<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sosyal Medya | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/sosyal-medya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sosyal-medya</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>Sosyal Medya | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sosyal-medya</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dijital mirasınıza sahip çıkın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-mirasiniza-sahip-cikin-624797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkın]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Miras]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hesaplarını]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[mirasınıza]]></category>
		<category><![CDATA[sahip]]></category>
		<category><![CDATA[Sevdiklerini]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624797</guid>

					<description><![CDATA[<p> İnsan hayatı sona erdiği zaman geride kalan aile üyeleri, yakın arkadaşlar tarafından duygusal olarak zor ama yasal olarak yapılması gereken işlemler bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-mirasiniza-sahip-cikin-624797">Dijital mirasınıza sahip çıkın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> İnsan hayatı sona erdiği zaman geride kalan aile üyeleri, yakın arkadaşlar tarafından duygusal olarak zor ama yasal olarak yapılması gereken işlemler bulunuyor. Sosyal medyanın yoğun kullanıldığı bu dönemde bir vefat sonrasında dijital varlıklarının yönetiminin nasıl olacağı da önemli bir konu. Ayrıca dolandırıcılar genellikle ölen kişilerin veya yas tutan yakınlarının hesaplarını hedef alıyorlar.</strong></p>
<p><strong>Dijital mirasınızı nasıl hazırlayıp koruyacağınızı ve sevdiklerinizin duygusal ve fiziksel yükünü azaltmak için önceden başka neler yapabileceğinizi tam olarak bilmek önemli. Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET, dijital miras dolandırıcılarına karşı alınabilecek önlemler konusunda bilgi paylaşımında bulundu. </strong></p>
<p>Bir hayat sona erdiğinde geride bırakılanları hayal edebiliyor musunuz? Aile yadigârları, mülkler ve  diğer maddi varlıklar…  Şimdi de sevdiklerinize yönetmeleri için bırakacağınız tüm dijital varlıkları bir düşünün. E-posta hesapları, paylaşılan fotoğraflar, parolalar, çalma listeleri, sosyal medya profilleri ve akıllı cihazlar. Aradaki fark, siz öldükten sonra bunlara tamamen erişilemez hâle gelmesi ve bu durumun, arkadaşlarınız ve aileniz için zaten travmatik olan süreci daha da karmaşık hâle getirmesidir. Daha da kötüsü, dijital mirasınız kötü niyetli kişilerin hedefi bile olabilir. Dijital mirasınızı nasıl hazırlayıp koruyacağınızı ve sevdiklerinizin duygusal ve fiziksel yükünü azaltmak için önceden başka neler yapabileceğinizi tam olarak bilmek önemlidir. Ayrıca aniden aynı duruma düşerseniz ne olacağını da bilmelisiniz.</p>
<p><strong>Dijital miras bırakılabilir mi?</strong></p>
<p>En büyük zorluklardan biri sosyal medya ve parola yönetimiyle ilgilidir. OpenID Foundation&#8217;a göre, bankalar, vergi daireleri ve kart şirketleri ölüm sonrası hesapların kapatılmasıyla ilgili iyi prova edilmiş süreçlere sahipken birçok dijital odaklı şirket hâlâ ölümü &#8220;olağan dışı bir durum&#8221; olarak ele alıyor. Yasal açıdan bakıldığında, miras yasaları genellikle dijital varlıkları kapsamamakta, çevrimiçi politikalar &#8220;belirsiz&#8221; ve araçlar dağınık olabilmektedir.</p>
<p><strong>Riskler nelerdir?</strong></p>
<p>Sevdiklerini kaybeden arkadaşlar ve aile üyeleri için ölen kişinin dijital değerlerini geri alamamaları durumunda, sevdiklerini kaybetmenin duygusal darbesinin acısı artabilir. Sosyal medya algoritmaları, doğum günü bildirimleri veya etiketlenmiş fotoğraflar şeklinde istenmeyen anıları gündeme getirirse bu durum kötü hissettirebilir. Ayrıca size devredilmesi gereken kripto paralar ve diğer varlıklara erişememenizin mali bir etkisi de vardır.</p>
<p>Dolandırıcılar da para kazanma fırsatı yakalama peşinde. İlk olarak, ölüm ilanlarını ve sosyal medya gönderilerini tarayarak, ölen kişinin kimliğine bürünmek için kullanabilecekleri kişisel bilgileri arıyorlar. Sonrasında kredi kartı şirketlerini aldatarak yeni kredi limitleri açtırmaya bile çalışıyorlar.  Bankalar ve devlet kurumları için zorluk, kurban hesaplarını aktif olarak takip etmediğinde, bu tür dolandırıcılıkların normalde olacağından çok daha uzun süre devam edebilmesi oluyor. Dolandırıcılar yakın zamanda vefat eden bir kişinin ailesini de hedef alabilir. Örneğin, web&#8217;den onların görüntülerini toplayarak, akrabalarından para veya bilgi talep eden ölüm sonrası deepfake videolar oluşturabilirler. Ya da aynı şeyi yapmak için merhumun sosyal medya hesaplarını ele geçirebilirler. Hatta bir sigorta şirketi gibi davranarak, hayat sigortası fonlarını serbest bırakmak için bir ücret talep edebilirler. Ya da sevdiklerinizin dijital varlıklarına ücret karşılığında erişebileceklerini iddia eden hayali bir &#8220;hesap kurtarma&#8221; hizmet sağlayıcısı olabilirler.</p>
<p><strong>Dijital miras riskini yönetmek için yapabilecekleriniz</strong></p>
<p>Yapmanız gereken ilk şey, sizin veya sevdiğiniz birinin dijital mirasını oturup birlikte düzenlemektir. Giriş bilgileri de dâhil olmak üzere tüm önemli hesapların, cihazların ve varlıkların dijital bir envanterini çıkarın. Parolaları saklamak için parola anahtarları veya dijital cüzdanlar kullanıyorsanız bu işlem karmaşık olabilir. </p>
<p>Çoğu büyük teknoloji şirketi, erişimi bir &#8220;miras irtibat kişisine&#8221; devretme olanağı sunsa da vefat etmeden önce bu olanağı kullanmazsanız muhtemelen hiç kimse hesaplarınıza erişemeyecektir. Başlıca hizmetler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Facebook/Instagram Miras Kişisi</li>
<li>Google Etkin Olmayan Hesap Yöneticisi</li>
<li>Apple Dijital Miras</li>
<li>1Password, LastPass ve Keeper gibi bazı parola yönetimi hizmetleri de &#8220;acil durum erişimi&#8221; veya benzer özellikler sunar</li>
</ul>
<p>Ancak yukarıdakiler için izinlerin kısıtlı olabileceğini ve bunun da içeri girdikten sonra erişebileceğiniz ve yapabileceğiniz şeyleri sınırlayabileceğini de bilmelisiniz. Ancak en azından bunları güvence altına almak veya tamamen kapatmak mümkün olmalıdır. Bu, tek kullanımlık şifreleri almak için bunlara ihtiyacınız olmadığı varsayımıyla geçerlidir. Ardından, merhum ile ilgili kamu ve özel kurumlara bilgilendirmede  bulunulması gerekiyor. Olağan dışı faaliyetleri izleyerek finansal dolandırıcılığı önleyebilirsiniz. Ehliyetini iptal edin ve banka ve kredi kartı hesaplarını dondurun, güvenli olduğunda bunları silin. Bulduğunuz tüm devam eden abonelikleri iptal edin. Dolandırıcılar izliyor olabileceğinden, ölüm ilanında çok fazla bilgi paylaşmaktan kaçının. Ayrıca tüm arkadaşların ve aile üyelerinin olası dolandırıcılık girişimlerine karşı uyanık olmalarını sağlayın.</p>
<p>Yukarıdakiler, özellikle kendi yasınızla ve sevdiğiniz birinin vefatının ardından yapılması gereken çok sayıda işle meşgulseniz söylendiği kadar kolay olmayabilir. Bu nedenle, büyük teknoloji platformlarına miras irtibat bilgileri vererek mümkün olduğunca önceden plan yapmak önemlidir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-mirasiniza-sahip-cikin-624797">Dijital mirasınıza sahip çıkın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[esra]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 21 Mart Nezaket Günü kapsamında, dijital platformlarda iletişim dili ve nezaket kültürünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 21 Mart Nezaket Günü kapsamında, dijital platformlarda iletişim dili ve nezaket kültürünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Dijital iletişimde mimik ve tonlama yok</strong></p>
<p>Dijital ortamlarda kurulan iletişimin yüz yüze iletişimden farklı dinamiklere sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Atalay, “Dijital platformda iletişim kurarken günlük yaşamda konuşmalarımıza eşlik eden mimikler, jestler, ses tonlamaları yok. Bundan dolayı muhatabımız bizi yalnızca kullandığımız sözlerle değerlendiriyor. Bu sınırlı iletişim biçimi birçok yanlış anlamalara neden olabiliyor. Önemsiz gibi görünen küçük bir kelime seçimi bile çok daha sert algılanabiliyor. Yüz yüze iletişimde genelde kendimizi daha fazla kontrol ediyoruz; çünkü karşımızdaki kişinin tepkilerini anında görüp buna göre kendi mesajımızı yeniden şekillendirebiliyoruz. Dijitalde ise bu geri bildirim gecikmeli ya da hiç yok. Bu da iletişimi daha soğuk ve riskli hale getiriyor. Dolayısıyla nazik bir iletişim üslubu kullanmaya dikkat etmek her zamankinden daha önemli hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada sert dilin nedeni sadece bireyler değil</strong></p>
<p>Sosyal medyada kullanılan dilin çoğu zaman daha sert ve kırıcı olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Bunun birkaç nedeni var. Birincisi, insanlar ekranın arkasında kendilerini daha güvende hissediyor. İkincisi, hızlılık baskısı var. Çoğu zaman düşünmeden hemen yazıp gönderiyoruz. Üçüncüsü de sosyal medyanın algoritmik yapısı daha keskin, daha iddialı, hatta daha saldırgan içerikler daha fazla görünür oluyor. Yani sadece bireysel değil, yapısal bir teşvik de söz konusu. Sosyal medyada karşımızdakinin bir insan olduğunu, yazdıklarımızdan, kullandığımız kelimelerden olumsuz etkilenebileceğini daha az düşünüyoruz. Yüz yüze iletişimin avantajları ortadan kalktığında, özellikle anonimlik söz konusuysa çok daha kaba ve kırıcı olunabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu durumun literatürde “çevrimiçi disinhibisyon etkisi” olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Atalay, dijital ortamlarda kurulan iletişimin bazen gerçek değilmiş gibi algılanabildiğine dikkat çekti ve “Çevrimiçi ortamlarda kurulan etkileşimin gerçek değilmiş gibi algılanması olarak özetlenebilecek bu etki altında insanlar sosyal medyada karşımızdakinin ne hissettiğini düşünmeden, olduğundan daha açık sözlü, daha cesur ve ne yazık ki daha kaba olabiliyor. Oysa ekranın arkasında yine bir insan olduğunu hatırlamak önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Emojiler yanlış anlaşılmaları azaltabiliyor</strong></p>
<p>Yazılı dijital iletişimde tonlama ve mimik olmadığı için yanlış anlaşılmaların daha sık yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Atalay, günlük iletişimde emojilerin bu boşluğu kısmen doldurduğunu ifade etti ve “Aslında emojiler bu boşluğu doldurmak, karşı tarafa mesajı kendi yüklediğimiz anlam ve duygu bagajıyla birlikte göndermek için kullanılıyor. Günlük sosyal medya yazışmalarında emojiler kurtarıcı olabiliyor. Ancak daha resmi yazışmalarda emoji kullanmak hoş karşılanmayabilir. Gayri ciddi olarak görülebilir. Bu durumda yazdığımız mesajı kontrol etmeden göndermemek, göndermeden önce mutlaka bir kez sesli okuyarak istediğimizin dışında bir anlam ya da duyguyu çağrıştırıp çağrıştırmadığına dikkat etmek iyi olabilir. Kısa, net, ima, ironi ve esprilerden arındırılmış bir üslup yanlış anlaşılmaların önüne geçebilir.”  ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anonimlik saygı sınırlarını zayıflatabiliyor</strong></p>
<p>Dijital ortamlarda anonimlik ve mesafe hissinin saygı ve nezaket sınırlarının aşılmasını kolaylaştırabildiğini ifade eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Anonimlik ve mesafe hissi dijital iletişimi daha da kırılgan hale getiriyor. İnsanlar kimlikleri görünür olmadığında ya da karşısındakini ‘gerçek’ bir insan olarak hissetmediğinde, normalde söylemeyecekleri sözleri çok daha rahat dile getirebiliyor. Bu ortamda sosyal normlar gevşiyor, sınırlar esniyor; dolayısıyla saygı ve nezaket ihlalleri artıyor. Özellikle tanımadıkları kişilere karşı, düşünmeden ve ölçüsüzce tepki verebilen bir kullanıcı profili ortaya çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Olumsuz yorumların hedefi haline gelen bireyler için bu süreç ciddi bir psikolojik yıpranmaya dönüşebildiğini anlatan Prof. Dr. Atalay, “Üstelik sosyal medyada görünürlük ve ilgi çekme arzusu bu davranışları besliyor. Kendi değerlerini sergilemek, kendince doğru tarafta olduğunu göstermek ya da ahlaki bir üstünlük kurmak adına, çoğu zaman yeterli bilgiye sahip olmadan başkalarını kolayca yargılayan ve linç eden bir dijital kalabalık oluşabiliyor. Ahlaki poz kesme olarak adlandırılan bu duruma sosyal medyada giderek daha çok rastlıyoruz. Bunun mağdurları için ise sosyal yaşam çok zorlaşıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmeliyiz</strong></p>
