<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sessizce | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/sessizce/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sessizce</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2026 21:26:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>sessizce | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sessizce</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklarınız]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Dirseği]]></category>
		<category><![CDATA[Dirsek]]></category>
		<category><![CDATA[dirseklerinize]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[verebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dirsek ağrısı, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sorunlardan biri olmasına rağmen çoğu zaman basit bir zorlanma olarak görülüp ihmal ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228">Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dirsek ağrısı, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sorunlardan biri olmasına rağmen çoğu zaman basit bir zorlanma olarak görülüp ihmal ediliyor. Oysa dirsekte oluşan ağrı; kavrama, kaldırma ve bilek hareketleri sırasında artan hassasiyet, güç kaybı ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerle kendini göstererek daha ciddi bir tablonun habercisi olabiliyor. Tekrarlayan hareketler, yanlış kullanım alışkanlıkları ve aşırı yüklenme dirsek eklemine sessizce zarar verirken, erken dönemde fark edilen problemler büyük oranda cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Erşen, dirsek hastalıkları ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p> <strong>Dirsek hastalıkları genellikle sinir sıkışması ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Dirsek ağrısının temelinde çoğunlukla aşırı kullanım ve tekrarlayan zorlanmalar yer alır. Uzun süre bilgisayar kullanımı, ağır kaldırma, spor aktiviteleri veya yanlış egzersiz teknikleri dirsek çevresindeki kas ve tendonlarda mikro hasarlara neden olur. Ağrı, istirahatte hissedilebileceği gibi; özellikle kavrama, kaldırma veya bileği kullanma sırasında belirgin hale gelir. Bazı hastalarda şişlik, hassasiyet, güç kaybı ve hareket kısıtlılığı da tabloya eşlik eder. Kas-tendon zorlanmaları, eklem kireçlenmesi ve sinir sıkışmaları dirsek ağrısının en sık karşılaşılan nedenleri arasındadır.</p>
<p> <strong>Tenisçi dirseği sadece sporcuların sorunu değil!</strong></p>
<p>Halk arasında “tenisçi dirseği” olarak bilinen lateral epikondilit, dirsek ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Ancak bu rahatsızlık yalnızca sporculara özgü değildir; aksine günlük işlerinde sürekli el ve bilek kullanan kişilerde çok daha sık görülür. Dirseğin dış kısmındaki tendonların tekrarlayan hareketlerle zorlanması sonucu gelişen bu durum, zamanla dokuda yıpranma ve iltihabi sürece neden olur. </p>
<p> <strong>Masum sandığınız ağrı ciddi sorunlara yol açabilir</strong></p>
<p>Hastalar genellikle dirseğin dış kısmında hassasiyet, basit hareketlerde ağrı ve elde güç kaybı tarif eder. İlerleyen durumlarda günlük yaşam aktiviteleri belirgin şekilde zorlaşabilir. Uzun saatler bilgisayar kullananlar, el işiyle uğraşan meslek grupları, sürekli kavrama hareketi yapan kişiler, raket sporlarıyla ilgilenenler bu sorunla en sık karşılaşabilen kişilerdir. Yorgunluk gibi geçici ve masum sandığınız dirsek ağrılarınız zamanla ciddi sorunlar yaratabilir.</p>
<p> <strong>Bu 5 işaret varsa doktora başvurulmalı</strong></p>
<ul>
<li>Dirsek ağrısı birkaç haftadan uzun sürüyorsa,</li>
<li>Gece uykudan uyandırıyorsa,</li>
<li>Dirsek hareketlerinde belirgin kısıtlılık yaşanıyorsa,</li>
<li>Şişlik ve kızarıklık varsa,</li>
<li>Travma sonrası şiddetli ağrı geliştiyse hemen doktora başvurulmalıdır.</li>
</ul>
<p> <strong>Tedavide önceliğimiz cerrahi dışı yöntemlerle iyileştirme</strong></p>
