<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sebebi | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/sebebi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sebebi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Mar 2026 13:39:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>sebebi | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sebebi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 13:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tabağınız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar hakkında konuşan uzmanlar, "Uyku kalitenizi sessizce sabote eden beslenme hatalarıdır" dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137">Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar dikkat!  Gece saat 2’de uyanıyor ve yeniden uykuya geçmekte zorlanıyor musunuz? Sizce bu yaşadığınız sadece tesadüf mü yoksa tabağınızın bir yansıması mı?</p>
<p>Gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan yanlış beslenme tercihleri sirkadiyen ritmi bozarak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Uyku kalitesinin beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal uyku kalitesini düşüren en önemli ancak çoğu zaman fark edilmeyen 5 temel beslenme hatasını paylaşıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-0-ignBTHVf.jpg"/></p>
<p><b><strong>Uyku, Hayat Kalitenizi Belirleyen Gizli Faktör</strong></b></p>
<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-1-LtBwXrJ9.jpg"/>Kansere Karşı 12 Etkili Önlem!</figure>
<p><b><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></b></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini anlatan Ardal,  “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></b></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
<li>
<p><figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-2-CfiCUL1Z.jpeg"/>Uyku ve stres</figure>
</li>
</ul>
<p><b><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></b></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor.</li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137">Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kilolarınız]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor. Bu nedenle sağlıklı kilo kaybı; daha az baş ağrısı, daha kaliteli bir yaşam ve artan bir enerji anlamına geliyor. İşte tam da bu noktada, kilo kontrolünün yalnızca bir görünüm meselesi olmadığı; bütüncül bir sağlık kazanımı sunduğu gerçeği öne çıkıyor. Obezite cerrahisi sonrasında yalnızca kilo kaybı sağlanmakla kalmıyor; hormon dengesi düzenleniyor, hareket kapasitesi artıyor ve enerji seviyesi yükseliyor. Özellikle migren sorunu yaşayan hastalarda baş ağrıları belirgin şekilde hafifliyor, atakların sıklığı ve şiddeti azalıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Vahit Mutlu, obezite cerrahisi sonrası baş ağrısı ve migren ataklarındaki iyileşmelere değinerek bariatrik cerrahi hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Obezite ameliyatı sadece tartıyı değil yaşam kalitesini de değiştiriyor</strong></p>
<p>Obezite yalnızca fazla kilo anlamına gelmez. Aynı zamanda diyabet, tansiyon, eklem ağrıları, nefes darlığı ve özgüven kaybı gibi birçok sorunu da beraberinde getirir. Laparoskopik tüp mide ameliyatı (sleeve gastrektomi), günümüzde obezite tedavisinde en sık uygulanan yöntemlerden biridir. Ancak bu ameliyatın etkisi sadece kilo kaybı ile sınırlı değildir.</p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalara bakıldığında tüp mide ameliyatı sonrası hastalar ciddi oranda kilo vermekte, kan şekeri ve tansiyon değerlerinde düzelme görülmekte, günlük hareket kapasitesi artmakta, eklem ve bel ağrıları azalmakta, kişinin özgüveni ve sosyal yaşamı olumlu yönde değişmektedir. Kısacası obezite ameliyatı ise sadece kilo verdiremez; hayat kalitesini artırır, hastalık riskini azaltır ve kişinin kendine olan güvenini yeniden kazandırır.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi neden bu kadar etkili?</strong></p>
<p>Tüp mide ameliyatı ile mide hacmi küçültülür. Bu sayede kişi daha az yemekle doyar. Aynı zamanda iştah hormonu olarak bilinen ghrelin hormonunda azalma olur. Bu da açlık hissinin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Obezite cerrahisi bir “mucize” değil, bir tedavi aracıdır. Başarılı sonuç için doğru hasta seçimi, düzenli doktor kontrolleri, beslenme kurallarına uyum ve aktif bir yaşam tarzı oldukça önemlidir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kilo verince migren azalır mı?</strong></p>
<p>Baş ağrısı hayatımızın bir döneminde neredeyse hepimizin yaşadığı bir sorundur. Ancak bazı kişiler için bu ağrılar sadece “ara sıra” değil; haftalarca, aylarca hatta yıllarca süren bir mücadele haline gelmiştir. Özellikle migren hastaları için yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmektedir. Peki fazla kilo ile baş ağrısı arasında bir bağlantı var mı? Bilimsel veriler bu bağlantıya dikkat çekmektedir.</p>
<p>Obezite; vücutta iltihabi süreçleri artırabilir, hormon dengesini etkileyebilir ve beyindeki ağrı mekanizmalarını hassaslaştırabilir. Araştırmalar, özellikle genç kadınlarda obezite ile migren arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Fazla kilo arttıkça migren görülme sıklığı artabilmekte, ataklar daha şiddetli olmakta, ağrılar kronikleşmektedir.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi sonrası baş ağrısında iyileşme oranı yüksek</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi yalnızca kilo vermek için yapılan bir işlem değildir. Diyabet, tansiyon, uyku apnesi gibi birçok hastalıkta iyileşme sağladığı gibi, bazı hastalarda baş ağrısında da ciddi rahatlama sağlayabiliyor. Elbette her baş ağrısı kilo ile ilişkili değildir. Ancak; vücut kitle indeksi yüksek, kronik ve şiddetli migreni olan, hayat kalitesi ciddi şekilde düşmüş hastalarda</p>
<p>kilo kontrolü ve gerekirse cerrahi tedavi, multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Yapılan çalışmalarda obezite cerrahisi geçiren hastalar incelendi. Özellikle migreni olan hastalarda ameliyat sonrası baş ağrısının şiddetinin belirgin şekilde azaldığı kaydedildi. Günlük hayatı etkileme düzeyi düştü ve ağrı süresi kısaldı. Bazı hastalarda ise atak sıklığında da azalma görüldü. Migren hastalarında iyileşme, gerilim tipi baş ağrısına göre daha belirgindi. Kısacası, kilo kaybı sadece tartıdaki rakamı değil, ağrının hayat üzerindeki yükünü de azaltabilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de böbrek taşı çok yaygın, sebebi ise…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bobrek-tasi-cok-yaygin-sebebi-ise-601247</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 07:51:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşları]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[oluşum]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Üroloji Uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda dünya genelinde artan ve nüfusun yüzde 10-15’ine ulaşan böbrek taşları ülkemizde çok daha yüksek bir seviyede görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bobrek-tasi-cok-yaygin-sebebi-ise-601247">Türkiye&#8217;de böbrek taşı çok yaygın, sebebi ise…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda dünya genelinde artan ve nüfusun yüzde 10-15’ine ulaşan böbrek taşları ülkemizde çok daha yüksek bir seviyede görülüyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin,</strong> bunun başlıca nedeninin Türkiye’nin “Taş kuşağı” ülkeleri arasında yer alması olduğunu belirterek, “Taş kuşağı ülkelerinin en önemli özelliği sıcak bir iklime sahip olmalarıdır. Uzun süreli sıcak havalarda vücutta artan sıvı kaybına ek olarak yeterince su içilmemesi ve aşırı tuz tüketimi gibi bazı hatalı beslenme alışkanlıkları böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlamaktadır” diyor.</p>