<p>Dijital nezaket kültürünün gelişmesi için bireylerden ailelere ve eğitim kurumlarına kadar çok katmanlı bir sorumluluk bulunduğunu belirten Prof. Dr. Atalay, “Dijital nezaket kültürünün gelişmesi için sorumluluk çok katmanlı bir yapıda.  Bireyler olarak biraz daha yavaşlamak, düşünerek yazmak ve empati kurmak iyi olabilir. Günümüzde dijital nezaket hem ailelerin hem de eğitim kurumlarının çocuklara, gençlere genel terbiye ve saygı eğitimlerinin önemli bir parçası olmalı. Aileler çocuklara sadece teknoloji kullanmayı değil, dijital ortamda nasıl davranılması gerektiğini de öğretebilirler.  Eğitim kurumları bunu bir yaşam becerisi olarak ele almalı. Kısacası, dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dönemlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kurbanı]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Tik]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rvan]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[savaşın]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması</strong></p>
<p>Dezenformasyonun tanımına açıklık getirerek sözlerine başlayan Prof. Dr. İrvan, “Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması anlamına geliyor. Kriz dönemlerinde hızla yayılmasının nedeni, krizlerin belirsizlik dönemleri olmasından kaynaklanıyor.” dedi.</p>
<p>Belirsizlik arttıkça medyaya ve sosyal medyaya bağımlılığın da arttığını belirten Prof. Dr. İrvan, “Kişilerin kendi görüşlerine ve beklentilerine uygun bilgileri doğru kabul etme eğilimi artıyor. Buna psikolojide doğrulama önyargısı deniliyor. Yani kişi, bu bilgileri doğrulama gereksinimi duymadan kabulleniyor” ifadelerini kullandı<strong>.</strong></p>
<p><strong>Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır</strong></p>
<p>Savaş ve çatışma dönemlerinde doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığına ilişkin de Prof. Dr. İrvan, doğru bilgiye ulaşmanın bu dönemlerde son derece güçleştiğini söyledi.</p>
<p>X hesabında daha önce paylaştığı bir ifadeyi hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır; (sosyal) medya üzerinden yürütülür. Savaşan taraflar bu savaşı sosyal medyaya da taşıyorlar. Haliyle neyin doğru neyin yanlış olduğunu, yapılan açıklamalara bakarak belirleyebilmek hiç kolay değil.” dedi.</p>
<p>Örnek olarak, ABD/İsrail güçlerinin İran’a yönelik saldırılarının başladığı 28 Şubat’ta ortaya atılan iddialara değinen Prof. Dr. İrvan, “ABD merkezli medyada İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürüldüğüne ilişkin haberler yer alırken, İran medyası bu haberi yalanlayan yayınlar yaptı. Gerçekler elbette er ya da geç ortaya çıkıyor ancak şunu her zaman hatırlamakta yarar var. Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Mavi tik” güven algısını istismar ediyor</strong></p>
<p>Sosyal medyada “mavi tikli” hesaplara duyulan güvenin nasıl oluştuğuna da değinen Prof. Dr. İrvan, özellikle X platformunda mavi tikin uzun süre “otorite sembolü” olarak algılandığını belirtti.</p>
<p>“Eğer bir hesap mavi tikliyse güvenilir hesap imajı yaygındı. Ancak bu özellik ücretli abonelik modeline dönüştürülünce, parayı ödeyen herkes mavi tik alabilir hale geldi” diyen Prof. Dr. İrvan, buna rağmen kullanıcı psikolojisinde güven algısının büyük ölçüde değişmediğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. İrvan, “Toplumu manipüle etmek isteyen, dezenformasyon peşinde koşan hesaplar toplumun bu güven algısını istismar ediyor” dedi.</p>
<p><strong>Yalan haberler 6 kat daha hızlı yayılıyor</strong></p>
<p>Resmî yalanlamaların viral hale gelen yanlış bilgilerin hızını kesip kesemediğine ilişkin ise Prof. Dr. İrvan, “Resmî yalanlamaların her zaman başarılı olduğunu söylemek zor” diyerek iki temel nedene işaret etti. “Birincisi, toplumların otoritelere karşı güveni sarsılmış durumda. Otoriteler, hoşa gitmeyen doğru bilgileri de yalanlayabiliyor. İkincisi ise sosyal medya mantığı. Bir haber yalanlandıysa, bu yalanlama bile haberin daha çok yayılmasına hizmet edebiliyor.” dedi.</p>
<p>Science dergisinde 2018 yılında yayımlanan bir araştırmayı hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Bu araştırma, yalan haberlerin gerçek haberlerden 6 kat daha hızlı yayıldığını göstermişti. ‘Bu haber yanlış’ şeklindeki paylaşımların bile yayılım hızına katkı sunduğunu unutmamak gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Algoritma doğruluğu değil etkileşimi ödüllendiriyor</strong></p>
<p>X platformunun algoritmik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, sistemin içeriğin doğruluğunu değil, etkileşim potansiyelini öncelediğini söyledi ve “Algoritma, bir bilginin doğru olup olmadığına bakmıyor; aldığı beğeni, yorum ve yeniden paylaşım sayısını önceliyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok paylaşıldığı için tam da platformun sevdiği türden bir içeriğe dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Etkileşim temelli gelir modelinin yanlış bilgiyi teşvik ettiğini belirten Prof. Dr. İrvan, “Benim ‘kırıntı habercileri’ diye tanımladığım bazı hesaplar, yanlış olduğu anlaşılmış haberleri sırf etkileşim almak için tekrar tekrar paylaşmaktan çekinmiyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok etkileşim alıyor ve gelir getiriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyayı kapatmak paniği artırır</strong></p>
<p>Kriz dönemlerinde panik ve toplumsal huzursuzluğun önlenmesi için uygulanması gereken iletişim stratejilerine de değinen Prof. Dr. İrvan, sosyal medya platformlarının yavaşlatılmasının ya da erişime engellenmesinin yanlış bir yöntem olduğunu dile getirdi ve “Halk arasında korku ve panik yayılıyor diye ilk önlem olarak sosyal medyayı yavaşlatmak ya da erişilemez hale getirmek en kötü iletişim stratejisidir. Bu uygulamalar tam da paniği artıran bir etki yapar.” dedi.</p>
<p>Doğru yaklaşımın hızlı ve doğru bilgilendirme olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İrvan, “Yurttaşları doğrulanmış haber ve bilgileri paylaşmaya teşvik etmek gerekir. Doğru ve sürekli bilgilendirme yapılmazsa söylentiler ve dedikodular devreye girer, dezenformasyona kapı aralanır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Etkileşim vermemek de bir mücadele yöntemidir</strong></p>
<p>Son olarak sosyal medyada yalan haberlerle mücadelenin yollarına değinen Prof. Dr. İrvan, “Bu haberleri paylaşan hesaplara etkileşim vermemek de etkili bir yöntemdir.” dedi.</p>
<p> “Kriz dönemlerinde güvenilir medya ve gazeteci hesaplarını takibe almalı, önümüze düşen haberlere daha kuşku içinde bakmalıyız.” diyen Prof. Dr. İrvan, özellikle belirsizlik dönemlerinde dijital okuryazarlığın hayati önem taşıdığını vurguladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakırköy&#8217;de Teknolojik Anneler buluşması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-teknolojik-anneler-bulusmasi-617913</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 12:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[anneler]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında 5 gün boyunca kadınlara yönelik etkinlikler düzenliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-teknolojik-anneler-bulusmasi-617913">Bakırköy&#8217;de Teknolojik Anneler buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında 5 gün boyunca kadınlara yönelik etkinlikler düzenliyor. “Kadınlar Her Yerde; Evden Sokağa, Dijitalden Sanata Bakırköy’de buluşuyor” sloganıyla düzenlenen etkinliklerin ilkinde, Sosyal Medya ve İletişim Uzmanı Derya Divrikli ile “Teknolojik Anneler: Dijital Dünyada Güçlenen Kadınlar” başlıklı söyleşi ile dijital çağda çocuk büyütmenin getirdiği yeni sorunları ve çözüm yollarını gündeme taşıdı.</p>
<p>Kısa süre önce öğrencisi tarafından öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik’in anılmasıyla başlayan “Teknolojik Anneler: Dijital Dünyada Güçlenen Kadınlar” söyleşisinde, Sosyal Medya ve İletişim Uzmanı Derya Divrikli ile dijital çağda çocukların maruz kaldığı içeriklerin ve sosyal medyanın gençler üzerindeki etkileri konuşuldu. Bakırköy’de düzenlenen etkinlikte anneler, teknoloji çağında çocuk yetiştirmenin getirdiği yeni sorular ve kaygılar üzerine bir araya geldi.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen Sosyal Medya ve İletişim Uzmanı Derya Divrikli ile “Teknolojik Anneler: Dijital Dünyada Güçlenen Kadınlar” başlıklı söyleşi, dijital çağda çocuk büyütmenin getirdiği yeni sorunları ve çözüm yollarını gündeme taşıdı. Bakırköylü kadınların yoğun katılım gösterdiği etkinlikte, annelerin dijital dünyayla kurduğu ilişki ve çocukların teknoloji kullanımı üzerine kapsamlı bir sohbet gerçekleştirildi.</p>
<p><b>FATMA NUR ÇELİK ÖĞRETMEN UNUTULMADI</b></p>
<p>Etkinliğin açılışında kısa süre önce öğrencisi tarafından öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik anıldı. Toplumu derinden sarsan bu olay üzerinden çocukların maruz kaldığı dijital içeriklerin, sosyal medyada giderek sertleşen dilin ve şiddetin normalleşmesinin gençler üzerindeki olası etkilerine dikkat çekildi. Konuşmada, teknolojinin tek başına suçlanamayacağı ancak çocukların karşılaştığı içeriklerin ve dijital kültürün davranışları şekillendirme gücünün göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulandı.</p>
<p>Söyleşide çocuklarda ekran süresi, sosyal medya güvenliği, dijital kimlik, sosyal medyanın psikolojik etkileri ve dijital akran zorbalığı gibi günümüz ebeveynlerinin en çok karşılaştığı konular ele alındı. Katılımcılar hem kendi deneyimlerini paylaştı hem de çocuklarını dijital dünyada daha bilinçli ve güvenli şekilde nasıl yönlendirebileceklerine dair öneriler dinledi.</p>
<p>Programda özellikle dijital çağda annelerin yaşadığı ikilemler ve suçluluk duygusu üzerinde duruldu. Çocukların teknolojiyle büyüdüğü bir dönemde ebeveynlerin sık sık “fazla mı izin veriyorum, yoksa çok mu kısıtlıyorum?” sorusuyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekilerek, teknolojiye tamamen karşı çıkmak yerine çocuklarla sağlıklı sınırlar kurmanın ve dijital okuryazarlık geliştirmenin önemine vurgu yapıldı.</p>
<p>Sosyal medyada çocukların karşılaşabileceği riskler, sahte hesaplar ve çevrim içi akran zorbalığı gibi konuların da ele alındığı etkinlikte, ailelerin çocuklarıyla güven temelli iletişim kurmasının dijital güvenlik açısından en önemli adım olduğu ifade edildi.</p>
<p>Katılımcıların sorularıyla interaktif şekilde ilerleyen söyleşi, annelerin deneyimlerini paylaşabildiği ve birbirlerinden öğrenebildiği bir dayanışma ortamına dönüştü. Bakırköy Belediyesi’nin kadınlara ve ailelere yönelik sosyal çalışmalarının bir parçası olarak düzenlenen etkinlik, dijital çağda ebeveynlik konusunda farkındalık yaratmayı ve annelerin kendilerini bu süreçte daha güçlü hissetmelerini amaçladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-teknolojik-anneler-bulusmasi-617913">Bakırköy&#8217;de Teknolojik Anneler buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vodafone Red ve Meta İş Birliğinde Yeni Dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vodafone-red-ve-meta-is-birliginde-yeni-donem-617494</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[birliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[meta]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[paketleri]]></category>
		<category><![CDATA[red]]></category>
		<category><![CDATA[sınırsız]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[vodafone]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617494</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, 5G’ye hazır altyapısını global içerik sağlayıcılarla yaptığı işbirlikleriyle güçlendirmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafone-red-ve-meta-is-birliginde-yeni-donem-617494">Vodafone Red ve Meta İş Birliğinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren <strong>Vodafone,</strong> 5G’ye hazır altyapısını global içerik sağlayıcılarla yaptığı işbirlikleriyle güçlendirmeye devam ediyor. Bu doğrultuda, Mobil Dünya Kongresi’nde Meta dahil olmak üzere global işbirlikleri gerçekleştiren Vodafone WhatsApp, Messenger, Instagram ve Facebook uygulamalarını Vodafone Red tarife portföyü kapsamında müşterilerine sınırsız olarak sunacak. </p>
