…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşam tarzı eğitiminde en çok önem verilen konulardan birinin beden farkındalığı olduğunu da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendi bedenini tanıması, fark etmesi gerekir. Bir kişiye bakıyorsunuz, obez. Beden kitle indeksi 30’un üzerinde. Ama ‘Su içsem yarıyor’ diyor. Aslında farkında olmadan sürekli bir şeyler yiyor, atıştırıyor. Gerçekte ne yediğinin farkında değil. Benzer şekilde, bazı kişiler ‘Hiç uyumadım’ diyor. Aslında uyumuş ama uyku farkındalığı yok; uyuduğunun farkında değil. Beynimiz algılayan bir organ olduğu için beden farkındalığı çok önemli. Çünkü kişi bedeninin sinyallerini ne kadar iyi tanırsa, o kadar doğru kararlar verir. Farkındalık yanlışsa, alınan karar da yanlış olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihinsel farkındalık en az bedensel farkındalık kadar önemli</strong></p>
<p>Bedeni tanımanın, güçlü ve zayıf yönlerini bilmenin çok önemli olduğunu, “Hangi gıdalar bana iyi geliyor, hangileri dokunuyor? Nasıl beslenirsem daha sağlıklı olurum? Boyum, kilom ne durumda? Uyku düzenim nasıl? Su tüketimim yeterli mi? Metabolik dengem nasıl?” sorularının yanıtlarının beden farkındalığıyla ilgili odluğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir de zihinsel farkındalık var. Bu da en az bedensel farkındalık kadar önemli. Zihinsel farkındalık, kişinin psikolojik durumunu, olayları nasıl algıladığını ve nasıl tepki verdiğini içerir. Bir olay yaşanıyor, bir ipucu alıyoruz ve buna alışkanlıkla, otomatik bir yanıt veriyoruz. Hoşumuza giden bir şey olduğunda hemen tepki veriyoruz. Oysa bu tepkiler, zihinsel çarpıtmalar ya da çocuklukta öğrenilmiş yanlış kalıp yargılardan kaynaklanıyor olabilir. Zihinsel yanlış kalıp yargılarımız var. Bunları düzeltmek gibi, kendimizi geliştirmek gibi bir hedefimiz yoksa çocukluğumuz öğrendiğimiz zihinsel kalıpları, kalıp yargılar aynen devam ettiriyoruz. Halbuki şartlar değişmiş, ortam değişmiş ama siz değişmemişsiniz. Hastalıklar başlıyor. Ruhsal hastalıklarda zihin farkındalığı önemli. Bedensel hastalıklarda da beden farkındalığı önemli. Bunun birinci şartı kişinin kendini tanıması. Kendini iç iç keşif yolculuğu. Hem bedensel farkındalık açısından hem zihinsel farkındalık açısından kendini tanımak ilk adım. Buna öz bilinç deniyor. Kendinin farkına varmak. Bunu fark ettikten sonra öz yönetim başlıyor. Güçlü zayıf yönlerini yönetmek başlıyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak ilişkisel bir varlık olduğunu, sosyal yapıdan izole olan insanın mutsuz olacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Elbette yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir. Tasavvufta da bu tür yalnızlıklar, kişinin kendini geliştirmesi için teşvik edilir. Eski zamanlarda insanlar çilehanelere çekilerek manevî gelişim sağlamaya çalışmışlardır. Ancak günümüzde, bu tür bir yalnızlığı sürdürebilmek ve onunla gelişmek oldukça zordur. Artık insanlar sosyal hayatın içinde, ilişkilerini yöneterek gelişmek zorundadır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için kişinin sosyal hayatın içinde ilişkilerini yönetebilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıkları sade ve sağlıklı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mavi bölgeler denilen Japonya, İtalya ve Yunan adalarında örneklerine rastlanan bölgelerde yaşayan insanların ortak bazı özellikleri bulunduğunu, en bilinenlerinden birinin Japonya’daki Okinawa Adası olduğu olduğunu ve bu insanların hem uzun yaşadıklarını hem de sağlıklı bir yaşam sürdürdüklerini anlatarak, “Bir diğer ortak özellikleri de beslenme biçimleri. Yeme alışkanlıkları oldukça sade ve sağlıklı. Bitkisel temelli, renkli tabaklara ağırlık veriyorlar. Sebze odaklı besleniyorlar; meyve tüketimi daha az, ama sebze tüketimi oldukça fazla. Bu kişilerin yaşam felsefeleri de dikkat çekici. Hayata bakışları haz odaklı değil, anlam odaklı. Mesela yemek yerken doymadan kalkıyorlar. Bu, onların en belirgin alışkanlıklarından biri.” diye konuştu.</p>
<p>Midenin her seferinde tıka basa doldurulması durumunda sindirimi sağlamak için midenin genişlemek zorunda kaldığını, her öğünde azıcık genişleyen midenin, bir süre sonra doyma hissini kaybettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sonunda kişi doyamaz hale gelir ve obezite gelişebilir. Oysa çözüm çok daha basittir: Her öğünde tam doymadan sofradan kalkmak. Tam doymadan sofradan kalkabilen kişilerin midesi büyümüyor. Hava boşluğu kaldığı için sindirim de kolay oluyor. Ve vücutta toksinler de birikmiyor. Yediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü yediklerimiz bağırsaktaki mikrobiyotayı oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anadolu irfanını unuttuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günlük hayatın hızı içinde yapılan 20 dakikalık meditasyon seansının, zihni sakinleştirdiğini ifade ederek, “Mevlana sufi meditasyon şeklinde yapmış. Sema meditasyonu şeklinde yapmış. Bu uygulamalar, bireye kendini gözlemleme ve öz-eleştiri fırsatı sunar. Kişi, ‘Bugün neleri doğru, neleri yanlış yaptım, yanlışlarımdan ne öğrendim?’ sorularını sorarak gelişir. Böylece eleştiriye açık bir zihniyet oluşur ve sürekli öğrenme kültürü benimsenir. Vahşi kapitalizmin tehlikeli virajlarında koşturuyoruz şu anda Türkiye olarak. Böyle olunca Anadolu irfanını unuttuk, kadim kültürümüzü unuttuk.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meditatif meditasyonun ilk aşaması, kişinin zihinsel olarak rahatlaması</strong></p>
<p>Meditatif meditasyonun ilk aşamasının, kişinin zihinsel olarak rahatlaması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi kendisine mantra tarzında kişi bir kelime seçiyor. O kelimeyi 20 dakika boyunca düşünüyor, hayal ediyor. Bu esnada beyin, günlük rutinden çıkar. Artık zihni ‘Bu niye böyle oldu, şu neden böyle?’ gibi alışılmış sorular sormaz. Bunun yerine, kişi bu kelimeyle birlikte yeni anlamlar üretir, hayal kurar, zihinsel olarak yaratıcı bir sürece girer. İkinci aşama ise fiziksel egzersizdir. Kişi bu sırada vücudunu gevşetmeye yönelik egzersizler yapar. Üçüncü unsur ise ses. Meditasyonu destekleyecek bir müzik, doğa sesi (su, kuş sesi vb.) ya da geçmişte kişiye iyi hissettiren bir melodi kullanılabilir. Böylece zihinsel, fiziksel ve işitsel boyut birlikte devreye girer. Bu üç unsur bir araya geldiğinde meditasyon etkili olur. Çünkü bu sayede beynin farklı bölgeleri aynı anda aktive edilir. Beş duyumuz harekete geçer: işitsel, görsel, fiziksel&#8230; İnce motor, kaba motor, sözel ve duygusal beceriler hep birlikte çalışır. Beynin tüm alanları aktive olur.”</p>
<p><strong>Her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemler oldukça faydalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemlerin oldukça faydalı olduğuna işaret ederek, “Ancak burada önemli olan, kişinin zihnini tamamen bu eyleme verebilmesidir. Mesela birçok insan biliyorum ki dini ritüellerini yerine getiriyor, ibadet ediyor ama aklı başka yerde. Aklını ve duygularını ibadete veremediği için bu, meditatif bir eyleme dönüşmüyor. Oysa kişi zihnini ve duygularını tamamen o ana verebildiğinde, işte o zaman bu eylem gerçekten meditatif olur. Bu yaklaşım terapilerde de kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Aşırıya kaçan yalnızlık anlayışının bencillik ve ben-merkezcilik oluşturduğunu, kişinin yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesinin sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Seçilmiş yalnızlık, doğru dozda yapıldığında faydalıdır. Ancak aşırıya kaçarsa, kişi kendini ermiş gibi görmeye başlar ve dini narsizm gibi tehlikeli bir duruma düşebilir. Tıpkı etnik narsizmde olduğu gibi, dini narsizm de tehlikelidir. Her şeyin doğru ölçüde ve zamanında olması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Sıradan şeylerden mutlu olmak uzun ömrün de sırrı…</strong></p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için üç temel unsurun dengeli olması gerektiğini, bunların maddi varlıklar, sağlık ve bilgeliği kapsadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu üç şeyi akıl tepsisine koyarak, dengeli bir şekilde yaşamak, uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi sağlar. Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır. Mizahı çok kullanan, pozitif etkileşim içinde olan insanlar, çevrelerindeki kişilere huzur verirler. Bir insanın yanında kendinizi huzurlu hissetmiyorsanız, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stresle baş etmede mizah çok etkili</strong></p>
<p>Negatif enerjisi olan bireylerin çevresine huzursuzluk yaydığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir insanın yanında kendinizi huzurlu değil, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir. Pozitif ruh halindeki kişiler ise güven verir, şaka kaldırır, mizahı kullanır, hatta kendileriyle dalga geçebilirler. Böyle kişiler gerçekten daha uzun yaşıyorlar. Stresle baş etmede mizah çok etkilidir. Kayserili bir vatandaş ağır hastalanıyor. Ailesi etrafında toplanınca, &#8216;Hepiniz buradaysanız dükkânda kim var?&#8217; diyor. Herkesi güldürüyor. İnsan ilişkilerinde mizahı kullanabilen kişiler daha uzun ömürlü oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bireyin önce kendisinde değişimi başlatması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimize odaklanmalıyız. Farkındalık geliştiren bireyler hem daha sağlıklı kararlar alır hem de ilişkilerde daha az hata yapar.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar duygusal beyin yapıları sayesinde daha uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının ardındaki biyolojik ve psikolojik nedenleri değerlendirdi ve kadın beyninin yapısal özelliklerinin uzun yaşamda önemli rol oynadığını ifade ederek, “Küresel verilere baktığımızda kadınların erkeklere kıyasla daha uzun yaşadığı görülüyor. Bunun en temel nedenlerinden biri, kadın beyninin duygulara ve şefkate odaklı çalışmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kadınların annelik içgüdüsü ve duygusal yapılarıyla daha empatik olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Erkek beyni daha çok avcı karakterde, sol beyin ağırlıklı çalışır; mantık, analiz ve savaşma güdüsüne odaklıdır. Kadın beyni ise sağ beyinle, yani duygular, estetik, sanat ve şefkatle ilişkilidir. Bu yapısal fark, kadınların kendilerini aşmaya ve iç huzura daha fazla odaklanmalarını sağlıyor. Empati yetenekleri de erkeklere kıyasla daha gelişmiş. Bu da uzun ve sağlıklı yaşam için avantaj sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu evlilik yaşam süresini uzatıyor</strong></p>
<p>Araştırmaların evli bireylerin ortalama olarak daha uzun yaşadığını ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun ancak mutlu bir evlilik söz konusu olduğunda geçerli olabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Eğer evlilik huzursuzsa, çiftler sürekli çatışma halindeyse, bu durumda uzun yaşamak pek mümkün değil. Modern çağın bize dayattığı rekabetçi evlilik modelinde, kadın ve erkek arasında ego savaşları yaşanıyor. Oysa ideal olan, yol arkadaşlığına dayalı, tamamlayıcı bir evliliktir.” dedi.</p>
<p>Evliliğin bireyler arasında bir güç mücadelesine dönüşmesinin ilişkiyi zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Rekabetçi evliliklerde taraflar 1+1 gibi ayrı varlıklar olarak kalır. Ama ortak amaçta hareket eden kişilerse iki tane bir yan yana gelince 11 kişi gibi oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Geleneksel kültürde eşlerin ‘Refik’ ve ‘Refika’ yani ‘yol arkadaşı’ olarak tanımlandığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu anlayışta çiftler birbirlerini domine etmeye çalışmaz, aksine birlikte güçlenirler. Gerçek bir evlilik, iki ayrı bireyin birleşerek daha büyük bir anlam yaratmasıdır.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hayallerine]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254">Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay</strong>, doğru zamanda başlanan tedaviyle hem yaşam süresinin hem de yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini belirterek “Eskiden meme kanseri denince hastalar ve yakınları için akla hemen umutsuz bir tablo gelirdi. Ama artık bu durum değişti; meme kanseri, tıpkı diyabet ve hipertansiyon gibi uzun süre kontrol altında tutulabilen bir hastalık haline geldi. Bu nedenle tanı alan hastalarımızın umutsuzluğa kapılmadan, alternatif yöntemlere başvurmadan onkoloji hekimine başvurması ve tedavisine başlaması büyük önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Özge Gümüşay, meme kanseri tedavisinde yeni dönemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Meme kanseri dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Her yıl milyonlarca kadın bu tanıyı alırken, teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde tedavi seçeneklerinin güçlenmesi ise umutları artırıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay</strong>, hastaların bu sayede yaşam sürelerinin uzadığını ve günlük yaşamlarının kaliteli bir şekilde devam edebildiğini belirterek “Özel bir teknolojiyle geliştirilen antikor-ilaç konjugatlarının meme kanseri tedavisinde kullanıma girmesiyle çok iyi sonuçlar elde edildi. Bu teknoloji sayesinde antikora bağlı olarak taşınan kemoterapi ilacı doğrudan kanser hücresine ulaştırılarak sağlıklı dokulara verilen zarar önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Tüm hasta grubunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan HER2 pozitif meme kanserinde, damardan başlanan akıllı ilaçlar sayesinde hastaların tüm lezyonları gerileyerek hastalık kontrolü sağlanarak uzun süre yaşamını devam ettirebilmekteler. Tüm vakaların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan östrojen duyarlı metastatik meme kanserli hastalar bazen sadece evde ağızdan aldıkları akıllı ilaçlar ve endokrin tablet sayesinde kansersiz bir şekilde yıllarca normal yaşantılarını sürdürebilmekteler” diyor. </p>
<p><strong>Kişiye özel tedavi modeli</strong></p>
<p>Son yıllarda hedefe yönelik ajanlar, antikor-ilaç konjugatları ve immünoterapi gibi yenilikçi tedavilerle meme kanseri tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay sözlerine şöyle devam ediyor: “Artık meme kanseri, tek bir hastalık olarak değil; biyolojik alt tiplerine ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi edilen bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle tedavi kararını verirken yalnızca tümörün evresine değil, hormon reseptör durumuna, HER2 durumuna, genetik mutasyonlara, hastanın yaşına, ek hastalıklarına ve risk özelliklerine göre değerlendirme yapılmaktadır. Bugün meme kanserinde amacımız herkese aynı tedaviyi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru ilacı verebilmektir. Bu alanda devam eden bilimsel çalışmaların sonuçlarını hem hastalarımız hem de biz onkologlar heyecanla takip ediyoruz. Tedavi seçeneklerinin her geçen gün artması, meme kanseriyle mücadelede hem hastalarımıza hem bizlere umut vermeye devam ediyor.”</p>
<p><strong>Anne olmaya engel değil!</strong></p>
<p>Meme kanserinin erken yaşlarda da görülebilen bir hastalık haline gelmesi ve son yıllarda genç yaşlarda hızla yaygınlaşması, meme kanseri tedavisi gören kadınları, anne olmalarını engelleyebileceği düşüncesiyle endişelendiriyor. Prof. Dr. Gümüşay bu konuda endişeleri gideren bilimsel gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Henüz çocuk sahibi olmamış ya da çocuk isteği olan genç hastalarımız olup, bu hastalarda fertilite koruyucu yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi yöntemler planlanabilmekte; bazı hastalarda over baskılama tedavileri ile doğurganlığın korunmasına katkı sağlanabilmektedir. Yapılan çalışma göstermiştir ki kemoterapi ve radyoterapi tedavilerini tamamlayan hastalarımız, sonrasında yeterli süre endokrin tedavisini alıp (çalışmada 18-30 ay endokrin tablet almışlardı) onkoloji doktorlarının da onayı ile hamile kalmasına izin verilmekte. Meme kanseri tanılı hastalar takip eden onkoloji doktorunun önerdiği uygun zamanda gebe kaldıklarında hastalığın tekrarlama riski artmamaktadır, bu da yapılan çalışma ile doğrulanmıştır.” </p>
<p>Öte yandan meme kanseri olan hastaların, aldıkları endokrin tedaviye bağlı yan etkiler yaşayabildiklerini, bunlardan en önemlisinin de sıcak basması olduğunu belirten Prof. Dr. Gümüşay “Yapılan çalışmada görüldü ki, sıcak basması gibi yaşam kalitesini bozan yan etkiye karşı geliştirilen ilaç sayesinde sorunun şiddeti azaldı. FDA onay sürecinin tamamlanmasının ardından ilacın günlük pratiğe girmesi beklenmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Üçlü negatif meme kanserinde artık sonuçlar daha iyi </strong></p>
<p>Özellikle genç kadınlarda ve BRCA gen mutasyonu bulunan kadınlarda daha sık görülen üçlü negatif meme kanseri, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, bu alt tipin geçmişte daha agresif seyreden bir hastalık olarak değerlendirildiğini belirtiyor. </p>
<p>Önceden sadece kemoterapi ile yönetilen bu alt tipte, immünoterapi ve yeni nesil antikor-ilaç konjugatları sayesinde tedavi başarısının önemli ölçüde iyileştiğini vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay, şu bilgileri veriyor: “Son yıllarda üçlü negatif meme kanseri tedavisinde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki immünoterapi, diğeri ise yeni nesil antikor-ilaç konjugatlarıdır. Bu tedaviler sayesinde hastalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmıştır. Erken evrede ameliyat öncesi kemoterapiye immünoterapi eklenmesi artık standart tedavi olup ülkemizde SGK ödeme kapsamındadır. Metastatik hastalıkta ise özellikle PD-L1 pozitif hastalarda immünoterapi önemli fayda sağlamaktadır” </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini artıran destek tedaviler</strong></p>
<p>Tedavideki gelişmelerin yalnızca kanseri hedeflemekle sınırlı kalmayıp, hastaların yaşam kalitesini korumayı da amaçladığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, şöyle konuşuyor: “Bulantı için geliştirilen ilaçlar sayesinde bulantı ve kusma büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır. Enfeksiyona karşı; kemoterapi sonrası uygulanan kan yükseltici iğneler, grip aşısı, zatürre aşısı ve zona aşısı gibi koruyucu önlemler alınmaktadır. Sosyal ve psikolojik olarak süreci zorlaştıran saç dökülmesine yönelik kemoterapi sırasında uygulanan -saçlı deri soğutma işlemleri- saç dökülmesi önemli ölçüde azalmakta ve hastaların psikolojik yükünü hafifletmektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254">Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[şekerlere]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yapışkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685">Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor. Ancak bu durum diş sağlığı açısından bazı riskler doğurabiliyor. Şekerlemelerin dişler üzerindeki etkisinin, türüne ve ağızda kalma süresine bağlı olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Elanur Kök, “Tatlılar arasında dişler için en riskli olanlar; lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerlerdir. Çikolata daha kısa sürede eridiği için nispeten daha az riskli sayılır” dedi. </strong></p>
<p>Çocukların diş yapısı yetişkinlere göre daha hassas olduğu için şekerli yiyeceklerden daha hızlı etkilenebilir. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Elanur Kök, “Çocukların dişlerinin dış tabakası olan mine yetişkinlere göre daha ince, iç kısmı olan dentin ise daha yumuşaktır. Bu yapı nedeniyle şekerli yiyecekler çocuk dişlerinde daha hızlı etki gösterebilir ve çürük oluşma ihtimali artabilir. Ayrıca çocukların ağız hijyeni alışkanlıkları henüz tam oturmadığı için diş yüzeyinde kalan şeker, bakteriler için uygun bir ortam oluşturabilir. Bu nedenle aynı miktarda şeker tüketildiğinde yetişkin dişleri daha dayanıklı kalabilirken çocuk dişleri daha hızlı zarar görebilir” bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Florürlü diş macunu kullanılmalı</strong></p>
<p>Bayramda artan tatlı tüketimine dikkat çeken Kök, “3-4 günlük bayram sürecinde yoğun tatlı tüketimi tek başına hemen çürük oluşturmaz. Çürük gelişimi genellikle haftalar veya aylar içinde başlar. Ancak tatlılardan sonra dişler fırçalanmaz ve şeker ağızda uzun süre kalırsa çürük riski artar. Bayramda çocukların dişlerini korumak için ailelerin dikkat etmesi gerekenler; çocukların tatlılardan sonra ağzını suyla çalkalamasını sağlamak, günde en az iki kez özellikle yatmadan önce dişlerini fırçalatmak, tatlıları ana öğünlerle birlikte vermek, gece şeker vermekten kaçınmak, florürlü diş macunu kullanmak ve yapışkan şekerleri sınırlamak olarak sıralanabilir” dedi.</p>
<p><strong>6-12 yaş grubunda risk daha fazla</strong></p>
<p>Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubuna dikkat çeken Kök, “Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubu 6-12 yaş arasındaki çocuklardır. Bu dönemde hem süt hem de kalıcı dişler bulunur ve kalıcı dişler yeni çıkmaya başladığı için yapıları daha hassas olabilir. Ortodontik tedavi gören veya daha önce çürük geçmişi olan çocuklarda da çürük gelişme riski daha yüksek olabilir. Ayrıca çocukların tatlıyı ödül gibi bir alışkanlık haline getirmemesi önemli. Düzenli diş hekimi kontrolleri de çürüklerin erken fark edilmesi ve önlenmesi açısından kıymetli” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685">Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asperger sendromlu yüksek mühendis, Eşrefpaşa Hastanesi&#8217;nde görevde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asperger-sendromlu-yuksek-muhendis-esrefpasa-hastanesinde-gorevde-620277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 07:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[asperger]]></category>
		<category><![CDATA[Biyomedikal]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[eşrefpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[işe]]></category>
		<category><![CDATA[mühendis]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sendromlu]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin bilinen ilk asperger sendromlu biyomedikal yüksek mühendisi Oğuzhan Efe Sapmaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Destekli İstihdam Ofisi’ne başvurarak Eşrefpaşa Hastanesi’nde işe başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asperger-sendromlu-yuksek-muhendis-esrefpasa-hastanesinde-gorevde-620277">Asperger sendromlu yüksek mühendis, Eşrefpaşa Hastanesi&#8217;nde görevde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin bilinen ilk asperger sendromlu biyomedikal yüksek mühendisi Oğuzhan Efe Sapmaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Destekli İstihdam Ofisi’ne başvurarak Eşrefpaşa Hastanesi’nde işe başladı. Otizmin yüksek işlevli bir spektrumu olan asperger sendromuna sahip 30 yaşındaki Sapmaz, “İşimde çok mutluyum. Benim hikâyem, benim durumumda olanlara örnek olacak” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, başta nöroçeşitli olmak üzere kentte yaşayan tüm engel gruplarından kişilerin istihdam edilmesi ve iş sürecinde iş koçu desteği almasını sağlamak amacıyla Türkiye’de ilk kez Destekli İstihdam Ofisi’ni kurdu. Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren ofis, bir yılda 53 kişiyi hem özel sektörde hem de kamu kurum ve kuruluşlarında iş gücüne kattı. Onlardan biri de İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nde göreve başlayan Türkiye’nin bilinen ilk asperger sendromlu biyomedikal yüksek mühendisi Oğuzhan Efe Sapmaz oldu. Ofiste görev alan iş koçlarının desteği ile kendi alanına uygun bir işe yönlendirilen Sapmaz, Eşrefpaşa Hastanesi’nde kullanılan cihazların tamir, bakım ve kalibrasyonunu yapıyor. Hem işe giriş hem de işe alışma sürecinde Destekli İstihdam Ofisi’nin pek çok desteğini gördüğünü belirten Sapmaz, “Çalışmaya devam ediyorum ve hastaneyi daha da ileriye taşıyacağım. Benden sonrakilere rehber olduğumu düşünüyorum. Benim hikâyem, benim durumumda olanlara örnek olacak” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İşin mutfağında daha iyiyim”</strong></p>
<p>Kısa süre önce işe başlayan Sapmaz, Destekli İstihdam Ofisi’ne başvurusu hakkında şunları söyledi: “Ben biyomedikal mühendisliği bölümünden mezun oldum, sonrasında da aynı üniversitede biyomühendislik üzerine yüksek lisans yaptım. Mezun olduktan sonra ameliyat yatakları üreten bir firmada çalıştım. Bir süre de diyaliz cihazlarının distribütörlüğünü yapan firmada çalıştım. Destekli İstihdam Ofisi’ne 2024 yılının kasım ayında başvurdum. Bana orada çok yardımcı oldular. Onlara mesleğimi ve daha önce çalıştığım yerleri söyledim. Onlar da iş bulmam konusunda birçok firmayla görüştü. En sonunda Eşrefpaşa Hastanesi’nde işe başladım. Burada hastanedeki cihazların tamirini, bakımını, kalibrasyonunu yapıyoruz. Örneğin bu sabah bir tansiyon aletinin kalibrasyonunu yaptık. Şu an çok mutluyum. Mezun olduğumdan beri bu işin mutfağında çalışacağım bir görev yapmak istiyordum ama genelde hep satışla ilgili teklifler alıyordum. İnsanları ikna etmede başarılı değilim, cihazlar konusunda daha iyi olduğumu düşünüyorum. Destekli İstihdam Ofisi bana gerçekten yardımcı oldu.”</p>
<p><strong>“Uyumlu bir şekilde çalışıyor”</strong></p>
<p>Destekli İstihdam Ofisi, bireylerin yetenek ve ilgi alanlarına uygun iş fırsatlarını belirliyor, işe yerleştirme sürecini yönetiyor ve istihdam edilen bireylerin iş yerindeki gelişimini takip ediyor. Önce birey analizini tamamlayıp ardından adaya uygun özel sektör ve kamu kurum ve kuruluşlarıyla görüşen iş koçları, adayların istihdam süreci başladığında da evrak hazırlama, sağlık raporu alma gibi konularda adaya destek oluyor. İş koçları, iş başı yapan yurttaşın işe alışması ve işin sürdürülebilir olması için de desteğini sürdürüyor. Sapmaz’ın istihdam süreciyle ilgilenen iş koçlarından Cansu Çoban, “Oğuzhan Efe Sapmaz, ofisimize başvurduğunda diğer adaylarda olduğu gibi onu yakından tanımak için kişi analizi yaptık. Sadece kişinin beyanına istinaden değil, bizim de gözlemlerimize dayanarak işe uygunluğunu tespit ediyoruz. Kendisinin mesleki ve sosyal becerilerini gözlemledik. Oğuzhan Efe Sapmaz, işe başladığında hızlı sürede ortama ve işe adapte oldu. Şu anda uyumlu bir şekilde çalışıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Gurur duyuyoruz”</strong></p>
<p>Sapmaz’ın İZELMAN AŞ bünyesinde işe başladığını kaydeden İZELMAN AŞ Genel Müdür Yardımcısı İlknur Tanrıverdi ise “Oğuzhan Efe Sapmaz, Destekli İstihdam Ofisi’ne başvurup İZELMAN AŞ Genel Müdürlüğü bünyesinde engelli kadrosundan işe kabul edildi ve Eşrefpaşa Hastanesi’nde biyomedikal mühendis olarak göreve başladı. Oğuzhan Efe Sapmaz, Türkiye’de bilinen ilk asperger sendromlu yüksek biyomedikal mühendisi olan bir arkadaşımız ve onunla çalışmaktan büyük gurur duyuyoruz. Biz de onun gibi diğer arkadaşlarımızı engelli kadromuz üzerinden bünyemize dahil etmek için gerekli çalışmaları yürütüyoruz. Bundan sonraki engelli personel işe alımlarımızda Destekli İstihdam Ofisi’nde görevli iş koçlarımız süreci bizimle beraber yürütecek. Onlara da teşekkür ediyoruz” sözlerine yer verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asperger-sendromlu-yuksek-muhendis-esrefpasa-hastanesinde-gorevde-620277">Asperger sendromlu yüksek mühendis, Eşrefpaşa Hastanesi&#8217;nde görevde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ilacı]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[modu]]></category>
		<category><![CDATA[restorasyon]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku İlaçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, 13 Mart Dünya Uyku Günü dolayısıyla, uykusuzluk için sık başvurulan uyku ilaçlarının etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005">Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, 13 Mart Dünya Uyku Günü dolayısıyla, uykusuzluk için sık başvurulan uyku ilaçlarının etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Uyku beynin temizlik ve restorasyon modu!</strong></p>
<p>Uykunun beyin ve vücut için sadece bir dinlenme süreci olmadığını hatırlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Uyku aynı zamanda beynin temizlik ve restorasyon modudur. Gündüz uyanıkken beyinde biriken beta-amiloid gibi toksik proteinler gece uyurken lenfatik sistem aracılığıyla temizlenir.” dedi.</p>
<p>Hafızanın konsolidasyonu için öğrenilen bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe uyku sırasında aktarıldığını ifade eden Prof. Dr. Metin, vücudun dokularının yenilenmesi, kas gelişimi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesinin yine uykuda gerçekleştiğini aktardı.</p>
<p><strong>Uyku ilacı sadece hekim tarafından gerekli görüldüğünde ve reçete edildiğinde kullanılmalı!</strong></p>
<p>Uyku ilaçlarının akut stres, yas, travma, jet-lag veya uykuyu zorlaştıran tıbbi durumlar gibi 2-4 haftalık geçiş dönemlerinde kullanılabileceğine değinen Prof. Dr. Barış Metin, “Psikiyatrik nedenlerle uyku problemi yaşayan hastalarda uyku verici özelliği olan antidepresanlar kullanılabilir.” dedi. </p>
<p>Uyku apnesi gibi solunumu etkileyen hastalık varlığında dikkatli kullanılması gerektiği uyarısını yapan Prof. Dr. Metin, şöyle devam etti:</p>
<p>“Uyku ilacı sadece hekim tarafından gerekli görüldüğünde ve reçete edildiğinde kullanılmalı ve alışkanlık yapıcı ilaçların uzun süre kullanımından kaçınılmalıdır.</p>
<p>Pek çok uyku ilacı hem psikolojik hem de fiziksel bağımlılık yapma potansiyeline sahiptir. Tolerans geliştiğinde, ilacın aynı etkiyi yapması için ilacın dozunu artırmak gerekir. Uzun süreli kullanımında gündüz sersemliği, bilişsel gerileme, denge bozuklukları ve yaşlılarda düşme riskini artırarak kişinin güvenliğini tehlikeye atar. Kronik uykusuzlukta ilk seçenek ilaçlar değil, öncelikle altta yatan nedenin tedavi edilmesi gerekir. Örneğin huzursuz bacaklar sendromu sıklıkla kronik uykusuzluk nedenidir ve tedavisinde uyku ilaçları kullanılmaz.”</p>
<p><strong>Takviyeler etkili olabilir ancak şiddetli uykusuzlukta hekime danışılmalı!</strong></p>
<p>Uyku ilaçlarının sadece uykusuzluk için değil epilepsi,  parasomniler (uyku terörü, uyurgezerlik) gibi durumlarda da tedavinin bir parçası olabildiğini kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, uykuya yardımcı doğal yöntemler hakkında da bilgi verdi:</p>
<p>“Melatonin vücudun biyolojik saatini düzenler. Uykudan 1-2 saat önce düşük dozda kullanımı etkilidir. Valerian (kediotu), pasiflora ve papatya çayı hafif sakinleştirici etkileriyle bilinir. Magnezyum ise kas gevşemesi ve sinir sistemi regülasyonu için akşam saatlerinde alınması faydalı olabilir. Bu besin takviyeleri hafif bir uyku isteği verebilmekle birlikte çok şiddetli uykusuzluk durumunda mutlaka hekim tavsiyesi alınmalı.” </p>
<p><strong>Uyku ilaçları bilinçsiz kullanıldığında beynin doğal uyku düzenini bozabiliyor!</strong></p>
<p>İnsanların uyku sorunlarını genellikle hafife aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, “Birçok insan kronik uykusuzluk sıkıntısı çekmesine karşın bu konuda hekime başvurmuyor. Çok küçük bir hasta grubu gereksiz ilaç kullanıyor olabilir.” dedi.</p>
<p>Uyku ilaçlarının bir tedavi değil geçici bir yardım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Doktor gözetimi olmadan kullanılan uyku ilaçları, beynin doğal uyku mimarisini, REM ve derin uyku dengesini bozabilir. Uyku bozukluklarında tedavi öncelikle altta yatan nedenlerin iyileştirilmesidir.</p>
<p>Sirkadiyen tutarlılığı sağlamak için hafta sonu dahil her gün aynı saatte uyanın. Dijital detoks için yatmadan en az 1 saat önce telefon, tablet gibi mavi ışık kaynaklarını kapatın. Tamamen karanlık ve yaklaşık 18-20°C hafif serin bir odada uyuyun. Uykusuzluk probleminiz kronik bir hal aldıysa bir uyku uzmanına danışabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-beynin-temizlik-ve-restorasyon-modu-620005">Uyku, beynin temizlik ve restorasyon modu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 saat açık sanal tehlike!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:33:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[açık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar Oynama]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, kumar ve sanal kumar bağımlılığının psikolojik, nörolojik ve sosyal boyutlarını, risklerini, motivasyon mekanizmalarını ve tedavi yaklaşımlarını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234">24 saat açık sanal tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, kumar ve sanal kumar bağımlılığının psikolojik, nörolojik ve sosyal boyutlarını, risklerini, motivasyon mekanizmalarını ve tedavi yaklaşımlarını açıkladı.</p>
<p><strong>Sanal kumarın erişilebilirliği arttıkça bağımlılık riski de yükseliyor!</strong></p>
<p>Kumarın hem fiziksel ortamlarda hem de dijital platformlarda oynanabildiğini ifade eden Dr. Bahruz Shukurov, “Ancak teknolojinin gelişmesiyle birlikte sanal kumarın erişilebilirliği ve yaygınlığı ciddi şekilde arttı. Bu durum bağımlılık riskini de önemli ölçüde yükseltmekte.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığının en temel özelliklerinden birinin, kişinin kumar oynama davranışı üzerinde kontrolünü kaybetmesi olduğunu aktaran Dr. Shukurov, “Kişi zamanla kazandığından çok daha fazla para harcamaya başlar ve gününün önemli bir bölümünü kumar oynayarak geçirir. Bu süreç ilerledikçe iş hayatı, aile ilişkileri ve sosyal sorumluluklar ihmal edilmeye başlanır. Maddi kayıplar büyür, borçlar oluşur ve kişi giderek daha zor bir ekonomik tabloyla karşı karşıya kalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi kazandığında da kaybettiğinde de kumar oynamak ister! </strong></p>
<p>Yalan söyleme davranışının kumar bağımlılığının önemli tanı ölçütleri arasında yer aldığına işaret eden Dr. Bahruz Shukurov, “Bağımlı birey, kumar oynayabilmek için para bulmak amacıyla yakınlarına veya çevresine yalan söyleyebilir. Bunun temel nedeni, kumar oynayamadığında yaşayacağı yoğun sıkıntı ve huzursuzluğun, yalan söylemenin yaratacağı vicdani rahatsızlıktan daha ağır gelmesidir. Zaman içinde bu davranış giderek kolaylaşır ve kişinin kişilik yapısında belirgin değişimlere yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığında motivasyonun iki yönlü çalıştığına değinen Dr. Shukurov, şunları söyledi:</p>
<p>“Kişi kazandığında da kaybettiğinde de kumar oynamak ister. Kazandığında aldığı ödül ve haz duygusu yeni bir motivasyon oluşturur. Kaybettiğinde ise kaybını telafi etme isteği devreye girer. Bağımlı bireyler sıklıkla ‘keyif için oynamıyorum, sadece kaybımı telafi etmek istiyorum’ şeklinde açıklamalar yapar. Ancak bu düşünce çoğu zaman bağımlılık döngüsünü sürdürür ve kişi yeniden kumar oynamaya devam eder.”</p>
<p><strong>Kumar, keyif yerine kötü hisleri geçici olarak azaltan bir araca dönüşür! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının çoğu zaman ilk başlarda yaşanan bir yüksek kazanç veya güçlü heyecan deneyimi ile başlayabileceğine dikkat çeken Dr. Bahruz Shukurov, “Özellikle erken yaşlarda elde edilen büyük bir kazanç, kişinin beyninde güçlü bir iz bırakır. Bu deneyim beynin ödül sisteminde normalin üzerinde bir haz oluşturur ve kişi zamanla bu duyguyu tekrar yaşamak için kumar oynamaya devam eder.” dedi.</p>
<p>Ancak süreç ilerledikçe kişinin bu yüksek heyecanı daha az yaşamaya başladığını, kayıpların arttığını ve kişinin normal duygu durumunun daha düşük bir seviyeye gerilediğini ifade eden Dr. Shukurov, “Sonuç olarak kumar, artık keyif veren bir aktiviteden çok, kişinin kendini kötü hissetmesini geçici olarak azaltan bir araca dönüşür. Bağımlılığın ilerleyen dönemlerinde yalnızca kumar oynamak değil, kumarla ilişkili uyaranlar da tetikleyici hâle gelir. Bahis sesleri, oyun bildirimleri, maç izlemek veya kumarla ilgili reklamlar bile kişide güçlü bir kumar oynama isteği yaratabilir. Bu nedenle bağımlılıkla mücadelede tetikleyici unsurlardan mümkün olduğunca uzak kalmak büyük önem taşır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beyin kısa vadeli ödülleri tercih eder, bu da bağımlılığı güçlendirir! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının ciddi maddi kayıplara yol açabileceğini vurgulayan Dr. Bahruz Shukurov, “Kimi zaman kayıplar kişinin aylık gelirinin onlarca hatta yüzlerce katına ulaşabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bankalara veya farklı kaynaklara borçlanmaya kadar ilerleyebileceğini aktaran Dr. Shukurov, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çoğu zaman aile bireyleri devreye girerek bu sorunları çözmeye çalışır. Ancak profesyonel destek alınmadan yapılan müdahaleler genellikle geçici bir rahatlama sağlar ve kişi bir süre sonra yeniden kumar oynamaya başlayabilir.</p>
<p>Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: Bu kadar kayba rağmen kişi neden kumar oynamaya devam eder? Bunun iki önemli nedeni vardır. Birincisi, bağımlı kişinin yaşadığı sorunların çoğu zaman çevresi tarafından telafi edilmesidir. Eğer kişi yaşadığı sonuçlarla doğrudan yüzleşmezse davranış değişimi zorlaşır. İkinci neden ise kumarın kısa vadede sağladığı heyecanın, uzun vadeli zararların önüne geçmesidir. İnsan beyni çoğu zaman kısa vadeli ödülleri tercih eder ve bu durum bağımlılık davranışını güçlendirir.”</p>
<p><strong>Sanal kumarın en büyük riski 24 saat erişilebilir olması! </strong></p>
<p>Sanal kumarın, geleneksel kumara göre bazı açılardan daha riskli olduğunu dile getiren Dr. Bahruz Shukurov, bu riskleri şöyle açıkladı:</p>
<p>“En önemli farklardan biri 24 saat erişilebilir olmasıdır. Kişi günün her saatinde, bulunduğu her yerde kumar oynayabilir. Ayrıca dijital ortamda para çoğu zaman sadece sayısal bir değer gibi algılanır. Bu nedenle kişiler gerçek para kaybettiklerini daha az hissedebilir ve daha büyük riskler alabilir.</p>
<p>Sanal kumar platformları aynı zamanda yoğun reklam ve teşvik mekanizmaları kullanır. Bonus teklifleri, mesajlar ve sürekli gönderilen bildirimler kişiyi tekrar oyuna çekmek için tasarlanır. İlk aşamada bazı kullanıcıların kazanç elde etmesi de bu sistemin bir parçası olabilir. Böylece kişi erken dönemde güçlü bir ödül deneyimi yaşayarak kumara daha fazla bağlanabilir.”</p>
<p><strong>Bağımlılıklarda ‘tam iyileşme’ yerine ‘kontrol altına alma’ daha gerçekçi bir yaklaşım! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının, beynin ödül sistemi ile yakından ilişkili olduğuna dikkat çeken Dr. Bahruz Shukurov, “Ventral tegmental alan, nükleus akumbens ve insula gibi bölgeler bu süreçte rol oynar. Kumar davranışı tekrarlandıkça bu sinir yolları güçlenir.” dedi.</p>
<p>Başlangıçta küçük bir iz gibi olan bu yolakların zamanla adeta bir otoyola dönüştüğünü ve kişinin düşünce dünyasında kumarın merkezi bir yer edindiğini kaydeden Dr. Shukurov, kumar bağımlılığının tedavisinin mümkün olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Dr. Shukurov bu sürecin genellikle çok yönlü bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi ve devam etti:</p>
<p>“Tedavi yalnızca bireyi değil, aileyi de kapsayan bir iş birliği içinde yürütülmeli. Psikiyatrist, psikolog, hasta ve aile üyelerinin birlikte çalışması başarı şansını artırır. Profesyonel destek olmadan yalnızca söz vermek, yemin etmek veya kendi kendine bırakmaya çalışmak çoğu zaman yeterli olmaz.</p>
<p>Bağımlılıklar için ‘tam iyileşme’ kavramından ziyade ‘kontrol altına alma’ veya ‘düzelme’ kavramı daha gerçekçidir. Bu durum bazı kronik hastalıklara benzetilebilir. Kişi tetikleyicilerden uzak durur, tedavi planına uyar ve gerekli önlemleri alırsa uzun süre kumar oynamadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. Ancak tamamen iyileştiğini düşünerek tüm önlemleri kaldırmak tekrar risk oluşturabilir.”</p>
<p><strong>Çoğu durumda belirleyici olan heyecan ve adrenalin duygusu! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığında çoğu zaman kişinin parayı mı yoksa heyecanı mı sevdiği sorusunun sorulduğunu aktaran Dr. Bahruz Shukurov, “Çoğu durumda belirleyici olan heyecan ve adrenalin duygusudur. Kazanma ihtimalinin eşiğinde olmak, risk almak ve o anki yoğun duygu durumunu yaşamak bağımlılığı besleyen önemli faktörlerdir.” dedi.</p>
<p>Bağımlılık ilerledikçe kişinin yalnızca kumar ve kumarla ilişkili konulara karşı yüksek motivasyon gösterdiğinin altını çizen Dr. Bahruz Shukurov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günlük sorumluluklara karşı isteksizlik ve enerji düşüklüğü görülebilir. Bu nedenle tedavi sürecinde yalnızca kumar davranışı değil, kişinin düşünce yapısı, motivasyonu ve yaşam düzeni de ele alınmalıdır. Kumar oynayan bir yakına sahip olan aile bireyleri için de destek almak önemlidir. Aileler hem bağımlı bireyle birlikte tedavi sürecine katılabilir hem de ayrı olarak danışmanlık alabilirler. Erken müdahale, sorunun büyümesini ve daha büyük kayıpların oluşmasını önleyebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234">24 saat açık sanal tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karabağlar Belediyesi&#8217;nden Çöp Evle İlgili Açıklama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karabaglar-belediyesinden-cop-evle-ilgili-aciklama-618901</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 14:08:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[ekipler]]></category>
		<category><![CDATA[evle]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kamyon]]></category>
		<category><![CDATA[karabağlar]]></category>
		<category><![CDATA[lgili]]></category>
		<category><![CDATA[Mesken]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618901</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karabağlar ilçesi Gülyaka Mahallesi 2983 Sokak No:16 adresinde bulunan bir meskene ilişkin çevre sakinlerinden gelen şikayetler üzerine belediye ekiplerimiz tarafından yerinde inceleme gerçekleştirilmiştir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karabaglar-belediyesinden-cop-evle-ilgili-aciklama-618901">Karabağlar Belediyesi&#8217;nden Çöp Evle İlgili Açıklama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karabağlar ilçesi Gülyaka Mahallesi 2983 Sokak No:16 adresinde bulunan bir meskene ilişkin çevre sakinlerinden gelen şikayetler üzerine belediye ekiplerimiz tarafından yerinde inceleme gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Yapılan denetimlerde söz konusu meskende yoğun çöp ve atık birikimi bulunduğu, ortamın hijyen koşullarının ciddi şekilde bozulduğu ve durumun halk sağlığı ile çevre sağlığı açısından risk oluşturduğu tespit edilmiştir. İncelemelerde ayrıca böcek ve kemirgen oluşumuna ilişkin bulgulara rastlanmış, mesken içerisinde kötü koku, bozulmuş gıda maddeleri ve hijyen koşullarının bozulmasına bağlı çeşitli sağlık riskleri gözlemlenmiştir.</p>
<p>Konu, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 254 ve 256. maddeleri kapsamında değerlendirilmiş ve Karabağlar İlçe Hıfzıssıhha Kurulu gündemine taşınmıştır. İlçe Hıfzıssıhha Kurulu’nun 14.10.2025 tarihli kararı doğrultusunda mesken sahiplerine temizlik ve ıslah işlemlerinin yapılması için süre verilmiştir.</p>
<p>Verilen süre içerisinde gerekli işlemlerin yapılmadığının tespit edilmesi üzerine Karabağlar Belediyesi tarafından hukuki süreç başlatılmıştır. Yapılan başvuru sonucunda İzmir 6. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 2026/3424 D.İş sayılı kararı ile belediye ekiplerine meskene girilerek temizlik ve ıslah işlemlerinin gerçekleştirilmesine izin verilmiştir.</p>
<p>Söz konusu süreç, Karabağlar Kaymakamlığı ile koordinasyon içerisinde yürütülmüş, ilgili kurumların iş birliğiyle gerekli idari ve hukuki adımlar atılmıştır.</p>
<p>Mahkeme kararının ardından belediye ekipleri ve emniyet birimleri eşliğinde 04 Mart 2026 tarihinde adrese gidilerek temizlik ve boşaltma işlemleri başlatılmıştır. Meskende biriken yoğun çöp ve atıkların tahliyesi için çalışmalar sürdürülmektedir.</p>
<p>Çöp evde yürütülen temizlik çalışmalarına Karabağlar Belediyesi ekipleri yoğun bir şekilde katılmıştır. Çalışmalarda 35 personel, 2 kamyon ve 1 kepçe görev alırken, Karabağlar Belediyesi Arama Kurtarma Ekibi KAR-KUT’tan bir personel de çalışmalara destek vermiştir.</p>
<p>İki katlı ve teras bölümü bulunan yapıdan çıkarılan atık ve eşyalar ekipler tarafından titizlikle ayrıştırılmıştır. Üst kat ve teras bölümünde bulunan atıklar doğrudan kamyonlara yüklenirken, giriş katındaki malzemelerin kamyonlara doğrudan aktarılması mümkün olmadığı için önce sokağa çıkarılmış, daha sonra yola dökülen atıklar kepçe yardımıyla kamyonlara yüklenerek alandan tahliye edilmiştir.</p>
<p>Yapılan çalışmalar sonucunda evden ana kadar 12’den fazla büyük kamyon dolusu atık ve eski eşya çıkarılmıştır. Kullanılamaz durumdaki eşyalar bertaraf edilmek üzere alınırken, kullanılabilir durumdaki eşyalar ise ayrıştırılarak ev içerisinde belirlenen odalarda düzenli bir şekilde muhafaza edilmiştir.</p>
<p>Temizlik çalışmaları Pazartesi günü de devam edecek ve çalışmaların tamamlanmasının ardından ev ve çevresinde de geniş çaplı ilaçlama çalışması yapılacaktır.</p>
<p>Bu çalışma tamamlanana kadar komşularımızın çevre ve halk sağlığı açısından olumsuz etkilenmemesi için süreç hassasiyetle yürütülmektedir.</p>
<p>Karabağlar Belediyesi olarak vatandaşlarımızın sağlığını ve yaşam güvenliğini korumak amacıyla gerekli çalışmalar daha önce olduğu gibi bundan sonra da titizlikle sürdürülecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karabaglar-belediyesinden-cop-evle-ilgili-aciklama-618901">Karabağlar Belediyesi&#8217;nden Çöp Evle İlgili Açıklama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artışı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nedensiz]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793">Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda psikolojik sistemimizin de yeniden dengelenmesi gereken bir dönemi ifade ediyor. Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, mevsim geçişleri iç dünyamızda  “yeniden düzenleme” sürecini tetikleyebiliyor. Klinik gözlemlere göre, kışın içe dönük yapıdan baharın artan temposuna geçiş döneminde nedensiz yorgunluk, motivasyon düşüşü, uyku artışı ve duygusal hassasiyet gibi yakınmalar belirgin şekilde artış gösteriyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri,</strong>  pek çok kişinin bu dönemde “Depresyona mı giriyorum?” endişesi taşıdığını belirterek, “Oysa her duygu durum değişimi depresyon anlamına gelmez. Çoğu zaman yaşanan bu tablo, bedenin ve zihnin çevresel değişimlere verdiği doğal bir uyum tepkisidir. Mevsimsel geçişler sırasında gün ışığı süresi, sıcaklık, sosyal hareketlilik ve günlük alışkanlıklar değişir. Bu değişimler doğrudan biyolojik ritmimizi etkileyen sirkadiyen sistemini devreye sokar. Sirkadiyen sistemi sağlıklı çalışmadığında, hormon dengesinde ve duygu durumunda bozulmalar ile depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Bunun sonucunda kendimizi daha yorgun hissedebilir, sabahları uyanmakta zorlanabilir veya zihinsel performansımızda düşüş yaşayabiliriz. Burada önemli olan nokta, bu belirtilerin geçici ve yönetilebilir olduğunun bilinmesidir” diyor. </p>
<p><strong>Duygusal dalgalanmalar zayıflık değildir! </strong></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Sena Sivri,</strong> mevsim geçişlerinde yaşanan duygu dalgalanmalarının psikolojik açıdan bir zayıflık değil; aksine adaptasyon kapasitemizin bir göstergesi olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “ Önemli olan, bu değişimleri korkulacak bir durum olarak görmek yerine, bedenin ve zihnin uyum sürecinin bir parçası olarak değerlendirebilmektir. Küçük yaşam düzenlemeleri, farkındalık ve gerektiğinde profesyonel destekle bu dönemler daha dengeli, hatta kişisel farkındalığın arttığı bir süreç haline gelebilir. Çünkü ruh sağlığı, yalnızca zor dönemlerde değil; değişim anlarında da kendimize nasıl eşlik ettiğimizle şekillenir.”  <strong>Uzman Psikolog Sena Sivri, </strong> klinik deneyim ve bilimsel verilerin, küçük ama sürdürülebilir yaşam düzenlemelerinin ruh hali üzerinde belirgin bir koruyucu etkisi olduğunu gösterdiğini belirterek, bu süreci daha sağlıklı yönetebilmemiz için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Gün ışığıyla temasınızı artırın</strong></p>
<p>Doğal ışık, beynin “uyanıklık” ve “denge” sinyallerini düzenliyor. Sabah saatlerinde alınan gün ışığı, serotonin seviyelerini destekleyerek, enerji artışı sağlıyor. Özellikle kapalı ortamlarda çalışan kişiler için kısa açık hava yürüyüşleri bile fark oluşturuyor. Bu nedenle, gün içinde, dışarıda en az 15–20 dakika zaman geçirmeniz önemli.</p>
<p><strong>Uyku düzeninizi koruyun</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde uyku isteğimiz oldukça artabiliyor. Ancak, düzensiz uyku saatleri, biyolojik ritmi daha da bozarak yorgunluk hissini artırabiliyor. Kaliteli uyku, duygusal dayanıklılığın temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmanız zihinsel dengenizi destekleyecektir. </p>
<p><strong>Hareket etmeyi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Düşen enerji seviyeleri kişiyi hareketsizliğe itebiliyor; oysa hareket etmek enerji üretimini artırıyor. Düzenli egzersiz endorfin salgısını destekliyor ve kaygı düzeyini azaltıyor. Hafif tempolu yürüyüşler, yoga veya esneme egzersizleri bile psikolojik rahatlama sağlıyor.  </p>
<p><strong>Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde hızlı enerji veren şekerli besinlere yönelim artabiliyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, bu seçimlerin kısa vadede rahatlatıcı görünse de sonrasında enerji düşüşüne yol açabileceğini vurgulayarak, “Beslenme alışkanlıkları, psikolojik iyi oluşun göz ardı edilmemesi gereken bir parçasıdır. Dengeli protein ve lif tüketimi ruh halinin daha dengeli kalmasına destek olur” diyor. </p>
<p><strong>Sosyal bağlarınızı sürdürün</strong></p>
<p>İçe kapanma eğilimi mevsim geçişlerinde artış gösterebiliyor. Ancak, sosyal etkileşim ve sağladığı aidiyet duygusu, psikolojik esnekliği güçlendiren önemli bir koruyucu faktördür. Kısa bir kahve buluşması ya da telefon görüşmesi bile aidiyet hissini güçlendirebiliyor. </p>
<p><strong>Günlük küçük rutinler oluşturun</strong></p>
<p>Belirsizlik duygusu zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Gün içinde tekrar eden küçük alışkanlıklar ise kontrol hissi kazandırıyor. Sabah rutini, kısa yürüyüşler veya akşam sakinleşme ritüelleri psikolojik dengeyi destekliyor. </p>
<p><strong>Duygularınızı normalleştirin</strong></p>
<p>“Böyle hissetmemeliyim” düşüncesi çoğu zaman içsel baskıyı artırıyor. Mevsimsel değişim dönemlerinde düşük enerji veya isteksizlik hissi yaşamak olağandır. Bu duyguları fark etmek ve kabul etmek, psikolojik uyumu kolaylaştırıyor. Kendinize karşı daha şefkatli olmanız, bu süreçte önemli bir içsel desteği sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Dijital yükünüzü azaltın</strong></p>
<p>Uzun süre ekran karşısında kalmak zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Özellikle akşam saatlerinde ekrana maruz kalmak uyku kalitesini olumsuz etkiliyor. Gün içinde vereceğiniz kısa dijital molalar zihninizin toparlanmasına yardımcı olacak ve böylece duygusal dalgalanmaları daha hafif hissetmenize katkıda bulunacaktır.</p>
<p><strong>Küçük ve ulaşılabilir hedefler belirleyin</strong></p>
<p>Enerjinin düşük olduğu dönemlerde yüksek beklentiler motivasyon kaybına yol açabiliyor.  Günlük küçük hedefler belirlemek ise başarı hissini artırıyor. Tamamlanan her küçük adım, psikolojik olarak “ilerleme” duygusu oluşturuyor ve bu etkisiyle ruh halini olumlu yönde destekliyor. </p>
<p><strong>Destek almaktan çekinmeyin</strong></p>
<p>Uzman Psikolog Sena Sivri, mutsuzluk, isteksizlik veya umutsuzluk hissinin iki haftadan uzun sürmesi durumunda profesyonel destek almanızın önemli olduğuna dikkat çekiyor. Mevsimsel duygu durum değişimlerinin terapiyle oldukça iyi yönetilebildiğini belirten Sena Sivri, “Erken dönemde alacağınız destek, sürecin kronikleşmesini önler. Psikolojik yardım güçsüzlük değil, farkındalık göstergesidir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793">Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 12:08:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çatlama]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[İç]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kopuş]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, işlevselliğin sürdürülebilmesine rağmen işe ve ortama duygusal olarak bağlanılamamasıyla ilerleyen ve fark edilmesi zor olan ‘sessiz çatlama’ süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428">Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, işlevselliğin sürdürülebilmesine rağmen işe ve ortama duygusal olarak bağlanılamamasıyla ilerleyen ve fark edilmesi zor olan ‘sessiz çatlama’ süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dışarıdan her şey normal görünse de, kişi işine duygusal olarak bağlanamaz! </strong></p>
<p>Günümüzde gittikçe yaygın kullanılmaya başlanan ‘sessiz çatlama’ teriminin, kişinin işlevselliğini sürdürmesine rağmen iş hayatında; anlam, aidiyet ve duygusal bağlarını yitirmesiyle gelişen bir süreç olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu durum ani bir kırılma ya da açık bir tükenme haliyle değil, daha çok fark edilmeden ilerleyen bir iç kopuş şeklinde yaşanır.” dedi.</p>
<p>Kişinin işine devam ettiğini ve sorumluluklarını yerine getirdiğini aktaran Erol, “Hatta çoğu zaman dışarıdan bakıldığında herhangi bir sorun varmış gibi görünmez. Ancak iç dünyada, yapılan işle kurulan duygusal bağ zayıflamış, anlam duygusu aşınmış ve kişinin kendisini işe ait hissetme hali belirgin biçimde azalmıştır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür! </strong></p>
<p>Bu yönüyle sessiz çatlamanın, klasik tükenmişlikten ayrıldığına işaret eden Klinik Psikolog İpek Erol, şunları söyledi:</p>
<p>“Tükenmişlikte duygusal bitkinlik, enerji kaybı ve işlevsellikte gözle görülür bir düşüş daha erken dönemde ortaya çıkar. Sessiz istifada ise kişi bilinçli olarak geri çekilir ve minimum çabayla çalışmayı tercih eder. Sessiz çatlamada durum daha belirsizdir; kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür. Sorun davranıştan çok, kişinin yaptığı işle ve bulunduğu ortamla kurduğu içsel bağın giderek kopmasıdır.”</p>
<p><strong>Sessiz çatlamanın temelinde uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlar var! </strong></p>
<p>Bu süreci yaşayan kişilerde sıklıkla tarif edilmesi zor bir huzursuzluk hali görüldüğünü dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, “İçsel boşluk, anlamsızlık hissi, duygusal donukluk ya da bastırılmış öfke eşlik edebilir.” dedi.</p>
<p>Zihinsel olarak sürekli ‘idare etme’ modunda olmak, otomatikleşmiş bir şekilde çalışmak ve yapılan işten eskisi kadar tatmin olmamak durumlarının yaygın olduğunu kaydeden Erol, “Kişi çoğu zaman neyin yanlış gittiğini tam olarak adlandıramaz; çünkü yaşanan durum tek bir olaydan değil, uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlardan beslenir. Sessiz çatlamanın dışarıdan fark edilmesinin zor olmasının temel nedeni budur. Bu kişiler genellikle sorumluluklarını aksatmaz, şikâyet etmez ve beklentileri karşılamaya devam eder. Duygularını ifade etmekte zorlanan ya da yük olmamayı öğrenmiş bireylerde süreç daha da görünmez hâle gelir. Bu nedenle çevre tarafından ‘her şey yolunda’ algısı oluşurken, iç dünyada ciddi bir kopuş yaşanıyor olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon ve performans düşer! </strong></p>
<p>Performans açısından bakıldığında, sessiz çatlamanın her zaman doğrudan bir düşüşle ilerlemediğine dikkat çeken Erol, “Çoğu zaman önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon azalır ve ancak daha ileri aşamalarda performans etkilenmeye başlar.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte asıl kaybın, kişinin işe kattığı duygusal yatırım, yaratıcılık ve aidiyet hissi olduğuna değinen Erol, “Bu kayıp sayısal verilerle ölçülmediği için uzun süre gözden kaçabilir. Sessiz çatlamayı tetikleyen etkenler hem bireysel hem de örgütsel düzeyde ele alınabilir. Bireysel düzeyde sınır koyamama, sürekli sorumluluk alma, onaylanma ihtiyacının yüksek olması ve duyguları bastırma eğilimi öne çıkar. Örgütsel düzeyde ise işverenler tarafından görülmeme hissi, takdir eksikliği, belirsiz beklentiler, psikolojik güvenliğin zayıf olması ve yapılan işin anlam boyutunun göz ardı edilmesi bu süreci besleyebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sessiz çatlamayı kişisel yetersizlik değil, bir uyarı sinyali olarak görmek gerekir! </strong></p>
<p>Sessiz çatlamayla başa çıkabilmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İlk adım, yaşanan durumu kişisel bir yetersizlik olarak değil, bir uyarı sinyali olarak ele almaktır. Bu noktada; kişi kendi duygusal durumunu fark etmeye ve adlandırmaya çalışmalı, yaptığı işle kendi değerleri arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmeli, iş ve özel yaşam sınırlarını daha net hâle getirmeli, duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturmalı ve gerekli durumlarda psikolojik destek almaktan kaçınmamalı. </p>
<p>Sessiz çatlama çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmeyen, hatta kişinin kendisinin bile tam olarak fark edemediği bir süreçtir. Ancak görmezden gelindikçe derinleşir. Bu nedenle erken fark edilmesi, hem bireyin ruhsal sağlığı hem de uzun vadeli işlevselliği açısından belirleyici bir öneme sahiptir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428">Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karabağlar &#8216;da Kadın ve Demokrasi Forumu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karabaglar-da-kadin-ve-demokrasi-forumu-618227</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 13:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[forumu]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[karabağlar]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618227</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karabağlar Belediyesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde toplumsal eşitlik ve dayanışmayı öne çıkaran “8 Mart Kadın ve Emek” forumunu düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karabaglar-da-kadin-ve-demokrasi-forumu-618227">Karabağlar &#8216;da Kadın ve Demokrasi Forumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karabağlar Belediyesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde toplumsal eşitlik ve dayanışmayı öne çıkaran “8 Mart Kadın ve Emek” forumunu düzenledi. Muzaffer İzgü Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay ve DİSK’in ilk kadın başkanı Arzu Çerkezoğlu, kadınların çalışma hayatındaki hakları ve örgütlenmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p><b>Kadın Emeği Masaya Yatırıldı</b></p>
<p>Etkinliğe; CHP Kadın Kolları MYK Üyesi Derya Durnabaş, CHP İl Başkan Yardımcısı Orhan Polat ve CHP Karabağlar İlçe Başkanı Volkan Gürboğa, İşçi dünyasını temsilen DİSK Genel-İş 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Aras ve 8 No’lu Şube Başkanı Deniz Şahin Gümüştekin’in yanı sıra, DİSK Genel-İş Kadın Komisyonu üyeleri, belediye meclis üyeleri, Karabağlar Kent Konseyi Başkanı İbrahim Yılmaz, mahalle muhtarları ve sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileri ile çok sayıda vatandaş organizasyona destek verdi.</p>
<p><b> “Kadınlar Sadece Sözde Değil, Hayatta Görünür Olmalı”</b></p>
<p>Forumun açılış konuşmasını yapan Başkan Kınay, Karabağlardaki kadınların aile içi ve toplumsal emek yüküne dikkat çekti.</p>
<p>Kınay “Kadınlarımız, ailenin, yoksulluğun ve evdeki bakım hizmetlerinin yükünü sırtlayarak hayatı taşıyor. Biz Karabağlar Belediyesi olarak sadece sözde değil, eğitim ve uygulamalarla eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı sürdürüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasında kadınların istihdam edilmesinin ve işyerlerinde eşit koşullara kavuşmasının önemine de değinen Başkan Kınay “Kurduğumuz Bölgesel İstihdam Ofisi sayesinde bugüne kadar 900’ün üzerinde kadının işe yerleşmesini sağladık. Kadınların sağlık ve güvenlik şartlarının sağlanması ve işyerlerinde adaletin temini sürecini yakından takip ediyoruz” dedi.</p>
<p><b>Kadın Mücadelesi ve Sendikal Örgütlenme</b></p>
<p>DİSK’in ilk kadın başkanı Arzu Çerkezoğlu ise kadınların sendikal örgütlenmesinin toplumsal eşitlik için kritik olduğunu belirtti. “Kadın işçilerin örgütlü olması, yalnızca kendi haklarını korumakla kalmaz; toplumun adalet ve eşitlik anlayışını da güçlendirir. Genç kadınlar ve erkekler de bu süreçte eğitim ve örgütlenmeyle tanışmalı” diye konuştu.</p>
<p>Çerkezoğlu konuşmasında ayrıca sendikal eğitimlerin toplumsal farkındalığı artırdığına dikkat çekti. Ve “Eğitimlerde kadın ve erkek üyelerimizin birlikte katılımıyla toplumsal cinsiyet eşitliği bilinci güçleniyor. Bu süreç, mücadeleyi ve örgütlenmeyi daha etkili kılıyor. Bizim hedefimiz, işyerinde adaletin sağlanması ve kadın emeğinin görünür hâle gelmesi” dedi.</p>
<p><b>Mücadele ve Umut Mesajı</b></p>
<p>Söyleşide her iki konuşmacı da kadınların dayanışmasına ve mücadelesine vurgu yaptı. Başkan Kınay, “Kadınların ürettiği ve yarattığı hayatın değerini görmek güçlenmek demektir. Karabağlar’da her gün bu mücadeleyi büyütüyoruz. Kadınlar her mücadelenin içinde olmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çerkezoğlu ise kadınlara ve gençlere seslenerek, “Birimizin umudu düştüğünde öbürü onu kaldıracak. Biz varsa umut var, kadınlar varsa umut var. Hep birlikte eşit, özgür ve adil bir toplum için mücadeleye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><b>Kadına Yönelik Şiddetle Mücadeleye Vurgu</b></p>
<p>Başkan Kınay, forumda ayrıca 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında belediye olarak yürüttükleri nöbet ve farkındalık çalışmalarına da değindi:</p>
<p>“Kadına yönelik şiddetle mücadele, sadece bir gün değil her gün sürmeli. Karabağlar Belediyesi olarak bu konuda hem eğitimlerle hem de toplumsal farkındalık çalışmalarıyla yanındayız. Kadınlarımızın güvenliği ve hakları için mücadeleye devam edeceğiz.”</p>
<p><b>Akaryakıt İstasyonu Çalışanlarına Destek</b></p>
<p>Etkinliğin sonunda Başkan Kınay, belediye iştiraki KARBEL A.Ş. bünyesindeki akaryakıt istasyonunun mahkeme kararıyla geçici olarak kapanmasına da değindi: Akaryakıt İstasyonu çalışan kadınları sahneye davet eden Başkan Kınay “Mahkeme, başka bir ticari işletmenin menfaatini engellediği gerekçesiyle istasyonun faaliyetini durdurdu. Ancak biz bu süreci çalışanlarımızla birlikte yürütüyor, emeğin ve dayanışmanın değerini koruyarak işyerimizi yeniden açmayı hedefliyoruz. Çalışanlarımızın sabrı ve katkısı çok değerli” diye konuştu.</p>
<p>Kınay son olarak  “Bu süreçte emeğiniz, dayanışmanız ve sabrınız çok değerli. Kadın emeğine ve sizlerin katkısına teşekkür ediyorum. Hep birlikte hak ve adalet mücadelesini büyüteceğiz” dedi.</p>
<p>Katılan izleyicilerin soru ve cevap şeklinde devam eden forumun sonunda Başkan Kınay, Arzu Çerkezoğlu’na çiçek ve Karabağlar Mobilya ustalarının yaptığı ahşap oyma çınar yaprağı hediye etti.</p>
<p><b>“Kadınlarla Güçlü Karabağlar” Fotoğraf Sergisi</b></p>
<p>8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında, Karabağlar Belediyesi kadın çalışanlarının eserlerinden oluşan “Kadınlarla Güçlü Karabağlar” fotoğraf sergisi de sergi salonunda açıldı. Başkan Kınay ve Arzu Çerkezoğlu sergiyi birlikte gezerek eserleri inceledi.</p>
<p>Başkan Helil Kınay ve DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu son olarak Karabağlar Belediyesi Bölgesel İstihdam Ofisi (BİO) tarafından düzenlenen ve sadece kadın adayların davet edildiği iş görüşmesini de ziyaret etti. İki Başkan, iş arayan kadınlarla kısa süre sohbet ederek kadın istihdamının önemine dikkat çekti.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karabaglar-da-kadin-ve-demokrasi-forumu-618227">Karabağlar &#8216;da Kadın ve Demokrasi Forumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günde 50-100 tel saç kaybı normal</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 12:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50-100]]></category>
		<category><![CDATA[diker]]></category>
		<category><![CDATA[Dökülme]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[Saç Dökülmesi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tel]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duşta ele gelen saçlar, yastıkta kalan teller, aynada fark edilen seyrelmeler… Saç dökülmesi, kadın erkek fark etmeksizin birçok kişiyi etkileyen yaygın bir durum.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877">Günde 50-100 tel saç kaybı normal</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Duşta ele gelen saçlar, yastıkta kalan teller, aynada fark edilen seyrelmeler… Saç dökülmesi, kadın erkek fark etmeksizin birçok kişiyi etkileyen yaygın bir durum. Çoğu zaman mevsimsel ve geçici olsa da bazen hormonal değişimlerin, vitamin eksikliklerinin, bağışıklık sistemi hastalıklarının ya da yoğun stresin işareti olabiliyor. Saç kaybının genellikle paniğe yol açtığını belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan Diker, “Saç dökülmesi ilk etapta ciddi bir hastalığı düşündürmez ancak uzun sürüyor, giderek artıyor ve belirgin incelme ya da açılma görülüyorsa bir dermatoloji uzmanına başvurmak önemli” dedi.</strong></p>
<p>Saçın doğal bir büyüme döngüsü var. Tellerin yaklaşık yüzde 85–90’ı 2–6 yıl sürebilen aktif büyüme evresindeyken yüzde 10–15’i dinlenme ve dökülme aşamasındadır. Bu nedenle günde 50-100 tel saç kaybının fizyolojik olarak normal kabul edildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan Diker, “Mevsim geçişlerinde, özellikle ilkbahar ve sonbaharda dökülme artabilir ancak saç çizgisinde belirgin bir açılma olmaz. Genellikle birkaç ay içinde dökülme kendiliğinden azalır ve yeni saç çıkışı görülür yani saçın kalınlığı ve hacminde ciddi bir değişiklik yaşanmaz. Buna karşılık günlük dökülmenin belirgin şekilde artması, saç ayrımının genişlemesi, tepe ya da şakaklarda gözle görülür seyrelme, saçın incelip hacmini kaybetmesi ve kaş, kirpik ya da vücut kıllarında azalma varsa bir uzmana başvurmak faydalı olur” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlarda seyrelme, erkeklerde saç çizgisi gerilemesi</strong></p>
<p>Erkeklerde en sık görülen saç dökülmesi tipinin genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu ve halk arasında erkek tipi dökülme olarak bilindiğini açıklayan Dr. Hicran Ercan Diker, “Bu tip genellikle 20’li ve 30’lu yaşlarda başlar. Saç çizgisi şakaklardan geriye doğru çekilir ya da tepe bölgesinde açılma olur. Çoğu erkekte ailede benzer bir öykü bulunur. Kadınlarda ise dökülme daha çok saçın genelinde seyrelme şeklinde görülür. Ön saç çizgisi çoğu zaman korunur ancak tepe bölgesinde hacim azalması fark edilebilir. Doğum ve emzirme dönemi, menopoz ve diğer hormonal değişimler, yoğun âdet kanamalarına bağlı demir eksikliği ile B12 ve D vitamini eksiklikleri kadınlarda sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Uykusuzluk, yoğun stres, hızlı kilo kaybı ve şok diyetler de saç dökülmesini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Demir, çinko, B12, folik asit ve D vitamini saç sağlığında etkili </strong></p>
<p>Stres, yetersiz beslenme ve bazı kronik hastalıkların, saç köklerinin büyüme sürecini etkileyebileceğinden bahseden Dr. Diker, “Özellikle ani stres, enfeksiyon, ameliyat ya da ağır bir hastalık sonrasında saçlar normalden daha erken dinlenme dönemine geçebilir ve buna bağlı olarak ani ve yaygın dökülme görülebilir. Beslenme eksiklikleri ve emilim sorunları da bu süreci etkiler. Demir, çinko, protein, B12, folik asit ve D vitamini eksiklikleri saçın sağlıklı uzamasını zorlaştırabilir. Diyabet, tiroit hastalıkları ve bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı hastalıklar da saçın büyüme döngüsünü bozarak dökülmeye yol açabilir” dedi.</p>
<p><strong>Saç dökülmesinin altında yatan sebepler araştırılır </strong></p>
<p>Özellikle doğum ya da bir enfeksiyon ardından başlayan geçici saç dökülmeleri hastaları çok endişelendirebiliyor. Bu tip dökülmelerin çoğu zaman altı ila dokuz ay içinde kendiliğinden toparladığını vurgulayan Dr. Diker, “Bu süreçte yapılan en büyük hatalardan biri kontrolsüz vitamin ve takviye kullanımı. Çünkü her saç dökülmesi vitamin eksikliğine bağlı değildir ve bilinçsizce kullanılan ürünler tam tersi şekilde zarar verebilir. Tedavide öncelikle altta yatan neden araştırılır, gerçekten bir vitamin ya da mineral eksikliği saptanırsa buna yönelik takviye planlanır, sistemik bir hastalık varsa ilgili branşlarla birlikte yönetilir. Gerekli durumlarda mezoterapi, PRP ya da lazer destekli uygulamalar da değerlendirilebilir. Hangi yöntemin uygun olacağı ise yapılan incelemeler ve muayene bulgularına göre belirlenir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Muayenede saç çekme testi yapılıyor </strong></p>
<p>Saç dökülmesi tanısında, hasta öyküsünün ayrıntılı dinlenmesinin çok kıymetli olduğunu dile getiren Dr. Diker, “Dökülmenin ne zaman başladığı, artıp artmadığı, ailede benzer bir durum olup olmadığı ve eşlik eden hastalıklar sorgulanır. Muayenede saç çekme testi yapılarak her çekişte ele gelen saç sayısına bakılır. Gerekli görüldüğünde hemogram, vücudun demir deposunu gösteren Ferritin değeri, B12, folik asit, D vitamini ve tiroit hormonları gibi kan testleri istenir. Saçta yuvarlak açılmalar, kaş ya da kirpik kaybı veya ek bir sorun varsa farklı cilt hastalıkları da değerlendirilir” dedi.</p>
<p><strong>Saç bakım ürünlerinin içeriğine dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Saç dökülmesini azaltmak için dengeli beslenmenin ve yeterli protein alımının önemli olduğunu vurgulayan Diker, “Vitamin ve mineral dengesini korumak için gerekli durumlarda diyetisyen desteği alınabilir. Aynı zamanda kozmetik ürün seçiminde de bilinçli davranılmalı. Kuaför ya da kozmetik mağazalarında tavsiye edilen ürünler yerine, dermatologların önerdiği ve belirtilen süre boyunca kullanılan ürünler daha güvenli bir alternatif sunar. İçeriği bilinmeyen ürünler saç derisinde hassasiyete yol açabilir ve dökülmeyi artırabilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877">Günde 50-100 tel saç kaybı normal</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 07:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Enflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Enflamatuvar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hızlandıran]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617700</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enflamasyon aslında koruyucu bir süreç ama…  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700">Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Enflamasyon aslında koruyucu bir süreç ama…  </strong></p>
<p>Enflamasyonun bağışıklık sisteminin tehdit algıladığında devreye soktuğu koruyucu ve iyileştirici bir yanıt olduğunu söyleyen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Akut enflamasyon kısa sürer; enfeksiyonla savaşır, yara iyileşmesini başlatır ve işini tamamlayınca sonlanır. Kronik enflamasyon ise enflamatuvar sinyallerin uzun süre hafif yüksek kalmasıdır. Klinik olarak sessiz görünebilir, fakat hücresel düzeyde yıpranmayı artırır, yaşlanmayı hızlandırır” diyor. </p>
<p><strong>Enflamasyon sinyalleri bu değerlerde gizli!</strong></p>
<p>Klinik pratikte enflamasyon sürecinin izlerini kanda takip edebildiklerini belirten <strong>Dr. Halil Ertürk,</strong> “Örneğin hs-CRP (yüksek duyarlılıklı C-reaktif protein) vücuttaki düşük düzeyli enflamasyonu gösteren önemli bir belirteçtir. Ferritin her ne kadar demir depolarını yansıtsa da enflamasyon durumlarında yükselme eğilimindedir. İnsülin direnci göstergeleri, hücrelerin insüline yanıtının azalmasını ortaya koyarak metabolik stres hakkında ipucu verir. Lipid profili (kolesterol ve trigliserid değerleri) ve karaciğer enzimleri ise damar sağlığı ve metabolik yük hakkında bize bilgi sağlar. Gerektiğinde daha ileri tetkiklerle altta yatan neden detaylandırılabilir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kronik enflamasyon bu 3 yol ile yaşlandırıyor!</strong></p>
<p>Yaş ilerledikçe bağışıklık sisteminin eskisi kadar esnek çalışmayabileceğini belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Bazı savunma yanıtları zayıflarken, bazı enflamatuvar sinyaller daha kolay tetiklenebilir ve daha uzun süre yüksek kalabilir. İşte bu tablo, yaşla birlikte görülen düşük düzeyli ve sistemik enflamasyon eğilimini ifade eder. Bilimsel literatürde bu durum “inflammaging” olarak adlandırılır. Terim, “inflamasyon” ve “aging” (yaşlanma) kelimelerinin birleşiminden gelir ve kronik, düşük düzeyli enflamasyonun biyolojik yaşlanma sürecini hızlandırıcı etkisini tanımlar. Bu süreç tek bir mekanizmayla değil, birbiriyle bağlantılı üç temel biyolojik yol üzerinden ilerler” diyerek o 3 mekanizmayı açıklıyor. </p>
<p><strong>Bağışıklık Sisteminde Sürekli Alarm Hâli</strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminin düşük düzeyde ama sürekli uyarıldığında hücreler arası iletişimi sağlayan “sitokin” adı verilen sinyallerin dengesinin değişebileceğini belirten Dr. Halil Ertürk, “Onarım ve iyileşme süreçleri yerine “tetikte kalma” durumu baskınlaşabilir. Bu da dokuların uzun vadede daha fazla yıpranmasına neden olabilir” diyor.</p>
<p><strong>Metabolik Dengesizlik ve Visseral Yağ</strong></p>
<p>İnsülin direnci (hücrelerin insüline yeterli yanıt verememesi), kan şekeri dalgalanmaları ve özellikle karın içi yağ dokusu enflamatuvar sinyalleri artırabilir. Metabolik stres ile enflamasyon arasında bir kısır döngü oluşabilir ve bu durum biyolojik yaşlanmayı hızlandırabilir.</p>
<p><strong>Hücresel Enerji Üretiminde Zorlanma</strong></p>
<p>Hücrelerin enerji üretim merkezleri olan mitokondriler zorlandığında oksidatif yük artabilir. Bu durum hücresel onarım kapasitesini ve stresle baş etme mekanizmalarını zayıflatabilir. Uzun vadede hücresel yıpranma artabilir.</p>
<p><strong>Kronik enflamasyon engellenebilir mi? </strong></p>
<p>Kronik enflamasyonun sıfırlanamayacağını belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Çünkü enflamasyon iyileşme ve savunma için gereklidir. Daha doğru hedef kronik gereksiz uyarıyı azaltmak ve sistemi yeniden dengeye yaklaştırmaktır. Bunun için öncelikle birkaç temel alanda tutarlı bir şekilde çalışmak gerekir”uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Kronik enflamasyona karşı 6 önemli adım</strong></p>
<p><strong>Uyku:</strong> Her gün düzenli 7-8 saat uykunun yanı sıra aynı saatte ve kesintisiz uyumak enflamatuar sinyalleri azaltmakta etkilidir. </p>
<p><strong>Beslenme:</strong> İşlenmiş gıdaların azaltılması ve yeterli lif ile protein tüketimi, yemekten sonra kan şekerinin ani yükselip düşmesini önleyerek enflamatuvar yükü azaltabilir.</p>
<p><strong>Egzersiz:</strong> Kalp-damar dayanıklılığı ve kas kütlesinin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Düzenli yürüyüşe haftada 2–3 gün kuvvet egzersizi eklemek, metabolizmanın daha dengeli çalışmasına ve vücuttaki enflamatuvar yükün azalmasına yardımcı olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Stres yönetimi:</strong> Uzamış stres, uyku ve glukoz üzerinden enflamatuvar yükü besler; kısa, sürdürülebilir pratiklerle stres yükü azaltılmalıdır.</p>
<p><strong>Bel çevresi ve vücut kompozisyonu:</strong> Amaç sadece kilo vermek değil; karın içi yağlanmayı azaltıp kas kütlesini koruyarak daha sağlıklı bir vücut kompozisyonu oluşturmaktır.</p>
<p><strong>Sigara, alkol ve çevresel toksinler: </strong>Birçok hastalık için sigara en net risk faktörlerinden biridir. Alkol ve toksik maruziyetler de enflamatuvar yükü artırır.</p>
<p>Romatizmal hastalıklardan, viral enfeksiyonlara kadar daha birçok nedenin uzun süren düşük düzey enflamasyona neden olabileceği uyarısında bulunan <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Bu durumların tedavisi enflamasyonu tamamen ortadan kaldırmayabilir ancak azaltmakta etkili olur. Uyku, egzersiz, beslenme, stres ve bel çevresi gibi temel alanlar düzenlendiğinde, birçok kişide hem yakınmaların hem de laboratuvar görüntüsünün daha iyi bir yere geldiğini görebiliyoruz” diyor. </p>
<p><strong>…Kutu bilgisi…</strong></p>
<p><strong>Kronik enflamasyon hangi hastalıklarda rol oynuyor?</strong></p>
<p><strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, kronik enflamasyonun yalnızca yaşlanma üzerinde etkili olmadığını, pek çok hastalığa da zemin hazırladığını belirtiyor. </p>
<p><strong>Kalp-damar hastalıkları:</strong></p>
<p>Damar duvarında uzun süre devam eden enflamatuvar süreçler, damar sertliği olarak bilinen aterosklerozun gelişimine katkı sağlayabilir. Bu durum kalp krizi ve inme riskini artırabilir.</p>
<p><strong>İnsülin direnci ve diyabet:</strong></p>
<p>Yağ dokusu, karaciğer ve kaslarda artan enflamatuvar sinyaller, hücrelerin insüline verdiği yanıtı bozabilir. Bu da kan şekeri kontrolünün zorlaşmasına ve zamanla diyabet riskinin artmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFLD):</strong></p>
<p>Karaciğerde yağ birikimi zamanla enflamasyona ve doku sertleşmesine (fibrozis) ilerleyebilir. Özellikle bel çevresi artışı ve karın içi yağlanma bu süreci daha belirgin hale getirebilir.</p>
<p><strong>Nörodejeneratif süreçler:</strong></p>
<p>Metabolik stres ve beyin dokusunda gelişen enflamasyon (nöroenflamasyon), sinir hücrelerinde hasara ve bilişsel işlevlerde azalmaya yol açabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700">Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kodluyor]]></category>
		<category><![CDATA[Seans]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Telkin]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308">Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hipnoterapide hipnoz tekniğinden yararlanılarak tedavi amaçlanır! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin, hipnoz tekniğinden yararlanılarak uygulanan bir psikoterapi yöntemi olduğunu aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilir.” dedi.</p>
<p>Hipnoz ile hipnoterapinin aynı şey olmadığına değinen Öztekin, “Hipnoz; bir kişi ya da grubu söz, bakış ve telkin gibi yollarla geçici bir süre etki altına alma durumudur. Bu süreçte kişinin dikkati belirli noktalara yoğunlaştırılır ve bilinçaltı daha aktif hale gelir. Hipnoterapide ise hipnoz tekniğinden yararlanılsa da temel amaç tedavidir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda, ayrıca kişisel gelişim alanlarında uygulanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Herkes, farkında olmadan yaşamı boyunca hipnoz hali yaşar! </strong></p>
<p>Her insanda doğuştan hipnotik etki altına girme özelliği olduğuna işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoza girmeyeceğini düşünen kişiler dahil herkes, yaşamı boyunca farkında olmadan birçok kez hipnoz hali yaşar.” dedi.</p>
<p>Bir film seyrederken, bir konuşmayı dinlerken ya da akvaryumda balıkları izlerken hipnotik bir odaklanma hali oluşabileceğini dile getiren Öztekin, “Uzun yolculuklarda görülen ‘yol hipnozu’ bu duruma örnek olarak verilebilir. Oyuncağıyla oyuna dalmış bir çocuğun dış dünyaya tepkisiz kalması ya da kişinin yaptığı işe yoğunlaşarak çevresini fark etmemesi de benzer bir odaklanma halidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisi kalıcı oluyor! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin kaç seans süreceğinin, çözülmek istenen soruna, kişinin yaşadığı çevreye, hipnoterapistin kullandığı telkin ve terapi yaklaşımına, terapistle kurulan güven ilişkisine ve kişinin kişilik özelliklerine bağlı olduğunu kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “En az 10 seans uygulanır. Özellikle ilk seanslar arasındaki sürenin çok uzun tutulmaması önerilir.” dedi.</p>
<p>Haftada 2-3 seansla başlanmasının ve ilerleyen süreçte seans aralıklarının açılmasının, tedavinin daha etkili ve kalıcı olması açısından önemli olduğunu vurgulayan Öztekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisinin kalıcı olduğu belirtiliyor. Örneğin kilo verme sürecinde ‘rejim’ ve ‘diyet’ gibi kavramlar bilinçaltı için olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Kişi sevdiği yiyecekleri bırakmak zorunda kaldığını düşünür ve bu durum çoğu zaman diyet sonrasında daha fazla kilo alımıyla sonuçlanabilir. Oysa kontrolsüz yemenin nedenleri bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk ve kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yeme davranışına yol açabilmektedir.”</p>
<p><strong>Amaç, kişiye özel telkinlerle etkili bir tedavi süreci yürütmek! </strong></p>
<p>Yeme bozukluğu tanısı ya da şikâyeti ile başvuran danışanlarla ilk seansta ayrıntılı bir psikolojik değerlendirme yapıldığını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bireyin temel kişilik özellikleri, ailesi, yaşam tarzı, ilişkileri, geçmişte yaşadığı travmalar, mevcut korku ve kaygıları ile takıntıları ele alınır. Yeme bozukluğunda her bireyde farklı davranışlar ve tetikleyiciler görülebileceği için, yeme davranışına ilişkin ayrıntılı sorular yöneltilir.” dedi.</p>
<p>Obezite vakalarında; yeme davranışı bozukluğunun ne zaman başladığı, hangi yaşta ortaya çıktığı, hangi yiyeceklerde kontrol kaybının arttığı, günün hangi saatlerinde yoğunlaştığı ve bu davranışa eşlik eden sigara, alkol, kahve ya da çay gibi alışkanlıkların olup olmadığının değerlendirildiğine dikkat çeken Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Amaç, bireye özgü yeme davranışlarını belirleyerek kişiye özel telkinler hazırlamak ve etkili bir tedavi süreci yürütmektir. Hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamak yerine hipnotik etki altında verilen telkinlerle beyindeki yanlış kodlamaların düzeltilmesi ve sağlıksız dürtülerin ortadan kaldırılması üzerinden sağlanır. Aşırı ve kontrolsüz yeme davranışı ortadan kaldırıldığında bireyin normal yeme alışkanlığı kazanması ve sağlıklı, düzenli şekilde kilo vermesi hedeflenir. Yeme bozukluğu psikolojik bir sorun olarak ele alındığından, sorunun psikolojik yöntemlerle çözülmesi verilen kiloların kalıcı olmasına katkı sağlar.</p>
<p>Son olarak, ‘bir seansta kilo verme’ gibi sloganlarla sunulan yöntemlerin gerçekçi olmadığı ve bilimsel bir karşılığının bulunmadığı unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308">Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karbel A.Ş. Akaryakıt İstasyonu Basın Açıklaması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karbel-a-s-akaryakit-istasyonu-basin-aciklamasi-617097</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 18:28:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[akaryakıt]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[istasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Karabağlar Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[karbel]]></category>
		<category><![CDATA[kira]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsat]]></category>
		<category><![CDATA[şirket]]></category>
		<category><![CDATA[stasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617097</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mülkiyeti Karabağlar Belediyesi şirketimiz KARBEL A.Ş.’ye ait olan Üçyol mevkiinde bulunan taşınmazın üzerinde, 1992 yılından itibaren kiralama usulü ile özel bir firmaya ihale edilen ve işletilen akaryakıt istasyonu 30 yıldır faaliyetini sürdürmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karbel-a-s-akaryakit-istasyonu-basin-aciklamasi-617097">Karbel A.Ş. Akaryakıt İstasyonu Basın Açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mülkiyeti Karabağlar Belediyesi şirketimiz KARBEL A.Ş.’ye ait olan Üçyol mevkiinde bulunan taşınmazın üzerinde, 1992 yılından itibaren kiralama usulü ile özel bir firmaya ihale edilen ve işletilen akaryakıt istasyonu 30 yıldır faaliyetini sürdürmektedir. 2023 yılı Aralık ayında firma, kiralama süresinin bitmesinden dolayı mahkeme kararı ile 2024 yılında tahliye edilmiş ve istasyonun şirketimiz KARBEL A.Ş. tarafından işletilmesine karar verilmiştir. Bu kapsamda istasyonumuz, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilgili bakanlıklardan alınan ruhsatları ile tamamen yenilenerek İzmir’in ilk “Kadın ve Yeşil İstasyon” özelliği ile 30.04.2025 tarihinden itibaren faaliyetine başlamıştır.</p>
<p>Belediyemize ait bir kamu yatırımı olan; istihdam yaratan, belediyemiz hizmet araçlarının yakıt ihtiyacını sağladığımız, ürettiği enerji ile enerji tasarrufu ve kullanımımıza katkı sağlayan, hizmete açıldığı günden bu yana müşteri memnuniyeti ve izlemeleri kapsamında İzmir’de ilk sırada yer alan KARBEL Akaryakıt İstasyonumuz ve alanına ilişkin 30 yıllık süreç aşağıda özetlenmiştir.</p>
<p>·         <b>03.02.1984 </b>onay tarihli 1/1000 ölçekli Hatay- Üçkuyular Bayram Yeri <b><u>Uygulama İmar Planı’nda</u></b> <b><u>“Belediye Hizmet Alanı”</u></b> olarak belirlenmiştir.</p>
<p>·         <b>28.12.1992</b> tarihinde Shell Company’e kiralanmıştır.  </p>
<p>·         <b>09.06.1994</b> onay tarihli 1/1000 ölçekli Hatay- Üçkuyular Bayram Yeri Uygulama İmar Planına Konak Belediye Başkanlığı tarafından “… <b><u>akaryakıt ve servis istasyonu</u></b> tesisleri yapılabilir” plan notu eklenmiş ve İzBB tarafından onaylanmıştır. Buna istinaden tesise yapı ruhsatı izin belgesi ve yapı kullanma izin belgesi verilmiştir.</p>
<p>·         <b>19.08.1994</b> tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından G.S.M işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmiştir.</p>
<p>·         <b>28.12.1992-28.12.2012</b> tarihli 20 yıl süreli kira sözleşmesinin bitmesinden dolayı aynı şirketle 10 yıl süreli yeni kira sözleşmesi düzenlenmiştir.</p>
<p>·         <b>12.12.2022</b> tarihinde kiracı şirkete yeni kira döneminde sözleşmenin yenilenmeyeceğini bildirmek amacıyla ihtarname çekilmiştir.</p>
<p>·         <b>23.12.2022</b> tarihinde yeniden ihale yapılmış, uygun ihale rekabet şartları oluşmadığı için ileri tarihe ertelenmiştir.</p>
<p>·         <b>27.12.2022</b> tarihinde kiracı şirket hakkında tahliye davası açılmıştır. Haksız işgalci konumunda bulunan şirkete, İzmir 7. Sulh Hukuk Mahkemesi <b>26.12.2023</b> tarihinde lehimize &#8221; Tahliye &#8221; kararı verilmiştir.</p>
<p>·         <b>20.01.2023</b> tarihinde 2. ihale yapılmıştır. Uygun ihale rekabet şartları oluşmadığı için ihale iptal edilmiştir.</p>
<p>·         <b>28.03.2024</b> tarihinde İzmir 11. İcra Müdürlüğü kararı ile benzin istasyonu cebr-i icra edilerek tahliye edilmiştir.</p>
<p>·         <b>05.05.2024</b> tarihinden itibaren akaryakıt istasyonun KARBEL A.Ş. tarafından işletilmesine karar verilmiş, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve ilgili bakanlıklara yasal izin ve ruhsat başvuru süreçleri başlatılmıştır.</p>
<p>·         <b>30.04.2025</b> tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir 11. İcra Müdürlüğü kararı ile benzin istasyonu tahliye kararına istinaden müktesep haklara binaen KARBEL A.Ş. adına 6-2025/04 sayılı &#8220;Akaryakıt Satış İstasyonu, Otogaz (LPG) Satış İstasyonu ve Oto Yıkama&#8221; faaliyet konuları için ruhsat düzenlemiştir.  </p>
<p>·         <b>26.02.2025</b> tarihinde KOCAERLER AKARYAKIT A.Ş. tarafından İzmir 7. İdare Mahkemesi’ne İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine istasyona ait işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptali davası açılmıştır.</p>
<p>·         <b>31.12.2025</b> tarihinde İzmir 7. İdare Mahkemesi dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir.</p>
<p>·         <b>30.01.2026</b> tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne tebliğ edilen mahkeme kararı bildirilmiştir.</p>
<p>·         <b>10.02.2026</b> tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlık Oluru ile İş Yeri Açma Ruhsatı iptal edilmiştir.</p>
<p>·         <b>12.02.2026</b> tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Encümeni kararı kapatılma kararı verilmiştir.</p>
<p>·         <b>25.02.2026</b> tarihli yazı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Zabıta Birimi tarafından kapatma bildirimi yapılmış ve 5 gün süre tanınmıştır.</p>
<p>·         <b>02.03.2026</b> tarihinde istasyonun fiziki kapatma işlemi gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Konu ile ilgili bir üst mahkemeye başvurumuz ve itirazımız devam etmektedir.</p>
<p>Bir yıldır ilçemize ve İzmir’e hizmet eden tesisimize bir başka akaryakıt istasyonu tarafından, ticari karının engellendiği gerekçesi ile açılan dava ve verilen karar ile Karabağlar Belediyesi’nin önemli bir kamu kaynağı elinden alınmak istenmektedir. Bu karar Karabağlar halkına ve kamuya verilen ciddi bir zarardır.</p>
<p>Davayı açan firmaya ve kamuoyuna yalan yanlış bilgiler vererek algı yaratan kişilere Karabağlar Belediyesi ve halkı adına soruyoruz:</p>
<p><b>1-    </b>30 yıldır bu alan akaryakıt istasyonu olarak kullanılmıyor muydu?</p>
<p><b>2-    </b>Davayı açan firmanın ticari karı, 30 yıldır başka bir özel şirket tarafından işletilirken engellenmiyor muydu?</p>
<p><b>3-    </b>Bu alanın çocuk parkı olduğunu iddia edenler, 30 yıldır burasının akaryakıt istasyonu olduğunu görmüyor mu, bilmiyor mu?</p>
<p><b>4-    </b>30 yıldır kiralandığı gibi biz de bir özel şirkete kiralasaydık bu dava açılacak mıydı?</p>
<p><b>5-    </b>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ve ilgili bakanlıkların eksik bilgi ve belge ile usulsüz ruhsat ve izinleri vermesi mümkün müdür?</p>
<p><b>6-    </b>Bunu iddia edenler sadece Karabağlar Belediyesi’ne zarar vermekle kalmayıp, ilgili tüm kamu kurumlarını itibarsızlaştırmakta ve yapılan işlemleri şaibeli hale getirmeye çalıştıklarının farkındalar mı?</p>
<p><b>7-    </b>Özel bir şirketin ticari karı Karabağlar Belediyesi’nin ve halkının yararından, istihdamından ve kamu kaynaklarının kamudan yana kullanımından daha mı önemlidir?</p>
<p><b>8-    </b>Karabağlar Belediyesi’ne ait olan bu önemli kamu kaynağının elinden alınmasıyla oluşacak kamu zararının telafisi nasıl sağlanacaktır?</p>
<p> </p>
<p><b>Karabağlar Belediyesi olarak öz kaynaklarımız ile yasal mevzuatlara uygun olarak işlettiğimiz tüm bu sürece ilişkin hukuki ve idari haklarımızı sonuna kadar savunacağız. Hukuki itiraz sürecimizde sunduğumuz bilgi ve belgeler ile haklılığımızın ortaya çıkacağına inanıyoruz.</b></p>
<p> </p>
<p>Hukuki ve idari itiraz sürecimiz sonuçlanana kadar tesisimiz kapatılması nedeni ile çalışma arkadaşlarımızın, Belediyemizin, Karabağlar’a hizmetlerimize yönelik maddi, manevi ve kamusal mağduriyetlerinin tazmini için de tüm hukuki ve idari süreçleri de yürüteceğiz. </p>
<p>Sonuç olarak; 30 yıldır özel şirketlere ihale usulü ile kiralama sureti ile işletilen, imar planlarında belediye hizmet alanı ve akaryakıt istasyonu olarak belirlenmiş tesisin Karabağlar Belediyesi olarak işletilmesine karar verildikten sonra açılan dava, verilen karar ve ruhsat iptali kamu vicdanında hukuki bir soru işareti yaratmaktadır.</p>
<p>Karabağlar’ın önemli bir kamu kaynağının elimizden alınmasına, kamu zararı oluşturulmasına izin vermeyecek,  kamulaştırma anlayışı ile Karabağlar halkının hakkını savunmaya devam edeceğiz.</p>
<p><b>Karabağlar halkı şunu bilmelidir ki; haksızlık nereden gelirse gelsin hukukla, mevzuatla ve kamu yararı doğrultusunda Karabağlar için çalışmaya devam edeceğiz.</b></p>
<p> </p>
<p>Kamuoyuna ve Karabağlar ailemize saygıyla duyururuz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karbel-a-s-akaryakit-istasyonu-basin-aciklamasi-617097">Karbel A.Ş. Akaryakıt İstasyonu Basın Açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabetik Retinopati]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[Görme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Retina]]></category>
		<category><![CDATA[şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923">Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,</strong> diyabetik retinopatinin diyabetin en sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe neden olabilen en önemli komplikasyonu olduğunu belirterek, “Retina, gözün içini kaplayan ve görüntüyü algılayarak beyne ileten sinir tabakasıdır. Aslında görme fonksiyonunu gerçekleştiren ana yapıdır. Diyabetik retinopatide bu yapı yüksek kan şekerine bağlı olarak hasar görür ve tedavide gecikildiğinde kalıcı görme kaybı oluşur” diyor.  <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,</strong>  bu nedenle diyabetik retinopatinin erken dönemde tedavi edilmesinin göz sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, &#8220;Diyabet tanısının ardından, hiçbir yakınmaları olmasa bile hastaların düzenli göz kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Bu sayede, ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, görme kaybı riskini önemli ölçüde azaltır ve çoğu zaman önlenebilir hale getirir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Her 10 hastadan yaklaşık 3’ünde görülüyor!</strong></p>