<p>Dirsek ağrıları erken müdahale olursa büyük çoğunluğu cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabilir. Tedavi planı hastaya özeldir ve hastanın yaşam tarzına, şikayet süresine göre şekillendirilir. İlk aşamada öncelikle dirseği zorlayan hareketlerin kısıtlanması gerekir. Daha sonra buz uygulamaları, basit ağrı kesici ve antiinflamatuar tedaviler, fizik tedavi ve hedefe yönelik egzersizler ve dirsek destek bantları önemli fayda sağlar. </p>
<p>Uzun süreli ve dirençli vakalarda ise ileri tedavi seçenekleri ya da cerrahi yöntemler gündeme gelebilir. Cerrahi tedavide günümüzde minimal invaziv yöntemler ve artroskopik cerrahi ön plana çıkmaktadır; bu tekniklerle hasarlı dokular küçük kesilerle müdahale edilerek çevre dokular korunur. Bu sayede hastalarda iyileşme süresi kısalır, ameliyat sonrası ağrı daha az olur ve günlük yaşama dönüş daha hızlı gerçekleşir. Erken dönemde yapılan müdahaleler, tedavi sürecini belirgin şekilde kısaltır.</p>
<p><strong>Dirsek sağlığı korunabilir mi? </strong></p>
<p>Dirsek ağrısı çoğu zaman ihmal edilen ancak ilerlediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir problemdir. Doğru zamanda müdahale edildiğinde ise kontrol altına alınması oldukça kolaydır. Günlük yaşamda yapılacak küçük düzenlemeler ve gerektiğinde profesyonel destek sağlıklı bir dirsek yapısını korumanın anahtarıdır. </p>
<p>Dirsek ağrısını önlemede en etkili yaklaşım, günlük alışkanlıkları doğru şekilde düzenlemektir. Tekrarlayıcı hareketler yapılıyorsa mutlaka düzenli mola verilmelidir. Çalışma ergonomisi doğru ayarlanmalıdır. El, bilek ve ön kol kaslarını güçlendiren egzersizler ihmal edilmemelidir. Bu basit önlemler, birçok hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir-633228">Günlük Alışkanlıklarınız Dirseklerinize Sessizce Zarar Verebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalıklar belirti vermiyor, sessizce ilerliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastaliklar-belirti-vermiyor-sessizce-ilerliyor-630343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 08:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[vermiyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630343</guid>

					<description><![CDATA[<p>50 yaş, takvimde sadece bir dönüm noktası değil; aynı zamanda sağlık açısından kritik bir eşik olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaliklar-belirti-vermiyor-sessizce-ilerliyor-630343">Hastalıklar belirti vermiyor, sessizce ilerliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>50 yaş, takvimde sadece bir dönüm noktası değil; aynı zamanda sağlık açısından kritik bir eşik olarak kabul ediliyor. Bu dönemle birlikte vücutta hücre yenilenmesi yavaşlıyor, metabolizma hız kaybediyor ve kas kütlesi azalırken yerini yağ dokusu almaya başlıyor. Ayrıca, damar esnekliğinin ve kemik yoğunluğunun azalması vücudu kronik hastalıklara karşı daha savunmasız hale getiriyor. Alışkanlıklarımız bu süreçte nasıl bir yaşam süreceğimizin en güçlü belirleyicisi oluyor. Sağlıklı beslenmek, düzenli spor yapmak, stresi yönetmek ve yeterli uyumak biyolojik yaşlanmanın etkilerini belirgin ölçüde azaltıyor. Bunların yanı sıra düzenli olarak yapılan test ve tarama programları da hastalıkların erken teşhis edilmesinde, hatta bazı hastalıkların önlenmesinde hayati bir rol oynuyor! <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, </strong>günümüzde yaşlanmanın  artık bir “gerileme” süreci olarak görülmediğini belirterek, <strong>“</strong>Doğru yaşam alışkanlıkları ve düzenli tıbbi taramalar sayesinde hem yaşam süresi uzamakta hem de yaşam kalitesi belirgin şekilde artmaktadır. Günümüzde aktif, enerjik ve konforlu bir ikinci bahar yaşamak mümkündür” diyor.  </p>
