<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sık | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/sik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 08:39:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>sık | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[altındaki]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667">En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğun yakalandığı bu enfeksiyon en sık Coxsackie virüsünden kaynaklanıyor.  Genellikle kreş ve okul öncesi dönemde, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda görülen hastalığın bu yaş grubunda yaygın olmasının temel nedeni ise bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi. El ile ayak bölgesinde döküntüler ve ağız içinde yaralar ile kendini gösteren hastalık çoğu zaman hafif seyretmesine rağmen hızlı bulaşma özelliği nedeniyle dikkatle takip edilmeli. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi</strong> <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Akif Atlan, </strong>genellikle 7-10 gün içinde kendiliğinden geçen el ayak ve ağız hastalığının nadiren de olsa ciddi tablolara yol açabileceğini belirterek, “Bu nedenle, erken dönemde doktora başvurmak hem çocuğun sağlığını korur hem de hastalığın yayılmasını önler” diyor. Nadiren de olsa sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceği için hastalığın hafife alınmaması gerektiği uyarısında bulunan <strong>Dr. Muhammed Akif Atlan,</strong> “Çocuk yeterli sıvı alamıyorsa, yüksek ateş uzun sürüyorsa, belirgin halsizlik varsa veya çocuk genel olarak iyi görünmüyorsa mutlaka yeniden doktora başvurulmalıdır. Erken değerlendirme, özellikle sıvı kaybına bağlı komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>En sık neden Coxsackie virüsü</strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığı; genellikle Coxsackie virüsü ve halk arasında &#8216;bağırsak virüsleri&#8217; olarak bilinen enterovirüslerin neden olduğu viral bir enfeksiyondur. Hastalığın genellikle hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başladığını vurgulayan Dr. Muhammed Akif Atlan, ilerleyen süreçte görülen belirtileri şöyle sıralıyor: “Ardından ağız içinde ağrılı yaralar gelişir. Bu yaralar çocukların yemek yemesini zorlaştırabilir. Daha sonra el içi, ayak tabanı ve bazen kalça bölgesinde döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler bazen küçük kabarcıklar şeklinde olabilir.”</p>
<p><strong>Çocuklarda hızla bulaşıyor! </strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığı hızla bulaşabilen bir viral enfeksiyon özelliği taşıyor. Virüs, hastalığı taşıyan çocuğun tükürüğü, burun akıntısı, dışkısı (özellikle bez değiştirme sırasında) ve vücut salgılarıyla temas edilmesi yoluyla kolayca bulaşabiliyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüsün özellikle çocukların bir arada bulundukları kreş ve okul gibi toplu ortamlarda hızla bulaşabildiğini vurgulayarak, “Bulaşma riskine karşı çocuğun ellerinin sık sık yıkanması, oyuncakların ve ortak kullanılan yüzeylerin temizlenmesi ve hasta çocukların mümkünse evde dinlendirilmesi son derece önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavide amaç konforu artırmak</strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığında döküntüler birkaç gün içinde azalırken, ağız yaraları biraz daha uzun sürebiliyor. Hastalığa özgü bir tedavi yöntemi olmadığı için çocuğun şikayetlerini azaltmaya ve konforunu sağlamaya yönelik yöntemlere başvuruluyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüs kaynaklı olması nedeniyle el ayak ve ağız enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin etkili olmadığına işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Ateş düşürücüler ve yeterli sıvı alımı tedavinin temelini oluşturmaktadır. Ağız içindeki yaraların rahatlatılması amacıyla ağız gargaraları veya ağrı kesici spreyler kullanılabilir. Hijyen kurallarına dikkat etmek, çocuğun sıvı alımını korumak ve yeterli istirahat hastalığın yönetiminde en önemli üç noktayı oluşturmaktadır.” </p>
<p><strong>Ebeveynlere 5 kritik uyarı!</strong></p>
<p>Dr. Muhammed Akif Atlan, ebeveynlerin hastalık sürecinde dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Bol sıvı almasını sağlayın.</li>
<li>Ağız yaralarını artırabilecek asidik ve sert gıdalardan kaçının. </li>
<li>Yumuşak ve ılık gıdalar tercih edin. </li>
<li>Viral bir hastalık olması nedeniyle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının. </li>
<li>Yanlış tedavilere ve yan etkilere yol açabileceği için doktor önerisi dışında tedavi uygulamayın. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667">En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor. Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong> Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgarla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p>
<p><strong> Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p>
<p><strong>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p>
<p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</strong></p>
<p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p>
<p><strong> Tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir. </p>
<p><strong>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler;</strong></p>
<ol>
<li>Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</li>
<li>Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</li>
<li>Yumuşak diş fırçası kullanın.</li>
<li>Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</li>
<li>Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</li>
<li>Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</li>
<li>Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 09:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikişlerle]]></category>
		<category><![CDATA[düzgün]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[ince]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıkışmasına]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[telinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812">Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun. Parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve elde güçsüzlük gibi belirtilerle kendini gösteren bu durumun, özellikle bilgisayar başında uzun süre çalışanlar, telefonu sık kullananlar ve elini tekrarlayan hareketlerle zorlayan kişilerde kendini daha sık gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Şikâyetlerin kendiliğinden geçmesini beklemeden bir sağlık merkezine başvurmak kıymetli. Hastalar bize geldiğinde öncelikle eli detaylı şekilde muayene ediyoruz. Elin fonksiyonlarını, duyu ve hareket becerilerini tek tek inceliyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Sinir sıkışmasının derecesine göre tedavi planının değiştiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Elektromiyogram testinde hafif düzeyde bulgular varsa genellikle fizik tedavi ve rehabilitasyondan fayda bekleriz, bu süreçte hastalara atel kullanımı da önerilebilir. Ayrıca bazı durumlarda ilgili bölgelere steroid enjeksiyonları uygulanabilir. Ancak elektromiyogramda orta ya da ileri düzeyde sinir hasarı saptanırsa bu durumda cerrahi seçenekler gündeme gelebilir. Mikro cerrahi sayesinde de saç telinden bile daha ince dikişlerle hassas bir işlem gerçekleştirilir” dedi.</p>
<p><strong>Sinirin kaslara ilettiği mesajın doğruluğu ölçümlenebiliyor</strong></p>
<p>Sıkışan sinirin ne kadar etkilendiğini görebilmek için başvurulan testlerden elektromiyogramın nasıl bir işlem olduğunu açıklayan Düzgün, “Bu test ile kaslara yerleştirilen ince iğneler ve cilt üzerinden verilen küçük uyarılarla sinirlerin kaslara gönderdiği sinyaller ölçülüyor. Böylece sinirin mesajı ne kadar sağlıklı ilettiğini anlayabiliyoruz. Uygulama sonucunda sinirdeki hasarı derecelendirerek tedavi planını oluşturuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mikro cerrahide sinirler daha net görülüyor</strong></p>
<p>Mikro cerrahinin, mikroskop altında ve özel geliştirilmiş aletlerle yapılan bir ameliyat tekniği olduğundan bahseden Düzgün, “Mikro cerrahinin normal ameliyatlardan farkı, mikroskop altında yüksek büyütmede o bölgedeki damar ve sinirlerin çok daha net görülebilmesi ve buna uygun özel aletlerin kullanılmasıdır. Gerekli durumlarda saç telinden bile daha ince dikişler kullanılabilir. Bu sayede işlem daha hassas şekilde gerçekleştirilir” dedi. </p>
<p><strong>Ödemi engellemek için atel kullanımı şart</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası sürecin de ayrı özen gerektirdiğini sözlerine ekleyen Düzgün, “Eli korumak için genellikle 5 gün gibi kısa süreli atel kullanıyoruz. Bunun sebebi el bölgesini hareketsiz bırakarak ödemin önüne geçmek. Aynı zamanda el hareketleriyle oluşan ağrıyı da en aza indirmek. Bu süreçte istirahat etmek ve verilen ilaçları düzenli kullanmak iyileşmeyi hızlandırıyor. Doktor tavsiyeleri dikkate alınırsa hastalar genellikle yaklaşık bir hafta içinde günlük hayatlarına dönebiliyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812">Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktörlere]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Toplumdaki kolon kanseri vakalarının % 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların % 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık % 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. </p>
<p><strong>Kolon kanseri riskini artıran nedenler</strong></p>
<ul>
<li>Yaş: Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir.</li>
<li>Aile öyküsü: Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır.</li>
<li>Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir.</li>
<li>İltihaplı bağırsak hastalığı öyküsü: Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı % 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise % 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. </li>
<li>Çevre ve yaşam tarzı: Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır.</li>
</ul>
<p> <strong>Erken teşhisle yaşam süresi uzuyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. </p>
<p><strong>Amaç kanserli hücreleri yok etmek</strong></p>
<p>Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur.</p>
<p><strong>Tekrarlama riskine karşı kemoterapi</strong></p>
<p>Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir.</p>
<ul>
<li>Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa</li>
<li>Kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa</li>
<li>Kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense</li>
<li>Kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen ile Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, Dünya Diş Hekimleri Birliği tarafından bu yıl ki teması ‘Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ olarak belirlenen 20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü kapsamında, tüm yaşam boyunca korunması gereken alışkanlıklar ve farklı yaş dönemlerine göre dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802">&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen ile Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, Dünya Diş Hekimleri Birliği tarafından bu yıl ki teması ‘Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ olarak belirlenen 20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü kapsamında, tüm yaşam boyunca korunması gereken alışkanlıklar ve farklı yaş dönemlerine göre dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Süt dişleri, kalıcı dişler ve gelişim için önemli! </strong></p>
<p>Süt dişlerinin sağlığı neden önemli olduğu konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Süt dişleri 6. aydan başlayarak 12 yaşa kadar ağızda kalır.” dedi. </p>
<p>Bu uzun zaman aralığında süt dişlerinin pek çok farklı konuda bireye hizmet ettiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Gıdaların çiğnenmesini sağlayarak çocuğun beslenmesini ve büyümesini destekler. Kalıcı dişler için yer tutar, onların doğru pozisyonda çıkmasını sağlar. Konuşma gelişimini destekler, seslerin doğru telaffuzuna yardımcı olur. Çene kemiklerinin ve dental arkın gelişimini stimüle eder. Estetik görünüm ve çocuğun özgüvenini olumlu etkiler. Süt dişlerinin erken kaybı komşu dişlerin devrilmesine dolayısıyla alttaki daimi dişin yerinde sürememesine veya yanlış pozisyonda sürmesine neden olabilir.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Karyojenik gıdalar, erken yaşta sınırlanmalı!</strong></p>
<p>Doğru beslenmenin küçük yaşta kazandırılmasının önemine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Karyojenik gıda tanımı iyi öğrenilmeli. Karyojenik gıda; diş çürüğüne yol açabilen yiyecek ve içeceklerin tamamını ifade eder.” dedi.</p>
<p>Diş çürüğüne yalnızca şekerli gıdaların neden olmadığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Kraker, cips, beyaz ekmek veya tuzlu kurabiye gibi nişastalı ve ağızda kolay yapışan gıdalar da dişler üzerinde uzun süre kalarak çürük oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu nedenle ara öğünlerde tüketilen bu tür yiyeceklerin sıklığını azaltmak önemlidir. Bunun yerine elma, havuç gibi lifli gıdalar tercih edilmesi hem ağız temizliğine yardımcı olur hem de dişlerin daha sağlıklı kalmasına katkı sağlar. Çocuğumuzu alıkoyamıyorsak da tükürük akışının yoğun olduğu ana öğünlerden sonra vermeli, gün içinde karyojenik gıdalarla sık sık atıştırmasına izin vermemeli böylece maruziyet sıklığını azaltmalıyız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde hormonal değişimler, diş ve diş eti sağlığını olumsuz etkiliyor!</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde hormonal değişimler, özellikle östrojen, progesteron ve testosteron seviyelerindeki artışın, diş ve diş eti sağlığını olumsuz etkilediğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu değişiklikler diş etlerini daha hassas hale getirerek iltihaplanma riskini artırır. Hormonlar diş etlerindeki kan akışını artırır, bu da plak ve bakterilere karşı anormal reaksiyonlara yol açar. Diş etleri şişer, kızarır, parlaklaşır ve kolay kanar; ‘ergenlik gingiviti’ olarak bilinen bu durum yaygındır. Ergenlik döneminde tükürük akışı azalarak çürük riskini yükseltir ve plak birikimini kolaylaştırır. Düzenli fırçalama, diş ipi kullanımı ve profesyonel kontrollerle etkiler minimize edilebilir. Hormonal dalgalanmalar sırasında ağız hijyeni kritik önem taşır.”</p>
<p><strong>Diş ve çene bozuklukları erken düzeltilmeli! </strong></p>
<p>Diş teli ve diğer ortodontik tedavilerin zamanında uygulanması gerektiğini de hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Çocukluk döneminde ortaya çıkabilecek çene ve diş gelişim bozukluklarının erken dönemde fark edilip düzeltilmesi açısından önem taşır. Ağız solunumu, uzun süre emzik kullanımı veya parmak emme gibi alışkanlıklar dişlerin dizilişini ve çene gelişimini olumsuz etkileyerek çapraşıklıklara yol açabilir. Ayrıca süt dişlerinin erken kaybı sonucunda oluşan dişsiz boşluklar da dişlerin yer değiştirmesine ve ark yapısının bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle bu tür durumlarda erken dönemde uygulanan koruyucu veya önleyici ortodontik tedaviler büyük önem taşır.”</p>
<p><strong>İhmal edilen ağız bakımı, yetişkinlikte de diş sorunlarına yol açar!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz ise yetişkinlik döneminde ağız bakımının ihmal edilmesinin, düzensiz diş hekimi kontrollerinin ve bazı sistemik faktörlerin çeşitli diş ve diş eti problemlerinin ortaya çıkmasına neden olabileceğine dikkat çekti. </p>
<p>Yetişkinlerde en sık karşılaşılan diş sorunlarını açıklayan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, diş eti çekilmesi, diş hassasiyeti, diş aşınmaları ve ağız kokusu (halitozis) sıklıkla karşılaşılan sorunlar arasında. Ağız ve diş sağlığımızı korumak için, dişler günde en az iki kez doğru teknikle fırçalanmalı, diş ipi veya ara yüz temizleyicileri düzenli kullanılmalı, şekerli ve asitli gıdaların tüketimi sınırlandırılmalı, en az 6 ayda bir diş hekimi kontrolü yapılmalıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Ağız sağlığı, bakım kadar hormon, stres ve beslenmeyle de ilgili!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının, yalnızca ağız bakım alışkanlıklarıyla değil; hormonal değişimler, psikolojik durum ve beslenme düzeni gibi birçok faktörle yakından ilişkili olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle hamilelik dönemi, yoğun stres ve dengesiz beslenme alışkanlıkları ağız sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli etkenler arasında yer alır.</p>
<p>Hamilelik döneminde vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler diş eti dokularını daha hassas hale getirebilir. Mide bulantısı ve kusma gibi durumlar da ağız içi asit seviyesini artırarak diş minesinde aşınmaya neden olabilir. </p>
<p>Yoğun stres, ağız ve diş sağlığını hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkileyebilir. Stres altında bazı bireylerde diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) alışkanlığı gelişebilir. Bu durum dişlerde aşınmaya, çene ekleminde ağrıya ve baş ağrılarına yol açabilir. Ayrıca stres, bağışıklık sistemini zayıflatarak diş eti hastalıklarına yatkınlığı artırabilir. Stresli dönemlerde ağız bakımının ihmal edilmesi ve düzensiz beslenme alışkanlıkları da ağız sağlığını olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alır.</p>
<p>Beslenme düzeni ağız ve diş sağlığının korunmasında önemli bir rol oynar. Özellikle şekerli ve rafine karbonhidrat içeren gıdaların sık tüketilmesi, ağız içindeki bakterilerin asit üretimini artırarak diş çürüğü oluşumuna zemin hazırlar. Buna karşılık; kalsiyum, fosfor ve vitamin açısından zengin besinler diş ve kemik dokusunun sağlığını destekler. Süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, balık ve kuruyemişler diş sağlığı açısından faydalı besinler arasında yer alır. Ayrıca yeterli su tüketimi ağız içi temizliğin desteklenmesine ve tükürük üretiminin artmasına yardımcı olur.”</p>
<p><strong>Ağız ve diş sağlığının korunması, yaşamın her döneminde büyük önem taşır!</strong></p>
<p>Yaşlanma sürecinin, vücudun birçok sisteminde olduğu gibi ağız ve diş sağlığında da çeşitli değişikliklere neden olabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “İleri yaşlarda diş kaybı, ağız kuruluğu ve protez kullanımı daha sık görülür. Bunun temel nedeni, yıllar içinde biriken ağız sağlığı problemleri, sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçların ağız dokuları üzerindeki etkileridir.” dedi.</p>
<p>Yaşlılık döneminde ağız sağlığını korumak için önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Ağız ve diş sağlığının korunması, yaşamın her döneminde olduğu gibi özel fizyolojik veya yaşam tarzı değişikliklerinin yaşandığı dönemlerde de büyük önem taşır. Bu süreçte ağız bakımına özen göstermek, olası diş ve diş eti problemlerinin önlenmesine yardımcı olur. Ağız sağlığını korumak için; dişler günde en az iki kez, uygun teknikle ve florür içeren diş macunu kullanılarak fırçalanmalıdır. Diş fırçasının ulaşamadığı bölgelerde biriken plak ve gıda artıklarının uzaklaştırılması için diş ipi veya ara yüz fırçaları kullanılmalı. Şekerli ve asitli gıdaların sık tüketiminden kaçınılmalı. Su tüketimi ağız içinin nemli kalmasına yardımcı olur ve bakterilerin oluşturduğu asitlerin etkisini azaltır. Olası diş ve diş eti hastalıklarının erken dönemde tespit edilebilmesi için düzenli diş hekimi kontrolleri ihmal edilmemeli.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğal dişler ile protez ihtiyacı arasında denge önemli!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığında temel amacın, mümkün olduğunca doğal dişlerin korunması ve ağız fonksiyonlarının sürdürülebilir şekilde devam ettirilmesi olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz “Ancak çeşitli nedenlerle diş kaybı meydana geldiğinde, çiğneme fonksiyonunun ve estetiğin yeniden sağlanabilmesi için diş protezleri önemli bir tedavi seçeneği olarak karşımıza çıkar.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle tedavi planlamasında doğal dişlerin korunması ile protez kullanımının gerekliliği arasında doğru bir denge kurulmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Protez tedavileri; hareketli protezler, sabit köprü protezleri veya implant destekli protezler şeklinde planlanabilir. Tedavi seçeneği belirlenirken hastanın ağız içi durumu, kemik yapısı, mevcut dişlerin sağlığı ve genel sağlık durumu dikkate alınır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ağız sağlığına gösterilen özen, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın anahtarı!</strong></p>
<p>Yaşam boyu ağız sağlığını korumak için temel üç alışkanlığın düzenli ve doğru ağız bakımı, dengeli ve sağlıklı beslenme ile düzenli diş hekimi kontrolleri olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu yıl için belirlenen ‘mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ teması; ağız ve diş sağlığının yalnızca estetik bir gülüşten ibaret olmadığını, genel sağlığın önemli bir parçası olduğunu vurgular. Sağlıklı dişler ve diş etleri, doğru beslenme, rahat konuşma ve güçlü bir yaşam kalitesi için temel bir rol oynar. Düzenli ağız bakımı ve diş hekimi kontrolleri sayesinde yalnızca ağız hastalıkları değil, genel sağlık üzerinde de olumlu bir etki sağlanabilir. Bu nedenle ağız sağlığına gösterilen özen, daha sağlıklı, konforlu ve mutlu bir yaşamın önemli bir adımıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802">&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boehringer Ingelheim&#8217;dan Küresel Araştırma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheimdan-kuresel-arastirma-621468</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 17:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[boehringer]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ingelheim]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Kurdu]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[parazit]]></category>
		<category><![CDATA[pet]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621468</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 20 Mart'ta kutlanan Dünya Parazit Farkındalık Günü; pire, kene ve iç parazitlerin dünya genelindeki patili dostlarımız için en yaygın sağlık tehditlerinden biri olduğunu, ancak bu durumun kolayca önlenebileceğini hatırlatan önemli bir gündür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheimdan-kuresel-arastirma-621468">Boehringer Ingelheim&#8217;dan Küresel Araştırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 20 Mart&#8217;ta kutlanan Dünya Parazit Farkındalık Günü; pire, kene ve iç parazitlerin dünya genelindeki patili dostlarımız için en yaygın sağlık tehditlerinden biri olduğunu, ancak bu durumun kolayca önlenebileceğini hatırlatan önemli bir gündür.</p>
<p>Türkiye dahil çeşitli ülkelerden toplam 6.500 pet ebeveyninin katılımıyla gerçekleştirilen küresel bir araştırma1; parazitlere sık maruz kalınmasına rağmen, dünya genelindeki pet ebeveynlerinin daha yüksek bir farkındalığa, daha net yönlendirmelere, eğitime ve çok daha güçlü koruyucu alışkanlıklara ciddi bir ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Katılımcıların %27&#8217;si parazit riskleri hakkında çok az bilgi sahibi olduğunu veya hiçbir fikri olmadığını belirtirken, büyük bir çoğunluk (%75) korunma yolları hakkında daha net tavsiyeler almaya ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor. Aynı zamanda, katılımcıların %43&#8217;ü patili dostlarının daha önce bir parazit enfeksiyonu geçirdiğini, her beş vakadan birinin ise son bir yıl içinde yaşandığını belirtiyor. Bu bulgular, yaşanan deneyim ile bilgi düzeyi arasındaki kritik boşluğu gözler önüne sererken, farkındalığın artırılmasına ve daha tutarlı koruyucu adımlar atılmasına duyulan ihtiyacı da vurguluyor.</p>
<p>Sadece Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde 1,2 milyondan fazla köpeğin kalp kurdu taşıdığı tahmin ediliyor2. Avrupa&#8217;da aynı hastalık yeni ülkelere yayılırken; Latin Amerika, Afrika ve Asya&#8217;nın bazı bölgelerinde kalp kurdu vakaları bölgesel koşullar nedeniyle yüksek seyretmeye devam ediyor. Dış parazitler açısından bakıldığında ise keneler, dünya çapında evcil hayvanlarda yaygın olarak görülüyor. Örneğin, İtalya&#8217;da yakın zamanda yapılan bir araştırma, köpeklerin %47&#8217;sinden fazlasının enfekte olabileceğini gösterirken3; Güneydoğu Asya&#8217;daki benzer çalışmada ise bir ebeveyne sahip köpeklerin %67&#8217;ye varan bölümünde en az bir kene tespit edildiği belirtiliyor4. Kanla beslenen bu parazitler; Lyme hastalığı (eklem ağrısına ve bazen böbrek hasarına yol açan), babesioz (kırmızı kan hücrelerini yok eden bir enfeksiyon) veya ehrlichiosis (ateş ve kanama eğilimi yaratan bakteriyel bir enfeksiyon) gibi şiddetli ve yaşamı tehdit edebilen hastalıkları bulaştırabiliyor. Patili dostlarımızda yarattıkları rahatsızlık ve hastalıkların yanı sıra, bazı parazitler insanlara da bulaşarak enfeksiyon yayabiliyor.</p>
<p>Türkiye’ye baktığımızda ise köpeklerde görülen kalp kurdu hastalığı oldukça yaygın ancak ülkenin her yerinde aynı sıklıkta görülmüyor. Hastalık dağılımına bakıldığında, bu rahatsızlığın deniz kıyısındaki bölgelerde daha fazla, iç kesimlerde ise daha az görüldüğü rapor ediliyor. Türkiye genelinde hastalığın görülme sıklığının %2 ile %40 arasında değiştiği belirtiliyor⁵. Farklı illerde yapılan çalışmalar da bu durumu doğruluyor: Sivas&#8217;ta laboratuvar testleriyle yapılan bir araştırmada hastalığa rastlanma oranı %2,9 olarak bulunurken⁶; Kayseri&#8217;de 280 köpeğin incelendiği bir çalışmada bu oran %9,6 olarak bildiriliyor⁷. Ege Bölgesi&#8217;nde, Aydın ve İzmir&#8217;de sokak köpekleri üzerinde yapılan bir araştırmada hastalığın görülme oranının %13,9 olduğu rapor ediliyor⁸. Hatay&#8217;da gerçekleştirilen başka bir araştırmada ise 269 köpeğin %26&#8217;sında kalp kurdu tespit edilirken; özellikle deniz ve nehir kenarındaki bölgelerde bu oranın %30&#8217;un üzerine çıktığı belirtiliyor⁹. Tüm bu veriler, Türkiye&#8217;de kalp kurdu hastalığının görülme sıklığının, bulunulan bölgenin iklim ve coğrafi koşullarına göre büyük ölçüde değişiklik gösterdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Artan sıcaklıklar ve sıklaşan seyahatler nedeniyle parazitler giderek daha geniş alanlara yayıldıkça, koruyucu önlemlerin değeri her zamankinden daha fazla gündeme geliyor.</p>
<p>Veteriner hekimler; risklerin değerlendirilmesinde, uygun koruma yöntemlerinin önerilmesinde ve bilinçli bakımın desteklenmesinde kilit bir rol oynuyor. Evcil hayvan sahiplerinin %70&#8217;inin birinci derecede referans kabul ettiği veteriner hekimler, evcil hayvan sağlığı konusunda en güvenilir bilgi kaynağı olmaya devam ediyor. Parazit riski, yaşanılan bölgeye, mevsime ve yaşam tarzına göre değişiklik gösterdiği için; hem patili dostları hem de insanları korumak adına kişiselleştirilmiş tavsiyeler, düzenli kontroller ve koruyucu çözümlerin bilinçli kullanımı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Hayvan sağlığı alanında küresel bir lider olan Boehringer Ingelheim, Dünya Parazit Farkındalık Günü&#8217;nü, parazitlerin ne kadar kolay önlenebileceği konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan <strong>&#8220;Küçük sevgi adımları, hayatın büyük anları&#8221;</strong> kampanyasının lansmanıyla kutluyor.</p>
<p>Boehringer Ingelheim Pet İş Birim Müdürü Veteriner Hekim Orkun Bürün, kampanya ile ilgili şunları söyledi: “Parazitlerden korunma, pet ebeveynlerinin patili dostlarına verdikleri değeri göstermelerinin en basit ve anlamlı yollarından biri. Ancak araştırmamız, farkındalığın her zaman düzenli bir eyleme dönüşmediğini gösteriyor. Bu kampanya aracılığıyla, pet ebeveynlerinin koruyucu rutinleri &#8216;küçük bir sevgi adımı&#8217; olarak benimsemelerini hedefliyoruz. Çünkü bu adımlar, patili dostlarımızı güvende tutarak onlarla daha mutlu ve sağlıklı anlar paylaşmamızı sağlıyor.”</p>
<p>Koruyucu bakımı geliştirmeye odaklanan Boehringer Ingelheim; araştırmalara yatırım yapmaya, veteriner hekimlerle yakın iş birliğini sürdürmeye ve pet ebeveynlerinin bilinçli kararlar almasını güçlendiren bilinçlendirme girişimlerini desteklemeye devam ediyor.</p>
<p>Kuzey Yarımküre&#8217;de ilkbaharın başlarına ve Dünya Parazit Farkındalık Günü&#8217;ne denk gelen bu kampanya, birçok bölgede parazit aktivitesinin artmaya başladığı bir dönemde hayata geçiriliyor. Kampanya, patili dostların sağlığını korumaya yardımcı olan ve ebeveynleriyle kurdukları bağı güçlendiren basit bakım alışkanlıklarını teşvik ederek, araştırma bulgularını somut bir adıma dönüştürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheimdan-kuresel-arastirma-621468">Boehringer Ingelheim&#8217;dan Küresel Araştırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-617790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 11:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[ortopedik]]></category>
		<category><![CDATA[palside]]></category>
		<category><![CDATA[serebral]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen ve duruş bozukluklarına yol açan nörolojik bir hastalık olarak bilinen Serebral Palsi (SP), beraberinde önemli ortopedik sorunları da getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-617790">Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen ve duruş bozukluklarına yol açan nörolojik bir hastalık olarak bilinen Serebral Palsi (SP), beraberinde önemli ortopedik sorunları da getirebiliyor. En sık karşılaşılan sorunların başında, spastisite ve buna bağlı ortaya çıkan denge sorunları,  kalça çıkığı ve omurga deformiteleri geliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Rafik Ramazanov, serebral palsili çocuklarda görülen ortopedik sorunlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yürüme ve duruş bozuklukları sık görülüyor</strong></p>
<p>Serebral palsinin ağırlık derecesine bağlı olarak farklı sorunların görülme oranları da farklılık gösterebilmektedir. En sık karşılaşılan sorunlar spastisite ve buna bağlı ortaya çıkan yürüyüş ve denge sorunları, eklemlerde kontraktürler (eklem hareketliliğini etkileyen kasların, tendonların, bağların veya derinin kalıcı olarak gerilmesi veya kısalması) deformiteler, kalça çıkığı ve omurga ve ayak deformiteleridir. Hastalığın şiddetine bağlı olarak kalça çıkığı görülme oranları %15-20’den %75’lere kadar çıkabilir. Aynı şekilde, omurga deformitelerinin de görülme sıklığı hastalığın şiddeti arttıkça artmakta ve en şiddetli şeklinde %85’lerin üzerine çıkmaktadır. Bu sorunların görülme sıklığı Kaba Motor Sınıflama Sistemi derecesi arttıkça (GMFCS I-V) artış göstermektedir. </p>
<p><strong>Bu 5 belirtiyi hafife almayın!</strong></p>
<p>Aileler genelde bir Fizik Tedavi doktoru yönlendirmesi sonrasında Çocuk ortopedistine başvurmaktadır. Erken çocukluk döneminde bu belirtiler var ise mutlaka uzmana başvurulması gerekmektedir;</p>
<ol>
<li>Çocuğun tonusunda artma veya azalma </li>
<li>Yürüyen çocuklarda parmak ucu yürüme</li>
<li>Dizlerde ve kalçalarda bükülme</li>
<li>Perineal hijyen sırasında çocuğun kalçalarını açamama veya kalçaların açılma derecesinde bir asimetri ve ağrı </li>
<li>Omurgada eğrilik </li>
</ol>
<p><strong>Zamanında müdahale edilmezse ilerliyor </strong></p>
<p>Uzun süre parmak ucunda yürüme, dengede bozulma, ayakaltında nasırlar, ayak kemiklerinde geriye döndürülemeyen taraklanma ile kalıcı hale gelebilir. Aynı şekilde müdahale edilmeyen diz ve kalça fleksiyon kontraktürleri, içe basmaya neden olan yüksek femoral anteversiyon gibi sorunlar beyin hasarı nedeni ile zaten denge sorunları olan çocukların yürüme dengesini iyice bozmaktadır. En önemli konuların başında kalça çıkığı ve omurga deformiteleri gelmektedir. Yürüyemeyen çocuklarda bile kalça ve omurga sorunlarının giderilmesi gerekmektedir. Tedavi edilmeyen omurga deformiteleri kaburgaların leğen kemiğine teması ile ağrılı hale gelir. Öte yandan artmış deformite ile batın ve göğüs kafesi hacimleri azalmaktadır. Göğüs kafesi hacminin azalması akciğer (solunum sorunları ve enfeksiyonlar) ve ilerledikçe de kalp sorunlarına neden olur. Aynı zamanda batın hacminin azalması beraberinde beslenme sorunlarını getirmektedir. Beslenme sonrasında gıda aspirasyonlarının görülme sıklığını artırmaktadır. </p>
<p><strong>Düzenli kalça muayenesi ihmal edilmemeli </strong></p>
<p>Bu hastaların büyük çoğunluğu fizik tedavi aldığı için sürekli profesyonel bir gözün takibinde olmaktadır. Bu yüzden SP’li hastaların tümü için rutin ortopedik muayene gerekmemektedir. Genel olarak, fizik tedavi doktorlarının ilerleyemediği, spastisite kontrolününün fizik tedavi ile sağlanamadığı veya kontraktürlerin geliştiği zamanlarda hastalar tarafımıza yönlendirilmektedir. Ama bundan bağımsız olarak kalça muayenesinin rutin olarak yapılması ve radyografilerle kalçanın durumunun kontrol edilmesi gerekir. GMFCS I ve II hastalara rutin filme gerek yoktur. Semptom varsa film görülmelidir. Ama GMFCS III, IV ve V hastalara 6 ayda bir klinik muayene ve yıllık radyografilerle kontrol edilmesi gerekir. Bu kontroller iskelet büyümesinin tamamlanmasına kadar sürdürülmektedir. </p>
<p><strong>Kişiye ve hastalığa özel tedavi planı uygulanıyor </strong></p>
<p>Serebral palsili çocuklarda var olan patolojiye yönelik ortopedik tedaviler uygulanmaktadır. Spastisite kontrolü için en sık kullanılan yöntemlerden bir tanesi kas içine Botulinium Toksini enjeksiyonudur. Bununla kas-sinir kavşağında geçici bir felç durumu sağlanır ve spastisite çözülür. Kontraktürler geliştikten sonra artık bu yöntem işe yaramamaktadır. Bu dönemde artık kas gevşetmeleri yapılması gerekir. Bazı ayak ve üst ekstremite deformitelerinde fazla çalışan tendonun tamamı veya bir kısmı alınarak transfer edilir. Kemiklerdeki deformiteler veya kas gevşetmesi ile düzeltilemeyecek deformiteler için kemik ameliyatları devreye girmektedir. Yine, kalça çıkığı için de hem kemik ameliyatı hem de yumuşak doku ameliyatının birlikte yapıldığı kombine cerrahiler uygulanmaktadır. Omurga deformiteleri gelişen hastalarda spinal enstrümantasyon ve füzyon ameliyatı yapılır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali-617790">Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 09:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[39]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş Düşürücü]]></category>
		<category><![CDATA[ateşi]]></category>
		<category><![CDATA[çıktığında]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[dereceye]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hemen]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yapmayın]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Ateş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617748</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748">Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor. Normal vücut ısısı 36-37,8 derece arasında seyrederken, 38 derece üzerindeki değerler “ateş” olarak kabul ediliyor. Yüksek ateşte aileleri en çok endişelendiren durum ise ateş ölçerde gördükleri değerin 39-39,5 dereceye yükselmesi oluyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> ancak yüksek ateşin çocukların sağlığını belirleyen başlıca kriter olmadığına dikkat çekerek, “Ateşin yüksekliği değil, çocuğun genel hali önemlidir.  Ateşi yükselen çocuk keyifsiz olabilir; ancak ateşi düştüğünde keyfi yerine geliyor mu?, Sıvı alabiliyor mu?, Çevresiyle iletişimi devam ediyor mu? Ateşin yanı sıra kusma, ishal, solunum zorluğu ve kulak ağrısı gibi ek sorunlar var mı? Bizler için belirleyici olan aslında bunlardır” diyor.  </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> ateşin vücudun bağışıklık sistemini harekete geçiren mekanizmalardan biri olduğunu hatırlatarak, “Dolayısıyla, çocuklarda tamamen ateşsiz bir süreci hedeflemek yerine; ateşli dönemde konforu sağlayacak uygulamaları doğru şekilde yapmayı amaçlamalıyız. Çocukların ateşli enfeksiyon geçirmesini önleyemeyiz;   ancak ateşi nasıl yöneteceğimizi öğrenebiliriz” diye konuşuyor. Çocukta genel halini bozan bir bulgu olmadığı sürece ateşin korkulması gereken bir durum olmadığını ve ateş düşürücüyle takip edilebildiğini belirten <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> “Bunun tersine, özellikle üç günden uzun süren ateşli enfeksiyonlarda ve üç ayın altındaki bebeklerde, diğer kriterlere bakılmaksızın hastaneye başvurulması önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.  </p>
<p><strong>Havale riskini doğrudan belirlemiyor!</strong></p>
<p>Ebeveynlerin yüksek ateş karşısında  kaygı duymalarının en önemli nedeni ise ateşli nöbetler, toplumda bilinen adıyla “havale” oluyor.  <strong>Dr. İrem Bulut,</strong> 6 ay ile 5 yaş arasındaki her çocukta ateşli nöbet riski bulunduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak çocukluk çağındaki ateşli nöbetler çoğunlukla kısa sürer ve kalıcı hasar bırakmaz. Üstelik, ateş düşürücü vermek dahil hiçbir uygulama nöbet riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü, ateşli nöbet genellikle ateşin henüz yükselme evresinde, çoğu zaman fark edilmeden ortaya çıkar. Ateşin ne kadar yüksek olduğu da nöbet riskini doğrudan belirlemez. Önemli olan nöbeti engellemeye çalışmak değil, nöbet anında ne yapılacağını bilmek ve sakin kalmaktır.” </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> çocuklarda gelişen yüksek ateşte ebeveynlerin en sık yaptıkları 7 hatayı anlattı; önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Hata: Uygun olmayan yöntemlerle ölçüm yapmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yaş grubuna göre tercih edilen ateş ölçerler değişiklik gösterebiliyor. Dr. İrem Bulut, en güvenilir yöntemin dijital dereceyle koltuk altından ölçüm yapmak olduğunu söyleyerek, “Ancak, bu yöntemde ölçüm uzun sürdüğü için bebeklik çağında öncelikle alından veya kulaktan ölçüm yapan cihazlarla bakılabilir. Ateş yüksek çıkarsa koltuk altından kontrol edilmelidir. Uzaktan alın bölgesinden ölçüm yapan cihazları vücudun farklı yerlerinde kullanmak ise doğru değildir. Çünkü bu cihazlar karın, boyun, ense ve koltuk altı gibi bölgelerde kullanıldığında ateşi gerçek değerinden daha yüksek yansıtır” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateş yükselmesin diye ateş düşürücü vermek</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Aslında vücut hastalıkta kendi ısısını yükselterek virüs ve bakterileri öldürmeye çalışıyor. Dr. İrem Bulut,<strong> </strong>ateşin vücudun savunma sisteminin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Bu nedenle, ateşi engellemeye çalışmak çocuklara bir fayda sağlamadığı gibi hem takip sürecini zorlaştırır hem de ilaca bağlı toksik etkilere yol açabilir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateşini hızla düşürmeye çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Vücut kendi ısısını yükseltme çabasındayken soğuk duş aldırarak çocuğun ateşini hızlı bir şekilde düşürmeye çalışmak ısının daha dirençli yükselmesine neden olabiliyor. Ancak, ateş düşürücü verdikten sonra etki etmesini beklerken ılık duş veya ılık uygulama yapılabilir.</p>
<p><strong>Hata: Etki süresini beklemeden tekrar ilaç vermek</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Ağızdan verilen ateş düşürücü ilacın  mideden emilimi ve kana geçişi de dahil olmak üzere, etkisinin başlaması için 45 dakika &#8211; 1 saat arası beklenmesi gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,<strong> </strong>“Tabloyu daha erken değerlendirip, ilacın etki etmediğini düşünmemeliyiz” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Gereksiz sıklıkta ateş düşürücü kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşte en sık yapılan hatalardan biri, gereksiz sıklıkta ateş düşürücü vermek oluyor. Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücü kullanımında amacımız ateş değerini normal aralığa getirmek değil; ateşli çocuğun konforunu arttırmak, huzursuzluğunu azaltmak ve ağızdan sıvı alımını sağlayabilecek iyilik halini sağlamaktır” diyor.  Dr. İrem Bulut, gereksiz sıklıkta başvurulan ilaçların çocukları ajite ettiğini, sürece uyumu zorlaştırdığını ve karaciğer ile böbreklerde yan etki riskini artırdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Hata: Vücut ısısını 36 dereceye düşürmeye çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücülerden beklentimiz, ateşin en yüksek değere göre 0,5-1 derece düşmesi ve çocuğun huzursuzluğunun azalmasıdır. Mutlaka 36 derece olması için tekrar ilaç vermek doz aşımına ve yan etkilere neden olabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Hata: Dönüşümlü ateş düşürücü kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşin tedavisinde  parasetamol ve ibuprofen olmak üzere iki temel etken madde kullanılıyor. Bu iki ilacın dönüşümlü kullanılmasını önermediklerini vurgulayan Dr. İrem Bulut, “Dönüşümlü kullanım ilaçlara bağlı yan etkileri arttırır ve ateş kontrolünde ek bir fayda sağlamaz” bilgisini veriyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748">Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 09:53:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünü]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[protezlerin]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzatmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, protezlerin ömrü, diş sıkma ve gıcırdatmanın protezlere etkisi ile ağız bakımı önlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548">Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, protezlerin ömrü, diş sıkma ve gıcırdatmanın protezlere etkisi ile ağız bakımı önlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Protez sorunlarında vakit kaybetmeden diş hekimine başvurulmalı! </strong></p>
<p>Diş protezlerinin ortalama kullanım ömrünün 5 ila 10 yıl arasında değiştiğini ifade eden Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Ancak bu süre dolmadan önce protezlerde kırılma, çatlama ya da sallanma gibi sorunlar ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Bunun yanı sıra zamanla hijyenik özelliklerini kaybeden protezlerin diş etlerinde kanama ve hassasiyete yol açabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Tınastepe, “Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden bir diş hekimine başvurmak, hem protezin onarılabilmesi hem de ağız sağlığının korunması açısından büyük önem taşır. Özellikle protez kırıldığında hastaların kendi imkânlarıyla yapıştırmaya çalışması sık yapılan hatalardandır. Bu tür müdahaleler protezin yeniden tamir edilebilme ihtimalini azaltır ve kullanım ömrünü kısaltır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diş sıkma önlemleri, dişleri ve protezleri uzun süre korur! </strong></p>
<p>Diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) sorunu olan hastalarda dişlere ve protezlere normal çiğneme kuvvetlerinin çok daha üzerinde baskı uygulandığını hatırlatan Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bu durum hem doğal dişlerde hem de restorasyon ve protezlerde kırılma, çatlama ve başarısızlıklara neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle protez tedavisi tamamlandıktan sonra diş hekimlerinin genellikle gece kullanımına uygun bir plak önerdiğini ifade eden Doç. Dr. Tınastepe, şunları söyledi:</p>
<p>“Bazı durumlarda botoks uygulamalarından da faydalanılabilir. Ayrıca hastaya gece plağı kullanımıyla birlikte yaşam tarzına yönelik bazı önerilerde bulunulabilir. Düzenli diş hekimi kontrolleri de protezlerin ve dişlerin uzun ömürlü olması açısından ihmal edilmemeli.</p>
<p>Ağız bakımında yalnızca diş fırçalamak her zaman yeterli olmaz. Günlük rutine diş ipi eklenmeli, diş araları geniş olan kişiler diş arası fırçası kullanmalı. Son yıllarda sıklıkla önerilen ağız duşları da ağız hijyeninin desteklenmesinde etkili bir yardımcıdır. Diş sıkma ve gıcırdatma problemi olan bireylerde gerekli önlemler alındığında hem doğal dişler hem de yapılan protezler daha uzun süre sağlıklı şekilde kullanılabilir. Böylece ilerleyen dönemlerde implant ya da yeni protez tedavilerine duyulan ihtiyaç azaltılabilir.”</p>
<p><strong>Tam dişsizlik ve kemik yetersizliğinde all-on-four önemli bir tedavi seçeneği! </strong></p>
<p>Tam dişsizlik durumunda ve çene kemiğinin yetersiz olduğu hastalarda uygulanan önemli tedavi seçeneklerinden birinin de all-on-four (halk arasında ‘olonfor’) protez sistemi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bu yöntemde genellikle dört implant yerleştirilir; bazı vakalarda beş ya da altı implant da tercih edilebilir.” dedi.</p>
<p>İmplantlar yerleştirildikten sonra çoğu hastada aynı gün geçici protez takılabildiğine işaret eden Doç. Dr. Tınastepe sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İmplantların kemikle kaynaşması için yaklaşık 3 ila 6 ay beklenir. Bu sürecin ardından kalıcı protezlere geçilir ve tedavi genellikle 15 ila 30 gün içerisinde tamamlanır.</p>
<p>İmplantlardan destek alınarak yapılan protezler implant üstü protezler olarak adlandırılır. Bu protezler tek bir implant üzerine uygulanabileceği gibi birden fazla implant üzerine de yapılabilir. Tedavi planlamasına ve hastanın ağız yapısına göre sabit ya da hareketli protez seçenekleri tercih edilebilir. Doğru planlama, düzenli bakım ve kontroller sayesinde implant üstü protezler uzun yıllar konforlu ve güvenli bir şekilde kullanılabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548">Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da en sık yapılan 7 beslenme hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi-614410</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 10:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında günlük beslenme düzeni önemli ölçüde değişiyor. Uzun süren açlık saatleri, iftar ve sahurla sınırlanan öğünler vücudun alıştığı ritmi farklılaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi-614410">Ramazan&#8217;da en sık yapılan 7 beslenme hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında günlük beslenme düzeni önemli ölçüde değişiyor. Uzun süren açlık saatleri, iftar ve sahurla sınırlanan öğünler vücudun alıştığı ritmi farklılaştırıyor. Bu bir aylık süreçte genel iyi yaşam alışkanlarına dikkat edilmesi hem fiziksel sağlığın korunmasına yardımcı oluyor hem de oruç tutarken yaşanan enerji kaybını en aza indiriyor. Ramazan döneminde bilinçli ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, özellikle iftar ve sahurda yapılan hataların gün boyu halsizlik, mide sorunları ve kan şekeri dalgalanmaları gibi problemlere yol açabileceğini belirterek dikkat edilmesi gereken 7 önemli noktaya parmak bastı.</p>
<p><strong>İftarı iki bölüme ayırın</strong></p>
<p>Sindirim problemlerinin en sık yaşandığı öğün genellikle iftar olur. Bunun en önemli nedeni, uzun süren açlığın ardından yemeğin çok hızlı tüketilmesi ve ara verilmeden devam edilmesidir. İftar sonrasında görülen hazımsızlık, şişkinlik, ağrı ve kramp gibi şikâyetleri azaltmak için iftarı iki aşamaya bölün. Önce çorba gibi hafif bir başlangıç yapın, ardından 15-20 dakika ara verip ana yemeğe geçin. Ana yemek sırasında lokmalarınızı yavaş yiyin ve iyice çiğneyin.</p>
<p><strong>Su tüketimini ideal seviyede tutun</strong></p>
<p>İftar ile sahur arasında geçen zaman diliminde toplamda 10-15 bardak su içmeye özen gösterin. Çay ve kahveyi fazla tüketmek su içme miktarını azaltabilir. Bu nedenle çay ve kahveyi bir fincanla sınırlandırmaya dikkat edin.</p>
<p><strong>Yemekten sonra vücudunuza sindirim için zaman tanıyın</strong></p>
<p>Yemek biter bitmez sindirim süreci başlar ve hemen ardından yapılan yürüyüş sindirim sorunlarına yol açıp reflüyü tetikleyebilir. Bu nedenle yürüyüş için en az 30 dakika bekleyin.</p>
<p><strong>Pide tüketiminde sıklığa dikkat edin</strong></p>
<p>İftar sofralarının vazgeçilmezi olan pideyi tüketirken hem miktara hem sıklığa dikkat edin. Avuç içi büyüklüğündeki bir parça pidenin bir dilim ekmeğe eş değer olduğunu unutmayın. Pideyi haftada 2–3 günle sınırlandırın, diğer günlerde tam buğday, çavdar ekmeği ya da bulgur gibi tam tahıllı seçenekleri ön planda tutun.</p>
<p><strong>Sahuru asla atlamayın</strong></p>
<p>Sahur ile iftar arasındaki uzun açlık süresini düşünerek bu öğünü atlamayın ve dengeli planlayarak sofrada; süt, yumurta ve peynir gibi tok tutan proteinlere, yanında tam tahıllı ekmeğe mutlaka yer verin. Bu sayede gün içinde tokluk süresini uzatabilir ve su tüketimiyle sıvı kaybını azaltabilirsiniz. Sahur yapmadığınızda ise kan şekeri düşüklüğü, baş ağrısı, halsizlik ve mide sorunları yaşayabileceğinizi unutmayın.</p>
<p><strong>İftar sonrası tatlı krizlerine dikkat </strong></p>
<p>İftardan sonra kan şekeri hızla yükselip düştüğünde tatlı isteği ortaya çıkabilir. Bu dengeyi sağlamak için iftardan 1-2 saat sonra bir ara öğün yapın. Ara öğünde 1-2 porsiyon meyve ile süt, kefir ya da yoğurt gibi süt grubuna yer verin. Böylece tatlı ihtiyacınızı dengeleyebilir ve Ramazan’da kilo artışının önüne geçebilirsiniz. Haftada 1-2 gün ise bu ara öğün yerine sütlü tatlı tercih edebilirsiniz.</p>
<p><strong>Kızartma ve aşırı yağlı yemeklerden uzak durun</strong></p>
<p>Ramazan’da iftar sofralarında kızartma, kavurma ve yağlı yemekler daha fazla tercih edilebiliyor. Uzun süren açlığın ardından bu tür besinleri tüketmek hazımsızlık, mide yanması ve reflü şikâyetlerini artırabiliyor ayrıca yorgunluk hissini tetikleyebiliyor. Bu nedenle yemekleri haşlama, ızgara ya da fırında pişirme yöntemleriyle hazırlamaya gayret gösterin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi-614410">Ramazan&#8217;da en sık yapılan 7 beslenme hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Minik karınlarda büyük sorun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz Sancısı]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[karınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[minik]]></category>
		<category><![CDATA[Sindirim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıra]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614327</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327">Minik karınlarda büyük sorun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor. Uzmanlara göre,  her 10 bebekten 4’ü, yaşamının ilk aylarında, özellikle ilk 6 haftada,  gaz sancısı nedeniyle huzursuzluk yaşıyor. Gaz sancısı bebeklerin çoğunda 3–4. aydan sonra belirgin şekilde azalıyor ve genellikle 4–6 ay arasında kendiliğinden kayboluyor. Çoğu zaman masum nedenlere dayanan bu durum, ebeveynler için uykusuz gecelere ve endişeye yol açabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, </strong>bu süreçte bazı kurallara dikkat ederek gaz sancısının önlenebileceğini veya hafifletilebileceğini belirterek, “Ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken en önemli şey ise hekim tavsiyesi olmadan, bebeğe gaz sorununa karşı bitkisel içerikli takviyeler veya ilaçlar vermemek olmalı. Bunlar bebeğin sindirim sistemine zarar verebilir ve altta yatan bir hastalık varsa, tanısını geciktirebilir. Bitki çayları, şekerli su ve zeytinyağı da sindirim sisteminde sorun oluşturabilecekleri için verilmemelidir. Bunların yanı sıra emziren annelerin rezene çayı içmelerini de artık önermiyoruz. Çünkü, fazla tüketildiğinde,  içerisinde bulunan fitoöstrojenler anne ve bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir” diyor. </p>
<p><strong>En yaygın neden: Sindirim sisteminin henüz tam gelişmemiş olması!</strong></p>
<p>Bebeklik döneminde, özellikle 0-6 ay arasında, sindirim sisteminin henüz tam olarak olgunlaşmamış olması, gaz sancısının en yaygın nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, bebeğin hızlı emmesi ve emme sırasında hava yutması, yanlış emzirme teknikleri ve bağırsak hareketlerinin düzensizliği de gaz oluşumuna yol açabiliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz çıkarma mekanizmasının yeterince gelişmemiş ve karın kaslarının henüz zayıf olmasının da bebeğin gazı rahatlıkla atamamasına neden olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve bağırsak florasının yapısı gibi bireysel faktörler de süreci etkileyebilir. Bazı durumlarda ise besin alerjisi veya laktoz intoleransı şeklinde altta tıbbi bir problem yatabilir.” </p>
<p><strong> Bu belirtiler gaz sancısına işaret edebilir!  </strong></p>
<p>Gaz sancısı genellikle beslenme sonrasında veya akşam saatlerinde daha belirgin hale geliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısı olan bebeklerde en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Mırıldanmak ve devamlı ıkınma sesleri çıkarmak</li>
<li>Uykusunda sesler çıkarmak </li>
<li>Kıvranmak ve  ‘S’ şeklinde kasılma hareketleri yapmak</li>
<li>Karında şişkinlik ve sertlik</li>
<li>Bacakları karnına çekmek</li>
<li>Huzursuzluk, ağlama nöbetleri</li>
<li>Gaz çıkardıktan sonra belirgin şekilde rahatlamak</li>
<li>Emme sırasında sık sık memeyi bırakmak</li>
<li>Uykudan sık sık uyanmak</li>
</ul>
<p><strong>Gaz sancısını önlemek için 10 etkili öneri! </strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısını hafifletmek için dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Her beslenme sonrasında gazını mutlaka çıkarın:</strong> Meme değişiminde de gazını çıkarmayı alışkanlık edinin. Omuza yaslama veya oturur pozisyonda hafif sırt sıvazlama, gazın daha kolay çıkmasına yardımcı olacaktır. Bacaklarını bisiklet çevirir gibi nazikçe hareket ettirmek de gazın bağırsaklarda ilerlemesine katkı sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Kısa süreli emzirmelerden kaçının:</strong> İlk süt laktozdan, son süt ise yağdan zengin oluyor. Bebeğinizin hem doyması hem de devamlı gaz yapan ilk süte maruz kalmaması için ilk 3 ayda en az 10-15 dakika emzirmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Acele etmeyin: </strong>Acele etmeden, sakin ve hafif dik pozisyonda beslemeyi alışkanlık edinin. Beslenme sonrasında hemen düz yatırmayın. En az 30-45 derece açıyla yatırmaya dikkat edin. </p>
<p><strong>Nazikçe karın masajı yapın: </strong>Tercihen ılıtılmış özel bebek masaj yağlarıyla, günde 1-2 kez ve özellikle akşam saatlerinde, saat yönünde nazikçe karın masajı yapın. Kusma riskine karşı masajı tok karnına yapmaktan kaçının. </p>
<p><strong>Beslenmenize dikkat edin:</strong> Kendinizi gözlemleyin;  sizde hazımsızlık ve şişkinlik yapan besinlerden uzak durun. </p>
<p><strong>Hava yutmasını önleyin:</strong> Beslenme sırasında hava yutmasını önlemek için memeyi veya biberonun emziğini tam kavradığından emin olun. Antikolik biberon tercih edin</p>
<p><strong>Dümdüz pozisyonda beslemeyin:</strong> Beslenirken dümdüz pozisyonda olmasın. Kendi kendine beslenmesin. Biberonun emzik kısmına hava girmesine izin vermeden dik bir şekilde beslemeniz hava yutmasını engellemek için önemli.</p>
<p><strong>Mamasını sürekli değiştirmeyin: </strong>Sürekli mama değişimi sindirim sistemini daha hassas hale getirebiliyor. </p>
<p><strong>Mamayı hazırlarken, dikkat! </strong>Mama ile besleniyorsa, hazırlama şekline dikkat edin. Mama ölçüsünü doğru ayarlayın ve köpük oluşumunu azaltmak için biberonu fazla çalkalamayın. </p>
<p><strong>Ilık banyo rahatlatır:</strong> Özellikle akşam saatlerinde ılık banyo da kaslarının gevşemesine yardımcı olabilir. </p>
<p><strong>Çoğunlukla masum olsa da dikkat! </strong></p>
<p>Gaz sancısı genellikle önemsiz nedenlerden kaynaklansa da bazı belirtilere karşı dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü, nadiren de olsa gaz sancısının altında yatan etken enfeksiyon, bağırsak tıkanıklığı, alerji veya laktoz intoleransı gibi sindirim sistemi sorunları olabiliyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı  Dr.  Ece Birincioğlu Çetin, mutlaka hekime başvurulması gereken belirtileri, “Özellikle şiddetli ve sakinleştirilemeyen ağlama, kusma (özellikle yeşil renkli ya da fışkırır tarzda olması), ateş, kilo alamama veya kilo kaybı, dışkıda kan görülmesi, uzun süre gaz ve gaita çıkışının olmaması, karında belirgin hassasiyet veya sertlik ile genel durum bozukluğu” olarak sıralıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327">Minik karınlarda büyük sorun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 08:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşından]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613656</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin en eski hastalıklarından birisi olan hatta Antik Mısır belgelerinde bile bahsedilen böbrek taşı günümüzde en sık görülen hastalıkların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656">Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin en eski hastalıklarından birisi olan hatta Antik Mısır belgelerinde bile bahsedilen böbrek taşı günümüzde en sık görülen hastalıkların başında geliyor. Küresel bir salgın olarak da nitelenen böbrek taşı; bölgesel faktörler, hareketsiz yaşam, yetersiz sıvı alımı, gereğinden fazla protein &#8211; tuz tüketimi ve fazla kilolardan kaynaklanıyor. Kadınlarda da sık rastlanmaya başlayan böbrek taşı, zamanında tedavi edilmediği takdirde böbrek yetmezliği gibi hayati risklerle sonuçlanan rahatsızlıklara neden olabiliyor. Doğum sancısına benzer ağrılarla kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen böbrek taşları, lazerli ve robotik cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek hastanın aynı gün taburcu olması sağlanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Yanaral, böbrek taşlarının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Ülkemizde her 100 kişiden 15’inde böbrek taşı görülüyor</strong></p>
<p>Dünya genelinde böbrek taşı görülme sıklığı %5-15 arasındayken, Türkiye’de bu oran %15 seviyelerine kadar çıkmaktadır. Yani ülkemizde her 100 kişiden yaklaşık 15’i hayatının bir döneminde bu ağrılı süreçle tanışma riski altındadır. Bu yüksek oranın nedenlerini üç ana başlıkta açıklayabiliriz:</p>
<ul>
<li><strong>Sıcak İklim:</strong> Türkiye, dünyada &#8220;taş kuşağı&#8221; olarak adlandırılan riskli bölgededir. Artan hava sıcaklıkları vücutta sıvı kaybını artırırken, idrarın yoğunlaşmasına ve kristallerin çökmesine neden olur.</li>
<li><strong>Beslenme Hataları:</strong> Aşırı tuz tüketimi (Türkiye&#8217;de günlük ortalama tuz tüketimi önerilenin iki katıdır) ve hayvansal proteinden zengin beslenme, kalsiyum dengesini bozarak taş oluşumunu tetikler.</li>
<li><strong>Genetik Faktörler:</strong> Ailesinde taş öyküsü olanlarda risk %30 daha fazladır. </li>
</ul>
<p><strong>Tedavi edilmeyen taş böbrek yetmezliğine neden olabilir</strong></p>
<p>Böbrek taşının en önemli ve en sık belirtisi sırt ve bel ağrısıdır. Taşın olduğu böbrek tarafındaki uzun süren ağrılar ya da bıçak saplanır tarzdaki şiddetli ağrılar ile kendisini belli etmektedir. Ayrıca idrar yaparken yanma, idrar renginde değişiklik, bulantı, kusma ve ateş de böbrek taşının belirtisi olabilir. Bir böbrek taşı tespit edildiğinde, tedavi planlamasındaki en önemli faktör taşın boyutu ve böbrekteki yeridir. Taşın boyutu ne kadar büyükse, hastanın taşı kendiliğinden düşürme şansı o kadar azdır. Tıbbi cihazlardaki ve lazer teknolojisindeki gelişmeler sayesinde böbrek taşlarının cerrahi tedavisinde artık kapalı endoskopik yöntemler kullanılmaktadır. </p>
<p><strong>Böbrek taşları bıçaksız ve izsiz tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Artık böbrek taşları için &#8220;açık ameliyat&#8221; tercih edilmemektedir. Özellikle endoskopik aletler ve lazer teknolojisindeki gelişmeler böbrek taşı tedavisini kolaylaştırmıştır. Son yıllarda gelişen en önemli yenilikler şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Lazer teknolojisi: </strong>Geleneksel lazerlerin yerini alan Thulium Fiber Lazer, böbrek taşı tedavisinde daha sık kullanılır hale geldi. Bu lazer taşları sadece kırmamakta, adeta &#8220;un&#8221; haline getirmektedir. Bu yöntemle hastalar, işlem sonrası büyük parçaları düşürme sancısı yaşamamaktadır. Ayrıca hızlı etkisi sayesinde operasyon sürelerini yarı yarıya kısaltmaktadır.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Akıllı aspirasyon sistemleri: </strong>Artık taşlar kırılırken aynı zamanda endoskopik cihazlara entegre sistemlerle vakumlanarak temizlenir. Bu da böbreğin içinin taşsız hale getirilmesini sağlamaktadır.</li>
</ul>
<p>Bu yenilikler, endoskopik tedavileri kolaylaştırmakta ve hastalar aynı gün taburcu olabilmektedir.</p>
<p> <strong>Taştan korunmak için yaşam biçiminizi değiştirin</strong></p>
<p>Böbrek taşı tedavisinden sonra yeniden taş oluşmaması için doktor kontrollerinin yayında kişinin yaşam biçiminde de şu değişiklikleri yapması gerekir; </p>
<ol>
<li><strong>Yeterli Su Tüketin:</strong> Günde en az 2,5 litre su tüketin ve içine bir dilim limon atın. Limondaki sitrat taş oluşumunu engeller.</li>
</ol>
<ol>
<li><strong>Tuzu Azaltın:</strong> Sofradan tuzluğu kaldırın ve paketli gıdalardan uzak durun.</li>
</ol>
<ol>
<li><strong>Düzenli Egzersiz Yapın:</strong> Düzenli yürüyüş yerçekimi etkisiyle kristallerin böbrekten atılmasına yardımcı olur.</li>
<li><strong>Meyve-Sebze Ağırlıklı Beslenin:</strong> Hayvansal protein tüketimini sınırlayıp sebze ve meyve ağırlıklı beslenme alışkanlığı kazanın</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656">Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağı kanserlerinin üçte biri lösemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinin-ucte-biri-losemi-613125</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 13:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[üçte]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinin-ucte-biri-losemi-613125">Çocukluk çağı kanserlerinin üçte biri lösemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türü. Çocukluk döneminde görülen kanserler arasında en sık karşılaşılan türün lösemi olduğunu ve tüm çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık üçte birini oluşturduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Lösemiye en sık ilk 5 yaşta rastlıyoruz. Bu nedenle özellikle küçük yaş grubunda ortaya çıkan uzun süren halsizlik, sık enfeksiyon ya da nedeni açıklanamayan morluklar dikkatle takip edilmeli” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Çocukluk çağı kanserlerinin kesin nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini ancak vakaların küçük bir bölümünde kalıtsal faktörlerin etkili olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Çocuklarda kansızlık, karında şişlik ya da dolgunluk hissi, lenf bezlerinde belirgin şişlik, ciltte kolay oluşan morluklar, iki taraflı burun kanaması, uzun süren ateş ve sık enfeksiyonlar löseminin belirtileri arasında sayılabilir. Bu bulgulara ek olarak kan tahlillerinde beyaz kan hücrelerinde görülen anormal değişiklikler de tanı sürecinde yol gösterici olabilir. Bu şikâyetler farklı hastalıklarda da ortaya çıkabilir ancak uzun sürmesi ya da bir arada görülmesi durumunda ailelerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması kıymetli” dedi.</p>
<p><strong>Geçmeyen halsizlik sıradan bir yorgunluk olmayabilir</strong></p>
<p>Çocuklarda görülen kanser belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılabildiğini ifade eden Kansoy, “Özellikle uzun süren halsizlik çoğu zaman basit bir enfeksiyon ya da kansızlıkla, nedeni açıklanamayan morluklar çarpma veya düşmelerle, sık tekrarlayan enfeksiyonlar bağışıklığın geçici olarak zayıflamasıyla, geçmeyen ateş ise üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla ilişkilendirilebiliyor. Lenf bezlerindeki şişlikler de genellikle enfeksiyonlara bağlanabiliyor. Her belirti lösemi anlamına gelmez ancak bu şikâyetler uzun sürüyor ya da bir arada görülüyorsa ailelerin durumu göz ardı etmeden bir uzmana başvurması erken tanı açısından büyük önem taşır” dedi.</p>
<p><strong>Lösemi tedavisi uzun ve sabır isteyen bir süreç</strong></p>
<p>Löseminin farklı türleri bulunduğunu açıklayan Kansoy, “Löseminin en sık görülen tipleri akut lenfoblastik, akut miyeloblastik ve kronik miyelositer lösemidir. Tanı, kan tahlilleri ve kemik iliğinden alınan örneklerin incelenmesiyle konur. Hastalığın özelliklerine ve risk durumuna göre tedavi planı belirlenir. Çoğu hastada kemoterapi uygulanır, bazı durumlarda ise kök hücre nakli gündeme gelebilir ve tüm bu tedavi süreci 1-2 yılı kapsayabilir. Bu uzun ve yorucu dönemde hem çocukların hem de ailelerin psikolojik destek alması süreci daha sağlıklı atlatmaları açısından büyük önem taşır” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinin-ucte-biri-losemi-613125">Çocukluk çağı kanserlerinin üçte biri lösemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetik ve sağlık bir arada!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/estetik-ve-saglik-bir-arada-612569</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 09:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arada]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[dolgu]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kompozit]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612569</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, hem gülüş estetiğinde hem de diş hassasiyeti ve dolgu tercihleri konusunda merak edilen bazı uygulamalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-ve-saglik-bir-arada-612569">Estetik ve sağlık bir arada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, hem gülüş estetiğinde hem de diş hassasiyeti ve dolgu tercihleri konusunda merak edilen bazı uygulamalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kompozit bonding, gülüş estetiğinde sık kullanılan bir yöntem!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığı uygulamalarının yalnızca estetik beklentilere değil, aynı zamanda fonksiyon ve konforun korunmasına da hizmet ettiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Gülüş estetiğinde en sık kullanılan yöntemlerden biri kompozit estetik dolgular, bir diğer adıyla kompozit bonding uygulamalarıdır.” dedi.</p>