<p>Gözün sinir tabakası olan retinanın<strong> </strong>hasar görmesiyle meydana gelen diyabetik retinopati, diyabetik hastaların yaklaşık yüzde 30–35’inde görülüyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, retinopati gelişme riskinin hastalığın süresiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Genellikle diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra gözde ilk patolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar ve hastalık süresi uzadıkça retinopati görülme sıklığı da artar. Türk Diyabetik Retinopati Epidemiyoloji Çalışması’na göre, diyabet süresi 15 yılı aştığında hem kadınlarda hem erkeklerde görülme oranı yaklaşık yüzde 66’ya yükselir. Ayrıca, kan şekeri düzeylerinin iyi kontrol edilememesi ve hipergliseminin uzun süre devam etmesi, retinal hasarın şiddetini de belirgin şekilde artırır” diyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kalıcı görme kaybına neden olabilir!</strong></p>
<p>Diyabet temel olarak bir damar hastalığı olduğu için kanda yüksek düzeydeki glukozun uzun süre damar içinde dolaşması, damar duvarında yapısal bozulmaya yol açıyor. Bu hasar sonucu kan hücreleri, serum, proteinler ve lipidler, gözün sinir tabakası olan retinaya sızarak, ödem ve kanamalara neden oluyor. Bu tablo görme keskinliğinde azalmayla sonuçlanıyor.  Prof. Dr. Berna Özkan, hastalık ilerledikçe hasar gören damar duvarlarının zayıfladığını ve damarlarda tıkanmalar oluştuğunu belirterek, ”Bunun sonucunda retina yeterli kan ile oksijen alamaz; iskemi olarak adlandırılan süreç meydana gelir ve retina hücrelerinde kayıp başlar.  Bu evrede ortaya çıkan görme kaybı sinir hücrelerinin yenilenme kapasitesi olmadığı için çoğu zaman geri dönüşsüz, yani kalıcı olur” diye konuşuyor.  Hastalığın ilerlemesi durumunda retina dekolmanı gelişebileceği uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, “Bu evreye geldiğinde görme seviyesi yalnızca ışığı ayırt edebilecek seviyeye düşebilir” diyor. </p>
<p><strong>Glokomdan katarakta… </strong></p>
<p>Diyabet, retina dışında gözün başka yapılarını da etkileyebiliyor. Katarakt, glokom (göz tansiyonu), kornea ve oküler yüzey hastalıkları ile enfeksiyonlara yatkınlık bu etkiler arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, özellikle enfeksiyonlara yatkınlığın klinik açıdan büyük önem taşıdığını anlatarak,  şöyle devam ediyor: “Diyabetik hastalarda immün yanıtın zayıflaması nedeniyle, normalde vücutta zararsız şekilde bulunabilen ya da günlük yaşamda karşılaşılan mikroorganizmalar, göz içinde ciddi, hatta görmeyi tehdit eden enfeksiyonlara (endoftalmi) yol açabilir. Ayrıca diyabet, göz hareketlerini sağlayan kranial sinirlerde mikroiskemik hasara neden olarak göz kaslarında felçlere ve buna bağlı çift görmeye (diplopi) sebep olabilir.”</p>
<p><strong>Yılda bir kez</strong> <strong>göz muayenesi çok önemli!</strong></p>
<p>Diyabetik retinopatide ilk damar değişiklikleri başladığında hastanın görme keskinliği hemen etkilenmeyebiliyor. Bu nedenle, diyabet tanısı konulduğunda düzenli göz muayeneleri ve ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, ciddi görme kaybının önlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabet tanısı alan ve henüz göz bulgusu saptanmayan hastaların yılda bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini anlatarak, “Erken dönem retinopati bulguları tespit edildiğinde takip aralığı genellikle 6 aya indirilmektedir. İleri evre bulguların varlığında ise muayene sıklığı, hastalığın şiddetine ve klinik durumuna göre daha da artırılır” diyor. Prof. Dr. Berna Özkan, kontrol zamanı henüz gelmemiş olsa bile görme keskinliğinde azalma ve görme alanında kayıp fark edildiğinde veya şiddetli bir göz ağrısı oluştuğunda zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor. </p>
<p><strong>Görme keskinliğinde artış sağlanabiliyor!</strong></p>
<p>Günümüz tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada tam görme kaybının önüne geçmek mümkün olabiliyor. Diyabetik retinopati geliştiğinde, damar sızıntısına bağlı retina ödemi oluşmuşsa, göz içi enjeksiyon tedavileriyle ödem azaltılabiliyor. Bu tedavi sayesinde çoğu hastada görme keskinliğinde artış sağlanabildiğini aktaran Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastalık ilerleyip retina damarlarında tıkanmaya bağlı iskemi, yani doku tahribatı geliştiğinde ise iskemik retina alanlarına lazer fotokoagülasyon uygulanması gerekir. Daha ileri evrelerde diyabetik retinopatiye bağlı göz içi kanama, traksiyonel retina dekolmanı veya bağışıklık sistemindeki zayıflığa bağlı göz içi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda vitreoretinal cerrahiyle kanamalar temizlenebilir, retina yeniden yatıştırılabilir ve gözün bütünlüğü korunabilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923">Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da Göz Kuruluğu Belirginleşebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-goz-kurulugu-belirginlesebiliyor-616852</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirginleşebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616852</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında oruç ile birlikte vücudumuz yeni bir beslenme ve uyku ritmine geçiyor. Haliyle göz sağlığımız da bu değişikliklerden etkileniyor. Özellikle de ekran sürelerinin artması kuru göz hastalığına davetiye çıkarabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-goz-kurulugu-belirginlesebiliyor-616852">Ramazan&#8217;da Göz Kuruluğu Belirginleşebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında oruç ile birlikte vücudumuz yeni bir beslenme ve uyku ritmine geçiyor. Haliyle göz sağlığımız da bu değişikliklerden etkileniyor. Özellikle de ekran sürelerinin artması kuru göz hastalığına davetiye çıkarabiliyor. </p>
<p>Doç. Dr. Başak Bostancı, Ramazan ayında göz sağlığındaki hassasiyetin arttığını belirterek, “Uzun süreli susuzluk ve artan dijital mesai nedeniyle gözlerimiz daha fazla özen bekliyor. Kontrollü ekran kullanımı ve iftar ile sahur arasındaki dengeli sıvı alımı bu dönemdeki gözyaşı kalitemizi korumanın en önemli anahtarıdır” diyor.</p>
<p><strong> Bulanık görme meydana gelebilir</strong></p>
<p>Vücudun uzun süre sıvıdan uzak kalmasının gözyaşı üretimini azaltabileceğini belirten Doç. Dr. Başak Bostancı, bu durumun sadece basit bir yanma hissiyle sınırlı kalmadığını belirtiyor: &#8220;Gözyaşının yağ, su ve müsin tabakalarından oluşan dengesi bozulduğunda; kızarıklık, batma ve kaşıntı gibi şikayetlerin yanı sıra &#8216;görme fluktuasyonu&#8217; dediğimiz görme bulanıklıkları meydana gelebilir. Özellikle ailesinde şeker hastalığı öyküsü olanlar, 40 yaş üstü bireyler ve yüksek miyopisi bulunanlar için Ramazan öncesi ve esnasında kapsamlı bir göz taraması hayati önem taşır.&#8221;</p>
<p><strong> Dijital ekran sendromuna karşı 20-20-20 kuralı</strong></p>
<p>Ramazan’da vakit geçirmek amacıyla artan dijital ekran kullanımının &#8220;Dijital Ekran Sendromu&#8221;nu tetiklediğini hatırlatan Doç. Dr. Başak Bostancı, ekran başında daha az göz kırpmanın kuruluğu şiddetlendirdiğini söylüyor. Bu noktada basit ama etkili bir göz koruma yöntemi olan <strong>20-20-20 kuralını</strong> öneriyor: <em>&#8220;Her 20 dakikada bir, en az 20 saniye boyunca, yaklaşık 6 metre (20 fit) uzağa bakmak göz kaslarını dinlendirir ve göz kuruluğunu önlemeye yardımcı olur.&#8221;</em></p>
<p><strong> Tedavide Kişiye Özel &#8220;Basamaklı&#8221; Yaklaşım</strong></p>
<p>Göz kuruluğunun tedavisinde tek bir mucizevi ilacın olmadığını, &#8220;basamaklı tedavi&#8221; yönteminin esas alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Başak Bostancı, tedavi sürecini şu şekilde anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Tedaviye her zaman risk analiziyle başlıyoruz. Hastanın sistemik hastalıklarını, (hipotiroidi, diyabet, hipertansiyon), kullandığı ilaçları (antihistaminikler, antidepresanlar, doğum kontrol hapları) ve çalışma ortamını titizlikle inceliyoruz. İhtiyaca göre klinik ortamda uyguladığımız testlerle gözyaşının miktarının mı yoksa kalitesinin mi (buharlaşma süresi) sorunlu olduğunu saptıyoruz. Tedavide eksik olan bileşene göre seçilen suni gözyaşı damlalarının yanı sıra, daha ciddi vakalarda antiinflamatuar ilaçlar, kirpik hijyeni için özel şampuanlar ve sıcak kompresler kullanılabiliyor.” </p>
<p><strong>Modern Çözümler: IPL ve Maske Tedavileri</strong></p>
<p>Geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda teknolojik çözümleri devreye aldıklarını belirten Doç. Dr. Başak Bostancı, özellikle kirpik diplerindeki yağ bezlerini hedef alan IPL yani Yoğun Atımlı Işık<strong> </strong>ve maske tedavilerinin, deneyimli hekimler tarafından uygulandığında olumlu sonuçlar verdiğini belirtiyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-goz-kurulugu-belirginlesebiliyor-616852">Ramazan&#8217;da Göz Kuruluğu Belirginleşebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigara bırakmada ilaç ve davranış terapisi birlikte etkili oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sigara-birakmada-ilac-ve-davranis-terapisi-birlikte-etkili-oluyor-616658</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 11:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[bırakmada]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[nargile]]></category>
		<category><![CDATA[nikotin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sigara bağımlılığının kronik, tedavi edilebilen, tıbbi destek gerektirebilen bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, en etkili yaklaşımın ilaç tedavisi ve davranış terapisinin birlikte uygulanması olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-birakmada-ilac-ve-davranis-terapisi-birlikte-etkili-oluyor-616658">Sigara bırakmada ilaç ve davranış terapisi birlikte etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Sigara bağımlılığının kronik, tedavi edilebilen, tıbbi destek gerektirebilen bir hastalık olduğunu belirten <span>İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, e</span>n etkili yaklaşımın ilaç tedavisi ve davranış terapisinin birlikte uygulanması olduğunu söyledi. Tedavisiz bırakma girişimlerinde 1 yıllık başarı oranının genellikle yüzde 3–5 civarında olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dilek Toprak, farmakolojik destekle bu oranın yüzde 15–35’e kadar çıkabildiğini, kombine tedavilerde oranın daha da arttığını söyledi. Nargilenin içim süresi, dumanın miktarı ve kullanılan tütünün yapısı nedeniyle sigaradan daha zararlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dilek Toprak, </span></b><b><span>bir nargile seansında, bir kişinin 100 ya da daha fazla sigara dumanı kadar duman soluduğunu kaydetti.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, Yeşilay Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada nikotin bağımlılığı, sigara ve nargile kullanımının etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Sadece tek kullanım bile bağımlılık riskini artırıyor</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sigaranın temel bağımlılık yapıcı maddesinin nikotin olduğunu belirten<span> Prof. Dr. Dilek Toprak, “</span>Nikotin, beyindeki dopamin salınımını tetikleyerek kişide keyif ve ödül hissi yaratır. Bu his, zamanla beynin nikotine karşı tolerans geliştirmesine ve aynı etkiyi elde etmek için daha fazla maddeye ihtiyaç duymasına neden olur. Nikotin son derece bağımlılık yapıcıdır, sadece bir kez kullanmak bile, beyniniz üzerindeki anlık etkisi nedeniyle bağımlı hale gelme riskini artırır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Fiziksel ve psikolojik bağımlılık ortaya çıkıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Nikotin bağımlılığında, fiziksel ve psikolojik olarak, vücudun sürekli olarak bu kimyasala &#8220;bağımlı&#8221; hale geldiğini kaydeden <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, “</span>Fiziksel bağımlılık, vücudun </span><span><span><span>yoksunluk belirtilerinden</span></span></span><span> kaçınmak için nikotine ihtiyaç duyması durumudur. Yoksunluk belirtileri nikotin kullanımını bıraktığınızda yaşadığınız huzursuzluk, sinirlilik, konsantrasyon güçlüğü gibi hoş olmayan hislerdir. Psikolojik bağımlılıkta ise o alışkanlık, günlük rutininizin bir parçası olmuştur. Kahve ile sigara içmek, sinirlenince sigara içmek gibi eşleşmeler yapılır. Bu gibi durumlarda içme ihtiyacı hissedilir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tütün salgını, en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tütünün yaygın kullanımı için &#8220;tütün salgını&#8221; ifadesini kullandığını belirten <span>Prof. Dr. Dilek Toprak</span>, “Dünya Sağlık Örgütü, bunun şimdiye kadar karşılaştığımız en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu söylüyor ve yılda 8 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olduğunu bildiriyor. Bu ölümlerin 1,2 milyonu pasif içicilikten kaynaklanıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, 700 milyon çocuk yani dünyadaki çocukların yarısı tütün ürünü dumanına maruz kalmaktadır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sigara bağımlılığı nasıl anlaşılır?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının DSM-5 denilen evrensel tanı kriterleri olduğunu ifade eden <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, b</span>u tanı kriterlerine göre son 12 ay içinde aşağıdaki kriterlerden en az 2’sinin bulunmasının nikotin bağımlılığını düşündürdüğünü söyledi. <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, bu kirterleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span>Planlanandan daha fazla veya daha uzun süre sigara içme</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Bırakma girişimlerinin başarısız olması</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Sigara temini ve içimi için aşırı zaman harcama</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Güçlü içme isteği</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>İş, okul veya sosyal sorumlulukların aksaması</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Zararlı etkiler bilinmesine rağmen devam etme</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Tolerans gelişimi</span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span>Yoksunluk belirtileri görülmesi</span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span>Sigara bağımlılığında ilaç tedavileri etkili oluyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının tedavi edilebildiğini ve etkili tedavi yöntemleri olduğunu belirten <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, “</span>En yüksek başarı oranı davranışsal destek ve ilaç tedavisi birlikteliği ile elde edilir. Bunların tek başına kullanımı bile bırakma oranlarını artırmaktadır. Farmakolojik tedavi yani ilaç tedavisinde Nikotin Replasman Tedavisi (NRT) ve bupropion preparatlarını oldukça sık kullanmaktayız Tedavisiz bırakma girişimlerinde 1 yıllık başarı oranı genellikle yüzde 3–5 civarındadır. Farmakolojik destekle bu oran yüzde 15–35’e kadar çıkabilir. Kombine tedavilerde oran daha da artar” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tedavi sürecinde relaps görülmesi normal</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Tedavi sürecinde relaps (nüks) görülebildiğini belirten <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, “</span>Bu durum tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez, bağımlılığın kronik doğasının göstergesidir. Sigara bağımlılığı kronik, tedavi edilebilen, tıbbi destek gerektirebilen bir hastalıktır. En etkili yaklaşım ilaç tedavisi ve davranış terapisinin birlikte uygulanmasıdır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bir nargile seansı 100 sigara dumanına bedel</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>N</span></span><span>argilenin sigaradan daha zararlı olabildiğini belirten </span><span><span>Prof. Dr. Dilek Toprak, b</span></span><span>unun nedeninin nargile içiminin süresi, dumanın miktarı ve kullanılan tütünün yapısı olduğunu ifade ederek nargilenin sigaraya kıyasla daha zararlı olmasının bazı nedenleri:</span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span>Nargile kömürle yakıldığı için, karbonmonoksit gibi toksik gazlar da solunur. Ayrıca nargile dumanı, sigara dumanından daha fazla ağır metal, katran ve kanserojen maddeler içerebilir. </span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span>Nargile genellikle 30-60 dakika gibi uzun bir sürede içilir. Bu süre zarfında, bir nargile içicisi, sigara içen birinin aldığından çok daha fazla duman solur. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bir nargile seansının, bir kişinin 100 ya da daha fazla sigara dumanı kadar duman solumasına neden olabileceğini belirtmiştir.</span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span>Nargilede genellikle ağızlıklar paylaşıldığı için enfeksiyon riski fazladır. Tüberküloz, Herpes ve diğer enfeksiyon hastalıklarının yayılması daha kolaydır.</span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span>Nargiledeki su zararlı maddeleri yeterince filtrelemez ve duman hâlâ toksinler içerir.</span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><span>Nargile kullanımının sigaraya göre daha zararsız olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu belirten </span><span><span>Prof. Dr. Dilek Toprak</span></span><span>, “Her ikisi de ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir ancak nargilenin daha fazla duman çekilmesi ve karbonmonoksit gibi ek riskler taşıması nedeniyle daha tehlikeli olabileceği kabul edilmektedir​” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Tütün bağımlılığının önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Tütün bağımlılığının önlenmesi noktasında hedefin </span></span><span>sigaraya başlamanın önlenmesi olması gerektiğini söyleyen <span>Prof. Dr. Dilek Toprak</span>, gençlerin ve çocukların bu tehlikeden korunması ve hiç başlamamaları için gayret gösterilmesi gerektiğini söyledi. <span>Prof. Dr. Dilek Toprak, önerlerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Ailelerin özellikle ebeveynlerin bilinçlendirmesi ve gençler üzerinde olumlu model olmaları önemlidir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Elektronik sigara bir sigara bırakma yöntemi değildir. Sağlık açısından önemli riskler taşır.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Ailece düzenli ve kaliteli zaman geçiren, iletişimi güçlü ailelerin çocuklarının sigara ve alkolü bırakma oranı, diğer ailelere kıyasla daha yüksektir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Çocuğun akademik becerilerini desteklemek, okul dışı farklı aktivitelere yönlendirmek, daha olumlu arkadaş çevrelerine girmesine destek olmak da katkı sağlayacaktır.</span><span> Gençlerin spora, sanata ya da hobilerine yönlendirilmesi, boş zamanlarını sağlıklı aktivitelerle doldurmalarına yardımcı olur. Böylece riskli davranışlardan uzak kalabilirler a</span><span>ncak ebeveynlerden biri veya her ikisi sigara içiyorsa; çocuğunuzla konuşmanız, yasaklamanız, cezalar vermeniz pek de işe yaramayacaktır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Sigarayı bırakmak için Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı profesyonellerin görev yaptığı ve ülkemizin her bölgesinde kolayca ulaşılabilen Sigara Bırakma Polikliniklerinden yardım alabilirsiniz. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Sigara kullanımı hakkında eğitimler ve farkındalık çalışmaları, okullarda yaygın olarak yapılmalıdır.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Televizyon, radyo ve sosyal medya üzerinden sigaranın zararlarına yönelik bilinçlendirme kampanyaları yapılması etkili olur. Ünlü ve popüler kişilerin sigara karşıtı mesajlar vermesi, gençler üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Ergenler arasında sigaraya başlamanın altında yatan nedenler çoğu zaman stres, anksiyete veya depresyon gibi psikolojik sorunlar olabilir. Bu durumda, gençlere psikolojik destek sağlamak ve duygusal problemlerle başa çıkmalarını öğretmek önemli bir adımdır.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>&#8211; Erken yaşta sigaraya başlamayı önlemek için bu adımlar hem devlet politikaları hem de toplumsal farkındalık açısından büyük önem taşır. Gençlerin sağlıklı tercihler yapabilmesi için doğru rehberlik ve destek almaları, uzun vadede toplum sağlığını iyileştirmeye katkı sağlar</span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-birakmada-ilac-ve-davranis-terapisi-birlikte-etkili-oluyor-616658">Sigara bırakmada ilaç ve davranış terapisi birlikte etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manisa Büyükşehir Sahipsiz ve Hurda Araçları Kaldırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-sahipsiz-ve-hurda-araclari-kaldiriyor-616459</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 09:39:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araçlar]]></category>
		<category><![CDATA[araçları]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[hurda]]></category>
		<category><![CDATA[kaldırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[sahipsiz]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616459</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde görüntü kirliliği oluşturan, trafik akışını engelleyen ve güvenlik riski teşkil eden terk edilmiş hurda araçlara yönelik çalışma başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-sahipsiz-ve-hurda-araclari-kaldiriyor-616459">Manisa Büyükşehir Sahipsiz ve Hurda Araçları Kaldırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde görüntü kirliliği oluşturan, trafik akışını engelleyen ve güvenlik riski teşkil eden terk edilmiş hurda araçlara yönelik çalışma başlattı. Manisa Emniyet Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen denetimler kapsamında özellikle Küçük Sanayi Sitesi’nde uzun süredir atıl durumda bekleyen araçlar tek tek tespit edilerek tahliye ediliyor.</p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi ve İl Emniyet Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında, kamuya açık alanlarda ve özellikle Küçük Sanayi Sitesi içerisinde uzun süredir atıl durumda bekletilen araçlar tek tek tespit ediliyor. Yasal süreçlerin tamamlanmasının ardından, çevre ve halk sağlığı açısından risk oluşturan bu araçlar çekiciler vasıtasıyla bulundukları noktalardan kaldırılıyor.</p>
<p><b>Başkan Dutlulu, “Amacımız Daha Temiz ve Düzenli Bir Manisa”</b></p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, şehrin estetiği ve güvenliği için çalışmaların devam edeceğini belirterek, “Şehrimizde kötü görüntüye neden olan hurda ve sahipsiz araçları kaldırıyoruz. Emniyet Müdürlüğümüz iş birliğiyle sokaklarımızda güvenlik riski oluşturan ve görüntü kirliliğine neden olan atıl araçları topluyoruz. Yasal 60 günlük süresi dolan araçlar, Emniyet Müdürlüğümüz tarafından çekiliyor. Amacımız şehrimizde trafik akışını rahatlatmak hem de sanayi sitemizi daha temiz ve daha düzenli bir hale getirmek. Esnafımızın ve vatandaşlarımızın huzuru, şehrimizin nefes alması için denetimlerimize ve çalışmalarımıza aralıksız devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><b>60 Günlük Yasal Süre Takip Ediliyor</b></p>
<p>Ulaşım Dairesi Başkanı Hüseyin Üstün, oda başkanları ve belediye meclis üyeleriyle birlikte sahada incelemelerde bulundu. İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda, tespit edilen araç sahiplerine tanınan 60 günlük yasal sürenin dolmasıyla birlikte araçlar ilgili otoparka çekilmeye başlandı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun bu konudaki hassasiyeti ve talimatları doğrultusunda çalışma başlattıklarını belirten Ulaşım Dairesi Başkanı Hüseyin Üstün, sanayi sitesinin ticaretin merkezi olduğunu hatırlatarak, buraların hurda park alanı olarak kullanılmasının asayiş ve hijyen açısından uygun olmadığını vurguladı.</p>
<p><b>Oda Başkanlarından Teşekkür</b></p>
<p>Küçük Sanayi Sitesi’ndeki trafik ve güvenlik sorununa dikkat çeken Motorlu Araçlar Tamircileri Odası Başkanı Murat Ateşbudak ve Manisa Madeni Sanatkarlar Odası Başkanı Levent Pirinçciler, projenin esnaf için can suyu olduğunu belirtti. Ateşbudak, “Atıl araçların çekilmesi için uzun süredir girişimlerde bulunuyorduk. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Besim Dutlulu’ya verdiği destekten dolayı teşekkür ediyoruz” dedi. Manisa Büyükşehir Belediyesi, vatandaşlardan ve esnaftan gelen talepler doğrultusunda hurda araç denetimlerinin il genelinde kesintisiz olarak süreceğini bildirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-sahipsiz-ve-hurda-araclari-kaldiriyor-616459">Manisa Büyükşehir Sahipsiz ve Hurda Araçları Kaldırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 09:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[Hipoglisemi]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç Tutma]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor. Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411">Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor. Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Bazı hasta gruplarında riskler hayati boyuta ulaşabiliyorken uygun hastalarda, doğru planlama ve düzenli takip ile oruç süreci güvenli bir şekilde yürütülebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serap Yavuzer, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>1&#xfe0f;. Oruç kararı doktor kontrolüyle verilmeli</strong></p>
<p>Her diyabet hastası, takip edildiği hekimin mevcut durumunu değerlendirerek onay vermesi ve daha önemlisi güvenli oruç tutma sorumluluğunu alacak şekilde eğitim alması koşuluyla oruç tutabilir. Bu karar mutlaka kişinin durumu değerlendirilerek özel olarak verilmelidir. Kişi sağlıklı bir şekilde oruç tutmak istiyorsa öncelikle doktoruna başvurmalıdır. Yaş, diyabet tipi, ek hastalıklar, kullanılan tüm ilaçlar, hastalığın kontrol düzeyi ve hatta hastanın yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Kontrolsüz diyabeti olan, HbA1c değeri 9’un üzerinde seyreden, sık hipoglisemi yaşayan veya yakın zamanda diyabet koması geçiren hastalar yüksek risk grubunda kabul edilir ve bu hastaların genellikle oruç tutması önerilmez.</p>
<p><strong>2&#xfe0f;. Kan şekerinin kritik sınırları aşmamasına dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi ya da 300 mg/dl’nin üzerine çıkması diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur. Bu nedenle oruç sürecinde kan şekeri değerlerinin güvenli aralıkta seyretmesine özellikle dikkat edilmelidir. Hipoglisemi; titreme, soğuk terleme, çarpıntı, bulanık görme, konuşma bozukluğu ve bilinç kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu tür şikayetlerin ciddiye alınması ve kan şekeri takibinin ihmal edilmemesi gerekir. Kan şekeri ölçümü gün içinde ihtiyaç duyulan her an ölçüm yapılması, olası risklerin erken fark edilmesi açısından önem taşır.</p>
<p><strong>3&#xfe0f;. İlaç ve insülin dozları yeniden planlanmalı</strong></p>
<p>Oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarında ilaç saatleri iftar ve sahura göre yeniden düzenlenmelidir. İnsülin kullanan hastalarda özellikle sahur dozu hipoglisemi riskine karşı azaltılabilir, iftar dozu ise alınan kaloriye göre ayarlanmalıdır. Doz ayarlaması yapmadan oruç tutmak ciddi risk oluşturabileceği için dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong>4&#xfe0f;. Sahurda protein, iftarda dengeli karbonhidrat</strong></p>
<p>Sahur, uzun açlık sürecine geçiş öğünü olduğu için içeriği büyük önem taşır. Böbrek fonksiyonları uygunsa; süt, yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünleri, yumurta, az tuzlu zeytin, tavuk gibi protein açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Bu öğüne domates ve salatalık gibi lif oranı yüksek sebzeler ile gereğinde tam tahıllar eklenebilir. Protein içeren besinler midede daha uzun süre kaldığı için tokluk süresini uzatır ve hipoglisemi riskini azaltmaya yardımcı olur.</p>
<p>İftarda ise uzun süren açlık sonrası hızlı ve aşırı karbonhidrat tüketimi kan şekerinin ani yükselmesine neden olabilir. Pide, hamur işleri, pirinç pilavı ve şerbetli tatlılar sınırlandırılmalıdır. İftara çorbayla başlamak hem sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur hem de daha kontrollü bir geçiş sağlar. Sebze ve zeytinyağlı yemeklere ağırlık verilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur pilavı gibi glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi gün içindeki kan şekeri dengesine katkı sağlar. Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve dengeli öğünler önerilir. Tatlı tüketilecekse küçük porsiyonlu sütlü tatlılar tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>5&#xfe0f;. İftardan sahura kadar sıvı ihtiyacını sağlanmalı</strong></p>
<p>Diyabetli hastada gün içi su ve sıvı alımının azalması ile oluşan sıvı açığı kan şekerinde dengesizlik yaratabilir. Sıvı açığı hipoglisemi, hiperglisemi ve ketoasidoz dahil tüm diyabetik komaların gelişimi için risk oluşturabilir. Bu nedenle iftara bol su ile başlamak, iki ana öğün ve aralarda yeterince su ve şekersiz içecekler ile vücudun sıvı dengesini düzenlemek gerekir. Ayrıca kahve ve çay gibi idrar söktürücü etki ile sıvı kaybını arttıran ve şeker ilave edilmiş meyve suyu, komposto, şurup gibi kan şekerini hızlıca arttıran içecekler en aza indirilmelidir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411">Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[artabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Damarlar]]></category>
		<category><![CDATA[derecenin]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128">12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor. Güvenli sınırların kişiden kişiye değiştiğini belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kalp hastalığı olanlar için kesin bir sıcaklık ya da süre eşiği yok. Bu sınırlar kişinin genel sağlık durumuna ve hastalığın derecesine göre değişir. Ancak kalp sağlığı için en uygun aralık 18–24 derecedir. Özellikle 12 derecenin altındaki soğuklarda kalp krizi riski artabilir. Ayrıca rüzgârın hissedilen sıcaklığı düşürdüğü unutulmamalı ve dışarıda kalma süresi buna göre planlanmalı” dedi.</strong></p>
<p>Kalp rahatsızlığı olan kişilerin soğuk havalarda günlük planlarını yaparken kendi doktorlarına danışarak kişisel risklerini ve güvenli sınırlarını öğrenmelerinin önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Soğuk havada vücut ısı kaybetmemek için damarları daraltır. Damarlar daraldığında tansiyon yükselebilir. Tansiyon yükseldiğinde ise kalp kanı dolaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kalbin oksijen ihtiyacını artırır. Ancak daralmış damarlar bu ihtiyacın karşılanmasını zorlaştırabilir ve kalp üzerinde ek bir yük oluşabilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde damar esnekliğinin azalması ve koroner arter hastalığı gibi risklerin daha sık görülmesi nedeniyle bu tablo göğüs ağrısı, kalp krizi ve inme riskini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Soğuk hava susuzluğu yüzde 40 azaltabiliyor</strong></p>
<p>Soğuk havada susama hissinin azalmasına rağmen vücudun sıvı kaybetmeye devam ettiğini vurgulayan Koylan, “Yetersiz sıvı alımı, dolaşım sistemini zorlayabileceği ve kalbin iş yükünü artırabileceği için özellikle kalp ve damar sağlığı açısından risk taşıyan kişiler için kritik. Daralan damarlar beynin susuzluk sinyalini yüzde 40’a kadar azaltabilir. Ancak susama hissinin azalması, sıvı ihtiyacının düştüğü anlamına gelmez. Soğuk ve kuru havada solunumla oluşan buharlaşma ve fark edilmeyen terleme nedeniyle sıvı kaybı sürer. Bu nedenle susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek gerekir. Özellikle dışarıda geçirilen süre boyunca 20–30 dakikada bir birkaç yudum sıvı almak faydalı olur. İdrar renginin açık sarı olması da yeterli sıvı alındığını gösteren pratik bir ölçüttür” dedi.</p>
<p><strong>Soğukta ölçümler şaşırtabilir</strong></p>
<p>Soğuk havanın, özellikle bilekten ölçüm yapan optik nabız sensörlerinin sonuçlarını etkileyebileceğini vurgulayan Koylan, “Vücut ısısını korumak için cilde yakın damarların da daralmasıyla özellikle bilek gibi uç noktalara giden kan akışı azalır. Bu da kan akışındaki değişimi okuyarak çalışan sensörlerin doğru veri almasını zorlaştırabilir ve nabzın olduğundan daha düşük ya da düzensiz görünmesine neden olabilir. Bu nedenle soğuk havada daha doğru sonuçlar için kalp atışını elektriksel sinyaller üzerinden ölçen göğüs bantları daha güvenilir kabul edilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128">12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da enfeksiyonlara karşı beslenmeye dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-enfeksiyonlara-karsi-beslenmeye-dikkat-615808</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 07:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlara]]></category>
		<category><![CDATA[İçeriği]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlar]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketildiğinde]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kışın dondurucu soğukları, kapalı alanlarda geçirilen uzun süreler ve kalabalık ortamlarda enfeksiyonların yüksek bulaş riskine sahip olması, sağlıklı bir Ramazan geçirebilmek için bağışıklık sisteminin her zamankinden daha güçlü olmasını gerektiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-enfeksiyonlara-karsi-beslenmeye-dikkat-615808">Ramazan&#8217;da enfeksiyonlara karşı beslenmeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kışın dondurucu soğukları, kapalı alanlarda geçirilen uzun süreler ve kalabalık ortamlarda enfeksiyonların yüksek bulaş riskine sahip olması, sağlıklı bir Ramazan geçirebilmek için bağışıklık sisteminin her zamankinden daha güçlü olmasını gerektiriyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik</strong> “Ramazan’da uzun süren açlık saatleri, değişen öğün ve uyku düzeni ile azalan su tüketimi vücudun bağışıklık sistemini daha hassas hale getirebiliyor. Ancak özellikle doğru besin seçimi Ramazan’ı hem sağlıklı hem de güçlü geçirmek için en önemli desteklerden biri olarak öne çıkıyor” diyor. Özellikle mevsim sebze ve meyvelerinin; vitamin, mineral ve antioksidan içerikleri sayesinde vücudu hem enfeksiyonlara karşı koruyacağını hem de enerji seviyesini dengede tutmaya destek olacağını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, Ramazan’da bağışıklığı güçlendiren 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Portakal</strong></li>
</ul>
<p>Güçlü C vitamini kaynağı olan portakal, enfeksiyonlara karşı savunmada görevli lökosit (beyaz kan hücreleri) üretimini destekler. Antioksidan etkileri sayesinde hücreleri serbest radikallere karşı korur. İçerdiği çözünür lif, mide boşalmasını yavaşlatarak kan şekerinin ani yükselmesini önler. İftardan sonra tüketildiğinde hem sıvı desteği sağlar hem de tatlı ihtiyacını doğal şekilde dengeleyerek rafine şeker tüketimini azaltmaya yardımcı olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kırmızı lahana</strong></li>
</ul>
<p>Kırmızı lahananın içeriğindeki mor pigmentler güçlü antioksidan etki göstererek hücreleri; sindirim sonrası oluşan toksinlerin vücutta oluşturduğu oksidatif stresten korur. Bu şekilde bağışıklık desteklenmesine büyük katkıda bulunur. Özellikle çiğ yendiğinde çiğneme süreci uzun olacağından beyindeki tokluk sinyalinin oluşumunu hızlandırır. Salatalarda limon ve zeytinyağı ile birlikte tüketildiğinde besin değeri artar.</p>
<ul>
<li><strong>Mandalina</strong></li>
</ul>
<p>Zengin C vitamini içeriğiyle vücudun enfeksiyonlardan korunmasına, antioksidan etkisiyle de inflamasyonun dengelenmesine destek olur. Liften zengin olan mandalina kan şekerinin kontollü yükselmesine yardımcı olurken, antioksidan etkisiyle inflamasyonun dengelenmesini,  strese karşı bağışıklık fonksiyonlarının düzenli çalışmasını sağlar. Hafif ve kolay tüketilebilir yapısıyla Ramazan’da vitamin, sıvı ve tatlı ihtiyacına destek olur ama aşırıya kaçılmamalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Kivi</strong></li>
</ul>
<p>C ve E vitamini kombinasyonu sayesinde hücresel savunma mekanizmalarını güçlendirir. Yüksek lif içeriği bağırsak hareketlerini düzenler, kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Uzun süreli açlıkta sık görülen sindirim problemlerinin azaltılmasına destek verir. Aynı zamanda içerdiği doğal enzimler protein sindirimine ve iftar sonrası rahatlamaya katkı sağlar.</p>
<ul>
<li><strong>Ispanak</strong></li>
</ul>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, iftar sofralarında mutlaka mevsim sebzelerinin yer alması gerektiğini belirterek “Ispanağın içeriğindeki; A ve C vitamini vücudun ilk savunma hattı olan mukozal bariyeri güçlendirirken folat hücre yenilenmesini destekler. Düşük kalorili ama hacimli bir sebzedir; mide doluluğu sağlar. Sahurda yumurta ile tüketildiğinde protein ve lif kombinasyonu sayesinde tokluk süresini uzatır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Brokoli</strong></li>
</ul>
<p>C ve K vitamini ile sülfürlü bileşikler açısından zengin olan brokoli, özellikle içerdiği sulforafan sayesinde güçlü antioksidan ve detoks destekleyici etki gösterir. Lif ve su içeriği yüksektir; mide hacmini doldurarak doygunluk sağlar ve iftar sonrası ani acıkmaları önlemeye yardımcı olur. Buharda hafif pişirilerek tüketildiğinde besin değerleri daha iyi korunur.<strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Havuç </strong></li>
</ul>
<p>Beta-karoten açısından zengin olan havuç, özellikle zeytinyağı ile birlikte tüketildiğinde daha iyi emilir ve A vitaminine dönüşerek bağışıklık ve solunum yolları sağlığını destekler. A vitamini, mukozal dokuların korunmasında önemli rol oynar. Lifli yapısı sayesinde çiğ tüketildiğinde uzun süre tokluk sağlar. İftarda salatalara eklendiğinde kan şekerinin daha dengeli yükselmesine katkıda bulunur.</p>
<ul>
<li><strong>Pırasa</strong></li>
</ul>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Çelik “Pırasa zengin prebiyotik ve lif içeriğiyle bağırsak mikrobiyotasını besler. Güçlü bir bağırsak mikrobiyatası, güçlü bir bağışıklığın göstrgesidir. Aynı zamanda içeriğindeki lif sayesinde sindirim süresi uzar ve tokluk hissini artırır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Limon</strong></li>
</ul>
<p>C vitamini açısından zengin olan limon, bağışıklık fonksiyonlarını desteklerken aynı zamanda sindirime katkı sağlar. İftarda salatalara sıkılan limon suyu, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Mide asidini dengeleyerek hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerinin azalmasına yardımcı olabilir. Ilık suya eklenerek tüketildiğinde sıvı alımını artırarak gün içindeki susuzluğun dengelenmesine destek sağlar. </p>
<ul>
<li><strong>Yoğurt</strong></li>
</ul>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik “Yoğurdun içeriğindeki kalsiyum ve probiyotik bakteriler bağışıklık hücrelerini aktive eder. Yüksek protein içeriği mide boşalmasını yavaşlatır. Sahurda tüketildiğinde gün boyu kan şekerini dengeler, iftarda tüketildiğinde iftar sonrası tokluğu uzatarak tatlı isteğini azaltır” diyor.<br /> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-enfeksiyonlara-karsi-beslenmeye-dikkat-615808">Ramazan&#8217;da enfeksiyonlara karşı beslenmeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor-615649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabet Hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolsüz]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şekerini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[zorluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615649</guid>

					<description><![CDATA[<p> Diyabet, vücudun kan şekerini sağlıklı şekilde dengeleyememesiyle ortaya çıkan bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor-615649">Ramazan&#8217;da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Diyabet, vücudun kan şekerini sağlıklı şekilde dengeleyememesiyle ortaya çıkan bir hastalık. Diyabet hastaları için düzenli ve dengeli beslenme hayati önem taşır. Ramazan ayında uzun saatler süren açlık ise kan şekeri dengesini bozarak özellikle diyabet hastaları açısından risk oluşturabilir. Oruç kararı öncesinde mutlaka doktora danışılması gerektiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “İnsülin takviyesi alanların oruç tutması, kan şekeri seviyesinde ciddi dalgalanmalara yol açabileceği için riskli olabilir” dedi.</strong></p>
<p>Türkiye’de 2024 verileriyle 12 milyondan fazla diyabet hastası bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fulya Akın, “Ramazan’da özellikle iftar sonrasında tatlı ve hamur işi tüketiminde belirgin bir artış yaşanıyor. Şerbetli ve yoğun karbonhidrat içeren tatlılar kan şekerini kısa sürede hızla yükseltebilir, ardından ani düşüşlere yol açarak dalgalanmalara neden olabilir. Bu durum diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur ve kan şekeri kontrolünü zorlaştırır. Bu nedenle diyabet hastaları oruç tutmadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmeli. Özellikle Tip 1 diyabeti olanlara ve kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 hastalarına oruç önermiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Karbonhidrat ağırlıklı beslenme kan şekerini hızla yükseltiyor</strong></p>
<p>Oruç süresince beslenme alışkanlıklarının daha planlı olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Akın, “Ramazan ayı boyunca mideyi uzun süre tok tutan, sindirimi daha yavaş olan, protein ve liften zengin besinler tercih edilmeli. İftarda uzun saatlerin ardından bir anda kızartma gibi ağır yemeklere yüklenmek yerine hafif bir başlangıç yapmak ve ana yemeği yavaş yavaş tüketmek kan şekerinin ani yükselmesini engellemeye yardımcı olur. Beyaz ekmek, pizza, makarna ve pasta gibi rafine karbonhidratların fazla tüketilmesi kan şekeri dengesini bozabilir, bu nedenle bu besin türlerinin de porsiyon kontrolü kıymetli. Ayrıca iftar ile sahur arasında yeterli su içmek hem vücudun susuz kalmasını önler hem de gün içindeki kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya destek olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ek hastalığı olan diyabetliler için oruç daha riskli</strong></p>
<p>Diyabete ek olarak hamile olan ya da böbrek hastalığı bulunan kişilerde riskin daha da arttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Kan şekerindeki ani değişimler hem anne hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir. Uzun süre susuz kalmak ise böbrek fonksiyonlarını daha da zorlayabilir. Bu nedenle hamile diyabet hastalarına ve böbrek yetmezliği bulunan diyabetlilere oruç tutmalarını önermiyoruz. Ayrıca böbrek hastalığı olan kişilerde kan şekeri düşüklüğü riski de daha yüksek olabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor-615649">Ramazan&#8217;da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Engelleri Ortadan Kaldıran Hizmet</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-engelleri-ortadan-kaldiran-hizmet-615634</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[engelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Engelli Bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kaldıran]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmangazi Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Tekerlekli Sandalye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615634</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, engelli vatandaşların yaşamını kolaylaştırmaya yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-engelleri-ortadan-kaldiran-hizmet-615634">Osmangazi&#8217;de Engelleri Ortadan Kaldıran Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, engelli vatandaşların yaşamını kolaylaştırmaya yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bu kapsamda, Başkan Erkan Aydın’ın görev süresi boyunca engelli bireylere 103 hasta yatağı ile 101 tekerlekli sandalye desteği sağlandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Engelli bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları zorlukları azaltmayı hedefleyen Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, sosyal destek çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bu doğrultuda Osmangazi Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ekipleri, engelli bireyler ve ailelerinden gelen talepler doğrultusunda hasta yatağı ile tekerlekli sandalye desteklerini evleri tek tek ziyaret ederek ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Başkan Aydın’ın göreve geldiği günden bu yana geçen 700 günlük süreçte, toplam 204 engelli birey ile ailesinin yaşam koşulları sağlanan hasta yatağı ve tekerlekli sandalye destekleriyle önemli ölçüde kolaylaşıyor. Erişilebilirlik, fırsat eşitliği ve sosyal belediyecilik anlayışıyla yürütülen bu çalışmalar, engelli bireyler ve aileleri tarafından memnuniyetle karşılanıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Bakım Sürecimiz Çok Kolaylaştı”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yapılan hizmetlerden dolayı Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkür eden engelli bireyler ve aileleri, “Bu yardımlara gerçekten çok ihtiyacımız vardı. Osmangazi Belediyesi’ne başvurduktan kısa süre sonra hasta yatağımız ve tekerlekli sandalyemiz evimize kadar getirildi. Allah razı olsun, bakım sürecimiz çok daha kolaylaştı. Tekerlekli sandalyeler sayesinde artık hastalarımızı dışarıya daha rahat çıkarak hastane kontrollerine daha rahat götürebileceğiz. Hasta yatağı sayesinde yatalak hastalarımızın bakımını daha kolay yapabileceğiz. Başkanımıza ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi tarafından engelli bireylere yönelik hasta bezi yardımları da yıl boyunca aralıksız devam edecek.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-engelleri-ortadan-kaldiran-hizmet-615634">Osmangazi&#8217;de Engelleri Ortadan Kaldıran Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimle]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kararı]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[verilmeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Oruç kararı hekim değerlendirmesiyle verilmeli! </strong></p>
<p>Ramazan ayının, birçok kişi için manevi açıdan son derece kıymetli bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “Ancak söz konusu sağlık olduğunda niyet tek başına yeterli değildir. Bu nedenle Ramazan’da oruç tutma kararı bireysel, dikkatli ve mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir.” dedi.</p>
<p>Tıbbi açıdan riskli durumlarda kişinin kendini korumasının hem dini hem de insani açıdan en doğru yaklaşım olduğunu aktaran Dr. Hajiyeva, “Psikiyatrik rahatsızlığı olanların oruç tutup tutamayacağı konusunda doğru bir yanıt yok. Her hasta kendi klinik durumu, hastalığın şiddeti, kullanılan ilaçlar ve son dönem seyri açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli. Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oruç, bazı psikiyatrik hastalarda alevlenme riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Özellikle bazı durumlarda daha dikkatli olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “Hastalık aktif dönemdeyse, son 6 ay içinde atak geçirilmişse, ilaç dozları yeni ayarlanmışsa, özellikle son bir yılda hastaneye yatış öyküsü varsa, intihar ve başkalarına zarar verme riski mevcutsa, oruç tutmak hastalığın alevlenme riskini artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı psikiyatrik hastalıklarda düzenli biyolojik ritmin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyin ritmi sever; sirkadiyen düzen sık değiştiğinde ise bu biyolojik istikrarsızlık klinik tabloya yansıyabilir. Uyku düzenindeki bozulma ve biyolojik ritmin kayması bipolar bozukluktaki mani ya da depresyon atağını tetikleyebilir. Özellikle geçmişte mevsimsel atak öyküsü olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Majör depresyonda uzun süren açlık, enerji düşüklüğü ve kan şekeri dalgalanmaları bazı hastalarda çökkünlüğü artırabilir. Zaten düşük seyreden bir enerji düzeyine fizyolojik stres eklemek tabloyu ağırlaştırabilir. Psikotik bozukluklarda tedaviye uyumun bozulması veya ilaç saatlerinin kayması belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir. Anksiyete bozuklukları ve panik bozukluklarda açlık ve susuzluğa bağlı çarpıntı, titreme gibi bedensel belirtiler anksiyete belirtilerini artırabilir. Beden alarm verdiğinde, zihin bunu genellikle ‘tehlike var’ şeklinde yorumlar. Yeme bozukluklarında oruç süreci, bazı hastalarda yeme davranışı üzerindeki kontrolü olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p><strong>Oruç tutarken ilaç kesilmemeli ve doz düzeni hekim kontrolünde planlanmalı!</strong></p>
<p>Oruç tutarken en kritik konunun, ilacın kesilmemesi ve doz düzeninin hekim kontrolünde planlanması olduğunu kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “İlacın farmakokinetik özellikleri (yarı ömrü, etki süresi, kan düzeyi dengesi) dikkate alınmadan yapılan değişiklikler tedavi etkinliğini azaltabilir.” dedi.</p>
<p>Birçok psikiyatrik ilacın günde bir veya iki doz şeklinde kullanıldığını hatırlatan Dr. Hajiyeva, “Günde tek doz kullanılan ilaçlar, uygun görülürse iftar sonrasına kaydırılabilir. Ancak günde üç doz kullanılan, kısa yarı ömürlü veya kan düzeyi izlem gerektiren ilaçlar ise bireysel ve ayrıntılı bir klinik değerlendirme yapılmadan düzenlenmemeli. Örneğin lityum kullanan hastalarda dehidrate kalmak kan düzeyini yükselterek toksisite riskini artırabilir. Benzer şekilde bazı antipsikotikler tansiyon düşüklüğüne yol açabilir; uzun süreli açlık bu etkiyi artırabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar değil!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar olmadığının altını çizen Dr. Günay Hajiyeva, “Çoğu zaman belirli bir süre stabil iyilik hali sağlandıktan sonra, yine hekim kontrolünde ve kademeli azaltılarak kesilir.” dedi.</p>
<p>Ani ilaç kesilmesinin doğurabileceği risklere işaret eden Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalığın alevlenmesi, mani veya ağır depresyon atağı, psikotik belirtilerin geri dönmesi, intihar riskinde artış ve yoksunluk sendromu gibi durumlar görülebilir. Klinik pratiğimizde Ramazan ayında ‘oruç tutabilmek için’ ilacını aniden bırakan ve birkaç hafta içinde ağır atakla başvuran hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum hem hasta hem ailesi için ciddi bir yüktür.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avcılar&#8217;da Ramazan Hazırlıkları Tamamlandı, Dayanışma Sahaya Yansıdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/avcilarda-ramazan-hazirliklari-tamamlandi-dayanisma-sahaya-yansidi-614933</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 15:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avcılar]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[Denetim]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[genelinde]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Ayı]]></category>
		<category><![CDATA[sahaya]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlandı]]></category>
		<category><![CDATA[yansıdı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614933</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avcılar Belediyesi, Ramazan ayının birlik ve beraberlik ruhunu ilçe genelinde yaşatmak amacıyla hem hazırlık hem de sosyal destek çalışmalarını eş zamanlı olarak hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avcilarda-ramazan-hazirliklari-tamamlandi-dayanisma-sahaya-yansidi-614933">Avcılar&#8217;da Ramazan Hazırlıkları Tamamlandı, Dayanışma Sahaya Yansıdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><i>Avcılar Belediyesi, Ramazan ayının birlik ve beraberlik ruhunu ilçe genelinde yaşatmak amacıyla hem hazırlık hem de sosyal destek çalışmalarını eş zamanlı olarak hayata geçirdi. İbadethaneler Ramazan’a hazırlanırken, fırınlarda denetimler yapıldı; ayın ilk gününde ise mahallelerde iftar kumanyası dağıtımı gerçekleştirildi.</i></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Avcılar’da Ramazan, kapsamlı bir hazırlık süreciyle karşılandı. Belediye ekipleri, ay başlamadan önce hem ibadethanelerde hem de gıda üretim noktalarında çalışmalarını tamamladı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>CAMİLER RAMAZAN’A HAZIRLANDI</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Avcılar genelindeki camilerde yıl boyunca düzenli olarak sürdürülen temizlik ve bakım çalışmaları, İlçe genelinde düzenli olarak yapılan ibadethane temizliği Ramazan Ayı öncesinde de devam etti.  Belediye ekipleri tarafından yürütülen çalışmalarda ibadethanelerin iç mekanları, abdesthaneler ve ortak kullanım alanları titizlikle temizlendi.Vatandaşların ibadetlerini her zaman sağlıklı ve düzenli bir ortamda gerçekleştirebilmesi amacıyla sürdürülen çalışmalar, Ramazan ayı öncesinde de aynı hassasiyetle tamamlandı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>FIRINLARDA DENETİMLER GERÇEKLEŞTİRİLDİ</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Zabıta ekipleri tarafından ilçe genelindeki fırınlarda denetimler yapıldı. Kontrollerde hijyen koşulları, üretim alanları, ürün gramajları ve fiyat etiketleri titizlikle incelendi. Ramazan ayı boyunca artan tüketim yoğunluğu dikkate alınarak gerçekleştirilen denetimlerle vatandaşların güvenli ve sağlıklı hizmet alması hedeflendi.</span></span></span></p>
<p><b><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>İLK İFTARDA MAHALLELERE DESTEK</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>Hazırlık sürecinin ardından Ramazan ayının ilk gününde sosyal destek uygulamaları sahaya yansıdı. İftara yetişemeyen vatandaşlara yönelik iftariyelik dağıtımı gerçekleştirildi. Belediye ekipleri dağıtım noktalarında hazır bulunurken, iftar saatine kısa süre kala iftariyelikler vatandaşlara ulaştırıldı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Dağıtımlar ilçenin Merkez Mahallesi, Yeşilkent Mahallesi ve Üniversite Mahallesi’nde kurulan çadırlarda yapıldı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>RAMAZAN BOYUNCA DAYANIŞMA SÜRECEK</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Avcılar Belediyesi hem sosyal destek hem de denetim çalışmalarına Ramazan ayı boyunca ilçe genelinde devam edecek. Ramazan süresince paylaşma ve dayanışma kültürünü güçlendirmeyi hedefleyen uygulamalarla ihtiyaç sahibi vatandaşlara destek sağlanması ve mahallelerde birlik atmosferinin pekiştirilmesi amaçlanıyor. </span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avcilarda-ramazan-hazirliklari-tamamlandi-dayanisma-sahaya-yansidi-614933">Avcılar&#8217;da Ramazan Hazırlıkları Tamamlandı, Dayanışma Sahaya Yansıdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Minik karınlarda büyük sorun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz Sancısı]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[karınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[minik]]></category>
		<category><![CDATA[Sindirim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıra]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614327</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327">Minik karınlarda büyük sorun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor. Uzmanlara göre,  her 10 bebekten 4’ü, yaşamının ilk aylarında, özellikle ilk 6 haftada,  gaz sancısı nedeniyle huzursuzluk yaşıyor. Gaz sancısı bebeklerin çoğunda 3–4. aydan sonra belirgin şekilde azalıyor ve genellikle 4–6 ay arasında kendiliğinden kayboluyor. Çoğu zaman masum nedenlere dayanan bu durum, ebeveynler için uykusuz gecelere ve endişeye yol açabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, </strong>bu süreçte bazı kurallara dikkat ederek gaz sancısının önlenebileceğini veya hafifletilebileceğini belirterek, “Ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken en önemli şey ise hekim tavsiyesi olmadan, bebeğe gaz sorununa karşı bitkisel içerikli takviyeler veya ilaçlar vermemek olmalı. Bunlar bebeğin sindirim sistemine zarar verebilir ve altta yatan bir hastalık varsa, tanısını geciktirebilir. Bitki çayları, şekerli su ve zeytinyağı da sindirim sisteminde sorun oluşturabilecekleri için verilmemelidir. Bunların yanı sıra emziren annelerin rezene çayı içmelerini de artık önermiyoruz. Çünkü, fazla tüketildiğinde,  içerisinde bulunan fitoöstrojenler anne ve bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir” diyor. </p>
<p><strong>En yaygın neden: Sindirim sisteminin henüz tam gelişmemiş olması!</strong></p>
<p>Bebeklik döneminde, özellikle 0-6 ay arasında, sindirim sisteminin henüz tam olarak olgunlaşmamış olması, gaz sancısının en yaygın nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, bebeğin hızlı emmesi ve emme sırasında hava yutması, yanlış emzirme teknikleri ve bağırsak hareketlerinin düzensizliği de gaz oluşumuna yol açabiliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz çıkarma mekanizmasının yeterince gelişmemiş ve karın kaslarının henüz zayıf olmasının da bebeğin gazı rahatlıkla atamamasına neden olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve bağırsak florasının yapısı gibi bireysel faktörler de süreci etkileyebilir. Bazı durumlarda ise besin alerjisi veya laktoz intoleransı şeklinde altta tıbbi bir problem yatabilir.” </p>
<p><strong> Bu belirtiler gaz sancısına işaret edebilir!  </strong></p>
<p>Gaz sancısı genellikle beslenme sonrasında veya akşam saatlerinde daha belirgin hale geliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısı olan bebeklerde en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Mırıldanmak ve devamlı ıkınma sesleri çıkarmak</li>
<li>Uykusunda sesler çıkarmak </li>
<li>Kıvranmak ve  ‘S’ şeklinde kasılma hareketleri yapmak</li>
<li>Karında şişkinlik ve sertlik</li>
<li>Bacakları karnına çekmek</li>
<li>Huzursuzluk, ağlama nöbetleri</li>
<li>Gaz çıkardıktan sonra belirgin şekilde rahatlamak</li>
<li>Emme sırasında sık sık memeyi bırakmak</li>
<li>Uykudan sık sık uyanmak</li>
</ul>
<p><strong>Gaz sancısını önlemek için 10 etkili öneri! </strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısını hafifletmek için dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Her beslenme sonrasında gazını mutlaka çıkarın:</strong> Meme değişiminde de gazını çıkarmayı alışkanlık edinin. Omuza yaslama veya oturur pozisyonda hafif sırt sıvazlama, gazın daha kolay çıkmasına yardımcı olacaktır. Bacaklarını bisiklet çevirir gibi nazikçe hareket ettirmek de gazın bağırsaklarda ilerlemesine katkı sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Kısa süreli emzirmelerden kaçının:</strong> İlk süt laktozdan, son süt ise yağdan zengin oluyor. Bebeğinizin hem doyması hem de devamlı gaz yapan ilk süte maruz kalmaması için ilk 3 ayda en az 10-15 dakika emzirmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Acele etmeyin: </strong>Acele etmeden, sakin ve hafif dik pozisyonda beslemeyi alışkanlık edinin. Beslenme sonrasında hemen düz yatırmayın. En az 30-45 derece açıyla yatırmaya dikkat edin. </p>
<p><strong>Nazikçe karın masajı yapın: </strong>Tercihen ılıtılmış özel bebek masaj yağlarıyla, günde 1-2 kez ve özellikle akşam saatlerinde, saat yönünde nazikçe karın masajı yapın. Kusma riskine karşı masajı tok karnına yapmaktan kaçının. </p>
<p><strong>Beslenmenize dikkat edin:</strong> Kendinizi gözlemleyin;  sizde hazımsızlık ve şişkinlik yapan besinlerden uzak durun. </p>
<p><strong>Hava yutmasını önleyin:</strong> Beslenme sırasında hava yutmasını önlemek için memeyi veya biberonun emziğini tam kavradığından emin olun. Antikolik biberon tercih edin</p>
<p><strong>Dümdüz pozisyonda beslemeyin:</strong> Beslenirken dümdüz pozisyonda olmasın. Kendi kendine beslenmesin. Biberonun emzik kısmına hava girmesine izin vermeden dik bir şekilde beslemeniz hava yutmasını engellemek için önemli.</p>
<p><strong>Mamasını sürekli değiştirmeyin: </strong>Sürekli mama değişimi sindirim sistemini daha hassas hale getirebiliyor. </p>
<p><strong>Mamayı hazırlarken, dikkat! </strong>Mama ile besleniyorsa, hazırlama şekline dikkat edin. Mama ölçüsünü doğru ayarlayın ve köpük oluşumunu azaltmak için biberonu fazla çalkalamayın. </p>
<p><strong>Ilık banyo rahatlatır:</strong> Özellikle akşam saatlerinde ılık banyo da kaslarının gevşemesine yardımcı olabilir. </p>
<p><strong>Çoğunlukla masum olsa da dikkat! </strong></p>
<p>Gaz sancısı genellikle önemsiz nedenlerden kaynaklansa da bazı belirtilere karşı dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü, nadiren de olsa gaz sancısının altında yatan etken enfeksiyon, bağırsak tıkanıklığı, alerji veya laktoz intoleransı gibi sindirim sistemi sorunları olabiliyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı  Dr.  Ece Birincioğlu Çetin, mutlaka hekime başvurulması gereken belirtileri, “Özellikle şiddetli ve sakinleştirilemeyen ağlama, kusma (özellikle yeşil renkli ya da fışkırır tarzda olması), ateş, kilo alamama veya kilo kaybı, dışkıda kan görülmesi, uzun süre gaz ve gaita çıkışının olmaması, karında belirgin hassasiyet veya sertlik ile genel durum bozukluğu” olarak sıralıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327">Minik karınlarda büyük sorun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İftarda hızlı ve aşırı yemek metabolizmayı zorluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iftarda-hizli-ve-asiri-yemek-metabolizmayi-zorluyor-614072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[ftarda]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizmayı]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[zorluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, Ramazan’da beslenme konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iftarda-hizli-ve-asiri-yemek-metabolizmayi-zorluyor-614072">İftarda hızlı ve aşırı yemek metabolizmayı zorluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin,<strong> </strong>Ramazan’da beslenme konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İftarda hızlı ve aşırı yemek tokluk mekanizmasını bozuyor</strong></p>
<p>Ramazan ayında uzun süreli açlığın ardından iftarda hızlı ve aşırı yemek yemenin sindirim sistemi başta olmak üzere metabolik dengeyi olumsuz etkilediğini kaydeden Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Aşırı yemek yemenin kalp ve dolaşım sistemi üzerinde de etkileri bulunmaktadır. Sindirim için mide ve bağırsaklara yönelen kan akışı, kalbin yükünü artırabilmektedir. Özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalığı olanlarda çarpıntı ve halsizlik gibi şikâyetler daha sık ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca hızlı yemek tokluk mekanizmasını bozmaktadır. Beynin ‘doydum’ sinyalini geç algılaması, farkında olmadan fazla enerji alımına neden olmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Mide hacmi ani şekilde genişliyor ve hazımsızlığa yol açıyor</strong></p>
<p>Gün boyu boş kalan mideye kısa sürede büyük porsiyonlarda besin alınmasının, mide hacminin ani şekilde genişlemesine neden olduğunu da söyleyen Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Bu durum şişkinlik, mide ağrısı, hazımsızlık ve reflü şikayetlerini beraberinde getirmektedir. Hızlı yemek, yeterli çiğnemenin önüne geçtiği için sindirim sürecini daha da zorlaştırmaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Reaktif hipoglisemi görülebiliyor</strong></p>
<p>Uzun açlık sonrası özellikle karbonhidrat ağırlıklı ve hızlı tüketilen öğünlerin kan şekerinin ani yükselmesine yol açtığını da ifade eden Şahin, “Buna bağlı olarak insülin salınımı artar ve kısa süre sonra halsizlik, baş dönmesi ve uyku haliyle kendini gösteren reaktif hipoglisemi görülebilmektedir. Bu dalgalanmaların uzun vadede insülin direnci ve kilo artışı riskini artırmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İftara çorbayla başlayın!</strong></p>
<p>Uzun süren açlığın ardından iftara çorba, hurma ya da suyla başlanmasının hem doygunluk hissinin sağlanması hem de sindirim problemlerinin önlenmesi açısından etkili olduğunu belirten Şahin, “İftara su veya çorba ile başlanması, mide hacminin yavaş yavaş genişlemesini sağlayarak şişkinlik, mide ağrısı ve hazımsızlık riskini azaltıyor. Sıvı içeriği yüksek bu besinler, mide asidinin daha dengeli salınmasına katkı sağlıyor. Hurma ise içerdiği doğal şekerler sayesinde kan şekerinin kontrollü bir şekilde yükselmesine yardımcı oluyor. Aynı zamanda lif içeriğiyle bağırsak hareketlerini uyararak sindirimi destekliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İftarda hemen tatlı yemeyin!</strong></p>
<p>Hızlı ve arka arkaya tüketilen ağır öğünlerin, mide ve kan şekeri üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini anlatan Öğr. Gör. Kübra Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ana yemek sonrası mide besinlerin sindirim açısından yoğun şekilde çalışmaya başlıyor. Bu aşamada hemen tatlı tüketilmesi, mideye ek bir sindirim yükü bindirerek şişkinlik, hazımsızlık ve reflü şikâyetlerini artırabiliyor. Özellikle şerbetli ve yağlı tatlılar mide boşalmasını geciktirerek sindirim sürecini zorlaştırıyor. Ayrıca kan şekerinde ani yükselmelere neden olabiliyor. Bu durum, kısa süre sonra halsizlik ve uyku haliyle kendini gösteren kan şekeri dalgalanmalarına yol açabiliyor. Ana yemekten sonra en az 1–2 saat beklenmesini ve tatlı tercihlerinde sütlü veya meyve bazlı seçeneklere yönelinmesi hem sindirim sistemini rahatlatır hem de kilo kontrolünü sağlar.”</p>
<p><strong>Çorbadan sonra 15-20 dakika ara verin </strong></p>
<p>Gün boyu süren açlığın ardından iftara ağır ve büyük porsiyonlarla başlanmasının, mide hacminin ani şekilde genişlemesine neden olduğunu hatırlatan Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Bu durum şişkinlik ve mide rahatsızlıklarını artırıyor. İftara çorba, su veya hurma gibi hafif besinlerle başlanması ve 15-20 dakika kısa bir ara verilmesi sonrası az yağlı / ızgara et yemeği, kurubaklagil, sebze yemeği, salata, ayran, cacık gibi yemeklerle devam edilmesi hem doygunluk hissinin sağlanması hem de sindirim problemlerinin önlenmesi açısından etkili olacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>İftarda yavaş yiyin</strong></p>
<p>Yeterince çiğnenmeden tüketilen besinlerin sindirim yükünü artırırken, tokluk hissinin geç algılanmasına yol açtığını kaydeden Şahin, “Bu nedenle yavaş yemek ve porsiyon kontrolü yapılması önemlidir. İftarda aşırı yağlı, kızartılmış ve baharatlı besinlerin tercih edilmesi reflü riskini artırabiliyor. O nedenle haşlama, fırın veya ızgara yöntemleriyle hazırlanmış yemekleri tercih etmeliler. Tatlı tüketiminin ise ana yemekten hemen sonra değil, 1-2 saat geçtikten sonra tüketilmesi gerekir.  Sıvı tüketimi de iftar sonrası halsizlik ve şişkinliği etkileyen faktörler arasındadır. Yemek sırasında aşırı sıvı tüketiminin mideyi gereğinden fazla doldurduğu, bunun yerine sıvının iftar ile sahur arasına yayılması gerekmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çayı iftardan 2 saat sonra için</strong></p>
<p>Vücudun ihtiyacı olan suyun; metabolik su, günlük içtiğimiz sıvılar (çay, kahve, taze sıkılmış meyve suları, ayran, komposto suyu vb.) ve yediğimiz yiyeceklerle sağlandığını anlatan Öğr. Gör. Kübra Şahin, “İftar ve sahur arasında sıvı gereksinimini karşılamak için ortalama 2–2,5 litre su tüketilmelidir ve bunun zaman dilimine yayılması önerilmektedir. Gazlı içecekler, aşırı kafeinli içecekler ve şekerli içeceklerin ise iftar sonrası dönemde mide şikâyetlerini artırabileceği için bu tür içecekler yerine su, ayran veya şekersiz bitki çayları tercih edilmelidir. Yemekten hemen sonra çay ve kahve tüketilmesi önerilmemektedir. Bu içeceklerde bulunan bazı bileşenler, demirin emilimini azaltmaktadır. Bu nedenle çay ve kahvenin, yemekten en az iki saat sonra tüketilmesi daha uygundur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ana yemekten 1–2 saat sonra hafif bir ara öğün yapın</strong></p>
<p>Ara öğün planlamasının da iftar sonrası denge açısından önemli olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Ana yemekten yaklaşık 1–2 saat sonra yapılacak hafif bir ara öğün, kan şekeri dengesini korumaya yardımcı oluyor. Bu ara öğünlerde süt ve yoğurt gibi protein içeren besinler, meyve ve bir miktar kuruyemiş, şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü veya meyve bazlı tatlılar gibi sağlıklı seçenekler tercih edilmelidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iftarda-hizli-ve-asiri-yemek-metabolizmayi-zorluyor-614072">İftarda hızlı ve aşırı yemek metabolizmayı zorluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne Şehir&#8217;den Ramazan öncesi altın tavsiyeler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-sehirden-ramazan-oncesi-altin-tavsiyeler-613854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[seren]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Anne Şehir Merkezleri, Ramazan öncesi vatandaşlara sağlıklı beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-sehirden-ramazan-oncesi-altin-tavsiyeler-613854">Anne Şehir&#8217;den Ramazan öncesi altın tavsiyeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Anne Şehir Merkezleri, Ramazan öncesi vatandaşlara sağlıklı beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu. Diyetisyen Seren Avcı Tatlısevim, uzun süren açlık döneminde vücudu korumanın yolunun dengeli planlamadan geçtiğini söyleyerek, bu dönemde vatandaşlara sağlıklı beslenmenin önemli püf noktalarını anlattı.</p>
<p><b>“SAHURU ATLAMAK KAS KAYBINA NEDEN OLABİLİR”</b></p>
<p>Ramazan’da yaklaşık 12-13 saatlik açlık süresine dikkat çeken Diyetisyen Seren, sahurun atlanmaması gerektiğini vurgulayarak, “Sahur yapmazsak kalori açığı oluşur ve kilo verebiliriz. Ancak burada hedef sadece kilo vermek değil, sağlıklı ve yağdan kilo vermek. Çünkü sahuru atlamak kas kaybına neden olabilir” dedi. Sahurda özellikle protein ağırlıklı kahvaltı öneren Tatlısevim, “Yumurta, peynir, süt ve kefir gibi tok tutan besinler ön plana çıkmalı. Reçel, bal, pekmez ve turşu gibi kan şekerini hızlı yükselten gıdalardan uzak durulmalı ve beyaz ekmek yerine tam tahıllı ürünlerin tercih edilmeli” dedi.</p>
<p><b>İFTARDA 10-15 DAKİKALIK MOLA ÖNEMLİ</b></p>
<p>İftarı suyla açmanın en doğru başlangıç olduğuna vurgu yapan Diyetisyen Seren, ardından hurma veya zeytin gibi hafif iftariyelikler ve çorbanın geldiğini söyledi. Çorbadan sonra verilecek 10-15 dakikalık aranın önemli olduğuna dikkat çeken Seren, “Uzun süren açlıktan sonra mideyi birden yüklememek gerekiyor. Çorbadan sonra verilen kısa mola sindirimi rahatlatıyor. Bu sürede namaz kılmak ya da sofrayı toparlamak gibi küçük molalar vermek, sağlıklı bir geçiş sağlıyor. Ana menüde ise kızartma yerine haşlama, ızgara veya fırın yemekleri tüketilebilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“HAFTADA BİR KEZ SÜTLÜ TATLI TÜKETİLEBİLİR”</b></p>
<p>Haftada bir kez bir porsiyon sütlü tatlı tüketilebileceğini belirten Seren, şerbetli tatlılardan uzak durulmasını öneriyor. Ayrıca tatlı yaparken kişi sayısına göre porsiyon ayarlamanın önemine dikkat çeken Seren, “4 kişilik bir aileyseniz, 4 porsiyonluk tatlı yapın. Ertesi güne kalırsa iki gün üst üste tatlı tüketilmiş oluyor” dedi.</p>
<p><b>HALSİZLİK VE BAŞ AĞRISI ÖNLENEBİLİR</b></p>
<p>Ramazan’da en sık şikâyet edilen konuların başında halsizlik ve baş ağrısı geliyor. Diyetisyen Tatlısevim bunun en önemli nedenlerinden başında yetersiz su tüketimi olduğunu belirtip, “İftar ile yatış saati arasında en az 1,5 litre su tüketilmeli. Sahurda da içilen suyla birlikte günlük ihtiyaç tamamlanabilir. Çay ve kahve suyun yerini tutmaz. Her içilen kahve için ekstra su tüketmek gerekir. Günlük 4-5 bardak açık çay ve 2 fincan kahve sınırı aşılmamalı” uyarasında bulundu.</p>
<p><b>RAMAZAN SADECE AÇ KALMAK DEĞİL</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı çatısı altında hizmet veren Anne Şehir Merkezleri, Ramazan’ın yalnızca aç kalmak değil, bedeni koruma ve bilinçli beslenme süreci olduğunu hatırlatıyor. Bu konuya da değinen Diyetisyen Tatlısevim, “Ramazan ayı sadece aç kalmak ya da sadece o belirli süre aç kalıp, sonrasında canımızın istediği her şeyi yemek değil. Burada asıl önemli olan bedenimizin ihtiyaçlarına iyi kulak verebilmek, sağlığımızı bu noktada korumak ve geliştirmektir. Herkese hayırlı bir Ramazan diliyor, bedenlerinin sağlığını ihmal etmemelerini öneriyorum” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-sehirden-ramazan-oncesi-altin-tavsiyeler-613854">Anne Şehir&#8217;den Ramazan öncesi altın tavsiyeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-613839</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmenin]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[noktaları]]></category>
		<category><![CDATA[püf]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi diyetisyen hekimleri Ramazan ayında dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek sahurdan iftara uzanan süreçte uygulanabilecek önerileri paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-613839">Ramazan&#8217;da Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi diyetisyen hekimleri Ramazan ayında dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek sahurdan iftara uzanan süreçte uygulanabilecek önerileri paylaştı.<br />Beylikdüzü Belediyesi diyetisyen hekimleri, Ramazan ayında dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek sahurdan iftara uzanan süreçte uygulanabilecek önerileri vatandaşlarla paylaştı. Ramazan ayının başlamasıyla birlikte beslenme düzeninde yaşanan değişimlere dikkat çeken diyetisyen hekim Merve Akdeniz ve Betül Arda, uzun süreli açlık sonrası doğru yemek tercihleri konusunda önemli bilgilendirmelerde bulundu. Öte yandan diyetisyen hekimler, iftar sofrasında dengeli bir tabak oluşturulması gerektiği ve proteinin, sağlıklı yağların, lifli gıdaların ve kontrollü karbonhidratın bir arada bulunması gerektiğini belirtti. Diyetisyenler karbonhidrat ağırlıklı bir öğünün ani insülin iniş çıkışlarına yol açabileceği aktarırken amaçlarının bir anda doymak değil, tokluk süresini daha uzun ve dengeli şekilde sürdürmek olduğunu vurguladı.<br />“En çok dikkat edilmesi gereken konu kesinlikle su tüketimi”<br />Ramazan ayında su tüketimine dikkat çeken diyetisyen hekim Betül Arda “Ramazan boyunca en çok dikkat etmeleri gereken konu kesinlikle su tüketimi. Zaten gündelik iki, iki buçuk litre su tüketimine ihtiyacımız varken Ramazan ayında uzun süreli susuzluktan dolayı bunu biraz kaçırabiliyorlar. İftar ve sahur arasına yayarak bu iki litreyi tüketmelerinin öneminden özellikle bahsediyoruz. Bu noktada çay, kahve yerine sadece suyla sıvı desteğini almaları çok önemli. Aslında oruç vücudumuzda biriken toksinlerden kurtulmak için mükemmel bir destekleyici. Ama kronik rahatsızlığı olan yaşlı bireylerimizin bunu doktorlarının kontrolü altında yapmalarını öneriyoruz” ifadelerini kullandı. </p>
<p>“Dengeli bir tabak oluşturulması gerekiyor”</p>
<p>Diyetisyen Merve Akdeniz ise “Öncelikle uzun süre açlık sonrası orucumuzu hurmayla açabiliriz. Bunun dışında bir meyve önermiyoruz. Çünkü ani insülin, dalgalanmaları yaşamanızı istemeyiz. Sonrasında bir kâse çorbayla devam edebiliriz. Ardından dengeli bir tabak oluşturulması gerekiyor. Protein, karbonhidrat, sağlıklı yağ ve liften zengin sebzelerin bir arada yer aldığı; karbonhidrat ağırlıklı olmayan bir öğün tercih edilmeli. Aksi halde gün içerisinde tokluk süresi kısalabiliyor ve enerji dalgalanmaları yaşanabiliyor. Sahurda klasik bir kahvaltı düşünebiliriz. Ama kızartma, hamur işi gibi ya da geceden kalan yemekleri yememeliyiz ki gün içerisinde susama, halsizlik gibi durumlar yaşamayalım” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-613839">Ramazan&#8217;da Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekran Kaydırırken Yaşlanıyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekran-kaydirirken-yaslaniyoruz-613632</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 07:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dirsek]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaydırırken]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanıyoruz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613632</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmek, yalnızca beslenme ve genel sağlık kontrolleriyle sınırlı değil; bedenimizi taşıyan kas, kemik ve eklemler de bu sürecin ayrılmaz bir parçası.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekran-kaydirirken-yaslaniyoruz-613632">Ekran Kaydırırken Yaşlanıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmek, yalnızca beslenme ve genel sağlık kontrolleriyle sınırlı değil; bedenimizi taşıyan kas, kemik ve eklemler de bu sürecin ayrılmaz bir parçası. Günümüzde masa başında geçirilen uzun saatler, farkında olmadan vücut duruşumuzu bozuyor. Özellikle kürek kemiklerinin öne açılandırılması, dirsek ve el bileklerinin sürekli bükülü halde tutulması, omuz ve kol kaslarının kısalmasına, sertleşmesine ve kolayca yırtılmasına neden oluyor. Kötü postür ise kola giden damar ve sinirleri sıkıştırarak iyileşme kabiliyetini azaltıyor. <strong>Acıbadem Life Ortopedi ve Travmatoloji, Omuz, Dirsek, El Cerrahisi, Bölümünden Prof. Dr. Arel Gereli, sağlıklı bir ömürde bedenimizin de bizi taşıyabilmesi için olmazsa olmaz önerileri sıralıyor.</strong></p>
<p><strong>“El, Kol ve Omuzlarınızın Ömrünü Uzatabilirsiniz”</strong></p>
<p>Uzun ömürlü olma hali olarak tanımlanan “Longevity planı” son dönemde giderek daha fazla gündeme geliyor. Ancak bu yaklaşım sadece uzun yaşamayı değil, aynı zamanda biyolojik yaşı gençleştirerek enerjik, sağlıklı ve hastalıklardan uzak bir hayat sürmeyi hedefliyor. <strong>Acıbadem Life Ortopedi ve Travmatoloji, Omuz, Dirsek, El Cerrahisi Bölümünden Prof. Dr. Arel Gereli</strong>, “Longevity planı, hastalıkları tedavi etmeye odaklanan geleneksel tıbbın aksine, sağlığı korumayı ve optimize etmeyi amaçlıyor. Her bireyin olduğu kadar her organın da kendine özel bir yaklaşıma ihtiyacı var” diyor.</p>
<p>Longevity yaklaşımı çerçevesinde her organın ayrı ayrı ele alındığını ve el, kol, omuzlarımızın özel öneme sahip olduğunu vurgulayan <strong>Prof. Dr. Gereli,</strong> “Çünkü kürek kemiğinden parmak ucuna kadar kolumuz tek bir ünite halinde çalışıyor. Kol ünitesini oluşturan kemikler, eklemler, kıkırdaklar, kaslar, tendonlar, damar ve sinir yapıları aslında ayrı karakterde dokular ama mükemmel bir organizasyon içinde işlev görüyor. Bu nedenle biyolojik yaş sürecini yavaşlatarak bu üniteyi uzun yıllar sağlıklı tutmak mümkün” diye konuşuyor. <strong>Acıbadem Life Ortopedi ve Travmatoloji, Omuz, Dirsek, El Cerrahisi Bölümünden Prof. Dr. Arel Gereli</strong> 4 basit adımda omuz sağlığını nasıl koruyacağımızı anlatıyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ekran kaydırırken, tuşa basarken yaşlanıyoruz</strong></li>
</ul>
<p>El, kol ve omuz sağlığını tehdit eden en önemli faktörlerden biri tekrarlayan hareketler. <strong>Prof. Dr. Arel Gereli,</strong> “Ekran kaydırmak, sürekli tuşa basmak, bez sıkmak ya da arabanın arka koltuğundan çanta almak gibi gün içinde defalarca yaptığımız basit hareketler bile küçük yırtılmalara ve kronik inflamasyona yol açabiliyor” diyor.</p>
<p>Kısa vadede ağrı, yorgunluk ve güçsüzlük hissi oluşturan bu tablo, uyku kalitesini bozarak genel sağlığı da olumsuz etkiliyor. Uzun vadede ise dokularda sertleşme, kireçlenme, kas yırtıkları ve sıkışma sendromları ortaya çıkabiliyor. <strong>Prof. Dr. Gereli,</strong> “Özellikle gereksiz ve uzun süreli cep telefonu kullanımı veya bez sıkma gibi tekrarlayıcı aktivitelerden kaçınmak, el, kol ve omuzlarımızın ömrünü uzatmak için kritik önem taşıyor” diye uyarıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Oturma şeklinize dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Kas-iskelet sağlığında duruşun kritik önemde olduğunu vurgulayan <strong>Prof. Dr. Arel Gereli</strong>, “Şekil fonksiyonu belirler; şekil bozulursa fonksiyon da bozulur” diyor.</p>
<p>Omuz başlarının kulak hizasında, göğsün gergin, dirseklerin hafif bükülü ve el bileklerinin düz olması ideal postürü oluşturuyor. Ancak özellikle bilgisayar başında uzun süre çalışanlarda kürek kemiklerinin öne açılandırılması ve el bileklerinin sürekli bükülü kalması, omuz ve kol kaslarının kısalmasına, sertleşmesine ve kolayca yırtılmasına yol açabiliyor. Kötü postür aynı zamanda kola giden damar ve sinirleri sıkıştırarak iyileşme kabiliyetini de azaltıyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Gereli</strong>, “Çalışma ortamımızı dik durmamıza ve omuzlarımızı geride tutmamıza imkân verecek şekilde düzenlemeli, cep telefonu veya tablet karşısında uzun saatler aynı pozisyonda kalmaktan kaçınmalıyız” diye uyarıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Spor yapın ama doğru şekilde</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz, Longevity planının temel taşlarından biri. Dokuların performansını artırıyor, kas kütlesini koruyor ve yaşlanma sürecini yavaşlatıyor. Ancak her bireyin genetik yapısı ve yaşam tarzı farklı olduğundan, egzersiz programlarının kişiye ve yaşa uygun şekilde planlanması gerekiyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arel Gereli</strong>, “El, kol ve omuzlarımızın kullanım ömrünü uzatmak kişiselleştirilmiş egzersiz programları ile mümkün. Ancak ısınmadan yapılan mücadeleci, patlama tarzı sporlar veya aşırı yüklenme, bu bölgelerde ciddi sakatlıklara yol açabiliyor” diyor.</p>
<p>Bu tip sakatlanmaları önlemek için güçlenme ve esneklik arasındaki denge büyük önem taşıyor. Esnemeyen ve hareket kabiliyeti azalmış bir dokunun sadece güçlendirilmesinin yırtılmalara zemin hazırladığını vurgulayan <strong>Prof. Dr. Gereli</strong>, “Egzersiz programlarında kas kütlesi, yaş ve yaşam tarzına uygun güçlendirme ve direnç çalışmalarının yanında mutlaka esneklik, mobilite ve postür egzersizlerine de yer verilmelidir” diye belirtiyor.</p>
<ul>
<li><strong>Kişisel risklerinizi öğrenin</strong></li>
</ul>
<p>Genetik özellikler ve çevresel faktörler, el, kol ve omuz sağlığında önemli rol oynuyor. Bazı doğuştan gelen farklılıklar, bu bölgelerde hastalıkların daha erken ortaya çıkmasına neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arel Gereli</strong>, “Kürek kemiklerindeki aşırı çıkıntılar omuz kası yırtıklarına, normalden kalın bağ yapıları ise sakatlanmalara zemin hazırlayabiliyor. Dirsek çevresindeki fazladan kas yapıları sinir sıkışmasına yol açarken, el eklemlerindeki aşırı esneklik veya kemikler arası darlıklar, başparmak kök ekleminde erken kireçlenmeye neden olabiliyor” diyor.</p>
<p>Elde kavrama gücünün toplam kas kütlesi hakkında ipucu verdiğini belirten <strong>Prof. Dr. Gereli</strong>, detaylı muayene ve uygun görüntüleme yöntemleriyle kişisel risk analizinin yapılmasının önemine dikkat çekiyor. “Ortalama yaşam süresinin uzadığı günümüzde, enerjik ve üretken kalabilmek için şimdiden tedbir almak şart. Sağlıklı yaş alma sürecinde bağımsız kalabilmek için el, kol ve omuzlarımızın gücü hayati önem taşıyor” diye ekliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekran-kaydirirken-yaslaniyoruz-613632">Ekran Kaydırırken Yaşlanıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Dünyada Omurga Sağlığı İçin 7 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-omurga-sagligi-icin-7-oneri-613319</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 07:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[Ekran Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[Omurga Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital teknolojiler günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olarak hayatın her alanında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-omurga-sagligi-icin-7-oneri-613319">Dijital Dünyada Omurga Sağlığı İçin 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital teknolojiler günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olarak hayatın her alanında yer alıyor. Ancak ekran karşısında geçirilen sürenin artması ve bilinçsiz kullanım; omurga sağlığı başta olmak üzere kas-iskelet sistemi ve ruhsal denge üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor. Uzun süre ekran başında kalmak boyun, omuz ve bel ağrılarıyla birlikte duruş bozukluklarına, uyku kalitesinde azalmaya ve dikkat süresinde kısalmaya neden olabiliyor. Bu nedenle dijital kullanımın omurga sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirmek büyük önem taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İlknur Topal Yarat, dijital ekran kullanımının omurga sağlığına etkileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dijital teknolojiler omurga sağlığını nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>İnsan vücudu uzun süreler boyunca sabit bir pozisyonda kalmak üzere tasarlanmamıştır. Bu nedenle hareketsiz yaşam biçimi, zamanla yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik stresin de artmasına yol açar. Ekran karşısında uzun süre hareketsiz kalmak; omurganın doğal eğriliklerinin bozulmasına, kas grupları arasında dengesizliklerin gelişmesine ve eklemlere binen yükün artmasına neden olur. </p>
<p><strong>Bel ve sırt ağrıları, duruş bozuklukları kaçınılmaz </strong></p>
<p>Özellikle başın öne eğik pozisyonda kalması, boyun omurlarına normalin çok üzerinde baskı uygulanmasına yol açar. Bu durum zamanla boyun, bel ve sırt ağrıları, postür (duruş) bozuklukları ve kas spazmları ile kendini gösterebilir. Ayrıca çene sıkma, gerilim tipi baş ağrıları, omuz ve üst sırt bölgesinde sertlik sık görülen şikayetler arasındadır. Uzun süreli ekran kullanımı uyku kalitesinde azalma, dikkat ve konsantrasyon süresinde kısalma gibi bilişsel sorunlara da zemin hazırlayabilir. Tüm bu fiziksel etkiler, beraberinde huzursuzluk, yorgunluk ve ruhsal dengesizlik belirtilerini de getirebilir.</p>
<p><strong>Her yaşta omurga sağlığı için risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Uzun süreli ve kontrolsüz dijital ekran kullanımı, her yaş grubunda omurga sağlığı açısından önemli riskler barındırır. Özellikle çocukluk döneminde artan ekran süresi; boyun eğriliği ve skolyoz gelişimine zemin hazırlayabilir. Sağlıklı bir omurga gelişimi için çocuklarda günlük ekran süresinin ideal olarak 1-2 saati aşmaması önerilir. Yetişkinlerde uzun süreli masa başı ve ekran kullanımı postür bozukluklarına, boyun ve bel problemlerine neden olabilir. Omuz, dirsek ve el bileği ağrıları sık görülen şikayetler arasındadır ve zamanla kronik kas-iskelet sorunlarına dönüşebilir. </p>
<p>Daha ileri yaşlarda ekran karşısında geçirilen sürenin artması, hareketsizlikle birlikte kas kütlesinde azalmaya (sarkopeni) ve omurga problemlerinin belirginleşmesine yol açabilir. Bu durum yaşam kalitesini düşürürken, düşme riski, bağımlılık davranışları ve erken ölüm riskinde artışla da ilişkilendirilmektedir. Yaş grubu ne olursa olsun, aşırı dijital ekran kullanımı; dikkat, hafıza ve bilişsel işlevlerde bozulma ile birlikte ruhsal sağlığı olumsuz etkileyerek bağımlılık riskini artırabilir.</p>
<p><strong>Bilinçli dijital kullanım omurga sağlığını destekler</strong></p>
<p>Dijital dünyada yer almak günümüzde kaçınılmazdır. Ancak ekran kullanımını dengeli ve bilinçli şekilde yönetmek, hem fiziksel hem de ruhsal sağlığın korunmasında önemli rol oynar. Teknolojinin yaşamı yönetmesine izin vermek yerine, kullanım sınırlarını bireyin kendisinin belirlemesi gerekir. Omurga sağlığını koruyarak dijital araçları kullanmak mümkündür. Günlük hayata eklenecek birkaç küçük alışkanlık değişikliği, ekran kullanımının olumsuz etkilerini azaltabilir. Ekranların yalnızca iş ve gereklilik durumlarında kullanılması, teknolojinin bir eğlence aracı değil ihtiyaç aracı olarak görülmesi önem taşır. Çalışma sürelerinin bölünmesi, düzenli aralar verilmesi, esneme ve hafif egzersizlerin günlük rutine eklenmesi omurganın korunmasına katkı sağlar.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir omurga için 7 pratik öneri</strong></p>
<p>Dijital ekran kullanımının omurga üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için günlük yaşamda uygulanabilecek basit ama etkili alışkanlıklar büyük önem taşır. Bu öneriler, hem masa başı çalışanlar hem de uzun süre ekran karşısında vakit geçiren bireyler için yol gösterici olabilir:</p>
<ol>
<li>Her 30 dakikada bir 5 dakika mola verin. Kısa molalar kasların gevşemesine ve omurganın rahatlamasına yardımcı olur.</li>
<li>Her 60 dakikada ayağa kalkın ve yürüyün. Kan dolaşımını artırarak kas-iskelet sisteminin yükünü azaltır.</li>
<li>Boyun, omuz, bel ve el bileklerini düzenli olarak esnetin. Esneme hareketleri kas sertliğini ve spazm riskini azaltır.</li>
<li>Ekranı göz hizasında konumlandırın. Başın sürekli aşağıda veya yukarıda kalması boyun omurlarına aşırı yük bindirir.</li>
<li>Sandalye yüksekliği ile kol ve bilek pozisyonunu ergonomik hale getirin. Eklemlere binen yükü azaltarak uzun vadeli ağrıların önüne geçer.</li>
<li>Basit nefes egzersizleri uygulayın. Nefes egzersizleri hem fiziksel rahatlama sağlar hem de zihinsel stresi azaltır.</li>
<li>Haftada en az 3 gün düzenli egzersiz yapın. Düzenli fiziksel aktivite omurga sağlığını destekler ve kas gücünü artırır.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-omurga-sagligi-icin-7-oneri-613319">Dijital Dünyada Omurga Sağlığı İçin 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KTO Karatay&#8217;da Üniversite Adayları İçin TYT Provası Yapıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kto-karatayda-universite-adaylari-icin-tyt-provasi-yapildi-613107</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 13:32:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[adayları]]></category>
		<category><![CDATA[aileler]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[karatay]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[kto]]></category>
		<category><![CDATA[provası]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tyt]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi’nde geleneksel hale gelen ve bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Konya Geneli Temel Yeterlilik Testi (TYT) Deneme Sınavı, 14 Şubat 2026 Cumartesi günü 12. sınıf öğrencileri ve mezunların yoğun katılımıyla gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kto-karatayda-universite-adaylari-icin-tyt-provasi-yapildi-613107">KTO Karatay&#8217;da Üniversite Adayları İçin TYT Provası Yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi’nde geleneksel hale gelen ve bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Konya Geneli Temel Yeterlilik Testi (TYT) Deneme Sınavı, 14 Şubat 2026 Cumartesi günü 12. sınıf öğrencileri ve mezunların yoğun katılımıyla gerçekleşti.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>KTO Karatay Üniversitesi Merkez Kampüsü&#8217;nde, üniversite sınavına hazırlanan adayların desteklenmesi, bilgi düzeyini ölçmesi ve gerçek bir sınav deneyimi kazanması amacıyla düzenlenen deneme sınavına, Konya merkez ile ilçelerden gelen 12. sınıf ve lise mezunu 5.000’den fazla üniversite adayı katıldı. Engelli öğrenciler için de derslik ile okuyucu ataması yapılan ve saat 10.15’te başlayan sınavda adaylar, kendilerini test edip süre yönetimi ve sınav stratejilerini uygulama fırsatı bulurken, aileler de eş zamanlı olarak düzenlenen “Sınav Sürecinde Ebeveynler İçin Yol Haritası” konulu konferansa katıldı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sınav Sürecinde Ailelerin Rolü, “Sınav Sürecinde Ebeveynler İçin Yol Haritası” Konulu Konferansta Ele Alındı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>70 derslikte 140 görevlinin koordinasyonuyla gerçekleşen deneme sınavında, adaylar YKS provası yaparken, aileler KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Bakımı ve Gençlik Hizmetleri Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Emine Arslan Kılıçoğlu tarafından verilen “Sınav Sürecinde Ebeveynler İçin Yol Haritası” konulu konferansta bir araya geldi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Emine Arslan Kılıçoğlu, konferansta sınav döneminde gençlerin psikolojik dayanıklılığını destekleme, doğru iletişim kurma ve motivasyonu güçlendirme konularına dikkat çekti. Aile tutumlarının öğrencilerin kaygı düzeyi üzerindeki etkisini bilimsel veriler ışığında değerlendiren Kılıçoğlu, ebeveynlerin beklenti dili yerine destekleyici ve anlayışlı bir yaklaşımı benimsemelerinin önemini vurguladı. Kılıçoğlu, ailelerin karşılaştırma yapmaktan kaçınması, süreci başkalarıyla değil çocuğun kendi potansiyeliyle değerlendirmesi gerektiğini belirtti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Konferans sonunda aileler, sürece dair merak ettikleri soruları doğrudan yöneltme imkânı buldu. Etkileşimli şekilde ilerleyen soru-cevap bölümünde ebeveynler, sınav döneminde çocuklarına nasıl daha bilinçli ve dengeli bir destek sunabileceklerine ilişkin somut bilgiler edindiklerini ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kto-karatayda-universite-adaylari-icin-tyt-provasi-yapildi-613107">KTO Karatay&#8217;da Üniversite Adayları İçin TYT Provası Yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamda farkında olmadan yapılan pek çok alışkanlık omurga sağlığını doğrudan etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614">Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük yaşamda farkında olmadan yapılan pek çok alışkanlık omurga sağlığını doğrudan etkiliyor. Uzun süre oturmak, hareketsizlik, yanlış yüklenme ve kilo artışı omurganın zamanla daha fazla zorlanmasına neden oluyor. Vücutta en hızlı yıpranan yapılardan birinin omurga olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Omurga sorunları çoğu zaman yaşlılıkla ilişkilendirilir ancak omurga, dünyaya geldiğimiz başladığımız andan itibaren vücudun tüm ağırlığını taşır ve hayat boyunca sürekli çalışır. Bu nedenle yaşanan değişim, çoğu zaman yaşlanmadan çok kullanım sonucu ortaya çıkan yıpranma, yani dejenerasyondur” dedi.</strong></p>