<p>Ülkemizde her yıl yaklaşık 1 milyon kişiye böbrek taşı tanısı konulduğuna işaret eden<strong> Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin,</strong> “Genellikle 30-50 yaş arasındaki bireyleri etkileyen böbrek taşları çok şiddetli yan ağrısına neden olmalarının yanı sıra tedavide gecikildiğinde  idrar yolu enfeksiyonu,  böbrekte şişme ve böbrek fonksiyon kaybı gibi ciddi sorunlara yol açabilmektedir” diye konuşuyor. <strong>Prof. Dr. Ali Tekin, </strong> bu noktada böbrek taşlarında erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekerek, çok önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!  </p>
<p><strong>Görülme sıklığı giderek artıyor! </strong></p>
<p>İdrarda bulunan mineraller ve kalsiyum, oksalat ile ürik asit gibi tuzların kristalleşerek birikmeleri sonucu oluşan böbrek taşına pek çok etken yol açabiliyor. Yetersiz sıvı alımı,  aşırı tuz tüketilmesi ve hayvansal proteinden zengin beslenme gibi beslenme hataları, obezite, metabolik sendrom, aile öyküsü, bazı metabolik hastalıklar (hiperkalsiüri, hiperoksalüri, vb), bazı ilaçlar (vitamin D, kalsiyum takviyeleri, vb) ile idrar yolu enfeksiyonları, en önemli faktörleri oluşturuyor.  İdrarda taş oluşumunu önleyen sitrat gibi maddelerin yetersiz olması da süreci hızlandırıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin,<strong> </strong>son yıllarda böbrek taşının görülme sıklığında artış gözlendiğine işaret ederek, “Bu artışın sebepleri arasında iklim değişikliğiyle birlikte sıcaklık artışı, obezite ve hareketsiz bir yaşam tarzı yer almaktadır. Benzer nedenlere bağlı olarak böbrek taşı görülme yaşında da bir düşüş söz konusudur” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Kışın yetersiz su tüketimi riski artırıyor!</strong></p>
<p>Kış aylarında böbrek taşlarının oluşum riskinin arttığını vurgulayan Prof. Dr. Ali Tekin,  bunun en önemli sebebinin ise soğuk havalarda susuzluk hissinin azalması nedeniyle yetersiz su tüketimi olduğunu söylüyor. Susuzluğun idrarda bulunan minerallerin yoğunlaşmalarına ve çökerek kristal oluşumuna neden olduklarını aktaran Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, “Bu kristaller zamanla birikerek taş halini almaktadır. Dolayısıyla, kış aylarında böbrek taşı oluşumunu önlemek için günde ortalama 2 – 2.5 litre su içilmesi çok önemlidir. Ayrıca, düzenli olarak fiziksel egzersiz yapılması, aşırı tuzlu, şekerli ve fast food ağırlıklı gıdaların tüketiminden ise kaçınılması gerekmektedir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>En yaygın belirtisi çok şiddetli yan ağrısı!</strong></p>
<p>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin<strong>,</strong> böbreklerde oluşan taşların özellikle üreter adı  verilen ve böbrek ile mesane arasında yer alan kanala düştüklerinde en sık “renal kolik” denilen çok şiddetli yan ağrısına yol açtıklarının altını çiziyor. Prof. Dr. Ali Tekin, şiddetli ağrıya “İdrardan kan gelmesi, sık sık idrara çıkma, idrarı tam boşaltamama hissi, sürekli idrar varmış hissi, idrar yolunda yanma, bulantı ve kusma”  gibi belirtilerin de eşlik edebildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli! </strong></p>
<p>Böbrek taşlarında erken tanı ile hem hastada sorunlar yaşanması önlenerek yaşam konforu artırılıyor hem de tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, böbrek fonksiyon kaybı ve cerrahi müdahale gibi olası riskler önemli ölçüde azaltılıyor. Böbrek taşlarının tedavisinde; üriner (boşaltım) sistemin taşlardan tümüyle temizlenmeleri hedefleniyor. Özellikle 5-6 mm’den küçük böbrek taşları bol sıvı tüketimi ve fiziksel egzersizler (Yürüyüş, zıplama vs) gibi basit yöntemlerle kendiliğinden düşebiliyor. Doktor tavsiyesiyle kullanılacak olan bazı ilaçlarla bu süreç kolaylaştırılabiliyor. Daha büyük taşlarda ise taşın lokalizasyonuna göre, medikal tedaviler, ESWL (beden dışı şok dalga tedavisi) veya kapalı endoskopik cerrahi tedaviler ile (URS, RIRS, PCNL, vb.) üriner sistem taşlardan tümüyle temizlenebiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatlar endoskopik kapalı yöntemle yapılıyor</strong></p>
<p>Böbrek taşlarının tedaviyle düşürülemediği durumlarda, geçmeyen veya tekrarlayan ağrılarda, böbrek fonksiyon kaybı riskinin arttığı tablolarda ve 2 cm&#8217;den büyük böbrek taşlarında ameliyat gündeme geliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, günümüzde ameliyatların neredeyse tümünün, açık cerrahiye gerek kalmadan, endoskopik kapalı yöntemlerle yapıldığına değinerek, “Böbrek taşı ameliyatları, ciddi teknolojik gelişmelerle birlikte, son 20-25 yılda büyük değişim geçirdi. Aşırı büyük taşlar hariç, taşları normal idrar yolundan endoskopik kapalı girişimlerle tedavi edebiliyoruz. Sadece 2-3 mm’lik ince esnek aparatlarla böbreğe kadar ulaşıp, yeni nesil lazerler ile taşları yok edebiliyoruz. Kapalı yöntemler sayesinde hastalarımız ameliyatlardan sonra aynı gün evlerine dönebilmektedirler” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Önlemek tedaviden çok daha kolay! </strong></p>
<p>Teknolojik gelişmeler sayesinde böbrek taşı tedavisi büyük ilerleme kaydetse de önleyici tedbirler alınmazsa hastaların hemen hemen yarısında 5-10 yıl içerisinde tekrar taş gelişimi kaçınılmaz oluyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Tekin, aslında hastaların çoğunda böbrek taşlarının düzeltilebilir sebeplerden kaynaklandığını hatırlatarak “Sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla böbrek taşı oluşumunu önlemek her zaman tedavi etmekten daha kolaydır” diyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bobrek-tasi-cok-yaygin-sebebi-ise-601247">Türkiye&#8217;de böbrek taşı çok yaygın, sebebi ise…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikteki diş eti problemlerinin sebebi eskiye dayanıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikteki-dis-eti-problemlerinin-sebebi-eskiye-dayaniyor-589341</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:41:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[eşkiye]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[Hamilelik Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikteki]]></category>