<p><strong>“Kendimi iyi hissediyorum” hatasına düşmeyin! </strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer,<strong> </strong>ilerleyen yaşla birlikte organ ile sistem rezervlerinde yaşanan azalma ve değişimlerin düzenli kontrolleri çok daha önemli hale getirdiğini vurguluyor.   “Kendimi  iyi hissediyorum, doktora gitmeme gerek yok” düşüncesinin ileri yaşlardaki en büyük yanılgılardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hakan Yavuzer, kalp-damar ve kanser gibi ciddi hastalıkların uzun süre hiçbir belirti vermeden sessizce ilerlediğine dikkat çekerek, “Bu nedenle test yaptırmak için şikayetlerin başlamasını beklemek büyük bir risk taşımaktadır. Düzenli yapılan tarama programları hastalıkları henüz belirti vermedikleri dönemde tespit etmektedir. Tedaviye erken başlanması sayesinde komplikasyonlar önlenebilmekte ve hayati riskler önemli ölçüde azaltılmaktadır” diye konuşuyor. <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer,</strong> 50 yaşından itibaren asla aksatmamanız gereken testleri ve tarama programlarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>METABOLİK SİSTEM DEĞERLENDİRMESİ</strong></p>
<p>Diyabet, insülin direnci ile tiroit hastalıkları, ilerleyen yaşla birlikte metabolizma hızının düşmesi ve ailesel genetik faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkabiliyor. Özellikle açlık glukoz, üç aylık glukoz ortalaması (HbA1c), insülin direnci (HOMA-IR), kan lipid düzeyleri, tiroit fonksiyonları, karaciğer ve böbrek fonksiyonları ile B12 vitamin düzeylerinin tespit edilmesi büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Obezite sorununda ve hastalık tespit edilen durumlarda yılda 2-3 kez test tekrarları öneriliyor. </p>
<p><strong>KARDİYOLOJİK DEĞERLENDİRME</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlıklı bir yaşam için günlük tuz tüketimini 5 gramın altı olarak belirlese de ülkemizde kişi başı günlük ortalama tuz tüketimi yaklaşık 10,2 gram civarında seyrediyor. Prof. Dr Hakan Yavuzer, “Bu yüksek tüketim özellikle 50 yaş üzerinde damar sertliği, hipertansiyon ve buna bağlı kalp krizi ile inme riskini artırıyor” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli kan basıncı ölçümü, EKG (Elektrokardiyografi), Efor Testi, Ekokardiyografi ve yılda bir kez rutin kalp- damar kontrolleri hayat kurtarıyor. Risk faktörleri ve ek hastalıklara göre kontrol sıklığı artırılabiliyor. </p>
<p><strong>KANSER TARAMASI</strong></p>
<p>İlerleyen yaşla birlikte kanserin görülme riske de artıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, bu nedenle kanser tarama programlarının 50 yaş sonrasında daha da önemli hale geldiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Kolon kanseri:</strong>  Kolonoskopi kolon kanserinin erken tespit edilmesinde “altın standart yöntem” olarak nitelendiriliyor. Bunun yanı sıra dışkıda gizli kan testine de başvurulabiliyor.   Kolon kanserinin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesi. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Risk faktörü bulunmuyorsa 50 yaşından itibaren 10 yılda bir kolonoskopi öneriliyor. Polip ve benzeri riskli durumlar varsa yıllık kolonoskopi kontrolleri önem kazanıyor. Ailedeki risk durumuna göre kolonoskopi yöntemine daha erken yaşlarda da başlanabiliyor. </p>
<p><strong>Akciğer kanseri:</strong> Özellikle uzun yıllar sigara öyküsü olan kişilerde düşük doz bilgisayarlı tomografi öneriliyor.</p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı? </strong>Ailede kanser öyküsü bulunmuyorsa yılda bir kez düşük doz bilgisayarlı tomografi taramaları yeterli oluyor. Risk tespit edildiği durumlarda bu tarama daha sık talep edilebiliyor. </p>
<p><strong>Kadınlar için meme ve rahim ağzı kanseri: </strong>Yaş ilerledikçe meme ve rahim ağzı kanseri riski de artıyor. Bu nedenle mamografi ve pap smear ile HPV (Human Papilloma Virüsü) taraması yaşamsal önem taşıyor. Düzenli taramalar ile her iki kanser türü erken dönemde tespit edilebiliyor. Daha da önemlisi, rahim ağzı kanserinde kanser öncesi hücresel değişiklikler yakalanabiliyor ve tedavi sayesinde kanser gelişimi <strong>önlenebiliyor. </strong></p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> 40 yaşından itibaren mamografi ve 65 yaşına kadar hekimin önerdiği sıklıkta pap smear ile HPV taraması içeren kadın doğum muayenesinin aksatılmaması gerekiyor. </p>