<p>Uzun süre hareketsiz kalmak boyun ve bel çevresindeki kasları zayıflatıyor. Kaslar zayıfladıkça omurgaya binen yükün arttığını ve ağrıların ortaya çıktığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Omurga, gün boyu vücudun yükünü taşıyor ve bu yükü diskler sayesinde dengeliyor. Ancak buradaki disklerin beslenmesi sınırlı olduğu için hareketsizlik, sigara kullanımı ya da ağır sporlarla aşırı yüklenme gibi faktörler omurganın daha hızlı yıpranmasına yol açıyor. Kilo artışı ve kas kaybı da omurganın dengesini bozarak yüklerin yanlış dağılmasına yol açıyor. En sağlıklı yaklaşım ise, aşırıya kaçmadan düzenli hareket etmek. Bu nedenle kısa süreli sert programlar yerine, kasları koruyan ve kademeli ilerleyen bir düzen çok daha etkili” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara omurga disklerini “aç” bırakıyor</strong></p>
<p>Omurgadaki disklerin doğrudan damarlarla beslenmediğini ifade eden Kaya, “Bu disklerin kendilerine ait bir kan dolaşımları olmadığı için besin ve oksijeni çevredeki kemik dokudan dolaylı olarak alırlar. Bu durum diskleri dış etkenlere karşı daha hassas hale getirir. Sigara, damarları daraltarak kanın taşıdığı oksijen miktarını azaltır, aşırı ve sürekli yüklenme ise bu dolaylı beslenmeyi mekanik olarak daha da zorlaştırır. Kanlanamayan yani yeterince beslenemeyen diskler zamanla esnekliğini ve dayanıklılığını kaybeder ve dolayısıyla dejenerasyon adı verilen yıpranma süreci başlar” dedi.</p>
<p><strong>Düzenli yürüyüş omurga ağrılarını azaltıyor</strong></p>
<p>Omurga yaşlanmasını geciktirmek için iki temel noktaya dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Kaya, “İlki, romatizmal bazı hastalıklarda erken tanı ile süreci yavaşlatmak. İkincisi ise günlük yükü doğru yönetmek. Hareketi rutine yaymak, ani ve kontrolsüz yüklenmelerden kaçınmak, kasları yavaş yavaş güçlendirmek ve sigara gibi disk beslenmesini bozan faktörlerden uzak durmak çok kıymetli. Omurga sağlığını koruyanların ortak noktası ideal kiloda kalmaları ve hareketli bir yaşam sürmeleri. Günlük yedi bin adımın üzerine çıkan kişilerde ağrı ve şikâyetlerin çok daha az görüldüğü bilinmeli. Dejeneratif hastalıklarda ayırıcı tanı önemli çünkü altta görülen dejenerasyona rağmen romatizmal hastalıklar gibi bazı durumlar klinik süreci etkileyebilir ve bunların da ayırt edilmesi gerekir” dedi.</p>
<p><strong>MR bulguları yaşa göre farklı anlam taşıyor</strong></p>
<p>Bel veya boyun MR’ında “dejenerasyon” ifadesini görmenin çoğu kişide endişe yarattığını belirten Kaya, “Oysa görüntüleme bulguları tek başına karar verdirici değildir. Yaş ilerledikçe disk aralıklarında daralma ve bazı düzensizlikler sık görülür. Yani genç bir kişide alarm yaratabilecek bir omurga görüntüsü 70 yaşında normal kabul edilebilir. Şikâyet yoksa, bu bulgular çoğu zaman yaşa bağlı doğal değişimlerdir. Tıpkı yüzdeki kırışıklıklar gibi” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614">Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;dan Türkiye&#8217;ye enerji hamlesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovadan-turkiyeye-enerji-hamlesi-612514</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 08:13:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[direği]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hamlesi]]></category>
		<category><![CDATA[hibrit]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[şarj]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<category><![CDATA[Yenilenebilir Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612514</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi’nin Abide-i Hürriyet Meydanı’na kurduğu Türkiye’nin en kapsamlı hibrit enerji direği, güneş ve rüzgâr enerjisini aynı anda kullanarak parkın tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovadan-turkiyeye-enerji-hamlesi-612514">Bornova&#8217;dan Türkiye&#8217;ye enerji hamlesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi’nin Abide-i Hürriyet Meydanı’na kurduğu Türkiye’nin en kapsamlı hibrit enerji direği, güneş ve rüzgâr enerjisini aynı anda kullanarak parkın tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak. Başkan Ömer Eşki, hedeflerinin Bornova Belediyesi’nin enerjisini yenilenebilir kaynaklardan üretmek ve buradan sağlanan tasarrufu sosyal desteklere aktarmak olduğunu vurguladı. Hibrit direk; telefon şarj noktaları ve engelli aracı şarj istasyonu gibi özellikleriyle de vatandaşlara ücretsiz enerji sunacak.</p>
<p>Bornova Belediyesi’nin geçtiğimiz Mayıs ayında Kazım Dirik Mahallesi’nde kente kazandırdığı Abide-i Hürriyet Meydanı, şimdi de yenilenebilir enerji alanında örnek bir projeye ev sahipliği yapıyor. Türkiye’nin en kapsamlı hibrit enerji direği meydanda hayata geçirildi.</p>
<p>Çalışmaların yapıldığı alanda açıklamalarda bulunan Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, projenin sadece bir teknik yatırım değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir dönüşüm hamlesi olduğunu vurguladı.</p>
<p><b>Başkan Eşki: “Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak zorundayız”</b></p>
<p>Başkan Eşki konuşmasında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Bugün bizim için çok heyecanlı bir gün. Bir süredir planlamasını ve alt yapısını yaptığımız Türkiye’nin en kapsamlı hibrit direğini Bornova’da Abide-i Hürriyet Meydanı’nda hayata geçiriyoruz. Bildiğiniz gibi Türkiye’nin en büyük cari açık sebebi enerji ihtiyacı. Enerji ihtiyacını karşılayamadığımız için sürekli bir şekilde cari açık veriyoruz. Bizim Bornova Belediyesi için bir hayalimiz var. Bu da tüm enerjimizi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamak. Bu çok kolay bir süreç değil ama kararlılıkla peşinden gideceğimiz ve hızlandıracağımız bir süreç.”</p>
<p>Hibrit direğin, ilk güneş ışığı ve rüzgârla birlikte enerji üretimine geçeceğini belirten Eşki, “Ürettiği enerji ile bu parktaki tüm elektrik ihtiyacını; ışık, kamera, wifi ve otomatik sulama için gerekli olan tüm elektrik ihtiyacını karşılamış olacak” dedi.</p>
<p><b>Enerji tasarrufu sosyal destek olarak dönecek</b></p>
<p>Başkan Eşki, projenin sosyal belediyecilik boyutuna da dikkat çekerek, “Temeldeki bütün amacımız Bornova Belediyesi’nin kendi elektriğini üretebilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanması ve buradan elde ettiği tasarrufu da ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza kent kasabından daha ucuz ucuz et, kent fırınlarından daha ucuz ekmek, kent lokantalarından daha fazla faydalanabilme ve kent marketlerden ücretsiz alışveriş yapma imkânlarına aktarmak. Yenilenebilir enerji ile güçleneceğiz. Yenilenebilir enerji ile Bornova’yı ve İzmir’i daha güçlü hale getireceğiz.” diye konuştu.</p>
<p>Eşki ayrıca, hibrit direk uygulamasının yalnızca bu meydanla sınırlı kalmayacağını belirterek, “Yakında Bornova’nın tamamında refüjlerde ve tüm parklarda bu elektrik direğini kapsamlı bir şekilde görebileceksiniz” dedi.</p>
<p><b>Telefon şarj noktası ve engelli aracı istasyonu da var</b></p>
<p>Direğin teknik özelliklerini de paylaşan Başkan Eşki, vatandaşlara doğrudan fayda sağlayacak detayları anlattı:</p>
<p>“Burada kendi ürettiğimiz enerji ile 3 ayrı telefona uygun girişler olacak. Telefonlarınızı buradan şarj edebileceksiniz. Yine bu alanda bir engelli aracı şarj istasyonu olacak. Bu gördüğünüz alan vatandaşlarımızın oturmalarına uygun bir bank alanı olacak. Diğer alanda da yine bir telefon şarj alanı olacak. İhtiyaç duyulan her noktada, her alanda vatandaşlarımıza ücretsiz enerjiyi sunmak için bu çalışmaları sürdüreceğiz.”</p>
<p>Direğin en üst kısmında yer alan altıgen yapının her yüzeyinde güneş panelleri bulunduğunu belirten Eşki, alt bölümde rüzgâr için tasarlanmış özel yaprak sisteminin yer aldığını, yan yüzeylere de kısa süre içinde ek güneş panelleri monte edileceğini ifade etti.</p>
<p>Başkan Eşki, “Rüzgârdan ve güneşten aynı anda bu kadar çok faydalanabilen Türkiye’deki ilk uygulama. Bunu Bornova’dan başlayarak tüm Türkiye’ye yaymış olacağız” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovadan-turkiyeye-enerji-hamlesi-612514">Bornova&#8217;dan Türkiye&#8217;ye enerji hamlesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp bebek tedavisi gören çalışan kadınlara özel izin hakkı tanınmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisi-goren-calisan-kadinlara-ozel-izin-hakki-taninmali-612460</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 07:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[gören]]></category>
		<category><![CDATA[izin]]></category>
		<category><![CDATA[İzinli]]></category>
		<category><![CDATA[kadını]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek Tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612460</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yerli ve Milli Parti (YMP) Lideri Teoman Mutlu, kamu kurumlarında ve özel sektörde çalışan kadınların, tüp bebek tedavisi sürecinde tamamen izinli sayılmaları için yeni bir yasal düzenleme yapılması çağrısında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisi-goren-calisan-kadinlara-ozel-izin-hakki-taninmali-612460">Tüp bebek tedavisi gören çalışan kadınlara özel izin hakkı tanınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yerli ve Milli Parti (YMP) Lideri Teoman Mutlu, kamu kurumlarında ve özel sektörde çalışan kadınların, tüp bebek tedavisi sürecinde tamamen izinli sayılmaları için yeni bir yasal düzenleme yapılması çağrısında bulundu. Teoman Mutlu, “Bir anne adayının çocuk sahibi olma umudu mesaiden daha değerlidir” dedi.</p>
<p><strong>TÜP BEBEK STRESİ YAŞATIYORLAR</strong></p>
<p>YMP Lideri Teoman Mutlu’nun açıklaması şöyle:</p>
<p>“Yürürlükteki yasal düzenleme, tüp bebek tedavisi görmek isteyen çalışan bir kadını strese sokuyor. Tetkik ve tahlillerin bitiminden sonra kadının işe dönme zorunluluğu, izin için yatarak tedavi olduğunu kanıtlaması, 10 günü geçen tedavi süreçlerinde kurul onayı istenmesi, özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi kadını zor durumda bırakıyor. </p>
<p>Üreme süreci yalnızca biyolojik değil, psikososyal bir süreçtir. Bu yüzden, tüp bebek tedavisi gören çalışan kadının her türlü stresten uzak kalması gerekiyor. Bunun için yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var. </p>
<p><strong>21 GÜN YA DA DAHA FAZLA</strong></p>
<p>Yapılacak düzenlemede, çalışan kadının, SGK anlaşmalı ya da özel kliniklerde tüp bebek tedavisine başladığını bildirmesi izin hakkı için yeterli olmalı.  </p>
<p>Doktorlarımızın verdiği bilgiye göre, normal şartlarda bir tüp bebek yapımı 21 gün sürüyor. Ancak çeşitli sorunlar çıktığında bu süreç uzuyor. </p>
<p>Çok sayıda testler, tahliller yaptırmak zorunda olan çalışan kadın, tekrar koştura koştura mesaiye dönmemeli. Tedavi gördüğü kliniğin, kadına istirahat raporu verip vermediğine bakılmaksızın anne adayı bu süreçlerde izinli sayılmalı. </p>
<p><strong>ÇOCUK SAHİBİ OLMA UMUDU</strong></p>
<p>Çalışan kadının tüp bebek tedavisi sürecinde kullandığı izinler normal hastalık izinlerinden düşülmemeli. Çalışma yasasında ‘tüp bebek izni’ başlığı altında özel bir izin hakkı oluşturulmalı.</p>
<p>Bir anne adayının çocuk sahibi olma umudu mesaiden daha değerlidir. </p>
<p><strong>HER DENEMEDE İZİNLİ SAYILACAKLAR</strong></p>
<p>Ak Parti’den, çalışan kadınlarımızı rahatlatacak bu düzenlemeyi yapmasını bekliyorum. Yeni düzenleme yapılmazsa Yerli ve Milli Parti iktidarında, kamu kurumlarında ve özel sektörde çalışan kadınlar, tüp bebek tedavisi sürecinde izinli sayılacak. Kaç defa tüp bebek denemesi yaptırırsa yaptırsın, bu süre boyunca izinli sayılacaklar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebek-tedavisi-goren-calisan-kadinlara-ozel-izin-hakki-taninmali-612460">Tüp bebek tedavisi gören çalışan kadınlara özel izin hakkı tanınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 07:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baştan]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bildiklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[görsel]]></category>
		<category><![CDATA[işlenmiş]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[lgili]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sil]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611998</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’nin 2025–2030 yeni beslenme rehberiyle birlikte güncellenen beslenme piramidi, “daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin” mesajıyla geniş yankı uyandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998">Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’nin 2025–2030 yeni beslenme rehberiyle birlikte güncellenen beslenme piramidi, “daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin” mesajıyla geniş yankı uyandırdı. Ancak piramidin görsel ve içerik önceliklerindeki değişim, bazı besin gruplarının biyolojik etkilerinin yanlış yorumlanabileceği endişesini de beraberinde getiriyor. Özellikle protein ve hayvansal gıdaların öne çıkması, lif kaynaklarının görsel olarak geri planda kalması ve beslenmenin bireysel biyolojiden bağımsız ele alınması, uzun vadeli metabolik ve inflamatuvar etkiler açısından daha temkinli bir değerlendirme gerektiriyor. <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, yeni piramidin önemli bir adım olmakla birlikte, kritik 3 riskine dikkat çekiyor. </p>
<p><b>Tahılları Hayatımızdan Çıkaralım mı?</b></p>
<p>ABD’nin 2025–2030 yılları için yayınlanan yeni beslenme rehberinde verilen ana mesajın daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Ancak beslenme yalnızca bir piramit görselinden ibaret değil; bağırsak, bağışıklık, beyin ve hormonların aynı anda konuştuğu canlı bir biyolojik dil. Bu nedenle her yeni rehberi alkışlamadan önce durup bakmak ve ayrıntıları sorgulamak gerekiyor. Yeni piramit ilk bakışta metabolik hastalıklarla mücadele hedefi taşısa da tahılların geri plana çekilmesi, protein ve yağ gruplarının daha geniş temsil edilmesi besin gruplarının biyolojik rollerinin yanlış yorumlanma riskini de beraberinde getiriyor” diyor. </p>
<p><strong>O Besinler Tamamen Dışlandı</strong></p>
<p>Yeni piramidin en güçlü yönlerinden birinin ultra-işlenmiş gıdaların net biçimde dışlanması olduğuna dikkat çeken Acıbadem Life <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Bu yaklaşım; obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve metabolik sendrom riskinin azaltılması açısından bilimsel verilerle desteklenmektedir. Ultra-işlenmiş gıdaların metabolik dengeyi bozduğu, inflamatuvar yükü artırdığı ve uzun vadede çoklu sistemleri olumsuz etkilediği iyi bilinmektedir. Bu yönüyle yeni yaklaşım, “gerçek gıdaya dönüş” açısından olumlu bir paradigma değişimi sunuyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Beslenme Piramidinde Protein Tartışması</strong></p>
<p>Piramitte protein ve hayvansal gıdaların daha merkezi bir konuma taşınmasının dikkatli yorumlanması gerektiğini belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Buradaki risk protein alımının kendisi değil; uzun süre kırmızı et ağırlıklı ve yüksek düzeyde hayvansal protein tüketimidir. Bu tür bir beslenme modeli, hücresel büyüme ve çoğalma sinyallerini yöneten mTOR yolunun sürekli aktif kalmasına neden olabilir. mTOR, çocukluk döneminde, kas onarımında ve kısa süreli iyileşme süreçlerinde gerekli olan bir mekanizma olsa da uzun süreli ve aşırı uyarımı inflamatuvar yükü artırarak kardiyometabolik risklerin yükselmesine zemin hazırlayabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Yetersiz Lif Bağırsakları Nasıl Etkiliyor?</strong></p>
<p>Lifin metabolik sağlık ve bağışıklık sistemi açısından taşıdığı kritik role dikkat çeken Acıbadem Life <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Yeni piramitte tahılların görsel olarak küçültülmesi yetersiz lif riskini beraberinde getiriyor. Oysa lif yalnızca sindirimle ilişkili bir bileşen değil; metabolik denge ve inflamasyon kontrolünde de temel bir oyuncudur. Bağırsaklardaki faydalı bakteriler için ana besin kaynağı olan lif, bu bakteriler tarafından kısa zincirli yağ asitlerine dönüştürülür. Bu bileşikler ise bağırsak, beyin ve bağışıklık sistemi arasında sağlıklı bir iletişim kurulmasını destekler. Yetersiz lif alımı metabolik esnekliğin azalmasına, inflamasyonun artmasına ve insülin direncine yatkınlığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle lif kaynaklarının beslenme planlarında bireyin toleransı ve ihtiyacına göre yer alması önem taşır” diyor. </p>
<p>Fonksiyonel tıp perspektifinde ideal beslenme modelinin sebze ağırlıklı, renkli ve polifenolden zengin; lif ve prebiyotik içeriği güçlü; protein kalitesi ön planda olan (balık, baklagil, fermente ürünler gibi); zeytinyağı ve omega-3 merkezli yağ profili içeren, ultra-işlenmiş gıdalardan uzak ve bireyin mikrobiyota yapısı, insülin direnci ve inflamasyon düzeyi gibi biyolojik özelliklerine göre kişiselleştirilmiş bir yaklaşımı gerektirdiğini belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Yeni piramit önemli bir adım olsa da, beslenme rehberlerinin tek tip öneriler yerine biyolojiyle uyumlu, kişisel farklılıkları gözeten ve görsel mesajı bilimsel dengeyle sunan bir çerçevede hazırlanması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998">Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSU, Su Kayıplarını Azaltma Mücadelesinde Kararlılıkla İlerliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isu-su-kayiplarini-azaltma-mucadelesinde-kararlilikla-ilerliyor-2-611182</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 12:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[altyapı]]></category>
		<category><![CDATA[azaltma]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[depo]]></category>
		<category><![CDATA[İçme Suyu]]></category>
		<category><![CDATA[isu]]></category>
		<category><![CDATA[kararlılıkla]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp]]></category>
		<category><![CDATA[kayıplarını]]></category>
		<category><![CDATA[lerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[metreküp]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelesinde]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611182</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırdığı günümüzde, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İSU Genel Müdürlüğü “eldeki suya sahip çıkma” anlayışıyla kayıp-kaçakla mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isu-su-kayiplarini-azaltma-mucadelesinde-kararlilikla-ilerliyor-2-611182">İSU, Su Kayıplarını Azaltma Mücadelesinde Kararlılıkla İlerliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırdığı günümüzde, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İSU Genel Müdürlüğü “eldeki suya sahip çıkma” anlayışıyla kayıp-kaçakla mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor. Abone sayısının %103, su temininin %80 arttığı bu süreçte hayata geçirilen altyapı ve teknoloji yatırımları sayesinde kayıp su oranı %49 azaltılarak önemli bir başarıya imza atıldı.</p>
<p>ALTYAPIDA DEV DÖNÜŞÜM: %82 YENİLEME<br />2005 yılından itibaren artarak devam eden yatırımlar kapsamında, Kocaeli genelindeki içme suyu isale ve şebeke hatlarının %82’si modern altyapıyla yenilendi. Böylece kentin içme suyu altyapısı, son 20 yıl içerisinde büyük ölçüde baştan sona elden geçirilmiş oldu. Yer altındaki hatlar, depolar ve terfi merkezlerini kapsayan bu çalışmalar için yaklaşık 25,2 milyar TL yatırım gerçekleştirildi. Bu kapsamlı dönüşüm sayesinde hem su kayıpları ciddi oranda azaltıldı hem de kentin su arz güvenliği güçlendirildi. Yenilenen altyapı, arızalara hızlı müdahale imkânı sunarak kesintisiz ve sağlıklı içme suyu hizmetinin sürdürülebilirliğini artırdı.</p>
<p>KAYIP-KAÇAK ORANI %22,7’YE DÜŞTÜ<br />İSU Genel Müdürlüğü, kayıp ve kaçakla mücadelede yalnızca yeni tesisler kurmakla yetinmeyerek “eldeki suya sahip çıkma” anlayışını merkeze alan kapsamlı bir yönetim modeli hayata geçirdi. Fiziki denetim ekiplerinin sahadaki çalışmaları, altyapı yenilemeleri, ölçüm sistemlerinin güçlendirilmesi ve teknolojik uygulamaların devreye alınmasıyla 2004 yılında Kocaeli genelinde %72 seviyesinde olan kayıp-kaçak oranı, şu an %22,7’ye kadar düşürüldü. Kent merkezlerinde bu oran %21 seviyelerine kadar gerilerken, kırsal alanlar dâhil genel ortalamada elde edilen sonuç, Kocaeli’nin suya sahip çıkan bir şehir hâline geldiğini ortaya koydu.</p>
<p>2028 HEDEFİNE 2023 YILINDA ULAŞILDI<br />İSU’nun ortaya koyduğu bu tablo, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından büyükşehir belediyeleri için belirlenen 2028 yılı kayıp-kaçak hedefinin 2023 yılı itibarıyla yakalandığını ortaya koydu. Bakanlık tarafından 2028 yılı için %25 olarak belirlenen oranın altına şimdiden inilmesi, kurumun kayıp-kaçakla mücadelede ulaştığı seviyeyi açık biçimde gözler önüne serdi. Ancak İSU, elde edilen bu başarıyla yetinmeyerek kayıp-kaçak oranını 2026 yılında %21 seviyelerine, 2028 yılı itibarıyla ise %20’nin altına düşürmeyi planlıyor. Su kaynaklarının giderek daha kıymetli hâle geldiği bu süreçte kurum, hem teknik yatırımlarını hem de sahadaki denetim ve izleme çalışmalarını kararlılıkla sürdürmeye devam ediyor.</p>
<p>SİTE İÇİ KAYIPLARA YÖNELİK YENİ VE ÖZGÜN MODEL<br />Kayıp ve kaçakla mücadelede sadece kamu altyapısıyla sınırlı kalmayan İSU, özel mülkiyet alanlarında yaşanan kayıplara yönelik de önemli bir uygulamayı hayata geçirdi. Özellikle site içlerinde meydana gelen ve uzun yıllar boyunca müdahale edilemeyen su kayıplarının önüne geçmek amacıyla mevzuatta düzenlemeye gidildi. Bu kapsamda sitelerin ana girişlerine sayaçlar yerleştirildi. Siteye giren toplam su miktarı ile site içindeki bireysel tüketimler karşılaştırılarak oluşan fark site yönetimlerine yansıtıldı. Böylece site sınırları içerisindeki kayıplar görünür hâle geldi. Uygulamayla birlikte son beş yıl içerisinde yaklaşık 4 milyon ton su yeniden sisteme kazandırıldı.</p>
<p>DMA İLE ŞEBEKE ANLIK TAKİP ALTINDA<br />İSU’nun sahadaki en etkili uygulamalarından biri olan izole alt bölge (DMA) çalışmaları kapsamında ilçe ve mahalleler, yaklaşık 1.000 – 1.200 binayı kapsayan küçük hidrolik bölgelere ayrıldı. Şebeke girişlerine yerleştirilen debimetreler sayesinde her bölgenin giriş suyu anlık olarak izlenirken, çıkış verileri tahakkuklarla karşılaştırılarak olası kayıplar hızlı şekilde tespit ediliyor. DMA uygulamaları, arızalara daha kısa sürede müdahale edilmesini sağlarken su kesintilerinin etki alanını da minimum seviyeye indiriyor.</p>
<p>GECE DİNLEMELERİYLE MİLYONLARCA METREKÜP SU KAZANILDI<br />Kayıp-kaçakla mücadelede kritik rol oynayan gece dinleme çalışmaları kapsamında İSU, içme suyu hatlarında gelişmiş teknolojileri etkin şekilde kullanıyor. Akustik yer mikrofonları ve frekans analiz cihazlarıyla yapılan dinlemeler sayesinde, görünmeyen ve uzun süre fark edilemeyen kaçaklar noktasal olarak tespit ediliyor. Bu yüksek hassasiyetli çalışmalarla 2024 yılında 11,1 milyon metreküp, 2025 yılında ise 16,4 milyon metreküp suyun boşa akması önlenirken, 2019 yılından bu yana gece dinlemeleriyle sağlanan toplam su kazanımı 50 milyon metreküpe ulaştı. Gece dinlemeleri, teknoloji destekli saha uygulamalarıyla suyun her damlasını korumayı hedefleyen İSU’nun en somut ve etkili mücadele yöntemlerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>SCADA SİSTEMİYLE 7/24 DİJİTAL TAKİP<br />İSU, kayıp-kaçakla mücadelede teknolojiyi etkin biçimde kullanarak SCADA sistemiyle içme suyu depoları, terfi merkezlerini, arıtma tesislerini ve kritik kontrol noktalarını 7/24 online olarak izliyor. Kent genelinde 388 noktanın anlık olarak takip edildiği sistem sayesinde debi, basınç ve seviye verileri sürekli kontrol altında tutuluyor. Olası olumsuzluklar erken aşamada tespit edilerek müdahale süreleri kısaltılıyor. SUİS ve İKABİS gibi akıllı şehir uygulamalarıyla altyapı dijital ortamda yönetilerek su kayıplarının önüne geçiliyor.</p>
<p>DEPO YATIRIMLARIYLA SU GÜVENLİĞİ GÜÇLENDİRİLDİ<br />İSU, içme suyu arz güvenliğini güçlendirmek ve şebeke sistemini daha sağlıklı yönetebilmek amacıyla depolama altyapısına yönelik kapsamlı yatırımlar gerçekleştirdi. 2004 yılında 204.746 metreküp kapasiteli 494 adet içme suyu deposu bulunurken, 50 metreküpten 20.000 metreküpe kadar değişen kapasitelerde inşa edilen 279 yeni depo ile toplam depo sayısı 705’e çıkarıldı. Yeni yatırımlar sayesinde toplam depolama hacmi 483.326 metreküpe yükseltildi. Böylece hem depolarda yaşanan kayıplar önemli ölçüde azaltıldı hem de kentin tamamında içme suyu arz güvenliği daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturuldu.</p>
<p>SAYAÇ YENİLEME ÇALIŞMALARIYLA ÖLÇÜM KAYIPLARI AZALTILDI<br />Kayıp-kaçakla mücadelenin önemli ayaklarından birini doğru ve hassas ölçüm oluşturdu. Bu kapsamda İSU, mevzuatta öngörülen kalibrasyon süreciyle yetinmeyerek ekonomik ömrünü dolduran sayaçları tamamen yenileme yoluna gitti. Kocaeli genelinde sayaçlar 10 yılda bir ücretsiz olarak değiştirilirken kentte kullanılan sayaçların %89’u volumetrik sayaçlara dönüştürüldü. Damla seviyesindeki tüketimi dahi ölçebilen bu sayaçlar sayesinde ölçüm kaynaklı kayıplar önemli oranda azaltıldı.</p>
<p>GENEL MÜDÜR ALİ SAĞLIK: “SUYUN HER DAMLASINA SAHİP ÇIKIYORUZ”<br />İSU Genel Müdürü Ali Sağlık, suyun ikamesi olmayan stratejik bir kaynak olduğuna dikkat çekerek kayıp ve kaçakla mücadelenin yalnızca teknik yatırımlarla sınırlı olmadığını vurguladı. Sağlık: “Altyapıdan teknolojiye, ölçüm sistemlerinden sahadaki uygulamalara kadar her alanda kararlılıkla çalışıyoruz. Suyumuz olabilir, tesislerimizi kurabiliriz ancak asıl mesele elimizdeki suya ne kadar sahip çıkabildiğimizdir. Kayıpları azaltıyoruz fakat bu mücadelenin kalıcı olması toplumun sürece aktif şekilde katılmasıyla mümkündür. Bu nedenle vatandaşlarımızın suyu tasarruflu ve bilinçli kullanması büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isu-su-kayiplarini-azaltma-mucadelesinde-kararlilikla-ilerliyor-2-611182">İSU, Su Kayıplarını Azaltma Mücadelesinde Kararlılıkla İlerliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşama]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tedavi sonrası hayata uyum, bağımlılık tedavisinin en kritik evresi!</strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinin en zorlu ve aynı zamanda en kritik evrelerinden birinin, kişinin tedavi sonrasında gündelik hayata yeniden uyum sağlaması olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu süreç, hem hasta hem de hekim açısından çeşitli güçlükler barındırmakla birlikte, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü bu aşamada bazı durumlar öngörülebilirken, bazıları beklenmedik şekilde ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Kişinin davranış örüntüleri, kişilik özellikleri ve hastalık farkındalığının bu sürecin seyrini belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Çevirir, “Yataklı servislerde bağımlılık tedavisi genel olarak üç aşamada ele alınır: akut dönem, idame dönem ve kontrol dönemi. Akut dönem, bağımlılığın en alevli olduğu, kişinin mesleki, sosyal ve ailesel işlevselliğinin ciddi biçimde bozulduğu süreci kapsar. Yoğun kullanım döngüsünün, yoksunluk belirtilerinin ve isteğin zirvede olduğu bu evrede, kişinin yataklı serviste tedavi altına alınması çoğu zaman kaçınılmazdır. Bu karar bazen hastanın isteğiyle, bazen de hastalık bilincinin yeterince gelişmemiş olması nedeniyle hastanın isteği dışında alınabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünüyor! </strong></p>
<p>Bağımlılığın doğası gereği, her hastanın ‘tedavi olmalıyım’ farkındalığına sahip olmayabileceğine değinen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünür ve bu durum kısa vadede kendisine avantajlıymış gibi gelebilir.” dedi.</p>
<p>Bu noktada hastalık bilinci, içgörü ve farkındalığın çoğu zaman sınırlı olduğuna işaret eden Çevirir, “Sosyal ilişkilerde yaşanan bozulmalar, evlilik sorunları, mesleki kayıplar ya fark edilmez ya da ertelenir. Oysa tüm bu unsurlar, bağımlılığın kişinin hayatında yarattığı çok yönlü tahribatın göstergesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hastane süreci antrenman, gündelik hayat asıl sınav! </strong></p>
<p>Akut dönemde temel müdahalelerin ilaç tedavisi, psikoterapi ve sosyal destek olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku ve iştah bozuklukları, duygu durum sorunları ve algısal bozulmalar bu dönemde sıklıkla görülür.” dedi.</p>
<p>İlaçların yalnızca yoksunluk belirtilerini yönetmek için değil, beynin nörokimyasal dengesini yeniden düzenlemek ve bilişsel işlevleri koruyabilmek için de kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikoterapi ise hastalık bilincinin gelişmesi ve kişinin yaşadıklarını anlamlandırabilmesi açısından vazgeçilmezdir. Ancak akut dönemde belirtiler yatışsa bile, hastalığın tamamen kontrol altına alındığından hiçbir zaman emin olunamaz. Altta kalan risk, uygun koşullarda yeniden alevlenebilir. Bu nedenle taburculuk sonrası ayakta tedaviye geçiş, tedavinin en önemli aşamalarından biridir. Hastanede yürütülen süreç bir anlamda antrenman, asıl sınav ise kişinin gündelik hayata döndüğü dönemdir.”</p>
<p><strong>Hastanede sağlanan izolasyon, ev ortamında da sürdürülmeli! </strong></p>
<p>Ayakta tedavi sürecinde ilaçların düzenli kullanımının, genellikle en az altı ay süreyle devam ettirildiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “İlaçların beyindeki etkileri zamanla ortaya çıkar. Bu süreç, kırık bir kolun alçıya alınmasına benzetilebilir; alçı iyileştirmez, iyileşme için uygun ortamı sağlar.” dedi.</p>
<p>Hastanede sağlanan izolasyon ortamının, mümkün olduğunca ev ortamında da sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken Çevirir, “Aksi hâlde dış tetikleyiciler hızla devreye girebilir. Özellikle sanal kumar, madde ya da alkol bağımlılığında telefon, sosyal medya ve eski sosyal çevre ciddi risk unsurlarıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Erken sorumluluk, bağımlılıktan uzak kalmayı güçlendiriyor!  </strong></p>
<p>Taburculuk sonrası kişinin günlük yaşamında belli bir rutin oluşturmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku düzeni, beslenme, sorumluluk alma ve disiplinin korunması tedavinin temel yapı taşlarıdır.” dedi.</p>
<p>Kişinin ‘hasta’ kimliğine sığınıp sorumluluklardan kaçmasının iyileşmeyi geciktirdiğini aktaran Çevirir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kişi ne kadar erken sorumluluk alır ve hayata adapte olursa, bağımlılıktan uzak kalma ihtimali o kadar artar. Psikoterapinin sürdürülmesi bu noktada kritik bir rol oynar. Çünkü bağımlılığı besleyen temel unsurlar; içsel çatışmalar, duygusal boşluklar, stresle baş etme güçlükleri ve dürtüselliktir. Kişi çoğu zaman acıdan kaçmak için hazza yönelir. Terapide amaç, bu döngüyü fark etmek, isteği yönetebilmek ve kişinin içgörüsünü güçlendirmektir.” </p>
<p><strong>Sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından önemli! </strong></p>
<p>Bağımlılıkta sık karşılaşılan durumlardan birinin de kayma olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kayma, kişinin bir süre madde veya davranıştan uzak kaldıktan sonra yeniden kullanıma yönelmesidir.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin genellikle ani olmadığını açıklayan Çevirir, “Öncesinde rüyalar, tetikleyici düşünceler, çevresel uyaranlar ve duygusal dalgalanmalar görülür. Yağmurdan önce havanın kapatması gibi, kaymanın da öncü işaretleri vardır. Bu sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Ailenin ve sosyal çevrenin tutumu, tedavinin seyrini doğrudan etkiler. Aşırı kontrolcü, suçlayıcı veya baskılayıcı yaklaşımlar tedaviye direnci artırabilir. Aynı şekilde ‘iyi polis–kötü polis’ tutumları da sağlıklı değildir. Önemli olan, hastayı sürekli sorgulamak yerine, kullanım davranışına zemin hazırlayan nedenler üzerinde durmaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağımlılıkta en çok zarar gören ve en geç onarılan alan: Güven! </strong></p>
<p>Bağımlı bireylerin geçmişte yaşadıkları yoğun haz deneyimlerini özlemle anımsamalarının doğal olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu durum, bir tür yas süreci olarak da değerlendirilebilir. Kişi, artık eskisi kadar yoğun haz alamadığını fark ettiğinde hayal kırıklığı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>İyileşme süresinin kişiden kişiye değiştiğini hatırlatan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu süreç kişinin hastalık farkındalığına, sosyal desteğine, beynin maruz kaldığı hasara ve bağımlılığın kronikleşme düzeyine bağlıdır. Bu nedenle bağımlılık için kesin bir iyileşme süresi tanımlamak mümkün değildir. Ailelerin bu süreçte sevgi, şefkat ve sabır göstermesi; ancak aynı zamanda sağlıklı sınırlar koyabilmesi gerekir. Aşırı kaygı bulaşıcıdır ve kişiyi baskı altında hissettirebilir. Güven, bağımlılık sürecinde en çok zarar gören alanlardan biridir ve yeniden inşası zaman alır. Güvenememek anlaşılabilir bir durumdur; ancak güvensizliği sürekli hastaya yansıtmak, iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bir adım geriden, dikkatli ama sakin bir izleme daha sağlıklı bir yaklaşımdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 08:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ersin]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610759</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğretim üyesi Doç. Dr. Ersin Uygun, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümünde, deprem bölgesindeki ihtiyaçlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759">Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğretim üyesi Doç. Dr. Ersin Uygun, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümünde, deprem bölgesindeki ihtiyaçlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Depremin ilk günlerinden itibaren BİLGİ Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı olarak öğrenci ve öğretim üyeleriyle sahadaki ihtiyaçlara yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirten Doç. Dr. Uygun “Depremin hemen ardından bölgede çalışmalara başladık. Bu kapsamda, bireysel psikolojik destek görüşmeleri, çocuklar ve ergenlere yönelik oyun ve grup temelli uygulamalar; aileler, öğretmenler ve saha çalışanlarına yönelik destek ve psiko-eğitim çalışmaları ile yerel ihtiyaçlara göre şekillenen topluluk temelli ruh sağlığı uygulamalarını hayata geçirdik. Bu çalışmalarla travmanın akut etkilerinin hafifletilmesi kadar, uzun vadeli ruhsal iyilik hâlinin desteklenmesini amaçladık” dedi.</p>
<p>Depremin yol açtığı en ağır sonuçlardan birinin, çoğu zaman gözle görülmeyen ancak günlük yaşamı derinden etkileyen ruhsal yıkım olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Uygun, “Travma, yalnızca yaşanan ana ait bir deneyim değil; zaman içinde biçim değiştirerek bireyin ve toplumun hayatına etki eden bir süreç. Travma uzun süre bireyin hayatına eşlik edebilir. Bu nedenle deprem bölgesinde ruhsal iyileşme, psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Psikososyal destek kısa süreli projelerle sınırlı kalmamalı’</strong></p>
<p>Doç. Dr. Uygun, “Travma sonrası belirtiler çoğu zaman kendiliğinden ortadan kalkmaz; ertelenmiş biçimlerde yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle psikososyal destek hizmetlerinin kısa süreli projelerle sınırlı kalmaması büyük önem taşıyor. Özellikle çocuklar ve gençler için ruh sağlığı desteği, eğitimin ve toplumsal iyileşmenin ayrılmaz bir parçası olarak görülmeli” dedi.</p>
<p>Depremden etkilenen bireylerin uzun süreli ruh sağlığı desteğine erişiminin önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Uygun, “Bugün deprem bölgesinde ihtiyaçlar, acil yardım aşamasının ötesine geçmiş durumda. Kalıcı, güvenli ve sağlıklı koşullarda barınma ihtiyacının tamamen karşılanması; sürekli, erişilebilir ve toplum temelli bir psikososyal perspektifle sunulan ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi; eğitimde sürekliliği destekleyen akademik ve psikososyal programların yaygınlaştırılması; yerel istihdamı ve ekonomik toparlanmayı destekleyen uygulamaların artırılması önümüzdeki dönemin temel ihtiyaçları arasında yer alıyor.” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759">Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edremit&#8217;te Gündem Afet Hazırlığı, Doğalgaz ve Arıtma Projeleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/edremitte-gundem-afet-hazirligi-dogalgaz-ve-aritma-projeleri-610687</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[arıtma]]></category>
		<category><![CDATA[doğalgaz]]></category>
		<category><![CDATA[edremit]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlığı]]></category>
		<category><![CDATA[müdür]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610687</guid>

					<description><![CDATA[<p>Edremit Belediyesi Şubat ayı muhtarlar toplantısı, belediye meclis salonunda geniş bir katılımla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/edremitte-gundem-afet-hazirligi-dogalgaz-ve-aritma-projeleri-610687">Edremit&#8217;te Gündem Afet Hazırlığı, Doğalgaz ve Arıtma Projeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Edremit Belediyesi Şubat ayı muhtarlar toplantısı, belediye meclis salonunda geniş bir katılımla gerçekleştirildi. İlçedeki afet önlemleri ve altyapı çalışmalarının masaya yatırıldığı toplantıda, Zeytinli ve Güre arıtma tesislerine yönelik bilgilendirme yapıldı. Edremit Belediye Başkan Yardımcıları Cavit Cebeci, Coşkun Taşkın ve Metin Tunçer’in ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya; BASKİ Genel Müdürü Erdoğan Öztürk ve Genel Müdür Yardımcısı Nuri Çaynak da katılarak muhtarları bilgilendirdi.</p>
<p>Toplantının ilk bölümünde Afet İşleri Müdürlüğü tarafından kapsamlı bir sunum yapıldı. İlçede olası doğal afetlere karşı alınan önlemler, kurulan kurtarma ekiplerinin eğitim süreçleri ve yürütülen saha çalışmaları muhtarlara detaylıca aktarıldı. Daha sonra Fen İşleri Müdürlüğü tarafından ilçede devam eden doğalgaz çalışmalarının süreci, cadde ve sokakların yeniden düzenlenmesi ve tamiratlarıyla ilgili de detaylı bilgi verildi. Ardından BASKİ Genel Müdürlüğü tarafından muhtarların arıtma ile ilgili soruları yanıtlandı.</p>
<p>BASKİ Genel Müdürü Erdoğan Öztürk,</p>
<p>&#8220;Biz göreve başladığımızda, Zeytinli ve Güre arıtmalarıyla ilgili bir proje ne de genel bir çalışma vardı. Bırakın bu iki bölgeyi, il geneline baktığımızda atık su ve içme suyu arıtmalarının ihmal edildiğini ve gerekli adımların atılmadığını gördük. Hemen ciddi bir planlama sürecine girerek özellikle Zeytinli ve Güre projelerini hazırladık. Yarın bir gün bu projeleri hayata geçirmek için kredi talep ettiğimizde, yetkililere sunabileceğimiz kapsamlı bir fizibilite raporu oluşturduk. Fizibilite raporunu tamamladık; uygulama projelerimiz de iki ay içinde bitmiş olacak, onları da yetiştiriyoruz.</p>
<p>Fizibilite raporu ile yatırım programına alınması için Cumhurbaşkanlığına başvuruda bulunduk ancak ilk aşamada kabul edilmedi. Şu an ek programa dahil edilmesi için uğraşıyoruz. İller Bankası bu konuda bize oldukça ümit verici açıklamalarda bulundu ve gerekli başvuru süreçlerini iletti. İller Bankasından kısa süre içinde kredi onayının çıkacağı konusunda umutluyum. Ayrıca, ayın beşinde ve altısında Bakanlıktan bir heyet buraya gelecek. Tesisin bölge üzerindeki etkilerini halka anlatmak amacıyla Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantıları yapacaklar. Bu iki günlük süreçte gerekli bilgilendirmeler yapılmış olacak.&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/edremitte-gundem-afet-hazirligi-dogalgaz-ve-aritma-projeleri-610687">Edremit&#8217;te Gündem Afet Hazırlığı, Doğalgaz ve Arıtma Projeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka Belediyesi&#8217;nde e-Ruhsat dönemi başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinde-e-ruhsat-donemi-basliyor-610372</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 10:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[e-ruhsat]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsat]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişen teknolojiyi yönetim süreçlerine entegre ederek hizmet kalitesini artırmayı hedefleyen Karşıyaka Belediyesi, e-Ruhsat dönemini başlatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinde-e-ruhsat-donemi-basliyor-610372">Karşıyaka Belediyesi&#8217;nde e-Ruhsat dönemi başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelişen teknolojiyi yönetim süreçlerine entegre ederek hizmet kalitesini artırmayı hedefleyen Karşıyaka Belediyesi, e-Ruhsat dönemini başlatıyor. Yapı ruhsatı işlemlerini tümüyle dijitalleştiren sistem, kısa süre içinde kullanıma açılacak. Başkan Yıldız Ünsal, “Yapı ruhsatı hizmetleriyle dijital dönüşümü güçlendiriyor; belediyecilikte hız, kaynak tasarrufu ve erişilebilirliği bir araya getiriyoruz” dedi.</p>
<p>Başkan Yıldız Ünsal’ın “Yeni nesil belediyecilik” vizyonu doğrultusunda önemli bir adım daha atan Karşıyaka Belediyesi, yapı ruhsatı işlemlerini dijital ortama taşıyacak. Belediye İmar ve Şehircilik Müdürlüğü ile Bilgi İşlem Müdürlüğü’nün ortak çalışmasıyla hazırlanan e-Ruhsat sistemi, yakın zamanda kullanıma açılacak. Hız, tasarruf ve verimlilik sağlayacak sistemle; ruhsat talep edilen projeler, başvuru sahipleri tarafından sisteme yüklenecek. Ardından inceleme, tetkik ve onay veya ret süreçleri de çevrim içi olarak işleyecek. Ayrıca, ön olur aşamasında eksikleri azaltmak adına gerekli mekanik proje incelemeleri yapılmaya başlanacak. Mimari proje müellifleri ve yapı denetim firmalarıyla da toplantılar planlanarak işleyişe dair ortak adımlar atılacak. Tüm süreçler şeffaf olarak ilerleyecek, taraflar sistem üzerinden kolaylıkla istedikleri bilgilere ulaşabilecek. Onay aşaması tamamlandıktan sonra, ruhsatlar belediye binasından sahiplerine teslim edilecek. </p>
<p><b>DİJİTAL DÖNÜŞÜMLE MODERN HİZMET</b></p>
<p>Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “Yeni nesil belediyecilik anlayışıyla, hizmetlerimizi daha etkin, sürdürülebilir ve çağın gereklerine uygun hale getirmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu kapsamda başlattığımız e-Ruhsat uygulamasıyla yapı ruhsatı işlemlerini dijital ortama taşıyarak başvurudan onaya kadar tüm süreci daha hızlı, güvenli ve şeffaf hâle getireceğiz. Sistem, vatandaşlarımızın işlemlerini kolaylaştırırken belediye kaynaklarını da etkin bir şekilde kullanmamıza olanak sağlayacak. Belediyecilik hizmetlerinde modernleşmeyi, erişilebilirliği ve işlem verimliliğini artırmayı hedefleyen dijital dönüşüm çalışmalarımızı önümüzdeki dönemde daha da genişleteceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinde-e-ruhsat-donemi-basliyor-610372">Karşıyaka Belediyesi&#8217;nde e-Ruhsat dönemi başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çankaya Zabıtası denetimde yayaları önceliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cankaya-zabitasi-denetimde-yayalari-onceliyor-609746</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 11:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[denetimde]]></category>
		<category><![CDATA[Kamusal Alan]]></category>
		<category><![CDATA[önceliyor]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaya]]></category>
		<category><![CDATA[yayaları]]></category>
		<category><![CDATA[zabıta]]></category>
		<category><![CDATA[zabıtası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çankaya Belediyesi, yayaların kamusal alanları güvenli ve engelsiz biçimde kullanabilmesi için ilçe genelinde denetimlerini sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cankaya-zabitasi-denetimde-yayalari-onceliyor-609746">Çankaya Zabıtası denetimde yayaları önceliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Çankaya Belediyesi, yayaların kamusal alanları güvenli ve engelsiz biçimde kullanabilmesi için ilçe genelinde denetimlerini sürdürüyor. Yaya yolları, kaldırımlar ve ortak kullanım alanlarında geçişi engelleyen, görsel ve çevresel kirlilik oluşturan unsurlara yönelik çalışmalar aralıksız devam ederken, Çankaya Zabıtası haksız rekabeti önlemek amacıyla seyyar satıcılara da geçit vermiyor.</b></p>
<p>Yayaları önceleyen kent anlayışıyla denetimlerini sürdüren Çankaya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, kamusal alanlarda yaya geçişini engelleyen, görsel ve çevresel kirlilik oluşturan unsurlara karşı ilçe genelinde kararlılıkla çalışma yürütüyor. Çankaya Zabıtası; duba, ayaklı tabela, masa‑sandalye, afiş, branda ve benzeri unsurlarla kamuya ait alanların işgal edilmesini önlemeye yönelik çalışmalar yürütüyor. Denetimlerde, kaldırımların ve yaya geçişlerinin işgal edilmesi, görsel kirlilik oluşturulması ve kent estetiğini olumsuz etkileyen unsurlar tespit ediliyor. İzinsiz şekilde faaliyet gösteren seyyar satıcıların kamusal alanları işgal eden tezgahları da haksız rekabeti önlemek amacıyla kaldırılıyor.</p>
<p><b>ÖNCE BİLGİLENDİRME VE İYİ NİYET</b></p>
<p>Denetim sürecinde esnaf ve işletmeleri tespit edilen olumsuzlukların giderilmesi için bilgilendiren Zabıta ekipleri, aykırılıkların düzeltilmemesi durumunda mevzuat kapsamında idari yaptırım uyguluyor. Çankaya Belediyesi, denetimlerde cezai uygulamayı ilk seçenek olarak görmüyor.</p>
<p>Esnafın ve işletmelerin iyi niyetli yaklaşımıyla olumsuzlukların kısa sürede giderilmesi hedeflenirken, gerekli süreyi tanıyarak düzenlemelerin yapılmasına fırsat veriliyor. Süre sonunda kaldırılmayan duba, tabela, masa‑sandalye ve benzeri malzemeler ile izinsiz seyyar satıcılara ait tezgah ve satış ekipmanları Zabıta Müdürlüğü ekiplerince emanete alınıyor.</p>
<p><b>KENT ESTETİĞİ İÇİN DUYARLILIK </b></p>
<p>Önceliğin kamusal alan düzenini sağlamak, yaya güvenliğini artırmak ve kent estetiğini korumak olduğunun altını çizen Çankaya Belediyesi, denetimlerini ayrıca, vatandaşlardan gelen talep ve şikayetler doğrultusunda da planlı ve programlı şekilde sürdürüyor.</p>
<p>Belediye, esnaf ve işletmelerin de bu süreçte duyarlılık göstermesi, kamusal alanların ortak kullanım bilinciyle korunmasının önemine dikkat çekiyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cankaya-zabitasi-denetimde-yayalari-onceliyor-609746">Çankaya Zabıtası denetimde yayaları önceliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetler]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, son yıllarda popülerliği giderek artan tek tip diyetleri değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481">Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, son yıllarda popülerliği giderek artan tek tip diyetleri değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sadece meyve veya sıvı ağırlıklı diyetler sağlıklı çözüm sunmuyor</strong></p>
<p>Sadece meyve, detoks veya sıvı ağırlıklı diyetlerin kısa sürede kilo kaybı sağlıyor gibi görünse de vücut için kalıcı ve sağlıklı bir çözüm sunmadığını belirten Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Sadece meyve, detoks veya sıvı ağırlıklı diyetler; vücudun ihtiyaç duyduğu protein, yağ, vitamin ve mineralleri yeterince karşılamaz. Bu diyetler genellikle kısa sürede ağırlık kaybı sağlasa da bu kaybın büyük kısmı yağdan değil; kas dokusu ve sudan olur. Kişi, diyeti bıraktığında ise kaybedilen vücut ağırlığı hızlıca geri alınır. Yani bu yöntemler kalıcı ve sağlıklı bir çözüm sunmaz.” dedi.</p>
<p><strong>“Doğal ve temiz” gibi söylemlerle pazarlanması tehlikeli</strong></p>
<p>Bu tür diyetlerin tehlikeli yönünün, “doğal”, “temiz”, “vücudu arındıran” gibi ifadelerle pazarlanması olduğuna işaret eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Özellikle genç ve hızlı sonuç arayan bireyler, bu söylemlere kolayca inanabiliyor. Oysa sağlıklı yaşam; tek bir besin grubuna odaklanmak değil, dengeyi koruyup çeşitliliği sağlamaktır. Yanlış diyetler, sağlıklı yaşam adı altında normalleştirildiğinde, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarının önü açılabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sadece meyveyle beslenmenin metabolik bedeli ağır</strong></p>
<p>Meyvenin sağlıklı bir besin grubu olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını ifade eden Hatunoğlu, “Sadece meyveyle beslenildiğinde aşırı fruktoz alımı olur, kan şekeri dalgalanır. Aynı zamanda B12, demir, çinko ve esansiyel yağ asitleri gibi hayati besin ögeleri yetersiz alınır. Bu durum halsizlik, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve bağışıklık zayıflığına yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Karaciğer sağlığı sessizce bozulabiliyor</strong></p>
<p>Protein ve sağlıklı yağ eksikliğinin karaciğer üzerinde ciddi bir yük oluşturduğuna dikkat çeken Hatunoğlu, “Protein ve sağlıklı yağlar, metabolik dengenin korunması için gereklidir. Uzun süre bu besinleri almamak, karaciğerde yağ birikimini artırabilir. Özellikle meyve ağırlıklı beslenmede aşırı fruktoz alımı, karaciğerde yük oluşturur ve zamanla yağlanmaya neden olabilir. Bu durum alkol kullanılmasa bile karaciğer sağlığını olumsuz etkileyebilir. Yanlış ve dengesiz beslenme alkol kullanılmadan da karaciğer hastalıklarına, hatta siroza kadar ilerleyen tablolara neden olabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman ‘sessiz’ ilerler; kişi uzun süre belirti hissetmez. Belirtiler ortaya çıktığında ise hastalık genellikle ileri evrededir. Bu yüzden düzenli beslenme ve koruyucu sağlık kontrolleri büyük önem taşır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi dengeyle güçleniyor</strong></p>
<p>Tek yönlü beslenmenin, bağışıklık sistemini doğrudan zayıflattığını çünkü bağışıklığın güçlü kalabilmesi için karbonhidrat, protein ve yağların dengeli alınması gerektiğini ifade eden Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Yetersiz protein alımı, bağışıklık hücrelerinin ve antikorların üretimini azaltırken; sağlıklı yağ eksikliği hücre zarlarının yapısını bozarak bağışıklık hücreleri arasındaki iletişimi olumsuz etkiler. Aşırı veya dengesiz karbonhidrat tüketimi ise kan şekeri dalgalanmalarına yol açarak vücudun savunma yanıtını zayıflatabilir. Bunun yanında tek tip diyetlerde A, C ve D vitaminleri ile çinko, demir ve selenyum gibi bağışıklık için önemli vitamin ve minerallerin eksikliği sık görülür. Bu mikro besin yetersizlikleri, kişinin daha sık hastalanmasına ve hastalık sonrası iyileşme sürecinin uzamasına neden olabilir; bu nedenle bağışıklık sistemi ancak besin çeşitliliği ve dengeyle güçlü kalabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Hollywood diyetlerinin bilimsel karşılığı yok</strong></p>
<p>Ünlü isimler üzerinden pazarlanan diyet programlarının büyük bölümünün bilimsel dayanağı olmadığını belirten Hatunoğlu, “Hollywood diyeti, ünlü diyeti gibi isimlerle sunulan programların büyük çoğunluğunun bilimsel bir temeli yoktur. Sağlıklı kilo vermenin olmazsa olmazı; kişiye özel, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme planıdır. Hızlı kilo değil, kalıcı sağlık hedeflenmelidir. Düzenli öğünler, yeterli protein, sağlıklı yağlar, sebze-meyve dengesi ve hareketli bir yaşam temel yaklaşımlardır. Beslenme bir cezalandırma yöntemi değil, vücudu destekleme aracıdır. Sağlıklı yaşam; yasaklarla değil, dengeyle mümkündür. En doğru yol, bilimsel bilgiye dayalı ve bireye uygun beslenme alışkanlıkları kazanmaktır.” diyerek sözlerine son verdi</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481">Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da sel alarmı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-sel-alarmi-609253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alarmı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[boyunca]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[sel]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yağış]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609253</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de etkili olan yoğun yağışlar Bornova’da sele yol açarken, Bornova Belediyesi tüm birimleriyle gece boyunca sahada çalışarak su baskınlarına müdahale etti, kapanan yolları açtı ve temizlik yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-sel-alarmi-609253">Bornova&#8217;da sel alarmı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de etkili olan yoğun yağışlar Bornova’da sele yol açarken, Bornova Belediyesi tüm birimleriyle gece boyunca sahada çalışarak su baskınlarına müdahale etti, kapanan yolları açtı ve temizlik yaptı. Belediye Başkanı Ömer Eşki de ekiplerle birlikte sabaha kadar çalışmaları yerinde takip ederek, yağışın kısa sürede çok yoğun gerçekleştiğini ve ekiplerin büyük bir fedakârlıkla her noktaya ulaşmaya çalıştığını vurguladı. İZSU ile birlikte koordineli şekilde yürütülen çalışmaların gün boyunca devam edeceği bildirildi.</p>
<p>İzmir genelinde etkili olan sağanak yağışlar, akşam saatlerinden itibaren şiddetini artırırken, Bornova en fazla yağış alan ilçelerden biri oldu. Kısa sürede metrekareye düşen yoğun yağış nedeniyle birçok mahallede su baskınları yaşanırken, bazı cadde ve sokaklar geçici olarak ulaşıma kapandı. Taşan dereler ve sel suları ilçede hayatı olumsuz etkiledi.</p>
<p><b>Kriz masası kuruldu </b></p>
<p>Bornova Belediyesi, yağışın etkisini artırmasıyla birlikte hızlı bir şekilde kriz masası oluşturdu. Fen İşleri, Temizlik İşleri, Park ve Bahçeler, Kırsal Hizmetler ve Zabıta Müdürlükleri başta olmak üzere ilgili tüm birimler, İZSU ekipleri ile birlikte gece boyunca mahalleler, köyler ve sanayi sitelerinde teyakkuz halinde çalıştı.</p>
<p>Kapanan yollar kepçelerle açılırken, su basan noktalarda vidanjörler devreye girdi. Sel sularına kapılan çöp konteynerleri ve atıklar toplanarak güvenli alanlara taşındı. Taşan derelerden kaynaklanan çamur birikintileri temizlenerek yollar ve kaldırımlar yeniden kullanıma açıldı.</p>
<p><b>Başkan Eşki: “Yağış çok kısa sürede ve yoğun şekilde gerçekleşti”</b></p>
<p>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, gece boyunca sahada çalışan ekiplere bizzat eşlik etti. İlgili birim müdürleriyle birlikte selden etkilenen bölgeleri gezen Başkan Eşki, sabahın ilk ışıklarına kadar çalışmaları yerinde takip etti.</p>
<p>Yağışın, çok kısa bir süre içerisinde ve beklenenin üzerinde bir yoğunlukta gerçekleştiğine dikkat çeken Başkan Eşki, “Bu durum, bazı bölgelerde ani su baskınlarına yol açtı. Ancak ekiplerimiz büyük bir fedakârlıkla, gece boyunca her noktaya yetişmeye çalıştı. İZSU ekipleri ile birlikte vatandaşlarımızın mağduriyetini en aza indirmek için tüm gücümüzle sahadayız” diye konuştu.</p>
<p><b>Çalışmalar gündüz de devam ediyor</b></p>
<p>Dün akşam saatlerinde başlayan müdahale çalışmaları, bugün de aralıksız sürüyor. Evi su basan vatandaşlar için temizlik ekipleri yönlendirilirken, sokaklarda biriken çamurlar temizleniyor. Parklar, yeşil alanlar ve yollardaki ağaç ve dal atıklarını topluyor. Hasar tespit ve temizlik çalışmalarıyla ilçede yaşamın en kısa sürede normale dönmesi hedefleniyor.</p>
<p><b>Belediyeden vatandaşlara çağrı </b></p>
<p>Bornova Belediyesi yetkilileri, olası yeni yağışlara karşı vatandaşların dikkatli olmalarını isterken, acil durumlar için belediyenin ilgili birimleriyle iletişime geçilmesi çağrısında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-sel-alarmi-609253">Bornova&#8217;da sel alarmı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Almark Logistics, Rusya Ve Belarus’a Deniz Yolu Taşımalarını Yüzde 45 Artırdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/almark-logistics-rusya-ve-belarusa-deniz-yolu-tasimalarini-yuzde-45-artirdi-2-608969</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:28:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[almark]]></category>
		<category><![CDATA[belarus]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[logistics]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[sağladı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[taşıma]]></category>
		<category><![CDATA[taşımalarını]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608969</guid>

					<description><![CDATA[<p>Almark Logistics, Rusya ve Belarus’a deniz yolu taşımalarını geçen yıl yüzde 45 artırdı. Şirketin Genel Müdürü Onur Güvenler, “45’lik konteyner kullanımımızın yaygınlaşması, operasyonel verimliliğimizi artırarak müşterilerimize önemli rekabet avantajı sağladı.” dedi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/almark-logistics-rusya-ve-belarusa-deniz-yolu-tasimalarini-yuzde-45-artirdi-2-608969">Almark Logistics, Rusya Ve Belarus’a Deniz Yolu Taşımalarını Yüzde 45 Artırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya, çevre ülkeleri ve Türk Cumhuriyetlerinde etkili lojistik çözümleriyle fark yaratan Almark Logistics, son 1 yılda Rusya ve Belarus’a yönelik deniz yolu taşımalarında 45’lik konteyner kullanımını yüzde 45 artırdı. Almark Logistics Genel Müdürü Onur Güvenler, Rusya ve Belarus’a multimodal taşımacılık hizmetlerinin önemli oranda geliştiğini belirtti. Güvenler, özellikle transit taşımalarda yüklerin kara yoluyla limanlara getirilip 45’lik konteynerlere aktarılmasıyla elde ettikleri verimlilik artışına ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Deniz yolunda yeni acente anlaşmaları gerçekleştirirken, verdiğimiz taahhütler ile daha uygun navlunlar vermeye başladık. Transit gümrükleme ve operasyonel süreçlerimiz daha da hızlandı. Özellikle araç ve makine yedek parçası taşımalarımızda belirgin yükselişler oldu. Genel olarak, bu hatlarda 45’lik konteyner kullanımımızın yaygınlaşması, kapıdan kapıya teslimatlarda hem operasyonel verimliliğimizi güçlendirdi hem de müşterilerimize rekabet avantajı sunmamızı sağladı.”</p>
<p>Artan taşıma hacmi, transit süreleri de kısalttı</p>
<p>Artan hacimle birlikte taşıma rotalarında önemli ölçüde çeşitlenme ve optimizasyon sağladıklarını ifade eden Güvenler, Ambarlı, Gebze, İzmir ve Mersin bölgelerinden Novorossiysk ve St. Petersburg hattında çalıştıkları armatör sayısını artırdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Güvenler, “Servis sayımız çoğaldı, transit sürelerimiz kısaldı. Rusya ve Belarus’a yönelik taşımalarımızda, artan talebe paralel olarak hem kalkış hem de varış limanlarımızda yeni hatlar ve süre avantajları sunan değişiklikleri uygulamaya aldık.” diye konuştu.</p>
<p>Esneklikle birlikte maliyet ve rekabet avantajı sağladı</p>
<p>Güvenler, daha sık gemi çıkışları ile yük planlamalarında esnekliklerinin arttığını vurguladı. Rusya içerisinde, kara yolunda yüksek hacimli taşıma kapasitesine sahip özel dorseleri devreye aldıklarını dile getiren Güvenler, depo – liman – son teslimat noktası arasında “shuttle” taşımacılık modeliyle zaman ve maliyet optimizasyonu sağladıklarını kaydetti. Güvenler, “Rusya’daki iç dağıtım ağında da önemli güncellemeler yaptık. Özellikle Moskova, St. Petersburg, Kazan, Rostov, Krasnodar ve Belarus-Minsk gibi ana merkezlere kapıdan kapıya taşımalarımızı güçlendirdik. Bu da müşterilerimize maliyet ve rekabet avantajı sağladı.” dedi.</p>
<p>Son yıllarda global pazarda güçlü bir genişleme süreci yürüttüklerini de belirten Güvenler, Avrupa ve Kuzey Amerika’da altyapılarını genişlettiklerine dikkati çekti. Güvenler, özellikle Amerika taşımalarında ciddi bir büyüme hedeflediklerini ve ABD‘de kendi ofislerini açmayı planladıklarını da sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/almark-logistics-rusya-ve-belarusa-deniz-yolu-tasimalarini-yuzde-45-artirdi-2-608969">Almark Logistics, Rusya Ve Belarus’a Deniz Yolu Taşımalarını Yüzde 45 Artırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Almark Logistics, Rusya ve Belarus&#8217;a Deniz Yolu Taşımalarını Yüzde 45 Artırdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/almark-logistics-rusya-ve-belarusa-deniz-yolu-tasimalarini-yuzde-45-artirdi-608682</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 13:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[almark]]></category>
		<category><![CDATA[belarus]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[logistics]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[taşıma]]></category>
		<category><![CDATA[taşımalarını]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608682</guid>

					<description><![CDATA[<p>Almark Logistics, Rusya ve Belarus’a deniz yolu taşımalarını geçen yıl yüzde 45 artırdı. Şirketin Genel Müdürü Onur Güvenler, “45’lik konteyner kullanımımızın yaygınlaşması, operasyonel verimliliğimizi artırarak müşterilerimize önemli rekabet avantajı sağladı.” dedi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/almark-logistics-rusya-ve-belarusa-deniz-yolu-tasimalarini-yuzde-45-artirdi-608682">Almark Logistics, Rusya ve Belarus&#8217;a Deniz Yolu Taşımalarını Yüzde 45 Artırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Almark Logistics, Rusya ve Belarus’a deniz yolu taşımalarını geçen yıl yüzde 45 artırdı. Şirketin Genel Müdürü Onur Güvenler, </strong><em><strong>“45’lik konteyner kullanımımızın yaygınlaşması, operasyonel verimliliğimizi artırarak müşterilerimize önemli rekabet avantajı sağladı.”</strong></em><strong> dedi. </strong></p>
<p>Rusya, çevre ülkeleri ve Türk Cumhuriyetlerinde etkili lojistik çözümleriyle fark yaratan Almark Logistics, son 1 yılda Rusya ve Belarus’a yönelik deniz yolu taşımalarında 45’lik konteyner kullanımını yüzde 45 artırdı. Almark Logistics Genel Müdürü Onur Güvenler, Rusya ve Belarus’a multimodal taşımacılık hizmetlerinin önemli oranda geliştiğini belirtti. Güvenler, özellikle transit taşımalarda yüklerin kara yoluyla limanlara getirilip 45’lik konteynerlere aktarılmasıyla elde ettikleri verimlilik artışına ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>
<p><em>“Deniz yolunda yeni acente anlaşmaları gerçekleştirirken, verdiğimiz taahhütler ile daha uygun navlunlar vermeye başladık. Transit gümrükleme ve operasyonel süreçlerimiz daha da hızlandı. Özellikle araç ve makine yedek parçası taşımalarımızda belirgin yükselişler oldu. Genel olarak, bu hatlarda 45’lik konteyner kullanımımızın yaygınlaşması, kapıdan kapıya teslimatlarda hem operasyonel verimliliğimizi güçlendirdi hem de müşterilerimize rekabet avantajı sunmamızı sağladı.”</em></p>
<p><strong>Artan taşıma hacmi, transit süreleri de kısalttı</strong></p>
<p>Artan hacimle birlikte taşıma rotalarında önemli ölçüde çeşitlenme ve optimizasyon sağladıklarını ifade eden Güvenler, Ambarlı, Gebze, İzmir ve Mersin bölgelerinden Novorossiysk ve St. Petersburg hattında çalıştıkları armatör sayısını artırdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Güvenler, <em>“Servis sayımız çoğaldı, transit sürelerimiz kısaldı. Rusya ve Belarus’a yönelik taşımalarımızda, artan talebe paralel olarak hem kalkış hem de varış limanlarımızda yeni hatlar ve süre avantajları sunan değişiklikleri uygulamaya aldık.”</em> diye konuştu.</p>
<p><strong>Esneklikle birlikte maliyet ve rekabet avantajı sağladı</strong></p>
<p>Güvenler, daha sık gemi çıkışları ile yük planlamalarında esnekliklerinin arttığını vurguladı. Rusya içerisinde, kara yolunda yüksek hacimli taşıma kapasitesine sahip özel dorseleri devreye aldıklarını dile getiren Güvenler, depo – liman – son teslimat noktası arasında “shuttle” taşımacılık modeliyle zaman ve maliyet optimizasyonu sağladıklarını kaydetti. Güvenler, <em>“Rusya’daki iç dağıtım ağında da önemli güncellemeler yaptık. Özellikle Moskova, St. Petersburg, Kazan, Rostov, Krasnodar ve Belarus-Minsk gibi ana merkezlere kapıdan kapıya taşımalarımızı güçlendirdik. Bu da müşterilerimize maliyet ve rekabet avantajı sağladı.” </em>dedi.</p>
<p>Son yıllarda global pazarda güçlü bir genişleme süreci yürüttüklerini de belirten Güvenler, Avrupa ve Kuzey Amerika’da altyapılarını genişlettiklerine dikkati çekti. Güvenler, özellikle Amerika taşımalarında ciddi bir büyüme hedeflediklerini ve ABD‘de kendi ofislerini açmayı planladıklarını da sözlerine ekledi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/almark-logistics-rusya-ve-belarusa-deniz-yolu-tasimalarini-yuzde-45-artirdi-608682">Almark Logistics, Rusya ve Belarus&#8217;a Deniz Yolu Taşımalarını Yüzde 45 Artırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>COP31 heyetinden Başkan Vekili Özdemir&#8217;e ziyaret</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cop31-heyetinden-baskan-vekili-ozdemire-ziyaret-607028</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 11:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[antalyada]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[büşra]]></category>
		<category><![CDATA[cop31]]></category>
		<category><![CDATA[heyet]]></category>
		<category><![CDATA[heyetinden]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[organizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vekili]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı (COP31) bu yıl Antalya’da gerçekleştirecek</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cop31-heyetinden-baskan-vekili-ozdemire-ziyaret-607028">COP31 heyetinden Başkan Vekili Özdemir&#8217;e ziyaret</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı (COP31) bu yıl Antalya’da gerçekleştirecek. Konferans kapsamında Antalya’da temaslarını sürdüren COP31 operasyon heyeti, Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir’i ziyaret etti. Başkan Vekili Özdemir, COP31’i yalnızca bir organizasyon değil, kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak gördüklerini belirterek, “Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak kentimizin altyapısı, organizasyon kapasitesi ve uluslararası deneyimiyle COP31’e en güçlü şekilde ev sahipliği yapacağız” dedi.  </p>
<p>9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek BM İklim Zirvesi COP31 hazırlıkları kapsamında Birleşmiş Milletler İcra Sekreter Yardımcısı Naura Hamladjı, Antalya Vali Yardımcısı Salih Yüce ve Bakanlık temsilcilerinden oluşan bir heyet Büyükşehir Belediyesi Başkanı Vekili Büşra Özdemir’i makamında ziyaret etti. Başkan Vekili Özdemir, COP31’in Antalya’da düzenlenecek olmasının,  son derece önemli ve stratejik bir adım olduğunu söyledi. <br />İKLİMİN BAŞKENTİ OLACAĞIZ<br />İklim değişikliğinden en çok etkilenecek coğrafyada Antalya’nın da yer aldığını aktaran Büşra Özdemir, “Antalya, Türk turizminin ve tarımın başkenti olarak tanımlanır. 2025 yılında 40 ülkeden 96 kentin üye olduğu Asya Belediye Başkanları Forumu tarafından “2025 yılı Çevre Başkenti” olarak ilan edildi. Şimdi de COP31 sürecinde “İklimin Başkenti” olacağız. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Antalya’da da son yıllarda artan aşırı yağışlar, seller, hortumlar, yüksek sıcaklıklar, mega orman yangınları gibi yaşadığımız pek çok çevre felaketi iklim krizine karşı ne derece kırılgan olduğumuzu açıkça göstermektedir” dedi.  <br />İKLİME DİRENÇLİ BİR ANTALYA İÇİN ÇALIŞIYORUZ <br />İklime dirençli bir kent olma noktasında büyük bir sorumluluk ile hareket ettiklerini söyleyen Büşra Özdemir, “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planımız kapsamında 2050 yılı karbon nötr hedefimize kararlılıkla ilerliyoruz. İklim değişikliği ile mücadele ve uyum kapsamında çalışma alanlarımızda çevre odaklı, bilime ve tekniğe dayalı, ortak akılla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2019’dan bugüne ulusal ve uluslararası alanda aldığımız 27 çevre ödülü bunun en güçlü göstergesidir. COP31 sürecini yalnızca bir organizasyon değil; kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak görüyoruz. Kentimizin altyapısı, organizasyon kapasitesi ve uluslararası deneyimiyle COP31’e en güçlü şekilde ev sahipliği yapacağımıza yürekten inanıyorum” diye konuştu. <br />BM GENEL KURULUNDAN DAHA KALABALIK BİR HEYET GELECEK<br />Konuşmasına Türkiye ve Antalya’yı COP31’e ev sahipliği yapacak olmasından dolayı tebrik ederek başlayan Birleşmiş Milletler İcra Sekreter Yardımcısı Naura Hamladjı, COP31 sürecinde Türkiye ve Antalya’nın iklim diplomasisinin kalbinde yer alacağını kaydetti. BM İcra Sekreter Yardımcısı Naura Hamladjı, “COP31, BM Genel Kurulu’ndan bile daha çok katılımcı çeken büyük bir organizasyon. 193 ülkeden müzakereci ve 50 bini aşkın heyet üyesi gelecek. Etkinliğin yapılacağı alan, tesisler, ulaşım, emniyet ve sağlık gibi birçok faaliyetini nasıl yürütüleceğine bakıyoruz. 3 gün boyunca teknik incelememiz sürecek. Aynı zamanda Antalya’nın güzelliklerini de keşfediyoruz. BM ekibi olarak COP31 süresince yanınızda olacağız. Organizasyonun başarılı olması için ortaklık ruhu ile birlikte hareket edeceğiz” diye konuştu. <br />Başkan Vekili Büşra Özdemir, Naura Hamladjı, Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve COP31 heyeti bir süre yapılacak çalışmalara ilişkin değerlendirme toplantısı yaptı. Toplantı sonunda Başkan Vekili Büşra Özdemir, BM İcra Sekreter Yardımcısı Naura Hamladjı’ya ziyaret anısına plaket takdim etti. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cop31-heyetinden-baskan-vekili-ozdemire-ziyaret-607028">COP31 heyetinden Başkan Vekili Özdemir&#8217;e ziyaret</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hayatta]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kalırsa]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[ölmesi]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma araştırmalarında son yıllarda dikkat çeken başlıklardan biri, vücutta biriken ve halk arasında “zombi hücreler” olarak adlandırılan senesans hücreleri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570">Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma araştırmalarında son yıllarda dikkat çeken başlıklardan biri, vücutta biriken ve halk arasında “zombi hücreler” olarak adlandırılan senesans hücreleri. Bu hücreler, çoğalma yeteneğini kaybetmesine rağmen dokuda kalmaya devam ediyor. Peki bu hücreler bizi koruyor mu, yoksa yaşlandırıyor mu? <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong> bu belirsizliğe dikkat çekerek, “Senesans hücreleri bugün için ne tamamen ‘’iyi’’ ne de tamamen ‘kötü’ olarak tanımlanabilir. Asıl mesele bu hücrelerin yaşlanma sürecinde nasıl, ne zaman ve ne ölçüde devreye girdiğini doğru anlamak ve süreci abartıdan uzak, bilimsel veriler ışığında yönetmektir” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Hücreler Ölmezse Ne Olur?</strong></p>
<p>Her gün vücudumuzda milyonlarca hücremizin DNA hasarı, çevresel stres, toksinler ve yaşa bağlı süreçler nedeniyle yıprandığını belirten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Sağlıklı işleyen bir sistemde bu hücreler ya onarılır ya da kontrollü bir şekilde devre dışı bırakılarak yerlerini yeni hücrelere bırakır. Zombi hücreler olarak da adlandırılan senesans hücreleri ise bu doğal döngünün dışında kalır; çoğalma yeteneklerini kaybetmelerine rağmen ölmezler ve sağlıklı hücreler gibi işlev görmezler. Yani normalde yaşam döngüsünü tamamlaması gereken bir hücrenin sistem içinde tutunmaya devam etmesidir. Başlangıçta bu mekanizmanın, tümör oluşumunu engelleyen ve doku bütünlüğünü koruyan bir savunma refleksi olduğu düşünülür. Ancak bu hücrelerin zamanla dokularda birikmesi, yaşlanma sürecini hızlandıran ve çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlayan bir tabloya dönüşebilir” diyor. </p>
<p><strong>Yaşlanmanın Nedeni mi Yoksa İyileştirici Güç mü? </strong></p>
<p>SASP (Senescence-Associated Secretory Phenotype) olarak adlandırılan süreçte, zombi hücrelerin bulundukları dokuda iltihaplanmayı artıran maddeler, doku yıkımına yol açabilen enzimler ve hücreler arası sinyalleşmeyi etkileyen büyümeyi düzenleyici proteinler salgılayabildiğini söyleyen Dr. Erkan Sarıyıldız, “Bu durum, çevredeki sağlıklı hücrelerin yapısını ve normal işlevlerini bozabiliyor. Klinik çalışmalarda bu hücrelerin vücutta uzun süre kalmasının; kalıcı iltihaplanma, doku yenilenmesinde yavaşlama, bağışıklık sistemi performansında düşüş, metabolik dengenin bozulması ve insülin direnci ile yaşla ilişkili hastalık risklerinde artış gibi süreçlerle ilişkili olabileceği gösterildi” diyor. </p>
<p><strong>Zombi Hücreler Yok Edilmeli mi? </strong></p>
<p>Bununla birlikte senesans hücrelerinin yalnızca olumsuz süreçlerle ilişkilendirildiğini söylemenin de doğru olmadığını ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Erkan Sarıyıldız,</strong> “Araştırmalar, bazı koşullarda bu hücrelerin doku bütünlüğünün korunmasına katkı sağlayabildiğini, ani stres durumlarında hasarın sınırlandırılmasına yardımcı olabildiğini ve yara iyileşmesinin düzenlenmesinde rol oynayabildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca senesans hücrelerinin, kontrolsüz hücre çoğalmasını baskılayarak tümör gelişimine karşı koruyucu mekanizmaları desteklediği de bilinmektedir. Bu nedenle söz konusu hücrelerin “tamamen yok edilmesi” yaklaşımı, güncel bilimsel veriler ışığında tartışmalı kabul edilmektedir. Mevcut çalışmalar, senesans hücrelerinin hedefli, kontrollü ve kişiye özel biçimde düzenlenmesinin, daha dengeli ve gerçekçi bir yaklaşım sunduğuna işaret etmektedir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Panik Olmalı mıyız?</strong></p>
<p>Bugün için klinik pratikte kabul görmüş bir ‘zombi hücre tedavi rehberi’ bulunmadığını söyleyen <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Buna karşın düzenli fiziksel aktivite, yeterli ve kaliteli uyku, iltihaplanmayı azaltmaya yönelik beslenme modelleri ve metabolik risklerin kontrol altına alınması gibi yaşam tarzı temelli yaklaşımlar, senesans hücreleri üzerinde dolaylı ve destekleyici etkide bulunabilir. Bugün için ise senesans hücreleri panik yaratacak bir tıbbi başlık olmadığı gibi göz ardı edilmemesi gereken önemli bir biyolojik gerçekliktir” diyor. </p>
<p><strong>Bilim Zombi Hücreleri Araştırırken… </strong></p>
<p>Bugün için en uygulanabilir sağlıklı ve uzun yaşam yaklaşımının düzenli klinik izlem, metabolik risklerin yönetimi ve iltihaplanmayı azaltmayı hedefleyen sürdürülebilir yaşam tarzı stratejileri olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Zombi hücrelerin tedavi edilip edilmemesi gerektiği ile ilgili yaklaşım standart kılavuzlara girecek mi? Bunu zaman gösterecek. Mevcut bilgiler ışığında en gerçekçi hedef, yaşlanma sürecini daha kontrollü, daha sağlıklı ve daha az hasarla yönetebilmek” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570">Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 08:05:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[miyopiye]]></category>
		<category><![CDATA[pandemisi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606312</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklarda miyopi (uzağı net görememe) sıklığında dünya genelinde belirgin bir artış gözlemleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312">Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklarda miyopi (uzağı net görememe) sıklığında dünya genelinde belirgin bir artış gözlemleniyor. Miyopi yalnızca bir gözlük ihtiyacına yol açmakla kalmıyor, ilerlediğinde ciddi göz hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor. Aile öyküsü, uzun süreli tablet, telefon gibi ekranlarda çalışma yapmak ve erken yaşta ekran maruziyeti çocuklarda miyopi nedenleri arasında bulunuyor. Erken tanı ve doğru önlemlerle miyopinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Hayati Yılmaz, çocuklarda miyopi nedenleri ve tedavisi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Baş ağrısı varsa göz doktoruna gitmekte fayda var </strong></p>
<p>Normal ön arka uzunluğa, korneaya ve lense sahip gözlerde cisimlerin görüntüsü retina diye adlandırılan gözün sinir ağı tabakasına düşer ve bu görüntü retinamızda işlenerek beynimize aktarılır. Miyopi ise gözün ön-arka ekseninin normalden uzun olması (aksiyel miyopi) veya kornea ve/veya lensin kırma gücünün fazla olması (korneal/lentiküler miyopi) nedeniyle görüntünün gözün retinasının önünde oluştuğu bir kırma kusurudur. Bu nedenle miyopik gözler özellikle uzaktaki cisimleri bulanık görmemize sebep olur. Genellikle çocukluk çağında başlar ve büyüme çağında ilerleme eğilimindedir. Çocukluk ve büyüme çağında bu belirtiler ortaya çıkıyorsa göz doktoruna görünmekte fayda olabilir;</p>
<ul>
<li>Akademik ve sportif performansta düşüş görülür. Çocuklar tahtayı net göremediği için dersi yanındaki arkadaşının defterinden takip etmek zorunda kalabilir.</li>
<li>Baş ağrısı ve göz yorgunluğu,</li>
<li>Sosyal hayatta özgüven sorunları,</li>
<li>İleri yaşlarda kalıcı görme kaybı riski: erken dönemde tespit edilemeyen miyopi göz tembelliğine sebep olabildiği gibi, gözün başka hastalıklarına da sebep olarak kalıcı, gözlük ile düzeltilemeyen görme kayıplarına sebep olabilir. </li>
</ul>
<p><strong>İlerleyen miyopi göz hastalıklarını riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Çocuklarda miyopi gelişimini ve ilerlemesini artıran başlıca risk faktörleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Aile öyküsü (anne veya babada miyopi olması), genetik yatkınlık,</li>
<li>Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları (tablet, telefon, bilgisayar),</li>
<li>Yetersiz açık hava aktivitesi</li>
<li>Erken yaşta ekran maruziyeti</li>
<li>Kapalı alanlarda uzun süre vakit geçirmek</li>
</ul>
<p>Miyopi yaşamın ilerleyen dönemlerinde ciddi göz hastalıkları riskini artırır. Bu riskler miyopinin derecesi arttıkça daha da artmaktadır. Ayrıca belli bir derecenin üzerine çıkan miyopiyi “göz çizdirme” olarak bilinen refraktif lazer cerrahisi ile düzeltmek mümkün olmamaktadır.</p>
<p>Bir diğer konu da gözler refraktif lazer cerrahisi veya diğer yöntemler ile gözlüklerden kurtarılsa bile, bu operasyonlar miyopinin yanında getirmiş olduğu risklerden bizleri korumaz. Bu riskler:</p>
<ul>
<li>Retina yırtığı ve retina dekolmanı</li>
<li>Miyopik makula dejenerasyonu</li>
<li>Glokom (göz tansiyonu)</li>
<li>Erken yaşta katarakt</li>
</ul>
<p>Bu nedenle çocukluk çağında başlayan miyopi, yalnızca bugünün değil, geleceğin de göz sağlığını ilgilendiren bir konudur.</p>
<p><strong>Göz numarasının artışı kontrol altına alınmalı</strong></p>
<p>Miyopi progresyonu, çocuğun büyüme süreci boyunca numaranın giderek artmasıdır. Özellikle 6-12 yaş arasında ilerleme daha hızlıdır. Kontrol altına alınmayan progresyon, yüksek miyopi ile sonuçlanabilir. Özellikle Uzakdoğu’da oldukça büyük bir sağlık problemi haline gelen miyopi progresyonu, son yıllarda ülkemizde de giderek artmıştır. Covid-19 pandemisi ile içeri kapandığımız yıllarda ülkemizde miyopi progresyonun oldukça hızlandığı yapılan bilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir. Patolojik/dejeneratif miyopi olarak bilinen bir grupta ise progresyon çocukluk çağından sonra bile devam etmektedir. </p>
<p><strong>Çocuğunuzun ekran süresini kontrollü olarak sınırlayın</strong></p>
<p>Artık tüm dünyada dijital çağın pandemisi olarak kabul edilen miyopide, progresyonun önlenmesi için birçok bilimsel çalışma yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. Günümüzde miyopi progresyonunu yavaşlatmaya yönelik kanıta dayalı ve etkili yöntemler bulunmaktadır:</p>
<ul>
<li>Açık havada günde en az 2 saat zaman geçirmek, </li>
<li>Yakın çalışmalarda 20-20-20 kuralı</li>
<li>Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 feet (6 metre) uzağa bakmak</li>
<li>Ekran süresinin sınırlandırılması</li>
<li>Uygun gözlük veya kontakt lens kullanımı</li>
<li>Miyopi kontrolüne özel camlar</li>
<li>Orto-keratoloji (gece lensleri)</li>
<li>Düşük doz atropin tedavisi (doktor kontrolünde)</li>
</ul>
<p>Her çocuk için en uygun yöntem, ayrıntılı bir göz muayenesi sonrasında belirlenmelidir. Çocuklarda düzenli göz muayeneleri ihmal edilmemelidir. Miyopi ne kadar erken fark edilirse, ilerlemesi o kadar etkili şekilde kontrol altına alınabilir. Amaç sadece net görmek değil, çocuğun ömür boyu göz sağlığını korumaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312">Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Miras Değil Mübarek&#8217; Tiyatro Oyunu İkinci Gösterimiyle Büyük Beğeni Topladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/miras-degil-mubarek-tiyatro-oyunu-ikinci-gosterimiyle-buyuk-begeni-topladi-606249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 11:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[engelliler]]></category>
		<category><![CDATA[gösteri]]></category>
		<category><![CDATA[gösterimiyle]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[izleyici]]></category>
		<category><![CDATA[kinci]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[mübarek]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[sahne]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Kent Konseyi Engelliler Meclisi üyeleri tarafından hazırlanan “Miras Değil Mübarek” adlı tiyatro oyunu, ikinci gösterimiyle sanatseverlerle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/miras-degil-mubarek-tiyatro-oyunu-ikinci-gosterimiyle-buyuk-begeni-topladi-606249">&#8216;Miras Değil Mübarek&#8217; Tiyatro Oyunu İkinci Gösterimiyle Büyük Beğeni Topladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Kent Konseyi Engelliler Meclisi üyeleri tarafından hazırlanan “Miras Değil Mübarek” adlı tiyatro oyunu, ikinci gösterimiyle sanatseverlerle buluştu. Yoğun katılımın olduğu gecede engelli bireyler, sahnedeki performanslarıyla profesyonel sanatçıları aratmadı.</p>
<p>Osmangazi Belediyesi, Osmangazi Kent Konseyi ve Osmangazi Engelliler Meclisi iş birliğiyle Osmangazi Gösteri Merkezi’nde sahnelenen oyunun ilk gösterimi, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü, kapsamında Ahmet Vefik Paşa Bursa Devlet Tiyatrosu’nda gerçekleştirilmişti. Altı ayı aşkın süredir süren yoğun çalışmaların ardından ikinci kez sahnelenen oyun, izleyicilerden tam not aldı. Engelli bireylerin başarılı performansları, salonu dolduran izleyiciler tarafından uzun süre ayakta alkışlandı. Üç kardeşin babalarından kalan miras üzerinden gelişen hikâyeyi, eğlenceli bir anlatımla ve hayata dair önemli mesajlarla sahneye taşıyan oyunda, oyuncular sergiledikleri performansla büyük beğeni topladı.</p>
<p><b>“Yoğun Katılımla İkinci Gösterimimizi Sahneledik”</b></p>
<p>‘Miras Değil Mübarek’ tiyatro oyunun ikinci gösterimiyle izleyici karşısına çıktıklarını ifade eden Osmangazi Kent Konseyi Engelliler Meclisi Başkanı Orhan Koca, “Arkadaşlarımız bu oyuna hazırlanmak için altı ay boyunca büyük bir özveriyle çalıştı. Özel gereksinimli bireylerden oluşan ekibimizle büyük bir motivasyonla hazırlandık. İlk oyunumuzu 3 Aralık Dünya Engelliler Günü kapsamında sahnelemiştik. Bugün ise yoğun bir katılımla ikinci gösterimimizi sanatseverlerle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><b>“Aylar Süren Bir Çalışmanın Ürünü”</b></p>
<p>Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkür ederek sözlerine başlayan oyunun yazarı Huriye Ece Küçük de, “Oyunumuz ikinci kez izleyiciyle buluştu. Bizlere her zaman destek olan Osmangazi Belediye Başkanımız Erkan Aydın’a teşekkür ediyorum. Senaryo süreci aylar süren bir çalışmaydı. Zaman zaman özel gereksinimli bireylerden destek aldık; zor ama çok keyifli bir süreç oldu. 16 kişilik oyuncu kadromuzla sahnelediğimiz oyun çok beğenildi. Bundan sonraki süreçte de kapılarımız herkese açık.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Başarılı sahne performanslarıyla izleyenlerin yoğun beğenisi kazanan engelli bireyler ise “Uzun bir hazırlık sürecinin ardından ikinci kez sahneye çıkmanın mutluluğunu yaşadık. İlk gösterimden sonra çok güzel geri dönüşler almıştık. Bugün salonun tamamen dolu olması bizi çok mutlu etti. İzleyicilere keyifli bir oyun izlettirdiğimiz için gururluyuz.” şeklinde konuştu.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/miras-degil-mubarek-tiyatro-oyunu-ikinci-gosterimiyle-buyuk-begeni-topladi-606249">&#8216;Miras Değil Mübarek&#8217; Tiyatro Oyunu İkinci Gösterimiyle Büyük Beğeni Topladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-yeni-bir-sorun-dijital-obezite-ve-dijital-oburluk-605899</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 20:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Obezite]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[oburluk]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teknolojinin etkisiyle bilgiye erişim kolaylaşırken, dijital obezite ve oburluk sorunları da arttı. Kontrolsüz dijital tüketim zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı yaratıyor. Çözümler arasında dijital farkındalık ve minimalizm bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-yeni-bir-sorun-dijital-obezite-ve-dijital-oburluk-605899">Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojinin hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte bilgiye, içeriğe ve etkileşime erişim hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Ancak bu kolaylık, beraberinde <strong>dijital obezite</strong> ve <strong>dijital oburluk</strong> gibi modern çağın görünmez sorunlarını da getirdi.</p>
<p>Bugün birçok kişi, farkında olmadan dijital içerikleri kontrolsüzce tüketiyor; bu durum zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve verimlilik kaybına yol açıyor.</p>
<p>Bu yazıda dijital obezite ve dijital oburluk kavramlarını, nedenlerini, etkilerini ve çözüm yollarını ele alıyoruz.</p>
<p><strong>Dijital Obezite Nedir?</strong></p>
<p><strong>Dijital obezite</strong>, bireyin ihtiyaç duymadığı halde aşırı miktarda dijital içeriğe maruz kalması ve bu içerikleri tüketmesi sonucunda ortaya çıkan zihinsel ve duygusal yüklenme durumudur.</p>
<p>Tıpkı fiziksel obezitede olduğu gibi burada da temel sorun, <strong>kontrolsüz tüketimdir</strong>.</p>
<p><strong>Dijital Obezitenin Belirtileri</strong></p>
<ul>
<li>Sürekli bildirim kontrol etme ihtiyacı</li>
<li>Sosyal medya uygulamalarında planlanandan çok daha fazla zaman geçirme</li>
<li>Bilgi bombardımanı nedeniyle karar verememe</li>
<li>Odaklanma süresinin kısalması</li>
<li>Dijital yorgunluk ve tükenmişlik hissi</li>
</ul>
<p><strong>Dijital Oburluk Nedir?</strong></p>
<p><strong>Dijital oburluk</strong>, dijital obezitenin davranışsal boyutudur. Kişinin sürekli daha fazla içerik tüketme isteği duyması ve “kaçırma korkusu” (FOMO) ile hareket etmesidir.</p>
<p>Burada amaç bilgi edinmekten çok, <strong>tüketmeye devam etmektir</strong>.</p>
<p><strong>Dijital Oburluğa Örnek Davranışlar</strong></p>
<ul>
<li>Bir içeriği bitirmeden diğerine geçmek</li>
<li>Sosyal medyada “sonsuz kaydırma” alışkanlığı</li>
<li>Aynı anda birden fazla platformda aktif olmak</li>
<li>Gerçek ihtiyacı sorgulamadan içerik tüketmek</li>
<li>Dijital Obezite ve Dijital Oburluğun Nedenleri 1. Algoritmalar ve Sonsuz Akış</li>
<li>Sosyal medya ve içerik platformları, kullanıcıyı daha uzun süre ekranda tutmak için tasarlanır.</li>
</ul>
<p><strong>2. FOMO (Gelişmeleri Kaçırma Korkusu)</strong></p>
<p>“Bir şeyleri kaçırıyorum” hissi, sürekli bağlantıda kalma ihtiyacı yaratır.</p>
<p><strong>3. Bilgi Çağı Baskısı</strong></p>
<p>Her şeyi bilme, her şeye yetişme zorunluluğu algısı.</p>
<p><strong>4. Dijital Minimalizmin Eksikliği</strong></p>
<p>Dijital tüketimde sınır koyma alışkanlığının olmaması.</p>
<p><strong>Dijital Obezitenin Bireysel ve Kurumsal Etkileri Bireysel Etkiler</strong></p>
<ul>
<li>Dikkat dağınıklığı</li>
<li>Zihinsel yorgunluk</li>
<li>Stres ve kaygı artışı</li>
<li>Üretkenlik kaybı</li>
<li>Kurumsal Etkiler</li>
<li>Çalışan verimliliğinde düşüş</li>
<li>Toplantı ve iletişim kirliliği</li>
<li>Sürekli bildirim kaynaklı odak kaybı</li>
<li>Dijital tükenmişlik sendromu</li>
</ul>
<p><strong>Dijital Obeziteden Kurtulmanın Yolları</strong></p>
<p><strong>1. Dijital Farkındalık Geliştirin</strong></p>
<p>Ne tükettiğinizi, neden tükettiğinizi sorgulayın.</p>
<p><strong>2. Bildirim Diyeti Uygulayın</strong></p>
<p>Gerçekten gerekli olmayan bildirimleri kapatın.</p>
<p><strong>3. Dijital Minimalizm Benimseyin</strong></p>
<p>Az ama nitelikli içerik tüketmeye odaklanın.</p>
<p><strong>4. Ekran Süresi Sınırları Belirleyin</strong></p>
<p>Günlük dijital kullanım sürelerinizi planlayın.</p>
<p><strong>5. Bilinçli İçerik Tüketimi</strong></p>
<p>Her içerik size değer katmak zorunda değildir.</p>
<p><strong>Dijital Sağlık: Yeni Nesil Bir Yetkinlik</strong></p>
<p>Günümüzde <strong>dijital sağlık</strong>, bireyler ve kurumlar için kritik bir yetkinlik haline gelmiştir. Dijital obezite ve dijital oburlukla mücadele, sadece teknoloji kullanımını azaltmak değil; <strong>doğru, bilinçli ve amaçlı kullanım</strong> geliştirmektir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Dijital obezite ve dijital oburluk, fark edilmediğinde uzun vadede ciddi zihinsel ve davranışsal sorunlara yol açabilir. Ancak doğru farkındalık ve dijital disiplin ile teknoloji, hayat kalitesini düşüren değil; artıran bir araç haline getirilebilir.</p>
<p>Unutmayın:</p>
<p> <strong>Sorun dijital dünya değil, onu nasıl tükettiğimizdir.</strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-yeni-bir-sorun-dijital-obezite-ve-dijital-oburluk-605899">Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 11:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deodorant]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri, çoğu zaman herhangi bir şikayet olmasa bile büyük önem taşıyor. Meme sağlığı açısından mamografinin de bu kontroller arasında önemli bir yeri olmasına rağmen, hakkında dolaşan yanlış bilgiler nedeniyle sıkça ertelenebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, “Örneğin çekim öncesinde kullanılan bazı kişisel bakım ürünlerinin görüntülerde yanıltıcı izler oluşturabildiği ya da mamografinin sanıldığı gibi uzun ve zararlı bir işlem olmadığı pek bilinmiyor. Mamografiyle ilgili doğru bilinen yanlışların netleşmesi hem erken tanıdan vazgeçilmemesini sağlıyor hem de tarama sürecinin doğru ve sağlıklı şekilde ilerlemesine katkı sunuyor” dedi.</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografi hakkında bilinmesi gereken 8 önemli detayı paylaştı:</p>
<ol>
<li>Mamografi, düşük dozda X ışını kullanılarak yapılan bir görüntüleme yöntemidir. Ultrasonografide ise X ışını kullanılmaz, ses dalgalarıyla anlık görüntü elde edilir ve meme üzerine jel sürülerek inceleme yapılır.</li>
<li>Mamografi sırasında meme dokusu iki plaka arasında kısa süreli olarak sıkıştırılır. Bu sayede meme sabitlenir, dokuların üst üste gelmesi önlenir ve farklı yapılar daha net görüntülenir. Uygulanan sıkıştırma hafif bir hassasiyet ya da ağrıya neden olabilir ancak yalnızca birkaç saniye sürer, meme dokusuna zarar vermez ve rahatsızlık kısa sürede geçer.</li>
<li>Mamografi çekimi, hastanın hazırlanması ve görüntülerin alınmasıyla birlikte yaklaşık 10–15 dakika sürer. Memenin sıkıştırıldığı süre ise yalnızca 3–4 saniyedir.</li>
<li>Alüminyum hidroklorür içeren bazı deodorant, pudra ve kremler, mamografi sırasında memede küçük kalsiyum (kireç) birikintileri varmış gibi bir görüntü oluşturabilir. Bu durum yanlış tanıya yol açabilir.</li>
<li>Günlük yaşamda dijital cihazlar, uçak yolculukları ve bazı tıbbi işlemler nedeniyle zaten radyasyona maruz kalınır. Mamografi sırasında alınan X ışını dozu ise oldukça düşüktür. Mamografiye bağlı bir meme kanseri bildirilmemiştir ve sağladığı erken tanı faydası düşünüldüğünde alınan radyasyon dozu oldukça düşüktür.</li>
<li>Meme dokusunun yoğun olması, memeye özgü parankim dokusunun yağ dokusuna göre daha fazla olduğu anlamına gelir. Yoğun meme dokusu mamografinin duyarlılığını azaltabildiği için bu tip memelerde değerlendirmeye ultrasonografi ve kontrastlı görüntüleme yöntemleri de eklenebilir.</li>
<li>Tarama amaçlı mamografi, 40 yaş üstü kadınlarda yılda bir kez önerilir ve erken tanı açısından büyük önem taşır. Bir yıl içinde gelişip erken dönemde fark edilen kitlelerin tedavisi genellikle daha kolay ve başarılı olur. Bu yaş grubunda yılda bir kez mamografi çekilmesi ve gerektiğinde ultrasonografi ile değerlendirilmesi önerilir. Rutin tarama dışında, bazı riskli durumlarda doktorun gerekli görmesi halinde mamografi daha erken yaşta ya da daha sık yapılabilir.</li>
<li>Mamografi ve ultrasonografi incelemelerinin eski sonuçlarının da değerlendirmeye getirilmesi, önceki ve yeni bulguların karşılaştırılması açısından büyük önem taşır. Var olan lezyonların zaman içinde aynı şekilde ve büyüklükte kalması genellikle iyi huylu olduklarını düşündürür. Eski ve yeni görüntülerin birlikte değerlendirilmesi, yeni bir oluşumun olup olmadığını anlamada ve takip sürecini planlamada yol gösterici olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran&#8217;da çözüm, sertlik değil reform!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iranda-cozum-sertlik-degil-reform-604959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:21:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[iranda]]></category>
		<category><![CDATA[protestolar]]></category>
		<category><![CDATA[ran]]></category>
		<category><![CDATA[reform]]></category>
		<category><![CDATA[rejim]]></category>