<p>Bu işlemin, diş yüzeyine kompozit dolgu materyalinin tabaka tabaka yerleştirilip şekillendirilmesiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Çoğu zaman dişte aşındırma yapılmaz ya da minimal düzeyde aşındırma yeterli olur. Kompozit bonding dişler arasındaki boşlukların kapatılmasında, kırık ve çatlak dişlerin düzeltilmesinde, gülüşte simetri sağlanmasında ve özellikle ön dişlerdeki şekil bozukluklarının giderilmesinde kullanılabilir. Genellikle tek seansta tamamlanır ve 1–2 saat içinde sonuç alınabilir. Ağrısız bir işlem olarak bilinir. Ayrıca en önemli avantajlarından biri, istenmediği takdirde uzaklaştırılabilmesi ya da yenilenebilmesidir. Bu özelliği sayesinde hem estetik hem de geri dönüşümlü bir seçenek sunar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her diş hassasiyeti çürük belirtisi değil!</strong></p>
<p>Estetik uygulamaların yanı sıra, hastaların en sık başvuru nedenlerinden birinin de diş hassasiyeti olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Ancak her diş hassasiyeti çürük belirtisi değildir. Öncelikle hassasiyetin nedeninin değerlendirilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>“Diş eti çekilmesi sonucu kök yüzeyi açığa çıkabilir. Kök yüzeyi, mineyle kaplı olmadığı için soğuğa ve sıcağa karşı daha duyarlı hâle gelir ve hassasiyet gelişebilir.” Örneğini veren Dr. Öğr. Üyesi Turan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir diğer neden bruksizm, yani diş sıkma ve gıcırdatmadır. Bu durum dişlerde aşınmaya yol açarak hassasiyete sebep olabilir. Aynı şekilde sert fırçalama alışkanlığı ve asitli içecek tüketimi de diş yüzeyinde aşınmaya neden olarak hassasiyet oluşturabilir. Eğer hassasiyet özellikle tatlı tüketimi sırasında artıyor ve belirli bir bölgede lokalize hissediliyorsa, bu durumda çürükten şüphelenilebilir. Böyle bir durumda mutlaka bir diş hekimine başvurulması önerilir.”</p>
<p><strong>Amalgam dolgular, özel durumlar dışında risk oluşturmaz!</strong></p>
<p>Diş hassasiyeti ve estetik kaygılar söz konusu olduğunda, mevcut dolguların da sıkça gündeme geldiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Özellikle gri dolgular olarak bilinen amalgam dolgular hakkında birçok soru soruluyor.” dedi.</p>
<p>Amalgam dolguların uzun zamandır kullanılan ve son derece dayanıklı malzemeler olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Turan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İçerdikleri cıva, diğer metallerle stabil bir yapıdadır ve ağızda bulunduğu sürece cıva salınımı yapmaz. Ancak dolgunun sökümü sırasında, ısı ve sürtünme etkisiyle cıva buharı açığa çıkabilir. Bu nedenle söküm işlemi uygun izolasyon yöntemleri ve gerekli koşullar sağlanarak yapılmalı. Amalgam dolgular; altında çürük oluşması, dolgunun kırılması ya da estetik nedenlerle tercih edilmemesi gibi durumlarda uzaklaştırılabilir. Bunun dışında ağızda sağlam şekilde durduğu sürece cıva salınımı söz konusu değildir. Günümüzde ise daha biyouyumlu ve estetik olan kompozit dolgular, amalgamın yerine daha sık tercih edilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-ve-saglik-bir-arada-612569">Estetik ve sağlık bir arada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 08:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini koruyan ‘minimal girişimsel tedavi yöntemleri’ giderek yaygınlaşıyor. Teknolojideki hızlı gelişmeler sayesinde artık ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal (bölgesel) tedavi çok daha fazla uygulanıyor. Çok yakın gelecekte fokal tedavi, ameliyatın pabucunu dama atmaya aday gözüküyor” diyor. Prof. Dr. Can Öbek, günümüzde artık gençlerde de sık görülen ve sinsice ilerleyen prostat kanserinde yeni tedavi dönemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan prostat kanseri, artık sadece ileri yaşta değil, gençlerde de yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Prostat erkek üreme sistemine ait bir salgı bezidir. Prostat bezi hücrelerinden kaynaklanan prostat kanseri, dünya ülkelerinin çoğunda erkeklerde en sık görülen organ kanserdir. Erken tanı hayat kurtarmakta, kanser prostatta sınırlıyken yakalanıp tedavi edildiğinde tam başarı sağlanabilmektedir. Ancak ülkemizde erkek kanserlerinde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alan prostat kanseri sinsice ilerlediği ve erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden dolayı, geç tanı konulma oranı yüzde 30’u bulmakta ve bu imkan önemli oranda kaçırılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>40 yaş sonrası tarama testi kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Erken tanı için, günümüzde 40 yaşından itibaren PSA testi yaptırılmasının ve prostat muayenesinin çok önemli oldunu vurgulayan Prof. Dr. Öbek “Böylelikle kişinin mevcut durumunu ve ileride prostat kanseri riskini de tespit edebiliyoruz; takip sıklığımızı buna göre ayarlıyoruz. Erken tanı için PSA testi şart ancak kesin tanı muayenedeki bulgulara göre prostat biyopsisi ile konuluyor” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyatın yerini bölgesel (Fokal) tedavi alıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemelerin de sayesinde büyük değişim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Öbek, tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini korumak odaklı, minimal girişimsel yöntemlerin daha çok tercih edildiğini söylüyor. Prof. Dr. Öbek sözlerine şöyle devam ediyor: “Robotik cerrahi, büyük ölçüde açık ameliyatın yerini aldı. Daha yakın dönemde, MR ve MR füzyon biyopsi teknolojisinin gelişmesi, fokal (bölgesel) tedavi yönteminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı. Ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal tedavi, giderek artan sıklıkta hastalar tarafından tercih edilmekte ve hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Kanımca çok yakın gelecekte, ameliyatın pabucunu dama atmaya adaydır.”  </p>
<p><strong>Prostatın sağlıklı bölgeleri korunuyor</strong></p>
<p>Ameliyatta prostatın tamamı çıkarılıp, radyoterapide tamamının ışınlandığını; oysa fokal tedavide sadece prostat içindeki kanserli odağın tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Öbek son yıllarda öne çıkan bu yöntem hakkında şu bilgileri veriyor: “Fokal tedavi, biyopsi ile tanısı konmuş kanser odağının, çevresindeki güvenlik alanıyla birlikte imha edilmesi ve prostatın sağlıklı bölgelerinin korunması prensibine dayanır. MR ile prostattaki kanser odağının net olarak görülebildiği, tek bir alanda gelişmiş ve biyopsi sonucuna göre orta derecede saldırgan (Gleason skoru 7) olduğu saptanan prostat kanseri hastaları, fokal tedavi için ideal hastalardır.”</p>
<p><strong>Yan etkileri çok daha nadir görülüyor</strong></p>
<p>Fokal tedavinin en önemli avantajları arasında; idrar kaçırma ve iktidarsızlık gibi yan etkileri minimum düzeye indirmesi bulunuyor. Prof. Dr. Öbek “Dünya literatürüne göre; ameliyat veya radyoterapiden sonra idrar kaçırma riski yüzde 10-21, sertleşme sorunu riski yüzde 23-68 ve bağırsak sorunu yaşama riski yüzde 35 olarak bildirilmektedir. Fokal tedavi bu yan etkileri bertaraf etmek iddiasında bir tedavi yaklaşımıdır” diyor. Fokal tedavi yaklaşık 60-90 dakika sürüyor ve anestezi altında uygulanıyor. Herhangi bir ameliyat kesisi olmuyor. Hasta en fazla bir gece hastanede kalıyor. </p>
<p><strong>Dünya literatüründe çarpıcı gerçek!</strong></p>
<p>Dünya literatüründe; fokal tedavi uygulanarak sonrasında 5 yıl izlenen hastalarda, hastalığın nüks riskinin yüzde 10-20 olarak bildirildiğini belirten Prof. Dr. Öbek şöyle konuşuyor: “Diğer bir deyişle, yüzde 80-90 oranında fokal tedavi etkili ve başarılı olmaktadır. Prostat kanserinde fokal tedavinin etkinliği ve güvenliği konusunda bilimsel yayınlar giderek arttığından, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzu, fokal tedavi yaklaşımını artık deneysel kategorisinden çıkartmış bulunmaktadır. Önümüzdeki 10 yılda, uygun hastalarda, prostatın tamamının tedavisinin tarih olacağı ve bu alanda fokal tedavinin standart olacağı düşüncesindeyim.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[parçası]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir” dedi. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımının tedavinin en kritik parçası olduğunu vurgulayan Bilgin Topçuoğlu, ilaçların doğru şekilde alınmasının nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağladığını ve yaşam kalitesini yükselttiğini söyledi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 9 Şubat Uluslararası Epilepsi Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada epilepsi hastalarında düzenli kontrol ve ilaç kullanımının önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişiyor</p>
<p>Epilepsi hastalığında düzenli doktor kontrolünün önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Epilepsi hastalarında düzenli doktor kontrolü, nöbetlerin kontrol altında tutulması, ilaçların etkinliğinin ve yan etkilerinin izlenmesi, yaşam kalitesinin artırılması açısından kritik öneme sahiptir. Tedavi süreci kişiye özel olduğu için düzenli takip, hastalığın seyrini doğrudan etkiler. Epilepsi hastalarında doktor kontrolü için tek bir standart süre yoktur çünkü bu hastalığın seyri kişiden kişiye değişir” diye konuştu. </p>
<p>Kontrol dönemleri her hasta için farklılık gösterebilir</p>
<p>Doktor kontrolünün hastalığın tanı ve tedavi süreçlerine göre farklılık gösterebileceğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, bu dönemleri şöyle sıraladı: </p>
<p>Tanı ve tedavi başlangıcı: İlaç başlandıktan sonra genellikle ilk birkaç ay içinde sık kontroller yapılır. Bu dönemde ilacın etkinliği ve yan etkileri yakından izlenir.</p>
<p>Tedavi oturduktan sonra: Nöbetler kontrol altına alındığında kontroller 3–6 ayda bir yapılabilir.</p>
<p>İlaç değişikliği veya yeni şikâyetler olduğunda: Daha sık kontroller gerekebilir.</p>
<p>Çocuk ve genç hastalarda: Gelişim ve öğrenme süreci izlendiği için kontroller daha düzenli ve sık yapılır.</p>
<p>İlaç tedavisiyle nöbetlerin sıklığı ve şiddeti azalır</p>
<p>Epilepsi tedavisinde en temel yöntemin antiepileptik ilaçlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ilaçlar nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da çoğu hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltır. Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımı, tedavinin en kritik parçasıdır. İlaçların doğru şekilde alınması nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağlar ve yaşam kalitesini yükseltir” diye konuştu.</p>
<p>İlaç kullanımında 6 önemli nokta!</p>
<p>İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli noktalara değinen Bilgin Topçuoğlu, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>1. Düzenli ve zamanında kullanım: İlaçlar doktorun belirttiği saatlerde alınmalıdır. Doz atlamak veya ilacı geç almak, nöbet riskini artırır.</p>
<p>2. İlacı kendi kendine bırakmamak: Antiepileptik ilaçlar ani şekilde kesilmemelidir. Doktor kontrolü olmadan ilaç bırakmak, nöbetlerin şiddetlenmesine ve “status epileptikus” gibi hayati risklere yol açabilir.</p>
<p>3. Yan etkileri takip etmek: Baş dönmesi, yorgunluk, kilo değişiklikleri gibi yan etkiler görülebilir. Şiddetli yan etkilerde mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>4. Düzenli doktor kontrolü: İlaçların kan düzeyleri ve organ fonksiyonları (karaciğer, böbrek) düzenli testlerle izlenmelidir. Doktor, gerektiğinde doz ayarlaması veya ilaç değişikliği yapar.</p>
<p>5. İlaç etkileşimlerine dikkat: Bazı ilaçlar (antibiyotikler, doğum kontrol hapları vb.) antiepileptik ilaçlarla etkileşebilir. Yeni bir ilaç başlanmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.</p>
<p>6. Yaşam tarzı ile desteklemek: Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi ilaçların etkinliğini artırır. Alkol ve uyarıcı maddelerden uzak durulmalıdır.</p>
<p>İlaçların aksatılması ya da bırakılması önemli riskler oluşturabilir</p>
<p>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, doktor önerisi olmadan ilacın bırakılması ya da ilaç dozlarının düzensiz kullanımının olumsuz pek çok etkiye yol açabileceği uyarısında da bulunarak “Antiepileptik ilaçlar, beynin elektriksel aktivitesini dengelemeye çalışır; bu denge bozulduğunda nöbetler yeniden ortaya çıkabilir veya şiddetlenebilir. Olası etkiler arasında nöbetlerin tekrarı ve şiddetlenmesi, tedaviye direnç gelişmesi, yan etkilerin artması ve günlük yaşamı etkileyecek önemli riskler oluşabilir” uyarısında bulundu. </p>
<p>Oruç tutmak isteyen, mutlaka doktoruna danışmalı</p>
<p>Ramazan ayında oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Açlık ve susuzluk, kan şekeri düşüklüğü ve ilaçların kandaki seviyesinin değişmesi, nöbet riskini artırır ve uyku düzensizliği, nöbetleri tetikleyebileceği için oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka nöroloji uzmanına danışmaları gerekir. Epilepsi hastaları için oruç tutmak kişisel sağlık durumuna bağlıdır. Uzun süredir nöbet geçirmeyen ve doktor onayı alan bazı hastalar oruç tutabilir ancak ilaçların düzenli kullanımı, uyku ve beslenme düzeni mutlaka korunmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[cebeci]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı<strong> </strong>şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Eskiden daha çok ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp-damar sorunları, günümüzde değişen yaşam tarzı, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik nedeniyle gençleri de tehdit eder hale geldi. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebec</strong>i “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı günümüzde belirgin artış göstermiştir. Bunun altında masum nedenler kadar, hayati riske yol açabilecek kalp kaynaklı ciddi etkenler de yatabildiği için, gereksiz kaygıyı azaltmak ama riskli durumları da kaçırmamak amacıyla doktor muayenesi büyük önem taşımaktadır” diyor. Prof. Dr. Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı kimi zaman masum nedenlerden kaynaklanabilirken, kimi zaman da önemli kalp hastalıklarının ilk belirtisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci</strong>, özellikle son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle bu iki sorunun yaygınlaştığını belirterek şöyle konuşuyor: “Son yıllarda hem gençlerde hem de yetişkinlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış dikkat çekiyor. Hastalar çarpıntıyı çoğunlukla “kalbim hızlandı”, “tekli atımlar oluyor”, “göğsümde bir boşluk hissi”, “aniden çarpmaya başlıyor” şeklinde tarif ediyor. Göğüs ağrısı ise sık olarak batma, sıkışma, yanma tarzında; çoğu zaman eforla ilişkisi net olmayan, kısa süreli ve tekrarlayıcı özellikte anlatılıyor. Genç hastalarda bu şikayetlere sıklıkla nefes alamama hissi, baş dönmesi, huzursuzluk ve ölüm korkusu eşlik edebiliyor.”</p>
<p><strong>Modern yaşam tarzı en önemli etkenlerden biri ancak…</strong></p>
<p>Modern yaşam tarzının ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının, bu şikayetlerin artışında başı çektiğini belirten Prof. Dr. Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “En sık karşılaştığımız hataların başında; yoğun kafein tüketimi, stresi yönetememek, sigara ve tütün ürünleri, uyku bozuklukları, bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve takviyeler, burun spreyleri, hareketsizlik, uzun süre ekran karşısında kalma, aşırı tuzlu ya da çok ağır yemekler, ani ve plansız egzersizler, yeterli ısınma yapmadan spora başlamak, hızlı yeme alışkanlığı, gece geç saatlerde yemek yeme geliyor. Özellikle gençlerde, altta yatan ciddi bir kalp hastalığı olmaksızın hissedilen çarpıntı ve göğüs ağrılarının en sık nedenlerinden birinin de; sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete olduğunu görüyoruz. Tüm bunlar otonom sinir sistemi dengesini bozarak, kalbin normal ritmini olumsuz etkileyebilir ve çarpıntıya zemin hazırlar.” </p>
<p><strong>Diyabet, obezite ve metabolik hastalıklar da çok etkili</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cebeci; obezite, hipertansiyon, kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılar, mide-yemek borusu hastalıkları, akciğer enfeksiyonları, koroner arter hastalığı, diyabet ve tiroit hastalıklarının toplumda sık görülmesinin de, kalp kaynaklı şikayetlerin artmasına yol açtığını vurguluyor. Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı durumunda; olası ritim bozukluğu, yapısal kalp hastalığı veya metabolik nedenlerin ayrıntılı öykü, fiziki muayene ve uygun tetkiklerle mutlaka dışlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cebeci “Her kalp çarpıntısı veya göğüs ağrısı mutlaka ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmez. Ancak bu şikayetlerin altında masum etkenler gibi ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle mutlaka doktora başvurulmalı, iki yakınma ayrı ayrı değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse!</strong></p>
<p>Her kalp çarpıntısı ya da göğüs ağrısının kalıcı bir kalp hastalığına yol açmayacağını, ancak altta ciddi bir neden yatıyorsa ve tedavisiz bırakılırsa ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı hayati riske yol açabilecek hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu nedenle şikayetlerin ciddiye alınması, doğru zamanda doğru değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Örneğin; çarpıntının nedeni tiroit hastalığıysa, hormonal dengesizlik tedavi edildiğinde şikayetler büyük ölçüde azalır. Ancak uzun süre tedavi edilmezse gelişen ritim bozukluğu kalıcı hale gelebilir. Ayrıca göğüs ağrısı gençlerde sıklıkla kalp dışı nedenlere bağlı olsa da; eforla artıyorsa, baskı ve sıkışma tarzındaysa, kola, çeneye veya sırta yayılıyorsa, nefes darlığı ve baş dönmesi eşlik ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Sonuç olarak; kalp, genç yaşta da sinyal verir. Bu sinyalleri doğru okumak, gelecekte oluşabilecek kalıcı kalp hasarlarını ve hayati riskleri önlemenin en etkili yoludur. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres azaltıcı alışkanlıkların geliştirilmesi sağlıklı ve mutlu bir gelecek için temel esaslardır.”</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çarpıntı ve göğüs ağrısına yol açan hatalı alışkanlıklar;</strong></p>
<p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, </strong>kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Aşırı kafein tüketimi </li>
<li>Sigara ve alkol </li>
<li>Düzensiz uyku saatleri</li>
<li>Uzun süre ekran karşısında kalma</li>
<li>Sağlıksız beslenme (Aşırı tuzlu, ağır yemekler, hızlı yemek yeme, gece geç saatlerde yemek yeme vb)</li>
<li>Hareketsiz yaşam</li>
<li>Ani ve plansız egzersizler, uzun süre egzersiz yapmama, yeterli ısınma yapmadan spora başlama</li>
<li>Stresle baş etme yöntemlerinin yetersizliği, sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete</li>
<li>Bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri, bitkisel takviyeler, sporcu destekleri, burun spreyleri</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zor zamanların sessiz kahramanları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zor-zamanlarin-sessiz-kahramanlari-610495</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dereköy]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiye]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanları]]></category>
		<category><![CDATA[kesici]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarma]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yüzük]]></category>
		<category><![CDATA[zamanların]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610495</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir İtfaiyesi paramedikleri, cisim batması ve yüzük sıkışması gibi yüksek riskli vakalarda cerrahi hassasiyetle müdahale ederek hayat kurtarıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zor-zamanlarin-sessiz-kahramanlari-610495">Zor zamanların sessiz kahramanları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir İtfaiyesi paramedikleri, cisim batması ve yüzük sıkışması gibi yüksek riskli vakalarda cerrahi hassasiyetle müdahale ederek hayat kurtarıyor. Trafik kazalarında da görev alan ekipler, özel kesici ekipmanlarla acil tıbbi müdahale ve kurtarma çalışmalarını eş zamanlı yürütüyor.</p>
<p>Parmakta sıkışan bir yüzük ya da vücuda saplanan bir cisim… Bunu yaşayanlar için yoğun acı, panik ve çaresizlik anlamına geliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan paramedikler ise tam bu noktada devreye girerek, saniyelerin ve doğru müdahalenin hayati önem taşıdığı operasyonları başarıyla gerçekleştiriyor. Paramedikler, tıbbi ve teknik müdahaleyi eş zamanlı yürüterek vatandaşların hayatını güvence altına alıyor. Türkiye’de yalnızca İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan paramedikler, özel donanımlı Kurtarma ve Acil İlk Yardım Aracı (AKS) ile hizmet veriyor. Merkez birimin yanı sıra Karşıyaka, Bornova, Gaziemir, Torbalı Çaybaşı, Aliağa ve Urla gruplarında konuşlanan ekiplerde toplam 62 paramedik görev yapıyor. Ekipler, bugüne kadar 765 olaya müdahale ederek birçok yurttaşın hayatına dokundu.</p>
<p><strong>Mikro kesicilerden ağır demir kesicilere kadar özel ekipman</strong><br />İzmir İtfaiyesi bünyesinde, büyük çaplı demirleri kesebilen ağır ekipmanlardan trafik kazalarında kullanılan pedal kesicilere, yüzük çıkarma işlemlerinde kullanılan mikro özel kesicilere kadar geniş bir kurtarma ekipmanı yelpazesi bulunuyor. Paramedikler, çevre güvenliğini sağlayarak kazazedeye zarar vermeden müdahaleyi titizlikle tamamlıyor.</p>
<p><strong>“Yüzük sıkışması basit sanılıyor, doku hasarı büyüyor”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı Arama Kurtarma Şube Müdürü Şenol Dereköy, İzmir’de yalnızca insanlara değil tüm canlılara titizlikle hizmet verdiklerini belirtti. En sık karşılaşılan vakaların başında parmakta yüzük sıkışmasının geldiğini ifade eden Dereköy, “Yüzük parmağı sıkıyor, parmak hızla şişiyor ve kişi ciddi acı yaşıyor. Basit gibi görülüyor ama acıyı yaşayan bilir. Müdahale geciktiğinde ise ciddi doku kayıpları oluşabiliyor” dedi. Dereköy, parmakta yüzük sıkışması ve vücuda cisim batması gibi vakaların, görevli paramedikler tarafından ileri düzey sağlık ve kurtarma operasyonları kapsamında ele alındığını da vurguladı.</p>
<p><strong>Vakalar ileri düzey sağlık operasyonuna dönüşüyor</strong><br />Bahçe duvarlarındaki sivri korkuluklar, yüksekten ya da ağaçtan düşmeler ile balıkçılık sırasında yaşanan zıpkın kazaları, vücuda cisim batmasıyla sonuçlanabiliyor. Bu tür vakalarda yanlış ya da bilinçsiz müdahalenin hayati risk oluşturduğunu vurgulayan Dereköy, “Özellikle kancalı cisimler kesinlikle geri çekilmez. Kesilmeden çıkarılmaya çalışıldığında dokuyu parçalar. Buradaki temel amaç, kazazedeyi en az zarar görecek şekilde kurtarmaktır” dedi.</p>
<p><strong>Hastanede de görev alıyorlar</strong><br />Paramediklerin olay yerinde ilk tıbbi müdahaleyi gerçekleştirdiğini belirten Dereköy, “Eğer tendon kopması ya da damar hasarı gibi ileri düzey bir durum söz konusuysa, kazazedeyi sağlık kuruluşuna sevk ediyoruz. Gerektiğinde hastanelerin acil servislerinde ve ameliyathanelerinde de bu kurtarma işlemlerini gerçekleştiriyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Türkiye’de tek model</strong><br />İzmir İtfaiyesi’nin paramedik kadrosu ve AKS biriminin Türkiye’de tek olduğuna dikkat çeken Dereköy, “Basit gibi görünen bu vakalarda zamanla yarışıyoruz. Böyle durumlarla karşılaşan yurttaşlar, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak en uygun itfaiye istasyonuna yönlendirilebilir. Doğru müdahale edilmezse sonuçları ağır olabilir. İtfaiye olarak 7 gün 24 saat sahadayız” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zor-zamanlarin-sessiz-kahramanlari-610495">Zor zamanların sessiz kahramanları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:53:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akne]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817">Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor. Öyle ki 25 yaş ve üzerindeki her 5 kadından 1’i akne problemiyle mücadele ediyor. Akne çoğu zaman ‘nasılsa geçer’ düşüncesiyle ihmal edildiği için ağrılı kistlere, ciltte kalıcı iz ve leke oluşumuna yol açabiliyor! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi </strong><em> </em><strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz,</strong> bu nedenle aknelerin mutlaka erken dönemde tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Tedaviye erken başlanması aknenin şiddetlenmesini ve ciltte kalıcı iz ile leke bırakmasını engelleyebiliyor. Ancak, tedaviden başarılı sonuç alınabilmesi için hekimin önerdiği tedavinin aksatılmaması büyük bir önem taşıyor. Geçmiş yıllarda aknenin cilt ile sınırlı olduğu ve sadece bakım ürünleri   veya  cilt üzerine sürülen ilaçlarla iyileşeceği düşünülüyordu. Günümüzde ise aknenin sistemik bir metabolizma sorununun parçası olduğu biliniyor. Bu nedenle, akne tedavisinde bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi gerekiyor” diyor.   Aknenin oluşumunda genetik yatkınlıktan çok hormonal değişimler, inflamasyon ve hatalı yaşam alışkanlıklarının sorumlu olduğunu belirten <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz,</strong> akneye neden olabilen yaşam alışkanlıklarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Gece bu saatler arasında uyanık kalmak</strong></p>
<p>Gece geç saatlere kadar uyanık kalınması akneye sebep olan etkenler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Melatonin hormonu gece 23:00 &#8211; 02:00 saatleri süresince salgılanıyor. Bu zaman diliminde, melatonin hormonu, beyin başta olmak üzere, bağ dokusunun ve cildin yenilenmesini sağlıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz, sağlıklı gece uykusunun cildi içten temizlediğini ve parlaklık sağladığını, hatta en etkili cilt bakım ürünlerinden bile daha faydalı olduğunu belirtiyor. Bu saat aralığında uyanık kalmak ise cildin doğal onarım sürecini önlüyor ve akne oluşumuna zemin hazırlıyor. </p>
<p><strong>Kozmetik ürünlerini bilinçsizce uygulamak</strong></p>
<p>Bilinçsizce satın alınan yıkama ve peeling ürünleri çoğu zaman cilt bariyerine zarar veriyor. Hekim olmayan kişilerin önerisiyle ürün alan, peeling gibi işlemleri sık sık ve hatalı şekilde uygulayan kişilerde en sık görülen sorun cilt pH’ının bozulması oluyor. Peeling işlemi cildin üst tabakasını aldığı için parlak görünüm sağlasa da  cildin koruyucu tabakasını zayıflatıyor. Bariyerini kaybeden cilt ise bakteriyel enfeksiyonlara açık hale geliyor ve bunun sonucunda akne gelişebiliyor. Hekim önerisi olmadan kullanılan doğal ürünler de akne oluşumunun diğer nedenlerinden. Koruyucu bariyerini kaybeden cilt bakteriyel enfeksiyonlara daha açık hale gelince, akne gelişimi kaçınılmaz oluyor. </p>
<p><strong>Siyah noktaları sıkmak</strong></p>
<p>Aknenin ilk evresi genelde komedon, halk arasındaki bilinen adıyla siyah nokta oluyor. Bu lezyonların sıkılması veya koparılması, bakterilerin eklenmesiyle süreci daha da şiddetlendiriyor ve derin izlerle sonuçlanabiliyor. Bu nedenle, sadece komedon sorunu olsa bile dermatoloji uzmanına başvurulması ve hekim önerisiyle uygun cilt bakım ürünlerinin kullanılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Vitamin ve mineral takviyelerini hatalı kullanmak</strong></p>
<p>D vitamini, ferritin, folik asit, çinko ile magnezyum gibi vitamin ve mineraller cilt sağlığı açısından büyük önem taşıyorlar. D vitamini seviyesi 50’nin altına düştüğünde aknenin daha da şiddetlendiği biliniyor. Gerekli zamanlarda A vitamini ve türevleri de tedaviye eklenebiliyor. Dr. Vildan Şengöz, akne tedavisinde bu takviyelerin doğru zamanda ve doğru dozda alındığında iyileşmeyi desteklediklerini ve iz kalma riskini azalttıklarını anlatarak, “Ancak, vitamin ve mineral takviyeleri mutlaka kişiye özel değerlendirilmeli. Çünkü, yanlış veya yüksek dozda alındıklarında akne oluşumuna zemin hazırlayabiliyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Fazla kahve içmek</strong></p>
<p>Yetişkinlerde aşırı kahve tüketimi kafeinin diüretik etkisi nedeniyle hücrelerdeki su ve minerallerin vücuttaki atılımını hızlandırıyor. Zaten yağ oranı yüksek olan cildin iyice nemini kaybetmesine ve bunun sonucunda akne oluşumuna sebep olabiliyor.  </p>
<p><strong>İşlenmiş gıdalar ve şekerli besinler tüketmek</strong></p>
<p>Aşırı işlenmiş ve besin değerini yitirmiş paketli gıdalar, şekerli besinler ile trans yağları içeren gıdaların yanı sıra proteinden fakir ve karbonhidrattan zengin beslenme şekli insülin direncini arttırıyor. Ciltte yağ üretimini hızlandıran insülin direnci de akne oluşumuna yol açan ve şiddetini tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Kızartmalar ve trans yağlara dikkat! </strong></p>
<p>Cilt sağlıklı yağlara ihtiyaç duyuyor. Zeytinyağı, ceviz, keten tohumu ve balık gibi omega-3 içeren gıdaların düzenli tüketilmeleri cilt sağlığını destekliyor. Kızartmalar ve trans yağlar ise inflamasyonu artıran ve hormon dengesini bozan etkileri nedeniyle akne oluşumuna sebep olabiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817">Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menemenliler Aynısefa&#8217;yı çok sevdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menemenliler-aynisefayi-cok-sevdi-608394</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 11:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aynısefa]]></category>
		<category><![CDATA[fiyatlar]]></category>
		<category><![CDATA[hesaplı]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[menemen]]></category>
		<category><![CDATA[Menemen Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[menemenliler]]></category>
		<category><![CDATA[sevdi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menemen Belediyesi tarafından kentin iki farklı noktasında açılan ve açıldığı günden bugüne masaları boş kalmayan Aynısefa Sosyal Tesisleri, vatandaşlar tarafından çok sevildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menemenliler-aynisefayi-cok-sevdi-608394">Menemenliler Aynısefa&#8217;yı çok sevdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menemen Belediyesi tarafından kentin iki farklı noktasında açılan ve açıldığı günden bugüne masaları boş kalmayan Aynısefa Sosyal Tesisleri, vatandaşlar tarafından çok sevildi. Uygun fiyat, lezzet ve hijyeni buluşturan Aynısefa, Menemenlilerin de buluşma noktası oldu.</p>
<p>Menemen&#8217;in gelişimi için kapalı pazar yerlerinden Türkiye&#8217;nin en büyük tematik çocuk oyun köyüne, bölgenin en büyük kapalı spor tesisinden, Ege&#8217;nin en büyük kütüphanelerine kadar dev hizmetleri arka arkaya vatandaşın hizmetine sunan Menemen Belediyesi, ilçe halkının sosyal hayatına da katkı sunmaya devam ediyor. İlki Kent-2&#8217;de, ikincisi ise Menemen Şehir Parkı&#8217;nda açılan Aynısefa Sosyal Tesisleri, kafe restoran alanında verdiği hizmetle vatandaştan büyük takdir topladı.</p>
<p>Günün her saati ziyaretçi yoğunluğunun yaşandığı tesisler, hizmet kalitesi, hijyen, fiyatlar ve lezzet gibi birçok başlıkta vatandaşlardan tam not aldı.</p>
<p><b>&#8220;Fiyatlarımız hesaplı, kalitemiz tartışılmaz&#8221;</b></p>
<p>Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Aynısefa, Menemen&#8217;de vatandaşın buluşma noktası haline geldi.&#8221; dedi. Başkan Pehlivan, &#8220;Göreve geldiğimizde hemşehrilerimiz sosyalleşmek için farklı ilçeleri tercih ediyordu. Şimdi çocuk oyun köyümüzden kafe restoranlarımıza kadar oluşturduğumuz birçok farklı hizmet noktamızla Menemen gelip geçilen değil, yaşayan, yaşatan ve yaşanan kent olarak her geçen gün daha fazla dikkat çekiyor ve talep görüyor. Fiyatlarımız hesaplı, kalitemiz, hijyenimiz, lezzetimiz tartışılmaz. Menemen halkı da burayı doldurarak takdirini göstermiş oluyor.&#8221; dedi.</p>
<p><b>Vatandaş memnuniyeti en üst seviyede</b></p>
<p>Aynısefa Sosyal Tesisleri&#8217;ne sık sık geldiklerini ve arkadaşlarını da davet ettiklerini belirten vatandaşlar hizmet kalitesini değerlendirdi. Vatandaşlar tesislere tam not verdi.</p>
<p><b>Gizem Kuru (Ev hanımı-34): </b>2 yıldır Menemen&#8217;de ikamet ediyorum. Fiyatlar yüzünden dışarı çıkmayı eskiden pek sevmezdim. Arkadaşlarımı eve davet etmeyi tercih ederdim. Şimdi Aynısefa&#8217;da buluşuyoruz. Çayın 10 lira olmasından çok memnunum. Hijyene çok dikkat eden biriyim. Burada gönül rahatlığıyla oturuyorum.</p>
<p><b>Sebahattin Uğur (Emekli-76):</b> Kıraathanelere gitmeyi sevmiyordum. Aynısefa açıldığından beri eşimle birlikte buraya sık sık geliyoruz. Dışarıda iki kişi bir yemek yemek istediğimizde bin lira verirken burada çayı kahvesiyle birlikte yarı parasını veriyorum. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan&#8217;a bu değerli hizmet için teşekkür ederim.</p>
<p><b>Onur Durmuş (Tesisatçı-28):</b> Çocuğum ve eşimle birlikte buraya sık sık geliyoruz. Hem güvenli hem hesaplı bir yer. Kızıma dışarıda nasıl yapıldığını bilmediğim şeyler yedirmektense, burada içim rahat ediyor. Başkanımıza nasıl güveniyorsam, Aynısefa&#8217;ya da öyle güveniyorum. Patatesi, pizzası, tavuğu derken hem seçenek bol hem de fiyatları uygun.</p>
<p><b>Neslihan Yaşar (Tasarımcı-26):</b> İlk defa geldim. Aslında Karşıyaka&#8217;da oturuyorum ama arkadaşım davet etti. Sahildeki belediye kafeleriyle kıyaslayınca çok hesaplı olduğunu gördüm. Personelin yaklaşımı ve dekorasyonunu çok sevdim. Diğer belediyelere örnek olmasını diliyorum.</p>
<p>Kader Koşan (Öğretmen-30): Ben kendimi kahve aşığı olarak tanımlıyorum. Zincir kafeler başta olmak üzere birçok yerde fiyatlar aşırı yüksek. Bu yüzden burayı denemek istedim. Açıldıktan 2 hafta sonra gelmeye başlamıştım. Şimdi kahvemi hesaplı fiyattan içiyorum. Gayet lezzetli buluyorum. Burayı yapan Menemen Belediyesi&#8217;ne teşekkür ederim.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menemenliler-aynisefayi-cok-sevdi-608394">Menemenliler Aynısefa&#8217;yı çok sevdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cilde Kış Koruması Sağlayan 9 Altın Önlem!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cilde-kis-korumasi-saglayan-9-altin-onlem-607172</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 08:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[cilde]]></category>
		<category><![CDATA[cildi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Egzama]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[koruması]]></category>
		<category><![CDATA[Kuruluk]]></category>
		<category><![CDATA[Nem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarıyla birlikte cilt, her zamankinden daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor. Soğuk hava, rüzgar ve kapalı alanlarda yoğun kullanılan ısıtma sistemleri cildin nem dengesini bozuyor, koruyucu bariyerini zayıflatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cilde-kis-korumasi-saglayan-9-altin-onlem-607172">Cilde Kış Koruması Sağlayan 9 Altın Önlem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarıyla birlikte cilt, her zamankinden daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor. Soğuk hava, rüzgar ve kapalı alanlarda yoğun kullanılan ısıtma sistemleri cildin nem dengesini bozuyor, koruyucu bariyerini zayıflatıyor. Bu süreçte ortaya çıkan kuruluk, gerginlik ve hassasiyet çoğu zaman geçici bir mevsim etkisi olarak görülüyor. Oysa kış mevsimi, cilt sağlığının en fazla özen gerektirdiği zaman dilimlerinden biri olarak gösteriliyor, doğru bakım alışkanlıkları ise bu dönemde cildi korumanın en etkili yolunu oluşturuyor. Memorial Göztepe Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sümeyre Ertekin, kış aylarında cilt sağlığını korumanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kış mevsimi cilt için neden zorlayıcı?</strong></p>
<p>Kış ayları, cildin doğal dengesinin en kolay bozulduğu dönemlerin başında gelir. Hava sıcaklığının düşmesiyle birlikte dış ortamın nem oranı azalır; iç mekanlarda kullanılan kalorifer ve ısıtma sistemleri ise havayı daha da kurutur. Bu durum cilt yüzeyinden su kaybını artırarak cildin savunma mekanizmalarını zayıflatır. Sonuç olarak kuruluk, gerginlik, kızarıklık ve kaşıntı gibi şikâyetler sık görülmeye başlar.</p>
<p><strong>Nem kaybı ve cilt bariyerinin zayıflaması</strong></p>
<p>Soğuk havanın daha az nem tutması, transepidermal su kaybının (TEWL) belirgin biçimde artmasına neden olur. Artan su kaybı ile birlikte cildi dış etkenlere karşı koruyan doğal lipid bariyer incelir. Bariyer bütünlüğünün bozulması, cildi hem tahrişe hem de çevresel faktörlere karşı daha savunmasız hale getirir.</p>
<p><strong>Kış aylarında en sık görülen cilt sorunları</strong></p>
<p>Kış mevsiminde dermatoloji polikliniklerine başvuruların büyük bir kısmını cilt kuruluğu ve buna bağlı gelişen kuruluk egzaması oluşturur. Atopik dermatit alevlenmeleri, sedef hastalığı atakları, dudaklarda kuruluk ve çatlamalar ile dudak kenarında görülen egzama ve mantar enfeksiyonları bu dönemde sık karşılaşılan sorunlardır. Özellikle sık el yıkamaya bağlı gelişen irritan kontakt dermatit (el egzaması), kış aylarında en yaygın şikâyetler arasındadır.</p>
<p><strong>Kimler daha fazla etkilenir?</strong></p>
<p>Atopik dermatit yani, egzama öyküsü olanlar, bebekler, küçük çocuklar ve ileri yaş grubu bireyler kış aylarında cilt sorunlarını daha yoğun yaşayabilir. Bunun yanı sıra sık el yıkamak zorunda kalan sağlık çalışanları, hizmet sektörü çalışanları ve dış mekanda çalışan kişiler de artan kuruluk ve tahriş açısından risk altındadır.</p>
<p><strong>Cilt ihmal edildiğinde ne olur?</strong></p>
<p>Cilt kuruluğu ve egzama belirtileri çoğu zaman basit önlemlerle kontrol altına alınabilir. Ancak ihmal edildiğinde kaşıntıya bağlı uyku bozukluklarına, yaşam kalitesinde belirgin düşüşe ve ikincil enfeksiyonların gelişmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle kış aylarında cilt bakımına bilinçli ve düzenli bir şekilde yaklaşmak büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Kış aylarında cilt sağlığı için 9 öneri</strong></p>
<ol>
<li>Duş ve banyolarda çok sıcak su yerine ılık su tercih edin, süreyi 5-10 dakika ile sınırlayın.</li>
<li>Sert lif, kese ile cildi ovalamaktan kaçının.</li>
<li>Parfümsüz, boyasız ve cilt pH’ına uygun nazik temizleyiciler kullanın.</li>
<li>Duş sonrası cildi havluyla ovalamadan, hafif nemli kalacak şekilde tamponlama hareketiyle kurulayın.</li>
<li>Duştan hemen sonra, ilk 3 dakika içinde cilt tipine göre su ya da yağ bazlı bir nemlendiriciyi tüm vücuda uygulayın.</li>
<li>Giyinmeden önce nemlendiricinin cilt tarafından emilmesi için birkaç dakika bekleyin.</li>
<li>Soğuk havalarda dışarı çıkarken mutlaka eldiven kullanarak ellerinizi koruyun.</li>
<li>Yün ve naylon gibi tahriş edici kumaşlar yerine pamuklu ve yumuşak dokulu giysiler tercih edin.</li>
<li>Şiddetli kuruluk veya egzaması olan kişilerde iç ortam nemini yüzde 30-60 arasında tutmak cildi rahatlatır.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cilde-kis-korumasi-saglayan-9-altin-onlem-607172">Cilde Kış Koruması Sağlayan 9 Altın Önlem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Sulandırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kullanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sulandırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606615</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda özellikle sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle kalp hastalarının sayısı hızla artarken, kalp krizi de genç yaşlarda kapıyı daha sık çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615">50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda özellikle sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle kalp hastalarının sayısı hızla artarken, kalp krizi de genç yaşlarda kapıyı daha sık çalıyor. Bu nedenle genetik yatkınlığı ve aile öyküsü olanların yanı sıra, sağlıksız yaşam alışkanlıklarına sahip kişilerin de kardiyolojik muayenelerini düzenli yaptırmaları, toplumda sık yapılan bazı hatalara düşmemeleri kritik önem taşıyor. Toplumda en sık yapılan hatalardan birini de kan sulandırıcı ilaç kullanımı oluşturuyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal</strong>, “Halk arasında kan sulandırıcı olarak bilinen, asetilsalisilik asit içeren ilaçların kullanımına yönelik ne yazık ki toplumsal farkındalığın son derece yetersiz olduğunu görüyoruz. 50 yaşın üzerindeki herkesin kan sulandırıcı kullanması gerektiği düşüncesi yanlış olduğu gibi, gereksiz kan sulandırıcı kullanımı önemli tehlikelere de yol açabilmektedir” uyarısında bulunuyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal kan sulandırıcı konusunda en çok yöneltilen 6 soruyu cevapladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong> SORU: 50 yaş üzerindeki herkes kan sulandırıcı içmeli mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> ‘Belli bir yaştan sonra herkes kan sulandırıcı kullanmalıdır’ düşüncesi yanlıştır. Kan sulandırıcı kullanımının gerekliliği kişiden kişiye değişmektedir. Buna doktorunuz karar verebilir. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal “Kan sulandırıcı kullanımını, hastanın mevcut hastalıklarına, yaşına, cinsiyetine, yaşam alışkanlıklarına, yaşam tarzına ve risk faktörlerine göre değerlendirmeler yaparak veriyoruz. Ek ileri tetkikler ile karar vermek daha da kolaylaşabilir. Özellikle orta ve yüksek kardiyak riske sahip bireylerde boyun doppler ultrasonu (şah damarı ultrasonu) ve Koroner BT Anjiografi (sanal anjiografi) tetkikleri yaptırıyoruz. Bu tetkiklerde olası bir plak varlığında kan sulandırıcıları öneriyoruz” diyor.</p>
<p><strong> SORU: Kan sulandırıcıların faydaları nelerdir? </strong></p>
<p><strong> CEVAP:</strong> Kan sulandırıcı kullanımı kalp krizlerine, beyine pıhtı atma olaylarına karşı kişileri korumaktadır. Gereksiz kullanımlarında kanama riskleri oluşturmaktadır ancak yüksek kardiyovasküler hastalık riskine sahip bireylerde ise yararı; zararına oranla çok daha fazla olacağından dolayı, bu bireylerin kan sulandırıcı kullanmaları daha doğru bir karar olacaktır</p>
<p><strong>SORU: Kardiyovasküler hastalık riski çok düşük olan bireylerde kan sulandırıcı kullanımının zararları nelerdir?  </strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Doç. Dr. Emrah Erdal “Kardiyovasküler hastalık riski çok düşük olan bireylerde kan sulandırıcının zararı, kanama riski daha fazla olacaktır. Kar-zarar dengesini belirlemek çok önemlidir. Çünkü gereksiz kan sulandırıcı kullanan bireylerde mide kanaması, beyin kanaması gibi riskler daha da artmış olmaktadır. Bu nedenle kesinlikle kafanıza göre kan sulandırıcı ilaçları kullanmayın, bu kararı mutlaka doktorunuza bırakın” diyor. </p>
<p><strong>SORU</strong>: <strong>Kalp hastalığı olmayan ama risk faktörü olan bireylerde bugün hangi koruyucu yaklaşımlar öneriliyor?</strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Sağlıklı yaşam kuralları herkes için çok önemlidir. Zararlı alışkanlıkların (sigara, alkol vb.) bırakılması, fazla kiloların diyet ve egzersizle verilmesi, tansiyon ve şeker (diyabet) hastası iseniz değerlerinizin normal sınırlarda tutulması çok önemlidir. Ayrıca yüksek riskli bireylerde Koroner BT Anjiografi, Karotis Doppler ultrasonu gibi ek testlerin yapılması da çok faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>SORU: Kan sulandırıcı ilaçların besinlerle ya da diğer ilaçlarla etkileşimi oluyor mu? </strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Bazı kan sulandırıcı ilaçlarda beslenme çok önemlidir çünkü ilaç, etkisini yeşil sebze, meyveler artırabilmekte veya azaltabilmektedir. Ama bazı kan sulandırıcı ilaçlarda ise bu ayrıntı çok önemli değildir, bunun yerine bu bireyler günlük yaşamda ağrı kesici ilaç kullanımına karşı dikkatli olmalılardır çünkü çok sayıda ağrı kesici kullanımı; bu tür kan sulandırıcılarla etkileşime girerek mide kanaması riskini belirgin olarak artırmaktadır. Bu nedenle kan sulandırıcı kullanımı gibi önemli bir konuda kesinlikle kafanıza göre hareket etmeyin, tedavi sürecinde mutlaka doktorunuzun önerilerine sıkı sıkıya uymaya özen gösterin.  </p>
<p><strong>SORU: Kan sulandırıcı kullanımı konusunda toplumda en sık yapılan yanlış nedir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal “Doktora sormadan kan sulandırıcı kullananları çok sık görüyoruz ne yazık ki. Eş, dost, arkadaş çevresi ve sosyal medyadan, internetten edinilen görüşlerle, doktora sormadan kan sulandırıcı kullanmak hayati riskler doğurabileceğinden bu kararı mutlaka doktora bırakmak gerekir. Üstelik ‘kalp yaşı’ dediğimiz bir skorlama sistemi de var ki; cinsiyet, yaş, şeker ve tansiyon hastalığı varlığı, tansiyon durumunuz, kolesterol seviyeleriniz kardiyovasküler hastalık riskini belirlemede çok önemli faktörlerdir” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615">50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hata-anne-adayini-ve-bebegi-tehdit-ediyor-606132</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 23:21:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adayını]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeği]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dondurucu kış soğuklarının yanı sıra kapalı ve kalabalık alanlarda daha uzun süre kalınması solunum yolu enfeksiyonlarının çok hızlı ve çok kolay bulaşmasına neden olurken, bu durum hamileler için ciddi tehlikeleri de beraberinde getirebiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hata-anne-adayini-ve-bebegi-tehdit-ediyor-606132">Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı, gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp &#8216;nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Hijyene dikkat edin</p>
<p>Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir.</p>
<p>Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun</p>
<p>Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır.  Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır.</p>
<p>Beslenmenize dikkat edin</p>
<p>Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır.</p>
<p>Uyku düzeninize özen gösterin</p>
<p>Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor. </p>
<p>Ortamı sık sık havalandırın</p>
<p>Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir.</p>
<p>Aşı olun</p>
<p>Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<p>Doktora başvurmadan ilaç almayın</p>
<p>Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hata-anne-adayini-ve-bebegi-tehdit-ediyor-606132">Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte enfeksiyon riski artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-enfeksiyon-riski-artiyor-606007</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 08:49:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dondurucu kış soğuklarının yanı sıra kapalı ve kalabalık alanlarda daha uzun süre kalınması solunum yolu enfeksiyonlarının çok hızlı ve çok kolay bulaşmasına neden olurken, bu durum hamileler için ciddi tehlikeleri de beraberinde getirebiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-enfeksiyon-riski-artiyor-606007">Hamilelikte enfeksiyon riski artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dondurucu kış soğuklarının yanı sıra kapalı ve kalabalık alanlarda daha uzun süre kalınması solunum yolu enfeksiyonlarının çok hızlı ve çok kolay bulaşmasına neden olurken, bu durum hamileler için ciddi tehlikeleri de beraberinde getirebiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı,</strong> gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp &#8216;nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Hijyene dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır.  Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır.</p>
<ul>
<li><strong>Beslenmenize dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Uyku düzeninize özen gösterin</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ortamı sık sık havalandırın</strong></li>
</ul>
<p>Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Aşı olun</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Doktora başvurmadan ilaç almayın</strong></li>
</ul>
<p>Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-enfeksiyon-riski-artiyor-606007">Hamilelikte enfeksiyon riski artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 11:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deodorant]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri, çoğu zaman herhangi bir şikayet olmasa bile büyük önem taşıyor. Meme sağlığı açısından mamografinin de bu kontroller arasında önemli bir yeri olmasına rağmen, hakkında dolaşan yanlış bilgiler nedeniyle sıkça ertelenebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, “Örneğin çekim öncesinde kullanılan bazı kişisel bakım ürünlerinin görüntülerde yanıltıcı izler oluşturabildiği ya da mamografinin sanıldığı gibi uzun ve zararlı bir işlem olmadığı pek bilinmiyor. Mamografiyle ilgili doğru bilinen yanlışların netleşmesi hem erken tanıdan vazgeçilmemesini sağlıyor hem de tarama sürecinin doğru ve sağlıklı şekilde ilerlemesine katkı sunuyor” dedi.</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografi hakkında bilinmesi gereken 8 önemli detayı paylaştı:</p>
<ol>
<li>Mamografi, düşük dozda X ışını kullanılarak yapılan bir görüntüleme yöntemidir. Ultrasonografide ise X ışını kullanılmaz, ses dalgalarıyla anlık görüntü elde edilir ve meme üzerine jel sürülerek inceleme yapılır.</li>
<li>Mamografi sırasında meme dokusu iki plaka arasında kısa süreli olarak sıkıştırılır. Bu sayede meme sabitlenir, dokuların üst üste gelmesi önlenir ve farklı yapılar daha net görüntülenir. Uygulanan sıkıştırma hafif bir hassasiyet ya da ağrıya neden olabilir ancak yalnızca birkaç saniye sürer, meme dokusuna zarar vermez ve rahatsızlık kısa sürede geçer.</li>
<li>Mamografi çekimi, hastanın hazırlanması ve görüntülerin alınmasıyla birlikte yaklaşık 10–15 dakika sürer. Memenin sıkıştırıldığı süre ise yalnızca 3–4 saniyedir.</li>
<li>Alüminyum hidroklorür içeren bazı deodorant, pudra ve kremler, mamografi sırasında memede küçük kalsiyum (kireç) birikintileri varmış gibi bir görüntü oluşturabilir. Bu durum yanlış tanıya yol açabilir.</li>
<li>Günlük yaşamda dijital cihazlar, uçak yolculukları ve bazı tıbbi işlemler nedeniyle zaten radyasyona maruz kalınır. Mamografi sırasında alınan X ışını dozu ise oldukça düşüktür. Mamografiye bağlı bir meme kanseri bildirilmemiştir ve sağladığı erken tanı faydası düşünüldüğünde alınan radyasyon dozu oldukça düşüktür.</li>
<li>Meme dokusunun yoğun olması, memeye özgü parankim dokusunun yağ dokusuna göre daha fazla olduğu anlamına gelir. Yoğun meme dokusu mamografinin duyarlılığını azaltabildiği için bu tip memelerde değerlendirmeye ultrasonografi ve kontrastlı görüntüleme yöntemleri de eklenebilir.</li>
<li>Tarama amaçlı mamografi, 40 yaş üstü kadınlarda yılda bir kez önerilir ve erken tanı açısından büyük önem taşır. Bir yıl içinde gelişip erken dönemde fark edilen kitlelerin tedavisi genellikle daha kolay ve başarılı olur. Bu yaş grubunda yılda bir kez mamografi çekilmesi ve gerektiğinde ultrasonografi ile değerlendirilmesi önerilir. Rutin tarama dışında, bazı riskli durumlarda doktorun gerekli görmesi halinde mamografi daha erken yaşta ya da daha sık yapılabilir.</li>
<li>Mamografi ve ultrasonografi incelemelerinin eski sonuçlarının da değerlendirmeye getirilmesi, önceki ve yeni bulguların karşılaştırılması açısından büyük önem taşır. Var olan lezyonların zaman içinde aynı şekilde ve büyüklükte kalması genellikle iyi huylu olduklarını düşündürür. Eski ve yeni görüntülerin birlikte değerlendirilmesi, yeni bir oluşumun olup olmadığını anlamada ve takip sürecini planlamada yol gösterici olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soğuk hava ve rüzgar cildi kurutuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soguk-hava-ve-ruzgar-cildi-kurutuyor-604511</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 09:19:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cildi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[duş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kuru]]></category>
		<category><![CDATA[kurutuyor]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604511</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında soğuk hava ve rüzgar, cildin yağ ile nemden oluşan bariyer dengesini zayıflatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-hava-ve-ruzgar-cildi-kurutuyor-604511">Soğuk hava ve rüzgar cildi kurutuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında soğuk hava ve rüzgar, cildin yağ ile nemden oluşan bariyer dengesini zayıflatıyor. Bunun sonucunda, doğru bakım yapılmazsa, ciltte kuruluk, hassasiyet ve tahriş oluşabiliyor.  Ayrıca, cilt neminin azalmasıyla birlikte bazı egzama türleri kış aylarında daha sık görülüyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural,</strong> kış aylarında yüz, el ve dudak gibi bölgelerin dış etkenlere maruz kalmaları nedeniyle soğuktan daha çok etkilendiklerini belirterek, “Cilt sağlığını korumak için özellikle bu bölgelerin temizleme, nemlendirme ve koruma   aşamalarında kış mevsimine uygun ürünlerin seçilmesi son derece önemlidir” diyor.  <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural,</strong> soğuk havalarda doğru ürün seçimi ve düzenli bakım ile cilt sağlığının korunabileceğini, olası problemlerin ise büyük ölçüde önlenebileceğini ifade ediyor.  <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural,</strong> cilt kuruluğuna karşı dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Cildinizi doğru ürünlerle nemlendirin</strong></p>
<p>Soğuk havalarda cilt bariyeri zayıfladığı için özellikle kuru ve hassas ciltleri nemlendirmek son derece önemli.  Yağlı ve genç ciltler için su bazlı nemlendiriciler yeterli olurken, kuru ve olgun ciltlerde  ise daha yoğun ürünler öneriliyor. Vücut için uygun olan nemlendiricilerin banyodan hemen sonra uygulanması, ciltte emilimi artırıyor ve krem kalıntısı kalmadığı için kullanım kolaylığı sağlıyor.</p>
<p><strong>Sıcak suyla duş almayın! </strong></p>
<p>Kış aylarında cildin kurumaması için banyo ile duş sıklığının azaltılması, uzun süre ve sıcak suyla yıkanmaktan kaçınılması gerekiyor. Duş süresinin 10 dakikayı geçmemesi, su sıcaklığının ise beden ısısının üzerinde olmaması, yaklaşık 36 derece civarında tutulması önem taşıyor. Sert kese ve liflerin cildi tahriş edebileceği uyarısında bulunan Dr. Yasemin Kural, bu nedenle yumuşak liflerin tercih edilmesi gerektiğini belirterek, “Sık duş alınıyorsa, her seferinde lif kullanımından kaçınılmalıdır. Ayrıca, özellikle kuru ciltlerde banyo yağı içeren temizleyiciler kullanılmalıdır” diyor. Dr. Yasemin Kural, bacaklarda da kuruluk, kaşıntı ve kızarıklık oluşabileceği için duş sonrasında mutlaka nemlendirme işlemi yapılmasına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>El ve dudaklarınızı ihmal etmeyin </strong></p>
<p>Kış aylarında yüz, eller ve dudaklar daha hızlı kuruyorlar. Dolayısıyla, soğuk havaya çıkmadan önce, yüz ve ellerde nemlendirici  kullanılması, ellere eldiven takılması, ciltte kuruluk ile egzama riskini azaltıyor. Sık yıkanan ellerin her yıkama sonrasında hemen nemlendirilmesi  gerektiğini ifade eden Dr.<strong> </strong>Yasemin Kural,<strong> </strong>“Dudaklar için de pratik kullanımlı dudak nemlendiricilerin  gün içinde sık uygulanmaları fayda sağlamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kışın da güneşten mutlaka korunun</strong></p>
<p>Kışın her ne kadar güneş ışınlarına yaz aylarına nazaran daha az maruz kalınsa da, özellikle karlı havalarda ve kayak tatili sırasında yansıyan ışınlar, güneş yanıklarına kolayca neden olabiliyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Kural, dağlık bölgelerde, yüz için etkili olan yüksek faktörlü güneş koruyucuların ve UV korumalı gözlüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgularken,<strong>   </strong>“Leke oluşumuna yatkın ciltlerde ise güneş koruyucuların dört mevsim kullanılmaları son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>A ve C vitamini çok önemli! </strong></p>
<p>Sağlıklı ve doğru beslenmek de cildin hasar görmesini önlemede büyük bir önem taşıyor. Antioksidan açısından zengin, A ve C vitamini içeren mevsim sebze ile meyveleri vücut direncini artırıyor ve bu etkisiyle cildimizi koruyor<strong>.</strong>   Her mevsimde olduğu gibi, kışın da 1.5 – 2 litre su tüketiminin yanı sıra bitki çayları ve ceviz gibi yağlı tohumlar da cilt sağlığını destekliyor. Ayrıca, beta glukan, çinko ve D vitamini takviyeleri viral enfeksiyonlardan korurken, cilt sağlığı için de faydalı oluyor.</p>
<p><strong>Pamuklu ve yumuşak kumaşları tercih edin</strong></p>
<p>Özellikle alerjik ve kuru cilt yapısına sahip kişilerde, yün ve sentetik giysilerin doğrudan cilde temas etmeleri kaşıntıya yol açabiliyor. Dolayısıyla, pamuklu ve yumuşak kumaşların tercih edilmesi gerekiyor. Yün giysilerin ise bu kıyafetlerin üzerinde kullanılabileceği belirtiliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-hava-ve-ruzgar-cildi-kurutuyor-604511">Soğuk hava ve rüzgar cildi kurutuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dondurucu kış günlerinde sağlıklı yaşam için…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dondurucu-kis-gunlerinde-saglikli-yasam-icin-602632</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 11:50:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dondurucu]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[günlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kolesterol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[testleri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602632</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dondurucu soğukların hakim olduğu kış günlerinde, kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin artması ve virüslerin çok kolay bulaşması nedeniyle, solunum yolu enfeksiyonları hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dondurucu-kis-gunlerinde-saglikli-yasam-icin-602632">Dondurucu kış günlerinde sağlıklı yaşam için…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dondurucu soğukların hakim olduğu kış günlerinde, kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin artması ve virüslerin çok kolay bulaşması nedeniyle, solunum yolu enfeksiyonları hızla artıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja</strong> “Kış ayları yalnızca soğuklarla değil; solunum yolu enfeksiyonlarının artması, kronik hastalıkların alevlenmesi, bağışıklığın zayıflaması ve kalp-damar hastalıklarının sıklaşmasıyla da bilinir. Bu nedenle kış aylarında yapılacak kapsamlı bir check-up, pek çok sağlık riskini erkenden fark etmeye ve mevsimsel hastalıklardan korunmaya fayda sağlar. Kış öncesi bazı testlerin yapılması; özellikle 50 yaş üzeri kişiler, kronik hastalığı olanlar, sigara içenler, fazla kilolu bireyler ve sık enfeksiyon geçirenler için kritik önem taşır” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja sağlıklı bir kış için yaptırılması gereken tetkikleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Temel kan testleri</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle kışın sık görülen halsizlik, sık hastalanma vb şikayetlerin nedeninin basit bir kan testiyle ortaya çıktığını belirten Dr. Murrja şöyle konuşuyor: “Tam Kan Sayımı (Hemogram): Anemi, enfeksiyon veya bağışıklık sorunları açısından önemlidir. CRP / Sedimantasyon: Vücutta gizli enfeksiyon ya da inflamasyonu gösterir. Kan Şekeri, insülin direnci, HbA1c: Diyabet eğilimi veya kontrolsüz diyabeti tespit eder. Elektrolitler (Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum): Su dengesi ve kalp ritim bozukluğu açısından önemlidir.”</p>
<ul>
<li><strong>Karaciğer ve Böbrek Fonksiyon Testleri</strong></li>
</ul>
<p>Karaciğer ve böbrekler, vücudun filtre sistemi olarak görev yapar. Ancak bu organlardaki sorunlar çoğunlukla sinsice ilerler. Kışın ilaç kullanımının artması, yetersiz su tüketimi ve  beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler bu iki organı zorlayabilir. Yapılacak testlerle, olası sorunların erken dönemde fark edilerek önlem alınabileceğini belirten Dr. Murrja bu testleri şöyle sıralıyor: “ALT, AST: Karaciğer yağlanması veya hasarını gösterir. Üre – Kreatinin: Böbrek fonksiyon bozukluklarını erken yakalamada kritik önem taşır.”</p>
<ul>
<li><strong>Kolesterol Testleri</strong></li>
</ul>
<p>Kış aylarında hareket azalırken, yüksek kalorili ve yağlı besinlere yönelim artabildiğinden,  kolesterol seviyeleri olumsuz etkilenebilir. Kolesterol testleri, kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan kişilerin erken dönemde belirlenmesini sağlar. Özellikle fark edilmeyen yüksek kolesterol, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Dr. Murrja; “LDL (kötü kolesterol), HDL (iyi kolesterol) ve Trigliserid değerleri kalp-damar sağlığının en temel belirteçleridir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Tiroit Fonksiyonları</strong></li>
</ul>
<p>Üşüme, kilo alma, halsizlik, unutkanlık ve ruh hali değişimleri kışın sık görülür. Bu şikayetlerin nedeninin bazen tiroit bezinin düzensiz çalışması olabildiğini belirten Dr. Murrja şöyle konuşuyor: “Tiroit fonksiyon testleri, metabolizmanın dengede olup olmadığını gösterdiğini ve şikayetlerin kaynağını netleştirmeye yardımcı olur. Kış aylarında özellikle Hashimoto tiroiditi ve hipotroidi belirtileri daha kolay alevlenebilir. TSH ve fT4 düzeylerinin tespiti çok önemlidir.” </p>
<ul>
<li><strong>Vitamin ve Mineral Değerlendirmesi</strong></li>
</ul>
<p>Kışın güneş ışığı azaldığından D vitamini eksikliği sık görülür. D vitamininin yanı sıra B12, demir ve magnezyum gibi değerlerin de eksikliği enfeksiyonlara daha açık hale gelinmesine neden olabilir. Dr. Edvin Murrja vitamin ve mineral değerlerine yönelik testler yaptırılmadan gelişigüzel vitamin ve mineral kullanımının fayda yerine çok ciddi zararlara yol açabileceğini vurgulayarak şöyle diyor: “Vitamin D, B12-Folat, Demir ve Ferritin değerlerine mutlaka bakılmalı, eksiklik varsa doktor önerisiyle takviye kullanılmalıdır.”</p>
<ul>
<li><strong>Akciğer Değerlendirmesi</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk hava, grip ve benzeri solunum yolu enfeksiyonları akciğerleri doğrudan etkiler. Sigara içenler veya sık öksüren, nefes darlığı yaşayan, sık enfeksiyon geçirenler için akciğer değerlendirmesi büyük önem taşır. Erken yapılan kontrollerin, olası risklerin büyümeden kontrol altına alınmasında kritik önem taşıdığını belirten Dr. Edvin Murrja “Akciğer Grafisi ve Fiziksel muayene mutlaka yaptırılmalıdır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Kardiyovasküler Tarama</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk hava damarların büzülmesine neden olarak kalbin daha fazla efor sarf etmesine yol açar. Bu durum özellikle kalp-damar hastalığı riski taşıyanlar için önemlidir. Kardiyovasküler taramalar, kalbin yükünü ve damar sağlığını ortaya koyarak olası riskleri önceden gösterir. Dr. Murrja “Kışın hipertansiyon ve kalp krizi riski arttığından, tansiyon takibinin düzenli yapılması, EKG ve gerekli kişilerde EKO hayati önem taşır. Özellikle de göğüs ağrısı, nefes darlığı, çabuk yorulma gibi şikayetler varsa geciktirilmeden yapılmalıdır” diye konuşuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dondurucu-kis-gunlerinde-saglikli-yasam-icin-602632">Dondurucu kış günlerinde sağlıklı yaşam için…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sipahi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, grip enfeksiyonlarının mevcut durumunu, risk gruplarını ve alınması gereken önlemleri değerlendirdi.</p>
<p>Grip ve soğuk algınlığının toplumda sık sık karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Sipahi, “Grip, influenza virüsünün neden olduğu ani başlayan, yüksek ateş ve şiddetli halsizlikle seyreden bir hastalıktır. Soğuk algınlığı ise farklı virüslerin yol açtığı, daha hafif ve yavaş gelişen bir tablodur. Gripte yüksek ateş, kas-eklem ağrısı ve belirgin bitkinlik daha sık görülür, soğuk algınlığı ise burun akıntısı ve boğaz ağrısı ile öne çıkar. Risk grubunda olan 65 yaş üstü bireyler, 5 yaş altı çocuklar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklığı baskılanmış kişiler için grip daha ağır seyredebilir.  Ayrıca, üniversite kampüslerinin kalabalık ortamı, yurt yaşamı ve toplu taşıma kullanımı, öğrencileri bulaş açısından riskli gruplar arasına sokuyor” dedi.</p>
<p><b>“Erken tanı ve aşılama hayat kurtarıyor”</b></p>
<p>Gripten korunmada en etkili yöntemin yıllık aşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sipahi, “Özellikle öğrenciler, öğretim üyeleri ve sık seyahat edenlerin grip aşısı yaptırması önemlidir. Aşı, hastalığa yakalanma riskini azaltmanın yanı sıra ağır seyir ve hastaneye yatış ihtimalini ciddi oranda düşürüyor. Temel önlemleri almak önemlidir. Ellerin sık sık yıkanması, hasta hissettiğinde toplu alanlardan uzak durulması, toplu taşıma ve kalabalık ortamlarda maske kullanımı, kapalı alanların havalandırılması, öksürürken dirsek içine öksürme, ağır belirtiler varsa tıbbi değerlendirmeye başvurulması gibi önlemlerle daha sağlıklı ortamlar oluşturulabilir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, günlerce süren yüksek ateş ve bilinç değişikliği gibi bulgular gripte ağır seyri düşündürür ve mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kronik hastalığı olan bireylerde durum hızla kötüleşebiliyor, hastaneye erken başvurmaları kritik önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Sipahi, “Grip, uygun bağışıklığı olmayan veya risk grubu bireylerde daha ağır seyredebilir. Özellikle nefes darlığı, göğüs ağrısı, 3-4 günden uzun süren 38°C üzeri yüksek ateş, bilinç değişikliği, aşırı halsizlik, tansiyon düşüklüğü ve kronik hastalıkların hızla kötüleşmesi gibi belirtiler ciddiyet göstergesidir ve tıbbi değerlendirme gerektirir. Gribin ağır seyretmesi durumunda zatürre (pnömoni), akut solunum yetmezliği, kalp kası ve/veya kalp zarı iltihabı, sinüzit, orta kulak iltihabı ve nörolojik komplikasyonlar (ensefalit gibi) gelişebilir. Bu gibi durumlarda hastanelere başvurulması gerekmektedir. Grip sonrası öksürük ve halsizlik haftalarca sürebilir, bağışıklık sistemi baskılanmış veya kronik hastalığı olan bireylerde kalp ve beyin fonksiyonlarında kalıcı bozukluklar görülebilmektedir” dedi.</p>