<p>1 Nisan itibarıyla Vodafone 5G altyapısının aktif kullanımıyla birlikte söz konusu Meta platformlarında daha hızlı yükleme, daha akıcı video paylaşımı, daha kaliteli görüntülü görüşme ve kesintisiz sosyal medya deneyimi mümkün olacak.</p>
<p><strong>Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, </strong>şunları söyledi:</p>
<p>“Vodafone olarak, 5G’ye geçiş sürecinde yalnızca altyapıyı değil, müşterilerimizin dijital iletişimini de odağımıza alıyoruz. Global teknoloji ortaklarıyla kurduğumuz stratejik işbirlikleri sayesinde Türkiye’de 5G kullanımını artırmayı, sosyal etkileşimi güçlendirmeyi ve dijital iletişimi herkes için erişilebilir kılmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda, popüler sosyal medya uygulama ve servis işbirlikleri gerçekleştiriyoruz. Meta işbirliğimizle de de 5G’nin sunduğu yüksek hız ve düşük gecikme avantajını sosyal iletişimle platformlarıyla buluşturuyoruz. Bu işbirliği kapsamında, yeni Red portföyümüzde WhatsApp, Messenger, Instagram ve Facebook kullanımları internet paketleri kapsamında sınırsız olacak. Böylece, yeni Red portföyümüzü, 5G döneminin sosyal ve iletişim alışkanlıklarına uygun şekilde yeniden konumlandırıyoruz. Amacımız, yalnızca 5G altyapısını yaygınlaştırmak değil, müşterilerimizin 5G destekli sosyal iletişim deneyimine hazır olmasını sağlamak. Dünyanın bir numaralı 5G markası olarak, dünyanın en güçlü teknoloji oyuncularıyla bir araya gelerek dijital dünyanın potansiyelini Türkiye’de gerçek deneyimlere dönüştürmeye devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Meta EMEA Kurumsal Ortaklıklar Direktörü Katerina Kyrili </strong>ise şöyle konuştu: </p>
<p>Vodafone Türkiye ile Türkiye’deki kullanıcılara yönelik yenilikçi çalışmaları desteklemek için uzun süredir devam ettirdiğimiz işbirliğimiz kapsamında attığımız bu yeni adımı büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz. </p>
<p><strong>Sınırsız iletişim ve sosyal medya paketlerine yoğun ilgi</strong></p>
<p>Vodafone, dijital iletişimi ve sosyal medya deneyimini herkes için erişilebilir kılma vizyonu doğrultusunda uzun süredir sınırsız iletişim ve sosyal medya paketleri sunuyor. 2025 yılında diğer uygulamaların yanı sıra WhatsApp ve Messenger’ı da kapsayan Sınırsız İletişim Paketi’nden yaklaşık 12,5 milyon müşteri faydalandı. Bu kapsamda 200 milyona yaklaşan GB veri internet paketlerinden düşmeden kullanıldı. Aynı dönemde, Facebook ve Instagram’ı içeren Sınırsız Sosyal Paket’ten 3 milyonu aşkın müşteri yararlandı ve 250 milyona yaklaşan GB veri tüketimi internet paketlerinden düşmeden gerçekleşti. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafone-red-ve-meta-is-birliginde-yeni-donem-617494">Vodafone Red ve Meta İş Birliğinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[lerin]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[selfie]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların bugün yaşadığı hayat, 20 hatta 40 yıl öncesine göre çok farklı. Bu farkın ana nedeni ise teknoloji. İyi ya da kötü, akıllı telefonların ve sosyal medyanın ortaya çıkışı, çocukların birbirleriyle ve çevrelerindeki dünyayla etkileşim kurma şeklini kökten değiştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317">Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukların bugün yaşadığı hayat, 20 hatta 40 yıl öncesine göre çok farklı. Bu farkın ana nedeni ise teknoloji. İyi ya da kötü, akıllı telefonların ve sosyal medyanın ortaya çıkışı, çocukların birbirleriyle ve çevrelerindeki dünyayla etkileşim kurma şeklini kökten değiştirdi. Siber güvenlik şirketi ESET, çocukların mutlu bir dijital yaşam sürmelerini sağlarken potansiyel risklerin nasıl yönetebileceğini inceledi, önerilerini paylaştı. </strong></p>
<p>Farklı düşünceler olsa da  sosyal medya doğası gereği kötü değildir. Bazı yönlerden, gençlere kendini ifade edebilecekleri güvenli bir alan veya hikâyelerini paylaşabilecekleri, arkadaşlık kurabilecekleri benzer düşünen insanlardan oluşan bir topluluk sağlayarak fayda bile sağlayabilir. Bazı çocuklar, ebeveynlerine soramadıkları konular ile ilgili  sosyal medya hesapları aracılığıyla resmî kaynaklardan bilgi edinebilir; destek bile isteyebilirler. Ancak bağlam her şeydir. Önemli bir açıklama, çocuklarınızın sosyal medyayı esas olarak iletişim kanalı olarak mı, fotoğraf ve videolara yorum yapmak için mi yoksa içerik paylaşmak için mi kullandıklarıdır. Ya da kendilerinin videolarını ve selfie&#8217;lerini çokça paylaşıyorlar mı? Profilleri kilitli ve sık sık kontrol edilmedikçe bu durum bazı sorunlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Selfie&#8217;ler nasıl risk oluşturabilir?</strong></p>
<p>Bir selfie sosyal medya sitesine yayımlanır yayımlanmaz, çocuğunuz onun üzerinde belirli bir kontrolünü kaybeder. Silse bile çocuğunuz görüntünün arkadaşları ve takipçileri tarafından yeniden paylaşıldığını ve yayıldığını görebilir.  Bu &#8220;dijital kalıcılık&#8221; fikri, gençler çevrimiçi paylaşım yaparken akıllarına gelmeyebilir. Ancak yapay zekâ botlarının büyük dil modellerini eğitmek için sosyal medya içeriğini taradığı bir çağda, bu konu her zamankinden daha önemli hâle geldi. Bu durum, özel içeriğin kamuya açık alana sızma riskini artırmaktadır. </p>
<p>Ebeveynler için daha da endişe verici olan, bir selfie&#8217;nin aşağıdaki riskleri doğurabileceğidir: </p>
<p>·       Avlarını arayan avcıları çekebilir.</p>
<p>·       Müstehcen içerik oluşturmak için yapay zekâ &#8220;nudifier&#8221; araçlarını besleyecek görüntüler arayan avcıları ve şantajcıları çekebilir. Bu içerik çevrimiçi olarak paylaşılabilir veya kurbana şantaj yapmak için kullanılabilir.</p>
<p>·    Doğum tarihi veya okul adı gibi kişisel bilgileri içerebilir ve bu bilgiler diğer bilgilerle birleştirilerek kimlik hırsızlığı için kullanılabilir.</p>
<p>·    Siber zorbalar ve troller tarafından çocuğunuzu çevrimiçi olarak mağdur etmek için kullanılabilir.</p>
<p>·     Gelecek yıllarda işverenler veya ileri eğitim kurumları tarafından görülebilecek utanç verici veya uygunsuz ayrıntılar içerebilir.</p>
<p><strong>Selfie&#8217;ler ruh sağlığını etkiler mi?</strong></p>
<p>Ayrıca selfie paylaşmak da dâhil olmak üzere sosyal medya kullanımının psikolojik zarara yol açabileceğini gösteren kanıtlar da giderek artıyor. 2017 yılında 8. ve 12. sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırma, 2010-2015 yılları arasında depresif belirtilerin yüzde 33 arttığını ortaya koydu. Aynı dönemde bu yaş grubundaki kızların intihar oranı yüzde 65 artmıştı.</p>
<p>Burada doğrudan bir nedensel bağlantı yoktur. Ancak korelasyon açık çünkü Batı&#8217;da akıllı telefon ve sosyal medyanın yaygınlaşmasının arttığı döneme denk geliyor. Uzmanlar ayrıca sosyal medyanın gençlerin özgüvenini, fiziksel sağlığını ve uyku kalitesini etkileyebileceğini iddia ediyor. Yapay zekâ filtrelerinin selfie&#8217;lerle birlikte kullanılması, teorik olarak, duygusal ve psikolojik olarak savunmasız olduğumuz bir dönemde, görünüşe karşı sağlıksız bir takıntıya yol açabilir. Bu, 2023 yılında ABD Sağlık Bakanı&#8217;nın Sosyal Medya ve Gençlerin Ruh Sağlığı hakkında bir tavsiye yayımlamasının nedenlerinden biridir.</p>
<p><strong>Ebeveyn rehberliği zamanı</strong></p>
<p>Ebeveynlerin sınırlar belirlemek, en iyi uygulamaları öğretmek, çocuklara duygusal ve psikolojik destek sağlamak konusunda benzersiz ve önemli bir rolü var.  Kışkırtıcı görüntüler veya adres ve kimlik bilgilerini içeren her türlü içerik gibi, hangi tür selfie&#8217;lerin yasak olması gerektiği konusunda net kurallar belirleyin. Ancak bunu, çocuklarınıza profilini kısıtlama, coğrafi konumunu kapatma ve başkalarının fotoğraflarında onları etiketlemesi için manuel onay gerektirme gibi gizlilik ayarlarını öğreterek dengeleyin. Onlara, kimlerin kendilerini takip etmesine izin verecekleri konusunda neden seçici olmaları gerektiğini (yani, sadece gerçek hayatta arkadaş oldukları kişiler) öğretin. Neden birkaç ayda bir “dijital bahar temizliği” yapıp belirli takipçileri ve diğer kişileri silmenin yararlı olabileceğini anlatın.</p>
<p>Özellikle çocuğunuz siber zorbalık veya cinsel şantaj gibi rahatsız edici veya utanç verici bir konu hakkında sizinle konuşmak istediğinde dürüstlüğü teşvik etmek için yargılayıcı olmayan, saygılı bir ortam yaratmak önemlidir. Ancak bu güvenin bozulduğunu düşünüyorsanız ekran süresini ve belirli içeriklere ve uygulamalara erişimi sınırlamak için ebeveyn denetim araçlarını kullanabilirsiniz. </p>
<p><strong>Çocuklar teknolojiyle daha iyi bir ilişki kurmalı</strong></p>
<p>Önemli olan çocuğunuzun selfie paylaşmasını yasaklamak değil  onlara çevrimiçi olarak ne paylaşacaklarına dair rasyonel, riske dayalı kararlar alabilmeleri için bilgi vermektir. Bu, onları avcılar, zorbalar ve dolandırıcılardan korumayı da içeriyor. Aynı zamanda aşırı sosyal medya kullanımının potansiyel zihinsel sağlık üzerindeki etkilerine dair uyarıları da kapsıyor. Bu nedenle, evde ekran süresini en aza indirmek, masada telefon kullanımını yasaklamak ve hafta sonu bir veya iki saatinizi aile etkinliklerine ayırmak gibi önlemleri mutlaka deneyin. Ancak aynı zamanda örnek de olmalısınız. 2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ebeveynlerin yüzde 75&#8217;i çocuklarının fotoğraflarını, videolarını ve diğer içeriklerini adresinde paylaşıyor. Çocuklarınızın çevrimiçi ortamda selfie paylaşmasının artıları ve eksileri hakkında bir konuşma başlatmadan önce kendi &#8220;paylaşım&#8221; davranışınızı kontrol altına almayı unutmayın.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317">Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[16 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615601</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601">Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, dijital bağımlılık konusunu “yasaklama mı, güçlendirme mi?” bağlamında ele aldı.</p>
<p><strong>Dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, ülkemizde 3 Şubat 2026 tarihli resmî gazete yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030”nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu eylem planının stratejik amaçları; Farkındalık ve Bilinçlendirme, Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi, Dijital Risklere Karşı Müdahale ve Destek Mekanizmalarının Güçlendirilmesi ve Yasal ve Kurumsal Düzenlemelerin Güçlendirilmesi başlıklarında belirlenmiştir. Özellikle hem çocukların hem de ailelerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi, dijital platformlarda güvenli davranış biçimlerinin kazandırılması ve eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve mahremiyet bilinci gibi becerilerin desteklenmesi hedeflenmektedir. Çocukların bilgiye erişim, çevrim içi öğrenme ve teknolojiyi etkin bir şekilde kullanmaları teşvik edilerek, dijital teknolojilerin yalnızca tüketim aracı değil aynı zamanda üretim ve gelişim alanı olarak görülmesi amaçlanmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Avustralya öncü oldu</strong></p>
<p>10 Aralık 2025 itibarıyla Avustralya’da 16 yaş altındaki çocuk ve ergenlerin TikTok, Instagram, YouTube, Snapchat, X ve Facebook gibi büyük sosyal medya platformlarında hesap açmaları ve mevcut hesaplarını sürdürmelerinin yasaklandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “28 Kasım 2024’te kabul edilen ‘Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Bill 2024’ ile sosyal medya kullanımında asgari yaş 16 olarak belirlenmiş; böylece bu kapsamda dünyada öncü bir düzenleme hayata geçirilmiştir. Yasa, yaptırımları çocuklara ya da ebeveynlere değil, doğrudan teknoloji şirketlerine yöneltmektedir. Düzenlemenin temel gerekçesi, çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını, güvenliğini ve genel iyilik hâlini korumaktır. Siber zorbalık vakalarındaki artış, zararlı içeriklere maruz kalma, çevrim içi istismar riski, kötü niyetli yetişkinlerle temas olasılığı ve sürekli karşılaştırma kültürünün benlik saygısı üzerindeki olumsuz etkileri, yasanın dayanak noktaları arasında gösterilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya yasaklamaları küresel ölçekte hızlandı</strong></p>