<p><strong>Erkekler için prostat kanseri: </strong>Prostat kanserinin erken tespitinde prostat spesifik antijen (PSA) testi ve ürolojik muayene büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Ürolojik muayenenin 1-2 yılda bir tekrar edilmesi yaşam kurtarıyor.</p>
<p><strong> KEMİK TARAMASI</strong></p>
<p>Kadınlarda menopozla birlikte hormonal eksilmelere bağlı olarak osteoporoz (kemik erimesi) başlıyor. Bunun sonucunda ileri yaşlarda boy kısalması, yaygın kemik ağrısı ve kemik kırıkları riski oluşuyor. </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Kemik yoğunluğu ve D vitamini seviyelerinin ölçümünün yıllık olarak tekrar edilmesi öneriliyor. </p>
<p><strong>BİLİŞSEL VE RUHSAL DEĞERLENDİRME</strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yavuzer, yaşlılıkta unutkanlığın normal bir durum olarak kabul edilmesinin en büyük yanlışlardan biri olduğuna işaret ediyor. Prof. Dr. Hakan Yavuzer, “Eşyaların yerini karıştırma, para hesabı yapmakta zorlanma ve isimleri unutma gibi günlük yaşamı etkileyecek şekilde unutkanlıkta artış olması uyarıcı olmalıdır” diyor.  </p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> Erken evre demans (bunama) ile normal yaşlanmaya bağlı bellek değişimlerinin mental durum testleri ile yılda bir kez değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda yaşlılık depresyonu gençlerden farklı olarak üzüntüyle değil, bedensel ağrılar, isteksizlik veya unutkanlıkla maskelenmiş olarak görülüyor. Bu nedenle şüphe edilen durumlarda depresyon tarama ölçekleri ile yıllık değerlendirme yapılması son derece önem taşıyor. </p>
<p><strong>İŞİTME VE GÖRME TARAMALARI</strong></p>
<p>Derinlik algısını bozan görme sorunları dengeyi olumsuz etkileyerek düşmelere yol açabiliyor.  Ayrıca yaşa bağlı işitme kayıpları beynin sesleri işleme kapasitesini zorlayarak bilişsel yükü artırabiliyor. Tedavi edilmeyen işitme sorunları, beyin yapısında değişikliklere ve bilişsel yeteneğin azalmasına yol açarak demans riskini artırabiliyor. Tüm bu görme ve işitme sorunları, sosyal bağların zayıflaması ve çevreye bağımlılığı artırarak yetersizlik hissi oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Hangi sıklıkta yaptırmalı?</strong> İşitme muayenesi, glokom (göz tansiyonu) ve katarakt taramasının yıllık olarak yapılması öneriliyor. Erken teşhis edilebilen durumlarda tedavinin düzenlenmesi, işitme cihazı veya gözlük kullanımı gibi destekleyici çözümlerin sağlanması sorunların ilerlemesinin önüne geçiyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaliklar-belirti-vermiyor-sessizce-ilerliyor-630343">Hastalıklar belirti vermiyor, sessizce ilerliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Boyunca]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[sabote]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor. </p>
<p><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini belirten <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor. </li>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor. </li>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor. </li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar Uyardı: Bu Belirti 30 Yaş Altında Sessizce Yayılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyardi-bu-belirti-30-yas-altinda-sessizce-yayiliyor-605953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 20:24:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yayılıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son aylarda gençlerde hızla artan bu sağlık sorunu, çoğu zaman fark edilmeden ilerliyor. Uzmanlar erken teşhisin hayati olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyardi-bu-belirti-30-yas-altinda-sessizce-yayiliyor-605953">Uzmanlar Uyardı: Bu Belirti 30 Yaş Altında Sessizce Yayılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde yapılan araştırmalar, 30 yaş altındaki bireylerde daha önce nadir görülen bazı sağlık sorunlarının ciddi şekilde arttığını ortaya koydu. Uzmanlar özellikle <strong>sürekli yorgunluk, odaklanma problemi ve ani ruh hali değişimleri</strong> gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Sağlık uzmanlarına göre bu durumun arkasında <strong>yoğun stres, düzensiz uyku, aşırı ekran kullanımı ve yanlış beslenme alışkanlıkları</strong> bulunuyor. Belirtiler başlangıçta hafif seyretse de, ilerleyen süreçte kronik rahatsızlıklara yol açabiliyor.</p>