<p><b>“Mevsim geçişlerinde girip salgını artıyor”</b></p>
<p>Mevsim geçişlerinde girip salgınının arttığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, “Polikliniklerde kesin tanılı influenza vakaları görülmeye başlandı ancak yoğun bakımlarda henüz influenza tanılı hastaya rastlamadık. Önümüzdeki 2–2,5 aylık süreçte, özellikle yılbaşı döneminin etkisiyle grip vakalarında ciddi bir artış bekliyoruz. Toplumun, hem bireysel hem de toplumsal olarak alınacak önlemlere dikkat etmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğrencilerin Sağlığı İçin Kantinlerde Titiz Denetim</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ogrencilerin-sagligi-icin-kantinlerde-titiz-denetim-599133</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:06:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Denetim]]></category>
		<category><![CDATA[denetimler]]></category>
		<category><![CDATA[kantin]]></category>
		<category><![CDATA[kantinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[titiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, öğrencilerin sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimini temin etmek amacıyla ilçe genelindeki okul kantinlerinde sıkı denetimler gerçekleştirmeyi sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogrencilerin-sagligi-icin-kantinlerde-titiz-denetim-599133">Öğrencilerin Sağlığı İçin Kantinlerde Titiz Denetim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, öğrencilerin sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimini temin etmek amacıyla ilçe genelindeki okul kantinlerinde sıkı denetimler gerçekleştirmeyi sürdürüyor. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Gelecek nesillerin daha sağlıklı ve bilinçli bireyler olarak yetişmesi için yoğun çaba harcayan Osmangazi Belediyesi, öğrencilerin en çok vakit geçirdiği ve alışveriş yaptığı kantinlerdeki hijyen ve sağlık koşullarına ilişkin kontrolleri titizlikle yürütüyor. İlçede bulunan 186 ilkokul, ortaokul ile liselerin kantinleri sık sık incelemeye tabi tutulurken, Osmangazi Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri tarafından kantinlerde ruhsat, vergi levhası, ürünlerin muhafaza şekilleri, son kullanma tarihi, ilaçlama ve havalandırma kontrolleri yapılıyor. Yapılan denetimlerde gerekli koşulları sağlamayan okul kantinlerine 2 bin 950 lira idari para cezası uygulanıyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Hijyen ve gıdalara ilişkin büyük özen gösterdiğini kaydeden okul kantini işletmecisi Belgin Alaca, “Buradaki çocuklarımızı, kendi çocuğum gibi görüyorum. Burayı evin bir mutfağı gibi kullanmaya çalışıyorum, her şeye dikkat ediyorum. Bu noktada zabıtanın kontrolleri de bence gayet iyi, çok şükür bir problem yaşamadık. Para için kimsenin günahına girmemek gerekiyor diye düşünüyorum.” diye konuştu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Bir diğer kantin işletmecisi Hafize Aksu da, denetimlerin her zaman olması gerektiğinin altını çizerek, “Çocuklar bizim geleceğimiz. Çocukların sağlıklı beslenmesi önemli. Sağlıklı gıdayı tavsiye ediyorum. Denetimlerimiz çok güzel geçti. Bence sık sık denetimlerin yapılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>İlçede bulunan okul kantinlerinin denetimleri, 2025-2026 eğitim ve öğretim yılı boyunca Osmangazi Belediyesi ekipleri tarafından en ince ayrıntısına kadar sürdürülecek. </span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogrencilerin-sagligi-icin-kantinlerde-titiz-denetim-599133">Öğrencilerin Sağlığı İçin Kantinlerde Titiz Denetim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 08:05:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[basma]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[düz]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[içe]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde çok sık karşılaşılan yürüyüş bozukluklarından biri olan içe basma, ailelerin en çok merak ettiği konular arasında yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867">Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde çok sık karşılaşılan yürüyüş bozukluklarından biri olan içe basma, ailelerin en çok merak ettiği konular arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Salih Söylemez</strong> “İçe basma, çocuklarda sık görülen ve genellikle büyümeyle birlikte kendiliğinden düzelen bir durumdur. Ancak bazen sinir-kas hastalığından kaynaklanıyor olabilir. Aileler çocuklarını iyi gözlemlemeli ve içe basma sorunu varsa mutlaka çocuk ortopedi uzmanına başvurmalıdır. Çünkü ailelerin içe basma konusunda en sık yaptığı hatalardan biri, çocuklarına gereksiz tabanlıklar veya özel ayakkabılar satın almaktır. İçe basma farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve nedeni ortaya koyulduktan sonra gerekli tedavi uygulanabilir” diyor. Doç. Dr. Söylemez, çocuklarda içe basmanın 5 nedenini ve içe basmaya karşı neler yapılabileceğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Kalçadan kaynaklanan içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Kalça eklemine ait uyluk kemiğinin doğuştan içe dönük olmasıyla ortaya çıkar. Çocuk yürürken  ayak uçları içe dönüktür, genelde “W” şeklinde otururlar ve koşarken sık düşebilirler. Bu durum fizyolojik kabul edilir ve 6–8 yaşlarına kadar kendiliğinden düzelme eğilimindedir. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong> </p>
<p>Ailelerin sık yaptığı ayak yönlendirici cihazlar, özel ayakkabılar veya oturuşu zorlayan aparatların hiçbir bilimsel faydası yoktur. Düzenli takip ve kalça çevresi kaslarını güçlendirici oyunlar destekleyici olabilir. Deformite 9–10 yaş sonrası hala belirginse, çocuğun yürümesini ya da psikolojik durumunu olumsuz etkiliyorsa cerrahi müdahale ile uyluk kemiği kontrollü şekilde dışa döndürülerek normal eksene getirilir ve plak ya da çiviyle sabitlenir. Ameliyat sonrası kısa süreli yük sınırlaması ve fizik tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilir.</p>
<ul>
<li><strong>Baldır kemiğine bağlı içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Ayaklar ve dizler içe doğrudur, yürüyüşte sık takılma ve dengesizlik olabilir. Aileler bazen bacağın da içeriden geldiğini fark ederler. Sorun genellikle 4–6 yaş civarında düzelme potansiyeline sahiptir çünkü bacakların dönme gelişimi devam eder. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Ayakkabı değişiklikleri ve tabanlıklar bu durumun düzelmesine katkı sağlamaz. Çocuğun aktif bir yaşam sürmesi desteklenmelidir, bu sayede güçlenen kaslar yürüyüşünü olumlu yönde etkiler. Eğer sorun çok belirgin olup 8–9 yaşından sonra da devam ederse cerrahi tedavi uygun seçenek haline gelir. Cerrahi yöntemde, tibia kontrollü bir şekilde ayakbileğinin üst kısmından dışa döndürülerek anatomik hatta getirilir, kemik tespiti ile kalıcı düzeltme sağlanır. Ameliyatın ardından ortalama 6 haftalık iyileşme süreci sonrası çocuklar güvenli şekilde yürüyüşe dönebilir.</p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Ayak ön kısmının içe dönmesi </strong></li>
</ul>
<p>Bebeklerde en sık rastlanan içe basma nedenidir ve ayak ön kısmı içe dönük görünürken topuk normal konumda kalır. Muayenede ayak ön kısmı esnekse ayak pasif hareketle düzeltilebilirken, sert tipte direnç hissedilir. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>İlk 6–12 ay içinde kendiliğinden önemli oranda düzelir. Esnek tiplerde ailelere ayak yönünü düzeltmeye yönelik çok nazik germe egzersizleri öğretilir. Sert deformitelerde alçı uygulamaları ile ayağın kademeli düzeltilmesi gerekebilir. Ancak tüm çabalara rağmen ayak ön kısmında belirgin kalıcı sapma, yürüyüş bozukluğu veya ayakkabı kullanımında sorun varsa; ilerleyen yaşlarda cerrahi müdahale ile ayak kemiklerinin yönü yeniden düzenlenir ve kalıcı bir biyomekanik denge sağlanır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Düz tabanlık nedeniyle içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Çocukluk çağında çok sık karşılaşılan düz tabanlık genellikle tedavi gerektirmez. Esnek düz tabanlık çoğu zaman ağrıya yol açmaz, yürüyüşü veya aktiviteleri olumsuz etkilemez. Bazı çocuklarda ise düz tabanlık sert yapıda olup hareket kısıtlılığı ve ağrı daha belirgindir.</p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Esnek düz tabanlık ağrı ve yorgunluğa yol açıyorsa kişiye özel tabanlık yaptırılabilir. Yaşla birlikte ayak kavsinin doğal olarak oluşması beklenir. Sert düztabanlıkta ise; özel ayakkabı veya kişiye özel hazırlanmış tabanlık desteği kullanılabilir; ancak yapısal bozukluk ve yürüyüş bozukluğu belirginse, şiddetli ağrıya yol açıyorsa ve konservatif tedavilere yanıt alınamamışsa cerrahi tedavi gerekebilir. Ameliyat sonrası yaklaşık beş hafta alçıda tutulur. Alçı çıkarıldıktan sonra fizik tedavi ve egzersizlerle normal yürüyüş sağlanır. </p>
<ul>
<li><strong>Kas ve bağ gevşekliğine bağlı içe yönelik</strong></li>
</ul>
<p>Bazı çocuklarda bağların gevşekliği ve kasların yeterli kuvvet oluşturamaması, ayakların içe doğru yönelmesine neden olur. Çocuklar kolay yorulur ve yoruldukça içe basma belirginleşir, uzun yürüyüşlerde bacak ağrısı artar. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Gereksiz cihaz ve sert ortopedik ayakkabılar kasların gelişimini engelleyebileceğinden dolayı  önerilmez. Tedavide temel yaklaşım, kas güçlendirme ve denge koordinasyonunu artırmaktır.  Çocuğun hareketli yaşam tarzı teşvik edilmeli, özellikle çıplak ayak zeminde denge egzersizleri yapılmalıdır. Zaman içinde belirgin iyileşme sağlanabilir. Eğer bağ gevşekliği düz tabanlıkla birlikte seyrediyor ve ağrıya yol açıyorsa kişiye özel tabanlık desteği tedaviye eklenebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867">Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaçınma, güvenlik arayışı ve beklenti anksiyetesi panik atağı sürdürüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-597133</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 11:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyetesi]]></category>
		<category><![CDATA[arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[atağı]]></category>
		<category><![CDATA[atak]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beklenti]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[kaçınma]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[Panik Bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[şentürk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, panik atağın nasıl ortaya çıktığı, hangi davranışlarla sürdüğü, nasıl tedavi edildiği ve yönetiminde hangi yöntemlerin etkili olduğu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-597133">Kaçınma, güvenlik arayışı ve beklenti anksiyetesi panik atağı sürdürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, panik atağın nasıl ortaya çıktığı, hangi davranışlarla sürdüğü, nasıl tedavi edildiği ve yönetiminde hangi yöntemlerin etkili olduğu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Panik atak yaşayanlar sık sık yeniden atak geçirme kaygısı taşıyor!</strong></p>
<p>Panik atağın, bir anda ortaya çıkan, etkisini saniyeler içinde artıran ve kişinin işlevselliğini, ikili ilişkilerini ve iletişimini ciddi şekilde bozabilen bir durum olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Genellikle beklenmedik şekilde başlar, hızla şiddetlenir ve dakikalar içinde kendiliğinden sonlanır.” dedi.</p>
<p>Panik atak yaşayan bireylerin çoğu zaman yeniden atak geçireceklerine dair yoğun kaygı duyduklarını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Bu nedenle panik atak yaşadıkları yerlerden, ortamlardan veya o an yanlarında bulunan kişilerden uzak durma eğilimi gösterebilirler. Bu durum, ‘ya yine olursa?’ şeklindeki beklenti anksiyetesinin bir sonucudur ve kaçınma davranışlarını beraberinde getirir. Kişiler bu kaygı nedeniyle sürekli bir güvenlik arayışı içinde olabilir; kontrol edilebilmek için yanlarında birilerini bulundurmaya çalışabilir ya da toplu taşıma gibi ortamlardan uzak durabilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Panik bozuklukta temel hedef, kaçınma ve güvenlik arayışını azaltmak!</strong></p>
<p>Panik atak geçiren bireylerde sık gözlemlenen bir diğer durumun, yaşadıkları fiziksel belirtileri sürekli kontrol etme çabası olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Nabız ve tansiyon ölçümleri buna örnektir. Günümüzde akıllı saat gibi teknolojik araçların bu kontrol davranışını tetikleyebildiği biliniyor.” dedi.</p>
<p>Panik bozukluğun yönetiminde en önemli üç unsuru sıralayan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Kaçınma davranışlarını azaltmak, güvenlik arayıcı davranışları ortadan kaldırmak ve beklenti anksiyetesini düşürmek önemlidir. İlaç dışı yöntemlerde bu süreç özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile yürütülür ve birkaç seans içinde dahi yüksek oranda olumlu sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Belirtiler hızla şiddetlenip sonra kendiliğinden geçiyor…</strong></p>
<p>Panik atağı özellikle ilk kez yaşayan bireyler için bu sürecin oldukça tedirgin edici olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şunları söyledi:</p>
<p>“Panik atağın doğası gereği, ortada hiçbir gerçek tehlike yokken vücut bir anda tehlike varmış gibi davranır. Duyguların kodlandığı bölge olan amigdala, çarpıntı, nefes alamama hissi gibi basit bir duyumu tehlike olarak algılayıp vücuda alarm sinyali gönderir. Bunun sonucunda çarpıntı, nefes darlığı, yerinde duramama, uyuşma, kasılma, baş dönmesi, idrara sıkışma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Kişi dayanamayacakmış, çıldıracakmış veya ölecekmiş gibi hissedebilir. Bu belirtiler hızla şiddetlenip sonra kendiliğinden söner. Ancak güvenlik arayıcı davranışlar, beklenti anksiyetesi ve kaçınmalar bu döngüyü besleyerek panik atakların daha sık yaşanmasına neden olabilir. Bu nedenle terapötik süreçlerde özellikle bu davranışların üzerine çalışılır.”</p>
<p><strong>Panik bozukluk tedavi edilebilir ve hastalar kısa sürede olumlu yanıt alabilir!</strong></p>
<p>Panik bozukluğun, psikiyatri pratiğinde sıkça karşılaşılan ve tedavisinin genellikle yüz güldüren bir rahatsızlık olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Bazı hastalarda ilaç, bazılarında terapi, bazılarında ise her ikisinin birlikte uygulanmasıyla kısa sürede olumlu yanıtlar alınabilir. Hangi yöntemin uygun olacağına psikiyatri uzmanının karar vermesi en doğru yaklaşım olacaktır.” dedi.</p>
<p>Bilişsel davranışçı terapide kullanılan bazı tekniklerin panik bozuklukta oldukça etkili olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Nefes düzenleme tekniği iyi bir örnek. 3-4 saniye burundan nefes almak, 6-7 saniye boyunca yavaşça vermek ve bunu yaklaşık 3 dakika sürdürmek, sakinleştirici sistemi devreye sokar. Kasma-gevşeme egzersizleri ve duyusal odaklanma teknikleri, kişinin ana dönmesini sağlayarak rahatlatır. Atak sırasında kişinin kendisini telkin etmesi, ‘bu daha önce geçti, ölümcül değil, birazdan sönümlenecek’ gibi ifadelerle durumu normalize etmesi oldukça faydalıdır.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Yaşam tarzı düzenlemeleri panik bozukluk belirtilerini hafifletmeye katkı sağlıyor!</strong></p>
<p>Yaşam tarzı değişikliklerinin panik bozuklukta büyük önem taşıdığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mümkün olduğunca stresten uzak durmak, sağlıklı uyku ve beslenme düzeni, aşırı kafeinden kaçınmak, sigara ve alkol tüketimini azaltmak olumlu etkiler sağlar. Meditatif uygulamalar, yoga ve düzenli spor da panik bozukluk belirtilerini hafifletmeye katkı sunar. Bazı bireylerde ataklar çok sık ve yoğun olabilir; işlevselliği bozacak seviyeye geldiğinde terapiye ilaç tedavisi eklenmesi gerekebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-597133">Kaçınma, güvenlik arayışı ve beklenti anksiyetesi panik atağı sürdürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 yaş altı çocuk ölümlerinin en sık nedeni!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-yas-alti-cocuk-olumlerinin-en-sik-nedeni-596571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 09:51:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[ölümlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prematüre Bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tamer]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış ayları prematüre yani 37 haftadan önce doğan bebekler için her zaman daha zorlu geçiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-yas-alti-cocuk-olumlerinin-en-sik-nedeni-596571">5 yaş altı çocuk ölümlerinin en sık nedeni!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış ayları prematüre yani 37 haftadan önce doğan bebekler için her zaman daha zorlu geçiyor. Kapalı ortamlarda hızla yayılan virüsler, minik bedenlerin bağışıklık sistemini kolayca etkiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy Hastanesi (Dr. Şinasi Can) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Tamer</strong>, prematüre bebeklerin akciğer ve kalp gibi hayati organlarının gelişimleri tamamlanmadan dünyaya geldiklerini, bağışıklık sistemlerinin çok zayıf olduğunu, dolayısıyla ani ısı değişimleri ve virüsler gibi çevresel risklerden çok daha fazla etkilendiklerini belirterek “Kış mevsimi prematüre bebekler gibi aileleri için de çok daha yüksek risk oluşturmakta ve çok daha zor geçmektedir. Ailelerin günlük rutinlerinde bile çok daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir” diyor. </p>
<p>5 yaş altı çocuk ölümlerinin en sık nedeninin prematüre doğum olduğuna dikkat çeken Dr. Tamer, kış aylarında tehlikenin arttığına dikkat çekerek “Beslenmesinden giyimine, bulunduğu ortamın ısısı ve havalandırmasından sağlık kontrollerinin ve gerekli aşılarının zamanında yapılmasına, ziyaretçilerden sigara dumanına dek birçok konuda çok dikkatli olunmalıdır. Anne babalar sıkça “sigarayı sadece balkonda içiyorum, bebeğime hiç duman gelmiyor” deseler de, yapılan çalışmalar, dışarıda veya balkonda içmenin dumanın içeri sızmasını, giysi ve saç yoluyla kalıntı taşınmasını, hatta yüzeylerde biriken toksik kalıntıların bebeği olumsuz etkilemesini engellemediğini gösteriyor” diyor. </p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Tamer, kış aylarında prematüre bebekleri tehdit eden 5 etken ile sağlıklı bir kış mevsimi geçirilebilmesi için alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Kalabalık ortam</strong></p>
<p>Prematüre bebeklerin sağlığını tehdit eden kış etkenlerinin başında kalabalık ortam gelmektedir. Çünkü kalabalık ortam RSV, influenza, grip ve covid gibi önemli viral enfeksiyonlara davetiye çıkarır. Bağışıklık sistemi hassas olan bebekler kalabalık ortamlarda bu tür enfeksiyonları çok daha kolay alırlar. Dolayısıyla bu bebekleri özellikle kış aylarında hasta kişilerin yanında, mümkünse kalabalık ortamlarda da bulundurmamak gerekir. Influenza ve RSV gibi enfeksiyonlarda da koruyucu aşı uygulamaları doktorunuzun kontrolüyle yapılabilir.</p>
<p><strong>Aşı ve doktor kontrollerinin aksatılması</strong></p>
<p>Dr. Reyhan Tamer “Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın önerdiği aşılar, zatürre, menenjit, tetanoz, çocuk felci gibi aşılar prematüre bebeklerde hayat kurtarıcıdır. Doktor kontrollerinin düzenli yapılması, erken dönemli büyüme ve gelişme ile ilgili sıkıntıların erken dönemde saptanıp tedavi edilmesi açısından da önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Ortam ısısı</strong></p>
<p>Prematüre bebekler ısı kaybına karşı çok duyarlıdır çünkü yağ dokusu azdır, vücut ısısını koruyamazlar. Soğuk havalarda solunum problemleri tehdit eder, bağışıklık sistemi çok iyi çalışmaz ve vücut strese girer. Ama bebeklerin kalın giydirilmesi yerine, oda ısısını doğru ayarlamak çok daha önemlidir. Prematüre bebeklerde oda ısısı 22-24 derece idealken, çok düşük doğum ağırlıklı bebekler, 1500 gramın altındaki doğum ağırlıklı bebeklerde 24-26 derece olması gerekir. Nem oranının da yüzde 40-60 arasında olmasına özen gösterilmelidir.</p>
<p><strong>Beslenme bozuklukları</strong></p>
<p>Kış aylarında önemini daha da artıran bir faktör de beslenme bozuklukları, kilo almamadır. Bebeklerin hem tartı alması hem de boy uzama ve baş çevresinde sağlıklı büyümesi önemlidir. Özellikle anne sütüyle beslenme prematüre bebeklerde büyüme, gelişme açısından çok önemlidir. Ama anne sütünün olmadığı durumlarda prematüre bebekler için doktor önerisiyle özel mamaların kulllanılması büyük önem taşır. Çünkü düşük ağırlıklı prematüre bebeklerde enerji ihtiyacı daha fazladır. Kilo alma, büyüme çok daha önemlidir.</p>
<p><strong>Sigara dumanı</strong></p>
<p>Dr. Reyhan Tamer, özellikle de kış aylarında prematüre bebekleri bekleyen en önemli tehlikelerden birinin sigara dumanı olduğunu vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Anne babalar bebeğin yanında sigara içmeyip balkonda içtiklerini belirtiyorlar. Ama yapılan çalışmalar; balkonda içmekle bebeğin yanında içmenin benzer zarar etkilerine sahip olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla lütfen sigara dumanının olduğu ortamdan, hava kirliliğinin olduğu ortamdan çocuklarımızı, bebeklerimizi uzak tutalım. Zira bunlar bebeklerde büyüme ve gelişmenin yavaşlamasından, enfeksiyonların artmasına dek ciddi tehlikelere davetiye çıkarıyor. Prematüre bebeklerin kalp ve akciğer gibi hayati organları gelişmediği, bağışıklık sistemleri çok zayıf olduğu için onlar açısından hayati önem taşıyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-yas-alti-cocuk-olumlerinin-en-sik-nedeni-596571">5 yaş altı çocuk ölümlerinin en sık nedeni!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 09:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatlarına]]></category>
		<category><![CDATA[bezi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyopsi]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[nodüller]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tiroit]]></category>
		<category><![CDATA[yalancı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroit ultrasonlarında sıkça görülen ancak çoğu kişinin adını bile duymadığı “yalancı nodüller”, uzmanlara göre gereksiz biyopsilere ve hatta yanlış ameliyatlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490">Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tiroit ultrasonlarında sıkça görülen ancak çoğu kişinin adını bile duymadığı “yalancı nodüller”, uzmanlara göre gereksiz biyopsilere ve hatta yanlış ameliyatlara yol açabiliyor. Özellikle 40 yaş üzeri kadınlarda yaygın olan bu oluşumların, gerçek nodüllerle karıştırılmasının hem yanlış tanılara, hem de yüksek riskli cerrahi müdahalelere zemin hazırladığını söyleyen Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, yalancı nodüllerin kanserle hiçbir ilişkisi olmadığını vurgulayarak, en kritik hatanın bu yapılara biyopsi yapılması olduğunu belirtti. </em></p>
<p>Tiroit hastalıkları toplumda çok sık karşılaşılan bir sorun olmasına karşın birçok kişi “yalancı nodül” tanımını bilmiyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, tiroit nodülleri konusunda toplumda ve hatta bazı hekimlerde bile sıkça karıştırılan kritik bir yanlış anlaşılmaya dikkat çekti. Bu oluşumlara özellikle 40 yaş üstü kadınlarda daha sık rastlandığını belirten Prof. Ayşan, yalancı nodüllerin gerçek nodüllerle karıştırılmasının hem yanlış tanılara hem de riskli cerrahi müdahalelere zemin hazırlaması açısından ciddiye alınması gereken bir nokta olduğunu anlattı. </p>
<p><strong>GERÇEK NODÜL İLE YALANCI NODÜL ARASINDAKİ KRİTİK FARK</strong></p>
<p>Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, yalancı ve gerçek nodülleri birbirinden ayıran noktayı şöyle ifade etti: “Gerçek nodül, tiroit bezinin içinde sınırları belirgin, tiroit dokusundan net şekilde ayırt edilen yapılardır. Yalancı nodül ise kapsülü olmayan, gerçek sınırları belirgin olmayan, ultrason sırasında nodül görüntüsü veren ama aslında gerçek nodül olmayan oluşumlardır.” </p>
<p><strong>EN SIK 40 YAŞ ÜZERİ KADINLARDA GÖRÜLÜYOR</strong></p>
<p>Yalancı nodüllerin yaygınlığının tiroit hastalıklarıyla, özellikle de tiroit iltihaplarıyla yakın ilişkili olduğunu belirten Prof. Ayşan, “Bu yapıları en sık 40 yaş üzerindeki kadınlarda görüyoruz. Kadın cinsiyeti ve 40 yaş üzeri grup, yalancı nodüllerin en yaygın olduğu yaş ve cinsiyet grubudur” diye konuştu. </p>
<p>Bu oluşumların ortaya çıkmasındaki en büyük etkenin Haşimoto hastalığı olduğunu belirtin Prof. Ayşan, sözlerine şöyle devam etti: “Haşimoto tiroit bezinin iltihabıdır ve 40 yaş üzerindeki kadınlarda çok sık görülür. İltihap hücreleri bir bölgede kümelenerek bir kitlesel yapı oluşturuyorlar ve bu yapılar ultrasonda yalancı nodül imajının oluşmasına neden oluyor. İşte Haşimoto gibi iltihabi hastalıklarda yalancı nodüllerin sık görülmesinin nedeni de budur.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“BELİRTİ VERMEZ, ÇOĞU ULTRASON SIRASINDA TESADÜFEN BULUNUR”</strong></p>
<p>Yalancı nodüllerin tıpkı gerçek nodüller gibi çoğu zaman hiçbir belirti vermediğini vurgulayan Prof. Ayşan, sözlerine şöyle devam etti: “Hiçbir bulgu vermedikleri için sıklıkla rastlantısal olarak tespit edilirler. Haşimoto sebebiyle ya da diğer tiroid bezi hastalıklarında yapılan ultrasonlarda tesadüfen yalancı nodülleri tespit ediyoruz. “</p>
<p>Bu nodüllerin hormon işlevi üzerinde de bir etkisi olmadığına değinen Prof. Ayşan, “Yalancı nodüllerle tiroid hormon salgısı arasında herhangi bir ilişki bulunmuyor. Tiroit bezindeki yalancı nodül sayısının az ya da çok olması da bu sonucu etkilemiyor. Ancak, tiroid bezindeki iltihap yani altta yatan sebep hormon salgısını bozabilir” dedi.</p>
<p><strong>“GERÇEK NODÜLE DÖNÜŞMEZ, KANSER RİSKİ TAŞIMAZ”</strong></p>
<p>En çok merak edilen konulardan biri olan yalancı nodüllerin gerçek nodüle dönüşmesi ya da kanser riski taşımasıyla ilgili olarak Prof. Ayşan şu açıklamayı yaptı: “Yalancı nodüllerin zaman içinde gerçek nodüle dönüşmediğinin altını çizmemiz gerek. Tiroid bezindeki iltihabın şiddetine bağlı olarak şekil ve boyut değiştirebilirler, büyüyüp küçülebilirler ancak gerçek nodüle dönüşme riskleri yoktur.  Yalancı nodüllerin kanser gelişmesiyle de hiçbir ilişkisi yoktur. Zaten bu oluşumlarla ilgili olarak yaşadığımız en önemli sorun da bu. Konuyu bilmeyen ya da konudan uzak olan meslektaşlarımız bunları gerçek nodül gibi algılayabiliyor ve boyutları arttığında kanser olduğunu düşünebiliyorlar.”</p>
<p><strong>“KANSER ZANNEDİLİP BİYOPSİ YAPILIP AMELİYATA GİDİLEBİLİYOR”</strong></p>
<p>Yalancı nodüller konusunda en kritik noktanın gereksiz biyopsiler olduğunu vurgulayan Prof. Ayşan, tabloyu şöyle özetledi.  “Yalancı nodüllere kesinlikle biyopsi yapılmaz. Bakın ‘biyopsiye gerek yoktur’ demiyorum ‘kesinlikle biyopsi yapılmamalıdır’ diyorum. Burası çok önemli! Çünkü biyopsi yapıldığında iltihap hücreleri mikroskop altında tümör hücrelerine çok benzediği için patolog bunu kanser riskli olarak yorumlayabiliyor. İşte sorun tam da bu noktada başlıyor. Bu raporu alan klinisyen hastaya ‘kanser riskiniz var, mutlaka ameliyat olmalısınız’ diyor. İşte yapılmaması gereken bir biyopsi hastayı ameliyathane kapısına kadar getirebiliyor, ne yazık ki. Dolayısıyla yalancı nodüllerin doğru teşhisi kritik düzeyde önemli bir konu.”</p>
<p>Yanlış tanıyla birlikte gerçekleştirilen ameliyatın da hasta açısından yüksek risk barındırdığına işaret eden Prof. Ayşan, “Tiroit bezi iltihaplı olduğu için bu ameliyatlarda komplikasyon riski yüksektir. Çünkü iltihap cerrahın çalışma planlarını bozar, görüş alanını kısıtlar, kanama riskini arttırır. Bu durumda paratiroid bezleri ve ses siniri gibi çok önemli organ ve yapılar hasar görebilir. Üstelik bunlar kalıcı olabilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>“TEDAVİ NODÜLÜN KENDİSİNE DEĞİL, HAŞİMATOYA YÖNELİK OLMALI”</strong></p>
<p>“Şu nokta çok önemli; yalancı nodülü olan bir hastada amaç yalancı nodülü tedavi etmek değildir. Amaç, buna sebep olan altta yatan hastalığı yani tiroit iltihabını tedavi etmek olmalıdır” diyen Prof. Dr. Erhan Ayşan “Hekim Haşimoto hastalığına odaklanmalı. Ancak şu da var ki, Haşimoto kronik ve tedavisi zor hatta birçok zaman imkansız olan bir hastalıktır; iyileşmeyebilir ama yönetilebilir” şeklinde konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Erhan Ayşan sözlerini şu uyarıyla tamamladı: “Altını çizmek istediğim ana mesajım şu: Yalancı nodülleri ultrasonda doğru tanımak ilk ve en önemli noktadır. İkinci önemli nokta bu oluşumlara kesinlikle biyopsi yapılmaması gerektiğidir. Aksi halde patoloji uzmanından gelecek yanıltıcı raporla hastalar gereksiz yere ameliyat edilebilirler. Tiroid bezlerini gereksiz yere kaybettikleri gibi ameliyata bağlı komplikasyonlarla da uğraşmak zorunda kalabilirler.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490">Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[yaptırmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri ilk evrelerde belirti vermeden sessizce ilerlediği için genellikle geç fark ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680">50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri ilk evrelerde belirti vermeden sessizce ilerlediği için genellikle geç fark ediliyor. Oysa, erken yakalandığında tedavinin başarı oranları belirgin şekilde yükseliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman,</strong>   düzenli yapılan testlerin erken tanıda son derece önemli bir rol üstlendiğine dikkat çekerek, “Basit bir kan testi ve ürolojik muayene, pek çok erkeğin yaşamını değiştirecek kadar kritik bir önem taşımaktadır.  Hastalığın henüz belirti vermediği erken dönemde saptanması ve bu sayede tedavinin başarısının artması amaçlanmaktadır. Erken tanı için özellikle 50 yaş üstü erkeklerin, ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanların ve risk grubunda olanların taramaları aksatmamaları hayat kurtarıcı bir adım olmaktadır. Özellikle risk grubundaki hastaların yakın takibi ve taranmaları hastalığın ilerlemeden saptanmasını ve tedavi edilmesini olanaklı kılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kanserle ilişkili ölümler arasında 3’üncü sırada!   </strong></p>
<p>Prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz ve hızlı bir şekilde büyümesiyle ortaya çıkan prostat kanseri, güncel araştırmalara göre, her 100 bin erkekten yaklaşık 35’inde görülüyor. Avrupa’da erkeklerde en sık rastlanan kanser olan prostat kanseri, kanserle ilişkili ölümler arasında 3’üncü sırada yer alıyor. Görülme sıklığı ise yaşlanmaya bağlı olarak artış gösteriyor. Genellikle 50 yaş üstü erkeklerde rastlanan prostat kanseri riski yaş ilerledikçe belirgin şekilde artıyor ve 65 yaş üstü erkeklerde daha yaygın görülüyor. Klinik bir çalışmaya göre; 30 yaş altındaki erkeklerde görülme sıklığı yüzde 5 iken, bu oran yaşla birlikte artarak 79 yaş üstünde yüzde 59’a yükseliyor. </p>
<p><strong>Aile öyküsünde risk 2 kattan daha fazla artıyor! </strong></p>
<p>Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkeklerin daha dikkatli olmaları gerekiyor. Çünkü, babasında prostat kanseri hikayesinin olması riski iki kattan daha fazla artırıyor. Prostat kanseri öyküsü olan bir erkek kardeş ise riski babası hasta olan erkeklerden daha fazla yükseltiyor. İlerleyen yaş ve aile öyküsünün dışında çevresel faktörler ve yaşam tarzı alışkanlıkları da prostat kanserinin riskleri arasında yer alıyor. Örneğin, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketimi, düşük sebze-meyve alımı, fiziksel aktivite eksikliği ve fazla kilo hormonal dengesizliklere yol açarak riski yükseltiyor. </p>
<p><strong>Başlangıçta genellikle sinsice ilerliyor</strong></p>
<p>Erken evre prostat kanseri genellikle sinsi şekilde seyrediyor. Kansere bağlı semptomların sıklıkla hastalığın doğal seyri içinde geç dönemlerde ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, şunları söylüyor: “Erken evre prostat kanseri belirtileri ve semptomları; idrarda kan görülmesi, idrarın pembe, kırmızı veya kahverenginde olması, menide kan görülmesi, daha sık idrara çıkma ihtiyacı, idrarı başlatmada güçlük, geceleri daha sık idrara çıkma ihtiyacıdır. İleri evrede ise hastaların yakınmaları farklılık gösterir. İdrar kaçırma, sırt ve kemik ağrısı, sertleşme sorunları, yorgunluk hissi, istem dışı kilo vermek, kollarda veya bacaklarda güçsüzlük bu evredeki bulgu ve belirtilerin başında gelmektedir.” </p>
<p><strong>Henüz belirti vermediği dönemde saptanabiliyor!</strong></p>
<p>Kanser erken evrede fark edildiğinde tedavi seçenekleri ve tedavi edilebilirlik oranı önemli ölçüde artıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman erken tanı için 50 yaş ve üzeri tüm erkekler ile ailesinde prostat kanseri öyküsü olan 45 yaş ve üzeri erkeklere yılda bir kez PSA kan testi ile prostat muayenesinin önerildiğini  vurgulayarak, “Bu programla hastalığın henüz belirti vermediği erken dönemde saptanması ve bu sayede tedavinin başarısının artırılması amaçlanmaktadır” bilgisini veriyor. Prostat kanserinin genellikle kandaki prostat spesifik antijen (PSA)  testi ile erken teşhis edilebildiğini anlatan Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Prostat kanserini tespit etmenin bir diğer yolu olan dijital rektal muayenede ise doktor prostat bezini muayene etmektedir. PSA ölçümünde veya muayenede şüphe varsa multiparametrik prostat MR planlanmaktadır. MR bulgularına göre şüpheli alanların varlığında MR füzyon biyopsi ile tanı konulabilmektedir. Son yıllarda multiparametrik prostat MR ile birlikte özellikle metastazı saptamakta kullanılan PSMA PET sintigrafi yöntemleri de güncel görüntüleme yöntemleri arasında yer almaktadır.”</p>
<p><strong>Robotik cerrahi güncel tedavi yöntemleri arasında</strong></p>
<p>Prostat kanseri tedavisindeki başarılı sonuçlardan da bahseden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, “Aktif gözetimin yanı sıra, robotik veya açık radikal prostatektomi, radyoterapi, minimal invaziv tedavi yöntemleri, hormon tedavisi ve kemoterapi de dahil olmak üzere prostat kanseri için çok çeşitli tedaviler mevcuttur” sözleriyle hastanın sağlık durumuna göre uygulanabilecek tedavi yöntemlerini sıralıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680">50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rotavirüsten korumanın 5 temel kuralı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rotavirusten-korumanin-5-temel-kurali-595160</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 08:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gerekir]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[ishal]]></category>
		<category><![CDATA[korumanın]]></category>
		<category><![CDATA[kuralı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Rotavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[rotavirüsten]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595160</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar ve kış mevsiminde havaların soğuması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması enfeksiyonların hızla ve kolaylıkla yaygınlaşmasına neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rotavirusten-korumanin-5-temel-kurali-595160">Rotavirüsten korumanın 5 temel kuralı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar ve kış mevsiminde havaların soğuması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması enfeksiyonların hızla ve kolaylıkla yaygınlaşmasına neden oluyor. Dünya genelinde özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda yaygın görülen rotavirüs de o enfeksiyonlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. <strong>Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ekin Pasinlioğlu</strong> özellikle Aralık-Ocak aylarında yoğunlaşan rotavirüsün, her yıl 25 milyon çocuğu etkilediğini,  215 binden fazla çocuğun da hayatını kaybetmesine neden olduğunu belirterek, bu nedenle önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Rotavirüsün kuluçka süresinin yaklaşık iki-dört gün olduğunu, sonrasında ateş ve kusma, ardından günde 10’a kadar çıkabilen ishal, karın ağrısı ve halsizlik gibi şikayetlere yol açtığını  belirten Dr. Pasinlioğlu “Genel olarak her çocuk 5 yaşına gelene kadar en az bir kez rotavirüs enfeksiyonu geçirir. Rotavirüse karşı özel bir antiviral ilaç yoktur. Tedavinin temel amacı, kaybedilen sıvıyı yerine koymaktır. Aileler doktora başvurmak yerine ‘geçer diye beklemek’ ya da gelişigüzel antibiyotik ve ishal kesici ilaç kullanmak gibi hatalara çok sık düşüyorlar. Oysa zaman kaybetmeden mutlaka doktora başvurmak gerekir” diyor.</p>
<p>Dr. Ekin Pasinlioğlu çocukları rotavirüsten korumamada ihmale gelmez 5 önemli kuralı ve en sık yapılan hataları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Aşısını zamanında yaptırın</strong></p>
<p>Rotavirüsten korunmanın en güçlü ve etkili yolunun rotavirüs aşısı olduğunu belirten Dr. Pasinlioğlu şöyle konuşuyor: “Rotavirüse karşı ağızdan uygulanan iki tip aşı vardır. Her ikisi de canlı aşıdır ve etkinlik açısından birbirlerine üstünlükleri yoktur. Aşıya altıncı haftadan itibaren başlanabilir. İlk dozun 14 hafta 6 günden önce yapılması gerekir. Son doz bebek 8 ayı doldurmadan tamamlanmalıdır. Hangi aşıyla başlandıysa o aşı serisine aynı marka ile devam edilmelidir. İlk dozun marka bilgisi bilinmiyorsa 3 dozluk şema uygulanır. Rotavirüs aşısı devlet takviminde bulunmasa da, hekim önerisiyle yapılan aşılama, çocukların hastalığı daha hafif geçirmesine ve ağır sıvı kaybı riskinin azalmasına yardımcı olur.”</p>
<p><strong>El hijyenine dikkat edin</strong></p>
<p>Rotavirüs kirli su ve gıdalar, dışkı ile temas etmiş eller, yüzeyler, oyuncaklar ve kişiden kişiye temas yoluyla çok kolay bulaşır. Özellikle tuvaletin ardından, bez değiştirdikten sonra ve dışarıdan eve gelince mutlaka sabunla en az 20 saniye el yıkamak gerekir. Bez değiştirirken eldiven kullanılması faydalıdır. Kreş gibi kalabalık ortamlarda hijyene dikkat edilmesi ve yüzeylerin iyi temizlenmesi bulaş riskini azaltmada önemlidir. Unutmayın, küçük çocukların ellerini temiz tutmak büyüklerin elindedir!</p>
<p><strong>Oyuncakları ve ortak yüzeyleri sık sık temizleyin</strong></p>
<p>Rotavirüs yüzeylerde saatlerce, hatta bazen günlerce canlı kalabilir. Bebekler oyuncakları ağızlarına götürebildiği için özellikle oyuncakların, mama sandalyesinin tepsisinin, kapı kollarının ve ortak dokunulan yerlerin düzenli olarak temizlenmesi çok önemlidir. </p>
<p><strong>Yiyecek ve içme suyunda hijyene dikkat edin</strong></p>
<p>Biberonlar, emzikler ve mama hazırlanan kaplar hijyen açısından büyük önem taşır. Hazırlanan mamalarla temiz su kullanılması, biberonların düzenli sterilize edilmesi ve yiyeceklerin hijyenik koşullarda yıkanıp saklanması enfeksiyon riskini azaltır. Dışarıda ise çocuğun sadece kendi bardağının kullanılmasına özen gösterilmelidir.</p>
<p><strong>Hasta kişilerle teması sınırlayın</strong></p>
<p>Rotavirüs özellikle çocuklar arasında çok kolay ve çok hızlı bulaşıp yayılabilen bir enfeksiyondur. Çevrede ishal veya kusma şikayeti olan kişiler varsa temasın mümkün olduğunca azaltılması gerekir.</p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Dikkat! Bu hatalara çok sık düşülüyor!</strong></p>
<p>Rotavirüse karşı özel bir antiviral ilaç olmadığını, tedavide en kritik noktanın, sıvı kaybını   zamanında yerine koymak olduğunu belirten Dr. Pasinlioğlu şöyle konuşuyor: “Öncelikle bu bir virüs olduğu için antibiyotik etkisizdir, yalnızca uzun hastane yatışlarında ikincil enfeksiyonu önlemek amacıyla kullanılabilir. O nedenle ebeveynler gelişigüzel antibiyotik başlamamalıdır. Kusma ilaçları sadece hastane koşullarında ve doktor gözetiminde kullanılmalıdır. İshal kesiciler bağırsak hareketlerini yavaşlatarak durumu kötüleştirebileceği için kaçınılmalıdır. Ateş, kusma, ishal ve karın ağrısı gibi şikayetler başladığında en kısa sürede doktora başvurulması gerekir ancak ne yazık ki en sık karşılaştığımız problem, ailelerin hastaneye geç başvuru yapması, öncesinde ise bu tür fayda yerine aslında daha zarar veren uygulamalara yönelmeleri oluyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rotavirusten-korumanin-5-temel-kurali-595160">Rotavirüsten korumanın 5 temel kuralı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 12:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaptığı]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594270</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet, yalnızca ilaçla değil, yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilmesi gereken kronik bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270">Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Diyabet, yalnızca ilaçla değil, yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilmesi gereken kronik bir hastalık. Ancak yapılan araştırmalar, hastaların önemli bir kısmının beslenmede farkında olmadan hatalar yaptığını gösteriyor. Diyetisyen Harika Özkaya Yurttadur, diyabet yönetiminde beslenmenin kritik bir rol oynadığını belirterek, “Basit görünen yanlış alışkanlıklar bile kan şekeri dengesini bozarak komplikasyon riskini artırabilir” uyarısında bulundu. Dyt. Yurttadur, diyabet hastalarının en sık yaptığı 10 beslenme hatasını ve doğru yaklaşımları anlattı.</em></p>
<p><strong>KAHVALTIYI ATLAMAK</strong></p>
<p>Kahvaltıyı atlamanın diyabet hastaları için kan şekeri kontrolünü olumsuz etkileyen en önemli beslenme hatalarından biri olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Harika Özkaya Yurttadur, “Gece boyunca uzun süren açlık süresi kan şekerinin düşmesine neden olurken, sabah saatlerinde vücut enerji ihtiyacını karşılamak için glikojen depolarından kana şeker salınımını artırır ve bu da ani yükselmelere yol açabilir” dedi. Kahvaltı yapılmadığında bu dalgalanmaların daha belirgin hale geldiğini ve gün boyu kan şekeri dengesini sağlamak zorlaştığını anlatan Dyt. Yurttadur, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Yapılan araştırmalar, kahvaltıyı atlamanın diyabet yönetiminde olumsuz sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Nitekim 317 diyabet hastası üzerinde yapılan bir çalışmada, katılımcıların yaklaşık yüzde 7’sinin kahvaltı yapmadığı belirlenmiştir. Bu grubun, kahvaltı yapanlara kıyasla daha genç olduğu, sigara kullanımının daha yaygın olduğuna ve en önemlisi de HbA1c düzeyleri ile gün içindeki şeker dalgalanmalarının anlamlı biçimde yüksek seyrettiği saptanmıştır.’ Bu sonuçların kahvaltının diyabet kontrolünde vazgeçilmez bir rol oynadığını ve düzenli kahvaltı alışkanlığının kan şekeri dengesini korumada temel bir adım olduğunu gösterdiğini söyleyen Dyt. Yurttadur, önerilerini şöyle sıraladı: “Güne yumurta ve peynir gibi sağlıklı protein kaynakları, avokado, zeytin ve ceviz gibi sağlıklı yağlar ile tam tahıllı ekmek, yulaf, kepekli galeta gibi lifli karbonhidrat kaynaklarını içeren bir kahvaltıyla başlamak, kan şekeri kontrolünü destekleyecektir.”</p>
<p><strong>ŞEKERSİZ ÜRÜNLERE GÜVENMEK</strong></p>
<p>Diyabet hastaları arasında yaygın bir başka yanılgının da şekersiz ibaresi taşıyan her ürünün güvenli olduğu düşüncesi olduğunu belirten Dyt. Yurttadur, “Oysa birçok şekersiz gıda, kan şekerini etkilemeyen tatlandırıcılar içerse de, yüksek oranda karbonhidrat, yağ veya kalori barındırabilir. Bu ürünler, özellikle aşırı tüketildiklerinde kan şekeri dengesini olumsuz yönde etkileyebilir ve kilo artışına zemin hazırlayabilir.”</p>
<p>Ayrıca bazı şekersiz ürünlerde kullanılan yapay tatlandırıcıların, iştah artışına ve tatlı isteğinin sürmesine yol açabileceğine işaret eden Dyt. Yurttadur, “Bu nedenle şekersiz etiketi, bir ürünün diyabet dostu olduğu anlamına gelmez. Diyabet hastalarının ürün etiketlerini dikkatle okumaları, karbonhidrat ve kalori içeriklerini değerlendirmeleri büyük önem taşır. En doğru yaklaşım doğal ve dengeli beslenme planına sadık kalmak, işlenmiş şekersiz gıdaları ise içindekiler kontrolü yaparak ölçülü tüketmek olacaktır.”</p>
<p><strong>LİF TÜKETİMİNİ İHMAL ETMEK</strong></p>
<p>Diyabet hastalarında lif alımının yetersiz olmasının kan şekeri kontrolünü olumsuz etkileyen önemli bir beslenme hatası olduğunun altını çizen Dyt Yurttadur, bu gıdaların sağlığı yararlar konusunda şu bilgileri verdi: “Lifli gıdalar, özellikle çözünür lifler, sindirimi yavaşlatarak glikozun kana daha dengeli bir şekilde geçmesini sağlar ve ani kan şekeri yükselmelerini önler. Ayrıca lif, tokluk hissini artırarak aşırı yemeyi engeller ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Ancak birçok diyabet hastası, sebze, meyve, tam tahıllar ve baklagiller gibi lif kaynaklarını yeterince tüketmemektedir. Bu durum, hem kan şekeri dalgalanmalarına hem de bağırsak sağlığının olumsuz etkilenmesine yol açabilir.</p>
<p>Çözünebilir lif yönünden zengin olan bezelye, kuru fasulye, barbunya, yulaf, bazı sebze ve meyveler diyabetlilerde, yemeklerden sonra kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlar. Posalı besinler, çok çiğneme gerektirdiğinden yemek yeme zamanını uzatırlar, midedeki sindirimi ve mide boşaltma hızını yavaşlatarak tokluk hissini arttırırlar. Böylece tip 2 DM çok sık görülen şişmanlığın tedavisinde lif, ağırlık kaybedilmesinde de yardımcı olmaktadır.”</p>
<p><strong>PORSİYON KONTROLÜNÜ SAĞLAYAMAMAK</strong></p>
<p>En sık yapılan hatalardan biri sağlıklı besin tercihlerine rağmen porsiyon kontrolü yapılmaması olduğunu söyleyen Dyt. Yurttadur, “Ne yazık ki bazı diyabet hastaları, sağlıklı gıdalar tüketseler bile miktarlara dikkat etmedikleri için kan şekeri kontrolünde zorluk yaşayabiliyor. Aşırı yemek, özellikle karbonhidrat ve yağ açısından yoğun öğünler, kan şekerinde ani yükselmelere yol açabilir ve kilo artışına neden olabilir. Bu durum hem diyabet yönetimini hem de genel sağlığı olumsuz etkileyebilir” dedi. </p>
<p><strong>SIVILARDAN ALINA GİZLİ KALORİLER</strong></p>
<p>Dyt. Yurttadur, diyabet hastalarının fark etmeden sıvılardan yüksek miktarda kalori alabildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Çay, kahve, meyve suyu, gazlı içecekler ve hazır içeceklerdeki eklenen şeker ve krema, günlük kalori alımını hızla artırıyor. Çoğu kişi sıvının etkisi olmaz diye düşünse de bu küçük eklemeler kan şekerinde ani yükselmelere ve uzun vadede kilo artışına yol açabiliyor. Bu nedenle içeceklerin içeriklerini kontrol etmek ve mümkün olduğunca şekersiz, doğal seçenekleri tercih etmek büyük önem taşıyor.”</p>
<p><strong>KARBONHİDRAT KAYNAKLARINI BİLMEMEK</strong></p>
<p>Karbonhidrat kaynaklarını yeterince tanımamanın ve sadece ekmek, makarna veya pilavı karbonhidrat kaynağı olarak görmenin de sık yapılan bir başka yanılgı olduğunu anlatan Dyt. Yurttadur, yoğurt, süt, bazı sebzeler, meyveler ve hatta paketli atıştırmalıkların da kan şekerini yükselten karbonhidrat içerdiğini hatırlattı. Dyt. Yurttadur konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bir dilim ekmeğin veya bir kâse pirincin karbonhidrat miktarı küçük görünebilir, ama bir öğünde birkaç karbonhidrat kaynağını bir arada tüketmek kan şekerinde ani yükselmelere yol açabilir. Paketli gıdalarda karbonhidrat miktarının farkında olmamak da yaygın bir sorun. Az şekerli veya şekersiz ürünler de yüksek karbonhidrat içerebilir, etiket okumak bu nedenle önemli. Meyve suları, smoothie’ler, sütlü içecekler gibi sıvılar da hızlı emilen karbonhidrat içerir ve bunlar genellikle göz ardı edilir.”</p>
<p>Bu gıdaların miktarı kontrol edilmediğinde, özellikle birden fazla karbonhidrat kaynağı aynı öğünde tüketildiğinde, kan şekerinin hızla yükseldiğine dikkat çeken Dyt. Yurttadur, “Bu nedenle hangi yiyeceklerin karbonhidrat içerdiğini bilmek ve miktarlarını düzenlemek, kan şekeri dalgalanmalarını önlemenin en etkili yollarından biridir” dedi. </p>
<p><strong>YETERSİZ SU TÜKETİMİ</strong></p>
<p>Diyabet hastaları için su tüketiminin çok kritik bir rol oynadığını söyleyen Dyt. Yurttatur, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeterli su almak, kanda biriken fazla glikozun idrar yoluyla atılmasını kolaylaştırır ve böylece hiperglisemi riskini azaltır. Bu nedenle diyabetlilerin, kan şekerini dengelemeye destek olmak için günlük en az 2,5 litre su içmeye özen göstermesi gerekir.”</p>
<p><strong>GÜN İÇİNDE ÖĞÜN ATLAMA VE SONRASINDA AŞIRI YEME / YANLIŞ ARA ÖĞÜN TERCİHİ</strong></p>
<p>Gün içinde öğün atlamak, diyabet hastalarının sık yaptığı hatalardan biri. Uzun süre aç kalmanın kan şekerinin düşmesine yol açtığını ve bir sonraki öğünde aşırı yemek yeme isteğini tetiklediğine dikkat çeken Dyt. Yurttadur, “Özellikle kahvaltı veya öğle öğününü atlayanlarda bu durum daha belirgin. Bir diğer sorun ise yanlış ara öğün tercihleri. Çikolata, paketli atıştırmalıklar veya şekerli içecekler, kan şekerini hızla yükseltiyor ve kısa süre sonra tekrar açlık hissi yaratıyor. Bu döngü, hem kan şekeri dalgalanmalarına hem de kilo kontrolünün zorlaşmasına neden oluyor. Diyabet yönetiminde, öğünlerin atlanmaması ve ara öğünlerde sağlıklı seçenekler tercih edilmesi, kan şekeri dengesini korumanın ve gün boyunca enerjiyi dengede tutmanın temel yollarından biri diyebiliriz.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>YAĞ KAYNAKLARININ KALİTESİNE DİKKAT ETMEME</strong></p>
<p>“Diyabet hastalarının beslenmesinde sadece yağ miktarının değil, yağın kalitesinin de büyük önem taşıdığını anlatan Dyt. Yurttadur, “Doymuş ve trans yağlar açısından zengin besinler, hem kan damarlarını olumsuz etkileyerek kalp-damar hastalıkları riskini artırıyor hem de kilo kontrolünü zorlaştırıyor. Oysa zeytinyağı, avokado, fındık ve balık gibi sağlıklı yağ kaynakları, kan şekeri dengesinin korunmasına ve kalp sağlığının desteklenmesine yardımcı oluyor.” Dedi. </p>
<p><strong>PROFESYONEL DESTEK ALMAMAK</strong></p>
<p>“Diyabetli kişiler, beslenme konusunda kendi başlarına karar verdiklerinde yanlış alışkanlıklar geliştirebilir. Hangi besinleri ne miktarda tüketmeleri gerektiğini bilmemek, kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede komplikasyon riskine yol açabilir” diyen Dyt. Harika Özkaya Yurttadur, sözlerini şöyle tamamladı: “Uzman bir diyetisyenden alınacak kişiye özel öneriler, hem kan şekeri kontrolünü hem de sağlıklı kilo yönetimini destekler. Profesyonel rehberlik olmadan yapılan denemeler, sık yapılan beslenme hatalarının kalıcı hale gelmesine neden olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270">Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tedavi edilmediğinde uyku apnesine yol açabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmediginde-uyku-apnesine-yol-acabiliyor-591674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 08:27:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[apnesine]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[edilmediğinde]]></category>
		<category><![CDATA[Geniz Eti]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda nefes almayı zorlaştıran, ağzının açık uyumasına neden olan, okul başarısını düşüren ve yüz gelişimini bozan geniz eti büyümesi, tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi tehlikeli bir hastalığa da yol açabiliyor! </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmediginde-uyku-apnesine-yol-acabiliyor-591674">Tedavi edilmediğinde uyku apnesine yol açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda nefes almayı zorlaştıran, ağzının açık uyumasına neden olan, okul başarısını düşüren ve yüz gelişimini bozan geniz eti büyümesi, tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi tehlikeli bir hastalığa da yol açabiliyor! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay</strong> “Geniz eti büyümesi son yıllarda viral enfeksiyonlarda ve alerjideki artış nedeniyle, çocuklarda hızla yaygınlaşıyor. En sık 2-5 yaş aralığında çok sık görülen ve okul çağındaki çocukları tehdit eden geniz eti büyümesi tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi yaşam kaybına neden olabilen hastalığa da yol açabiliyor” diyor. Anne-babalara, çocuklarını dikkatli gözlemlemeleri önerisinde bulunan KBB Uzmanı Prof. Dr. Ertugay, hastalığın belirtilerini ve tehlikelerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Son yıllarda çocuklarda geniz eti büyümesi hızla yaygınlaşıyor. Özellikle 2-5 yaşları arasında çok sık görülen ve okul çağındaki çocukları tehdit eden hastalık, yalnızca burun tıkanıklığıyla sınırlı kalmayıp, uyku kalitesinden yüz gelişimine dek pek çok soruna yol açıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay “Geniz eti, burun boşluğunun arkasında yer alan ve üzüm salkımına benzeyen bir lenfoid dokudur. Sağlığımız açısından önemli görevler üstlenen geniz eti; vücuda giren bakterileri, virüsleri ve alerjenleri tanır ve onlarla savaşmaya yardımcı olan antikorları üretir. Buna karşın geniz eti büyüdüğünde birçok ciddi soruna yol açabilir. Ancak erken tanı ve uygun tedaviyle çocukların hem solunum hem de genel yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileştirmek mümkündür. Bu nedenle toplumsal farkındalık büyük önem taşımaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerle kendini gösteriyor</strong></p>
<p>Çocuklarda geniz eti böyümesinin çoğu zaman sinsi şekilde ilerlediğini belirten Prof. Dr. Ertugay şöyle konuşuyor: “Geniz eti büyümesi olan çocuklar genellikle burundan nefes almakta zorlanır. Bu nedenle ağızdan nefes alma alışkanlığı geliştirirler. Özellikle gece uykularında horlama, huzursuz uyuma, terleme ve sabah yorgun uyanma gibi belirtiler sıkça görülür. Aileler çoğu zaman bu durumu ‘çocuk uykuda çok hareketli’ diyerek geçiştiriyor ancak bu tablo aslında geniz etinin nefes yolunu daraltmasının bir sonucudur.”</p>
<p><strong>Tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına yol açıyor</strong></p>
<p>Geniz etinin burnun arkasındaki bölgeye yerleştiği için, östaki borusunu tıkayabildiğini, bunun da sık sık orta kulak enfeksiyonuna ve işitme problemlerine yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuğun televizyonu yakından izlemesi, sık sık ‘ne dedin?’ diye sorması veya derslerde dalgın görünmesi, öğrenme sorunları yaşaması ve okul başarısının düşmesi aslında işitme azlığının bir göstergesi olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde mutlaka kulak, burun ve boğaz muayenesi yapılmalıdır.”</p>
<p><strong>Yüz gelişimleri olumsuz etkileniyor</strong></p>
<p>Burundan nefes alamayan çocukların yüz gelişiminin de zamanla etkilenebildiğini, sürekli ağızdan nefes almanın, yüz kemiklerinde uzun ve dar bir görünüm oluşturabildiğini belirten Prof. Dr. Ertugay “Bu da hem estetik hem de fonksiyonel sorunlara yol açabilir. Yüz şekli bozulur (adenoid yüz) ve çocuğun psikolojinin de olumsuz etkilenmesine neden olur. Üstelik hipertansiyondan kalp problemlerine, insülin direncinden gelişme geriliğine ve uyku apnesi gibi bir başka tehlikeli hastalığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle en büyük görev öncelikle anne-babalara düşmektedir. Çocuklarını dikkatle gözlemleyerek, erken tanı ve uygun tedavi sayesinde sağlıklı gelişimlerini sağlayabilirler” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmediginde-uyku-apnesine-yol-acabiliyor-591674">Tedavi edilmediğinde uyku apnesine yol açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[şanlı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte okulların açılması, havaların bir soğuyup bir ısınması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması derken, çocuklarda enfeksiyonların ve alerjik hastalıkların sıklığında artış yaşanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314">Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte okulların açılması, havaların bir soğuyup bir ısınması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması derken, çocuklarda enfeksiyonların ve alerjik hastalıkların sıklığında artış yaşanıyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı</strong> “Zayıflayan bağışıklık sistemi ateş, öksürük, hapşırık, burun akıntısı, bulantı, kusma ve ishal gibi viral ve bakteriyel enfeksiyonlara kolaylıkla davetiye çıkarıyor. Ancak bağışıklık sistemini; günlük yaşantıda alınacak bazı basit önlemlerle güçlendirmek mümkün olabilmektedir” diyor. Dr. Şanlı, çocuklarda bağışıklığı güçlendirmenin 9 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Özellikle toplu taşıma araçlarında maske takmak</strong></li>
</ul>
<p>Son dönemde influenza ve covid gibi kış enfeksiyonlarının bulaşma ihtimalinin fazla olduğu toplu taşıma koşullarında öncelikli olacak şekilde düzgün maske kullanımı çok önemlidir. Hijyenik maske kullanımının, üst solunum yolu enfeksiyonlarının bulaş riskini ciddi oranda azalttığı su götürmez bir gerçektir. </p>
<ul>
<li><strong>Yeterli ve kaliteli uyumak</strong></li>
</ul>
<p>Yapılan çalışmalar; saat 22.00-02.00 arasında derin uykuda olmanın, çocuklarda büyüme, gelişme ve bağışıklık sistemi için büyük önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Yaşa göre değişmekle birlikte çocuklarda 9-12 saat uyku gerekir. Özellikle karanlıkta, gece uykularında oluşan melatonin, antioksidan özelliği ile vücuttaki bakteri ve toksinlerle savaşır, vücutta doku iyileşme hızını artırır.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su içmek</strong></li>
</ul>
<p>Yeterli su tüketimi; zararlı toksinleri vücuttan atarken, cilt, solunum sistemi, mide, bağırsaklar, böbrekler ve kalp-damar sağlığı başta olmak üzere vücudumuzun tüm fonksiyonları için büyük önem taşır. Yetersiz su tüketimi; eklem ağrıları, öksürük, kabızlık, idrar yolu enfeksiyonu, tansiyon düşüklüğü, baş ağrısı ve halsizlik gibi bir çok soruna yol açabilmektedir.  </p>
<ul>
<li><strong>Hijyene dikkat etmek </strong></li>
</ul>
<p>El ve yüz yıkamak, diş fırçalamak, duş almak, ayak hijyenine dikkat etmek çok önemlidir. Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası elleri iyice yıkamak enfeksiyonlardan korunmada temel kuraldır. Temiz hava almak ve özellikle sigara dumanından kaçınmak da çocukların bağışıklık sistemi için büyük önem taşımaktadır.  </p>
<ul>
<li><strong>Stresi yönetmeyi öğrenmek</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Şanlı “Günümüzde çocuklarda yaygınlaşan aşırı stres, bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonlara kolay yakalanmaya ve iyileşmenin gecikmesine neden olur. Aynı zamanda alerjik hastalıkları artırır, mide ve bağırsak sistemini bozar. Uyku bozukluğu yaparak büyüme hormonu ile tiroid hormonunun çalışma dengesini bozar. Kalp hızını artırarak hipertansiyona zemin hazırlar. Çocuklarla etkinlikler, aile içi pozitif iletişim, arkadaş ilişkileri vb iyileştirilmesi, stresi yönetmeyi öğrenmesi bağışıklık sistemini güçlendirir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapmak</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz, kan dolaşımını artırarak solunum ve dolaşım sisteminin daha etkin çalışmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Çocuklar için günlük 1 saat fiziksel aktivite önerilir. Yürüyüş, koşu, bisiklete binme, yüzme veya açık havada oyun gibi aktiviteler çok faydalıdır. Egzersiz alışkanlığı kazanmak, çocukların zihinsel sağlığını da destekler.</p>
<ul>
<li><strong>Aşılarını düzenli yaptırmak</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Şanlı “Çocukları sadece hastalandığında değil, sağlıklı oldukları dönemde de çocuk doktoru kontrollerine götürmeliyiz. Rutin aşılarını ihmal etmemeli, doktorumuzun önerdiği özel aşı dediğimiz diğer aşılarla beraber; özellikle her yıl yenilenen grip aşısını geciktirmeden yaptırıp sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşması için ilk adımı atmalıyız. Aşılar, bağışıklık sistemini mikroplara karşı önceden “hazırlayarak” en güçlü korumayı sağlar” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Gereksiz antibiyotikten kaçınmak</strong></li>
</ul>
<p>Gereksiz antibiyotik kullanımı düzgün bağışıklık sistemini çökertir, yararlı hücre rezervini yok edip zararlı bakterilerin çoğalmasına, vücut direncinin düşmesine neden olur ve ek hastalıklara davetiye çıkarır. Grip ve nezle gibi virüs enfeksiyonlarının tedavisinde antibiyotik fayda sağlamaz. Bu nedenle doktorunuz gerekli görmedikçe antibiyotik kullanmayın.  </p>
<ul>
<li><strong>Dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlamak</strong></li>
</ul>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı “Dengeli ve sağlıklı beslenme bağışıklık hücrelerinin gelişimini destekler;<strong> </strong>besinlerden sağlanabilecek protein, demir, çinko, A, C, D ve E vitaminleri ve mineraller bağışıklık hücrelerinin üretimi ve işlevi için gereklidir. Büyüme ve bağışıklık için son derece kıymetli olan balı gibi omega-3’den zengin gıdalar ve fermente ürünler de sofrada mutlaka yerini almalıdır. Şekerli ve işlenmiş gıdalar bağışıklığı baskılar, aşırı şeker ve trans yağ içeren besinler iltihaplanmayı artırır, normal bağışıklık yanıtını bozar bu da hastalıklara yatkınlığı artırır. Tek tip beslenen (örneğin sadece makarna, fast food yiyen) çocuklarda vitamin eksiklikleri görülür ve bu da soğuk algınlığı, grip, zatürre gibi enfeksiyonlara karşı direnci azaltır” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314">Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[eller]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[grubundakiler]]></category>
		<category><![CDATA[grubundakilerde]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[isteyen]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[korunmanın]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Vurgulayan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde influenza (grip) virüsü hızla yayılıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin, gribin basit bir solunum yolu hastalığı olmadığını vurgulayarak, her yıl dünya genelinde 250-500 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992">Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde influenza (grip) virüsü hızla yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin</strong>, gribin (influenza) basit bir solunum yolu hastalığı olmadığını belirterek, her yıl dünya genelinde 250-500 bin kişinin ölümüne yol açtığını söylüyor. Özellikle risk grubundaki kişilerde gripten korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tekin, evinde yaşlı, çocuk, gebe ya da kronik hastalığı olan sağlıklı kişilerin de aşı yaptırması gerektiğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Süda Tekin, influenzadan korunmanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Okulların açılması ve havaların soğumasıyla birlikte kapalı alanlarda geçirilen süre artarken, gribal enfeksiyonlar hızla yayılıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin “Grip ya da tıbbi ismiyle influenza, influenza virüsünün yol açtığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Çok sık karıştırlan ‘nezle’den farklıdır ve basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Her yıl dünyada yaklaşık 3-5 milyon kişiyi etkileyen, 250-500 bin kişinin ölümüne neden olan bir enfeksiyondur” diyor. Gribe neden olan influenza virüsünün yapısının kolaylıkla değişebildiğini, bu nedenle bağışıklık sistemimizden kaçabildiğini belirten Prof. Dr. Tekin “Virüste meydana gelen küçük yapısal değişiklikler, tüm dünyayı etkileyen büyük salgınlara yol açabilmektedir. Grip, halen dünyada aşı ile önlenebilir ölüm nedenleri arasında önemli bir yer tutmaktadır” diye konuşuyor.</p>
<h3><strong>Öksürüp hapşırırken mendil ya da kollarınızı kullanın </strong></h3>
<p>Grip (influenza) virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını, öksürme, hapşırma ve yüksek sesle konuşma esnasında hasta kişilerden virüs içeren çok sayıda damlacığın etrafa yayıldığını anlatan Prof. Dr. Süda Tekin sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu damlacıkların ağız, burun ya da gözlere de ulaşması ile hastalık çok hızlı ve çok kolay bulaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille, mendil bulamıyorsa kolları ile kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan, dokunulan her yere yayılır.” Hasta olan kişinin sık sık ellerini yıkaması, su ve sabun bulunamadığı durumda el antiseptikleri ile ellerin ovalanarak temizlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tekin “Enfeksiyonun toplumda yayılmasının engellenmesi amacıyla, özellikle hastalığın ilk günlerinde okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmelidir. Ev halkını korumak için eller sık sık yıkanmalı, oda havalandırılmalıdır. Maske ağız ve burunu tam kapamalı, ıslandığında değiştirilip eller yıkanmalıdır” diyor.</p>
<h3><strong>Evdeki tüm bireyleri yatağa düşürebiliyor!</strong></h3>
<p>Influenzanın (grip) çok kolay ve çok hızlı bulaşması dolayısıyla evdeki tüm bireyleri aynı anda hasta edip yatağa düşürebildiğini, özellikle gebeler, 50 yaş üstündekiler, aşırı kilolular, 5 yaş altındakiler, kronik hastalığı olanlar ve ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda çok daha ağır seyrettiğini vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin “Bu kişilerde grip hastaneye yatışlara, hatta ölümlere neden olmaktadır. Mutlaka doktora başvurup test yaptırılmalıdır.  Gribin tedavisi istirahat ve destek tedavisidir. Ateş düşürücü ilaçlar, bol sıvı alımı önerilir. Ancak risk grubundaki kişiler ve risk grubunda olmasa bile hastalığın ağır seyrederek komplikasyonlara yol açtığı kişilerde doktor önerisiyle doğrudan grip virüsüne etkili ilaçların kullanılması gerekir” diyor.</p>
<h3><strong>En etkili korunma yöntemi; aşılanma</strong></h3>
<p>Gripten ve diğer enfeksiyonlardan korunmada en etkili önlemlerin başında grip aşısının geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin şöyle konuşuyor: “Ellerin sık yıkanması, sağlıklı beslenme, mevsime göre giyinme, hasta kişilerle temasın kısıtlanması ve maske takılması çok büyük önem taşıyor. Ancak grip aşısı özellikle risk altındaki kişiler için <strong>en etkili korunma yoludur</strong>.”</p>
<p>Grip (İnfluenza) aşısının 6 aydan büyük herkese önerildiğini, ancak risk gruplarındaki kişiler ve bu kişilerle yakın teması olanların mutlaka aşılanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tekin “Grip aşısı için yumurta alerjisi olanlara yapılmaması ile ilişkili uyarı kaldırılmıştır. Ancak daha önce grip aşısı sonrası alerjik tepkime vermiş olanların aşılarını donanımlı bir Aşı Merkezinde yaptırması önerilmektedir” diyor.</p>