<p>Avustralya’daki bu düzenlemenin, benzer tartışmaları küresel ölçekte hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Birleşik Krallık 16 yaş altına yönelik kısıtlamaları değerlendirmekte; Fransa’da 15 yaş altına sosyal medya yasağını öngören tasarı parlamentodan geçmiştir. Çin, ‘minor mode’ uygulamasıyla yaşa bağlı ekran süresi sınırlamaları getirmiştir. İspanya ve Danimarka’da da benzer düzenlemeler gündemdedir. Avrupa Parlamentosu ise bağlayıcı olmamakla birlikte 16 yaş sınırını öneren bir karar üzerinde uzlaşmıştır. Bu gelişmeler, sosyal medyanın çocuk gelişimi üzerindeki etkisinin pedagojik bir tartışmanın ötesine geçerek hukuki ve siyasal bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yasaklama bir çözüm mü?</strong></p>
<p>12–16 yaş aralığının kimlik gelişiminin hızlandığı, sosyal kabul ihtiyacının arttığı ve duygusal dalgalanmaların yoğunlaştığı kritik bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ergenlikte bireyin fiziksel değişimlere uyum sağlaması, kendilik algısını yapılandırması ve sosyal ilişkiler içinde konumunu belirlemesi beklenir. Ancak nörogelişimsel açıdan dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme kapasitesi henüz tam olarak olgunlaşmamıştır. Bu durum, sosyal medya ortamlarında karşılaşılan içeriklere karşı ergenleri daha kırılgan hâle getirebilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik kırılgan bir dönem</strong></p>
<p>Araştırmalar, sosyal medya platformlarında idealize edilmiş yaşam temsillerinin, mükemmel beden algısı ve popülerlik odaklı görünürlük kültürünün, ergenlerin benlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini ortaya koyduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Özellikle sosyal karşılaştırma süreçleri, özsaygı ve beden algısı üzerinde belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte sosyal medya, ergenlerin kendilerini ifade edebildikleri, akran ilişkilerini sürdürebildikleri ve toplumsal meselelere dair farkındalık geliştirebildikleri bir alan olarak da işlev görmektedir. Dolayısıyla sosyal medya hem risk hem de fırsat barındıran çift yönlü bir dijital ekosistem sunmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmanın da riski var</strong></p>
<p>Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır. Ayrıca gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmak, sonrasında ani ve denetimsiz bir geçişe yol açabilir. Bu durum, dijital okuryazarlık ve öz düzenleme becerilerinin kademeli olarak gelişmesini engelleyebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital okuryazarlık eğitimleri temel olmalı</strong></p>
<p>Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimleri bu yaklaşımın temel bileşenleri olmalıdır. Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir. 16 yaş altı sosyal medya yasağı yalnızca hukuki bir düzenleme değil; dijital çağda çocukluk ve ergenlik kavramlarının yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu kırılmanın nasıl yönetileceği ise yasaklardan çok, bilimsel veriye dayalı, çok paydaşlı ve çocuk merkezli politikaların geliştirilmesine bağlıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601">Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 09:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[Aynı Anda]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gün içinde yüzlerce kez ekranı kontrol ediyor, gece uyumadan önce son kez sosyal medyada geziniyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750">Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gün içinde yüzlerce kez ekranı kontrol ediyor, gece uyumadan önce son kez sosyal medyada geziniyoruz. Dijital çağın bu görünmez rutini artık sıradan bir alışkanlık değil; bilim insanlarına göre dikkat ve hafıza süreçlerimizi derinden etkileyen bir dönüşümün parçası. Uzmanlar, özellikle hızlı tüketilen kısa içeriklerin ve sürekli bildirim akışının haz temelli anlık kazançları artırdığını ama uzun vadede bedel ödettiğini söylüyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) çocuklara yönelik ekran süresi sınırlamaları ve Avrupa bölgesinde artan problemli sosyal medya kullanımı verileri, meselenin küresel boyutunu ortaya koyuyor. Üniversitelerde yapılan araştırmalar ise yalnızca telefonun masada durmasının bile bilişsel performansı düşürebildiğini gösteriyor. Peki hafızamız ve algımız gerçekten zayıflıyor mu? Yoksa sadece kullanım alışkanlıklarımız mı değişiyor? “Telefon masadayken bile dikkat düşüyor” diyen Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt konuyla ilgili çarpıcı bilgiler veriyor…</strong></em></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt’a göre sosyal medyanın aşırı ve kontrolsüz kullanımı, dikkat ve hafıza üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu etkinin şiddeti; kişinin yaşı ve sosyal medyada geçirdiği süreye bağlı olarak değişebilir. Özellikle çocuklar ve ergenlerde yoğun kullanım; dikkat dağınıklığına, dikkat süresinin kısalmasına ve aynı anda birden fazla işle uğraşma alışkanlığına bağlı dikkat sorunlarına yol açabiliyor. Birden fazla platformda eş zamanlı vakit geçirmek ve sürekli gelen bildirimler, odaklanmayı zorlaştıran başlıca etkenler arasında gösteriliyor” diyor. </p>
<p>Araştırmalar, sorunlu sosyal medya kullanımının günlük hayatta daha fazla dalgınlık ve unutkanlıkla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum çoğu zaman aşırı kullanım ve “bir şeyleri kaçırma korkusu” olarak bilinen “FoMO” ile bağlantılı görülüyor. Hatta akıllı telefon kapalı ve kullanılmıyor olsa bile görüş alanında bulunması, dikkat performansını zayıflatabiliyor. Bir şeyleri kaçırma korkusu ve kendi başına kalmanın verdiği rahatsızlık hissinden kaçınmak için insanların farkında olmadan sürekli olarak olası bir bildirime hazır hale geldiğini belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Beyin, potansiyel ödül sinyalini, yani bildirimi, tamamen görmezden gelemez. Telefon yanımızdayken bile zihinsel kaynaklarımızın büyük bir kısmı tetikte kalıyor. Bu da zihnimizin bir işe ya da bir şeye odaklanmasını zayıflatıyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><b>Sosyal Medya Kullanımı Arttıkça Unutkanlık Da Artıyor </b></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt’a göre problemli sosyal medya ve akıllı telefon kullanımı sadece dikkati değil, belleği de etkiliyor. Hafızanın güçlü olabilmesi için dikkat filtrelerinin sağlıklı bir şekilde çalışması ve hatırlanacak duruma ilişkin ara ara tekrar yapılması gerekiyor. Sürekli içerik değişimi, kısa videolar ve bildirim akışı dikkati ve özümseyerek öğrenmeyi bozuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Hafıza bir kas gibidir; tekrar ve odaklanma ister. Sürekli bölünen dikkat, bilgiyi yüzeyde bırakır. Öğreniyoruz sanıyoruz ama aslında depolamıyoruz” diyor.</p>
<p>Bazı uluslararası çalışmalar, günlük sosyal medya kullanım süresi arttıkça bilişsel performansa yönelik risklerin yükseldiğini, özellikle de dikkat süresinin azaldığını ortaya koyuyor. Sürekli içerik değiştirme alışkanlığı, beynin derin odaklanma yerine yüzeysel ve hızlı tarama moduna geçmesine neden oluyor. Bu durum özellikle öğrencilerde ders çalışırken sık sık telefona bakma ihtiyacı şeklinde görülüyor.</p>
<p><b>Kısa İçerikler Beynin Sabır Eşiğini Düşürüyor </b></p>
<p>Sosyal medya beğenileri ve bildirimlerin küçük ama sık dopamin salınımlarına yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, bu durumun beynin anlık ödüllere alışmasına neden olduğuna dikkat çekiyor: “Kısa ve hızlı içerik tüketimi, beynin sabır eşiğini düşürebilir. Uzun bir metni okumak ya da karmaşık bir problemi çözmek daha zor hale gelir. Bu durum özellikle gelişim çağındaki çocuk ve ergenlerde daha belirgin risk oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri, ergenlerde problemli sosyal medya kullanımının arttığını ve bunun ruh sağlığı ile dikkat süreçleri üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor”…</p>
<p>Problemli ve kontrolsüz sosyal medya kullanımının birçok ruhsal bozuklukla da ilişkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “En sık karşılaşılan ruhsal sorunlar arasında depresyon, dikkat eksikliği ve anksiyete bozuklukları öne çıkıyor. Bunlara uyku problemleri, beden algısına ilişkin sorunlar, yeme davranışındaki bozulmalar ile yalnızlık ve sosyal izolasyon da eşlik ediyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>Beyin Aynı Anda İki İşi Aynı Verimle Yapamaz </b></p>
<p>Kontrolsüz akıllı telefon ve sosyal medya kullanımının başta dikkat yetersizliğine yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “Buna ‘dijital amnezi’ diyoruz. Bilginin her an erişilebilir olması, onu zihinde tutma motivasyonunu azaltabiliyor. Artık bilgiyi hatırlamak yerine nerede bulacağımızı hatırlıyoruz. Bu da uzun vadede bellekle ilgili mekanizmalarımızın özümseyerek öğrenmesini engelliyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Hafıza oluşumu için dikkatin şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Murat Kurt, “Eğer dikkat dağınıksa, bilgi uzun süreli belleğe aktarılamaz. Ayrıca ‘dijital hafıza etkisi’ dediğimiz bir durum var. İnsanlar bilgiyi ezberlemek yerine ‘nasıl olsa internette var’ düşüncesiyle depolamıyor. Bu da uzun vadede hatırlama kapasitesini zayıflatabiliyor” diyor. </p>
<p>Telefonla ilgilenirken ders çalışmak, mesajlaşırken toplantı dinlemek… Ancak bilimsel veriler beynin aynı anda bilişsel olarak iki zor işi tam verimle yapamadığını gösteriyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Sınırlı bir bilgi işleme kapasitesine sahibiz. Yine de sistemimiz aynı anda birden fazla görevi yapabilecek yeterliğe sahiptir. Ancak aynı anda iki zor işi yapmaya ya da birbirini bozacak iki işi yapmaya veya daha önce deneyimlemediğimiz bir işi yaparken başka bir şey yapmaya çalıştığımızda zorlanıyoruz. Dolayısıyla çoklu görevler, görevler arasında hızlı geçişi gerektiriyor. Her geçişte ise zihinsel enerji kaybı oluyor. Bu da hem performansı hem öğrenme kalitesini düşürüyor” diyor. </p>
<p>Problemli telefon kullanımının çocuk gelişiminde dikkate alınması gereken bir husus olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Çocukların yüzde 97’si 0–4 yaş arasında mobil cihazlarla karşılaşıyor; üstelik bu temas çoğu zaman 1 yaşından önce, ekran izleme ya da dijital içerikle etkileşim şeklinde başlıyor. Bu durum çocuğun optimum motor ve duyusal gelişim fırsatını zayıflatıyor. Neticede çocuğun hayal gücü ve yaratıcılığı sekteye uğruyor” diyor.  </p>
<p><b><strong>Çözüm, Teknolojiden Kaçmak Değil, Onu Yönetmek</strong></b></p>
<p> </p>
<p>Uzmanlar teknolojiden tamamen uzaklaşmanın elbette gerçekçi olmadığını, önemli olanın bilinçli kullanım olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Eğlence amaçlı ekran süresini sınırlandırmak, bildirimleri kapatmak ve telefonu görüş alanı dışına koymak, yatmadan en az 1 saat önce ekran kullanımını bırakmak, gün içinde ‘ekransız odak blokları’ oluşturmak, kitap okuma, not tutma ve ezber gibi hafızayı aktif çalıştıran aktiviteleri artırmak önemli. Teknoloji düşmanımız değil. Ancak kontrol edilmediğinde zihinsel kapasitemizi sessizce aşındırabilir. Dikkat, hafıza ve algı; korunması gereken bilişsel hazinelerimizdir. Onları korumak bizim elimizde” diyerek sözlerini tamamlıyor…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750">Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağda yalnızlık derinleşiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-yalnizlik-derinlesiyor-610306</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 08:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[derinleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkilerin]]></category>
		<category><![CDATA[katılımcılar]]></category>
		<category><![CDATA[kuşaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610306</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital iletişim araçlarının hayatın merkezine yerleştiği günümüzde, yalnızlık bireysel bir duygu olmanın ötesine geçerek küresel bir toplumsal soruna dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-yalnizlik-derinlesiyor-610306">Dijital çağda yalnızlık derinleşiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital iletişim araçlarının hayatın merkezine yerleştiği günümüzde, yalnızlık bireysel bir duygu olmanın ötesine geçerek küresel bir toplumsal soruna dönüşüyor. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Medya ve İletişim Doktora Programı kapsamında yürütülen bir doktora çalışması, dijital çağda yalnızlığın kuşaklar arası farklılıklar gösteren çok katmanlı bir olgu haline geldiğini ortaya koydu.</p>