		<category><![CDATA[problemlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, hamilelik döneminde diş ve diş eti sağlığının korunmasının önemi, yetersiz ağız hijyeninin anne ve bebek sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ve hangi diş tedavilerinin gebelikte güvenle yapılabileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikteki-dis-eti-problemlerinin-sebebi-eskiye-dayaniyor-589341">Hamilelikteki diş eti problemlerinin sebebi eskiye dayanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, hamilelik döneminde diş ve diş eti sağlığının korunmasının önemi, yetersiz ağız hijyeninin anne ve bebek sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ve hangi diş tedavilerinin gebelikte güvenle yapılabileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hamilelikte ortaya çıkan diş eti problemlerinin nedeni yetersiz ağız hijyeni!</strong></p>
<p>Hamile kadınlarda hormonal dengelerin bozulması nedeniyle diş etlerinde şişme veya kızarıklık görülebileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Bu şişmeler genel bir diş eti şişmesi veya lokal denilen bir dişi ya da bir kısım diş etini kapsayabilir.” dedi.</p>
<p>Diş eti şişmesinin sebebinin direkt hamilelik olmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Eğer altta yatan bir sebep olarak dişlerimize iyi bakmıyorsak, hamilelik döneminden önce de oral hijyen iyi yapılmamışsa, hamilelik dönemi bu oral hijyenin eksikliğini daha çok arttırabilir. Sonuç olarak daha şiddetli bir tablo ortaya çıkabilir.” uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>Diş eti iltihabı erken doğum ve düşük riskine neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Çocuk sahibi olma planları yapanların gebelik döneminden önce mutlaka ağız ve diş sağlığı bakım ve muayenelerini yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Diş eti iltihabının hamileler üzerinde erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, düşük, preeklampsi ve alt genital bölge enfeksiyonu gibi çeşitli olumsuz etkilere sahip olduğu farklı çalışmalarla ortaya konmuştur.” dedi.</p>
<p>Hamilelik döneminde diş tedavilerinin etkileri konusundaki çalışmalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Bahar, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu konuda yapılan çalışmalar, hamileliğin ikinci 3 aylık döneminde yapılan cerrahisiz periodontal tedavinin güvenli olduğunu ve istenmeyen hamilelik problemlerinde bir artışa neden olmadığını açıkça gösteriyor. Periodontal tedavinin diğer tedavi yöntemlerine göre olumsuz hamilelik sonuçlarında önemli bir azalma sağladığı, yapılan birçok çalışmayla da gösterilmiştir.”</p>
<p><strong>Cerrahi tedaviler hamilelik sonrasında, cerrahisiz tedaviler ise hekim onayıyla yapılmalı!</strong></p>
<p>Hamilelik döneminde diş tedavisi için hastanın kadın doğum doktoruna danışılması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Hamilelik döneminde diş taşı temizliği gibi cerrahisiz periodontal tedavilerin yapılabilmesi için hastanın kadın doğum doktoruna danışılması önemli. Akabinde hamile hastalara uygulanan özel protokoller yerine getirilir ve uygulama yapılır.” dedi.</p>
<p>Cerrahi tedavilerin ise çok acil olmadığı sürece hamilelik sonrasına bırakılması tavsiyesinde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Hamilelik doğrudan diş ve diş etlerinde var olmayan bir rahatsızlığa sebep olmaz. Hormonal denge değişimi altta yatan bir enflamasyonu veya problemi daha da alevlendirebilir. Bu yüzden hamilelik planlayan kadınların mutlaka diş bakımlarını yaptırmaları ve mümkünse diş eti uzmanı kontrollerini aksatmamaları tavsiye edilir.” hatırlatmasını yaparak sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikteki-dis-eti-problemlerinin-sebebi-eskiye-dayaniyor-589341">Hamilelikteki diş eti problemlerinin sebebi eskiye dayanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş eti çekilmesinin en büyük sebebi diş taşı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-eti-cekilmesinin-en-buyuk-sebebi-dis-tasi-587566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2025 10:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[çekilmesinin]]></category>
		<category><![CDATA[damak]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[güler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[parça]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş eti çekilmelerinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-eti-cekilmesinin-en-buyuk-sebebi-dis-tasi-587566">Diş eti çekilmesinin en büyük sebebi diş taşı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş eti çekilmelerinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Diş taşı temizliğinden sonra çekilen diş eti eski haline gelmez! </strong></p>
<p>Diş eti çekilmelerinin çeşitli nedenlerle karşımıza çıktığını dile getiren Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Farklı nedenleri olsa da en temel sebebi diş taşı birikimidir.” dedi.</p>
<p>Diş taşlarının birikmesiyle diş etinin yavaş yavaş aşağı doğru çekildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Diş taşı temizliğinden sonra ise çekilen diş eti eski haline gelmez.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Tedavi, diş etleri sağlığına kavuştuktan sonra planlanır!</strong></p>
<p>Diş taşı temizliği yapıldıktan ve diş etleri sağlığına kavuştuktan sonra tedavi planlamasının yapılabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Güler, “En temel tedavi ağzın başka bir bölgesinden bir miktar diş eti alarak o diş eti çekilmesi olan yere yama yapmaktır. Bunun için genellikle damak bölgesinden bir parça kullanılır. Diş eti çekilmesinin boyutuna göre, yani ne kadar parça gerekli ise damak bölgesinden o kadar parça kesilir ve hazırlanan bölgeye çeşitli dikişlerle tutturulur.” şeklinde tedavi yöntemini açıkladı.</p>
<p><strong>Çekilmenin tamamı her zaman kapatılamayabilir!</strong></p>
<p>Müdahalenin ardından hastanın, tedavinin uygulandığı bölgeye mümkün olduğunca iyi bakması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bölge temiz tutulmalı ve çok kullanmaktan kaçınılmalı. 1 hafta ile 10 gün arasında yama yapılan doku alttaki dokulardan da beslenerek yerine yapışır ve iş eti çekilmesi tedavi edilmiş olur.” dedi.</p>
<p>Yüksek miktarda diş eti çekilmesinin olduğu durumlarda ise her zaman çekilmenin tamamının kapatılamayabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Ancak önemli olan sıkı, yapışık ve dişin hareket etmesini önleyecek güzel bir dokunun oluşmasıdır. Bu da yapılan ‘serbest diş eti grefti’ denilen damaktan diş eti alınarak yama yapılan tedavilerle mümkün olur. İşlem sonrasında ise ağrı ve enfeksiyon oluşmaması için hastaya antibiyotik ve ağrı kesici reçete edilir.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Dikişler alındıktan sonra hasta normal düzenine dönebiliyor!</strong></p>