<p>Uzmanlar, gençlerin yılda en az bir kez rutin sağlık kontrollerini yaptırması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca günlük yaşamda küçük değişikliklerin büyük farklar yaratabileceği ifade ediliyor.</p>
<p>“Erken fark edilen belirtiler, ileride oluşabilecek ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebilir” diyen uzmanlar, özellikle bu işaretlere dikkat çekiyor.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyardi-bu-belirti-30-yas-altinda-sessizce-yayiliyor-605953">Uzmanlar Uyardı: Bu Belirti 30 Yaş Altında Sessizce Yayılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:15:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[yoruyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, zihinsel iş yükünün özellikle kadınlar ve anneler üzerindeki görünmez etkilerinden bahsetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808">Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, zihinsel iş yükünün özellikle kadınlar ve anneler üzerindeki görünmez etkilerinden bahsetti. </p>
<p><strong>Zihinsel iş yükü, tıpkı bir bilgisayarın arka planında çalışan uygulamalar gibi enerji tüketir…</strong></p>
<p>Zihinsel iş yükünün günlük yaşamın görünmeyen organizasyonu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Evin işleyişini planlamak, eksikleri fark etmek, ihtiyaçları önceden sezmek, krizleri önlemek, detayları hatırlamak ve her bireyin yaşamını sürdürmesini kolaylaştırmak için sürekli tetikte olmak demektir.” dedi.</p>
<p>Bu yükün, genellikle fark edilmediğini aktaran Ülkü, “Çünkü ne fiziksel bir hareket içerir ne de kolayca gözlemlenebilir. Ancak zihin sürekli çalışır. Tıpkı bir bilgisayarın arka planında çalışan uygulamalar gibi; dışarıdan belli olmasa da enerji tüketir, yorucu olur ve uzun vadede sistemi yavaşlatır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kadınlar, anneliği kutsal bir sorumluluk olarak gördükleri için zihinsel yükü içselleştirir!</strong></p>
<p>Özellikle annelerin, bu zihinsel yükü çoğu zaman sorgulamadan ve doğal bir görevmiş gibi üstlendiklerine işaret eden Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çünkü çocuk doğduğu andan itibaren anneden ‘bilmek’, ‘ön görmek’, ‘düzenlemek’ ve ‘yetişmek’ beklenir. Annelik kutsal bir sorumluluk olarak kodlandığı için kadınlar bu görünmez yükü taşımayı çoğu zaman içselleştirir.” dedi.</p>
<p>Bir annenin zihnindeki günlük iç sesin nasıl olabileceğine örnekler veren Ülkü, şunları söyledi:</p>
<p>“Sabah kahvaltıda ne yapsam? Çocuğun montu küçülmüş müydü? Hafta sonu misafir gelecek, eksik malzemeleri almalıyım. Eşim yorgundu, akşam daha sessiz olayım. Kayınvalidem aramıştı, dönmeyi unutmayayım. Doğum günü yaklaşıyor, ne hediye alsam? Okulun veli toplantısı vardı, tarihini tekrar kontrol etmeliyim… Bu cümleler size tanıdık geliyorsa, zihinsel yükün tam da merkezindesiniz demektir.”</p>
<p><strong>Zihinsel yük görünmezdir, bu nedenle takdir edilmez…</strong></p>
<p>Sürekli plan yapmanın, hatırlamanın ve organize etmenin zihinsel enerjiyi tükettiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu da uzun vadede stres, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı, uyku bozuklukları, duygusal patlamalar, sinirlilik ve depresyon gibi ruhsal sorunlara zemin hazırlar.” dedi.</p>
<p>Çoğu annenin ‘yorgunum ama nedenini bilmiyorum’ dediğini kaydeden Ülkü, “Fiziksel olarak bir şey yapmasa da zihni hiç durmaz. Bu sürekli tetikte olma hali, hem bedeni hem de zihni tükenme noktasına getirir. Zihinsel yük çoğu zaman takdir edilmez, görünmezdir. Bu da annede değersizlik hissi yaratır. Kendisini yalnız, anlaşılmamış ve tükenmiş hissetmesine neden olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yardım etmek değil, birlikte sorumluluk almak hedeflenmeli!</strong></p>