<h3><strong>Felç yapmaz, kısırlığa neden olmaz</strong></h3>
<p>Grip aşısının ciddi yan etki yapma olasılığının diğer aşılardan farksız olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin şöyle konuşuyor: “Aşının erişkinlerde görülen en sık yan etkisi enjeksiyon yerinde ağrı ve hassasiyettir. Ülkemizde uygulanan grip aşıları (İİV3 veya İİV4) inaktif (cansız) virüs aşısı olduğundan aşıya bağlı grip gelişmesi mümkün değildir. <strong>Aşı felç yapmaz, kısırlığa neden olmaz ve gebelerde de güvenle yapılabilmektedir. Ülkemizde </strong>2025-2026 dönemi için de DSÖ önerisi 3 valan aşının uygulanmasıdır. Kişiler 3 ya da 4 valan hangi aşıya ulaşabilirler ise bu aşıyı olabilirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992">Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 08:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağının]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587720</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720">Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat</strong>, hastalığın özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü belirterek, anne-babaların sıkı gözlemleri sayesinde erken teşhisin mümkün olduğunu vurguluyor. Çocukluk çağı kanserlerine karşı toplumsal farkındalığın artırılmasının, tedavi başarısında son derece önemli rol oynadığını, bu nedenle her yıl <strong>2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası</strong> kapsamında etkinlikler yapıldığını belirten Prof. Dr. Canpolat, löseminin 5 öncü sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Teknolojiyle iç içe, hızlı tüketimin merkezde olduğu modern yaşam, çocuk sağlığını sessiz ama güçlü biçimde tehdit ediyor. Artan hava kirliliği, hazır gıdalar, kimyasal içerikli oyuncaklar ve ekran karşısında geçirilen uzun saatler, çocukluk çağı lösemilerinin görülme oranının son yıllarda artmasına neden oluyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat </strong>bu durumun sadece genetik değil, çevresel faktörlerle de yakından ilişkisi olduğunu belirterek “Özellikle içinde bulundouğumuz modern çağda çevresel faktörlerin çok daha etkili olduğunu görüyoruz. Pestisit içeren gıdalar, hava kirliliği, plastik kullanımındaki artış ve elektromanyetik alanlar derken çocukların bağışıklık sistemi zayıflıyor. Ailelerin bu konuda bilinçli olması, erken farkındalık açısından kritik rol oynuyor” diyor. </p>
<p><strong>Sinsice ilerliyor, erken tanı büyük önem taşıyor</strong></p>
<p>Löseminin sinsice ilerleyen bir hastalık olduğu için belirtilerinin de genellikle yorgunluk, solunum yolu enfeksiyonları ya da kansızlık gibi durumlarla karıştırılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat sözlerine şöyle devam ediyor: “Oysa erken tanı, sadece yaşam süresini değil, tedavinin başarısını da kökten etkiliyor. Erken fark edilen her gün, çocuğun bağışıklık sisteminde önemli kazanımlar sağlıyor. Hastalığın ilk evrelerinde tespit edilmesi durumunda çocukların büyük bölümü tamamen sağlığına kavuşabiliyor. Ancak tanı geciktikçe kanserli hücreler çoğaldığından dolayı tedavi süreci uzuyor, ilaç dozları artıyor ve küçük bedenlerinin yükü ağırlaşıyor. Bu nedenle ailelerin en küçük şüphede bile vakit kaybetmeden uzmana danışmaları gerekiyor.”</p>
<p><strong>Tedavide kişiye özel yaklaşımlar öne çıkıyor</strong></p>
<p>Çocukluk çağı kanserleri içerisinde yüzde 30 ile en sık görüleni lösemi. Bilim dünyası çocukluk çağı lösemisinin tedavisinde son yıllarda büyük bir dönüm noktasına ulaştı. Günümüzde artık sadece kanser hücrelerini yok etmek değil, sağlıklı hücreleri koruyarak yaşam kalitesini yükseltmenin hedeflendiğini vurgulayan Prof. Dr. Cengiz Canpolat şöyle konuşuyor: “Geçmişte lösemi tedavisinde kullanılan kemoterapiler, vücuttaki tüm hızlı bölünen hücreleri etkilerdi. Günümüzde ise hedefe yönelik ilaçlarla sadece lösemi hücrelerine yöneliyoruz. Bu sayede saç dökülmesi, mide bulantısı gibi yan etkiler daha az görülüyor ve çocuklar tedavi sürecini çok daha iyi tolere ediyor.”</p>
<p><strong>Lösemide bu belirtileri ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin üç öncü belirtisini sıralayarak, anne babalara bu belirtileri kesinlikle dikkate almalarını vurguluyor. İşte o belirtiler;</p>
<ul>
<li><strong>Sebepsiz morluklar</strong></li>
</ul>
<p>Çocuğun cildinde bir çarpma sonucu değil, sebepsiz yere oluşan morluklar erken tanıda çok büyük önem taşıyor. Anne babalar genellikle ‘çocuk bu, sürekli düşüyor’ diyerek bacakların özellikle üst kısımlarında oluşan morlukları geçiştirmemeli. Eğer morluklar sık tekrarlıyor, geç iyileşiyor ya da farklı bölgelerde nedeni belirsiz şekilde ortaya çıkıyorsa mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Burun ve diş eti kanamaları</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda ara sıra burun veya diş eti kanaması normal olsa da, bu durum sıklaştığında önemli bir sinyal olabilir. Özellikle kendiliğinden başlayan, uzun süren ya da tekrarlayan burun kanamaları ve fırçalama sırasında kolayca kanayan diş etleri, kanın pıhtılaşma mekanizmasında bir sorun olduğuna işaret edebilir. Bu nedenle bu belirtileri hafife almamak, dikkatle izlemek ve zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Sık tekrarlayan ateş ve enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Bağışıklık sistemi zayıfladığı için çocuk sık sık ateşlenir, basit bir soğuk algınlığı uzun sürer veya tekrarlayan boğaz iltihapları görülür. Bu durum, vücudun savunma mekanizmasının lösemi hücreleri tarafından baskılandığını gösterebilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaştığı için, aileler bu duruma karşı uyanık olmalı, sık tekrarlayan ateş, enfeksiyon ve kol-bacak ağrıları olması durumunda çocuk onkoloji uzmanına başvurmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Lenf bezlerinde büyüme</strong></li>
</ul>
<p>Çocukların enfeksiyon sırasında özellikle boyun, koltuk altı ya da kasık bölgesinde lenf bezlerinin büyüyebilir. Ancak tedavi süresi sona erdiğinde lenf bezlerinde hala bir küçülme olmamışsa hatta daha da büyümüşse, üzerine dokununca hassasiyet olmuyorsa ve lenf bezi büyümesine yüksek ateş eşlik ediyorsa mutlaka Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümüne başvurulmalıdır.  </p>
<ul>
<li><strong>Bitmeyen halsizlik ve yorgunluk</strong></li>
</ul>
<p>Eskiden enerjik olan bir çocuğun oyunlara ilgisini kaybetmesi, sık sık dinlenmek istemesi ve yüzünde belirgin bir solgunluk oluşması, kansızlıktan çok daha fazlasını işaret edebilir. Lösemi, kemik iliğindeki sağlıklı hücrelerin yerini kanserli hücrelerin almasıyla oksijen taşıma kapasitesini azaltır. Çocuğunuzun günlük yaşamda hareketlilik seviyesini, uyku düzenini iyi takip ederek geçmeyen halsizlik, yorgunluk ve uykuya dalma güçlüğü durumunda doktora başvurun. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720">Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Chia tohumu tüketirken en sık yapılan 5 hata</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/chia-tohumu-tuketirken-en-sik-yapilan-5-hata-587331</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 17:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[chia]]></category>
		<category><![CDATA[Chia Tohumu]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[tohumu]]></category>
		<category><![CDATA[tüketirken]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587331</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda chia tohumu, sağlıklı beslenme ve fit yaşam trendlerinin vazgeçilmezlerinden biri haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/chia-tohumu-tuketirken-en-sik-yapilan-5-hata-587331">Chia tohumu tüketirken en sık yapılan 5 hata</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son yıllarda chia tohumu, sağlıklı beslenme ve fit yaşam trendlerinin vazgeçilmezlerinden biri haline geldi. Kendisi küçük faydası büyük olan bu besinin, kalp-damar sağlığından sindirim sisteminin düzenli çalışmasına kadar vücudun genel işleyişine katkı sağladığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Chia tohumu; yüksek lif oranı, bitkisel protein içeriği ve omega-3 yağ asitleriyle bağışıklığı destekliyor, uzun süre tokluk hissi sağlıyor ve kalp sağlığını korumaya yardımcı oluyor. Kahvaltılardan tatlılara kadar pek çok tarifte kendine yer bulması da onu mutfaklarda daha popüler bir hale getiriyor. Ancak her alışkanlıkta olduğu gibi, chia tohumunun da bilinçsizce tüketilmesi bazı sağlık sorunlarına yol açabiliyor” dedi.</strong></p>
<p>“Doğal olan zararsızdır” düşüncesi, ne yazık ki toplumda birçok kişi tarafından doğru kabul edilen büyük bir yanılgı. Chia tüketiminde de alınan miktar, su dengesi ve kişisel sağlık durumu gibi unsurların göz ardı edilmemesi gerektiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Diyetisyenlerin de sıklıkla altını çizdiği gibi, chia’yı beslenme planına dahil ederken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar var. Örneğin günde 1–2 yemek kaşığı kadar, mutlaka bol sıvı ile birlikte ve miktarını yavaş yavaş artırarak tüketmek önemli. Çünkü chia tohumu yüksek lif içerdiğinden suyla temas ettiğinde şişer bu nedenle boğazda tıkanma ve sindirim sorunlarını önlemek için yeterli sıvı alımıyla birlikte, ölçülü ve kademeli şekilde tüketilmesi gerekir” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, chia tohumu tüketilirken dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı:</p>
<p><strong>Kuru bir şekilde tüketmeyin</strong></p>
<p>Chia tohumları sıvı emerek şişer. Bu nedenle kuru şekilde tüketmek, yemek borusunda takılma ya da sindirim problemlerine yol açabilir. Tüketmeden önce bir süre sıvı içinde bekletmek veya yoğurt, süt ya da smoothie gibi sıvı besinlerle karıştırarak almak hem sindirimi kolaylaştırır hem de tohumların besin değerinden daha iyi yararlanmanızı sağlar.</p>
<p><strong>Fazlası faydadan çok zarar</strong></p>
<p>Chia’nın aşırı tüketimi kabızlık, şişkinlik ve sindirim sorunlarına yol açabilir. Özellikle kabızlık eğiliminiz varsa, chia tohumunu mutlaka yeterli sıvı ile birlikte tüketmeli ve miktarını yavaş yavaş artırarak önce vücudunuzu alıştırmalısınız. Ayrıca chia, kalorisi yüksek bir besin olduğu için gereğinden fazla tüketmek fark etmeden kilo alımına neden olabilir. Unutmayın, chia’dan fayda görmek için dengeli ve bilinçli tüketim şart. </p>
<p><strong>Su dengesini ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Chia tohumu fazla tüketildiğinde, içeriğindeki yüksek lif nedeniyle vücudun su ihtiyacı artar. Eğer yeterli sıvı alınmazsa, bu durum dehidrasyona ve mineral dengesizliklerine yol açabilir. Bu nedenle chia tohumunu tüketirken bol su içmeye özen göstermek, vücudun sıvı dengesini korumak açısından oldukça önemli.</p>
<p><strong>Vücudunuzu alıştırarak tüketmeye başlayın</strong></p>
<p>Lif tüketimi düşük olan kişiler, chia tohumuna birden fazla kaşıkla başladıklarında vücut bu lif artışına hemen uyum sağlayamayabilir ve gaz, karın ağrısı ile şişkinlik yaşayabilir. Bu nedenle chia tohumunu küçük miktarlarda başlayarak ve zamanla artırarak tüketmek, sindirim sisteminin uyum sağlaması açısından en doğru ve sağlıklı yaklaşımdır.</p>
<p><strong> İlaç kullanıyorsanız dikkatli olun</strong></p>
<p>Kan sulandırıcı veya tansiyon ilacı kullananlar ya da kronik hastalığı olan kişiler, chia tohumunu yüksek miktarda tüketmeden önce mutlaka doktorlarına danışmalı. Çünkü chia tohumu kan basıncını ve pıhtılaşmayı etkileyebilir bu etkileşim de ilaçlarla bir araya gelince istenmeyen sonuçlara yol açabilir. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/chia-tohumu-tuketirken-en-sik-yapilan-5-hata-587331">Chia tohumu tüketirken en sık yapılan 5 hata</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 18:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı. Dijital dünyada dikkati korumak için tavsiyelerde bulunan Doğan Bektaş, süre sınırlaması getirilmesini, bildirimlerin azaltılmasını, fiziksel planlayıcılar kullanılmasını, düzenli egzersiz yapılmasını, ekransız zaman dilimleri oluşturulmasını, uyku ve beslenme düzeninin korunmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, yetişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile teknoloji kullanımı arasındaki bağlantıya ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ekim ayının Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Farkındalık Ayı olarak kutlandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, çocukluk çağında başlayan ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde de devam eden DEHB’nin yalnızca ‘dikkatini toplayamama’ sorunu olmadığını söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>DEHB, yetişkinlikte de belirti verebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Bu bozukluk; planlama, organize olma, dürtüleri kontrol etme, zamanı yönetme ve duygusal dengeyi sürdürme becerilerini etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Bugün artık biliyoruz ki DEHB çocuklukta tanı konmamış olsa bile yetişkinlikte de belirti verebilir. Ancak bu belirtiler çoğu zaman günlük hayatın karmaşasında gözden kaçar. Kişi, sürekli dağınık hissedebilir, yaptığı işleri tamamlamakta zorlanabilir, e-posta yazarken veya bir toplantıya hazırlanırken kolayca başka bir şeye kayabilir. Zaman kavramı bulanıklaşır; ‘sadece beş dakika’ diye başlayan bir sosyal medya gezintisi, farkına bile varmadan bir saati bulabilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yetişkinlerde DEHB’nin yaşamsal etkileri</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yetişkin DEHB’sinin genellikle üç temel alanda belirti verdiğini ancak bu belirtilerin çocuklukta olduğu kadar gözle görülür olmayabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, bunları dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik olarak sıraladı: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dikkat eksikliği:</span></span></span></b><span><span><span> Uzun süre odaklanmayı gerektiren görevlerde çabuk sıkılma, yapılan işleri yarım bırakma, unutkanlık ve organize olamama sık görülür. Kişi genellikle dağınık hisseder ve öncelik belirlemekte zorlanır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dürtüsellik:</span></span></span></b><span><span><span> Düşünmeden hareket etme, sabırsızlık, söz kesme veya acele karar verme gibi davranışlar iş ve sosyal ilişkileri zorlayabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hiperaktivite (içsel huzursuzluk):</span></span></span></b><span><span><span> Çocukluktaki yerinde duramama hali, yetişkinlikte sürekli bir “zihinsel hareketlilik” olarak kendini gösterebilir. Kişi dinlenmekte zorlanır, sürekli bir şeylerle meşgul olma ihtiyacı duyar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İş hayatında sorunlar ortaya çıkabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>DEHB’li yetişkinlerin genellikle “potansiyelini kullanamadığını” ifade ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş,             “İş performansında dalgalanmalar, sık iş değişiklikleri, randevulara geç kalma, finansal planlama güçlükleri veya ilişkilerde sabırsızlık gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Bu durum, zamanla benlik saygısını da etkileyebilir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital kullanım DEHB’li bireyleri daha fazla etkiler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformları, beynimizin ‘ödül sistemi’ni sık sık uyarır. DEHB’li bireylerde bu etki daha belirgindir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Çünkü beyinleri dopamin gibi ödül ve motivasyonla ilişkili kimyasallara karşı daha duyarlıdır. Hızlı geri bildirim sağlayan içerikler, bu kişiler için adeta çekim alanı oluşturur. Ancak bu durum, dikkat süresinin daha da kısalmasına, odaklanma kapasitesinin azalmasına ve erteleme davranışlarının artmasına yol açabilir. Kaydırılan ekranlar, yeni uyarıcılara kolay geçiş olanağı sunduğu için beyni sürekli bir ‘yenilik arayışında’ tutar. Bu, uzun süreli konsantrasyon gerektiren işlerde performansın düşmesine neden olur” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku düzeni de olumsuz etkileniyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, teknoloji kullanımının aynı zamanda uyku düzenini de etkileyebileceğine dikkat çekerek “Özellikle akşam saatlerinde ekran ışığına maruz kalmak uykuya dalmayı güçleştirir, sabahları yorgun uyanmaya sebep olabilir. Bu da DEHB belirtilerini —dikkat dağınıklığı, sabırsızlık, unutkanlık— daha da belirgin hale getirir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital dünyada dikkati korumak için 6 tavsiye</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak gerçekçi değil; ancak onu bilinçli yönetmek mümkün” diyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Süre sınırlaması getirin: </span></span></span></b><span><span><span>Pomodoro gibi zaman yönetim teknikleri (25 dakika odaklanma, 5 dakika mola) üretkenliği artırabilir. Sosyal medya için ekran süresi sınırlayıcı uygulamalar kullanmak da faydalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Bildirimleri azaltın: </span></span></span></b><span><span><span>Anlık mesajlar ve bildirimler, DEHB’li bireylerin odaklarını en çok bozan etkenlerdendir. Gerekli olmayan bildirimleri kapatmak, dikkat bölünmesini azaltır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Fiziksel planlayıcılar kullanın: </span></span></span></b><span><span><span>Dijital uygulamalar yerine ajanda, defter veya yazılı listeler, zihni sabitlemeye yardımcı olur. “Yapılacaklar listesi”ni görmek, görev tamamlamayı kolaylaştırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Düzenli egzersiz yapın: </span></span></span></b><span><span><span>Fiziksel aktivite, dopamin ve noradrenalin düzeylerini artırarak dikkat ve motivasyonu destekler. Günlük yürüyüşler, yoga, bisiklet veya dans gibi aktiviteler ruh halini dengelemeye de yardımcı olur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Ekransız zaman dilimleri oluşturun: </span></span></span></b><span><span><span>Yemek saatlerinde, yatmadan önce veya sabah uyanır uyanmaz ekransız kalmak, zihinsel dinlenme sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Uyku ve beslenme düzenini koruyun: </span></span></span></b><span><span><span>Kafein tüketimini azaltmak, düzenli uyku saatleri oluşturmak ve akşamları ekran maruziyetini sınırlamak, belirtileri hafifletebilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Teknolojiyi yönetmek, kendini yönetmektir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Teknoloji doğru kullanıldığında DEHB’li bireylerin yaşamını kolaylaştırabildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Hatırlatma uygulamaları, zamanlayıcılar, görev yöneticileri ya da dikkat artırıcı uygulamalar doğru şekilde kullanıldığında işlevselliği destekler. Burada önemli olan, teknolojinin kişiyi yönetmemesi; kişinin teknolojiyi kendi yararına kullanmasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Farkındalık, anlama ve destek zamanı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sözlerini şöyle tamamladı: “DEHB bir karakter özelliği ya da ‘disiplin eksikliği’ değildir; biyolojik temeli olan bir nörogelişimsel farklılıktır. Erken farkındalık, uygun tedavi ve yaşam düzenlemeleriyle, bu bireyler potansiyellerini en verimli şekilde ortaya koyabilirler. Bu farkındalık ayı, DEHB’li yetişkinler ve yakınları için bir hatırlatma niteliğinde:<br />Dijital dünyanın hızına kapılmadan, kendi ritmini bulmak mümkündür ve çoğu zaman, iyileşmenin ilk adımı kendini anlamaktan geçer.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şıklık, güç ve yapay zeka tek bir tasarımda: 2K QUAD HD ekranlı Nirvana A870</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siklik-guc-ve-yapay-zeka-tek-bir-tasarimda-2k-quad-hd-ekranli-nirvana-a870-585907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 15:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[şıklık]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımda]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teknoloji dünyasında şıklık ve performansın buluştuğu yeni nesil All in One bilgisayar Casper Nirvana A870 kullanıcılarla buluşuyor. Beyaz yakalı profesyonellerden teknoloji meraklılarına, evden ofise farklı kullanım alanlarına hitap eden Nirvana A870, estetik tasarımı ve güçlü donanımıyla dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siklik-guc-ve-yapay-zeka-tek-bir-tasarimda-2k-quad-hd-ekranli-nirvana-a870-585907">Şıklık, güç ve yapay zeka tek bir tasarımda: 2K QUAD HD ekranlı Nirvana A870</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teknoloji dünyasında şıklık ve performansın buluştuğu yeni nesil All in One bilgisayar Casper Nirvana A870 kullanıcılarla buluşuyor. Beyaz yakalı profesyonellerden teknoloji meraklılarına, evden ofise farklı kullanım alanlarına hitap eden Nirvana A870, estetik tasarımı ve güçlü donanımıyla dikkat çekiyor. 27” boyutundaki Anti-Glare (yansıtmasız) ekran, ortam ışığı ve gölge gibi dikkat dağıtıcı unsurların ekranı karartmasını önleyerek kesintisiz bir görüntü deneyimi sunuyor.</p>
<p><strong>Her şey bir arada: İnce, şık ve performanslı</strong></p>
<p>Nirvana A870, masaüstü bilgisayarların yüksek performansını, taşınabilir cihazların şıklığı ve kompakt yapısıyla birleştiriyor. Kasa ve monitörün tek bir tasarımda buluştuğu ürün hem alan tasarrufu sağlıyor hem de modern ve zarif görünümüyle çalışma ortamlarını yeniliyor. 3 tarafı çerçevesiz 27 inç 2K QUAD HD ekranı, daha geniş görüş açısı ve yüzde 20 daha fazla parlaklık ile üstün görsel deneyim sunuyor. Güçlü donanımı; yüksek performanslı işlemci, DDR5 RAM, 2K ekran, hızlı depolama ve profesyonel ses/kamera ile kullanıcıya maksimum performans sağlarken, All-in-One tasarımı, yapay zeka destekli işlemcisi, enerji verimliliği ve şık estetiği ürünü özel kılıyor. İnce metal stant ise ergonomi, stabilite ve zarif görünüm sunmak için güçlendirilmiş ve masanızda daha az yer kaplayacak şekilde tasarlanmıştır.</p>
<p><strong>Performansta sınır tanımayan donanım</strong></p>
<p>Nirvana A870, <strong>13. Nesil Intel Core i7 13620H</strong>, <strong>Series 2 Intel Core 5 210 H</strong></p>
<p>ve <strong>Ai destekli Ultra 7 255H işlemcileri </strong>ile 45W güçte masaüstü seviyesinde performans vadediyor. Casper’ın özel soğutma sistemi sayesinde ince tasarımına rağmen işlemciler maksimum güçle çalışıyor. DDR5 bellek teknolojisi ise rakiplerine göre %15 daha yüksek performans sağlıyor. Depolama seçenekleri arasında ise NVMe Gen4 SSD ve 2.5” HDD desteği bulunuyor.</p>
<p><strong>Kullanıcı dostu ergonomik tasarım</strong></p>
<p>Ayarlanabilir standıyla ekran eğimi ve yüksekliği kolayca optimize edilebiliyor. Bu sayede boyun, omuz ve sırt üzerindeki baskı azalıyor; uzun süreli kullanımlarda bile konfor maksimum seviyeye çıkıyor. Gri renk seçeneği ise hem ofis hem de ev ortamlarında şıklık katıyor. Ayarlanabilir stand, ekranı ekseninde 90°, sağa-sola 20°, yukarı-aşağı 120 mm ve öne-arkaya 20° açılarda destekliyor.</p>
<p><strong>Gelişmiş bağlantı ve medya özellikleri</strong></p>
<p>Nirvana A870, USB 3.2 Type-C portları, HDMI, DisplayPort, RJ45 gibi zengin bağlantı seçenekleri ile tüm cihazlarınızla hızlı ve sorunsuz entegrasyon sağlıyor. Wi-Fi 6 teknolojisi ile 9608 Mbit/sn’ye varan hızlı internet bağlantısı sunuyor. Gerçek 3.1 MP FHD+ kamera, kamera bas çıkar gizlilik özelliği ile profesyonel görüntülü toplantılar için ideal. Dolby Ses Sistemi teknolojisi destekli hoparlörler ise etkileyici bir ses deneyimi vadediyor.</p>
<p><strong>Enerji verimliliği ön planda</strong></p>
<p>120W güç adaptörü rakiplerinin %88 daha yüksek enerji verimliliğiyle çevreye duyarlı kullanım ve tasarruf sağlıyor.</p>
<p>Casper Nirvana A870, ince tasarımından güçlü performansına, ergonomik kullanımdan ileri teknolojik özelliklerine kadar her detayıyla geleceğin All-in-One bilgisayarı olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siklik-guc-ve-yapay-zeka-tek-bir-tasarimda-2k-quad-hd-ekranli-nirvana-a870-585907">Şıklık, güç ve yapay zeka tek bir tasarımda: 2K QUAD HD ekranlı Nirvana A870</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 08:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Serter]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584671</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, Avupada diyabetin en sık görüldüğü ülkelerin başında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671">Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, Avupada diyabetin en sık görüldüğü ülkelerin başında yer alıyor. Vücudun bütün organ ve sistemlerini bozan bir hastalık olan diyabetin, tedavi edilmediğinde kalp, damar, göz, böbrek ve sinirleri harap ettiğini, cinsel işlevi bozduğunu belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter </strong>“ Hipertansiyon, damar tıkanmaları, enfarktüs, inme, kalp yetmezliği, körlük, böbrek yetmezliği en olumsuz sonuçlardır. Kapanmayan yaralara, iyileşmeyen enfeksiyonlara ve bacak ampütasyonlarına yol açabilir” diyor. </p>
<p>Ülkemizde 20-80 yaş arasında diyabetli hasta sayısının 2030 yılında 10,8 milyona çıkmasının beklendiğini, hastalığın artış hızının korkutucu düzeyde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serter, 4 milyonu aşkın kişinin de prediyabeti yani gizli şekeri olduğunu söylüyor. Tedavi edilmeyen prediyabetin bir süre sonra diyabete ilerlediğini, eskiden sadece yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabetin sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve obezite nedeniyle artık çocukluk çağına kadar indiğini söyleyen Prof. Dr. Serter, diyabetten korunmak için 6 etkili önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Glisemik indeksi yüksek gıdalardan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Diyabetten korunmak için alınması gereken en önemli önlemlerden biri; doğru beslenme ile fazla kilo alımının ve aşırı yağlanmanın önlenmesidir. Örneğin; hızla kana karışan karbonhidratları içeren glisemik indeksi yüksek gıdalardan (beyaz ekmek, poğaça, börek, kek, beyaz pirinç vb) uzak durmak gerekir. Risk altındaki bireyler bu konuda eğitim almalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Yemekte karnınızı tıka basa doyurmayın</strong></li>
</ul>
<p>Alınan toplam kalori önemli kriterdir. Tıka basa doymak yerine açlığın giderilmesi düzeyinde gıda alımı ile yetinmek hedeflenmelidir. Unutmamak gerekir ki; en sağlıklı gıdaların dahi aşırı miktarda tüketilmesi kilo alımına ve yağlanmaya yol açabilir. </p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz yaparak (örneğin; hafta içi en az 3 gün 1 saat tempolu yürüyüş) fazla kilo alımı ve aşırı yağlanmanın önlenmesi çok önemlidir. Vücut kaslarının düzenli kullanılması yağlanmayı önleyici en önemli tedbirlerden birisidir. Sıklığı, süresi ve şiddeti belirlenmiş fiziksel aktiviteler egzersiz olarak tanımlanır.</p>
<ul>
<li><strong>Ölçümlerinizi düzenli yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Rüştü Serter “Özellikle fazla kilolu bireyler ve ailesinde birinci derece yakınlarında diyabet olanlar yüksek risk grubundadır. Bu kişilerin doktora başvurarak insülin direnci, kan şekeri tablolarını doktorun uygun gördüğü aralıklarla kontrol ettirmeleri erken önlem almak için önemlidir. Ailesinde diyabet öyküsü bulunan kişilerin bir de fazla kiloları varsa risk daha da yüksektir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Alkolden uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Alkolden özellikle de aşırı alkol tüketiminden uzak durulmalıdır. Aşırı alkol tüketimi vücutta yağlanmaya yol açarak insülin direnci-prediyabet sürecini hızlandırır.</p>
<ul>
<li><strong>Gerekirse ilaç kullanın</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Serter “Diyet ve düzenli egzersize ek olarak doktor tarafından gerekli görüldüğünde düzenlenecek ilaç tedavisinin de koruyucu etkisi çoktur ve aksatılmamalıdır. Bütün bu tedbirlerin uygulanmasının ‘ömür boyu sağlıklı yaşam tarzı’ olarak benimsenmesi önemlidir. Bu yaşam tarzından çıkıldığı zaman daha evvel düzeltilmiş olan risklerin hızla geri geleceği unutulmamalıdır. Ayrıca biraz düzelme olunca tedavinin bırakılması çoğu bireyde nükslere yol açmaktadır. Doktorun onayı olmadan hiçbir şekilde tedavi bırakılmamalıdır” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Prediyabet ve Diyabetin belirtilerine dikkat!</strong></p>
<p>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter “Prediyabet sinsi bir tablo olsa da bazı ipuçları bu konuda uyarıcı olabilmektedir. Gün içerisinde sık acıkmalar, tatlı yeme atakları, yemek sonrası tekrar acıkma, yemek sonrası uyku basması, kilo vermenin giderek zorlaşması bunlardan başlıcalarıdır. Şekerin yükselmesi ile birlikte sık idrara çıkma, gece idrara çıkma, çok susama, ağız kuruluğu, el ve ayaklarda yanma uyuşma, vücut direncinde düşme, sık enfeksiyona yakalanma görülebilir. Şeker çok yükseldiğinde kilo kaybı başlar” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671">Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[oranında]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[sonbaharda]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor. Geçen yılın verilerine göre, ülkemizde sonbaharda baş ağrısı şikayetiyle nöroloji kliniklerine başvuran hastaların sayısında yaz aylarına nazaran yüzde 20 oranında artış yaşanmış. Ani hava değişimlerinde, özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlerde nem oranının yükselmesi nedeniyle gerilim tipi baş ağrısı ile migren atakları sıklığının yüzde 15-25 oranında arttığı belirtiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong>  sonbahar aylarında baş ağrısını en sık hava değişiminin tetiklediğini belirterek, “Sonbaharda hava sıcaklıkları hızla değişebilmekte, özellikle ani sıcaklık düşüşü, rüzgar veya yağışlı hava baş ağrısını tetikleyebilmektedir. Bu yüzden, dışarı çıkarken hava durumunu kontrol edip, uygun kıyafetler giymek ve başı koruyacak şapka ya da bere kullanmak faydalı olur. Ayrıca, sonbaharla birlikte yaşam alışkanlıklarındaki değişimlere dikkat etmek önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. <strong>Nöroloji Uzmanı</strong> <strong>Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong> sonbaharda baş ağrısını tetikleyen etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılara bulundu. </p>
<p><strong>Değişen hava koşulları </strong></p>
<p>Sonbaharda hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişiklikler ve aniden soğuyan hava beyin ile boyundaki damar ve sinirleri etkiliyor. Bunun sonucunda gerilim tipi baş ağrısı ile migreni tetikleyebiliyor. Beyin damarlarını daha fazla etkilediği için özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlere dikkat etmek gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Ayrıca sonbahar aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığına maruz kalma süresinin azalması, melatonin ile serotonin hormonlarının dengelerinin bozulması da baş ağrısını tetikleyebilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Artan stres yükü </strong></p>
<p>Sonbahar okul ve iş temposunun yoğunlaştığı bir dönem. Buna bağlı olarak artan stres kortizol seviyesini yüzde 30-40 oranında yükselterek migren ve gerilim tipi baş ağrılarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, meditasyon,<strong> </strong>yoga ve nefes egzersizleri gibi stres yönetimi teknikleriyle stresi kontrol altına almaya çalışın. <br /><strong>Alerjik reaksiyon ve sinüzit</strong></p>
<p>Sonbaharda artan polen ve tozlar alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor. Alerjik rinit ve alerjik rinit nedeniyle gelişen sinüzit, baş ağrısının (özellikle frontal bölgede) sıklığını yüzde 30-40 oranında artırıyor. Alerjik rinite bağlı baş ağrısını önlemek için hava durumunu ve polen raporlarını takip ederek alerjenlerin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmamaya çalışın.</p>
<p><strong>Uyku kalitesinin bozulması</strong></p>
<p>Sonbaharda günlerin kısalması ve hava değişiklikleri, melatonin (uyku hormonu) üretimini etkileyerek uyku kalitesinin bozulmasına, yani uyku sürecinin kesintiye uğramasına veya uyku derinliğinin azalmasına neden olabiliyor.  Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, <strong> </strong>kalitesiz uykunun da beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek baş ağrısını tetikleyebildiğini söylüyor.  Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,   “Uyku eksikliği aynı zamanda kasların gevşemesini engellemekte ve boyun-omuz bölgesinde gerilime yol açmaktadır. Bu durum, gerilim tipi baş ağrılarının ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.  Baş ağrısını önlemek için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışılmalı. Vücut buna alışınca uyku döngüsü yeniden düzenlenecektir” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Yetersiz su tüketimi</strong></p>
<p>Sonbahar mevsiminde hava sıcaklığının düşmesiyle birlikte su tüketiminin azalması   dehidratasyona, yani vücudun susuz kalmasına neden olabiliyor. Dehidratasyon baş ağrılarının yüzde 20’sinde tetikleyici oluyor. Bunun sebebi  ise vücut susuz kaldığında beyin çevresindeki dokularda ve kan dolaşımında sıvının azalması. Bu durum, beyin zarlarının gerilmesine ve sinirlerin hassaslaşmasına yol açarak baş ağrısını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, dehidratasyona bağlı baş ağrısı riskini azaltmak için günde 2-3 litre su içmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Çay ve kahvenin fazla tüketilmesi </strong></p>
<p>Sonbaharda genellikle havaların soğuması ve günlerin kısalması yorgunluğa neden olabiliyor. Dolayısıyla, enerjiyi artırmak ve uyanıklığı sağlamak için kahve ile çay gibi kafein içeren içecekler daha fazla tüketiliyor. Kafein, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı olduğu için hassas kişilerde sinir sistemini gereğinden fazla uyararak baş ağrısı riskini  yüzde 10-15 oranında artırıyor. Günlük kafein alım miktarınız ortalama 300 mg olmalı. Bu miktar 3-4 fincan kahveye denk geliyor.</p>
<p><strong>Beslenme düzeninin değişmesi</strong></p>
<p>Yoğun iş ve okul temposuyla birlikte öğün atlama, yetersiz beslenme ve hazır paket gıdayla beslenme oranları artıyor. Açlık ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmek kan şekeri düzensizliğine ve bunun sonucunda baş ağrısına yol açabiliyor. Bu nedenle, öğün atlamamaya ve mümkün olduğunca protein ağırlıklı tencere yemeği tüketmeye özen gösterin, hazır paket gıdalardan ise uzak durmaya dikkat edin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;KUTU BİLGİSİ &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>Baş ağrısına bu yakınmalar eşlik ediyorsa, dikkat! </strong><strong> </strong></p>
<p>Baş ağrılarının büyük çoğunluğu zararsız olsa da bazı durumlar tümör, anevrizma ve menenjit gibi ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, erken müdahale ve tedavinin hayat kurtarabildiğine dikkat çekerek, mutlaka hekime başvurulması gereken baş ağrısının özelliklerini şöyle özetliyor:</p>
<p>Ani ve şiddetli başlangıçlı olması veya dakikalar içinde zirveye ulaşması, &#8220;Hayatımın en kötü baş ağrısı&#8221; olarak tarif edilmesi.</p>
<p>Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük, uyuşma, denge kaybı ve bilinç bulanıklığı gibi nörolojik sorunların eşlik etmesi. </p>
<p>50 yaş üstünde yeni başlayan baş ağrısı veya mevcut ağrının sıklık ile şiddetini değiştirmesi (Daha önce sıkıştırıcı tarzda olan ağrının bıçak saplanır tarzda veya şimşek çakar tarzda olması gibi)</p>
<p>Ateş, kilo kaybı  ve   gece terlemesi gibi sistemik sorunların yaşanması. </p>
<p>Kafa travması sonrasında ortaya çıkması. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu İçin 5 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu-icin-5-oneri-583715</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 13:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[drar]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583715</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yaştan kadını etkileyen idrar kaçırma sorunu 40 yaşına gelen kadınların yaklaşık % 40’ında görülebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu-icin-5-oneri-583715">Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu İçin 5 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yaştan kadını etkileyen idrar kaçırma sorunu 40 yaşına gelen kadınların yaklaşık % 40’ında görülebiliyor. Hamilelik, doğum ve menopozdan kaynaklanan hormonal değişiklikler ile pelvik taban kaslarının zayıflaması ve mesaneye baskı yapması sonucunda ortaya çıkabiliyor. Doğru teşhis, kişiye özel tedaviler ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde idrar kaçırmadan kurtulmak mümkün olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, kadınlarda sık görülen idrar kaçırma sorunu ile ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>İdrar kaçırma sosyal yaşamdan uzaklaştırır</strong></p>
<p>İdrar kaçırma her yaştan ve her sosyal statüden kadın için önemli bir sorundur. Erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülen bir sorundur. Kadınlar yaşlandıkça istemsiz şekilde ortaya çıkan idrar kaçırma sorunu, yaşlanmanın bir sonucu olarak görülmemelidir. Özellikle gebelik sırasında veya idrar yolu enfeksiyonları nedeniyle geçici olarak idrar kaçırma sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bu durumlarda yaşam tarzı değişiklikleri (kilo vermek gibi), pelvik taban kas eğitimi ve menopoz sonrası dönemde yapılan müdahale ile sorun olmaktan çıkmaktadır. Günde 10- 15 kez idrara çıkan bir kadının yaşam kalitesi de olumsuz etkilenmektedir. Çünkü bu sorunu yaşayan her kadın sosyal hayattan da uzaklaşmaktadır. İdrar kaçırma günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa bir uzman doktordan destek alınmalıdır.  </p>
<p><strong>Kadınlar bu sorunu erteliyor</strong></p>
<p>Kadınlar bu sorunu çoğu zaman sakladıkları için çözümünü de ertelerler. İdrar tutamama bazı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. </p>
<ul>
<li>Hapşırma ve öksürme, ağır eşyalar kaldırma, ağır egzersiz yapma gibi durumlarda mesaneye baskı uygulandığında idrar kaçağı ortaya çıkabilir. </li>
<li>Yoğun bir idrar yapma isteğinin ertelenmesi sonucunda istemsiz idrar kaçırma kaçınılmazdır. Özellikle uyku sırasında gece boyunca sık sık idrara çıkma ihtiyacı olabilmektedir. Ayrıca enfeksiyona bağlı hastalıkta ya da nörolojik bir sorunda ve şeker hastalığı gibi daha ciddi bir sorun nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.</li>
<li>Taşma tipi idrar kaçırmada ise mesanenin tamamen boşalmaması nedeniyle sık sık veya sürekli idrar damla damla idrar çıkışı olabilmektedir.</li>
<li>Fiziksel veya zihinsel sorunlar idrarı kaçırmaya neden olabilmektedir. Örneğin, şiddetli artrit söz konusu ise, zamanında tuvalete yetişmekte sorun çıkmaktadır.</li>
<li>Karma tip idrar kaçırmada ise birden fazla idrar kaçırma türü vardır. Genellikle stres bağlı idrar kaçırma ile sıkışma sonucunda sorun olmaktadır. <strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Her 3 kadından 1’inde var </strong></p>
<p>İdrar kaçırma yani idrar veya mesane kontrolünün kaybı her üç kadından birinde görülmektedir. İdrar kaçırma sorunu belirtilere göre kişiye özel bir tedavi planıyla hareket edilmelidir ve yaşam kalitesinin yükseltilmesiyle çözülebilmektedir. </p>
<p>İdrar kaçırmanın tedavisi ise detaylı bir tıbbi öykü ve belirtilerin ayrıntılı bir şekilde uzman hekime anlatılmasıyla başlamaktadır. İdrar kaçırmanın ne zaman ve ne sıklıkla yaşandığı sorulmalıdır. Mesaneyi etkileyecek sorunun ve semptomlara neden olabilecek diğer durumlar hekim tarafından araştırılmadır. Bunun için fiziksel bir muayene de yapılabilmektedir. Bu muayenede mesane doluyken öksürme istenebilmektedir. </p>
<p><strong>Kegel egzersizi öneriliyor</strong></p>
<p>Pelvik taban kasları yaşla ve daha az fiziksel aktiviteyle zayıflamaktadır. Pelvik taban kas eğitimi olarak da bilinen Kegel egzersizleri, stres kaynaklı idrar kaçırmayı önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Pelvik taban kasları çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları; rahmi, mesaneyi, ince bağırsağı ve rektumu destekler. Her 10 kadından 4’ünde Kegel egzersizlerini denedikten sonra idrar kaçırma sorununda azalma olduğu görülmüştür. Günlük olarak yapılan Kegel egzersizi özellikle hamilelik döneminde yararlı olabilmektedir. Hamilelik ve doğum sırasında sıklıkla görülen pelvik taban kaslarının zayıflamasını önlemeye yardımcıdır. </p>
<p><strong>Bu önerileri dikkate alın </strong></p>
<p>Yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban kas eğitiminin yanı sıra hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırmanın tedavisinde günlük yapılacak basit uygulamalar da faydalı olabilmektedir.</p>
<ol>
<li>Yaşam tarzı değişiklikleri sorunun çözümünde etkilidir. Özellikle sıvı alımı kontrollü olarak yapılabilir. </li>
<li>Mesaneyi 2-3 saatte bir boşaltmak için tuvalete gidilmesi idrar kaçırma sorunu için etkili olabilir.</li>
<li>Dışkılama sırasında zorlanmanın sorun olmaması için kabızlığın kesinlikle tedavi edilmesi gerekir.</li>
<li>Kilo kontrolünün sağlanması sorunu azaltacaktır.</li>
<li>Sigara kesinlikle bırakılmadır. Sigara içmek, pelvik taban rahatsızlığının gelişme riskini 2 kat artırmaktadır. Alkol ve kafein tüketimi de sınırlanmalıdır.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu-icin-5-oneri-583715">Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu İçin 5 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ediyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[eşlik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda son yıllarda ekran kullanım süresinin uzaması, uyku düzensizlikleri, okul stresi ve sağlıksız beslenme nedeni ile baş ağrısı sorunu yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028">Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda son yıllarda ekran kullanım süresinin uzaması, uyku düzensizlikleri, okul stresi ve sağlıksız beslenme nedeni ile baş ağrısı sorunu yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Aydınlı,<strong> </strong>baş ağrısının masum nedenleri olduğu gibi, ciddi hastalıklara işaret eden tehlikeli nedenlerinin de olabildiğini belirterek “Ülkemizde özellikle okul çağı çocuklarında baş ağrısı yaygın bir sağlık sorunu haline gelmiştir. İlköğretim çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, lise çağındaki çocukların ise üçte ikisinin değişen sıklıklarla baş ağrısı yaşadığı saptanmıştır. Baş ağrısının altında bazen açlık ve susuzluk gibi basit nedenler yatabilirken, bazen de ciddi sorunlardan kaynaklanabilir” diyor. Bu nedenle ailelerin özellikle bazı belirtilere çok dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydınlı, çocuklarda baş ağrısına yol açan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Uyku düzeni ve beslenme bozuklukları </strong></li>
</ul>
<p>Yetersiz uyku, düzensiz uyku saatleri, açlık ve susuzluk çocuklarda baş ağrısı gelişimine zemin hazırlar. Düzenli uyku ve yeterli beslenme ağrıları azaltabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik Stres ve Anksiyete</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda okul stresleri, arkadaş ilişkileri veya aile problemleri baş ağrısını tetikleyebilir. Bu durumlarda ebeveynlerin davranışları ve çocuğa yaklaşımları önemlidir, psikolojik destek gerekli olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Migren </strong></li>
</ul>
<p>Migren çocuklarda çok sık görülen baş ağrısı tipidir. Zonklayıcı, genellikle tek taraflıdır ve ışık, ses hassasiyeti, mide bulantısı gibi eşlik eden semptomlar olabilir. Atağı başlatan tetikleyiciler stres, açlık, uyku düzensizliği olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Göz sorunları </strong></li>
</ul>
<p>Yanlış numaralı gözlük kullanımı, göz yorgunluğu, ekrana uzun süre maruz kalma veya göz hastalıkları baş ağrısına neden olabilir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda görme muayenesi ve uygun gözlük seçimi önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Gerilim tipi baş ağrısı</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda en sık görülen baş ağrısı türlerinden biri de gerilim tipi baş ağrısıdır. Stres, okul baskısı, duruş bozukluğu, psikolojik sıkıntılar bu baş ağrısına yol açabilir. Ağrı genellikle baş çevresinde sıkıştırıcı veya baskı hissi şeklindedir.</p>
<ul>
<li><strong>Sinüzit ve Enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk algınlığı, sinüs enfeksiyonu gibi durumlarda sinüslerin iltihaplanması baş ağrısı oluşturabilir. Bu ağrılar genellikle yüz ve başın ön kısmında hissedilir, burun tıkanıklığı gibi belirtilerle birlikte olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kafa travmaları ve organik nedenler </strong></li>
</ul>
<p>Kafa yaralanmaları, kafa içi basınç artışları, nadiren tümör gibi ciddi nedenler de baş ağrısının sebebi olabilir ve mutlaka ciddi değerlendirme gerektirir. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin</strong></p>
<p>Çocuklarda baş ağrısı konusunda toplumda en sık yapılan hatalar arasında; yanlış ağrı kesici kullanımı, baş ağrısını ihmal etme veya stres ve psikolojik etkenleri göz ardı etme geliyor. Prof. Dr. Nur Aydınlı, baş ağrısına özellikle bazı belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden çocuk nöroloğu veya sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğini belirterek, baş ağrısında ihmale gelmez durumları şöyle sıralıyor; </p>
<p>•        Ani başlayan, şiddetli veya sürekli ilerleyici baş ağrıları varsa</p>
<p>•        Baş ağrısına kusma, mide bulantısı, görme bozukluğu, bilinç değişikliği eşlik ediyorsa</p>
<p>•        Baş ağrısı uykudan uyandırıyorsa veya sabahları daha şiddetliyse</p>
<p>•        Kafa travması sonrası baş ağrısı varsa</p>
<p>•        Ağrı kesiciye yanıt vermiyorsa</p>
<p>•        Haftada iki veya daha fazla tekrarlıyorsa</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028">Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çepnibektaş&#8217;ta Yılların İçme Suyu Hattı Sorunu Sona Eriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cepnibektasta-yillarin-icme-suyu-hatti-sorunu-sona-eriyor-581921</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 14:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[besim]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çepnibektaş]]></category>
		<category><![CDATA[çme]]></category>
		<category><![CDATA[hat]]></category>
		<category><![CDATA[hattı]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[maski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[suyu]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yılların]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581921</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) Genel Müdürlüğü, Turgutlu ilçesi Çepnibektaş Mahallesi’nde uzun süredir devam eden içme suyu sorununa çözüm üretmek amacıyla önemli bir altyapı yatırımı gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cepnibektasta-yillarin-icme-suyu-hatti-sorunu-sona-eriyor-581921">Çepnibektaş&#8217;ta Yılların İçme Suyu Hattı Sorunu Sona Eriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) Genel Müdürlüğü, Turgutlu ilçesi Çepnibektaş Mahallesi’nde uzun süredir devam eden içme suyu sorununa çözüm üretmek amacıyla önemli bir altyapı yatırımı gerçekleştirdi. Mahallede vatandaşların tarım arazilerinden geçen ve sık sık arızalara neden olan eski içme suyu terfi hattı yenilendi. Çalışmalarda 2 bin 400 metrelik yeni terfi hattı imalatı devam ederken, hattın tamamlanmasının ardından yapılacak sondaj ile birlikte bölge su verimliliği ve sürekliliği artacak. Yapılan yatırım sadece içme suyunun mahalleye kesintisiz bir şekilde ulaşmasını sağlamanın yanında aynı zamanda vatandaşların mülkiyetlerinde yaşanan mağduriyetleri de ortadan kaldıracak. Yenilenen hatla birlikte teknik açıdan güvenli vatandaşlar açısından da sorunsuz bir altyapı sistemi oluşturulmuş olacak.</p>
<p><b>“Yeni hat ile sorun ortadan kalkacak”</b></p>
<p>Yapılan yatırım hakkında bilgiler veren MASKİ Turgutlu İlçe Şefi Hüseyin Yelkenci, daha önce vatandaşların arazilerinden geçen 2 bin 400 metrelik terfi hattını yenilediklerini söyledi. Yelkenci, “Boru patlaklarında çok büyük problemler yaşanıyordu. Vatandaşlarımızın arazilerinde sıkıntılı durumlar yaşanıyordu. Güzergahı değiştirilen yeni terfi hattı ile birlikte bu sorun ortadan kalkacak. Çalışmanın tamamlanmasıyla birlikte daha sağlıklı ve kesintisiz olarak mahallemize içme suyunu ulaştırmış olacağız. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu öncülüğünde yatırımlarımızı, çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p><b>“Besim Başkanımız her daim yanımızda”</b></p>
<p>Yapılan yatırımdan dolayı memnuniyetini ifade eden Çepnibektaş Mahalle Muhtarı Hamza Turan, “İçme suyu terfi hattı vatandaşlarımızın arazilerinden geçiyordu. Yaşanan sıkıntılardan dolayı depoya su az geliyordu. MASKİ Genel Müdürlüğümüz tespitlerini ve çalışmalarını yaptı. Terfi hattı tarım arazilerinin dışına çıkıyor artık. Çalışmalar ilerledi. Zor şartlarda önemli bir çalışma oldu. Bunlar kolay işler değil. MASKİ başarılı işler yapıyor. Çalışma tamamlandığında evlerimize gelen su daha verimli ve sağlıklı olacak. Büyükşehir Belediye Başkanımız Besim Dutlulu, göreve geldiği günden bu yana her daim yanımızda. Kendisi sorunlarımızı bire bir dinliyor. Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz.</p>
<p><b>“Bu Çalışma ile Vatandaşlar Rahatlayacak”</b></p>
<p>Yıllardır su sorunu yaşadıklarını söyleyen mahalle sakini Atay Bilgiç, “Her sene su sıkıntısı yaşıyoruz. 40-50 yıldır su sorunumuz var. Vatandaşlarımız zor durumda kalıyor. Tarım arazisinden geçen hatlarda arızalar yaşanıyordu. Hattın yönü değişiyor. Vatandaş rahat edecek. Büyükşehir Belediye Başkanımız Besim Dutlulu’ya, Turgutlu Belediye Başkanımız Çetin Akın ve MASKİ Genel Müdürlüğü’ne teşekkür ederim” dedi.</p>
<p><b>“Kesintiler Sona Erecek”</b></p>
<p>Su kesintilerinin çok yaşandığını söyleyen mahalle sakinlerinden Serdar Yılmaz, “Evlerimizde işlerimizi yapmakta sıkıntı yaşıyoruz. Hattın yönünü değiştiriyorlar. Su sorunumuz ortadan kalkacak inşallah. Besim Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Elinden geldiği kadar bizlere yardımcı oluyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cepnibektasta-yillarin-icme-suyu-hatti-sorunu-sona-eriyor-581921">Çepnibektaş&#8217;ta Yılların İçme Suyu Hattı Sorunu Sona Eriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 07:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hareketlere]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[Omuz Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[telefonundan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[zorlayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı, işlerde zorlanma, uykudan uyandırma… Son yıllarda omuz ağrılarından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771">Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı, işlerde zorlanma, uykudan uyandırma… Son yıllarda omuz ağrılarından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer</strong> “Yakın zamanda ülkemizde erişkinlerde ağrının incelendiği bir çalışmada; bireylerin yüzde 60’ında omuz ağrısı olduğu tespit edilmiştir ve bu hasta grubunda omuz ağrısının, bel-boyun ağrısından daha fazla görüldüğü bildirilmiştir” diyor. </p>
<p>Cep telefonlarının yoğun kullanımından masa başı çalışırken duruş bozukluklarına, spor yaparken zorlayıcı hareketlerden ağır sırt çantası taşımaya dek günlük yaşamda yapılan bazı yanlışların da omuz hastalıklarının artmasına neden olduğunu belirten Dr. Değer, artık gençlerde hatta çocuklarda da şikayetlerin yaygın görüldüğünü söylüyor.</p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer omuzlarda en sık ortaya çıkan hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile omuzları tehdit eden hataları anlattı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Kimi zaman ‘geçer’ diye beklendiği, kimi zaman da işlerin yoğunluğundan dolayı doktora başvurulması ötelendiği için omuzlarımızda ortaya çıkan sorunlar zamanla çok daha karışık bir hal alarak, basit bir tedavi yerine ameliyata kadar ilerleyebiliyor. Günlük yaşantının koşuşturmacasında yapılan bazı yanlış hareketlerin omuz sağlığını ciddi ölçüde tehdit ettiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopodi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer “Omuz ağrısı ile kliniğe başvuran hastalarımızda; gömlek, ceket, sütyen vb. kıyafetleri giymekte, saçını taramakta, yemeğini yemekte, raflara uzanmakta zorlanma başlıca şikayet sebepleri olmaktadır. Hastalarımız tarafından ‘elimi belime götüremiyorum’, ‘bir yere uzanıp bir bardak dahi alamıyorum’, ‘omuzumun üstüne yatamıyorum, yatınca uyuyamıyorum’ veya ‘uykudan uyandırıyor’ gibi şikayetler de sıkça dile getiriliyor” diyor. </p>
<p>Omuz ekleminin vücudumuzdaki en fazla hareket açıklığına sahip, en komplike eklem olduğunu vurgulayan Dr. Değer sözlerine şöyle devam ediyor: “Omuz çevresinde birçok farklı anatomik yapıdaki problemler omuz ağrısına neden olabilmektedir. Doğru tedavi uygulanabilmesi için, öncelikle detaylı omuz muayenesi ve ardından gerekli görüntülemeler yapılması gerekmektedir. Aksi taktirde yetersiz veya yanlış tedavilerle kronikleşen durumlar ortaya çıkıp kas dengesinin bozulması ve kas kütle kaybı ile yeni problemler eklenebilir ve hastalıkların tedavisi daha zorlaşıp daha uzun sürebilmektedir.”</p>
<p><strong>Bu hatalardan kaçının!</strong></p>
<p>Günümüzde omuz hastalıklarının gençlerde de yaygınlaştığını hatta çocuk yaşlara kadar indiğini belirten Dr. Göker Utku Değer sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle spor esnasında tekrarlayan omuz hareketleri ile kola ve omuza ağır/ters yük binmesi, omuz ve çevresindeki problemlerin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Toplumun spora olan ilgisinin artması ve erken yaşta profesyonel spora daha fazla yönelinmesi omuz ağrısını çocukluk yaşlarına kadar indirmiştir. Fitness salonlarının ve vücut geliştirme sporunun yaygınlaşması ile de gençlerde ağır veya yanlış egzersizlere bağlı omuz zorlanmaları ve yaralanmalarına bağlı ağrılar sıklıkla görülmektedir. Ayrıca masa başı çalışma esnasında saatlerce bilgisayar karşısında yanlış oturuş, cep telefonlarının yoğun kullanımı nedeniyle uzun süreli duruş bozuklukları, özellikle seyahatlerde uzun süre ağır sırt çantaları ile dolaşmak ve valizlerin taşınması esnasında yanlış hareketler de boyun ve sırt bölgesindeki kasları olumsuz etkileyerek postürün değişimine, ardından da hareket kısıtlılığı ve ağrılara neden olmaktadır. </p>
<p><strong>Omuzlarda en sık karşılaşılan hastalıklar!</strong></p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Değer omuz ağrısının bel ve boyun ağrısı ile birlikte toplumda ağrı şikayetinin en sık görüldüğü üç bölgeden biri olduğunu belirterek “Yapılan birçok çalışmada; omuz ağrısının toplumun yüzde 25-30’unda görüldüğü bildirilmiştir. Yakın zamanda ülkemizde erişkinlerde ağrının incelendiği bir çalışmada da; bireylerin yüzde 60’ında omuz ağrısı olduğu tespit edilmiştir ve bu hasta grubunda bel-boyun ağrısından fazla görüldüğü bildirilmiştir” diyor. Dr. Göker Utku Değer son yıllarda omuzlarda en sık karşılaşılan hastalıkları “Üst kol kaslarından biri olan biseps kasının tendonunun iltihaplanması (Biseps tendiniti), omuz sıkışması sendromu, omuzda ağrı/güç kaybı ve hareket kısıtlılığına yol açan Rotator manşet tendon zorlanmaları ve yırtıkları, donuk omuz, tekrarlayan omuz çıkığı, halk arasında kulunç olarak bilinen Miyofasiyal Bant, tendonun içinde kalsiyum birikmesi sonucu oluşan ve ağrıya/hareket kısıtlılığına neden olan Kalsifik tendinit ve kireçlenme olarak bilinen omuz eklem artrozu” olarak sıralıyor.  </p>
<p><strong>Doğru ve erken tanı kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Omuz ağrısı tedavisinde doğru ve erken tanının çok büyük önem taşıdığını, tedavinin bu sayede hem daha kolay hem de daha kısa sürede başarıya ulaşacağını belirten Dr. Değer sözlerine şöyle devam ediyor; “Tedavi erken evrede basit olarak günlük kullanıma dikkat edilmesi, ağrı kesici ve ödem azaltıcı ilaçlar kullanılması ve soğuk uygulaması ile başlamaktadır. Hastanın şikayetinin süresinin veya şiddetinin artması ile hastalıklı dokuyu yenileyici veya yangıyı bastırıcı birtakım enjeksiyon yöntemleri uygulanılıp fizik tedavi uygulamaları ile tedavi kombine edilebilir. Sıklıkla hastalıkların ileri evrelerinde cerrahi tedavilere geçilmektedir. Ancak bazı hastalıkların başlangıç anında –örneğin; akut travmatik rotator manşet yırtığı- cerrahi tedavilere gereksinim duyulmaktadır. Günümüzde omuz ilişkili birçok hastalığa kapalı yöntemlerle cerrahi tedavi uygulamaktayız. Bu sayede ameliyat sonrasında daha az ağrı daha az ameliyat izleri ile hızlı iyileşme sağlanabilmektedir. Teknolojik gelişmeler ile hem cerrahi yöntemler pratikleşmekte hem de uygulanan materyallerin çeşitliliği ve dayanıklılığı artmaktadır.” Dr. Değer omuz çevresi, boyun ve sırt kaslarının bilinçli bir şekilde yapılacak egzersizle kuvvetlendirilmesi, doğru duruş alışkanlığının kazanılması ve omuzları riske atan yanlış hareketlerden kaçınılması ile omuz sağlığını korumanın mümkün olacağını vurguluyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771">Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavaş: Su Kesintileri Geçici, 5 Ay Kesinti Olmayacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yavas-su-kesintileri-gecici-5-ay-kesinti-olmayacak-580882</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Oct 2025 19:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[boru]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kesinti]]></category>
		<category><![CDATA[kesintileri]]></category>
		<category><![CDATA[olmayacak]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580882</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, kuraklık ve barajlardaki düşük su seviyesine rağmen alınan tedbirlerle kalıcı su kesintisine gidilmediğini vurgulayarak, Kesikköprü Barajı’ndaki arızadan kaynaklanan geçici kesintiler hakkında açıklama yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yavas-su-kesintileri-gecici-5-ay-kesinti-olmayacak-580882">Yavaş: Su Kesintileri Geçici, 5 Ay Kesinti Olmayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Başkent’te yaşanan su kesintisine ilişkin açıklamalarda bulundu. Dünyanın ve Türkiye’nin birçok bölgesinde kuraklık nedeniyle su kaynaklarının azaldığını hatırlatan Yavaş, Ankara’da kalıcı su kesintisi olmaması için tüm tedbirlerin alındığını söyledi.</p>
</p>
<p>Yavaş, geçen yılın ilk 9 ayında barajlara 233 milyon metreküp su gelirken bu yıl aynı dönemde sadece 101 milyon metreküp su geldiğini belirtti. Yavaş, “Biliyorsunuz Ankara&#8217;nın su problemini ilerleyen yıllara çözülmesi için Gerede projesi yapılmıştı. Oralarda bu kuraklıktan etkilendiği için şu anda Gerede Tüneli’nden hiç su gelmiyor. Dolayısıyla Kesikköprü’den gelen suya yüklenmek durumunda kaldık. Kesikköprü’den gelen suyu Sayın Mustafa Tuna döneminde ileri arıtma teknikleri ile arıtıldığı için artık musluktan içilebilir hâle getirmiş bulunmaktaydık” dedi.</p>
<p>Yavaş, Kesikköprü’den sağlanan suyun eski borular nedeniyle sık sık arızaya yol açtığını belirterek, “CTP türü borular zamanında değiştirilmediği için sık sık patlıyor. Aynı anda ikisi birden patladığı için geçici bir şekilde su sıkıntısı yaşıyoruz. Hemen en kısa zamanda 24 saat canlı yayında da göstermek suretiyle ekiplerimiz çalışmakta ve inşallah hemen en kısa zamanda bu tamirat yapıldığı zaman çelik boru döşeniyor artık. İnşallah bir daha başka yerde arıza olmaz. Çelik boru yapılıp bağlandığı takdirde su verilmeye başlanacak” diye konuştu.</p>
</p>
<p>“5 AY BOYUNCA SU KESİNTİSİ OLMAYACAK”</p>
<p>Tamiratın ardından Ankara’da en az 5 ay boyunca su kesintisi yaşanmayacağını kaydeden Yavaş, Ankaralılara da suyun tasarruflu kullanılması çağrısında bulunarak şöyle konuştu:</p>
<p>Yine yağış olmazsa ondan sonra başka tür tedbirlere gideceğiz. Şimdiye kadar bu kuraklıktan Ankara halkının etkilenmemesi için bütün tedbirleri aldık. Ancak borunun patlaması bizim elimizde olan bir şey değil. İnşallah bugünler kısa zamanda atlatılacak ve düzenli olarak su vermeye devam edeceğiz. Ama tabii ki aralık ayından sonra da su kesintisi yapılmamasını istiyorsak hepimiz elimizden gelen tedbiri alıp israf etmeden suyu kullanmaya gayret edeceğiz. Ben bu geçici sıkıntı için özür diliyorum. Elimizde olan bir şey değil. Ancak tamirat yapılır yapılmaz en az 5 ay müddetle Ankara halkına su kesintisi olmadan yine su vermeye devam edeceğimizi bildirmek istiyorum.”</p>
</p>
<p>ASKİ ÇALIŞMALARINI HIZLA SÜRDÜRÜYOR</p>
<p>Sosyal medya üzerinden de konuya ilişkin açıklama yapan Mansur Yavaş, “Kesikköprü hattında yaşanan boru patlaması nedeniyle zorunlu su kesintileri uygulanmaktadır. Bu durum kuraklıktan değil, teknik arızadan kaynaklanmaktadır. Aldığımız tüm tedbirler sonrası aralık ayına kadar herhangi bir kesinti öngörülmüyordu, ancak beklenmeyen bu arıza nedeniyle zorunlu kesintilere gidildi. ASKİ ekiplerimiz Kesikköprü’de çelik boru döşeme çalışmalarını hızla sürdürmekte olup en kısa sürede su dağıtımı normale dönecektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yavas-su-kesintileri-gecici-5-ay-kesinti-olmayacak-580882">Yavaş: Su Kesintileri Geçici, 5 Ay Kesinti Olmayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların burnunda gizli tehlikelere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-burnunda-gizli-tehlikelere-dikkat-580442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 07:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[burnunda]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[Burun Tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikelere]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuğunuz sürekli ağzından nefes alıp veriyor, geceleri horluyor, uykusunda huzursuzlanıyor ya da iştahsızlığından dolayı yemek yemek istemiyor mu? Bu sorunlarının altında burun tıkanıklığı yatabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-burnunda-gizli-tehlikelere-dikkat-580442">Çocukların burnunda gizli tehlikelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuz sürekli ağzından nefes alıp veriyor, geceleri horluyor, uykusunda huzursuzlanıyor ya da iştahsızlığından dolayı yemek yemek istemiyor mu? Bu sorunlarının altında burun tıkanıklığı yatabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Ayça Özbal Koç</strong>, burundan nefes almanın son derece önemli olduğunu belirterek “Çocuklarda burundan solunumu engelleyen; solunum yolu enfeksiyonları, büyümüş geniz eti, alerjiler ve burun içi anatomik bozukluklar gibi rahatsızlıklar mutlaka tedavi edilmelidir. Aksi taktirde çocuğun fiziksel ve zihinsel olarak gelişiminde geriliğe yol açmakta, okul başarısı, yüz gelişimi ve psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilmektedir” diyor. Burun tıkanıklığının geç fark edilmesi ya da ‘geçer’ diye ihmal edilmesinin sık karşılaşılan bir sorun olduğunu belirten Prof. Dr. Koç “Çocuklarda burun tıkanıklığına karşı ebeveynler çok dikkatli olmalı ve olası bir şikayette gecikmeden mutlaka KBB uzmanına başvurmalıdır” diye konuşuyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Ayça Özbal Koç, çocuklarda burundan nefes almayı engelleyen 5 etkeni ve sağlıklı nefes alıp verebilmesi için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Akut ve kronik üst solunum yolu enfeksiyonları</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda burundan nefes alma güçlüğünün en sık nedenlerinden biridir. Çok sık geçirilen viral ve bakteriyel enfeksiyonlar, burun mukozasında ödem ve salgıyı artırıp burun tıkanıklığına neden olurken, tedavi edilmediğinde mukoza hasarına yol açar. Uyku kalitesi de bozulan çocuğun sağlığı, okul başarısı ve büyüme- gelişme potansiyeli olumsuz etkilenir. Enfeksiyonların doğru tanı ve tedavisi, burun solunumunun sağlıklı olması açısından önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Geniz eti büyümesi  </strong></li>
</ul>
<p>Bazı çocuklarda normale göre çok daha büyük olabilen geniz eti, hem burun arkasını tıkar, hem de enfeksiyon ajanları için bir besi yeri olarak görev yapabildiğinden sık sık boğaz enfeksiyonu geçirmelerine, kulakta sıvı birikmesine, işitme kaybı problemlerine, burundan nefes alamamalarına, ağzı açık uyumalarına, gece horlamalarına ve uykuda nefeslerinin durmasına yol açabilir. Tanısı kolay konulup, medikal ya da cerrahi tedavi ile sorun çözülebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Alerjik rinit (Alerjik nezle)</strong></li>
</ul>
<p>Alerjik rinit, çok sık burun tıkanıklığına neden olur. Toz, polen, küf, evcil hayvan vb alerjenlere maruz kalan çocuklarda burun kaşıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı ve akıntı şikayetleri sık görülür. Mevsimsel olabileceği gibi yıl boyunca sürebilen sorun tedavi edilmezse tekrarlayan solunum yolu ve kulak enfeksiyonları, geceleri ağzı açık uyuma, horlama ve ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Erken tanı ile doğru tedavi ve alerjenlerden korunma çok önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Burun içi anatomik problemler</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ayça Özbal Koç “Burun içi anatomik problemler burun tıkanıklığına yol açabilir. Özellikle büyümüş alt burun etleri (konka büyümesi), genetik ya da travma sonucu oluşan, burun boşluğunu ikiye ayıran septumun eğri olması hava akımını kısıtlar. Burun içinde polipler, nadiren de olsa kitleler ya da yabancı cisimler de çocuklarda burun tıkanıklığı yapabilir. KBB uzmanı tarafından yapılan uygun tedaviler ile bu yapısal sorunlar düzeltilebilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Çevresel faktörler</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle; hava kirliliği, aşırı sıcak- soğuk nemsiz hava, sigara dumanı, ev tozu akarları ve kimyasal kokular (kimyasal ev kokuları, parfüm, deterjan, temizlik maddeleri) burun tıkanıklığında önemli rol oynar. Bu faktörler, çocukların burun mukozasında tahrişe ve ödeme yol açarak solunumu zorlaştırabilir. Evin havalandırılarak ısı ve neminin ayarlanması, toz tutan eşya, halı, perde, peluş oyuncak ve sigara dumanı maruziyetinin engellenmesi çok önemlidir. </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Anne babalar bu önerilere dikkat!</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Prof. Dr. Ayça Özbal Koç, anne babalara, çocuklarının sağlıklı nefes alıp verebilmeleri için dikkat etmeleri gerekenleri şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun aralıklı olarak, gündüz ve gece uykusunda rahat nefes alıp almadığını, nefes alırken burnundan nefes alma güçlüğü olup olmadığını gözlemleyin. Burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama ya da nefes durması gibi yakınmaları gördüğünüzde bir KBB uzmanına başvurun.</li>