<p>Damaktan alınan parçanın yerinde oluşan yara bölgesine de çeşitli uygulamalar yapıldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Güler sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Damakta oluşan yara bölgesi için hastanın kanından elde edilen ve PRF denilen yara bandı benzeri bir biyomateryal oluşturulur ve parçanın alındığı yaralı bölgeye tutturulur. Yeme içme sırasında bu bölgedeki biyomateryal etkilenmez. Bu tedavi süresinde hastalardan beklenen yaklaşık 10 gün kadar yama yapılan bölgeyi kullanmamalarıdır. Bu sürenin sonunda dikişler alınır ve hasta normal yeme içme düzenine dönebilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-eti-cekilmesinin-en-buyuk-sebebi-dis-tasi-587566">Diş eti çekilmesinin en büyük sebebi diş taşı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:07:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemindeki]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor. Yıpranan ve aşınan eklem kıkırdak yüzeyleri nedeniyle diz eklemlerinde oluşan şiddetli ağrılar ise yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor; yürümeyi, hatta adım atmayı bile önleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,</strong> diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek,  “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. </p>
<p>Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak,  “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! </strong></p>
<p>Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. </p>
<p><strong>Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor </strong></p>
<p>Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler  ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor.  </p>
<p><strong>Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor</strong></p>
<p>Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. </p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor</strong></p>
<p>Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor </strong></p>
<p>Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren  yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,<strong> </strong>ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duruş bozukluklarının sebebi diş sıkma olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/durus-bozukluklarinin-sebebi-dis-sikma-olabilir-559400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jul 2025 08:58:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarının]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[duruş]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sıkma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559400</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan vücudu birbirine sıkı sıkıya bağlı bir sistemler bütünüdür. Özellikle ağız ve diş sağlığı, genel sağlık ile yakından ilişkilidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/durus-bozukluklarinin-sebebi-dis-sikma-olabilir-559400">Duruş bozukluklarının sebebi diş sıkma olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan vücudu birbirine sıkı sıkıya bağlı bir sistemler bütünüdür. Özellikle ağız ve diş sağlığı, genel sağlık ile yakından ilişkilidir. Farklı bölgelerdeki hastalıklarla ilgili ipuçları verebileceği gibi, bazı dokulardaki ağrıların kaynağını da oluşturabilir. Eklem ağrılarının bile dişlerdeki sinsi bir iltihap nedeniyle meydana gelebileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Tüm bedenimizi bir bütün olarak düşünmemiz gerekir. Örneğin kistli bir dişin çekilmesiyle omuz ağrısı, ağızdaki metallerin değişmesiyle alerji rahatlayabilir. Çünkü dişlerimiz ile vücudumuz arasında; sinirler, kan akışı ve bağ dokusu vasıtasıyla çift taraflı bir etkileşim bulunuyor” dedi.</strong></p>
<p>Toplumda en sık karşılaşılan problemlerden biri olan diş sıkma yani bruksizmde, sağlıklı bir kişide çiğneme esnasında dişlere binen yük 70 kilogram iken bu oran 440 kilograma kadar çıkabiliyor. Bu sağlık sorununda dişlerin aşındığını, aynı zamanda çevre dokuların ve çene ekleminin zarar gördüğünü belirten Tekkeli, “Diş gıcırdatma ortadan kaldırılmadığı sürece uzun vadede kas büyümesine yol açarak çene çizgisinin kaybolmasına, yani kare ve yuvarlak bir  oluşumuna sebep olabilir. Bruksizm, kişinin postürünü ve beden dengesini dahi bozabilecek ciddi bir sağlık sorunu” dedi.</p>
<p><strong>Diş sıkmanın arkasında beyin–bağırsak ilişkisi var</strong></p>
<p>Bruksizmin gelişmesinde önemli bir etkenin kişilik yapısı olduğunu belirten Tekkeli, “Gergin tip bruksizmde kişi stresli, gergin, rekabetçi veya öfkeli olabilir. Gergin olmayan türde ise hastalar genellikle içsel kontrolleri yüksek, obsesif, depresif, mükemmeliyetçi özellikleriyle öne çıkar. Vücutta mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin yaklaşık yüzde 80’i, bağırsakta bulunan faydalı bakteriler tarafından üretilir. Bağırsak florası bozulduğunda, bu üretim azalır. Serotonin eksikliği ise stresin artmasına, uyku düzeninin bozulmasına ve kaslarda sürekli bir gerginlik haline yol açar. Bağırsak sağlığının beyinle doğrudan bağlantılı olduğu düşünülünce diş sıkma gibi istemsiz kas hareketlerini tetikleyebilir. Ayrıca bağırsak florasındaki dengesizlik, vücuttaki magnezyum, çinko ve B6 vitamini seviyelerini de olumsuz etkiler. Bu minerallerin eksikliği kas gevşemesini zorlaştırır ve diş sıkmayı artırır” dedi.</p>
<p><strong>Kalıcı ağrılara yol açıyor</strong></p>
<p>Diş sıkmanın gece ya da gündüz ya da her iki zaman diliminde de görülebileceğini söyleyen Tekkeli, “Diş sıkmanın sık görüldüğü fibromiyalji hastalarında çene, şakak, kulak, sırt, bel ve baş ağrıları, postür bozuklukları, migren atakları, yutkunurken hissedilen basınç ya da yumru, kulakta çınlama, çene eklemlerinden ses gelmesi gibi şikayetler gözlemlenir” dedi.</p>
<p>Gece uykusunda dişlerini sıkan kişiler üzerinde yapılan laboratuvar çalışmalarına da değinen Tekkeli, “Bu kişilerde ön grup boyun kaslarının aktivitesinin arttığı ve buna bağlı olarak ön ile arka grup kasları arasında kuvvet dengesizliğinin meydana geldiği görülmüştür. Masum gibi görünen ve çoğu zaman farkında bile olmadığımız bu eylem, boyun kaslarında gergin ve ağrılı noktalar oluşmasına ve kronikleşen boyun ağrılarına yol açabiliyor” dedi.</p>
<p>Diş Hekimi Arzu Tekkeli, diş sıkmaya karşı dikkat edilmesi gereken beş maddeyi sırladı:</p>
<ol>
<li>Gece plağı kullanın: Diş hekiminizin hazırlayacağı ya da tavsiye edeceği şeffaf bir gece plağı kullanın. Plak, uyurken dişlerinizi korur ve çene kaslarınızı rahatlatır.</li>
<li>Magnezyum ve B6 takviyesi alın: Bu takviyeler, sakinleştirici özellikleriyle kaslarınızı gevşetir.</li>
<li>Stresle başa çıkın: Temiz havada yürüyüş, nefes egzersizi veya meditasyon gibi yöntemlerle günlük gerginliğinizi azaltın, stresinizi kontrol altına almayı öğrenin.</li>
<li>Bağırsak sağlığınıza dikkat edin: Probiyotik ve lifli besinlerle bağırsak floranızı destekleyerek seratonin üretimini artırın.</li>