<p>Toplumun, zihinsel iş yükünü genellikle kadınlara atfettiğini yineleyen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Kadın, evin düzenleyicisi, planlayıcısı, ‘her şeyi bilen kişisi’ rolüne sıkıştırılır. Erkeklerin ise çoğunlukla yalnızca fiziksel olarak yaptığı yardımlar görünür hale gelir. Ama asıl yük planlamakta, takip etmekte ve hatırlamakta gizlidir.” dedi.</p>
<p>“Erkek ‘yardım eder’, kadın ise ‘sorumludur’. Aradaki bu fark, zihinsel yükün adil biçimde paylaşılmasının önündeki en büyük engeldir.” diyen Ülkü, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Üstelik bu sadece bireysel ilişkilerin değil; kültürel kodların, medyanın, eğitim sisteminin ve yetiştirilme biçimlerinin sonucudur. Erkek çocuklara ‘sorumluluk alma’ değil ‘yardım etme’ öğretilir. Kadınlar ise küçük yaştan itibaren ‘ayrıntıları düşünme’ sorumluluğuyla büyür.</p>
<p>‘Eşim istersem yapıyor zaten’ veya ‘söylediğimde yardım ediyor’ cümleleri zihinsel yükün halen kadında olduğunu gösterir. Çünkü bir kişinin görev alması için ona görev verilmesi gerekiyorsa, sorumluluk hâlâ o kişinin değildir. Zihinsel yükün eşit paylaşımı, ancak iki tarafın da aktif şekilde görev üstlenmesiyle mümkün olur. Baba sadece çocuğu parka götüren kişi değil; okul kayıt tarihini bilen, beslenme çantasını düşünen, kıyafet alışverişini planlayan kişi de olmalıdır. Yardım etmek değil, birlikte sorumluluk almak hedeflenmelidir.”</p>
<p><strong>Yükün ne kadarını kendi isteğimizle, ne kadarını alışılmış rollerle taşıdığımızı görmek gerekir!</strong></p>
<p>Zihinsel yükle baş etmek için ilk adımın fark etmek olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Yükün ne kadarını kendi isteğimizle, ne kadarını alışılmış rollerle taşıdığımızı görmek gerekir.” dedi.</p>
<p>İkinci adımın ise bu yükü paylaşma konusunda açık iletişim kurmak olduğunu kaydeden Ülkü, “Suçlayıcı değil; ihtiyaç odaklı bir dille konuşmak önemlidir. ‘Bu konuları hep ben düşünüyorum, bu beni yoruyor. Senin de aktif katkına ihtiyacım var’ gibi cümleler etkili olabilir. Üçüncü adım ise mükemmeliyetçiliği bırakmaktır. Her şeyi eksiksiz yapma isteği, zihinsel yükü daha da artırır. ‘Yeterince iyi anne’ olmak, ‘kusursuz anne’ olmaktan daha gerçekçidir. Ayrıca annelerin kendi kişisel alanlarını yaratmaları, dinlenmeye ve duygusal destek almaya hakları olduğunu kabul etmeleri gerekir. Gerekirse psikolojik destek alınmalı. Unutmayın, ruh sağlığınız sizin için de çocuğunuz için de kıymetli.” önerilerinde bulundu.</p>
<p><strong>Sessizlik, bir tür görünmezliğe dönüşür!</strong></p>
<p>Zihinsel yükün dile getirilmediğinde, zamanla öfkeye, kırgınlığa, içe kapanmaya, kaygıya ve depresyona dönüşebildiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kadınlar çoğu zaman içten içe ‘bunu neden sadece ben düşünüyorum?’ sorusunun cevabını bulamaz ve kendini yalnız hisseder. Sessizlik, bir tür görünmezliğe dönüşür. Ne yaşadığını kimse anlamaz çünkü söylemez. Bu da kadını iç dünyasında izole eder, ilişkilerde mesafe yaratır, tükenmişlik hissini artırır.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808">Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 14:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[tanıya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de özellikle 50 yaş üstü bireylerde yaygın olarak görülen diz kireçlenmesi (osteoartrit), yaşam kalitesini fark edilmeden düşüren önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549">Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özgür Oktay Nar, diz kireçlenmesinin yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığını, genç yaşlarda geçirilen travmalar, fazla kilo ve genetik yatkınlık gibi faktörlerin de hastalığı tetikleyebileceğini belirtti.</p>
<p>&ldquo;Osteoartrit, eklem kıkırdağının zamanla aşınması ve yapısının bozulması sonucu gelişir&rdquo; diyen Op. Dr. Özgür Oktay Nar, &ldquo;Sinsi ilerleyen bir hastalık ve çoğu zaman geç fark edilir. Genellikle dizdeki ağrı, sertlik ve şişlik, hareket kısıtlılığına yol açar&rdquo; diye konuştu.</p>