<li>Burun kaşıntısı, sık hapşırma, burun tıkanıklığı ve akıntısı mevcudiyetinde alerjik rinit açısından değelendirme için bir uzmana başvurun.</li>
<li>Burun temizliğini düzenli hale getirin; tuzlu karbonatlı su ile (okyanus suyu spreyleri, damlaları) burun yıkama yapabilirsiniz.</li>
<li>Ateş, burun tıkanıklığı-akıntısı gibi durumlarda enfeksiyon açısından doktorunuza başvurun.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-burnunda-gizli-tehlikelere-dikkat-580442">Çocukların burnunda gizli tehlikelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Hakkında En Çok Merak Edilen 16 Soru</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-en-cok-merak-edilen-16-soru-580235</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 08:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınması]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580235</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 8 kadından 1’inde görülen meme kanseri, yaşamın her döneminde ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-en-cok-merak-edilen-16-soru-580235">Meme Kanseri Hakkında En Çok Merak Edilen 16 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 8 kadından 1’inde görülen meme kanseri, yaşamın her döneminde ortaya çıkabiliyor. Pek çok kadın artık meme kanserini yakından tanıyor. Ancak bu hastalıkla ilgili kafalarda netleşmeyen pek çok soru olabiliyor. Meme sağlığı ile ilgili yanlış bilinenler de tanı ve tedavide geç kalınmasına, hastalığın daha ciddi seyretmesine hatta yaşam kaybıyla sonuçlanan tablolara neden olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serkan Keskin, “<strong>1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı”</strong> nedeniyle meme kanseri hakkında merak edilen soruları yanıtladı. </p>
<p><strong>1. Sık mamografi çektirmek meme kanseri yapar mı?</strong></p>
<p>Meme kanseri tanısında çok önemli bir yere sahip olan mamografide verilen ışın dozu düşüktür. Belirli aralıklarla mamografi çektirmek sakıncalı değildir.</p>
<p><strong>2. Mememi ben kontrol ediyorum, şikayetim de yok, doktora gitmeli miyim?</strong></p>
<p>Meme kanseri için en önemli nokta herhangi bir şikayet olmadan doktora gitmektir. Memedeki kitle, ele gelecek hale gelmeden çok önce mamografi ile saptanabilir. Dolayısıyla hiç şikayet olmadan kontrole gidilmelidir.</p>
<p><strong>3. Ailemde hiç meme kanseri yok, bende de olmaz değil mi?</strong></p>
<p>Ailedeki kanser vakaları, meme kanseri riskini artırır. Ancak meme kanserlerinin %85&#8217;i bireysel faktörlerle ortaya çıkar. Bu nedenle ailesinde meme kanseri olmayan kadınlarında rutin kontrollerini ihmal etmemesi gerekir. </p>
<p><strong>4. Doğum yaptım ve emzirdim, benim meme kanseri olma riskim var mı? </strong></p>
<p>Doğum yapmış ve emzirmiş olmak meme kanseri riskini azaltsa da meme kanseri olmayacağı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>5. Menopozdan önce meme kanseri olur muyum?</strong></p>
<p>Hayati riske sebep olan en önemli hastalıklardan biri olan kanserin çoğu türü her yaşta ortaya çıkabilir. Meme kanseri günümüzde genç yaşlardaki kadınlarda da sık görülmeye başlamış durumdadır. </p>
<p><strong>6. Erkeklerde meme kanseri olur mu?</strong></p>
<p>Ailesinde kanser hikayesi olan erkekler de meme kanseri ve diğer tüm kanser türleri riski taşırlar. Tüm meme kanserlerinin %1’i erkeklerde görülür.</p>
<p><strong>7. Mememde kistler var, meme kanseri miyim?</strong></p>
<p>Meme kistleri çoğu kadında görülür ve kanser riski taşımaz. Ameliyat ile alınmasına gerek yoktur. Büyüyüp ağrı yaptıklarında ya da meme kanseri yönünden kuşku uyandırdıklarında boşaltılabilir.</p>
<p><strong>8. Mememde bir kitle var ve ağrımıyor, kanser mi oldum?</strong></p>
<p> Kitlenin ağrıması ile kanser olması arasında bağlantı yoktur. Memede ele gelen her doku kanser kitlesi demek değildir.</p>
<p><strong>9. Mememdeki akıntı kanser anlamına gelir mi?</strong></p>
<p>Her kadında memeden sıkmakla bir miktar akıntı olabilir. Bu kanser belirtisi değildir. Kendiliğinden olan, tek taraflı ve kanlı akıntılar tehlike habercisidir ve incelenmesi gerekir.</p>
<p><strong>10. Genç yaşta mamografi çektirmek sakıncalıdır mıdır?</strong></p>
<p> Genç yaşta mamografi çektirmenin sakıncası yoktur. Ancak 30 yaşın altındaki kadınlarda meme dokusunun özelliğinden dolayı mamografi ile yeterli görüntü alınamadığından, genç yaşlarda genellikle mamografi yerine ultrason tercih edilir.</p>
<p><strong>11. Meme MR’ı ile yüksek dozda radyasyon alınır mı?</strong></p>
<p>Meme MR çekimlerinde hasta herhangi bir radyasyona maruz kalmaz.</p>
<p><strong>12. Çok sık meme ultrasonu yaptırmak sakıncalıdır mıdır?</strong></p>
<p> Ultrason, anne karnındaki bebeğe bile yapılabilir. Hangi sıklıkta gerekiyorsa o sıklıkla yapılabilir.</p>
<p><strong>13. Biyopsi yaptırmak kitlenin kanserleşmesine yol açar mı?</strong></p>
<p> Biyopsi işlemi, bir kitlenin adının konması için en güvenli yoldur ve kitlenin niteliğini değiştirmez. Hastalığın yayılmasına neden olmaz.</p>
<p><strong>14. Kanserli bir kitlenin ameliyatla alınması kanserin vücuda yayılmasına yol açar mı?</strong></p>
<p>Kanser vücuda yayılacaksa, kanserli kitleden ayrılan hücreler yoluyla yayılır. Bu kitlenin alınması yayılmayı engeller. Kitlenin alınmasında geç kalınmış ise, ameliyattan önce vücuda yayılmış hücreler, kitlenin kendisi alınsa bile bir süre sonra yeni kitleler oluşturabilir. Bu durumun ameliyatla ilgisi yoktur.</p>
<p><strong>15. Bende meme kanseri tespit edildi, mememi kaybedecek miyim?</strong></p>
<p>Çok geç kalınmamışsa meme kanseri ameliyatlarında memenin tümünün alınmasına gerek yoktur. Yalnızca kanserli dokunun alınmasıyla memeye dokunmadan tedavi tamamlanmaktadır. Gecikmiş olgularda ise, memenin tamamen alınması gerekse bile, aynı seansta hastanın kendi dokularından ya da hazır protezler kullanılarak aynı seansta hastanın alınan memesi yerine konabilmektedir.</p>
<p><strong>16. Meme kanseri ameliyatlarında koltuk altı lenf bezleri tamamen alınır ve bu da kolun şişmesine, sakatlanmasına yol açar. Kolumu artık eskisi gibi kullanamayacak mıyım?</strong></p>
<p>Çok geç kalınmamışsa koltuk altı lenf bezlerinin tamamının alınmasına gerek yoktur. Çeşitli işaretleme yöntemleri ile ameliyat sırasında lenf bezlerinin birkaçı işaretlenip alınarak incelenir. Eğer sorun yoksa diğer lenf bezlerine hiç dokunulmaz. Diğer lenf bezlerinin alınması gerekse bile bu durum mutlaka kolun şişmesi anlamına gelmez. Kolun şişmemesi için tedbirler alınmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-en-cok-merak-edilen-16-soru-580235">Meme Kanseri Hakkında En Çok Merak Edilen 16 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 09:46:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rüyalar psikolojiniz hakkında ipuçları verebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ruyalar-psikolojiniz-hakkinda-ipuclari-verebilir-578543</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 17:19:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[Rüyalar]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578543</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, rüyaların psikolojik ve nörobilimsel açıdan anlamı, işlevi ve bireyin iç dünyasını yansıtma biçimleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruyalar-psikolojiniz-hakkinda-ipuclari-verebilir-578543">Rüyalar psikolojiniz hakkında ipuçları verebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, rüyaların psikolojik ve nörobilimsel açıdan anlamı, işlevi ve bireyin iç dünyasını yansıtma biçimleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Rüyalar, bilinçdışındaki bastırılmış duygu ve arzuları sembolik olarak yansıtıyor…</strong></p>
<p>Rüyaların, uykunun en dikkat çeken ve en karmaşık parçalarından biri olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Günümüzde nörobilimsel çalışmalar, rüyaların özellikle REM uykusunda yoğunlaştığını ve bu evrede beynin duygusal öğrenme, stresle başa çıkma ve hafıza bütünleştirme işlevlerinin aktif olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Rüyaların aynı zamanda bilinçdışında saklı kalan duygu, düşünce ve arzuların sembolik bir dili olarak ortaya çıktığını aktaran Erol, psikanalitik yaklaşıma göre ise rüyaların, kişinin bastırdığı ya da farkında olmadığı dürtülere ve duygulara ışık tuttuğunu açıkladı.</p>
<p><strong>Bazı rüyalar evrensel…</strong></p>
<p>“Her birey içinde bulunduğu duruma özgü rüyalar görse de; kabuslar, düşmek, uçmak, bir yerlere geç kalmak ya da ölümle ilgili rüyalar aslında evrensel temaları barındırır.” diyen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Düşme rüyaları kontrol kaybı ve güvensizlik hissini, uçma rüyaları özgürleşme arzusunu, geç kalma rüyaları yoğun sorumluluk ve kaygıyı, ölümle ilgili rüyalar ise bazen bir dönemin kapanıp yeni bir sürecin başlamasını sembolize edebilir.” dedi.</p>
<p>Erol, bu tür rüyaların, kişiden kişiye değişse de çoğunlukla iç dünyamızda sağlıklı bir şekilde işlenmesi gereken duygular olduğunu düşündürdüğünü dile getirdi.</p>
<p><strong>Tekrarlayan rüyalar çözülememiş konularla ilgili! </strong></p>
<p>Çok sık görülen rüyaların bir anlamı olup olmadığını değerlendiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol şunları söyledi:</p>
<p>“Tekrarlayan rüyalar genellikle zihnin çözülememiş konuları tekrar gündeme getirmesiyle oluşur. Yani bilinçdışı; çözülmemiş bir duyguyu, bastırılmış bir çatışmayı ya da geçmişten kalan bir deneyimi tekrar tekrar gündeme getirir. Bu rüyalar bir bakıma kişinin hayatında bakması gereken bir alan olduğunu gösterebilir. Örneğin çocuklukta yaşanmış bir kayıp ya da travmatik bir olay, yıllar sonra farklı sembollerle yeniden rüyada belirebilir. Bazen de yetişkinlikte yoğun stres, ilişki problemleri veya geleceğe dair kaygılar, zihnin aynı rüya temasını sürekli canlandırmasına neden olur. Bu döngü, konunun işlenmediğini ya da duygusal açıdan bütünleştirilemediğini gösterir. Psikoterapi sürecinde tekrarlayan rüyaların önemi büyüktür. Danışanın bu rüyaları detaylı biçimde paylaşması, terapiste içsel çatışmalar hakkında önemli ipuçları verir. Çoğu zaman, bu rüyaların anlaşılmasıyla birlikte tekrarlama döngüsü de zayıflar.”</p>
<p><strong>Rüyalar kişinin iç dünyasını yansıtsa da tek bir rüyadan bütüncül yorum yapılamaz! </strong></p>
<p>Çocuklukta ve yetişkinlikte görülen rüyalar arasında belirgin farklar bulunduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Çocukluk rüyaları daha çok güvenlik, korku ve anne-baba figürleri etrafında şekillenirken; yetişkinlikteki rüyalar iş, sorumluluk, ilişkiler ve kimlik çatışmalarıyla bağlantılıdır. Yani rüyalar da gelişimsel süreçlerimizle birlikte evrilir.” dedi.</p>
<p>Rüya görmenin, insan beyninin uyku fizyolojisinin doğal bir parçası olduğunu dile getiren Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dolayısıyla hiç rüya görmeme ifadesi teknik olarak doğru değildir; çünkü REM uykusu sırasında herkes rüya görür. Ancak rüyaların hatırlanıp hatırlanmaması, bireysel farklılıklara ve çeşitli psikolojik-fizyolojik etkenlere bağlıdır. Rüya hatırlama sıklığını etkileyen faktörlerden biri uyku yapısıdır. REM evresinden hemen sonra uyanan bireyler rüyalarını daha kolay hatırlarken, derin uyku evrelerinde uyananlar rüyalarını genellikle hatırlamazlar. Ayrıca stres düzeyi, duygusal yoğunluk ve travmatik yaşantılar da rüya hatırlama sıklığını artırabilir. Unutulmamalıdır ki sık rüya görmek ya da rüyaları sık hatırlamak, tek başına bir psikolojik sorun göstergesi değildir.</p>
<p>Rüyalar üzerinden kişinin iç dünyasında dair çıkarımlar yapmak mümkün olsa da tek başına bir rüya üzerinden kişiye dair bütüncül bir yorum uygun olmaz. Rüyaların içeriği, tekrarı ve kişide uyandırdığı duygular dikkate alındığında, danışanın iç dünyasını anlamak için güçlü bir yol sunar.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruyalar-psikolojiniz-hakkinda-ipuclari-verebilir-578543">Rüyalar psikolojiniz hakkında ipuçları verebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözü ovuşturmak görme kaybına yol açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gozu-ovusturmak-gorme-kaybina-yol-acabilir-578056</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 10:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gözü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ovuşturmak]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uslu]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz sağlığı, yaşam kalitesini belirleyen en önemli unsurlarından biri. Ancak günlük yaşamda gözleri sık sık ovuşturmak gibi farkında olmadan yaptığımız bazı alışkanlıklar, kalıcı görme kayıplarına yol açabilen ciddi hastalıklara dönüşebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozu-ovusturmak-gorme-kaybina-yol-acabilir-578056">Gözü ovuşturmak görme kaybına yol açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Göz sağlığı, yaşam kalitesini belirleyen en önemli unsurlarından biri. Ancak günlük yaşamda gözleri sık sık ovuşturmak gibi farkında olmadan yaptığımız bazı alışkanlıklar, kalıcı görme kayıplarına yol açabilen ciddi hastalıklara dönüşebiliyor. Gözlerini sıklıkla ve şiddetli bir şekilde ovuşturan kişilerde keratokonus hastalığının oluşabileceğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu,</strong> “<strong>Bu rahatsızlık, korneanın şekil bozukluğu ve incelmesi ile seyreden, ilerlediğinde görmeyi hatta gözün bütünlüğünü tehdit edebilen önemli bir sağlık sorunu” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Keratokonus, gözün en dış tabakası olan korneanın incelip sivrileşerek, doğal yuvarlak şeklini kaybetmesiyle ortaya çıkıyor. Düzgün sferik yapısını kaybeden korneanın görme kalitesini düşürebileceğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Keratokonus, görme gücünü olumsuz etkiler ve bu durum ilerleyen aşamalarda görme kaybına kadar gidebilir. Hastalığın kesin nedeni bilinmese de gözü yoğun şekilde kaşımak gibi korneaya zarar veren küçük travmalar ve genetik yatkınlık önemli risk faktörleri arasında” dedi.</p>
<p><strong>Gözlük numarasının hızla değişmesi önemli bir sinyal</strong></p>
<p>Gözlük numarasının sıklıkla değişmesinin keratokonusun önemli bir belirtisi olduğunu belirten Uslu, “Bunun yanı sıra gözlükle tam netlik sağlanamaması ve kimi zaman bu şikâyetlerin uzun süre devam etmesi diğer önemli semptomlar. Uzun vadede ise hastalığın seyri ve şiddetine bağlı olarak farklı göz semptomları görülebilir. Korneadaki incelme ve dikleşme hızlı olduğunda görme kalitesinde belirgin azalma, ileri görme kaybı ve hatta korneanın delinmesine kadar gidebilecek ciddi sorunlar ortaya çıkabilir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Çocuklar ve hamileler risk grubunda</strong></p>
<p>Alerjik konjonktiviti olan ve sık sık gözlerini kaşıyan kişilerde bu hastalığın görülme olasılığının arttığına değinen Uslu, “Ancak kadınlar ve erkekler arasında görülme sıklığı açısından istatistiksel bir fark yok. Hastalık her yaşta teşhis edilebilse de çocukluk ve erken gençlik döneminde daha hızlı ve agresif ilerleme gösteriyor. Benzer şekilde, gebelik süreci de hastalığın daha hızlı ilerleyebildiği dönemlerden biri. Yaş ilerledikçe hastalığın hızı yavaşlayabilir ancak bu durumun her hasta için geçerli olmadığı bilinmeli. Buradaki önemli nokta düzenli doktor takibini ihmal etmemek, gözü şiddetli kaşımamak ve göz yüzeyini her türlü travmadan korumak” dedi.</p>
<p><strong>Düzenli kontrol ve gözlük kullanımı en temel tedavi</strong></p>
<p>Hastalığın tanısının, göz doktorunun muayene sırasında şüphelenerek istediği kornea topografisi ile kesinleştiğini ifade eden Uslu, “Tedavi yöntemleri ise hastalığın ilerleme hızına ve şiddetine, kornea topografisindeki bulgulara  göre farklılık gösteriyor. Bu tedaviler arasında; düzenli doktor kontrolü ve gözlük kullanımı, özel tasarlanmış kontakt lensler (hibrid ve skleral lensler),  korneanın güçlenmesini sağlayan crosslinking yöntemi, korneaya halka yerleştirilmesi ve son aşamada kornea nakli yer alıyor” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozu-ovusturmak-gorme-kaybina-yol-acabilir-578056">Gözü ovuşturmak görme kaybına yol açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 12:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[Kasık Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[Testis]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karın içindeki doku ve organların, kasık kanalındaki doğumsal bir açıklık yoluyla dışarı çıkması olarak tanımlanan kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan birini oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736">Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karın içindeki doku ve organların, kasık kanalındaki doğumsal bir açıklık yoluyla dışarı çıkması olarak tanımlanan kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan birini oluşturuyor. Öyle ki her 100 çocuktan 1 ile 4 arasında kasık fıtığı görülüyor. Kasık fıtıklarının üçte birinin tanısı genellikle ilk altı ay içerisinde konulurken, sonraki yaşlarda da tespit edilebiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı,</strong> kasık fıtığının bir günlük yenidoğan bebekten daha ileri yaşlara kadar her yaş grubunda görülebildiğini belirterek, “Kasık kanalındaki açıklık testisin inişiyle ilişkili olduğu için kasık fıtıkları erkeklerde kızlara oranla 4 ila 20 kat daha sık görülmektedir” diyor. Çocuklarda kasık fıtığının kendiliğinden iyileşmediğine ve tedavide gecikildiğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çeken <strong>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı,</strong> “Bu nedenle, kasık fıtığı ameliyatı tanı konulduktan sonra en kısa zamanda yapılmalıdır. Çünkü, zamanında ameliyat ile tedavi edilmezse acil müdahale gerektiren bir tablo olan fıtık boğulmasına neden olabilir. Fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalında sıkışan organlarda kangren (çürüme) meydana gelmesine yol açabilir. Ayrıca erkek çocuklarında kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak testis gelişimini bozabilir. Zamanında ve deneyimli çocuk cerrahları tarafından gerçekleştirilen ameliyat ise çocukların kısa sürede sağlıklarına kavuşabilmelerini sağlar” diyor. </p>
<p><strong>Pek çok etken zemin hazırlıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda kasık fıtığı doğumsal nedene bağlı olarak gelişiyor. Normalde doğumdan sonra kapanması gereken kasık kanalının açık kalması sonucu meydana geliyor. Öne sürülen zemin hazırlayıcı etkenlerin başlıcaları;   prematürite (erken) doğum, düşük doğum ağırlığı, ailenin diğer bireylerinde de kasık fıtığı varlığı, hidrops fetalis, mekonyum peritoniti, assit, cinsiyet gelişim bozuklukları, karın duvarı anomalileri, inmemiş testis, kistik fibroz, bağ dokusu hastalıkları, ventriküloperitoneal (beyin ile karın arasındaki) şantlar ve sürekli periton (karın boşluğu) diyalizi şeklinde sıralanıyor.</p>
<p><strong>Kasık bölgesinde ağrısız şişliğe dikkat!</strong></p>
<p>Bebeklik döneminde oluşan kasık fıtığını anneler çoğu zaman bebeğinin altını değiştirirken fark ediyorlar. Daha büyük çocuklarda ise fıtığın varlığı çocuk giydirilirken veya banyo sırasında görülüyor. Kasık bölgesinde (erkeklerde ayrıca torbasında) beliren ve kendiliğinden veya üzerine bastırılınca kaybolan ağrısız şişlik, tipik belirtisini oluşturuyor. Ikınma, ağlama ve öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda şişlik daha belirgin hale geliyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, bu şişliklerin sıklıkla ilk muayenede görüldüğünü belirterek, “Görülmediği durumlarda valsalva manevrası, balon şişirtme, çocuğu ayakta gözlemleme veya karın alt kısmına baskı uygulayacak şekilde elle sıvazlama gibi yöntemlerle şişliğin belirmesi sağlanabilir. Kimi zaman inceleme sırasında fıtık saptanmayabilir. Bu durumlarda annenin verdiği öykü tanı için önemlidir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Organ kaybına neden olabiliyor! </strong></p>
<p>Çocuklarda kasık fıtığı kendiliğinden iyileşmez, ameliyat tek tedavi yöntemini oluşturur. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, kasık fıtığının mümkün olan en kısa zamanda, yani belli bir ay veya yaşa kadar beklemeden ameliyatla tedavi edilmesi gerektiğini anlatarak, “Cerrahi tedavinin gecikmeden yapılması çok önemlidir. Çünkü, erken dönemde ameliyat ile müdahale edilmezse fıtık boğulmasına sebebiyet verebilir. Fıtık boğulmasında, fıtık kesesine girerek sıkışan organların kanlanmaları ve beslenmeleri birkaç saat içinde bozulur ve kangren (çürüme) meydana gelir. Bu da hayati tehlikeyi artırır ve kanlanması bozulan organların çıkarılması gerekir. Acil müdahale gerektiren bu durum genelde bağırsak, nadiren kızlarda over (yumurtalık) kaybına neden olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Testislere de zarar verebiliyor!</strong></p>
<p>Kasık fıtığı tedavisinde gecikmenin testislere de zarar verebildiğine işaret eden eden Dr. Kaan Maşrabacı, “Öncelikle, fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak yumurtanın olumsuz etkilenmesine yol açar. Bunun sonucunda, yumurtanın normal gelişimini bozabilir veya kanlanmasını önleyerek kangrene (çürüme) sebebiyet verip, testis kaybına neden olabilir. Ayrıca çocuğun yetişkin fıtık ameliyatındaki gibi yöntemlerle ameliyat edilmesiyle testise zarar verebilir.  Dolayısıyla, bu ameliyatların mutlaka deneyimli çocuk cerrahları tarafından yapılması gerekir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Günübirlik cerrahi uygulanıyor</strong></p>
<p>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, çocuklarda kasık fıtığı ameliyatının günübirlik cerrahi olarak uygulandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Kasıktan yapılan 1- 1,5 cm’lik bir kesi ile girilerek fıtık kesesi bağlanır ve açık kalan kasık kanalı kapatılır. Çocuklarda karın kasları dikilmez veya yama konulmaz. Çocukların önemli bir kısmı ameliyattan dört ile beş saat kadar sonra evlerine gidebilir. Dikiş yerlerinde hafif şişlikler olabilir, bu görüntü bir ay içinde kaybolur. Çocuklar ameliyat sonrası genellikle birkaç gün içinde ayağa kalkıp normal aktivitelerine dönebilirler. Ancak ağır aktivitelerden ve oyunlardan bir süre uzak durmaları önem taşır.”  </p>
<p><strong>Fıtığın tekrarlama riski çok düşük</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında fıtığın tekrarlama riskinin çok düşük olduğunu vurgulayan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, “Yapılan çalışmalarda, ameliyat sonrasında hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun gelişmediği ortaya konmuştur” diyor. Dr. Kaan Maşrabacı, ancak sağ ve solda yer alan iki kasık kanalının birbirinden bağımsız olarak fıtık oluşturabileceğini belirterek, “Dolayısıyla, tek taraflı ameliyatlardan sonra öbür kasıkta fıtık gelişme ihtimali vardır. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa, sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Ancak bu bir tekrarlama değil, diğer kasıkta yeni bir fıtık oluşumudur. Bu ihtimal erkek çocuklarda daha az, kızlarda ise çok daha fazladır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736">Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 11:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[lenfoma]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terlemeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575706</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lenfoma, her geçen yıl görülme sıklığı artan ve erkeklerde 7’inci, kadınlarda ise 8’inci en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706">Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lenfoma, her geçen yıl görülme sıklığı artan ve erkeklerde 7’inci, kadınlarda ise 8’inci en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor. Hodgkin ve Hodgkin dışı lenfoma olmak üzere iki ana gruba ayrılan bu hastalık, özellikle lenf bezlerinde şişlik, yüksek ateş, yorgunluk, istemsiz kilo kaybı ve gece terlemeleri ile belirti veriyor. Hastaya özel olarak planlanan tedavi seçenekleriyle lenfomanın tedavi edilme oranı artabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezi’nden Prof. Dr. Mutlu Arat, “15 Eylül Dünya Lenfoma Farkındalık Günü” kapsamında lenfomanın nedenleri, belirtileri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Lenfoma; Yavaş, Agresif ve Çok Agresif Olarak 3’e Ayrılıyor</strong></p>
<p>Lenfoma, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenfatik sistemin kanseri olarak tanımlanıyor. Lenfosit adı verilen beyaz kan hücrelerinin anormal çoğalmasıyla gelişen bu hastalık, seyir özelliklerine göre de sınıflandırılıyor:</p>
<ul>
<li>Yavaş tip lenfoma: Genellikle yaşlılarda görülüyor, yavaş ilerliyor ve bazı durumlarda hemen tedavi başlanmıyor, takip ediliyor.</li>
<li>Agresif lenfoma: En sık görülen türü “Büyük B Hücreli Lenfoma” olup, 40-50 yaş grubunda daha sık görülüyor. Mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor ve çoğunlukla tedaviye olumlu yanıt veriyor.</li>
<li>Çok agresif lenfoma: Hızla ilerleyerek lösemiye dönüşebiliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Lenfomanın en bilinen belirtisi lenf bezlerinde ağrısız şişlik olsa da başka şikayetlerle de ortaya çıkabiliyor. Öne çıkan belirtiler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Yorgunluk ve istemsiz kilo kaybı</li>
<li>Yüksek ateş ve gece terlemeleri</li>
<li>Nefes darlığı</li>
<li>Ciltte geçmeyen kaşıntı</li>
<li>Dalakta büyüme</li>
<li>Kemiklerde ağrı</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor</strong></p>
<p>Lenfomanın tedavisinde, hastalığın tüm vücudu etkileyen yapısı göz önünde bulunduruluyor. Çoğunlukla kemoterapi, bazı durumlarda ise kemoterapi ile radyoterapi birlikte uygulanıyor. Tedavi yaklaşımı, hastalığın alt tipine ve seyrine göre belirleniyor.</p>
<p><strong>Kök Hücre Nakli ile Başarı Oranı Artıyor</strong></p>
<p>Bazı lenfoma hastalarında tedaviye rağmen nüks görülebiliyor. Bu durumda kök hücre nakli önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor.</p>
<ul>
<li>En sık tercih edilen yöntem otolog nakil olup, hastanın kendi kök hücreleri kullanılıyor.</li>
<li>Tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda ise allojenik nakil (donörden alınan kök hücrelerle) yapılabiliyor. Yeni bağışıklık hücreleri, kanserli hücreleri yabancı madde olarak algılayarak onlarla savaşabiliyor.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706">Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 08:12:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<category><![CDATA[tümörlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574775</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi ve kötü huylu olarak ikiye ayrılan yumuşak kemik doku tümörleri her ne kadar az görülse de hayatın her döneminde ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775">Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İyi ve kötü huylu olarak ikiye ayrılan yumuşak kemik doku tümörleri her ne kadar az görülse de hayatın her döneminde ortaya çıkabiliyor. Genellikle çocukluk çağı ya da 40’lı yaşlarda ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerle kendisini belli eden iyi huylu tümörler bazen hiç tedaviye gerek kalmadan bazen de ameliyat ile tedavi edilebiliyor. Kötü huylu kemik tümörleri ise hızlı büyüyerek çevre dokularda hasara, kemiklerde kırıklara ve hatta uzak organlara sıçrayarak bireyde hayati riske neden olabiliyor. Bu nedenle kötü huylu kemik tümörlerinde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşıyor. Kötü huylu kemik tümörlerinin tedavi planı tümörün türü ve evresine göre hastaya özel planlanıyor ve bu sayede başarılı sonuçlar alınabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şefik Murat Arıkan, kemik yumuşak doku tümörlerinin belirtileri ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığını hafife almayın</strong></p>
<p>Daha sık görülen iyi huylu tümörler (lipomlar) kitlenin büyümesi, kozmetik olarak hastayı rahatsız etmesi ve ağrıya yol açması durumlarında cerrahi olarak çıkarılmaktadır. Kötü huylu tümörler (liposarkomlar) ise hayati önem taşımaktadır. Kötü huylu yumuşak doku tümörleri (sarkomlar) daha hızlı büyüme göstererek akciğer, kemik ve beyin gibi uzak dokulara metastaz yapabilir ve hastanın hayatını kaybetmesine yol açabilmektedir. Burada en önemli nokta hastanın belirtileri ciddiye alıp, hızlı bir şekilde uzmana başvurmasıdır. Biyopsi ile tanısı konularak acilen kitlenin geniş bir cerrahi ile çıkarılması çok önemlidir. Bu grup tümörlerde, cerrahi sonrası nüksü önlemek için ışın tedavisi veya kemoterapi uygulanabilir.  </p>
<p><strong>Kemik yumuşak doku tümörlerinin 5 önemli belirtisi!</strong></p>
<p>İyi huylu kemik tümörleri, yavaş ilerleyen, eklem veya kemikte ağrı, hareket kısıtlılığı ve aksama ile ortaya çıkabilmektedir. Bunların bir kısmı takibe alınabilirken, kırık riski ve hızlı büyüme potansiyeli olanlar ise ameliyatla temizlenebilmektedir. Kötü huylu kemik kanserlerinde ise hasta, şiddetli ve gittikçe artan şekilde kemik ağrısı, tümöre bağlı kırıklar ve o bölgede şişlikle doktora başvurur. Aşağıdaki belirtiler var ise mutlaka bu konuda uzmanlaşmış bir hekime ve merkeze başvurulması çok önemlidir. </p>
<ol>
<li>Vücudun herhangi bir bölgesinde sonradan meydana çıkan şişlikler</li>
<li>Eklemlerde hareket kısıtlılığı olması</li>
<li>Geçmeyen inatçı kemik ağrıları</li>
<li>Sonradan ortaya çıkan aksamalar, çocuklarda sebepsiz topallama</li>
<li>Gece uykudan uyandıran ağrılar </li>
</ol>
<p><strong>Zamanında müdahale ile tedavi mümkün</strong></p>
<p>Radyolojik olarak grafi, MR, tomografi ve PET gibi tetkikler yapıldıktan sonra acilen geniş bir cerrahi gerektirir. Ameliyat sürecinde protezler, plak-vida ve çiviler ile çıkarılan kemiğin sağlamlaştırılması hedeflenir. Bu hastalık grubu orta ve ileri yaşlarda daha sık görülmekle beraber çocukluk çağında da oldukça sık görülmektedir. Osteosarkom ve Ewing sarkom gibi bazı tümörler çocukluk/ergenlik döneminde sık olarak görülmekte ve acil olarak medikal ve cerrahi tedaviler gerektirmektedir. </p>
<p>Genellikle iyi huylu tümörler meydana geliyor. Bir tane kötü huylu yumuşak doku tümörüne karşılık, 40-50 tane iyi huylu tümör görülebiliyor. Kemik tümörleri, özellikle çocukluk ve ergenlik çağında çok sık görülebilmektedir. Tek taraflı eklemde, kolda, bacakta şişlik, yürümekte zorluk, sebepsiz topallama var ise mutlaka doktora başvurulmalıdır. Zamanında müdahale ile neredeyse tamamına yakınının tedavisi mümkündür.</p>
<p><strong>Erken tanı hayat kurtarıyor, amputasyonu önlüyor</strong></p>
<p>Kemik ve yumuşak doku tümörlerinin tedavisi bu konuda özel olarak uzmanlaşmış ve hastane olarak imkanları fazla olan bir merkezde yapılmalıdır, çünkü tanıda gecikme çok ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Tümör tanısında gecikme durumunda bazı vakalarda hastada yaygın metastazlar ortaya çıkabilmektedir. Diğer branşlarda olduğu gibi kas iskelet sistemi tümörlerinde de erken tanı hayat kurtarmaktadır. </p>
<p>Kemik tümörlerinde, tümörlü kemik çıkartıldıktan sonra yerine, protez ya da biyolojik rekonstrüksiyon denilen hastanın kendi ana kemiğinin kullanılması yöntemi uygulanmaktadır. 20-30 yıl önce bu hastalarda yüzde 40 olan bacak ve kol amputasyonu oranı günümüzde yüzde 3-4’lere düşmüş durumdadır. Yani hastalar bu uzuvlarının tamamını ya da bir kısmını kaybetmek zorunda kalmamaktadır. Ayrıca uygulanan ileri teknolojiler sayesinde hastalarda ameliyat sonrası kısa bir süre içerisinde iyileşme görülmektedir. Bu nedenle erken tanı çok önemlidir. </p>
<p><strong>Sıklıkla 40 yaşından sonra görülüyor! </strong></p>
<p>Bu hastalığın görülmesinde genetik etkenler ön plandadır. Genetik bozukluk ve genlerde mutasyon gibi durumlar olduğu için hastalığın önleme şansı yoktur ancak erken tanı ile tedavi mümkün olabilmektedir. Risk faktörlerine bakıldığında; kardeşlerde tümör varsa bazı ailelerde yaygın kanserler görülebilmektedir. Bu tip durumlarda mutlaka diğer aile bireylerine tarama yapılmalıdır. Yumuşak doku tümörleri her yaş grubunda görülebilir ama sıklıkla 40 yaşından sonra ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca ileri yaşlarda metastazlar çok sık olmaktadır. </p>
<p>Multidisipliner yaklaşım bu hastalıklarda mutlaka gerekli olup, tedavinin başarılı olmasında en önemli unsurdur. Radyoloji, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, girişimsel radyoloji, nükleer tıp, fizik tedavi, onkolojik ortopedi gibi branşların bir arada ekip olarak hastayı tanı ve tedavide değerlendirmesi elzemdir. Her türlü kas iskelet sistemi tümörünün başarılı bir şekilde tedavi edilebilmesi için; uzman bir ekip, gelişmiş radyoloji teknolojileri ve kişiye özel tedavi uygulamaları çok önemlidir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775">Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Kanserinde Doğru Bilinen 7 Yanlışa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-dogru-bilinen-7-yanlisa-dikkat-574118</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 09:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Psa Testi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574118</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde hayati riske neden olan hastalıkların başında gelen kanser, her iki cinsiyette de sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-dogru-bilinen-7-yanlisa-dikkat-574118">Prostat Kanserinde Doğru Bilinen 7 Yanlışa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde hayati riske neden olan hastalıkların başında gelen kanser, her iki cinsiyette de sık görülüyor. Kadınlarda en sık görülen kanserlerin başında meme kanseri gelirken, erkeklerde ise prostat kanseri başı çekiyor. Erkeklerde yaşam konforunu bozan ve hayati riske yol açabilen prostat kanseri konusunda toplumda halen pek çok yanlış inanış bulunuyor. Bu yanlış inanışlar hem prostat kanserinde erken tanıyı geciktiriyor hem de hastaların tedaviye bakış açısını olumsuz etkileyebiliyor. Oysa doğru bilgiyle hareket edilerek erken tanı ve hastaya özel planlaması yapılması sayesinde prostat kanseri tedavi edilebiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Turhan Çaşkurlu, prostat kanseriyle ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>1 &#8211; “Genç yaşta prostat kanseri olmaz”</strong></p>
<p>Prostat kanseri genellikle ileri yaşlarda görülse de, genç erkeklerde de ortaya çıkabilir. Bu nedenle genç yaşlarda prostat kanseri olmaz gibi bir görüş yanlıştır. Prostat kanseri sadece ileri yaş erkeklerin hastalığı değildir. Prostat kanseri 40 yaş altındaki erkeklerde de nadir olsa da görülebilir. Genetik faktörler ile aile öyküsü dikkate alınmalı, bu riskler varsa genç yaşlarda düzenli doktor kontrolleri ve gerekli görülen testler yapılmalıdır.</p>
<p><strong>2- “PSA testi için 50 yaşını bekleyin”</strong></p>
<p>PSA testini yaptırmak için sabit bir yaş yoktur. Doğru yaş kişinin genetik yatkınlığına göre değişir. Ailede prostat kanseri geçmişi olmayan ve herhangi bir şikayeti bulunmayan kişiler ilk PSA testini 50 yaşında yaptırabilir. Baba, kardeş gibi birinci derece yakınlarında prostat kanseri olan kişilerin ise PSA testini 40-45 yaş gibi daha erken dönemde yaptırması gerekir. Eğer kişinin 3 yakınında prostat kanseri varsa bu genetik yatkınlığın olabileceğini gösterir. Bu durumda 40 yaşında PSA testi yaptırılması daha uygundur. Prostat kanserine dair semptomların varlığı söz konusuysa, kişi hangi yaşta olursa olsun, hemen doktor kontrolü ile PSA testini yaptırmalıdır.</p>
<p><strong>3- “Prostat kanseri sessizce ilerler, belirti vermez”</strong></p>
<p>Kanser sinsi bir hastalık olsa da her zaman sessiz ilerlemez. Bunun için kanser belirtileri konusunda farkındalık kazanmak gerekir. Prostat kanseri aslında kişiler tarafından çok önemsenmeyen birçok belirti ile erken dönemde işaret verir. Sık idrara çıkma ve gece idrara kalkma, idrar akışında zayıflama ve kanama, idrar yaparken ağrı, mesanede tam boşalmanın hissedilmemesi, idrar sonrasında idrar damlamasının devam etmesi, idrar kaçırma, cinsel fonksiyon bozuklukları gibi şikayetler prostat kanserinin habercisi olabilir. Bu belirtiler varsa dikkatli olunmalı ve doktor kontrolü ihmal edilmemelidir.</p>
<p><strong>4- “Her prostat büyümesi kansere dönüşür”</strong></p>
<p>Genellikle prostat büyümesi ve prostat kanserinin aynı şey olduğu düşünülmektedir. Prostat büyümesi ve prostat kanseri birbirinden farklı durumlardır. Her iki hastalık da prostat bezini etkiler; ancak ortaya çıkma nedenleri ve yaratabileceği sonuçlar farklıdır. Prostat büyümesi, idrar semptomlarına neden olur; ama prostat kanseri malign hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıdır. İyi huylu prostat büyümeleri ise kansere dönüşmez; çünkü iyi huylu prostat büyümesi prostatın iç kısmında, prostat kanseri ise dış kısmından gelişir. Yani farklı iki bölge vardır. Bu nedenle prostat büyümesi nedeniyle operasyon geçiren kişiler “prostatımı aldırdım, artık medikal kontrole gerek yok” diye düşünmemelidir.</p>
<p><strong>5- “PSA değerim yüksek prostat kanseriyim”</strong></p>
<p>PSA testi, erkeklerin prostat hastalıklarıyla ilgili değerleri ortaya koyan bir kan testidir. PSA değerinin yüksek olması hemen kişinin prostat kanseri olduğunu anlamına gelmez. Aynı şekilde PSA’nın düşük olması da kişinin kanser riski taşımadığını göstermez. Bazı prostat kanseri vakalarında PSA seviyesi düşük çıkabilir. Bu sebeple sadece PSA testine bakılarak prostat kanseri tanısı konulamaz. PSA testine bakılıp yorumlanırsa bazı kanser vakaları atlanabilir. Bu noktada ayrıntılı muayene önem kazanır. Prostat kanseri tanısı; aile öyküsü, kan ve idrar tahlilleri, ultrasonografi, idrar akım testi, parmak muayene, biyopsi gibi değerlendirmeler sonucunda konulur.</p>
<p><strong>6- “Sık cinsel ilişki prostat kanserine karşı korur”</strong></p>
<p>Toplumda yaygın ve yanlış olan bir inanış da sık cinsel ilişkinin prostat kanserine karşı koruyucu olabileceğidir. Sık cinsel ilişki ya da boşalmanın erkeklerde prostat kanseri riskini azalttığına dair kesin bir kanıt yoktur. Cinsel ilişki sıklığı ve prostat kanseri gelişme riski arasında bir bağlantının olup olmadığın dair araştırmalar sürse de; asıl olarak prostat kanserinin gelişiminde genetik faktörler, yaş, hormon düzeyleri ve yaşam tarzı gibi birçok farklı unsur rol oynamaktadır. Kısacası cinsel ilişkinin sıklığı prostat kanserinde tek başına hastalığı önleyici bir faktör olmaz. Erkeklerde sık boşalma prostat kanserine karşı doğrudan bir koruma sağlamaz. Düzenli doktor kontrolleri, PSA testi yaptırmak prostat sağlığını korumanın en etkili yöntemleridir.</p>
<p><strong>7- “Bu besinleri tüketirseniz prostat kanserine yakalanmazsınız”</strong></p>
<p>Prostat kanserine karşı kesin olarak koruyucu bir besin bulunmamaktadır. Ancak sağlıklı ve dengeli beslenme, prostat kanseri gelişme riskini azaltmaya ya da hastalığın ilerlemesini önlemeye yardımcı olabilir. Yeşil çay, domates, brokoli, lahana, soya fasulyesi gibi baklagiller prostat kanseri riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Şunu unutmamalıyız ki; tek başına beslenme ile prostat kanserinin önlenmesi mümkün olmaz. Prostat kanseri ile mücadele etmek için kişinin ideal kilosunu koruması, besin çeşitliliğine önem verip sebze ve meyve tüketmesi, doymuş yağ tüketimini azaltması, düzenli egzersiz yapması, sigara ve alkol tüketimini sınırlandırması ve rutin doktor kontrollerini mutlaka yaptırması gerekir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-dogru-bilinen-7-yanlisa-dikkat-574118">Prostat Kanserinde Doğru Bilinen 7 Yanlışa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barbaros Çay Bahçesi Kütüphanesi Hizmete Açıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/barbaros-cay-bahcesi-kutuphanesi-hizmete-acildi-572044</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 12:06:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=572044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından 2022 yılında yenileyerek vatandaşların hizmetine açtığı EKDAĞ Barbaros Çay Bahçesine kitapseverler için kütüphane ve okuma alanı eklendi. Yüzlerce kitabın yer aldığı kütüphane alanında çocuklar da unutulmadı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/barbaros-cay-bahcesi-kutuphanesi-hizmete-acildi-572044">Barbaros Çay Bahçesi Kütüphanesi Hizmete Açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından 2022 yılında yenileyerek vatandaşların hizmetine açtığı EKDAĞ Barbaros Çay Bahçesine kitapseverler için kütüphane ve okuma alanı eklendi. Yüzlerce kitabın yer aldığı kütüphane alanında çocuklar da unutulmadı.</p>
<p>Bir dönem Antalyalılar için önemli bir buluşma noktası olan, unutulmaz hatıralara ev sahipliği yapan Barbaros Çay Bahçesi, Büyükşehir Belediyesi EKDAĞ A.Ş bünyesinde Antalyalılara en iyi hizmeti sunmaya devam ediyor. Kaliteli ürün ve hizmet anlayışının halkın ekonomisine uygun fiyatlarla sunulmasıyla eski günlerine yeniden kavuşan Barbaros Çay Bahçesi’ne yeni sosyal alanlar da ekleniyor. Barbaros Çay Bahçesi’nde misafirlerin ve kitapseverlerin konforlu bir ortamda dinlenerek keyifli vakit geçirmesi için tesise kütüphane de eklendi. Kapalı oturma alanında okuma alanı ile birlikte hazırlanan kütüphanede farklı türlerde yüzlerce çeşit kitap kitapseverleri bekliyor. Ayrıca çocuklu aileleri de düşünen Büyükşehir, çocuklar için birbirinden renkli hikâye ve eğitici kitapları da kütüphane envanterinde yerini aldı.</p>
<h3>TÜM KİTAPSEVERLERİ BEKLİYORUZ</h3>
<p>Barbaros Çay Bahçesi’nde gerçekleşen yeniliklerle ilgili bilgi veren EKDAĞ A.Ş Genel Müdürü Ahmet Aydın, “Barbaros Çay Bahçemiz uzun yıllardır konumu itibariyle en çok bilinen, sevilen noktalardan birisidir. Daha öncesinde özelleştirilen alan 2022 yılında yeniden Büyükşehir Belediyemizin bünyesinde hizmet vermeye başladı. Çay bahçemizin manevi dokusunu arttıracak bir kitaplık ve okuma alanını tesisimize kazandırdık. Çocuklarımız için özel çocuk kitaplığı hazırladı. Buraya gelen vatandaşlarımız, öğrencilerimiz kitaplardan faydalanabilecekler. Kitapsever vatandaşlarımızda evlerinden okudukları kitapları getiriyorlar. Güzel bir alan oluşturuldu. Tüm vatandaşlarımızı bu güzellikleri yaşamak için kaliteli ve ekonomik hizmetlerimizden faydalanabilmeleri için Barbaros Çay Bahçemize bekliyoruz” dedi.</p>
<h3>KİTAPLAR HER YAŞA HİTAP EDİYOR</h3>
<p>Kızı ile birlikte sık sık Barbaros Çay Bahçesine geldiğini söyleyen emekli Fatma Yılmaz Akkaya “ Barbaros Çay Bahçesine sık sık geliyoruz. Özellikle kahvaltıları çok güzel. Kızımla birlikte kitap okumayı çok seviyoruz. Buraya da kütüphane bölümü açılması çok güzel oldu. Kitaplıkta her yaşa hitap eden kitaplar mevcut. Bizde ara ara evde okuduğumuz kitaplarımızı bırakabiliriz. Çok memnun kaldık emeği geçenlere teşekkür ederiz” diye konuştu ”diye konuştu.</p>
<h3>KÜTÜPHANE RENK KATTI</h3>
<p>Çay bahçesinin müdavimi olan İbrahim Katca ise “ Eski bir Antalyalı olarak Barbaros Çay Bahçesi’ne çok sık gelmekteyim. Çok leziz, temiz ve klimalı bir ortam. Buraya gelip rahat rahat kitabınızı okuyup eşimizle, çocuğumuzla, ailemizle gelip çayımızı kahvemizi içebiliyoruz. Eski bir mekân Belediyemizin hizmetleriyle daha da güzelleşti severek geliyoruz. Yeni kütüphanesi de renk kattı herkese hitap eden kitaplar var içerisinde. Büyükşehir Belediyemize böyle bir mekana bu güzellikleri kazandırdığı için teşekkür ederiz” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/barbaros-cay-bahcesi-kutuphanesi-hizmete-acildi-572044">Barbaros Çay Bahçesi Kütüphanesi Hizmete Açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 08:02:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların sağlıklı büyümelerinde idrar yollarının korunması kritik bir rol oynuyor. Zira, özellikle çocuklarda sık rastlanan idrar yolu enfeksiyonu sadece idrar yapmada güçlük, ateş ve huzursuzluk gibi geçici şikâyetlere yol açmakla kalmıyor; zamanında tedavi edilmezse böbreklerde kalıcı hasar da bırakabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490">İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların sağlıklı büyümelerinde idrar yollarının korunması kritik bir rol oynuyor. Zira, özellikle çocuklarda sık rastlanan idrar yolu enfeksiyonu sadece idrar yapmada güçlük, ateş ve huzursuzluk gibi geçici şikâyetlere yol açmakla kalmıyor; zamanında tedavi edilmezse böbreklerde kalıcı hasar da bırakabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, </strong>bu nedenle çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunda erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Üriner sistemde altta yatan işlevsel ya da yapısal bir anormalliğin varlığında; özellikle tekrarlayan ateşli üst idrar yolu enfeksiyonu geçirilmesi durumunda böbreklerde hasar gelişme riski yüksektir. Ülkemizde geri dönüşü olmayan kronik böbrek yetmezliğinin en sık nedenini de bu tablolar oluşturmaktadır. Dolayısıyla, çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunun ve altta yatan anormalliklerin erken saptanıp uygun şekilde tedavi edilmesi, böbrek sağlığının korunmasında çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Çocuklarda en sık görülen 2. enfeksiyon türü!  </strong></p>
<p>Üriner sistemin, yani üretra, idrar kesesi, üreterler ve böbreklerin enfeksiyonu anlamına gelen “idrar yolu enfeksiyonu”, ülkemizde çocukluk çağında üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra en sık görülen enfeksiyon olarak kayda geçiyor. Bebeklerde ve tuvalet eğitiminin verildiği oyun çağı çocuklarında daha sık görülen bu enfeksiyon; bağırsak kaynaklı olan ve üriner sistemin iç tabakasına tutunabilen üropatojen bakterilerin, perianal ve perineal alandan üretra, idrar kesesi ve böbreklere çıkmasıyla oluşuyor. Hastaların yüzde 80’inden fazlasında ise E. Coli bakterisi rol oynuyor.</p>
<p><strong>6. aydan sonra kız çocuklarında daha çok görülüyor </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu, bağışıklık sisteminin iyi gelişmemiş olması ve sünnet derisinin altında yerleşen proteus bakterileri nedeniyle yaşamın ilk 6 ayında erkek çocuklarında daha sık görülürken, ilk 6 aydan sonra ise üretranın kısa ve anüse yakın olması nedeniyle kız çocuklarında daha sık ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>En yaygın görülen 3 sebebine dikkat!</strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonunun oluşmasında en sık az su içme, idrarın tutulması, yani sık ve tam idrar yapılmaması ve kabızlık (günlük dışkılamanın yapılmaması) olmak üzere üç fonksiyonel neden etkili oluyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, “Bu fonksiyonel durumlar üriner sistemin yıkanmasını önleyerek bakterilerin üriner sisteme tutunmalarını, çoğalmalarını ve böbreklere kadar çıkmalarını kolaylaştırır ve idrar yolu enfeksiyonunun gelişimine neden olur” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Pek çok etken riski artırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Aydoğ, idrar yolu enfeksiyonuna yol açan diğer etkenleri şöyle özetliyor: “Küvette oturarak banyo yapılması veya yaz aylarında temiz olmayan havuza girilmesi de riski artırır. Antibiyotik kullanılması da riski artıran önemli bir etkendir. Bunların yanı sıra perineal ve perianal alanın parfümlü veya alkollü dezenfektan maddelerle temizliğinin yapılması, idrar yolu enfeksiyonuna neden olan üropatojen bakterilerin üriner sisteme tutunmalarını önleyen faydalı bakterilerin yok olmasına yol açarak enfeksiyonun gelişme riskini artırır.”  İdrar yolu enfeksiyonunun gelişmesinde ve tekrarlamasında; fonksiyonel nedenler kadar sık olmasa da idrar kesesinin işlev bozukluğu, idrarın mesaneden böbreklere geri kaçışı (reflü), üriner sistemde darlık, tıkanıklık ve taş gibi yapısal anormallikler de etken olabiliyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu, alt ve üst idrar yolu enfeksiyonu olmak üzere 2 grupta inceleniyor. Üretra ve idrar kesesinin tutulduğu alt idrar yolu enfeksiyonunda; idrarda kötü koku, bulanıklık ve nadiren kanın varlığı, idrar yaparken yanma-ağrı, sık idrara çıkma ve idrar kaçırma gibi işeme semptomları ön plana çıkıyor. Karnın ön-alt kısmında hafif ağrı ve 38°C altında hafif ateşle seyreden alt idrar yolu enfeksiyonu hemen ve doğru şekilde tedavi edilmezse enfeksiyon böbreklere ulaşarak üst idrar yolu enfeksiyonu gelişimine neden oluyor. Böbreklerin de tutulduğu üst idrar yolu enfeksiyonunda, işeme semptomlarına ek olarak, 38.5°C üzerinde ateş, karın ve böğür ağrısı, bulantı ve kusma gibi sistemik bulgular da gelişiyor.</p>
<p><strong>Böbrek hasarı oluşmaması için&#8230;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Aydoğ, üst idrar yolu enfeksiyonu geliştiğinde böbrek hasarı riski de oluştuğu için erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirterek, şu uyarılarda bulunuyor: “Dolayısıyla, ifade yeteneği henüz gelişmeyen küçük çocuklarda yüksek ateş, huzursuzluk-ağlama, gaz sancısı, beslenme problemi, kilo alamama, uzamış sarılık, düzelmeyen pişik ve kabızlık gibi spesifik olmayan semptomların varlığında da idrar tetkik ve kültürünün yapılması, tanı ve tedavide geç kalınmaması gerekir.”</p>
<p><strong>Antibiyotik tedavisi şart!</strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu<strong> </strong>tanısı konulur konulmaz hemen uygun antibiyotik tedavisine başlanması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Özlem Aydoğ,<strong> </strong>ilk hastalık sonrasında kız çocuklarının yüzde 40 ila 60&#8217;ında, erkek çocuklarının ise yüzde 20 ila 30’unda enfeksiyonun tekrarlayabildiği uyarısında bulunarak,  “Özellikle üriner sistemde fonksiyonel veya yapısal bir anormallik varsa enfeksiyonun tekrarlama riski daha fazladır.  Bu nedenle, tekrarlayan enfeksiyonda üriner sistemin fonksiyonel veya yapısal anormallik açısından mutlaka araştırılması gerekir. Ultrason ilk tercih olmakla birlikte, gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir. Üriner sistemde ciddi yapısal anormallik saptanırsa cerrahi tedavi gerekebilir” diyor.</p>
<p><strong>Çocukları idrar yolu enfeksiyonundan korumak için 7 kritik kural! </strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ,<strong> </strong>çocuğunuzu idrar yolu enfeksiyonundan korumak için almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Bol bol su içmesini sağlayın</li>
<li>İdrarını tutmamasına, yani sık idrar yapmasına dikkat edin</li>
<li>Günlük dışkılaması önemli. Bunun için diyet uygulanabilir, gerekirse dışkıyı yumuşatan ürünlere ve lavmana başvurulabilir.</li>
<li>Perineal ve perianal bölge<strong> </strong>hijyenine dikkat edin. Ancak parfümlü ve alkollü dezenfektan içeren ürünlerden, ıslak mendil kullanımından kaçının.</li>
<li>Banyosunu ayakta, duş şeklinde yaptırın.</li>
<li>Temizliğinden emin olmadığınız havuza sokmayın.</li>
<li>Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490">İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 16:20:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, özellikle uluslararası seyahatlerde karşılaşılabilecek enfeksiyon hastalıkları, risk grupları, alınması gereken önlemler ve seyahat sonrası dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737">Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, özellikle uluslararası seyahatlerde karşılaşılabilecek enfeksiyon hastalıkları, risk grupları, alınması gereken önlemler ve seyahat sonrası dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Seyahat enfeksiyonları üç grupta ele alınıyor!</strong></p>
<p>Seyahat hastalıklarının yolculuk yapılan yere, yolculuk şekline ve gidilen yerde yapılan aktivitelere bağlı olarak ortaya çıkan sağlık problemleri olduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Seyahat enfeksiyonları genel olarak bulaşıcı hastalıklar, seyahatin kendisinden kaynaklı sorunlar, çevresel ve bölgesel faktörlerden kaynaklı sorunlar şeklinde üç grupta ele alınabilir.” dedi.</p>
<p>Hangi durumlarda ne tür hastalıklar görülebileceğine değinen Mamçu, “Tropikal bölgelerde sıtma, sarı humma, dengue, Zika, kolera, tifo, hepatit A-B gibi enfeksiyonlar sık görülür. Kirli su ve yiyeceklerle seyahat ishali bulaşabilir. Jet lag (zaman farkı yorgunluğu), derin ven trombozu (uzun süre hareketsiz oturmaya bağlı pıhtı oluşumu) ve seyahat hastalığı (motion sickness – araç tutması) gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yüksek irtifa hastalığı, güneş çarpması, sıcak çarpması, dehidratasyon, soğuk iklimlerde donma, hipotermi, böcek ve hayvan ısırıkları ile karşılaşılabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Seyahat edenlerin yüzde 65’i az ya da çok etkilendikleri bir sağlık sorunu yaşıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde yılda 1.2 milyar insanın uluslararası seyahat ettiğini ve her yıl bu sayının arttığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “2030’da sayının 2 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Seyahatlerin yarısından fazlası, gelişmekte olan ülkelere yapılıyor.” dedi.</p>
<p>Hastalıkların daha çok gelişmiş ülkeden gelişmemiş ülkeye seyahatte ortaya çıktığına dikkat çeken Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Gelişmiş alt yapıları olan ülkelere kıyasla bazı Afrika ülkeleri, Güney Doğu Asya ve Güney Amerika’ da bazı bölgeler  daha fazla risk içerir. Ayrıca ülkelerden bağımsız olarak, hijyen ve sanitasyon şartlarının sağlıklı olmadığı, su kaynaklarının kirli olduğu bölgelerde enfeksiyonlar daha sık görülür. Yapılan çalışmalara göre seyahat edenlerin yüzde 65’i gittikleri bölgede az ya da çok etkilendikleri bir sağlık sorunu yaşıyor. Bu sorunların önemli bir kısmı diyare, solunum yolu enfeksiyonu, deri hastalıkları gibi çoğu hafif ve kendini sınırlayan özellikte hastalıklar. Bununla beraber, daha ciddi sorunlara yol açan enfeksiyonlarla da karşılaşılabiliyor, seyahat edenlerin bir kısmı seyahatini yarıda keserek ülkesine dönmek zorunda kalabiliyor.”</p>
<p><strong>Seyahatten en geç dört hafta önce Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurulmalı!</strong></p>
<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (WHO) hem hastalar hem de hekimler için yararlı web siteleri bulunduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu kaynaklar, dünyanın tüm ülkelerinde ortaya çıkan hastalık ve salgınları yakından izleyerek sık sık güncelleniyor.” dedi.</p>
<p>Alınacak önlemlerin gidilecek ülkeye, kalınacak süreye ve yapılacak aktiviteye göre değiştiğini dile getiren Mamçu, “Ülkemizde Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, yurt dışına çıkacaklara seyahat sağlığı hizmeti sunuyor. Bölgelere göre  WHO ve CDC’nin önerdiği aşılar; gidilen bölgeye, kalınacak süreye, kişinin bağışıklık durumuna  ve o anda mevcut salgın hastalık durumuna göre değişebileceği için mutlaka  konunun uzmanları tarafından  Seyahat Hastalıkları Kliniklerinde uygulanmalı. Sahra altı Afrika, Uzak Asya gibi bazı coğrafi bölgelere gitmeden önce aşılama ile yeterli düzeyde bağışıklık oluşturulmalı. Bu da en az 3- 4 hafta süreceği için planlanan seyahatten en geç dört hafta önce sağlık kuruşuna başvurulmalı.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Seyahatle ilişkili hastalıklar açısından bazı kişiler ‘yüksek riskli yolcu’!</strong></p>
<p>Seyahat öncesi bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına danışmanın seyahatle ilişkili hastalıkların önlenmesinde kritik öneme sahip olduğunu belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temel sağlık değerlendirmesi, seyahat programının gözden geçirilmesi, uygun aşıların uygulanması ve danışmanlık hizmetleri için uzmana başvurulabilir.” dedi.</p>
<p>Seyahatle ilişkili hastalıklar açısından bazı kişilerin ‘yüksek riskli yolcu’ olarak tanımlandığına dikkat çeken Mamçu, “Bunlar; ciddi sağlık sorunları nedeniyle yakın zamanda hastaneye yatış öyküsü olanlar, kronik hastalıkları olanlar, immün yetmezliği olanlar, çocuklar ve yaşlılar, gebelik veya emzirme dönemindeki kadınlar, özellikle kaliteli tıbbi hizmetten uzak, gelişmekte olan ülkelere yolculuk edecek<strong> </strong>yolcular, uzun süreli seyahat edecekler, sırt çantalılar ve insani yardım, tıbbi hizmet amacıyla seyahat edenler. Özellikle bu kişiler seyahat öncesi bir Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurmalı.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>En sık sıtma ile karşılaşılıyor…</strong></p>
<p>Seyahat dönüşünde altı hafta içinde ateş , sarılık, baş ağrısı, uykuya eğilim, kanamalar   veya  nörolojik bulguların varlığında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğinin altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Başvuruda  seyahat ve seyahatte yapılan yüzme, mağaracılık, trekking gibi aktiviteler anlatılmalıdır.” dedi.</p>
<p>En sık saptanan ateşli hastalığın sıtma olduğunu kaydeden Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sıtmanın kuluçka süresi bir yılı bulabilir. Ateş, nezle hali, terleme, üşüme gibi şikayetlerle başlayabilir. Sıtma dışında; gidilen ülkenin mikrobik yapısına ve vücudun bağışıklık durumuna bağlı olarak, ülkemizde görülmeyen pek çok tropikal hastalık görülebilir.</p>
<p>Bununla birlikte Türkiye’ye gelen yabancı turistler açısından, ülkemizin alt yapı, hijyen ve sanitasyon şartları yeterli olup, WHO tarafından seyahat öncesi herhangi bir önlem önerilmeyen ülkeler arasında. Bununla beraber Güneydoğu veya Çukurova Bölgesi’nde sıtma, Güneydoğu’da tifo, amipli dizanteri, bruselloz, leyişmaniyoz ve Tokat, Sivas, Erzurum, Trabzon gibi Kelkit Vadisi çevre illerinde Kırım-Kongo hemorajik ateşi hastalıklarına karşı dikkatli olmak gerekebilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737">Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[beliren]]></category>
		<category><![CDATA[bulgular]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[kasıkta]]></category>
		<category><![CDATA[öksürürken]]></category>
		<category><![CDATA[şişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan çıkan kasık fıtığı, başlangıçta hafif şişlik ve rahatsızlık hissiyle kendini belli edebiliyor. Ancak ilerleyen aşamalarda bu masum başlangıç, bağırsak delinmesi ve karın içi enfeksiyon gibi ölümcül tablolara yol açabiliyor. Dünya genelinde yılda 20 milyondan fazla, ABD’de ise 700 binden fazla karın duvarı fıtığı ameliyatı yapılıyor. Türkiye’de de kasık fıtığının cerrahların en sık gördükleri hastalıklar arasında olduğunu söyleyen<strong> Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> özellikle erkeklerde görülme  oranının kadınlara göre 25 kat fazla olduğunu ve risk faktörleri arasında ağır işlerde çalışma, kontrolsüz spor ve bazı kronik hastalıkların yer aldığını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Fıtık en çok kasık bölgesinde görülüyor</strong></p>
<p>Fıtığın Latince &#8216;yırtılma&#8217; kelimesinden türetildiğini ve bir organ ya da dokunun çevresinde bulunan duvarlardaki kusurdan dışarı çıkması olarak tanımlandığı bilgisini veren Prof. Dr. Özgen Işık, &#8220;Vücudun farklı bölgelerinde görülebilir, ancak en sık karın duvarı ve kasık bölgesinde oluşur. Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla 25 kat daha sık görülür. Bunun nedeni, anne karnındaki gelişim sırasında testislerin karın boşluğundan kasık kanalına inişinin karın duvarında zayıf noktalar bırakmasıdır. Ayrıca, ağır fiziksel işlerde çalışmak ve ağır yük kaldırmak gibi eforlar da riski artırır. Kasık fıtığı yaşamın belirli dönemlerinde daha sık görülür. Çocukluk çağı, 30’lu-40’lı yaşlar ve 70-80’li yaşlar en sık görüldüğü dönemlerdir” diyor.</p>
<p><strong>Belirtiler sinsi olabilir</strong></p>
<p>Kasık fıtığı belirtileri çok hafif ve silik bulgulardan oldukça şiddetli bulgulara kadar değişkenlik gösterebildiği gibi hiç belirti görülmediği durumlar da söz konusu olabiliyor. Kasık fıtıklarının önemli bir kısmı rutin hekim muayenesinde tesadüfen saptanıyor. Bulguların değişkenliğini kasık fıtığından dışarıya sarkan içeriğin belirlediğini söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, şu bilgileri veriyor: “Karın içerisindeki organlardan ince bağırsaklar, kalın bağırsak, idrar kesesi (mesane), karındaki yağ dokuları, nadiren apendiks ve kadın hastalarda yumurtalık, kasık fıtığından sarkabilir. Erken  bulgular; kasık bölgesinde ıkınma, ayağa kalkma, öksürme ile belirginleşen şişlik, hafif ağrı olabileceği gibi, ilerleyen aşamalarda sarkan organın fıtık içerisinde sıkışmasına bağlı olarak kasıkta belirginleşen şişliğin geçmemesi, bu şişlik üzerinde şiddetli ağrı ve kızarıklık, bulantı-kusma, karında yaygın şişlik, ateş, idrar yaparken ağrı ve idrarı tam boşaltamama hissi gibi acil müdahale gerektiren bulgular da gelişebilmektedir.”</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle hızlı iyileşme sağlanıyor</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarının tedavisinde cerrahinin ön plana çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, &#8216;Semptomatik kasık fıtıklarında ameliyatsız tedavinin önerilmediğine dikkat çekiyor. Korselerin sadece ağrıyı azaltabileceğini, ancak fıtığı tedavi etmeyeceğini vurguluyor. Kalıcı çözümün ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Özgen Işık, günümüzde laparoskopik ameliyatların tercih edilmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: “Kapalı (laparoskopik) yöntemle 3 küçük kesiden girilerek yapılan onarım, ağrının daha az olması, iyileşmenin hızlı gerçekleşmesi ve işe dönüş süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ameliyat sonrası 1 gün hastanede kalınır, hafif işlere 1 haftada, tam aktiviteye 6-8 haftada dönülür.”</p>
<p><strong>Nüks ihtimali olabiliyor</strong></p>
<p>Ameliyat olan hastalarda tüm teknikler dahil edildiğinde nüks oranı yüzde 1 ile 10 arasında değişiyor. Ancak modern sentetik yama teknikleriyle bu oran çok daha düşüyor.  Nükslerin yarısından fazlası ise ameliyat sonrasında ilk 3 yılda görülüyor.</p>
<p><strong>Korunmak için bunlara dikkat!</strong></p>
<p>Kasık fıtığını önlemek için bazı yaşam kurallarına dikkat etmek gerekiyor. Bunların başında kilo kontrolü ve düzenli egzersiz geliyor. Böylece karın duvarı yapıları güçleniyor. Ancak kontrolsüz ve aşırı zorlayıcı egzersiz ile çalışma koşulları ise fıtık oluşumuna zemin hazırlıyor. Ayrıca kronik kabızlığın, solunum yolu hastalıklarının, prostat hastalıklarının, karın içi basıncını artıran önemli hastalıkların kasık fıtığı oluşumuna neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgen Işık, “Tedavi edilmemeleri halinde kasık fıtığının gelişmesine yol açabileceklerinden bu hastalıkların tedavisi hem kişinin sağlığına kavuşması hem de fıtıktan uzak kalması açısından önemlidir” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ses teli nodülleri çocuklarda da sık görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ses-teli-nodulleri-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560719</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2025 11:25:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[nodülleri]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[teli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabahları sesiniz çatallı mı çıkıyor? Konuşurken zorlanıyor ya da boğazınızda bir şey varmış gibi mi hissediyorsunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ses-teli-nodulleri-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560719">Ses teli nodülleri çocuklarda da sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabahları sesiniz çatallı mı çıkıyor? Konuşurken zorlanıyor ya da boğazınızda bir şey varmış gibi mi hissediyorsunuz? Ses kısıklığı çoğu zaman geçici ve masum bir sorun olarak görülse de kimi zaman da altında ciddi hastalıklar yatabiliyor! <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Seyfettin Aslan</strong> <strong>“</strong>Yapılan çalışmalarda; özellikle sesini yoğun şekilde kullanan neredeyse her 4 kişiden birinin ses kısıklığı ile karşılaştığı bildirilmektedir. Ses kısıklığı dışında seste çatallanma, kabalaşma, yorulma ve özellikle kadın hastalarda sesin erkek sesi gibi çıkması diğer başvuru şikayetleridir<strong>”</strong> diyor. </p>
<p>Ses kısıklığı sorununun mevsimsel alerji, üst solunum yolu enfeksiyonları veya reflüye bağlanmasının, altta yatan daha önemli bir sorunun tedavisini geciktirebildiğini vurgulayan Dr. Aslan “Bu nedenle ses kısıklığımızı çeşitli şekillerde masum bir nedene bağlamadan önce mutlaka kulak, burun ve boğaz muayenesi yaptırmalıyız. Çünkü ses teli nodülü, kisti ve polibinden erken evre ses teli kanserine dek birçok hastalık ilk etapta ses kısıklığı olarak bulgu vermektedir ” diye konuşuyor. </p>
<p>KBB Uzmanı Dr. Seyfettin Aslan, ses kısıklığına yol açan 7 etken ile sağlıklı ve güçlü bir sesin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonları</strong></li>
</ul>
<p>Sıklıkla viral üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ortaya çıkan ses kısıklığı enfeksiyon tablosu geriledikten sonra kısa süre içerisinde düzelmektedir. Ancak bu dönemde sigara tüketmemek, sesi yoğun kullanmamak önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Alerji</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Aslan “Mevsim geçişlerinde yoğun üst hava yolu alerjenleri (ev tozu, polen vb) ile temas sonucu burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırık ile birlikte seste değişiklik yaşanabiliyor. Muayenede üst hava yollarındaki alerjik değişiklikleri görerek tanı koyabilmekteyiz. Tedavide ise alerjen maddelerden kaçınmak da kritik önem taşımaktadır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Reflü</strong></li>