<p>Dr. Yağmur Tanrıverdi tarafından hazırlanan ve danışmanlığını Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay’ın yürüttüğü doktora tezinde, sosyal medya kullanımının insan ilişkilerinin niteliğini dönüştürdüğü ve bu dönüşümün giderek daha yalnız bireylerden oluşan bir toplumsal yapıyı beslediği belirlendi.</p>
<p>Araştırma, nitel yöntemle yürütüldü; X, Y ve Z kuşaklarından aktif sosyal medya kullanıcılarıyla yapılan derinlemesine görüşmeler üzerinden dijital çağda sosyal ilişkilerin dönüşümü ve yalnızlık deneyimi incelendi. Görüşmelerden elde edilen veriler MAXQDA programı kullanılarak tematik analizle değerlendirildi; kuşaklar arası duygusal ifade farklılıklarını karşılaştırmak amacıyla LIWC-22 yazılımından yararlanıldı.</p>
<p><strong>Nitelikli ilişkilerin yerini yüzeysel bağlar aldı</strong></p>
<p>Araştırma bulguları, sosyal medya platformlarının iletişimi hızlandırmasına rağmen ilişkilerin derinliğini zayıflattığını gösteriyor. Özellikle X kuşağı katılımcılar, geçmişte emek ve süreklilik gerektiren “nitelikli ilişkilerin” yerini yüzeysel ve geçici bağların aldığını vurguluyor. Katılımcılar, sosyal medyadaki kalabalık arkadaş listelerinin gerçek hayattaki duygusal yakınlığı karşılamadığını ve bunun dijital yalnızlığı derinleştirdiğini ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sosyal medyada “görmek”, gerçekten görüşmek mi?</strong></p>
<p>Çalışma, sanal ortamda sürekli haberdar olma halinin yüz yüze görüşme ihtiyacını azalttığını ortaya koyuyor. X ve Y kuşaklarına göre sosyal medya, insan ilişkilerini canlı tutan “merak duygusunu” zayıflatarak fiziksel buluşmaları erteliyor. Katılımcılar, birbirlerinin hayatlarını sosyal medya üzerinden takip etmenin “zaten görüşülüyormuş” hissi yarattığını, bunun da güçlü bir yalnızlık duygusuna yol açtığını belirtiyor. Bu durum, dijital çağın “birlikte yalnızlık” olgusunu güçlendiriyor.</p>
<p><strong>Kıyas kültürü yalnızlığı derinleştiriyor</strong></p>
<p>Araştırmada öne çıkan bir diğer bulgu ise sosyal medyada yaygın olan kıyas kültürü. Özellikle Y ve Z kuşakları, başkalarının “en mutlu ve mükemmel” anlarının paylaşıldığı içeriklerden olumsuz etkileniyor. Katılımcılar, bu paylaşımların kendilerinde yetersizlik, mutsuzluk ve yalnızlık hislerini artırdığını ifade ediyor. “Herkes birlikte, ben neden yalnızım?” sorusu, bireylerin toplumdan uzaklaşmasına ve fiziksel izolasyona sürüklenmesine neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Dijital etkileşimler değersizlik hissi yaratabiliyor</strong></p>
<p>Sosyal medya etkileşimlerinin günlük hayatın önemli bir parçası haline geldiği özellikle Z kuşağı katılımcılar, mesajlara geç yanıt verilmesi ya da hiç yanıt alınamaması durumunda kendilerini değersiz ve yalnız hissettiklerini dile getiriyor. Jest ve mimiklerden yoksun dijital iletişim ortamlarının yanlış anlaşılmalara açık olması, duygusal kırılganlığı daha da artırıyor.</p>
<p><strong>Kuşaklar arasında yalnızlığa bakış farklılaşıyor</strong></p>
<p>Araştırma sonuçları, yalnızlığın kuşaklar arasında farklı anlamlar taşıdığını gösteriyor. X ve Y kuşakları yalnızlığı üzüntü, dışlanma ve anlaşılmama duygularıyla ilişkilendirirken; Z kuşağı yalnızlığı kişisel gelişim için bir fırsat olarak değerlendirebiliyor. Ancak Z kuşağı da sosyal medyada beklediği ilgiyi göremediğinde yalnızlık hissinden olumsuz etkileniyor.</p>
<p><strong>Yalnızlık bireysel değil, yapısal bir sorun</strong></p>
<p>Çalışma, dijital çağda yalnızlığın yalnızca bireysel bir sorun değil, iletişim biçimlerinin ve platform kültürünün şekillendirdiği yapısal bir toplumsal mesele olduğunu ortaya koyuyor. Bu bulgular, dijital iletişimin insan ilişkilerinde nicelik değil nitelik üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiğine işaret ediyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-yalnizlik-derinlesiyor-610306">Dijital çağda yalnızlık derinleşiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aralık 2025’te Siyasi Zirvede Kimler Vardı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aralik-2025te-siyasi-zirvede-kimler-vardi-604221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 15:26:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[aralık]]></category>
		<category><![CDATA[kimler]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[vardı]]></category>
		<category><![CDATA[zirvede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604221</guid>

					<description><![CDATA[<p>MTM Medya Takip Merkezi, Aralık 2025'in en çok konuşulan siyasetçilerini araştırdı. Rapora göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan siyasi gündemdeki ağırlığını sürdürürken; Devlet Bahçeli,  Mehmet Şimşek, Ali Yerlikaya ve Özgür Özel ay boyunca öne çıkan isimler arasında yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aralik-2025te-siyasi-zirvede-kimler-vardi-604221">Aralık 2025’te Siyasi Zirvede Kimler Vardı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>01–31 Aralık 2025 döneminde, medya ve sosyal medyada ilk 15 siyasetçinin toplam konuşulma hacmi, bir önceki aya kıyasla %1,1 artış gösterdi. Bu artışta belirleyici unsur yine sosyal medya oldu: ilk 15’in toplam görünürlüğünde sosyal medyanın payı %96,8 seviyesine yükselerek gündemin ağırlık merkezini bir kez daha dijital mecralara taşıdı.</p>
<p>Aralık ayında sosyal medya hacmi, medya ve sosyal medya toplam görünürlüğünü taşıyan ana kanal olmayı sürdürdü. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bir önceki aya göre sosyal medyada yakaladığı %55’lik artış ivmesiyle dijital gündemin en dikkat çekici isimlerinden biri oldu.</p>
<p>Benzer şekilde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da sosyal medyada yukarı yönlü bir seyir izleyerek aralık ayının öne çıkan isimleri arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise toplam görünürlüğünü koruyarak liderliğini sürdürdü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aralik-2025te-siyasi-zirvede-kimler-vardi-604221">Aralık 2025’te Siyasi Zirvede Kimler Vardı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de çocuklara sosyal medya sınırı geliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-cocuklara-sosyal-medya-siniri-geliyor-603598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 08:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avustralya]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımını]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımını sınırlandırmayı öngören yasal düzenlemenin bu ay sonunda TBMM’ye sunulacağını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-cocuklara-sosyal-medya-siniri-geliyor-603598">Türkiye&#8217;de çocuklara sosyal medya sınırı geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımını sınırlandırmayı öngören yasal düzenlemenin bu ay sonunda TBMM’ye sunulacağını açıkladı. Dünyada Avustralya örneğiyle tartışılmaya başlanan &#8220;sosyal medyada yaş sınırı&#8221; uygulaması, Türkiye’nin de gündemine girdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, &#8220;sosyal medyada yaş sınırı&#8221; uygulamasını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Algoritmalar çocukları giderek daha riskli içeriklere yönlendiriyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın yaklaşık 20 yıldır hayatımızda olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, çocuklar üzerindeki etkilerin artık çok daha görünür hâle geldiğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:<strong> </strong></p>
<p>“Sosyal medyayla geçen yaklaşık 20 yılın ardından bu platformların çocuklar üzerindeki etkileri artık çok daha görünür ve tartışılır hâle gelmiş durumda. Algoritmaların kullanıcıları benzer ve giderek daha uç içeriklere yönlendirdiğini biliyoruz; bu konuda çok sayıda araştırma var. Yetişkinler için bile sorunlu olabilen bu yapı, çocuklar ve gençler açısından çok daha riskli sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin, özellikle genç kızlarda beden algısına odaklanan görüntü ve videolar, algoritmaların etkisiyle görünüş kaygılarını artırabiliyor ve yeme bozukluklarına varan riskler yaratabiliyor. Bu açıdan bakıldığında, 15 yaş altına yönelik bir sosyal medya sınırlaması, çocukları dijital ortamların en problemli yönlerinden korumaya dönük önleyici bir adım olarak görülebilir. Uzun süredir ebeveynlerin ve eğitimcilerin dile getirdiği kaygılar düşünüldüğünde, bu düzenleme devletin çocukların dijital dünyadaki güvenliği konusunda daha aktif bir rol almaya çalıştığını da gösteriyor.”</p>
<p><strong>Yasak tek başına yeterli değil</strong></p>
<p>Ancak konunun yalnızca “yasak” üzerinden ele alınmasının yeterli olmayacağını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, sosyal medyanın çocuklar ve gençler için sadece risklerden ibaret olmadığını da hatırlattı ve “Sosyal medya aynı zamanda çocuklar için sosyalleşme, aidiyet kurma ve kendini ifade etme alanı. Bu nedenle böylesi bir düzenlemenin katı ve cezalandırıcı bir anlayışla değil, çocukları korurken dijital medya okuryazarlığını ve eleştirel medya kullanımını güçlendiren politikalarla birlikte düşünülmesi gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ekrandan kopuş değil, dijital göç yaşanabilir</strong></p>
<p>Düzenlemenin hayata geçmesi hâlinde çocukların medya kullanım alışkanlıklarında önemli dönüşümler yaşanabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, bu sürecin “ekrandan tamamen kopuş” anlamına gelmeyeceğini belirtti ve şunları kaydetti:</p>
<p>“Bu düzenleme hayata geçerse, çocukların ekrandan tamamen kopması değil, dijital bir göç yaşaması<strong> </strong>daha olası. Sosyal medya kullanımının ertelenmesiyle birlikte çocuklar, mesajlaşma uygulamaları, oyun platformları ve video içeriklerine daha fazla yönelebilir. Bu da medya kullanımının daha parçalı, platformlar arası geçişlerin daha sık olduğu bir yapıyı beraberinde getirebilir. Aynı zamanda sosyal medyayla daha geç yaşta tanışmak, bazı çocuklar için daha bilinçli ve kontrollü kullanım alışkanlıkları geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu dönüşümün kalıcı ve sağlıklı olabilmesi, çocukların dijital dünyayı eleştirel biçimde tanımalarını sağlayacak medya okuryazarlığı ve rehberlik mekanizmalarıyla desteklenmesine bağlı.”</p>
<p><strong>Avustralya örneğinde 16 yaş altı hesaplar kapatıldı</strong></p>
<p>Dünyada bu alandaki en dikkat çekici örneklerden birinin Avustralya olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, Avustralya hükümetinin çıkardığı yasa doğrultusunda Meta’nın aldığı kararlara ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Avustralya, 10 Aralık 2025’ten itibaren sosyal medya şirketlerine 16 yaş altındaki çocukların platformlarda hesap sahibi olmasını engelleme zorunluluğu getirdi. Düzenlemenin amacı, çocukların çevrimiçi güvenliğini artırmak ve zararlı içeriklerle karşılaşma riskini azaltmak. Meta bu düzenlemeye katılmadığını açıklasa da yasaya uyacağını duyurdu ve 4 Aralık’tan itibaren Avustralya’da 16 yaş altı olduğu tespit edilen Facebook, Instagram ve Threads hesaplarını kademeli olarak kapatmaya başladı.”</p>
<p><strong>10 platform yükümlülük altında</strong></p>
<p>Avustralya’daki düzenlemenin yalnızca Meta’yı kapsamadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, toplam 10 sosyal medya platformunun benzer yükümlülüklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti ve “Instagram, Facebook ve Threads’in yanı sıra Snapchat, TikTok, YouTube, X, Reddit, Twitch ve Kick olmak üzere toplam 10 platform, 16 yaş altındaki kullanıcıların hesaplarını engellemek ya da kapatmakla yükümlü. Platformların yaş doğrulama için ‘makul adımlar’ atması gerekiyor; aksi hâlde yüksek para cezaları söz konusu.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sorumluluk ebeveynlerden platformlara kayıyor</strong></p>