<li>Duygusal yükleri hafifletin: İfade edilemeyen öfke ya da bastırılmış duygular çene kaslarına yansıyabilir. Gerekli durumlarda psikolojik destek almaktan çekinmeyin.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/durus-bozukluklarinin-sebebi-dis-sikma-olabilir-559400">Duruş bozukluklarının sebebi diş sıkma olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrınızın sebebi klima olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-klima-olabilir-551171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Jul 2025 07:35:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, yaz aylarında sıklıkla görülen klima çarpması sorununa değinerek, korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-klima-olabilir-551171">Baş ağrınızın sebebi klima olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, yaz aylarında sıklıkla görülen klima çarpması sorununa değinerek, korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>20 dereceden düşük, 24 dereceden yüksek ortamlarda klima çarpması görülebilir!</strong></p>
<p>Klima çarpması, özellikle yaz aylarında görülen ve klima kullanırken bazı noktalara dikkat edilmediğinde kendisini belli eden bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Sıcak havalarda serinlemek amacıyla kullanılan klimalar vücut ısısını sabit tutmada bazen sorunlar ortaya çıkarabilir. Ortamda sıcaklık düştüğünde vücudumuzun ısısını sabit tutan mekanizmalar ekstra bir çaba sarf etmek durumunda kalır. Bunun neticesinde bazı belirti ve bulgular ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Birçok hastalıkta olduğu gibi klima çarpmasında da koruyucu önlemlerin uygulanmasının daha kolay ve daha etkili olduğuna vurgu yapan Karamehmetoğlu, “Klima çarpmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi klimanın yanlış kullanımıdır. İdeal ortam sıcaklığı 22 derecedir. 20 dereceden daha düşük, 24 dereceden daha yüksek ortamlarda klima çarpması görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Klima, kullanım kılavuzuna uygun kullanılmalı!</strong></p>
<p>Klima kullanımının bir diğer olumsuz etkisinin ortamın nem oranının değişmesi olduğunu aktaran Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Buna bağlı olarak hava kuruluğu ortaya çıkar. Klima kullanılan ortamlarda nem oranının yüzde 50 olması gerekir. Klimalı ortamlarda, havadaki nemin azalması ve ortamın kuruması gözlerde ve üst solunum yollarında tahrişe neden olabilir. Ek olarak ortamın nem dengesinin bozulması dehidrasyon (sıvı açığı) yol açabilir, buna bağlı olarak ağızda, gözlerde kuruluk, susuzluk ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Klima kullanırken kullanma kılavuzuna uygun olarak hareket edilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Karamehmetoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ortamın daha önce belirttiğimiz ideal sıcaklık ve nem seviyesine göre ayarlanması gerekir. Klimadan gelen havanın doğrudan vücuda yönlendirilmemesi, klimanın karşısında uzun süre kalınmaması ve serinlemenin dengeli bir şekilde sağlanması önemlidir. Klimanın düzenli olarak temizlenmesi ve bakımının uygun şekilde yapılması da sağlanmalı. Düzenli olarak temizlenmeyen veya değiştirilmeyen filtreler iç ortam hava kalitesinin bozulmasına ve sağlık sorunlarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>Farklı belirtiler klima çarpmasının bir sonucu olabilir!</strong></p>
<p>Klima çarpması belirtilerinin kişiden kişiye değişiklik göstermekle birlikte baş ağrısı, burun akıntısı, öksürük ve yüksek ateş gibi belirti ve bulguların sıkça görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Ek olarak kas ağrıları da görülebilir. Özellikle fibromyalji, miyofasyal ağrı sendromu gibi yumuşak doku romatizmalarıyla sıkça karşılaşılır.” dedi.</p>
<p>Ani ısı değişimi karşısında vücutta meydana gelen değişikliklerin titreme, ellerde ve ayaklarda üşüme gibi şikâyetlere neden olabileceğine dikkat çeken Karamehmetoğlu, “Baş ağrısına klima ortamının neden olduğu düşük nem seviyesi sebep olabilir. Bazı araştırmalar bakımı yapılmayan klimaların da baş ağrısına neden olabileceğini gösteriyor. Klima çarpmasıyla birlikte halsizlik ve yorgunluk hissi ortaya çıkabilir. Vücut aşırı ısı değişimiyle mücadele etmek için fazladan enerji harcamak zorunda kalır, bunun neticesinde halsizlik ve yorgunluk ortaya çıkabilir. Sıvı ve elektrolit dengesinin bozulması da halsizliğe neden olabilir. Klima çarpması durumunda , burun tıkanıklığı, kas ve eklem ağrıları gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Klima çarpmasının bir tedavisi yok ama korunmak mümkün!</strong></p>
<p>Klima çarpması belirtilerinin soğuk algınlığı veya grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtileri ile benzerlik göstermesinin tanı konmasını zorlaştırabileceğine değinen Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Klima çarpmasını teşhis edebilecek bir laboratuvar testi yoktur. Dehidrasyon riskine karşı bazı tahliller yapılmasını istenebilir.” dedi.</p>
<p>Klima çarpmasının spesifik bir tedavi yöntemi olmadığını da kaydeden Karamehmetoğlu, belirti ve bulgulara yönelik tedavi uygulanabileceğini söyledi. </p>
<p>Klima çarpmasından korunmak için önerilerde bulunan Karamehmetoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Klimayı 21-22 derece 2 saat çalıştırıp ardından kapatmak hava kalitesinin bozulmasını ve klima çarpmasını önlemeye yardımcı olabilir. Klimadan gelen havayı doğrudan vücuda yönlendirmekten, klima karşısında oturmaktan veya yatmaktan kaçınılmalı. Düzenli aralıklarla klima filtrelerinin değiştirilmesi ve klima bakımının yapılması ortamın hava kalitesinin bozulmasını önler. Klimanın yanlış kullanımına bağlı ortaya çıkan dehidrasyon riskini azaltmak için bol sıvı tüketilmeli. Klima, önerilen süre boyunca çalıştırıldıktan sonra kapatılmalı, bulunulan ortamın camları açılarak temiz havanın içeri girmesine izin verilmeli.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-klima-olabilir-551171">Baş ağrınızın sebebi klima olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sindirim problemlerinin sebebi çölyak olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sindirim-problemlerinin-sebebi-colyak-olabilir-527342</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 08:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[problemlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527342</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde buğdayı sofralarımızda çok sık kullandığımız için hemen hemen her yemekte karşılaştığımız glüten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan doğal bir protein grubudur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sindirim-problemlerinin-sebebi-colyak-olabilir-527342">Sindirim problemlerinin sebebi çölyak olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ülkemizde buğdayı sofralarımızda çok sık kullandığımız için hemen hemen her yemekte karşılaştığımız glüten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan doğal bir protein grubudur. İçeriği sayesinde hamurun elastikiyetini sağlar ve özellikle ekmek gibi mayalı ürünlerin kabarmasına yardımcı olur bu yüzden de fırıncılık ürünlerinin vazgeçilmezidir. Glüten içeren tam tahılların; lif, B vitaminleri ve bazı mineraller bakımından zengin olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu maddenin sindirim sağlığını ve enerji metabolizmasını desteklemek gibi artı yönleri olsa da bazı kişilerde başta çölyak olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara yol açabileceği unutulmamalı” dedi.</strong></p>