		<category><![CDATA[sertlik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ozan Örmeci, İran’da ülke genelinde yayılan ekonomik koşullara ve hayat pahalılığına tepki gösteren protestolar ve bu süreçte yaşanan can kayıplarını değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iranda-cozum-sertlik-degil-reform-604959">İran&#8217;da çözüm, sertlik değil reform!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ozan Örmeci, İran’da ülke genelinde yayılan ekonomik koşullara ve hayat pahalılığına tepki gösteren protestolar ve bu süreçte yaşanan can kayıplarını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Riyalin değer kaybı alım gücünü ciddi biçimde düşürdü</strong></p>
<p>Sahadan sağlıklı bilgi almanın zorlaştığına ve ülkede ciddi internet kısıtlamaları uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Ozan Örmeci, protestoların başlangıç noktası ve seyriyle ilgili önemli tespitlerde bulundu.</p>
<p><strong>“Protestoların önce ekonomik taleplerle başladığı anlaşılıyor…”</strong></p>
<p>İran’daki protestoların ilk olarak ekonomik taleplerle başladığını belirten Prof. Dr. Örmeci, “Sahadan bilgi almak kolay olmadığı ve İran’da şu sıralar internet üzerinde büyük bir kısıtlamaya gidildiği için doğru bilgilere ulaşmak zor olsa da Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’taki İran uzmanlarıyla yaptığım görüşmeler neticesinde protestoların önce ekonomik taleplerle başladığı anlaşılıyor. Özellikle İran para birimi riyalin devalüe olması nedeniyle alım gücü ciddi biçimde düşen vatandaşlar rejime tepki göstermeye başladı.” dedi.</p>
<p><strong>Ekonomik temelli başlayan tepki siyasi nitelik kazandı…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Örmeci, ekonomik temelli tepkilerin zamanla siyasi bir nitelik kazandığını vurgulayarak, “İran’daki molla rejiminin geleneksel sorunları olan kadın özgürlükleri, farklı etnik ve dini gruplarla ilişkiler ve hayat standartları düşük olan gençlerin saldırgan aktivizmi gibi temalar üzerinden gelişmiştir. Rejim başlarda silah kullanımını yasaklasa da zamanla karşılıklı şiddet kullanımı başlamış ve nitekim olaylardaki ölü sayısının 500’ü geçtiği belirtilmiştir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gençler ve kadınlar protestolarda her zaman ön planda</strong></p>
<p>Prof. Dr. Örmeci, İran’daki protesto kültürüne dikkat çekerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Yeşil Hareket dönemi ve Mahsa Amini protestolarını incelediğimizde, daha ziyade gençler ve kadınların İran’daki protestolara çok yoğun olarak katıldıkları ve olaylar organize olmasa da genel rejim memnuniyetsizliği nedeniyle patlamaya hazır bir kitlenin İran’da sürekli var olduğu bilinmektedir. Bu defa bu geleneksel muhalif gruplara ekonomik zorluklardan bıkan esnaflar da eklenince, olayların kısa sürede büyümesi zemin kazanmış ve gösteriler daha geniş katılıma sahne olmuştur. Ayrıca göstericilerin sosyal medya platformlarını kullanarak haberleştikleri ve organize oldukları anlaşılınca, bu yönde büyük kısıtlamalara gidilmiş ve İran’daki muhaliflere destek olmak amacıyla Amerikalı iş insanı Elon Musk, Starklink uydularını göndermiştir. Zamanla devletin tedbirleri nedeniyle İran’ın tüm internet erişimi kesilmiştir. Bu bağlamda, elbette yabancı devletlerin kışkırtmaları da bu tarz süreçlerde etkilidir ki İsrail ve ABD’nin İran içerisinde operasyonlar yapabildiğine kısa süre önce tanıklık etmiştik.”</p>
<p><strong>Köklü devlet geleneğine sahip İran’da rejimin yıkılması o kadar da kolay değil!</strong></p>
<p>İran rejiminin, başlarda yumuşak tepkilerine karşın giderek sertleşmeye başladığını ve şiddet kullanan göstericileri şiddetle bastırma amacında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Örmeci, “Bu, tüm rejimlerde olduğu gibi otoriter bir yönetim sistemi olan İran’da da geçerli bir durum olup, devlet otoritesinin iç dinamikler nedeniyle kendiliğinden kaybolması ve rejimin yıkılması-Tahran’ın sahip olduğu köklü devlet geleneği nedeniyle-o kadar da kolay değildir. Ancak elbette ABD ve İsrail gibi dış güçlerin doğrudan müdahalesi durumunda olaylar farklı bir yönde gelişebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Rejim meşruiyeti sarsılıyor ancak tamamen kaybolmuş değil</strong></p>
<p>Protestoların rejimin meşruiyeti üzerindeki etkisini de değerlendiren Prof. Dr. Örmeci, “Rejim, daha ziyade yolsuzluk, ekonomik kaynakların verimsiz kullanımı, yasakçılık, adam kayırmaya dayalı liyakatsizlik düzeni, beceriksizlik ve ABD gibi tehlikeli büyük devletlerle iyi ilişkiler kuramaması nedeniyle İran halkını zora sokması gibi temalar üzerinden şiddetle eleştirilmektedir. İran halkında protesto ve isyan kültürü çok güçlü olup, 1979’da bundan istifade eden İslamcılar, şimdi bundan yakınmaktadırlar. Protestolar rejimin meşruiyetini ciddi anlamda sarsmakta, ancak meşruiyetin kaybolduğuna dair henüz elde somut bir veri bulunmamaktadır. Çünkü devletin tüm ideolojik aygıtlarıyla yaklaşık 50 yıldır Şahlık anti-propagandasına maruz kalan İran halkının sıfırdan yeni bir ezbere alışması kolay değildir.” dedi.</p>
<p><strong>ABD algısı İran’da değişiyor</strong></p>
<p>ABD’nin olası müdahalesinin protestolara etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Örmeci, “ABD, özellikle de Donald Trump yönetimi, rejimin propaganda çabaları sonucunda İran’da aslında geleneksel bir nefret objesi, hatta Humeyni’nin deyimiyle ‘büyük şeytan’ iken, son yıllarda ülkedeki sosyoekonomik, siyasal ve güvenlik sorunlarının derinleşmesi neticesinde özellikle gençlerin sıcak baktığı bir dış güç haline gelmeye başlamıştır. Keza devrik Şah Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’ye verilen dış ve iç desteğin de son dönemde arttığı görülmektedir. Batı’nın açıklamalarına İran’dan erişim sınırlı olsa da İran’ın yurt dışında yaşayan büyük bir diaspora topluluğunun olması ve bunların genelde rejim karşıtı olması sebebiyle dışarıdaki tepkiler içeriye de kanalize olmaktadır.” şeklinde konuştu.  </p>
<p><strong>Rejim değişimi zor, istikrarsızlık devam edebilir</strong></p>
<p>Protestoların rejim değişimiyle sonuçlanmasının kısa vadede zor olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Örmeci, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Bu protestoların İran’da rejimi değiştirip değiştiremeyeceğini öngörmek için yeterince somut bilgi ve veri yoktur. Ancak önceki deneyimler temelinde, rejimin yerinde kalacağı ve protestoların hem güvenlik güçlerince bastırılma hem de sönümlenme yoluyla zaman içerisinde cılızlaşacağını öngörebilirim. Bu ise kuşkusuz, İran’ın sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmemekte ve ülkenin istikrarsız yönetiminin devam edeceğine delalet etmektedir. Tahran’ın bu konuda aşama yapabilmesi için ABD yaptırımlarının en azından bir bölümünden kurtulması, bunun için de nükleer programı yerine kalkınmaya odaklanması gerekmektedir.”</p>
<p><strong>“Rejimin reform yoluyla dönüşümü Ankara açısından daha kabul edilebilir bir seçenek”</strong></p>
<p>İran’ın öncelikle yaptırımlardan kurtulması ve kalkınmaya odaklanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Örmeci, “Yine rejimin kadın giyimi, gençlerin yaşamları gibi konularda daha özgürlükçü bir tavır alması yerinde olabilir. Ancak bu tarz sert ideolojilere dayalı rejimler, ilginçtir ki taviz verdikçe yıkılma sürecine de girebilirler. Bu nedenle, Çin’deki 1980’ler deneyimi de göz önünde tutulursa, olayların günlük yaşamı bozduğu bir zamanlamada asayiş ve güvenliğin sağlanması ve sonrasında da kalkınma sürecinin başlatılması yerinde olacaktır. Türkiye açısından da İran’daki gelişmeler kritik mahiyette olup, rejimin devrim yerine reform yoluyla dönüşümü Ankara açısından daha kabul edilebilir bir seçenektir. Ancak bu reformların toplumla bağlantı kuracak olan gerekli sivil toplum kanallarının olmadığı bir ortamda gerçekleştirilmesi de kolay bir iş değildir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iranda-cozum-sertlik-degil-reform-604959">İran&#8217;da çözüm, sertlik değil reform!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ödeme sistemlerinde şikayetler son bir haftada yüzde 247 arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/odeme-sistemlerinde-sikayetler-son-bir-haftada-yuzde-247-artti-604544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 10:20:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[247]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[haftada]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İşlemler]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Pos]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sistemlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinden]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çözüm platformu Şikayetvar, son dönemde gündemden düşmeyen sanal POS ve ödeme uygulamalarını mercek altına aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/odeme-sistemlerinde-sikayetler-son-bir-haftada-yuzde-247-artti-604544">Ödeme sistemlerinde şikayetler son bir haftada yüzde 247 arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çözüm platformu Şikayetvar, son dönemde gündemden düşmeyen sanal POS ve ödeme uygulamalarını mercek altına aldı. Verilere göre şikayetler son bir haftada yüzde 247 arttı. Bir önceki ayda bin 146 olan şikayet sayısıysa yüzde 178 artışla 3 bin 190’a ulaştı. </strong></p>
<p>Son dönemde artan dijitalleşmeyle birlikte yaygın olarak kullanılan sanal POS ve dijital ödeme uygulamaları, kullanıcı mağduriyetleri nedeniyle yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Finansal güvenlik, izinsiz işlemler ve ödeme gecikmeleri gibi başlıklar etrafında yoğunlaşan tartışmalar sürerken, çözüm platformu Şikayetvar dikkat çekici verilerini kamuoyuyla paylaştı. Platformun açıkladığı verilere göre, sanal POS ve ödeme sistemlerine yönelik şikayetler yalnızca son bir haftada yüzde 247 oranında artış gösterdi. Bir önceki ay bin 146 olan toplam şikayet sayısı ise yüzde 178’lik artışla 3 bin 190’a yükseldi. Ortaya çıkan bu tablo, bireysel kullanıcıların yanı sıra e-ticaret yapan işletmelerin de ödeme sistemleriyle ilgili ciddi sorunlar yaşadığını ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Şikayetvar verilerine göre sanal POS ve dijital ödeme uygulamalarıyla ilgili en sık gelen şikayet türleri şöyle öne çıkıyor:</strong></p>
<p><strong>Bilgim ve iznim dışında gerçekleşen işlemler:</strong> Birçok kullanıcı, kredi kartı veya banka hesabından sanal POS üzerinden para çekildiğini, onayları veya işlemleri olmamasına rağmen yüksek tutarlı tahsilat yapıldığını bildiriyor. Bu tür mağduriyetlere karşı iade taleplerinin sonuçsuz kalması da sıkça şikayet konusu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>İzinsiz para çekimi / güvenlik endişesi: </strong>Kullanıcılar kartlarından veya hesaplarından izinsiz kesintiler, tekrar eden çekimler yaşadıklarını, bankaların veya ödeme servislerinin yeterince güvenlik sağlamadığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Ödeme iadesi ve destek sorunları: </strong>İzinsiz çekilen tutarların ya da hatalı ödemelerin iadesi gecikiyor veya cevap alamıyorum gibi müşteri hizmetleri problemleri sık karşılaşılan şikâyetler arasında.</p>
<p><strong>Sanal POS başvuru / onay süreçlerindeki sorunlar: </strong>Bazı kullanıcılar, sanal POS başvurularının gerekçesiz reddedilmesi, süreçlerin belirsiz veya yavaş ilerlemesi gibi sorunları platform üzerinden dile getiriyor.</p>
<p><strong>Ticari işlemlerde blokaj / ödeme aktarım problemleri: </strong>Özellikle e-ticaret yapan işletme sahipleri, POS üzerinden yaptıkları satışların gelirlerinin bloke edilmesi, ödemelerin uzun süre aktarılmaması gibi sorunları aktarıyor.</p>
<p><strong>Teknik ve entegrasyon hataları:</strong> Bazı işletmeler sanal POS entegrasyonunda hatalar, ödeme alınamama veya sistem hatası gibi teknik problemler yaşadığını belirtmiş. </p>
<p><strong>Platforma ulaşan bazı şikayetlerse şöyle sıralandı:</strong></p>
<p>“Bir ödeme sistemi üzerinden almam gereken 156 bin 361 TL tutarındaki ödemem, tarafıma gönderilmedi ve IBAN’ımı değiştirmem gerektiği söylendi. Ben de istenildiği gibi aynı gün IBAN değişikliğini yaptım ve 7 Ocak’ta müşteri temsilcisi tarafından ödememin 3 iş günü içinde hesabıma yatacağı bilgisi verildi. Ancak belirtilen sürede ödeme yapılmadı. Bu süreçte müşteri hizmetlerini yaklaşık 15 kez aradım ve 10’a yakın e-posta gönderdim. Bugün yaptığım son görüşmede ise işlemin cuma günü sisteme alındığı ve ödemenin cuma gününden sonraki 3 iş günü içinde yatırılacağı söylendi. Yani şimdi de çarşamba gününü beklemem gerektiği ifade edildi. Sürekli değişen bu bilgi ve gecikmeler nedeniyle iadelerimi gerçekleştiremiyorum ve ciddi şekilde mağdur durumdayım. Ödemenin daha fazla gecikmeden, en kısa sürede tarafıma eksiksiz olarak yatırılmasını ve süreçle ilgili net, değişmeyen bir bilgilendirme yapılmasını talep ediyorum.”</p>
<p> “Bugün hesabımdan, iznim ve onayım olmadan, toplamda yaklaşık 5 bin TL tutarında işlem yapılmış görünüyor. İşlem detaylarında TikTok ve PUBG harcaması olarak yer alıyor; ancak ben PUBG’yi hiç yüklemedim, TikTok’ta da hiçbir şekilde ödeme yapmadım. Kart ve hesap bilgilerim bana ait olmasına rağmen bu harcamalar tamamen benim dışımda ve şüpheli işlemler olarak görünüyor. Bankamla görüştüğümde, yarın harcama itirazı yapılacağı ve sürecin başlatılacağı söylendi. Bu işlemlerin acil olarak incelenmesini, izinsiz yapılan bu ödemelerin iptal edilmesini ve hesabımdan çekilen yaklaşık 5 bin TL’nin en kısa sürede tarafıma iadesini talep ediyorum.”</p>
<p> “Bana ait olan mail adresinin başka bir telefon numarası tarafından kullanıldığını fark ettim. Bunu, bana gelen ve bir alışveriş işlemiyle ilgili olan mesajlar üzerinden anladım. Bu alışveriş bana ait olmamasına rağmen, sistemde mail adresim bu işlemle ilişkilendirilmiş görünüyor. Konu ile ilgili olarak ilgililere mail üzerinden ulaştım ve durumu detaylı şekilde anlattım. Ancak yazışmamıza rağmen benden ayrıca telefon üzerinden teyit istendi. Mail adresimi başkası kullandığı için ilgili hesaba erişemiyor ve gerekli kontrolleri kendim yapamıyorum. Şu an için benden tahsil edilen bir tutar olmasa da kişisel mail hesabımın başka bir kişiyle bağlantılı görünmesi hem güvenlik hem de ileride doğabilecek mağduriyetler açısından beni ciddi şekilde endişelendiriyor.”</p>
<p>“Bir ödeme sistemi üzerinden hesap açtım ve hesabımı doğruladım ve Hesabıma 500 TL aktardım. Hiçbir işlem yapmadan kısa süre sonra hesabıma giriş yaptığımda “kullanıcı engellendi” hatasıyla karşılaştım ve hesabıma erişemez hale geldim. Engellenme sonrasında firmayla iletişime geçmek istedim ancak ulaşabileceğim herhangi bir müşteri hizmetleri, canlı destek ya da telefon kanalı bulamadım. Bu nedenle hem param hesabımda bloke durumda kaldı hem de engellenme gerekçesini öğrenemedim.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/odeme-sistemlerinde-sikayetler-son-bir-haftada-yuzde-247-artti-604544">Ödeme sistemlerinde şikayetler son bir haftada yüzde 247 arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ödeme Sistemlerinde Şikayetler Yüzde 247 Arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/odeme-sistemlerinde-sikayetler-yuzde-247-artti-604482</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 09:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[247]]></category>
		<category><![CDATA[arttı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Pos]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[sistemlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinden]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çözüm platformu Şikayetvar, son dönemde gündemden düşmeyen sanal POS ve ödeme uygulamalarını mercek altına aldı. Verilere göre şikayetler son bir haftada yüzde 247 arttı. Bir önceki ayda bin 146 olan şikayet sayısıysa yüzde 178 artışla 3 bin 190’a ulaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/odeme-sistemlerinde-sikayetler-yuzde-247-artti-604482">Ödeme Sistemlerinde Şikayetler Yüzde 247 Arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde artan dijitalleşmeyle birlikte yaygın olarak kullanılan sanal POS ve dijital ödeme uygulamaları, kullanıcı mağduriyetleri nedeniyle yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Finansal güvenlik, izinsiz işlemler ve ödeme gecikmeleri gibi başlıklar etrafında yoğunlaşan tartışmalar sürerken, çözüm platformu Şikayetvar dikkat çekici verilerini kamuoyuyla paylaştı. Platformun açıkladığı verilere göre, sanal POS ve ödeme sistemlerine yönelik şikayetler yalnızca son bir haftada yüzde 247 oranında artış gösterdi. Bir önceki ay bin 146 olan toplam şikayet sayısı ise yüzde 178’lik artışla 3 bin 190’a yükseldi. Ortaya çıkan bu tablo, bireysel kullanıcıların yanı sıra e-ticaret yapan işletmelerin de ödeme sistemleriyle ilgili ciddi sorunlar yaşadığını ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Şikayetvar verilerine göre sanal POS ve dijital ödeme uygulamalarıyla ilgili en sık gelen şikayet türleri şöyle öne çıkıyor:</strong></p>
<p><strong>Bilgim ve iznim dışında gerçekleşen işlemler:</strong> Birçok kullanıcı, kredi kartı veya banka hesabından sanal POS üzerinden para çekildiğini, onayları veya işlemleri olmamasına rağmen yüksek tutarlı tahsilat yapıldığını bildiriyor. Bu tür mağduriyetlere karşı iade taleplerinin sonuçsuz kalması da sıkça şikayet konusu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>İzinsiz para çekimi / güvenlik endişesi: </strong>Kullanıcılar kartlarından veya hesaplarından izinsiz kesintiler, tekrar eden çekimler yaşadıklarını, bankaların veya ödeme servislerinin yeterince güvenlik sağlamadığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Ödeme iadesi ve destek sorunları: </strong>İzinsiz çekilen tutarların ya da hatalı ödemelerin iadesi gecikiyor veya cevap alamıyorum gibi müşteri hizmetleri problemleri sık karşılaşılan şikâyetler arasında.</p>
<p><strong>Sanal POS başvuru / onay süreçlerindeki sorunlar: </strong>Bazı kullanıcılar, sanal POS başvurularının gerekçesiz reddedilmesi, süreçlerin belirsiz veya yavaş ilerlemesi gibi sorunları platform üzerinden dile getiriyor.</p>
<p><strong>Ticari işlemlerde blokaj / ödeme aktarım problemleri: </strong>Özellikle e-ticaret yapan işletme sahipleri, POS üzerinden yaptıkları satışların gelirlerinin bloke edilmesi, ödemelerin uzun süre aktarılmaması gibi sorunları aktarıyor.</p>
<p><strong>Teknik ve entegrasyon hataları:</strong> Bazı işletmeler sanal POS entegrasyonunda hatalar, ödeme alınamama veya sistem hatası gibi teknik problemler yaşadığını belirtmiş. </p>
<p><strong>Platforma ulaşan bazı şikayetlerse şöyle sıralandı:</strong></p>
<p>“Bir ödeme sistemi üzerinden almam gereken 156 bin 361 TL tutarındaki ödemem, tarafıma gönderilmedi ve IBAN’ımı değiştirmem gerektiği söylendi. Ben de istenildiği gibi aynı gün IBAN değişikliğini yaptım ve 7 Ocak’ta müşteri temsilcisi tarafından ödememin 3 iş günü içinde hesabıma yatacağı bilgisi verildi. Ancak belirtilen sürede ödeme yapılmadı. Bu süreçte müşteri hizmetlerini yaklaşık 15 kez aradım ve 10’a yakın e-posta gönderdim. Bugün yaptığım son görüşmede ise işlemin cuma günü sisteme alındığı ve ödemenin cuma gününden sonraki 3 iş günü içinde yatırılacağı söylendi. Yani şimdi de çarşamba gününü beklemem gerektiği ifade edildi. Sürekli değişen bu bilgi ve gecikmeler nedeniyle iadelerimi gerçekleştiremiyorum ve ciddi şekilde mağdur durumdayım. Ödemenin daha fazla gecikmeden, en kısa sürede tarafıma eksiksiz olarak yatırılmasını ve süreçle ilgili net, değişmeyen bir bilgilendirme yapılmasını talep ediyorum.”</p>
<p> “Bugün hesabımdan, iznim ve onayım olmadan, toplamda yaklaşık 5 bin TL tutarında işlem yapılmış görünüyor. İşlem detaylarında TikTok ve PUBG harcaması olarak yer alıyor; ancak ben PUBG’yi hiç yüklemedim, TikTok’ta da hiçbir şekilde ödeme yapmadım. Kart ve hesap bilgilerim bana ait olmasına rağmen bu harcamalar tamamen benim dışımda ve şüpheli işlemler olarak görünüyor. Bankamla görüştüğümde, yarın harcama itirazı yapılacağı ve sürecin başlatılacağı söylendi. Bu işlemlerin acil olarak incelenmesini, izinsiz yapılan bu ödemelerin iptal edilmesini ve hesabımdan çekilen yaklaşık 5 bin TL’nin en kısa sürede tarafıma iadesini talep ediyorum.”</p>
<p> “Bana ait olan mail adresinin başka bir telefon numarası tarafından kullanıldığını fark ettim. Bunu, bana gelen ve bir alışveriş işlemiyle ilgili olan mesajlar üzerinden anladım. Bu alışveriş bana ait olmamasına rağmen, sistemde mail adresim bu işlemle ilişkilendirilmiş görünüyor. Konu ile ilgili olarak ilgililere mail üzerinden ulaştım ve durumu detaylı şekilde anlattım. Ancak yazışmamıza rağmen benden ayrıca telefon üzerinden teyit istendi. Mail adresimi başkası kullandığı için ilgili hesaba erişemiyor ve gerekli kontrolleri kendim yapamıyorum. Şu an için benden tahsil edilen bir tutar olmasa da kişisel mail hesabımın başka bir kişiyle bağlantılı görünmesi hem güvenlik hem de ileride doğabilecek mağduriyetler açısından beni ciddi şekilde endişelendiriyor.”</p>
<p>“Bir ödeme sistemi üzerinden hesap açtım ve hesabımı doğruladım ve Hesabıma 500 TL aktardım. Hiçbir işlem yapmadan kısa süre sonra hesabıma giriş yaptığımda “kullanıcı engellendi” hatasıyla karşılaştım ve hesabıma erişemez hale geldim. Engellenme sonrasında firmayla iletişime geçmek istedim ancak ulaşabileceğim herhangi bir müşteri hizmetleri, canlı destek ya da telefon kanalı bulamadım. Bu nedenle hem param hesabımda bloke durumda kaldı hem de engellenme gerekçesini öğrenemedim.” </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/odeme-sistemlerinde-sikayetler-yuzde-247-artti-604482">Ödeme Sistemlerinde Şikayetler Yüzde 247 Arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menemen Belediyesi&#8217;nden tarıma can suyu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menemen-belediyesinden-tarima-can-suyu-603574</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 07:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[menemen]]></category>
		<category><![CDATA[Menemen Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[pehlivan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[suyu]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarıma]]></category>
		<category><![CDATA[Tarlalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarımı destekleyici projeleriyle birçok örnek hizmete imza atan Menemen Belediyesi, Ayvacık'ta da çiftçinin yüzünü güldürecek bir çalışma yürütüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menemen-belediyesinden-tarima-can-suyu-603574">Menemen Belediyesi&#8217;nden tarıma can suyu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Tarımı destekleyici projeleriyle birçok örnek hizmete imza atan Menemen Belediyesi, Ayvacık&#8217;ta da çiftçinin yüzünü güldürecek bir çalışma yürütüyor. Yaklaşık 100 yıldır tarlaların taşıma suyla sulandığı ve 2012 yılında köy statüsünden mahalle statüsüne geçirilen Ayvacık&#8217;ta, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan&#8217;ın talimatıyla gerçekleştirilen sondajla birlikte çıkarılan su, 2 kilometrelik hatla, tarlalarda tarımsal sulama amacıyla kullanılacak. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Menemen, üreten ve besleyen bir ilçe olmayı artırarak sürdürecek.&#8221; dedi.</b></p>
<p>Menemen Belediyesi, tarımın ve çiftçinin yanında olmayı, üretimi desteklemeyi sürdürüyor. Daha önce buğday eleme makinesi alımı, fide dağıtımı, TMO&#8217;nun Menemen&#8217;de şube açması için yapılan ve başarılı olan çalışmalar, geçmiş dönemde icralık olan zeytinyağı fabrikasının, icra sürecinden kurtarılarak yeniden üreticiye kazandırılması gibi birçok hizmet sağlayan Menemen Belediyesi, bu kez Ayvacık&#8217;ta yaşayan çiftçilerin 100 yılı aşkın süredir devam eden derdine derman oldu.</p>
<p><b>Taşıma su yerine damlama sulama başlayacak</b></p>
<p>Resmi verilere göre adına ilk kez 1890 yılında rastlanan Ayvacık&#8217;ta, 130 yıla yakın süredir taşıma suyla sulanan tarlalar ve zeytinlikler, Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan&#8217;ın talimatıyla artık damlama sulama yöntemiyle çok daha konforlu ve verimli şekilde sulanabilecek. Bu kapsamda bölgede yapılan sondaj çalışmalarıyla çıkarılan yer altı suları, 2 kilometrelik bir kazı çalışmasıyla birlikte döşenecek borularla, tarlalara ulaştırılacak. Sondaj çalışmasının tamamlandığı, kazı çalışmasının da büyük oranda bittiği bölgede, projenin kısa süre içinde sonuca ulaştırılması ve tarlalara su verilmesi planlanıyor.</p>
<p><b>&#8220;Aydın Başkan, sorunumuzu hızla çözmek için çalışma başlattı&#8221;</b></p>
<p>Gerçekleştirilen çalışmalar için Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan&#8217;a teşekkür eden Ayvacık Muhtarı Fatih Altay, &#8220;Yaklaşık 150 yıldır ağaçlarımızı ve tarlalarımızı kovalarla, tankerlerle su taşıyarak sulayabiliyorduk. Bu sıkıntıyı Menemen Belediye Başkanımız Aydın Pehlivan ile paylaştık. Sorunumuzu çözmek adına ivedi şekilde bu projeye başladı. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte zeytinimiz daha verimli olacak, farklı ağaçlar dikebileceğiz ve köylümüz kalkınacak. Başkanımızdan Allah razı olsun ve su getirdiği için de Allah su gibi ömür versin.&#8221; dedi.</p>
<p><b>&#8220;Üreticimizin yanında olmaya devam edeceğiz&#8221;</b></p>
<p>Ayvacık&#8217;ta gerçekleştirilen proje hakkında bilgi veren Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;İlçemiz çok verimli tarım arazilerine sahip. Pamuktan zeytine, ıspanaktan incire, çilekten ayçiçeğine kadar birçok farklı ürün, Menemen&#8217;de yetiştiriliyor. Yalnızca İzmir&#8217;i değil, başta Ege&#8217;nin batısı olmak üzere 10&#8217;dan fazla kenti besleyen ilçemizde bizler de Menemen Belediyesi olarak tarımı desteklemek adına var gücümüzle çalışıyoruz. Ben de bir çiftçi evladı olarak bu konuda özel bir hassasiyet taşıyorum. Emiralem Çilek Festivali&#8217;nden Bozalan İncir Festivali&#8217;ne kadar tarım ürünü odaklı festivallerimizle, zeytinyağı fabrikamızla, buğday eleme makinemizle, fide dağıtımlarımızla, Tarımsal Hizmetler Müdürlüğümüz üstünden yaptığımız çalışmalarla ve daha birçok imkanımızla çiftçimizi destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz. Ayvacık&#8217;ta da 100 yılı aşkın bir süredir devam eden sulama problemini çözüyor olmaktan gurur duyuyoruz. Önümüzdeki yıllarda, suyun da vereceği bereketle, Ayvacık&#8217;tan çok bereketli rekolte haberleri alacağımıza inanıyorum. Menemen, üreten ve besleyen bir ilçe olmayı artırarak sürdürecek.&#8221; dedi.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menemen-belediyesinden-tarima-can-suyu-603574">Menemen Belediyesi&#8217;nden tarıma can suyu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 08:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerleri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlandırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geceleri uykudan uyandıran inatçı öksürüğünüz, göğüs ağrınız varsa, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, değil merdiven- yokuş çıkmak oturduğunuz yerde bile nefes alamıyor gibi oluyorsanız dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343">Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geceleri uykudan uyandıran inatçı öksürüğünüz, göğüs ağrınız varsa, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, değil merdiven- yokuş çıkmak oturduğunuz yerde bile nefes alamıyor gibi oluyorsanız dikkat! Ülkemizde son yıllarda KOAH ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarının hızla arttığını belirten <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai</strong> “Bilimsel araştırmalara göre, 35-40 yaşından sonra her yıl akciğer kapasitemizin yaklaşık yüzde 1’i kaybolur. Yani, 50 yaşındaki bir kişinin akciğer kapasitesi, 40 yaşındaki haline göre yaklaşık yüzde 10 daha az olabilir. Bu kayıp sigara içilmesi ve sigara dumanına maruz kalınması başta olmak üzere yanlış yaşam alışkanlıkları ve bazı çevresel etkenlerle çok daha hızlanır. Ama bazı püf noktalarına dikkat ederek akciğerlerimizi yenilememiz ve yıpranma sürecini yavaşlatmamız mümkün olabilir” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Naurzvai, yeni yılda akciğerlerinizi 7 adımda yenilemenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Sigaradan ve sigara dumanından uzak durun  </strong></li>
</ul>
<p>Sigara, nargile, puro ve elektronik sigara akciğerlerin en büyük düşmanıdır. Sadece içenler değil, pasif içiciler de büyük risk altındadır. Bilimsel araştırmalar; sigara dumanının, akciğerlerdeki hücrelerde onarılmaz hasarlar bıraktığını, onları hızla yaşlandırdığını ve kendini yenileme kapasitesini azalttığını ortaya koymaktadır. Bu zararlı maddelerden kaçının, içilen ortamlardan da uzak durun. Eğer sigara içiyorsanız bırakmak için bir adım atın, içmiyorsanız da sigara dumanına maruz kalmayın, pasif içici olmayın. </p>
<ul>
<li><strong>Her gün sebze ve meyve tüketin </strong></li>
</ul>
<p>Fast-food yiyecekler, aşırı yağlı ve işlenmiş gıdalar, yeterince sebze-meyve tüketmemek akciğerleri savunmasız bırakır. Antioksidan eksikliği, akciğer hücrelerinin daha çabuk yaşlanmasına yol açar. Akciğerlerimizin düşmanı olan serbest radikallerle savaşmanın en iyi yolu, antioksidanlardan zengin beslenmektir. C ve E vitamini gibi antioksidanlar, taze sebze ve meyvelerde bolca bulunur. Özellikle portakal, kivi, brokoli, havuç, ıspanak gibi besinler akciğer sağlığı için çok faydalıdır. Bilimsel çalışmalar; bu tür besinlerin akciğer hücrelerini koruduğunu ve yaşlanmayı yavaşlattığını gösteriyor. Her gün tabağınızda renkli sebze ve meyvelere yer verin.</p>
<ul>
<li><strong>Hareket edin, nefesinizi açın </strong></li>
</ul>
<p>Hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, egzersiz yapmamak, sürekli oturmak akciğer kapasitesini düşürür. Akciğerler de tıpkı kaslar gibi çalıştıkça güçlenir; hareketsizlik onları zayıflatır ve yaşlandırır. Düzenli egzersiz yapmak, akciğer kapasitesini artırır, dokuların oksijenlenmesini sağlar. Yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans… Hangisini seviyorsanız onu yapın! Haftada en az 3 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş bile akciğer sağlığınıza çok önemli katkıda bulunur. </p>
<ul>
<li><strong>Bağışıklığınızı güçlü tutun  </strong></li>
</ul>
<p>Sürekli stresli olmak ve yeterince uyumamak, bağışıklık sistemini zayıflatır, vücudu hastalıklara açık hale getirir. Akciğerler de bundan olumsuz etkilenir ve yaşlanma süreci hızlanır. Akciğerlerimiz, mikroplara ve virüslere karşı ilk savunma hattımızdır. Yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemini güçlü tutar. </p>
<ul>
<li><strong>Kirli havadan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai “Hava kirliliği, egzoz dumanı, fabrika gazları, tozlu ve kimyasal ortamlarda çalışmak akciğerleri yıpratır, yaşlanmasını hızlandırır. Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, hava kirliliği maalesef kaçınılmaz bir gerçek. Mümkünse sabah erken saatlerde ya da trafiğin az olduğu zamanlarda dışarı çıkın. Evi sık sık havalandırmak akciğerleri korumaya fayda sağlar” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Temizlik deterjanlarına maruz kalmayın</strong></li>
</ul>
<p>Evde ve işyerinde parfüm, oda spreyi, toz, küf ve kimyasallara uzun süre maruz kalmak akciğerlere büyük zarar verir. Temizlik yaparken aşırı kimyasal kullanmayın, rutubetli, tozlu ve küflü ortamlarda bulunmayın, gerekirse maske takın. Özellikle astım ve KOAH hastaları için bu alışkanlıklar çok zararlıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Aşılarınızı yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Naurzvai “Sık sık solunum yolu enfeksiyonu geçirmek ve tedaviyi ihmal etmek, grip ve bronşit gibi hastalıkları önemsememek, doktora gitmemek, ilaçları yarım bırakmak akciğerlerde kalıcı hasara ve yaşlanmaya yol açabileceğinden dolayı, bu tür olası alışkanlıklarınızı mutlaka terk edin. Ayrıca grip ve zatürre aşılarını yaptırmak, ellerin temizliğine dikkat etmek, kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre kalmamak da akciğer sağlığı açısından çok önemlidir. Doğru yaşam alışkanlıkları kazanmak, akciğerlerimizi genç ve sağlıklı tutmanın en önemli yoludur” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343">Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lahana turşusu tok tutuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lahana-tursusu-tok-tutuyor-602775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 07:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[Fermantasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kübra Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[lahana]]></category>
		<category><![CDATA[sağlar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tok]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[turşu]]></category>
		<category><![CDATA[turşusu]]></category>
		<category><![CDATA[turşusunun]]></category>
		<category><![CDATA[tutuyor]]></category>
		<category><![CDATA[üzerindeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, lahana turşusunun probiyotik değeri ve sağlık üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lahana-tursusu-tok-tutuyor-602775">Lahana turşusu tok tutuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, lahana turşusunun probiyotik değeri ve sağlık üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Turşu geleneksel bir fermantasyon yöntemi</strong></p>
<p>Turşunun Türk mutfağındaki yerinin son derece köklü olduğunu belirten Kübra Şahin, “Hem tarihsel hem de sosyo-kültürel açıdan değerlendirildiğinde oldukça önemli ve köklü bir yere sahiptir.  Turşu yapımı ve tüketimi Türk toplumunun beslenme alışkanlıklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Türk mutfak kültüründe hem besinsel hem de kültürel açıdan zengin bir mirasın temsilcisidir. Geleneksel koruma yöntemi sayesinde soğuk kış aylarında taze sebzeye erişimin sınırlı olduğu dönemlerde, turşular önemli bir besin kaynağı olmuştur. Uzun süre saklanabilmesi amacıyla kullanılan geleneksel bir fermantasyon yöntemidir. Fermente bir ürün olduğu için probiyotik özellikler taşıdığı da bilinmektedir. Türk sofralarında hemen her yemekle birlikte turşu sunmak yaygın bir gelenektir.” dedi.</p>
<p><strong>Lahana turşusu geniş coğrafyada benimsenmiş</strong></p>
<p>Lahana turşusunun Türk mutfağında özel bir yere sahip olduğunu belirten Kübra Şahin, bu popülerliğin hem tarımsal hem de ekonomik nedenlere dayandığını söyledi. Şahin, “Lahana, fermantasyona son derece uygun bir yapıya sahiptir ve turşu olarak uzun süre bozulmadan saklanabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında Türkiye’nin birçok bölgesinde bol miktarda yetişmesi, Karadeniz’den İç Anadolu’ya, Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada lahana turşusunun yaygınlaşmasını sağlamıştır. Maliyetinin düşük olması, halk arasında kolayca temin edilip işlenmesine olanak sağlamıştır. Lahana turşusu, özellikle etli yemekler, kuru fasulye, nohut, pilav gibi ana yemeklerle uyumlu bir lezzete sahiptir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Probiyotik değeriyle öne çıkıyor</strong></p>
<p>Lahana turşusunun probiyotik açıdan son derece değerli bir besin olduğunu vurgulayan Kübra Şahin, fermantasyon sürecinin bu noktadaki belirleyici rolünü şöyle açıkladı:</p>
<p>“Lahana turşusu, laktik asit fermantasyonu ile oluşur. Bu süreçte faydalı bakteriler devreye girer ve lahana üzerindeki doğal şekerleri fermente ederek laktik asit üretir. Bu durum hem turşunun korunmasını sağlar hem de yararlı bakteri içeriğini artırır.”</p>
<p>Lahananın yüksek posa içeriğinin bağırsak sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Şahin, “Lahana, yüksek posa içeriği sayesinde bağırsak florası için uygun bir ortam oluşturur. Posa, probiyotik bakterilerin beslenmesi için gerekli olan prebiyotik etkiyi sağlar. Bu da sindirim sisteminde iyi bakterilerin çoğalmasını destekler.” ifadesinde de bulundu.</p>
<p><strong>Diğer turşulara göre daha dayanıklı</strong></p>
<p>Lahana turşusunun fermantasyon sürecinin diğer sebze turşularından farklı olduğuna işaret eden Şahin, “Lahana turşusu, salatalık veya havuç turşusuna kıyasla daha uzun süre fermantasyona dayanabilmektedir. Salatalık ve havuç turşuları daha kısa sürede olgunlaşırken, dokuları da daha çabuk yumuşamaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kilo kontrolü ve metabolizma için destekleyici</strong></p>
<p>Lahana turşusunun sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Kübra Şahin, özellikle kilo kontrolü ve bağırsak sağlığı açısından önemli faydalar sunduğunu belirtti. Şahin, “Lahana turşusu düşük kalorili ve posa açısından zengindir. Bu özellikleri sayesinde tokluk hissi sağlar ve aşırı yemeyi önlemeye yardımcı olur. Posa içeriği sindirimi yavaşlatarak kan glikozu dalgalanmalarını dengeler ve ağırlık kontrolüne katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Probiyotiklerin metabolizma üzerindeki rolüne dikkat çeken Kübra Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Turşuda bulunan probiyotik bakteriler bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesine destek olur. Sağlıklı bir bağırsak florası bağışıklık sistemi için de oldukça önemlidir. Ayrıca fermente besinlerin, mikrobiyom üzerinden enerji harcamasını ve yağ metabolizmasını olumlu yönde etkileyebildiğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Lahana turşusunun içerdiği vitamin ve mineraller de genel metabolik işlevler için gerekli desteği sağlar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lahana-tursusu-tok-tutuyor-602775">Lahana turşusu tok tutuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 09:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunu]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybettiğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601695</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl “Gençlik ve Yalnızlık” temasıyla düzenlenen “7. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl “Gençlik ve Yalnızlık” temasıyla düzenlenen “7. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Sempozyumun açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı yaptı.</p>
<p><strong>Gelecekte insanlığı bekleyen büyük tehlike yalnızlık!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalnızlık konusunu gündeme getirmelerinin temel nedeninin gelecekte insanlığı bekleyen büyük bir tehlikeyi fark etmeleri olduğunu ifade ederek, “Yalnızlık Sempozyumu’nun yedincisini gerçekleştiriyoruz. Bir psikiyatrist olarak yalnızlığın neden bu kadar önemli olduğunu özellikle gelecekte bekleyen tehlikeyi gördüğümüz için gündeme getirme ihtiyacı hissettik.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, günümüzde literatürde giderek daha fazla tartışılan “Kaliforniya Sendromu” kavramına dikkat çekerek, “Bu sendromun dört temel belirtisi var. Kaliforniya Sendromu’nun birinci belirtisi hedonizmdir; yani haz odaklı yaşam felsefesi. Aslında Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti. İki tür mutluluk vardır: Biri hedonik mutluluk, yani haz mutluluğu; diğeri ise ödomanik mutluluk, yani anlam mutluluğu.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İnsan ancak anlam peşinde koştuğunda gerçekten mutlu olabiliyor”</strong></p>
<p>Haz ve anlam mutluluğunun nörobiyolojik karşılıklarının da ortaya konduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, modern yaşamın anlam mutluluğunu ihmal ettiğini vurguladı ve “Haz mutluluğu beyinde dopaminle ilişkilidir; kısa vadeli ve geçicidir. Anlam mutluluğu ise serotoninle ilgilidir; daha yavaş salgılanır ama daha kalıcıdır. Kapitalist sistem hedonik mutluluğu tercih etmiş, anlam mutluluğunu ihmal etmiştir. Oysa insan ancak anlam peşinde koştuğunda gerçekten mutlu olabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolojide uzun süre göz ardı edilen önemli bir noktaya dikkat çekerek, “Maslow, son dönemde vefatından önce ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine ‘kendini gerçekleştirme’yi değil, ‘kendini aşma’yı koymuştu. Kendini aşmanın en üst noktasında ise başkalarına yardım etmek ve manevi ihtiyaçlar vardı. Bu gerçek 2017 yılında açıklandı.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bencil insan, yaşlılık veya zorluk anlarında derin bir yalnızlık hissi yaşar”</strong></p>
<p>Kaliforniya Sendromu’nun ikinci belirtisinin egoizm ve narsisizm olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, özellikle gençler arasında narsisizmin hızla yayıldığını söyledi.</p>
<p>“ABD’de ‘Narsisizm Epidemisi’ adıyla kitaplar yayımlandı. Narsisizm, egoizmin kişilik haline gelmesidir. Bencil insan, güçlü ve sağlıklı olduğu zaman iyidir; ancak hastalık, yaşlılık veya zorluk anlarında derin bir yalnızlık hissi yaşar.” diye konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu sürecin kaçınılmaz olarak yalnızlık ve depresyonu beraberinde getirdiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Dünyada depresyon küresel ölçekte artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Kaliforniya Sendromu’nun üçüncü belirtisi yalnızlık, dördüncü belirtisi ise mutsuzluk ve depresyondur. Bugün dünyada depresyonun küresel ölçekte artışında bir virüs mü var diye araştırılıyor. Aslında burada virüs, hedonizm virüsüdür.” dedi.</p>
<p>Yalnızlıkla baş etmenin yolunun anlam odaklı bir yaşamdan geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, insanın yalnızlığı kendini değiştirmek ve olgunlaşmak için bir fırsata dönüştürebileceğini anlattı.</p>
<p><strong>Gençler yaşlılardan daha yalnız</strong></p>
<p>Gençlik ve yalnızlık arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, İngiltere’de yapılan geniş kapsamlı bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarını paylaştı ve “Manchester Üniversitesi ve BBC’nin 55 bin kişiyle yaptığı araştırmada, 16-24 yaş arası gençlerin yüzde 40’ı ‘çok yalnızım’ diyor. 75 yaş üzerindekilerde bu oran yüzde 27. Yani gençler, yaşlılardan daha yalnız.” diye konuştu.</p>
<p>Yalnızlığın artık devlet politikalarını da etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “İngiltere 2018’de, Japonya ise 2021’de Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Birleşmiş Milletler, geleceği bekleyen üç büyük tehlike tanımlıyor: Gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gençlerdeki yalnızlığın nedeni dijital yalnızlık!</strong></p>
<p>Gençlerde yalnızlığın en önemli nedenlerinden birinin dijital yalnızlık olduğunu da belirten Prof. Dr Tarhan, “Dijital dünyada ilişki çok ama derinlik yok. Sosyal paylaşım var ama duygusal paylaşım yok. Sosyal medya aslında sosyal değil; sanal medyadır. Duygusal aktarımın olmadığı yerde yalnızlık vardır.” dedi.</p>
<p>Konuşmasının sonunda, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın temelinde derin ve anlamlı ilişkilerin yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Harvard Üniversitesi’nin 75 yıl süren araştırmasına atıfta bulunarak, “En uzun, en mutlu ve en sağlıklı yaşayanlar; zengin, ünlü veya başarılı olanlar değil, derin ve anlamlı ilişkileri olan kişiler.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Türk kültüründeki “dost” kavramının altını çizen Prof. Dr. Tarhan, “Dost, insanın kendini yalnız hissettiğinde konuşabileceği kişidir. Güvenli ilişki kurabildiği, zor anında yanında olan kişidir. Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız. Anadolu irfanına, Doğu bilgeliğiyle Batı’nın bilimsel birikimini sentezlemeye ihtiyacımız var. Bu sorun ancak böyle çözülebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Yalnızlık, gündelik yaşamın içine yerleşmiş bir problem haline geldi”</strong></p>
<p>Konuşmasına sempozyuma katılanları selamlayarak başlayan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, “Önemli bir sempozyum, çok önemli bir konu. Son derece ciddi; çağımızın temel problemlerinden biriyle karşı karşıyayız.” dedi.</p>
<p>Yalnızlığın artık gündelik hayatın doğal bir parçası haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, bireylerin yalnızlaşmasını sadece teorik bir mesele olarak değil, yaşanan ve hissedilen bir gerçeklik olarak değerlendirdi ve “Bugün artık bireylerin yalnızlaştığını sadece akademik metinlerde değil, günlük konuşmalarımızın içinde de dile getiriyoruz. Çünkü görüyoruz, hissediyoruz ve yaşıyoruz. Yalnızlık, gündelik yaşamın içine yerleşmiş bir problem haline geldi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Teknolojiyle birlikte aile içi ilişkiler zayıfladı”</strong></p>
<p>Yalnızlaşmanın tarihsel kökenlerine de değinen Prof. Dr. Güngör, modernleşme süreciyle birlikte aile yapısında yaşanan dönüşümlerin bu süreci hızlandırdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Güngör, “Aslında modernleşmeyle birlikte bireyin yalnızlaşmaya başladığını söyleyebiliriz. Bunun en önemli nedenlerinden biri büyük aileden, geleneksel aileden çekirdek aileye geçiştir. Elbette çekirdek ailenin modern yaşam açısından olumlu yönleri vardı; sanayileşmiş kentlerin bir gereği haline gelmişti. Ancak bu dönüşüm, kuşaklar arası kopuşu da beraberinde getirdi.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Aile yapısındaki bu parçalanmanın zamanla daha derin bir yalnızlaşmaya dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Güngör, “Teknolojiyle birlikte aile içi ilişkiler zayıfladı. Çekirdek ailelerde bile ebeveynlerle çocukların arasına teknoloji girdi. Bu aracıyla birlikte aile bireyleri giderek birbirinden kopmaya başladı. İlk etapta bu durum özerklik ve özgürlük hissi verdi; hatta bir süre bunun keyfi yaşandı. Ancak zaman içinde aile bireylerinin aynı evin içinde bile birbirleriyle iletişim kurmadığını, kursalar bile bunu artık bir araç üzerinden yaptıklarını görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Yalnızlıktan haz almaya başladık”</strong></p>
<p>Günümüzde bireylerin sanal dünya ile kurduğu ilişkinin gerçek sosyal ilişkilerin yerini aldığını söyleyen Prof. Dr. Güngör, “Artık her birimiz elimizdeki mobil telefonların sunduğu sanal dünyayla ilişki kuruyoruz. Bir kafeye sohbet etmek için gidiyoruz, aynı masada oturuyoruz ama birkaç dakika sonra hepimiz o kafenin dışındayız. Aynı masadayız ama her birimiz başka bir dünyadayız.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin en tehlikeli boyutunun yalnızlıktan haz almaya başlanması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Garip bir yalnızlaşma ve kopma yaşıyoruz. Daha da vahimi, yalnızlıktan haz almaya başladık. Bireylerin birbirine ihtiyaç duymamaya başlaması çok büyük bir tehlike. Oysa insan dediğimiz varlık sosyal bir varlıktır. Bugün bu sosyal varlık olma halinin çelişkilerini derin biçimde yaşamaya başladık.” diye konuştu.</p>
<p>Modern ve postmodern süreçlerin bireyi ve aileyi parçaladığını belirten Prof. Dr. Güngör, insanın artık hem gerçek hem de sanal dünyada parçalı bir yaşam sürdürdüğünü ifade etti ve “Bir yandan somut gerçeklikte yaşıyoruz, diğer yandan sanal gerçeklikte var oluyoruz. Bu da bizi parçalı hale getiriyor. İlk başta keyif verici gibi görünen bu durum, zamanla insanın kendi çelişkileriyle yüzleştiği çok daha vahim bir süreci beraberinde getiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Makinelerle birlikte bir şeyleşme sürecine girdik”</strong></p>
<p>Teknolojinin insanı makinelere bağımlı hale getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Güngör, bu süreci “şeyleşme” kavramıyla açıkladı ve “Birbirimizden uzaklaşırken makinelerle bütünleşmeye başladık. Makinelere eklemlendik. İnsan olmaktan, birey olmaktan uzaklaşıp, makinelerle birlikte bir şeyleşme sürecine girdik. Bu son derece kaygı verici bir durum.” dedi.</p>
<p>Duyguların ve zihinsel süreçlerin de bu dönüşümden etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Duygularımız yumuşuyor, hatta olumsuz anlamda duygularımızdan arınmaya başlıyoruz. Zihnimizi yapay zekâya, duygularımızı sanal âleme teslim ediyoruz. Bunun sonucunda yalnızlaşma ve yabancılaşmanın iç içe geçtiği çok garip bir sürecin tam ortasında bulunuyoruz.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Süleymanlı: “Gençlerimiz zaman zaman kendilerini duyulmamış ve yalnız hissetmektedir”</strong></p>
<p>Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Kazakistan’ın başkenti Astana’dan çevrimiçi katılarak gençlerin dijital çağda giderek derinleşen yalnızlık deneyimlerine dikkat çekti.</p>
<p>Bu yıl sempozyumun ana temasının özellikle gençlik olarak belirlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, dijitalleşmenin gençlerin sosyal ilişkilerini dönüştürdüğüne işaret ederek, “Dijital çağın sunduğu tüm iletişim imkânlarına rağmen, sosyal medya üzerinden sürekli etkileşim içinde olan gençlerimiz zaman zaman kendilerini duyulmamış ve yalnız hissetmektedir. Bu tablo, gençlerin yaşadığı yalnızlığın bireysel tercihlerden ziyade içinde bulundukları toplumsal koşullarla yakından ilişkili olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.</p>
<p>Sempozyum süresince gençlerin yalnızlık deneyimlerini şekillendiren çok sayıda başlığın ele alınacağını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Göçmen gençlikten üniversite gençliğine, dijital kuşaktan sosyal medya fenomenlerine, otizmli gençlerin özgün yalnızlık deneyimlerinden yurt dışında öğrenim gören gençlerin yaşadığı yalnızlık olgusuna kadar pek çok başlığı karşılaştırmalı bir bakış açısıyla ele alacağız. Bu gruplar, günümüzde yalnızlığın yeni ve farklı görünümlerini en yoğun biçimde deneyimleyen toplumsal kesimler arasında yer almaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ araştırması</strong></p>
<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da kapsamlı bir alan araştırmasının sempozyum kapsamında paylaşılacağını dile getiren Süleymanlı, “Sempozyumumuz kapsamında Method Research Company ile iş birliği içerisinde Türkiye genelinde gerçekleştirdiğimiz ‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ başlıklı geniş kapsamlı alan araştırmasının bulgularını da değerlendireceğiz.</p>
<p>Sempozyumun yalnızca sorunları tespit etmeyi değil, çözüm üretmeyi hedeflediğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Biz burada yalnızlığı kader gibi kabullenen bir yaklaşımı değil; dönüştürülebilir bir toplumsal mesele olarak ele alan bir anlayışı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Yalnızca sorunları tanımlayan değil, aynı zamanda çözüm üreten bir akademik zemin oluşturmayı önemsiyoruz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yalnızlığın evrensel bir mesele olduğunun altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, “Sempozyumda bu yıl Azerbaycan, Finlandiya, İsviçre, Kazakistan, Rusya ve Özbekistan olmak üzere altı ülkeden yüz yüze ve çevrim içi katılımla geniş bir uluslararası temsil sağlanmıştır. Bu tablo, yalnızlık olgusunun sınırları aşan, evrensel bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Dijitalleşen dünyada gençlerin yalnızlık serüveni ele alındı</strong></p>
<p>Moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin’in yaptığı birinci oturumda; Düzce Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metin Kılıç “Modernleşen Aile ve Dijitalleşen Gençlik”, Finlandiya Kızılhaçı’ndan Annakatriina Jylhä ve Tommi Korhonen “Yalnızlığın Gönüllülükle Önlenmesi”, Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Müge Akbağ “Gençlikte İlişkisel İhtiyaçlar” ve çevrim içi katılımıyla Prof. Dr. Mustafa Koç “Duyguda Yaşayan Gençliğin Yalnızlık Mücadelesi” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Türkiye’de Gençliğin Yalnızlığı Araştırması sonuçları açıklandı</strong></p>
<p>Sempozyumun en dikkat çekici bölümlerinden birinde; Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin ve Method Research Company’den Hale Aslı Kılıç tarafından hazırlanan “Türkiye’de Gençlik, Yalnızlık ve Dijitalleşme: Güncel Araştırma Bulguları” ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Öğleden önceki ikinci oturumda ise; NEET (ne eğitimde ne istihdamda olan) gençlerden göçmen gençlere, otizmli bireylerden uluslararası öğrencilere kadar geniş bir yelpazede “Gençlik ve Toplumsal Yalnızlık Deneyimleri” ele alınacak. Doç. Dr. Cihan Ertan, Dr. Gökhan Özcan, Uzman Klinik Psikolog Buse Duran Birlik, Serden Ferhatoğlu Anıl (İsviçre), Nuriye Novruzova (Konuşma Terapisti) ve Sümeyra Yaman (Çocuk Gelişimi Uzmanı) gençlikte yalnızlığın psikopatolojik ve sosyolojik boyutlarını değerlendirildi.</p>
<p>Sempozyumun öğleden sonraki bölümü çevrim içi olarak devam etti. Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı moderatörlüğündeki bu bölümde; Rusya (RUDN Üniversitesi), Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan’dan katılan bilim insanları, kendi ülkelerindeki gençlik yalnızlığı, siber politikalar ve sosyal medya düzenlemeleri üzerine sunumlar yaptı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaspersky, Evasive Panda&#8217;nın Türkiye, Çin ve Hindistan&#8217;ı hedef alan yeni odaklı saldırılarını ortaya çıkardı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaspersky-evasive-pandanin-turkiye-cin-ve-hindistani-hedef-alan-yeni-odakli-saldirilarini-ortaya-cikardi-601277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 08:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[evasive]]></category>
		<category><![CDATA[güncelleme]]></category>
		<category><![CDATA[hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[kaspersky]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[panda]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<category><![CDATA[zararlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaspersky, Evasive Panda adlı tehdit aktörü tarafından yürütülen sofistike bir siber casusluk kampanyasına ilişkin yeni bulgularını paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-evasive-pandanin-turkiye-cin-ve-hindistani-hedef-alan-yeni-odakli-saldirilarini-ortaya-cikardi-601277">Kaspersky, Evasive Panda&#8217;nın Türkiye, Çin ve Hindistan&#8217;ı hedef alan yeni odaklı saldırılarını ortaya çıkardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaspersky, Evasive Panda adlı tehdit aktörü tarafından yürütülen sofistike bir siber casusluk kampanyasına ilişkin yeni bulgularını paylaştı. Saldırganlar, zararlı yazılımları meşru sistem süreçlerine enjekte ederek çalıştırdı ve ele geçirilen sistemlerde uzun süre fark edilmeden kalmayı başardığı tespit edildi. Kasım 2022 ile Kasım 2024 arasında aktif olan operasyon kapsamında Türkiye, Çin ve Hindistan’daki sistemler hedef alındı; bazı enfeksiyonların bir yılı aşkın süre boyunca devam ettiği tespit edildi. Bu durum, grubun sürekli gelişen taktiklerini ve hedef ağlara uzun vadeli sızma konusundaki kararlılığını gözler önüne seriyor.</p>
<p>Saldırılarda, SohuVA, iQIYI Video, IObit Smart Defrag ve Tencent QQ gibi popüler Windows uygulamalarına ait yazılım güncellemeleri gibi görünen aldatıcı tuzaklar kullanıldı. Sahte güncelleyiciler, güvenilir yazılımlarla uyumlu görünecek şekilde tasarlanarak saldırganların kötü amaçlı faaliyetleri ilk aşamada fark edilmeden başlatmasına olanak tanıdı. Ayrıca saldırganlar, DNS zehirleme tekniği kullanarak bir zararlı yazılım bileşenini kendi sunucularından dağıttı ve bu bileşenin popüler ve meşru bir internet sitesinde barındırılıyormuş izlenimi vermesini sağladı.</p>
<p>Saldırının merkezinde, Evasive Panda tarafından en az 2012’den bu yana siber casusluk amacıyla kullanılan, on yılı aşkın geçmişe sahip modüler bir zararlı yazılım çerçevesi olan MgBot yer alıyor. Tuş kaydı alma, dosya hırsızlığı ve komut çalıştırma gibi işlevler için eklentiler içeren MgBot, 2022–2024 dönemindeki saldırılar kapsamında yeni yapılandırmalarla güncellendi. Bu güncellemeler arasında, saldırıların kesintisiz devam etmesini ve uzun süreli erişimi garanti altına almak amacıyla birden fazla komuta-kontrol (C2) sunucusunun devreye alınması da bulunuyor.</p>
<p><strong>Kaspersky güvenlik uzmanı Fatih Sensoy</strong>, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:“<em>Bu kampanya, saldırganların savunma mekanizmalarından kaçınma konusundaki çabalarını ve MgBot gibi kendini kanıtlamış araçları yeniden kullanma stratejilerini açıkça ortaya koyuyor. İki yıl süren bu operasyon, kullanıcıların günlük hayatta güvendikleri uygulamalardan faydalanarak kritik sistemlerde kalıcı erişim sağlamayı hedefleyen, yüksek kaynak gerektiren ve son derece ısrarlı bir yaklaşımı yansıtıyor. Özellikle dikkat çeken nokta, implantların sunucu tarafında işletim sistemi ortamına özel olarak uyarlanması; bu da son derece hedefli bir casusluk faaliyetine olanak tanıyor. Kurumların bu tür uzun soluklu kampanyalara karşı, tehdit istihbaratına dayalı proaktif güvenlik önlemleri alması büyük önem taşıyor</em>.”</p>
<p>Kaspersky, kurumları ve bireysel kullanıcıları bu ve benzeri tehditlere karşı dikkatli olmaya çağırıyor. Yürütülen araştırma doğrultusunda Kaspersky’nin önerileri şöyle sıralanıyor:</p>
<ul>
<li>Yazılım güncellemeleri sürecinde çok faktörlü kimlik doğrulamanın uygulanması ve güncelleme paketlerinin; beklenmeyen dosya konumlandırmaları veya bilinen zararlı şablonlarla kod benzerlikleri gibi anomalilere karşı uç nokta algılama ve yanıt (EDR) çözümleriyle detaylı biçimde incelenmesi öneriliyor.</li>
<li>Ortadaki Adam (Adversary-in-the-Middle – AitM) saldırılarına yönelik göstergelerin tespiti için ağ izleme yetkinliklerinin güçlendirilmesi; DNS yanıtları ile ağ trafiğinin, zehirleme veya müdahale belirtileri açısından düzenli olarak denetlenmesi önem taşıyor.</li>
<li>Kullanıcıların, güvenilir tedarikçilerden geliyormuş gibi görünen sahte güncelleme temalı oltalama (phishing) girişimlerini ayırt edebilmeleri için farkındalık ve eğitim çalışmalarının artırılması gerekiyor.</li>
<li>Bireysel kullanıcıların ise güvenilir ve kendini kanıtlamış koruma çözümleri kullanarak sistemlerinde proaktif zararlı yazılım taramaları gerçekleştirmesi tavsiye ediliyor.</li>
</ul>
<p>Detaylı bilgilere link üzerinden ulaşılabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-evasive-pandanin-turkiye-cin-ve-hindistani-hedef-alan-yeni-odakli-saldirilarini-ortaya-cikardi-601277">Kaspersky, Evasive Panda&#8217;nın Türkiye, Çin ve Hindistan&#8217;ı hedef alan yeni odaklı saldırılarını ortaya çıkardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli&#8217;deki otoparklara süre ve ücret düzenlemesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaelideki-otoparklara-sure-ve-ucret-duzenlemesi-600796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[2026 Yılı]]></category>
		<category><![CDATA[4 Saat]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[deki]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Katlı Otopark]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[otopark]]></category>
		<category><![CDATA[otoparklara]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[ücret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde otoparklardaki düzeni sağlamak, kısa süreli park kullanımını teşvik etmek ve otopark alanlarını daha verimli hale getirmek amacıyla 2026 yılı otopark ücret tarifelerini belirledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaelideki-otoparklara-sure-ve-ucret-duzenlemesi-600796">Kocaeli&#8217;deki otoparklara süre ve ücret düzenlemesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde otoparklardaki düzeni sağlamak, kısa süreli park kullanımını teşvik etmek ve otopark alanlarını daha verimli hale getirmek amacıyla 2026 yılı otopark ücret tarifelerini belirledi. Kadıköy Katlı Otoparkı, 1 Mart Vapur İskelesi Otoparkı, Kocaeli Büyükşehir Belediye binası arkası (NCity) otoparkında uygulanacak ücret tarifesiyle vatandaşlar artık park yeri bulmak için zaman kaybetmeyecek, uzun süreli parklanmaların da önüne geçilecek.</p>
<p><b>AMAÇ, UZUN SÜRELİ PARKLANMANIN ÖNÜNE GEÇMEK</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kentin düzeni ve en yaşanılabilir hali için çalışmalarına devam ediyor. Kadıköy Katlı Otoparkı, 1 Mart Vapur İskelesi Otoparkı, Kocaeli Büyükşehir Belediye binası arkası otoparkında belirlenen ücret tarifeleriyle özellikle şehir merkezindeki otoparkların uzun süreli ve uygunsuz kullanımının önüne geçilmesi hedefleniyor. Böylece hem şehir içi trafik rahatlayacak hem de vatandaşlar otoparklara daha kolay erişim sağlayacak. </p>
<p><b>KADIKÖY KATLI OTOPARK İLK 4 SAAT ÜCRETSİZ</b></p>
<p>2026 yılı itibarıyla Kadıköy Katlı Otoparkında ücretli park uygulaması başlayacak. Toplam 895 araç kapasitesine ve 40 bin 261 metrekarelik alana sahip olan otoparkta ilk 4 saat ücretsiz olacak şekilde kademeli bir ücretlendirme uygulanacak. Ayrıca otoparkı aktif kullanan vatandaşlar aylık otopark abonman sisteminden de yararlanabilecek.</p>
<p><b>1 MART VAPUR İSKELESİ OTOPARKI’NDA YENİ UYGULAMA</b></p>
<p>1 Mart Vapur İskelesi Açık Otoparkı da 2026 yılıyla birlikte ücretli hizmet vermeye başlayacak. 160 araç kapasiteli ve 9 bin 650 metrekarelik alana sahip otoparkta kısa süreli parklar ücretsiz olacak, uzun süreli parklar ise düşük ücretle sınırlandırılacak. Ayrıca ilk 10 saat boyunca vatandaşlar 1 Mart Vapur İskelesinde araçlarını ücretsiz park edebilecek.</p>
<p><b>NCİTY OTOPARKI İLERLEYEN SÜREÇTE ÜCRETLENECEK</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi binasının arkasında yer alan ve “Ncity Otoparkı” olarak da bilinen alan, devam eden altyapı çalışmaları nedeniyle 2026 yılının ilerleyen dönemlerinde ücretli olarak hizmet verecek. 2 bin 200 araç kapasiteli ve 67 bin 673 metrekarelik alana sahip otopark için de 1 Mart Vapur İskelesi Otoparkı ile aynı ücret tarifesi uygulanacak.</p>
<p><b>2026 YILI OTOPARK ÜCRET TARİFELERİ</b></p>
<p><b>Kadıköy Katlı Otopark</b></p>
<p>0-4 saat: Ücretsiz</p>
<p>4-6 saat: 40 TL</p>
<p>6-8 saat: 60 TL</p>
<p>8-10 saat: 90 TL</p>
<p>10-12 saat: 120 TL</p>
<p>12-24 saat: 170 TL</p>
<p>Aylık Abonman: 3.000 TL</p>
<p><b>KBB Binası Arkası (NCity) ve</b></p>
<p><b>1 Mart Vapur İskelesi Açık Otopark</b></p>
<p>0-10 saat: Ücretsiz</p>
<p>10-12 saat: 20 TL</p>
<p>12-24 saat: 300 TL</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaelideki-otoparklara-sure-ve-ucret-duzenlemesi-600796">Kocaeli&#8217;deki otoparklara süre ve ücret düzenlemesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 09:52:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bedenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yazabilir]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zihnimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçmişte yaşanan travmalar, tehdit geçtikten çok uzun süre sonra bile “tehlike halen varmış gibi” fizyolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605">Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişte yaşanan travmalar, tehdit geçtikten çok uzun süre sonra bile “tehlike halen varmış gibi” fizyolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Ortada belirgin bir tehdit yokken kalbin hızlanması, nefes darlığı ve avuç içlerinin terlemesi, omuz-gövde gerginliği, mide-bağırsak hassasiyetleri ya da hızlı irkilme tepkileri gibi bulgular, psikolojide “travma sonrası fizyolojik yeniden etkinleşme” olarak tanımlanıyor. Fiziksel bir hastalık tanısı olmasa da bedende sürekli bir hazırlıklı olma hali söz konusu olabiliyor. Oysa bunların hiçbiri “kişisel zayıflık” değil; otonom sinir sisteminin tehdit kalıbını kapatamamasının bir sonucu. </p>
<p><strong>Bedenimizin de Hafızası Var</strong></p>
<p>Beynimizin tehdit algılama merkezi olarak bilinen “amigdala” alarm verdiğinde; sempatik sinir sisteminin devreye girmesiyle, adrenalin ve kortizolun artması, kaslardaki gerginliğin yükselmesi ve dolaşım hızının değişmesi gibi bazı bedensel etkiler görülebiliyor. Bu da bize şunu söylüyor: Travmanın izleri yalnızca düşüncelerde değil, sinir sistemi devrelerinde ve bedensel duyumlarda saklanıyor. Literatürde bu durum “Somatik Depolama” veya “Bedensel Hafıza” olarak bilinmekte.  </p>
<p><strong>Sakinleşmek ve Güvende Hissetmek Her Zaman Mümkün mü? </strong></p>
<p>Bedenimizin “sakinleşme ve güvenlik” durumuna geçmesinden sorumlu olan vagus sinirinin, travma sonrasında bu görevinde bir aksama olması (vagal tonusun düşmesi) sık görülen bir durum. Bu süreçte bedenin sakinleşme kapasitesi azalırken, tetiklenme kolaylaşır, dinlenme hali sürdürülemez ve duygu düzenleme mekanizmaları zorlanabilir. Dolayısıyla travma sonrası iyileşme sadece bilişsel bir süreç değil; aynı zamanda bedenin yeniden güvenli bir ritme dönmesini de içeren kapsamlı bir süreç. Peki bu her zaman mümkün mü? Travma sonrası terapilerle bedene yeni bir ritim kazandırmak, yeni bir hikaye yazmak mümkün mü?</p>
<p><strong>Hem Zihnimiz Hem de Bedenimiz Yeniden Öğreniyor </strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Uzm. Kln. Psikolog M. Yasin Çakıroğlu</strong>, travma sonrası terapi ihtiyacının önemine değinirken: “<em>Zihin unutsa da beden unutmaz. Ancak beden de zamanla yeni, güvenli bir hikayeyi öğrenebilir. Dolayısıyla terapi sürecinde beden odaklı çalışmaların pek çok olumlu nörobiyolojik etkileri olduğunu görmek mümkün” </em>diyor. Buna göre, derin nefes egzersizleri; diyafram ile vagus sinirini uyarırken, ritmik hareket sinir sistemine düzen sinyali gönderiyor ve bedensel farkındalığımız tehdit algısını azaltıyor. Ayrıca güvenli ilişki deneyimleri, beynimizin mantıksal karar verme mekanizması (Prefrontal Korteks) ile tehdit algılama merkezi arasındaki (Amigdala) bağlantıyı güçlendiriyor. <strong>Uzm. Kln. Psikolog Çakıroğlu</strong>, böylece anlamlı değişimlerle bedenimizin alarm sistemini yeniden düzenlemeyi öğrenebildiğimize dikkat çekiyor. Elbette bu, travmanın etkilerinin tümüyle yok olduğu anlamına gelmiyor ancak bedenin artık tehdit yerine güveni referans almaya başladığını gösteriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605">Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazılım testinin stratejik önemi artmaya devam edecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazilim-testinin-stratejik-onemi-artmaya-devam-edecek-600095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:31:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılım Testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazılım testi sektörü son yıllarda önemli bir ivme kazanmış durumda. Dijitalleşme hızlandıkça, şirketlerin sunduğu yazılım çözümlerinin hatasız, güvenli ve kullanıcı dostu olması daha kritik hale geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazilim-testinin-stratejik-onemi-artmaya-devam-edecek-600095">Yazılım testinin stratejik önemi artmaya devam edecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazılım testi sektörü son yıllarda önemli bir ivme kazanmış durumda. Dijitalleşme hızlandıkça, şirketlerin sunduğu yazılım çözümlerinin hatasız, güvenli ve kullanıcı dostu olması daha kritik hale geliyor. Bu durum, yazılım testine olan ihtiyacı belirgin şekilde artırıyor.  Yazılım testinin geleceği ise daha stratejik, daha bütünsel ve çok daha insana dokunan bir noktaya evriliyor. TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Testin geleceğini sadece teknolojide değil, insan zihninin gelişiminde görüyorum. Çünkü kalite, önce bir bakış açısıdır; teknoloji ise o bakışın yansıması” diyor.</strong></p>
<p>Bankacılık, finans, sigorta ve e-ticaret gibi yüksek işlem hacimli sektörlerde, hatalı yazılımın müşteri kaybına ve ciddi maddi zararlara yol açabilme riski, test süreçlerinin stratejik önemini artırıyor.</p>
<p>Türkiye’de birçok kurum artık yazılım testini sadece teknik bir kontrol değil, müşteri memnuniyeti, güvenlik ve iş sürekliliği açısından kritik bir kalite aracı olarak görüyor. Sektörün büyümesiyle birlikte test mühendisliği bir kariyer alanı haline gelirken; test otomasyonu, yapay zekâ destekli test araçları ve kullanıcı deneyimi odaklı test yaklaşımları gibi modern yöntemlere olan talep de hızla artıyor.</p>
<p><strong>“Test uzmanları yalnızca hataları tespit eden kişiler değil”</strong></p>
<p>Yazılım testinin Türkiye’de sadece büyüyen bir sektör değil; aynı zamanda her sektörde rekabet avantajı yaratmanın önemli bir bileşeni haline geldiğini belirten TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Yazılım testi artık geçmişteki gibi ürün tamamlandı, şimdi hataları bulalım noktasında devreye giren bir aşamada değil. Bugün kalite, sürecin en başından itibaren inşa ediliyor; planlamadan geliştirmeye, testten müşteri deneyimine kadar her aşamada bir kültür haline geliyor. Gelecekte bu anlayış çok daha derinleşecek. Test uzmanları yalnızca hataları tespit eden kişiler değil, ürünün değerini artıran, sürece yön veren ve yazılımın bütün yaşam döngüsünde kaliteyi tasarlayan profesyoneller olacak.” diyor.</p>
<p><strong>“Kalitenin kültürünü inşa eden uzmanlara ihtiyaç var”</strong></p>
<p>Kaliteyi test etmek yerine, kaliteyi üretmenin önemine dikkat çeken Sarıalioğlu, “Quality Engineering yaklaşımı tam da bunu ifade ediyor. Artık bir testçinin işi sadece doğrulamak değil, kullanıcıyı anlamak, riskleri öngörmek, teknolojiyi en doğru şekilde yönlendirmek ve yazılımın geleceğini tasarlamak. Bu, teknik bilginin ötesinde; stratejik düşünme, analitik bakış, iletişim ve empati becerisi gerektiren bir alan. Artık yazılım ekiplerinin içinde ürün vizyonunu, müşteri beklentilerini ve teknolojik altyapıyı birlikte düşünebilen, kalitenin kültürünü inşa eden çok yönlü uzmanlara ihtiyaç var.” dedi.</p>
<p><strong>“Öğrenmeye açık gençlerle aynı ortamda olmak insana umut veriyor”</strong></p>
<p>Gençlerle iletişim kurmanın kendisi için oldukça önemli olduğunu belirten Barış Sarıalioğlu, “Kısa süre önce katıldığım DevFest25&#8217;te, Quantum Debugging: Kod Kalitesine ve Yazılım Hatalarına Kuantum Gözlüğüyle Bakmak başlığıyla sahnedeydim. Etkinliğe, Fırat Üniversitesi&#8217;nin pek çok farklı bölümünden katılan öğrencilerin ilgisi, merakı ve hedefleri beni çok mutlu etti. Ayrıca, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi’nde Öğrenme Tasarımları tarafından düzenlenen Gameathon Diyarbakır’da, Dijital Dünyanın Koruyucuları: Genç ve Çevik Testçiler Atölyesi’nde gençlerle bir araya geldik ve yaratıcılık, oyun, üretim dolu bir gün geçirdik. Soru soran, tartışan, öğrenmeye açık gençlerle aynı ortamda olmak insana umut veriyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Teknoloji ve Dijital Süreç Ortağı”</strong></p>
<p>Kendilerini sadece bir teknoloji ya da yazılım şirketi olarak değil; kurumların dijital yolculuğuna eşlik eden Teknoloji ve Dijital Süreç Ortağı olarak tanımladıklarını belirten Barış Sarıalioğlu, “Kullanıcı odaklı düşünme, sürekli öğrenme ve sürdürülebilir kalite anlayışıyla hem bireylere hem de kurumlara ölçülebilir değer sunmayı hedefliyoruz. Global akreditasyonlara sahip eğitim programlarımızla hem yazılım testinin temellerini öğretiyor hem de yapay zekâ destekli test yaklaşımlarında yeni bir bakış açısı kazandırıyoruz. Sunduğumuz danışmanlık ve eğitim hizmetleriyle yalnızca yerel pazarda değil, aynı zamanda Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda da aktif rol üstleniyoruz. Bankacılık, sigorta, e-ticaret, savunma ve yüksek teknoloji gibi kritik sektörlerde edindiğimiz deneyimle, yazılım test süreçlerinin olgunlaştırılması ve dijital kalite kültürünün yaygınlaştırılması konusunda sektöre yön veren aktörlerden biriyiz. Amacımız, geleceğin sadece test uzmanlarını değil, kaliteyi uçtan uca inşa eden Quality Engineer neslini yetiştirmek.” şeklinde sözlerini sürdürdü.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazilim-testinin-stratejik-onemi-artmaya-devam-edecek-600095">Yazılım testinin stratejik önemi artmaya devam edecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MIMESIS, Erken Erişime Açıldıktan Kısa Süre Sonra Bir Milyon Satışı Aştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mimesis-erken-erisime-acildiktan-kisa-sure-sonra-bir-milyon-satisi-asti-599853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 23:12:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[açıldıktan]]></category>
		<category><![CDATA[erişime]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[games]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[mimesis]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599853</guid>

					<description><![CDATA[<p>KRAFTON, Inc. (CEO CH Kim) bünyesindeki yaratıcı stüdyo ReLU Games, bugün yaptığı açıklamada, dört oyunculu iş birliğine dayalı korku oyunu MIMESIS'in Erken Erişim'e çıkmasından sadece 50 gün sonra dünya çapında bir milyon satış rakamını aştığını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mimesis-erken-erisime-acildiktan-kisa-sure-sonra-bir-milyon-satisi-asti-599853">MIMESIS, Erken Erişime Açıldıktan Kısa Süre Sonra Bir Milyon Satışı Aştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KRAFTON, Inc. (CEO CH Kim) bünyesindeki yaratıcı stüdyo ReLU Games, bugün yaptığı açıklamada, dört oyunculu iş birliğine dayalı korku oyunu MIMESIS&#8217;in Erken Erişim&#8217;e çıkmasından sadece 50 gün sonra dünya çapında bir milyon satış rakamını aştığını duyurdu.</p>
<p>MIMESIS böylece KRAFTON&#8217;un yaşam simülasyonu oyunu inZOI&#8217;nin başarısının ardından, 2025 yılında Steam&#8217;de bir milyon satış rakamına ulaşan ikinci oyunu oldu. Satışların ötesinde, MIMESIS kullanıcı yorumları, organik olarak oluşturulan içerikler ve küresel izlenme rakamları da dahil olmak üzere birçok alanda istikrarlı bir gelişme göstermeye devam ediyor. Oyun henüz Erken Erişim aşamasında olmasına rağmen, Japonya&#8217;da Steam En Çok Satanlar listesinde 1 numaraya yükseldi ve dünyanın önde gelen bölgelerindeki en iyi oyunlar arasında yer aldı. Oyuncular tarafından oluşturulan videolar hızla tüm dünyaya yayıldı ve MIMESIS, YouTube Oyun kategorisinde izlenme sayılarında 1 numaraya ulaştı. Son 30 gün içinde Steam&#8217;deki yorumcuların %91&#8217;i oyunu olumlu değerlendirerek &#8220;Çok Olumlu&#8221; reytingini korumasını sağladı.</p>
<p>Oyunun geliştirme süreci göz önüne alındığında, bu başarı özellikle dikkat çekici. MIMESIS, 2024’ün Ekim ayında dört geliştirici tarafından oluşturulan bir prototipten doğdu ve bir yıl içinde Erken Erişim sürümüne ulaştı. Ortalama 20 geliştiriciden oluşan bir ekiple ReLU Games, özgün oyun fikirleri ortaya koyup hızlı bir şekilde hayata geçirme stratejisinin etkinliğini kanıtladı ve küresel çapta son derece rekabetçi bir pazarda böylesine anlamlı bir başarıya imza atmış oldu.</p>
<p>Elde edilen başarının ivmesini daha da artırmak için ReLU Games, 18 Aralık&#8217;ta yeni bir içerik güncellemesi yayınlayacak. Oyuncular artık bakım istasyonunda tramvay fonksiyonlarını yükseltebilecek ve her onarım sırasında yeni seçenekler sunulacak. Bunlar arasında hurda kaynaklarını koruyan özellikler ve oyuncuların arkadaşlarıyla neşeli &#8220;disko partisi&#8221; anlarının tadını çıkarmalarını sağlayan bir disko topu yer alıyor. Oyuna ekipman yükseltmeleri de eklendi. Bu sayede oyuncular, oyun içinde satın aldıkları ekipmanları geliştirebilecek ve daha stratejik bir şekilde kullanabilecekler.</p>
<p>Tüm bunların yanı sıra oyunun temel yapay zekâsı Mimesis de daha geniş bir davranış yelpazesi sergileyecek şekilde geliştirildi; bu da oyunculara hem psikolojik baskıyı hem de korkuyu artıran, tahmin edilmesi daha güç ve gerilim dolu karşılaşmalar vadediyor. Ayrıca dört yeni ifade (emote) oyuna eklenerek oyunculara oyun sırasında etkileşimde bulunmaları için yeni fırsatlar sunuluyor.</p>
<p>Yeni oyuncu sayısını artırmak amacıyla MIMESIS, Steam Kış İndirimleri kapsamında yüzde 20 indirimde. Son dönemde eklenen Türkçe ve Lehçe dil desteğinin ardından, ReLU Games, topluluk tarafından talep edilen ek dilleri inceleyerek küresel çapta kapsamını genişletmeye devam etmeyi planlıyor.</p>
<p>ReLU Games sözcüsü konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı, “<em>Bir milyon satış rakamını aşmak, ticari anlamda bir dönüm noktasından daha fazlası. Bu gelişme bizlere derin öğrenme teknolojisinin korku türünün dayandığı temelleri nasıl yeniden tanımlayabileceğini gösteriyor. MIMESIS&#8217;i daha da güçlendirmek ve genel kalitesini artırmak için topluluktan gelen talepleri ve geri bildirimleri dikkate almaya devam edeceğiz.</em>”</p>
<p>Oyunun fragmanını YouTube&#8217;dan izleyebilir, <em>MIMESIS</em> hakkında daha fazla bilgi için resmî web sitesini ziyaret edebilir veya Discord ve X&#8217;teki topluluklarına katılabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mimesis-erken-erisime-acildiktan-kisa-sure-sonra-bir-milyon-satisi-asti-599853">MIMESIS, Erken Erişime Açıldıktan Kısa Süre Sonra Bir Milyon Satışı Aştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arabeskin Usta İsmi Cansever&#8217;den Duygusal Açıklama: Dualarınızı Bekliyorum</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arabeskin-usta-ismi-canseverden-duygusal-aciklama-dualarinizi-bekliyorum-599656</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 21:27:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[arabeskin]]></category>
		<category><![CDATA[cansever]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[smi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arabesk müziğin sevilen isimlerinden Cansever, sağlık süreciyle ilgili hayranlarını bilgilendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arabeskin-usta-ismi-canseverden-duygusal-aciklama-dualarinizi-bekliyorum-599656">Arabeskin Usta İsmi Cansever&#8217;den Duygusal Açıklama: Dualarınızı Bekliyorum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arabesk müziğin sevilen isimlerinden Cansever, sağlık süreciyle ilgili hayranlarını bilgilendirdi. Almanya’da yaşamını sürdüren ve uzun süredir aktif sahne çalışmalarıyla tanınan başarılı sanatçı, lösemi (kan kanseri) tedavisi nedeniyle bir süre sahnelere ara verdiğini duyurdu.</p>
<p>Tedavisi, yaşadığı şehir olan Almanya’nın Mülheim an der Ruhr kentinde bulunan Evangelische Krankenhaus’ta devam eden Cansever’in moralinin yüksek olduğu ve bu süreci güçlü bir inançla karşıladığı öğrenildi. Sanatçı, yaptığı açıklamada bu aranın tamamen tedavi sürecine odaklanmak için olduğunu belirterek, hayranlarından anlayış ve dualarını istedi.</p>
<p>Müziğe olan bağlılığı, güçlü sesi ve duygulu yorumlarıyla geniş bir dinleyici kitlesine sahip olan Cansever, sahnelere daha güçlü bir şekilde dönmeyi hedeflediğini ifade etti. Sevenlerinden gelen destek mesajlarının kendisine büyük moral verdiğini söyleyen sanatçı, bu zorlu süreci sevgiyle aşacağına inandığını vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arabeskin-usta-ismi-canseverden-duygusal-aciklama-dualarinizi-bekliyorum-599656">Arabeskin Usta İsmi Cansever&#8217;den Duygusal Açıklama: Dualarınızı Bekliyorum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB, İstanbul Yenileniyor Projesi İlk Kez Maltepe&#8217;de</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibb-istanbul-yenileniyor-projesi-ilk-kez-maltepede-599026</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 12:38:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Yenileniyor]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[kiptaş]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yenileniyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599026</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KİPTAŞ, İstanbul Yenileniyor Projesi kapsamında yenilenecek olan Kurtuluş Apartmanı’nın yıkımını, İBB Genel Sekreteri Volkan Demir, KİPTAŞ Genel Müdürü Gürkan Kaya ve hak sahiplerinin katılımıyla gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibb-istanbul-yenileniyor-projesi-ilk-kez-maltepede-599026">İBB, İstanbul Yenileniyor Projesi İlk Kez Maltepe&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki <strong>KİPTAŞ</strong>, İstanbul Yenileniyor Projesi kapsamında yenilenecek olan Kurtuluş Apartmanı’nın yıkımını, İBB Genel Sekreteri Volkan Demir, KİPTAŞ Genel Müdürü Gürkan Kaya ve hak sahiplerinin katılımıyla gerçekleştirdi. Uzlaşma, tahliye, yapım dahil tüm süreçleri ‘İstanbul Yenileniyor’ modeli ile yürütülen<strong> Maltepe’deki Kurtuluş Apartmanı, </strong>yeni proje kapsamında 17 konut bağımsız birim olarak inşa edilecek.</p>
<p><strong>“DEPREM BÜYÜK BİNA KÜÇÜK BİNA DİNLEMİYOR”</strong></p>
<p>Burada sadece eski bir binayı yıkmadıklarını, İstanbul’un deprem karşısında daha güvenli bir şehir olması için yürütülen dönüşüm yolculuğunun yeni bir halkasını başlattıklarını belirten <strong>Demir, şunları söyledi; “İstanbul Yenileniyor, bizim için sadece bir proje değil; şehrin dönüşüm omurgası.</strong> Bu sistemi kurarken temel derdimiz şuydu: <strong>Deprem riskini, mahallenin içindeki tek binada bile geciktirmeden çözmek.</strong> Çünkü deprem ‘büyük projeleri’ seçmiyor. İçinde tek bir komşumuzun yaşadığı yapı bile riskliyse, bizim için mesele nettir: O yapı hızla dönüştürülmelidir.” Sözlerine devam eden <strong>Demir,</strong> “Bugün burada İstanbul Yenileniyor kampanyamız kapsamında KİPTAŞ bir apartmanımızı da kentsel dönüşme sokuyor. Kurtuluş Apartmanı Maltepe bölgesindeki ilk apartmanımız. <strong>Amacımız İstanbul Yenileniyor projemizde İstanbul’un her semtine her binasını gücümüz yettiğince depreme dayanıklı hale getirmek.</strong> Biliyorsunuz deprem hazırlığı ile ilgili yenilemeler bloklar bazında yapılıyor. Büyük binalar bazında yapılıyor. Ama deprem büyük bina küçük bina dinlemiyor. Gücümüz neye yetiyorsa vatandaşımız nerede bize çağrıda bulunuyorsa onların yanına gidiyoruz. Kurtuluş Apartmanı da onlardan bir tanesi. Hem KİPTAŞ hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak desteklerimizle birlikte bugün yıkama başlıyoruz. Yaklaşık 12 aylık bir proje süresi öngördük 12 ay sonra da inşallah vatandaşlarımızı buradan evlerine uğurlayacağız” dedi.</p>
<p>İstanbul yeniliyor kapsamında 2022 yılında başvurusu yapılmış yaklaşık iki yıldır uzlaşma süreci devam eden bir projemizde vatandaşlarımızla uzlaşma sağlandı ve bugün de yıkımı gerçekleştiriyoruz diyen <strong>Kaya,</strong> “KİPTAŞ olarak 9 ilçe belediyemizle protokolleri imzaladık ve her ilçemizde dönüşüm süreçlerine devam ediyoruz. Maltepe’de bulunan projemiz de 2022 yılında hak sahiplerinin başvurmuş olduğu bir projemizdi. Yaklaşık 17 bağımsız birimden oluşan ve yerine 17 bağımsız birim yapabileceğimiz bir projedir. Kurtuluş Apartmanı, İstanbul Yenileniyor sistemine başvuruda bulunan 514.000 bağımsız birim arasında yer almaktaydı. İstanbul genelinde 514.000 bağımsız birime yönelik yapmış olduğumuz çalışmalarda yaklaşık 3900 bağımsız birimin çalışmalarını devam ettiriyoruz ve 7600 bağımsız birimde çalışmalarını tamamlamış durumdayız. Tüm vatandaşlarımızı İstanbul Yenileniyor projesine başvurmaya davet ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>35 YILLIK APARTMAN İSTANBUL YENİLENİYOR İLE DEPREME DİRENÇLİ HALE GELECEK</strong></p>
<p>İstanbul Yenileniyor sistemi kapsamında birçok bölgede çalışmalar yürüten KİPTAŞ, 1990 yılında inşa edilen ve tek bloktan oluşan Kurtuluş Apartmanı’nı depreme dirençli hale getirecek. Maltepe İlçesinin Bağlarbaşı Mahallesi’nde bulunan Kurtuluş Apartmanı sakinleri, deprem riskine karşı dayanıksız binalarını yenilemek için 7 Aralık 2022 tarihinde istanbulyenileniyor.com’a başvurdu. Yapılan çalışmalar sonucunda hak sahiplerine 24 Ekim 2023 tarihinde ön teklif iletildi. 23 Şubat 2024 ve 16 Eylül 2024 tarihlerinde hak sahipleriyle iki kez uzlaşı toplantısı gerçekleştirildi. 19 Kasım 2024 tarihinde sözleşmeler imzalanmaya başlandı.  18 Haziran 2025 tarihinde KİPTAŞ tarafından riskli ilan edilen yapının tahliyeleri tamamlandı.</p>
<p><strong>İSTANBULLULAR RİSKLİ YAPILARINI DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN İSTANBUL YENİLENİYOR’U TERCİH EDİYOR</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin desteği, KİPTAŞ ve İstanbul İmar AŞ iş birliğiyle 5 Temmuz 2021’de hayata geçirilen İstanbul Yenileniyor sistemi, açıldığı günden itibaren yoğun ilgiyle karşılaşıyor. Kullanıma açıldıktan kısa bir süre sonra <strong>tek yapıların da</strong> yenileme başvurularının değerlendirmeye alındığı sisteme bugüne kadar toplam 36 bin 761 adet başvuru geldi. Bu başvurular; 39 ilçe, 534 mahalle ve 513 bin 922 bağımsız birimde (465.659 Konut, 48.263 Ticari Birim) yaklaşık 1 milyon 862 bin 636 kişiyi kapsıyor. Uzlaşma sürecinde olan 1.314 başvuru var. Bunlar 34 ilçe ve 196 mahallede 33 bin 133 bağımsız birimde (30.993 Konut, 2.140 Ticaret) 123 bin 972 kişiyi içeriyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibb-istanbul-yenileniyor-projesi-ilk-kez-maltepede-599026">İBB, İstanbul Yenileniyor Projesi İlk Kez Maltepe&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay: &#8220;Hedefimiz, Gençlerimizin Yaşayacağı Güzel Bir Dünya İnşa Etmek&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-hedefimiz-genclerimizin-yasayacagi-guzel-bir-dunya-insa-etmek-598798</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 12:38:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[altay]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan Altay]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanımız]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerimizin]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hedefimiz]]></category>
		<category><![CDATA[inşa]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yap]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayacağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonuyla ilçelerden gelen gençlerle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-hedefimiz-genclerimizin-yasayacagi-guzel-bir-dunya-insa-etmek-598798">Başkan Altay: &#8220;Hedefimiz, Gençlerimizin Yaşayacağı Güzel Bir Dünya İnşa Etmek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonuyla ilçelerden gelen gençlerle bir araya geldi. Bu dönem ilçelerde özellikle gençlerle ilgili çalışmaları daha aktif yapmayı arzu ettiklerini kaydeden Başkan Altay, “Özellikle büyük ilçelerimizde artık Konya’mızda bulunan gençlik markalarımızı açmaya başladık. Bizlerin hedefi gençlerimizin yaşayacağı güzel bir dünya, güzel bir Türkiye inşa etmek” diye konuştu. Konya Modeli Belediyecilik anlayışıyla 31 ilçede çok önemli bir organizasyon yürüttüklerini belirten Başkan Altay, “Büyük bir cesaretle, başınız dik bir şekilde anlatabilirsiniz; Konya, Türkiye’nin en iyi belediyeciliğini yapıyor. Önünüzde uzun bir hayat yolculuğu var. Türkiye güçlü olmak zorunda. Türkiye Yüzyılı’nın başlangıcındayız. İnşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye çok önemli bir eşiği daha geçmiş olacak” dedi. </strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonuyla; Sarayönü, Ahırlı, Beyşehir, Bozkır, Yalıhüyük, Seydişehir, Derebucak, Derbent, Hüyük, Taşkent, Hadim, Altınekin, Kulu, Cihanbeyli ve Kadınhanı ilçelerinden gelen gençlerle bir araya geldi.</p>
<p><strong>“BU DÖNEM ÖZELLİKLE GENÇLERİMİZLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI DAHA AKTİF YAPMAYI ARZU EDİYORUZ”</strong></p>
<p>Akyokuş Kasrı’nda gerçekleşen programda konuşan Başkan Altay, Konya’nın gün geçtikçe geliştiğini söyledi. Göreve geldikleri günden itibaren ilçeleri kalkındırmak için çok yoğun bir çaba sarf ettiklerini vurgulayan Başkan Altay, “Tabi aynı anda hemen her şeyi yapmak mümkün değil ama her zaman bir şey yapmak düsturuyla çalışıyoruz. İlçelerimizin eksiklerini yerinde tespit ederek ve her ilçenin önceliğini doğru belirleyerek hareket ediyoruz. Bu dönem özellikle gençlerimizle ilgili çalışmaları daha aktif yapmayı arzu ediyoruz. Çünkü birçok ilçemizde altyapı yatırımlarını tamamladık, sosyal tesislerimiz var. Özellikle büyük ilçelerimizde artık Konya’mızda bulunan gençlik markalarımız Kapsül Teknoloji Platformu, Bilgehane, Lise Medeniyet Akademisi, teknoloji merkezlerimiz, Sosyal İnovasyon Ajansımız gibi yapıların birimlerini açmaya başladık. Böylece gençlerimizle özellikle o bölgede meslek yüksekokulunda okuyan üniversite öğrencilerimizle, lise öğrencilerimizle daha aktif çalışmayı ve merkezde bulunan imkanları taşrada bulunan gençlerimizin de yaralanmasını arzu ediyoruz. Bunların kırsala da yayılması en önemli önceliklerimizden birisi” diye konuştu.</p>
<p><strong>“TÜKİYE GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDA”</strong></p>
<p>“İyilik yap balık bilmezse halik bilir” düsturuyla çalıştıklarını kaydeden Başkan Altay, “Bu ulvi bir görev ve Sayın Cumhurbaşkanımızın yol arkadaşı olarak bu işleri yapıyoruz. Türkiye Yüzyılı’nın başlangıcındayız. İnşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye çok önemli bir eşiği daha geçmiş olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gençlere iyi bir gelecek hazırlamak için gayret ettiklerini anlatan Başkan Altay, “Bizler geldik geçiyoruz. Gençlerimizin yaşayacağı güzel bir dünya, güzel bir Türkiye inşa etmek bizlerin hedefi. Önünüzde uzun bir hayat yolculuğu var. Türkiye güçlü olmak zorunda. Artık bir oyun kurucu olarak tekrar diz çökersek ayağa kalkmamız 100 yıldan fazla süre alır. Çünkü ayağa kalktığımızda ne yapabileceğimizi herkes gördü. Dün Cumhurbaşkanımız Türkmenistan’daydı. Bir tarafında Putin, bir tarafında Türkmenistan Cumhurbaşkanı. Ve gazeteler haberleri şöyle geçti: ‘Erdoğan ve Putin dünya liderleriyle görüştü.’ Suriye’de yaşananları görüyorsunuz. Biz iki hafta önce Şam’daydık. Kimle konuşsak Cumhurbaşkanımıza ve Türkiye’ye dua ediyor. Eğer oyun kurucuysanız oyunları bozup yola devam etmek zorundasınız. Bunun için de güçlü olmak zorundayız” değerlendirmesini yaptı. </p>
<p><strong>SOSYAL MEDYADAKİ DEZENFORMASYON İÇİN GENÇLERİ UYARDI</strong></p>
<p>Gençlere sosyal medyadaki dezenformasyona karşı uyarılarda bulunan Başkan Altay konuşmasına şu sözlerle devam etti:</p>
<p>“Özellikle Fetö kaynaklı bir organizasyon içinde sosyal medyanın sürekli bir karanlık, sürekli bir kötülük, sürekli bir gri hava oluşturma eyleminde olduklarını hepimiz görüyoruz. Bundan en çok etkilenenler de genç kardeşlerimiz. Temeliniz ne kadar sağlam olursa olsun doğru kaynaktan beslenmezseniz, zamanında doğru bilgiye ulaşmazsanız sosyal medyanın en büyük kötülüğü bir şüphe oluşturmak. Bu şüphe de insanların zihninde maalesef oluşuyor. 2002 Türkiye’siyle 2025 Türkiye’si kıyas kabul etmez. Deprem bölgesinde Sayın Murat Kurum Bakanımız, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde inanılmaz bir performansla şehirleri ayağa kaldırdı. Özellikle 2-3 gündür medyada bir şey dolaşıyor. Bir tarafta inşaat halindeki Malatya’daki yeni çarşının görüntüsünü koymuşlar bir tarafta da Erzincan depreminden sonra Almanların yaptığı planlamaya göre yapılan şehir Erzincan diye bir kare fotoğraf koymuşlar ve diyorlar ki bunu da başaramadınız. Biz ne kadar büyük iş başarırsak başaralım mutlaka ucundan kıyısından bir bahane üretiyorlar, insanların zihnini karıştırıyorlar.” </p>
<p><strong>“BİZ KAVGA ETMİYORUZ, BİRLİKTE HAREKET EDİYORUZ”</strong></p>
<p>Konya’nın bugünkü başarısının birlik ve beraberliği oluğunu söyleyen Başkan Altay, “Biz kavga etmiyoruz. Biz birlikte hareket ediyoruz. Biz siyasi kariyer için diğerinin ayağına çelme takmakla uğraşmıyoruz. Nasibinizde varsa zaten oluyor. Yoksa ne kadar çaba sarf ederseniz sarf edin zaten olmuyor. Ama bu süreçte yaptıklarınız sizin karakteriniz ve imtihanınız. İş zaten olacağına varıyor. Ama eğer doğruysanız, dürüstseniz, ilkeleriniz, kurallarınız varsa dışardan saygı görüyorsunuz. Eğer bunlar yoksa bir makama erişseniz de insanlar size saygı duymuyor, o görev bitince size olan saygı da ortadan kalkıyor. Onun için nerede durduğunuz, kiminle hareket ettiğiniz çok önemli. Bizim için en büyük makam Recep Tayyip Erdoğan’a yol arkadaşı olmak” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KONYA TÜRKİYE’NİN EN İYİ BELEDİYECİLİĞİNİ YAPIYOR”</strong></p>
<p>Konya Modeli Belediyecilik anlayışıyla 31 ilçede çok önemli bir organizasyon yürüttüklerini belirten Başkan Altay, “Büyük bir cesaretle, başınız dik bir şekilde anlatabilirsiniz; Konya, Türkiye’nin en iyi belediyeciliğini yapıyor” dedi.</p>
<p>AK Parti’nin ülkenin kaderini değiştirdiğine dikkat çeken Başkan Altay, “Siz belki rahat rahat doğdunuz, Recep Tayyip Erdoğan’lı yıllar yaşadınız. Geçmişi anlatacak değilim, ama şunu iyi bilin ki; eğer iyi bir gelecek inşa edeceksek AK Parti’ye ve Recep Tayyip Erdoğan’a ihtiyacımız var. Onsuz bu süreci tamamlama şansımız yok. Sizlerin cesaretine ihtiyacımız var, sizlerin özgüvenine ihtiyacımız var, sizlerin birlik-beraberliğine ihtiyacımız var” sözleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-hedefimiz-genclerimizin-yasayacagi-guzel-bir-dunya-insa-etmek-598798">Başkan Altay: &#8220;Hedefimiz, Gençlerimizin Yaşayacağı Güzel Bir Dünya İnşa Etmek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buca Cezaevi arsasının yarısı yeşil alan olacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buca-cezaevi-arsasinin-yarisi-yesil-alan-olacak-598528</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 11:22:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[Alanın]]></category>
		<category><![CDATA[arsasının]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kredi]]></category>
		<category><![CDATA[olacak]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yarışı]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598528</guid>