</ul>
<p>Laringofaringeal reflü ses kısıklığı yapabilmektedir. Ses kısıklığının yanı sıra midede yanma, boğazda asit tadı hissedilmesi ve mide içeriğinin boğaza kaçması gibi şikayetlerin varlığı reflü larenjitine işaret etmektedir. Tedavide ilacın yanı sıra yaşam tarzı değişikliği (mide asit salgısını artırabilecek yoğun baharatlı yiyeceklerin ve kola-kahve gibi içeceklerin tüketiminden kaçınılması, gece geç saatte besin tüketilmemesi vb) büyük rol oynamaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Ses teli nodülleri</strong></li>
</ul>
<p>KBB Uzmanı Dr. Aslan “Ses teli nodülleri günümüzde çocuklarda da sık görülmektedir. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklarda spor, oyun veya sosyal aktivite sırasında yüksek sesle veya bağırarak konuşmaya bağlı olarak ses teli nodülleri gelişebilmektedir. Bu nodüler dokular konuşma sırasında ses tellerinin titreşimini bozarak ses kısıklığına neden olmaktadır. Tedavide konuşma ve ses terapisi hastalarımız için faydalı olmaktadır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ses teli polipleri ve kistleri</strong></li>
</ul>
<p>Ses tellerinde oluşan polip ve kistler, uzun süreli ses kısıklığının önemli nedenlerindendir. Polipler genellikle sigara kullanımı ve sesin yanlış kullanılmasıyla ortaya çıkar. Kistler ise ses teli içinde yerleşir ve doğuştan olabileceği gibi sıklıkla sonradan gelişir. Her iki durumda da ses kalınlaşır, çatallanabilir ve tedavi için genellikle cerrahi ile ses terapisi gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Sigara polibi</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Seyfettin Aslan “Hastalarımıza sigara polibi olarak anlattığımız Reinke ödemi (ses telleri yüzey epitelinin hemen altında koyu, jöle benzeri sıvı birikimi) sesin normalden daha kalın hale dönmesine neden olur. Yoğun sigara kullanımı ile ilişkilidir. Özellikle kadın hastalarımız seslerinin erkek sesine benzemesinden, örneğin; telefonda ‘buyrun beyefendi’ diye hitap edilmesinden şikayetçi olmaktadırlar. Tedavisi sigarayı bırakmak ve cerrahidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ses teli kanseri</strong></li>
</ul>
<p>Ses telinin iyi huylu hastalıkları gibi erken evre ses teli kanseri de ses kısıklığıyla bulgu verir. Bu nedenle özellikle yoğun sigara içen, alkol kullanan veya ailesinde baş, boyun kanseri öyküsü olan bir hastada ses kısıklığı geliştiğinde mutlaka KBB uzmanı tarafından laringoskopik muayene yapılmalıdır. </p>
<p><strong>xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Sağlıklı ve güçlü bir sesin 9 püf noktası</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Dr. Seyfettin Aslan, ses sağlığımızı korumanın ve sağlıklı, güçlü bir sese sahip olmanın 9 püf noktasını şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Boğazınızı temizleme davranışından kaçının</li>
<li>Ortam gürültülü de olsa bağırmayın, yüksek sesle konuşmayın</li>
<li>Aralıksız konuşmayın. Birkaç kelimede bir nefes alıp sonra konuşmaya devam edin</li>
<li>Kafeinli veya asitli içecekleri fazla tüketmeyin </li>
<li>Bol sıvı alarak boğazınızı nemli tutun</li>
<li>Düzenli ve yeterli uyuyun</li>
<li>Sigara ve alkolden kaçının</li>
<li>Sesinizi yoğun kullanacaksanız mutlaka öncesinde ses ısıtma egzersizleri yapın</li>
<li>Sesinizin yorulduğunu hissettiğinizde mutlaka dinlendirin </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ses-teli-nodulleri-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560719">Ses teli nodülleri çocuklarda da sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fibromiyalji çocuklarda da sık görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fibromiyalji-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560047</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 07:57:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[fibromiyalji]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her sabah yorgun uyanıyor, özellikle boynunuzda, belinizde ve sırtınızda bazen de tüm vücudunuzda ağrılar hissediyor, gün içerisinde aktivitelerinizi gerçekleştirirken zorlanıyor musunuz? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fibromiyalji-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560047">Fibromiyalji çocuklarda da sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah yorgun uyanıyor, özellikle boynunuzda, belinizde ve sırtınızda bazen de tüm vücudunuzda ağrılar hissediyor, gün içerisinde aktivitelerinizi gerçekleştirirken zorlanıyor musunuz? <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ</strong>, tüm dünyada yaygın görülen bu hastalığın fibromiyalji olduğunu belirterek “Kadınlarda erkeklerden çok daha fazla görülen bu hastalıkla son yıllarda çocuklarda da sık karşılaşılıyor. Günlük yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyen, depresyona neden olarak sosyal ilişkilerin bozulmasına, okul ve iş hayatında başarının düşmesine yol açabilen bu hastalığın tedavisini ilaçla ve ilaç dışı yöntemler olarak sınıflandırabiliriz. Ancak ilaç kullanılsa dahi tek başına yetersiz kalacağından mutlaka ilaç dışı tedavi yöntemlerini de beraberinde uygulamak gerekir” diyor. </p>
<p>Fibromiyaljinin tek tip tedavisi olmadığını, her bireyin ihtiyaçlarına göre tedavi uygulanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydoğ “Fibromiyalji tedavisi zor bir hastalıktır. Hastalığın nedeni hakkında sınırlı bilgiye sahip olmamız ve geleneksel ağrı kesicilere yanıtın olmaması tedaviyi güçleştirmektedir. Öncelikli olarak fibromiyalji gerçek bir hastalık olarak kabul edilmeli, hasta hastalık hakkında bilgilendirilmeli ve bu hastalığı yönetmesi öğretilmelidir” diye konuşuyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, ilaçsız tedavide öne çıkan, ilaç kullananların da mutlaka uygulaması gereken 7 etkili yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Hafif tempolu, düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Fibromiyalji tedavisinde en etkili yöntemlerden biri olan düzenli egzersiz (aerobik egzersizler, kas kuvvetlendirme egzersizleri, su içinde yapılan egzersizler vb), kasları güçlendiriyor, ağrıyı azaltıyor, beyin ve vücut arasındaki iletişimi düzenliyor ve uyku kalitesini artırıyor. Ağır egzersiz değil, hafif tempolu bir yürüyüş, yüzme, bisiklet, yoga ya da pilates yapılmasında fayda var. </p>
<ul>
<li><strong>Kafeini sınırlayın</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ece Aydoğ “Fibromiyalji tedavisinde uyku düzeni çok önemlidir. Fibromiyalji hastalarının büyük çoğunluğu gece boyunca derin uykuya dalamadıkları için, bu durum da ağrı eşiğinin düşmesine ve ağrının daha yoğun hissedilmesine neden oluyor. Bu nedenle, gün içinde aşırı kafein tüketiminden kaçının, özellikle akşamları kafein içeren içeceklerden uzak durun, gün içinde şekerleme yapmayın, kendi yatağınızda ve karanlık bir ortamda yatın. Ayrıca mutlaka yatağa her gün aynı saatte girip, aynı saatte uyanmaya özen gösterin” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Beslenmenize dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle D vitamini, B12 vitamini ve magnezyum başta olmak üzere bazı vitamin ve mineral eksiklikleri fibromiyalji ağrılarını artırabildiğinden dolayı, beslenmenize dikkat edin, gerekirse tetkiklerinizi yaptırarak eksik vitaminlerinizi doktor önerisiyle takviye olarak alın. Rafine şekerden ve işlenmiş gıdalardan kaçının. </p>
<ul>
<li><strong>Stresinizi yönetmeyi öğrenin</strong></li>
</ul>
<p>Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan stres, belirli düzeyde olduğunda fayda sağlıyor ancak aşırı, yönetilemeyen stres fibromiyalji ağrılarını artırıyor. Bu nedenle stresinizi yönetmeyi öğrenin, gerekirse bu konuda uzman desteği alın. Nefes terapileri ve meditasyon da fayda sağlayacaktır. </p>
<ul>
<li><strong>Fizik tedaviden destek alın</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ece Aydoğ “Tedavi süreci mutlaka doktor kontrolünde ilerletilmelidir. Yanlış ve gereksiz tedaviler hastalığın daha komplike hale gelmesine neden olurken, maddi ve manevi kayıplarla sonuçlanır” diyor. Fizik tedavi yöntemlerinin, kas ve iskelet sistemi üzerindeki yükleri azaltarak fibromiyalji ağrılarını kontrol etmede büyük rol oynadığını belirten Prof. Dr. Aydoğ, ihtiyaca göre belirlenecek seanslarda, fizyoterapist eşliğinde uygulanacak yöntemlerin, kişinin günlük yaşam kalitesini artırdığını söylüyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Gün ışığından mutlaka faydalanın</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle yaz güneşi vücutta D vitamini sentezini destekleyerek kas ve kemik sağlığını koruyor, fibromiyalji kaynaklı ağrıların hafifletilmesine yardımcı olabiliyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında, öğle saatlerinde sadece kollar ve bacakları 15-20 dakika güneşe maruz bırakarak vücutta D vitamini üretimi sağlanabilir.   </p>
<ul>
<li><strong>Oturuş pozisyonunuza dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle bilgisayar karşısında uzun süre yanlış pozisyonda oturmak fibromiyalji ağrılarının tetiklenmesine neden oluyor. Prof. Dr. Ece Aydoğ “Masa başında çalışırken omuzları öne düşürmek ya da kambur durmak kasları gerer ve ağrıyı artırır. Bu nedenle bilgisayar karşısında otururken ve ayaktayken dik durmaya ve omuzlarınızı geride tutmaya, belinizi yastıkla desteklemeye özen gösterin” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fibromiyalji-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560047">Fibromiyalji çocuklarda da sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetik yaptırmak isteyenlerin en sık düştüğü 5 hata!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/estetik-yaptirmak-isteyenlerin-en-sik-dustugu-5-hata-522680</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2025 09:46:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düştüğü]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[isteyenlerin]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaptırmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=522680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Instagram ve TikTok gibi sosyal medya platformları, günümüzde güzellik anlayışını köklü bir şekilde değiştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-yaptirmak-isteyenlerin-en-sik-dustugu-5-hata-522680">Estetik yaptırmak isteyenlerin en sık düştüğü 5 hata!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Instagram ve TikTok gibi sosyal medya platformları, günümüzde güzellik anlayışını köklü bir şekilde değiştirdi. Sürekli karşımıza çıkan filtreli fotoğraflar ve mükemmel görünümler, pek çok kişiyi, bu görüntüleri kendilerine hedef alarak estetik cerrahiye yöneltiyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Nihal Üstün</strong> “Artık pek çok kişi, fotoğraflarındaki düzenlemeleri gerçek hayatta da elde etmeyi istiyor. &#8220;Snapchat dismorfisi&#8221; adı verilen bu olgu, kişilerin düzenledikleri selfie&#8217;lerinden memnun kalıp, o görüntüyü gerçek hayatta da yakalamak istemelerini tanımlar. Ancak bu arzu, bazen imkansız görünen estetik standartlara ulaşma çabasına dönüşebiliyor ve telafisi çok zor hatta mümkün olamayan sorunlarla da karşılaşılabiliyor” diyor. Özellikle ünlüler ve influencerların, estetik işlemleri açıkça paylaşarak bu konuyu sosyal medyada aktif olan genç nesil başta olmak üzere pek çok kişi için daha cazip hale getirdiğini belirten Dr. Üstün, estetik cerrahinin artık sıradan bir uygulama gibi görüldüğünü, bunun sonucunda da bazı önemli hatalara çok sık düşülebildiğini söylüyor. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Nihal Üstün, toplumumuzda estetik yaptırmak isteyenlerin en sık düştüğü 5 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Cerrah seçimini sadece sosyal medya üzerinden yapmak </strong></li>
</ul>
<p><strong>Sosyal medyanın, bir doktor hakkında fikir edinmek için kullanılabileceğini ancak karar vermek için yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Nihal Üstün “Takipçi sayısı ya da estetik görseller, bir hekimin bilgi ve beceri düzeyini garanti etmez. Cerrahın tıp eğitimini, uzmanlık sürecini, deneyimini ve hasta memnuniyetini sorgulamak gerekir. Estetik cerrahi, ciddi bir tıbbi süreçtir ve doğru uzmanla çalışmak, hem güvenli hem de tatmin edici sonuçlara ulaşılmasını sağlar. Aksi taktirde yaşanacak sorunların telafisi çok zor olabilir hatta mümkün olmayabilir” diyor.  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Filtreli fotoğraflara bakıp gerçek dışı bir görünüm beklemek  </strong></li>
</ul>
<p><strong>Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Nihal Üstün “Estetik yaptırma isteğiyle  başvuran hastalar zaman zaman filtreli, dijital olarak oynanmış fotoğraflarla geliyor. Ancak bu görsellerin çoğu, fiziksel olarak mümkün olmayan oranlar ve pürüzsüzlük içeriyor. Estetik cerrahi kişinin doğasına uygun iyileştirmeler yapabilir ama bir sosyal medya filtresi kadar yapay bir görüntü oluşturmak gerçekçi değildir” diyor. Dr. Üstün, gerçek beklentilerle yola çıkıldığında, daha başarılı ve doğal sonuçlara ulaşılabileceğinin vurguluyor. </strong></p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Olası riskleri ve komplikasyonları göz ardı etmek</strong></li>
</ul>
<p><strong>Her estetik işlemin belirli riskler taşıdığını, bu gerçeği görmezden gelmenin doğru olmadığını vurgulayan Dr. Üstün şöyle konuşuyor: “Sosyal medyada sıkça, sadece güzel sonuçlar paylaşıldığı için bazı hastalar süreci olduğundan basit zannedebiliyor. Halbuki iyi bir cerrah, ameliyat kadar risklerini de açıkça anlatmalıdır. Yapılacak işlem ve olası komplikasyonları hakkında önceden doğru kaynaklardan detaylı bilgi sahibi olmak, güvenli bir karar süreci ve sağlıklı sonuçlara ulaşılmasını sağlar. Ancak ne yazık ki toplumumuzda bu konuda önemli eksiklikler var ve bazı kişiler kurdukları hayal doğrultusunda tüm imkansızlıkları ve olası olumsuzlukları göz ardı ederek ısrarcı davranabilmektedir.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Sadece popüler olduğu için ameliyat olmak </strong></li>
</ul>
<p><strong>Bazı estetik uygulamalar dönem dönem çok popülerleşebiliyor ancak popülariteden ziyade kişinin kendini tanıması ve ona göre hareket etmesi gerekiyor. Dr. Üstün “Her bireyin vücut yapısı, yaşam tarzı ve beklentisi farklıdır. Bu nedenle estetik cerrahiye sadece trend olduğu için karar vermek yerine, gerçekten kişinin kendisine uygun olup olmadığını konunun uzmanı ile değerlendirmesi gerekir. Bu sayede hem olumsuz sonuçların önüne geçilebilir hem de uzun vadede daha iyi sonuçlara ulaşılması sağlanır” diyor. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Ameliyat sonrası süreci hafife almak </strong></li>
</ul>
<p><strong>Kimi hastaların ameliyat sonrası süreci önemsemediğini, bu nedenle bazı sorunlarla karşılaşıbildiğini belirten Dr. Nihal Üstün “Estetik ameliyat, ameliyat masasından kalktığınız anda bitmiş olmaz. Sonuçların oturması, iyileşmenin sağlıklı ilerlemesi ve komplikasyon risklerinin düşmesi için iyi bir bakım süreci gerekir. Bazı hastalar, bu süreci göz ardı ettiği için istenmeyen durumlarla karşılaşabiliyor. Doktorun önerdiği şekilde dinlenmek, bakım yapmak ve kontrolleri aksatmamak, işlemin başarısını doğrudan etkiler ve istenilen sonuca ulaşılmasını sağlar” diyor.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-yaptirmak-isteyenlerin-en-sik-dustugu-5-hata-522680">Estetik yaptırmak isteyenlerin en sık düştüğü 5 hata!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesi Âşık Veysel&#8217;i Unutmadı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-asik-veyseli-unutmadi-2-461352</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2024 09:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[unutmadı]]></category>
		<category><![CDATA[veyseli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461352</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü (TDAE) tarafından Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait Eğrilmez’in koordinatörlüğünde EÜ Devlet Türk Müziği Konservatuvarı (DTMK) ve Türk Dili ve Lehçeleri Anabilim Dalı Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında “Türk Dünyası Âşık Veysel’i Unutmadı” konseri düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-asik-veyseli-unutmadi-2-461352">Ege Üniversitesi Âşık Veysel&#8217;i Unutmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Etkinliğe EÜ TDAE Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Alimcan İnayet, TDAE Türk Dili ve Lehçeleri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Şahin, EÜ DTMK Müdürü Prof. Dr. Özge Gülbey, EÜ Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabriye Yuşan, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</span></p>
<p><span>EÜ Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Konferans Salonu’nda düzenlen konserde EÜ Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait Eğrilmez, EÜ DTMK Ses Eğitimi Bölümü Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı Öğretim Üyesi Dr. Gani Pekşen, EÜ DTMK Türk Müziği Bölümü Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı Öğr. Gör. Hakkı Balamir ve konuk sanatçı Assyl Shakirt; Türk Halk Müziği’nin büyük sanatkarı, büyük halk ozanı Aşık Veysel’in hayatından doneler aktararak, eserlerini seslendirdi.</span></p>
<p><b><span>“Türk Cumhuriyetlerindeki gençler de Âşık Veysel’i tanımalı” </span></b></p>
<p><span>Konserin açılışında konuşan EÜ DTMK Müdürü Prof. Dr. Özge Gülbey, “Türk Halk Müziği hatta Türk Halk Edebiyatı için en önemli figürlerden bir tanesi Âşık Veysel. Geçtiğimiz yıl 2023 yılı, UNESCO Âşık Veysel Yılı kabul edildi, bir yıl boyunca dünyanın her yerinde çok farklı organizasyonlarda Âşık Veysel’e dokunduk. Bu sosyal sorumluluk projesinde de Türk Cumhuriyetlerinden gelen çok değerli 18-25 yaş arasındaki gençlerin, Âşık Veysel’i tanımasına, en azından onun türkülerinden bir tanesini öğrenmesine, onun sözel içeriğinde neyi ifade ettiğini anlamasını hedefledik” dedi.</span></p>
<p><span>Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Alimcan İnayet, “Âşık Veysel, Türk âşıklık geleneğinin ortaya koyduğu en büyük Türk değerlerden bir tanesidir. Kültürel değerleri burada anlatmak, hatırlamak, gençlere tanıtmak, geleneksel kültürümüzün sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Bugünü bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor” diye konuştu. </span></p>
<p><b><span>“Her kornea bağışı öldükten sonra iki kişiye ışık oluyor”</span></b></p>
<p><span>Konuşmasında; Âşık Veysel’in yakalayamadığı tedavi şansını başkaları yakalayabilsin diye göz doktoru olmaya karar verdiğini belirten EÜ Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait Eğrilmez, “Âşık Veysel eğer 100 yıl sonra doğsaydı, şu an ki teknoloji ile görüyor olurdu. Âşık Veysel’i gördürecek olan ameliyat kornea nakli ameliyatıdır. Öldükten sonra da isterseniz bu bedenle de vatana hizmet edebilirsiniz, organ bağışlarsanız. Her organ bağışı öldükten sonra iki kişiye ışık olabilir. Biz hepimiz sahnedekiler, kornealarını bağışlamış sanatçılarız. Salondakilerden de bizim yaptığımızı yapmamızı bekliyoruz. Eğer Türkiye’nin yüzde biri öldükten sonra korneasını bağışlarsa Türkiye’de bir kişi, bir saniye bile kornea beklemiyor olacak. Bu umutla biz konserlerimize devam edeceğiz” dedi.</span></p>
<p><span>UNESCO 41. Genel Konferansı’nda Türk devletlerinin Âşık Veysel için birlik olduğunu belirten Prof. Dr. Eğilmez, “Türk dünyası dayanışma göstererek ülkemiz dışında Azerbaycan, Macaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Makedonya, Ukrayna ve Özbekistan’ın desteğiyle 2023 yılının UNESCO tarafından Âşık Veysel Yılı olarak ilan edildi. Biz bu etkinliği düzenleyerek Türk Dünyasının Âşık Veysel’e verdiği desteğe teşekkür ediyoruz” dedi. </span></p>
<p><b><span>Katılımcılar ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ türküsünü birlikte söyledi</span></b></p>
<p><span>Konsere konuk sanatçı olarak katılan Assyl Shakirt ise, “Bu etkinlik benim için çok değerli, çok önemli çünkü bu etkinlik tüm Kazakistan’ımızın tanıtılmasına imkân sağladığı için çok minnettarım. Bu etkinlik bütün Türklerin birleşmesine vesile oluyor” diye konuştu. </span></p>
<p><span>         Dinleyicilerin beğenisini kazanan konserin sonunda tüm katılımcılar Âşık Veysel’in unutulmaz “Uzun İnce Bir Yoldayım” türküsünü hep birlikte söyledi.</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-asik-veyseli-unutmadi-2-461352">Ege Üniversitesi Âşık Veysel&#8217;i Unutmadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanmayla ağız ve diş problemleri artıyor! Tükürük azalması ve ağız kuruluğu yaşlılarda daha sık görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslanmayla-agiz-ve-dis-problemleri-artiyor-tukuruk-azalmasi-ve-agiz-kurulugu-yaslilarda-daha-sik-goruluyor-455266</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 May 2024 16:38:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[azalması]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tükürük]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455266</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanmayla ile birlikte ağız ve diş problemlerinin daha yaygın hale geldiğini kaydeden uzmanlar, diş eti hastalıkları, diş çürümesi, tükürük azalması ve ağız kuruluğu gibi problemlerin de daha sık görüldüğünü söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayla-agiz-ve-dis-problemleri-artiyor-tukuruk-azalmasi-ve-agiz-kurulugu-yaslilarda-daha-sik-goruluyor-455266">Yaşlanmayla ağız ve diş problemleri artıyor! Tükürük azalması ve ağız kuruluğu yaşlılarda daha sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diş hekiminin yaşlı bireylere özel beslenme önerileri, ağız hijyeni teknikleri ve ağız kuruluğu gibi problemler için çözümler sunabileceğini vurgulayan Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Yaşlı bireylerin en az yılda 2 kez diş muayenesi ve kontrolünden geçmesi öneriliyor. Diş eti hastalığı veya diyabet gibi kronik hastalığı olan yaşlı bireylerin daha sık diş hekimine gitmesi gerekebilir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz,<strong> </strong>yaşlılık döneminde düzenli diş muayeneleri ve kontrollerinin önemi hakkında bilgi verdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>“Düzenli diş muayeneleriyle problemler erken teşhis ve tedavi edilebiliyor”</strong></p>
<p>Yaşlılık döneminde, ağız ve diş sağlığını korumak için düzenli diş muayeneleri ve kontrolleri yaptırmanın çok önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, bunun birkaç sebebinin olduğunu belirterek, “Yaşlanma ile birlikte ağız ve diş problemleri daha yaygın hale geliyor. Diş eti hastalıkları, diş çürümesi, tükürük azalması ve ağız kuruluğu gibi problemler yaşlı bireylerde daha sık görülüyor. Düzenli diş muayeneleri ve kontrolleri ile bu problemler erken teşhis ve tedavi edilebilir.” dedi.</p>
<p><strong>“Diyabet, kalp hastalığı ve Alzheimer gibi kronik hastalıkları tetikleyebiliyor”</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının genel sağlık ile bağlantılı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Diş eti hastalıkları ve diğer ağız problemleri diyabet, kalp hastalığı ve Alzheimer gibi kronik hastalıkları tetikleyebilir veya şiddetlendirebilir. Düzenli diş muayeneleri ve kontrolleri ile bu riskler azaltılabilir.” şeklinde öneride bulundu.</p>
<p><strong>“El becerilerinde azalma ve görme problemleri zorlayabiliyor”</strong></p>
<p>Yaşlı bireylerin diş bakımı konusunda daha fazla yardıma ihtiyaç duyabildiğini de söyleyen Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “El becerilerinde azalma ve görme problemleri gibi yaşlanma ile birlikte gelen bazı problemler, yaşlı bireylerin diş bakımını kendi başlarına yapmalarını zorlaştırabiliyor. Düzenli diş muayeneleri ve kontrolleri sırasında diş hekimi veya diş hijyenisti, yaşlı bireylere diş bakımı konusunda gerekli yardımı ve eğitimi sağlayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>“Yaşlı bireylerin yılda en az 2 kez diş muayenesi ve kontrolünden geçmesi öneriliyor”</strong></p>
<p>Diş hekiminin yaşlı bireylere özel beslenme önerileri, ağız hijyeni teknikleri ve ağız kuruluğu gibi problemler için çözümler sunabileceğini de vurgulayan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Yaşlı bireylerin en az yılda iki kez diş muayenesi ve kontrolünden geçmesi önerilir. Diş eti hastalığı veya diyabet gibi kronik hastalığı olan yaşlı bireylerin daha sık diş hekimine gitmesi gerekebilir.” diye konuştu.</p>
<p>Diş muayenesi ve kontrolü sırasında diş hekiminin, dişlerin ve diş etlerinin genel durumunu inceleyerek diş eti hastalığı ve diş çürümesi olup olmadığını kontrol ettiğini de kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, ağız kanseri taraması, tükürük akışını ölçme, gerekirse röntgen çekimi ve diş bakımı ve ağız hijyeni konusunda gerekli tavsiyelerin de verildiğini anlattı.</p>
<p><strong>Yaşlı hastaların özel bir diş bakımı ve tedavisine ihtiyacı var</strong></p>
<p>Yaşlılara diş fırçalamak ve diş ipi kullanmak gibi günlük ağız hijyenini ihmal etmemeleri, sağlıklı ve dengeli beslenmeleri, şekerli ve asitli yiyecek ve içeceklerden kaçınmaları, yeterli su içmeleri, sigara ve alkolden uzak durmaları konusunda tavsiyelerde de bulunan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, yaşlı hastaların, farklı sağlık problemleri ve ilaç kullanımı gibi çeşitli faktörlerden dolayı özel bir diş bakımı ve tedavisine ihtiyacı duyduklarını da söyledi.</p>
<p>Geriatri diş hekimliğinin yaşlı hastaların ağız ve diş problemlerini teşhis ve tedavi etme konusunda uzmanlaşmayı sağlayan bir eğitim programı olduğunu da kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, yaşlı ve engelli hastalar için diş kliniklerinde tekerlekli sandalye kullanan hastaların rahatça girebilmesi ve tedavi olabilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması, yaşlı hastaların uzun süreli tedavilerde rahat edebilmesi için ergonomik klinik üniteleri kullanılması gerektiğini de vurguladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayla-agiz-ve-dis-problemleri-artiyor-tukuruk-azalmasi-ve-agiz-kurulugu-yaslilarda-daha-sik-goruluyor-455266">Yaşlanmayla ağız ve diş problemleri artıyor! Tükürük azalması ve ağız kuruluğu yaşlılarda daha sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 11:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibinden]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonların]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisine]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz, “ Bu proje ile sistemik enfeksiyon şüphesi olan 1 yaş altı çocuklarda noninvazif tükürük prokalsitonin düzeylerinin çalışılması serum düzeyleri ile karşılaştırılması planlanmaktadır. Bu yöntem ile enfeksiyonun kaynağının bakteriyel veya viral kaynaklı olup olmadığı araştırılacak”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648">Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Çocuk Acil Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz’ın yürütücülüğünü yaptığı “Sistemik Enfeksiyon Şüphesi Olan Bir Yaş Altı Çocuklarda Tükürük Prokalsitonin (PCT) Düzeylerinin Kullanımı ve Serum PCT Düzeyleri İle Karşılaştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK  tarafından desteklenmeye uygun bulundu. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaptıkları nitelikli çalışmalarından dolayı tebrik etti. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları,  ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, ulusal ve uluslararası iş birlikli ve  disiplinlerarası  önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Referans gösterilen araştırma üniversitemiz ekosistemi bünyesinde çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhisi ve tedavisine yönelik nitelikli bilimsel çalışma yürüten ekibimizi yürekten tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Projenin içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz, “Bakteriyel enfeksiyonlar, özellikle 1 yaş altı çocuklarda ciddi morbidite ve mortaliteye yol açabilir. Bu nedenle, enfeksiyonun erken teşhisi ve tedavisi hayati önem taşır. Geleneksel biyokimyasal belirteçler ve klinik bulgular, erken teşhiste sınırlılıklar gösterebilir. Bu çalışmanın amacı, tükürükteki Prokalsitonin (PCT) düzeylerinin, 1 yaş altı çocuklarda bakteriyel enfeksiyon şüphesi durumunda kullanımını ve serum PCT düzeyleri ile karşılaştırılmasını incelemektir. Prokalsitonin, bakteriyel enfeksiyonlara spesifik bir belirteç olup, vücutta enfeksiyon varlığında artış gösterir. Çalışma, serum ve tükürük örneklerindeki PCT düzeylerini ölçen prospektif bir analiz olacaktır. Araştırmadaki hipotezimizi, tükürük PCT düzeylerinin, bakteriyel enfeksiyonun erken teşhisinde kullanılabileceği ve serum PCT düzeyleri ile yüksek oranda korelasyon göstereceği üzerine kurduk. Bunun sağlanması durumunda  özellikle invaziv olmayan bir yöntem olarak, tükürük PCT düzeyleri, bakteriyel enfeksiyonların erken teşhisinde ilk basamak test olarak potansiyel bir araç olabilecektir. Bu yaklaşım, özellikle küçük bebeklerde kan alma işleminin zorlukları göz önünde bulundurulduğunda, hastane kaynaklarının gereksiz kullanımını azaltacağı, ileri test (kan kültürü, BOS kültürü, Akciğer grafisi) taleplerini engelleyebileceği, uygunsuz antibiyotik kullanımını düşüreceği ve acil servislerden hızlı taburculuk üzerine önemli bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz ” diye konuştu.</p>
<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Çocuk Acil Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz’ın yaptığı projede, Doç. Dr. Ali Yurtseven, Doç. Dr. Caner Turan, Dr. Sercan Çınarlı, Doç. Dr. Elif Azarsız, Doç. Dr. Timur Köse araştırmacı olarak yer alıyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648">Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Galaxy Tab S6 Lite ile yaratıcı eğlence ve üretkenlik, hafif ve şık tasarımda birleşiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-galaxy-tab-s6-lite-ile-yaratici-eglence-ve-uretkenlik-hafif-ve-sik-tasarimda-birlesiyor-447997</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 08:54:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[birleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[lite]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tab]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımda]]></category>
		<category><![CDATA[üretkenlik]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=447997</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni Galaxy Tab S6 Lite, ikonik S Pen, güçlü işlemci, ekran ve ses özelliklerinin yanı sıra DeX modu gibi üretkenlik uygulamalarıyla öğrenciler, genç profesyoneller ve aileler için günlük görevler ve eğlenceyle beraber, aradıkları tablet performansını şık ve kolay taşınabilir bir tasarımla sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-galaxy-tab-s6-lite-ile-yaratici-eglence-ve-uretkenlik-hafif-ve-sik-tasarimda-birlesiyor-447997">Yeni Galaxy Tab S6 Lite ile yaratıcı eğlence ve üretkenlik, hafif ve şık tasarımda birleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><span>Yeni Galaxy Tab S6 Lite, ikonik S Pen, güçlü işlemci, ekran ve ses özelliklerinin yanı sıra DeX modu gibi üretkenlik uygulamalarıyla öğrenciler, genç profesyoneller ve aileler için günlük görevler ve eğlenceyle beraber, aradıkları tablet performansını şık ve kolay taşınabilir bir tasarımla sunuyor. Galaxy Tab S6 Lite, gelişmiş Galaxy deneyimiyle ve güçlü bataryasıyla gün boyu eşlikçiniz olacak.</span></em></p>
<p><span>Yeni Samsung Galaxy Tab S6 Lite, öğrenciler, genç profesyoneller ve aileler için iş, okul ve eğlenceyi bir araya getiren esnek ve üretken bir Galaxy tablet deneyimi sunmak için tasarlandı. Hafif ve şık form faktörüyle taşınabilirliği, dahili ve daha ergonomik S Pen ile pratikliği, güçlü işlemcisi ve 7040 mAh bataryası ile performans özellikleri artan Galaxy Tab S6 Lite, Galaxy ekosistem bağlantı özellikleri ve Galaxy deneyimiyle gün boyu iş ve görevlerin yanı sıra eğlencede de yardımcınız olacak. Galaxy Tab S6 Lite, %81,1’lik ekran gövde oranı ve 9 mm’lik simetrik çerçevesiyle geniş görüntüleme alanına sahip 10.4 inç ekranı ve nefes kesici Dolby Atmos dengeli ses, içerikleri daha keyifli hale getiriyor. </span></p>
<p><strong><u><span>Güçlü işlemcisi ve bataryasıyla gün boyu çok yönlü üretkenlik ve eğlence</span></u></strong></p>
<p><span>Galaxy Tab S6 Lite’ın işlemci performansı bir önceki modele göre %28 daha fazla CPU ve %43 daha fazla GPU gücüyle artırıldı. 2.4GHz ve 2.0 GHz<strong> </strong>dört çekirdekli Exynos 1280 işlemci, çoklu görevlerin üstesinden başarıyla kalkıyor ve kullandıkları tablette üretkenliği öncelik olarak gören kullanıcıları yarı yolda bırakmıyor. Geniş 10.4 inç ekran üzerinde çoklu görev özelliklerinden faydalanarak bir yandan eğitim videolarını izlerken ya da online dersleri takip ederken bir yandan not alabilirsiniz. </span></p>
<p><span>Samsung’un tabletler için özel olarak geliştirdiği Yeni DeX Mode ise Galaxy Tab S6 ile üretkenliğinizi daha üst düzeye çıkarmak için ideal bir seçenek olacak. Galaxy Tab One UI kullanıcı arayüzü ve Yeni Dex Mode ile masaüstü bilgisayarların temel özellikleri Galaxy Tab S6 Lite’a taşınıyor. Tabletiniz üzerinde tablet arayüzünüzü tıpkı PC gibi kullanarak, yanınızda bir PC taşımaya gerek duymadan üretkenliğinizi artırmanız mümkün.</span></p>
<p><span>Galaxy Tab S6, %81,1’lik ekran gövde oranı ve 9 mm’lik simetrik çerçeveye sahip geniş görüntüleme alanı sunan 10.4 inç ekranı ve 7040 mAh güçlü piliyle eğlenceyi daha sürükleyici hale getiriyor. 14 saate varan oynatma süresiyl</span><span> en sevdiğiniz içerikleri tek başına ya da ailenizle birlikte şarj endişesi yaşamadan gün boyu keyifle izleyebilirsiniz. Ayrıca Dolby Atmos &#038; Sound by AKG Çift Hoparlörün sunduğu dengeli ses sayesinde Galaxy Tab S6, geliştirilmiş özelliklerle donatılan ekran üzerinde içerik akışını keyifli ses özellikleriyle çok daha sürükleyici hale getiriyor. </span></p>
<p><strong><u><span>Yeni ve ergonomik S Pen deneyimi </span></u></strong></p>
<p><span>Galaxy Tab S6 Lite, ergonomik ve konforlu S Pen ile öğrenciler ve genç profesyoneller için gün boyu konforlu bir kullanım özellikleri sunuyor. Screen Off Memo özelliğiyle ekranı açmaya gerek kalmadan S Pen ile doğrudan kapalı ekran üzerine not almak mümkün. Bu sayede derste veya toplantı esnasında hızlıca almanız gereken notları unutmadan hemen kayıt altına alabilir, Samsung Notes uygulamasıyla tuttuğunuz tüm notları yaratıcı biçimde kategorize edebilir ve düzenleyebilirsiniz. </span></p>
<p><span>S Pen, kullanıcılardan gelen geri bildirimlere göre yeni ve daha ergonomik bir yapıya kavuştu. Bu sayede uzun süreli tutuşta parmaklarda herhangi bir rahatsızlık hissi oluşturmuyor. Konforuyla elinizden düşmeyecek S Pen’i yaratıcılığınızı dışa vurmak için de kullanabilirsiniz. Örneğin, AR Doodle uygulaması sayesinde S Pen ile gerçek nesnelerin üzerine çizimler yaparak fotoğraf ve videolara eğlence katabilirsiniz. S Pen, ayrı bir şarj cihazı gerektirmeden, mıknatıslı yapısıyla doğrudan tabletin üst kısmına yerleşerek şarj olabildiği için, çizim yapmak, not almak, aklınıza gelen her şeyi ekranınızda ölümsüzleştirmek için kullanım esnekliği sunuyor. Ayrıca tablete mıknatısla tutturabildiği ve tabletle birlikte taşınabildiği için kullanıcılar artık S Pen’i kaybetme endişesi yaşamayacak. </span></p>
<p><strong><span><u>Şık tasarım, metalik dokunuş, sevilen renkler</u></span></strong></p>
<p><span>Galaxy Tab S6 Lite, 7 mm’lik ince tasarımı ve Wi-Fi modelinde 465 gram ve LTE modelde 467 gram ağırlığa sahip son derece hafif form faktörü ile öne çıkıyor. Kolay ve pratik taşınabilirliğiyle gün boyu yanınızdan ayırmayacağınız Galaxy Tab S6 Lite, metalik dokunuşa sahip birbirinden şık ve Galaxy severler arasında popüler olan Gri, Mint, Bahar Pembesi renk seçenekleriyle sunuluyor.</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-galaxy-tab-s6-lite-ile-yaratici-eglence-ve-uretkenlik-hafif-ve-sik-tasarimda-birlesiyor-447997">Yeni Galaxy Tab S6 Lite ile yaratıcı eğlence ve üretkenlik, hafif ve şık tasarımda birleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Onarımı Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-onarimi-hakkinda-en-sik-sorulan-7-soru-2-447570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2024 21:14:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[onarımı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[sorulan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=447570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik ve çevresel faktörlere yanlış yaşam alışkanlıkları da eklendiğinde günümüzde görülme sıklığı giderek artan meme kanseri artık genç yaşlarda da kapıyı çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-onarimi-hakkinda-en-sik-sorulan-7-soru-2-447570">Meme Onarımı Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genetik ve çevresel faktörlere yanlış yaşam alışkanlıkları da eklendiğinde günümüzde<br />görülme sıklığı giderek artan meme kanseri artık genç yaşlarda da kapıyı çalıyor.</p>
<p>Ancak tanı<br />ve tedavisine yönelik bilimsel çalışmaların en yoğun şekilde devam ettiği bu kanserde; gerek<br />tıpta gerekse teknolojideki baş döndürücü gelişmeler sayesinde tümör hücreleri gibi estetik kaygıya yol açan sorunlardan da eser kalmıyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak</strong> “Teknikler ve ekipmanlar geliştikçe, kanser tedavisindeki yeniliklere paralel olarak meme onarımı artık az sayıda hastanın ayrıcalığı olmaktan çıkmış, bütüncül meme tedavilerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Cerrahlar günümüzde hastalara birbirinden farklı seçenekler sunabilmektedir.</p>
<p>Meme rekonstrüksiyonu birçok kadın için psikolojik sağlığı ve duygusal iyileşmeyi olumlu<br />yönde etkilerken, kadınların meme kanseri tedavisinin zorluklarıyla karşılaştıktan sonra<br />kadınlık ve bütünlük duygusunu yeniden kazanmalarına da olanak tanımaktadır” diyor. Prof.<br />Dr. Bülent Saçak meme onarımı hakkında hastaların en sık sorduğu 7 soruyu sıraladı, önemli<br />uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong> SORU: Doğal görünüm mümkün mü?</strong><br /> </p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Günümüzde plastik cerrahi tekniklerinin çok hızlı gelişmesi ve hekimlerin artan tecrübeleri sayesinde meme rekonstrüksiyonu ehil Plastik Cerrahlar tarafından yapıldığında<br />doğala yakın bir görünüm sağlanabiliyor.</p>
<p><strong>SORU: Her hastaya yapılabilir mi?<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Üç grup hasta meme onarımı adayıdır: Hastalığı olmayan ancak genetik mutasyon<br />saptanan ve meme kanseri riskinin yüksek olması sebebiyle koruyucu mastektomi (meme<br />dokusunun cerrahi olarak alınması) ameliyatı olacak hastalar; meme kanseri tanısı almış ve<br />ameliyat olup kısmi kayıp olacak hastalar; meme kanseri tanısı almış ve mastektomi<br />yapılmış/yapılacak olan hastalara meme onarımı yapılır.</p>
<p><strong>SORU: Meme onarımı estetik bir işlem midir?<br /> </strong><br /><strong>CEVAP:</strong> Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak “Meme<br />onarımı estetik bir işlem değildir. Kadınlara; meme kanseri tedavisinin zorluklarıyla<br />karşılaştıktan sonra kadınlık ve bütünlük duygusunu yeniden kazandırdığı sayısız çalışmayla<br />gösterilmiştir; bu sebeple bir kadınlık organı olan memenin onarımı bir kadın hakkıdır” diyor.</p>
<p><strong>SORU: Kemoterapi meme onarımına engel midir?<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Meme onarımı öncesinde birçok hasta kemoterapi alır. Kemoterapi sonrası yara<br />iyileşmesinin normale dönmesi için beklenen süre tümör cerrahisi gibi onarım için de<br />yeterlidir. Onarım, arkasından gelecek kemoterapiyi geciktirmemelidir ancak ameliyat<br />sonrasında yaşanacak yara iyileşme problemleri gecikmelere sebep olabilir.</p>
<p><strong>SORU: Radyoterapi almak meme onarımına engel midir?<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Radyasyonun meme kanseri tedavisindeki önemi giderek artmaktadır. Kanseri tedavi<br />edici ve engelleyici özelliklerinin yanı sıra, ışının yeni meme üzerinde tahrip edici etkileri<br />vardır ve nihai sonucu olumsuz etkileyebilir. Özellikle implant ile onarılmış memede<br />radyoterapi önemli komplikasyonlara neden olabilir. Radyoterapi kesin olarak yapılacaksa<br />meme onarımı radyoterapi sonrasına bırakılabilir.</p>
<p><strong>SORU: Meme onarımı için seçenekler nelerdir?<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Silikon implantların ve diğer sentetik materyallerin kullanıldığı yöntemlerin yanı sıra,<br />kişinin özdokularıyla yani vücudunun diğer kısımlarından (karın bölgesi, kalça, sırt, uyluk)<br />faydalanılarak da meme onarımı yapılabiliyor. Özdoku ile onarım, transfer edilen dokuların meme dokusu ile benzer nitelikleri nedeniyle doğala en yakın sonuçları verecektir. Ayrıca daha nadir olarak başvurduğumuz, hem özdoku hem de implantların beraber kullanıldığı hibrid onarımlar da seçenekler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>SORU: “Hastalığım tekrarlarsa fark edilmeme ihtimali var mı!”<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Prof. Dr. Bülent Saçak meme onarımında toplumda doğru sanılan bazı yanlışların<br />meme onarımının önünde engel teşkil ettiğini belirterek “Toplumda, özellikle hastalığın nüks<br />etmesi durumunda atlanabileceği düşüncesi, meme onarımı başarısız olursa<br />düzeltilemeyeceği, doğal bir görünüm sağlanamayacağı, meme onarımının ameliyatla eş<br />zamanlı yapılamayacağı gibi şeklindeki inanışlar günümüzde pek çok kadının, kadınlık<br />hakkından mahrum kalmasına ve tedavi olsa bile mutsuz yaşamasına neden olabiliyor. Oysa<br />artık meme onarımı bütüncül meme tedavilerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.<br />Cerrahlar günümüzde hastalara birbirinden farklı seçenekler sunarak hem doğal bir meme<br /> görünümü kazandırmakta hem de tedavi süreci aksamamaktadır” diyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-onarimi-hakkinda-en-sik-sorulan-7-soru-2-447570">Meme Onarımı Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Onarımı Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-onarimi-hakkinda-en-sik-sorulan-7-soru-447569</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2024 21:14:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[onarımı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[sorulan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=447569</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik ve çevresel faktörlere yanlış yaşam alışkanlıkları da eklendiğinde günümüzde görülme sıklığı giderek artan meme kanseri artık genç yaşlarda da kapıyı çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-onarimi-hakkinda-en-sik-sorulan-7-soru-447569">Meme Onarımı Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genetik ve çevresel faktörlere yanlış yaşam alışkanlıkları da eklendiğinde günümüzde<br />görülme sıklığı giderek artan meme kanseri artık genç yaşlarda da kapıyı çalıyor.</p>
<p>Ancak tanı<br />ve tedavisine yönelik bilimsel çalışmaların en yoğun şekilde devam ettiği bu kanserde; gerek<br />tıpta gerekse teknolojideki baş döndürücü gelişmeler sayesinde tümör hücreleri gibi estetik kaygıya yol açan sorunlardan da eser kalmıyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak</strong> “Teknikler ve ekipmanlar geliştikçe, kanser tedavisindeki yeniliklere paralel olarak meme onarımı artık az sayıda hastanın ayrıcalığı olmaktan çıkmış, bütüncül meme tedavilerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Cerrahlar günümüzde hastalara birbirinden farklı seçenekler sunabilmektedir.</p>
<p>Meme rekonstrüksiyonu birçok kadın için psikolojik sağlığı ve duygusal iyileşmeyi olumlu<br />yönde etkilerken, kadınların meme kanseri tedavisinin zorluklarıyla karşılaştıktan sonra<br />kadınlık ve bütünlük duygusunu yeniden kazanmalarına da olanak tanımaktadır” diyor. Prof.<br />Dr. Bülent Saçak meme onarımı hakkında hastaların en sık sorduğu 7 soruyu sıraladı, önemli<br />uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong> SORU: Doğal görünüm mümkün mü?</strong><br /> </p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Günümüzde plastik cerrahi tekniklerinin çok hızlı gelişmesi ve hekimlerin artan tecrübeleri sayesinde meme rekonstrüksiyonu ehil Plastik Cerrahlar tarafından yapıldığında<br />doğala yakın bir görünüm sağlanabiliyor.</p>
<p><strong>SORU: Her hastaya yapılabilir mi?<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Üç grup hasta meme onarımı adayıdır: Hastalığı olmayan ancak genetik mutasyon<br />saptanan ve meme kanseri riskinin yüksek olması sebebiyle koruyucu mastektomi (meme<br />dokusunun cerrahi olarak alınması) ameliyatı olacak hastalar; meme kanseri tanısı almış ve<br />ameliyat olup kısmi kayıp olacak hastalar; meme kanseri tanısı almış ve mastektomi<br />yapılmış/yapılacak olan hastalara meme onarımı yapılır.</p>
<p><strong>SORU: Meme onarımı estetik bir işlem midir?<br /> </strong><br /><strong>CEVAP:</strong> Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak “Meme<br />onarımı estetik bir işlem değildir. Kadınlara; meme kanseri tedavisinin zorluklarıyla<br />karşılaştıktan sonra kadınlık ve bütünlük duygusunu yeniden kazandırdığı sayısız çalışmayla<br />gösterilmiştir; bu sebeple bir kadınlık organı olan memenin onarımı bir kadın hakkıdır” diyor.</p>
<p><strong>SORU: Kemoterapi meme onarımına engel midir?<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Meme onarımı öncesinde birçok hasta kemoterapi alır. Kemoterapi sonrası yara<br />iyileşmesinin normale dönmesi için beklenen süre tümör cerrahisi gibi onarım için de<br />yeterlidir. Onarım, arkasından gelecek kemoterapiyi geciktirmemelidir ancak ameliyat<br />sonrasında yaşanacak yara iyileşme problemleri gecikmelere sebep olabilir.</p>
<p><strong>SORU: Radyoterapi almak meme onarımına engel midir?<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Radyasyonun meme kanseri tedavisindeki önemi giderek artmaktadır. Kanseri tedavi<br />edici ve engelleyici özelliklerinin yanı sıra, ışının yeni meme üzerinde tahrip edici etkileri<br />vardır ve nihai sonucu olumsuz etkileyebilir. Özellikle implant ile onarılmış memede<br />radyoterapi önemli komplikasyonlara neden olabilir. Radyoterapi kesin olarak yapılacaksa<br />meme onarımı radyoterapi sonrasına bırakılabilir.</p>
<p><strong>SORU: Meme onarımı için seçenekler nelerdir?<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Silikon implantların ve diğer sentetik materyallerin kullanıldığı yöntemlerin yanı sıra,<br />kişinin özdokularıyla yani vücudunun diğer kısımlarından (karın bölgesi, kalça, sırt, uyluk)<br />faydalanılarak da meme onarımı yapılabiliyor. Özdoku ile onarım, transfer edilen dokuların meme dokusu ile benzer nitelikleri nedeniyle doğala en yakın sonuçları verecektir. Ayrıca daha nadir olarak başvurduğumuz, hem özdoku hem de implantların beraber kullanıldığı hibrid onarımlar da seçenekler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>SORU: “Hastalığım tekrarlarsa fark edilmeme ihtimali var mı!”<br /> </strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Prof. Dr. Bülent Saçak meme onarımında toplumda doğru sanılan bazı yanlışların<br />meme onarımının önünde engel teşkil ettiğini belirterek “Toplumda, özellikle hastalığın nüks<br />etmesi durumunda atlanabileceği düşüncesi, meme onarımı başarısız olursa<br />düzeltilemeyeceği, doğal bir görünüm sağlanamayacağı, meme onarımının ameliyatla eş<br />zamanlı yapılamayacağı gibi şeklindeki inanışlar günümüzde pek çok kadının, kadınlık<br />hakkından mahrum kalmasına ve tedavi olsa bile mutsuz yaşamasına neden olabiliyor. Oysa<br />artık meme onarımı bütüncül meme tedavilerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.<br />Cerrahlar günümüzde hastalara birbirinden farklı seçenekler sunarak hem doğal bir meme<br /> görünümü kazandırmakta hem de tedavi süreci aksamamaktadır” diyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-onarimi-hakkinda-en-sik-sorulan-7-soru-447569">Meme Onarımı Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sık yapılan 5 yedekleme hatası! Western Digital&#8217;dan, bu hatalardan kaçınmak için öneriler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sik-yapilan-5-yedekleme-hatasi-western-digitaldan-bu-hatalardan-kacinmak-icin-oneriler-446868</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Mar 2024 21:04:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[digitaldan]]></category>
		<category><![CDATA[hatalardan]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kaçınmak]]></category>
		<category><![CDATA[öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[western]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<category><![CDATA[yedekleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=446868</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli verilerinizin beklenmedik felaketlerden veya siber tehditlerden korunuyor olduğuna emin misiniz? Şöyle düşünün: Her 10 bilgisayardan 1’i virüs kurbanı oluyor ve her gün her dakika, şaşırtıcı bir şekilde, 113 telefon çalınıyor. Veri kaybının ...</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sik-yapilan-5-yedekleme-hatasi-western-digitaldan-bu-hatalardan-kacinmak-icin-oneriler-446868">Sık yapılan 5 yedekleme hatası! Western Digital&#8217;dan, bu hatalardan kaçınmak için öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli verilerinizin beklenmedik felaketlerden veya siber tehditlerden korunuyor olduğuna emin misiniz? Şöyle düşünün: Her 10 bilgisayardan 1’i virüs kurbanı oluyor ve her gün her dakika, şaşırtıcı bir şekilde, 113 telefon çalınıyor. Veri kaybının ani ve beklenmedik bir anda gerçekleştiği ve potansiyel olarak geri dönüşü olmayan bir kabusa dönüşebileceği kesin olduğu için güvenli yedeklemenin gerekliliğini tartışmaya dahi gerek yok. Dünya Yedekleme Günü olarak kutlanan 31 Mart, bu temel görevin önemli bir hatırlatıcısı. Şimdi, insanların yaptığı yaygın yedekleme hatalarına ve bu hatalardan nasıl kaçınılacağına biraz daha derinlemesine bakalım: </p>
<p> </p>
<ol>
<li><strong>Düzenli yedeklemeyi pas geçmek:</strong> Kullanıcıların yaptığı en yaygın hata, verileri düzenli olarak yedeklemeyi unutmak. İster kişisel dosyalar ister önemli iş belgeleri olsun, sürekli bir yedekleme rutini oluşturmamak, sizi veri kaybına karşı savunmasız bırakır. Beklenmedik sistem çökmeleri veya kötü amaçlı yazılım saldırıları her an gerçekleşebilir ve bunun sonucunda değerli verilerinize erişemeyebilir veya onları kalıcı olarak kaybedebilirsiniz. Ancak otomatik yedeklemeleri kurarak böyle bir durumdan kaçınabilirsiniz. </li>
</ol>
<p> </p>
<ol>
<li><strong>Tek bir yedekleme cihazına güvenmek:</strong> Bu tek bir cihaz hasar görebilir veya çalınabilir, bu da yaptığınız yedeklemeyi riske atar. Dolayısıyla sadece tek bir depolama ortamına tamamen bağlı kalmak demek, verilerinizin güvenliğiyle riskli bir oyun oynamak anlamına geliyor. </li>
</ol>
<p>Bunun yerine, harici HDD’ler, NAS ve bulut depolama kombinasyonuyla yedekleme depolama çözümlerinizi çeşitlendirebilirsiniz. Western Digital®’ın My Passport<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />’u gibi WD’nin taşınabilir HDD’leri, basit, uygun maliyetli yedeklemeler için 5 TB’a* kadar kapasite sunuyor. Akıllı telefonlar için ise SanDisk Ultra® Dual Drive Go USB Type-C<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> ve SanDisk® iXpand® Flash Drive Luxe gibi 2’si 1 arada flash sürücüler kullanışlı seçenekler olarak karşımıza çıkıyor. USB Type-C<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> cihazlarıyla uyumlu bu sürücüler, fotoğraflar, videolar ve çok daha fazlası için otomatik yedeklemeyi mümkün kılıyor. Cihazlar arasında zahmetsiz veri aktarımı için tak-çalıştır şeklinde işlev gören bu sürücüleri kullanabilirsiniz. Büyük miktarda veri depolayacak bir cihaza ihtiyacınız varsa, WD®’nin My Book<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> masaüstü sürücüsü, 22 TB’a* varan depolama kapasitesiyle tam size göre. </p>
<ol>
<li><strong>Sürüm kontrolünü unutmak:</strong> Yedeklemeler sırasında sürüm kontrolünün gözden kaçırılması yapılan büyük hatalardan bir diğeri. Dosyaların birden fazla sürümünü saklamamak, bozuk veya yanlış verilerin önceki sürümlere göre kaydedilme ihtimalini de artırır. Uygun bir sürüm oluşturma sistemi olmadan hataları düzeltmek veya eski sürümleri almak, sizi, çözülmesi zor bir sorunla baş başa bırakacaktır. Sürüm kontrolünü unutmamak için dosyalarınızda zaman içinde meydana gelen değişiklikleri takip eden bir sistem kurun. Bu, gerektiğinde her zaman önceki sürümlere dönebilmenizi sağlayarak kazara veri kaybına veya bozulmasına karşı korunmanıza yardımcı olur. Bu sistemin devamlılığını düzenli şekilde sağlamak, hep organize kalmanıza ve beklenmedik sorunlara karşı hazırlıklı olmanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca, yedeklediğiniz sürümün doğru versiyon olduğundan emin olmak için bunun teyidini gerçekleştirmek de çok önemli. Bu basit adım, önemli verilerin üzerine yanlışlıkla bozuk veya yanlış sürümler yazılmasının önüne geçer. Çifte kontrol, en güncel ve doğru bilgileri korumanızı sağlayarak yedekleme sırasında hata riskini en aza indirir. </li>
<li><strong>Uzak yedekleme çözümlerini göz ardı etmek:</strong> Birçok kişi, yerel yedeklemelerin kusursuz olduğunu varsayarak uzak yedekleme çözümlerini gözden kaçırıyor. Ancak yalnızca yerel yedeklemelere güvenmek, yangın veya hırsızlık gibi lokasyona özgü felaketlere karşı sizi savunmasız hale getirir. Uzak yedekleme seçeneklerini kullanmak, verilerinizin kopyalarını farklı yerlerde tutmak anlamına gelir; böylece belli bir alanda bir felaket yaşanırsa verileriniz yine de güvende kalır. </li>
</ol>
<p>Alternatif olarak bulut depolamayı da kullanabilirsiniz. Bulut yedekleme cihazları, internet üzerinden erişilebilen uzaktan veri depolama için epey popüler seçeneklerden. Çeşitli çevrimiçi bulut hizmetleri, güvenli veri depolama için dosya senkronizasyonu, paylaşım ve şifreleme gibi özellikler sunuyor. </p>
<ol>
<li><strong>Şifrelemenin hafife alınması:</strong> Yedekleme yaparken şifrelemeye öncelik vermemek maliyetli bir hata olabilir. Şifrelenmemiş yedeklerin saklanması, hassas verilerinizi yetkisiz erişime veya ihlallere karşı savunmasız hale getirir. Güçlü şifrelemenin uygulanması, yedekleriniz yanlış ellere geçse bile verilerin korunmaya devam edeceği anlamına gelir. Ancak, yedeklenen bilgileri daha sonra almanızı zorlaştırabileceğinden, kullanıma hazır şifreleme çözümlerini tercih etmemek gerektiğini de unutmamak önemli. WD My Passport<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> HDD ve My Book<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />, içeriğin güvende kalmasına yardımcı olan parola korumalı yerleşik 256 bit AES donanım şifrelemesiyle donatılmıştır. Ek olarak, gerektiğinde, verilerinize sorunsuz bir şekilde şifre çözme ve erişim sağlamak için uygun anahtar yönetimi uygulamalarını sürdürmek de son derece önemli. </li>
</ol>
<p>Dünya Yedekleme Günü’nde Western Digital, kullanıcılara, verilerini güvenli bir şekilde yedekleme ve aynı zamanda cihazın çökmesi, çalınması veya hasar görmesi gibi cihaz kazalarına karşı bir acil durum planı hazırlayarak beklenmeyen durumlara hazırlıklı olmalarını tavsiye ediyor. Çünkü aktif bir veri yedekleme stratejiniz varsa, veri kaybetme konusunda da endişelenmenize gerek kalmaz. </p>
<p>Önemli verilerinizin sonsuza kadar kaybolmasını önlemek için genel bir kural olan “3-2-1 Kuralı”nı uygulayabilirsiniz: </p>
<p><strong>3 </strong></p>
<p>Verilerinizin ÜÇ farklı kopyasını oluşturun: Biri birincil yedek, diğer ikisi kopya. </p>
<p><strong>2</strong></p>
<p>Yedeklemelerinizin kopyalarını İKİ farklı ortama veya cihaz türüne kaydedin.</p>
<p><strong>1 </strong></p>
<p>Talihsiz bir olay yaşanmasına karşı, yedeklediğiniz kopyalardan BİRİNİ farklı bir lokasyonda tutun.</p>
<p>Yedekleme dosyalarını nerede ve nasıl saklayacağınızı belirleyin ve hızlı yardım için destek iletişim kişilerini belirleyin. Bu proaktif önlemler hızlı veri kurtarmayı sağlar ve değerli anılarınızı uzun süre korur. </p>
<p>* 1 GB = 1.000.000.000 bayt. 1 TB = 1.000.000.000.000 bayt. Gerçek kullanıcı depolama alanı daha az olabilir. </p>
<p>Western Digital, Western Digital tasarımı, Western Digital logosu, SanDisk, WD, iXpand, My Book, My Passport ve SanDisk Ultra, Western Digital Corporation’ın  veya bağlı kuruluşlarının ABD ve/veya diğer ülkelerdeki tescilli ticari markaları veya ticari markalarıdır. USB Type-C, USB Equipments Forum’un tescilli ticari markasıdır. Diğer tüm markalar ilgili sahiplerinin mülkiyetindedir. </p>
<p>Ürün özellikleri önceden haber verilmeksizin değiştirilebilir. Gösterilen resimler gerçek ürünlerden farklı olabilir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sik-yapilan-5-yedekleme-hatasi-western-digitaldan-bu-hatalardan-kacinmak-icin-oneriler-446868">Sık yapılan 5 yedekleme hatası! Western Digital&#8217;dan, bu hatalardan kaçınmak için öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Âşık Veysel Türküleri Kervansaray&#8217;da Yankılanacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asik-veysel-turkuleri-kervansarayda-yankilanacak-441317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2024 15:55:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[kervansarayda]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[türküleri]]></category>
		<category><![CDATA[veysel]]></category>
		<category><![CDATA[yankılanacak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=441317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gölcük Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu, 16 Şubat Cuma günü Kervansaray’da düzenleyeceği konserde Türk Halk Ozanı Âşık Veysel’in en unutulmaz eserlerini seslendirecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asik-veysel-turkuleri-kervansarayda-yankilanacak-441317">Âşık Veysel Türküleri Kervansaray&#8217;da Yankılanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gölcük Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu, 16 Şubat Cuma günü Kervansaray’da düzenleyeceği konserde Türk Halk Ozanı Âşık Veysel’in en unutulmaz eserlerini seslendirecek.</p>
<p> </p>
<p>Gölcük Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu, Kazıklı Kervansaray Kültür Yapısı’nda “Âşık Veysel” temalı kış konseri düzenleyecek. 16 Şubat Cuma günü saat 20.00’da ücretsiz olarak düzenlenecek konserde, Türk Halk Ozanı Âşık Veysel’in birbirinden unutulmaz eserleri Şef Emrullah Erçelik yönetimindeki koro tarafından seslendirilecek. Konserde ayrıca özel konuk olarak ağırlanacak olan Türk halk müziği ses sanatçısı Celâl Bakar da solo performansları ile dinleyicilere unutulmaz bir akşam yaşatacak.</p>
<p> </p>
<p><b>VEYSEL BİRBİRİNDEN GÜZEL TÜRKÜLERİ İLE YAD EDİLECEK</b></p>
<p>Kazıklı Kervansarayı Kültür Yapısı’nda düzenlenecek Âşık Veysel’i Anma Konseri, 16 Şubat Cuma günü saat 20.00’de başlayacak. Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, Âşık Veysel’in en güzel türkülerinin seslendirileceği konsere tüm hemşehrilerini davetli olduğu söyledi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asik-veysel-turkuleri-kervansarayda-yankilanacak-441317">Âşık Veysel Türküleri Kervansaray&#8217;da Yankılanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2023 08:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[direncinin]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426275</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275">İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÇOCUKLARDA İNSÜLİN DİRENCİ</p>
<p>İNSÜLİN DİRENCİNİN EN SIK NEDENİ: OBEZİTE</strong></p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA İNSÜLİN DİRENCİNİN GÖSTERGESİ NEDİR?</strong></p>
<p><strong>“İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur. Fakat yüksek insülin düzeylerinin yağ dokusunu artırıcı etkisiyle kilo vermek daha zor hale gelir.“ diyen Liv Hospital Çocuk Endokrinolojisi ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Kara, insülinin tanımını yaparak çocuklarda insülin direnci hakkında merak edilenleri anlattı.</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>İnsülin nedir?</strong><br />İnsülin pankreasta üretilen ve tüm vücut dokularında şeker, yağ ve protein metabolizmasını etkileyen önemli bir hormondur.</p>
<p><strong>İnsülin direnci nedir?</strong><br /> İnsülin direnci insülin hormonunun hücresel etkilerine karşı doku yanıtının azalması durumudur.</p>
<p>İnsülinin birinci işlevi karbonhidratlı öğünlerle vücuda alınan ve kan dolaşımına giren şekerin (glikozun) kas ve yağ dokusuna geçişini sağlamaktır. Böylece bir yandan yemek sonrası yükselen kan şekerini düşürürken diğer yandan hücrelerin glikoz kullanımını sağlayarak enerji ihtiyacını karşılar.</p>
<p>Dokularda insülin duyarlılığı azalmış ise insülinin normal düzeyleri yeterince etki göstermez ve tüm vücudun glikoz kullanım kapasitesi düşer, kan şekeri yükselir. Pankreas daha fazla çalışıp insülin üretimini artırarak bu direnci kırmaya çalışır. Böylece yüksek insülin düzeyleri sayesinde kan şekeri düzeylerinin normal sınırlarda tutulduğu durum insülin direnci olarak tanımlanır.</p>
<p>İnsülin direnci tip 2 diyabet gelişmesinde temel özelliktir ve hastalığın erken evresini temsil eder. İnsülin direnci olan kişilerde yıllar içinde pankreasın insülin üretimi azalmaya başlar, kan şekeri düzeyleri giderek yükselir ve sonunda tip 2 diyabet (şeker hastalığı) gelişir.</p>
<p><strong>İnsülin direncinin en sık nedeni nedir?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin en sık nedeni obezitedir. Ancak obezitesi olan her bireyde insülin direnci yoktur ve nadiren fazla kilolu olmayan çocuk ve erişkinlerde de görülebilir.</li>
<li>Ayrıca insülin direnci fizyolojik bir durum olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin, ergenlik döneminde büyüme ve cinsiyet hormonlarının artışına bağlı olarak fizyolojik insülin direnci gelişir ve ergenliğin tamamlanmasıyla düzelir.</li>
<li>Yüksek kalorili beslenme, aşırı şeker (karbonhidrat) tüketimi ve hareketsiz yaşam biçimi obezite ile birlikte insülin direncine neden olur.</li>
<li>Çocuklarda vücuttaki yağ dokusu miktarı (yağ deposu) arttıkça insülin duyarlılığı azalır.</li>
<li>Özellikle göbek çevresinde, karın boşluğunda ve karın içi organların çevresinde biriken yağ dokusu insülin direncinin nedenidir.</li>
<li>İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur. Fakat yüksek insülin düzeylerinin yağ dokusunu artırıcı etkisiyle kilo vermek daha zor hale gelir.</li>
</ul>
<p><strong>İnsülin direnç sendromu nedir?</strong><br /> Obezite, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve dislipidemi (kan yağ bozuklukları) birlikteliği metabolik sendrom olarak adlandırılır. Bu hastalıkları birbirine bağlayan ortak mekanizma insülin direncidir. İnsülin direnç sendromu da denilen bu durum;</p>
<ul>
<li>Damar sertliği ve koroner kalp hastalığı gibi kalp-damar hastalıklarının görülme sıklığını artırır.</li>
<li>Ayrıca kızlarda polikistik over sendromuna bağlı adet düzensizlikleri ve aşırı kıllanmaya neden olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ölçüm nasıl yapılır?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin tanısı için açlık insülin ölçümü, şeker yükleme testlerinde insülin değerlendirmesi, kan şekeri ve insülin düzeylerinin birlikte ölçülerek bazı endekslerin hesaplanması gibi yöntemler kullanılır. Ancak bu yöntemlerin hiçbiri çocuklarda tüm vücut insülin duyarlılığını ölçmede yeterince başarılı değildir.</li>
<li>Fiziki incelemede; boyun, ense, koltuk altı ve kasık gibi deri kıvrım bölgelerinde kahverengi koyulaşma (akantozis nigrikans) insülin direncinin göstergesidir. Ancak bu belirtinin olmaması insülin direncini dışlamaz ve bazı kişilerde insülin direnci olmadan da görülebilir.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Tedavi sürecinde neler önemli?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin tedavisi sağlıklı beslenme ve egzersiz ile kilo vermekten geçer.</li>
<li>Şekerli ve yağlı gıdaların daha az tüketilmesi, tam tahıllı ve lif içeriği yüksek, düşük glisemik endeksli (kan şekerini yavaş yükselten) besinlerin tercih edilmesi insülin duyarlılığını arttırır.</li>
<li>Aeorobik egzersizler kas insülin direncini azaltmada etkilidir.</li>
<li>Sağlıklı beslenme ve egzersize rağmen kilo vermeye de direnç varsa insülin duyarlılığını artıran ilaç tedavileri verilebilir. Bu amaçla onaylı olan tek ilaç metformin olup 10 yaş üzeri çocuklarda kullanılabilir.</li>
</ul>
<p>Sonuç olarak, diyet ve egzersizi içeren yaş biçimi değişiklikleri insülin duyarlılığını artırır ve ilerde ortaya çıkabilecek şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarını önler. Seçilmiş bazı özel durumlarda ilaçlar tedaviye eklenebilir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275">İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorunu !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bugunlerde-en-sik-gorulen-5-cilt-sorunu-425479</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 06:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bugünlerde]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425479</guid>

					<description><![CDATA[<p>Havaların soğuduğu, nem oranının azaldığı sonbaharda mevsimsel olumsuz etkenlere, çevresel faktörler ve yanlış yaşam alışkanlıklarının da eklenmesiyle cildin yapısı hızla bozuluyor, bazı sorunlarda artış yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bugunlerde-en-sik-gorulen-5-cilt-sorunu-425479">Bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorunu !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soğuk havada cilt sağlığını korumanın püf noktaları!</strong></p>