<p>Yaklaşık 100 kişiden birinde ortaya çıkan çölyak hastalığının, son yıllarda görülme sıklığının arttığı biliniyor. Bu artışın sebebinin, bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkların yaygınlaşmasıyla ilişkili olabileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Çölyak, bağışıklık sisteminin glütene tepki göstererek ince bağırsaklara zarar verdiği otoimmün bir rahatsızlıktır ve ciddi sindirim sorunlarına sebep olur. En yaygın belirtiler; karın ağrısı, şişkinlik, ishal, kabızlık ve kilo kaybı olsa da çocuklarda büyüme geriliği, iştahsızlık ve gelişim sorunları da dikkat çeker. Sindirim problemleri dışında; demir eksikliği anemisi, kemik erimesi, ağız yaraları, cilt döküntüleri, halsizlik, baş ağrısı, depresyon ve adet düzensizlikleriyle de kendini gösterebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Hastalığın bazı bireylerde sessiz seyredebileceğini de belirten Eren, “Belirti göstermeden, sadece kan testleri ve bağırsak biyopsisiyle teşhis edilebilen vakalar da mevcuttur. Bu nedenle, özellikle bu belirtilerle açıklanamayan sağlık sorunları yaşayan bireylerde çölyak hastalığı mutlaka göz önünde bulundurulmalı” diye ekledi.</p>
<p><strong>Tedavi edilmezse bağırsak kanseri riski oluşabilir</strong></p>
<p>Çölyak hastalarının glüten almaya devam ederlerse, bağışıklık sistemlerinin ince bağırsaklardaki villus adı verilen yapıları tahrip edeceğini açıklayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu villuslar, besin emilimini sağlayan saç benzeri çıkıntılardır ve zarar gördüklerinde vücudun temel vitamin, mineral ve diğer besin maddelerini emme kapasitesi ciddi şekilde azalır. Bunun sonucunda da demir eksikliği anemisi, D vitamini ve B12 eksikliği, kemik erimesi gibi hastalıklar ortaya çıkabilir. Ayrıca glüten tüketimi devam ederse, hastalarda ishal, karın ağrısı, kilo kaybı, halsizlik ve gaz gibi sindirim sistemi sorunları yeniden baş gösterir. Uzun vadede bağırsak hasarı artacağı için bağırsak kanseri riski de yükselebilir. Bazı çölyak hastalarında depresyon, baş ağrısı ve cilt döküntüsü gibi glüten dışı semptomlar da gözlemlenebilir. Bu nedenle glütensiz diyete ömür boyu sadık kalmak, çölyak hastalığının yönetimi için kritik bir değere sahip” dedi.</p>
<p><strong>Hastalıkla mücadelede beslenme bilinci çok önemli</strong></p>
<p>Günümüzde çölyak hastalığının kesin bir tedavisi olmadığını açıklayan Uzman Diyetisyen Derya Eren, “Amerikan Pediatri Derneği’nin raporuna göre bilinen tek tedavi, ömür boyu uygulanması gereken glutensiz beslenmedir. Glutensiz diyet ile şikayetler azalır ve oluşabilecek hastalıklar ortadan kaldırılır. Çölyak sahibi bireylere ve yakınlarına, glüten içerme olasılığı yüksek ürünler ve katkı maddeleri konusunda bilgilendirmeler yapılmalı. Bu kişiler glütensiz yiyeceklerin hazırlanması, depolanması ve saklanması konusunda ayrıntılı ve doğru bilgiye bir beslenme ve diyet uzmanı aracılığıyla ulaşmalı” dedi.</p>
<p><strong>Ek gıdaya geçiş döneminde anne sütü kesilmemeli</strong></p>
<p>Çölyak sağlık probleminin hem çevresel hem de genetik faktörlerle oluşabileceğinin altını çizen Eren, “Ülkemizde olduğu gibi buğdayın çok sık kullanıldığı toplumlarda bebeklik ve çocukluk döneminde glütenle erken buluşma kaçınılmazdır. Öyle ki, bebekler ek gıdaya geçtiği anda bu maddeyle karşılaşır ve böylece bu rahatsızlığa zemin hazırlanır. Bu yüzden ek gıdaya geçiş aşamasında anne sütü alımının kesilmemesi, çölyak gibi hastalıkların riskini önemli ölçüde azaltacağı için çok önemli. Hastalığın nedenleri arasındaki bir diğer önemli faktör ise, fast food gibi karbonhidratı yüksek hazır besinlerin ve katkı maddeleri içeren ürünlerin sık tüketiminden oluşan kötü beslenme alışkanlarıdır” dedi.</p>
<p><strong>Ortak kullanılan mutfak aletleri iyi temizlenmeli</strong></p>
<p>Çapraz bulaşmanın kısaca, yemek hazırlama aşamasında glütensiz bir gıdanın glütenle temas etmesi anlamına geldiğini paylaşan Eren, “Bu durum az veya çok ne kadar olursa olsun glüten almaması gereken kişiler için son derece hayatidir. Çünkü miktar az olsa bile glüten bağışıklık sisteminin tepki vermesine ve bağırsakların zarar görmesine yol açabilir. Glüten içeren ve içermeyen gıdalar; aynı kesme tahtasında hazırlanmamalı, aynı yağın içinde kızartılmamalı veya her kullanımdan sonra ortak mutfak gereçleri iyice temizlenmeli” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sindirim-problemlerinin-sebebi-colyak-olabilir-527342">Sindirim problemlerinin sebebi çölyak olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2025 12:02:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=522253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kısa sürede iyi hissettiren ancak bilinçli sürdürülmediğinde uzun vadede mutluluk yerine tatminsizlik oluşturabilen alışkanlıkların başında sosyal medya ve çevrimiçi alışverişin geldiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Bireylerin dijital platformları bilinçli ve dengeli kullanmaları, psikolojik sağlıklarını korumaları açısından çok önemli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253">Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kısa sürede iyi hissettiren ancak bilinçli sürdürülmediğinde uzun vadede mutluluk yerine tatminsizlik oluşturabilen alışkanlıkların başında sosyal medya ve çevrimiçi alışverişin geldiğini vurgulayan</strong> <strong>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Bireylerin dijital platformları bilinçli ve dengeli kullanmaları, psikolojik sağlıklarını korumaları açısından çok önemli. Sosyal medya bağımlılığı bireylerde kaygı, depresyon ve yalnızlık duygularını artırabilir. Türkiye’nin 2024’te internette geçirdiği günlük 7 saat 6 dakika ile dünyada 19’uncu sırada yer alması, ülkemiz için de ne kadar hayati bir konu olduğunu gözler önüne seriyor” dedi.  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye nüfusunun yüzde 67,4’ünün sosyal medya kullanıcısı olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Sosyal medya gibi anlık dopamin salgılayan kaynakların kişide bağımlılık geliştirme riski yüksektir ve gerçekçi olmayan mutluluk algısı meydana getirebilir. Bu platformlarda sürekli olarak başkalarının ‘mükemmel’ yaşamlarını görmek, kişilerin kendi hayatlarını olumsuz değerlendirmelerine neden olabilir. Aynı zamanda çevrimiçi alışveriş gibi alışkanlıkların abartılması durumunda finansal dengeler de şaşabileceği için oluşabilecek borçlanmalar kaygı ve stresi tetikleyerek ruh sağlığını daha da dibe çekebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dijital dengeyi kurmak gerekiyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ve internetin tamamen kötü olduğunu söylemenin doğru olmadığını ancak bilinçli kullanılması gerektiğinin altını çizen Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Burada önemli olan nokta sosyal medya gibi anlık mutluluk kaynaklarını tamamen reddetmek değil, bunları nasıl ve ne kadar kullandığımızı bilinçli bir şekilde kontrol etmektir. Gerçek mutluluk, denge ve farkındalık ile sağlanır. Dijital detokslar yapmak, farkındalıkla içerik tüketmek ve sosyal medyada geçirilen süreyi kontrol etmek sağlıklı bir zihin için çok kritik. Alışveriş konusunda da ihtiyaç ve istek arasındaki farkı iyi ayırt etmek anlık haz yerine uzun vadeli tatmin sağlayabilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Mutluluk sürdürülebilir olmalı</strong></p>