					<description><![CDATA[<p>Basın mensuplarının sorularına yanıt veren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İller Bankası’nın mülkiyetindeki eski Buca Cezaevi arazisi ile ilgili önemli gelişmeleri paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buca-cezaevi-arsasinin-yarisi-yesil-alan-olacak-598528">Buca Cezaevi arsasının yarısı yeşil alan olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Basın mensuplarının sorularına yanıt veren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İller Bankası’nın mülkiyetindeki eski Buca Cezaevi arazisi ile ilgili önemli gelişmeleri paylaştı. Alanın yarısını yeşil alan, bir kısmını da okul gibi sosyal donatı alanı olarak ayıracaklarını söyleyen Başkan Tugay, caddeye bitişik kısmının İller Bankası’nın istediği şekilde yapılaşma alanı olarak bırakmayı öngördüklerini, konunun meclis gündemine geleceğini söyledi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İZSU Genel Müdürlüğü’nün Konak, Karabağlar ve Bayraklı ilçelerinde birleşik sistemle çalışan hatları yenilemek için yapacağı yağmur suyu ayrıştırma projesinin temel atma töreni sonrası basın mensuplarının kent gündemine ilişkin sorularını yanıtladı.</p>
<p><strong>“Belediyelere özel şirket muamelesi yapılmamalı”</strong></p>
<p>Gazetecilerin yerel yönetimlerin hesaplarına bloke konulmasıyla ilgili gündem hakkındaki değerlendirmesini sorduğu Başkan Tugay, “İlçe belediyelerine konan blokeleri de kaldırdılar. Hepsi kalktı diye biliyorum. Bir borçluluk hali var. Büyükşehir’de de var, ilçe belediyelerinde de var. Hatta Türkiye’nin tamamında var. Türkiye’de neredeyse borcu olmayan belediye yok. Belediyeler kamu kurumları, halka hizmet eden kurumlar. O nedenle belediyelere özel şirket muamelesi yapılmaması gerektiğini sürekli söylüyoruz. Belediyeleri patronların yönettiği, kendi kazancı için çalışan kurumlar gibi göstermek çok büyük hata. Bu ülkenin herhangi bir kurumu, Devlet Su İşleri, Karayolları, Çevre şehircilik Bakanlığı ne kadar kamu kurumuysa, belediyeler ve belediye kurumları da o kadar devlet kurumu. Bunu herkesin aklında doğru oturtması lazım” dedi.</p>
<p><strong>“Yine de iyi niyetimi koruyorum”</strong></p>
<p>Başkan Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin merkezi idare tarafından onaylanmayan kredilerine ilişkin soruya ise “Bugün Dünya Bankası kaynaklı bir kredi kullanılıyor. Bu kredinin onayı önceden verilmiş. Yani yakın bir zaman önce verilen bir kredi değil ama o süreç yeni tamamlandı. O yüzden kullanılabiliyor. Bu, afet durumlarında ve kentlerin dirençliliğini artırmak için yapılan çalışmalara verilen, bu çerçevede kullanılan bir kredi. Diğerlerini bekliyoruz, verilir diye umut ediyoruz. Ancak verilmemesi halinde kendi kaynaklarımızla yapacağız. Altyapı çalışmaları, ulaşım projeleri, mutlaka yapılması gereken işler. Normalde bu kaynağı kullanmamızın devletin kasasına hiçbir yükü yok. Sadece prosedür ya da mevzuat gereği onayları gerekiyor. Ben yine de iyi niyetimi koruyorum, bu çağrıların karşılık bulacağını düşünüyorum. İzmir halkının yararına olacak bu projelerde kullanmak üzere o kaynakları onaylayacaklarını düşünüyorum. Bekleyeceğiz” yanıtını verdi.</p>
<p><strong>Buca Cezaevi alanında plan değişikliği</strong></p>
<p>Başkan Tugay, yıkılan Buca Cezaevi’nin yer aldığı alanın planlamasının meclis gündemine geleceğini söyleyerek, şunları kaydetti:</p>
<p> “Önemli gördüğümüz konulardan biri. Şehrin oldukça merkezi bir alanında atıl duruma gelmiş, bakımsız halde duran kocaman bir alan. Buranın tamamen yeşil alan olmasını hepimiz istedik. Ancak İller Bankası’nın mülkiyetinde olan bir alan. Bu şekilde kullandırmama konusunda kararlılar. Yani eğer planda tamamen yeşil alan olarak belirlersek İller Bankası bir süre sonra kamulaştırmasız el atma davasıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden büyük bir miktarda para talep edecek. Bu durum bütçemizde büyük bir yüke neden olacak.  Bugünkü hesaplara göre 18 milyar liralık bir bedel. Böyle bir parayı orada kullanmak yerine başka bir alternatif çözüm üretebilir miyiz diye düşünerek bu süreci ilerlettim. Bunu sözlü olarak görüştük, arkasından yazışmalar oldu. Neticede bir uzlaşmaya varıldı. Bu bir süreçti ve bu süreci tamamen siyasetin dışında yürüttük. Alanın yaklaşık yarısını yeşil alan, bir kısmını da okul alanı gibi sosyal donatı alanı olarak ayırıp caddeye bitişik kısmını İller Bankası’nın kullanacağı şekilde plan değişikliği yapacağız. Tamamının yeşil alan olmasını ben de isterim ama çok büyük bir para. Bu paranın İzmir Büyükşehir Belediyesi bütçesinden gitmesini doğru bulmuyorum. Çünkü biz o parayla önemli altyapı yatırımları yapıyoruz. Bugünler, ülkenin de belediyenin de ekonomik açıdan sıkıntıda olduğu günler. Hepimizin yararına olan bu plan değişikliğini bugün meclise önerge olarak getireceğiz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buca-cezaevi-arsasinin-yarisi-yesil-alan-olacak-598528">Buca Cezaevi arsasının yarısı yeşil alan olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anlama]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçiren]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güçlüğüne]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor. Tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ülkeye göre değişmekle birlikte inme 2-5’inci sırada yer alırken; erken tanı, hızlı müdahale ve modern tedavi uygulamaları sayesinde hem hayati risk azalıyor hem de kalıcı hasarların önüne geçilebiliyor. Memorial Şişli ve Göztepe Hastaneleri Nörorehabilitasyon ve Robotik Fizik Tedavi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar bu yıl 5’incisini düzenlediği Mucize Organ Beyin Sempozyumu’nda inme konusunda önemli açıklamalarda bulunurken, inme geçiren hastalar da iyileşme süreçleri ile ilgili deneyimlerini paylaştı.</p>
<p><strong>Kalıcı hasarların önüne geçmek mümkün</strong></p>
<p>İnme, beyne giden kan akımının tıkanması ya da beyin damarlarında meydana gelen kanama sonucu gelişen ani başlangıçlı ve acil müdahale gerektiren, hayati risk yaratabilen bir rahatsızlıktır. İnme geçiren kişilerde vücutta güç kaybı, uyuşma, konuşma ya da anlama güçlüğü gibi belirtiler aniden ortaya çıkar. Bazı sinirsel felç bulguları geri döndürülebilir olsa da, uygun ve hızlı tedavi sağlanmadığında çoğu zaman kalıcı hasara yol açabilir. İnme gibi erken müdahale gerektiren bir diğer durum olan beyin hasarları ise travmalar, beyin tümörleri, kalp durmasına bağlı olarak beynin oksijensiz kalmasıyla gelişmektedir. Bu nedenle hastalıkların zamanında tedavi edilmesi hem yaşam şansını artırır hem de kalıcı sakatlık riskini belirgin bir şekilde azaltabilmektedir.</p>
<p><strong>Yürüme robotları felçli hastaları tekrar ayağa kaldırıyor</strong></p>
<p>Felçli hastaların erken dönemde müdahale ile yatağa bağımlılıktan kurtulması mümkün olabilmektedir. Son yıllarda inme ve beyin hasarı tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler, hastaların yaşam kalitesini artırmakta ve bağımsız hareket edebilme potansiyellerini iyileştirmektedir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimi liderliğinde alanında uzman fizyoterapist, ergoterapist ve konuşma-yutma terapisti eşliğinde kişiye özel planlanan çeşitli fizik tedavi yöntemleri, uygulanan nörorehabilitasyon teknikleri ve el-kol ve yürüme robotları sayesinde hastalara hem yürüme yetileri yeniden kazandırılmakta hem de ince motor becerilerini geri gerilebilmektedir. Böylelikle hastaların önemli bir bölümü yatağa bağımlılıktan kurtularak kısmi veya tam bağımsızlığa kavuşmaktadır.</p>
<p><strong>“İnme Benim Miladım Oldu”</strong></p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Mucize Organ Beyin Sempozyumu” inme geçiren hastaların ilham veren hikayeleri ile büyük ilgi gördü. 16 yaşında inme geçirerek uzun bir süre yatağa bağımlı olan ancak Prof. Dr. Engin Çakar ve ekibinin tedavi uygulamaları ile yeniden hayata dönen Sude Yılmaz, hayatını inmeden önce ve sonra olarak ikiye ayırdığını belirtti.  2 kez beyin kanaması geçiren ve şuan 22 yaşında olan Sude Yılmaz yaşadığı süreci şöyle anlattı; “Hastalıkla tanışmam çok genç yaşta oldu. Daha öncesinde ara ara başım ağrıyordu; o gün arkadaşlarımdan ilaç almıştım. Daha sonra eve geldim. Normal bir baş ağrısı sandığım için hastaneye gitmeyi hiç düşünmemiştim. O gün sınavıma çalışıyordum, ailem dışarıdaydı. O sırada başım aniden çok şiddetli ağrımaya başlamış. Bu kısmı hatırlamıyorum. Normalde hiçbir ağrı için komşuya gitmem ama o gün komşumuza gidip ‘Başım çok ağrıyor, bu normal değil. Beni hastaneye götürün.’ demişim. Hastaneye vardığımızda baygınmışım ve beyin kanaması geçirmeye başlamışım. Ailem geldiğinde o hastanede beni tutmamış çünkü yeterli donanıma sahip değilmiş; başka bir hastaneye sevk edilmişim. İlk beyin kanaması durdurulmuş. Hatta kendime geldiğimde anneme, ‘Anne bugün sınavım vardı, ben neden buradayım?’ demişim. Bir–iki saat sonra ‘Sude Yılmaz ikinci beyin kanamasını geçirmiştir’ anonsu yapılmış.</p>
<p><strong>‘Yenilgiyi Bekleyen Değil, Kazanmak İçin Savaşmayı Seçen Olun’</strong></p>
<p>İlk beyin kanamasının ardından kendisini tamamen iyi hissettiğini ancak ikinci kanamanın hayatını değiştirdiğini söyleyen Yılmaz, “İlk beyin kanamasından sonra her şey normalleşmişken, ikinci kanamadan sonra tamamen felç geçirmişim. Yürüyemiyor, göremiyor, hareket edemiyor; hayatla ilgili tüm fonksiyonlarımı kaybetmişim. Kendimi bile tanımıyordum, ailemi de tanımıyordum. İkinci kanama durdurulduktan sonra benim için adeta milattan önce ve milattan sonra gibi bir dönem başladı. Milattan sonrası; yeniden yürümeyi, konuşmayı, görmeyi, kendimi tanımayı öğrendiğim uzun bir süreçti. Özel nörorehabilitasyon programı ve robotik fizik tedavinin ve doktorlarımızın desteği sayesinde bugün buradayım. Bu süreçte mücadele eden herkese söylemek istediğim şu: İnme başlangıçta bir yaşam mücadelesi iken sonrasında ise özgürlük savaşıdır. Yenilgiyi bekleyen değil, kazanmak için savaşmayı seçen olun” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Kimse Umudunu Kaybetmesin! Tedaviye İnanın Ve Bununla Sonuna Kadar Mücadele Edin!’</strong></p>
<p>İnme geçiren hastalardan bir diğeri ise 52 yaşındaki Armağan Erdoğan, 2018 yılında iş yerinde yaşadığı ani baş ağrısı sonrası gelişen süreci şöyle anlattı: “2018 yılının Ağustos ayında iş yerinde çalışırken başım ağrımaya başladı. Şirkette doktorlarımız vardı; tansiyonumu ölçmelerini istedim. Ancak kısa süre sonra baygınlık geçirdim ve hastaneye kaldırıldım. Beyin kanaması geçirdiğimi öğrendim. Hemen ameliyat edildim ve yaklaşık yirmi gün yoğun bakımda kaldım. Ardından taburcu oldum. Eylül ayının başında ikinci bir beyin kanaması daha geçirdim. Bu süreçten sonra tamamen ağır bir tablo gelişti. Uzun bir yoğun bakım döneminin ardından robotik fizik tedavi ile rehabilitasyon kliniğinde özel nörorehabilitasyon tedavisi almaya başladım. Aralık ayında, elimde bastonla yürüyebilir hâle gelerek tedavimi tamamladım. Şimdi hayatıma devam edebiliyorum ve yardımsız bastonsuz özgürce yürüyebiliyorum; kendi işlerimi yapıyorum, evime bakabiliyorum, araba kullanabiliyorum. Geçen yaz yüzmeye başladım. Bunlar benim için çok büyük adımlar. Bunları yapabildiğim için herkese teşekkür borçluyum. Hiç kimse vazgeçmesin. Çünkü bu tedavi mümkün. Bence kimse umudunu kaybetmesin, tedaviye inansın ve bununla sonuna kadar mücadele etsin”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egzersizde kıyafet seçimi nasıl olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egzersizde-kiyafet-secimi-nasil-olmali-598423</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:22:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[egzersizde]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598423</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsimiyle birlikte soğuyan hava, azalan güneş ışığı ve kaygan zeminler spor yaparken bazı riskleri beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egzersizde-kiyafet-secimi-nasil-olmali-598423">Egzersizde kıyafet seçimi nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsimiyle birlikte soğuyan hava, azalan güneş ışığı ve kaygan zeminler spor yaparken bazı riskleri beraberinde getirebiliyor. Egzersiz sırasında terleyen beden, soğuk ve rüzgarlı havayla karşılaştığında üst solunum yolu enfeksiyonlarına davetiye çıkarabilirken, spor yaralanmalarına da çok sık rastlanıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş</strong> “Her türlü egzersiz vücut ısısını yükseltir. Artan vücut ısısı ile dış ortamın ısısı arasındaki fark açıldıkça, hastalıklara ve spor sakatlıklarına zemin hazırlayabilir. Ancak hem profesyonel sporcular hem de günlük egzersiz yapan bireyler, birkaç temel önlemle bu risklerden büyük ölçüde korunabilir” diyor. Doç. Dr. Dağtaş, kış aylarında egzersiz yaparken dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Isınmayı uzatın</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk havalarda kaslar daha gergin ve sert olur. Bu nedenle kışın yapılan egzersizde ısınma süresini birkaç dakika artırmak, hafif tempolu yürüyüş ve hafif esneme hareketleriyle kasları rahatlatmak yaralanma riskini önemli şekilde azaltır. Isınmayı atlamak, vücudu aniden zorlayarak kas yırtılmalarına ve bağ hasarlarına zemin hazırlayabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Kıyafetinizi doğru seçin</strong></li>
</ul>
<p>Kış sporlarında terleme ve üşümenin aynı anda yaşanması yaygın bir durumdur. Bu nedenle tek kalın bir kıyafet yerine, teri dışarı atan, hava geçirgen ve vücut ısısını koruyan katmanlı spor kıyafetleri kullanılmalıdır. Yanlış giyim yalnızca soğuk algınlığına değil, kas sertliğinin artmasına bağlı sakatlanmalara da neden olabilir. Kış aylarında spor yaparken kıyafet seçimi sporu engellemeyecek kadar hafif ve rahat, vücut ısısı ile dış ortam arasında iyi bir bariyer olmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Spor sonrası üzerinizi hemen değiştirin</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle rüzgarlı havalarda ıslak kıyafetle kalmak, terin soğumasına bağlı olarak göğüs ve sırt bölgesinin üşümesine neden olur. Bu nedenle kıyafet seçiminin teknik kumaşlardan yapılması, egzersiz biter bitmez kuru bir üst giyilmesi ve terli şekilde uzun süre dış ortamda kalınmaması büyük önem taşır. </p>
<ul>
<li><strong>Zemin ve hava koşullarını mutlaka kontrol edin</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Dağtaş “İster koşu yapın ister yürüyüş, zeminin buzlanmış veya ıslak olması düşme riskini artırır. Spor öncesi zemini kontrol etmek, rüzgar ve sıcaklık değerlerine bakmak hem güvenlik sağlar hem de egzersizin kalitesini artırır. Özellikle erken sabah ve gece saatlerinde gizli buzlanmalar sık görülür ve beklenmedik düşmelerle sonuçlanabilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Soğuk havada egzersiz süresini aşırı uzatmayın</strong></li>
</ul>
<p>Kış aylarında vücudun ısı kaybı daha hızlı olduğundan uzun süre dışarıda egzersiz yapmak kasların aşırı soğumasına ve reflekslerin yavaşlamasına yol açar. Bu durum hem performansı düşürür hem de ani kas spazmlarını tetikler. Egzersiz süresini kademeli artırmak ve ara dinlenmeler vermek güvenli bir yöntemdir.</p>
<ul>
<li><strong>Su içerken bu noktalara dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk havalarda terleme az hissedildiği için birçok kişi yeterli su içmez. Oysa vücut, nem oranı düşük kış aylarında da sıvı kaybeder. Vücudun susuz kalması kas performansını azaltır ve kramplara neden olur. Vücut egzersiz öncesi bir küçük bardak su içerek hafifçe nemlendirilmeli, egzersizin ortasında da iki-üç yudum şeklinde, her 15-20 dakikada bir su içilmelidir. Egzersiz bittiğinde de suyu bir anda hızlıca değil, yavaş yavaş içmek daha sağlıklıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Egzersiz sonrası soğuma ve esnemeyi atlamayın</strong></li>
</ul>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş “Kışın egzersiz yaptıktan sonra hızla sıcak bir ortama girme isteği nedeniyle soğuma egzersizleri çoğu kişi tarafından ihmal edilir. Ancak egzersiz sonrası esneme yapmak kas gerginliğini azaltır, oluşabilecek küçük mikrotravmaları toparlar ve sonraki günlerde ağrı yaşanmasını önler. Bu alışkanlık özellikle kış aylarında daha da önemlidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Doğru ayakkabı ve taban desteği kullanın</strong></li>
</ul>
<p>Kaygan zeminlerde kaymayı azaltan taban yapısına sahip ayakkabılar tercih edilmelidir. Spor ayakkabısının taban desteği yeterli değilse diz, kalça ve bel bölgesine binen yük artar. Kış aylarında zeminin kaygan olduğu düşünülürse, doğru ayakkabı seçimi kritik önem taşır.</p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egzersizde-kiyafet-secimi-nasil-olmali-598423">Egzersizde kıyafet seçimi nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahiden]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mert Erkan]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavilere]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pankreas kanseri, tüm kanser türleri arasında en sinsi seyredenlerden biri. Genellikle belirti vermeden ilerleyen bu hastalığın, erken evrede yakalanması ise hayati önem taşıyor. Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400">Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Pankreas kanseri, tüm kanser türleri arasında en sinsi seyredenlerden biri. Genellikle belirti vermeden ilerleyen bu hastalığın, erken evrede yakalanması ise hayati önem taşıyor. <strong>Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor</strong>. Türkiye’de ise <strong>her yıl yaklaşık 4–5 bin yeni vaka</strong> görülüyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Ancak tüm bunlara karşın geliştirilen yeni tedaviler de yüz güldürüyor. Pankreas kanserinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğundan söz eden Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Mert Erkan</strong>, “Pankreas, vücudun en derin bölgelerinden birinde yer aldığı için tümörler uzun süre belirti vermez. Bu nedenle çoğu vakada hastalık ileri evrede fark edilir. Son yıllarda uygulanan yeni tedavi yöntemleri sayesinde sağ kalım oranları belirgin biçimde arttı” diyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Prof. Dr. Mert Erkan, özellikle<strong> </strong>ameliyat öncesi tümörü küçültmek için uygulanan ilaç ve ışın tedavisi (<strong>neoadjuvan tedavi)</strong>, <strong>robotik cerrahi</strong> ve <strong>Whipple prosedüründeki teknik yeniliklerin</strong> pankreas kanseri tedavisinde çığır açtığını vurguluyor. Cerrahi öncesinde uygulanan kemoterapi ve radyoterapi kombinasyonları sayesinde artık ileri evre hastalarda bile tümörler küçültülerek ameliyat şansı doğabiliyor. Ayrıca yüksek teknolojiyle uygulanan <strong>robotik ve laparoskopik cerrahiler</strong>, hem iyileşme süresini kısaltıyor hem de hastanın yaşam kalitesini artırıyor…</strong></em></p>
<p>Karaciğerden sonra sindirim sisteminin ikinci büyük salgı organı olan pankreas, insülin ve glukagon hormonlarını salgılayarak kan şekeri dengesini korurken, aynı zamanda yağ, protein ve karbonhidrat sindiriminde görevli enzimleri üretiyor. Bu çok yönlü yapısı nedeniyle pankreas, hem metabolik hem de sindirimsel açıdan yaşamsal öneme sahip.</p>
<p>Pankreasta gelişen kötü huylu tümörlerin ise, bu fonksiyonların hızla bozulmasına neden olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Pankreas kanseri uzun süre belirti vermez; sırt ve karın ağrısı, kilo kaybı, sarılık, sindirim sorunları, ani gelişen diyabet gibi bulgular genellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıkar. Pankreas kanseri en sık 60–65 yaş aralığında görülüyor; ancak genetik yatkınlığı olan kişilerde hastalık daha erken yaşlarda ortaya çıkabiliyor. Ailesinde genç yaşta pankreas kanseri öyküsü olan bireyler risk grubundalar. Bu kişilerin özel tarama programlarına dahil edilmesi gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Mert Erkan, özellikle genetik geçişli vakalarda erken tanı için düzenli kontrollerin hayati olduğunu vurguluyor.</p>
<p><b><strong>Tedavideki Gelişmeler Yüz Güldürüyor</strong></b></p>
<p>Tanı koymak için ultrasonun çoğu zaman yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Mert Erkan, “Şüpheli durumlarda mutlaka bilgisayarlı tomografi veya MR gibi ileri görüntüleme yöntemleri kullanılmalı. Ayrıca tümör belirteçleri olan CA 19-9 ve CEA değerlerinin yüksekliği de takip edilmeli” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Pankreas kanseri tedavisinde artık klasik yöntemlerin ötesine geçildi. Günümüzde multidisipliner yaklaşımla genel cerrahi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanlarının birlikte planladığı tedavi protokolleri uygulanıyor.</p>
<p>“Eskiden cerrahiye uygun olmayan birçok hasta, artık ameliyat edilebilir hale geliyor. Neoadjuvan tedavi dediğimiz kemoterapi ve radyoterapi kombinasyonları sayesinde tümörler küçültülüyor, ardından cerrahiyle tamamen çıkarılabiliyor” şeklinde konuşan Prof. Dr. Mert Erkan, bu yaklaşımın sonucunda 5<strong> </strong>yıllık sağ kalım oranının yüzde 15’lerden yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda olduğunu vurguluyor… </p>
<p>Robotik ve laparoskopik cerrahi tekniklerin de pankreas ameliyatlarında giderek daha fazla kullanıldığını belirten Prof. Dr. Mert Erkan, “Bu yöntemlerle hastalar daha hızlı iyileşiyor ve komplikasyon oranları azalıyor” diyor.</p>
<p><b><strong>En Etkili Ameliyatlardan Biri: Whipple Prosedürü</strong></b></p>
<p>Pankreas kanseri çoğunlukla organın baş bölgesinde görülüyor. Prof. Dr. Mert Erkan, “Bu durumda en etkili cerrahi yöntem ‘Whipple prosedürü’ olarak bilinen operasyon. Bu ameliyatta pankreasın baş kısmı, onikiparmak bağırsağı ve safra yolu birlikte çıkarılır. Sindirim sisteminin devamlılığını sağlamak için mide, pankreas ve safra yolları ince bağırsakla yeniden birleştirilir. Genel Cerrahi’nin en zor ameliyatlarından biri olan bu Whipple Prosedürü, deneyimli merkezlerde başarıyla uygulanabiliyor. Whipple ameliyatının ardından hastaların büyük bir kısmı 7–10 gün içinde taburcu edilip normal beslenmeye dönebiliyor” diyor.   </p>
<p>Bazen pankreasın tamamının da alınması gerekebiliyor. Ancak böyle bir durumda dahi yaşamı sürdürmenin mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Pankreasın tamamen alınması durumunda, hastalar yaşam boyu insülin tedavisi ve sindirim enzimleri takviyesi alıyor. Hastalar yemek sırasında aldıkları tablet şeklindeki enzim ilaçlarıyla sindirim sürecini sürdürebiliyor. İnsülin desteğiyle de metabolik denge korunuyor” diyor. </p>
<p>“Artık pankreas kanseri tanısı bir son değil. Multidisipliner yaklaşımla, doğru merkezde ve zamanında müdahale edilen hastalarda yaşam süresi anlamlı şekilde uzuyor” şeklinde sözlerini sürdüren Prof. Dr. Mert Erkan, bir zamanlar tedavi şansı çok sınırlı olan pankreas kanserinin, bugün modern cerrahi teknikler, moleküler onkoloji ve neoadjuvan yaklaşımlar sayesinde çok daha yönetilebilir hale geldiğine dikkat çekiyor&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400">Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 08:37:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kışın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de kış döneminde acil servislere yapılan başvuruların yaklaşık yüzde 40’ı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle oluyor. Özellikle grip, soğuk algınlığı, RSV enfeksiyonları, COVID-19, zatürre ve bronşit en sık görülen hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166">Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de kış döneminde acil servislere yapılan başvuruların yaklaşık yüzde 40’ı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle oluyor. Özellikle grip, soğuk algınlığı, RSV enfeksiyonları, COVID-19, zatürre ve bronşit en sık görülen hastalıklar arasında yer alıyor.  Uzmanlara göre, kış aylarında bu hastalıkların bulaşma riski yaz aylarına nazaran 3 kat daha yüksek.  Bunun nedeni ise kapalı alanlarda daha uzun süre kalınması ve havalandırmanın yetersiz olması sebebiyle mikropların yayılımının kolaylaşması. Ayrıca, bağışıklık sisteminin soğuk havada zayıflaması da enfeksiyonlara olan yatkınlığı artırıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, </strong>aslında doğru önlemlerle bu enfeksiyonlardan korunmanın veya hastalığa yakalanma riskini ciddi oranda azaltmanın mümkün olduğunu belirterek, “Hem kişisel hijyen hem de yaşam tarzı alışkanlıkları bu süreçte büyük önem taşıyor. Kışın sağlığımızı korumak için en önemli kural ise kalabalık ve kapalı ortamları sınırlamak, doğru havalandırma yapmak ve bağışıklığı güçlü tutmaktır. Ayrıca, öksürme ve hapşırmayla yayılan damlacıklar kolayca bulaşabildikleri için özellikle yüz yüze olan karşılıklı konuşmalarda aramızdaki mesafenin en az 70 cm olmasına özen göstermeliyiz” diyor.  <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, </strong>kış aylarında hastalıklardan korunmamız için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı  anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının</strong></p>
<p>Kışın kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmanız çok önemli. Zira, insanların birbirine yakın bulundukları alanlarda influenza, solunum sinsityal virüsü (RSV) ve COVID-19 gibi virüsler çok hızlı yayılıyorlar. Araştırmalar, kalabalık ve kötü havalandırılan ortamlarda bulaşma riskinin 10 kata kadar arttığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, sinema, AVM, toplu taşıma ve toplantı salonlarında uzun süre kalmaktan kaçınmak enfeksiyon riskini ciddi şekilde azaltıyor. Mecburi  durumlarda maske takmak da etkili olan bir başka önlem. </p>
<p><strong>Haftada en az 3 kez 1’er saat yürüyün</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz bağışıklık hücrelerinin dolaşımını artırarak enfeksiyonlara karşı koruyucu etki sağlıyor. Araştırmalar, haftada en az 150 dakika yürüyen kişilerde solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 30 oranında daha az görüldüğünü gösteriyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, kışın soğuk havaya rağmen açık havada yapılan tempolu yürüyüşün hem D vitamini sentezine katkı sağladığını hem de kişiyi kapalı alan kalabalığından uzak tuttuğunu belirterek, “Yürüyüşü mümkünse gün içinde ve rüzgârdan korunaklı bir rota seçerek yapın. Aşırı terlemeyi ve üşümeyi önlemek için kat kat giyinmeye de dikkat edin” diyor. </p>
<p><strong>Odalarınızı günde 3 kez 15’er dakika havalandırın</strong></p>
<p><strong> </strong>Kışın pencereler genelde kapalı kaldıkları için virüsler havada daha uzun süre asılı kalıyorlar. Bu nedenle, oturduğumuz, çalıştığımız veya uyuduğumuz ortamları günde 3 kez en az 10–15 dakika havalandırmak büyük fark oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü, iyi havalandırmanın solunum yolu hastalıklarını yüzde 50 oranında azalttığını bildiriyor. Havalandırma sırasında kısa süreli ısı kaybı olsa bile hava kalitesinin korunması enfeksiyon riskini ciddi oranda düşürüyor. Kapalı ortamlarda sürekli klima veya soba kullanımı havayı kuruttuğu için nem dengesini korumak da önem taşıyor.</p>
<p><strong>Aşılarınızı mutlaka tamamlayın</strong></p>
<p>Grip aşısı, özellikle risk grubunda yer alan kişilerde hastaneye yatış riskini yüzde 60 oranına kadar azaltıyor. COVID-19 hatırlatma dozları bağışıklık düzeyinin düştüğü kış aylarında koruma sağlıyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu,  65 yaş üstünde veya kronik hastalığı olanlarda zatürre (pnömokok) aşısının da ciddi enfeksiyonları önleyebildiğini vurgulayarak, “Aşılar hastalıkların bulaşmalarını ve ağır seyretmelerini önleyen en güçlü araçlardandır. Üstelik, sadece sizi değil çevrenizdeki hassas kişileri de koruyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Eve geldiğinizde ilk iş ellerinizi yıkamak olsun</strong></p>
<p>Virüslerin büyük bir bölümü eller yoluyla bulaşıyor. Bu nedenle, ellerinizi yıkamadan yüzünüze, burnunuza veya gözlerinize asla dokunmayın. Ellerin su ve sabunla en az 20 saniye yıkanması enfeksiyon riskini yüzde 40–50 oranında azaltıyor. Dolayısıyla, özellikle toplu taşıma, market, okul veya iş yerinden dönüşte bu alışkanlık çok önem taşıyor. Su ve sabun yoksa en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptikleri de fayda sağlıyor. </p>
<p><strong>Boyun ve burun bölgenizi koruyun</strong></p>
<p>Soğuk hava solunum yolu mukozasını zayıflatarak virüslere daha duyarlı hâle getiriyor. Boyun ve burun bölgesini korumak ise özellikle rüzgârın etkisini azaltarak mukozanın kurumasını ve bu sayede virüslerin solunum yollarında kolayca tutunmalarını önlüyor.<strong> </strong>Yaygın inanışın aksine, üşümek doğrudan hastalık yapmıyor; ancak bağışıklığı baskılayarak enfeksiyonlara zemin hazırlıyor. Dolayısıyla dışarı çıkmadan önce termal içlik ve atkı kullanmak faydalı oluyor. Bunların yanı sıra ince tek bir kıyafet yerine kat kat giyinmek vücut ısısını dengede tutuyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Günde 7–8 saat kesintisiz uyuyun</strong></p>
<p>Uykusuzluk bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitelerini azaltıyor ve bu nedenle viral enfeksiyonların gelişme riskini artırıyor. Bilimsel çalışmalar, günde 6 saatten az uyuyan kişilerde hastalanma riskinin yaklaşık 4 kat arttığını gösteriyor. “Düzenli ve kaliteli uyku için uyku saatlerinin mutlaka sabit olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu,   “Yoğun günlerde kısa molalar vermek stres hormonlarının seviyelerini düşürüyor ve böylece bağışıklığı güçlendiriyor. Akşam geç saatlerde ekran kullanımını sınırlandırmak da uyku kalitesini artırıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bağışıklığı güçlendiren beslenme düzenini sürdürün</strong></p>
<p>Yetersiz beslenme, enfeksiyonlara yatkınlığı yüzde 20–30 oranında artırıyor. Bu nedenle, dengeli ve yeterli beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Günde birkaç porsiyon sebze ve meyve tüketimi bağışıklığı destekliyor. Ayrıca, C vitamini, çinko, D vitamini ve omega-3 bakımından zengin gıdalar, <em>antioksidan ve antiinflamatuar </em>etkileri sayesinde enfeksiyon riskini azaltıyor. Haftada 2 kez balık, her gün yoğurt veya kefir tüketimi ise güçlü bir bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan bağırsak florasını destekliyor. Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak da enfeksiyon süresini kısaltmaya yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Geceleri odanıza bir bardak su koyun</strong></p>
<p>Kışın kullanılan ısıtıcılar odadaki nemi düşürüyor; kuru hava, virüslerin solunum yollarına kolayca tutunmalarına yol açıyor. Burun içinin kuruması da hem kanamaya hem enfeksiyona yatkınlık oluşturuyor. Bu nedenle, ortam neminin yüzde 40–60 arasında olması ideal kabul ediliyor. Geceleri odaya bir bardak su koymak veya nemlendirici cihaz kullanmak odanın nemlenmesinde fayda sağlıyor. Bu basit önlem bile üst solunum yolu enfeksiyonlarını azaltabiliyor.</p>
<p><strong>Yüz yüze konuşurken en az 70 cm uzak durun</strong></p>
<p>Kış aylarında aile ortamlarında bulaşma riski oldukça yükseliyor. Öyle ki temas hâlindeki her 3 kişiden 1’i enfeksiyonu kapabiliyor.  Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, basit temas önlemlerinin bile bulaşma riskini önemli şekilde azaltabildiğini vurgulayarak, “Bunun için yüz yüze konuşurken mesafe korunmalı ve mümkünse maske kullanılmalı. Ortak havlular, bardaklar veya telefonlar paylaşılmamalı. Bunların yanı sıra hastanın ayrı odada kalması ve sık havalandırma da çok önemlidir” diyerek sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166">Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bitcoin son üç haftanın zirvesinde: Piyasalar FED kararı öncesi güç kazandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bitcoin-son-uc-haftanin-zirvesinde-piyasalar-fed-karari-oncesi-guc-kazandi-597862</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 08:22:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[fed]]></category>
		<category><![CDATA[fiyat]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[haftanın]]></category>
		<category><![CDATA[hisse]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kripto]]></category>
		<category><![CDATA[piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[piyasalar]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[zirvesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597862</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lider kripto para Bitcoin 92.652 dolar seviyesinde işlem görürken, Ethereum 3.321 dolardan fiyatlanıyor. Kripto piyasasının büyüklüğü ise 3,16 trilyon dolar seviyesinde. CoinTR Araştırma Departmanı tarafından hazırlanan bültende piyasadaki son gelişmelere yer veriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitcoin-son-uc-haftanin-zirvesinde-piyasalar-fed-karari-oncesi-guc-kazandi-597862">Bitcoin son üç haftanın zirvesinde: Piyasalar FED kararı öncesi güç kazandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Lider kripto para Bitcoin 92.652 dolar seviyesinde işlem görürken, Ethereum 3.321 dolardan fiyatlanıyor. Kripto piyasasının büyüklüğü ise 3,16 trilyon dolar seviyesinde. CoinTR Araştırma Departmanı tarafından hazırlanan bültende piyasadaki son gelişmelere yer veriliyor.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kripto paralarda son 24 saatin öne çıkan gelişmeleri</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kripto para piyasası yeni güne güçlü bir yükselişle başladı. Lider kripto para Bitcoin’in fiyatı salı günü güçlü bir toparlanma sergileyerek son üç haftanın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu hareket, bir süredir baskı altında kalan piyasalarda risk iştahının yeniden canlanmasına yol açarken, yatırımcıların daha yüksek fiyat seviyelerine yönelik beklentilerini de güçlendirdi. Bitcoin öncülüğünde gelen yükseliş, kripto para piyasasında genel bir iyimserlik havası oluştururken, işlem hacimlerinde de artış gözlendi. Yatırımcıların, son dönemdeki dalgalı seyrin ardından fiyatların yeniden yukarı yönlü bir trende girebileceğine dair beklentilerle pozisyon aldıkları dikkat çekiyor. Piyasalardaki bu hareketlilikte, ABD Merkez Bankası’nın (FED) bugün Türkiye saatiyle 21.00’de açıklayacağı faiz kararı da önemli bir rol oynuyor. Para politikasına ilişkin beklentiler, özellikle riskli varlıklar üzerinde belirleyici olmaya devam ederken, yatırımcılar faiz indirimi olasılığını fiyatlamayı sürdürüyor. CME’nin FedWatch aracına göre, FED’in politika faizini 25 baz puan indirme ihtimali yüzde 88,6 seviyesinde bulunuyor. Faiz indirimi beklentilerinin güçlenmesi, Bitcoin ve diğer kripto varlıklar için kısa vadede destekleyici bir unsur olarak öne çıkarken, kararın ardından FED’in vereceği mesajların piyasanın yönü üzerinde belirleyici olması bekleniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kripto para piyasasının toplam değeri 3,16 trilyon dolara yükselirken, Bitcoin 92.652 dolardan fiyatlanıyor. Bülten yazıldığı sırada Ethereum 3.321 dolardan işlem görürken, XRP 2,08 dolardan, Solana ise 139,07 dolardan fiyatlanıyordu. Dün Bitcoin ETF’leri toplam 152 milyon dolarlık, Ethereum ETF’leri ise 178 milyon dolarlık net giriş gördü. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>SEC Başkanı Atkins: “Kripto düzenlemelerinde yeni dönem başlıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) Başkanı Paul Atkins, SEC’in önümüzdeki yıl kripto para alanında yoğun bir düzenleme gündemiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atkins, dün Washington’da düzenlenen Blockchain Association Policy Summit’te yaptığı konuşmada, şimdiye kadar sunulan çok sayıda öneriye atıfta bulunarak, “Ektiğimiz tüm tohumlar önümüzdeki yıl filizlenmeye başlayacak. Ardından bunun meyvelerini toplayacağız” dedi. Göreve kısa süre önce atanan Atkins, SEC’in kripto varlıklara yaklaşımını netleştirmeyi amaçlayan kapsamlı bir plan yürütüyor. Geçen ay, hangi kripto varlıkların menkul kıymet sayılacağını belirlemeye yönelik bir token sınıflandırması hazırlığı duyuran Atkins, “Project Crypto” kapsamında dijital varlıklara ilişkin SEC kurallarının güncellenmesini ve kripto ürünlerini hızlandırmayı hedefleyen bir yenilik muafiyetinin hayata geçirilmesini savunuyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atkins, yeni yıldaki ilk önceliklerinden birinin kripto ve fintech projeleri için “yenilik muafiyeti” olacağını söyledi. Söz konusu çerçeve, belirli koşullara ve süreye bağlı bir düzenleyici esneklik sağlayarak uyum maliyetlerini düşürmeyi ve denemeleri teşvik etmeyi amaçlıyor. Atkins, “Bunu yaklaşık bir ay içinde, ocak ayının sonuna doğru hayata geçirmeyi umuyorum” dedi. Atkins, token sınıflandırması konusunda ise Kongre’ye işaret etti. Kongre’de, kriptoyu genel hatlarıyla düzenlemeyi ve SEC ile Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu (CFTC) arasındaki yetki paylaşımını netleştirmeyi amaçlayan bir yasa tasarısı üzerinde çalışılıyor. Tasarının yıl bitmeden Senato Bankacılık Komitesi’nden geçirilmesi hedefleniyor ancak görüşmelerin belirsizliğini koruduğu belirtiliyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Silk Road bağlantılı cüzdanlar yıllar sonra yeniden harekete geçti </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>On yılı aşkın süredir hareketsiz olan ve kapatılan darknet pazaryeri Silk Road ile bağlantılı yüzlerce kripto cüzdanı, salı günü yeniden aktif hale gelerek Bitcoin’leri tek bir bilinmeyen adrese aktardı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Arkham Intelligence verilerine göre, Silk Road ile ilişkili yaklaşık 312 cüzdan, salı günü toplam 3,14 milyon dolar değerinde Bitcoin’i “bc1q…ga54” adresine gönderdi. Cüzdanların neden yeniden faaliyete geçtiği ise henüz bilinmiyor. Arkham verileri, Silk Road bağlantılı cüzdanlarda halen yaklaşık 41,3 milyon dolar değerinde Bitcoin bulunduğunu gösteriyor. Coinbase Direktörü Conor Grogan, ocak ayında X’te yaptığı paylaşımda, Silk Road’un kurucusu Ross Ulbricht ile bağlantılı cüzdanlarda yaklaşık 47 milyon dolar değerinde Bitcoin tespit ettiğini açıklamıştı. Grogan, bu paylaşımını salı günü, Silk Road bağlantılı son transferlere dikkat çeken Plasma Foundation’ın takma adlı yöneticisi “0xG00gly”ye verdiği yanıtla yeniden gündeme getirdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>ABD Başkanı Donald Trump, yılın başlarında imzaladığı bir kararnameyle, Silk Road’u kurduğu gerekçesiyle birden fazla müebbet hapis cezasına çarptırılan Ulbricht’i tam ve koşulsuz olarak affetmişti. Yasa dışı ürünlerin satışına aracılık eden Silk Road, platformda işlemlerde kullanılan Bitcoin’in yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştı. Ulbricht, mayıs ayında affın ardından yaptığı ilk kamuoyu konuşmasında, özgürlük, merkeziyetsizlik ve birlik kavramlarını bir sonraki teknolojik sıçramanın temel ilkeleri olarak tanımlamıştı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Strive, Bitcoin alımları için 500 milyon dolarlık hisse satışına hazırlanıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Nasdaq’ta işlem gören ve Bitcoin hazinesi işleten yapılandırılmış finans şirketi Strive, salı günü Değişken Faizli Seri A Süresiz İmtiyazlı Hisse Senedi (SATA) için 500 milyon dolara kadar “piyasadan satış” (at-the-market) programı başlattığını duyurdu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İzahnameye göre Strive, SATA hisselerinin satışı için Cantor Fitzgerald, Barclays ve Clear Street ile anlaşma yaptı. ATM yapısı sayesinde şirket ve aracılar, hisseleri tek seferde sabit bir fiyattan ihraç etmek yerine, belirli bir süre boyunca piyasa fiyatlarından doğrudan satışa sunabilecek. SATA için yıllık temettü oranı yüzde 12 olarak belirlendi. Düzenli temettü dönemi 10 Kasım 2025’te başlayacak. Şirket, ilerleyen dönemde temettü oranını değiştirme hakkını saklı tuttuğunu belirtti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Strive, X platformunda yaptığı paylaşımda, programın genişletilen SATA halka arzının başarısını temel aldığını ve elde edilecek kaynağın genel şirket ihtiyaçları ile ek Bitcoin alımları için kullanılacağını açıkladı. Şirket, 10 Kasım’da SATA halka arzını hisse başına 80 dolardan tamamladığını duyurmuş, arz büyüklüğünü 1,25 milyon hedeften 2 milyon hisseye çıkarmıştı. SATA hisseleri Nasdaq Global Market’te işlem görmeye başlamıştı. Girişimci ve siyasetçi Vivek Ramaswamy’nin kurucu ortakları arasında yer aldığı Strive, kendisini halka açık ilk varlık yönetimi Bitcoin hazine şirketi olarak tanımlıyor. Şirket, uzun vadede hisse başına Bitcoin miktarını artırarak Bitcoin performansının üzerine çıkmayı hedefliyor. Basın açıklamasına göre Strive, 7 Kasım itibariyle 7.525 BTC bulunduruyordu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>TEKNİK ANALİZ </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bitcoin (BTC)</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bitcoin yeni günde 92.652 dolar seviyesinde işlem görüyor. Hafta başında görülen geri çekilmenin ardından fiyatın yeniden 90.000 dolar üzerinde güç kazanması, kısa vadeli görünüm açısından olumlu bir sinyal olarak öne çıkıyor. 91.500–91.000 bandı artık önemli bir destek bölgesi konumuna gelirken, bu seviyenin üzerinde kalıcılık sağlanması yükseliş eğiliminin korunmasına yardımcı olabilir. Aşağı yönlü hareketlerde 91.000 dolar ilk destek olarak izleniyor. Bu seviyenin altına sarkmalarda 90.500 ve 89.800 seviyeleri gündeme gelebilir. Ancak 90.000 dolar üzerinde kalındığı sürece olası geri çekilmelerin sınırlı ve düzeltme niteliğinde kalması bekleniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yukarı yönlü hareketlerde ise 93.500 dolar kısa vadeli ilk direnç konumunda bulunuyor. Bu seviyenin aşılması halinde 94.500 ve 95.200 dirençleri hedeflenebilir. Genel teknik görünüm, Bitcoin’in 90.000 dolar üzerinde kaldığı sürece yükseliş isteğini koruduğunu ve yukarı yönlü denemelerin devam edebileceğini gösteriyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Ethereum (ETH)</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ethereum güncel olarak 3.321 dolar seviyesinden işlem görüyor. Fiyatın 3.200 dolar direncini aşarak bu seviyenin üzerinde tutunması, teknik görünümü belirgin şekilde güçlendirdi. Bu hareket, orta vadeli yükseliş trendinin devam ettiğine işaret ediyor. Aşağı yönlü olası düzeltmelerde 3.250 dolar ilk destek olarak öne çıkıyor. Bu seviyenin altında 3.200 ve 3.120 seviyeleri takip edilebilir. 3.200 dolar üzerinde kalıcılık sağlandığı sürece geri çekilmelerin alım fırsatı olarak değerlendirilmesi olası görünüyor. Yukarı yönlü hareketlerde 3.350 dolar ilk direnç konumunda bulunuyor. Bu seviyenin aşılması halinde 3.380 ve 3.450 hedefleri gündeme gelebilir. Genel görünüm, Ethereum’un 3.200 dolar üzerinde kaldığı sürece teknik olarak güçlü seyrini koruduğunu gösteriyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Ripple (XRP)</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>XRP yeni günde 2,08 dolar seviyesinden işlem görüyor. Fiyatın yeniden 2,05 dolar üzerine yerleşmesi, kısa vadeli görünüm açısından toparlanma sinyali olarak değerlendiriliyor. Bu seviye, XRP için kritik destek konumunu sürdürüyor. Aşağı yönlü hareketlerde 2,05 dolar ilk destek olarak izlenirken, bu seviyenin altındaki kapanışlar fiyatı 2,00 ve 1,95 bandına çekebilir. Ancak 2,05 üzerinde kalıcılık sağlandığı sürece görünüm dengeli ve pozitif kalmaya devam ediyor. Yukarı yönlü hareketlerde 2,10 dolar ilk direnç olarak öne çıkıyor. Bu seviyenin aşılması halinde 2,15 ve 2,20 hedefleri gündeme gelebilir. 2,20 dolar üzerinde kalıcılık sağlanması durumunda ise 2,25 ve 2,30 seviyelerine doğru ivmelenme görülebilir. Teknik yapı, XRP’nin destek üzerinde güç topladığını ve yukarı yönlü denemelere açık olduğunu gösteriyor.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitcoin-son-uc-haftanin-zirvesinde-piyasalar-fed-karari-oncesi-guc-kazandi-597862">Bitcoin son üç haftanın zirvesinde: Piyasalar FED kararı öncesi güç kazandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebekte Doğru Bilinen 10 Yanlışa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-dogru-bilinen-10-yanlisa-dikkat-597794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 07:36:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[çift]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Embriyo]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda infertilite yani kısırlık oranlarındaki artış nedeniyle pek çok çift tüp bebek tedavisine başvuruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-dogru-bilinen-10-yanlisa-dikkat-597794">Tüp Bebekte Doğru Bilinen 10 Yanlışa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda infertilite yani kısırlık oranlarındaki artış nedeniyle pek çok çift tüp bebek tedavisine başvuruyor. Ancak üreme sağlığı ve tüp bebekle ilgili yanlış inanışlar, tedavi sürecinde gereksiz kaygı ve bilinçsiz uygulamalara yol açabiliyor. Tüm bunlar bebek sahibi olma şansını azaltabiliyorken, bilinçli yaklaşımlar ve kişiye özel tedaviler başarıyı artırıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, tüp bebek tedavisi konusunda yanlış bilinenler ve güncel tedavi uygulamaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>İşte tüp bebek tedavisi ile ilgili 10 yanlış inanış:</strong></p>
<p><strong>1. “Tüp bebek tedavisi mutlaka adetin 2–3. gününde başlar”</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavisine kadınlarda mutlaka adet döneminin 2 ya da 3’üncü gününde başlanması yıllardır süregelen bir uygulamaydı. Bu bilgi halen çok yaygındır ve pek çok çift bu takvime göre planlama gerektiğini düşünmektedir. Ancak artık tedavi tek bir zaman dilimine bağlı kalınarak yapılmamaktadır. Günümüz tüp bebek uygulamalarında yumurtalık durumu, hormonal yanıt ve kişiye özel faktörler değerlendirilerek tedavi farklı döngü dönemlerinde başlatılabilmektedir. Random-start IVF<strong> </strong>protokolü de denilen bu uygulama; düşük yumurta rezervi, kanser öyküsü, polikistik over sendromu gibi zamanla yarışın önemli olduğu hastalarda büyük avantaj sağlamaktadır. </p>
<p><strong>2. “Tek embriyo başarı ihtimalini düşürür”</strong></p>
<p>Bebek sahibi olmak isteyen çiftlerde tedavi ile elde edilen embriyo sayısının düşük olması eşleri umutsuzluğa düşürebilmektedir. Ancak “Ne kadar çok embriyo, o kadar yüksek başarı” inanışı artık geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Tedavide başarıyı belirleyen en önemli faktör embriyonun genetik sağlığıdır. Günümüzde PGT-A gibi genetik tarama yöntemleri, embriyoların kromozomal yapısını inceleyerek hangi embriyonun sağlıklı olduğunu gösterebilmektedir. Dolayısıyla tek, ama kaliteli bir embriyo; birden fazla düşük kaliteli embriyodan çok daha yüksek başarı sağlayabilmektedir.</p>
<p><strong>3. “Embriyo transferinden sonra kalkmadan yatmak gerekir”</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavi sürecinde kadınların embriyo transferi sonrası uzun süre yatak istirahatine alınması yakın bir zamana kadar yaygın bir uygulamaydı. Ancak yıllar içinde yapılan bilimsel çalışmalar, bunun gebelik oranlarını artırmadığını ortaya koydu. Burada öncelikle embriyonun rahme tutunma sürecinin hareket etmekle bozulacak kadar hassas bir mekanizma olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Rahim kas yapısı embriyoyu koruyan ve sabitleyen güçlü bir yapıya sahiptir. Uzun süre yatmak ise tam aksine kişiyi strese sokabilir, anksiyeteyi artırabilir, kan dolaşımını yavaşlatabilir, dolayısıyla sürece olumsuz etki edebilmektedir. Günümüzde embriyo transferi sonrası normal günlük rutinlere dönülmesi önerilmektedir. Kişi iş ve sosyal yaşamına devam etmeli, bu süreci sağlıklı ve keyifli bir şekilde geçirmeye dikkat etmelidir. </p>
<p><strong>4. “Yapay zekâ tüp bebekte sadece görüntü işlemek için kullanılır”</strong></p>
<p>Yapay zekâ artık tüp bebek alanında çok daha aktif bir rol oynamaktadır. Embriyo gelişim süreci, zaman atlamalı görüntüleme sistemleriyle saniye saniye kaydedilmektedir. Bu görüntüler yapay zekâ algoritmaları tarafından analiz edilmekte ve embriyonun gelişim modeli, tutunma ihtimali ve genetik normalliği üzerine öngörüde bulunulabilmektedir. Yapay zeka sistemleri, embriyonun hücre bölünme hızından şekil bütünlüğüne kadar birçok veriyi saniyeler içinde değerlendirerek tutunma ihtimali en yüksek embriyoyu belirler. Bu sayede embriyo seçimi sadece gözle değil, veriye dayalı olarak yapılabilmektedir. Bu da başarı şansını artıran çok önemli bir adımdır.</p>
<p><strong>5. “Pıhtılaşma sorunu sadece gebeliğin ileri dönemlerinde önemlidir”</strong></p>
<p>Trombofili yani pıhtılaşma sorunu sadece gebelik ilerledikçe önem kazanan bir durum değildir. Trombofili tüp bebek tedavisinde embriyonun tutunmasını zorlaştırabilir. Rahim içi kan dolaşımı bozulduğunda gebelik şansı azalır. Tekrarlayan düşük, tekrarlayan başarısız deneme<strong> </strong>veya aile öyküsü gibi durumlarda doktorun bu konuyu değerlendirmesi önemlidir. Pratik kan testleriyle bu durum saptanabilir ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilir</p>
<p><strong>6. “İleri yaşta yumurta toplama anne olma şansını azaltır”</strong></p>
<p>Kadın yaşı, yumurta sayısı ve kalitesini etkileyebilmektedir. Ancak günümüzde hormon dozlarının kişiye göre ayarlanabildiği, kişiselleştirilmiş tedavi protokolleri sayesinde ileri yaşta da başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Ayrıca bazı kadınlarda 40 yaş sonrası bile biyolojik rezerv beklenenden iyi olabilmektedir. Bilim artık yaş sınırının değil, kişisel değerlendirmenin kıymetli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle ileri yaşta da olsa bebek hayali olan çiftlerin mutlaka bu konuda deneyimli uzmanlar tarafından değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>7. “Dondurulmuş embriyo taze embriyo kadar kaliteli değil”</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavisine başvuran pek çok çift embriyoların dondurulmadan hemen transfer edilmesi durumunda daha çabuk bebek sahibi olabileceklerini düşünmektedir. Ancak araştırmalar, dondurulmuş embriyo transferi sonuçlarının taze transfer kadar başarılı olduğunu, hatta bazı durumlarda daha iyi sonuç verdiğini göstermektedir. Modern vitrifikasyon yöntemi sayesinde embriyolar çok hızlı ve zarar görmeden dondurulup saklanabilmekte ve en uygun zamanda sağlıklı bir sonuç için transfer edilmektedir. </p>
<p><strong>8. “Genetik hastalık taşımıyorsam embriyo genetiğine baktırmama gerek yok”</strong></p>
<p>Pek çok kişi genetik embriyolarda genetik taramanın sadece kalıtsal hastalıklar için yapıldığını sanmaktadır. Oysa embriyolardaki kromozomal hataların büyük bölümü anne-babadan geçmemekte; yumurta ve spermin birleşmesi sırasında rastlantısal olarak oluşmaktadır. Bu nedenle belirli durumlarda genetik tarama yapılması, tedavi sürecini daha doğru yönlendirmektedir.</p>
<p><strong>9. “Tüp bebek başarısızlığının tek nedeni strestir”</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavi sürecinin seyrinde stres önemli bir faktördür ancak tek başına belirleyici özelliğe sahip değildir. Rahim hazırlığı, embriyo kalitesi, hormonal yanıt ve kişiye özel tedavi planlamasının tüp bebek tedavisinin başarısı ve sağlıklı bir gebelik için çok daha güçlü etkileri bulunmaktadır. Bu süreçte çiftler için stres kontrolü gereklidir fakat “başarı tamamen strese bağlı” anlayışı doğru değildir.</p>
<p><strong>10. Tüp bebek tedavisinde tek amaç çok embriyo elde etmektir?”</strong></p>
<p>Bu düşünce de geçmişte kalmış bir bakış açısının uzantısıdır. Günümüzde tüp bebek tedavisinde hedef çok embriyo üretmek değil; en doğru embriyoyu belirlemektir. Yüksek embriyo sayısı her zaman yüksek başarı anlamına gelmez. Tedavide önemli olan genetik potansiyeli yüksek embriyonun doğru zamanda rahimle buluşmasıdır.</p>
<p>Tüp bebek tedavisinin artık standart kalıplarla ilerleyen bir süreç olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Her çift farklıdır ve başarı şansı, doğru değerlendirme, güncel bilgi ve kişiye özel yaklaşımla artırılmakta, modern uygulamalarla çok sayıda çift bebek hayallerine kavuşmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-dogru-bilinen-10-yanlisa-dikkat-597794">Tüp Bebekte Doğru Bilinen 10 Yanlışa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar mikroplarla doğal yollarla tanışmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-mikroplarla-dogal-yollarla-tanismali-595956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplarla]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanışmalı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yollarla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz çocukları steril yaşam, ekran karşısında uzun zaman geçirme, hareketsizlik ve yetersiz beslenme gibi nedenlerle, bağışıklığı güçlendiren doğal uyaranlarla geçmişe göre daha az karşılaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-mikroplarla-dogal-yollarla-tanismali-595956">Çocuklar mikroplarla doğal yollarla tanışmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüz çocukları steril yaşam, ekran karşısında uzun zaman geçirme, hareketsizlik ve yetersiz beslenme gibi nedenlerle, bağışıklığı güçlendiren doğal uyaranlarla geçmişe göre daha az karşılaşıyor. Geçmişten günümüze zayıflayan bağışıklık sisteminin nedenlerinin, anne karnındaki döneme kadar inebildiğini ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer, “Annenin beslenmesi, çevresel faktörler, doğum şekli ve mikrobiyota savunma sistemini doğrudan etkiliyor. Çocuklar artık toprak ve doğayla daha az temas ediyor. Bu nedenle daha sık hastalanan ve alerjilere daha yatkın bir kuşak görüyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Alfa ve Z kuşağının doğdukları andan itibaren birçok riskle karşılaştığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer, “Sezaryen doğum, bebeklerin doğum kanalından geçerken alacağı faydalı bakterileri azaltabiliyor. Aynı şekilde anne sütü ile beslenme süresinin kısalması, antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, doğayla temasın azalması ve sosyal izolasyon da bağışıklık sistemini zayıflatan temel faktörler arasında” dedi.</p>
<p>Mikrobiyotanın bu noktada önemli bir rol oynadığını vurgulayan Uzm. Dr. Gözer, “Bağırsaklarda yaşayan yararlı mikroorganizmalar bağışıklığın ve metabolizmanın sağlıklı çalışması için kritik öneme sahip. Buradaki denge bozulduğunda enfeksiyonlara ve iltihabi hastalıklara yatkınlık artıyor” diye ekledi.</p>
<p><strong>Aşırı dezenfeksiyon iyi değil</strong></p>
<p>Endüstriyel beslenmenin çocuklarda bağışıklığı belirgin şekilde zayıflattığını belirten Uzm. Dr. Gözer, “Günümüzde çocukların günlük beslenmesinde işlenmiş ve katkı maddeli gıdalar büyük yer tutuyor. Yüksek şeker, trans yağ ve katkı maddeleri bağırsak mikrobiyotasını bozuyor ve bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasını engelliyor. Lif, probiyotik ve prebiyotikten yoksun beslenme, enfeksiyonlara ve alerjilere zemin hazırlıyor. Öte yandan aşırı steril yaşam da çocukların mikroplarla doğal yollarla karşılaşmasını engelliyor. Sürekli dezenfekte edilen ortamlar ve kısıtlı dış mekân oyunları, bağışıklık sisteminin doğru şekilde eğitilmesini zorlaştırıyor ve alerjik hastalıkların daha sık görülmesine yol açabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Çocukların ekran süresi sınırlandırılmalı</strong></p>
<p>Ekran sürelerinin de çocuklarda bağışıklığı etkilediğini paylaşan Gözer, “Z kuşağı çok erken yaşlardan itibaren telefon, tablet ve televizyon gibi ekranlara uzun süre maruz kalıyor. Ekranlardan yayılan mavi ışık, uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını baskılıyor ve gece uykusunu bozuyor. Oysa bağışıklık sistemi uykuda kendini yeniliyor. Yetersiz uyku ise enfeksiyonlara karşı direnci düşürüyor. Buna hareketsizlik ve sosyal izolasyon da eklendiğinde çocukların bağışıklık sağlığı ciddi şekilde zayıflayabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sağlıklı bağışıklığın temeli evde atılıyor</strong></p>
<p>Bağışıklığın güçlendirilmesinde en büyük sorumluluğun ebeveynlerde olduğunun altını çizen Gözer, “Çocuklar en çok anne ve babalarını örnek alıyor. Bu nedenle sağlıklı yaşam alışkanlıklarını ebeveynlerin bizzat uygulaması çok önemli. Dengeli ve doğal beslenmek, mevsiminde evde pişen yemekleri tercih etmek, yaşa uygun uyku düzeni sağlamak, çocukları hareket etmeye teşvik etmek ve doğayla temas etmelerine imkân tanımak gibi alışkanlıklar oldukça faydalı. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak ve çocukları aşırı steril değil dengeli hijyen koşullarında büyütmek de vücudun savunma mekanizmasının doğal yollarla güçlenmesine katkı sağlar” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-mikroplarla-dogal-yollarla-tanismali-595956">Çocuklar mikroplarla doğal yollarla tanışmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal kumar gençliği tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanal-kumar-gencligi-tehdit-ediyor-595110</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 08:09:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bal]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gençliği]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Kumar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, gençler arasında yaygınlaşan sanal kumar bağımlılığını değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-kumar-gencligi-tehdit-ediyor-595110">Sanal kumar gençliği tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, gençler arasında yaygınlaşan sanal kumar bağımlılığını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Renkli oyunlar sanal kumar tuzağına dönüşüyor</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin getirdiği kolay erişim ve akranlar arasında popülerliğin sanal kumar bağımlılığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, özellikle gençler arasında yaygınlaşan, renkli ve eğlenceli arayüzlere sahip bazı mobil uygulamaların, aslında bahis sistemi üzerine kurulu sanal kumar tuzağı olduğunu ifade etti.</p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bu tarz oyunların başlangıçta eğlence vaat ettiğini, ancak hızlıca kontrol kaybına dönüştüğünü belirterek, “Renkli şekerleri eşleştirme ya da farklı kombinasyonlar yapmaya dayanan ve üzerine bahis konulan oyunlar, şans oyunu gibi görünse de neden olduğu maddi kayıplar ve sorunlar nedeniyle sanal kumar bağımlılığını akla getiriyor. Bu oyunlar, beyinde dopamin salgısını artırarak ‘haz’ duygusunu tetikliyor. Üstelik bu haz arayışı sadece oyunda uzun süre vakit geçirmekle sınırlı kalmıyor; birçok kişi oyuna para yatırarak bu süreci daha da artırıyor.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Kaybettiklerini kazanma hırsı ve akran popülerliği</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, sanal kumarın gençleri çeken en büyük faktörlerinden birinin, kazanma ve kaybetme arasındaki heyecan döngüsü olduğunu, bu döngünün, kayıplar yaşandıkça &#8220;Kaybettiklerimi tekrar kazanmalıyım&#8221; hedefine dönüştüğünü ve bağımlılığın derinleştiğini kaydederek, “Kazanma ve kaybetme arasındaki hızlı değişimler heyecan verse de, zamanla yaşanan kayıplar kişide ‘Kaybettiklerimi geri almalıyım’ düşüncesini doğurarak yeni bir hedef yaratıyor. Gençlerin bu oyunlara ilgisini canlı tutan bir diğer unsur ise akranları arasında popüler olması. Sosyal çevre, gençleri arkadaş grubuna uyum sağlamak ve dışlanmamak için benzer deneyimleri yaşamaya yönlendiriyor.” dedi.</p>
<p>Ailelerin çocuklarının dijital araçlarla geçirdiği zamanı değil, bu davranışın neden olduğu sorunları takip etmesi gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Sanal kumar bağımlılığı geliştiğinde, bireyin akademik, sosyal ve ailevi işlevselliği zayıflıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Aileler için dikkat çeken belirtiler neler?</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, ailelerin gözlemlemesi gereken kritik belirtileri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Oyuna yatırılan bahisler nedeniyle kontrolsüz para harcamalarının görülmesi ve sık sık ihtiyaç dışı para talep edilmesi ilk dikkat çeken işaretlerdir. Teknolojik cihazlarda geçirilen sürenin yaş grubuna önerilen sınırların üzerine çıkması, bu dengenin bozulmasıyla birlikte akademik başarının düşmesi, okulda devamsızlıkların artması ve kişinin keyif aldığı aktivitelerden uzaklaşması gibi değişiklikler ise sağlıklı iletişim kurulan bir aile tarafından genellikle fark edilebilir. Ayrıca bireyin aile ortamında daha az bulunması, evde olsa bile zihninin sürekli oyunda olması, engellendiğini düşündüğü anlarda öfke, tahammülsüzlük gibi tepkiler göstermesi de bir sorunun varlığına işaret eder.”</p>
<p><strong>Bağımlılık gelişince yalan ve gizleme ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Kumar bağımlılığı yerleştiğinde, bireylerin utanç ve suçluluk duygularının yanı sıra, oyuna devam edebilmek amacıyla yalan söyleme ve gerçeği saklama davranışları sergilediğini belirten Sedef Koç Bal, bu aşamada profesyonel destek almanın zorunlu olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sedef Koç Bal, sağlıklı sınırların önemini ve tedavi sürecinin kapsamını şu sözlerle anlattı:</p>
<p>“Çocuğun gelişim dönemine uygun bir yaklaşımla, açık ve sağlıklı iletişim kurulması önemlidir. Dijital dünyanın oluşturduğu riskler anlatılırken, çocuğun duygu ve düşünceleri ile bireysel ihtiyaçları mutlaka dikkate alınmalıdır. Tedavi sürecinin amacı yalnızca oyuna erişimi kısıtlamak değildir; davranışın altında yatan nedenleri değerlendirmek, gerekli görüldüğünde ilaç desteğine başvurmak, riskleri ve koruyucu önlemleri belirlemek, etkili baş etme yöntemleri geliştirmek ve finansal yönetim planı oluşturmak gibi kapsamlı bir süreç hedeflenir. Bu süreçte aile desteği kritik rol oynar; ancak bu destek, sınırsız maddi yardım sağlamak ya da ortaya çıkan borçları kapatmak olarak anlaşılmamalıdır. Ailenin görevi, yapıcı sınırlar koymak, doğru iletişim kurmak ve tedavi sürecini güçlendirmektir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-kumar-gencligi-tehdit-ediyor-595110">Sanal kumar gençliği tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik ilaçlar uzman kontrolüyle daha güvenli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-uzman-kontroluyle-daha-guvenli-594013</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 14:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolüyle]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, psikiyatrik ilaçların doğru kullanımının önemi, yan etkileri, takip süreçleri ve tedavi sürecindeki rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-uzman-kontroluyle-daha-guvenli-594013">Psikiyatrik ilaçlar uzman kontrolüyle daha güvenli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, psikiyatrik ilaçların doğru kullanımının önemi, yan etkileri, takip süreçleri ve tedavi sürecindeki rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar yalnızca uzman reçetesi ile kullanılmalı!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların, doğru tanı ve uygun takip süreçleri ile kullanıldığında birçok ruhsal hastalığın tedavisinde son derece etkili olabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Ancak her ilaçta olduğu gibi bu ilaçların da yan etkileri, ilaç reaksiyonları ve kişisel farklılıklara bağlı beklenmedik etkileri görülebilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle psikiyatrik ilaçların mutlaka bir psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilip reçete edilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu, “Psikiyatrik bir ilaç kullanmaya ihtiyaç olduğunu düşünen kişinin ilk adımı, bir psikiyatri uzmanına başvurarak kapsamlı bir değerlendirmeden geçmek olmalı. Muayene sonucunda gerekli görülürse hekiminiz, tanıya uygun ilacı belirleyip tedaviye başlayacaktır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçların düzenli kullanımı ve takip muayeneleri tedavi sürecinde çok önemli! </strong></p>
<p>İlaç kullanımı sırasında hem olumlu etkilerin hem de ilk günlerde ortaya çıkabilecek yan etkilerin hekim tarafından yakından izlendiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Tolerasyon güçlüğü yaratan bir yan etkiyle karşılaşıldığında, doktora haber vermek ve gerekirse doz ayarlaması ya da ilaç değişimi yapmak gerekir.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçların olumlu etkilerinin genellikle birkaç hafta içinde ortaya çıkmaya başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu şöyle devam etti:</p>
<p>“Tedavi sürecinde sabırlı olmak, ilacın önerilen süre boyunca düzenli kullanılması ve takip muayenelerine gidilmesi çok önemlidir. Bu değerlendirmelerde ilaç etkinliği, yan etkiler ve tedavide izlenecek yeni yol haritası belirlenir. Psikiyatrik ilaçların bilinen yan etkileri vardır ve hekiminiz bu konuda sizi bilgilendirir. Tedavi başladıktan sonra görülebilecek yan etkilerin izlenmesi önemli. İlacın sağladığı tedavi faydası ile yan etkiler birlikte değerlendirilmeli, gerekirse doz azaltımı veya ilaç değişimi planlanmalı. Birden fazla ilaç kullanan hastalarda ise, yeni başlayacak ilacın mevcut ilaçlarla etkileşimi mutlaka göz önünde bulundurulur. Gerekirse ilaç düzeyi ölçümleri yapılarak daha güvenli bir kombinasyon oluşturulur.”</p>
<p><strong>Bireylerin genetik yapıları ilaca verilen yanıtı etkileyebiliyor!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçlarda doz ayarlamasının, uluslararası literatürdeki tedavi etkin dozlar ve hastanın klinik özellikleri dikkate alınarak yapıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Bunun yanında günümüzde bireylerin genetik yapılarının ilaca verdikleri yanıtı etkileyebileceği biliniyor.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle gerektiğinde ilaç kan düzeyi ölçümleri ve farmakogenetik testler kullanılarak daha kişiye özel ve güvenli bir tedavi planı oluşturulabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu, bu yöntemlerin, beklenmeyen yan etkilerin açıklanmasında da yol gösterici olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Hastalığın türüne ve kişinin ihtiyaçlarına göre ek tedavi yöntemleri de sürece dahil edilir!</strong></p>
<p>Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde ilaçların çoğu zaman tek başına yeterli olmayabileceğine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Hastalığın türüne ve kişinin ihtiyaçlarına göre ek tedavi yöntemleri de sürece dahil edilir. Depresyon, kaygı bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk ve psikotik bozukluklarda psikoterapi önemli bir destek sağlar. Bunun yanı sıra aile ve hasta psiko-eğitimi, sosyal destek çalışmaları tedavinin etkisini artıran unsurlar arasındadır. Çocuk ve ergenlerde ise ergoterapi, dil ve konuşma terapisi ile eğitimsel destekler büyük rol oynar. İlaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda biyolojik tedavilerden yararlanılır; Manyetik Uyarım Tedavisi (TMS) ve daha ciddi klinik tablolar için uygulanan Elektrokonvülsif Terapi (EKT) bu yöntemlerin başında gelir.”</p>
<p><strong>Kontrollü kullanıldığında tedavi edici ilaçlar bağımlılık oluşturmaz!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların bağımlılık yapıp yapmadığı sorusunu değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Semra Baripoğlu, “Toplumda psikiyatrik ilaçların bağımlılık yaptığına dair yaygın bir kaygı bulunuyor. Ancak bağımlılık yapıcı ilaçlar belirli gruplarla sınırlıdır ve kontrollü kullanıldığında tedavi edici ilaçlar bağımlılık oluşturmaz.” dedi.</p>
<p>Buna rağmen bazı ilaçların kontrolsüz, kulaktan dolma bilgilerle veya reçetesiz şekilde temin edilip uzun süre kullanıldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Baripoğlu, “Bu durum ciddi riskler doğurur. Bu nedenle ilaçlar kesinlikle doktor reçetesi ile alınmalı, tanıdık tavsiyesi ile ilaç başlanmamalı, tedavi süresi ve doz yalnızca hekim tarafından belirlenmelidir. Bağımlılık potansiyeli olan ilaçlarla ilgili gerekli tüm uyarılar ve kullanım kuralları hekim tarafından açıkça belirtilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-uzman-kontroluyle-daha-guvenli-594013">Psikiyatrik ilaçlar uzman kontrolüyle daha güvenli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canik&#8217;te Yeni Yol Açıldı: 1 Buçuk Saatlik Mesafe 30 Dakikaya Düştü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/canikte-yeni-yol-acildi-1-bucuk-saatlik-mesafe-30-dakikaya-dustu-592866</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 13:12:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[açıldı]]></category>
		<category><![CDATA[buçuk]]></category>
		<category><![CDATA[canik]]></category>
		<category><![CDATA[geçiş]]></category>
		<category><![CDATA[ilçeler]]></category>
		<category><![CDATA[mahallesi]]></category>
		<category><![CDATA[saatlik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilpınar]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, Yeşilpınar Mahallesi’nde açtıkları yeni bağlantı yoluyla Canik, Asarcık, Tekkeköy ve Kavak ilçeleri arası yaklaşık 1 saat 30 dakika süren transit geçişleri 30 dakikaya düşürdüklerini ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikte-yeni-yol-acildi-1-bucuk-saatlik-mesafe-30-dakikaya-dustu-592866">Canik&#8217;te Yeni Yol Açıldı: 1 Buçuk Saatlik Mesafe 30 Dakikaya Düştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, Yeşilpınar Mahallesi’nde açtıkları yeni bağlantı yoluyla Canik, Asarcık, Tekkeköy ve Kavak ilçeleri arası yaklaşık 1 saat 30 dakika süren transit geçişleri 30 dakikaya düşürdüklerini ifade etti. </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, yeni yatırımlarla ulaşım atağını sürdürdüklerini söyledi. Yeni yollar açarak ilçenin ulaşım ağını güçlendirmeye devam ettiklerini kaydeden Başkan İbrahim Sandıkçı, Canik ilçesi Yeşilpınar Mahallesi ile Tekkeköy ilçesinin Çayırçökek Mahallesi Tombullar Mevki arasında açtıkları yeni yolla Canik, Asarcık, Tekkeköy ve Kavak ilçeleri arasında alternatif güzergâhlarla yaklaşık 1 saat 30 dakika süren transit geçiş mesafesini, 30 dakikaya düşürdüklerini söyledi. Canik&#8217;te ulaşım hamlelerine yenilerini eklemeyi sürdürdüklerini ifade eden Başkan İbrahim Sandıkçı, &#8220;Canik&#8217;imize yeni yollar kazandırıyor, ulaşım seferberliğimize güçlü bir şekilde devam ediyoruz&#8221; dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Bir Proje Daha Hayata Geçti </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Vatandaşların ilçeler arası 1 saat 30 dakikayı bulan transit geçişlerini 30 dakikaya düşürdüklerini dile getiren Başkan İbrahim Sandıkçı, &#8220;Canik&#8217;imizde ulaşım atağımızı sürdürüyoruz. Ulaşım ağımızı yeni yollarla güçlendiriyor, vatandaşlarımızın ulaşım mesafelerini kısaltıyoruz. Yeşilpınar Mahallemizde açtığımız yeni yolla vatandaşlarımızın ilçeler arası geçişlerini daha kolay bir hale getirdik. Diğer alternatif güzergâhlardan ilçeler arası ana bağlantı yoluna yaklaşık 1 saat 30 dakikada ulaşan vatandaşlarımızın, Yeşilpınar Mahallemize kazandırdığımız yeni yolla bu mesafeyi gidiş ve geliş sürecini yaklaşık 30 dakikaya kadar düşürdük. Alternatif güzergâhlar üzerinden yaklaşık 1 saat 30 dakika süren Canik, Asarcık, Tekkeköy ve Kavak ilçeleri bağlantı yoluna transit geçişleri, Yeşilpınar Mahallemizde açtığımız yeni yolla daha kolay bir hale getirdik&#8221; diye konuştu. Başkan İbrahim Sandıkçı, Yeşilpınar Mahallesi’nde açtıkları ve vatandaşların ulaşımlarını kolay hale getirdikleri yeni yolun genişliğinin yaklaşık 10 metre olduğunu, yolun üstyapı ve çevre düzenleme çalışmalarını da kısa süre içerisinde tamamlayacaklarını sözlerine ekledi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Vatandaşlardan Büyük Alkış </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Başkan İbrahim Sandıkçı, sözlerinin devamında ilçeye güvenli ve konforlu yollar kazandırmaya devam edeceklerini vurguladı. Bölge sakinleri, Yeşilpınar Mahallesi&#8217;ne açılan yeni yolla ulaşımın daha kolay bir hale geldiğini ifade ederek, ilçede sürdürdüğü ulaşım seferberliğinden ve insan odaklı çalışmalarından dolayı Başkan Sandıkçı&#8217;ya teşekkür etti.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikte-yeni-yol-acildi-1-bucuk-saatlik-mesafe-30-dakikaya-dustu-592866">Canik&#8217;te Yeni Yol Açıldı: 1 Buçuk Saatlik Mesafe 30 Dakikaya Düştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekran bağımlılığı ağız sağlığını tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekran-bagimliligi-agiz-sagligini-tehdit-ediyor-592863</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 13:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[artması]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, dijital bağımlılığın özellikle gençlerde ağız sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine değindi ve küçük günlük önlemlerle bu etkilerin nasıl azaltılabileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekran-bagimliligi-agiz-sagligini-tehdit-ediyor-592863">Ekran bağımlılığı ağız sağlığını tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, dijital bağımlılığın özellikle gençlerde ağız sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine değindi ve küçük günlük önlemlerle bu etkilerin nasıl azaltılabileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uzun süre ekran başında kalındığında diş fırçalamak unutulabiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde ekran karşısında geçirilen sürenin artmasının, ağız sağlığı açısından da önemli olduğunu dile getiren Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Özellikle gençler arasında dijital bağımlılığın yaygınlaşmasıyla birlikte ağız sağlığı da doğrudan etkilenmeye başladı.” dedi.</p>
<p>Ekran süresinin tek başına çürük ya da periodontal hastalık oluşturmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Fakat beraberinde getirdiği yaşam tarzı değişiklikleri ağız sağlığını belirgin şekilde bozabiliyor. Uzun süre ekran başında kalındığında en sık görülen durum, bireyin günlük rutinlerini aksatması oluyor. Özellikle ergenlerde ve genç erişkinlerde, telefon veya bilgisayara dalındığında diş fırçalama kolayca atlanabiliyor, ertelenebiliyor ya da tamamen unutuluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gece telefon kullanımı diş eti iltihabını artırabiliyor</strong></p>
<p>Ekran başında geçirilen sürenin çoğu zaman atıştırmalık tüketimiyle birleştiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Genellikle şekerli içecekler, çikolata, cips gibi kuru ve yapışkan gıdalar daha fazla tüketiliyor. Yeme sonrası ağız bakımı yapılmadığı için de bu durum çürük riskini ciddi şekilde artırıyor.” dedi.</p>
<p>Bir diğer önemli etkinin uyku düzeninin bozulması olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Bahar, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle gece telefon kullanımının artması melatonin üretimini etkiliyor, uyku kalitesini düşürüyor. Kalitesiz uyku ise hem bağışıklığı zayıflatıyor hem de periodontal  dokularda inflamasyonu (diş eti iltihabı) artırabilecek hormonal değişikliklere yol açabiliyor. Buna ek olarak, uzun süre aynı pozisyonda ekrana bakmak boyun ve çene kaslarında gerginlik yaratarak ve çene ekleminde (tempromndibular-TME ) sorunlarını tetikleyebiliyor.”</p>
<p><strong>Ekran süresinin artmasıyla, ağız hijyeni bozuluyor ve çürük oranları yükseliyor!</strong></p>
<p>Beslenme düzeninin de dijital bağımlılığın en çok bozduğu alanlardan biri olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Dijital platformlara dalmış bireylerde öğün atlama, gece geç saatlerde yemek yeme, şekerli içecek tüketiminin artması gibi davranışlar daha sık görülüyor.” dedi.</p>
<p>Bu yaşam tarzı bozukluklarının, çürük oluşumunu artırdığının birçok çalışmayla gösterilmiş durumda olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Son yıllarda gençlerin ekran süresinin belirgin şekilde artmasıyla birlikte ağız hijyeni davranışlarındaki bozulmanın ve çürük oranlarının yükseldiğine dair bulgular da giderek güçleniyor. Özellikle ergenlerde internet bağımlılığı oranlarının yüzde 15–30 arasında değiştiği bildiriliyor ve bu grubun ağız sağlığı davranışları, ekran süresi düşük olanlara göre belirgin şekilde daha zayıf.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijitali tamamen bırakmaya gerek yok; küçük günlük düzenlemeler bile çok etkili!</strong></p>
<p>Risk grubundakilerin ağız sağlığını korumalarının mümkün olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Öncelikle dijital kullanımın tamamen bırakılması gerekmiyor; ancak günlük rutinde bazı küçük düzenlemeler oldukça etkili oluyor.” dedi.</p>
<p>Yapılabilecek düzenlemeler hakkında önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yemeklerden sonra telefon/tablet kullanılmadan önce kısa bir fırçalama rutini oluşturmak, ekran başında geçirilen sürede şekerli içecek ve atıştırmalıkları sınırlandırmak, su tüketimini artırmak, gece telefon kullanımını azaltmak ve uyku düzenini toparlamak ağız sağlığı üzerinde çok olumlu sonuçlar doğuruyor. Hatta dijital teknolojinin olumlu yönlerinden yararlanmak da mümkün. Fırçalama süresini takip eden uygulamalar, AI destekli diş fırçaları ve teledentistry gibi araçlar ağız bakımını destekleyebiliyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekran-bagimliligi-agiz-sagligini-tehdit-ediyor-592863">Ekran bağımlılığı ağız sağlığını tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şikayetvar: E-cüzdan şikayetleri bir haftada yüzde 186 arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sikayetvar-e-cuzdan-sikayetleri-bir-haftada-yuzde-186-artti-592513</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 09:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[186]]></category>
		<category><![CDATA[arttı]]></category>
		<category><![CDATA[banka]]></category>
		<category><![CDATA[e-cüzdan]]></category>
		<category><![CDATA[haftada]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[iade]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetvar]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592513</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şikayetvar, son dönemde en çok konuşulan sektörlerden biri olan e-cüzdan ve elektronik bankacılık uygulamalarıyla ilgili verilerini paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sikayetvar-e-cuzdan-sikayetleri-bir-haftada-yuzde-186-artti-592513">Şikayetvar: E-cüzdan şikayetleri bir haftada yüzde 186 arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şikayetvar, son dönemde en çok konuşulan sektörlerden biri olan e-cüzdan ve elektronik bankacılık uygulamalarıyla ilgili verilerini paylaştı. Yapılan açıklamaya göre e-cüzdan şikayetleri son bir haftada yüzde 186 arttı. En çok şikayet edilen konularsa para çekip yatırmada yaşanan sorunlar, hesap blokeleri ve iade ve geri ödeme olarak sıralandı.</strong></p>
<p>Çözüm platformu Şikayetvar, e-cüzdan-elektronik para uygulamalarını inceledi. Platform tarafından yapılan açıklamaya göre son bir haftada e-cüzdan-elektronik para uygulamaları şikayetleri yüzde 186 artış gösterdi. Sektörün yıllık şikayet artış oranıysa yüzde 9 olarak kaydedildi. 2024’te 59 bin 395 olan şikayet sayısı 63 bin 774 şikayete yükseldi. Açıklanan verilere göre sektör özelinde ziyaretçi sayısı da artış gösterdi. Son bir haftada yüzde 153 artan ziyaretçi sayısı 64 bin 188’den 153 bin 554’e çıktı.</p>
<p><strong>Şikayetvar verilerine göre e-cüzdanlarla (elektronik para uygulamaları) ilgili en çok çözüm bekleyen konular şöyle sıralandı:</strong></p>
<p><strong>İşlem ve Bakiye Yönetimi Sorunları:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Para yatırma gecikmeleri</strong>: Yatırılan tutarların hesaba geç yansıması.</li>
<li><strong>Para çekme problemleri:</strong> Hesaptaki bakiyeye erişememe veya çekim işlemlerinin başarısız olması.</li>
<li><strong>Havale/EFT gecikmeleri:</strong> Bankacılık tarafında transferlerin geç gerçekleşmesi.</li>
<li><strong>ATM kaynaklı sorunlar:</strong> Para sıkışması, eksik verme gibi fiziksel işlem problemleri.</li>
<li><strong>Kredi kartı / hesap ekstresi uyumsuzlukları:</strong> Yanlış borçlandırma ve hesap hareketi hataları.</li>
</ul>
<p><strong>Hesap Güvenliği ve Yetkisiz İşlemler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Hesap blokeleri:</strong> Şüpheli işlem gerekçesiyle hesapların dondurulması.</li>
<li><strong>Yetkisiz işlem iddiaları:</strong> Kullanıcı izni olmadan para çekilmesi veya hareket yapılması.</li>
<li><strong>Dolandırıcılık vakaları:</strong> Özellikle sosyal mühendislik saldırıları ve kimlik avı yöntemleri.</li>
<li><strong>Güvenlik açıkları ve kimlik doğrulama sorunları:</strong> Yetersiz güvenlik önlemleri veya doğrulama adımlarında yaşanan problemler.</li>
</ul>
<p><strong>İade, Geri Ödeme ve Kesinti Problemleri</strong></p>
<ul>
<li><strong>İade süreçlerinin başarısız olması:</strong> Yanlış veya tamamlanamayan işlemlerin geri ödenmemesi.</li>
<li><strong>Komisyon ve kesintiler:</strong> Beklenmedik ücretler, yüksek komisyon oranları ve açıklaması yapılmayan kesintiler.</li>
</ul>
<p><strong>Uygulama, Teknik Altyapı ve Erişim Sorunları</strong></p>
<ul>
<li><strong>Mobil/internet bankacılığına erişim problemleri:</strong> Uygulamaya giriş hataları ve sistem kesintileri.</li>
<li><strong>E-cüzdan uygulamalarında teknik hata ve işlem başarısızlıkları:</strong> Transferlerin veya yükleme işlemlerinin teknik sebeplerle tamamlanamaması.</li>
</ul>
<p><strong>Müşteri Hizmetleri ve İletişim Eksikliği</strong></p>
<ul>
<li><strong>Destek hattına ulaşamama:</strong> Kullanıcıların taleplerine yanıt verilmemesi veya geç dönüş yapılması.</li>
<li><strong>Yetersiz bilgilendirme:</strong> Hesap blokesi, bekleyen işlem veya güvenlik incelemesi gibi durumlarda kullanıcıya net açıklama sağlanmaması.</li>
</ul>
<p><strong>Platforma ulaşan bazı şikayetlerse şöyle sıralandı:</strong></p>
<p><strong>Param e-cüzdan hesabımda kaldı, haftalardır bekletiliyorum</strong></p>
<p>“Bir e-cüzdan uygulamasının kapanması sonucu hesaplarımız donduruldu. Hiçbir şekilde alışveriş, para gönderme veya çekim işlemleri yapılamıyor ve bu nedenle birçok kullanıcı mağdur oldu. Bize bir bilgilendirme yazısı gönderildi ve bu yazıda hesaplarımızdaki paranın bir şekilde geri iade edileceği belirtildi. Fakat bu olaylar birkaç hafta önce gerçekleşti ve hala iademi alamadım. Kullanıcıların çoğu öğrencilerden oluşuyor ve ben de bir öğrenci olarak daha fazla mağdur edilmek istemiyorum. Lütfen en kısa zamanda paramızı geri iade etsinler.”</p>
<p><strong>Kıymetli maden varlıklarımı 3 haftadır çekemiyorum</strong></p>
<p>“E-cüzdan uygulamasındaki altın ve gümüş varlıklarımı kasım ayı boyunca çekmek istedim ancak sürekli ‘kıymetli maden işlemleri durdurulmuştur’ uyarısı alıyorum. Bu durum yaklaşık 3 haftadır devam ediyor ve paraya acil ihtiyacım var. Müşteri hizmetleri yalnızca konuyla ilgilendiklerini söylemekle yetindi, ancak çözüm sunulmadı. Daha önce böyle bir sorun yaşamamıştım. Hesabımdaki kıymetli maden varlıklarımın aciliyetim nedeniyle en kısa sürede hesabıma aktarılmasını talep ediyorum.”</p>
<p><strong>Hesabımdaki 4 bin 600 TL’ye 20 gündür ulaşamıyorum</strong></p>
<p>“Hesabımda bulunan 4 bin 600 TL, yaklaşık 20 gündür tarafıma iade edilmiyor. Bu süre zarfında müşteri hizmetleriyle iletişime geçtiğimde, sürecin kendileri tarafından yönetilmediğini ve bir şey yapamayacaklarını söylediler. Parama acil olarak ihtiyacım var ve mağduriyetimin bir an önce giderilmesini talep ediyorum. Hesabımda bekleyen 4 bin 600 TL’nin en kısa sürede iade edilmesini istiyorum.”</p>
<p><strong>30 bin TL’yi 10 aydır çekemiyorum</strong></p>
<p>“Hesabıma yaklaşık 10 ay önce 30 bin TL yükledim. Ancak bu tutarı banka hesabıma çekmeye çalıştığımda her seferinde ‘ağ hatası’ uyarısı alıyorum ve işlem gerçekleşmiyor. Sorunu hem kendi banka hesabıma hem de farklı banka hesaplarına para çekmeyi deneyerek test ettim, ancak her denememde aynı hatayla karşılaştım. İşlemleri mobil uygulama üzerinden gerçekleştirdim ve herhangi bir ücret ya da kesintiyle karşılaşmadım. Konu hakkında müşteri hizmetleriyle iletişime geçtiğimde, çalışmaların sürdüğü belirtildi fakat 10 aydır herhangi bir çözüm sunulmadı.”</p>
<p><strong>İzinsiz açılan hesap derhal kapatılsın</strong></p>
<p>“Adıma iznim ve bilgim dışında hesap açıldığını e-Devlet üzerinden yeni fark ettim. Hesap açılırken bana ait olmayan  e-posta adresi ve telefon numarası kullanılmış. Bu durumdan dolayı son derece rahatsızım ve mağduriyet yaşadım. Hesabın açılmasıyla ilgili herhangi bir işlem veya para hareketi olup olmadığını bilmiyorum. Elimde kimliğime ve e-Devlet ekran görüntüsüne dair belgeler mevcut. Adıma açılan bu hesabın derhal kapatılmasını, maddi ve manevi olarak oluşabilecek tüm zararların giderilmesini ve konuyla ilgili tarafıma yazılı veya telefonla resmi bir bilgilendirme yapılmasını talep ediyorum.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sikayetvar-e-cuzdan-sikayetleri-bir-haftada-yuzde-186-artti-592513">Şikayetvar: E-cüzdan şikayetleri bir haftada yüzde 186 arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otellerde yapılan ilaçlamalar sağlık açısından büyük riskler taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otellerde-yapilan-ilaclamalar-saglik-acisindan-buyuk-riskler-tasiyor-592418</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açısından]]></category>
		<category><![CDATA[alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlama]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlamalar]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[oteller]]></category>
		<category><![CDATA[otellerde]]></category>
		<category><![CDATA[riskler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592418</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Üyesi, ARGE ve Yenilikçi Politikalar Direktörü Doç. Dr. Müge Ensari Özay, haşerelerle mücadelenin doğru şekilde yapılmaması durumunda ciddi sağlık risklerinin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otellerde-yapilan-ilaclamalar-saglik-acisindan-buyuk-riskler-tasiyor-592418">Otellerde yapılan ilaçlamalar sağlık açısından büyük riskler taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Üyesi, ARGE ve Yenilikçi Politikalar Direktörü Doç. Dr. Müge Ensari Özay, haşerelerle mücadelenin doğru şekilde yapılmaması durumunda ciddi sağlık risklerinin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Oteller haşere ve kemirgenlerin üremesi için ideal ortamlar oluşturuyor…</strong></p>
<p>Otellerin, yoğun insan sirkülasyonunun olduğu, gıda servisinin yapıldığı ve farklı iklim koşullarında sürekli kullanılan alanlar olduğunu bunun da haşere ve kemirgenlerin üremesi için ideal ortamları beraberinde getirdiğini kaydeden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Hamamböceği, tahtakurusu, kemirgen, sinek ve sivrisinek gibi zararlılar yalnızca konforu bozmakla kalmaz; salmonella, escherichia coli, leptospiroz, hantavirüs ve alerjen partiküller gibi halk sağlığını tehdit eden riskleri taşır. Bu nedenle ilaçlama uygulamaları hem gıda güvenliğini hem misafir sağlığını hem de işletmenin yasal yükümlülüklerini korumak için kritik öneme sahiptir. Doğru pestisit kontrol stratejileri, otelleri biyolojik bulaşlardan ve hijyen skandallarından koruyarak işletmenin sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler.” dedi.</p>
<p><strong>Pestisitler kontrollü kullanılmadığında akut ve kronik sağlık riskleri doğurabiliyor</strong></p>
<p>“Otellerde yapılan ilaçlamalar sağlık açısından büyük riskler taşır.” diyen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Pestisitler kontrollü kullanılmadığında akut ve kronik sağlık riskleri doğurabilir. Akut etkiler arasında solunum yolu irritasyonu, göz-kulak-burun yanması, baş ağrısı, mide bulantısı, ciltte kızarıklık veya nörolojik belirtiler bulunur. Kronik maruziyetlerde ise endokrin sistem bozuklukları, bazı kanser türleri, nörotoksik etkiler ve üreme sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar literatürde yer almaktadır. Özellikle kapalı alanlarda yapılan sisleme, fumigasyon veya yüksek hacimli uygulamalar sonrası yüzeylerde pestisit kalıntısı kalabilir ve bu kalıntılar çocuklar, yaşlılar, hamileler ve astım hastaları için daha ciddi riskler yaratır. Yanlış doz, etiket dışı kullanım ve yetersiz havalandırma zehirlenme riskini artıran başlıca faktörlerdir.”</p>
<p><strong>Otel ilaçlamasında İSG açısından dikkat edilmesi gereken kurallar!</strong></p>
<p>Otellerde ilaçlama yapılırken İSG açısından dikkat edilmesi gereken temel kurallar bulunduğuna işaret eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Türkiye’de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre işveren, çalışanlarını kimyasal risklere karşı bilgilendirmek, uygun kişisel koruyucu donanım (maske, gözlük, eldiven, tulum) sağlamak ve güvenlik bilgi formlarını (SDS/MSDS) erişilebilir kılmak zorundadır. Uygulama sırasında yalnızca eğitimli ve yetki belgesine sahip personel çalışmalı, kapalı alanlarda havalandırma sağlanmalı ve alanda yetkisiz kişilerin bulunmasına izin verilmemelidir. Ayrıca risk değerlendirmesi yapılmalı, kullanılan kimyasalların etiket talimatlarına uyulmalı ve tekrar giriş süreleri kayıt altına alınmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tamamı ruhsatlandırılmış ürünler olmak zorunda!</strong></p>
<p>Türkiye’de otellerde ilaçlama ile ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde<strong> </strong>otellerde kullanılan pestisitlerin tamamının, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış halk sağlığı amaçlı ürünler olmak zorunda olduğunu anlatan Doç. Dr. Müge Ensari Özay,  “Halk Sağlığı Alanında Haşere ile Mücadele Usul ve Esasları” ve “Biyosidal Ürünler Yönetmeliği” nin hangi ürünlerin, hangi dozlarda, hangi alanlarda kullanılabileceğini düzenlediğini söyledi ve “Uygulamayı yapan firmaların sorumlu müdür bulundurması, uygulayıcılarının yetki belgesine sahip olması ve yapılan işlemlerin kayıt altına alınması zorunludur. Ayrıca 6331 sayılı İSG Kanunu, kimyasalların kullanımı sırasında işverenin eğitim, bilgilendirme ve koruma yükümlülüklerini belirler. Bu çerçevede oteller hem sağlık hem de mevzuat uyumunu sağlamakla yükümlüdür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Uyarı notu bırakılmalı, uygulama saatleri önceden duyurulmalı!</strong></p>
<p>İlaçlama hizmeti veren firmaların denetiminin, İl ve İlçe Sağlık Müdürlükleri ile Tarım ve Orman Bakanlığı birimleri tarafından yapıldığını da dile getiren Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak sıklık, illere, turizm yoğunluğuna ve şikâyet bildirimlerine göre değişkenlik gösterebilir. Firmaların ruhsat geçerliliği, kullanılan ürünlerin etiket ve ruhsat uygunluğu, uygulayıcı sertifikaları ve kayıt tutma süreçleri düzenli olarak kontrol edilir. Oteller ilaçlama süreçlerinde personel bilgilendirmesi yasal bir zorunluluktur. 6331 sayılı kanun gereği çalışanların maruz kalabileceği kimyasallar hakkında bilgilendirilmesi, eğitim verilmesi ve gerekli koruma ekipmanının sağlanması gerekir. Misafir bilgilendirmesi ise mevzuatta açık bir zorunluluk olarak yer almasa da uluslararası iyi uygulamalarda oda kapısına uyarı notu bırakılması, uygulama saatlerinin önceden duyurulması veya kapatma sürelerinin misafirlere bildirilmesi önerilir.” </p>
<p><strong>En koruyucu yaklaşım 24 saatlik bekleme ve güçlü havalandırma</strong></p>
<p>İlaçlamadan sonra odalar veya ortak alanların kullanım süresinin, kullanılan ürünün türüne ve uygulama metoduna göre değiştiğini de ifade eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Etiket talimatlarında belirtilen ‘tekrar giriş (re-entry)” süresi temel referanstır; bazı yüzey spreylerinde 1–2 saatlik havalandırma yeterliyken sisleme veya fumigasyon gibi yoğun uygulamalarda süre 12–24 saati aşabilir. Oda veya ortak alan tekrar kullanılmadan önce mutlaka havalandırılmalı, temas yüzeyleri temizlenmeli ve gıda hazırlama alanlarında ekstra hijyen sağlanmalıdır. Etiket talimatı net değilse, en koruyucu yaklaşım 24 saatlik bekleme ve güçlü havalandırmadır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otellerde-yapilan-ilaclamalar-saglik-acisindan-buyuk-riskler-tasiyor-592418">Otellerde yapılan ilaçlamalar sağlık açısından büyük riskler taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den Bin Şoföre &#8220;Müşteri Memnuniyeti ve Nezaket&#8221; Eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-bin-sofore-musteri-memnuniyeti-ve-nezaket-egitimi-591580</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 14:52:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[daire]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[Manisa Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[memnuniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[şoföre]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[sürücü]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591580</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, şehir içi toplu taşıma standartlarını en üst seviyeye taşımak ve vatandaş memnuniyetini maksimize etmek için kapsamlı bir eğitim programı başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-bin-sofore-musteri-memnuniyeti-ve-nezaket-egitimi-591580">Büyükşehir&#8217;den Bin Şoföre &#8220;Müşteri Memnuniyeti ve Nezaket&#8221; Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, şehir içi toplu taşıma standartlarını en üst seviyeye taşımak ve vatandaş memnuniyetini maksimize etmek için kapsamlı bir eğitim programı başlattı. Kooperatifler ve MANULAŞ bünyesindeki yaklaşık bin şoför, üç gün sürecek yoğun bir programla hizmet kalitesini artırma odaklı eğitim alıyor.</p>