<p><strong>Dikkat! Bu etkenler cildi tehdit ediyor!</strong></p>
<p><strong>BUGÜNLERDE EN SIK GÖRÜLEN 5 CİLT SORUNU!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Havaların soğuduğu, nem oranının azaldığı sonbaharda mevsimsel olumsuz etkenlere, çevresel faktörler ve yanlış yaşam alışkanlıklarının da eklenmesiyle cildin yapısı hızla bozuluyor, bazı sorunlarda artış yaşanıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur </strong>son günlerde özellikle egzama, kepeklenme, ellerde ve dudaklarda kuruma, çatlama ve kanama gibi sorunlara sıkça rastlandığını belirterek  “Alınacak bazı basit ama etkili önlemlerle cilt sağlığımızı korumamız mümkün. Ancak her bir cilt sorunu, cilt tipine ve hastalığın şiddetine göre farklılık gösterebildiğinden herhangi bir cilt sorunuyla karşılaşıldığında da dermatoloğa ya da uzman bir doktora görünmeyi ihmal etmemek gerekir” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur, bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorununu anlattı, korunmaya yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Atopik Dermatit (Egzama)</strong></p>
<p> </p>
<p>Sonbaharda hızla düşen nem seviyesiyle birlikte oluşan deri sorunlarının başında atopik dermatit yani egzama geliyor. Deri kuruluğu, kaşıntı, kızarıklık ve çatlama gibi belirtilerle kendini gösteren egzama zamanla bu çatlaklardan giren mikroorganizmalar nedeniyle enfeksiyonlara yol açarken, tedavisi daha uzun sürebiliyor ve günlük yaşam konforunu olumsuz etkileyebiliyor. </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Egzamadan korunmak için; cidimizdeki nemi korumanın ve cilt bariyerimizi güçlendirmenin çok önemli olduğunu belirten Dr. Ömer Gezdur “Cildinizin kuruma olan bölgelerine ekstra özen göstermek ve dermatoloğunuzun tavsiyesi ile atopik cilt tipine uygun içerikli, nemlendirici ve bariyer kremler kullanmak gerekir. Ayrıca egzamalı hastaların ev temizliği, bulaşık, bahçe işleri ya da boya vs gibi aktiviteler sırasında ellerini doğru malzeme seçimi ve eldiven kullanımı ile korumaları gerekmektedir” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Deri Kuruluğu</strong></p>
<p> </p>
<p>Deri kuruluğu sonbaharda cilt bariyerimizin zorlanması sonucu oluşan ve bugünlerde en sık görülen sorunlar arasında yer alıyor. Soğuk hava ve azalan nemle birlikte, sıcak suyla banyo yapmak, yeterli sıvı alınmaması, bazı ilaçların yan etkileri ve deterjanlar da olumsuz etkileyerek cilt sorunlarına yol açıyor.  </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur özellikle kuru ciltli hastaların mutlaka sıcak suyla duştan kaçınması ve ılık suyla banyo yapması, nemlendiricili temizleyiciler kullanması, bol su içilmesi, sert lifler ve kurutucu içerikteki sabun ve duş jellerinden uzak durması gerektiğini vurguluyor. Kaliteli nemlendirici kremle doğal nem dengesini korumak ve doğal aromatik yağlarla cildi beslerken vücudun özellikle kuruyan bölgelerine dikkat etmek gerektiğini belirten Dr. Gezdur “Bu dönemde hassas peeling etkisi yapacak uygulamalar ve nem sağlayıcı maskelerle cildimizi rahatlatmak, buhar banyosu gibi bakım rutinlerine özen göstermekte fayda var. Doğru ürün kullanımının yanısıra doğru giysi seçimi de cildi korumada etkili olacaktır. Soğuk hava koşullarında vücudu korumak için atkı ve eldiven kullanarak elleri ve boynu korumak cok önemlidir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Seboreik Dermatit (Kepeklenme)</strong></p>
<p> </p>
<p>Seboreik Dermatit (kepeklenme) sorunu; ciltte seboreik bölgelerde yani saçlı deri, kaşlar ve yüz bölgesinde kızarıklık, pullanma ve kaşıntıya neden oluyor. Hastalık ayrıca iç- dış ortam arası ısı farkları ve sabit olmayan nem düzeyine bağlı olarak da tetiklenebiliyor. Normal bir kepeklenmeden farklı olan seboreik dermatitte saç derisi ve ciltte beyaz ya da sarımsı kepekler, kızarıklıklar ve pullanmalar oluşurken yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Soğuk ve kuru hava bu sorunun oluşumunu tetiklediğinden mevsimsel olumsuz etkenlerden korunmak ve beslenmeye dikkat etmek gerekir. Dermatoloji uzmanının önerisiyle saç derisini arındırıp rahatlatan uygun bir şampuanı kullanabilir yine doktorunuzun önereceği çeşitli kremler veya losyonlar ile kaşıntı ve kızarıklığa karşı korunabilirsiniz.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dudak çatlaması</strong></p>
<p> </p>
<p>Dudak derisi cildin en hassas noktalarından biri olduğu için, en ufak ısı değişiminden bile etkileniyor. Estetik açıdan kişiyi rahatsız eden bir görüntüye yol açan dudak çatlaması, önlem alınmadığında oluşan yarık ve çatlaklardan enfeksiyon kapılmasına da yol açabiliyor. Ayrıca bazı hastalıklarda ve vitamin eksikliklerinde de dudak çatlaması görülebildiğinden sık tekrarlıyorsa bu durumu sadece mevsimsel olumsuz etkenlere bağlamamak ve doktora görünmek gerekiyor. </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Soğuk ve rüzgarlı sonbahar günlerinde dudaklarımızın kuruyarak çatlamasını engellemek için dudak balsamları etkili olacaktır. Shea yağı, badem yağı, panthenol içerikli, dudakları nemlendiren ve besleyen balsamlarla dudaklara gün içinde bakım yapmanın yanısıra, bu dönemde bol su içmek ve kafein, alkol kullanımını azaltmak dudak kuruluğundan korur. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gül Hastalığı (Rosacea)</strong></p>
<p> </p>
<p>Halk arasında ‘gül hastalığı’ olarak bilinen yüzde ani kızarıklık, yanma ve deri lezyonları ile kendini gösteren, kronik sayılabilecek bir deri hastalığı olan Rosacea, soğuk hava ve rüzgarla tetiklenebiliyor. </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Rosacea semptomlarını kontrol altına almak için güneşten ve rüzgardan, soğuktan korunmak önemli bir rol oynamaktadır. Beslenmeyi düzenlemek ve tetikleyici faktörlerden kaçınmak çok etkilidir. Baharatlı yiyecekler, sıcak içecekler ve alkol, Rosacea belirtilerini artıracağı için bunları tüketmemek ve süreçte tedavi planını düzenli uygulamak gerekir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bugunlerde-en-sik-gorulen-5-cilt-sorunu-425479">Bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorunu !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de &#8220;Arşivlerde Âşık Veysel&#8217;i Aramak&#8221; adlı müzikli konferans düzenlendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-arsivlerde-asik-veyseli-aramak-adli-muzikli-konferans-duzenlendi-424226</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2023 09:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[adlı]]></category>
		<category><![CDATA[aramak]]></category>
		<category><![CDATA[arşivlerde]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlendi]]></category>
		<category><![CDATA[eüde]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[veyseli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424226</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı (DTMK) tarafından UNESCO’nun 2023 yılını Âşık Veysel’i Anma ve Kutlama Yılı programına alması dolayısıyla “Arşivlerde Âşık Veysel’i Aramak’’ adlı müzikli konferans gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-arsivlerde-asik-veyseli-aramak-adli-muzikli-konferans-duzenlendi-424226">EÜ&#8217;de &#8220;Arşivlerde Âşık Veysel&#8217;i Aramak&#8221; adlı müzikli konferans düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>EÜ’de “Arşivlerde Âşık Veysel’i Aramak’’ adlı müzikli</p>
<p>konferans düzenlendi</p>
<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Devlet Türk Musikisi</p>
<p>Konservatuvarı (DTMK) tarafından UNESCO’nun 2023 yılını Âşık Veysel’i</p>
<p>Anma ve Kutlama Yılı programına alması dolayısıyla “Arşivlerde Âşık Veysel’i</p>
<p>Aramak’’ adlı müzikli konferans gerçekleştirildi. EÜ Devlet Türk Musikisi</p>
<p>Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü Öğr. Gör. Dr. Gani Pekşen</p>
<p>koordinatörlüğünde düzenlenen etkinliğe, EÜ DTMK Müdürü Prof. Dr. Özge</p>
<p>Gülbey Usta, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Türk Musikisi Devlet</p>
<p>Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü Öğr. Gör. Dr. Süleyman Şenel, Prof. Dr. Sait</p>
<p>Eğrilmez, Öğr. Gör. Ünal Yılmaz, Sanatçı Özgür Yurteri, akademisyenler ve</p>
<p>öğrenciler katıldı.</p>
<p>Konferansa Âşık Veysel’in kendi hayatının ve müziğinin yer aldığı</p>
<p>dinletiyle başlayan Öğr. Gör. Dr. Şenel, “Âşık Veysel’i 50 yıldır anıyoruz. Âşık</p>
<p>Veysel ölmedi. Ölmemesinin sebebi, ortaya koyduğu eserlerin üretim mantığı,</p>
<p>analitik ve geleneksel yapıları sazıyla sözüyle devam ediyor. Üstelik arşivlerde</p>
<p>Âşık Veysel’in henüz ortaya çıkmamış eserleri var ve bu arşivler Âşık Veysel</p>
<p>araştırmacılarını bekliyor. Âşık Veysel bize her geçen gün yeni baştan, yeni bir</p>
<p>bilgi veriyor. O bilgileri almak lazım. Konu burada Âşık Veysel araştırmacılığı</p>
<p>değil, Âşık müziğidir. Bizim esas görevimiz, Âşık sanatının yarınlara daha</p>
<p>güvenli ellerde ulaşmasını sağlamaktır” dedi.</p>
<p>Öğr. Gör. Dr. Süleyman Şenel’e verdiği kıymetli bilgiler için</p>
<p>teşekkürlerini ilettikten sonra gençlere seslenen DTMK Müdürü Prof. Dr. Özge</p>
<p>Gülbey Usta, “Gençler, bu araştırmaları devam ettirmesi ve üstlenmesi gereken</p>
<p>sizsiniz. Sakın bırakmayın’’ diye konuştu.</p>
<p>DTMK Müdürü Prof. Dr. Özge Gülbey Usta konuşmalarının ardından</p>
<p>teşekkür belgelerini takdim etti. Etkinlik, Prof. Dr. Sait Eğrilmez, Öğr. Gör. Ünal</p>
<p>Yılmaz ve sanatçı Özgür Yurteri’nin bağlama eşliğinde seslendirdiği Âşık</p>
<p>Veysel türküleriyle sona erdi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-arsivlerde-asik-veyseli-aramak-adli-muzikli-konferans-duzenlendi-424226">EÜ&#8217;de &#8220;Arşivlerde Âşık Veysel&#8217;i Aramak&#8221; adlı müzikli konferans düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emziren annelerde daha sık görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emziren-annelerde-daha-sik-goruluyor-419231</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Nov 2023 21:02:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[annelerde]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[emziren]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419231</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme dokusunun ağrılı iltihaplanması sonucu, genellikle bakteriyel enfeksiyon kaynaklı oluşan ve özellikle emzirme döneminde annelere rahatsızlık veren Mastit, şişlik ve kızarıklıkla kendini belli eder.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emziren-annelerde-daha-sik-goruluyor-419231">Emziren annelerde daha sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MASTİT OLDUĞUNUZU NASIL ANLARSINIZ?</strong></p>
<p><strong>HANGİ BELİRTİLER MASTİTE İŞARET EDİYOR?</p>
<p>EMZİREN ANNELERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR</p>
<p> Meme dokusunun ağrılı iltihaplanması sonucu, genellikle bakteriyel enfeksiyon kaynaklı oluşan ve özellikle emzirme döneminde annelere rahatsızlık veren Mastit, şişlik ve kızarıklıkla kendini belli eder. Peki bu dönemde özellikle nelere dikkat etmek gerekir? Meme ucunu ve çevresini nasıl temizlemeli? Emzirme döneminde anneye sancı verir mi? Hangi önlemler alınmalı ve tedavi süreci nasıl olmalı? Merak edilen soruları Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tükenmez yanıtladı.</strong></p>
<p><strong> Mastit nedir?</strong><br />Mastit, meme dokusunun ağrılı iltihaplanması demektir ve genellikle bakteriyel enfeksiyon kaynaklı oluşmaktadır. Özellikle emzirme dönemindeki kadınlarda ilk üç ayda görülür. Emziren annelerin %10 ile %30 kadarında görülmektedir. Mastit memelerde şişlik, kızarıklık, ısı artışı, ödem, ağrı, yanma hissi, ateş ve titreme gibi belirtiler verebilir.<br /><strong> </strong><br /><strong>Emzirme döneminde memede aşırı süt birikimi risklidir<br /> </strong>Enfeksiyon olmamasına rağmen memede aşırı süt üretimi veya birikimi de belirtilerden bir tanesidir. Ayrıca tüm bunlar dışında memede aşırı süt birikimi bakteriyel enfeksiyon açısından riski de artırmaktadır. Meme başında çatlak ya da yaralar ciltteki bakterilerin meme dokusuna ve süt kanallarına geçişine neden olur. Zaman zaman enfekte olan süt bir alanda birikip apse oluşumuna yol açabilir. Dolayısıyla böyle bir durumda apseye, cerrahi yöntemler veya enjektör ile boşaltılmalıdır.</p>
<p><strong>Tanı konulması önemlidir</strong><br />Mastitte tanı klinik olarak gösterdiği belirtilere ve muayene bulgularına göre konulur. Meme ultrasonu ile memede apse varlığının tespitinin yapılması ve meme kanseri gibi diğer başka patolojik sonuçların eşlik edip etmediğinin saptanması gerekir. Mastit tedavisi iltihap ve ağrıların giderilip, oluşabilecek yeni enfeksiyon risklerinin önlenmesini hedefler.<br /> <br /><strong> MASTİT İÇİN TAVSİYELER</strong></p>
<ul>
<li><strong>Emzirme:</strong> Doğru emzirme yöntemini kullanarak, süt akışının sağlanması ana tedavi metodudur. Emzirme döneminde mastitden korunmak için doğru emzirme tekniklerini öğrenmek ve memede süt birikimini azaltmak önemlidir.</li>
<li><strong>Soğuk uygulama:</strong> Aralıklı zaman dilimlerinde sırt üstü uzanarak meme bölgenize soğuk uygulamalar yapabilirsiniz.</li>
<li><strong>Lenfatik drenaj:</strong> Meme dokunuza, koltuk altı ve köprücük kemiğinize doğru hafif basınç uygulayıp, lenfatik sıvıyı harekete geçirmeniz memedeki ödem ve iltihabın azalmasına yardımcı olabilir. Böylece meme başı ve ciltteki ödem ve şişlik azalacak, bebeğiniz meme başı ve cildini kolayca tuttuğundan daha rahat bir emzirme sağlanacaktır. Yüksek basınçla masaj yapmak beklenilenin aksine iltihaplanmayı, süt kanallarındaki basınca bağlı tıkanıklığı ve ödemi artırabilir. </li>
<li><strong>Destekleyici sütyen giyimi:</strong> Meme bölgesine baskı uygulamayan, dar olmayan, balen içermeyen ve hafifçe memeye destek olan sütyenleri tercih etmelisiniz.  </li>
<li><strong>Ağrı kesici:</strong> Hekiminizin uygun gördüğü ağrı kesici ve anti inflamatuar ilaçlar kullanabilirsiniz. </li>
<li><strong>Antibiyotik kullanımı:</strong> Emzirme dönemindeki bakteriyel meme enfeksiyonları çoğunlukla cilt kaynaklı bakteriler olup basit penisilin veya sefalosporin grubu antibiyotikler ile tedavi edilebilir. Antibiyotikler hekiminizin gerekli gördüğü durumlarda uygun gördüğü şekilde kullanılmalıdır. Genelde 48 ile 72 saat içerisinde rahatlama hissedilir ve 10 gün içinde enfeksiyon ortadan kalkabilir. Nadiren de olsa tedaviye dirençli enfeksiyonlar da bulunur. Böyle durumlarda süt kültür antibiyogramı yapıldıktan sonra sonuca göre hekiminiz tarafından antibiyoterapi değişikliği yapılabilir. </li>
</ul>
<p><strong>Hangi önlemlerin alınması önemli</strong><br />Meme ucunda meme başının nemli kalmasını sağlayan özelleşmiş bir tür ter bezi olan montgomery bezleri vardır ve bu bezler emzirme sırasında yağlı bir salgı sağlayarak meme ucunu nemlendirir. Bunun dışında aşırı hijyenik kişilerin meme ucunu sürekli sabun veya başka kimyasallar ile temizlemesi meme başındaki çatlak oluşmasına yol açabilir. Meme başının yalnızca su ile temizlenmesi yeterli olacaktır. Yine mastitten korunmak için memeye belli bölgelerde baskı uygulayan sütyenler tercih etmekten kaçınılmalıdır. </p>
<p><strong>Tedavi gerekli midir?</strong><br />Eğer mastit tedavi edilmezse meme apsesine yol açabilir. Bu durumda cerrahi operasyon ile veya iğneyle yapılacak küçük bir işlemle apseyi boşaltmak gerekir. Apse drenajı sonrası apsenin boşaltıldığı yerden süt gelmeye devam eder ve buna süt fistülü denir. Çoğu durumda ise tedavi sonucunda kapanır.</p>
<p><strong>Her belirti mastit olmayabilir!</strong><br />Mastit geçirmiş olmak meme kanseri riskini artırmamakla beraber mastitin belirtileri enflamatuvar meme kanseriyle de karışabilmektedir.</p>
<p><strong>Bir sağlık uzmanının takibinde olun!</strong><br />Enflamatuvar meme kanseri, meme cildini tutan nadir bir meme kanseri türü olmakla birlikte meme cildinde kızarıklık, ödem ve portakal kabuğu görünümü gibi belirtiler ile görülür. Hızlı tanı ve tedavi gerektirir. Tedaviye rağmen hala geçmeyen belirtileriniz varsa mutlaka bir sağlık uzmanına tekrar başvurmalısınız. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emziren-annelerde-daha-sik-goruluyor-419231">Emziren annelerde daha sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eklem Ağırlarının En Sık Sebebi Kıkırdak Aşınması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eklem-agirlarinin-en-sik-sebebi-kikirdak-asinmasi-419096</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Nov 2023 07:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlarının]]></category>
		<category><![CDATA[aşınması]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419096</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada en sık görülen eklem ağrısı sebeplerinden biri kıkırdak aşınması halk arasındaki tabiri ile kireçlenmedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklem-agirlarinin-en-sik-sebebi-kikirdak-asinmasi-419096">Eklem Ağırlarının En Sık Sebebi Kıkırdak Aşınması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eklem Ağırlarının En Sık Sebebi Kıkırdak Aşınması</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Dünyada en sık görülen eklem ağrısı sebeplerinden biri kıkırdak aşınması halk arasındaki tabiri ile kireçlenmedir.  Eklem ağrısı nüfusun yaşlanması, obezitedeki artış ve hareketin azalması gibi etkenlere bağlı olarak da giderek daha fazla hastada görülmektedir. Özellikle hastalığın ilerleyen aşamalarında yarattığı hareket kısıtlılığı nedeniyle kişilerin yaşam kalitesinin ciddi şekilde etkilendiğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Meriç, kıkırdak aşınmasının erken aşamalardaki hastalarda kök hücre uygulaması ile etkili sonuçlar alınabildiğini söyledi. </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Diz ekleminde ağrı, şişlik, eklemden ses gelmesi ve hareket kısıtlılığı ile giden ve ilerleyici bir hastalık olan kıkırdak dokusunda hasarlanma, toplumda yaygın bilinen adıyla kireçlenme, ülkemizde ve dünyada en sık görülen eklem rahatsızlıkların da başında geliyor. 2020 yılında Amerika’da yapılan bir araştırmada 2030 yılında kıkırdak hasarının dördüncü önde gelen sakatlık nedeni olacağının öngörüldüğünü belirten Prof. Dr. Gökhan Meriç, sorunun önemine dikkat çekti.<strong> </strong></p>
<p><strong>HAREKET ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRLIYOR</strong></p>
<p>Diz kıkırdak hasarının 45 yaş üstü yetişkinlerin yüzde 19&#8217;unu ve 60 yaş üstü kişilerin de yüzde 37&#8217;sini etkilediğini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Gökhan Meriç, bu durumun özellikle 60 yaş üstü kişilerin hayat kalitesini ciddi olarak etkilediğini anlattı.Yarattığı hareket kısıtlılığı nedeniyle genç yaşta erken kıkırdak hasarı tedavi edilmediği taktirde zamanla ilerleyerek şikayetlerin gün içinde devamlı hale gelmesine sebep olabildiğini  belirten Prof. Dr. Meriç, kıkırdak hasarının erken evrelerinde kök hücre tedavilerinden etkili sonuçlar alınabildiğini anlattı. </p>
<p><strong>HAREKETSİZLİK VE OBEZİTE KİREÇLENMEYİ DE ARTIYOR</strong></p>
<p>Ülkemizde obezitedeki artış, hareketsizlik ve nüfusun yaşlanmasına paralel olarak her geçen gün daha fazla kişinin kireçlenme nedeniyle hastaneye başvurduğunu söyleyen Prof. Dr. Gökhan Meriç, “Bu hastalar arasında ağrı kesici, kilo verme ve egzersize rağmen şikayetleri devam eden hastalarımızda çeşitli eklem içi enjeksiyonlardan faydalanıyoruz” dedi. </p>
<p><strong>KÖK HÜCRE UYGULAMASI İLE ETKİLİ SONUÇLAR ALINABİLİYOR</strong></p>
<p>Kıkırdak aşınmasının erken aşamalardaki hastalarda eklem içi hyaluronik asit, PRP enjeksiyonların rağmen şikayetlerin devam ettiği erken dönem kıkırdak aşınması olan hastalarda  kök hücre uygulaması ile etkili sonuçlar alınabildiğini söyleyen Prof. Dr. Gökhan Meriç, kıkırdak aşınması yanı sıra kas yırtıklarında da kök hücre uygulanabileceğini anlattı.  Kıkırdak harabiyeti nedeniyle eklem ağrısı olan ve ağrı kesicilerle veya fizik tedavi ile sonuç alınamayan hastalarda dokunun hasarlanma sürecinin yavaşlatılması, ağrı azaltılarak hareketin tekrar kazanılması amacıyla uygulanan kök hücre ile ilgili şu bilgileri verdi: “Kök hücreler vücutta başka hücrelere dönüşebilme kapasitesine sahip hücrelerdir. Vücudumuzda yağ doku, kemik iliği ve göbek kordonu kök hücre kaynaklarıdır. Kök hücreler en sık olarak kemik iliğinden ve yağ dokusundan elde edilir. Kemik iliği ve göbek yağının hücre yapısı farklı özelliklere sahiptir. Yağ dokusunda kemik iliğine göre çok daha fazla sayıda kök hücre içerir. Kök hücre yapısında ağrıdan sorumlu inflamasyonu azaltarak ağrının kesilmesini sağlayan birçok hücresel ürüne sahiptir. Kök hücre ağrının azaltılması, ödemin azaltılması, kıkırdak kaybının azaltılması ve kas hasarlanmasının iyileşmesinin hızlanmasına sağlar.”</p>
<p><strong>KÖK HÜCRE UYGULAMA İŞLEMİ NASIL YAPILIR?</strong></p>
<p>Kök hücre uygulamasında işlemin hazırlık aşamalarının da oldukça önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Gökhan Meriç, kök hücre uygulama işlemi nasıl yapıldığı konusunda şu bilgileri verdi: </p>
<p>“Vücudumuzda leğen kemiği ve göbek yağı çok sayıda kök hücrenin alınabileceği kaynaklardır ve hafif bir sedasyon ve lokal anestezi ile hastalar tamamen uyutulmadan bu dokulardan örnekler alınır. Alınan örnekler bir ayrıştırma işleminden geçerek doku içindeki kök hücreler ortaya çıkartılır.  Hazırlanan kök hücreler hasarlı bölgelere enjeksiyon ile uygulanır. Bu yöntemler ile elde edilen materyal saf kök hücre değildir bunun içinde kök hücre ile birlikte kan ürünleri, plazma denilen sıvılarda yer alır. Saf kök hücre ancak laboratuvar ortamında elde edilebilir. Saf kök hücre için hastadan alınan örnekler 1-2 hafta süren hücresel çoğaltılma işlemi sonrasında ile elde edilir bu çok daha teknik bir işlemdir. “</p>
<p><strong> “KÖK HÜCRE UYGULAMASI İLE CERRAHİ TEDAVİNİN BAŞARISI ARTTIRILMAYA ÇALIŞILIR”</strong></p>
<p>“Kıkırdak hasarının kök hücre uygulamasıyla tamamen eski haline döndürmesi mümkün değildir. Ancak kıkırdak iyileşmesi ile ilgili yapılan çalışmalarda kök hücre uygulaması sonrasında çekilen MR görüntülemelerinde uygulama öncesine göre hastaların kıkırdak volümünde artış tespit edildiği gösterilmiştir” diyen Prof. Dr. Meriç, “Cerrahi müdahale gerektirecek kadar olan kıkırdak, menisküs veya kas hasarlanmalarında tek başına kök hücre uygulaması müdahalenin yerini tutmaz kök hücre cerrahinin bir alternatifi değildir. Ancak müdahale ile birlikte yapılan kök hücre uygulamalarında tedavinin başarısını arttırılması amaçlanır” şeklinde konuştu. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklem-agirlarinin-en-sik-sebebi-kikirdak-asinmasi-419096">Eklem Ağırlarının En Sık Sebebi Kıkırdak Aşınması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VavaCars Trafikte En Sık Tercih Edilen Müzik Platformlarını Derledi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vavacars-trafikte-en-sik-tercih-edilen-muzik-platformlarini-derledi-415463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Oct 2023 11:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[derledi]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[platformlarını]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[trafikte]]></category>
		<category><![CDATA[vavacars]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin lider online ikinci el araç platformu VavaCars, sürücülerin trafikte geçirdiği zamanı daha keyifli hale getirmek için en sık tercih ettikleri müzik mecralarını derledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vavacars-trafikte-en-sik-tercih-edilen-muzik-platformlarini-derledi-415463">VavaCars Trafikte En Sık Tercih Edilen Müzik Platformlarını Derledi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’nin lider online ikinci el araç platformu VavaCars, sürücülerin trafikte geçirdiği zamanı daha keyifli hale getirmek için en sık tercih ettikleri müzik mecralarını derledi. VavaCars’ın anket araştırması sonuçlarına göre; trafikteyken müzik dinlemek isteyenlerin en çok tercih ettiği platform yüzde 45’le Spotify oldu. Geleneksel ve dijital radyolar yüzde 32 ile ikinci sırada yer alırken, YouTube Music ise yüzde 22 ile trafikte en çok dinlenen platformlar arasında üçüncü sırada yer aldı.</strong></p>
<p>Trafikte zaman geçiren sürücülerin vazgeçilmelerinin başında müzik dinleme alışkanlığı geliyor. Sürücüler bu alışkanlıklarını karşılamak için hem geleneksel hem de dijital radyoları kullanırken, günümüzde popülerliğini giderek artıran alternatif müzik platformlarını da sık sık tercih etmeye başladı. Türkiye’nin lider ikinci el araç platformu VavaCars da trafikteyken dinlenen müzik platformlarıyla ilgili bir araştırma yaparak en çok tercih edilenleri belirledi.  </p>
<p>VavaCars’ın araç sürücüleriyle gerçekleştirdiği anketin sonuçlarına göre, trafikteyken müzik dinlemek isteyenlerin yüzde 45’i Spotify’ı tercih etti.<strong> </strong>Online müzik platformlarına göre daha uzun bir geçmişe sahip olan radyo yüzde 32 ile ikinci sırada yer aldı.<strong> </strong>YouTube Music ise yüzde 22’lik oranıyla sürücüler tarafından en sık tercih üçüncü platform oldu.  </p>
<p> <strong>Trafikte müzik dinlemek enerjiyi artırıyor</strong></p>
<p>Trafikteyken müzik dinleme alışkanlığı sürücülerin stresini azaltarak yolculuklarını daha keyifli hale getiriyor. VavaCars da trafikte en sık tercih edilen platformları belirleyerek sürücülerin seyahat sürelerini daha keyifli hale getirmelerine destek olmayı hedefledi. Bu kapsamda listenin başında yer alan Spotify, geniş müzik arşivi ve kişiselleştirilmiş çalma listeleri ile Türkiye&#8217;de en popüler müzik platformu olarak öne çıktı. Bunun sebebi, kullanıcıların farklı türlerdeki müziklere kolayca erişebilme ve kendi zevklerine uygun çalma listeleri oluşturma imkanı bulması oldu. Araştırmaya göre geleneksel radyonun yanına bir de uygulamalar eklenince, radyolar en popüler müzik platformları arasında yer almaya devam etti.   </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vavacars-trafikte-en-sik-tercih-edilen-muzik-platformlarini-derledi-415463">VavaCars Trafikte En Sık Tercih Edilen Müzik Platformlarını Derledi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mengüç: Âşık ben değil, sen diyebilendir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menguc-asik-ben-degil-sen-diyebilendir-413040</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2023 22:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[ben]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[diyebilendir]]></category>
		<category><![CDATA[mengüç]]></category>
		<category><![CDATA[sen]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413040</guid>

					<description><![CDATA[<p>13. Kocaeli Kitap Fuarı’ndaki söyleşisinde aşkı anlatan Müzisyen Hakan Mengüç, aşkın “ben değil, sen” diyebilmek olduğunu vurguladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menguc-asik-ben-degil-sen-diyebilendir-413040">Mengüç: Âşık ben değil, sen diyebilendir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 13. Kocaeli Kitap Fuarı’na katılan müzisyen Hakan Mengüç, “Kalbin Uyanış”  adlı bir söyleşi gerçekleştirildi. Kocaelililerin yoğun ilgi gösterdiği söyleşisine ney taksimi ile başlayan Mengüç, dünyanın pek çok noktasında ney üflediğini söyledi.</p>
<p> </p>
<p><b>AŞK ANLATILMAZ, SADECE YAŞANIR</b></p>
<p>Akçakoca Konferans Salonu’ndaki söyleşinde aşkın yolculuğunu anlatan Mengüç, “Dergâhlara alınacaklara âşık olup olmadıkları sorulurdu. Âşık olmayanlar dergâha alınmazdı. Ancak âşık olan birisi verilen emeği anlayabilir. Sufizmde âşıklar pervane kelebeklerine benzetilir. Işık gördüklerinde muma doğru, ateşe doğru giderler. En güzel âşıklar olarak tanımlanmışlardır. O kadar âşıklardır ki artık kendi bedenlerinden vazgeçmişlerdir. Âşık ben değil, sen diyebilendir. Aşk anlatılmaz, sadece yaşanır” dedi.</p>
<p> </p>
<p><b>LEYLA’DAN VAZGEÇMEDEN MEVLA’YA VARILMAZ</b></p>
<p>Konuşmasına devam eden Mengüç, “Dünyanın pek çok noktasında neyi üfleme fırsatı buldum. Hayatlarında hiç duymamış olsalar da herkes de aynı tesir bıraktığını gördüm. Yaradan ile bütünleşmeyi istiyoruz. Ondan ayrı kaldıkça hiçbir haz bize O’nun tadını vermiyor. Farklı şeylere yönelerek aynı tadı almaya çalışıyoruz. Onların da elbette hayatımıza kattığı şeyler vardır. ‘Leyla’dan vazgeçmeden Mevla’ya varılmaz’ deriler” ifadelerini kullandı. Konuşma aralarında ney üfleyen Mengüç, kendisini dinleyenlerin gönüllerine dokundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menguc-asik-ben-degil-sen-diyebilendir-413040">Mengüç: Âşık ben değil, sen diyebilendir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Sık Hastalanıyorsa Bilmeniz Gereken 17 Gerçek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-sik-hastalaniyorsa-bilmeniz-gereken-17-gercek-405956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Sep 2023 08:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilmeniz]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalanıyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=405956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk hastalıkları polikliniklerine başvuruların en sık sebeplerinden biri de ebeveynlerin, çocuklarının sık hastalandığından endişe etmesi oluyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-sik-hastalaniyorsa-bilmeniz-gereken-17-gercek-405956">Çocuğunuz Sık Hastalanıyorsa Bilmeniz Gereken 17 Gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk hastalıkları polikliniklerine başvuruların en sık sebeplerinden biri de ebeveynlerin, çocuklarının sık hastalandığından endişe etmesi oluyor. Çok sık hastalanma durumu aileleri kaygılandırıyor ancak aslında bu çocukların yarısı tamamen sağlıklı olarak kabul ediliyor. Oldukça küçük bir oranda, immün (bağışıklık) yetmezlik ya da kronik hastalık bulunuyor. Çocuklarının sık hastalandığı düşüncesi ile doktora başvuran ailelerin çocuk hastalıkları konusunda bilinçli olması önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Anıl Doğan Bektaş, sık hastalanan çocuklara yaklaşım ile ilgili önemli bilgiler paylaştı. </p>
<p> </p>
<p><strong>Çocuk yılda 10-12 kez ÜSYE geçirebilir </strong></p>
<p>Çoğunlukla 5 yaşın altında, kreşe veya okula giden ya da kreş veya okula giden kardeşi olan çocuklarda, üst solunum yolu enfeksiyonları yılda 10-12 kez geçirilebilir. Bir üst solunum yolu enfeksiyonunun da ortalama 7-15 gün arası sürdüğü düşünüldüğünde,  bu çocuklar yılın yarısını hasta şekilde geçirebilmektedirler. Bu, sık hastalanma olarak kabul edilmemelidir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Bağışıklık yetmezliği araştırılmalıdır</strong></p>
<p>Yılda 2-3 defadan fazla ağır enfeksiyon, 3’ten fazla otit, sinüzit, bronşiolit, bronşit gibi enfeksiyonlar, sık karşılaşılan enfeksiyon etkenleri dışındaki etkenlerle enfekte olmak, iki aydan daha uzun süreli antibiyotik kullanımı, beklenmeyen bir komplikasyon gelişen, çoğunlukla ayaktan ve ağızdan tedavi yeterli olmayan hastalarda bağışıklık yetmezliği araştırılmalıdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sık hastalanan çocuklarla ilgili bilmeniz gerekenler</strong></p>
<ol>
<li>Kreş ve anaokuluna giden çocukların özellikle ilk iki yılda enfeksiyon geçirme sıklığı oldukça yüksektir.</li>
<li>Pasif sigara içiciliği de üst solunum yolu enfeksiyon riskini artırmaktadır.</li>
<li>5 yaş altı çocuklar sonbahar-kış sezonunda 5-6 defa üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilirler.</li>
<li>Sağlıklı çocuklar, yaşamlarının ilk 3 yılında genellikle 1 pnömoni (zatürre) ve 2 otitis media (orta kulak enfeksiyonu) dışında ciddi bir enfeksiyon geçirmezler, tedaviye yanıtları iyidir ve büyüme gelişmeleri normal olarak izlenmektedir.</li>
<li>Tekrarlayan enfeksiyonları olan çocukların %30 kadarının altta yatan alerjik yapıları vardır, bu nedenle kronikleşmiş alerjik rinit (saman nezlesi) olan çocuklar yanlışlıkla sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu tanısı alabilmektedir.</li>
<li>Ancak alerjik alt yapısı olan çocuklar otit, sinüzit ile dirençli ve uzun süreli üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkındır, bu çocukların da büyüme ve gelişmeleri normaldir. </li>
<li>Bu çocuklarda alerjik alt yapılı çocuklara özgü yüz görünümleri (burunda sürekli ellerle burnu silmeye bağlı yatay çizgi vb.) olabilir.</li>
<li>Alerjik alt yapısı olan çocuklarda kanda IgE düzeyleri yüksek saptanabilir, genellikle ailede de alerjik yatkınlık mevcuttur.</li>
<li>Alerjik yatkınlığı olan çocuklarda bağışıklık yetmezliği alerji ile birlikte görülebilir.</li>
<li>Sık hastalanan çocukların %10’unda kronik bir hastalık da vardır ve bu çocukların aynı zamanda büyüme gelişmeleri de yaşıtlarına kıyasla geride kalmıştır.</li>
<li>Bağışıklık (immün) yetmezliği olan çocuklar, sık hastalanan çocukların yaklaşık %10’unu oluşturur. Bu çocuklarda büyüme gelişme geriliği, ailede bağışıklık yetmezliği olan birey varlığı, erken kardeş ölümü, tedaviye dirençli ve genellikle hastane yatışı gerektiren enfeksiyonlar geçirme sık karşılaşılmayan enfeksiyon etkenleri ile sık hastalanma, kronik ishal, sık tekrarlayan apseler, iyileşmeyen cilt yaraları, yaygın cilt lezyonları, lösemi ve lenfoma gibi kanser türleri nedeniyle bağışıklığı baskılanmış çocuklar olabilir.</li>
<li>Sık hastalanma şikayeti olan çocuklarda detaylı bir öykü ve fizik muayene, bunun gerçekten sık hastalanma mı yoksa normal bir durum mu olduğunun ayırt edilmesinde en kıymetli tanı aracıdır.</li>
<li>Hastalanma yaşı, sıklığı, hangi bölgede geçirilen enfeksiyon olduğu gibi detaylar hem etkenin belirlenmesinde hem de gerçekten bağışıklık sorunu olup olmadığının saptanmasında çok önemli bir yer tutmaktadır.</li>
<li>Çocuğu değerlendiren pediatri hekimi, gerekli tetkikleri istedikten sonra hastada bağışıklık hücrelerinin yaşa göre normal sınırlarda olup olmadığını, anemi veya alerjik yatkınlığı olup olmadığını inceler. Sonrasında ise gerekli görülen çocuklarda ileri inceleme kararını verir.</li>
<li>Çocuklarda enfeksiyon sıklığını azaltabilmek ve geçirilen enfeksiyonların daha kolay atlatılmasını sağlayabilmek için, çocukları mümkün oldukça havasız ve kalabalık ortamlardan korumalı, pasif sigara içiciliğinden uzak tutmalı, dengeli beslenme ve yeterli uyku uyuduklarına dikkat edilmeli, alerjik yatkınlığı olan çocuklarda alerjenlerden mümkün oldukça kaçınılmalıdır.</li>
<li>Bağışıklık yetmezliği olan çocuklarda da tanının zaman kaybedilmeden konulması ve bu çocukların özellikle ağır enfeksiyonlara karşı korunması çok önemlidir.</li>
<li>Çocuklar paketli gıdalardan uzak tutulmalı, hareketsiz yaşamdan uzak tutulmalı, uygun psikolojik ortam sağlanmalı ve sık antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır.</li>
</ol>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-sik-hastalaniyorsa-bilmeniz-gereken-17-gercek-405956">Çocuğunuz Sık Hastalanıyorsa Bilmeniz Gereken 17 Gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atopik Dermatit Çocuklarda Daha Sık Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atopik-dermatit-cocuklarda-daha-sik-goruluyor-404531</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 11:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atopik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[dermatit]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404531</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 Eylül Dünya Atopik Dermatit Günü dolayısıyla Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği’nin yaptığı basın açıklamasında halk arasında egzema olarak da bilinen Atopik Dermatit deri hastalığının çocukların yüzde 20’sini, yetişkinlerin ise yüzde 10’unu etkilediği belirtildi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atopik-dermatit-cocuklarda-daha-sik-goruluyor-404531">Atopik Dermatit Çocuklarda Daha Sık Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>14 Eylül Dünya Atopik Dermatit Günü dolayısıyla Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği’nin yaptığı basın açıklamasında halk arasında egzema olarak da bilinen Atopik Dermatit deri hastalığının çocukların yüzde 20’sini, yetişkinlerin ise yüzde 10’unu etkilediği belirtildi. Dernek, aynı zamanda atopik dermatitin mikrobik bir hastalık olmadığı için kesinlikle bulaşmadığının da altını çizerek hastalığın uygun tedavi yaklaşımları ile kontrol altına alınabildiğini ifade etti.</strong></p>
<p>Atopik dermatit (AD) diğer adı ile egzema, toplumda en sık görülen deri hastalıklarından biri.<strong> Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Deri Alerjileri Çalışma Grubu’nun</strong> <strong>14 Eylül Dünya Atopik Dermatit Günü</strong> dolayısıyla yaptığı basın açıklamasında; egzemanın, çocukların %20’sini yetişkinlerin %10’unu etkileyen yani yaygın görülen bir deri hastalığı olduğu bildirildi.  Egzemanın her yaşta ortaya çıkabildiği vurgulanarak şu açıklamalara yer verildi:  </p>
<p>“En sık erken çocukluk yaşlarında görülen egzemadan etkilenen kişilerin yaklaşık yarısında ilk 6 ay, %60’ında ilk 1 yaş, %85’inde ise ilk 5 yaş içinde hastalık başlar. Hastalığın şiddeti ve seyri hastalar arasında farklılıklar göstermekle birlikte hastalık erişkin yaşlara kadar devam edebilir. Bu nedenle, yakın takip edilmesi gereken bir hastalıktır. Atopik dermatitte teşhis, deri lezyonlarının yaşlara göre tipik yerleşimine göre konur.<strong> </strong>Ailesinde astım, alerjik rinit (saman nezlesi) veya egzema olan bireylerin çocuklarında AD görülme sıklığı daha yüksek olmakla birlikte egzema olan çocukların ebeveynlerinde mutlaka alerjik hastalık olması gerekmez”</p>
<p><strong>ATOPİK DERMATİT BULAŞICI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Atopik dermatitin mikrobik bir hastalık olmadığı için kesinlikle bulaşmadığının altının çizildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Egzema deride kaşıntılı kızarıklıklar oluşturur. Kızarıklıklar çeşitli etkenler ile alevlenir. Kaşıntılar gündüz olabildiği gibi özellikle geceleri daha yoğundur. Bu durum, hastaların uyku düzenini bozar ve duygusal stres yaratabilir. Ayrıca, kaşıntı ve kaşıntının alevlendirdiği egzema yaraları hastanın yaşam kalitesini ve sosyal hayatını önemli ölçüde etkiler. </p>
<p><strong>HER ÜÇ ATOPİK DERMATİTLİ ÇOCUKTAN BİRİNDE ALERJİ GÖRÜLÜR</strong></p>
<p>“Hastaların yaklaşık üçte birinde besinlere veya hava ortamında bulunan alerjenlere (ev akarı, polen, evcil hayvan epiteli vb.) karşı duyarlılık görülür.  Ülkemizde çocukluk çağı alerjilerinin %85’inden besinler sorumludur. Sırasıyla yumurta akı, süt, fındık, ceviz, susam, buğday ve daha nadiren yer fıstığı, mercimek, balık ve kabuklu deniz ürünleri AD’ye neden olan besinlerdir. İleri yaşlarda da astım veya alerjik rinit gibi alerjik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, uyku bozuklukları, kalp hastalıkları ve psikosomatik hastalıklar ile ilişkisi olabilir. “</p>
<p><strong>MODERN YAŞAM TARZI, ATOPİK DERMATİT İÇİN RİSK FAKTÖRÜ</strong></p>
<p>“Günümüzde egzemanın oluşma nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Modern hayatın getirdiği yaşam değişiklikleri örneğin şehir hayatı, köy hayatından uzaklaşma, sezaryen doğum, hazır gıdalarla beslenme, güneş ışığından daha az faydalanma, bağırsak-deri mikrobiyatasındaki değişiklik gibi birçok faktörün hastalığa neden olduğu düşünülmektedir.”</p>
<p><strong>TERLEMENİN ÖNLENMESİ VE DİĞER ÇEVRESEL ORTAM KOŞULLARININ DÜZENLENMESİ </strong></p>
<p>“Tedavideki en önemli hedef, kaşıntının azaltılması, lezyonların giderilmesi, deri neminin sağlanması ve egzema alevlenmelerinin önlenmesidir. Atopik dermatiti tetikleyen çevresel koruyucu önlemler mutlaka alınmalıdır. Atopik dermatiti olan çocuğun cildi temiz tutulmalıdır. Sıcaklık ve nem oranındaki ani değişikliklerinden kaçınılmalıdır. Terleme, AD lezyonlarının alevlenmesini sağlayan en önemli faktör olduğu için önlenmelidir.”</p>
<p><strong>DÜZENLİ VE UYGUN NEMLENDİRİCİ KULLANIMI TEDAVİNİN EN ÖNEMLİ BASAMAĞIDIR</strong></p>
<p>“Tedavinin birinci ve en önemli basamağını uygun ve yoğun şekilde nemlendirici kullanımı oluşturur. Nemlendiricilerin seçimi özellikle ağır egzeması olan çocuklarda oldukça önemlidir. Nemlendiricilerin alerjen (yerfıstığı, hindistan cevizi, yulaf vb), parafin ya da parfüm gibi kimyasal maddeleri içermemesi gerekmektedir. Atopik dermatit tedavisinde en etkili ilaçlar aktif egzema lezyonları üzerine sürülen kortizonlu kremlerdir. Bu ilaçların kullanım dozu ve süresi mutlaka hekim tarafından düzenlenmelidir.”</p>
<p><strong>KIYAFET SEÇİMİ VE TEMİZLİĞİNDEKİ PÜF NOKTALAR </strong></p>
<p>“Hastaların kıyafetlerinde pamuklu olanlar tercih edilmelidir. Yünlü, tüylü ve naylon içeren giyeceklerden uzak durulmalıdır. Deriye temas eden deterjan ve dezenfektan ürünleri deri üzerinde yaşayan mikrobiyom denilen yararlı mikoorganizmaların sayısını ve dengesini bozabileceği için önerilmemektedir. Çamaşırlar toz/sıvı deterjan yerine granül sabunlar ile yıkanmalı ve çok iyi durulanmalıdır. Yumuşatıcılar kullanılmamalıdır. Başta el yıkama olmak üzere cilt bakımı, derinin pH’sına uygun olan (pH değeri 4,5-5,5), renksiz ve kokusuz sabunlar ile yapılması tercih edilmelidir. Derinin iyice durulandığından ve sabun artığı olmadığından emin olunmalıdır. Derinin bariyer özelliğinin basit önlemler ile korunması ciltteki kuruluğu engelleyerek, kaşıntı ve kızarıklık gelişimini önler. “</p>
<p><strong>ATOPİK DERMATİT KONTROL EDİLEBİLEN BİR HASTALIKTIR </strong></p>
<p>“Atopik dermatit uygun tedavi yaklaşımları ile kontrol altına alınabilen ve hastaların büyük çoğunluğunda da düzelebilen bir hastalıktır. Özellikle ağır, uzun süreli olan, erken yaşta başlayan ve besin alerjisinin eşlik ettiği olgularda AD iyileşse bile hastalığın ileri yaşlarda astım, alerjik rinit ve diğer hastalıklar ile ilişkisi olabileceği bilinmelidir. Bu hastalarda AD’nin uzun süreli takibi gerekmektedir. Bu konuda çocuk, aile ve hekim iş birliği sayesinde hastalığın yaratabileceği olumsuz durumların ortadan kaldırılması mümkündür.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atopik-dermatit-cocuklarda-daha-sik-goruluyor-404531">Atopik Dermatit Çocuklarda Daha Sık Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salih Âşık Gençlik Merkezi hizmete açıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/salih-asik-genclik-merkezi-hizmete-acildi-399808</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Aug 2023 13:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[salih]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivas Belediyesi tarafından yeniden projelendirilerek Mevlana Mahallesi'nde yapımı tamamlanan Salih Âşık Gençlik Merkezi'nin açılışı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/salih-asik-genclik-merkezi-hizmete-acildi-399808">Salih Âşık Gençlik Merkezi hizmete açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivas Belediyesi tarafından yeniden projelendirilerek Mevlana Mahallesi&#8217;nde yapımı tamamlanan Salih Âşık Gençlik Merkezi&#8217;nin açılışı gerçekleştirildi.</p>
<p>Daha önceleri öğrenci yurdu olarak hizmet veren ve Sivas Belediyesi’nce gençlik merkezi olarak projelendirilen binanın açılışına; Vali Yılmaz Şimşek, TBMM AK Parti Grup Başkanı ve Sivas Milletvekili Abdullah Güler, Rukiye Toy, İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya, Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı Salih Turan ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p>Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törende selamla konuşması yapan Mevlana Mahallesi Muhtarı Kazım Gözel, mahallelerine böylesine önemli bir gençlik projesini kazandıran Belediye Başkanı Hilmi Bilgin ve ekibine teşekkür etti.</p>
<p>Ardından söz alan Anadolu Gençlik Derneği Sivas Şube Başkanı Muhammed Emre Altun, “Bugüne kadar Salih Âşık Öğrenci Yurdu, bugünden sonraysa gençlik merkezi olarak kullanılacak olan bu binamızda gençlik çalışmalarımız devam edecektir. Buranın dönüştürülmesinde emeği ve katkısı olan herkese teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Törende konuşan Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, “Salih Âşık ağabeyimiz, Sivas&#8217;ın gençliğinde izi olan, imanlı bir gençlik yetiştirmek hedefiyle fedakârca çalışan ve bu uğurda ömrünü tamamlayan bir ağabeyimizdi, Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun. Yine Vahdettin Altun ağabeyimiz de aynı idareler uğruna çalışan, kendini Sivas&#8217;ın gençliğine adamış birisiydi. O günkü zor şartlarda bu yurdu İnşa ederek gençlerimizin daha iyi bir eğitim alma noktasında bir irade ortaya koymuşlardı. Biz de göreve gelir gelmez, gençliğimiz için ne yapabiliriz, hangi projeleri hayata geçirebiliriz diyerek bir gençlik çalıştayı düzenledik. Şehrimizdeki tüm sivil toplum kuruluşlarını bu çalıştaya davet ettik. Mülkiyeti Milli Gençlik Vakfı&#8217;na ait olan bu yurdu, yaptığımız istişareler neticesinde amacına uygun olarak yine gençlerimizin hizmetine sunmak gayesi ile yeniden projelendirdik ve bugün açılışını gerçekleştiriyoruz. Şehrimiz ve gençlerimiz için hayırlı olsun. O dönem Milli Gençlik Vakfı&#8217;na gittiğimiz yıllarda derdimiz, davamız neyse bugün de aynısı… O dönemde ‘önce ahlak ve maneviyat’ diyerek imanlı, inançlı bir nesil yetişmesini istiyorduk, bugün de aynı düstur üzerine çalışıyoruz. Necmettin Erbakan hocamızın güzel bir sözü var ‘Bir milletin gücü topu tüfeği değil, imanlı gençliğidir’ diyor. Biz de Sivas Belediyesi olarak ülkemizi Türkiye yüzyılına taşıyacak, milli ve manevi değerlere haiz bir gençlik yetiştirmek için üzerimize düşeni yapıyoruz. Sadece burayı değil, şehrimizdeki Selimiye Kültür Sitesi, Recep Ayan Kültür Sitesi ve Yenişehir Kültür Sitesi’ni de yeniden revize ederek gençlerimizin hizmetini sunduk. Gençliğimiz için hayırlı uğurlu olsun. Mücadelemiz, ülkemizi ve milletimizi güçlü kılmak. Gayemiz, insanımızın hayır duasını almak. İnşallah önümüzdeki süreçte farklı projelerle Şehrimize yeni eserler kazandırmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı Salih Turan, “Merhum Salih Âşık ağabeyimiz, Milli Gençlik Vakfı çalışmalarını yürütürken bir teşkilat çalışması dönüşü geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Allah için bir çalışmayı yaparken vefat edilmesini, bizim inancımız şehadet olarak tarif ediyor. Biz merhum ağabeyimizi bu noktada şehadet şerbetini içmiş bir büyüğümüz olarak kabul ediyoruz. O açıdan böyle bir şehidimizin isminin verildiği yurdun, gençlik merkezine dönüştürülmesini de önemsiyoruz. Ailesine, Milli Gençlik Vakfımıza ve Belediyemize böylesine güzel bir mekânı açtıkları için de hassaten teşekkür ediyorum” diyerek gençlik adına yapılan çalışmaların önemine değindi.</p>
<p>İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya ise “Gençlere yapılan yatırım, gerçek manada gençlerimizle birlikte ülkemizin geleceğine yapılan bir yatırımdır. Milli Gençlik Vakfımız, devlet-millet kaynaşmasını gerçekleştirmek üzere yola çıkmış bir harekettir. Bu önemli eseri tekraren gençlerimizin hizmetine sunan Belediye Başkanımıza ve emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in “Tohum saç bitmezse toprak utansın. Hedefe varmayan mızrak utansın…” dizeleriyle sözüne başlayan Sivas Milletvekili Rukiye Toy, “Gençlerimizi bu mekânlara getirmek, öğrencilerimizi böylesine önemli projelerin içinde görmek bizleri çok mutlu eder. Çünkü bizler de böyle mekânlarda büyüdük. Bu ortamda bulunmak, buradaki dostluğu, arkadaşlığı yaşamak bile ileriki yıllarda insana çok farklı donanımlar kazandırıyor. Ben bu önemli projeyi hayata geçiren Belediye Başkanımıza çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.</p>
<p>Ardından söz alan TBMM AK Parti Grup Başkanı ve Sivas Milletvekili Abdullah Güler, “Sivas Belediyemizin yeniden projelendirerek açılışını yaptığı Salih Âşık Gençlik Merkezimizin bundan sonra da gençlerimize yönelik çok güzel hizmetlere ve programlara ev sahipliği yapmasını temenni ediyorum. Salih Âşık hocamızın benim üzerimde emeği var, kendisinin çok büyük gayretlerine şahidim. 1987-88’li yıllarda gençlerimizin bir araya gelebileceği, spor yapabileceği, kitap okuyacağı, sohbet edeceği mekân bulmak çok zordu. Salih Âşık hocamızın ve Vahdettin Altun hocamızın bu noktada çok gayretli çalışmaları vardı. Bugün geldiğimiz noktada çok kıymetli hocamızın ismini taşıyan bölgesi önemli bir projenin hizmete açılmasında emeği geçen Anadolu Gençlik Derneği Başkanımıza ve değerli Belediye Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun” diye konuştu.</p>
<p>Son olarak katılımcılara hitap eden Sivas Valisi Yılmaz Şimşek ise “Gençlik Merkezimizin mahallemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Geçmişte bu mekânda gençlerimize önemli hizmetlerde bulunan merhum Salih Âşık hocamızı da rahmet ve minnetle anıyorum. Gençliğimiz geleceğimiz demektir. Gençler adına yapılan yatırımlar da geleceğimize yapılan yatırımlardır. İnşallah bu mekânda gençlerimiz kendilerini en güzel şekilde geleceğe hazırlayacaklardır. Sosyal donatıların yer aldığı gençlik merkezini ilimize kazandıran Belediyemize ve emeği geçenlere teşekkür ederim” dedi.</p>
<p>Protokol konuşmalarının ardından İl Müftüsü Ahmet Celalettin Altunkaya&#8217;nın duası eşliğinde gençlik merkezinin açılışı gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/salih-asik-genclik-merkezi-hizmete-acildi-399808">Salih Âşık Gençlik Merkezi hizmete açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emirates, Sonbahar/Kış sezonu için şık Bulgari seyahat kitlerini tanıttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emirates-sonbahar-kis-sezonu-icin-sik-bulgari-seyahat-kitlerini-tanitti-397291</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 11:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bulgari]]></category>
		<category><![CDATA[emirates]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kitlerini]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[sezonu]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sonbaharkış]]></category>
		<category><![CDATA[tanıttı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397291</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emirates, Sonbahar/Kış sezonu için First ve Business Class kabinlerde sunacağı şık Bulgari seyahat kitlerinin yeni koleksiyonunu tanıttı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emirates-sonbahar-kis-sezonu-icin-sik-bulgari-seyahat-kitlerini-tanitti-397291">Emirates, Sonbahar/Kış sezonu için şık Bulgari seyahat kitlerini tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Emirates, Sonbahar/Kış sezonu için First ve Business Class kabinlerde sunacağı şık Bulgari seyahat kitlerinin yeni koleksiyonunu tanıttı. Belirli uçuş noktaları ve uzun mesafeli seferlerde sunulacak ürün yelpazesi, yeni renk paletleri ve yeni kokuların yanı sıra bir hatıra ayna ve yolcu konforu için incelikli düşünülmüş çeşitli hediyeler içeriyor.</p>
<p>Emirates&#8217;in ayrıcalıklı bir uçuşla yolcularına konfor sunma taahhüdüne uygun olarak, güncel trendlerdeki renk ve tasarımları olan First ve Business Class seyahat kitlerinde, Emirates için özel olarak tasarlanmış şişelerde Bulgari kokuları bulunuyor. Yeni seri, First ve Business Class&#8217;ta klasik taba rengi ve siyah kumaş, leylaklı modern gümüş veya lila vurgulu abartısız siyah renklerde sekiz farklı koleksiyon çantası sunuyor.</p>
<p><strong>Yeni Business Class Hediye Kitleri</strong></p>
<p>2023&#8217;ün en şık modellerinden biri olan gümüş renkli Business Class serisi, her ikisi de vegan deriden leylak vurgulu göze çarpan metalik gümüş tonda yapılmış bir kese ve bir klasik makyaj çantası olmak üzere iki farklı model sunuyor. Her kit, ikonik parfüm BVLGARI OMNIA Amethyste Eau de Toilette dahil olmak üzere birkaç Bulgari ürünü içeriyor. Parfüm, pembe greyfurt ve yeşil bitki özü akorlarının parlak, narenciye yönleriyle açılırken; ana notaları zengin Damascena Rose Absolute kokusunu ortaya çıkarıyor. Yolculara ayrıca ciltlerini nemli tutmak için tamamlayıcı bir Omnia Amethyste yüz ve vücut emülsiyonu sunulurken, kit aynı zamanda; Bulgari dudak balsamı, diş seti, sürdürülebilir buğday samanı malzemesinden yapılmış bir çift ayna, deodorant, kağıt mendiller ve katlanabilir bir saç fırçası gibi çeşitli konfor unsurları içeriyor.</p>
<p>Taba rengi vegan deri vurgulu, farklı şekillerdeki iki modern klasik siyah kumaş çanta, maskülen bir tarz tercih edenlere hitap edecektir. Bu kitlerde, yatıştırıcı bir etki yaratmak için Darjeeling çayı, nilüfer ve guaiac ağacı notalarının kusursuz bir şekilde harmanlandığı odunsu ve çiçeksi bir misk kokusu olan BVLGARI POUR HOMME Eau de Toilette bulunmaktadır. Aynı ikonik kokudan ilham alan tamamlayıcı bir Bulgari tıraş sonrası balsamı ve vücut emülsiyonunun yanı sıra Gillette tıraş bıçağı, tıraş köpüğü, diş seti, deodorant, kağıt mendil ve sürdürülebilir buğday samanından yapılmış katlanabilir saç fırçası kit içerisinde mevcuttur.</p>
<p><strong>Yeni First Class Hediye Kitleri</strong></p>
<p>First Class&#8217;ta ürün yelpazesi, bir dizi kişiselleştirilmiş lüks ürün içeren, ikisi lila vurgulu siyah vegan deriden ve ikisi yüksek kaliteli siyah kumaştan olmak üzere 4 ayrı koleksiyon çantası içeriyor.</p>
<p>Siyah ve leylak takımlarda, yumuşak bir Bulgari kesesi içinde, Emirates için özel olarak hazırlanmış bir hatıra parçası olan yeni işlemeli altın renkli Bulgari aynanın yanı sıra 30 ml&#8217;lik özel bir şişe BVLGARI LE GEMME Desiria Eau de Parfum bulunmaktadır. Bu zengin ve sofistike çiçeksi gül kokusu; menekşe yeşim taşı, manolya ve ışıltılı gül yaprakları içeriyor. Parfüm, uyumlu bir yüz ve vücut emülsiyonu ile tamamlanıyor. Kit ayrıca, First Class yolcularının gidecekleri yere tamamen yenilenmiş olarak varabilmeleri için bir diş seti, canlandırıcı temizleme havlusu, deodorant, mendil ve katlanabilir saç fırçası içerir.</p>
<p>Siyah ve taba rengi kitlerde yolcular, Patchouli ve Jasmine Sambac ile ifade edilen sofistike, odunsu bir çiçek kokusu olan 30 ml&#8217;lik özel BVLGARI LE GEMME Gyan Eau de Parfum’ün keyfini çıkaracaklar. Kit ayrıca nemlendirici Bulgari Le Gemme Gyan tıraş sonrası balsamı ve uyumlu vücut emülsiyonu, temizleme havlusu, Gillette tıraş bıçağı, tıraş köpüğü, diş seti, deodorant, kağıt mendil ve katlanabilir saç fırçası içeriyor.</p>
<p>A380 uçağında First Class yolcuları, İrlanda&#8217;dan organik ve sürdürülebilir Voya dahil olmak üzere ayrı bir lüks ürün yelpazesi sunan Uçak İçi Duş Spa&#8217;yı da kullanabilirler. First Class yolcuları, özel süitlerinde lüks İsveç markası Byredo&#8217;dan bir cilt bakım seti de bulabilirler. Economy ve Premium Economy yolcuları, yıl sonuna doğru piyasaya sürülecek olan yeni koleksiyon hediye kitleri de sabırsızlıkla bekleyebilirler.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emirates-sonbahar-kis-sezonu-icin-sik-bulgari-seyahat-kitlerini-tanitti-397291">Emirates, Sonbahar/Kış sezonu için şık Bulgari seyahat kitlerini tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>vivo&#8217;nun en yeni ve şık telefonları yaza özel sepet indirimleri ile Myvivoshop&#8217;ta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vivonun-en-yeni-ve-sik-telefonlari-yaza-ozel-sepet-indirimleri-ile-myvivoshopta-395768</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Aug 2023 15:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[indirimleri]]></category>
		<category><![CDATA[myvivoshopta]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[sepet]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[telefonları]]></category>
		<category><![CDATA[vivonun]]></category>
		<category><![CDATA[yaza]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı telefon sektörünün önde gelen markalarından vivo, online mağazası myvivoshop’da tüketicilere yönelik kampanyalarını “Yaza Özel Sepette İndirimler” ile sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vivonun-en-yeni-ve-sik-telefonlari-yaza-ozel-sepet-indirimleri-ile-myvivoshopta-395768">vivo&#8217;nun en yeni ve şık telefonları yaza özel sepet indirimleri ile Myvivoshop&#8217;ta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akıllı telefon sektörünün önde gelen markalarından vivo, online mağazası myvivoshop’da tüketicilere yönelik kampanyalarını “Yaza Özel Sepette İndirimler” ile sürdürüyor. Tüketicileri myvivoshop’tan satın alacakları V29 Lite 5G ve Y36 model telefonlarda indirim ve avantajlar bekliyor.</strong></p>
<p>vivo, online satış platformu myvivoshop’da tüketicilere sunduğu fırsat ve kampanyalara bir yenisini ekledi. Myvivoshop “Yaza Özel Sepette İndirimler” kampanyası kapsamında 14 Ağustos tarihine kadar vivo’nun Türkiye’deki en yeni akıllı telefon modelleri V29 Lite 5G ve Y36’yı myvivoshop üzerinden satın alan kullanıcılar sepette özel indirimlere sahip oluyor. </p>
<p>vivo’nun amiral gemisi özelliklere sahip bütçe dostu yeni modeli V29 Lite 5G, myvivoshop’da 14 Ağustos tarihine kadar 15.999 TL yerine 1.000 TL indirim avantajı ile 14.999 TL’den satışa sunuluyor. Sektörde orta segment telefon kategorisinde bir ilk olan kavisli AMOLED ekranıyla kullanıcılar için son derece şık ve ergonomik bir seçenek olan V29 Lite 5G, kullanıcıların tüm günlük işlerini kalite ve güvenilirlikten ödün vermeden kesintisiz sürdürmelerine olanak tanıyor. Gücünü Qualcomm’un <strong>Snapdragon 695</strong> işlemcisinden alan <strong>v</strong>29 Lite; 64MP optik görüntü sabitleme özelliğine sahip ana kamerası, bir günden fazla kullanım ömrü sunan 5000 mAh büyük bataryası ve 44W FlashCharge hızlı şarjı ile kullanıcılara tüm gün sorunsuz kullanım sunuyor. </p>
<p>Myvivoshop “Yaza Özel Sepette İndirimler” kampanyası kapsamında vivo’nun Türkiye’de tüketicilerin büyük beğenisini kazanan Y serisinin en yeni üyesi Y36’nın 128 GB kapasiteli versiyonu 11.999 TL yerine 9.999 TL, 256 GB kapasiteli versiyonu da 12.999 TL yerine 10.999 TL fiyatla tüketicilerle buluşuyor. Şık ve zarif tasarımı, güçlü teknolojik özellikleri ve fiyat performans avantajı ile rakiplerini geride bırakan Y36; hızlı tempolu ve dinamik yaşam tarzını benimseyen tüketicilerin kalite, yüksek performans, geniş depolama alanı, gelişmiş kamera özellikleri, güçlü batarya ve uygun fiyat gibi tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Y36’nın geniş depolama kapasitesi kullanıcılara 250 bin adede kadar fotoğraf, 500 saatin üzerinde HD video ve 6,5 milyon belge saklama olanağı sunuyor.</p>
<p><strong>Android güncelleme garantisi ve 1 yıl ek üretici garantisi ile telefonunuz güncel ve güvende</strong></p>
<p>Kampanya kapsamında bu 3 akıllı telefondan birini tercih edenler 2.400 TL değerinde 1 Yıl Ek Garanti ve Ekran Onarım Paketi’nin de sahibi oluyor. Bu garantilere ek olarak vivo kullanıcılara güncel, güvenli, istikrarlı ve sorunsuz bir akıllı telefon deneyimi sunmak için V29 Lite 5G ve Y36 modellerini iki büyük Android Güncelleme garantisi ve üç yıla kadar Android Güvenlik Güncelleme garantisi ile satışa sunuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vivonun-en-yeni-ve-sik-telefonlari-yaza-ozel-sepet-indirimleri-ile-myvivoshopta-395768">vivo&#8217;nun en yeni ve şık telefonları yaza özel sepet indirimleri ile Myvivoshop&#8217;ta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2023 11:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kazası]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklar için yılın en keyifli dönemi parklarda ve kumsalda bolca oynayabildikleri yaz mevsimi oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175">Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar için yılın en keyifli dönemi parklarda ve kumsalda bolca oynayabildikleri yaz mevsimi oluyor. Zira tüm yıl zamanlarının çoğunu evde geçiren çocuklar artık parklarda, deniz ve havuz kenarlarında gönüllerince oynamanın keyfini yaşayacaklar. Ancak, bu dönemde çocuklarda düşme ve çarpma sonucu oluşan kırıklar, burkulmalar ile incinmeler yaz tatiline gölge düşürebiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarında ortopedik kazalar konusunda farkındalık yaratmaları ve gerekli önlemleri almaları büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz</strong>,<strong> </strong>ebeveynlerin yaz aylarında gelişebilecek kazalara karşı güvenlik önlemlerini mutlaka gözden geçirmeleri gerektiğine dikkat çekerek,<strong> </strong>“Güvenlik önlemlerinin yanı sıra çocuklarımıza uygun ekipmanları kullanma alışkanlığı da kazandırmalıyız. Ayrıca, çocukların spor yapmadan önce iyi bir ısınma ve germe rutini izlemeleri de gerekiyor. Ancak alınan önlemlere rağmen istenmeyen kazalar olursa doktora zaman kaybetmeden başvurmak, ileride oluşabilecek sakatlık, fonksiyon bozukluğu ve aktivitelerde kısıtlanma gibi sorunların önlenmesi için çok önemlidir” diyor. <strong>Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz</strong>, yaz aylarında çocuklarda görülme sıklığı artan ortopedik kazalara karşı ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>BİSİKLET ve PATEN KAZALARI</strong></p>
<p>Çocukların yaz aylarında en keyif aldıkları yaz aktivitelerinden biri olan bisiklet ve paten sürmek gerekli önlemler alınmadığında ciddi yaralanmalarla sonuçlanabiliyor. Bisikletle ya da patenle bir yere çarpma veya düşme sonrasında en sık kafa travmaları, bacak ve kollarda kırıklar ile burkulmalar görülüyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Kafa travmaları hayati önem arz edebiliyor. Özellikle kask takılmadığı zaman, kafanın yere ya da sert bir zemine çarpması sonucu beyin sarsıntısına bağlı olarak şuur-hafıza kaybı ya da beyin kanamaları ve kafatası kırıkları olabiliyor. Ayrıca düşmeler nedeniyle eklemlerde bağ zedelenmeleri ve kopmaları, uzun kemiklerde kırıklar görülebiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Bisikletin çocuğunuzun boyuna, kilosuna ve yaşına uygun olmasına özen gösterin.</li>
<li>Çocuğunuz bisiklete binmeden önce frenlerin çalışıp çalışmadığını kontrol edin. </li>
<li>Baş yaralanmasını önlemek için bisiklet kullanırken mutlaka kask takmasını sağlayın. Özellikle yeni bisiklet ya da paten kullanmaya başlayan çocuklarda dizlik ve dirseklik gibi koruyucu ekipmanlar kullanın.</li>
<li>Trafik kurallarını öğretin ve güvenli bisiklet sürme becerilerini geliştirmesine yardımcı olun.</li>
</ul>
<p><strong>SU AKTİVİTELERİ KAZALARI</strong></p>
<p>Sıcak havalarda su aktiviteleriyle ilgili yaralanmaların da mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Zira yüzme havuzlarında kayarak düşme, suya hatalı dalma veya suya çarpma sonrasında omurga, boyun, kafa, kollar ile bacaklarda ciddi burkulmalar ve kırıklar gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuz suya girmeden önce derinliğini mutlaka kontrol edin. </li>
<li>Yüzme becerilerini geliştirmesi için eğitim almasını sağlayın.</li>
<li>Su aktiviteleri sırasında güvenlik kurallarına uymasının önemini anlatın. Örneğin; havuz kenarlarında kayıp düşmeyi engellemek için ıslak zeminde koşmamalı. Mümkünse terlik ya da kaymayı engelleyici çorap-patikler giymeli. </li>
</ul>
<p><strong>OYUN ALANI KAZALARI</strong></p>
<p>Yaz aylarında çocuklar en sık parklarda ve oyun alanlarında zaman geçiriyorlar. Ancak güvenlik önlemleri alınmadığı takdirde oyun alanları oldukça tehlikeli olabiliyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Düşmeler, kaymalar ve çarpışmalar gibi oyun alanı kazaları önemli ortopedik yaralanmalarla sonuçlanabiliyor.</p>
<p>Özellikle kol ve bacak kemiklerindeki kırıklar oyun parklarında düşme sonrası sık görülen yaralanmaları oluşturuyor ve bazıları ameliyat gerektirecek ciddiyette olabiliyor” uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzu oyun alanlarında gözetim altında tutun </li>
<li>Oyun alanlarındaki oyuncakların amacına uygun kullanılmasını sağlayın. Salıncak, kaydırak gibi çarpışma riski olan yerlerde daha dikkatli olun. </li>
<li>Zemini kauçuk veya kum gibi yumuşak yüzeyden oluşan oyun parklarını tercih edin</li>
<li>Çocuğunuzun yaşına uygun oyun ekipmanlarını kullanmasını sağlayın. </li>
</ul>
<p><strong>SPOR KAZALARI</strong></p>
<p>Yaz ayları, spor etkinlikleri için ideal bir zaman. Futbol, basketbol, voleybol, tenis ve jimnastik gibi sporlar çocukların her zaman ilgisini çekiyor. Ancak bu sporlar sırasında burkulmalar, incinmeler ve kırıklar gibi ortopedik yaralanmalar yaz aylarında artış gösteriyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Spor etkinliği sırasında oluşan yaralanmaları önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli kural, spor ya da antreman öncesinde kas, tendon ve eklemleri spora hazırlamak için germe-esneme egzersizleri yapmaktır” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun spor sırasında uygun ekipmanları kullanmasını sağlayın. Özellikle yapılacak olan spora uygun spor ayakkabıları, koruyucu dizlikler ve dirseklikler gibi ekipmanlar yaralanma riskini azaltmaya yardımcı olabiliyor. </li>
<li>Spora hazırlamak için ısınma ve germe egzersizleri yapmasını teşvik edin.</li>
<li>Zeminin yapılacak olan spora uygun olmasına dikkat edin. Örneğin beton zemin futbolda düşme sonrasında yaralanma riskini arttıracaktır. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175">Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel Fıtığında En Sık Yapılan 10 Hata!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-fitiginda-en-sik-yapilan-10-hata-380123</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jun 2023 09:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığında]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=380123</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda giderek yaygınlaşan hareketsiz yaşam, fazla kilo, bilgisayar karşısında geçirilen uzun saatler ve masa başında yanlış oturma pozisyonu derken, bel ağrısı çekenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitiginda-en-sik-yapilan-10-hata-380123">Bel Fıtığında En Sık Yapılan 10 Hata!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda giderek yaygınlaşan hareketsiz yaşam, fazla kilo, bilgisayar karşısında geçirilen uzun saatler ve masa başında yanlış oturma pozisyonu derken, bel ağrısı çekenlerin sayısı hızla artıyor. Ülkemizde bel ağrısı şikayeti nedeniyle hekime başvurma oranı baş ağrısından sonra ikinci, cerrahi olarak tedavi edilme açısından üçüncü sırada yer alıyor. Her bel ağrısının bel fıtığı anlamına gelmediğini belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ</strong> “Yapılan çalışmalar, bel ve boyunda saptanan her fıtıklaşmanın bel-boyun ağrısı yapmadığını, dolayısıyla MR’da saptanan her fıtığın tedavi gerektirmediğini ortaya koymuştur. Buna karşın tedavi gerektiren bel fıtığında, uygulanan çeşitli yöntemlerle yüzde 90-95 oranında cerrahiye gerek kalmadan başarı sağlanabilmektedir. Kişilerin bazı yanlış davranışları ve alışkanlıkları da bel fıtığı riskini artırdığı gibi, tedaviyi de olumsuz etkileyebilmektedir” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ, bel fıtığında en sık yapılan yanlışları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Yatak istirahatine rağmen oturmak!</strong></p>