<p>Op. Dr. Özgür Oktay Nar, özellikle merdiven çıkarken ya da çömelirken artan diz ağrısının göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Op. Dr. Nar, &ldquo;Hastalar genellikle diz ağrısını &lsquo;yaşlılık belirtisi’ ya da &lsquo;geçici bir yorgunluk’ olarak değerlendiriyor. Ancak bu yaklaşım, hastalığın ilerlemesine ve eklemlerin daha fazla yıpranmasına yol açıyor&rdquo; dedi.</p>
<p>Diz osteoartritinde tedavi yöntemlerinin hastalığın evresine göre değiştiğini vurgulayan Nar, erken evrede ilaç tedavisi, egzersiz ve kilo kontrolüyle şik&acirc;yetlerin hafifletilebildiğini dile getirdi. Op. Dr. Özgür Oktay Nar, ileri evrelerde ise eklem içi enjeksiyonlar ya da protez cerrahisinin gündeme geldiğini kaydetti.</p>
<p>Modern yaşam tarzı, hareketsizlik ve obezite gibi unsurların osteoartrit riskini artırdığına vurgu yapan Op. Dr. Özgür Oktay Nar, diz sağlığının korunması için düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması ve eklem sağlığına uygun yaşam tarzı benimsenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549">Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessizce İlerleyen Glokom &#8216;a Dikkat! Görme Kaybına Yol Açabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessizce-ilerleyen-glokom-a-dikkat-gorme-kaybina-yol-acabilir-417157</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 13:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[ilerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417157</guid>

					<description><![CDATA[<p>Glokom, göz sinirinin hasarıyla karakterize olan ve kalıcı görme kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon glokom hastası bulunmaktadır ve glokom kalıcı görme kaybı nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessizce-ilerleyen-glokom-a-dikkat-gorme-kaybina-yol-acabilir-417157">Sessizce İlerleyen Glokom &#8216;a Dikkat! Görme Kaybına Yol Açabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Dünyada 80 milyon kişi bu hastalıktan mustarip!</strong></p>
<p>Glokom, göz sinirinin hasarıyla karakterize olan ve kalıcı görme kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon glokom hastası bulunmaktadır ve glokom kalıcı görme kaybı nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi için klinik muayene ihmal edilmemeli!</strong></p>
<p>Glokom sinsi seyirli ve ilerleyici bir göz hastalığıdır. Glokom hastalarında göz sinirinde meydana gelen hasar belirli bir düzeye ulaşmadıkça hastalarda herhangi bir şikâyete yol açmayabilir. Glokomda erken tanı ve tedavi, görmenin korunması açısından çok önemlidir. Artmış göz içi basıncı, 40 yaş üzerinde olmak, yüksek miyop ya da hipermetrop olmak ve aile bireylerinde glokom hikâyesi olması başlıca risk faktörleridir. </p>
<p><strong>Çözümü var!</strong></p>
<p>Glokom hastalığı anne karnında ya da doğumdan itibaren herhangi bir yaş diliminde oluşabilmektedir. Erken tanı ve tedavi kalıcı görme kayıplarının önüne geçebilir. Glokomun tedavisi glokomun tipine ve seyrine göre değişmekle birlikte medikal ya da cerrahi olarak yapılabilmektedir. Medikal tedavi ile ilerlemesi durdurulamayan ya da ilaç kullanımında sorunlar yaşayan hastalarda cerrahi tedavi ile glokom hastalığının ilerleyişi kontrol altına alınabilmektedir.   </p>
<p><strong>Rutin muayene önemli!</strong></p>
<p>Glokom hastalığının sinsi seyirli olduğu ve hastalarının büyük çoğunluğunu glokom hastası olduğunu bilmeyen kişilerin oluşturduğu düşünüldüğünde rutin göz muayenesin önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Risk faktörlerine sahip olan hastaların yılda en az 1 kez göz muayene olmaları tavsiye edilmektedir.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessizce-ilerleyen-glokom-a-dikkat-gorme-kaybina-yol-acabilir-417157">Sessizce İlerleyen Glokom &#8216;a Dikkat! Görme Kaybına Yol Açabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