<p>Manisa’da toplu taşıma hizmetlerinde kaliteyi artırma hedefiyle yola çıkan Manisa Büyükşehir Belediyesi, vatandaşın ilk temas noktası olan toplu ulaşım araç sürücülerine yönelik eğitim programı başlattı. BESOT Konferans Salonu’nda başlayan “Sürücü ve Sürücü Davranışları Eğitimi” programı, Manisa merkez ve ilçelerindeki yaklaşık bin şoförü kapsıyor.</p>
<p>Eğitimlerde; hizmet standartları, etkili iletişim becerileri, trafik kurallarına hassasiyet ve nezaket odaklı sürücü davranışları gibi kritik konular masaya yatırılıyor.</p>
<p>Üç gün sürecek eğitimlerde, Manisa Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanlığı sorumluluğundaki toplu taşıma hizmetlerini yürüten il merkezi ve ilçelerdeki yaklaşık bin şoför, trafik kuralları, vatandaş memnuniyeti, iletişim becerileri ve hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik konularda bilgilendirilecek. Eğitimin ilk gününe, Manisa Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Hüseyin Üstün, MANULAŞ Genel Kurul Başkanı Engin Ermiş, kooperatif başkanları ve çok sayıda sürücü katıldı.</p>
<p><b>“Şikayetlerde Gözle Görülür Azalma Yaşadık”</b></p>
<p>Programın açılışında konuşan Manisa Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Hüseyin Üstün, atılan adımların somut sonuçlarını paylaştı. Üstün, “Merhum Ferdi Başkanımız döneminde başlattığımız ve bir süre ara verdiğimiz bu programı yeniden hayata geçirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Kasım ayı itibarıyla devreye aldığımız ULAKBEL sistemi sayesinde hem sosyal medyadan hem de belediyemize gelen şikayetleri anlık takip edebiliyor ve hızla çözüm üretebiliyoruz. Bu disiplinli yaklaşım sonucunda, toplu taşıma şikayetlerinde gözle görülür ciddi bir düşüş kaydettik” dedi.</p>
<p><b>Memnuniyet Oranında Artış</b></p>
<p>Günlük 160 binin üzerinde yolcu taşıdıklarını vurgulayan Daire Başkanı Üstün, vatandaş memnuniyetindeki artışa dikkat çekti: “Yaptığımız saha anketleri, çabalarımızın vatandaş nezdinde karşılık bulduğunu gösteriyor. Memnuniyet oranımız yüzde 40’lardan yüzde 46 seviyelerine yükseldi. Elbette şikayetleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil ancak kalıcı ve disiplinli çözümler üreterek çıtayı sürekli yukarı taşıyoruz.”</p>
<p><b>Engelli Erişimine Öncelik</b></p>
<p>Ulaşım Daire Başkanı Hüseyin Üstün, hizmet kalitesinin sadece davranışlarla sınırlı olmadığını, fiziki altyapının da iyileştirileceğini sözlerine ekledi. Emniyet Müdürlüğü ile durak düzeni ve park alanları konusunda görüşmelerin sürdüğünü belirten Üstün, otobüslerin engelli rampalarını rahatça kullanabilmeleri için gerekli düzenlemelerin öncelikli olarak yapılacağını kaydetti.</p>
<p><b>Başkan Dutlulu, “Daha Saygılı ve Konforlu Ulaşım için Çalışıyoruz”</b></p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı, başlatılan eğitim programıyla ilgili önemli bir açıklama yaparak, verilen hizmetin kalitesini artırma konusundaki kararlılıklarını dile getirdi: “Manisa’da özel halk otobüsleri de dahil olmak üzere toplu ulaşım hizmetlerinde görev yapan sürücülerimize yönelik, 3 gün sürecek ‘Sürücü Davranışları ve İletişim Eğitimi’ programını başlattık. Program kapsamında şoförler, ayrıcalıklı ve dezavantajlı yolculara davranış, stres yönetimi ve öfke kontrolü, müşteri odaklı hizmet, trafik güvenliği gibi konularda detaylı olarak bilgilendiriliyor. Halkımızın daha konforlu ve daha saygılı bir ulaşım hizmeti alması için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”</p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği bu eğitimlerle, toplu taşıma hizmetlerinde daha güvenli, konforlu ve vatandaş odaklı bir sistem hedefleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-bin-sofore-musteri-memnuniyeti-ve-nezaket-egitimi-591580">Büyükşehir&#8217;den Bin Şoföre &#8220;Müşteri Memnuniyeti ve Nezaket&#8221; Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tip 2 Diyabeti Önlemek İçin Yapmamız Gereken 8 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabeti-onlemek-icin-yapmamiz-gereken-8-oneri-591460</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:15:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabeti]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[Riskin]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yapmamız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591460</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstatistiklere göre, dünya genelinde yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 13–14’ü yani her 7 kişiden biri Tip 2 diyabetli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabeti-onlemek-icin-yapmamiz-gereken-8-oneri-591460">Tip 2 Diyabeti Önlemek İçin Yapmamız Gereken 8 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstatistiklere göre, dünya genelinde yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 13–14’ü yani her 7 kişiden biri Tip 2 diyabetli. Bu oranın özellikle 30 yılda önemli ölçüde artış gösterdiğine işaret eden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Funda Öztürk, Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre Türkiye’de de yetişkinlerin yaklaşık yüzde 16’sının diyabetli olduğunu hatırlattı. </p>
<p>Bu artışın temel nedenlerinin başında sağlıksız yaşam, beslenme alışkanlıklarındaki değişim ve obezitenin geldiğini söyleyen Dr. Öztürk, “Ancak doğru yaşam tarzı değişiklikleriyle Tip 2 diyabet büyük ölçüde önlenebilir” dedi.  Dr. Öztürk, “Verilere bakıldığında, diyabetin sadece tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmadığı, aynı zamanda önlenmesi mümkün bir halk sağlığı sorunu olduğu ortaya çıkıyor” diye konuşarak, bilimsel verilerin ışığında Tip 2 diyabeti önlemek için hayatımızda yapmamız gereken önerileri sıraladı…</p>
<p><strong>HAREKET EDİN, DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN</strong></p>
<p>Egzersiz ile diyabet riskinin yüzde 40 oranında azaltmanın mümkün olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Funda Öztürk, “Finlandiya ‘da 2001 yılında yayınlanan bir çalışmada; egzersiz ve kalori kısıtlaması ile diyabet riskinin yaklaşık yüzde 58 oranında azaltılabileceği gösterilmiş. Ayrıca, aerobik (dayanıklılık) egzersizlerinin yanı sıra kas güçlendirmesini sağlayacak direnç egzersizlerinin de insülin duyarlılığını artırdığı ve kan şekeri kontrolünü geliştirdiği gösterilmiştir.” diye konuştu. </p>
<p>Herkesin fiziksel kapasitesine uygun bir egzersiz programını seçerek bugünden egzersize başlaması gerektiğine işaret eden Dr. Öztürk, “En kolay yapılabilecek egzersiz 30 dakikalık yürüyüştür. Mümkünse haftanın her günü olacak şekilde en az haftanın üç günü yürümeye dikkat edin. Ayrıca haftanın iki günü de kas güçlendirici hareket faydalı olacaktır.”</p>
<p><strong>SAĞLIKLI BESLENİN, KİLO KONTROLÜNÜ SAĞLAYIN</strong></p>
<p>Beslenme şekli, sağlıklı ürünlerden oluşan bir diyetin, diyabetin önlenmesinde kilit bir rol oynadığını hatırlatan Dr. Öztürk, “Örneğin Akdeniz diyeti üzerin yapılan metaanalizler, Akdeniz tarzı beslenmeye yüksek uyum sağlayan kişilerde tip 2 diyabet riskinin yaklaşık yüzde 20-30 oranında daha düşük olduğunu gösteriyor.”</p>
<p>2024’te Çin’de 12.575 kişiyle yapılan bir başka çalışmada da Akdeniz diyetine uyum arttıkça yeni diyabet gelişim riskinin her bir puan artışta yüzde 17 azaldığının tespit edildiğini anlatan Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: “Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, balık ve sağlıklı yağlar (özellikle zeytinyağı) ön planda olmalı. Kırmızı ve işlenmiş etler, ilave şeker içeren gazlı içecekler, rafine karbonhidratlar ve aşırı yağ‑şekerli yiyeceklerden uzak durulmalı. Unutmayın, hızla kilo verdiğiniz ancak sonrasında sürdüremediğiniz bir beslenme modelinin kilo kontrolünde ve diyabeti önlemede faydası yok.”</p>
<p><strong>AİLE RİSKİNİZİ ÖĞRENİN</strong></p>
<p>Tip 2 diyabetin genetik yatkınlığın etkili olduğu hastalıklardan biri olduğunu anlatan Dr. Funda Öztürk, “Birinci derece yakınlarınızda tip 2 diyabet varsa sizin de diyabet riskinizin yüksek olabileceğini unutmayın. Ailenizdeki birinci ve ikinci derece yakınlarınızın hangi hastalıkları taşıdığını öğrenin ve yaşam tarzı değişiklikleriniz için bir uyarı işareti olarak görün. Riskin varlığı sizi önlem almak için teşvik etmelidir.”</p>
<p><strong>MAVİ EKRAN SÜRESİNİ KONTROL EDİN</strong></p>
<p>“Günümüzde televizyon, bilgisayar, telefon gibi cihazlar karşısında geçirilen uzun sürelerin fiziksel aktivitenin azalmasına, hareketsizliğe ve dolaylı olarak diyabet riskine katkıda bulunabilir” diyen Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: “Bilimsel çalışmalar, hareketli yaşam tarzına kıyasla oturmanın uzun süreli olması, insülin direncini artırdığını ve dolayısıyla metabolik sağlığı olumsuz şekilde etkilediğini gösteriyor. Bu nedenle ekran başında geçen süreyi azaltmak, aktif molalar vermek, cihaz kullanımını sınırlamak önemlidir. Cihazlarda ekran süresi için zamanlayıcı kurmak, sosyal medya ya da online alışveriş gibi hareketsiz kalmaya yol açan etkinlikleri sınırlamak yarar sağlayabilir.”</p>
<p><strong>UYKU DÜZENİNİZİ KORUYUN</strong></p>
<p>Uyku kalitesi ve düzeninin, metabolizma ve hormon dengesi açısından kritik öneme sahip olduğunu anlatan Dr. Öztürk, “Uyku yetersizliği veya düzensizliği; insülin duyarlılığını azalttığı, kan şekeri kontrolünü bozduğu çalışmalarla gösterilmiştir. Uyku en önemli sağlık göstergelerinden biridir. Bu nedenle hiçbir zaman uyku ritminizin bozulmasına izin vermeyin. Uyku ritminiz bozulduysa yeniden düzenlemeye gayret gösterin. Bazen bunun için en az üç haftalık bir süre gerekebileceğini unutmayın.”</p>
<p><strong>HEKİM KONTROLÜNDE VERİLEN İLAÇLARI DÜZENLİ KULLANIN</strong></p>
<p>Yaşam tarzında yapılacak değişimler diyabeti önlemede çok önemli olmakla birlikte özellikle yüksek riskli kişilerle tıbbi değerlendirme ve gerekirse koruyucu ilaç kullanımının da gündeme geldiğini anlatan Dr. Funda Öztürk, “Hekimin yapacağı tetkikler ve hastalık geliştirme riskine göre bazı ilaçlar kullanılabilir. Yapılan araştırmalar, bu ilaçların bazılarında yüzde 30-40 oranında diyabeti geciktirebildiği gösterilmiştir. Ancak bu noktada hekim değerlendirmesi ve hastanın tedaviye uyumu çok önemlidir. Ayrıca, 45 yaş üstü bireyler için yılda en az bir kez açlık kan şekeri, HbA1c gibi testlerin yapılması gerekir. Zira, erken tanı ve önlem açısından bu oldukça önemlidir.”</p>
<p><strong>STRESİNİZİ KONTROL ETMEYİ ÖĞRENİN</strong></p>
<p>Stresin diyabeti önleme ve kontrolde de çok önemli bir unsur olduğunu söyleyen Dr. Funda Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı: “Stres uyku kalitenizi; diyet uyumunuzu, hareket kapasitenizi değiştiren en önemli faktörlerden biridir. Bilimsel olarak da süreklilik, spor ya da diyet gibi müdahalelerde en güçlü etkiye sahip unsur olarak görülmektedir. Bu nedenle kendinize katı kurallar koyup yıkılınca  strese girmeyin. Yaşam tarzı değişikliklerini kademeli yaparak, o anının tadını çıkarmaya odaklanın. Kontrolde çok zorlanıyorsanız profesyonel yardım almayı ihmal etmeyin. Zaman zaman; beslenme ve egzersiz düzeniniz aksasa bile her günün yeni bir gün olduğunu hatırlayarak gayret göstermeye devam edin.”</p>
<p>  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabeti-onlemek-icin-yapmamiz-gereken-8-oneri-591460">Tip 2 Diyabeti Önlemek İçin Yapmamız Gereken 8 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliklerle]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[Kenger]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Nişasta]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[pişirme]]></category>
		<category><![CDATA[şekerini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yemeklerinizde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591433</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde diyabet hastalarının kan şekeri kontrolünü destekleyecek önerilerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433">&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde diyabet hastalarının kan şekeri kontrolünü destekleyecek önerilerde bulundu. Kenger, diyabetin kan şekerinin kronik olarak yüksek seyretmesiyle karakterize metabolik bir hastalık olduğunu belirterek “Kan şekerini kontrol altında tutmak, diyabetin uzun vadeli komplikasyonlarını önlemek açısından büyük önem taşır. Özellikle beslenme alışkanlıklarında yapılacak basit değişikliklerle, kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak ve daha dengeli seyretmesini sağlamak mümkün” dedi. </p>
<p><strong>Yemeğe hangi besinle başladığınız önemli</strong></p>
<p>Besinlerin tüketim sırası, kan şekeri üzerindeki etkisini doğrudan belirliyor. Kenger, öğünlere lifli sebze veya salata ile başlamanın, midede sindirim hızını etkileyerek glikozun kana karışma hızını değiştirdiğini belirtti: “Öğünlere sebze ve proteinle başlayıp karbonhidratı en sona bırakmak kan şekerinin daha kontrollü yükselmesini sağlar. Yapılan araştırmalar, aynı öğünde karbonhidratı sona bırakan bireylerin kan şekeri ve insülin düzeylerinin çok daha düşük olduğunu gösteriyor” dedi. </p>
<p><strong>Pişirme şekli ve sıcaklığı kan şekerini etkiliyor</strong></p>
<p>Yiyeceklerin pişirilme yöntemleri, süresi ve servis sıcaklığının yiyeceklerin glisemik indeksini değiştirebildiğini belirten Kenger, “Karbonhidrat içeren besinlerin pişirilme biçimi, nişastanın yapısını ve sindirim hızını değiştirerek glisemik indeksini etkiler. Bir besin ne kadar uzun süre pişirilir veya işlemden geçirilirse o kadar hızlı sindirilir ve kan şekerini o denli hızlı yükseltir.  Patates gibi nişastalı bir gıdayı fırında çok uzun süre pişirmek veya ezerek püre haline getirmek, nişastayı kolay parçalanır duruma getirip daha yüksek bir glisemik etki yaratabilir. Buna karşın, bazı pişirme ve hazırlama hileleriyle aynı yiyeceğin kan şekerine etkisini azaltmak mümkün” dedi.</p>
<p>Kenger, pişirme sürecinde “dirençli nişasta” oluşturmanın önemine dikkat çekerek “Pişirilip soğutulan pirinç, makarna veya patates daha fazla dirençli nişasta içerir. Bu formdaki nişasta ince bağırsakta sindirilmez, dolayısıyla kan şekerini klasik nişastalar kadar yükseltmez ve bağırsaklardaki faydalı bakteriler için lif benzeri bir görevi olur. Yapılan araştırmalar, taze pişmiş sıcak pilav yerine pişirilip 24 saat buzdolabında soğutulduktan sonra ısıtılan pirincin 2,5 kat daha fazla dirençli nişasta içerdiğini ve tüketildiğinde kan şekerinde daha küçük bir yükselişe yol açtığını gösteriyor. Benzer şekilde, soğutulmuş patatesin glisemik indeksi, sıcak patatese kıyasla da yüzde 25–28 daha düşüktür” dedi.</p>
<p>Kenger, makarna gibi nişastalı yiyeceklerin çok yumuşayana kadar pişirilmesinin, nişastayı fazla jelatinize ederek glisemik indeksini yükselttiğini belirtti. Buna karşın, “al dente” yani biraz daha kısa süre pişirilmiş makarnanın daha yavaş sindirildiğini ve kan şekerini daha yavaş yükselttiğini de vurguladı.</p>
<p><strong>‘Sebzeyi püre yapmak yerine bütün tüketin’</strong></p>
<p>Yiyeceklerin fiziksel formunun önemine değinen Kenger, “Bütün halde tüketilen tahıllar veya sebzeler, meyveler püre veya suyu sıkılmış formlara göre daha düşük glisemik etki gösterir. Aynı besini farklı şekillerde hazırlamak kan şekeri üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Daha düşük ısıda veya kısa süre pişirmeyi, yemekleri mümkünse biraz soğutup tüketmeyi, besinlerin lifli kısımlarını öğünlerde bırakmayı deneyerek glisemik yükü azaltabilirsiniz” dedi.</p>
<p><strong>‘Hızlı yemekten kaçının’</strong></p>
<p>Kenger, günlük yaşamda uygulanabilecek bazı pratik önerilere de dikkat çekti. Yemekleri yavaş tüketmenin, yemek sonrası kan şekeri ve insülin seviyelerinin yükselmesini önlediğini belirterek yavaş yemenin hem tokluk sinyallerini artırdığını hem de daha dengeli bir kan şekeri seyri sağladığını vurguladı. Öğün atlamamanın ve porsiyonları dengelemenin de önemli olduğunu ifade eden Kenger, uzun süre aç kalıp ardından fazla yemek yemenin kan şekerinde keskin yükselişlere yol açabileceğini, bu nedenle üç ana ve üç ara öğün şeklinde düzenli beslenmenin faydalı olduğunu söyledi. Ayrıca, günde bir çay kaşığı tarçın tüketiminin açlık kan şekerini düşürmeye ve insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olabileceğini, yemek sonrası 5–10 dakikalık hafif bir yürüyüşün de kan şekeri artışını yavaşlattığını belirtti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433">&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden otogar açıklaması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehir-belediyesinden-otogar-aciklamasi-591265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 11:22:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[işletme]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Otogarı]]></category>
		<category><![CDATA[İzotaş]]></category>
		<category><![CDATA[kararı]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[otogar]]></category>
		<category><![CDATA[sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tahsil]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591265</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Otogarı’nın haksız işgali nedeniyle ecrimisil bedellerinin tahsili için işletmeci konumundaki İZOTAŞ’a yönelik haciz işlemi başlatıldığını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehir-belediyesinden-otogar-aciklamasi-591265">İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden otogar açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Otogarı’nın haksız işgali nedeniyle ecrimisil bedellerinin tahsili için işletmeci konumundaki İZOTAŞ’a yönelik haciz işlemi başlatıldığını duyurdu. Tahliyeye ilişkin tedbir kararının kaldırılmasını takiben İzmir Otogarı’nda yenileme ve işletme çalışmalarının da hayata geçirileceği belirtilerek “En kısa vadede İzmir’in hakkettiği bir terminal yapılanması oluşturulacaktır” denildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada İzmir Otogarı ile ilgili sorunların çözüme kavuşturulması için kararlı adımlar atıldığı belirtilerek, yasalar çerçevesinde gerekli girişimlerin yapıldığı vurgulandı. İzmir Otogarı’nın haksız işgali nedeni ile ecrimisil bedellerinin tahsili için mevzuatın verdiği yetki kapsamında haciz işlemleri başlatıldığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>“İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kentin uzun yıllardır süregelen sorunlarını çözüme kavuşturma kararlılığı çerçevesinde İzmir Otogarı ile ilgili yaşanan olumsuzlukları da gidermeye yönelik çalışmalarımızı yasalar çerçevesinde sürdürmekteyiz. Kente giriş noktalarından biri olan İzmir Otogarı’nın bu anlamda şehrimize yakışır bir görüntü arz etmediği tüm kamuoyunun malumudur.</p>
<p>İzmir Otogarı  yap-işlet-devret modeli ile 1997 yılında hayata geçirilmiş, 1999 yılında yapılan ek sözleşme ile sözleşmenin başlangıç tarihi 1998 yılı ve sözleşme süresi de 25 yıl olarak belirlenmiştir. Sözleşmeye göre 25 yıllık süre 14.12.2023 tarihinde sona ermiş ancak yap-işlet-devret sözleşmesinin tarafı olan İZOTAŞ, pandemi dönemini gerekçe göstererek kullanma süresinin 7 yıl uzatılmasını talep eden bir dava açmıştır. Mahkeme, 2023 yılında İZOTAŞ lehine tahliyeyi engelleyen bir tedbir kararı almıştır.</p>
<p>31 Mart 2024 seçimlerinden hemen sonra İzmir’e yaraşır bir otogar yapısı ve işletmesinin tesisi için girişimlerimiz hız kazanmış, İzmir Otogarı İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden  İZULAŞ AŞ’ye üst hakkı tanıyarak ayni sermaye olarak verilmiştir. Yine hukuksal süreç titizlikle takip edilerek dava, ilk derece mahkemesinde ve istinaf sürecinde İzmir Büyükşehir Belediyesi lehine sonuçlanmıştır. Böylece şirketin 7 yıl uzatma talebi ilk derece mahkemesinde ve istinaf yargılamasında reddedilmiştir.</p>
<p>Bu anlamda, belediyemizin haklılığı ve sözleşmenin bittiği istinaf ve ilk derece mahkemesi tarafından tespit edilmiş bulunmaktadır. Ancak tahliyeyi engelleyen tedbir kararı henüz kaldırılmamış şekilde temyiz incelemesi devam etmektedir.</p>
<p>Yargılamanın İzmir Büyükşehir Belediyesi lehine sonuçlanmasını takiben yap-işlet-devret sözleşmesinin yargı kararı ile de 2023 yılında sona ermiş olduğu tespit edildiğine istinaden 217.626 metrekarelik İzmir Otogarı alanının haksız işgali nedeniyle tahliye yapılmaksızın İZOTAŞ’tan ecrimisil talep edilmiş, İZOTAŞ tarafından yürütmenin durdurulması talebi ile konu yeniden yargıya taşınmış ancak yerel mahkeme tarafından yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.</p>
<p>İZOTAŞ yetkilileri ile tüm bu süreçte yapılan görüşmelerde olumlu sonuç alınamamış, İzmir’in yararına olacak projeler hayata geçirilememiştir. İZOTAŞ bünyesinde kiracı sıfatı ile mevcut olan esnaf, otobüs işletmeleri açısından da belirsizliği bir nebze olsun giderebilmek amacı ile hukuk sınırları içinde gerekli tüm işlemler başlatılmış bulunmaktadır.</p>
<p>Bu anlamda,</p>
<ol>
<li>İzmir Büyükşehir Belediyesine ait İzmir Otogarı’nın haksız işgali nedeni ile ecrimisil bedellerinin tahsili için mevzuatın verdiği yetki kapsamında haciz işlemleri yapılacaktır.</li>
<li>Alacağın bu anlamdaki tahsili için kiracılık ve benzeri hukuki ilişkideki tüm muhataplara 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un ilgili maddeleri uyarınca yasal bildirimler gönderilecektir.</li>
<li>Söz konusu hukuki işlemler alacağın tamamı tahsil edilinceye kadar devam edilecektir.</li>
<li>Tahliyeye ilişkin tedbir kararının kaldırılmasını takiben İzmir Otogarı’nda yenileme ve işletme çalışmaları başlatılacak, en kısa vadede İzmir’in hakkettiği bir terminal yapılanması oluşturulacaktır.</li>
</ol>
<p>Bu anlamda, İzmirlilerin taleplerinin takipçisi olacağımızı, şehrin her alandaki sorunlarını çözerek görevimizi yerine getireceğimizi saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-buyuksehir-belediyesinden-otogar-aciklamasi-591265">İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden otogar açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varis son yıllarda hızla yaygınlaşıyor: Sonbahar ve kış tedavi için ideal dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/varis-son-yillarda-hizla-yayginlasiyor-sonbahar-ve-kis-tedavi-icin-ideal-donem-590923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 08:44:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[özgen]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yıllarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar ve kış ayları, solunum yolu enfeksiyonları gibi birçok hastalığın artış gösterdiği dönemler olarak bilinse de, bazı sağlık sorunlarının tedavisi için en uygun zaman dilimini de oluşturuyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varis tedavisinin de bu aylarda yapılmasının avantajlı olduğunu belirterek, “Sıcak havaların etkisinin azalması, tedavi sürecini daha konforlu hâle getirir ve iyileşmeyi hızlandırır” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-son-yillarda-hizla-yayginlasiyor-sonbahar-ve-kis-tedavi-icin-ideal-donem-590923">Varis son yıllarda hızla yaygınlaşıyor: Sonbahar ve kış tedavi için ideal dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="656" data-end="1170">Varis hastalığı, bacak toplardamarlarındaki kapakçıkların görevini yerine getirememesi sonucu damar yapısının bozulması ve genişlemesiyle ortaya çıkıyor. Hem ağrıya yol açması hem de estetik açıdan rahatsız edici olması nedeniyle tıbbi ve kozmetik açıdan önem taşıyor. Dr. Özgen, varisin bacaklarda ağrı, şişlik, yanma, kaşıntı ve gece krampları gibi belirtilerle kendini gösterdiğini vurguluyor. Tedavisi geciken varis, ciltte renk değişiklikleri, ödem ve venöz ülser gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor.</p>
<p data-start="1172" data-end="1208"><strong data-start="1172" data-end="1206">Sonbahar ve kış tedaviye uygun</strong></p>
<p data-start="1210" data-end="1534">Dr. Özgen, “Bu mevsimler hem hastaların konforunu bozmaz hem de tedaviden daha hızlı sonuç almamızı sağlar. Lazer, köpük (skleroterapi) ve radyofrekans gibi modern yöntemlerden sonra bir süre varis çorabı kullanılması gerekir. Soğuk havalar cilt iyileşmesini destekler ve güneş ışığının azlığı leke riskini azaltır” diyor.</p>
<p data-start="1536" data-end="1576"><strong data-start="1536" data-end="1574">Dikkat edilmesi gereken belirtiler</strong></p>
<p data-start="1578" data-end="1898">Bacaklarda belirgin damarlar, dolgunluk hissi veya ağrı gibi şikâyetleri olan kişilerin vakit kaybetmeden bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına başvurması gerektiğini söyleyen Dr. Özgen, varisin sadece estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini, tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlar gelişebileceğini belirtiyor.</p>
<p data-start="1900" data-end="1933"><strong data-start="1900" data-end="1931">Varise karşı 8 etkili önlem</strong></p>
<p data-start="1935" data-end="2057">Dr. Özgen, varisin genetik yatkınlığa bağlı olsa da yaşam tarzıyla tetiklenebileceğini belirterek şu önlemleri öneriyor:</p>
<ol data-start="2059" data-end="2807">
<li data-start="2059" data-end="2164">
<p data-start="2062" data-end="2164"><strong data-start="2062" data-end="2092">Uzun süre ayakta kalmayın:</strong> Bacakları zaman zaman kalp seviyesinin üstüne kaldırarak dinlendirin.</p>
</li>
<li data-start="2165" data-end="2284">
<p data-start="2168" data-end="2284"><strong data-start="2168" data-end="2197">Hareketsizlikten kaçının:</strong> Düzenli yürüyüş ve masa başında kısa hareket molalarıyla kan dolaşımını destekleyin.</p>
</li>
<li data-start="2285" data-end="2371">
<p data-start="2288" data-end="2371"><strong data-start="2288" data-end="2319">Bacak bacak üstüne atmayın:</strong> Kan akışını zorlaştıran bu alışkanlıktan kaçının.</p>
</li>
<li data-start="2372" data-end="2448">
<p data-start="2375" data-end="2448"><strong data-start="2375" data-end="2400">İdeal kiloyu koruyun:</strong> Fazla kilolar bacak damarlarına yük bindirir.</p>
</li>
<li data-start="2449" data-end="2544">
<p data-start="2452" data-end="2544"><strong data-start="2452" data-end="2484">Su tüketimine özen gösterin:</strong> Günlük 1,5–2 litre su içmek damar sağlığı için önemlidir.</p>
</li>
<li data-start="2545" data-end="2638">
<p data-start="2548" data-end="2638"><strong data-start="2548" data-end="2594">Yüksek topuklu ayakkabıyı sık kullanmayın:</strong> Baldır kaslarının pompa etkisini azaltır.</p>
</li>
<li data-start="2639" data-end="2724">
<p data-start="2642" data-end="2724"><strong data-start="2642" data-end="2675">Hamam ve saunadan uzak durun:</strong> Aşırı sıcak damarların genişlemesine yol açar.</p>
</li>
<li data-start="2725" data-end="2807">
<p data-start="2728" data-end="2807"><strong data-start="2728" data-end="2751">Sigara kullanmayın:</strong> Damar duvarlarını zayıflatarak varis riskini artırır.</p>
</li>
</ol>
<p data-start="2809" data-end="2938">Dr. Özgen, bu önlemlerle hem varis riskinin azaltılabileceğini hem de tedavi sürecinin daha başarılı geçebileceğini vurguluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-son-yillarda-hizla-yayginlasiyor-sonbahar-ve-kis-tedavi-icin-ideal-donem-590923">Varis son yıllarda hızla yaygınlaşıyor: Sonbahar ve kış tedavi için ideal dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Bir Hayat&#8217;tan Malta Liyakat Esaslı Vatandaşlık Programı Açıklaması: Malta, artık parayla değil, liyakat ve katkıyla vatandaş kabul ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-bir-hayattan-malta-liyakat-esasli-vatandaslik-programi-aciklamasi-malta-artik-parayla-degil-liyakat-ve-katkiyla-vatandas-kabul-ediyor-589824</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 10:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[Akaydın]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[esaslı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Hayırseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[olağanüstü]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni Bir Hayat Yönetim Kurulu Başkanı Şevki Akaydın, Malta Hükümeti'nin Eylül 2025'te yürürlüğe giren yeni "Liyakat Esaslı Vatandaşlık Programı" hakkındaki değerlendirmelerini ve programın detaylarını paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-bir-hayattan-malta-liyakat-esasli-vatandaslik-programi-aciklamasi-malta-artik-parayla-degil-liyakat-ve-katkiyla-vatandas-kabul-ediyor-589824">Yeni Bir Hayat&#8217;tan Malta Liyakat Esaslı Vatandaşlık Programı Açıklaması: Malta, artık parayla değil, liyakat ve katkıyla vatandaş kabul ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Bir Hayat Yönetim Kurulu Başkanı Şevki Akaydın, Malta Hükümeti&#8217;nin Eylül 2025&#8217;te yürürlüğe giren yeni &#8220;Liyakat Esaslı Vatandaşlık Programı&#8221; hakkındaki değerlendirmelerini ve programın detaylarını paylaştı. Akaydın, Malta’nın vatandaşlık kriterlerinde köklü bir değişikliğe gittiğini ve artık direkt finansal katkı yerine, ülkeye sunulan olağanüstü başarı, katkı ve hizmetleri temel aldığını belirtti.</p>
<p>Daha önce 750 bin Euro’dan başlayan tutarlarda direkt katkı bedeli ödenerek yapılan başvuruların yolu, Nisan 2025&#8217;te Avrupa Birliği&#8217;nin hukuki itirazları sonrası kapanmıştı. Yeni program, yatırım, hayırseverlik, bilim, spor, teknoloji, girişimcilik veya sanat gibi alanlardaki önemli başarılar ve iş, fırsat veya sosyal etki yaratan girişimler dahil olmak üzere, Malta’ya hizmet veya katkılarıyla olağanüstü değer gösteren bireyleri hedefliyor. Ayrıca, becerileri, yetenekleri veya uzmanlıkları Malta’nın önceliklerini ilerleten ve ülkeye fayda sağlayan kişilerin de programa katılabileceği vurgulanıyor.</p>
<p><b>Yeni Bir Hayat Yönetim Kurulu Başkanı Şevki Akaydın: &#8220;Hayırseverlik Yolu Ön Planda&#8221;</b></p>
<p>Konuya ilişkin açıklama yapan <b>Yeni Bir Hayat Yönetim Kurulu Başkanı Şevki Akaydın</b>, yeni programın küresel yetenek ve katkı sahipleri için önemli bir fırsat sunduğunu belirtti:</p>
<p>“Malta, yeni liyakat esaslı programı ile artık parayla değil, liyakat ve katkıyla vatandaş kabul ettiğinin altını çiziyor. Eskiden doğrudan katkı bedeli ödenerek yapılan başvurular tarih oldu. Artık Malta vatandaşlığı almak isteyenler, ülkenin gelişimine, sosyal refahına veya bilimsel ilerlemesine somut ve olağanüstü bir değer katmak zorundalar.”</p>
<p>Akaydın, liyakat esaslı vatandaşlık programına başvuruda üç farklı yol bulunduğunu açıkladı. Bunlardan ilki, yatırım, hayırseverlik veya fırsat yaratan girişimlere finansal katkıda bulunmak. İkinci başvuru yolu, Malta’ya olağanüstü katkı sağlayacak bir alanda uluslararası ölçekte başarı sağlamış olmak. Üçüncü yol ise, Malta’da ekonomik açıdan katkı sağlayacak, sürekli istihdam hedefli bir iş yatırımında bulunmak.</p>
<p>Yeni Bir Hayat&#8217;ın değerlendirmesine göre, bu seçenekler arasında hayırseverlik en ön plana çıkıyor. Akaydın, bu seçeneği detaylandırarak, “Özellikle hayırseverlik yolu, kanser araştırmaları gibi önemli alanlara yapılan büyük bağışlarla hem insani bir değer yaratıyor hem de vatandaşlık yolunu açıyor. Kişi Malta hükümetince belirlenen, devlete veya insanlığa olağanüstü bir katkı sağlayan kuruma bağış yapıyor. Bağış tutarı başlangıçta saptanıp Malta&#8217;da değerlendirilerek onaylanıyor. Net bir rakam olmamakla birlikte, bağış tutarının en az 800 bin Euro veya üzerinde olmasının onay sürecine olumlu etki yapacağını öngörmekteyiz” dedi.</p>
<p><b>&#8220;En Doğru Stratejiyi Biz Belirliyoruz&#8221;</b></p>
<p>Başvuru süreçlerindeki rollerine de değinen Akaydın, “Biz, Yeni Bir Hayat olarak, başvuru sahipleriyle kapsamlı görüşmeler yaparak, Malta’nın vizyonuna uygun, onay şansını yükseltecek en doğru stratejiyi ve bağış kurumunu belirliyoruz. Bu program, ailesi ile birlikte Avrupa’da vizesiz seyahat imkanı sunan oturum kartına kısa bir sürede ulaşmak isteyen, alanında uluslararası başarıya sahip ya da büyük hayırseverlik yapmaya istekli bireyler için eşsiz bir kapıdır” diye belirtti.</p>
<p><b>Başvuru Süreci ve Avantajları</b></p>
<p>Programın süresi 15-18 ay arasında değişmekte olup bu süre içinde Malta’da ikamet zorunluluğu bulunmuyor. İlk başvuru sonrasında tüm aile üyelerine Malta’da oturum kartları veriliyor ve bu kartlarla Schengen ülkelerinde vizesiz seyahat etme fırsatı elde edilmiş oluyor. Başvuru, kişinin eşini ve 29 yaşına kadar olan bekar ve finansal olarak kendisine bağlı çocuklarını kapsıyor.</p>
<p>Daha fazla bilgi için: yenibirhayat.com.tr/malta-vatandasligi</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-bir-hayattan-malta-liyakat-esasli-vatandaslik-programi-aciklamasi-malta-artik-parayla-degil-liyakat-ve-katkiyla-vatandas-kabul-ediyor-589824">Yeni Bir Hayat&#8217;tan Malta Liyakat Esaslı Vatandaşlık Programı Açıklaması: Malta, artık parayla değil, liyakat ve katkıyla vatandaş kabul ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Öğretmen Akademileri Kapsamında &#8221;Felsefe ve Düşünce Akademisi&#8221; Gerçekleştirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-ogretmen-akademileri-kapsaminda-felsefe-ve-dusunce-akademisi-gerceklestirildi-589655</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 09:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademileri]]></category>
		<category><![CDATA[akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Artrit]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589655</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin, eklemleri etkileyen artrit hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-ogretmen-akademileri-kapsaminda-felsefe-ve-dusunce-akademisi-gerceklestirildi-589655">İzmir Öğretmen Akademileri Kapsamında &#8221;Felsefe ve Düşünce Akademisi&#8221; Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin, eklemleri etkileyen artrit hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Artrit, eklemlerin düşmanı</strong></p>
<p>Artritin, eklemleri etkileyen ve zamanla kaslarda güçsüzlük ile hareketsizliğe yol açan bir hastalık grubu olduğunu belirten Doç. Dr. Şevgin, “Ağrı, şişlik, kızarıklık ve fonksiyon kaybı en sık görülen belirtilerindendir. Artrit grubu hastalıkları kişinin yaşam kalitesini etkilemekte ve günlük yaşam aktivitelerinin sınırlandırmaktadır. En sık görülen türleri osteoartrit, romatoid artrit ve ankilozan spondilit olarak karşımıza çıkmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı en büyük belirleyici</strong></p>
<p>Hastalıkların ortaya çıkmasında birçok faktörün etkili olduğunu dile getiren Doç. Dr. Şevgin, “Genetik geçişli olan hastalar olabildiği gibi yaşa bağlı olarak da vücutta ortaya çıkan aşırı ve zorlayıcı kullanım ile gelişen eklem harabiyeti de olabilmektedir. Özellikle osteoartrit yaşa bağlı olarak gelişen bir artrit çeşididir. Yaşam tarzı bu hastalığın oluşmasında tabi ki önem arz ediyor. Eklemlerimize aşırı yük bindirmek ve sürekli tekrarlı zorlayıcı hareketlerde bulunmak zamanla eklem yüzeylerinin aşınmasına sebep olacak ve geri dönüşümsüz bir süreci tetikleyecektir. Örnek verecek olursak; sürekli ağır poşet taşımak, 2 el ile yapabileceğimiz işleri tek elle yapmaya çalışmak, çalışma aralarında molalar vermemek, kilomuzun normal sınırların üzerinde olması (kilolu, obez gibi), ev veya çalışma ortamında ergonomik bir dizaynın olmaması gibi.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hareketsizlik artriti körüklüyor</strong></p>
<p>Hareketsizliğin modern çağın en büyük sağlık risklerinden biri haline geldiğini söyleyen Doç. Dr. Ömer Şevgin, şöyle devam etti:</p>
<p>“‘İşleyen demir pas tutmaz’ ve ‘Nerde hareket orada bereket’ atasözleri aslında tüm durumu özetliyor. Son zamanlarda teknolojinin de vermiş olduğu rahatlık ile hareketsiz yaşam oldukça artmış vaziyette. Kısa mesafeleri yürümemek, merdiven yerine sürekli asansör kullanmak, TV karşısında saatlerce oturmak bizi hareketsizleştirip hastalığa, obez olmaya, tembelleşmeye doğru sürüklüyor. Elbette masa başı çalışmada hareketsiz yaşamı tetikleyen en büyük etmenlerden biri. Kilo artışı, eklemlerde sertlik, kaslarda kullanmamaya bağlı gelişen güçsüzlük artrit oluşma riskini arttırır. Var olan durumunda ilerlemesine sebep olur.”</p>
<p><strong>Kadınlarda daha yaygın</strong></p>
<p>Artritin kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Artritlerin görülme oranı kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Bunun en önemli sebeplerinden biri hormon farklılıkları diyebiliriz. Özellikle kadınlarda menopoz sonrası östrojen hormonunun azalması etkili olmaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Artrit tedavisinde fizyoterapi hemen başlanmalı  </strong></p>
<p>Artrit tedavisinde fizik tedavinin önemine değinen Doç. Dr. Şevgin, şunları kaydetti:</p>
<p>“Artrit tedavisinde fizyoterapiye 3 önemli aşamada yer verebiliriz. Koruyucu fizyoterapi uygulamaları, tedavi edici uygulamalar ve hastalık ilerlemesini durduran yaşam tarzı değişiklikleri ile hasta eğitimi aşamaları genel fizyoterapinin yönetimini oluşturuyor. Kişi artrit hastası olmadan önce hareketli yaşam tarzının topluma aşılanması, çeşitli aktiviteler ve etkinliklerle düzenli egzersiz, postür farkındalığı ve ergonomik düzenlemelerin (evde, işte) okul çağından itibaren gençlerimize öğretilmesi koruyucu fizyoterapi uygulamaları olarak verilebilir. Tedavi edici uygulamalarda artrit tanısı konduktan sonra hemen akut yani ilk 3 aylık periyotta fizyoterapiye başlanmalıdır.”</p>
<p>Fizyoterapi ve rehabilitasyonun bu hastalarda sıkça tercih edilen ve sonuçları gayet olumlu olan bir yöntem olduğunu kaydeden Doç. Dr. Şevgin, “Fizyoterapi eklemlerdeki deformasyonlarını geçiremez ama bu deformasyonun ilerlemesini yavaşlatıp engelleyebilir. Bunu da ağrıyı, şişliği azaltarak ve eklemde hareketlenmeyi arttırarak sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Artrit hastaları için uygun egzersiz türleri hangileri?</strong></p>
<p>Artrit hastaları için en uygun egzersizlerin ekleme yük bindirmeyen ve özellikle kişinin kendi vücut ağırlığı ile yaptığı kalistenik denilen egzersizleri örnek veren Doç. Dr. Şevgin, “Aynı zamanda imkan var ise su içinde yapılan egzersizler de yine artrit hastaları tarafından tolere edilebilecek egzersizlerdir. Esneme ve germe egzersizleri ile aerobik egzersizlerde yine önerilebilir. Egzersiz bir tedavi yöntemidir aslında sayısı, sıklığı, süresi ve çeşidi vardır; bu yüzden egzersiz yapılacaksa muhakkak bir fizyoterapistten bilgi alınmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Soğuk hava ağrıyı artırabilir</strong></p>
<p>Özellikle sonbahar ve kış aylarında hastaların şikayetlerinin arttığına işaret eden Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Bunun sebebi olarak tam bilimsel bir açıklama olmasa da bazı güçlü varsayımlar mevcut. Soğuk havalarda eklemlerdeki sertliklerin artması, nemli havalarda hava basıncının ekleme etki etmesi. Gün ışığından yararlanma süresinin azalmasının D vitamini ve iltihap üzerine etsinin azalması gibi.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yeni tedaviler umut verici ama geçici</strong></p>
<p>Son yıllarda öne çıkan yeni tedavilere de değinen Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Bu konuda sürekli araştırmalar yapılmakta ve yeni yöntemler gündeme gelmektedir. Bu yöntemlerin çoğu ağrı üzerine odaklanarak hastanın yaşam kalitesini arttırmayı hedeflemektedir. Ancak tedavi edilen bu ağrı belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkmaktadır. Henüz kalıcı bir yöntem olmasa da kısa süreli etkiler olumludur. Bana göre hiç eskimeyen ve eskimeyecek olan yöntem yaşam tarzı değişikliğidir. Kişi kendinin doktoru olacak ve yaşam tarzını değiştirecek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Artrit hastalarına öneriler</strong></p>
<p>Doç. Dr. Ömer Şevgin, artrit hastalarının dikkat etmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Ağrı varken hareketi devam ettirmeyin.</p>
<p>Kilonuzu kontrol altında tutun.</p>
<p>Evde, işte, yolda fark etmez bir iş yaparken muhakkak dinlenme molaları verin.</p>
<p>Postürünüzün farkında olun doğru postürde olmaya özen gösterin.</p>
<p>Bir hareketi yaparken eklemlerinizin doğru pozisyonda olduğundan emin olun.</p>
<p>Tekrarlayan hareketlerden kaçının.</p>
<p>Büyük eklemleri kullanın.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-ogretmen-akademileri-kapsaminda-felsefe-ve-dusunce-akademisi-gerceklestirildi-589655">İzmir Öğretmen Akademileri Kapsamında &#8221;Felsefe ve Düşünce Akademisi&#8221; Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler dış dünyadan eve sığınıyor! &#8216;Ev gençleri&#8217; artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gencler-dis-dunyadan-eve-siginiyor-ev-gencleri-artiyor-587900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 15:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[genci]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gençleri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sığınıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, gençlerin sosyal hayattan çekilerek evde kalmayı tercih etmesine yol açan psikolojik ve toplumsal nedenleri, bu durumun sonuçlarını ve çözüm yollarını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-dis-dunyadan-eve-siginiyor-ev-gencleri-artiyor-587900">Gençler dış dünyadan eve sığınıyor! &#8216;Ev gençleri&#8217; artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, gençlerin sosyal hayattan çekilerek evde kalmayı tercih etmesine yol açan psikolojik ve toplumsal nedenleri, bu durumun sonuçlarını ve çözüm yollarını anlattı.</p>
<p><strong>‘Dışarıda olmak’ fikri kaygı, başarısızlık korkusu ve değersizlik duygularını tetikliyor!</strong></p>
<p>‘Ev genci’nin temelde sosyal, akademik ya da mesleki hayattan büyük ölçüde çekilmiş, günlerinin çoğunu evde geçiren gençleri tanımlamak için kullanılan bir kavram olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Psikolojik açıdan bu durum, sosyal izolasyon, motivasyon kaybı ve öz yeterlik inancında azalma ile karakterizedir.” dedi.</p>
<p>Japonya’da ‘hikikomori’ olarak adlandırılan bu tablonun, artık Türkiye’de de gözle görülür biçimde arttığına dikkat çeken Aydın, “Bu gençler genellikle, ‘dışarıda olmak’ fikrinin kaygı, başarısızlık korkusu ya da değersizlik duygularını tetiklediğini söylüyor. Bu nedenle ev, bir ‘güvenli alan’ haline geliyor. Fakat uzun vadede bu güvenli alan, farkına varılmadan bir psikolojik kapana dönüşebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Genç dış dünyayı ‘imkânların değil, yetersizliklerinin aynası’ gibi görüyor!</strong></p>
<p>‘Ev genci’ tanımının, sadece işsiz veya öğrenci olmayan gençleri değil, aynı zamanda dijital dünyaya fazlaca yönelmiş, sosyal etkileşimleri sanal ortama taşımış gençleri de kapsadığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Son yıllarda bu durumun artışında üç önemli faktör öne çıkıyor. Pandemi dönemi evde kalmayı normalleştirdi. Sosyal etkileşim kaslarımız zayıfladı. Ekonomik belirsizlik, gençlerde ‘ne yapsam da işe yaramıyor’ duygusunu güçlendirdi. Toplumsal başarı baskısı, özellikle sınavlar, iş bulma kaygısı ve mükemmeliyetçilik, bazı gençleri geri çekilmeye itti.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Artık birçok genç için dış dünyanın, ‘imkânların değil, yetersizliklerinin aynası’ gibi hissedildiğini dile getiren Aydın, bu nedenle içe kapanmanın, bir tür duygusal savunma mekanizması haline geldiğini kaydetti. </p>
<p><strong>Farklı faktörler gençlerin evde kalmasına neden olabiliyor! </strong></p>
<p>Bir gencin uzun süre evde kalmayı tercih etmesine yol açan başlıca durumlara değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikolojik olarak; kaygı bozuklukları, depresyon, özgüven eksikliği ve başarısızlık korkusu ön plana çıkıyor. Özellikle sosyal anksiyetesi olan gençler, topluluk içinde olmayı tehdit olarak algılar. Bazı gençler için ise ‘denemektense hiç başlamamak’ daha güvenli gelir. Ayrıca aşırı koruyucu veya eleştirel ebeveyn tutumları, bireyin ayrışma sürecini zorlaştırır. İşsizlik, geçim kaygısı, eğitim fırsatlarındaki eşitsizlik gibi faktörler, genci çaresizlik hissine sürükler. Sosyal medya ve oyunlar, kısa süreli haz sağlayarak gerçek yaşamla bağ kurmayı erteler. Bir genç oyun dünyasında başarılı olabiliyorken, okulda veya işte kendini yetersiz hissediyorsa, zihni doğal olarak daha az tehditkâr alana yani sanal ortama yönelir.”</p>
<p><strong>Uzun süreli evde kalma, beynin sosyal etkileşimle ilgili ağlarını da pasifleştiriyor! </strong></p>
<p>Bu durumun ilerleyen yaşlarda kalıcı bir sosyal çekilme ya da mesleki uyumsuzluk riskini artırabileceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Araştırmalar uzun süreli sosyal izolasyonun özgüven, planlama becerisi ve duygusal dayanıklılık üzerinde kalıcı izler bırakabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Japonya’daki ‘hikikomori’ üzerine yapılan bir araştırmaya değinen Aydın, “Bu gençlerin önemli bir kısmının 30’lu yaşlarında bile sosyal hayata yeniden entegre olmakta zorlandığı bulunmuştur. Türkiye’de de benzer risk mevcut. Uzun süreli evde kalma, sadece sosyal çevreyi değil, beynin sosyal etkileşimle ilgili ağlarını da pasifleştiriyor. Bu da ileride iş hayatına uyum sağlama, ekip çalışması yürütme veya ilişkiler kurma becerilerini zorlaştırıyor. Kısacası, bu durum bir ‘tembellik’ değil, zamanında ele alınmazsa sosyal ve mesleki uyum sorununa dönüşebilen bir psikolojik donma halidir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>‘Ev genci’ olmak bir son değil, yardım eli uzatıldığında çözülebilir!</strong></p>
<p>Bu süreçte ailelerin bazı hatalar yapabildiğine işaret eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Aileler, ‘Bu kadar da tembellik olmaz’, ‘bir işe gir de kendine gelirsin’ gibi baskılarda bulunabiliyor. Bu tür yaklaşımlar, gencin çekilme nedenini ortadan kaldırmaz; aksine utanç duygusunu büyütür.” dedi. </p>
<p>Doğru yaklaşımın, gencin neden geri çekildiğini anlamaya çalışmak, onu zorlamak yerine küçük sosyal adımlar atması için teşvik etmek olduğunun altını çizen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Psikolojik destek açısından ise bir uzman desteği alınabilir. Unutmamak gerekir ki ‘ev genci’ olmak bir son değil, yardım eli uzatıldığında çözülebilen geçici bir duraktır. Gencin yeniden sosyal hayata katılması, baskıyla değil; güven, anlayış ve küçük başarı deneyimleriyle mümkün olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-dis-dunyadan-eve-siginiyor-ev-gencleri-artiyor-587900">Gençler dış dünyadan eve sığınıyor! &#8216;Ev gençleri&#8217; artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bitkin]]></category>
		<category><![CDATA[çaresiz]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkinin]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[kalma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmış]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[Toksik İlişki]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toksik ilişkilerin umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277">Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toksik ilişkilerin umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Toksik ilişkilerde kişilerin kendini sürekli bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissedebildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Sözel ve psikolojik şiddet, manipülatif davranışlar, aşağılayıcı veya kontrol edici tutumlar, cezalandırıcı davranışlar ve duygusal istismar toksik ilişkinin doğrudan belirtileridir.” dedi. Yalnız kalma korkusu ile verilen emek ve alışkanlıkların, toksik ilişkiyi sürdürmede önemli rol oynadığına vurgu yapan Beyaz, farkındalık oluşturmanın, belirtileri gözlemleyerek sınırlar çizmenin, korunmanın ilk adımı olarak öne çıktığını aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, toksik ilişkilerin belirtileri, nedenleri, kişiler üzerindeki etkileri ile bu ilişkilerden korunma ve çıkış yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tüm ilişkiler toksik olabilir!</strong></p>
<p>‘Toksik’ kelimesinin, Türkçe’de doğrudan karşılığı olmasa da anlam olarak zarar veren, zehirleyen ve uzak durulması gereken durumları çağrıştırdığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İlişki boyutunda da benzer bir anlam taşır. Umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri için kullanılır. Toksik ilişkiler, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Bu belirtiler toksik ilişkinin kanıtı!</strong></p>
<p>Bir ilişkide toksik ortamın varlığını anlamanın birkaç belirgin yolu olduğunu aktaran Beyaz, “Kişi kendini ilişkide sürekli bitkin, çaresiz ve kullanılmış hisseder. İhtiyaçlarının göz ardı edildiğini, sürekli ikinci planda kaldığını düşünür. Karşı tarafın ruh halindeki tutarsızlıkları fark eder ve bu durumdan strese girer. Alınan kararlar veya yapılan davranışlar, suçluluk, korku, öfke gibi yoğun duygularla geri döner. Karşı tarafı kırmamak için davranışlarına aşırı dikkat eder ve tepkilerinden endişe duyar. Bunların yanında sözel ve psikolojik şiddet, manipülatif davranışlar, aşağılayıcı veya kontrol edici tutumlar, cezalandırıcı davranışlar ve duygusal istismar da toksik ilişkinin doğrudan belirtileridir. Yalan söylemek de bu tür ilişkilerde sıkça rastlanan bir işaret olabilir, ancak tek başına toksik ilişki varlığını kanıtlamaz, diğer belirtilerle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yalnız kalma korkusu toksik ilişkiyi sürdürmeye neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Toksik ilişkilerin çoğu zaman yalnızlık korkusu nedeniyle sürdürüldüğüne işaret eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişi, ilişkiyi sonlandırdığında başka birini bulamama veya yalnız kalma kaygısı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>‘Başka biri beni aynı şekilde sevmeyecek’ veya ‘eski çekiciliğim kalmadı’ gibi düşüncelerin, ayrılmayı zorlaştıran inançlar olduğunu kaydeden Beyaz, “Ayrıca ilişki boyunca verilen emek, zaman ve sevgi, ilişkiyi sürdürme eğilimini güçlendirir. Alışkanlıklar ve rutinler de değişimden kaçınmayı beraberinde getirir. Birlikte geçirilen keyifli zamanlar, evde yalnız olmanın yarattığı güvensizlik duygusu, ilişkide kalmayı cazip kılar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik bir ilişkiyi fark etmek, korunmanın ilk adımı!</strong></p>
<p>Toksik bir ilişkiyi fark etmenin, korunmanın ilk adımı olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Birey, belirtileri gözlemleyip, ilişki öncesi ve sonrası kendi halindeki değişimleri fark edebilir.” dedi.</p>
<p>Farkındalık oluşturmak için önerilerde bulunan Beyaz, “Düşünceleri ve duyguları not etmek, farkındalık oluşturur. Karşı tarafa sınırlar çizmek, disiplinli ve tutarlı olmak önemlidir. Toksik davranışların, çoğu zaman karşı tarafın kendisiyle ilgili sorunlardan kaynaklandığını kabul etmek gerekir. İletişim ve farkındalık, bazen toksik davranışları azaltabilir; ancak bu süreç uzun zaman ve emek gerektirir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi etkileri fark edip inkâr etmeyi bırakırsa, süreci yönetmek mümkün!</strong></p>
<p>Çoğu durumda toksik ilişkilerin, boşanma veya pasif agresif iletişimle sonuçlandığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ancak kişi kendi üzerindeki etkilerini fark edip inkâr etmeyi bırakırsa, süreci yönetmek mümkün olabilir.” dedi.</p>
<p>Toksik ilişkiden kurtulmak için inkârı bırakarak yaşanan durumu gerçekçi bir şekilde kabul etmek gerektiğinin altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kişinin kendisine iyi gelen etkinlikleri ve alışkanlıklarını ihmal etmemesi önemlidir. Uzman desteği almak, duygusal iyileşmeyi hızlandırır ve süreci daha sağlıklı kılar. İlişki sona erse bile etkileri bir süre hissedilebilir. Bu dönemde sabırlı olmak, kendine şefkat göstermek ve sezgilerine güvenmek kritik öneme sahiptir. Kararlar, kişinin kendisiyle yüzleşmesi açısından önemlidir; bu nedenle rasyonel ve farkındalıkla alınmalıdır.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277">Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 10:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kesici]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[Parasetamol]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586311</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEBH) 2000’li yıllarda %5 oranındayken, günümüzde bu oran %9’lara kadar çıkabiliyor. Bu rahatsızlıkların ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311">Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEBH) 2000’li yıllarda %5 oranındayken, günümüzde bu oran %9’lara kadar çıkabiliyor. Bu rahatsızlıkların ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşünülüyor. Ancak son zamanlarda parasetamol gibi sık kullanılan ilaçların bu rahatsızlıklara neden olduğu yönünde iddialar anne adaylarının kafasında soru işaretleri oluşturabiliyor. Bilimsel veriler, bu konudaki kaygıların çoğunun abartılı olabileceğini gösteriyor. Çünkü bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, parasetamol ile otizm veya DEHB arasında doğrudan bir nedensellik kurulamamış olduğunu gösteriyor. Aksine, hamilelikte tedavi edilmemiş yüksek ateşin bebeğe verebileceği zararın, kontrollü ilaç kullanımına göre çok daha ciddi olabileceği kabul ediliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Taha Takmaz, hamilelikte parasetamol kullanımı ve bebeğe etkisi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>İlaçlarınızı doktor kontrolünde kullanın</strong></p>
<p>Son 10 yılda yayımlanan bazı gözlemsel yani bilimsel verilere dayalı olmayan çalışmalarda, hamilelikte parasetamol kullanımının çocuklarda otizm veya DEHB riskini az da olsa artırabileceğini iddia edilmektedir. Ancak bu çalışmaların çoğu, annenin kendi beyanına dayanmakta ve kullanılan ilacın dozu, süresi, hangi haftada alındığı gibi ayrıntılar net olmamaktadır. Yani bilimsel verilere göre; hamilelikte enfeksiyon veya grip gibi nedenlerle anne adayının ateşinin çıkması, parasetamol kullanımından daha ciddi riskler doğurabilmektedir. Mevcut klinik uygulamada parasetamol bu durumda en güvenli ve en sık kullanılan seçenektir. Dikkat edilmesi gereken asıl hususlar ise gerektiğinde, en düşük etkili doz, en kısa süre kullanım, kronik ve yüksek dozdan uzak durmaktır.</p>
<p><strong>Yüksek ateş anne ve bebeği için risk oluşturabilir</strong> </p>
<p>Hamilelikte bilinen çiğ balık yememek, ağır sporlardan kaçınmak veya uykuya dikkat etmek gibi tavsiyelerin yanında genellikle doktorlar “parasetamol içeren ilaçları kullanmayın” gibi bir uyarıda bulunmamaktadır. 40 haftaya yakın süren hamilelik sürecinde anne adayları grip dr olabilir, enfeksiyon riskiyle karşılaşabilir veya yüksek ateş şikayetleri yaşayabilir. Bu noktada anne adayını takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanının hem anneyi hem de bebeği düşünerek önerdiği bazı ilaçlar olabilmektedir. Bu ilaçlar anne adayının iyileşmesi için önemlidir. Anne adayının sağlıklı olması, bebeğin de sağlıklı olması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Parasetamol genellikle ateş ve enfeksiyon için kullanılmaktadır; hamilelikte yüksek ateşin kendisinin bile bebek için riskli olabileceği unutulmamalıdır. Yani ilacın kendisi değil, ilacı gerektiren hastalık da otizm ve DEHB’ten sorumlu olabilir. Çoğu zaman altta yatan faktörler; örneğin annenin ateşi, enfeksiyonu veya genetik eğilimler bu ilişkiyi açıklayabilmektedir. Bilimde buna korelasyon denir; korelasyonun varlığı tek başına nedensellik anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Araştırmalar otizm ve DEHB’in parasetamol içeren ilaçlarla doğrudan nedensellik ilişkisi olmadığını söylüyor</strong></p>
<p>2024’te JAMA’da (Journal of the American MedicalAssociation) yayımlanan ve 2,5 milyon çocuk içeren İsveç çalışmasında hamilelikte parasetamol kullanımının otizm, DEHB veya zihinsel gerilik riskini artırmadığı gösterilmektedir. Bu sonuç, önceki küçük risk sinyallerinin aslında ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşündürmektedir. 2025 yılında Mount Sinai Hastanesi’nden çıkan bir derlemede 46 çalışma incelenmiş ve “yüksek kaliteli araştırmalarda risk sinyali biraz daha belirgin” denilmiştir. Harvard’lı araştırmacılar da “nedensellik kanıtlanmamış olsa da, özellikle uzun süreli veya yüksek doz kullanımda temkinli olunmalı” çağrısı yapmıştır.</p>
<p>Bu açıklamalar basında “parasetamol otizm yapıyor” başlıklarıyla yer bularak halk arasında korku ve endişeye neden olsa da bugün ACOG (Amerikan Obstetri ve Jinekoloji Derneği), “Nedensellik yok, parasetamol hâlâ güvenli ve gerekli bir seçenek” demektedir. SMFM (Maternal-Fetal Tıp Derneği), “Kanıtlar sonuçsuz, ama ilacı bırakmak anne-bebek sağlığına zarar verebilir” uyarısında bulunmaktadır. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ise Eylül 2025’te, parasetamol ile otizm arasında tutarlı bir ilişki bulunmadığını açıklamıştır.</p>
<p><strong>Peki neden bazen “risk artışı” iddia ediliyor?</strong></p>
<p>Bilim insanları bazen risk artışı görünmesinin dört temel nedeni olabileceğini belirtmektedir. Parasetamol çoğunlukla ateş ve enfeksiyon için kullanılmaktadır. Asıl riskli olan durum ilaç değil, hastalığın kendisi olabilir. Çalışmalarda annelerden “hamileliğinizde ilaç aldınız mı?” diye sorulmaktadır; bu veri hatalı olabilir, çünkü yıllar sonra alınan bir beyana dayanmaktadır. Tek seferlik kullanım ile aylarca yüksek doz kullanım arasında ayrım olmamaktadır. Bu nedenle bilimsel bir dayanağı yoktur.</p>
<p>Mevcut bilimsel veriler hamilelikte yüksek ateşin tedavi edilmediği takdirde bebek için ciddi riskler doğurabileceğini söylemektedir. Mevcut klinik uygulamada parasetamol bu durumda en güvenli ve en sık kullanılan seçenektir. Dikkat edilmesi gereken asıl hususlar ise; gerektiğinde, en düşük etkili doz, en kısa süre kullanım, kronik ve yüksek dozdan uzak durmak olarak sıralanabilmektedir.</p>
<p>Bugünkü bilgilerimiz; parasetamolün hamilelikte otizme yol açtığına dair güçlü bir kanıt olmaması, büyük ve güvenilir çalışmaların bu iddiayı desteklemiyor oluşu, alandaki değerli ve önemli kuruluşların parasetamolün gerekli olduğunda güvenle kullanılabileceğini söylüyor olması şeklinde özetlenebilir. Ancak bilim kesin bir noktada değildir; yüksek doz ve uzun süreli kullanım konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunun da unutulmaması gerekir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311">Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allianz Türkiye, Yapay Zekâ Desteği ile 100 Milyon Provizyon Sayısına Ulaştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/allianz-turkiye-yapay-zeka-destegi-ile-100-milyon-provizyon-sayisina-ulasti-585238</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 09:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[allianz]]></category>
		<category><![CDATA[Allianz Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585238</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni nesil sigortacılığa öncülük eden Allianz Türkiye tüm iş süreçlerinde veri odaklı bir şirket olma hedefiyle yapay zekâ teknolojilerine yatırım yapmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/allianz-turkiye-yapay-zeka-destegi-ile-100-milyon-provizyon-sayisina-ulasti-585238">Allianz Türkiye, Yapay Zekâ Desteği ile 100 Milyon Provizyon Sayısına Ulaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni nesil sigortacılığa öncülük eden Allianz Türkiye tüm iş süreçlerinde veri odaklı bir şirket olma hedefiyle yapay zekâ teknolojilerine yatırım yapmaya devam ediyor. Bu vizyonla hayata geçirdiği Smart STP projesiyle sağlık sigortası provizyon süreçlerini, yapay zekâ desteği ile insan eli değmeden %92 otomasyonla yürüten şirket, sigorta sektöründe yapay zekâ kullanımında da standartları yeniden belirliyor. 2025 yılı içerisinde 100 milyonuncu provizyon sayısına ulaşan Allianz Türkiye, Smart STP desteği ile sağlık sigortalılarının provizyon taleplerini saniyeler içerisinde yanıtlıyor ve böylece hastanede onay bekleme süreci de ortadan kalkmış oluyor. Derin öğrenme algoritmalarından yeni nesil mimariye kadar uzanan güçlü teknik altyapısı ile Smart STP, sürekli kendini geliştiren ve ölçeklenebilen bir sistem olarak tasarlandı.</p>
<p><strong>Yapay zekâ projelerine 3 yılda 3 milyon euro yatırım</strong></p>
<p>Dijitalleşme yolculuklarını her noktada derinleştirerek, sigorta sektöründe teknolojiye yön veren bir şirket olma vizyonuyla hareket ettiklerini söyleyen Allianz Türkiye Operasyonlar Genel Müdür Yardımcısı Fahri Kaan Toker, “Allianz Türkiye olarak yapay zekâyı teknolojiden öte görüyor, bu teknolojileri insana değer katmak ve sektörün ekonomik çıktılarını yeniden şekillendirmek için kullanıyoruz. Bu vizyon, geleceğin sigortacılığını bugünden mümkün kılıyor. Veriyi daha iyi kararlara dönüştüren bir organizasyon olmak için yapay zekâ projelerine son 3 yılda 3 milyon euro yatırım yaptık ve bu yatırımlar sayesinde edindiğimiz deneyimi artık değere dönüştürmeye başladık. Bu noktadan sonra tüm operasyonlarımızı ve iş yapış şeklimizi “yapay zekâ penceresinden” bakarak yapacak şekilde değiştiriyoruz. Sigorta gibi insan hayatına doğrudan dokunan bir sektörde, sigortalılarımızın bugünden yarına hayatlarına eşlik etme hedefiyle teknolojiyi daha akıllı, daha hızlı, daha insana yakın bir sistem inşa etmek amacıyla etkin bir şekilde kullanmaya devam ediyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Smart STP stratejik bir dönüşüm aracı</strong></p>
<p>İnovatif projeler ve yaratılan dönüşümlerle müşteri deneyimi yolculuğunu uçtan uca yeniden tasarladıklarını söyleyen Toker, Smart STP projesinin de bu anlamda sigorta sektöründe yeni bir kilometre taşı olduğunu belirterek, “2,3 milyon sigortalımızın sağlık alanında ilk tercihi Allianz Türkiye. Bu sorumlulukla, sağlık sigortacılığı gibi insan hayatına doğrudan dokunan bir alanda teknolojiyi, insan dokunuşunu kaybetmeden daha fazlasını sunabilmek amacıyla kullanıyoruz. Bu anlayışla geliştirdiğimiz Smart STP projesiyle<strong> </strong>Türk sigorta sektöründe sağlık sigortası provizyon süreçlerinde karar verme mekanizmasını %92 otomasyona çıkartan ilk yapay zekâ destekli sistemi hayata geçirdik. Allianz Türkiye, yapay zekâ ile bugüne dek 10 milyondan fazla sağlık tazminat başvurusunu insan eli değmeden işleyen Smart STP’nin de desteğiyle kısa bir süre içerisinde 100 milyonuncu provizyon onayına ulaştı. Smart STP projemiz sadece teknolojik bir yenilik değil; aynı zamanda stratejik bir dönüşüm aracı olarak da bizi gururlandırıyor. Sektörümüzde yapay zekâ destekli otomasyonun önünü açan ilk proje olarak umuyoruz ki gelecekteki dijitalleşme girişimlerine de ilham verecek.” dedi.</p>
<p>Yaptıkları altyapı yaptırımları ile performanslı, güvenilir ve verimli yapay zekâ uygulamaları geliştirdiklerini söyleyen Toker, “Bu altyapı, veri gizliliğinin şirketin kontrolünde kalmasını sağlayarak kişisel verilerin korunması açısından kritik bir avantaj sağlıyor. Bu yaklaşım, yapay zekânın tamamen bir asistan gibi davranmasını sağlayarak kontrolün insanda kalmasını temin ediyor ve sektörümüzde iş verimliliği, veri güvenliği, etik ve şeffaf yapay zekâ kullanımı açısından da yeni bir standart belirliyor.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/allianz-turkiye-yapay-zeka-destegi-ile-100-milyon-provizyon-sayisina-ulasti-585238">Allianz Türkiye, Yapay Zekâ Desteği ile 100 Milyon Provizyon Sayısına Ulaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 15:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozda]]></category>
		<category><![CDATA[östrojen]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861">Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor. Erken menopozda bazı önlemlerin alınması gerektiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, erken menopozda östrojen tedavisinin önemine dikkat çekti. Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece erken menopozda olan tüm kadınların osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır” diye konuştu.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Menopoz Topluluğu (IMS) tarafından tüm dünyadaki kadınların menopozla ilgili bilinçlendirilmesini sağlamak ve farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 18 Ekim Dünya Menopoz Günü olarak kutlanıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, Dünya Menopoz Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada erken menopoz ve bu dönemde alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopozda adet görülebilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozda tanı koymak için adet görmemenin şart olmadığını belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta (ölçüm laboratuvarı tarafından tanımlandığı şekilde) olması durumudur. Erken menopoz, yaşamı değiştiren bir tanıdır. Erken menopoz tanısı koymak için adet görmemek şart değildir. Erken menopozda sıklıkla aralıklı yumurtalık fonksiyonu ve kendiliğinden adet görme, ilk başvurularından yıllar sonra bile görülebilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için travmatik olabiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, kadınların tanı konulduktan sonraki ilk saatlerdeki duygusal durumlarını tanımlamak için kullandıkları en yaygın kelimelerin &#8220;yıkılmış&#8221;, &#8220;şokta&#8221; ve &#8220;kafası karışmış&#8221; olduğunu söyledi. Doç. Dr. Sivri Aydın, “Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için duygusal olarak travmatiktir çünkü aile kurma konusundaki yaşam planlarını, umutlarını ve hayallerini altüst eder. Erken menopozlu kadınlar, depresyon ve anksiyete bozuklukları geliştirebilirler” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Adet fonksiyonunda değişiklik ve ateş basması görülebilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozun belirtilerine değinen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, adet fonksiyonunda değişiklik (uzun aralıklarla adet görme veya hiç adet görmeme) ve ateş basması ve vajinal kuruluk gibi östrojen eksikliği semptomlarıyla karakterizedir. Ancak aralıklı yumurtalık fonksiyonu, bu kadınların yaklaşık yüzde 50 ila yüzde 75&#8217;inde görüldüğünden ateş basması, terleme veya vajinal kuruluk olmaması, adet düzensizliği olan bir kadında erken menopoz tanısını düşünmekten alıkoymamalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen replasman tedavisi koruyucu etkiye sahip</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Östrojen replasman tedavisi almayan erken menopozlu kadınların bir dizi semptom ve eşlik eden hastalık açısından daha yüksek risk altında olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bazı kadınlarda vazomotor semptomlar dediğimiz ateş basması, terleme, sıkıntı hissi, anormal adet döngülerinin gelişmesinden önce başlayabilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozun kemik kaybı ve osteoporoz için önemli bir risk faktörü olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bu kadınlarda ayrıca osteoporotik kırık sıklığının daha yüksek olduğunu belirtti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopoz döneminin önlem alınmaması halinde kadın sağlığı açısından bazı sorunlara yol açabileceğini ifade eden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Adet görmeme ve derin östrojen eksikliğinin ilerlemesiyle atrofik vajinit ve ilişki sırasında ağrı semptomları (östrojen yerine konmazsa) belirginleşir. Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir. Erken menopoz, artmış kardiyovasküler morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. Erken menopozlu kadınlarda meme kanseri riski artmış olabilir. Bazı çalışmalar erken menopozlu kadınların demans ve bilişsel gerileme açısından daha yüksek risk altında olduğunu göstermektedir” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz için risk faktörlerine dikkat!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Olası erken menopozlu bir kadının tıbbi öyküsünün altta yatan etiyoloji hakkında ipuçları sağlayabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Daha önce yumurtalık ameliyatı, kemoterapi veya radyasyon tedavisi geçirmiş olmak, hipotiroidizm veya Graves hastalığı, primer adrenal yetmezlik, vitiligo, miyastenia gravis, hipoparatiroidizm, tekrarlayan mukokutanöz kandidiyazis veya tip 1 diyabet tek başına veya kombinasyon halinde kişisel veya ailesel otoimmün hastalık öyküsü, ailede (anne ve kız kardeşte) erken menopoz öyküsü, Turner Sendromu, Fragile X gibi bazı kromozomal bozukluklar erken menopoz riskini arttırabilir. Sigara kullanımı, menopoz başlangıcını 1-2 yıl öne alabilir. Vakaların yaklaşık yüzde 10&#8217;u aileseldir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopozda östrojenin yararlı etkisinden yoksun kalınıyor </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozda östrojenin azalmasının uzun süre etkileri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, östrojen hormonunun koruyucu etkisinden uzun süre yoksun kalmak anlamına gelir. Bunun uzun vadeli etkileri; kemik erimesi (osteoporoz), kalp-damar hastalıkları, bilişsel fonksiyonlarda azalma, demans riski artışıdır, vajinal kuruluk ve libido kaybı gibi cinsel sağlık sorunları olarak sıralanabilir. Depresyon, kaygı ve benlik saygısında düşüş gibi durumlar da ortaya çıkabilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen tedavisi alınmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece, erken menopozda olan tüm kadınların, osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Ayrıca östrojen tedavisi cinsel sağlığı ve yaşam kalitesini korumak ve gerekirse menopozun genitoüriner sendromunu (vajinal östrojenle) tedavi etmek için önemlidir. Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır. Bazı kadınların sistemik östrojene ek olarak vajinal östrojene ihtiyacı olabilir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hormon tedavisine en kısa zamanda başlanmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hormon replasman tedavisine, erken menopoz tanısı konduktan sonra mümkün olan en kısa sürede başlanması ve ortalama menopoz yaşına (ortalama 51) kadar devam edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “İstisnai olarak ailesinde meme kanseri öyküsü olan erken menopozlu kadınlarda 45 yaşında hormon replasmanının durdurulması önerilir. Bu süreçte hormon tedavisi, vücudu doğal hormonal dengeye yakın tutarak kemik ve kalp sağlığını korur. Hormon tedavisi, tek başına yeterli değildir. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, stres yönetimi ve kaliteli uyku, tedaviyi destekleyen ve yaşam kalitesini artıran temel taşlardır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yumurta veya embriyo dondurma seçenek olabilir</span></b> </span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurmanın bir seçenek olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bu kadınlar tedavi olmaksızın gebe kalsa da gebelik oranları çok düşüktür. (Yüzde 5 ila yüzde 10) Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurma bir seçenek olabilir. Bu kadınlar genellikle yaklaşan veya teşhis edilen erken menopoz sırasında yumurta dondurma olasılığını sorarlar. Yumurta dondurma, yumurtalık fonksiyonları azalmadan önce erken menopoz için bilinen genetik riski olan kadınlarda (örneğin Turner mozaiği) erken menopoz gelişmeden yapılabilir ancak yumurtalıkta kalan oosit sayısının azlığı nedeniyle erken menopoz teşhisi sırasında faydalı olma olasılığı daha düşüktür” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yalnız değilsiniz!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken menopoz zorlu bir süreç olabilir ancak yalnız değilsiniz. Bu konuda deneyimli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile iş birliği içinde olmak ve gerekirse psikolojik destek almak, süreci sağlıklı ve güçlü bir şekilde yönetmenize yardımcı olacaktır.”</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861">Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 14:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Evden çıkmamak, hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneği…</strong></p>
<p>Türkiye’de son yıllarda peş peşe yaşanan irili ufaklı depremlerin binlerce insanın hayatını olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Fiziki, sosyal ve maddi yıkımların yanı sıra sarsılan psikolojik dengeler de uzun yıllar toplum üzerinde etkisini sürdürmeye devam ediyor.” dedi.</p>
<p>Son günlerde medyada yer yer deprem sonrası evden çıkamayan, sosyal hayata dönemeyen, kendini odasına kapatan gençlerin hikayelerine rastlandığını hatırlatan Prof. Dr. Nurmedov, “Bu durum basit bir isteksizlik ve ilgi azalmasından ziyade buzdağının görünen kısmı misali, ciddi bir ruhsal sorunun yalnızca görünen yüzü olabilir. Deprem gibi ağır bir travmadan sonra bazı insanlar dış dünyayı tehlikeli olarak algılar. Ev, onlar için tek güvenli alan haline gelir. Bu sebeple evden çıkmamak bir tercih değil, beynin hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneğidir. Bu duruma psikolojide kaçınma davranışı (avoidance) denir ve çoğu zaman Akut Stres Reaksiyonu ve/veya Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile ilişkilidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Uzun süre evden çıkmamak ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü!</strong></p>
<p>Uzun süre evden çıkmamanın her zaman için ruhsal bir bozukluğun belirtisi olmayabileceğini fakat bu durumun, ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Uzun süre dışarı çıkmamak, okula ya da işe gitmemek, insanlarla görüşmeyi bırakmak; depresyon, kaygı bozukluğu, agorafobi veya sosyal fobi gibi ruhsal sorunların habercisi olabilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nurmedov, bunlara ek olarak ‘hayat anlamsız’ ya da ‘artık hiçbir şey yapmak istemiyorum’ gibi umutsuzluk da eşlik ediyorsa artık bu durumun ciddiye alınması gerektiğini aktardı.</p>
<p><strong>Aileler ya da kişinin yakın çevresi ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olmalı! </strong></p>
<p>Normal şartlarda bile dijital dünyaya olan eğilimin artmasına ek olarak travma sonrası bazı gençlerin gerçek hayattan iyice çekilip dijital dünyaya sığındıklarını kaydeden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Saatlerce telefonla oynamak, oyunlara bağımlı hale gelmek aslında duygusal acıdan kaçma yöntemidir. Zamanla bu durum gerçeklikten kopma, sosyal becerilerin körelmesi, yalnızlaşmanın artması gibi ciddi sonuçlar doğurur ve Hikikomori benzeri sosyal izolasyon sürecine evrilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür durumla karşılaşan ailelerin ya da kişinin yakın çevresinin ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Nurmedov, şunları söyledi:</p>
<p>“Zorlamak direnci arttırır ve kişi daha çok içine kapanır. Öte yandan ‘bırakalım kendisi toparlasın’ yaklaşımı da sürecin uzamasına ve sorunun büyümesine vesile olur. Bu bağlamda aileler ya da kişinin yakın çevresi yargılamadan dinleyebilmeli, his ve duygularını önemsemeli, birlikte günlük küçük hedeflerle hayata dönüş planları yapmalı, uzman desteği için teşvik etmeliler. Öte yandan azarlamak, suçlamak, kıyaslamak ya da zorla dışarıya çıkarmaya çalışmak asla yapılmaması gereken davranışlardır.” </p>
<p><strong>Kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmışsa durum ciddidir!</strong></p>
<p>Uzun süre evde kalmanın ve sosyal hayattan uzaklaşmanın yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda fiziksel sağlık üzerinde de olumsuz etkiler bıraktığına işaret eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu süreçte uyku düzeni bozulabilir, kişi geç kalkmaya ya da uykuya dalamamaya başlayabilir. Yeme alışkanlıkları değişir, iştahsızlık ya da tam tersi aşırı yeme davranışı sonucu kilo artışı ya da kaybı görülebilir. Zaman içinde kaygı ve depresyon belirtileri derinleşir, kişi özgüveninin kaybedebilir ve umutsuzluk gelişebilir. Tüm bunların sonucunda kişi sosyal hayattan tamamen koparak daha derin bir izolasyon sürecine sürüklenebilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür vakalarda gecikmeden müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nurmedov, “Aksi halde süreç kronikleşerek tedavi sürecini güçleştirir. Bu süreçte bazı belirtiler ciddi bir riskin habercisi olabilir ve acil uzman desteği gerektirir. Eğer kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmış, günlük yaşam işlevlerini yerine getiremeyecek hale gelip okuldan ya da işten uzaklaşmışsa, sosyal ilişkilerini tamamen kesmişse ya da gerçeklikten kopuşu çağrıştıran ifadeler kullanmaya başlamışsa durum ciddidir. Hele sosyal medya hesaplarını kapatmaya başlamışsa bir genç, durum çok daha ciddidir. Böyle durumlarda günler değil, saatler içerisinde önlem almak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Evine kapanan biri travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyor olabilir! </strong></p>
<p>Benzer bir durum yaşayan kişilere doğru yaklaşım ve destekle içinde bulundukları sürecin tamamen aşılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nurmedov, “İlk adım genellikle ruhsal durum muayenesidir. Kişinin ruhsal durumu, travmanın etkileri ve işlevsellik düzeyi açısından ayrıntılı olarak değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Gerek görüldüğünde ilaç tedavisi ile yoğun kaygı, uyku bozukluğu veya depresif belirtilerin de kontrol altına alınması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Travma odaklı psikoterapiler travmaya bağlı duygusal yükün işlenmesinde etkili yöntemlerdir. Kişinin günlük hayata yeniden katılımını desteklemek için kademeli sosyal aktivasyon planı uygulanabilir. Bu süreçte aile desteğinin doğru şekilde organize edilmesi önemlidir. Bu amaçla aileye psikoeğitim verilerek hem kişinin zorlandığı noktalar hem de ona nasıl destek olunacağı öğretilir. </p>
<p>Sonuç olarak evine kapanan bir insan sadece tembel, sorumsuz ya da isteksiz olmayabilir. O kişi aslında travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyordur. Görmezden gelmek değil, anlamak ve destek olmak gerekir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabilir]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nsan]]></category>
		<category><![CDATA[ömrü]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583049</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya basınında bir süre önce gündem yaratan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin lideri Şi Cinping arasında geçen “ömür uzatma” diyaloğu, insan yaşam süresinin gerçekten 150 yıla kadar çıkıp çıkamayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049">İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya basınında bir süre önce gündem yaratan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin lideri Şi Cinping arasında geçen “ömür uzatma” diyaloğu, insan yaşam süresinin gerçekten 150 yıla kadar çıkıp çıkamayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Biyogüvenlik Anabilim Dalı Başkanı, Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, ömrün uzamasında genetik bilim, biyoteknoloji ve organ yenilenmesinin rolünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsan yaşam süresi son 70 yılda uzadı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu, insan yaşam süresinin son 70 yılda belirgin biçimde uzadığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>“1950’li yıllardan beri insan ömrü zaten uzadı. Ortalama yaşam süresi 50’li, 60’lı yaşlardan 83-85 yaşlara kadar çıktı. Yapılan bilimsel çalışmalar, organların dayanıklılığı ve biyoteknolojik gelişmeler dikkate alındığında insan ömrünün 150 yıla kadar uzayabileceğini gösteriyor. Rockefeller neredeyse 100 yaşına kadar yaşamıştı ve yaşamı boyunca birden fazla organ nakli geçirmişti. Karaciğer, böbrek gibi organlar sayesinde o yaşa kadar dayanabildi. Bu da gösteriyor ki organ nakliyle bir noktaya kadar idare edebilmek mümkün olabiliyor.”</p>
<p><strong>Konu uzun yaşamak değil, sağlıklı yaşamak</strong></p>
<p>Ömrü uzatma araştırmalarının artık sadece “yaş almak” değil, sağlıklı yaşlanmak üzerine yoğunlaştığını vurgulayan Yılancıoğlu, “Longevity yani uzun ama kaliteli yaşam bilimi, bugünlerde çok revaçta. İnsan ömrü uzadıkça nörolojik, kalp ve hücresel düzeyde sağlığı korumak daha önemli hale geliyor. Artık sadece uzun yaşamak değil, sağlıklı yaşlanmak tartışılıyor. Bunun öncüleri var dünyada. Brian Johnson her gün 2000’in üzerinde test yaparak vücudunu sürekli izliyor ve buna göre yaşam biçimini düzenliyor. Kendini adeta bir bilimsel denek gibi konumlandırdı. Sağlıklı yaşlanmanın sınırlarını bu tür örnekler üzerinden göreceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Organ nakliyle değil, genetikle ulaşabiliriz</strong></p>
<p>Organ nakillerinin insan ömrünü uzatmada geçici bir çözüm sunduğunu belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Başkasının organını aldığınızda vücudun bu organı kabul etmesi için uzun süre immün süpresif yani bağışıklık baskılayıcı tedavi görmeniz gerekir. Bu da sizi bakteriyel, viral, mantar enfeksiyonlarına açık hale getirir. Bu nedenle sadece organ nakliyle yüzyıllarca yaşamak mümkün değil. Geleceğin çözümü genetik mühendislik ve hücresel yenilenmede. Yaşlanmayı geciktiren moleküller yani senolitikler üzerinde çalışmalar hızla ilerliyor. Japonya’da yeniden diş çıkarmayı sağlayan ilaç denemeleri başladı. Benzer şekilde yaşlanmayı yavaşlatan hatta geriye çevirebilen moleküller üzerinde çalışmalar yürütülüyor.” dedi.</p>
<p><strong>Kendi organlarımızı üretme dönemi yaklaşıyor</strong></p>
<p>Gelecekte insanların kendi kök hücrelerinden organ üretmesinin mümkün olacağını belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Tissue regeneration dediğimiz doku yenileme teknikleri gelişiyor. IPS teknolojileri sayesinde bireyin kendi hücresinden organ üretmek mümkün hale gelecek. Böylece artık başkasının organını almak yerine kendi organımızı yeniden üretebileceğiz.” diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca, genetiği değiştirilmiş hayvanlardan organ nakli çalışmalarının da ilerlediğini belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Domuzlarda insan bağışıklık sisteminin tanıyıp saldırdığı proteinler genetik olarak silindi. Bu organlar insanlara nakledilebilir hale geliyor. Yani hayvan kaynaklı organ nakli çok yakın bir gelecekte klinik aşamaya gelecek.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>150 yıl ilk Asya’da mümkün olabilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu, insan ömrünün 150 yıla ulaşmasının ilk olarak Batı’da değil, Asya ülkelerinde gerçekleşeceğini ifade ederek, “Regülasyonlar (düzenleme) Batı’da çok sıkı ama Asya ülkelerinde daha esnek. Genetiği değiştirilmiş ilk insanlar da Çin’de doğdu. Bu nedenle 150 yıllık ömür hedefi ilk olarak Çin gibi ülkelerde uygulanabilir. Orada bilimsel riskler daha serbest test ediliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Putin–Şi arasındaki diyaloğun “sadece bir sohbet değil, aynı zamanda bir mesaj” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Biyoteknoloji ilk olarak bu ülkelerde hızlı gelişecek. Bilimsel etik ve yasal sınırlamalar Batı’da daha katı olduğu için orada bu gelişmeleri daha geç göreceğiz.” dedi.</p>
<p><strong>Bugün doğan çocuklar 150 yılı görebilir</strong></p>
<p>İnsan ömrünün 150 yıla ulaşmasının 2030’da değil ama gelecek 50 yıl içinde mümkün olabileceğini belirten Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“2030 yılı biraz erken. Belki 90’lı yaş ortalamalarına ulaşabiliriz ama 150 yıl için 50 yıl daha gerekiyor. Bugün doğan çocuklar bu gelişmelere şahit olacak. Onların 150 yaşına kadar yaşayabileceğini görebiliriz. Bizim kuşak için sınır hala 100 yaş civarında.”</p>
<p><strong>Gen düzenleme hızla ilerliyor ama sağlıkta süreçler yavaş</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, CRISPR ve PA (Prime Editing) gibi gen düzenleme teknolojilerinin insan ömrünü uzatmada devrim yaratacağına işaret ederek, “Bozuk genetik materyali çıkarıp yerine sağlıklı genleri takabiliyoruz. Tek bir mutasyonu bile değiştirmek artık mümkün. Ancak sağlıkta mevzuat çok yavaş. Bir ilacın klinik uygulamaya girmesi 5 ila 15 yıl sürüyor. Dolayısıyla laboratuvardaki buluşları biz ancak 15-20 yıl sonra klinikte görebiliyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>Yapay zeka (AI) teknolojilerinin hızla ilerlemesine karşın sağlıkta aynı hızın mümkün olmadığını vurgulayan Yılancıoğlu, “Yapay zekada güvenlik regülasyonu yok, o yüzden çok hızlı. Ama sağlıkta etik ilkeler, onay süreçleri ve regülasyonlar var. Bu da ilerlemeyi doğal olarak yavaşlatıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049">İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber casusluk ve fidye yazılımları üretimi felce uğratıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-casusluk-ve-fidye-yazilimlari-uretimi-felce-ugratiyor-583025</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[casusluk]]></category>
		<category><![CDATA[felce]]></category>
		<category><![CDATA[fidye]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[İhlal]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[şirket]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[uğratıyor]]></category>
		<category><![CDATA[üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<category><![CDATA[yazılımları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üretim sektörü, birden fazla riski aynı anda yönetmek zorunda olan hassas iş alanlarından birisi konumunda. Kesinti sürelerine karşı toleransı son derece düşük olan bu sektör, karmaşık ve geniş tedarik zincirlerinin merkezinde yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-casusluk-ve-fidye-yazilimlari-uretimi-felce-ugratiyor-583025">Siber casusluk ve fidye yazılımları üretimi felce uğratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üretim sektörü, birden fazla riski aynı anda yönetmek zorunda olan hassas iş alanlarından birisi konumunda. Kesinti sürelerine karşı toleransı son derece düşük olan bu sektör, karmaşık ve geniş tedarik zincirlerinin merkezinde yer alıyor. Rekabet avantajı ise çoğunlukla tescilli tasarımlar ve ticari sırlar gibi yüksek değerli fikri mülkiyetlere dayanıyor. Bu özellikler, üretim şirketlerini siber suçlular için cazip hedefler hâline getiriyor. </strong></p>
<p><strong>Siber güvenlik şirketi ESET, üretim sektöründeki kurumları, bu alanda görev yapan BT ve güvenlik liderlerini artan tehditler konusunda uyararak siber güvenlik önlemlerinin nasıl güçlendirilebileceğine yönelik stratejik önerilerini paylaştı.</strong></p>
<p>Siber  saldırılar giderek daha karmaşık, sofistike ve acımasız hâle geldi. Tehdit aktörleri genellikle teknik istismarları sosyal mühendislik ve kimlik bilgisi hırsızlığı ile birleştirir ve saldırıdan önce uzun süre tespit edilmeden kalarak istihbarat toplar ve sistemleri haritalandırır. Son yıllarda meydana gelen bir dizi yüksek profilli fidye yazılımı ihlali, risklerin yüksek olduğunu doğruluyor. Dijital şantajcılar, üretim sektörünü hedeflerine almış durumda. IBM tarafından paylaşılan verilere göre, üretim sektörü geçen yıl dünya çapında en çok hedef alınan sektör oldu. </p>
<p>Eski teknolojiler,  endüstriyel kontrol sistemleri ve robotik gibi bağlı operasyonel teknolojiler birçok imalatçının saldırı yüzeyini genişletti. Halka açık uygulamalar, geçerli hesaplar ve harici uzaktan hizmetlerin istismar edilmesi, en yaygın ilk erişim vektörleri oldu. Sunucu erişimi (%16) ve kötü amaçlı yazılım-fidye yazılımı (%16) en sık gözlemlenen eylemlerdi, bu da saldırganların ana hedeflerinin operasyonel kesinti ve finansal şantaj olduğunu gösteriyor. Gasp, veri hırsızlığı, kimlik bilgisi hırsızlığı ve itibar kaybı, ihlal edilen üreticiler için en büyük etkilerdi.</p>
<p>Verizon, sektördeki doğrulanmış ihlallerin 2025 yılında yıllık yüzde 89 arttığını ve 1.000&#8217;den az çalışanı olan KOBİ&#8217;lerin ihlal edilen kuruluşların yüzde 90&#8217;ından fazlasını oluşturduğunu belirtiyor. İhlallerin beşte birinin casuslukla ilgili nedenlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor; bu oran bir önceki yıl sadece %3 idi.  Hassas planlar, raporlar ve e-postalar en sık çalınan veri türü oldu ve bu da IP&#8217;ye yönelik riskin basit bir şantajın ötesine geçtiğini gösteriyor. Bununla birlikte, üretim sektöründeki ihlallerde kötü amaçlı yazılımların varlığı, fidye yazılımları ve en yaygın tehdit modeli olarak &#8220;Sistem İhlali&#8221;nin tercih edilmesi nedeniyle bu dönemde yüzde 50&#8217;den yüzde 66&#8217;ya yükselmiştir. Bu, hedeflerine ulaşmak için &#8220;kötü amaçlı yazılım veya hackleme&#8221;yi kullanan karmaşık saldırıları ifade ediyor.</p>
<p>ESET Research, WinRAR’da iş başvuru belgeleri kisvesi altında yaygın olarak kullanılan bir sıfırıncı gün güvenlik açığı keşfetti; silah hâline getirilmiş arşivler, hedeflerini ele geçirmek için yol geçişi kusurunu kullanıyordu. ESET tarafından tespit edilen son kampanya, üreticilerin yanı sıra diğer sektörlerdeki şirketleri de hedef alındığını ortaya koyuyor. Bu kampanya, fırsatçı kampanyalar ve casusluk faaliyetlerini birleştiren RomCom grubuna atfedilmiştir. WinRAR&#8217;daki sıfır gün güvenlik açığını kullanarak hassas bilgileri gizlice çalmış ve bu sektörü hedef alan bazı tehdit aktörlerinin sofistike olduğunu ortaya koymuştur. </p>
<p><strong>Siber güvenlik için atılması gereken adımlar </strong></p>
<p>İlk adım, çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA), hızlı yama uygulama ve veri şifreleme gibi en iyi uygulamalarla dayanıklılık oluşturmak olmalıdır. Bu, ilk erişimi engellemenin ve mümkün olduğunda yanal hareketi önlemenin anahtarıdır. Ancak bu, sihirli bir çözüm değildir. Üreticiler ayrıca e-posta, bulut, sunucu, ağ ve diğer ortamlarında sürekli tespit ve müdahaleye yatırım yapmalıdır. Yeterli bütçeye sahip büyük bir işletmeyseniz bunu XDR araçlarıyla bir güvenlik operasyon merkezi (SOC) içinde çalışan şirket içi güvenlik operasyonları (SecOps) ekibi aracılığıyla yapabilirsiniz. Ancak çoğu işletme, özellikle 1.000&#8217;den az çalışanı olan ve saldırıya uğrayan üreticilerin yüzde 90&#8217;ı için daha mantıklı seçenek uzman bir yönetilen tespit ve müdahale (MDR) sağlayıcısına dış kaynak kullanımı olabilir. İyi seçilmiş bir MDR sağlayıcısı, bunları şirket içinde oluşturmaktan daha hızlı ve daha uygun maliyetli bir şekilde bir dizi yetenek sunabilir. Bunlar arasında şunlar yer alır:</p>
<ul>
<li>Uzman bir ekip tarafından 7/24/365 tehdit izleme,</li>
<li>SOC personelini istihdam etmek ve sürdürmek için gereken yüksek sermaye ve işletme giderlerine kıyasla daha düşük maliyet,</li>
<li>En sofistike tehditleri bulmak için uzman tehdit avcılığı,</li>
<li>Finansal, itibar ve uyum risklerini en aza indirmek için tehditlerin hızlı tespiti, yanıtlanması ve kontrol altına alınması,</li>
<li>Saldırıdan sonra bile kuruluşun üretime devam etmesini sağlayarak finansal ve operasyonel dayanıklılığın artırılması,</li>
<li>Gelecekte benzer saldırılara karşı dayanıklılık oluşturmak için ortaya çıkan içgörüler.</li>
</ul>
<p>7/24 kapsama, tehdit avcılığı ve adli tıp becerilerine sahip olgun bir SOC oluşturmak genellikle yıllar sürer ve önemli yatırımlar gerektirir, oysa MDR sağlayıcıları hızlı bir şekilde yerleşik bir yığın ve deneyimli bir ekip sunar. Şirket içi bir SOC&#8217;un CapEx/OpEx giderleri ve birleşik ortamları izlemek için gereken özel güvenlik uzmanlığı, özellikle KOBİ&#8217;ler için genellikle çok yüksektir. Ayrıca MDR kılavuzları, üretim için kritik bir ölçüt olan üretim kesinti süresini en aza indirgemeyi amaçlayan kontrol altına alma ve hızlı kurtarma işlemlerine vurgu yapar. Birçok üretici için MDR, operasyonel dayanıklılık için en hızlı ve en uygun maliyetli yolu sunar.</p>
<p><strong>Üretim için saniyeler önemlidir</strong></p>
<p>İster IP&#8217;nizi ister müşteri verilerinizi hedefliyor ister sadece şantaj amacıyla maksimum kesintiye neden olmak istiyor olsunlar, tehdit aktörleri saldırdığında onları bulmak ve kontrol altına almak için yarış başlar. MDR, olay müdahale planlarını uygulamaya koymak için ihtiyacınız olan erken uyarıyı sağlamak üzere bu süreci hızlandırabilir. Uç noktalar, ağ ve bulut ortamlarında sağladığı sürekli izleme ve farkındalık, siber güvenliğe yönelik en iyi uygulama olan Sıfır Güven yaklaşımıyla da mükemmel bir uyum içindedir. İnsan uzmanlığının en iyisi ile ileri teknolojiyi bir araya getiren MDR, sadece işletmeniz için değil, genişletilmiş tedarik zincirinizin güvenliğini sağlamak için de anahtar rol oynayabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-casusluk-ve-fidye-yazilimlari-uretimi-felce-ugratiyor-583025">Siber casusluk ve fidye yazılımları üretimi felce uğratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genel anesteziyle diş tedavisi uzman hekim, güvenilir ilaç, ekipman ve teknikle uygulanmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genel-anesteziyle-dis-tedavisi-uzman-hekim-guvenilir-ilac-ekipman-ve-teknikle-uygulanmali-582624</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 19:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[anesteziyle]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582624</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Hayrettin Ağralı, genel anestezi altında diş tedavisi uygulamaları, kimler için uygun olduğu, riskleri, hastaların endişeleri ve tedavi sonrası süreçler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genel-anesteziyle-dis-tedavisi-uzman-hekim-guvenilir-ilac-ekipman-ve-teknikle-uygulanmali-582624">Genel anesteziyle diş tedavisi uzman hekim, güvenilir ilaç, ekipman ve teknikle uygulanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Hayrettin Ağralı, genel anestezi altında diş tedavisi uygulamaları, kimler için uygun olduğu, riskleri, hastaların endişeleri ve tedavi sonrası süreçler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Genel anestezi tüm duyuların geçici olarak ortadan kalkmasını sağlar! </strong></p>