<p>Bel fıtığı hastalarında en çok gözlemlenen yanlışlardan biri; doktorun yatak istirahati vermesine rağmen, oturmaya devam etmek oluyor. Oysa oturmak, yatak istirahatinin yerini tutmuyor. Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Oturan bir kişide disk üzerine düşen basınç oturma ve özellikle oturup yanlara eğilme sonucu ciddi bir şekilde artar. Bu nedenle hastaya verilen istirahat süresince kişi oturarak istirahat etmek yerine yatarak istirahat etmelidir. Oturmak istediği zamanlarda da bel boşluğunu destekleyen bir yastıkla bunu yapmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Kilo vermeye özen göstermemek</strong></p>
<p>Fazla kilonun bel ağrısını artırdığı gibi, ağrının oluşumuna da neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Tolga Aydoğ, buna karşın fazla kilolarından kurtulmak için yeterli özen gösterilmemesinin de en sık yapılan hatalar arasında olduğunu söylüyor. Bel ağrısı olan hastanın aktivite düzeyindeki azalışa bağlı olarak kilo alımının hızlanabileceğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ, bu nedenle istirahatin ve kontrollü hareketin önemli olduğu ilk günlerde gerekirse diyetisyen desteği alınmasının önemli olduğunu vurguluyor.  </p>
<p><strong>‘Çivi çiviyi söker’ diyerek zorlayıcı egzersizler/sporlar yapmak</strong></p>
<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ öne çıkan yanlışlardan birini şöyle açıklıyor: “Bel fıtığının tedavisinde egzersiz çok önemli yer tutar. Bu bağlamda bel ve kalça etrafı kısa kasların uzatılması, zayıf kasların kuvvetlendirilmesi, genel kondisyonun artırılmasına özen gösterilmelidir. Ancak zorlayıcı hareketlerden uzak durulmalıdır çünkü zorlayıcı hareketler kaslarda daha büyük kuvvet artışı yapabilse de bunlar disk üzerine düşen basıncı artırıp sorunun daha da artmasına neden olabilir. O yüzden kişinin fiziksel durumuna göre iyi planlanmış bir egzersiz planı yapmak çok önemlidir.”</p>
<p><strong>Hiç kalkmadan uzun süre yatmak</strong></p>
<p>Akut gelişen bel fıtığının tedavisinde disk üzerine düşen basıncı azaltmada yatak istirahati şüphesiz çok önemli bir yer tutuyor ancak dikkat! Hiç kalkmadan çok uzun süre yatmak kaslarda kuvvetsizliğe, eklemlerde hareket kısıtlılığına yol açıyor. Prof. Dr. Tolga Aydoğ bundan dolayı yatak istirahatinin bir haftayı geçmemesi gerektiğini söylüyor.   </p>
<p><strong>Sigara içmeye devam etmek</strong></p>
<p>Sigaranın genel vücut sağlığı için kanıtlanmış zararları, bel fıtığında da kendini gösteriyor. Sigara içmenin disk kanlanmasını bozarak bel fıtığı riskini artırabildiğini ve tedaviyi olumsuz etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ, sigaranın yol açtığı öksürük nedeniyle de bel fıtığına zemin hazırlayabildiğine dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Sert yatak yerine yerde yatmak </strong></p>
<p>Sert yataklarda yatmak bel fıtığı tedavisinde halen kabul görse de bu, sert zemine/yere yatılması anlamına gelmiyor. Yere yatıp- kalkma sırasında belin istenmeyen zorlayıcı pozisyonlara gelebilmesinden dolayı yere yatmaktan kaçınmak gerektiğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Yerde değil, normal yükseklikte sert yatağı tavsiye ediyoruz. Günümüzde vücut şeklini alan ‘visko’ yataklar geliştirilmeden önce bel fıtığında hastaların sert yataklarda yatması gerektiği görüşü genel kabul görüyordu. ‘Visko’ yataklar çıktıktan sonra artık ille de sert yataklar değil, hastanın rahat ettiği yatağın doğru olduğu genel kabul görmektedir. Akut gelişen bel ağrısında ilk tercih sert yataklar olsa da kronik dönemde rahat edilen yatak doğru yataktır, diye düşünmekteyiz” diyor. </p>
<p><strong>Uzman olmayanlara başvurmak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tolga Aydoğ, bel ağrısı çekenlerin ve MR’ında bel fıtığı saptananların en sık yaptığı yanlışlardan birinin de kulaktan dolma bilgiler ve önerilerle hareket etmeleri olduğunu belirterek “Çevredekilerin ‘aynı sorun bende de vardı veya bir yakınım şu kişiye gitti belini çektirdi, iki büklüm gitmişti sapasağlam ayrıldı” gibi sözleriyle doktora değil işin uzmanı olmayan kişilere yönelinmesi sonucu kalıcı sakatlıklar ortaya çıkabiliyor” uyarsında bulunuyor. </p>
<p><strong>“Bel fıtığı ameliyatı oldum, bir daha tekrarlamaz” diye düşünmek</strong></p>
<p>Bel fıtığı ameliyatı sonrası günlük yaşamda bazı kurallara dikkat edilmediğinde fıtık sorunu aynı seviyeden veya başka bir seviyeden tekrarlayabiliyor. Bu nedenle kişinin bel fıtığı nedeniyle ameliyat olsa da omurgasını korumak için genel kurallara uyması ve egzersizlerle omurga etrafında yeterli esneklik ve kuvvete ulaşmaya, genel kondisyonunu artırmaya özen göstermesi gerekiyor. </p>
<p><strong>Bel açısından doğru ergonomik hareketleri öğrenmemek</strong></p>
<p>Ağır kaldırma ve zorlayıcı fiziksel hareketler yapma hem bel ağrısını hem de bel fıtığı riskini artırıyor. Prof. Dr. Tolga Aydoğ günlük yaşamda bilinçsizce yapılabilen bazı hareketlerin bel fıtığına davetiye çıkarabileceğini belirterek şu önerilerde bulunuyor; </p>
<ul>
<li>Yerden bir şey almak için belden eğilmek yerine dizlerinizi bükün. </li>
<li>Market/pazar alışverişi poşetlerini tek elde değil, iki ele eşit dağıtarak taşıyın.</li>
<li>Otururken bel boşluğunu destekleyici yastıkla doldurun.</li>
<li>Bar koltuğu gibi çok yüksek yerlere veya yere oturmaktan kaçının.</li>
<li>Baş üzeri bir şeyi rafa/dolaba yerleştirirken uzanmak yerine basamak kullanın.</li>
<li>Uzun süreli oturarak çalışıyorsanız en geç her saat başı kalkıp dolaşın. Zira; her saat başı kısa süreli dolaşma; bel omurlarının, bel çevresi bağ ve kasların ayrıca disklerin sağlığı açısından çok önemli.</li>
</ul>
<p><strong>Ameliyatı tek çare olarak görmek </strong></p>
<p>Bel fıtığında ameliyatın son çare olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ, ameliyat gerektiren durumları; ‘bacaklarda kuvvet kaybı, idrar ve gaitayı tutamama ve yapılan her tür tedaviye rağmen bel ağrılarının devam etmesi’ olarak sıralıyor. Ameliyat öncesi uygulanan yöntemlerle yüzde 90-95 oranında başarı sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ şöyle konuşuyor: “Bel fıtığı; çok uzun süre olmayan istirahat, ağrı kesici, kas gevşetici ve steroid olmayan antiinflamatuar (bazen steroid) ilaçlar, egzersiz, görüntüleme destekli bele yapılan enjeksiyonlar (transforaminal / epidural enjeksiyonlar), bel korseleri, elle tedavi (manüpilasyon/kayropraksi) sıcak uygulama ve fizik tedavi gibi yöntemlerde yüzde 90-95 oranında tedavi edilebilir. Bel fıtığı hastasında genelde tek bir tedavi seçerek uygulamak yerine bütüncül yaklaşıp, birçok tedaviyi birlikte uygulamak çok daha doğru bir tedavi tarzıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitiginda-en-sik-yapilan-10-hata-380123">Bel Fıtığında En Sık Yapılan 10 Hata!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Krup ilkbaharda daha sık görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/krup-ilkbaharda-daha-sik-goruluyor-371886</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 12:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilkbaharda]]></category>
		<category><![CDATA[krup]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=371886</guid>

					<description><![CDATA[<p>COVID-19 gibi üst solunum yolu enfeksiyonu olan krup, çoğunlukla küçük yaştaki çocukları etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/krup-ilkbaharda-daha-sik-goruluyor-371886">Krup ilkbaharda daha sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>COVID-19 gibi üst solunum yolu enfeksiyonu olan krup, çoğunlukla küçük yaştaki çocukları etkiliyor. Viral kaynaklı krup olgularının yüzde 80’inin 5 yaşın altında olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Gözer, “Özellikle 6 ay ile 3 yaş arasında çocuklarda ilkbahar ve sonbahar aylarında daha fazla görülen krup, virüslerin ya da bakterilerin sebep olduğu bir üst solunum yolu enfeksiyonudur. Krup özellikle kreş ve okul gibi kalabalık ortamlarda yakın temas, hapşırma ya da öksürme ile havaya saçılan damlacıklardaki virüslerin ağız ve burun yoluyla alınması sonucu başkalarına da hızlıca bulaşır. Evde tedavisi devam eden çocukların bol sıvı tüketimi ve bolca dinlenmeleri önemli. Eğer solunum güçlüğü, iştah kaybı gibi belirtiler şiddetlenirse hızlıca en yakın sağlık merkezine başvurulmalı” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Başlangıçta, 1-3 gün kadar önce burun akıntısı, öksürük, ateş, boğaz ağrısı yakınmaları görülebileceğini ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı<strong> </strong>Dr. Ebru Gözer, “Hastalık ses telleri ve altında iltihabın neden olduğu havlar tarzda öksürük, boğuk ses, ses kalınlaşması, hırıltılı nefes alma ve nefes alma güçlüğü gibi geceleri daha çok artan şikayetlerle kendini gösterir. Hasta yatağın içinde oturma veya ayağa kalkma eğiliminde olur. Diğer aile bireylerinde de üst solunum yolu hastalık bulguları olabilir, bu da çocuğun viral kaynaklı krup olduğunu destekler. Büyük çocuklarda sadece kaba ve gürültülü sesle öksürme olabilir. Solunum eforu artmış, nefes almada güçlük, sürekli gürültülü ses gibi önemli bulgular hava yolu tıkanıklığının ilerlediğini gösterir. Belirtiler şiddeti azalarak devam ederken genellikle bir hafta içinde tamamen düzelir” dedi. </p>
<p> </p>
<p><strong>Krup sendromunda ateş görülmez</strong></p>
<p>Viral enfeksiyona bağlı krup dışında havayolu tıkanıklığı ile giden birçok hastalık durumunun da mevcut olduğunun altını çizen Dr. Ebru Gözer, “Benzer şikayetlerle başlayan soluk borusu enfeksiyonu, boğazın arkasındaki bölgede bulunan, boyunda ciddi bir enfeksiyon ve özellikle gırtlağın üst kısmını oluşturan anatomik yapılarda oluşan iltihap hızlıca tanı konularak tedavi edilmesi gereken durumlardır. Gırtlağın üst kısmını oluşturan anatomik yapılarda daha ilerleyici hava yolu tıkanıklığına neden olur. Solunum sıkıntısı, yüksek ateş, yutma güçlüğü, gürültülü ses, salya akması gibi bulguları vardır ve krup tedavisine cevap vermez. Ayırıcı tanıda ve tekrarlayan krup ataklarında düşünülmeli” dedi.</p>
<p>Spazmodik krup hastalığının ise 1-3 yaş arası sık görülen tekrarlayıcı, genellikle ateş gibi virüs kaynaklı enfeksiyonu düşündüren öncü belirtilerin olmayışı veya hafif oluşu ile öne çıktığını paylaşan Dr. Ebru Gözer, “Alerjik ve psikolojik faktörler önemli olabilir. Geceleri aniden başlar ve hastalar havlar tarzda öksürük, hırıltılı nefes alma, korku ve kaygı ile uyanır. Ateşleri yoktur. Kısa süre içinde düzelirler. Birkaç gün boğuk sesle öksürük olur. Altta yatan alerjik tablo varsa takibi ile atak sıklığı azaltılabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Soğuk buhar ve nem en etkili tedavi yöntemi</strong></p>
<p>Viral enfeksiyona bağlı krup tedavisinde en etkili yöntemin soğuk buhar ile nem tedavisi olduğunu paylaşan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı<strong> </strong>Dr. Ebru Gözer, “Çoğunlukla nemle birlikte hava yolundaki ödem azalır, salgıların yoğunluğu düşer ve hava yolu açıklığı artar. Yeterli olmadığı durumlarda hastane ortamında kortizon ve adrenalin kullanılabilir. Çocuk, ebeveynin kucağında en rahat ettiği pozisyonda tutulmalı ve dil çubuğu ile zorlayıcı muayene yapılmamalı, solunum sıkıntısı için oksijen desteği sağlanmalı. Tüm bunlarla saatler içinde tedaviye cevap alınır. Hastanın gürültülü sesi azalır, anksiyete geriler. Birçok hasta tamamen iyileşir, çoğunlukla hastaneye yatış da gerekmez” dedi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tekrar eden krup ataklarında ayırıcı tanıya başvurulmalı</strong></p>
<p>Tekrarlayan krup ataklarında spazmodik grup ayırıcı tanısı yapılması gerektiğinin altını çizen Dr. Ebru Gözer, “Ayrıca bazı çalışmalarda krup öyküsü olan çocuklarda hava yollarının aşırı hassaslığı olasılığının arttığı görülebiliyor. Bu durum kontrol altına alındığında ataklar da azalabilir. Eğer nem tedavisi ile solunum bulguları gerilemiyorsa, hasta sırtüstü yatamıyor ve yutma güçlüğü çekiyorsa, bilinç bulanıklığı veya halsiz, solgun bir görünüm söz konusuysa akla diğer ciddi bakteriyel kaynaklı bulgular gelmeli” diye konuştu. Krup hastalığının genellikle hafif bir hastalık olduğunu ancak nadiren de olsa hayati tehlikenin görülebildiğini söyleyen Dr. Ebru Gözer, “Tekrarlayan, sık krup geçiren hastalarda özellikle viral enfeksiyonu düşündüren başlangıç bulguları da yoksa bronkoskopi yapılabilir. Spazmodik krup tanısı konan hastalarda olayı tetikleyen psikojenik faktörler ile alerjik olabilecek bronşiyal hiperreaktivite irdelenebilir” şeklinde ifade etti.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/krup-ilkbaharda-daha-sik-goruluyor-371886">Krup ilkbaharda daha sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>vivo katlanabilir amiral gemisi ailesini hafif, şık ve güçlü X Fold2 ve X Flip modelleri ile genişletiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vivo-katlanabilir-amiral-gemisi-ailesini-hafif-sik-ve-guclu-x-fold2-ve-x-flip-modelleri-ile-genisletiyor-370457</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Apr 2023 09:28:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[ailesini]]></category>
		<category><![CDATA[amiral]]></category>
		<category><![CDATA[flip]]></category>
		<category><![CDATA[fold]]></category>
		<category><![CDATA[fold2]]></category>
		<category><![CDATA[gemisi]]></category>
		<category><![CDATA[genişletiyor]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[katlanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[vivo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=370457</guid>

					<description><![CDATA[<p>vivo, amiral gemisi yeni nesil büyük katlanabilir akıllı telefonu vivo X Fold2 ve ilk küçük katlanabilir modeli vivo X Flip’i Çin'de kullanıcıların beğenisine sundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vivo-katlanabilir-amiral-gemisi-ailesini-hafif-sik-ve-guclu-x-fold2-ve-x-flip-modelleri-ile-genisletiyor-370457">vivo katlanabilir amiral gemisi ailesini hafif, şık ve güçlü X Fold2 ve X Flip modelleri ile genişletiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>vivo, amiral gemisi yeni nesil büyük katlanabilir akıllı telefonu vivo X Fold2 ve ilk küçük katlanabilir modeli vivo X Flip’i Çin&#8217;de kullanıcıların beğenisine sundu. Kullanıcılara benzersiz amiral gemisi akıllı telefon deneyimi sunan vivo X Fold2 ve vivo X Flip; çok yönlü özellikleri, zarif ve şık tasarımları ile katlanabilir telefonlar alanında çıtayı yükseltiyor.  vivo X Fold2 hafif bir tasarımda daha da iyileştirilmiş performans ve ZEISS ile ortak mühendislikle güçlendirilmiş birinci sınıf bir fotoğrafçılık deneyimi; vivo X Flip de parmak ucu kontrollü katlama tasarımı ile güçlü amiral gemisi telefon performansı sunuyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>vivo X Fold2: Çok yönlülük ile ince ve şık tasarımın mükemmel harmanı</strong></p>
<p> </p>
<p>vivo, katlanabilir akıllı telefonlarının geliştirilmesinde birinci nesil X Fold&#8217;dan bu yana amiral gemisi performansına ve optimum kullanıcı deneyimine öncelik veriyor. Yeni nesil vivo X Fold2 katlanmayan telefonlara rakip amiral gemisi teknik özelliklerin yanı sıra, kullanıcılara yenilikçi bir deneyim için geniş bir ekranın avantajını da sunuyor. 2K+ çözünürlüğe ve 1.800 nit maksimum parlaklığa sahip 8.03 inç E6 ana ekranı, vivo X Fold2’yi katlanabilir akıllı telefonlar arasında lider modellerden biri haline getiriyor. Cihazın hem ana hem de kapak ekranları 120 Hz tazeleme hızını destekliyor.</p>
<p> </p>
<p>vivo X Fold2&#8217;nin üstün performansı; geliştirilmiş SPU, LPDDR5X ve UFS 4.0 ile Snapdragon® 8 Gen 2 tarafından destekleniyor. 3D Ultrasonik Çift Ekranlı Parmak İzi Tarama ve kablosuz kayıpsız Hi-Fi gibi diğer mükemmel özelliklerle gelen vivo X Fold2, 50 W kablosuz FlashCharge desteğine sahip 4800 mAh (tipik) pili ve 120 W çift hücreli FlashCharge hızlı şarjı ile kullanıcıları düşük pil endişesinden kurtarıyor.</p>
<p> </p>
<p>Bir önceki X Fold modelinden yaklaşık 33 gram daha hafif ve 2 mm daha ince tasarıma sahip olan vivo X Fold2’de, sağlamlık ve yorulma direncini artırmak için kullanılan ince ve dayanıklı menteşe telefonun ömrünü önceki modele oranla %33 artırıyor. X Fold2’nin menteşesi <strong>400.000 </strong>katlamadan sonra bile sergilediği kalıcı performans ile TÜV Rheinland sertifikası aldı.</p>
<p> </p>
<p>Cihaz, 50 MP VCS Gerçek Renkli Ana Kamera ve ZEISS Sinematik Video Modu ile profesyonel bir fotoğrafçılık deneyimi sunuyor. ZEISS Free-Stop (Serbest Durdurmalı) Çekim Deneyimi ile Görüntüleme özelliği sayesinde kullanıcılar bir tripoda ihtiyaç duymadan gezinme modunda tek bir dokunuşla yıldızlı geceler gibi çarpıcı sahneleri bile kolaylıkla yakalayabiliyor. </p>
<p> </p>
<p>vivo, büyük bir ekrana sahip olan vivo X Fold2&#8217;nin yazılım tasarımını çeşitli çalışma senaryolarına uyacak şekilde özelleştirerek çoklu görevleri çok daha kolay hale getirdi. Cihazın gezinme özellikleri, farklı katlama şekillerinde kesintisiz pencere geçişine olanak tanıyor ve gezinerek video izlemeyi ve aramayı destekliyor.</p>
<p> </p>
<p>Kırmızı, mavi ve siyah renk seçenekleri ile sunulan vivo X Fold2, kamera kenarlarında vegan deri, cam ve klasik üçgen çukur desenlerini birleştirerek selefinin tasarım dilini takip ediyor. Telefonun zarif ve şık tasarımı, geleneksel Çin kültürünü modern teknoloji estetiğiyle harmanlıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>vivo X Flip: Tarz ve Güçlü Performansın Birleşimi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>vivo&#8217;nun katlanabilir telefon yelpazesine yeni eklenen kompakt modeli vivo X Flip; modaya uygun, zarif ve taşınabilir tasarımıyla öne çıkıyor. Cihaz, sadeleştirilmiş bir görsel efekt için Dual-Tone Step Design adıyla iki kamerayı entegre bir tasarımda bir araya getiriyor. Geniş bir kapak ekranına sahip olan telefonun her iki kapağındaki mikro kavis kullanıcıya rahat bir his veriyor. Havacılık sınıfı alüminyum alaşımdan yapılmış çerçevesi ile vivo X Flip daha hafif ve daha stabil bir yapıya sahip. Sadece 3,15 mm kalınlığındaki çıkıntısı ve güvenilir yapısı ile ultra dayanıklı hafif menteşe, cihazın zarif ve şık tasarıma sahip olmasını sağlıyor. Katlanıp kapatıldığında yaklaşık bir pudra kutusu boyutunda olan vivo X Flip, açıldığında 7,75 mm kalınlığı ile ele kolaylıkla sığıyor.</p>
<p> </p>
<p>Cihaz, Rombik Mor, Altın Sarısı ve Elmas Siyahı olmak üzere üç çarpıcı renk seçeneği ile satışa sunuluyor. Klasik kapitone astar ve vegan derisi hafif Fransız romantizmi uyandırırken, benzersiz stereoskopik deri ve kapitone kıvrımların birleşimi de telefona şıklık katıyor. Aşınmaya ve kire dayanıklı nano kaplaması ve parmak ucu kontrollü katlama tasarımı sayesinde cihazın yüzeyinde neredeyse hiç parmak izi kalmıyor.</p>
<p> </p>
<p>Serbest Durdurmalı Çekim Deneyimi ile ZEISS Görüntüleme özelliği ile güçlendirilen vivo X Flip, yeni bir mobil fotoğrafçılık deneyimi ve gelişmiş görüntüleme performansı sunuyor. vivo X Flip’in DV modu sayesinde kullanıcılar günlük senaryolarda bile telefonu yatay olarak kullanarak şık vlog&#8217;lar ve film benzeri videolar çekebiliyor. Hareketli hızlandırılmış çekim özelliği de kullanıcıların trafik ve yıldızlı geceler gibi sahneleri tek bir dokunuşla ve tripod kullanmadan çekmelerine olanak tanıyor. 50 MP VCS Gerçek Renkli Ana Kamera, OIS teknolojisi ve ZEISS Stil Portre özelliği ile cihazın sunduğu daha fazla ton ve yaratıcı çekim yöntemi ile, kullanıcılar son derece başarılı görüntüleme performansına sahip oluyor.</p>
<p> </p>
<p>vivo X Flip üzerindeki Aura Light özellikli benzersiz makyaj aynası, yüzleri akıllı bir şekilde tanımlayarak ekranda gerçeğe yakın makyaj efektleri gösterebiliyor. Bu özellik, kullanıcıların fotoğraf çekerken farklı makyaj stillerini denemelerini ve yüzlerine makyaj efektleri uygulamalarını sağlıyor. Çok açılı gezinme özelliği ile de kullanıcılar başka biri tarafından çekilmiş gibi görünen selfie’ler çekebiliyorlar. Elde HD çekim özelliği hem dikey hem de yatay fotoğraf çekmeyi desteklerken, telefonun kapak ekranı da daha rahat bir çerçeveleme deneyimi sunuyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>500.000</strong> katlamaya dayanıklılığını TÜV Rheinland sertifikası ile belgeleyen vivo X Flip’in ekranı yükseltilmiş su damlası menteşe yapısı ve UTG teknolojisi sayesinde zorlu katlama testlerine bozulmadan dayandı. vivo X Flip sektör lideri 4,5V yüksek enerji yoğunluklu pil teknolojisi, 4400 mAh (tipik) pili ve 44W FlashCharge desteği ile kullanıcılara pil ömründen ödün vermeden eşsiz ve endişesiz bir katlanabilir telefon deneyimi sunuyor.</p>
<p> </p>
<p>Güçlü Snapdragon® 8+ Gen 1 mobil platformu üzerinde çalışan vivo X Flip, yeni bir göz koruma ekranına da sahip. Telefonun 120 Hz tazeleme hızı, LTPO uyarlanabilir yenileme ve 1920 Hz&#8217;de yüksek frekanslı PWM karartma ile mükemmel performans sunan ekranı kullanıcıların gözlerini korumaya ve göz yorgunluğunu azaltmaya da yardımcı oluyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>vivo Üründen Sorumlu Başkan Yardımcısı Huang Tao,</strong> &#8220;vivo olarak kendimizi olağanüstü performanstan, pil ömründen ve diğer temel özelliklerden ödün vermeden en iyi kullanıcı deneyimini sunan birinci sınıf katlanabilir telefonlar yaratmaya adadık. Teknoloji ile tasarımı dengelemek, katlanabilir telefonlar için her zaman bir zorluk. Ancak vivo&#8217;nun tasarım ve yenilikçiliğe olan bağlılığı sayesinde tüm beklentileri aşan ürünler sunuyoruz&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vivo-katlanabilir-amiral-gemisi-ailesini-hafif-sik-ve-guclu-x-fold2-ve-x-flip-modelleri-ile-genisletiyor-370457">vivo katlanabilir amiral gemisi ailesini hafif, şık ve güçlü X Fold2 ve X Flip modelleri ile genişletiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çarpıcı Ses Kalitesine ve Şık Tasarıma Sahip HUAWEI FreeBuds 5, HUAWEI Online Mağazası&#8217;nda Ön Şatışta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/carpici-ses-kalitesine-ve-sik-tasarima-sahip-huawei-freebuds-5-huawei-online-magazasinda-on-satista-367235</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Apr 2023 10:40:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıcı]]></category>
		<category><![CDATA[freebuds]]></category>
		<category><![CDATA[huawei]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesine]]></category>
		<category><![CDATA[mağazasında]]></category>
		<category><![CDATA[online]]></category>
		<category><![CDATA[sahip]]></category>
		<category><![CDATA[satışta]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tasarıma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=367235</guid>

					<description><![CDATA[<p>Huawei, yeni amiral gemisi HUAWEI FreeBuds 5 open-fit TWS kulaklıkları satışa sudu. FreeBuds 5'in kusursuz kıvrımları, uçtan uca yüksek çözünürlüklü sesi, uzun pil ömrü ve akıllı ses bağlantısı, onu özellikle modaya uygun ve zahmetsizce kullanılabilir ürünler isteyen genç dinleyiciler için mükemmel bir arkadaş haline getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/carpici-ses-kalitesine-ve-sik-tasarima-sahip-huawei-freebuds-5-huawei-online-magazasinda-on-satista-367235">Çarpıcı Ses Kalitesine ve Şık Tasarıma Sahip HUAWEI FreeBuds 5, HUAWEI Online Mağazası&#8217;nda Ön Şatışta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Huawei, yeni amiral gemisi HUAWEI FreeBuds 5 open-fit TWS kulaklıkları satışa sudu. FreeBuds 5&#8217;in kusursuz kıvrımları, uçtan uca yüksek çözünürlüklü sesi, uzun pil ömrü ve akıllı ses bağlantısı, onu özellikle modaya uygun ve zahmetsizce kullanılabilir ürünler isteyen genç dinleyiciler için mükemmel bir arkadaş haline getiriyor.</strong></p>
<p>HUAWEI FreeBuds 5, 2.999 TL&#8217;den başlayan fiyatlarla Türkiye&#8217;de ön satışa sunuldu. Ön satışa özel 300 TL sepet indirim fırsatını kaçırmayın.</p>
<p>HUAWEI FreeBuds 5, konforu ve estetik çekiciliği en üst düzeye çıkaran aerodinamik bir tasarıma sahip. Kulaklıkların fütüristik damlacık şeklindeki tasarımı, on binlerce ergonomik simülasyonun ve yüzlerce optimizasyonun sonucu olarak çift C kıvrımlarının kulakların dış hatlarına uymasını sağlıyor. Damlacık şeklindeki tasarım, kulaklıklar ile kulaklar arasında daha geniş bir temas alanı sağlayarak gerginliği azaltıp nefes alabilen bir kullanım deneyimi sunuyor. Yay şeklindeki gövde, bir kulaklığa dokunulduğunda basıncın eşit olarak dağıtılmasını sağlayarak etkileşimlerin çevik ve zahmetsiz olmasını sağlıyor.</p>
<p>FreeBuds 5, yenilikçi ayrı hoparlör, pil modülü ve kontrol devre kartı mimarisi sayesinde güçlü akustik performansa da sahip. Her bileşen birbirinden bağımsız çalıştığından, şarj hızı ve ses performansı çok daha iyi sonuçlar veriyor.</p>
<p>FreeBuds 5&#8217;in iki rengi mevcut: Seramik Beyazı ve Buz Grisi. Kulaklıkların şarj kutusu, çarpıcı mat parlaklığı ve dikkat çekici bir kolaylıkla açılıp kapanan dokulu yüzeyi ile etkileyici bir tasarım sunuyor.</p>
<p><strong>Uçtan uca Yüksek çözünürlüklü Ses</strong></p>
<p>Kulaklıkları kulaklık yapan şey hoparlörlerdir ve HUAWEI FreeBuds 5, düşük tonların sizi uçurmasını sağlamak için bas turbo teknolojisi ile donatılmış bir ultramıknatıs dinamik sürücüye sahip olarak bu alanda da göz dolduruyor. 16 Hz&#8217;e kadar düşen bas tonları üretiyor. Çift devreli mıknatıslar sayesinde frekans tepkisi önceki nesil ürüne göre %502 daha yüksek. Üçlü uyarlanabilir EQ, kulak kanalı şekli, kullanım durumu ve ses seviyesinden kaynaklanan farklılıkları ortadan kaldırmak ve sürekli olarak mükemmel ses kalitesi sağlamak için ses kalitesini 100 Hz&#8217;den 2000 Hz&#8217;e kadar gerçek zamanlı olarak optimize eder.</p>
<p>FreeBuds 5, L2HC ve LDAC kodeklerini destekleyerek hem HWA hem de Hi-Res Audio Wireless tarafından sertifikalandırıldı. Kulaklıklardaki ses aktarım hızı 990 kbps&#8217;ye kadar çıkıyor ve saf yüksek kaliteli ses için 96 kHz/24 bit HD ses destekleniyor.</p>
<p><strong>Daha Fazla Konfor için Açık Geçmeli ANC</strong></p>
<p>HUAWEI FreeBuds 5, kulak şekline ve kullanım durumuna göre uyarlanabilen üç mikrofonlu hibrit gürültü engellemeyi destekliyor. Akıllı dinamik ANC ile kulaklıklar ortam gürültüsünü tanımlayabilir ve gürültü engelleme modunu gerçek zamanlı olarak ayarlayabilir.</p>
<p>Kulaklıkların üç mikrofonlu dizilimi, aramalar sırasında gürültüyü engellemek için derin nötr ağ (DNN) algoritmasıyla birlikte çalışarak metroya bindiğinizde, hareketli bir kafede oturduğunuzda veya kalabalık bir caddede yürüdüğünüzde sesinizi yüksek ve net bir şekilde duymanızı sağlar.</p>
<p>FreeBuds 5, kişiselleştirilmiş açılır pencere, ses hizmeti widget&#8217;ları, ses bağlantı merkezi ve EMUI13 ile AI Life uygulaması tarafından desteklenen bir dizi sorunsuz, akıllı etkileşim ile geliyor.</p>
<p><strong>Gelişmiş Pil Ömrü ve Hızlı Şarj</strong></p>
<p>Kulaklıklar tam şarjla 30 saat gibi şaşırtıcı bir süre kullanılabiliyor ve 5 dakikalık hızlı bir şarj, önceki nesle göre %200 daha hızlı bir şarj oranıyla, 2 saate kadar dinlemeyi destekleyebiliyor.</p>
<p><strong>Cihazınızla Uyumlu</strong></p>
<p>HUAWEI FreeBuds 5, herhangi bir iOS veya Android akıllı telefona bağlanabilir. Kolay eşleştirme mekanizması, kullanıcıların hangi sistemi desteklediğine bakılmaksızın Bluetooth kullanan herhangi bir cihazda Huawei kulaklıkların mükemmel ses kalitesini deneyimlemelerine olanak tanır. Huawei&#8217;nin yenilikçi teknolojisi, her zaman, her yerde ve her cihazda en rahat dinleme deneyimlerini sağlıyor.</p>
<p>Cihazınızı HUAWEI FreeBuds 5 ile eşleştirmenin en uygun yolunu seçin ve en sevdiğiniz müzik dünyasına dalın! Kişiselleştirilmiş kontroller arıyorsanız, AI Life uygulamasını deneyin. Bir Android kullanıcısı olarak uygulamayı Huawei AppGallery&#8217;den kolayca ve güvenle yükleyebilirsiniz. iOS kullanıcıları, cihazı doğrudan bir iOS akıllı telefonla eşleştirerek Huawei FreeBuds&#8217;ın tüm ana ve akıllı işlevlerden yararlanabilirler.</p>
<p>HUAWEI FreeBuds 5, Seramik Beyazı ve Buz Grisi renk seçenekleriyle, HUAWEI Online Mağaza&#8217;sında 2.999 TL üzerinden ön siparişe açıldı. Ön sipariş süresi boyunca vade farksız 3 taksit fırsatı, 300 TL sepet indirimi ve  akıllı telefon, akıllı saat, tablet ve dizüstü bilgisayar kategorilerindeki seçili ürünlerle birlikte alımda 300 TL ekstra indirim fırsatıyla kullanıcılarıyla buluşuyor. AFB5PR200TL kodu ile FreeBuds 5`i 200 TL indirimli alabilirler.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/carpici-ses-kalitesine-ve-sik-tasarima-sahip-huawei-freebuds-5-huawei-online-magazasinda-on-satista-367235">Çarpıcı Ses Kalitesine ve Şık Tasarıma Sahip HUAWEI FreeBuds 5, HUAWEI Online Mağazası&#8217;nda Ön Şatışta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PTT&#8217;den &#8220;Âşık Veysel Şatıroğlu&#8221; Konulu Anma Pulu ve İlkgün Zarfı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pttden-asik-veysel-satiroglu-konulu-anma-pulu-ve-ilkgun-zarfi-359108</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 10:27:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[ilkgün]]></category>
		<category><![CDATA[konulu]]></category>
		<category><![CDATA[pttden]]></category>
		<category><![CDATA[pulu]]></category>
		<category><![CDATA[şatıroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[veysel]]></category>
		<category><![CDATA[zarfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359108</guid>

					<description><![CDATA[<p>PTT AŞ tarafından “Âşık Veysel ŞATIROĞLU” konulu anma pulu ve ilkgün zarfı 21 Mart 2023 tarihinde tedavüle sunuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pttden-asik-veysel-satiroglu-konulu-anma-pulu-ve-ilkgun-zarfi-359108">PTT&#8217;den &#8220;Âşık Veysel Şatıroğlu&#8221; Konulu Anma Pulu ve İlkgün Zarfı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>PTT AŞ tarafından “Âşık Veysel ŞATIROĞLU” konulu anma pulu ve ilkgün zarfı 21 Mart 2023 tarihinde tedavüle sunuldu. </strong></p>
<p>PTT AŞ, 21 Mart 2023 tarihinde “Âşık Veysel ŞATIROĞLU” konulu 2&#215;10 TL bedelli (36 x 52 mm boyutunda) anma pulu, söz konusu pula ait 30 TL bedelli ilkgün zarfı ile içerisinde 2&#215;10 TL bedelli (36 x 52 mm boyutunda) anma pulu,  10 TL bedelli seri numaralı blok pul (87 x 52 mm boyutunda) ile 30 TL bedelli ilkgün zarfı bulunan portföy 150 TL bedelle PTT iş yerlerinde, PTT AŞ’ye ait filateli web adresinde ve filateli cep uygulamasında satışa sundu.</p>
<p>Söz konusu filatelik ürünlerin satışı ile aynı tarihte Sivas PTT Müdürlüğü/SİVAS adresinde “Âşık Veysel ŞATIROĞLU 21.03.2023 SİVAS” ibareli ilkgün damgası kullandırılmaya başlandı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pttden-asik-veysel-satiroglu-konulu-anma-pulu-ve-ilkgun-zarfi-359108">PTT&#8217;den &#8220;Âşık Veysel Şatıroğlu&#8221; Konulu Anma Pulu ve İlkgün Zarfı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Âşık Veysel&#8217;in 50. Ölüm Yıl Dönümünde Bilgin&#8217;den Anma Mesajı&#8230;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asik-veyselin-50-olum-yil-donumunde-bilginden-anma-mesaji-358703</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 11:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[bilginden]]></category>
		<category><![CDATA[dönümünde]]></category>
		<category><![CDATA[mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[mesajı8230]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[veyselin]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358703</guid>

					<description><![CDATA[<p>Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, Sivas’ın yetiştirdiği ünlü halk ozanı Âşık Veysel Şatıroğlu’nun vefatının 50. yıl dönümü dolayısıyla bir anma mesajı yayınladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asik-veyselin-50-olum-yil-donumunde-bilginden-anma-mesaji-358703">Âşık Veysel&#8217;in 50. Ölüm Yıl Dönümünde Bilgin&#8217;den Anma Mesajı&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, Sivas’ın yetiştirdiği ünlü halk ozanı Âşık Veysel Şatıroğlu’nun vefatının 50. yıl dönümü dolayısıyla bir anma mesajı yayınladı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Başkan Bilgin mesajında; “Sivas&#8217;ın bağrından çıkarak tüm insanlığa barışı, sevgiyi haykıran bir dünya ozanı Âşık Veysel&#8217;in 50. ölüm yıl dönümü&#8230; Büyük usta, bundan tam yarım asır önce 21 Mart 1973 günü aramızdan ayrıldı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Âşık Veysel; birlik ve beraberliği, doğayı ve insanı, yaşamı ve ölümü, gerçekliği ve imgeleri tüm yalınlığıyla adeta sazıyla resmetmiş, fikriyle görüp yüreğiyle söylemiştir. Hiçbir okulda eğitim görmemiş olmasına rağmen şiirlerinde kullandığı dildeki ustalık, söyleyişindeki rahatlık ve incelik hayranlık uyandırır. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Milletimizin sahip olduğu bütün güzelliklerini şiirlerinde dile getirerek gönüllerde taht kuran değerli ozanımız, “Ala Gözlü Benli Dilber”, “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Dostlar Beni Hatırlarsın”, “Kara Toprak” adlı eserleriyle yaralı yüreklere deva olmuştur.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Örnek duruşu ve saygın kişiliği ile toplumumuzda büyük izler bırakan Âşık Veysel’in vefatının 50&#8217;inci sene-i devriyesi olan 2023 yılı, UNESCO tarafından anma ve kutlama yıl dönümleri arasına alınmıştır. Cumhurbaşkanlığı tarafından ise yayımlanan genelge ile 2023 yılının &#8220;Âşık Veysel Yılı&#8221; olarak kutlanması kararlaştırılmıştır.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Bu minvalde ülkemizin çeşitli yerlerinde ve hassaten büyük ustanın memleketi olan Sivas’ta Belediyemiz ve Valiliğimiz başta olmak üzere kurumlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımızın destekleri ile birçok programa imza atılmıştır. Bundan sonra da yapılacak etkinlikler ile büyük ozanımızı anmaya, onun geride bıraktığı kültürel mirası nesilden nesile aktarmaya devam edeceğiz.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Bu duygu ve düşüncelerle vefatının sene-i devriyesinde usta ozanımız Âşık Veysel’i bir kez daha rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asik-veyselin-50-olum-yil-donumunde-bilginden-anma-mesaji-358703">Âşık Veysel&#8217;in 50. Ölüm Yıl Dönümünde Bilgin&#8217;den Anma Mesajı&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung, şık ve sade tasarımla inovasyonu bir ara getiren yeni Galaxy A Serisi&#8217;ni tanıttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-sik-ve-sade-tasarimla-inovasyonu-bir-ara-getiren-yeni-galaxy-a-serisini-tanitti-357088</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 11:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[ara]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[getiren]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[sade]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[serisini]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanıttı]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımla]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=357088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsung, Galaxy inovasyonlarını herkes için sunan Galaxy A Serisi’nin en yeni üyelerini tanıttı. Yeni Galaxy A14, A34 5G ve A54 5G’den oluşan seri, Samsung’un üst düzey mobil deneyimini tüm kullanıcılara sunma taahhüdünü yerine getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-sik-ve-sade-tasarimla-inovasyonu-bir-ara-getiren-yeni-galaxy-a-serisini-tanitti-357088">Samsung, şık ve sade tasarımla inovasyonu bir ara getiren yeni Galaxy A Serisi&#8217;ni tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Samsung, Galaxy inovasyonlarını herkes için sunan Galaxy A Serisi’nin en yeni üyelerini tanıttı. Yeni Galaxy A14, A34 5G ve A54 5G’den oluşan seri, Samsung’un üst düzey mobil deneyimini tüm kullanıcılara sunma taahhüdünü yerine getiriyor. Serinin bir diğer üyesi Galaxy A24 ise önümüzdeki aylarda Türkiye pazarında yer alacak. Önceki modellere göre daha parlak ekranı, gelişmiş kamera sistemi ve daha uzun ömürlü piliyle öne çıkan seri, en yeni teknolojileri herkes için erişilebilir kılıyor. </strong></p>
<p>Teknoloji devi Samsung, yepyeni Galaxy A Serisi ile mobil dünyanın en son yeniliklerini kullanıcılara sunmaya devam ediyor. Galaxy A Serisi’ne eklenen yeni Galaxy A14, A34 5G ve A54 5G, kullanıcılara daha gerçekçi ve net videolar çekme, doğal güneş ışığında dahi ekranı daha net görebilme olanağı sunuyor. Aynı zamanda Galaxy A Serisi kullanıcıları geliştirilen pil ömrü sayesinde cihazlarıyla artık daha da uzun vakit geçirebilecek. </p>
<p><strong>Daha gelişmiş düzenleme araçlarıyla harika gündüz ve gece fotoğrafları </strong></p>
<p>Galaxy A54 5G ve Galaxy A34 5G, en parlak ışıkta dahi net görüntüler sunarken, Samsung Galaxy’nin devrim niteliğindeki Nightography ve yapay zekâ özelliklerini kullanıyor. Galaxy A54 5G, 32MP ön kamerasıyla en ince ayrıntıları dahi yakalayarak, mükemmel selfie’ler çekmeyi ya da ultra akıcı görüntülü konuşmalar yapmayı mümkün kılıyor.</p>
<p>Yeni Galaxy A Serisi ile nefes kesici netlikte sürükleyici videolar çekmek de mümkün. Optik görüntü sabitleyici (OIS) ve video dijital görüntü sabitleme (VDIS) sayesinde görüntülerde titreme ve bulanıklık sorunu ortadan kalkıyor. El titremesi veya hareket halinde oluşabilecek olumsuz durumlarda dahi kullanıcılar en net içerikleri elde edebilecek. Karanlıkta veya düşük ışıkta çekim yapmayı seven maceracı kullanıcıların yardımına koşan Gece Modu ise kameranın piksel boyutunu artırarak daha fazla ayrıntı yakalayabiliyor. Galaxy A Serisi’nin gelişmiş görüntü düzenleme araçlarıyla kullanıcılar istenmeyen gölgeleri veya yansımaları görüntüden silebiliyor.</p>
<p><strong>Parlak ekran ve uzun ömürlü pille üst düzey mobil deneyim </strong></p>
<p>Yeni Galaxy A54 5G’de 6,4 inç, Galaxy A34 5G’de ise 6,6 inç olmak üzere her iki cihazda da sürükleyici Süper AMOLED ekran yer alıyor. 1000nit ekran parlaklığına sahip her iki cihazın ekranında dış mekânda ve özellikle güneş ışığı altında kusursuz görüntüleme deneyimi için geliştirmeler yapıldı. Gelişmiş Görüntü İyileştirme ve 120Hz ekran yenileme hızıyla, cihaz ekranı farklı ışık koşullarına hızlıca geçildiğinde daha gerçekçi ve akıcı ekran geçişleri sağlıyor. </p>
<p>Yeni Galaxy A34, MTK Dimensity 1080 işlemcisi ile gelirken, 8 GB RAM / 128 GB hafıza seçeneği ile sunulacak.  Yeni Galaxy A54 ise yeni Exynos 1380 işlemcisi ile 8 GB RAM /  128 GB ve 256 GB hafızalı versiyonları ile kullanıcıları bekliyor.</p>
<p>Galaxy A54 5G ve Galaxy A34 5G aynı zamanda dört nesil boyunca işletim sistemi güncellemesi ve beş yıl boyunca güvenlik güncellemesi alacak. Bu özellikler sayesinde kullanıcılar en gelişmiş yazılıma ve güvenliğe erişebilecek ve akıllı telefonlarını yıllar boyunca kullanabilecek. </p>
<p><strong>Yeni Galaxy A14, 5000mAh’lik bataryası ve 50MP ana kamerası ile beklentileri karşılıyor</strong></p>
<p>Yeni Galaxy A Serisi’nin en yeni üyelerinden Galaxy A14 ise, sekiz çekirdekli yeni işlemcisi Exynos 850-Nacho’nun yanı sıra 6.6 inçlik, 60 Hz ekran yenileme hızı sunan FHD+ ekranla kullanıcılara üst düzey görüntüleme deneyimi vadediyor. Galaxy A14’ün yüksek çözünürlüklü kamera sistemi, her koşulda en iyi görüntüleri yakalamaya imkan tanıyor. Galaxy A14’ün Ultra Geniş Açılı Kamerası, en muhteşem manzaraları yakalamayı mümkün kılıyor. 50MP Ana Kamera ile tüm renkleri ve Makro Kamera ile en küçük detayları dahi kullanıcılara aktarabiliyor. Cihazın 13MP’lik Ön Kamerası tıpkı gerçek hayattaki gibi selfie’ler çekmeye fırsat sunuyor. Yeni Galaxy A14, Açık Yeşil, Siyah ve Gümüş renk seçenekleri ile sunulacak olup, 2 yıl boyunca işletim sistemi, 4 yıl boyunca da güvenlik güncellemeleri almaya devam edecek. </p>
<p><strong>Güvenlikten ödün vermeyen bağlantı özellikleri </strong></p>
<p>Samsung, Galaxy A54 5G, A34 5G ve A14 kullanıcılara, en iyi güvenlik ayarları için Güvenlik ve Gizlilik Panosu erişimi sunuyor. Pano üzerinde kullanıcılar uygulamaların verilerini izlediğini kolayca görüntüleyebiliyor ve istemedikleri veri paylaşımlarına basit yöntemlerle son verebiliyor. Kullanıcılar, hassas ve kişisel bilgilerin olduğu önemli belgeleri en yüksek gizlilik ve denetim seviyesinde paylaşmak istediğindeyse Private Share özelliğini kullanabiliyor. Bu özellik sayesinde kullanıcılar yalnızca kendi belirledikleri kişilerle, zaman sınırı koyarak ve ekran görüntüsüne izin verilmeden dosya paylaşabiliyor. </p>
<p>Samsung Electronics Mobil Deneyim Başkanı TM Roh, yeni Galaxy A Serisi ile ilgili “Mobil cihazlar ve sundukları deneyim, günlük yaşamlarımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Samsung olarak, yeni Galaxy A Serisi ile dünyanın her yerinden kullanıcılarımızın geliştirdiğimiz dönüştürücü inovasyonlara yaygın olarak erişebilmesini sağlıyoruz.” dedi.</p>
<p>Galaxy A54 5G, A34 5G ve A14 cihazlar Samsung Galaxy ekosistemiyle uyumlu olduğundan, cihazlar arası kusursuz bağlantı sağlanıyor. Kullanıcılar altı aylık ücretsiz Microsoft 365 Basic üyeliğiyle fotoğraflarını OneDrive’de depolayarak, cihazlarından erişebilecek. </p>
<p><strong>Yeni Galaxy A Serisi ne zaman satışa sunulacak? </strong></p>
<p>Galaxy A54 5G,  Siyah, Beyaz ve Açık Yeşil olmak üzere üç farklı renk seçeneğiyle satışa sunulacak. Galaxy A34 5G ise Siyah, Gümüş ve Açık Yeşil olmak üzere üç farklı renk seçeneğine sahip. Yeni Galaxy A54 5G, A34 5G Türkiye’de 21 Mart tarihinden itibaren, Galaxy A14 ise 15 Mart tarihi itibarıyla satışa sunulacak. </p>
<p>Yeni Galaxy A14, 4GB RAM ve 64GB hafıza seçeneği ile 5,999 TL, 4GB RAM ve 128GB hafıza seçeği ile 6,499 TL’lik satış fiyatıyla kullanıcılara sunulacak. Yeni Galaxy A34 5G ise 8GB RAM ve 128GB hafıza seçeneğiyle pazarda yer alacak. Aynı zamanda Yeni Galaxy A54 5G ise 8GB RAM ve 128GB / 256GB seçenekleri ile 21 Mart ile kullanıcıları ile buluşmak üzere raflarda yerini alacak.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-sik-ve-sade-tasarimla-inovasyonu-bir-ara-getiren-yeni-galaxy-a-serisini-tanitti-357088">Samsung, şık ve sade tasarımla inovasyonu bir ara getiren yeni Galaxy A Serisi&#8217;ni tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 09:18:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda görülen rahatsızlıklar önemsenmediğinde veya tedavi edilmediğinde geri dönülemez sonuçlar doğabiliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan kadınlarda en sık görülen hastalıklar ve çözümlerine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347">Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda görülen rahatsızlıklar önemsenmediğinde veya tedavi edilmediğinde geri dönülemez sonuçlar doğabiliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan kadınlarda en sık görülen hastalıklar ve çözümlerine dikkat çekiyor.</p>
<p>Kadınlar hayatları boyunca sık sık jinekolojik hastalıklarla karşılaşıyor. Kadınlarda görülen hastalıklarda erken dönemde yapılan teşhis, rutin kontroller, yaşam kalitesini ve süresini artırdığı için büyük önem taşır. Kadınlarda meydana gelecek büyük hastalıkları önlemenin önemine vurgu yapan Çalışkan “ Kadınların her zaman yaşadığı günlük problemler ciddi kadın hastalıklarının habercisi olabilir. Bu nedenle kadınlara düzenli jinekolojik muayene öneriyoruz.” diyor. Uzmanlar kadınların yaşamları boyunca sıkça karşılaşacakları jinekolojik hastalıkları en aza indirmek ve yaşam kalitesini artırmak için tavsiyelerde bulunuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan konu hakkında kadınlarda en sık görülen hastalıkları ve kadınların yaşamını kolaylaştıracak bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Vajinal Akıntı</strong></p>
<p>“Vajinal akıntı oldukça doğal olan her kadında görülen akıntılardır. Bu akıntılar şeffaf ve kokusuzdur. Kadınlarda en sık karşılaşılan jinekolojik problemlerden biri anormal vajinal akıntılardır. Vajinanın normal bakteri dengesindeki değişiklik vajinanın akıntının koku, renk veya kıvamını değiştirebilir” diye söyleyen Çalışkan bu problemleri önlemek için tavsiyelerde bulundu:</p>
<p>•Vajina için kokulu ürünler kullanılmamalı,</p>
<p>•Pamuklu iç çamaşırı tercih edilmeli ve aşırı sıkı kıyafetler tercih edilmemeli,</p>
<p>•Cinsel partner sayısı azaltılmalı,</p>
<p>•Tuvalet temizliği önden arkaya doğru yapılmalı,</p>
<p>• Gereksiz antibiyotik kullanılmamalı.</p>
<p><strong>Adet Düzensizliği</strong></p>
<p>Prof. Dr. Çalışkan adet düzensizliği ile ilgili, “Normal adet döngüsündeki bozulmalara adet düzensizliği denir. Adet döngüsünün 21 günden kısa veya 35 günden uzun olması, kanamanın 6 günden uzun sürmesi normal kabul edilemez. Bu durum adet düzensizliği olarak nitelendirilir. Adet düzensizliklerinin büyük bir kısmı hormonal olsa da kistler, miyomlar gibi faktörlere bağlı olarak karşımıza çıkabilir. Depresyon, stres, mevsimsel ve çevresel değişiklikler, aşırı kilo alımı, ani kilo kaybı gibi faktörlerde adet düzensizliğine neden olabilir. Çalışkan Adet düzensizliğine iyi gelen şeyler ile ilgili, “Spor ve egzersiz yapmak, uygun vücut ağırlığında olmak, yeterli gün ışığı almak ve adet düzensizliğine iyi gelebilecek Mg, D vitamini almak gelebilir” dedi.</p>
<p><strong>Polikistik Over Sendromu</strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromunun genetik kökenli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çalışkan “Doğurganlığı olumsuz yönde etkileyerek hastalıkların oluşumuna yer hazırlayan, üreme çağındaki kadınlarda çokça görülen hormonal bozukluklardan biridir. Polikistik Over Sendromu olan kadınlarda yumurtanın olgunlaşması için gerekli hormon üretilmez ve yumurtaların hiçbiri olgunlaşıp çatlayamadığı için yumurtlama gerçekleşemez. Bu durumda adet düzensizliğine ya da hiç adet olmamaya sebep olur” dedi. Tedavi olarak önerilerde bulunan Çalışkan “Sağlıklı beslenme ve egzersiz ile ideal kiloda kalınmalıdır. Myoinositol, D vitamini desteği alınabilir. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır. Tahıllı ürünler, meyve, sebze, yağsız et tüketilmesi, kan şekerinin düşük seviyelerde tutulması için gerekli desteğin alınması gerekir “ diye ekledi.</p>
<p><strong>İdrar Kaçırma</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan “30 yaş sonrasında görülmeye başlanan ve artan idrar kaçırma; koku, hijyen gibi sebepler nedeniyle kadınların kendini sosyal yaşamdan kısıtlamasına yol açan önemli bir sorundur. İdrar kaçırma sorunu kalıtsal kolajen doku bozukluğuna bağlı olarak yaşanabilmektedir. Çok doğum yapma, sigara kullanımı, obezite, iri bebek doğurma, zor doğum hikayesi, kalça kaslarını egzersiz ile geliştirme me gibi risk faktörleri bulunmaktadır ve bu risk faktörlerinin varlığında daha erken yaşlarda görülmektedir” dedi.   Ayrıca Çalışkan, idrar kaçırmanın tedavisi olarak hastanın profilinin incelenmesi gerektiğini ve duruma göre tedavi yönteminin belirleneceğini belirtti.</p>
<p><strong>Kasık ve Bel Bölgesi Ağrıları</strong></p>
<p>Kasık ve bel ağrısı kadınlarda en önemli yakınmalardan biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çalışkan “Kasık ağrıları bazen kadınların günlük yaşantılarını etkileyecek derecede ağır olabilir. Kasık ve bel ağrısı üreme organlarından kaynaklanabilir, idrar yolları, sindirim veya iskelet sisteminden kaynaklanabilir. Tedavi, ağrıya göre değişebilir. Ultrason ve laparoskopi yöntemi ile ağrının sebebi teşhis edilmeye çalışılır. Nedeni saptanamayan ağrılarda ağrı kesicilere başvurulabilir. Hastalara psikolojik destek de yararlı olur” diye söyledi.</p>
<p>Bu gibi kadın hastalıkları önemsiz gibi görünse de tedavi edilmediğinde çok ciddi sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle kadınlara jinekolog kontrolünde düzenli olarak muayene olması önerilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347">Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Foça Kaymakamı TÜRKÖZ, depremzedeleri sık sık ziyaret ediyor.</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/foca-kaymakami-turkoz-depremzedeleri-sik-sik-ziyaret-ediyor-352462</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 18:12:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[depremzedeleri]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[foça]]></category>
		<category><![CDATA[kaymakamı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[türköz]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Foçaya getirilen bir grup depremzedeler Yeni Foça Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü ve Akşam Sanat Okuluna yerleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/foca-kaymakami-turkoz-depremzedeleri-sik-sik-ziyaret-ediyor-352462">Foça Kaymakamı TÜRKÖZ, depremzedeleri sık sık ziyaret ediyor.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Foçaya  getirilen bir grup depremzedeler Yeni Foça Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü ve Akşam Sanat Okuluna yerleştirildi.</p>
<p>Foça Kaymakamı  Mehmet TÜRKÖZ, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Yeni Foça Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü ve Akşam Sanat Okuluna yerleştirilen  depremzedeleri  ziyaret etti.Çocukları sevdi onlara kitaplar hediye etti.</p>
<p>Kaymakam TÜRKÖZ, beraberinde İlçe Jandarma Komutanı J.Bnb Hakan ARIKAN, İlçe Emniyet Müdürü Ergül ÇETİN, Yenifoça Karakol Komutanı J.Kd.Bçvş Bayram ŞEKER, İlçe Milli Eğitim Müdürü Yüksel AKAR, Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü Ahmet ÖZDEMİR, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıf Müdürü İclal BONNEVAL KOÇDAR ile ziyaret ettiği ailelere &#8220;geçmiş olsun&#8221; dileklerini iletti. Onların sorunlarını dinledi.</p>
<p> Kaymakamı TÜRKÖZ, “Bu yaraları hep birlikte saracağız. Devlet tüm imkanları ve kurumlarıyla her zaman sizin yananınızda, kapılarımız sonuna kadar sizlere açık&#8221; dedi.</p>
<p>Depremzedeler yaptığı konuşmada  &#8220;Bizim çok güzel bir memleketimiz vardı yerle bir oldu. Çok şükür hayattayız çocuklarımızla birlikte ama sevdiğimiz insanları, kaybettik.</p>
<p>Allah razı olsun. O kadar iyi kalpli insanlar ki bize kapılarını açtılar, sıcak çorbalarını içiyoruz. Evimiz, iş yerimiz yıkıldı, her şey yerle bir oldu hiçbir şeyimiz kalmadı.&#8221;</p>
<p>Depremzede Ayşe Ünal  Hülagu, deprem anında yaşadığı korku dolu anları anlattı. Çok büyük acılar yaşadıklarını söyleyen Ünal, &#8220;Bu deprem yüzyılın en şiddetli depremiydi. Kabus gibiydi, anlatılmaz yaşanır denilen bir olaydı bizim için. O anı, o geceyi hiç unutamıyorum. Depremin sesi hala kulağımda. O anda evlerin yıkılması, insanların korkuyla binalardan kendilerini dışarı atması, yardım çığlıkları hepsi gözümüzün önünde. Bizim de oturduğumuz yerde hasar oluştu, son anda dışarı çıkarak canımızı kurtardık. dediler</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/foca-kaymakami-turkoz-depremzedeleri-sik-sik-ziyaret-ediyor-352462">Foça Kaymakamı TÜRKÖZ, depremzedeleri sık sık ziyaret ediyor.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar Neden Sık Hastalanır?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-neden-sik-hastalanir-346293</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2023 07:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalanır]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346293</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiş olduğu için yetişkinlere göre daha sık hastalanırlar. Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-neden-sik-hastalanir-346293">Çocuklar Neden Sık Hastalanır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukların bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiş olduğu için yetişkinlere göre daha sık hastalanırlar. Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. </strong></p>
<p><strong>Bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesi için düzenli beslenmenin yanı sıra, sağlıklı bir ortamda da büyümesi gerekir. Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz çocukların bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin yollarını anlattı.</strong></p>
<p><b>Bağışıklık sistemi nedir?</b></p>
<p>Bağışıklık sistemi proteinler, çeşitli dokular ve organlardan oluşan bir savunma sistemidir ve bizi mikroplardan korumaya çalışır. Bu sistemin yeterli olamadığı durumlarda hasta oluruz. Kanda dolaşan akyuvarlar (lökositler) mikropları saptayıp, etkisiz hale getirmek için bir dizi operasyon başlatırlar. Akyuvarları yapan organlarımız timus, dalak ve kemik iliğidir. Vücutta lenf bezi adıyla bulunan minik bezlerde de akyuvarlar bulunur. Akyuvarların iki türü vardır; bir grup mikropları etkisiz hale getirir, diğerleri ise vücuda giren mikropları hafızaya yazıp, ona karşı askerler (antikor) geliştirirler ve bir sonraki saldırıda mikrobu öldürürler.</p>
<p>Mikroplar vücuda girdiğinde vücut hemen ona karşı asker (antikor) üretmeye girişir. Bir daha aynı mikrop girmeye çalıştığında askerler hastalığı engeller. Örneğin suçiçeği geçirdikten sonra, bir daha geçirmezsiniz, çünkü artık vücut önlemini almıştır. Aşılar da bu mantıkla çocuğunuzu korur. Aşıyla, vücudu hasta etmeyecek ama bağışıklık sistemini uyaracak kadar mikrop veririz, vücutta hemen antikorlar oluşur ve gerçek hastalıkla karşılaştığında hastalığı engeller. </p>
<p><strong>Anne sütü en önemli besin kaynağı</strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminde en önemli besin kaynağı tabii ki anne sütüdür. Anne sütü içeriğindeki koruyucu faktörleri bebeğe direkt olarak geçmekte ve bireyin ömür boyu onu koruyacak olan bağışıklığının temellerini atar.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemini daha kuvvetli tutmak elinizde</strong></p>
<p><strong>Daha çok meyve ve sebze: Sofrada C vitamini, karoten ve antioksidanların daha fazla olduğu renkli sebzeleri bulundurun. Yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, biberler, havuç, </strong>bal kabağı<strong> portakal, </strong>kayısı, tropik meyveler gibi…<strong> </strong></p>
<p><strong>Daha az şeker ve tatlandırıcı</strong>: Yapılan bilimsel çalışmalar şeker katkılı yiyeceklerin akyuvar çalışmasını olumsuz etkilediğini gösteriyor. Özellikle hastalık dönemlerinde tatlandırıcılar, şekerin her türü, dışarıdan alınan paketli tatlı yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Bunların yerine bal, pekmez ya da doğal meyve şekerinden faydalanmak daha doğrudur. </p>
<p><strong>Yağ asitlerinden en faydalısı Omega 3 yağları: </strong>Özellikle soğuk sularda dolaşan yağlı balıklarda olan bu madde çok değerli bir bağışıklık desteğidir. Omega yağ asitleri, bakterileri yiyen hücrelerin aktivitesini arttırırlar. Haftada 3 gün yağlı balık yemek veya bulunamıyorsa, yine de lokal taze balık ve haftada bir kaç kez balık yağı içeren bir kapsül yeterlidir.  Keten tohumu yağı da, balık yağı kadar kuvvetli olmasa da, iyi bir Omega 3 kaynağıdır.</p>
<p><strong>Yeterli uyku: </strong>Çalışmalar, çocuklarda da erişkinlerde olduğu gibi uykusuzluğun mikrop öldüren hücrelerin gücünü azalttığı gösteriyor. Özellikle gün boyu yuvada değişik aktivitelerle heyecanlı saatler geçiren küçük çocukların uyumadıklarını düşünürsek,  erken yatmalarının çok gerekli ve önemli olduğunu anlarız. Bu yaştaki çocukların 12-13 saat, okul öncesi çocukların 10 saat uykuya gereksinimleri var.</p>
<p><strong>Normal kilo: Şişmanlık antikor yapımını yavaşlatarak bağışıklık sistemine olumsuz etki etmektedir. Çocuğunuzu aktif tutarak hem kilosunu, hem de bağışıklık sistemini kontrol altında tutmaya çalışın.</strong></p>
<p><strong>Kişisel temizliğe önem verin: Bağışıklığı doğrudan arttırmasa da, bağışıklık sisteminin yorulmasını engelleyebilir. Sabunla el yıkamaya önem verin. Okuldan gelince, yemekten önce ve sonra, burun sildikten sonra, tuvaleti kullandıktan sonra mutlaka eller sabunla yıkanmalı. Diş fırçaları beraber duruyorsa, hasta olanın fırçasını atıp yenisini almakta fayda var.</strong></p>
<p><strong>Yanında sigara içmeyin:</strong> Çocuklar sigaranın zararlı etkilerine daha da açıklar çünkü dakikada daha fazla soluyorlar. Bronşit, kulak enfeksiyonu, astım riskini arttırmak istemiyorsanız, çocuğunuzun pasif içici olmasına izin vermeyin.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-neden-sik-hastalanir-346293">Çocuklar Neden Sık Hastalanır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka&#8217;da Bülent Şık İle &#8216;Çocuklar ve Gıda Güvenliği Söyleşisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-bulent-sik-ile-cocuklar-ve-gida-guvenligi-soylesisi-344168</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2023 15:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bülent]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyakada]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=344168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha sağlıklı nesiller için toplumsal bilinci güçlendirmeye yönelik faaliyetlerini sürdüren Karşıyaka Belediyesi, yıllardır akademik düzeyde gıda güvenliği alanında çalışmalar yapan Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’ı Karşıyakalılar ile buluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-bulent-sik-ile-cocuklar-ve-gida-guvenligi-soylesisi-344168">Karşıyaka&#8217;da Bülent Şık İle &#8216;Çocuklar ve Gıda Güvenliği Söyleşisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha sağlıklı nesiller için toplumsal bilinci güçlendirmeye yönelik faaliyetlerini sürdüren Karşıyaka Belediyesi, yıllardır akademik düzeyde gıda güvenliği alanında çalışmalar yapan Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’ı Karşıyakalılar ile buluşturdu. Şık’ın “Çocuklar ve Gıda Güvenliği” adlı yeni kitabıyla aynı başlık altında gerçekleştirilen  söyleşi ve imza etkinliği, Zübeyde Hanım Nikah Sarayı’nda yapıldı. Karşıyaka Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü tarafından düzenlenen organizasyon herkese açık ve ücretsiz bir şekilde gerçekleştirildi.</p>
<p>Programın başında konuşan Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay; gıda, gıda güvenliği ve gıda güvencesi konuları üzerinde düşünülmesi ve çalışmalar gerçekleştirilmesi gerektiğini belirterek, “Gıda güvenliği konusu özellikle karşı karşıya olduğumuz iklim krizi de göz önünde bulundurulduğunda üzerinde durmamız gereken bir konu. Yerel yönetimler de gıda güvenliği konusunda üzerine düşeni yapmalıdır. Bugün burada önemli bilgiler edinecek, konuya ilişkin duyarlılığımızı artıracak farkındalık kazanacağımıza inanıyorum. Hepimizin üzerine düşen sorumluluklar var, bunları yerine getirmeli ve hep birlikte bir şeyler yapmalıyız” dedi. </p>
<p>Gıda güvenliği çalışmalarının odak noktasına çocuk sağlığının koyulması gerektiğini savunan Bülent Şık,</p>
<p>söyleşide de bu konuyu tüm detaylarıyla ele aldı. Beslenmenin, sosyal ilişkilerin ve çevresel ortamların bir çocuğun geleceği ya da ileri yaşlarındaki sağlığı üzerinde çok büyük bir önem taşıdığını ve hayatın daha sonraki dönemlerinde açığa çıkabilecek çeşitli sağlık sorunlarının yanı sıra, nörolojik ve bilişsel gelişimini de büyük ölçüde şekillendirdiğini belirtti.</p>
<p><b>“DAHA HASSAS VE DAHA KIRILGANLAR”</b></p>
<p>Çocukların yetişkinlere göre daha hassas ve kırılgan olduğunu dile getiren Şık konuşmasında şunları kaydetti: “Gıda krizi ve beslenme ile ilgili sorunlar son dönemlerde sıklıkla gündemimizde yer alıyor. Bunları çocuklar üzerindeki etkileri perspektifinden konuşacağız. Çocuklar bizlere göre daha hassas ve kırılgan. Gıdayı, sağlıklı beslenmeyi her ne kadar bireysel bir tercih olarak algılıyor olsak da bu çok yeni bir şey çünkü  beslenmek bir haktır. İnsanların gıdaya erişimini sağlamak sosyal devlet ilkesi ve kamusal bir sorumluluktur. Toplumsal yaşam içerisinde desteklenmesi, dayanışma gösterilmesi gereken kırılgan kesimler vardır. Çocukluk aslında hayatın bir dönemidir. Gıda açısından hem içinde olduğumuz şartlar hem de yakın gelecekte karşılaşabileceğimiz sorunlar gıda güvencesi ve gıda güvenliği kavramlarını önemli kılmaktadır. Yani bahsettiğimiz bu kavramların tamamı birbiriyle iç içe geçmiş durumdadır.” </p>
<p><b>“DÜŞÜNMEK ZORUNDAYIZ”</b></p>
<p>Gıda güvenliği açısından kamusal ve toplumsal çeşitli çalışmaların gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Şık, şöyle devam etti: “Gıda güvencesi açısından bizim en kritik meselemiz Türkiye’de gıda üretimin temelini oluşturaan toprak, su hava gibi varlıklardaki aşırı kirlenme ve bu varlıkların harcanabilir gibi görülüp tahrip edilmesidir. Bizim halihazırdaki gıda üretimini devam ettirebilmemiz için bile toprağı iyileştirici, bu süreci destekleyici kamusal çalışmalar gerçekleştirmemiz gerekiyor. İklim krizi gerçeğini de düşündüğümüzde şimdiden önlemler almak, hemen şu an harekete geçmek durumundayız. Gıda güvenliği açısından yani gıdaların sağlığa zarar vermeyecek bir biçimde sofraya ulaşması açısından son 30-40 yılın en problemli, kamusal çalışmaların en eksik olduğu bir dönemdeyiz. Bu meseleler önümüzdeki yıllarda daha çok müdahil olmamızı gerektirecek ve nasıl hazırlık yapmamız gerektiğini düşünmek zorundayız.”</p>
<p><b>TOKSİK KİMYASAL VURGUSU</b></p>
<p>Çocukların beslenme çeşitliliğinin artırılmasının toksik kimyasallara maruziyetini azalacağını vurgulayan Şık, “Toksik kimyasallardan kaynaklanan kirlilik meselesi de bu çerçevede üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken bir konudur. Bu da küresel ölçekte iklim değişikliği kadar önemli bir meseledir. Biz iklim krizi meselesini çözsek bile önlem almadığımız taktirde toksik kimyasal sorunu büyüyerek ilerleyecektir. Bu konunun çocuk sağlığı üzerinde de önemli etkileri var. Biyolojik çeşitlilik kaybı ve canlı türlerine ev sahipliği yapan doğal yaşam ortamlarının tahrip edilmesi de bu konu başlıklarından biridir; hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Çocuklar küçük yetişkinler değildir, bu nedenle onlar için ayrıca düşünmeliyiz. Bu faktör çocukları bu bahsettiğimiz sorunlara karşı daha hassas kılmaktadır. Örneğin bazı toksik kimyasallar vücudun farklı işlevlerini, farklı organlarını olumsuz etkiliyor ve çocuklar yetişkinlere göre daha olumsuz etkileniyor. Çocuklar hızlı bir büyüme evresinde oldukları için yetişkinler kadar yemek yese de vücut ağırlıkları daha düşüktür. Bu da toksik kimyasalların etkisine karşı daha hassas kılar. Özellikle anne karnındaki süreç, doğumdan sonraki ilk iki yıl, 2-6 yaş ve 6-12 yaş arası çocuklar için çok önemli dönemlerdir; sağlıklı beslenmelerini kritiktir. Bu anlamda politikalar üretilmeli, çalışmalar gerçekleştirilmelidir” diye konuştu.</p>
<p><b>“EN ÇOK ONLAR ETKİLENİYOR”</b></p>
<p>Çocuk sağlığını önceleyen çalışmalarım yetersiz olduğunu ve bunu üzülerek karşıladığını aktaran Şık, </p>
<p>“Dünya Sağlık Örgütü’nün çocuklar için zararlı olduğunu belirttiği maddelerden biri kurşundur. Toprak, hava ve suya karışıp sağlığı olumsuz etkileyebilir. Kurşuna maruz kalan çocukların bilişsel aktiviteleri yavaşlayabilmekle birlikte başka sorunlara da yol açabilir. Tüm bunlar engellenebilir sorunlardır. Öte yandan çocukların sindirim sistemi ve emilim mekanizmaları da yetişkinlerden farklı çalışır; yetişkinlere göre daha toksik maddelere karşı maruziyet daha fazladır. Sağlıklı beslenme bu anlamda sadece büyümekle alakalı bir kavram değil, toksik maddelere maruziyeti de azaltacak bir yöntemdir. Dünyada gıdaya bağlı hastalıklar ve iklim değişikliğinin yansımaları en çok 5 yaş altı çocukları etkilemektedir. Bizim ülke genelinde çocuk sağlığını önceleyen bir kamusal perspektifine ihtiyacımız var, çocuk sağlığını ön planda tutmalıyız. Çocuğun eğitim başarısını çok konuşan ama sağlıklarını daha az konuşan bir toplumuz. Çocuklar 6 yaşında okula başlıyor ve eğitim başarılarındaki en önemli etken sağlıklı beslenme, toksik kimyasal maruziyetini azaltma gibi konulardır ama bunlara karşı bir bakış açımız yok. bunu üzülerek karşılıyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“YÜZDE KIRKI YETERSİZ BESLENİYOR”</b></p>
<p>Var olan ekonomik koşulların da etkisiyle çocuklarda yetersiz beslenme sorununun yaşandığını vurgulayan Şık, bu konuda da çözümler üretilmesi gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bahsettiklerimin tümü çözümü olan sorunlardır. Gıdayı daha farklı üretebilir; çevre, hava, su temizliğinde farklı çalışmalar gerçekleştirebiliriz. Türkiye gemi sökümünde aktif bir ülke, biz plastik atıkları da para karşılığı ülkemize alıyoruz. Bunların sebep olduğu kirlilik havayı, suyu, toprağı, gıdayı ve tüm toplumumuzu etkiliyor. Son olarak gıdaya erişim açısından büyük sorunlarımız var, son bir yılda gıda fiyatları inanılmaz bir yükseliş gösterdi. Yerel yönetimler, melek ve sivil toplum örgütleri, merkezi yönetim bir şeyler yapmalı. Çocuklara günde en az bir öğün sağlanmalıdır. Ana sınıfı ve o dönem öğrencilerinin yüzde 40’ı beslenme yetersizliği ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla kamusal hayatın içindeki herkes bir şekilde bu sorunları görünür kılmalı ve gücünün yettiği ölçüde ne yapabilirizi düşünmelidir.”</p>
<p>Bülent Şık konuşmasının ardından etkinliğe katılan vatandaşların sorularını cevapladı. Şık etkinliğin sonunda anne ve babalar için rehber niteliği taşıyan “Çocuklar ve Gıda Güvenliği” kitabını katılımcılar için imzaladı. Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Bülent Şık’a günün anısına hediye ve fidan takdim etti.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-bulent-sik-ile-cocuklar-ve-gida-guvenligi-soylesisi-344168">Karşıyaka&#8217;da Bülent Şık İle &#8216;Çocuklar ve Gıda Güvenliği Söyleşisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