<p>Gerçek mutluluğun anlamlı ilişkiler, kişisel gelişim ve içsel denge ile daha sürdürülebilir hale geldiğini belirten Unutmaz, “Sürekli mutlu olma beklentisi, doğal ve sağlıklı bir yaklaşım değil. İnsan psikolojisi inişli çıkışlıdır ve her duygu bir ihtiyacımıza işaret eder. Mutsuzluk, kaygı veya üzüntü gibi duygular da anlamlıdır ve işlenmesi gerekir. Ek olarak herkes mutluluk tanımını kendine göre oluşturmalı. Toplumun, sosyal medyanın veya reklamların empoze ettiği mutluluk anlayışına körü körüne kapılmaktansa, kendi değerlerimiz doğrultusunda bizi gerçekten neyin tatmin ettiğini keşfetmemiz gerekir. Gerçek mutluluk, dışarıdan gelen geçici uyaranlarla değil, kişinin kendini anlaması ve geliştirmesiyle mümkün” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253">Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eklem Ağırlarının En Sık Sebebi Kıkırdak Aşınması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eklem-agirlarinin-en-sik-sebebi-kikirdak-asinmasi-419096</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Nov 2023 07:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşınması]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419096</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada en sık görülen eklem ağrısı sebeplerinden biri kıkırdak aşınması halk arasındaki tabiri ile kireçlenmedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklem-agirlarinin-en-sik-sebebi-kikirdak-asinmasi-419096">Eklem Ağırlarının En Sık Sebebi Kıkırdak Aşınması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eklem Ağırlarının En Sık Sebebi Kıkırdak Aşınması</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Dünyada en sık görülen eklem ağrısı sebeplerinden biri kıkırdak aşınması halk arasındaki tabiri ile kireçlenmedir.  Eklem ağrısı nüfusun yaşlanması, obezitedeki artış ve hareketin azalması gibi etkenlere bağlı olarak da giderek daha fazla hastada görülmektedir. Özellikle hastalığın ilerleyen aşamalarında yarattığı hareket kısıtlılığı nedeniyle kişilerin yaşam kalitesinin ciddi şekilde etkilendiğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Meriç, kıkırdak aşınmasının erken aşamalardaki hastalarda kök hücre uygulaması ile etkili sonuçlar alınabildiğini söyledi. </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Diz ekleminde ağrı, şişlik, eklemden ses gelmesi ve hareket kısıtlılığı ile giden ve ilerleyici bir hastalık olan kıkırdak dokusunda hasarlanma, toplumda yaygın bilinen adıyla kireçlenme, ülkemizde ve dünyada en sık görülen eklem rahatsızlıkların da başında geliyor. 2020 yılında Amerika’da yapılan bir araştırmada 2030 yılında kıkırdak hasarının dördüncü önde gelen sakatlık nedeni olacağının öngörüldüğünü belirten Prof. Dr. Gökhan Meriç, sorunun önemine dikkat çekti.<strong> </strong></p>
<p><strong>HAREKET ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRLIYOR</strong></p>
<p>Diz kıkırdak hasarının 45 yaş üstü yetişkinlerin yüzde 19&#8217;unu ve 60 yaş üstü kişilerin de yüzde 37&#8217;sini etkilediğini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Gökhan Meriç, bu durumun özellikle 60 yaş üstü kişilerin hayat kalitesini ciddi olarak etkilediğini anlattı.Yarattığı hareket kısıtlılığı nedeniyle genç yaşta erken kıkırdak hasarı tedavi edilmediği taktirde zamanla ilerleyerek şikayetlerin gün içinde devamlı hale gelmesine sebep olabildiğini  belirten Prof. Dr. Meriç, kıkırdak hasarının erken evrelerinde kök hücre tedavilerinden etkili sonuçlar alınabildiğini anlattı. </p>
<p><strong>HAREKETSİZLİK VE OBEZİTE KİREÇLENMEYİ DE ARTIYOR</strong></p>
<p>Ülkemizde obezitedeki artış, hareketsizlik ve nüfusun yaşlanmasına paralel olarak her geçen gün daha fazla kişinin kireçlenme nedeniyle hastaneye başvurduğunu söyleyen Prof. Dr. Gökhan Meriç, “Bu hastalar arasında ağrı kesici, kilo verme ve egzersize rağmen şikayetleri devam eden hastalarımızda çeşitli eklem içi enjeksiyonlardan faydalanıyoruz” dedi. </p>
<p><strong>KÖK HÜCRE UYGULAMASI İLE ETKİLİ SONUÇLAR ALINABİLİYOR</strong></p>
<p>Kıkırdak aşınmasının erken aşamalardaki hastalarda eklem içi hyaluronik asit, PRP enjeksiyonların rağmen şikayetlerin devam ettiği erken dönem kıkırdak aşınması olan hastalarda  kök hücre uygulaması ile etkili sonuçlar alınabildiğini söyleyen Prof. Dr. Gökhan Meriç, kıkırdak aşınması yanı sıra kas yırtıklarında da kök hücre uygulanabileceğini anlattı.  Kıkırdak harabiyeti nedeniyle eklem ağrısı olan ve ağrı kesicilerle veya fizik tedavi ile sonuç alınamayan hastalarda dokunun hasarlanma sürecinin yavaşlatılması, ağrı azaltılarak hareketin tekrar kazanılması amacıyla uygulanan kök hücre ile ilgili şu bilgileri verdi: “Kök hücreler vücutta başka hücrelere dönüşebilme kapasitesine sahip hücrelerdir. Vücudumuzda yağ doku, kemik iliği ve göbek kordonu kök hücre kaynaklarıdır. Kök hücreler en sık olarak kemik iliğinden ve yağ dokusundan elde edilir. Kemik iliği ve göbek yağının hücre yapısı farklı özelliklere sahiptir. Yağ dokusunda kemik iliğine göre çok daha fazla sayıda kök hücre içerir. Kök hücre yapısında ağrıdan sorumlu inflamasyonu azaltarak ağrının kesilmesini sağlayan birçok hücresel ürüne sahiptir. Kök hücre ağrının azaltılması, ödemin azaltılması, kıkırdak kaybının azaltılması ve kas hasarlanmasının iyileşmesinin hızlanmasına sağlar.”</p>
<p><strong>KÖK HÜCRE UYGULAMA İŞLEMİ NASIL YAPILIR?</strong></p>
<p>Kök hücre uygulamasında işlemin hazırlık aşamalarının da oldukça önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Gökhan Meriç, kök hücre uygulama işlemi nasıl yapıldığı konusunda şu bilgileri verdi: </p>
<p>“Vücudumuzda leğen kemiği ve göbek yağı çok sayıda kök hücrenin alınabileceği kaynaklardır ve hafif bir sedasyon ve lokal anestezi ile hastalar tamamen uyutulmadan bu dokulardan örnekler alınır. Alınan örnekler bir ayrıştırma işleminden geçerek doku içindeki kök hücreler ortaya çıkartılır.  Hazırlanan kök hücreler hasarlı bölgelere enjeksiyon ile uygulanır. Bu yöntemler ile elde edilen materyal saf kök hücre değildir bunun içinde kök hücre ile birlikte kan ürünleri, plazma denilen sıvılarda yer alır. Saf kök hücre ancak laboratuvar ortamında elde edilebilir. Saf kök hücre için hastadan alınan örnekler 1-2 hafta süren hücresel çoğaltılma işlemi sonrasında ile elde edilir bu çok daha teknik bir işlemdir. “</p>