<p>Genel anestezinin kısaca tıbbi bir işlemden önce spesifik ilaçlar uygulanarak uyku benzeri bir durum oluşturan uygulama olduğunu aktaran Dr. Hayrettin Ağralı, “Santral sinir sisteminin geçici olarak devre dışı bırakılarak ağrı başta olmak üzere tüm duyular geçici olarak ortadan kaldırılır.” dedi.</p>
<p>Diş tedavisinde kullanıldığına değinen Dr. Ağralı, “Genel ya da sedasyon dediğimiz hafif uyku haline benzer ama kişideki korku, endişe ve ağrıyı hissetmesini engelleyen sakinleştirme şeklinde uygulanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Genel anestezi altında diş tedavisi kontrendikasyonu olmayan herkes için uygun!</strong></p>
<p>Genel anestezi altında diş tedavisinin kimler için uygun olabileceğine değinen Dr. Hayrettin Ağralı, “Diş hekimi fobisi olanlar, operasyon zorluğu çekilen çocuk ve yetişkinler, engelli ve otizmli kişiler başta olmak üzere kontrendikasyonu olmayan herkes için uygundur.” dedi.</p>
<p>Tedavi öncesi hastaların muayene edilip olası risklerin belirlendiğini aktaran Dr. Ağralı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Tetkikler istenir. Uygun olanlara ameliyathanede damar yolu açılarak anestezi ilaçları verilir ve entübe edilir. Sonra takip için monitörize edilir. İşlem bitiminde anestezi sonlandırılıp uyandırılır. Postop gözlemde bir süre takip edilir. Hastalar özellikle işlemden önce açlık sürelerine dikkat etmeliler. Bu süre çocuklarda 4 buçuk saat yetişkinlerde 6 saattir.”</p>
<p><strong>Genel anestezi güvenilir ilaç, ekipman ve tekniklerle çok güvenilir bir işlem! </strong></p>
<p>Genel anestezinin günümüzde güvenilir ilaç, ekipman ve tekniklerle çok güvenilir bir işlem ve uygulama olduğuna vurgu yapan Dr. Hayrettin Ağralı, “Bununla birlikte yok denecek kadar küçük riskler de barındırabilir.” dedi.</p>
<p>Başlıca risklerin bulantı, kusma, boğaz ağrısı, kas ağrısı ve bazı alerjik reaksiyonlar olduğunu ifade eden Dr. Ağralı, “İşlem öncesi, sırasında ve sonrasında gerekli ilaçları vererek bu reaksiyonların önlenmesi sağlanabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hastalar arasında bazı endişeler olabiliyor!</strong></p>
<p>Tedavi sonrası hastaların iyileşme süreçleri hakkında bilgi veren Dr. Hayrettin Ağralı, “Tedavi sonrası çocukların 2 saat, yetişkinlerin de 3-4 saat dinlenmeleri genelde yeterli oluyor. Tabi komplike olmayan büyük ameliyatlar hariç.” dedi.</p>
<p>Genel anestezi ile ilgili hastaların sık sık dile getirdiği endişeler olduğunu kaydeden Dr. Ağralı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalar arasında genellikle; ‘Operasyon sırasında acı çeker miyim?’, ‘Hisseder miyim?’, ‘Operasyon sonrasında uyanır mıyım?’, ‘Ne kadar sonra uyanırım?’ gibi endişeler mevcut. Gidermek için işlem öncesi sakinleştirici ilaçlar ve telkin yöntemlerine başvurabiliyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genel-anesteziyle-dis-tedavisi-uzman-hekim-guvenilir-ilac-ekipman-ve-teknikle-uygulanmali-582624">Genel anesteziyle diş tedavisi uzman hekim, güvenilir ilaç, ekipman ve teknikle uygulanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enerji Verimliliği Forumu&#8217;nda Sivas Rüzgârı Esti…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/enerji-verimliligi-forumunda-sivas-ruzgari-esti-582287</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 15:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[esti]]></category>
		<category><![CDATA[forumu]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ihale]]></category>
		<category><![CDATA[ihaleye]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[plaka]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgarı]]></category>
		<category><![CDATA[sivas]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[taksi]]></category>
		<category><![CDATA[taksiler]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[verimliliği]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582287</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), şehir içi ulaşımda konfor, güvenlik ve erişilebilirliği artırmak amacıyla hayata geçirilen “Uygulama Bazlı Taksi” modelinde üçüncü ihaleyi başarıyla tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enerji-verimliligi-forumunda-sivas-ruzgari-esti-582287">Enerji Verimliliği Forumu&#8217;nda Sivas Rüzgârı Esti…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), şehir içi ulaşımda konfor, güvenlik ve erişilebilirliği artırmak amacıyla hayata geçirilen “Uygulama Bazlı Taksi” modelinde üçüncü ihaleyi başarıyla tamamladı. Kapalı teklif usulüyle gerçekleştirilen ihaleye, 63 katılımcı şartları sağlayarak sürece dahil oldu. Yapılan ihalede bugün 63 plaka satılırken, toplamda 92 plaka satılmış oldu.</strong></p>
<p>Yenikapı’daki Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde yapılan ihaleye 65 başvuru yapıldı, 63 katılımcı şartları sağlayarak ihaleye katıldı. İhalede ilk olarak <strong>34 TUA 29 </strong>plakası<strong> 4 milyon 700 bin + KDV </strong>bedelle satıldı. Bugün 63 plaka satılırken toplamda 92 plaka yeni sahibini buldu. Bu plakalarla İstanbul trafiğine yeni nesil taksiler kazandırıldı.</p>
<p><strong>VOLKAN DEMİR: “AMACIMIZ, İSTANBULLULARA GÜVENLİ VE NİTELİKLİ BİR TAKSİ DENEYİMİ SUNMAK”</strong></p>
<p><strong>İhaleye başkanlık eden İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir, ihalenin ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi:</strong></p>
<p>“Bugün encümenimiz İstanbul’da uygulama bazlı taksilerin üçüncü ihalesini gerçekleştirdi. Bu ihale sonucunda toplamda <strong>92 taksi plakası</strong> satıldı. Bir kısmı kısa süre içinde trafiğe çıkacak, tamamı ise en yakın zamanda hizmete başlayacak.</p>
<p>Uygulama bazlı taksi sisteminde şu an altı uygulama kullanılabiliyor ve sayısı artabilecek. Sistem uçtan uca denetlenebilir, hem şoförler hem de yolcular için güvenli bir yapı sunuyor. Tüm ödemeler kayıt altında olduğu için kayıt dışılık engelleniyor; hem ekonomi hem de şehir güvenliği açısından katkı sağlanıyor. Bu araçlarda yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yetkilendirilen ve belgelendirilen şoförler çalışabiliyor. Belgelendirme kriterlerimiz arasında bağımlılık testleri ve Türk Ceza Kanunu’na göre yaklaşık 30-35 suçtan hüküm giymemiş olma şartı bulunuyor. Her yıl şoförler ve araçlar kalite denetiminden geçiriliyor. Amacımız, İstanbullulara güvenli ve nitelikli bir taksi deneyimi sunmak.</p>
<p>İhale sonuçlarının ardından gerekli belgeler teslim edilip ödemeler yapıldığında araçlar hızla trafiğe çıkıyor. Daha önce satılan birinci ve ikinci ihale taksileri şimdiden trafikte. Bugün 63 plaka satışı gerçekleşti ve talep giderek artıyor. Önümüzdeki dördüncü ve beşinci ihalelerde yüzlü rakamlara ulaşmayı öngörüyoruz.</p>
<p><strong>VATANDAŞLAR İÇİN KOLAY BAŞVURU</strong></p>
<p>Taksi plakasına sahip olmak isteyen vatandaşlarımız için süreç oldukça kolay. İhale tarihleri İBB web sitesinden takip edilebilir veya telefonla bilgi alınabilir. İstenen evraklar zamanında teslim edilerek ihaleye katılmak mümkün. Amacımız, isteyen her vatandaşın bu yatırıma kolayca ulaşabilmesi.</p>
<p><strong>ÖZEL PLAKALAR SONRA SATILACAK</strong></p>
<p>Plaka satış bedelleri her ihalede farklılık gösterebiliyor. Muammen bedel belirleniyor ve süreç buna göre işliyor. Bazı plakalara, özellikle 34 ile biten “özel” dediğimiz plakalar için daha yüksek talepler olabiliyor. Bunlar ilerleyen süreçte ayrıca değerlendirilecek.”</p>
<p><strong>YENİ NESİL TAKSİ SİSTEMİ NEDİR?</strong></p>
<p>Uygulama tabanlı modelle; yolcu seçme, kısa mesafe almama ve fazla ücret talebi gibi kronik sorunların önüne geçilecek. Taksiler yalnızca mobil uygulamalar üzerinden çağrılabilecek; yolcular, aracın plakasını, şoför bilgilerini ve güzergâhını önceden görebilecek.</p>
<p><strong>TRAFİK SORUNUN ÇÖZÜMÜNE KATKI</strong></p>
<p>Araştırmalara göre taksilerin zamanlarının yaklaşık %40’ı yolcu aramakla geçiyor. Bu durum hem boş dolaşım hem de trafik yükü oluşturuyor. Yeni sistemle bu oranın ciddi ölçüde düşmesi hedefleniyor. Ayrıca her bir taksinin yaklaşık sekiz özel aracı trafikten çekmesi öngörülüyor.</p>
<p>Satışı yapılan plakaların kullanım hakkı 29 yıl ile sınırlı olacak. İstanbulluların oylarıyla belirlenen yeni tasarımlara sahip araçlar kısa süre içinde yollarda hizmet vermeye başlayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enerji-verimliligi-forumunda-sivas-ruzgari-esti-582287">Enerji Verimliliği Forumu&#8217;nda Sivas Rüzgârı Esti…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük adımlar büyük fark yaratıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kucuk-adimlar-buyuk-fark-yaratiyor-581481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 08:21:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adımlar]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Spor Uzmanı Selami Uçar, fitness ve düzenli egzersizin fiziksel ve ruhsal sağlık üzerindeki olumlu etkilerini, motivasyonu koruma yollarını ve günlük yaşama hareket katmanın önemini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-adimlar-buyuk-fark-yaratiyor-581481">Küçük adımlar büyük fark yaratıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Spor Uzmanı Selami Uçar, fitness ve düzenli egzersizin fiziksel ve ruhsal sağlık üzerindeki olumlu etkilerini, motivasyonu koruma yollarını ve günlük yaşama hareket katmanın önemini anlattı.</p>
<p><strong>Fitness, hayat kalitesini yükselten basit ama güçlü bir yatırım! </strong></p>
<p>Modern yaşamın bizi hareketsizliğe sürükleyebildiğini ifade eden Spor Uzmanı Selami Uçar, “Her sabah telefonunuzu kontrol ederken geçen bir saat, oturduğunuzda biriken kas gerginliği, iş çıkışı yorgunluğunuz… Hemen hemen herkes bu durumları yaşıyor.” dedi.</p>
<p>Fitnessın sadece estetik değil; daha iyi hissetmek, daha güçlü olmak ve daha sağlıklı yaşlanmak demek olduğunu dile getiren Uçar, “Düzenli hareket; kalp ritmini, kan şekerini, ruh halini ve uyku kalitesini olumlu etkiler. Hareketsizlik ise yorgunluk, eklem problemleri ve metabolik riskleri beraberinde getirir. Yani fitness, günlük hayat kalitesini yükselten basit ama güçlü bir yatırım.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İyi dengelenmiş, düzenli egzersiz hem ruhsal hem fiziksel sağlığı destekler! </strong></p>
<p>Fitnessın sağlık açısından faydalarına değinen Spor Uzmanı Selami Uçar, “Enerjiyi artırır, gün içinde daha az yorgun daha fazla üretken hissettirir, ruh halini düzeltir, stresi azaltır, kaygıyı hafifletir ve daha iyi uyku getirir.” dedi.</p>
<p>Diğer birçok hastalığa da iyi geldiğini kaydeden Uçar, şunları söyledi:</p>
<p>“Kalp-damar problemleri, bazı metabolik hastalıklar ve yaşam kalitesini düşüren durumların riski düşer. Kas kaybını, dengede bozulmaları ve kırılma riskini azaltarak yaşlanma ile mücadeleye yardımcı olur. İyi dengelenmiş, düzenli egzersiz bağışıklığı destekler, vücudun savunma hücreleri daha aktif dolaşır, kronik iltihaplanma işaretleri azalır. Ancak aşırı ve dinlenmeden yapılan antrenmanlar bağışıklığı zayıflatabilir, dengeli ilerlemek gerekir. Vücut ağırlığı, bantlar, serbest ağırlık gibi direnç antrenmanları kasları güçlendirir, eklemleri çevreleyen desteği artırır ve kemik sağlığını olumlu etkiler. Bu, günlük işlerin daha rahat yapılmasını sağlar. Merdiven çıkmak, çocuk kaldırmak, uzun yürüyüşler daha kolay olur. Yaş ilerledikçe kas ve denge çalışmaları, bağımsızlığı korumada kritik rol oynar.”</p>
<p><strong>Teknikten önce süreklilik önemli!</strong></p>
<p>Gün boyu oturmanın sadece bel ağrısına neden olmadığına vurgu yapan Spor Uzmanı Selami Uçar, “Metabolizmayı yavaşlatır, kan dolaşımını etkiler ve enerjiyi düşürür. Telefon molalarında 5 dakikalık yürüyüşler, masa başında ayakta durma araları, asansör yerine merdiven küçük ama güçlü çözümlerdir. Yani hareketi gün içine serpiştirmek, sağlığınızı korur.” dedi.</p>
<p>Yeni başlayanlar için basit ve uygulanabilir önerilerde bulunan Uçar, “Küçük başlamaktan korkmayın. İlk hedef, ‘bugün 10 dakika’ demek olsun. Devam ettikçe süre artar. Haftada iki gün kuvvet çalışması ekleyin. Squat (çömelme), kalça köprüsü, şınavın kolaylaştırılmış versiyonu, plank gibi hareketler bütün vücudu çalıştırır. Yürüyüşü hafife almayın. Tempolu yürüyüş, kalp sağlığı ve enerji için mükemmeldir. Isınma ve esneme yapın. Kısa ısınma (hafif yürüyüş, eklem döndürme) sakatlanmayı azaltır. Teknikten önce süreklilik. Doğru form önemlidir ama asıl hedef; düzenli olmak. İlerledikçe ağırlık, tekrar veya süreyi artırın. Sağlık sorunlarınız varsa profesyonelle konuşun. Kalp, yüksek tansiyon, eklem sorunu gibi durumlar yönlendirme gerektirir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bugün atacağınız küçük adım, yarının daha güçlü haline açılan kapıdır! </strong></p>
<p>Motivasyonu korumanın bazen zor olabildiğini aktaran Spor Uzmanı Selami Uçar, “Hedefleri küçük parçalara bölmek önemli. ‘Bu hafta 3 gün’ gibi ulaşılabilir hedefler sizi motive eder.” dedi.</p>
<p>Ritüeller oluşturmanın da motivasyonu korumak için gerekli olduğunun altını çizen Uçar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Aynı saatte egzersiz, hazır kıyafet koymak, antrenman çantanızı hazırlamak gibi tetikleyiciler işe yarar. Sosyal destek alın. Arkadaşla yürüyüş, grup dersleri veya bir eğitmen sorumluluk hissi kazandırır. İlerlemenizi görünür kılın. Adımlar, süreler veya sayılar kaydedildiğinde devam etmek kolaylaşır. Keyif alın. Sevdiğiniz müzik, doğada yürüyüş, dans ya da reformer gibi zevk aldığınız aktiviteyi seçin.</p>
<p>Bugün küçük bir meydan okuma için harika bir gün. 15 dakikalık tempolu yürüyüş, gün içinde üç kere 5 dakikalık hareket molası ve akşam kısa bir vücut ağırlığı antrenmanı; küçük ama tamamlanabilir. Harekete başlamak için mükemmel bir zaman yok; ama ertelenen küçük adımlar büyük farklar yaratıyor. Bugün atacağınız küçük adım, yarının daha güçlü haline açılan kapıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-adimlar-buyuk-fark-yaratiyor-581481">Küçük adımlar büyük fark yaratıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazancın artması, mutlak huzur getirmiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kazancin-artmasi-mutlak-huzur-getirmiyor-580367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 11:51:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artması]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Fazla]]></category>
		<category><![CDATA[getirmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kazancın]]></category>
		<category><![CDATA[merve]]></category>
		<category><![CDATA[mutlak]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[umay]]></category>
		<category><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, paranın mutluluk ve güvenlik arayışındaki rolünü, zenginliğin getirdiği psikolojik riskleri ve parayla sağlıklı ilişki kurmanın yollarını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kazancin-artmasi-mutlak-huzur-getirmiyor-580367">Kazancın artması, mutlak huzur getirmiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, paranın mutluluk ve güvenlik arayışındaki rolünü, zenginliğin getirdiği psikolojik riskleri ve parayla sağlıklı ilişki kurmanın yollarını anlattı.</p>
<p><strong>Kazanç artsa da bir süre sonra ‘yeter’ demek zorlaşır, sürekli daha fazlası istenir!</strong></p>
<p>İnsanların ‘zengin olma’ hayalinin aslında sadece lüks bir ev, hızlı bir araba ya da tropik tatillerle ilgili olmadığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Daha derinde, güvenlik, saygı görme ve kabul edilme arzusu yatar.” dedi.</p>
<p>Psikolojide ‘Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi’ denen bir model olduğunu dile getiren Demir, “Bu modele göre para, önce yemek, barınma gibi temel ihtiyaçları karşılar; ama sonrasında saygınlık, statü ve özgürlük sembolüne dönüşür. Birçok kişi, ‘biraz daha fazla kazansam rahat edeceğim’ diye düşünür. Ama işin ilginç yanı insan beyni yeni gelir seviyesine hızla alışır. Bu duruma hedonik adaptasyon deniyor. Yani kazancınız artsa da bir süre sonra ‘yeter’ demek zorlaşır, sürekli daha fazlasını istemeye başlarsınız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Para mutluluğun kapısını açabilir ama tek anahtar değil!</strong></p>
<p>Nobel ödüllü Daniel Kahneman’ın yaptığı bir araştırmayı hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Buna göre yıllık gelir belli bir seviyeye kadar mutluluğu artırıyor. Ama o noktadan sonra daha fazla para, daha fazla mutluluk getirmiyor.” dedi.</p>
<p>Yani paranın, mutluluğun kapısını açabileceğini ama tek anahtar olmadığını aktaran Demir, “İyi ilişkiler, sağlık ve yaşamın anlamı olmadan servet tek başına yetmez.” vurgusunu yaptı.</p>
<p><strong>Zenginlik yolu bazı psikolojik tuzaklar barındırıyor!</strong></p>
<p>Zengin olma hedefinin motive edici olabileceğine ama bazı riskler barındırdığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şunları söyledi:</p>
<p>“Kıyaslamalar büyük bir sorun. ‘O daha çok kazanıyor’ düşüncesi insanı asla tatmin etmez. Sadece kariyer ve para odaklı yaşamak aileyi, sağlığı ve dostlukları gölgede bırakır. Kişi, değeri banka hesabındaki rakamla eşitlediğinde özgüven kırılgan hale gelir. Sürekli daha fazlası için çalışmak, ruhsal ve bedensel yorgunluğu beraberinde getirir.”</p>
<p><strong>Parayı merkezden çıkarmak yaşamdan alınan keyfi artırıyor!</strong></p>
<p>Araştırmaların, para yerine öğrenmek, üretmek, fayda sağlamak gibi<strong> </strong>içsel motivasyonlara odaklanan kişilerin daha mutlu olduğunu gösterdiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yani insanları kalıcı şekilde motive eden şey, kendi değerleriyle uyumlu bir yaşamdır.” dedi.</p>
<p>Parayı merkezden çıkaran bireylerin, yaşamdan daha çok keyif aldıklarına işaret eden Demir, “Hobilerine zaman ayıran, sevdikleriyle kaliteli vakit geçiren kişilerde depresyon oranı daha düşük. Toplum, başarıyı çoğu zaman maddi göstergelerle ölçüyor. Reklamlar, sosyal medya ve popüler kültür, zenginlerin hayatlarını parlatıp bize sunuyor. Ayrıca tarih boyunca para, hayatta kalmanın en önemli aracı olmuş. Dolayısıyla beynimiz hâlâ ‘para = güvenlik’ mesajını taşıyor. Bu yüzden birçok insan, mutluluğu maddi başarıyla eşit görme eğiliminde.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yüksek servet sahibi kişilerde yaygın olan bazı psikolojik zorluklar var!</strong></p>
<p>Zenginliğin, kendi sorunlarını da beraberinde getirdiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Araştırmalar, yüksek servet sahibi kişilerde bazı psikolojik zorlukların yaygın olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Bu zorluklara değinen Demir, “Yalnızlık ve güvensizlik görülür, insanların gerçek niyetinden şüphe duyarlar. Kaygı artar, yatırımları, hukuki sorunları ve serveti kaybetme korkusu büyür. Tükenmişlik ortaya çıkar, hedefe ulaştıktan sonra ‘şimdi ne olacak?’ boşluğu yaşanır. Başa çıkmak için önerilen yollar arasında terapi, sosyal bağları güçlendirmek, gönüllü faaliyetlerde bulunmak ve yaşamın finansal olmayan boyutlarına yatırım yapmak öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Parayla sağlıklı bir ilişki kurun! </strong></p>
<p>Parayla sağlıklı ilişki kurmak için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Amaçları çeşitlendirin. Yalnızca para değil, anlamlı hedefler belirleyin. Finansal farkındalık geliştirin. Planlı yaşayın, ama hayatınızı rakamlara hapsetmeyin. Şükretme pratiği yapın. Sahip olduklarınızı takdir etmek, ‘daha fazlası’ tuzağını kırar. Dengeyi koruyun. İş, aile, sağlık ve hobiler arasında dengeli bir yaşam, kalıcı mutluluğu destekler.</p>
<p>Para, güçlü bir araçtır ama asıl mesele onu nasıl kullandığınızdır. Bir ev satın alabilir, güvenlik sağlayabilir, fırsatlar sunabilir. Ama anlamlı bir yaşam, güçlü bağlar ve iç huzur olmadan zenginlik tek başına yeterli değildir. Mutluluğun gerçek kaynağı, çoğu zaman banka hesabında değil; değerlerimizde, ilişkilerimizde ve içsel yolculuğumuzdadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kazancin-artmasi-mutlak-huzur-getirmiyor-580367">Kazancın artması, mutlak huzur getirmiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşletme küçük hedef büyük</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isletme-kucuk-hedef-buyuk-578038</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 09:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[şletme]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Verizon’un araştırmasına göre fidye yazılımları, büyük kuruluşlardaki veri ihlallerinin yüzde 39’unu oluştururken bu oran küçük ve orta ölçekli işletmelerde yüzde 88’e yükseliyor. Tüketicilere göre daha fazla dijital varlığa ve paraya sahip olan ancak büyük işletmelere göre daha az siber güvenlik koruması bulunan KOBİ’ler, uzun süredir suçların cazip hedefi durumunda.  Siber güvenlik şirketi ESET, KOBİ’lerin artan siber saldırılara karşı alabileceği önlemleri paylaştı, önerilerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isletme-kucuk-hedef-buyuk-578038">İşletme küçük hedef büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Verizon’un araştırmasına göre fidye yazılımları, büyük kuruluşlardaki veri ihlallerinin yüzde 39’unu oluştururken bu oran küçük ve orta ölçekli işletmelerde yüzde 88’e yükseliyor. Tüketicilere göre daha fazla dijital varlığa ve paraya sahip olan ancak büyük işletmelere göre daha az siber güvenlik koruması bulunan KOBİ’ler, uzun süredir suçların cazip hedefi durumunda.  Siber güvenlik şirketi ESET, KOBİ’lerin artan siber saldırılara karşı alabileceği önlemleri paylaştı, önerilerde bulundu.</strong></p>
<p>KOBİ&#8217;ler de büyük şirketler gibi, faaliyetlerini sürdürmek için verilerine ve BT altyapısına bağımlı. Kalıcı veri kaybı ve işin tamamen durması tehdidi, işletmenin verilerini geri alacağına dair herhangi bir garanti olmasa bile fidye ücretini ödemek için genellikle güçlü bir motivasyon kaynağı oluyor. Saldırganlar KOBİ’leri fidye ödemeye zorlamak için hassas verileri çalarak şifreleyen ve bunları yayımlamakla tehdit eden çifte şantaj saldırıları da yapıyorlar.  </p>
<p><strong>Yapay zekâ fidye yazılımını dönüştürüyor</strong></p>
<p>Teknoloji ilerledikçe fidye yazılımı grupları da başarı şanslarını artırmak için taktik değiştiriyor. Kurbanların ağlarına ilk erişimi sağlamak için kullanılan olağan yöntemler, güvenlik açıklarının istismarı, kimlik avı ve uzaktan erişim ihlali olmaya devam ediyor.</p>
<p>İngiltere&#8217;nin Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC), yakın zamanda yapay zekâ kullanımının önümüzdeki iki yıl içinde &#8220;siber tehditlerin sıklığı ve yoğunluğunda artışa&#8221; yol açacağı konusunda uyarıda bulundu. Özellikle savunmasız kurbanları tarama (keşif), güvenlik açıklarını istismar etme ve sosyal mühendislik, siber suç dünyasında daha yaygın hâle gelecek. ESET, kısa süre önce dünyanın ilk yapay zekâ destekli fidye yazılımı olduğu düşünülen &#8220;PromptLock&#8221;u keşfetti. Bu yazılım, OpenAI&#8217;nin meşru bir modelini kullanarak kötü amaçlı komut dosyaları oluşturuyor. ESET, &#8220;Diğer özelliklerinin yanı sıra ortama uyum sağlayabilen ve taktiklerini anında değiştirebilen yapay zekâ destekli kötü amaçlı yazılımların ortaya çıkması, siber saldırılarda genel olarak yeni bir dönüm noktası olabilir&#8221; uyarısında bulunuyor.</p>
<p>ESET tarafından hazırlanan bir rapor, kurban sistemlerine yüklenen uç nokta algılama ve müdahale (EDR) araçlarını sonlandırmak, körleştirmek veya çökertmek için tasarlanmış &#8220;EDR katilleri&#8221;nin ortaya çıkması da dâhil olmak üzere diğer yeni gelişmeleri vurguluyor. Grupların, kullanıcıları makinelerine kötü amaçlı yazılım yüklemeleri için kandırmak amacıyla &#8220;ClickFix&#8221; sosyal mühendislik taktikleri kullandıkları da gözlemlendi.</p>
<p><strong>İşletmenizi nasıl koruyabilirsiniz?</strong></p>
<p>İşletmenizin siber suçlular nezdinde açık bir hedef konumunda olmasını önlemek için “önce önleme” odaklı bir yaklaşım benimseyin:</p>
<ul>
<li>En yüksek riskli olarak değerlendirilen güvenlik açıklarının yamalanmasını sağlamak için<strong> sağlam bir yama yönetimi uygulayarak</strong> ilk erişim ve yanal hareket fırsatlarını daha da sınırlayın.</li>
<li><strong>Kimlik ve erişim yönetimi politikalarını </strong>ve araçlarını Sıfır Güven yaklaşımına uygun olarak <strong>güncelleyin</strong>. Bu, saldırı olasılığını kabul etmek, kullanıcıları sürekli doğrulamak, en az ayrıcalık politikaları uygulamak ve çok faktörlü kimlik doğrulama kullanmak anlamına gelir.</li>
<li>Güvenilir bir satıcıdan alınan <strong>güvenlik yazılımının</strong>, uç noktalar, sunucular ve uzaktan çalışanların dizüstü bilgisayarları dâhil tüm cihazlara yüklendiğinden <strong>emin olun</strong>.</li>
<li>Hassas dosyaları sektörün en iyi uygulamalarına göre <strong>yedekleyin</strong>, böylece dosyalar şifrelenmiş olsa bile geri yüklenebilir ve rakibinizin elindeki kozlar azalır.</li>
<li>İşletmenin tüm bölümlerinden kilit paydaşlarla iş birliği içinde<strong> bir olay müdahale planı hazırlayın</strong>. Bu plan, bir saldırı sonrasında sınırlandırmayı hızlandırmaya yardımcı olmak için amacına uygun olduğundan emin olmak için periyodik olarak test edilmelidir.</li>
<li>Şüpheli davranış belirtileri için ağlarınızı, uç noktalarınızı ve BT ortamının diğer bölümlerini <strong>sürekli olarak izlemek</strong>. Bu erken uyarı işaretleri, saldırganların kalma süresini en aza indirmeye yardımcı olmalıdır.</li>
<li><strong>Eğitim ve farkındalık kurslarını</strong>, ses tabanlı kimlik avı (vishing) dâhil olmak üzere en son kimlik avı taktiklerini içeren simülasyon alıştırmaları da içerecek şekilde <strong>güncelleyin</strong>. Çalışanlarınız hem en değerli varlığınız hem de en zayıf halkasınızdır. </li>
</ul>
<p>Önemli olan, tedarik zincirlerinden kaynaklananlar da dâhil olmak üzere varlıklarınızı, kaynaklarınızı ve risklerinizi doğru bir şekilde değerlendirin. Kuruluşunuz tarafından kullanılan tüm açık kaynaklı ve tescilli hazır araçların envanterini tutun. Daha geniş bir açıdan bakıldığında varlık görünürlüğü herhangi bir risk yönetimi programının temelidir. Başka bir deyişle saldırganların kör noktalara güvendikleri bilinmektedir. Bir sistemin varlığından veya hangi verileri içerdiğinden haberdar değilseniz onu koruyamazsınız.</p>
<p>Kaynağı  kısıtlı KOBİ’lerin, yönetilen tespit ve müdahale (MDR) hizmetlerine yönelmesi ve izlemeyi, 7/24/365 tehdit avcılığı, tespit ve müdahale gerçekleştiren uzman bir ortağa devretmesi mantıklı bir çözüm olabilir. Bu, şirket içi ekibinizin operasyonel yükünü azaltırken fidye yazılımı faaliyetlerinin hızla tespit edilmesini, kontrol altına alınmasını ve ortadan kaldırılmasını sağlar. Fidye yazılımı aktörleri, herhangi bir hasara yol açma şansı bulamadan ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isletme-kucuk-hedef-buyuk-578038">İşletme küçük hedef büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş hekimi korkusunu terapi ve VR gözlük ile çözmek mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-korkusunu-terapi-ve-vr-gozluk-ile-cozmek-mumkun-574980</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 17:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çözmek]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[gözlük]]></category>
		<category><![CDATA[hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[korkusunu]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[vr]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574980</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, diş hekimi korkusu (dentofobi) ve bu korkunun psikolojik temelleri, nedenleri, önleme yöntemleri ile çocuk ve yetişkinlerde uygulanabilecek terapi ve destek teknikleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-korkusunu-terapi-ve-vr-gozluk-ile-cozmek-mumkun-574980">Diş hekimi korkusunu terapi ve VR gözlük ile çözmek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, diş hekimi korkusu (dentofobi) ve bu korkunun psikolojik temelleri, nedenleri, önleme yöntemleri ile çocuk ve yetişkinlerde uygulanabilecek terapi ve destek teknikleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Diş hekimi korkusunun temeli travmatik deneyimler ve çocukluk dönemindeki ağrılı tedaviler! </strong></p>
<p>Dentofobinin diş hekimine ve tedaviye gitmeye karşı yoğun ve anlamsız korkulara verilen isim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, “Mantık dışı korkular olarak değerlendirilir. Travmatik deneyimler ve çocukluk dönemindeki ağrılı tedavilerden sonra gelişen problemler dentofobinin kaynağını oluşturur.” dedi.</p>
<p>Çocukluk döneminde yaşanan olumsuz anıların yetişkinlikte ‘korku’ olarak ön plana çıktığını aktaran Karpat, “Diş hekimi fobisi yaşayanlarda kaygı bozukluğu, panik atak görülme sıklığı oldukça fazladır. Uzun vadede tedavi ertelendiği için ağızda birtakım estetik problemler, sağlık sorunları, enfeksiyonlar gibi ciddi riskler görülme eğilimi içerisinde olabilirler.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sanal gerçeklik terapisi, diş hekimi korkusunu aşmayı sağlıyor!</strong></p>
<p>Temel psikolojik nedenlere değinen Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, “Utanma, kontrol kaybı, ağrı duyacağına dair yoğun korkular psikolojik temelleri oluşturur.” dedi.</p>
<p>Hastanın güvenliğini arttırmanın, süreci anlamasını sağlamanın ve hastayla birlikte süreci yönetmenin önemli değerler olduğuna işaret eden Karpat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Dentofobide kullanılan psikolojik yöntemler içerisinde bilişsel davranış teknikleri, maruz bırakma, sanal gerçeklik uygulamaları gibi teknolojiden de faydalanılan terapi yöntemleri ön plana çıkıyor. Sanal gerçeklik uygulamalarıyla hastanın bir diş kliniğine geldiği ilk dakikadan itibaren tüm serüveni canlandırılıyor. Hasta terapi ortamında kendini diş kliniğinde buluyor ve korkusunun üzerine gitmesine ortam sağlanmaya çalışılıyor.” </p>
<p><strong>Olumlu imgeleme, nefes ve gevşeme egzersizleri kişiye yardımcı olabilir!  </strong></p>
<p>Bireylerin diş tedavisine gelmeden önce kendilerine uygulayabilecekleri yöntemler olduğundan bahseden Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, “Bu yöntemler arasında olumlu imgeleme, meditasyon, nefes egzersizleri ve gevşeme egzersizleri bulunuyor.” dedi.</p>
<p>Psikoterapi seansları içerisinde aynı tekniklerin uygulandığını aktaran Karpat, “Uygulanan destek yöntemleri içerisinde danışanları algılayabilme, onların problemlerini görebilme, birlikte bu süreçte adım adım ilerleme ve onları sakinleştirme üzerine kurulu bir planlama bulunur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Korku nedeniyle diş hekiminden uzun süre kaçınılıyorsa profesyonel destek gerekebilir!</strong></p>
<p>Profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyulup duyulmadığının genellikle kişinin kaçınma davranışı üzerinden değerlendirildiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, “Eğer kişi korkularına bağlı olarak doktora gitmekten uzun vadede kaçınıyorsa ve diş problemlerinde ciddi ilerleme görülüyorsa o zaman profesyonel desteğe ihtiyacı olabilir.” dedi.</p>
<p>Çocuklarda gelişen dentofobide ebeveynlerin tutumlarının genellikle açıklayıcı korku dilinden uzak ve kapsayıcı şekilde olması gerektiğine dikkat çeken Karpat, “Çocuk danışanlarla eğlenceli ve oyun barındıran ortamlar, açıklayıcı süreçler ve küçük ödüllerle bağ kurarak tedavi süreçleri daha kolay hale getirilebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-korkusunu-terapi-ve-vr-gozluk-ile-cozmek-mumkun-574980">Diş hekimi korkusunu terapi ve VR gözlük ile çözmek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka ile performansınızı artırın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-performansinizi-artirin-574846</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 13:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[artırın]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[performansınızı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574846</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği (İngilizce) Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, yapay zeka okuryazarlığının önemini ve geleceğin "hibrit mesleklerini" değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-performansinizi-artirin-574846">Yapay zeka ile performansınızı artırın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği (İngilizce) Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, yapay zeka okuryazarlığının önemini ve geleceğin &#8220;hibrit mesleklerini&#8221; değerlendirdi.</p>
<p><strong>Kendini güncelleyen hızlı düşünüyor, gelişiyor… </strong></p>
<p>Okuryazarlık kavramının gerektirdiği rutinlerin çok değiştiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, &#8220;Ne kadar güncel bir okuryazarlık becerisine sahipseniz o kadar hızlı düşünebilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz. Günümüzde bunun en güncel örneği yapay zeka (YZ) okuryazarlığıdır. Mevcut akademik becerilerinizi bu uygulamalara aktarmak ve öğrenme sürecini baltalamamak en önemli geçiş kriteridir. Gündelik yaşamımıza gelişen teknolojileri hayatımıza dahil etme şeklimiz kendimizi geliştirme şeklimizi de dönüştürmektedir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Uzmanlığı teslim etmek değil, ayak bağı olanları halletmek… </strong></p>
<p>Çalışanların sahip olması gereken temel yapay zeka becerileri konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, &#8220;Burada en önemli olan kısım işe özgü gereklilikleri ve genel iş becerisi gerektiren işleri ayırt etmekle başlıyor. Kendi uzmanlığınızı ortaya koyarken gerekli olan devamlı yaptığınız ofis işlerini doğru bir öğreti ile yaptırabilmek size zaman kazandırıyorsa burada uzmanlığınızı teslim etmek yerine uzmanlığınıza ayak bağı olan işlerin daha hızlı hallolmasını mı istersiniz? Bu soruya verdiğiniz yanıt sizin yapay zekaya yönelik olan beklentinizi ve kendi performansınızı arttırmanızı sağlayan temel denklemi başlatan sorudur.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, temel becerinin YZ&#8217;ye uygun iş yükü ya da iş kolu tanımlamak olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Dönüşüm gerçekleştiğinde işinizden olabilirsiniz! </strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, &#8220;Mesleğindeki performansı YZ ile geliştirmeyen kişiler mesleklerden beklenen performans çıktılarını (rapor, sonuç vb.) sağlayamayacak ve bu dönüşümün gerisinde kalacaktır. Kısa bir süre bu dönüşümde geriye düşerek idare edebilirsiniz ama dönüşüm gerçekleştiğinde işinizden olabilirsiniz.&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Entegrasyon hangi mesleklerde en hızlı gerçekleşiyor?</strong></p>
<p>Yapay zekanın entegrasyonunun en hızlı gerçekleştiği mesleklere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, “En hızlı dönüşüm sistemin kendisi üzerinde gerçekleşiyor. YZ’nin kullanım alanında verdiği çıktıların güvenilirliği ne kadar yüksekse o kadar uygulanabilir ve kabul edilebilir hale geliyor. Özellikle hukuk ve sağlık alanlarında bu etik tartışmalar oldukça yaygındır. Burada önemli olan entegrasyonun amacını belirlemek ve sektöre özgü YZ yaklaşımını benimsemekten geçmektedir. Bu da zamanla ülkelere ve dünya düzenine etki edecek ve kabul görecek alanlar konusunda bir evrensellik oluşturacaktır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Mesleklerde yapay zekanın değişen işlevi</strong></p>
<p>Doktor, öğretmen, mühendis, gazeteci, hukukçu gibi mesleklerde yapay zekanın işlevinin nasıl değiştiğini detaylandıran Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, şöyle devam etti:</p>
<p>“YZ bir doktorun karar verme sürecine (tanı ya da ilaç dozu ayarlama vb.) destek olacak sınırlarda hesaplama yapabilir. Bir öğretmenin her dönem ya da her ay güncellenen dokümanlar üzerinden sunum ve eğitim araçlarını geliştirebilir. Bir mühendis için geliştirdiği yazılımdaki hatalı kod satırını saatlerce aramasına gerek kalmadan tespit edip kendi kendine çözebilir. Bir gazetecinin metnini okuyabilir ve yayım içeriğinin tirajını arttıracak hale getirebilir aynı zamanda haberde kullanılan YZ destekli görsel oluşturma aracı ile haberinin telif masrafı düşük bir üretim ile destekleyebilir. Bir hukukçunun dava dosyasındaki ifadelerinin kanuna ve eski davalarındaki ifade kayıtları ile karşılaştırarak etkili bir ifade olup olmadığını tespit edebilir. Üretken YZ’ye yönelik katkılar tabii ki her meslek grubunda kullanılabilir fakat en önemlisi mesleki sınır ve karar verilebilirliği zedelememektir.”</p>
<p><strong>İş süreçlerinde verimlilik ve karar alma</strong></p>
<p>Yapay zeka kullanımının verimlilik ve karar alma süreçlerini nasıl etkilediğini de açıklayan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, “Rutinlerimizde çok fazla zaman harcadığımız ve tekrarlayan işleri yazılı bir formatta kaydedip dijital olarak arşivlemek, yapay zeka verimliliğinin temel gerekliliklerinden biridir. Siz verilerinizi ne kadar anlaşılabilir ve işlenebilir hale getirirseniz uzmanlığınızı kullanarak aldığınız tüm karar ve sonucunda elde edeceğiniz tüm çıktıları istediğiniz fayda ile sağlayabilir ya da elde edebilirsiniz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsan ve yapay zekanın birlikteliği &#8220;hibrit meslekler&#8221;</strong></p>
<p>İnsan ve yapay zekanın birlikte çalıştığı &#8220;hibrit mesleklerin&#8221; gelecekte nasıl bir yer edineceğine ilişkin ise Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz, &#8220;Sesli konuşabildiğiniz ve gördüğünüz görüntüyü aynı anda tartışabildiğiniz ya da farklı çeşit oyuncu kumandaları ile uzaktan kontrol ettiğiniz YZ destekli bir robot ile sanal varoluş ile mesleğinizi gerçekleştirebildiğiniz mevcut zamanda; hibrit mesleğin tanımı YZ ile ne kadar adapte olabildiğiniz ve hayatınıza kabul ederken mesleki uzmanlığınız ile nasıl bir sınır çizdiğiniz ile şekillenmektedir. Bu da hem sizin için hem de dünyamız için insani yönlerimizi kaybetmeyeceğimiz ve gelişeceğimiz bir geleceği sağlayabilir.&#8221; diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-performansinizi-artirin-574846">Yapay zeka ile performansınızı artırın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 12:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572">Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Küresel verilere göre, günümüzde dünyada her 8 kişiden 1&#8217;i obezite hastası<strong>.</strong> Yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 43’ü fazla kilolu<strong>, </strong>yüzde 16’sı obezite sınıfında.<strong> Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,</strong> Türkiye’de tablonun daha da dikkat çekici olduğunu belirterek, “Ülkemizde yetişkinlerin yaklaşık yüzde 32’si obezite hastası, nüfusun üçte ikisi ise fazla kilolu<strong>. </strong>Yani, ülkemizde her 3 kişiden 1’i obezite, 2 kişiden 1’i de fazla kilo sorunu yaşamaktadır. Bu oranlar Türkiye’nin Avrupa’nın en kilolu ülkelerinden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır” uyarısında bulunuyor. En önemli nedenleri arasında hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili fast-food beslenme alışkanlıkları, artan ekran süresi ve uyku bozukluklarının yer aldığı obezite sadece sağlığı değil,  yaşam  süresini de olumsuz etkiliyor. Araştırmalar, ağır obezite hastalarının hayatını ortalama 8–10 yıl daha erken kaybettiğini<strong> </strong>ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisi hayat kurtarıyor! </strong></p>
<p>Çağımızın önemli sorunu olan obezite; diyabetten kalp hastalıklarına, infertiliteden depresyona, Alzheimer’dan felce kadar çok geniş bir yelpazede ciddi riskler oluşturuyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 5 milyon insan obeziteye bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de kalp krizi, inme ve diyabet kaynaklı ölümlerin önemli bir kısmının temelinde obezite yatıyor. Obezite oranlarında yaşanan artış ve hastalığın sebep olduğu ciddi riskler nedeniyle obezite cerrahisine olan başvurular da gün geçtikçe artıyor. <strong>Genel   Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, </strong>toplumda çoğu zaman sadece bir “zayıflama ameliyatı” olarak görülen obezite cerrahisinin aslında kişinin yaşam kalitesini ve süresini doğrudan artıran hayati bir gereklilik olduğuna işaret ederek, “Çünkü cerrahi yöntem sonrasında sadece kilo kaybı olmamakta; tip 2 diyabet gerilemekte, hipertansiyon kontrol altına alınmakta, uyku apnesi düzelmekte ve kalp krizi ile inme riski belirgin şekilde azalmaktadır. Obezitenin yaşam beklentisini 10 yıla kadar kısaltabildiği düşünüldüğünde, cerrahinin doğru hastada uygulanmasının ömre yıllar ekleyebildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır” diyor.  <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><b>Obezite tedavisinde hedef nedir?</b></p>
<p>Obezite tedavisinde asıl hedef, fazla kilolarla birlikte obezitenin yol açtığı tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, infertilite ve eklem problemleri gibi hastalıkların kontrol altına alınmasıdır. Başlangıçta diyet, düzenli fiziksel aktivite, uyku düzenlemesi ve davranış değişiklikleri obezitenin temel tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Ancak ileri evre obezitede bu yöntemler çoğu zaman kalıcı sonuç vermiyor. Bu noktada obezite cerrahisi, uzun dönemli başarı şansı yüksek tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.</p>
<p><b> Obezite cerrahisine ne zaman başvuruluyor? </b></p>
<p>Obezite cerrahisi, mide ve bağırsaklarda yapılan cerrahi değişikliklerle hem besin alımını kısıtlayan,<strong> </strong>hem de<strong> </strong>hormonal ve metabolik düzenlemeler sağlayan<strong> </strong>işlemlerin genel adıdır. Sıklıkla “zayıflama ameliyatı” olarak bilinse de, esasen bu ameliyatların amacı<strong> </strong>metabolik hastalıkları kontrol etmek, yaşam kalitesini artırmak ve süresini uzatmaktır. Uluslararası kılavuzlara göre, vücut kitle indeksi (VKİ) 40 kg/m² ve üzeri olan hastalarda cerrahi tedavi öneriliyor.  Ayrıca, VKİ 35–40 kg/m² arasında olup tip 2 diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi ek hastalıklara sahip olan hastalarda da cerrahi güçlü bir seçenek olarak ön plana çıkıyor. Güncel bilimsel veriler, VKİ 30–34,9 aralığında olup kontrolsüz tip 2 diyabet gibi ciddi metabolik sorun yaşayan hastalarda da ameliyatın faydalı olabileceğini gösteriyor. </p>
<p><b>Kimler obezite cerrahisinden yararlanabiliyor?</b></p>
<p>Her hasta, multidisipliner bir kurul (cerrah, endokrinolog, anestezi uzmanı, diyetisyen ve psikiyatrist) tarafından detaylı şekilde değerlendiriliyor.  Kondisyonu yeterli olan, daha önce diyet ve medikal tedavi yöntemleriyle kalıcı başarı sağlanamamış, ameliyat sonrasındaki takiplere uyum gösterebilecek, ciddi psikiyatrik engeli olmayan kişiler ameliyat için aday oluyorlar. </p>
<p><b> Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?  </b></p>
<p>Her cerrahi girişimde olduğu gibi obezite cerrahisinin de riskleri mevcut. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, ancak laparoskopik yöntemlerin yaygınlaşması, anestezi güvenliğinin artması ve deneyimli cerrahların uygulamaları sayesinde bu risklerin günümüzde oldukça düştüğünü anlatarak, “Büyük serilerde ölüm oranı yüzde 0,1 civarındadır, yani safra kesesi ameliyatı ile benzer düzeydedir. Obezite cerrahisi doğru merkezde ve uzman ekiplerce uygulandığında güvenli bir tedavi seçeneğidir.<strong> </strong>Üstelik obezitenin yol açtığı kalp hastalığı, felç ve erken ölüm riskiyle karşılaştırıldığında, cerrahinin sağladığı faydalar çok daha ağır basmaktadır” diyor. </p>
<p><b>Ameliyata hazırlık sürecinde nelere dikkat edilmeli?</b></p>
<p>Hazırlık sürecinde, detaylı kan tetkiklerinden endoskopik incelemeye kalp ve akciğer sistemini ortaya koyan yöntemlerden psikiyatrik değerlendirmeye ve diyete kadar pek çok yönteme başvuruluyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Ameliyat öncesinde sigaranın bırakılması, düzenli yürüyüş yapılması ve vitamin-mineral eksikliklerinin giderilmesi, potansiyel riskleri ciddi ölçüde azaltırken hastanın süreçten faydasını maksimum düzeyde artırmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Obezite cerrahisinde hangi yöntemler uygulanıyor?</b></p>
<p>Günümüzde obezite cerrahisinde her yöntemin avantajları ve dezavantajları olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Örneğin reflüsü olan hastalarda bypass daha uygun olabilirken, reflüsü olmayan genç hastalarda tüp mide daha çok tercih edilmektedir” bilgisini veriyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, obezite cerrahisi yöntemlerini şöyle özetliyor: </p>
<p>Sleeve gastrektomi (Tüp mide ameliyatı): Midenin yüzde 70–80’inin çıkarıldığı bu yöntemde mide tüp şeklini almaktadır. İştah hormonu olan ghrelin azalmakta, hasta daha az yemekle doyar hale gelmektedir.</p>
<p>Roux-en-Y gastrik bypass: Küçük bir mide poşu oluşturulmakta ve ince bağırsak yeniden düzenlenmektedir Hem kilo kaybı hem de metabolik hastalıkların kontrolünde oldukça etkili bir yöntemdir.</p>
<p>Mini gastrik bypass: Yaklaşık 6 – 8 cm uzunluğunda bir mide poşu oluşturulup belirli bir miktar bağırsak sindirim dışında tutulmaktadır. Tek bir bağlantı yapılması nedeniyle kısa sürede uygulanabilmektedir.</p>
<p><b>Günlük yaşama ne zaman dönülüyor?</b></p>
<p>Hastaların ameliyat sonrasında genellikle 3–4 gün içinde taburcu edildiğini anlatan Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Masa başı çalışanlar 1–2 hafta içinde işlerine dönebilir. Daha aktif işlerde çalışanlarda bu süre 3–4 haftayı bulabilir. Spor aktivitelerine dönüş ise ortalama 6–8 hafta içinde gerçekleşir” diyor.</p>
<p><b> Kilo kaybı ne zaman başlıyor? </b></p>
<p>Obezite cerrahisinin hemen ardından mide hacminin küçülmesi nedeniyle alınan besin miktarı azalıyor, iştah hormonu ghrelinin azalmasıyla birlikte açlık hissi belirgin şekilde düşüyor.  Dolayısıyla, hastalar neredeyse ilk haftalardan itibaren kilo kaybetmeye başlıyor, ilk 1–3 ayda en hızlı kilo kaybı yaşıyorlar.  Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>ameliyatın üzerinden 6–12 ay geçtiğinde fazla kiloların büyük kısmının kaybedilmiş olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Çalışmalar, hastaların ilk 6 ayda fazla kilolarının yarısını, birinci yılın sonunda ise yüzde 60–80’ini verdiklerini<strong> </strong>göstermektedir. İkinci yıldan itibaren kilo kaybı daha yavaş ilerlemekte ve dengelenmektedir. Bu noktadan sonra amaç, mevcut kilonun korunmasıdır.” </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında tekrar kilo alma riski var mı? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında çoğu hasta ilk yıllarda fazla kilolarının büyük kısmını kaybediyor. “Ancak bu kaybın kalıcı olması hastanın yaşam tarzı kurallarına uyumuna bağlıdır” uyarısında bulunan Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>“Eğer beslenme kurallarına uyulmaz, egzersiz ihmal edilir ya da düzenli doktor ve diyetisyen kontrolleri aksatılırsa, zamanla verilen kiloların bir kısmı geri alınabilir. Araştırmalar, hastaların yaklaşık dörtte birinde uzun vadede belirli ölçüde kilo artışı görülebildiğini göstermektedir. Yüksek kalorili sıvılar, sık atıştırma, düşük protein alımı ve hareketsiz yaşam bu duruma en çok zemin hazırlayan faktörlerdir” diyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisinden sonra nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kalıcı başarı, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyum göstermesine bağlı oluyor. Küçülmüş mideye uygun şekilde beslenmek, küçük porsiyonlar halinde ve yavaş yemek, erken doygunluğu fark etmek açısından önem taşıyor. Yemeklerle birlikte sıvı alınması sindirimi bozup mideyi hızla doldurabileceğinden, sıvıların öğünlerden en az yarım saat önce ya da sonra tüketilmeleri gerekiyor. Beslenmede protein öncelikli olmalı; çünkü yetersiz protein kas kaybına ve metabolik dengenin bozulmasına yol açabiliyor. Ayrıca ameliyat sonrasında vitamin ve mineral emilimi değiştiği için özellikle B12, demir, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin düzenli alınması önem taşıyor. Kilo kaybının sürdürülebilmesi için düzenli fiziksel aktivite yapılması son derece önemli; başlangıçta yürüyüşlerle başlanıp zamanla daha yoğun egzersizlere geçilmesi öneriliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572">Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kentsel Dönüşüm Ofisleri Çok Yakında Hizmete Girecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kentsel-donusum-ofisleri-cok-yakinda-hizmete-girecek-573670</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 11:28:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[girecek]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel]]></category>
		<category><![CDATA[Kentsel Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[ofisler]]></category>
		<category><![CDATA[Ofisleri]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yakında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=573670</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsun Büyükşehir Belediyesi, sağlıksız kent dokularını iyileştirmek amacıyla yürüttüğü Kentsel Dönüşüm Projeleri kapsamında, dönüşüm sürecinin planlı ve sağlıklı ilerlemesini destekleyecek Kentsel Dönüşüm Ofisleri’nin açılışına gün sayıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kentsel-donusum-ofisleri-cok-yakinda-hizmete-girecek-573670">Kentsel Dönüşüm Ofisleri Çok Yakında Hizmete Girecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından Samsun’da sağlıksız kent dokularını modern, güvenli ve yaşanabilir alanlara dönüştürmek amacıyla sürdürülen kentsel dönüşüm çalışmalarında dönüşüm projelerinin daha sağlıklı, planlı ve şeffaf bir şekilde yürütülmesi amacıyla kurulan &#8220;Kentsel Dönüşüm Ofisleri&#8221; açılış için geri sayıma başladı.</p>
<p>Kadıköy, Anadolu, Zeytinlik ve Kökçüoğlu Mahalleleri başta olmak üzere dönüşümün planlandığı alanlarda vatandaşlara daha yakın olmak, bilgi alışverişini kolaylaştırmak ve süreci yerinden yönetmek amacıyla Kadıköy, Anadolu, Zeytinlik ve Kökçüoğlu Mahallelerinde gerçekleşecek kentsel dönüşüm için Barış Bulvarı üzerinde, Gülsan Sanayi kentsel dönüşüm projesi için ise Piazza AVM yanında ofisler kuruluyor. Aynı zamanda Atakum ilçesinde de gerçekleşecek kentsel dönüşüm için ofis kurularak vatandaşların tüm süreçlerden haberdar olmaları amaçlanıyor.</p>
<p>Modern altyapısıyla vatandaşların her türlü sorusuna yanıt verebilecek kapasitede tasarlanan bu ofislerde hem bilgi paylaşımı sağlanacak hem de vatandaşların sürece aktif katılımı teşvik edilecek. Açılış için hazırlıkların büyük bir kısmı tamamlandı. Gerek teknik donanımı gerekse personel yapılanmasıyla hizmet vermeye neredeyse hazır hale gelen ofisler, kısa süre içerisinde kapılarını açacak.</p>
<p><strong>“Son hazırlıkların tamamlanmasının ardından ofislerimiz hizmet verecek”</strong></p>
<p>Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “Şehrimizin geleceğini yeniden şekillendirecek dönüşüm projeleri kapsamında önemli bir görev üstlenecek olan Kentsel Dönüşüm Ofislerimiz, hemşehrilerimiz ile belediyemiz arasında güçlü bir köprü kuracak. Biz vatandaşlarımızın isteğiyle zaman kaybetmeden gerçekleşen bir dönüşüm süreci olsun, daha sağlıklı ve modern kent dokularına kavuşalım kentsel dönüşümde hep birlikte yol yürüyelim istiyoruz. Bu nedenle hemşehrilerimiz dönüşüm sürecine dair tüm gelişmeleri doğrudan bu merkezlerden takip edebilsin diye kentsel dönüşüm ofislerimizi hayata geçirdik. Dönüşüm ofislerimiz son hazırlıklarımızın tamamlanmasının ardından hizmet vermeye başlayacak” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kentsel-donusum-ofisleri-cok-yakinda-hizmete-girecek-573670">Kentsel Dönüşüm Ofisleri Çok Yakında Hizmete Girecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 09:24:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[boynu]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[zorluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=573625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teknolojik cihazlara giderek daha bağımlı hale gelinmesiyle birlikte, omurganın boyun bölgesindeki ilk yedi omuru kapsayan servikal bölgede görülen şikayetlerin de arttığını söylemek mümkün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625">Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teknolojik cihazlara giderek daha bağımlı hale gelinmesiyle birlikte, omurganın boyun bölgesindeki ilk yedi omuru kapsayan servikal bölgede görülen şikayetlerin de arttığını söylemek mümkün. Bu yaygın sağlık sorununun “Tech neck” olarak adlandırıldığından bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Bu kavram; teknolojinin getirdiği yaşam tarzı değişiklerinin özellikle kas ve iskelet sistemimiz üzerindeki olumsuz etkilerini anlatır. Bu viral sağlık sorununa karşı ev veya iş yerlerinde alınabilecek en iyi önlem ergonomik şartlara dikkat etmek. Bilgisayar karşısında oturuş, telefon kullanımı, günlük pozisyon değişiklikleri büyük önem taşır. Hareketsiz yaşam, kas ve iskelet sisteminde yıllar içinde kalıcı hasarlar bırakır. En uygun pozisyon, bir sonraki pozisyondur yani sürekli hareket etmek genel sağlık için çok kıymetli” dedi.</strong></p>
<p>Özellikle telefonu ellerinden düşürmeyen gençler, başlarını öne eğerek uzun süre aynı pozisyonda kalırlar. Bu tehlikeli alışkanlığın boyun kaslarına 5 ila 8 kat daha fazla yük bindirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Trafikte uzun süre oturmak, ergonomik olmayan toplu taşıma araçlarında yolculuk etmek ya da televizyon karşısında fazla vakit geçirmek de tehlikeli davranışlardır. Hipertansiyon ya da diyabet gibi kronik bir rahatsızlık olan Teck Neck’in tedavisinde sabırlı olmak ve egzersizi bir yaşam biçimine dönüştürmek şarttır. Şikâyetler, egzersiz yaptığınız sürece azalır, bıraktığınızda ise geri döner. Bu nedenle kas-iskelet sisteminin ömür boyu ihtiyaç duyduğu ilaç, egzersiz ve spordur” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Beldeki eğrilikler bağırsak sağlığını etkileyebilir</strong></p>
<p>Saatlerce aynı pozisyonda kalındığında boyun kasları ve disklerinin aşırı yüklenmeye maruz kalarak zorlanacaklarını vurgulayan Prof. Dr. Akı, “İnsanlar genellikle ekran karşısında saatlerini aynı pozisyonda geçirir. Bu durum da en sık karşılaşılan şikâyet olan boyun ağrısına yol açar. Omurga bir çadır direği gibidir; buradaki bir sorun akciğer, kalp, mesane ve bağırsak gibi organlara da yansır. Örneğin sırt bölgesindeki eğrilikler akciğer kapasitesini azaltır, ileri vakalarda kalbi etkiler. Beldeki eğrilikler mesaneye baskı yapar, bağırsak dolaşımını bozar. Omurgayla bağlantılı olarak kürek kemiği, omuz, kalça ve diz eklemleri de olumsuz etkilenebilir. Vücuttaki kas-iskelet sistemi bir domino taşı gibi birbirine bağlı” dedi.</p>
<p><strong>Sabit duruş gerektiren işlerde risk daha fazla</strong></p>
<p>Bu tür kas-iskelet sistemi problemlerinin uzun süre aynı pozisyonda kalmayı gerektiren her meslek grubunun risk altında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Akı, “Örneğin hareket edemeyen hastalara yardımcı olmak zorunda olan ya da evde hasta bakımını üstlenen sağlık çalışanları sıklıkla bel ve sırt ağrıları yaşar. Omurga problemleri genel olarak her yaşta ortaya çıkabilir hatta 17–18 yaşındaki gençlerde bile görülebilir. Ancak gençlerde yapısal bozukluklar, orta yaşta fıtıklar ve ileri yaşta eklem kireçlenmeleri daha ön planda” dedi.</p>
<p><strong>Tedaviye geç kalınırsa postür bozuklukları ortaya çıkabilir</strong></p>
<p>Teck Neck tedavi edilmezse; kas ve bağ kısalması, eklem hareketlerinin azalması ve deformasyonların ortaya çıkması gibi ciddi sıkıntılarla karşılaşılabileceğini vurgulayan Akı, “Özellikle boyun hareketleri belirgin şekilde azalır. Hasta günlük yaşamında bu durumun hemen farkına varmayabilir çünkü ihtiyaç duymadığı hareketleri yapmaz. Ancak muayene sırasında kısıtlılık ortaya çıkar. Boyun düzleşmesi, yanlış kullanım ve postür bozukluklarının tipik sonucudur. Boynun öne doğru gitmesi kasları aşırı yük altında bırakır. Normalde omurganın hafif C şeklinde kıvrımı normaldir, bu kaybolduğunda veya tersine döndüğünde ise ciddi postür bozuklukları ortaya çıkar. Boyun düzleşmesi zamanla sırtı ve beli de etkiler, omuz hareketlerini kısıtlar” dedi.</p>
<p><strong>Her gün 10 dakikalık egzersiz ağrıları azaltıyor</strong></p>
<p>Günlük 10–15 dakikalık egzersizlerin hastaların şikayetlerini azaltarak yaşam kalitesini ciddi şekilde artıracağını açıklayan Akı, “Fizik tedavi programları, kayropraktik veya manuel terapi yöntemleri, kas spazmını azaltmaya yönelik enjeksiyonlar, gerekirse kısa süreli ilaç kullanımı da tedaviyi destekleyebilir. Ek olarak kısa süreli korse kullanımı da tavsiye edilebilir fakat mutlaka egzersizle desteklenmelidir. Aksi halde kaslarda erime olur ve alışkanlık gelişir. Asıl amaç kasları güçlendirerek doğal bir korse oluşturmaktır. Pilates, yüzme, tempolu yürüyüş ve bisiklet sürme omurga kaslarını çalıştırarak en doğal korumayı sağlayan aktiviteler arasında” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625">Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ&#8217;lü Uzmandan Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Öncesi Uyarılar: Okula Yeni Başlayacak Çocuklar İçin Doğru Yaklaşım Kritik Öneme Sahip</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesi-uyarilar-okula-yeni-baslayacak-cocuklar-icin-dogru-yaklasim-kritik-oneme-sahip-573016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2025 09:39:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=573016</guid>

					<description><![CDATA[<p>2025-2026 Eğitim ve Öğretim Dönemi 8 Ekim’de başlıyor. Milyonlarca öğrenci ders başı yapmaya hazırlanırken, bu yıl ilk kez okula adım atacak çocuklar için ailelerin doğru yaklaşımı büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesi-uyarilar-okula-yeni-baslayacak-cocuklar-icin-dogru-yaklasim-kritik-oneme-sahip-573016">DEÜ&#8217;lü Uzmandan Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Öncesi Uyarılar: Okula Yeni Başlayacak Çocuklar İçin Doğru Yaklaşım Kritik Öneme Sahip</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2025-2026 Eğitim ve Öğretim Dönemi 8 Ekim’de başlıyor. Milyonlarca öğrenci ders başı yapmaya hazırlanırken, bu yıl ilk kez okula adım atacak çocuklar için ailelerin doğru yaklaşımı büyük önem taşıyor. DEÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Remzi Oğulcan Çıray, özellikle anasınıfı ve 1. sınıf öğrencilerinin okula uyum sürecine dikkat çekerek ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p>Dr. Remzi Oğulcan Çıray, çocukların okul sürecine adapte olma süreçlerinde sık sık yapılan hatalara dikkat çekti. Özellikle ilk kez okula gidecek çocukların okula, arkadaşlarına ve derslere adaptasyon sürecinde ebeveynlerin yapması gerekenleri tek tek sıralayan Çıray, “Okula başlama süreci, özellikle anasınıfına ya da birinci sınıfa adım atan çocuklar için önemli bir gelişimsel dönüm noktasıdır. Bu süreçte çocuğun duygusal olarak hazırlanması, güven duygusunun desteklenmesi ve düzenli bir rutine geçişi oldukça önemlidir. Okul başlamadan önce yapılacak küçük hazırlıklar, süreci oldukça kolaylaştırır. Yaz döneminde bozulan uyku ve yemek düzeninin, okul başlamadan bir süre önce yavaş yavaş düzeltilmesi çocuğun daha az zorlanmasını sağlar. Çocuğun okula başlamadan önce okul binasını görmesi, sınıfına girmesi, öğretmeniyle tanışması ve orada oyun oynayabilmesi de kaygıyı azaltır,” dedi.</p>
<p><b>“ÇOCUKLAR EBEVEYNLERİNİN KAYGILARINI KOLAYLIKLA HİSSEDER”</b></p>
<p>Ebeveynlerin kaygılarını okula ilk kez başlayacak çocuklarına yansıtmamaları gerektiğini vurgulayan Çıray, “Bu dönemde anne-babaların, okulun ne olduğunu ve neden gidildiğini çocuklarına basit, anlaşılır ve olumlu bir dille açıklamaları gerekir. Çocuğun ‘okulda yeni şeyler öğreneceği, arkadaşlar edineceği ve oyun oynayacağı’ vurgulanmalı, sürece dair belirsizlik azaltılmalıdır. Okulun ilk günlerinde ebeveynlerin en önemli rolü güven verici ve tutarlı bir duruş sergilemektir. Çocukla vedalaşırken kısa, net ve kararlı bir şekilde ayrılmak gerekir; uzun ve duygusal vedalar çocuğun kaygısını artırır. Anne-babaların sakin, güven veren bir tavır içinde olmaları çok önemlidir çünkü çocuklar ebeveynlerinin kaygılarını kolaylıkla hisseder. İlk günlerde zorlanılsa bile çocuğun okula düzenli olarak devam etmesi sağlanmalıdır, bir-iki gün ara vermek alışma sürecini daha da zorlaştırabilir. Ev ortamında da çocuğun sürece uyumunu desteklemek mümkündür. Okul sonrası oyun, dinlenme ve ödev için düzenli zamanlar yaratmak, çocuğa güvenli bir çerçeve sunar. Çocuğun çabasının övülmesi, başarıya değil gayrete odaklanılması özgüvenini pekiştirir. Her çocuğun uyum sürecinin farklı olduğu unutulmamalıdır. Bazı çocuklar birkaç gün içinde okulu benimserken, bazıları daha uzun süre desteğe ihtiyaç duyabilir. Bu süreçte kıyaslamalardan kaçınmak, sabırlı olmak ve çocuğun bireysel hızına saygı göstermek gerekir,” diye konuştu.</p>
<p><b>“ANNE-BABALARIN, ÇOCUĞUN DUYGULARINI ANLAMAYA ÖZEN GÖSTERMESİ ÖNEMLİ”</b></p>
<p>Çocukların sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel anlamda okula hazır olmasının kritik olduğunu belirten DEÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Remzi Oğulcan Çıray şunları söyledi:</p>
<p>“Okula hazır olma süreci bütüncül bir gelişim basamağıdır. Sosyal açıdan, çocuğun akranlarıyla iletişim kurabilmesi, oyun kurabilmesi ve paylaşabilmesi önemlidir. Bu beceriler, anaokulu döneminde grup oyunları, ortak etkinlikler ve yaşıtlarla zaman geçirerek gelişir. Ailelerin çocuklarına akran ilişkilerini deneyimleyebilecekleri fırsatlar sunmaları bu açıdan çok faydalıdır. Duygusal açıdan, çocuğun temel ayrılık kaygısını tolere edebilmesi, kendini ifade edebilmesi ve hayal kırıklıklarıyla başa çıkmayı öğrenmesi gerekir. Bunun için anne-babaların çocuğun duygularını anlamaya, kabul etmeye ve güvenli bir şekilde sınır koymaya özen göstermesi önemlidir. Kısa süreli ayrılıklara alıştırmak, duygularını kelimelerle ifade etmesine destek olmak ve başarıya değil çabaya odaklanan bir yaklaşım sergilemek çocuğun duygusal dayanıklılığını artırır. Zihinsel açıdan, dikkatini bir süre odaklayabilmek, yönergeleri takip edebilmek, temel kavramları (renk, şekil, sayı, karşıtlıklar gibi) bilmek okula hazır oluşun önemli göstergelerindendir. Çocuğun bu becerileri kazanabilmesi için evde masal kitapları okumak, soru–cevap oyunları oynamak, birlikte günlük yaşamı planlamak (örneğin, önce kahvaltı yapacağız, sonra parka gideceğiz) gibi etkinlikler yararlıdır. Fiziksel açıdan ise çocuğun kendi başına tuvalet ihtiyacını karşılayabilmesi, basit öz bakım becerilerini (el yıkama, giyinme, yemek yeme) yerine getirebilmesi, kalem tutma, kesme–yapıştırma gibi ince motor becerilerini ve koşma, tırmanma, zıplama gibi kaba motor becerilerini kazanmış olması önemlidir. Bu nedenle çocukların evde sorumluluk almasına izin vermek, hareketli oyunlar ve el becerisi gerektiren etkinlikler sunmak çok değerlidir.”</p>
<p><b>“UYUM SÜRECİNİN ZAMANA YAYILAN BİR SÜREÇ OLDUĞU UNUTULMAMALI”</b></p>
<p>“Okula uyum döneminde ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri kendi kaygılarını çocuğa yansıtmalarıdır,” diyen Çıray, çocuğun üzerinde gereksiz yük oluşturmaktan kaçınılması gerektiğini belirterek, “Anne-baba, çocuğun ayrılmakta zorlanacağını düşündükçe bu kaygı çocuğa da geçer; çocuk aslında kendi duygusundan çok ebeveynin tedirginliğine tepki verir. Özellikle ilk günlerde ağlayarak vedalaşmak ya da kararsız davranmak çocuğun güvende hissetmesini zorlaştırır. Bir diğer sık hata, vedaları uzatmaktır. Bazı aileler çocuğun daha kolay ayrılacağını düşünerek uzun uzun sarılır, sözler verir ya da ‘biraz daha bekleyeyim’ diye sınıfın kapısında kalır. Bu durum çocuğun ayrılığı daha da zor yaşamasına neden olur. Oysa kısa, net ve kararlı bir veda çocuğun güven duygusunu pekiştirir. Ebeveynlerin sıkça düştüğü bir başka yanılgı, çocuğun tepkilerini küçümsemek ya da kıyaslamaktır. ‘Koca çocuk oldun, ağlanır mı?’, ‘Bak diğerleri hiç ağlamıyor!’ gibi sözler, çocuğun hem duygusunu değersizleştirir hem de özgüvenini zedeler. Çocuğun duygusunu kabul etmek, ‘Biliyorum zorlanıyorsun, ama zamanla kolaylaşacak,’ gibi güven verici ifadeler çok daha işlevseldir. Bazı aileler ise okula gitmeme konusunda taviz vermektedir. ‘Bugün gitme, yarın başlarsın,’ ya da ‘Hastaymışsın gibi davranalım,’ şeklinde esnemeler, çocuğun okula karşı kaygısını pekiştirir ve uyum sürecini uzatır. Tutarlı olmak, okulun hayatın düzenli bir parçası olduğunu çocuğa hissettirmek çok önemlidir. Bunların yanı sıra, aşırı beklenti ve baskı da sık görülen hatalardandır. Çocuğun hemen arkadaş edinmesini, derhal uyum sağlamasını ya da derslerde başarı göstermesini beklemek onun üzerinde gereksiz bir yük oluşturur. Çocuğun uyum sürecinin zamana yayılan, kişisel bir süreç olduğu unutulmamalıdır,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>OKUL KORKUSU VE KAYGISI</b></p>
<p>Okul korkusunun en sık görülen belirtilerini de paylaşan Çıray, “Sürekli karın ağrısı, mide bulantısı gibi bedensel şikayetler artıyorsa okul kaygısından söz edilebilir. Çocuğun duygularını küçümsememek, okuldan tamamen uzak tutmamak gerekir. Bu durumda öncelikle çocuğun duygusunu anlamaya çalışmak ve kaygısını küçümsememek çok önemlidir. ‘Ağlanacak bir şey yok!’ gibi ifadeler yerine ‘Zorlandığını anlıyorum, birlikte aşacağız,’ gibi destekleyici cümleler daha işlevseldir. Çocuğun okuldan tamamen uzaklaştırılması yerine, düzenli ve kısa süreli de olsa okulda bulunması sağlanmalıdır. Gerekirse öğretmenle iş birliği içinde, çocuğun kendini güvende hissedeceği bir düzen oluşturulabilir. Bu süreçte ebeveynin sakin ve kararlı olması, çocuğa güven verir. Okula uyum süreci; sabır, anlayış ve iş birliği ile başarıyla tamamlanabilir,” diye konuştu.</p>
<p><b>ÖĞRETMENLERE DE GÖREV DÜŞÜYOR</b></p>
<p>Çıray, son olarak, öğretmenlerin sürecin en önemli destekçisi olduğunun altını çizerek, çocuklara güven verici tutum sergilemelerini, bireysel farklılıkları gözetmelerini ve ailelerle sürekli iletişim halinde olmalarını önerdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesi-uyarilar-okula-yeni-baslayacak-cocuklar-icin-dogru-yaklasim-kritik-oneme-sahip-573016">DEÜ&#8217;lü Uzmandan Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Öncesi Uyarılar: Okula Yeni Başlayacak Çocuklar İçin Doğru Yaklaşım Kritik Öneme Sahip</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cep telefonu kamburluğu: Yeni neslin sessiz tehlikesi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cep-telefonu-kamburlugu-yeni-neslin-sessiz-tehlikesi-571648</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 17:53:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avcı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, telefon, tablet kullanımı ve yanlış oturma alışkanlıkları gibi duruş bozukluklarının omurga sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonu-kamburlugu-yeni-neslin-sessiz-tehlikesi-571648">Cep telefonu kamburluğu: Yeni neslin sessiz tehlikesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, telefon, tablet kullanımı ve yanlış oturma alışkanlıkları gibi duruş bozukluklarının omurga sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p>
<p><strong>Sürekli başı öne eğmek omurgaya binen yükü artırıyor!</strong></p>
<p>Telefonu başı öne eğerek kullanmanın ‘text neck’ olarak bilinen tabloya yol açacağını dile getiren Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, “Baş öne eğildikçe omurgaya binen yük artar; örneğin normalde 5–6 kilogram olan baş ağırlığı, 45 derece öne eğildiğinde 20 kilograma kadar çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun boyun kaslarında aşırı gerginlik, sırt ağrısı, baş ağrısı ve ilerleyen dönemde disklerde yıpranma ve fıtık riskini artırdığını ifade eden Avcı, uzun vadede omurga dizilimini bozarak kalıcı duruş bozukluklarına zemin hazırlayacağını vurguladı.</p>
<p><strong>Duruş bozukluğuyla başlayarak kalıcı hale gelebilir! </strong></p>
<p>Yanlış oturuş alışkanlığının kalıcı kamburluk veya bel fıtığına yol açabileceğini kaydeden Op. Dr. İdris Avcı, “Özellikle uzun süre masa başında kambur oturmak omurgada kalıcı şekil bozukluklarına neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Genç yaşlarda ‘duruş bozukluğu’ şeklinde başlayan kamburluğun, ilerleyen yıllarda kemik yapının uyum sağlamasıyla kalıcı hale geleceğini aktaran Avcı, “Aynı şekilde, sürekli öne eğilerek veya destek almadan oturmak bel bölgesindeki disklerin üzerine fazla yük bindirir. Bu da zaman içinde bel fıtığı gelişimine zemin hazırlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çocukluk ve ergenlikte tablet/telefon kullanımı omurga gelişimini olumsuz etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk ve ergenlik dönemini omurga gelişiminin en kritik olduğu dönem olarak tanımlayan Op. Dr. İdris Avcı, “Uzun süreli tablet veya telefon kullanımı sırasında eğilme ve kambur durma, büyüme çağındaki kemiklerde şekil bozukluklarına neden olabilir. Omuzlarda öne kapanma, sırt kaslarında dengesizlik, omurgada eğrilikler görülebilir. Ayrıca hareketsizlik obezite, kas zayıflığı ve genel sağlık sorunlarına da yol açar.” uyarısını yaptı.</p>
<p>Günlük hayatta omurgayı korumak için edinilebilecek basit alışkanlıklara değinen Avcı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dik durmayı unutmayın. Telefonu göğüs hizasında kullanın, başınızı eğmeyin. Çalışma masanızı boyunuza uygun ayarlayın, monitörünüz göz hizasında olsun. Uzun süre oturmayın; her 30–40 dakikada bir kalkıp esneme hareketleri yapın. Düzenli egzersiz yapın. Özellikle core (karın ve sırt) kaslarını kuvvetlendirmek, omurgayı korur. Orta sertlikte yatak kullanın ve uzun süre yüzüstü yatmaktan kaçının.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonu-kamburlugu-yeni-neslin-sessiz-tehlikesi-571648">Cep telefonu kamburluğu: Yeni neslin sessiz tehlikesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB&#8217;nin Uygulama Bazlı Taksi Modelinde İkinci İhale Tamamlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbnin-uygulama-bazli-taksi-modelinde-ikinci-ihale-tamamlandi-571416</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 17:41:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ihale]]></category>
		<category><![CDATA[İhalede]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[plaka]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[taksi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yolcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571416</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), şehir içi ulaşımda güvenliği, konforu ve erişilebilirliği artırmak amacıyla hayata geçirilen “Uygulama Bazlı Taksi” modelinde ikinci ihaleyi gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbnin-uygulama-bazli-taksi-modelinde-ikinci-ihale-tamamlandi-571416">İBB&#8217;nin Uygulama Bazlı Taksi Modelinde İkinci İhale Tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), şehir içi ulaşımda güvenliği, konforu ve erişilebilirliği artırmak amacıyla hayata geçirilen “Uygulama Bazlı Taksi” modelinde ikinci ihaleyi gerçekleştirdi. Kapalı teklif usulüyle yapılan ihaleye 30 kişi başvurdu, 27’si şartları sağlayarak katılım hakkı kazandı. İBB, süreci şeffaflık ve katılımcılıkla yürütürken, toplamda 24 plaka satıldı. Yeni sistemle yolcu seçme, kısa mesafe almama ve fazla ücret talebi gibi sorunların önüne geçilecek.</strong></p>
<p><strong>İBB’NİN TAKSİ İHALESİNE İLGİ ARTIYOR</strong></p>
<p>Yenikapı’daki Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen ihalede, ilk satılan plaka <strong>5 milyon 60 bin TL + KDV bedelle </strong>yeni sahibini buldu. Yapılan ihalede toplam <strong>24 plaka</strong> alıcı bulurken, yeni nesil taksiler kısa süre içinde İstanbulluların oylarıyla belirlenen tasarımlarıyla hizmete başlayacak.</p>
<p><strong>VOLKAN DEMİR: SÜRECİ ŞEFFAF VE KATILIMCI BİR ŞEKİLDE YÜRÜTTÜK</strong></p>
<p>İBB Genel Sekreteri <strong>Prof. Dr. Volkan Demir</strong>, ihalenin ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi:</p>
<p>“İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, UKOME’nin aldığı karar doğrultusunda ‘Uygulama Tabanlı Taksi’ projesinin ikinci ihalesini gerçekleştirdik. Bu ihalede de süreci şeffaf ve katılımcı bir şekilde yürüttük. Toplamda 2.500 taksilik yeni modelimizde, bugüne kadar yaklaşık 29 plaka satışımız oldu.</p>
<p>İlk ihalede katılım sınırlıydı; çünkü mevzuat gereği oldukça fazla evrak ve prosedür bulunuyordu. Bu durum bazı tereddütlere yol açmıştı. Ancak ikinci ihalede katılımın çok daha yüksek olduğunu gördük.</p>
<p><strong>PLAKA SAHİPLERİ MEMNUN</strong></p>
<p>Katılımcılarla yaptığımız görüşmelerde, plakaları alanların memnun olduklarını ve işlerinin iyi gittiğini gördük. Bu da yeni ihalelere ilgiyi artırıyor.</p>
<p>Bu modelle İstanbul’un kronikleşmiş sorunlarından olan yolda boş dolaşma, yolcu seçme, fazla ücret talebi gibi şikâyetlerin önüne geçmeyi; İstanbullulara daha güvenli ve çağdaş ulaşım sunmayı ve taksici esnafını daha modern bir işletme yapısına taşımayı amaçlıyoruz.</p>
<p><strong>ESNAF BİR SONRAKİ İHALE NE ZAMAN DİYE SORDU</strong></p>
<p>Şu anda ilk ihaleden 5 araç trafikte. Sayının hızla artmasını bekliyoruz. Bugün de birçok esnaf ‘Bir sonraki ihale ne zaman olacak?’ diye sordu. Bu talep sürdükçe yeni ihaleleri planımız doğrultusunda duyurmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Sonuç olarak; uygulama tabanlı taksi modelimizle hem İstanbul’un ulaşımına modern bir çözüm kazandırıyor hem de esnafın geleceğini güvenli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturuyoruz.”</p>
<p><strong>TAKSİ SORUNUNA KALICI ÇÖZÜM</strong></p>
<p>İBB, uygulama bazlı taksi modeliyle dijital, denetlenebilir ve güvenli ulaşımı yaygınlaştırmayı hedefliyor. Yeni sistemde taksiler yalnızca mobil uygulamalar üzerinden çağrılacak. Yolcular, aracın plakasını, şoför bilgilerini ve güzergâhını önceden görebilecek. Böylece kısa mesafe almama, yolcu seçme, fazla ücret talebi gibi sorunların önüne geçilecek.</p>
<p><strong>TRAFİĞE NEFES ALDIRACAK</strong></p>
<p>Araştırmalara göre İstanbul’da taksilerin zamanının yaklaşık %40’ı yolcu aramakla geçiyor. Bu durum, kent trafiğinde ciddi bir “boş dolaşım yükü” oluşturuyor. Uygulama bazlı sistemle bu oranların düşmesi hedefleniyor. Ayrıca her bir taksinin yaklaşık sekiz özel aracı trafikten çekmesi, modelin trafik rahatlatıcı etkisini güçlendiriyor.</p>
<p>Yeni plakaların kullanım hakkı 29 yıl ile sınırlı olacak. İstanbulluların oylarıyla belirlenen yeni tasarıma sahip taksiler, kısa süre içinde yollarda hizmete başlayacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbnin-uygulama-bazli-taksi-modelinde-ikinci-ihale-tamamlandi-571416">İBB&#8217;nin Uygulama Bazlı Taksi Modelinde İkinci İhale Tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyileşen kızıl geyik Paşa yeni yuvasında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyilesen-kizil-geyik-pasa-yeni-yuvasinda-571062</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 07:48:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Ayağında]]></category>
		<category><![CDATA[Geyik]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Sürü]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571062</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de yaralı olarak bulunduktan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı’na getirilen ve Paşa ismi verilen kızıl geyik iyileşti. Paşa bir yıl süren rehabilitasyon sürecinin ardından parkta bulunan geyik sürüsüne dahil oldu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyilesen-kizil-geyik-pasa-yeni-yuvasinda-571062">İyileşen kızıl geyik Paşa yeni yuvasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de yaralı olarak bulunduktan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkı’na getirilen ve Paşa ismi verilen kızıl geyik iyileşti. Paşa bir yıl süren rehabilitasyon sürecinin ardından parkta bulunan geyik sürüsüne dahil oldu.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı Doğal Yaşam Parkı Şube Müdürlüğü, Kemalpaşa’da bir fabrikaya giren ve silahla sol ön ayağından vurulduğu tespit edilen kızıl geyiği, bir yıl süren rehabilitasyon sürecinin ardından sürüye dahil etti. Heybetli boynuzlara sahip olan 7 yaşındaki Paşa isimli geyik, yeni yaşam alanına oldukça hızlı adapte oldu. 250 kilogram ağırlığındaki Paşa’nın, geyik sürüsünün yeni lideri olacağı tahmin ediliyor. Doğal Yaşam Parkı’nda 15’i dişi, 13’ü erkek toplam 28 geyik bulunuyor.</p>
<p><strong>“Tüm tedavi yöntemleri araştırıldı”</strong><br />
Doğal Yaşam Parkı Şube Müdürlüğü’nde görevli Veteriner Hekim Dr. Duygu Aldemir,  Paşa’nın geçen yıl 7 Ekim’de Kemalpaşa’daki bir fabrikaya girdiği ihbarı üzerine Doğal Yaşam Parkı’na getirildiğini anımsatarak, şunları söyledi: “Ayağında ateşli silah yarası olduğu tespit edildi. Doğal Yaşam Parkı’nda tedavi altına alındı. Uzun bir süre tedavisi devam etti. Paşa’nın ayağındaki ateşli silah yarasından kaynaklı oluşan kırık, zaman içerisinde doğada kötü şekilde kaynamasına neden olmuş. Ayak deformasyonu vardı. Ayağında bulunan saçmaların çıkarılması için tüm tedavi yöntemlerini araştırdık ve farklı hastanelerden de görüş aldık. Paşa’nın hayatını riske atmamak için bu şekilde yaşamasının daha sağlıklı olacağını belirledik. Ayağı bu haldeyken hayata adapte olabildiğini gördük. Çünkü bu denli ağır ve büyük hayvanlara yönelik yapılacak operasyonlar,  avantajdan çok dezavantaj yaratıyor” dedi.</p>
<p><strong>Yaban hayatına zarar verilmemesini istedi</strong><br />
Paşa’nın ayağındaki deformasyona rağmen hayata tutunduğunu anlatan Aldemir, “Sürüyle buluştu ve çok kısa sürede adapte oldu. Diğer geyiklerle birlikte hayatını burada sürdürecek. Geyik sürülerinde yaşlarına ve boynuzlarının büyüklüğüne göre sürü içerisindeki hiyerarşileri şekilleniyor. Paşa da büyük ve heybetli boynuzlara sahip bir erkek olduğu için sürü liderliğine aday” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yaşam özgürlüklerini ellerinden almayalım”</strong><br />
Aldemir, doğal yaşam ortamlarında bulunan hayvanların avlanmaması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:<br />
“Paşa’nın ateşli silahla vurulduğuna dikkat çekmek istiyorum. Hayvanların doğada yaşama özgürlüklerini elinden alıyoruz. Bu konuda herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum. Yaban hayatı içerisindeki canlılar, bizim hobi amacıyla vuracağımız hayvanlar değil. Onların yaşam hakkı var. Yaşam haklarına bu şekilde saldırmamız doğru değil.”</p>
<p><strong>Fabrikaya sığınmıştı</strong><br />
Yaralı geyik, 7 Ekim 2024’te Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi&#8217;nde makine yedek parçaları üreten bir fabrikaya girmişti. İhbar üzerine Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü ekipleri, geyiği alıp ilçedeki bir barınağa götürmüştü. Geyik buradan da tedavi edilmesi için İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Doğal Yaşam Parkı’na getirilmişti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyilesen-kizil-geyik-pasa-yeni-yuvasinda-571062">İyileşen kızıl geyik Paşa yeni yuvasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş beyazlatmanın herhangi bir zararı yok</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmanin-herhangi-bir-zarari-yok-569162</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 09:23:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=569162</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dişler, yüzün en görünür noktalarından biri olarak sadece sağlık değil, öz güven ve estetik açıdan da büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmanin-herhangi-bir-zarari-yok-569162">Diş beyazlatmanın herhangi bir zararı yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dişler, yüzün en görünür noktalarından biri olarak sadece sağlık değil, öz güven ve estetik açıdan da büyük önem taşıyor. Sağlıklı bir gülümseme hem sosyal yaşamda hem de iş hayatında güçlü bir ilk izlenim bırakıyor. Ancak dişlerdeki istenmeyen renk değişimleri bazen gülümsemeye bile engel olacak kadar ciddi bir sorun haline dönüşebiliyor. Günümüzün popüler uygulamalarından beyazlatma işlemi ile diş renginin iki tona kadar açılabildiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Arzu Tekkeli, “Doğuştan gelen sararmaların dışındaki tüm değişimleri klinik destekle beyazlatmak mümkün. Üstelik bu işlemin, diş minesine veya dokusuna herhangi bir zararı yok. Buradaki önemli nokta, doğru ekipmanı kullanan deneyimli ve güvenilir uzmanları tercih etmek” dedi.</strong></p>
<p>Gün içinde tüketilen yiyecek-içecekler ve beslenme tarzı, diş renginde belirleyici rol oynar. Sık çay ve kahve tüketimi, tütün kullanımı ve bakım eksikliğinin diş sararmasında önemli bir etken olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Arzu Tekkeli, “Aynı zamanda yaşlılık, genetik özellikler, bazı hastalıklar ve hamilelikte annenin kullandığı ya da çocukluk çağında alınan bazı antibiyotikler de diş minesine zarar vererek renk farklılıklarına sebep olabilir. Kemoterapi ve radyoterapinin etkisiyle tükürük salgıları azalan bazı kanser hastalarında da dişlerin doğal temizleme işlemi devre dışı kaldığı için sararmalar gözlemlenebiliyor. Beyazlatıcı etkisi olan medikal diş macunları etkileri az olsa da destekleyici olarak değerlendirilebilir ancak karbonat ya da kömür tozu gibi dişlere zarar veren aşındırıcı ürünlerden uzak durulmalı” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sonsuz bir beyazlık söz konusu değil</strong></p>
<p>Beyazlatma işleminin, diş renginin birkaç ton açılması anlamına geldiğini ifade eden Tekkeli, “Sınırsız bir beyazlatmadan bahsetmek gerçekçi değil bu nedenle hastaların özellikle bu konuda çok dikkatli davranarak, doğal sınırların ötesinde beyazlık vaadinde bulunan yerlerden uzak durmalarında fayda var. En güncel teknolojilerle en fazla iki ya da üç ton geriye gidilebildiği unutulmamalı. Ayrıca bu olasılık her hasta için de geçerli değil, kimi dişlerde yalnızca bir ton açılabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>İşlemden sonraki 48 saat önemli</strong></p>
<p>Beyazlatmanın, diş hekimi muayeneden sonra eğer iyi sonuç alınacağına yönelik bir değerlendirme yaparsa, tek seferde 15’er dakikalık üç seansla gerçekleştiğini açıklayan Tekkeli,</p>
<p>İlk adımda ağız içine diş etlerini ve dokularını koruyacak bir malzeme uygulanıyor ardından sadece diş yüzeyine değecek şekilde beyazlatma jeli sürülüyor. Özel bir beyazlatma ışığıyla da süreç sonlanıyor. Sonraki 24-48 saat boyunca da beyazlatma işleminin etkisi devam edeceği için hastanın bu aralıkta çay, kahve ve meyve suyu gibi içeceklerden uzak durması kıymetli. Uzun vadeli olarak beyazlığın kalıcılığı içinse diş hekiminin önerdiği ürünleri kullanmak gerekir” dedi.</p>
<p><strong>D ve C vitaminleri ile beyazlık süresi desteklenmeli</strong></p>
<p>Diş beyazlatma işleminin en fazla 2 yıllık bir kalıcılığı olduğunu dile getiren Tekkeli, “Özel bir gün ya da kendini iyi hissetme ihtiyacıyla beyazlatma işlemi yaptıran pek çok kişi için yeterli ve makul bir süre olsa da hastalar beslenme tarzını değiştirmedikleri sürece dişler bu süre sonunda eski rengine dönmeye başlar. Kemik ve diş dokularımızın sağlığı için D ve C vitaminlerinin iki önemli kaynak olduğunu unutmamalıyız. Bu iki vitaminin eksikliği, dişlerde zayıflığa ve renk değişimine yol açabilir. Bu nedenle rutin sağlık taramalarında vitamin seviyelerine mutlaka baktırılmalı” açıklamasında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmanin-herhangi-bir-zarari-yok-569162">Diş beyazlatmanın herhangi bir zararı yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 16:20:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, özellikle uluslararası seyahatlerde karşılaşılabilecek enfeksiyon hastalıkları, risk grupları, alınması gereken önlemler ve seyahat sonrası dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737">Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, özellikle uluslararası seyahatlerde karşılaşılabilecek enfeksiyon hastalıkları, risk grupları, alınması gereken önlemler ve seyahat sonrası dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Seyahat enfeksiyonları üç grupta ele alınıyor!</strong></p>
<p>Seyahat hastalıklarının yolculuk yapılan yere, yolculuk şekline ve gidilen yerde yapılan aktivitelere bağlı olarak ortaya çıkan sağlık problemleri olduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Seyahat enfeksiyonları genel olarak bulaşıcı hastalıklar, seyahatin kendisinden kaynaklı sorunlar, çevresel ve bölgesel faktörlerden kaynaklı sorunlar şeklinde üç grupta ele alınabilir.” dedi.</p>
<p>Hangi durumlarda ne tür hastalıklar görülebileceğine değinen Mamçu, “Tropikal bölgelerde sıtma, sarı humma, dengue, Zika, kolera, tifo, hepatit A-B gibi enfeksiyonlar sık görülür. Kirli su ve yiyeceklerle seyahat ishali bulaşabilir. Jet lag (zaman farkı yorgunluğu), derin ven trombozu (uzun süre hareketsiz oturmaya bağlı pıhtı oluşumu) ve seyahat hastalığı (motion sickness – araç tutması) gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yüksek irtifa hastalığı, güneş çarpması, sıcak çarpması, dehidratasyon, soğuk iklimlerde donma, hipotermi, böcek ve hayvan ısırıkları ile karşılaşılabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Seyahat edenlerin yüzde 65’i az ya da çok etkilendikleri bir sağlık sorunu yaşıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde yılda 1.2 milyar insanın uluslararası seyahat ettiğini ve her yıl bu sayının arttığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “2030’da sayının 2 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Seyahatlerin yarısından fazlası, gelişmekte olan ülkelere yapılıyor.” dedi.</p>
<p>Hastalıkların daha çok gelişmiş ülkeden gelişmemiş ülkeye seyahatte ortaya çıktığına dikkat çeken Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Gelişmiş alt yapıları olan ülkelere kıyasla bazı Afrika ülkeleri, Güney Doğu Asya ve Güney Amerika’ da bazı bölgeler  daha fazla risk içerir. Ayrıca ülkelerden bağımsız olarak, hijyen ve sanitasyon şartlarının sağlıklı olmadığı, su kaynaklarının kirli olduğu bölgelerde enfeksiyonlar daha sık görülür. Yapılan çalışmalara göre seyahat edenlerin yüzde 65’i gittikleri bölgede az ya da çok etkilendikleri bir sağlık sorunu yaşıyor. Bu sorunların önemli bir kısmı diyare, solunum yolu enfeksiyonu, deri hastalıkları gibi çoğu hafif ve kendini sınırlayan özellikte hastalıklar. Bununla beraber, daha ciddi sorunlara yol açan enfeksiyonlarla da karşılaşılabiliyor, seyahat edenlerin bir kısmı seyahatini yarıda keserek ülkesine dönmek zorunda kalabiliyor.”</p>
<p><strong>Seyahatten en geç dört hafta önce Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurulmalı!</strong></p>
<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (WHO) hem hastalar hem de hekimler için yararlı web siteleri bulunduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu kaynaklar, dünyanın tüm ülkelerinde ortaya çıkan hastalık ve salgınları yakından izleyerek sık sık güncelleniyor.” dedi.</p>
<p>Alınacak önlemlerin gidilecek ülkeye, kalınacak süreye ve yapılacak aktiviteye göre değiştiğini dile getiren Mamçu, “Ülkemizde Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, yurt dışına çıkacaklara seyahat sağlığı hizmeti sunuyor. Bölgelere göre  WHO ve CDC’nin önerdiği aşılar; gidilen bölgeye, kalınacak süreye, kişinin bağışıklık durumuna  ve o anda mevcut salgın hastalık durumuna göre değişebileceği için mutlaka  konunun uzmanları tarafından  Seyahat Hastalıkları Kliniklerinde uygulanmalı. Sahra altı Afrika, Uzak Asya gibi bazı coğrafi bölgelere gitmeden önce aşılama ile yeterli düzeyde bağışıklık oluşturulmalı. Bu da en az 3- 4 hafta süreceği için planlanan seyahatten en geç dört hafta önce sağlık kuruşuna başvurulmalı.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Seyahatle ilişkili hastalıklar açısından bazı kişiler ‘yüksek riskli yolcu’!</strong></p>
<p>Seyahat öncesi bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına danışmanın seyahatle ilişkili hastalıkların önlenmesinde kritik öneme sahip olduğunu belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temel sağlık değerlendirmesi, seyahat programının gözden geçirilmesi, uygun aşıların uygulanması ve danışmanlık hizmetleri için uzmana başvurulabilir.” dedi.</p>
<p>Seyahatle ilişkili hastalıklar açısından bazı kişilerin ‘yüksek riskli yolcu’ olarak tanımlandığına dikkat çeken Mamçu, “Bunlar; ciddi sağlık sorunları nedeniyle yakın zamanda hastaneye yatış öyküsü olanlar, kronik hastalıkları olanlar, immün yetmezliği olanlar, çocuklar ve yaşlılar, gebelik veya emzirme dönemindeki kadınlar, özellikle kaliteli tıbbi hizmetten uzak, gelişmekte olan ülkelere yolculuk edecek<strong> </strong>yolcular, uzun süreli seyahat edecekler, sırt çantalılar ve insani yardım, tıbbi hizmet amacıyla seyahat edenler. Özellikle bu kişiler seyahat öncesi bir Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurmalı.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>En sık sıtma ile karşılaşılıyor…</strong></p>
<p>Seyahat dönüşünde altı hafta içinde ateş , sarılık, baş ağrısı, uykuya eğilim, kanamalar   veya  nörolojik bulguların varlığında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğinin altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Başvuruda  seyahat ve seyahatte yapılan yüzme, mağaracılık, trekking gibi aktiviteler anlatılmalıdır.” dedi.</p>
<p>En sık saptanan ateşli hastalığın sıtma olduğunu kaydeden Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sıtmanın kuluçka süresi bir yılı bulabilir. Ateş, nezle hali, terleme, üşüme gibi şikayetlerle başlayabilir. Sıtma dışında; gidilen ülkenin mikrobik yapısına ve vücudun bağışıklık durumuna bağlı olarak, ülkemizde görülmeyen pek çok tropikal hastalık görülebilir.</p>
<p>Bununla birlikte Türkiye’ye gelen yabancı turistler açısından, ülkemizin alt yapı, hijyen ve sanitasyon şartları yeterli olup, WHO tarafından seyahat öncesi herhangi bir önlem önerilmeyen ülkeler arasında. Bununla beraber Güneydoğu veya Çukurova Bölgesi’nde sıtma, Güneydoğu’da tifo, amipli dizanteri, bruselloz, leyişmaniyoz ve Tokat, Sivas, Erzurum, Trabzon gibi Kelkit Vadisi çevre illerinde Kırım-Kongo hemorajik ateşi hastalıklarına karşı dikkatli olmak gerekebilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737">Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Gözlerini Kısarak Bakıyorsa Miyopiye Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-miyopiye-dikkat-567451</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 08:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vakit]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567451</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında uzağı net görememe olarak bilinen miyopi, çocukluk çağının en sık görülen görme bozukluklarının başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-miyopiye-dikkat-567451">Çocuğunuz Gözlerini Kısarak Bakıyorsa Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında uzağı net görememe olarak bilinen miyopi, çocukluk çağının en sık görülen görme bozukluklarının başında geliyor. Gereğinden fazla ekrana maruz kalan, açık havada az vakit geçiren çocuklarda miyopi görülme riski artıyor. Tablet ve telefona çok yakından, gözlerini kısarak bakmak çocuklarda miyopi sinyallerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Memorial Şişli Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Hasan Ali Bayhan, miyopinin görülme nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<h2><strong>Miyopi dağınıklığa neden olabilir</strong></h2>
<p>Miyopi, gözün ön-arka eksende normalden uzun olması ya da kornea kırma gücünün fazla olması nedeniyle, görüntünün retinanın önüne düşmesiyle ortaya çıkan bir görme bozukluğudur. Görme rahatsızlığı yaşayan kişiler yakını net görebilirken, uzağı bulanık görmektedir. Çocuklarda miyopi, genellikle okul çağında fark edilmektedir. Ancak günümüzde özellikle şehirlerde yaşayan çocukların açık havada az, tablet, telefon ya da televizyon gibi elektronik cihazların başında gereğinden fazla ekrana maruz kalmasıyla miyopi, çok daha erken yaşlarda başlayarak hızla ilerlemektedir. En önemli belirtisi uzağı net görememe olan miyopinin diğer belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Sınıfta tahtayı görememe</li>