<p>Bu tür düzenlemelerin en önemli yönlerinden birinin çocukların çevrimiçi güvenliğini bireysel ebeveyn denetiminin ötesine taşıması olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Duygu Temel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Uzun zamandır çocukların sosyal medyada maruz kaldığı zararlı içerikler, siber zorbalık ya da ruh sağlığını olumsuz etkileyebilecek paylaşımlar konuşuluyor; ama çoğu zaman çözüm ‘aileler dikkatli olmalı’ noktasında kalıyordu. Avustralya’daki düzenleme ise bu yaklaşımı değiştirerek, bu ortamları tasarlayan şirketleri daha net biçimde sorumlu tutuyor. Erken yaşta ve yoğun sosyal medya kullanımının çocuklar üzerinde baskı yarattığına dair kaygılar da bu kararın arkasındaki temel nedenlerden biri. 16 yaş altı için getirilen sınır, çocukları tamamen dijital dünyadan koparmayı değil, daha kontrollü ve güvenli bir çevrimiçi deneyim sunmayı hedefliyor. Avustralya, çocukların sosyal medya kullanımını sınırlamak için ülke düzeyinde kapsamlı bir yasa çıkaran ilk ülke. Bu yönüyle diğer ülkeler için önemli bir referans oluşturabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-cocuklara-sosyal-medya-siniri-geliyor-603598">Türkiye&#8217;de çocuklara sosyal medya sınırı geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin üçüncüsünü düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin üçüncüsünü düzenledi. “Netiket: Dijital Dünyada Davranış Kuralları – Farkında Ol, Fark Yarat” başlığıyla gerçekleştirilen seminer, çevrimiçi düzenlendi ve programa ilgi yoğun oldu. </p>
<p>Seminerde İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay konuşmacı olarak yer aldı. Netiketin, sosyal medyanın işleyişini anlamak için bir mekanizma olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Dijital ortamlarda nezaket, empati ve sorumluluk gibi değerler çoğu zaman kendiliğinden oluşmuyor; bilinçli şekilde öğrenilmesi ve sürdürülmesi gereken etik pratikler olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle dijital iletişimde bu kavramlar ne kadar çok tartışılır ve farkındalık artarsa, çevrim içi deneyimler de o ölçüde olumlu hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Geleneksel medyadan dijital dünyaya</strong></p>
<p>Dijital teknolojiler öncesinde toplumlar, gazete, radyo ve televizyon gibi geleneksel kitle iletişim araçlarının hâkim olduğu bir medya düzeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Günümüzde ise web siteleri, bloglar, forumlar ve sosyal medya mecraları toplumsal yaşamın neredeyse her alanına nüfuz etmiş durumda. Türkiye de sosyal medyayı yoğun kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Facebook, X (Twitter), Instagram gibi platformlar; bireylerin eş zamanlı ya da eş zamansız biçimde iletişim kurabildiği, kendini ifade edebildiği, ürün ve hizmet tanıtımı yapabildiği dijital alanlar olarak öne çıkıyor. Dijital çağla birlikte fiziksel ortamlarda gerçekleşen pek çok etkileşim sanal ortamlara taşınmış durumda.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle pandemi sonrası dönemde sanal dünyada geçirilen zamanın ciddi biçimde arttığını kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Fiziksel olarak nadiren ya da hiç görüşülmeyen kişilerle dijital ortamda uzun saatler boyunca toplantılar, eğitimler ve görüşmeler yapılabiliyor. Bu durum, sanal ortamlarda sergilenen davranışların da en az yüz yüze iletişim kadar önemli hale gelmesine neden oluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Netiket kurallarının bilinmesi ve uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk</strong></p>
<p>“Netiket”in yalnızca kibar olmakla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Atalay, “Başkalarının özgürce konuşmasına ve kendini ifade etmesine alan tanımak, aynı zamanda demokratik bir iletişim ortamının da temel şartı.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Özellikle bazı sosyal medya mecralarında linç kültürünün giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Konuşanı susturmak neredeyse bir sosyal medya sporu haline geldi. Bu durum hem nezaketsiz hem de antidemokratik bir ortam yaratıyor. Netiket dediğimiz zaman internetteki görgü kuralları, davranış kuralları, nezaket kuralları diye tanımlayabiliriz basit bir tanımla. Yaklaşık 20–25 yıldır literatürde yer alan netiket, özellikle iletişim, eğitim ve psikoloji alanlarında araştırma konusu oluyor. Dijital dünyada daha sağlıklı, saygılı ve demokratik bir iletişim için netiket kurallarının bilinmesi ve uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bu kurallar çocuklar gençler için çok önemli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, özellikle çocuklar ve gençler açısından bu kuralların yetişkinlere kıyasla daha da önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü dijital mecralarda en fazla vakit geçiren grupların başında gençler geliyor. Psikoloji alanındaki araştırmalar ‘Çevrimiçi Disinhibisyon Etkisi’ne işaret ediyor. Amerikalı psikolog John Suler tarafından ortaya atılan bu kavram, insanların dijital ortamda yüz yüze iletişimde asla söyleyemeyecekleri sözleri çok daha rahat dile getirebildiklerini ifade ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>Anonimlik daha saldırgan olmaya neden olabiliyor</strong></p>
<p>Bir ekranın arkasında olmanın kişiye görünmezlik hissi verdiğini, karşıdakinin mimiklerini, duygusal tepkilerini görememenin de empatiyi zayıflattığını anlatan Prof. Dr. Atalay, “Anonimlik, fiziksel mesafe ve ‘nasıl olsa karşılaşmayız’ düşüncesi, bireyleri daha saldırgan ya da kırıcı davranmaya itebiliyor. Bu durum, gerçek hayatta içselleştirilen ahlaki ve sosyal ‘frenlerin’ dijital ortamda zayıflamasına yol açıyor. Pek çok kullanıcı, internette olan biteni gerçek hayattan ayrı bir alan gibi algılayabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnternette olan, İnternette kalmıyor</strong></p>
<p>Günümüzde bireylerin yalnızca fiziksel hayattaki davranışlarıyla değil, dijital ortamdaki paylaşımlarıyla da değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsan kaynakları departmanlarının, adayları görüşmeye çağırmadan önce sosyal medya hesaplarını ve dijital izlerini incelemesi artık yaygın bir uygulama. Uygunsuz bir paylaşım, bir fotoğraf ya da bir ifade, kişinin iş fırsatlarını kaybetmesine neden olabiliyor. Benzer şekilde tüketiciler de bir ürün ya da hizmet almadan önce internet yorumlarına bakıyor. Bu durum, dijital itibarın hem bireyler hem de kurumlar için ne kadar önemli hale geldiğini gösteriyor. Aranabilirlik özelliği nedeniyle herkes dijital dünyadaki varlığından ve paylaşımlarından sorumlu.”</p>
<p><strong>Dijital içerikler yıllar sonra bile yeniden karşımıza çıkabiliyor</strong></p>
<p>Netiketin önemini anlamak için yeni medyanın yapısal özelliklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Araştırmacı Danah Boyd, yeni medyanın dört temel özelliğini şöyle sıralıyor; kalıcılık, aranabilirlik, tekrarlanabilirlik ve görünmez izleyiciler. Dijital içerikler kalıcı; yıllar sonra bile yeniden karşımıza çıkabiliyor. Aranabilirlik sayesinde kişi ve kurumlar hakkında geçmiş paylaşımlara kolayca ulaşılabiliyor. İçerikler birebir kopyalanıp tekrar tekrar paylaşılabiliyor ve paylaşımlar, kim olduğu tam olarak bilinmeyen geniş bir kitle tarafından görülebiliyor. Bu durum, paylaşılan her içeriğin kontrolünün kullanıcıdan çıkmasına yol açıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada editoryal denetim son derece sınırlı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, sosyal medyada yaşanan “bağlam çöküşü”ne de dikkat çekerek, “Fiziksel hayatta farklı ortamlarda farklı roller üstlenen bireyler, sosyal medyada tüm bu bağlamların tek bir yerde birleşmesiyle ne söyleyip ne söyleyemeyeceğini kestirmekte zorlanıyor. Aile, iş çevresi, arkadaşlar ve tanıdıklar aynı dijital alanda buluşuyor. Bu karmaşayı azaltmak için platformlar çeşitli araçlar sunsa da netiket farkındalığı hâlâ büyük önem taşıyor. Çünkü sosyal medya, kullanıcı üretimi içeriğe dayanıyor ve editoryal denetim son derece sınırlı. Faydalı ve olumlu içeriklerin yanında; hakaret, zorbalık ve saldırgan dil de bu nedenle hızla yayılabiliyor. Araştırmalar, netiket konusunda farkındalığı yüksek olan bireylerin —özellikle gençlerin— siber zorbalığa daha az maruz kaldığını ve dijital ortamlarda daha az olumsuz deneyim yaşadığını gösteriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dünyanın görgü kuralları</strong></p>
<p>Netiketin, dijital dünyanın normlarını ifade ettiğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, “Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, dijital ortamlarda da kurallar olmazsa kaos kaçınılmaz hale geliyor. Sosyal medya mecralarında var olabilmek, sağlıklı diyaloglar kurabilmek ve olumlu bir dijital kimlik inşa edebilmek için bu kuralların bilinmesi ve içselleştirilmesi gerekiyor. Netiket, dijital çağın yeni görgü rehberi olarak öne çıkıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dünya genelinde internet kullanımının yüzde 70’e yaklaştığını hatırlatarak, dijital ortamlarda geçirilen sürenin artmasıyla birlikte nezaket ve davranış kurallarının her zamankinden daha kritik hale geldiğini vurguladı.</p>
<p>“İnsanlar eğitimden işe, sosyalleşmeden eğlenceye kadar pek çok ihtiyacını artık dijital mecralar üzerinden karşılıyor. Ancak netiket, yani dijital görgü kuralları konusunda farkındalık eksikliği, bireylerin hem itibarını zedeleyen hem de ileride pişmanlık yaratabilecek paylaşımlara yol açabiliyor.” diyen Prof. Dr. Atalay, özellikle çocuklar ve gençler açısından bu konunun hayati olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Dijital ayak izi herkes için belirleyici</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, dijital ayak izi kavramının artık yalnızca kurumlar için değil, bireyler için de belirleyici olduğunu ifade ederek, dijital ayak izinin, bireyin çevrim içi ortamdaki izlenebilir tüm davranışlarının toplamı olduğunu, bu izlerin pasif ve aktif olmak üzere ikiye ayrıldığını söyledi.</p>
<p>Pasif dijital ayak izlerinin; IP adresi, konum bilgisi, çerezler ve arama geçmişi gibi çoğu zaman kontrol edilemeyen verilerden oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Atalay, aktif dijital ayak izlerinin ise bireyin bilinçli olarak bıraktığı paylaşımlar, yorumlar, beğeniler, fotoğraflar ve videolar olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Algoritmalar da bizi tanıyor</strong></p>
<p>Dijital ayak izlerinin yalnızca diğer kullanıcılar tarafından değil, algoritmalar tarafından da analiz edildiğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, bırakılan izler üzerinden kişisel profiller oluşturulduğunu ve buna göre içerik ve reklam sunulduğunu dile getirdi. Algoritmaların, sınırlı sayıda beğeniyle bile bireyleri yakından tanıyabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, bu durumun dijital şeffaflığı artırdığını söyledi.</p>
<p>Günümüzde prestijli üniversitelerin öğrenci kabul süreçlerinde, şirketlerin işe alımlarda ve bazı ülkelerin vize başvurularında sosyal medya hesaplarını incelediğini hatırlatan Prof. Dr. Atalay, geçmiş paylaşımlar nedeniyle elenen adaylar olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>1990’lı yılların anonim sohbet odalarından, gerçek isim ve fotoğraflarla kullanılan sosyal medya kültürüne geçildiğini vurgulayan Prof. Dr. Atalay, bugün dijital ortamlarda yapılan her davranışın doğrudan kişiyle ilişkilendirildiğini söyledi. Prof. Dr. Atalay, “Temel kural; ‘kalabalık bir caddede bağırarak söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi dijital ortamda da söylememek’ olmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Netiket sadece sosyal medyayla sınırlı değil</strong></p>
<p>Netiketin; e-posta, forumlar, bloglar, sosyal medya ve mobil telefon kullanımını da kapsadığını belirten Prof. Dr. Atalay, özellikle mobil telefonlarla kamusal alanlarda yüksek sesle konuşmanın da bir nezaket sorunu olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Son yıllarda öne çıkan “sosyotelizm” kavramına da değinen Prof. Dr. Atalay, yüz yüze iletişim sırasında telefona odaklanmanın aile içi ve sosyal ilişkileri zayıflattığını söyledi.</p>
<p>Araştırmalara göre çevrim içi iletişimde kullanıcıların en çok rahatsız olduğu davranışlar arasında spam e-postalar, izinsiz etiketlemeler, WhatsApp gruplarında yersiz mesajlar, tamamı büyük harfle yazılmış iletiler, gereksiz “hepsine gönder” kullanımı ve mesafesiz hitap biçimlerinin yer aldığını anlatan Prof. Dr. Atalay, farklı kuşakların yazım ve iletişim normlarının da değişebildiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>E-Posta yazımında temel kurallar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, özellikle gençler için e-posta yazımına dair temel netiket kurallarına da dikkat çekerek, resmi yazışmalarda uygun hitapla başlanması, konu kısmının doldurulması, mesajın sade ve anlaşılır olması, ek gönderiliyorsa mutlaka metin yazılması ve takma isimli e-posta adresleriyle iş başvurusu yapılmaması gerektiğini hatırlattı.</p>
<p>Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların bağlamından kopuk şekilde değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Atalay, mahrem bilgilerin, rahatsız edici görüntülerin ve başkalarının zor anlarını yansıtan fotoğrafların paylaşılmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Atalay, dijital dünyada geçerli temel kuralı “Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz.” diye tanımladı.</p>
<p><strong>Google hiçbir şeyi unutmuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, internet ve sosyal medya paylaşımlarının bireyin kimliğinin bir parçası haline geldiğine dikkat çekerek, “Google’ın hiçbir şeyi unutmadığını aklımızda tutmalıyız. Sözcüklerimiz kimliğimizi oluşturuyor ve kullandığımız her ifade doğrudan bizimle ilişkilendiriliyor” dedi.</p>
<p>Gerçek yaşamda olduğu gibi dijital ortamda da kibar olmanın temel bir ilke olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Atalay, yüksek sesle ya da birinin yüzüne karşı söylenemeyecek sözlerin WhatsApp ya da sosyal medya üzerinden de paylaşılmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital dil, dil becerilerini zayıflatıyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ile birlikte dil kullanımında ciddi bir değişim yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Atalay, kelime haznesinin giderek daraldığını ve yazım kurallarının ihmal edildiğini söyledi. Türkçenin doğru kullanımına özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Atalay, imla hatalarından kaçınılmasını, aşırı kısaltma kullanımının sınırlandırılmasını ve gençler arasında yaygınlaşan yabancı ağırlıklı dijital jargonun dil becerilerini zayıflatabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 09:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[iğnelerinin]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[seren]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598942</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, son dönemde popülerleşen “zayıflama iğneleri”ne yönelik önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942">Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, son dönemde popülerleşen “zayıflama iğneleri”ne yönelik önemli uyarılarda bulundu. GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen semaglutid, liraglutid ve tirzepatid gibi ilaçların aslında tip 2 diyabet için geliştirildiğini hatırlatan Şeren, bu ilaçların obezite tedavisinde etkili olduğunu ancak bilinçsiz kullanımın ciddi halk sağlığı riski doğurduğunu vurguladı. </p>
<p>GLP-1 agonisti ilaçların dünya çapındaki kullanımı son beş yılda 6 kat arttı. Türkiye’de de özellikle 2023–2024 döneminde talep yükseldi. Türkiye, nüfusa göre kullanım hızında orta-yüksek grupta. Özellikle şehir merkezlerinde endikasyon dışı talep artışı dikkat çekiyor. Avrupa ülkeleri ile benzer bir eğilim olduğuna dikkat çeken Şeren, sosyal medya etkisinin Türkiye’de daha güçlü olduğunu ve bu nedenle kontrolsüz kullanımın daha büyük bir risk oluşturduğunu belirtti.                                   </p>
<p><strong>“Sosyal medya yönlendirmesiyle kullanım tehlikeli”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Şeren, son aylarda sosyal medya üzerinden yönlendirilen kontrolsüz ilaç kullanımının artığını, merdiven altı ve sahte ürünlerin piyasada çoğaldığını belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Bu ilaçlar güçlü farmakolojik etkilere sahip. Yanlış doz, yanlış kullanım veya sahte ürünler; ağır bulantı ve kusmadan akut pankreatite, safra kesesi sorunlarından gastropareziye kadar ciddi yan etkilere yol açabiliyor. Avrupa İlaç Ajansı, sosyal medyadan temin edilen ürünlerin önemli kısmının sahte olduğu konusunda uyardı.”</p>
<p><strong>Doğru hastada etkili, yanlış kullanımda risk yüksek</strong></p>
<p>GLP-1 agonistlerinin doğru hastada, doğru dozla ve hekim takibi altında son derece etkili olduğunu belirten Şeren, klinik çalışmaların bunu doğruladığını ifade etti:</p>
<p><strong>“</strong>Semaglutid kullanılan STEP-1 çalışmasında yüzde 14.9 ortalama kilo kaybı; Tirzepatid kullanılan SURMOUNT-1 çalışmasında yüzde 20’nin üzerinde kilo kaybı görülüyor. Ancak, bu sonuçlar düzenli takip ve yaşam tarzı değişikliği olmadan elde edilemez. Sosyal medyadaki ‘hızlı zayıflama’ anlatılarının bilimsel hiçbir karşılığı yok.”</p>
<p><strong>18 yaş altına önerilmiyor     </strong></p>
<p>Bu iğnelerin 18 yaş altına önerilmediğini, 75 yaş üzerinin ise dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ekleyen Şeren, “Bu ilaçlar tıbbi endikasyon dışında kesinlikle kullanılmamalı” dedi. Bu iğnelerin kullanımının kimler için uygun, kimler için riskli olduğuyla ilgili ise şunları söyledi:</p>
<p>“Uluslararası kılavuzlara göre bu ilaçların önerildiği gruplar vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan kişiler ya da 27’nin üzerinde olup diyabet, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği gibi ek hastalıkları olanlar bu ilaçları kullanabilecek gruba giriyor.<br /> Ama daha önce pankreas iltihabı geçirmiş olanlar, mide boşalması çok yavaş olanlar (mide tembelliği), çok sayıda ilaç kullananlar, hamileler, emzirenler ve ailesinde tiroit kanseri öyküsü bulunanlar riskli grupta kabul ediliyor.”</p>
<p>Şeren yan etkilerle ilgili, “Yan etkiler geçici olanların yansı sıra hayati tehlike olarak değerlendirilecek sonuçlara kadar uzanıyor. Sık görülen yan etkiler arasında bulantı, kusma, ishal, kabızlık, baş dönmesi bulunuyor. Daha ciddi yan etkiler ise şöyle: Akut pankreatit, safra kesesi taşları ve safra yolu sorunları, gastroparezi, nadiren hipoglisemi. Bu yan etkiler nedeniyle düzenli takip ve doz ayarlaması zorunlu” diyerek uyarıda da bulundu. </p>
<p><strong>Verilen kilonun yüzde 60–70’i geri dönebilir</strong></p>
<p>Tedavinin genellikle en az 6–12 ay sürmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Şeren, ilacın kesilmesiyle birlikte birçok kişide 12 ay içinde verilen kilonun yüzde 60–70’inin geri dönebildiğini aktardı. “İğne tek başına kalıcı zayıflama sağlamaz; yaşam tarzı değişikliği şart” diyen Şeren’e göre şu belirtiler ise acil değerlendirme gerektiriyor: Geçmeyen veya şiddetli karın ağrısı. Tekrarlayan kusma. Sarılık, koyu idrar. Bayılma, aşırı halsizlik. Kan şekeri düşüklüğü belirtileri. Şiddetli kabızlık veya yemek yiyememe.</p>
<p><strong>“Mucize değil, tıbbi bir tedavi”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, sözlerini şu uyarıyla tamamladı:</p>
<p>“Bu ilaçlar reçeteli tıbbi ürünlerdir. Sadece doğru hasta, doğru endikasyon ve hekim takibiyle kullanılmalıdır. Sosyal medyadan alınmaz, arkadaş tavsiyesiyle başlanmaz. Merdiven altı ürünler hayati risk taşır. Bunlar mucize değil; bilimsel protokollerle uygulandığında etkili ilaçlardır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942">Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The Prime Academy&#8217;den Yeni Nesil Entegre Eğitim</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/the-prime-academyden-yeni-nesil-entegre-egitim-591936</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 16:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[academy]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[entegre]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[prime]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[the]]></category>
		<category><![CDATA[Yatırım Stratejileri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591936</guid>

					<description><![CDATA[<p>22 Kasım 2025 tarihinde İstanbul Yeşilköy'de gerçekleşecek olan "Yeni Nesil Dijital Pazarlama, Sosyal Medya &#038; Yatırım Stratejileri Eğitimi" ile katılımcılar, markalarını dijitalde doğru konumlandırırken, elde ettikleri başarıyı finansal zekâ ile büyütmenin yollarını tek bir günde öğrenecekler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/the-prime-academyden-yeni-nesil-entegre-egitim-591936">The Prime Academy&#8217;den Yeni Nesil Entegre Eğitim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> 22 Kasım 2025 tarihinde İstanbul Yeşilköy&#8217;de gerçekleşecek olan &#8220;Yeni Nesil Dijital Pazarlama, Sosyal Medya &#038; Yatırım Stratejileri Eğitimi&#8221; ile katılımcılar, markalarını dijitalde doğru konumlandırırken, elde ettikleri başarıyı finansal zekâ ile büyütmenin yollarını tek bir günde öğrenecekler. Bu entegre program, bireylerin ve kurumların dijital dünyada kalıcı ve kârlı bir varlık inşa etmelerine olanak tanıyor.</p>
<p>Dijitalleşen iş dünyasında yerini sağlamlaştırmak, sosyal medyada fark yaratmak ve doğru finansal stratejilerle büyümek isteyen profesyoneller için <strong>The Prime Academy</strong>, yepyeni bir eğitim programını duyurdu. <strong>&#8220;Yeni Nesil Dijital Pazarlama, Sosyal Medya &#038; Yatırım Stratejileri Eğitimi&#8221;</strong> ile katılımcılar, sadece tek bir günde bu üç kritik alanda uzmanlık kazanma fırsatı yakalayacak.</p>
<p>Pazarın dinamiklerine hızla uyum sağlamayı hedefleyen bu yoğun eğitim programı, katılımcıların dijital dünyadaki varlıklarını güçlendirirken, elde ettikleri başarıları akıllı yatırım stratejileriyle büyütmelerine odaklanıyor.</p>
<p><strong>Katılımcılar, eğitim sonunda aşağıdaki kritik yetkinlikleri tek bir platformda öğrenmiş olacak:</strong></p>
<ul>
<li>Reklam kampanyalarını başarıyla<strong> yönetme</strong></li>
<li>Markaları dijital platformlarda doğru <strong>konumlandırma</strong></li>
<li>Uygulanabilir <strong>dijital pazarlama stratejileri</strong> geliştirme</li>
<li>Kapsamlı bir <strong>sosyal medya uzmanlığı</strong> kazanma</li>
<li>Etkili <strong>finans ve yatırım stratejileri</strong> oluşturma</li>
</ul>
<p>The Prime Academy, bu entegre yaklaşımla, katılımcıların hem <strong>dijital dünyaya yön vermesi</strong> hem de kariyerlerini ve finansal geleceklerini sağlam temeller üzerine inşa etmelerini amaçlamaktadır.</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td><strong>Detaylar:</strong></td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Eğitimin Adı</strong></p>
</td>
<td>Yeni Nesil Dijital Pazarlama, Sosyal Medya &#038; Yatırım Stratejileri Eğitimi</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Yer</strong></p>
</td>
<td>Yeşilköy – The Prime Danışmanlık Etkinlik Alanı</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Tarih</strong></p>
</td>
<td>22 Kasım 2025</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Saat</strong></p>
</td>
<td>10:00 – 15:30</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Kontenjan</strong></p>
</td>
<td>Sınırlı</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dijital dünyaya yön vermek için ilk adımı atmak isteyenler, kayıt ve detaylı bilgi için aşağıdaki iletişim kanallarından The Prime Academy’ye ulaşabilirler.</p>
<ul>
<li><strong>Kayıt &#038; Bilgi:</strong> 0530 356 07 37</li>
<li><strong>Web Sitesi:</strong> theprimeacademytr.com</li>
<li><strong>Instagram:</strong> https://www.instagram.com/theprimeacademytr</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li> </li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/the-prime-academyden-yeni-nesil-entegre-egitim-591936">The Prime Academy&#8217;den Yeni Nesil Entegre Eğitim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 09:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Çevrimdışı]]></category>
		<category><![CDATA[dostluklar]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaldı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sosyal medya ve yalnızlık konusunu ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275">Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sosyal medya ve yalnızlık konusunu ele aldı.</p>
<p><strong>Sosyal medyada yalnızlığını gidermek isteyen milyonlarca insan var</strong></p>
<p>Sosyal medyada yalnızlığını gidermek isteyen milyonlarca insan olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Adı üstünde ‘sosyal’ medya: İnsanların bir araya gelmesine, birlikte bir şeyler yapmasına fırsat yaratacak platformlar… Peki gerçekten öyle mi? Yoksa bu mecralar yalnızlığımızı biraz daha görünmez kılarak derinleştiriyor mu? Sosyal medya ağlarıyla örülü bu çağda, insani bağların yerini ‘bağlantılar’ aldı. Facebook’a, Instagram’a bakarsak yüzlerce, hatta binlerce ‘arkadaşımız’ var. Ama bu ilişkiler klasik anlamda bir arkadaşlığın yerini tutabilir mi? Araştırmalar, ekran üzerinden kurduğumuz bağlar arttıkça, emek ve zaman isteyen dostlukların azaldığını söylüyor.” dedi.</p>
<p><strong>İnsanlar gerçek yakınlık kurmakta zorlanıyor</strong></p>