<li>Gözlerini kısarak bakma</li>
<li>Sık göz kırpma</li>
<li>Kitap, telefon, tablet ve televizyona çok yakından bakma</li>
<li>Gözlerde sulanma</li>
<li>Baş ağrısı</li>
</ul>
<h2><strong>Erken yaşta başlayan miyopi daha hızlı ilerler</strong></h2>
<p>Görme rahatsızlığı olan miyopi, önlem alınmadığı takdirde genellikle çocukluk döneminde başlayarak ergenlik dönemine kadar ilerler. Erken yaşta başlayan miyopi görme bozukluğu daha hızlı seyreder. Görme bozukluğunun farkına varılmaz ve erken dönemde tedavi edilmezse miyopi, her yıl ortalama 0.50 ila 1.00 derece arasında artış gösterebilir. Yüksek miyopi, ilerleyen yaşlarda retina yırtığı ve makula hastalıkları gibi ciddi göz hastalıklarına da zemin hazırlayabilir.</p>
<h2><strong>Kapalı ortamda fazla vakit geçirmek de miyopi riskini artırıyor</strong></h2>
<p>Çağımızın iletişim olanakları hayatımızda birçok fayda sağlarken, sağlığımızı olumsuz etkileyen rahatsızlıklara da neden olabilmektedir. İletişim çağının olanaklarından biri olan televizyon, telefon ve tablet özellikle çocukların kapalı ortamlarda ve ekran başında fazla vakit geçirmesine neden olarak miyopinin görülme riskini artırmaktadır. Miyopinin en önemli nedenleri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Genetik faktörler</li>
<li>Uzun ekran süresine mariz kalmak (telefon, tablet, bilgisayar)</li>
<li>Kapalı ortamlarda uzun süre vakit geçirilmesi</li>
<li>Doğal gün ışığında yetersiz bulunma</li>
</ul>
<h2><strong>Çocuğunuzla her gün en az 2 saat açık havada ve doğal gün ışığında vakit geçirin</strong></h2>
<p>Bir çocukluk çağı görme bozukluğu olan miyopinin ilerlemesini alınan şu basit önlemlerle yavaşlatılabilir;</p>
<ul>
<li><strong>Günlük Açık Hava Etkinliği: </strong>Çocukların her gün en az 2 saat açık havada, doğal gün ışığında vakit geçirmesi miyopi riskini azaltır. Güneş ışığı, göz küresinin aşırı büyümesini baskılayan dopamin salınımını destekler.</li>
<li><strong>Ekran Süresi Sınırlaması: </strong>Gereğinden uzun ekran süresi miyopiyi tetikler. Özellikle 6 yaş altındaki çocuklarda ekran kullanımı sınırlandırılmalıdır. Okul çağındaki çocuklarda ise ekran karşısında geçirilen süre 1–2 saati geçmemelidir. Ayrıca her 20 dakikalık yakına odaklanma sonrası 20 saniye süreyle 6 metre uzağa bakmak göz sağlığı için faydalıdır.</li>
<li><strong>Düşük Doz Atropin Damla Tedavisi: </strong>Göz damlası şeklinde uygulanan düşük doz %0.01 atropin, miyopinin ilerlemesini yavaşlatmakta etkili bir tedavi seçeneğidir. Ancak bu tedavi mutlaka bir göz doktoru gözetiminde uygulanmalıdır.</li>
<li><strong>Özel Tasarım Miyopi Gözlük Camları: </strong>Geleneksel gözlükler yalnızca görüntüyü netleştirirken, yeni nesil miyopi kontrol camları, hem net görüş sağlar hem de miyopiyi yavaşlatır. Bu özel tasarım camlar, gözün çevresel (periferik) retinasına bilinçli olarak odak kaymaları oluşturarak göz küresinin aşırı uzamasını engeller. Bilimsel veriler bu camların miyopi ilerlemesini %50–60 oranında yavaşlatabileceğini göstermektedir.</li>
<li><strong>Miyopi Kontrolü İçin Kontakt Lensler: </strong>Bazı çocuklarda, özellikle miyopisi hızlı ilerleyen ve gözlük kullanmakta zorlanan bireylerde özel tasarım kontakt lensler tercih edilebilir. Bu lensler, miyopi ilerlemesini yavaşlatmak üzere geliştirilmiştir. Gece takılıp sabah çıkarılan ortokeratoloji lensleri de bir seçenektir.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-miyopiye-dikkat-567451">Çocuğunuz Gözlerini Kısarak Bakıyorsa Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 13:26:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[cihazların]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566850</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı telefon ve tablet gibi dijital cihazların yoğun kullanımıyla ortaya çıkan Text Neck Sendromu, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850">Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Akıllı telefon ve tablet gibi dijital cihazların yoğun kullanımıyla ortaya çıkan </b><b>Text Neck Sendromu, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına yol açıyor. </b><b>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, </b><b>sendromun özellikle gençler ve çocuklar arasında daha yaygın hale geldiğini söyledi. Kaya, “Çocuklar ve gençler, gelişim dönemlerinde oldukları için kas-iskelet sistemi daha esnektir ve kötü postür alışkanlıkları bu süreçte ciddi deformasyonlara yol açabilir” uyarısında bulundu. Önleyici tedbirlerin hastalığın gelişimini engellemekte büyük bir rol oynadığını kaydeden Kaya, teknolojik cihazların kullanımında ergonomiye dikkat edilmesi, cihazların göz hizasında tutulması ve düzenli egzersiz yapılmasının sendromun önlenmesinde etkili olduğunu söyledi.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya teknolojik cihazların kullanımıyla ortaya çıkan Text Neck Sendromuna ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><b>Kas-iskelet sistemi sorunları ve omurga eğriliklerine yol açabilir</b></p>
<p>Günümüzde dijital cihazların yoğun kullanımıyla birlikte ortaya çıkan Text Neck Sendromunun, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına neden olan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Kaya, “Bu sendrom, özellikle telefon, tablet veya bilgisayar ekranına uzun süre boyunca başın öne eğilerek bakılmasıyla gelişir. Normalde omurgamız, başın ağırlığını taşımaya uygun şekilde hizalanmıştır. Ancak başın öne eğik pozisyonda tutulması durumunda, boyun omurları ve çevresindeki kaslar üzerine normalden çok yüksek bir yük biner. Bu durum, uzun vadede kas-iskelet sistemi sorunlarına, omurga eğriliklerine ve kronik ağrılara yol açabilir” dedi.</p>
<p><b>Teknoloji bağımlılığında risk yükseliyor</b></p>
<p>Text Neck Sendromunun temel nedenleri arasında kötü duruş alışkanlıkları, uzun süre sabit bir pozisyonda kalma ve cihazların ergonomik olmayan şekilde kullanılmasının yer aldığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Bu sendromun belirtileri yalnızca boyun ve omuz ağrısı ile sınırlı kalmaz; sırt sertliği, baş ağrıları, hareket kısıtlılığı, hatta ileri vakalarda ellerde uyuşma ve karıncalanma gibi nörolojik etkiler de görülebilir. Özellikle iş ortamında sürekli bilgisayar başında çalışan bireylerde ve teknolojik cihaz bağımlılığı olan kişilerde risk daha yüksektir” uyarısında bulundu.</p>
<p><b>Gençler ve çocuklar arasında yaygın hale geliyor</b></p>
<p>Her yaş grubunda görülebilmesine rağmen sendromun özellikle gençler ve çocuklar arasında daha yaygın hale geldiğini kaydeden Kaya, bunun başlıca nedenlerinin bu yaş gruplarının dijital cihazları yoğun ve bilinçsiz şekilde kullanması olduğunu söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Çocuklar ve gençler, gelişim dönemlerinde oldukları için kas-iskelet sistemi daha esnektir ve kötü postür alışkanlıkları bu süreçte ciddi deformasyonlara yol açabilir. Eğitim sürecinde ekran başında geçen sürelerin artması, dijital oyunlar ve sosyal medya kullanımındaki yoğunluk, bu yaş grubunu sendroma daha yatkın hale getirmektedir. Araştırmalar, 8-18 yaş arasındaki bireylerin günde ortalama 7 saatten fazla dijital ekran karşısında vakit geçirdiğini ve bunun Text Neck Sendromu gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir” dedi.</p>
<p><b>Toplum sağlığını tehdit ediyor</b></p>
<p>Yetişkinlerde ise ofis ortamında uzun süre bilgisayar kullanımı, cihazların ergonomik olmayan şekilde yerleştirilmesi ve mola verilmeden çalışılmasının sendromun yaygın nedenleri arasında yer aldığını belirten Kaya, “Ayrıca, pandemi döneminde evden çalışma sistemine geçişle birlikte bu sendromun görülme oranında artış olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan bir çalışmaya göre, boyun ağrısı şikayetleri ile doktora başvuran bireylerin yüzde 58’i dijital cihaz kullanımıyla ilişkili problemlerden muzdarip olduğunu bildirmiştir. Bu durum, Text Neck Sendromunun toplum sağlığı açısından ciddi bir sorun haline geldiğini ortaya koymaktadır” dedi.</p>
<p><b>Postür eğitimi, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili oluyor</b></p>
<p>Text Neck Sendromunun genellikle konservatif yöntemlerle yani ameliyata başvurmadan tedavi edilebilen bir durum olduğunu ifade eden Kaya, “Bu durum erken dönemde fark edilirse, postür eğitimi, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Tedavi süreci kişinin durumuna, semptomların şiddetine ve semptomların ne kadar süredir devam ettiğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Tedavi sürecinde fizyoterapi ve rehabilitasyon önemli bir yer tutar. Boyun, omuz ve sırt kaslarını güçlendiren egzersizler özellikle duruş bozukluklarını düzeltir. Ayrıca mobil cihaz kullanımı sırasında ergonomik önlemlerin alınması ve düzenli aralıklarla mola verilmesi de tedaviyi destekleyen önemli adımlardır” dedi.</p>
<p><b>Ellerde karıncalanma ve kronik ağrılarda cerrahi müdahale gerekebilir</b></p>
<p>Text Neck Sendromunda cerrahi müdahalenin nadiren gerekli olduğunu belirten Kaya, “Genellikle konservatif tedavi yöntemleriyle semptomlar kontrol altına alınabilir. Ancak hastalık ilerlemişse ve omurga üzerinde ciddi hasar ya da sinir sıkışması oluşmuşsa, cerrahi müdahale bir seçenek olabilir. Bu tür durumlarda genellikle, sinir üzerindeki baskıyı azaltmak veya omurgadaki deformasyonu düzeltmek amacıyla cerrahi tedavi uygulanır. Özellikle, ellerde karıncalanma, güç kaybı veya omurga deformasyonlarına bağlı kronik ağrı gibi ileri semptomlar gelişmişse, cerrahi müdahale tedavi seçeneklerinden biri olarak düşünülmektedir. Ancak bu tür vakalar oldukça nadir görülür ve çoğu hasta yaşam tarzı değişiklikleri ve fizyoterapi ve rehabilitasyon ile sağlığına kavuşur” dedi</p>
<p><b>Tedavide başarının anahtarı: Erken müdahale ve önleme</b></p>
<p>Text Neck Sendromunda tedavi sürecinin erken müdahaleyle çok daha etkili hale geldiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Bu nedenle boyun ve sırt ağrıları yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir sağlık profesyoneline başvurması önemlidir. Bununla birlikte, önleyici tedbirler, hastalığın gelişimini engellemekte büyük bir rol oynar. Teknolojik cihazların kullanımında ergonomiye dikkat edilmesi, cihazların göz hizasında tutulması ve düzenli egzersiz yapılması durumun önlenmesinde etkili yöntemlerdir. Her yaş grubunda görülebilen bu hastalık, bilinçli bir yaşam tarzı ve ergonomik alışkanlıklarla önlenebilir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850">Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama iğneleri kalıcı bir çözüm mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-kalici-bir-cozum-mu-566673</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 09:53:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akın]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde popülaritesi artan zayıflama iğneleri, obezite ve fazla kiloyla mücadelede yeni bir umut kaynağı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-kalici-bir-cozum-mu-566673">Zayıflama iğneleri kalıcı bir çözüm mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son dönemde popülaritesi artan zayıflama iğneleri, obezite ve fazla kiloyla mücadelede yeni bir umut kaynağı. Ancak bu tedavi yöntemini anlamak ve doğru şekilde kullanmak, sağlık açısından çok önemli. Zayıflama iğnelerinin, vücutta yemek yedikten sonra salgılanan ve kan şekerini düzenleyen GLP-1 hormonunun etkilerini taklit ettiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Bu ilaçlar, şekerli ve yağlı yiyecekleri yeme isteğini azaltarak vücut ağırlığı ve yağ kütlesini düşürür. Aynı zamanda; beyindeki iştah merkezini etkileyerek tokluk hissini artırır ve açlığı bastırır. Midenin boşalma hızını yavaşlatarak yiyeceklerin midede daha uzun süre kalmasını sağlar böylece tokluk süresi uzar ve daha az yiyecek tüketilir. Ayrıca kan şekerindeki ani dalgalanmaları önleyerek tatlı krizlerini de azaltabilir” dedi.</strong></p>
<p>Zayıflama iğneleri bazı hastalar için uygun olmakla birlikte mutlaka bir doktor kontrolüne ihtiyaç duyar. Potansiyel yan etkiler arasında; mide bulantısı, kusma, ishal veya kabızlık, karın ağrısı, hazımsızlık, baş ağrısı ve yorgunluk olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Bu ilaçlar, yan etkileri dışında kullanım hatasına bağlı olarak da ciddi problemlere yol açabilir. Yanlış doz, riskli gruplar tarafından kullanım ya da merdiven altı yerlerden temin edilen ilaçlar gibi faktörler nedeniyle hayatı tehdit edebilen hassas bir konudur. Üstelik zayıflama iğneleriyle verilen kiloların kalıcılığının, eş zamanlı yaşam tarzı değişikliklerine bağlı olduğunu unutmamak gerekir. İlaç bırakıldıktan sonra iştah kontrolü mekanizması ortadan kalkacağı için yeniden kilo alımı riski yüksektir” dedi.</p>
<p><strong>İlaçlarla birlikte alışkanlıklar da değiştirilmeli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Akın, “Çalışmalar, ilacı bırakan kişilerin önemli bir kısmının verdiği kiloları geri aldığını gösterir. Bu nedenle, kullanım süresi boyunca sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerinin benimsenmesi, kalıcı kilo kontrolü için kritik. Tek başına enjeksiyon, bir miktar kilo kaybı sağlayabilir ancak sürdürülebilir ve sağlıklı bir kilo yönetimi için yeterli değildir.  Bu ilaçların, iştah eksikliğiyle beraber tokluk hissini artırarak yaşam tarzı değişikliklerini kolaylaştıracağına odaklanmak gerekir. Kalıcı başarı içinse sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıkları kazanmak, porsiyon kontrolü yapmak ve düzenli fiziksel aktiviteyi hayatın bir parçası haline getirmek şarttır. Aksi takdirde, verilen kiloların geri alınması kaçınılmaz” dedi.</p>
<p><strong>Emzirme döneminde uzak durulmalı</strong></p>
<p>Özellikle hamilelik veya emzirme döneminde uzak durulması gereken bir yöntem olduğunu dile getiren Prof. Dr. Akın, “Bu ilaçlar, tiroid kanseri, şiddetli böbrek veya karaciğer yetmezliği, pankreas iltihabı, ciddi kalp hastalıkları ve bazı sindirim sistemi rahatsızlıkları gibi durumlarda da oluşturacağı riskler nedeniyle tercih edilmez. Genellikle; vücut kitle indeksi 30 ve üzerinde olan obez bireyler ve vücut kitle indeksi 27 üzerinde olup obeziteyle ilişkili en az bir ek sağlık sorunu bulunanlarda faydalanılır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kısa sürede verilen kilolar çoğunlukla geri alınıyor</strong></p>
<p>Sosyal medyada karşılaşılan ‘mucize’ sonuçların gerçeği yansıtmadığını söyleyen Prof. Dr. Akın, “Bu tür paylaşımlar; kısa vadeli sonuçlar içeren ve kişisel farklılıkların göz ardı edildiği çarpıtılmış bir tablo sunar. Oysa kilo kaybı hızı kişiden kişiye değişir. Genetik, başlangıç kilosu, metabolizma hızı, eşlik eden hastalıklar ve yaşam tarzı değişikliklerine uyum gibi faktörler kilo verme hızını etkiler. Kısa sürede verilen aşırı kilolar genellikle sürdürülebilir değildir ve hızla geri alınabilir. Sağlıklı kilo kaybı, yavaş ve istikrarlı bir süreçtir. Doktor ve diyetisyen gözetiminde, kişinin genel sağlık durumu ve ihtiyaçları doğrultusunda planlanan kişiye özel bir yaklaşımla mümkündür. Unutulmamalıdır ki, obezite ve fazla kilo tedavisine başlarken gerçekçi beklentilere sahip olmak ve bilimsel verilere dayalı uzman görüşlerini dikkate almak esastır” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-igneleri-kalici-bir-cozum-mu-566673">Zayıflama iğneleri kalıcı bir çözüm mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin ilk Tüp Bebek Merkezinde anne baba olma hayaline bilimsel dokunuş</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-tup-bebek-merkezinde-anne-baba-olma-hayaline-bilimsel-dokunus-566597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 08:10:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Göker]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesi Üremeye Yardımcı Teknikler Merkezi (Tüp Bebek Merkezi) Ünite Sorumlusu Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker,   tüp bebek tedavisindeki yenilikçi yöntemleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-tup-bebek-merkezinde-anne-baba-olma-hayaline-bilimsel-dokunus-566597">Türkiye&#8217;nin ilk Tüp Bebek Merkezinde anne baba olma hayaline bilimsel dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesi Üremeye Yardımcı Teknikler Merkezi (Tüp Bebek Merkezi) Ünite Sorumlusu Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker,   tüp bebek tedavisindeki yenilikçi yöntemleri anlattı. Türkiye’nin ilk tüp bebek merkezi olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üremeye Yardımcı Teknikler Merkezi, Prof. Dr. Refik Çapanoğlu hocanın başkanlığında Prof. Dr. Erol Tavmergen ile Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker öncülüğünde 1988’de kuruldu. Türkiye’de bir ilki başaran Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker ve Prof. Dr. Erol Tavmergen yaptıkları çalışmalarla birçok anne ve babanın umut ışığı oldular. Kurdukları laboratuvarda ilk denemelerini fareler üzerinde yaptıklarını ifade eden Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, daha sonra kısa süre içerisinde çocuk sahibi olamayan evli çiftlerde tedaviye başladıklarını ifade etti. Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker,  “İlk 7 hastadan 2 tanesi gebe kaldı. Bu bebekler 1989’da dünyaya geldiler ve bu oran o tarihler için dünya istatistiklerinin üzerindeydi” dedi.</p>
<p><b>“Tüp bebek tedavisinde kadının yaşı önemli bir faktördür”</b></p>
<p>Tüp bebek uygulamasından bahseden Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, “Embriyo evli çiftlerden alınan yumurta ve spermin bir tüp içerisinde bir araya getirilmesi ile oluşur ve tüp bebek ismini de buradan alır. Aslında bizde bu süreçte tabiatı taklit etmekteyiz. Tedaviye başlamadan önce hem kadını hem de erkeği ele almak önemlidir. Çünkü gebelik oluşmaması sadece kadına bağlı bir sebepten dolayı olmayabilir. Erkek faktörü de yüzde 50’ye varan oranlarda etkili olmaktadır. Tüp bebek tedavisinin uygulanabilmesi için kadının döllenmeye elverişli yumurta üretebilen en az bir yumurtalığının bulunması ve gebeliği sürdürebilecek bir rahiminin olması, erkeğin de sperminin olması gereklidir. Tüp bebek başarısında özellikle kadın yaşı çok önemli bir faktördür. Kadın yaşı 35 üzerine çıktığında gebelik şansı azalmaya başlar ve 40 yaşından sonra da iyice düşer” diye konuştu.</p>
<p>Teknolojinin gelişimi ile birlikte birçok yeni yöntemin ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Tavmergen Göker, “Bu yöntemlerden birisi ilk kez Palermo tarafından uygulanan ‘Mikroenjeksiyon’ yöntemidir. Mikroenjeksiyon, tek bir spermin yumurta hücresinin içerisine mikroskop altında enjekte edildiği ve embriyo oluşumunu takiben anne adayına transfer edildiği bir yöntemdir. Çiftlerin öncelikle tetkikleri tamamlanmakta ve kendileri hangi tedavi yöntemi için uygun ise yumurtlatma tedavisi, aşılama veya tüp bebek tedavisi planlanmaktadır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, “Tüp bebek tedavisinin tercih edilme nedenlerinin birisi de hasta çocuğa tedavi imkânı olabilecek donör kardeş ihtiyacı bulunmaktadır. Ayrıca belirli genetik hastalıklarda oluşan embriyonun hasta veya taşıyıcı olduğunun embriyodan biopsi alınarak ‘preimplantasyon genetik tanı (PGD)’ yöntemi ile belirlenerek,  sağlıklı embriyonun transfer edilmesi ve bu şekilde genetik açıdan sağlıklı bir bebek sahibi olma şansı arttırılmaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Tüp bebek tedavisinin uygulama alanlarında bahseden Prof. Dr. Tavmergen Göker, “Tüp bebek tedavisini uygulama alanı çoğunlukla doğal yollarla çocuk sahibi olamayanlar olmaktadır. Ancak günümüzde erken menopoz, kanser tedavisi ile yumurtalık rezervinin kaybedilmesi ve benzeri hastalıklar nedeni ile ortaya çıkabilecek üreme sorunlarında da tercih edilmektedir. Bu kapsamda erkek veya kadında eşey hücreleri, embriyolar saklanabilir. Bu hücreler -1960C’de dondurularak muhafaza edilir. Dondurma sonrası her yıl süre uzatması için başvurulması gerekir. Yasal olarak dondurularak saklanma süresi beş yıldır. Bu süreyi aşan durumlarda Bakanlıktan izin alınması gerekiyor” dedi.</p>
<p><b>  “Sağlık Bakanlığı’nın yetkilendirdiği eğitim ve sertifika merkeziyiz’’</b></p>
<p>Prof. Dr. Tavmergen Göker “Merkezimiz, hasta sayısı açısından Türkiye’deki resmi kurumlar arasında üst sıralarda yer almaktadır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek, hem hizmet kalitemizi sürekli artırmakta hem de alanımızda öncü konumda ilerliyoruz. Sunduğumuz sağlık hizmetlerinin yanı sıra bilimsel platformda da başarılı çalışmalar yapılıyor. Kuruluşumuzdan buyana geçen 37 yıllık sürede, bizim öncülüğümüzde merkezler açılmıştır. Tüp bebek tedavisi uygulayabilmek için Sağlık Bakanlığı onaylı 6 aylık eğitim programını tamamlamış olmak ve sertifika almak zorunluluğu vardır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tüp Bebek Merkezi sadece tedavi merkezi olmayıp aynı zamanda Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirmiş bir eğitim ve sertifikasyon merkezidir. Merkez aynı zamanda Ege Bölgesi&#8217;ndeki tek sertifikasyon merkezidir ve Sağlık Bakanlığı tarafından altı ayda bir denetlenir. Bu yönlerimizle hem sağlık hizmetlerine hem de sağlık alanına ve uluslararası bilimin gelişmesine katkı sağlamaktadır” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-tup-bebek-merkezinde-anne-baba-olma-hayaline-bilimsel-dokunus-566597">Türkiye&#8217;nin ilk Tüp Bebek Merkezinde anne baba olma hayaline bilimsel dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nasır deyip geçmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nasir-deyip-gecmeyin-565424</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 08:41:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[deyip]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[Nasır]]></category>
		<category><![CDATA[oluşum]]></category>
		<category><![CDATA[sert]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565424</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Podoloji Bölümü Öğr. Gör. Meldağ Turhan, ayak sağlığını tehdit eden nasır konusunu ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nasir-deyip-gecmeyin-565424">Nasır deyip geçmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Podoloji Bölümü Öğr. Gör. Meldağ Turhan, ayak sağlığını tehdit eden nasır konusunu ele aldı.</p>
<p><strong>Cilt kendini korumak için kalınlaşıyor</strong></p>
<p>Ayakların gün boyu vücudun yükünü taşırken çeşitli baskılara ve sürtünmelere maruz kaldığına işaret eden Öğr. Gör. Meldağ Turhan, “Bu durum, zamanla cildin kendini koruma mekanizmasını devreye sokarak kalınlaşmasına neden olabilir. İşte bu kalınlaşmaların en yaygın örneklerinden biri de nasırdır. Nasır, genellikle sürekli sürtünme veya baskıya maruz kalan bölgelerde gelişen kalınlaşmış cilt tabakalarıdır. En sık görüldüğü yerler ayak tabanı, parmaklar ve bazen ellerdir. Nasır, aslında cildin kendini koruma yöntemidir; ancak tedavi edilmediğinde ağrıya ve rahatsızlığa neden olabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Nasırın oluşum süreci </strong></p>
<p>Öğr. Gör. Meldağ Turhan, nasırın oluşum sürecini “Baskı veya sürtünme; Sert zeminlerde uzun süre yürümek veya ayağa tam oturmayan ayakkabılar giymek, cildin belirli bölgelerinde sürekli bir baskı oluşturur. Cilt savunma mekanizması; Cilt, bu baskıya karşı kendini korumaya çalışır ve kalınlaşarak nasır oluşturur. Zamanla sertleşme; Başlangıçta yumuşak olan nasır, zamanla daha sert ve ağrılı hale gelebilir.” şeklinde anlattı.</p>
<p><strong>Nasır oluşumunu artıran faktörler neler?</strong></p>
<p>Bazı yaşam tarzı alışkanlıkları ve yanlış ayakkabı seçimlerinin, nasır oluşum riskini artırabileceğini de kaydeden Öğr. Gör. Meldağ Turhan, “Yanlış ayakkabı seçimi; dar, sıkı veya ayağa tam oturmayan ayakkabılar sürtünmeyi artırır. Uzun süre ayakta kalmak; özellikle sert zeminlerde çalışanlar (örneğin öğretmenler, garsonlar) daha fazla risk altındadır. Yüksek topuklu ayakkabılar; ayağın önüne aşırı baskı uygular ve nasır oluşumunu tetikler. Yanlış yürüme biçimi; düz tabanlık veya içe basma gibi yürüme bozuklukları, bazı noktalarda aşırı baskıya neden olur. Çıplak ayak yürümek; özellikle sert ve pürüzlü zeminlerde çıplak ayakla dolaşmak cildin sertleşmesine yol açabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Nasır tedavisinde en yaygın yöntemler neler?</strong></p>
<p>Nasırın ağrılı bir hal alması durumunda evde bilinçsizce yapılan müdahalelerden kaçınılması gerektiğini belirten Öğr. Gör. Meldağ Turhan, bu noktada bir podologdan (ayak sağlığı uzmanı) destek almanın en doğru yaklaşım olduğunu ifade etti. Profesyonel tedavi yöntemlerinin hem güvenli hem de etkili olduğunu söyleyen Öğr. Gör. Meldağ Turhan, süreci şöyle anlattı:</p>
<p>“Eğer nasır ilerlemişse veya ağrıya neden oluyorsa, bir podologa veya dermatoloğa başvurmak en iyi çözüm olacaktır. Podologlar, nasırı steril aletlerle dikkatlice temizler (debridman), eğer nasırın sebebi basış bozukluğu ise özel ortopedik tabanlıklarla düzeltilmesi sağlanabilir ve medikal pedikür gibi ayak sağlığına yönelik özel bakım teknikleri uygulanır.”</p>
<p><strong>Ayağınıza tam oturan, yumuşak ve nefes alabilen ayakkabılar tercih edin</strong></p>
<p>Nasır tedavisinden daha önemli olanın, oluşumunu engellemek olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Meldağ Turhan, günlük hayata entegre edilecek basit alışkanlıklarla bu sorunun büyük ölçüde önlenebileceğini belirtti. Öğr. Gör. Meldağ Turhan, nasırdan korunmak için şu tavsiyelerde bulundu:</p>
<p><strong>“</strong>Ayağınıza tam oturan, yumuşak ve nefes alabilen ayakkabılar tercih edin. Mümkünse gün içinde kısa molalar vererek ayaklarınıza dinlenme fırsatı tanıyın. Ayaklarınıza her gün nemlendirici krem sürerek cildin kurumasını ve sertleşmesini engelleyebilirsiniz. Sentetik malzemeler yerine pamuklu çoraplar giymek de ayakların hava almasını sağlar.”</p>
<p><strong>Nasır ihmale gelmez</strong></p>
<p>Nasırın, ihmal edildiğinde ağrılı hale gelebilen yaygın bir cilt sorunu olduğuna işaret eden Öğr. Gör. Meldağ Turhan, “Ancak doğru ayakkabı seçimi, düzenli ayak bakımı ve profesyonel destek ile hem önlenebilir hem de etkili şekilde tedavi edilebilir. Ayak sağlığınıza önem vererek, günlük yaşam kalitenizi artırabilirsiniz. Unutmayın, ayaklarınız tüm vücudunuzu taşıyan en önemli destek noktalarınızdan biridir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nasir-deyip-gecmeyin-565424">Nasır deyip geçmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 08:41:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başboyun]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl bir buçuk milyondan fazla insanda ortaya çıkan baş-boyun bölgesi kanserleri ile ilgili risk, sigara kullananlarda 5- 25 kat daha fazla artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421">Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl bir buçuk milyondan fazla insanda ortaya çıkan baş-boyun bölgesi kanserleri ile ilgili risk, sigara kullananlarda 5- 25 kat daha fazla artırıyor. HPV virüsü, alkol ve güneş ışınlarının da sebep olabildiği bu kanser türü, tümörün yerine göre farklı belirtilerle ortaya çıkıyor. Gırtlakta gelişen tümörler, ses değişikliği ve yutma güçlüğüyle; burun bölgesine yerleşen kötü huylu tümörler ise geçmeyen burun tıkanıklıkları ve kanamalarıyla kendisini belli edebiliyor. Tüm kanserlerin %10’unundan fazlasını oluşturan baş-boyun kanserleri erken tanı ile vücudun diğer bölgelerine yayılması engellenerek tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Seyit Mehmet Ceylan, baş-boyun kanserlerinin sebepleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>HPV aşısıyla baş-boyun kanseri riskini azaltabilirsiniz</strong></p>
<p>Kanser türleri içerisinde erkeklerde 5. kadınlarda ise 12. sırada olan baş- boyun bölgesi kanserlerine dünyada her yıl yaklaşık 890 bin kişi yakalanmaktadır. Baş- boyun bölgesinde bulunan tiroid ve özofagus kanserleriyle birlikte bu rakam 1,5 milyonun üzerine çıkmaktadır.</p>
<p>Kadınlarda tiroid, erkeklerde ise gırtlak (larinks) kanseri sıklık açısından ilk sıradadır. Tütün ve alkol kullanımı yanında Epstein Barr virüsü (EBV) ve insan papilloma virüsü de (HPV) baş-boyun bölgesi kanserlerinde önemli bir risk faktörünü oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde sigara kullanımı azalmasına rağmen baş- boyun kanserlerindeki artışın bir nedeni olarak HPV enfekte kişi sayısındaki artış gösterilmektedir. HPV aşısı yaptırmak baş-boyun kanserleri açısından koruma sağlamaktadır. Oluşumu çevresel ve genetik sebeplerin yer aldığı komplike bir süreç olan baş-boyun kanserleri;</p>
<ul>
<li>Gırtlak (larinks) kanseri</li>
<li>Ağız boşluğu( ağız tabanı, dil, yanak mukozası vb.) kanserleri</li>
<li>Dudak kanseri</li>
<li>Yutak (farinks) kanseri</li>
<li>Geniz (nazofarinks) kanseri</li>
<li>Burun ve sinüs kaynaklı kanserler</li>
<li>Tükürük bezinden köken alan kanserler olarak sıralanabilir. Bunlara ilave olarak tiroid, özofagus (yemek borusu), baş boyun bölgesinde yer alan cilt kanserleri ve diğer bağ dokusu kökenli kanserler, farklı kökenli olup baş boyun bölgesini tutan kanserler de baş boyun bölgesinde yer alır.</li>
</ul>
<p><strong>Tedaviye rağmen geçmeyen burun tıkanıklığını hafife almayın</strong></p>
<p>Gırtlakta gelişen tümörün ilk belirtisi ses değişikliği, boyunda şişlik, yutma güçlüğü, boğaz ağrısı olurken, burun, sinüsler ve nazofarinkste (genizde) yerleşen tümörler burun tıkanıklığı, burun kanaması, baş ve yüz ve kulak ağrılarına neden olabilmektedir. Gırtlaktaki tümörler uzun süre ses değişiklikleri yapmadan ileri boyutlara ulaşabilmekte ve boyun bölgesine yayılabilmektedir. İki haftadan uzun süren ses değişikliği, burun tıkanıklıkları, katı gıda yutulmasında güçlük, ağız içinde oluşan yaralar, yanakta veya boyunda çıkan ağrısız şişlikler baş-boyun bölgesi kanserlerinin belirtilerinden olabilir. Bu belirtileri yaşayan kişilerin özellikle de sigara kullananların zaman kaybetmeden alanında uzman bir Kulak Burun Boğaz hastalıkları doktoruna görünmesi gerekir.</p>
<p><strong>Hastaya özel tedavi planlaması yapılıyor</strong></p>
<p>Baş-boyun bölgesi kanserleri erken tanı ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Erken tanı, tedavi süreçlerini kısaltarak fonksiyon kayıplarını en aza indirmektedir. Kanserli bölge tedavi edilirken hastanın yaşam kalitesini en az etkileyecek yöntemler tercih edilmektedir. Organ koruyucu tedaviler, endoskopik yani kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi seçenekler tercih edilmektedir. Günümüzde uygulanan modern yaklaşım baş boyun kanserli hastaların multidisipliner yöntemle tedavi edilmesine yöneliktir. Tedavi sürecinde medikal onkolog, radyasyon onkoloğu ve baş boyun cerrahı aktif rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Lazerle endoskopik ameliyat hastanede kalış süresini azaltıyor</strong></p>
<p>Baş-boyun bölgesi kanserlerine yönelik tedavi seçeneklerinde sadece cerrahi ya da radyoterapi olabileceği gibi; ileri evre tümörlerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiden oluşan kombine tedaviler de uygulanabilmektedir. Son yıllarda öne çıkan immunoterapi yöntemi de baş-boyun kanserlerinin tedavisinde umut vadeden bir uygulamadır. Baş-boyun bölgesi kanserlerinin tedavi süreçlerinde cerrahi tedavi önemli bir yere sahiptir. Uygulanacak cerrahi seçenekler ve uygulanma şekli hakkında hastanın yeterince bilgilendirilmesi ve karar süreçlerine bilgilendirilmiş bir şekilde katılımının sağlanması güncel yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Günümüzde tedaviye yönelik bu yaklaşım kadar önem kazanan bir başka prensip de yaşam kalitesinin korunmasıdır. Yaşam kalitesinin korunması günümüzde ilaç ve ışın tedavisindeki gelişmeler kadar cerrahi tedavilerin de teknolojik gelişmeler doğrultusunda evrim geçirmesiyle mümkün olabilmektedir. Günümüzde en çok değişen cerrahi yaklaşım endoskopik olarak yapılan kapalı ameliyatların ağırlık kazanmasıdır. Lazer yardımıyla endoskopik olarak gerçekleştirilen larinks (gırtlak) kanseri ameliyatları iyileşmenin hızlı olması ve dolayısıyla daha az hastanede kalma gibi avantajlara sahiptir. Burun ve sinüs tümörlerinde kapalı endoskopik ameliyatlar artık dışarıdan kesiyle yapılan ameliyatların yerini almıştır. Cerrahi navigasyon sistemleri cerrahın kapalı yöntemlerle tümör ameliyatını gerçekleştirmesine yönelik kolaylıklar sağlamıştır.</p>
<p><strong>Fonksiyon kayıpları doku transferi ile en aza indirilebiliyor</strong></p>
<p>Baş-boyun kanserlerinin tedavisinde tercih edilen cerrahi yöntemde, ortaya çıkabilecek fonksiyon kayıplarını en aza indirmek için doku transferleri yapılabilmektedir. Gerek komşu bölgelerden, gerekse vücudun uzak bölgelerinden yapılabilecek transferler ile fonksiyon kaybı en aza indirilebilmektedir. Son yıllarda tıp alanına da giren 3D teknolojisi, rekonstrüksiyon amacı ile kullanılabilecek, kişiye özel rekonstrüksiyon materyallerinin üretilebilmesinin önünü açmıştır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421">Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Motor kazası sonrası yatağa bağımlı kalır dendi, yürüyerek taburcu oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/motor-kazasi-sonrasi-yataga-bagimli-kalir-dendi-yuruyerek-taburcu-oldu-565367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 08:09:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[dendi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kalır]]></category>
		<category><![CDATA[kazası]]></category>
		<category><![CDATA[motor]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[taburcu]]></category>
		<category><![CDATA[yatağa]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyerek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565367</guid>

					<description><![CDATA[<p>28 Mart 2025 tarihinde, İstanbul’da motosiklet kullanırken bir aracın çarpması sonucu ağır yaralanan M. Göktuğ Eşki, 28 gün boyunca hiç gözlerini açmadı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/motor-kazasi-sonrasi-yataga-bagimli-kalir-dendi-yuruyerek-taburcu-oldu-565367">Motor kazası sonrası yatağa bağımlı kalır dendi, yürüyerek taburcu oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Mart 2025 tarihinde, İstanbul’da motosiklet kullanırken bir aracın çarpması sonucu ağır yaralanan M. Göktuğ Eşki, 28 gün boyunca hiç gözlerini açmadı. Kaldırıldığı hastanenin yoğun bakım ünitesinde 28 gün boyunca bilinci tamamen kapalı olarak yatan genç, boğazındaki delik (trakeostomi) nedeniyle karından besleniyordu. Beyninde oluşan ödem için bir süre ilaç tedavisi uygulanan hastanın ailesine, çocuklarının artık yürüyemeyeceği, yatağa bağımlı olacağı söylendi. Ancak Göktuğ, bu mücadeleyi verirken ailesi de umutlarından bir an olsun vazgeçmedi ve İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Palyatif Bakım Merkezi’ne başvurdular. O an oğulları ve ailesi için her şeyin değişmeye başladığını söyleyen anne Senem Eşki, yaşadığı zorlu süreci gözleri dolarak şu sözlerle dile getirdi: <em>“Kaza sonrası yaşadıklarımız çok ağırdı. Bir anne olarak evladımın yeniden sağlığına kavuşmasını, konuşmasını, yürümesini istiyordum. Özel bakım için iyi bir merkez arayışındaydık ve mayıs ayında İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nin palyatif bakım merkezine başvurduk. Beynindeki ödem ameliyatla temizlendikten sonra oğlum kendine gelmeye başladı. Ağızdan yemek yiyordu ve kilo almaya, konuşmaya başladı yeniden.”  </em></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı, aynı zamanda Yoğun Bakım Ünitesi’nde görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Umut Caner</strong> <strong>Canoğlu</strong>, bu süreci şöyle anlattı: “Göktuğ hastanemize geldiğinde, yaklaşık 2 ay yoğun bakımda takip edildi. Solunum sıkıntısı devam ettiği için trakeostomi açıldı ve yapay solunum cihazıyla takip edildi. Beslenmesi ise PEG (Perkütan Endoskopik Gastrostomi) dediğimiz mideye konan bir katater yardımıyla yapılırken, yoğun bakım süreci bittikten sonra palyatif bakım merkezimize aldık. Öncelikle beynindeki ödem için yapılan ameliyat sonucunda ödem giderildi. Devam eden süreçte önce PEG kataterini çekip hastamızı ağızdan beslemeye başladık, daha sonra solunum cihazından ayırarak oda havasında takip edip trakeostomisini kapattık. Hastamız yürüyemediği için yoğun bir fizik tedavi programına başladık. Bu sayede, pek çok kırığı olan hastamızın önce kas gücünü yeterli seviyeye getirdik ve yürümesini sağladık. Şu an itibariyle hastamız tamamen iyileşti ve artık günlük hayatına dönmeye hazır.”</p>
<p><b> İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde farklı alanların multidisipliner çalışmasıyla yeniden hayata tutunan M. Göktuğ Eşki, İstanbul’da bir spor ayakkabı mağazasında çalışıyor ve aynı zamanda İş Sağlığı &amp; Güvenliği bölümü öğrencisi. Yeni hayatında aynı işine devam edeceğini söyleyen Eşki, <em>“Yeniden işe ve gündelik hayatıma döneceğimi için çok mutluyum. Bir süredir dondurduğum okuluma da yeniden başlamak istiyorum.”</em> dedi. </b></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/motor-kazasi-sonrasi-yataga-bagimli-kalir-dendi-yuruyerek-taburcu-oldu-565367">Motor kazası sonrası yatağa bağımlı kalır dendi, yürüyerek taburcu oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eskişehir’de Mobil Analiz Başvuruları İçin Süre Uzatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eskisehirde-mobil-analiz-basvurulari-icin-sure-uzatildi-564531</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 14:17:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[başvuruları]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehirde]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzatıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından 2024 yılında başlatılan uygulama ile mobil ekipler tarafından yerinde toprak analizleri yapılıyor. Böylece çiftçilere bilinçli tarım yapma konusunda önemli katkı sağlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eskisehirde-mobil-analiz-basvurulari-icin-sure-uzatildi-564531">Eskişehir’de Mobil Analiz Başvuruları İçin Süre Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toprak analizi başvuruları, 11 Ağustos Pazartesi günü 12 kırsal ilçe ve 2 merkez ilçede alınmaya başlanmış, başlangıçta 19 Ağustos Salı günü sona ermesi planlanmıştı. Ancak üreticilerden gelen talepler doğrultusunda başvuru süresi 29 Ağustos Cuma gününe kadar uzatıldı.</p>
<p>Çiftçiler; Alpu, Beylikova, Çifteler, Mahmudiye, Mihalıççık, Seyitgazi ve Sivrihisar Belediye binaları, Günyüzü&#8217;nde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (ESKİ) binası, Han&#8217;da itfaiye binası, İnönü, Mihalgazi ve Sarıcakaya’da ESMEK binaları, merkez ilçelerde ise Odunpazarı ve Tepebaşı Ziraat Odaları ile Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığında başvurularını gerçekleştirebilecek.</p>
<p>Proje kapsamında çiftçiler, güncel Çiftçi Kayıt Sistemi’nden (ÇKS) veya Ziraat Odasından aldıkları Çiftçi Belgesi ile başvuru yapabiliyorlar. Başvurular tamamlandıktan sonra alanında uzman teknik personel ile üreticinin getireceği toprak numunelerinde ücretsiz bir şekilde toprak analizi yapıyor. Toprak analizinde pH değeri, organik madde, azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, alüminyum, demir, kil, silt, kum ve katyon değişim kapasitesine bakılıyor.</p>
<p>Yapılan analizler ile çiftçilerin tarım alanlarında verimli ekim yapması ve çiftçinin yüksek verimli ürün elde etmesi hedefleniyor. Proje kapsamında, analiz sonucunda toprakta bulunan elementlerin değerleri ölçülerek, hem gübrelemenin daha bilinçli yapılması sağlanıyor hem de çiftçilere doğru gübreleme konusunda önerilerde bulunuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eskisehirde-mobil-analiz-basvurulari-icin-sure-uzatildi-564531">Eskişehir’de Mobil Analiz Başvuruları İçin Süre Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>4.Hanımeli Alışveriş Şenliğine Yoğun İlgi: Süre Uzatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/4hanimeli-alisveris-senligine-yogun-ilgi-sure-uzatildi-562854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Aug 2025 13:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[hanımeli]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[şenliğine]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzatıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562854</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi ile İnegöl Terziler ve Benzerleri Odası iş birliğinde bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Hanımeli Alışveriş Şenliği, yoğun ilgi gördü</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/4hanimeli-alisveris-senligine-yogun-ilgi-sure-uzatildi-562854">4.Hanımeli Alışveriş Şenliğine Yoğun İlgi: Süre Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi ile İnegöl Terziler ve Benzerleri Odası iş birliğinde bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Hanımeli Alışveriş Şenliği, yoğun ilgi gördü. 8 Ağustos Cuma günü kapılarını açan ve normalde 10 Ağustos Pazar günü sona ermesi planlanan etkinlik, vatandaşların talebi üzerine 12 Ağustos Salı gecesine kadar uzatıldı.</p>
<p>Her yıl gelişerek büyüyen şenlikte bu yıl yaklaşık 150 stant yer aldı. Kültür Park içerisindeki kameriyeler bölgesindeki alanda stant açan girişimci kadınlar; butik, gıda, tuhafiye, bijuteri, ayakkabı, çanta, züccaciye ve el emeği ürünlerin bulunduğu stantlarında çeşitli kampanya ve indirimlerle İnegöllülere fırsatlar sundu. 10.00 ile 00.00 saatleri arasında açık kalan etkinlik, binlerce ziyaretçiyi ağırladı.</p>
<p>BAŞKAN TABAN MÜJDEYİ VERDİ<br />İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, “Yoğun ilgi nedeniyle şenliğimizi 12 Ağustos Salı gecesi 00.00’a kadar uzatıyoruz. Kadın girişimcilerimize destek olmak, onların el emeği ürünlerini daha geniş kitlelerle buluşturmak adına herkesi şenliğimize davet ediyoruz. Bu etkinlik, hem ekonomimize hem de kadınlarımızın üretim gücüne katkı sağlıyor.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/4hanimeli-alisveris-senligine-yogun-ilgi-sure-uzatildi-562854">4.Hanımeli Alışveriş Şenliğine Yoğun İlgi: Süre Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İndirimli Stopaj Uygulamasında Süre 31 Aralık 2025’e Kadar Uzatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/indirimli-stopaj-uygulamasinda-sure-31-aralik-2025e-kadar-uzatildi-560180</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 10:27:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aralık]]></category>
		<category><![CDATA[indirimli]]></category>
		<category><![CDATA[kadar]]></category>
		<category><![CDATA[stopaj]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamasında]]></category>
		<category><![CDATA[uzatıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kira Sertifikası ve Tahvil Gelirlerindeki İndirimli Stopaj Süresi 31 Aralık 2025’e Uzatıldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/indirimli-stopaj-uygulamasinda-sure-31-aralik-2025e-kadar-uzatildi-560180">İndirimli Stopaj Uygulamasında Süre 31 Aralık 2025’e Kadar Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1 Ağustos 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 10154 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67’nci maddesinde yer alan tevkifat oranlarına ilişkin yeni düzenlemeler yürürlüğe girdi.</p>
<p>22 Temmuz 2006 tarihli ve 2006/10731 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın eki kararında yapılan değişiklikle, indirimli tevkifat oranlarının uygulanma süresi 31 Temmuz 2025’ten 31 Aralık 2025’e uzatıldı.</p>
<p><strong>HANGİ GELİRLER KAPSAMDA?</strong></p>
<p>Karar, 1 Ağustos 2025 tarihinden itibaren iktisap edilen devlet tahvili ve Hazine bonoları, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun uyarınca kurulan varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikaları gibi finansal enstrümanlardan elde edilen gelir ve kazançlara uygulanacak.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/08/indirimli-stopaj-uygulamasinda-sure-31-aralik-2025e-kadar-uzatildi-0-E6SJBK78.png"></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/indirimli-stopaj-uygulamasinda-sure-31-aralik-2025e-kadar-uzatildi-560180">İndirimli Stopaj Uygulamasında Süre 31 Aralık 2025’e Kadar Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Bölgesindeki Borç Yapılandırmalarında Süre Uzatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesindeki-borc-yapilandirmalarinda-sure-uzatildi-554024</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 11:43:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesindeki]]></category>
		<category><![CDATA[borç]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzatıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yapılandırmalarında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554024</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Kanunu’na ilişkin tebliğ bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesindeki-borc-yapilandirmalarinda-sure-uzatildi-554024">Deprem Bölgesindeki Borç Yapılandırmalarında Süre Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya ve Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçelerindeki mükellefler için başvuru ve ödeme sürelerindeki mücbir sebep hali uzatıldı.</p>
<p>Tebliğe göre, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 15. maddesi uyarınca, bu illerde mücbir sebep hali 30 Kasım 2025’e kadar uzatıldı.</p>
<p>Bu kapsamda, 7440 sayılı Kanun’un sağladığı yapılandırma imkanlarından yararlanmak isteyen mükellefler için başvuru süresi 28 Şubat 2026 (resmi tatil nedeniyle 2 Mart 2026),<br />
İlk taksit ödeme süresi: 31 Mart 2026, İkinci taksit: 30 Nisan 2026, Diğer taksitler, takip eden aylarda ödenecek.</p>
<p><strong>YAPILANDIRMA KAPSAMI</strong></p>
<p>Mükellefler, Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya ve Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçelerindeki vergi dairelerine şu işlemler için başvuru yapabilecek:Matrah ve vergi artırımı: 2 Mart 2026’ya kadar beyan, ödemeler Mart 2026’dan itibaren 12 taksitte veya peşin.</p>
<p><strong>Stok beyanı: </strong>KDV beyannamesi ve envanter listesi 2 Mart 2026’ya kadar verilecek, tahakkuk eden tutar aynı sürede ödenecek.</p>
<p><strong>ÖTV beyanı: </strong>Alış belgesi ibraz edemeyenler için ÖTV, 2 Mart 2026’ya kadar beyan edilecek ve ödenecek.</p>
<p><strong>Kayıt dışı emtia ve demirbaş düzeltmesi: </strong>2 Mart 2026’ya kadar fatura düzenlenerek KDV üç taksitte ödenecek.</p>
<p><strong>Kasa ve ortaklar hesabı düzeltmesi: </strong>31 Aralık 2022 itibarıyla bilançodaki tutarsızlıklar 2 Mart 2026’ya kadar beyan edilip vergisi ödenecek.</p>
<p>Mücbir sebep hali, il özel idareleri, belediyeler ve yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları gibi diğer alacaklı idarelerin 7440 sayılı Kanun kapsamındaki alacakları için de geçerli olacak.</p>
<p>Bu idarelere yapılacak başvurular ve ödemeler de 28 Şubat 2026’ya uzatıldı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesindeki-borc-yapilandirmalarinda-sure-uzatildi-554024">Deprem Bölgesindeki Borç Yapılandırmalarında Süre Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efes Selçuk&#8217;ta Pazar Yeri Otoparkında Hem Ücretsiz Süre Arttı Hem Abonmanlık Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/efes-selcukta-pazar-yeri-otoparkinda-hem-ucretsiz-sure-artti-hem-abonmanlik-basladi-535267</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 May 2025 07:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arttı]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[efes]]></category>
		<category><![CDATA[hem]]></category>
		<category><![CDATA[otoparkında]]></category>
		<category><![CDATA[pazar]]></category>
		<category><![CDATA[selçukta]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[yeri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=535267</guid>

					<description><![CDATA[<p>Efes Selçuk Belediyesi, vatandaşların ve esnafların talepleri doğrultusunda meclis kararıyla kent merkezinde yer alan pazar yeri otoparkında 15 dakika olan ücretsiz otopark kullanım süresini 45 dakikaya çıkardı. Pazar yeri otoparkında ayrıca aylık otopark abonmanlığı uygulaması da başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/efes-selcukta-pazar-yeri-otoparkinda-hem-ucretsiz-sure-artti-hem-abonmanlik-basladi-535267">Efes Selçuk&#8217;ta Pazar Yeri Otoparkında Hem Ücretsiz Süre Arttı Hem Abonmanlık Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Efes Selçuk Belediyesi, vatandaşların ve esnafların talepleri doğrultusunda meclis kararıyla kent merkezinde yer alan pazar yeri otoparkında 15 dakika olan ücretsiz otopark kullanım süresini 45 dakikaya çıkardı. Pazar yeri otoparkında ayrıca aylık otopark abonmanlığı uygulaması da başladı.</p>
<p>Başkan Filiz Ceritoğlu Sengel; “Vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran, esnafımıza nefes aldıran her adımı önemsiyoruz. Her zaman olduğu gibi; birlikte karar veriyor, birlikte yönetiyoruz” dedi.</p>
<p>Selçuk Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Okan Kamak ile esnafların ve vatandaşların yoğun talepleri üzerine otoparkın ücretsiz kullanım süresini 30 dakika daha uzatan Efes Selçuk Belediyesi, kısa süreli alışveriş yapan vatandaşlara ve bölge esnafına kolaylık sağladı. Efes Selçukluların günlük yaşamını kolaylaştıracak ve yerel esnafa ekonomik açıdan katkı sunacak olan yeni tarife düzenlemesi vatandaşları memnun etti.</p>
<p><b>AYLIK OTOPARK ABONMANLIĞI DÖNEMİ BAŞLADI</b></p>
<p>Yeni tarife düzenlemesiyle birlikte, Efes Selçuk pazar yeri otoparkını kullanan sürücüler, ilk 45 dakikaya kadar hiçbir ücret ödemeden park hizmetinden faydalanacak. Aynı zamanda yeni düzenlemeyle birlikte, otoparktan sürekli faydalanmak isteyen vatandaşlar Efes Selçuk Belediyesi’ne başvurarak aylık otopark abonmanlığı alabilecekler.</p>
<p><b>“FİLİZ BAŞKANIMIZA TEŞEKKÜR EDERİZ”</b></p>
<p>Yeni tarife düzenlemesi için Başkan Filiz Ceritoğlu Sengel’e teşekkür eden Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Okan Kamak; “Bir süredir esnafımızdan ve vatandaşlarımızdan bu konuda talepler geliyordu. Kısa süreli alışverişlerde ya da küçük işlemler için gelen vatandaşların 15 dakikalık sürede işlerini halletmesi çoğu zaman mümkün olmuyordu. Belediyemize bu durumu ilettik ve sağ olsunlar, hemen olumlu bir adım attılar ve desteklediler. Artık vatandaşlarımız daha rahat bir şekilde araçlarını park edip işlerini halledebilecek. Filiz Başkanımıza gösterdiği ilgi için çok teşekkür ediyoruz” dedi.</p>
<p>Pazar yeri otoparkında uygulanan ücretsiz otopark süresini vatandaşların ve esnafın talepleri üzerine 15 dakikadan 45 dakikaya çıkardıklarını aktaran Başkan Filiz Ceritoğlu Sengel; “Selçuk Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanımız Okan Kamak’ın ve birçok esnafımızın bu konudaki taleplerini dinledik. Kısa süreli alışveriş ya da küçük işlemler için kent merkezine gelen vatandaşlarımızın 15 dakikalık sürede işlerini tamamlaması çoğu zaman mümkün olmuyordu. Biz de Efes Selçuk Belediyesi olarak bu konuda üzerimize düşeni yaparak, Belediye Meclisimizden çıkan kararla ücretsiz süreyi 30 dakika daha uzattık. Vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran, esnafımıza nefes aldıran her adımı önemsiyoruz. Destekleri ve önerileri için Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanımız Okan Kamak’a ve tüm Efes Selçuk halkına teşekkür ediyorum. Her zaman olduğu gibi; birlikte karar veriyor, birlikte yönetiyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/efes-selcukta-pazar-yeri-otoparkinda-hem-ucretsiz-sure-artti-hem-abonmanlik-basladi-535267">Efes Selçuk&#8217;ta Pazar Yeri Otoparkında Hem Ücretsiz Süre Arttı Hem Abonmanlık Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Tayyab Rashid: &#8220;Uzun süre saklanan sırrın bedeli ağır oluyor…&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-tayyab-rashid-uzun-sure-saklanan-sirrin-bedeli-agir-oluyor-452703</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Apr 2024 11:38:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[bedeli]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[rashid]]></category>
		<category><![CDATA[saklanan]]></category>
		<category><![CDATA[sırrın]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tayyab]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=452703</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘Kişiler Arası İlişkilerde Pozitif Psikoloji’ temasıyla düzenlenen ve dünya çapında ünlü bilim insanlarının da katılımıyla gerçekleşen 6. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi’nde, “Onur Konuğu” Melbourne Üniversitesi’nden Dr. Tayyab Rashid, “Olumlu İlişkilerin Yörüngeleri” konusunu ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-tayyab-rashid-uzun-sure-saklanan-sirrin-bedeli-agir-oluyor-452703">Dr. Tayyab Rashid: &#8220;Uzun süre saklanan sırrın bedeli ağır oluyor…&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>‘Kişiler Arası İlişkilerde Pozitif Psikoloji’ temasıyla düzenlenen ve dünya çapında ünlü bilim insanlarının da katılımıyla gerçekleşen 6. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi’nde, “Onur Konuğu” Melbourne Üniversitesi’nden Dr. Tayyab Rashid, “Olumlu İlişkilerin Yörüngeleri” konusunu ele aldı. </span></strong></p>
<p><strong><span>Yapılan araştırmaların insanların yüzde 97’sinin ilişkisinde en az bir sırrı olduğunu, ortalama da ise bireylerin 13 sırra sahip olduğuna dikkat çeken Dr. Tayyab Rashid, uzun süre saklanan sırrın bedelinin ağır olabildiğini söyledi. Çiftler arasında açık ve şeffaf iletişimin önemine dikkat çeken Rashid, kendiliğinden ortaya çıkan sırrın ise bomba etkisi yapabildiğini sözlerine ekledi.</span></strong><span> </span></p>
<p><span>Üsküdar Üniversitesi, NPİSTANBUL Hastanesi, NP Etiler &#038; Feneryolu Tıp Merkezi, Türk Psikolojik Danışma Rehberlik Derneği ve Pozitif Psikoloji Enstitüsü paydaşlığında Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl 6’ncısı gerçekleştirilen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, sona erdi.</span></p>
<p><span>Alanda çalışmalar yürüten küresel düzeyde uzman isimleri ağırlayan ve </span>Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda 2 gün <span>süren kongrenin bu yılki teması, “Kişiler Arası İlişkilerde Pozitif Psikoloji” olarak belirlendi.</span></p>
<p><strong>“Onur Konuğu” Melbourne Üniversitesi’nden Dr. Tayyab Rashid, olumlu ilişkileri anlattı</strong></p>
<p>Kongrenin “Onur Konuğu” Melbourne Üniversitesi’nden Dr. Tayyab Rashid, “Olumlu İlişkilerin Yörüngeleri” konusunu ele aldı. Dr. Rashid, ilişkilerde duyguların paylaşılmaması halinde ilişkiden haz alınmadığını, bunun da ilişkileri kötü etkilediğini dile getirerek, ilişkilerde tarafların birbirinden sakladığı sırların ilişkiye etkisini değerlendirdi. Rashid; “Yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanların yüzde 97’si ilişkisinde en azından bir sırrı var. Ortalama da ise bireyler 13 sırra sahip. Taraflar genelde sırlarını birbirinden saklama eğilimi gösteriyor. Paylaşırsa ilişkisini kötü etkileyeceğini düşünüyorlar çünkü. Sırrını partneriyle paylaştığında kişiyi kırılgan yapacağı veya partnerinin reaksiyonunun yıkıcı olacağı kaygısını taşıyor. Bu nedenle de sırlar paylaşılmıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Uzun süre saklanan sırrın bedeli ağır oluyor…</strong></p>
<p>Ancak araştırmaların tam tersine bir sırrın partnerle paylaşılması halinde beklenenden daha fazla anlayış görüldüğünü gösterdiğini kaydeden Dr. Tayyab Rashid, uzun süre sır saklamanın bedelinin daha ağır olacağına vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Kendiliğinden ortaya çıkan sır bomba etkisi yapıyor</strong></p>
<p>İlişkilerde açık iletişimin önemine işaret eden Dr. Tayyab Rashid, mutluluğun sadece pozitif şeylerin konuşularak inşa edilemeyeceğini, zorlu konuların konuşulup partnerle paylaşılabiliyor olmasının da iletişimi güçlendirici etkisi önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Dr. Tayyab Rashid, “Sırlar kendiliğinden ortaya çıktığında bomba etkisi yaratıyor. Ancak taraflar o sırrı kendileri açık iletişim ile paylaşmaları halinde partnere o sırrı hazmetmek için zaman tanımış oluyor. Paylaşmak tarafları birbirine daha da yakınlaştırıyor. Böylece beklentiler kontrol edilebiliyor ve güven inşa ediliyor. Beklentilerin yeniden kalibrasyonu sağlanıyor. Herkesin kırılgan ve zayıf tarafları olabilir. Sırrın paylaşım şekli de burada çok önemli. Güvenli bir çerçevede paylaşılırsa ilişkiyi güçlendiriyor. Sırrın güvenli bir çerçeve paylaşılması dedik. Bunun yöntemlerinden biri de detaylı konuşmalar için fırsat olabilecek açık hava, doğa yürüyüşleri olabilir…” diye konuştu.</p>
<p>Taraflar arasında “Empatik dinleme”nin de önemini anlatan Dr. Tayyab Rashid, “Kırılganlıklar ve üzüntüler paylaşılmazsa ilişki güçlenemez. Sırların birikmesi ve sır tutmak sağlıklı bir şey değil…” dedi.</p>
<p><strong>“Evliliklerde birlikte büyümek ve gelişmek, ilişkisel özgelişim önemli”</strong></p>
<p>İnsanların bir önceki yıla oranla değiştiğini ve geliştiğini kaydeden Dr. Tayyab Rashid, “Bu yıl olduğumuz kişi, geçen yıl olduğumuz kişi olmayacaktır. Sürekli değişen bir kişiye sevmeyi öğrenmeliyiz. İnsanlar değişir. Araştırmalar, tutkulu aşkların daha kırılgan olduğunu gösteriyor. Sağlıklı olan tutkulu ilişkileri sürdürebilmek, tutkulu duyguları sürdürmek zordur. Zamanla tutku azalabilir… Yine araştırmalar gösteriyor ki sonuç dikkat çekici, boşanmaların yarısı yüksek değil tam aksi düşük çatışmalı ilişkilerde görülüyor. Yani boşanmaların birinci nedeni çatışmalar değil, romantik tutkunun olmaması aslında. İlişkilerde yeni ve heyecan verici deneyimlere birlikte katılmak bu nedenle çok önemli. Evliliklerde birlikte büyümek ve gelişmek, ilişkisel özgelişim önemli. Kişisel gelişimle ilişkisel gelişim birlikte ve entegre olmalı.” şeklinde konuştu. </p>
<p>İlişkilerde partneri bilmenin, anlamanın ve tanımanın önemine de vurgu yapan Dr. Tayyab Rashid, “Açık iletişim burada da önemli. Partnerinizle kişisel deneyimlerinizle ilgili ilişki kurun. Her durumda nazik ve özenli olun. İlişkinizin pozitif yönlerini konuşun.” dedi.</p>
<p><strong>Bazen fazla zamanın olması stres faktörü!</strong></p>
<p>İyi olma hali için zaman yoksunluğuna da dikkat çeken Dr. Tayyab Rashid, araştırmaların pozitif ilişkiler için zaman yoksunluğunun değil, zamanı verimli kullanmamanın strese neden olabileceğini gösterdiğini söyledi. Rashid, “Bazen fazla zamanın olması stres faktörü olabilir…” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sağlıklı bir ilişki için zamanda denge kurulmasının da önemli olduğunu ifade eden Dr. Rashid, çiftlerin boş zamanlarını üretici faaliyetlere ayırmasının insanı dönüştürüp geliştireceğini de kaydetti.</p>
<p><strong>Çiftlere mükemmellik arayışını bir kenara bırakın önerisi…</strong></p>
<p>Pozitif bir ilişki için kişilerin kendisinin ve partnerinin problematik yönlerini kabul etmesinin de gerekli olduğunu dile getiren Dr. Tayyab Rashid, çiftlere şu önerilerde bulundu: </p>
<p>“Mükemmellik arayışını bir kenara bırakın. Minnettarlık çok önemli. Küçük bir takdir ifadesi önemli. Affedici olmak ve deneyimler paylaşabilmek.”</p>
<p>Mutluluğun sadece son çıkan telefonu almak demek olmadığını vurgulayan Dr. Tayyab Rashid, çiftler arasında küçük kahkahalar, sohbetler, küçük bir fidanı sulamak, tanımadığın insanın kahvesinin parasını ödemek, doğaya saygı duymak, sarılmaların da mutlu hissettireceğini belirterek, hep bizlere öğretildiği üzere güçlü görünmek gerekmediğini söyledi.</p>
<p>Pozitif psikolojide araştırmalarında maneviyatın da önemli olduğunu ifade eden. Dr. Rashid, soyut bir maneviyattan ziyade ritüellerin olmasının ve maneviyatın iyileştirici gücünün önemini vurguladı. Rashid, maneviyat sistemlerinin keşfedilmesi gerektiğini de kaydetti.</p>
<p>Dr. Tayyab Rashid’e konuşmasının ardından plaket sunuldu.</p>
<p><strong>Kongrenin ikinci gününde pilot uygulamalar ele alındı</strong></p>
<p>Kongrede, Priştina Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aliriza Arenliu, “Ruminasyonlar ve Depresyon: Kosova&#8217;da Ayaktan Kamu Ruh Sağlığı Hizmetleri için Ruminasyon Odaklı Bilişsel Davranışçı Terapi Müdahalelerinin Geliştirilmesi ve Pilot Uygulaması” konulu sunum gerçekleştirdi. </p>
<p><strong>“Modern Psikotravmatoloji” paneli yapıldı</strong></p>
<p>“Modern Psikotravmatoloji” konulu panelde de İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erdinç Öztürk “Modern Psikotravmatoloji ve Dissoanaliz Kuramı”, Dr. Psk. Görkem Derin “Travma Merkezli Alyans Model Terapi”, Dr. Psk. Barışhan Erdoğan “Gelişimsel Göç”, Öğr. Gör. Dr. Kerem Çetinkaya “Doğal ve Rehber Ebeveynlik Stili” konularını ele aldı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rahime Nükhet Çıkrıkçı “Psikolojik Testlerin Uyarlanmasında Temel İlkeler ve Standartlar”, Doç. Dr. Çiğdem Yavuz Güler “İlişkinin İyi Oluşu: Nasıl Batırır, Nasıl Çıkarırım?” konulu konferans verdi.</p>
<p><strong>“Aile İçi İlişkilerde Pozitif Psikoloji” paneli yapıldı</strong></p>
<p>“Aile İçi İlişkilerde Pozitif Psikoloji” konulu panelde de NPİSTANBUL Hastanesi’nden Uzm. Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy “Pozitif Psikoloji ve Psikoterapi Bağlamında Çift İlişkisi”, Prof. Dr. Gül Eryılmaz “Aile İçi Pozitif İlişkiler” ve Dr. Psk. Z. Aslı Başabak Bhais de “Pozitif ebeveynlik ve ailede sağlıklı sınırlar” başlıklı konuşma gerçekleştirdi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-tayyab-rashid-uzun-sure-saklanan-sirrin-bedeli-agir-oluyor-452703">Dr. Tayyab Rashid: &#8220;Uzun süre saklanan sırrın bedeli ağır oluyor…&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın desteğiyle Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, kısa süre içerisinde şehrin en uğrak noktalarından biri haline geldi.</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kultur-ve-turizm-bakanliginin-destegiyle-konya-buyuksehir-belediyesi-tarafindan-sehre-kazandirilan-catalhoyuk-tanitim-ve-karsilama-merkezi-kisa-sure-icerisinde-sehrin-en-ugrak-noktalarindan-biri-halin-427984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2023 11:27:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığının]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çatalhöyük]]></category>
		<category><![CDATA[desteğiyle]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[haline]]></category>
		<category><![CDATA[içerisinde]]></category>
		<category><![CDATA[karşılama]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırılan]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[noktalarından]]></category>
		<category><![CDATA[şehre]]></category>
		<category><![CDATA[şehrin]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[uğrak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, kısa süre içerisinde şehrin en uğrak noktalarından biri haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kultur-ve-turizm-bakanliginin-destegiyle-konya-buyuksehir-belediyesi-tarafindan-sehre-kazandirilan-catalhoyuk-tanitim-ve-karsilama-merkezi-kisa-sure-icerisinde-sehrin-en-ugrak-noktalarindan-biri-halin-427984">Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın desteğiyle Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, kısa süre içerisinde şehrin en uğrak noktalarından biri haline geldi.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>ÇATALHÖYÜK TANITIM VE KARŞILAMA MERKEZİ, KONYA’NIN EN UĞRAK NOKTALARINDAN BİRİ OLDU</b></p>
<p> </p>
<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan Türkiye&#8217;nin en büyük ahşap konstrüksiyonlu kamu binası olan Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, açıldığı ilk günden itibaren ziyaretçi akınına uğruyor. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, merkezin açıldığı iki haftalık süre içerisinde 10 binden fazla ziyaretçiyi ağırladığını belirterek, geçmişe yolculuk ederek tarihle iç içe olmak isteyen herkesi Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi’ni görmeye davet etti. Merkezi ziyaret eden misafirler de binlerce yıl öncesine yolculuk yapmaktan büyük keyif aldıklarını belirterek, tesisi Konya’ya kazandıran Başkan Altay’a teşekkür etti.</strong></p>
<hr/>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, kısa süre içerisinde şehrin en uğrak noktalarından biri haline geldi.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Çatalhöyük’ün, en güzel şekilde tanıtılması ve sonraki nesillere aktarılması için Türkiye’nin en büyük tanıtım ve karşılama merkezlerinden birini inşa ettiklerini söyledi.</p>
<p><strong>BAŞKAN ALTAY HERKESİ ÇATALHÖYÜK TANITIM VE KARŞILAMA MERKEZİ’Nİ GÖRMEYE DAVET ETTİ</strong></p>
<p>Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi’nin açılışını, geçtiğimiz Kasım ayında Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katıldığı törenle yaptıklarını anımsatan Başkan Altay, merkezin açıldığı iki haftalık süreç içerisinde 10 binden fazla ziyaretçiyi ağırladığını belirterek, “Açıldığı ilk günden itibaren şehrimizin en uğrak noktalarından biri haline gelen bu tarihi merkez, ziyaretçileri yaklaşık 10 bin yıl öncesine götürerek unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor. Ziyaretçiler, Çatalhöyük&#8217;ün eski yerleşim düzenini, günlük yaşantısını ve o döneme ait arkeolojik buluntuları keşfetme fırsatı buluyor. Şehrimizin kültürel mirasına değer katacak merkezin yapımına destek veren Kültür ve Turizm Bakanımız ile projeye mali destekte bulunan Mevlana Kalkınma Ajansımıza şükranlarımı sunuyorum. Geçmişe yolculuk ederek tarihle iç içe olmak isteyen yerli ve yabancı tüm misafirlerimizi Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezimizi görmeye davet ediyorum” diye konuştu. </p>
<p><strong>BİNLERCE YIL ÖNCESİNE YOLCULUK EDEN ZİYARETÇİLER BAŞKAN ALTAY’A TEŞKKÜR ETTİ</strong></p>
<p>Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi’ni ziyarete gelen Tuğrul Yılmaz isimli vatandaş, merkezin örnek bir yapı olduğuna dikkati çekerek, “Buradaki girişten itibaren karşılamadan tutun sergi alanları, kemiklerin bir araya getirilmesi, benim gözümde olağanüstü bir şeydi. Büyükşehir Belediyemiz bu konuda olağanüstü bir çaba sarf etmiş. Bundan dolayı Başkanımıza müteşekkiriz” diye konuştu.</p>
<p>Üniversite öğrencisi Gülçin Çolakoğlu, “Çatalhöyük, başlı başına gezilip görülmesi gereken bir yer. Bunun teknolojik olarak insanlara çok daha güzel iletildiğini düşünüyorum. Teknoloji gayet iyi kullanılmış, bu açıdan çok yeterli olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde bir emek gösterilmiş olmasından dolayı emeği geçenlere teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İsmail Murat İmrahur isimli vatandaş da, tesisi çok beğendiklerini vurgulayarak, şunları söyledi:<br />“Ailece hafta sonu aktivitesi olarak buraya gelmeyi düşündük. Son teknolojiyle müzeyi hazırlamışlar. Merak ettiğiniz her şeyi görebiliyorsunuz. İçerideki atmosfer, o zamanları bize yaşattı. Sanki o dönemdeymişiz gibi bir hisse kapıldık. Çocuklarım ve eşim de etkilendi. Çok başarılı bir çalışma olmuş, çok beğendik.”</p>
<p>Talha Bilgi isimli vatandaş ise merkezin girişinden tüm alanlarına kadar çok güzel bir yapı olduğunu ifade ederek, “Güzel, ciddi bir emek var, çok beğendik. Emeği geçenlere çok teşekkür ederiz. Takdire şayan bir yapı olmuş. Özellikle bölüm bölüm ayrılması, her bölümdeki görseller çok güzel olmuş” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK AHŞAP KONSTRÜKSİYONLU KAMU BİNASI</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin en büyük ahşap konstrüksiyonlu kamu binası olan Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, toplam 26 bin 500 metrekarelik alan üzerinde yer alırken 4 bin 500 metrekare de kapalı alana sahip. 7 farklı bölümden oluşan ve müze niteliği de taşıyan merkez içerisinde; çalışma ofisleri, hediyelik eşya satış alanı, çok amaçlı salonu, seyir kulesi, kafeterya alanları, 151 araç kapasiteli otopark alanı da bulunuyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kultur-ve-turizm-bakanliginin-destegiyle-konya-buyuksehir-belediyesi-tarafindan-sehre-kazandirilan-catalhoyuk-tanitim-ve-karsilama-merkezi-kisa-sure-icerisinde-sehrin-en-ugrak-noktalarindan-biri-halin-427984">Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın desteğiyle Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezi, kısa süre içerisinde şehrin en uğrak noktalarından biri haline geldi.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsrail&#8217;den Gazze&#8217;ye tahliye için ek süre</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/israilden-gazzeye-tahliye-icin-ek-sure-414227</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2023 06:36:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[gazzeye]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[israilden]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tahliye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414227</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hamas'ın İsrail'e yönelik başlattığı Aksa Tufanı operasyonuna karşılık İsrail, Gazze'de sivilleri hedef aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/israilden-gazzeye-tahliye-icin-ek-sure-414227">İsrail&#8217;den Gazze&#8217;ye tahliye için ek süre</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Kadın, çocuk gazeteci ayırmaksızın ölüm yağdıran İsrail, Gazzelilere 24 saat mühlet tanıdığın bildirmiş bölgeden ayrılmalarını istemişti.</p>
<p>Ancak buna da uymayarak işgal ettiği topraklardan ayrılmak için oluşturulan konvoyu vurdu. İsrail&#8217;in saldırısında 70 kişi hayatını kaybetti, 200 kişi de yaralandı. Günlerdir Gazze&#8217;de göz göre göre katliam yapan İsrail&#8217;in kara harekatına da başladığı bildirildi. </p>
<p>7 Ekim Cumartesi günü Hamas&#8217;ın İsrail&#8217;e başlattığı Aksa Tufanı operasyonunun ardından bölgede tansiyon her geçen gün artıyor. İsrail, Gazze&#8217;de sivillere saldırılarına devam ediyor.</p>
<p>İsrail, saat 10-16 arasında sivillerin güneye geçişine izin verileceğini açıkladı. İsrail ordusu, Lübnan&#8217;dan sızma girişiminde bulunanların drone ile vurulduğunu açıkladı</p>
</p></div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/israilden-gazzeye-tahliye-icin-ek-sure-414227">İsrail&#8217;den Gazze&#8217;ye tahliye için ek süre</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku İlaçları Bir Süre Sonra Uyutmayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-ilaclari-bir-sure-sonra-uyutmayabilir-407570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Sep 2023 13:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyutmayabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=407570</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanların düzensiz uyku uyanıklık saatleri varsa gece uykuya dalmada zorluk yaşayabileceklerini belirten uzmanlar, uyku problemlerinde genel olarak ilaçlardan daha çok uyku ve uyanıklık ritminin düzenlenmesi ile uyku hijyenini bozan faktörlerden kaçınılmasını öneriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-ilaclari-bir-sure-sonra-uyutmayabilir-407570">Uyku İlaçları Bir Süre Sonra Uyutmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsanların düzensiz uyku uyanıklık saatleri varsa gece uykuya dalmada zorluk yaşayabileceklerini belirten uzmanlar, uyku problemlerinde genel olarak ilaçlardan daha çok uyku ve uyanıklık ritminin düzenlenmesi ile uyku hijyenini bozan faktörlerden kaçınılmasını öneriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Uyku ilaçlarının etkisi kısa sürelidir, bugün uyumanıza yardımcı olan bir ilaç 1-2 ay sonra sizi uyutmayabilir.” dedi. Herkesin 8 saat uyumak zorunda olmadığına da değinen Metin, uyku ihtiyacının kişiye göre değişebileceğini vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, imsonia (uykusuzluk) hakkında bilgi vererek, imsonianın uykuya dalma, uykuyu sürdürme bozukluğu olarak tanımlanabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Barış Metin, imsoniaya neden olan onlarca hastalık olduğunu, bunlardan en sık görülenin ise gece gündüz uyanıklık ritminin bozulması olduğunu belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Düzensiz uyku ve uyanıklık saatleri varsa, bu insanların gece uykuya dalmalarını zorlaştırabilir. Bunun yanında huzursuz bacak sendromu da uykuya dalmayı güçleştirebilir. Yine bazı insanların uyumak ile ilgili aşırı endişesi varsa bu endişe ve kaygı durumu da uykuya dalmayı zorlaştırıyor. Bunlar dışında depresyon ve kaygı bozuklukları olan hastalar psikolojik problemlerinden dolayı uykuya dalma güçlükleri çekebiliyorlar. Uyku hijyeni dediğimiz uyku ile ilgili bazı genel kurallara dikkat etmemekten kaynaklı olan uyku bozuklukları da görülebiliyor. Örneğin akşam saatlerinde aşırı çay kahve tüketimi uykuyu bozabiliyor.”</p>
<p><strong>Elektronik cihazlar da uykuyu olumsuz etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Uykusuzluğun çok yaygın bir durum olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Metin, “Uyku hijyenini etkileyen en önemli unsurlardan biri elektronik cihazlar. Elektronik cihazlar günlük hayatımıza daha çok girdi. Artık insanlar yatağa girdiği zaman tablet ve telefon ile uğraşıyorlar. Bu da aşırı miktar ışık maruziyetine neden oluyor ve uykuya dalmayı güçleştiriyor.” diye konuştu.</p>
<p>Uyku ve uyanıklık saatlerine daha az dikkat edildiğini de kaydeden Prof. Dr. Metin, “Bu da gece uykuya dalmayı zorlaştırıyor. İyi ve kaliteli uyku uyumak için genellikle aynı saatlerde yatıp aynı saatlerde kalkmak gerekiyor. Eğer bu düzeni bozarsak geceleri uykuya dalmakta zorlanabiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Uyku ilaçları doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalı</strong></p>
<p>Reçetesiz satılan uyku ilaçlarına değinen Prof. Dr. Metin, içlerinde zararsız olanların bulunduğunu ancak reçeteli veya reçetesiz uyku ilacı çok önermediğini, doktor tavsiyesi olmadan uyku ilacı kullanılmaması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uyku ve uyanıklık ritminin düzenlenmesi ilaçlardan daha etkili</strong></p>
<p>Uyku problemlerine kalıcı çözüm getirmenin mümkün olmadığına vurgu yapan Prof. Dr. Metin, şunları kaydetti:</p>
<p>“Eğer kişinin uykuya dalma veya sürdürmesini engelleyen çok belli bir psikolojik veya psikiyatrik hastalığı yoksa, bu tip durumlar ilaç ile tedavi edilebiliyor. Bunların dışındaki uyku problemlerinde genel olarak ilaçlardan daha çok uyku ve uyanıklık ritminin düzenlenmesi ve uyku hijyenini bozan faktörlerden kaçınılmasını öneriyoruz. Çünkü uyku ilaçlarının etkisi kısa sürelidir, bugün uyumanıza yardımcı olan bir ilaç 1-2 ay sonra sizi uyutmayabilir. O yüzden hayatınızı düzenlemek, belirli saatlerde uyumak ve uyanmak, akşam saatlerinde uyarıcı almamak, gündüz uzun uykulardan kaçınmak, öğlen geç saatlere kadar uyumaktan kaçınmak gibi düzen sağlayıcı etkenler uykuya dalmakta daha kalıcı çözümler sunuyor.”</p>
<p><strong>Çok fazla çay ve kahve tüketiminden kaçınmak gerek</strong></p>
<p>Uyku problemleri için alternatif tedavi modelleri olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Barış Metin, “Biz uyku problemi yaşayan hastalarımıza aslında ilaçtan çok öncelikle davranışsal eğitimler veriyoruz. Kişiye yardımcı olarak ilaç da verebiliyoruz ama bunlar kısa süreli oluyor. Bir hastamıza ‘uyku ilacını al aylarca kullan’ dediğimiz çok nadir oluyor. Genelde uyku hijyenine sebep olan nedenleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.” dedi.</p>
<p>Çok fazla çay ve kahve tüketiminden kaçınmak, yatakta uyku dışında uykuyu bozabilecek tablet, telefon vb. elektronik cihazları kullanmaktan kaçınmak ve eğer uyuyamıyorsak yatakta çok kalmamak gerektiğini de anlatan Prof. Dr. Metin, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Çünkü siz yatakta uyumak için sağdan sola, soldan sağa döndükçe uykunuz daha da açılacaktır ve ayrıca kişinin aldığı başka bir ilaç varsa bunun belki değiştirilmesi gündeme gelebilir. Bunlar bizim genel anlamda uyku hijyeni dediğimiz kuralları oluşturuyor ve kişide uyku bozan, uyku kalitesini azaltan, uyku hijyenine karşı olan tutumları tespit edip öncelikle değiştirmeye çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>Herkes 8 saat uyumak zorunda değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Metin, kişilerin doğal uyku süresi ile ilgili yanlış bir inanış var olduğunu kaydederek, şöyle dedi:</p>
<p>“‘Herkes 8 saat uyumalı’ gibi ön yargıyla bazı insanlar ‘Ben de 8 saat uyumalıyım’ diye yatağa gidiyor. Ancak bu herkes için geçerli değil. 5 saat uyku ile gayet sağlıklı hayatını sürdüren insanlar da var. O insanlar 8 saat uyumayı denerlerse uyamıyorlar, bu sefer de uykusuzum diye bize müracaat ediyorlar ya da tam tersi insanın uyku ihtiyacı mesela çocuklarda olduğu gibi günde 12-13 saat de olabiliyor. Çocuklar o kadar uyur, ondan az uyutursanız çocuk gündelik yaşam aktivitelerinde zorlanır. Aynı şekilde yetişkinlikte de bu kadar uykuya ihtiyaç duyan insanlar olabiliyor. O insanları da kısa uyutmayı çalışırsanız bu sefer uykusuzluk, gün boyu uykulu hissetme problemleri ortaya çıkabiliyor.</p>
<p>Kişiye bağlı faktörleri dikkate almak gerekiyor herkes aynı saate uyumuyor, herkes aynı miktar uyumuyor, herkes aynı saate uykuya dalamıyor. Biri 12.00’de uykuya dalabiliyor, başka biri gece 2’den önce uyuyamıyor. Bu bir hastalık değil.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-ilaclari-bir-sure-sonra-uyutmayabilir-407570">Uyku İlaçları Bir Süre Sonra Uyutmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menderes&#8217;in O Projesinde Süre Uzatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menderesin-o-projesinde-sure-uzatildi-407080</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Sep 2023 09:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[menderesin]]></category>
		<category><![CDATA[projesinde]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzatıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=407080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menderes Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ücretsiz toprak analizi projesine yoğun talep oluştuğu için son başvuru tarihi 13 Ekim tarihine kadar uzatıldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menderesin-o-projesinde-sure-uzatildi-407080">Menderes&#8217;in O Projesinde Süre Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menderes Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ücretsiz toprak analizi projesine yoğun talep oluştuğu için son başvuru tarihi 13 Ekim tarihine kadar uzatıldı.</p>
<p>Menderes Belediyesi tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de desteğiyle çiftçilere yönelik düzenlenen ücretsiz toprak analizi projesinde başvuru süresi yoğun talep nedeniyle ileri tarihe çekildi. Menderes Belediye Başkan V. Erkan Özkan, üreticilerin 13 Ekim tarihine kadar başvurularını belediyeye yapabileceğini açıkladı.</p>
<p>Doğru yönlendirme ile verimli tarım</p>
<p>Proje kapsamında tarlasındaki toprak ile Menderes Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne başvuru yapan üreticilerin toprakları İzmir Büyükşehir Belediyesi Toprak ve Yaprak Analiz Laboratuvarı’na gönderiliyor. Laboratuvarda yapılan analizlerde toprakta bünye tayini, toprak reaksiyonu değeri (pH), kireç oranları ve organik madde miktarı ile birlikte azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum başta olmak üzere birçok elementin miktarları belirleniyor. Yapılan analizle toprağın yapısı ortaya çıkarılarak üreticinin doğru zamanda doğru gübreleme yapması sağlanabildiği gibi; aşırı ve yanlış gübre uygulamasının önüne geçilerek bu sayede toprak ve su kaynakları korunuyor ve üreticiler doğru yönlendiriliyor.</p>
<p>‘’Toprağımıza sahip çıkıyoruz’’</p>
<p>Ücretsiz toprak analizi projesine talebin yoğun olmasının önemli olduğunu kaydeden Menderes Belediye Başkan V. Erkan Özkan, ‘’ İlçemizin bereketli topraklarında üretim yapan tüm üreticilerimizin her zaman yanındayız. Projemize olan yoğun ilgi ne kadar önemli bir çalışma gerçekleştirdiğimizin de kanıtı. Yoğun talep nedeniyle projemizin son başvuru tarihini 13 Ekim Cuma gününe kadar uzatma kararı aldık. Bütün üreticilerimiz ücretsiz gerçekleştirdiğimiz toprak analizimizden yararlanabilir. Amacımız çiftçimizin, üreticimizin ekmeğini büyütmek, bereketli topraklarımızın daha verimli kullanımını sağlamak. Üreticimizin her zaman yanlarında ve destekçileriyiz. Bu kapsamda projede bize katkı sağlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne de Menderesli çiftçilerimiz adına teşekkür ediyorum’’ dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menderesin-o-projesinde-sure-uzatildi-407080">Menderes&#8217;in O Projesinde Süre Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Borç yapılandırmada süre bitiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/borc-yapilandirmada-sure-bitiyor-388655</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jun 2023 06:20:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bitiyor]]></category>
		<category><![CDATA[borç]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yapılandırmada]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=388655</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mükelleflerin geçmiş dönem borçlarını kapsayan yapılandırmada geri sayım başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/borc-yapilandirmada-sure-bitiyor-388655">Borç yapılandırmada süre bitiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Borç yapılandırması için son tarih olan 30 Mayıs uzatılarak, 30 Haziran’a ertelenmişti. 30 Haziran Kurban Bayramı tatiline denk geldiği geldiği için sosyal güvenlik borç yapılandırmasından yararlanmak isteyenler 3 Temmuz mesai bitimine kadar başvurabilecek.</p>
<p>Başvuru sonrası ilk taksit ödeme tarihi de ileri çekildi ve 30 Temmuz olarak belirlendi.</p>
<p> Buna göre Aralık 2022 öncesi sigorta primi, Bağ-Kur primi, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi, isteğe bağlı sigorta primi, topluluk sigortası primi borçları, yanlış ve yersiz ödenmiş gelir ve aylıklardan doğan borçları gibi tüm sosyal güvenlik borçları yapılandırılabilecek. Borçlar peşin veya taksitle ödenebilecek. Yapılandırma kapsamındaki alacaklara, gecikme cezası ve gecikme zammı yerine Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) uygulanıyor. Borç yapılandırması yapılıp da hesaplanan tutar 30 Temmuz’da peşin ödenirse hesaplanan Yİ-ÜFE’nin yüzde 90’ı silinecek.</p>
<p>Borcunu taksitle ödemek isteyenler; 12, 18, 24, 26 ve 48 aylık vadeleri tercih edebilecek. Tercih edilen taksit sayısına göre de belirli katsayı uygulanıyor. Borcunu 12 taksitle ödeyenler için 1.09, 18 taksitle ödeyenler için 1.135, 24 taksitle ödeyecekler için 1.18, 36 ay taksitle ödeyecekler için 1.27, 48 ay taksitle ödeyecek için 1.36 katsayı uygulanacak.</p>
<p>Ödemeler bankalar kanalıyla veya kredi kartıyla ya da banka kartıyla yapılabilecek.</p>
</p></div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/borc-yapilandirmada-sure-bitiyor-388655">Borç yapılandırmada süre bitiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zaman değiştikçe süre tahminleri de değişiklik gösteriyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zaman-degistikce-sure-tahminleri-de-degisiklik-gosteriyor-367979</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2023 10:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklik]]></category>
		<category><![CDATA[değiştikçe]]></category>
		<category><![CDATA[gösteriyor]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tahminleri]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=367979</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastanesi ABD. Psikiyatri Bölümü tarafından tasarlanan ve yürütülen “Geriye Yönelik (Retrospektif) Zamanlamanın Dinamikleri” başlıklı araştırmanın sonuçları yayınlandı. En doğru tahminler ise 15 dakikalık uzunluktaki olayları kestirmekte elde edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zaman-degistikce-sure-tahminleri-de-degisiklik-gosteriyor-367979">Zaman değiştikçe süre tahminleri de değişiklik gösteriyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastanesi ABD. Psikiyatri Bölümü tarafından tasarlanan ve yürütülen “Geriye Yönelik (Retrospektif) Zamanlamanın Dinamikleri” başlıklı araştırmanın sonuçları yayınlandı. En doğru tahminler ise 15 dakikalık uzunluktaki olayları kestirmekte elde edildi.</strong></p>
<p>24 bin 500 katılımcıyla gerçekleşen geriye yönelik zamanlama performansının (5-90 dakika) zaman dilimi aralığında araştırıldığı ankette katılımcılardan, kendi hızlarına göre dolduracakları bir dizi anketi doldurmalarının ne kadar sürdüğüne karar vermeleri istendi. Katılımcılar, sırasıyla 15 dakikadan daha kısa ve daha uzun süreleri olduğundan, anket sürelerinin tahmini zamanını daha fazla ve az olarak tahmin ettiler. Bunun yanı sıra 15 dakikalık uzunluktaki olayları kestirmekte en doğru tahminler elde edildi. </p>
<p>Aralarında Prof. Dr. Gökben Hızlı Sayar ve Doç. Dr. Hüseyin Ünübol’un olduğu araştırmacılar, zaman dilimleri değiştikçe süre tahminlerindeki özneler arasındaki değişkenlik, zamanın bir fonksiyonu olarak katlanarak azaldı ve 30 dakika sonra alt bulgusuzluğuna (asimptot) ulaştı. </p>
<p>Psychonomic Bulletin &#038; Review de yayınlanan araştırmada son olarak, katılımcıların önemli bir kısmı, süre tahminlerini 5 dakikanın katlarına yuvarlayarak tam sayı önyargısı gösterdi. </p>
<p><strong>Geriye yönelik (Retrospektif) zamanlamanın dinamikleri araştırmasının kapsamı </strong></p>
<p>Çoğu aralık zamanlama araştırmasında birden fazla deneme üzerinden test edilirken katılımcılardan zamana dikkat etmeleri açıkça istendi ve ileriye yönelik (prospektif) zamanlama tahminlerine odaklanmaları talep edildi.  </p>
<p><strong>Araştırmayı özetleyen Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastanesi ABD. Psikiyatristi ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Gökben Hızlısayar;</strong> </p>
<p>“Aralık zamanlaması konusundaki mevcut anlayışımız öncelikle ileriye yönelik zamanlamaya dayanmaktadır. Bununla birlikte, gerçek hayattaki zamansal yargıların çoğu, olayların sürelerinin tahmin edilmesi gerekeceği şekilde önceden bilinmeden yapılır (diğer bir deyişle, geriye yönelik zamanlama). Mevcut çalışmada, sonuçlarımız, geriye yönelik zamansal yargılardaki sistematik önyargılar için kanıt sağlamaktadır ve geriye yönelik zamanlamadaki değişkenliğin daha kısa süreler için nispeten daha yüksek olduğunu göstermektedir. </p>
<p>(Örneğin,</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zaman-degistikce-sure-tahminleri-de-degisiklik-gosteriyor-367979">Zaman değiştikçe süre tahminleri de değişiklik gösteriyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İ. Kaan Sidar: &#8221;Kuraklık En Önemli Gündemimiz ve Bir Süre Daha Gündemden Düşmeyecek&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tugis-yonetim-kurulu-baskani-i-kaan-sidar-kuraklik-en-onemli-gundemimiz-ve-bir-sure-daha-gundemden-dusmeyecek-359735</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 15:42:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[düşmeyecek]]></category>
		<category><![CDATA[gündemden]]></category>
		<category><![CDATA[gündemimiz]]></category>
		<category><![CDATA[kaan]]></category>
		<category><![CDATA[Kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sidar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tügis]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359735</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS), “22 Mart Dünya Su Günü” dolayısıyla tüm dünyanın en önemli gündemlerinden biri olan kuraklığın tarım üretimine ve gıda sanayiine olan etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tugis-yonetim-kurulu-baskani-i-kaan-sidar-kuraklik-en-onemli-gundemimiz-ve-bir-sure-daha-gundemden-dusmeyecek-359735">TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İ. Kaan Sidar: &#8221;Kuraklık En Önemli Gündemimiz ve Bir Süre Daha Gündemden Düşmeyecek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS), “22 Mart Dünya Su Günü” dolayısıyla tüm dünyanın en önemli gündemlerinden biri olan kuraklığın tarım üretimine ve gıda sanayiine olan etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. “Kuraklık en önemli gündem maddelerimizden biri ve bir süre daha gündemimizden düşmeyecek” diyen TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İ. Kaan Sidar, Su Hayattır diyerek suyun ve tarımsal üretimin doğrudan gıda üretimini etkilediğini de hatırlattı. Sidar; kısıtlı su kaynaklarının israfına yol açan geleneksel ve verimsiz sulama yöntemleri başta olmak üzere, tarımsal üretimde birçok sürdürülebilir değişikliğe gidilmesi gerektiğini vurguladı. </strong></p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı güncel kuraklık haritasında “olağanüstü kuraklık” görülen bölgeler dikkat çekiyor. Haritada, tarımsal üretim faaliyetlerinin olduğu bölgelerde de kuraklığın tehlike sınırına geldiği görülüyor. Dünya genelinde  küresel ısınma nedeniyle buzulların erimesi,  kar yağışı başta olmak üzere yağış ve rüzgar düzenlerinin değişmesi, buharlaşmanın artması gibi iklim değişikliği kaynaklı sorunlar, kuraklık ya da ani sel baskınlarına neden oluyor. Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası da (TÜGİS), “22 Mart Dünya Su Günü” dolayısıyla tüm dünyanın en önemli gündemlerinden biri olan kuraklığın tarım üretimine ve gıda sanayiine olan etkilerine dikkat çekti.<strong> </strong></p>
<p>Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan <strong>Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar,</strong> kuraklığın içilebilir su kaynakları üzerindeki kaçınılmaz etkisinin yanı sıra, tarımda ve hayvancılıkta üretimden toprağın bozulmasına, tarımsal zararlıların yayılım alanları ve türlerindeki artışlara kadar birçok olumsuz etkisi olabileceğini kaydetti. Sidar, “Türkiye ve dünya gündemindeki birçok olay, hammadde üretimi ve tedariki başta olmak üzere gıda endüstrisini etkileyen sonuçlara sebep oldu. Küresel anlamda ortak bir gündem olan kuraklık ise önlem alınması gereken konuların başında geliyor” dedi.</p>
<p><strong>Su döngüsünde düzen değişiyor</strong></p>
<p>Başkan Sidar açıklamalarında dünyanın su kaynakları ile ilgili yapılan öngörülerde, küresel ısınmanın neden olduğu sıcaklık artışlarıyla birlikte kış aylarında yağışların daha çok yağmur şeklinde düşmesi, kar örtüsünün ise daha hızlı eriyerek yüzeysel akışa katılması nedeniyle yağışlardan yeterince faydalanılamadığını vurguladı. Bu durumun ise özellikle yüksek rakımlardaki kar yağışı döngüsüyle kentsel-tarımsal su ihtiyacını karşılayan bölgelerde, suya en çok ihtiyaç duyulan zamanlarda su sıkıntısı probleminin oluşabileceğinin altını çizdi. Sidar, “Su döngüsünün düzeninin değişmesi, başta su kaynaklarının kalitesini ve su teminini önemli ölçüde değiştirecek. Bu etkiler de suyun hayati öneme sahip olduğu tarım üretimi ve hayvancılık başta olmak üzere, iklimin doğrudan etkisinin görüldüğü gıda sektörü dahil birçok sektörü etkileyecek” açıklamalarında bulundu.</p>
<p><strong>2023 yılında tarımsal üretimde kuraklığın etkileri görülecek</strong></p>
<p>Sürdürülebilir su tüketimine de dikkat çeken Sidar, “İklim değişikliği, çölleşme ve erozyonla mücadele edebilmek için toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini sağlamak gerekiyor. Bunun için de tarımsal alanlardaki sulama faaliyetleri öncelikli olmak üzere, verimli su kaynağı kullanımı oldukça önemli. Bu konuda tarımsal üreticilerimizden başlayarak kamu ve özel sektör kuruluşlarına da rol düşüyor”  dedi.  Sidar, kuraklığın 2023 yılında tarımsal üretimdeki etkilerini değerlendirerek “Bu sene kuraklığın ülkemizdeki etkisi daha da fazla görülecek. Kış yağışları yeterli oranlarda gerçekleşmedi. Ayrıca ülkemizin 11 ilini etkileyen depremler ve akabinde yaşanan seller, bu yılın başından itibaren bölgedeki tarımsal üretimi, ürünlerin kalitesini ve ürünlerin gıda sanayinde kullanılmak üzere tedarikini etkiledi. Yaşanan felaket, insanların temel ihtiyacı olan gıda üretimini de olumsuz etkileyerek o bölge özelinde kuraklıkla birlikte ikinci darbeyi de vurmuş oldu” açıklamalarını yaptı. </p>
<p><strong>Kuraklık tarımsal üreticinin üretim tercihlerini de etkiliyor</strong></p>
<p>Gıda sektöründe en önemli faktörün hammadde ve hammaddenin kalitesi olduğunu vurgulayan   TUGİS Yönetim Kurulu Başkanı İ. Kaan Sidar, kuraklığın tarımsal üreticinin o sene ekeceği ürün tercihinde de etkili olduğunu ekledi.  Bir kişinin bir günlük gıda ihtiyacının karşılanabilmesi için 4.000 litre suya ihtiyaç duyulduğunu belirten Sidar,  “Yetişmesi sırasında aşırı miktarda suya ihtiyaç duyan ürünlerin üretiminde, kuraklığa bağlı olarak yıllar içinde düşüş olacaktır. Bunun önüne geçilmesi için kuraklıkla mücadele adımlarının kararlı bir şekilde atılması ve istikrarlı gıda arzının sağlanması kritik önem taşıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tugis-yonetim-kurulu-baskani-i-kaan-sidar-kuraklik-en-onemli-gundemimiz-ve-bir-sure-daha-gundemden-dusmeyecek-359735">TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı İ. Kaan Sidar: &#8221;Kuraklık En Önemli Gündemimiz ve Bir Süre Daha Gündemden Düşmeyecek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