<p>Sosyolog Sherry Turkle’a atıfta bulunan Prof. Dr. Atalay, modern insanın durumunu ‘birlikte yalnızlık’ olarak tanımladığını kaydetti. Prof. Dr. Atalay, “İnsanlar sürekli bağlı, ama gerçek yakınlık kurmakta zorlanıyor. Bir ‘beğeni’, bir ‘emoji’, bir ‘iyi ki doğdun’ mesajı ama yüz yüze yarım saatlik bir sohbet bile yıllarca ertelenebiliyor. ‘Bir ara mutlaka karşılıklı bir kahve içelim’ mesajları hiçbir zaman tutamayacağımız sözler haline geliyor.  İnsan ilişkilerine dair kolektif bir çabasızdık ve yılgınlık içerisindeyiz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Derinlikli sohbetlere, uzun soluklu dostluklara enerji kalmadı</strong></p>
<p>Her şeyin hıza teslim olduğu bir çağda, ilişkilerin de bu tempodan nasibini aldığını söyleyen Prof. Dr. Atalay, “Derinlikli sohbetlere, uzun soluklu dostluklara, kalıcı ilişkiler kurmaya zamanımız da enerjimiz de kalmıyor. Telefon rehberimiz dolu, sosyal medya listelerimiz de ama bir gün ansızın başımız sıkışsa gerçekten arayabileceğimiz kaç kişi var?” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Modern çağın üzücü gerçeğinin “Kalabalık yalnızlık” olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atalay, “Psikoloji literatürü, sosyal medya mecralarındaki arkadaşların sayısal bolluğunun niteliksel bir karşılık taşımadığını vurguluyor. Oxford Üniversitesi Evrimsel Psikoloji bölümü öğretim üyesi Robin Dunbar’ın ünlü ‘Dunbar sayısı’ teorisine göre, insan zihni aynı anda 150 civarında sosyal ilişkiyi sağlıklı biçimde sürdürebiliyor. Oysa sosyal medya profillerimiz bu sınırı çoktan aşmış durumda. Yani elimizde çok sayıda isim var, fakat bunların sadece çok azı gerçekten ‘arkadaş’. Nitelik niceliğin gölgesinde kayboluyor.” dedi.</p>
<p><strong>Toplumsal dönüşüm her kuşağı etkiliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyaya olan ilginin sadece genç kuşaklara özgü olmadığını kaydeden Prof. Dr. Atalay, “İleri yaşlı bireyler bile sosyal medyanın akışına kapılmış durumda. Bu özellikle şaşırtıcı, çünkü ömrünün büyük kısmını internet olmadan geçirmiş, karşılıklı sohbetin, kalabalık buluşmaların, misafirliğin komşuluğun tadını bilen bir nesilden bahsediyoruz. Buluşmalar yerini emoji değiş tokuşlarına bıraktı. Şehirlerde çoğu zaman komşuların ismi dahi bilinmiyor. Yani mesele yalnızca Z kuşağının meselesi değil; bu, toplumsal bir dönüşüm.” dedi.</p>
<p><strong>Modern insanın yalnızlığı dışarıdan fark edilmesi güç bir yalnızlık…</strong></p>
<p>Türk Dil Kurumu&#8217;nun (TDK) 2024 yılının kelimesini &#8220;kalabalık yalnızlık&#8221; olarak ilan ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Atalay, &#8220;Metroda, otobüste yan yana oturan insanların her biri kendi telefonuna gömülmüş durumda. Kafelerde, restoranlarda aynı masalarda oturan herkes ayrı bir ekrana bakıyor. Modern insanın yalnızlığı, kalabalıkların içinde yaşanan, dışarıdan fark edilmesi güç bir yalnızlık.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Fiziksel beraberliğin öneminin unutulduğunu ve &#8220;aynı anda çevrimiçi olmanın yeterliymiş gibi geldiğini&#8221; vurgulayan Prof. Dr. Atalay, “Oysa insan, doğası gereği bağ kurmak ister. Güvenmeyi göze almak, ötekine yaklaşmak, içini dökmek ve bunu yaparken insani sıcaklığı hissetmek, tercihten öte, bir ihtiyaçtır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bildirim sesi, bir dostun sesini duymanın yerini tutmuyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın faydalarına da dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Bu teknolojiler zaman ve mekân engellerini ortadan kaldırarak iletişimi çok kolaylaştırıyor.  Sosyal medya sayesinde yeni topluluklar oluşuyor. Özellikle göçmenler, azınlık grupları, marjinalleştirilmiş bireyler çevrimiçi ağlarda dayanışma imkânı buluyor. Fakat bu tür bağların kalıcı ve derin bir ilişkiye dönüşebilmesi için hâlâ ‘fiziksel’ temasın, ortak mekânların, yan yana geçirilen zamanların yerine konulabilecek bir şey yok. İnternet teknolojisi ve bu teknoloji sayesinde ulaştığımız sosyal medya mecralarını insani ilişkileri geliştirmek, kesintisiz şekilde iletişim kurmak ve samimiyeti ilerletmek için kullandığımızda faydalı oluyor. Yüz yüze ilişkilerin yerine bir alternatif olarak düşündüğümüzde ve bunu bir alışkanlığa dönüştürdüğümüzde ise yalnızlık baş gösteriyor. Çünkü hiçbir bildirim sesi, bir dostun sesini duymanın yerini tutmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnız ciddi bir sağlık riski olarak görülüyor</strong></p>
<p>Yalnızlık sorununa uluslararası platformda da çözüm arandığını belirten Prof. Dr. Atalay, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve bazı ülkelerin yalnızlıkla mücadele için attığı adımları hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Dünya Sağlık Örgütü 30 Haziran 2025’te yalnızlıkla ilgili yeni bir rapor yayımladı. Dünya Sağlık Örgütü yalnızlığı ciddi bir sağlık riski olarak görüyor. Raporda sosyal izolasyon ve yalnızlığın yaygın olduğu ve sağlık, iyi oluş ve toplum üzerinde ciddi ancak yeterince fark edilmeyen etkiler yarattığı vurgulanıyor. İngiltere ve Japonya’da bu sorun hakkında çözüm arayışları ve hizmetlerin sistematik hale getirilmesi hedefiyle yalnızlık bakanlıkları kuruldu. Bu gelişmeler yalnızlığın bireysel değil toplumsal bir sorun haline geldiğini gösteriyor. Ama çözülemez değil. Bu nedenle en yakınlarımızla ilişkilerimizi sosyal medya takiplerine, emoji değiş tokuşuna indirgemeden yeniden yan yana gelmenin ve birbirimizin gözlerine bakmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Çünkü gerçek hayat ekranların ötesinde akıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275">Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 08:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[kendisini]]></category>
		<category><![CDATA[medyada]]></category>
		<category><![CDATA[odaklanırken]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmaya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beğenilme ve onay alma isteği insan doğasının temel özelliklerinden biri. Sosyal canlılar olarak varlığımızı sürdürebilmemiz için başkalarıyla ilişki kurmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyarız.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442">Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Beğenilme ve onay alma isteği insan doğasının temel özelliklerinden biri. Sosyal canlılar olarak varlığımızı sürdürebilmemiz için başkalarıyla ilişki kurmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyarız. Ancak günümüzde sosyal medya, bu doğal eğilimi farklı bir boyuta taşıyarak bireylerin psikolojisi ve toplumsal ilişkileri üzerinde yeni etkiler yaratıyor. Özellikle “like” kültürü, beğeninin karşılığını anında ve geniş kitlelerden alabilme imkânı sunduğundan, bireylerde kısa vadede dopamin salınımını tetikliyor; fakat uzun vadede bağımlılık, kıskançlık ve tüketim baskısı gibi olumsuz sonuçlara yol açıyor. Acıbadem Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Bilgili, sosyal medyanın bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini değerlendirerek, “Beğenilme ve onay alma isteği doğamızda var, ama sosyal medya bunu başka bir boyuta taşıyarak insan psikolojisi için zararlı bir hale getiriyor” diyor.</strong></em></p>
<p>Günümüzde adeta bir “beğeni bağımlılığı” yaşandığını dile getiren Doç. Dr. Alper Bilgili, sosyal medyanın sıradan insan ilişkilerinde olmayan bir imkân sunduğuna dikkat çekiyor: “Beğeninin karşılığını hemen ‘like’larla alıyoruz. Üstelik çok daha büyük bir kitleye, hatta tanımadığımız insanlara bile kendimizi beğendirebiliyoruz. Bu kısa vadede dopamin olarak bize dönse de, uzun vadede psikolojimiz ve toplumsal ilişkilerimiz üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.”</p>
<p>Doç. Dr. Alper Bilgili’ye göre bu olumsuz etkilerden en dikkat çekeni ise “kıyaslama”. Kullanıcıların, başkalarının abartılı hatta aldatıcı paylaşımlarını gerçek sandıklarına dikkat çeken Doç. Dr. Alper Bilgili, “Örneğin Utah Valley Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre Facebook kullanıcılarının ciddi bir bölümü diğer insanların kendilerinden daha mutlu bir hayat yaşadığına inanıyor. Missouri Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırmaya göreyse sosyal medya kıskançlık hissini artırıyor. Zaten düşünüldüğünde iki sonucun birbirinden bağımsız olmadığı görülür” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Sosyal Medya Bağımlılık Yaratıyor </strong></p>
<p>Sosyal medyanın bağımlılık yarattığına dair geniş bir literatür bulunduğunu hatırlatan Doç. Dr. Alper Bilgili, “Gallup araştırmasına göre kullanıcıların %41’i saatte birkaç kez, %11’i birkaç dakikada bir bildirimlerini kontrol ediyor. Bu bağımlılık tesadüf değil; sosyal medya insan psikolojisinin zaaflarına göre bilinçli olarak tasarlanıyor” diyor. </p>
<p>Doç. Dr. Alper Bilgili’ye göre sosyal medya, tüketim alışkanlıklarını yönlendiriyor. Orada gördüğümüz paylaşımların, tüketim kültürünü sürekli olumlayan bir etki yarattığını vurgulayan Doç. Dr. Alper Bilgili, “İhtiyacımız olmasa da oradakiler gibi tüketmek istiyoruz. Sosyal medya sadece tüketimi özendirmiyor, kolaylaştırıyor da. Geçen sene ‘Kara Cuma’ diye bilinen dönemde TikTok, ‘TikTok Shop’ isimli kendi uygulaması üzerinden günde 100 milyon dolarlık satış yapmayı başardı. Bunun yanında sponsorlu içerikler ve influencer’ların paylaşımları belirli ürünlerin karşımıza çıkmasına neden oluyor. Reklam verenlerin ilgi alanlarımıza erişmesi, uygulama üzerinden bizi tanıyor olması bu sosyal medya uygulamalarını ana akım medyadan çok daha etkili kılıyor. Çünkü firmalar alıcı kitlesini belirleyip bu tür reklamları gerçek muhataplarına ulaştırabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Minimalizm de Gösterişe Dönüştü </strong></p>
<p>Sosyal medyada minimalist yaşam tarzına yönelik akımlar da popüler. Ancak Doç. Dr. Alper Bilgili, bu akımların samimiyetini sorguluyor: “Minimalizm, tüketim kültürüne karşı bir duruş gibi görünüyor. Ama sosyal medyada minimalist yaşamakla övünmek, yeni bir statü aracı haline geldi. Bazıları sahip olduklarını azaltmak yerine, minimalist yaşam videolarında gördüklerini edinmeye başladı. Amaç yine beğeni almak oldu.”</p>
<p>Sosyal medya platformlarının da kendi dinamikleri olduğuna işaret eden Doç. Dr. Alper Bilgili, “Bu platformlarda aşırı tüketimle veya gösterişçi tüketimle ilgili bir farkındalık uyandırmak teoride mümkün. Ancak platformların beğeni üzerine kurulu olması, bu platformlardaki algoritmaların temelde kâr amacı gütmeleri, bu iyi niyetli eylemlerin kolaylıkla amacından sapmasına neden olabilir. Tabii detaya inildiğinde sosyal medya platformlarının kullandıkları farklı algoritmalar nedeniyle tüketimle ilgili farkındalık oluşturma potansiyelleri arasında da ayrıma gitmek gerektiği söylenebilir. Örneğin Reddit ile Instagram’ı bu anlamda aynı kefeye koymamak gerekir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Doğru Kullanılırsa Faydaları da Var </strong></p>
<p>Sosyal medyanın olumsuz yanlarının yanında bazı faydaları da olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Alper Bilgili, “Doğru kullanılırsa iyi bir network ve bilgi kaynağı olarak işlev görebiliyor. Özellikle konvansiyonel medyayla kıyaslandığında sesini duyurmak için etkili bir mecra. Memnuniyetsizlik halinde etkili bir ceza aracı olarak da kullanılabiliyor. Ancak tüm bunlar doğru kullanılma şartına bağlı” diyor. </p>
<p>Peki olumsuz etkilerden korunmak için ne yapılabilir? Doç. Dr. Alper Bilgili şu önerilerde bulunuyor: “Öncelikle sosyal medyayı neden kullandığımızı sorgulamalıyız. Kullanım sınırlarını aktifleştirmek, bazı günleri ‘Dijital Şabat’ ilan etmek faydalı olabilir. Kendimize sosyal medyanın gerçeği temsil etmediğini hatırlatmamız gerekiyor. Bu platformların bizi esir etme stratejileri, kumarhane taktiklerinden davranışsal psikolojiye kadar pek çok araçtan faydalanıyor. Bunlara ilaveten sosyal medyada ne paylaşacağımızı veya kime ne cevap vereceğimizi düşünürken hayatla olan temasımızı yitirdiğimizi hatırlamak gerekir. Aksi takdirde paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz. Özetle sosyal medyanın olumsuz etkilerinden kaçınmak sadece ciddi bir irade değil, aynı zamanda zamanımızı, enerjimizi ve dikkatimizi paraya çevirmek için tasarlanmış platformlara karşı bilinçli bir farkındalık gerektiriyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442">Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