<p><strong> “KÖK HÜCRE UYGULAMASI İLE CERRAHİ TEDAVİNİN BAŞARISI ARTTIRILMAYA ÇALIŞILIR”</strong></p>
<p>“Kıkırdak hasarının kök hücre uygulamasıyla tamamen eski haline döndürmesi mümkün değildir. Ancak kıkırdak iyileşmesi ile ilgili yapılan çalışmalarda kök hücre uygulaması sonrasında çekilen MR görüntülemelerinde uygulama öncesine göre hastaların kıkırdak volümünde artış tespit edildiği gösterilmiştir” diyen Prof. Dr. Meriç, “Cerrahi müdahale gerektirecek kadar olan kıkırdak, menisküs veya kas hasarlanmalarında tek başına kök hücre uygulaması müdahalenin yerini tutmaz kök hücre cerrahinin bir alternatifi değildir. Ancak müdahale ile birlikte yapılan kök hücre uygulamalarında tedavinin başarısını arttırılması amaçlanır” şeklinde konuştu. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklem-agirlarinin-en-sik-sebebi-kikirdak-asinmasi-419096">Eklem Ağırlarının En Sık Sebebi Kıkırdak Aşınması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çürümenin Sebebi Bu Olabilir; Çcuk Diş Macunlarında Flor Oranına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/curumenin-sebebi-bu-olabilir-ccuk-dis-macunlarinda-flor-oranina-dikkat-405519</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Sep 2023 10:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çcuk]]></category>
		<category><![CDATA[çürümenin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[flor]]></category>
		<category><![CDATA[macunlarında]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[oranına]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=405519</guid>

					<description><![CDATA[<p>Flor, diş macunlarının içinde temel bileşen olarak yer alan ve gelişmiş ülkelerde çürük dişlerin tedavisinde kullanılmak üzere popülerleşen bir terim olarak sıklıkla medyada karşımıza çıkıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/curumenin-sebebi-bu-olabilir-ccuk-dis-macunlarinda-flor-oranina-dikkat-405519">Çürümenin Sebebi Bu Olabilir; Çcuk Diş Macunlarında Flor Oranına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Flor, diş macunlarının içinde temel bileşen olarak yer alan ve gelişmiş ülkelerde çürük dişlerin tedavisinde kullanılmak üzere popülerleşen bir terim olarak sıklıkla medyada karşımıza çıkıyor. Doğada en yaygın bulunan element olan flor aynı zamanda diş çürüğü oluşumunu önleme ve ilerlemesini durdurmada büyük önem taşıyor.  <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir </strong>diş çürümenin çocuklardaki oranında dikkat çekerek “Flor aynı zamanda çürüğe sebep olan bakterilerin metabolik aktivitelerini de etkileyerek, dişlerin çürüğe karşı korunmasında rol oynar.” Açıklamasında bulunuyor.</p>
<p>Flor, hekim tarafından uygulanabilecek profesyonel preparatlarla diş yüzeyine uygulandığı zaman; çürük bakterisinin zarar vermeye başladığı diş minesi yüzeyindeki yapısal bozulmayı tanımlayan ‘demineralizasyon’ olayını durdurarak, ‘remineralizasyon’ yani tamir sürecini başlatıyor. “Diyet alışkanlıklarının düzenlenmesi, ağız hijyeni alışkanlıklarının doğru teknikle ve flor içeren bir diş macunuyla devamlılığının sağlanması, topikal olarak uygulanan florun etkisini arttıracağı gibi; henüz herhangi bir çürük oluşumu görülmeyen, ağız hijyeni iyi olan bireylerde, hastanın kendine uyguladığı, koruyucu sayılabilecek tedavileri sürdürmesini sağlar” ifadelerini kullanan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir</strong> “Flor aynı zamanda çürüğe sebep olan bakterilerin metabolik aktivitelerini de etkileyerek, dişlerin çürüğe karşı korunmasında rol oynar. Tedavi edici konsantrasyonlarda uygulanan florun mine yüzeyinde oluşturduğu koruyucu tabaka, ağız içindeki asit ataklarına karşı diş yüzeylerini örterek, çürük riski bulunan bölgelerde bakteri üremesini engeller ve tamir mekanizmasını çalıştırır. Florun çürüğe karşı korumada öne çıkan bu görevlerinin yanı sıra, gelişimi devam eden daimi dişler üstündeki güçlendirici etkisi de göz ardı edilmemelidir” dedi.              </p>
<p><strong>Çocuklar günde iki kez dişlerini fırçalamalı</strong></p>
<p>Çocuklara, günde 2 kez ve çocuğun yaşı için önerilen miktarda diş macunu kullanarak, diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmasının önemine dikkat çeken Dt. Nurgül Demir sözlerine şöyle devam etti: “Florün diş yüzeyi ile direk temasının, koruyucu etkisini arttırdığı bilinmektedir ve bu nedenle diş fırçalamanın ebeveyn kontrolünde ve doğru teknikle yapılması önem taşımaktadır. Amerikan Pediyatrik Diş Hekimleri Akademisi’nin yönergeleri doğrultusunda; 3 yaşa kadar pirinç tanesi, 3 yaştan 6 yaşa kadar bezelye tanesi büyüklüğünde diş macunu kullanılması yeterlidir ve ilk dişler çıkmaya başladıktan sonra florlü macun kullanılmaya başlanmalıdır. Macunun hangi konsantrasyonda flor içermesi gerektiğini, çocuğun çürük riski durumuna göre, çocuk diş hekimi belirlemelidir. Yüksek çürük riski olan hastalarda, profesyonel olarak uygulanabilecek flor preparatlarına, ek flor takviyelerine veya gargara gibi florlu ağız bakım ürünlerine, hekim, hastanın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, karar vermelidir. Flor kaynağı olarak hastanın kullandığı bir takviye var ise, florün günlük olarak önerilen maksimum dozunun üzerine çıkılmamasına dikkat edilmelidir.”</p>
<p>Doğru bilinen yanlışlara da değinen Nurgül Demir gıda takviyesi veya koruyucu-destekleyici tedaviler kapsamında piyasada yer alan ve ‘uzman bir hekim’ tarafından seçilerek önerilen ürünlerin, ‘doğru’ ve ‘yeterli’ kullanımının zararsız olduğunun altını çizerek “Diğer taraftan, florun da önerilen dozlarının üstünde tüketimi, akut veya kronik yan etkilere sebep olabilmektedir. Ebeveyn kontrolünde diş fırçalanması ve macunun tükürtülmesi veya yapılamıyorsa macunun diş yüzeylerinden silinerek uzaklaştırılması, evde bulunan flor preparatlarının çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edilmesi ve ilgili hekimin çocuğun kullandığı gıda takviyeleri, flor içerikli ürünler hakkında eksiksiz bilgilendirilmesi oluşabilecek riskli durumların önlenmesinde yeterli olacaktır.” açıklamasında bulundu. </p>
<p><strong>Dt. Nurgül Demir diğer dikkat edilmesi gereken konuları ise 5 başlıkta özetledi; </strong></p>
<p>1-Hekim tarafından önerilen miktarda ve doğru fırçalama tekniği ile günde 2 kez uygulandıklarında, florlu diş macunları çürük riskini kesinlikle azaltmaktadır.</p>
<p>2-İlk dişler çıkmaya başladıktan sonra florlü diş macunu ile fırçalanmaya başlanmalıdır.</p>
<p>3-Profesyonel kullanım için üretilen flor preparatlarının yılda 2 kez çocuk diş hekimi tarafından uygulanması, çürük oluşumuna karşı dişleri korur.</p>
<p>4-Tükürme alışkanlığı kazanana kadar çocuklar ebeveyn kontrolünde diş fırçalamalıdır.</p>
<p>5-Flor içeren ürünler, çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edilmelidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/curumenin-sebebi-bu-olabilir-ccuk-dis-macunlarinda-flor-oranina-dikkat-405519">Çürümenin Sebebi Bu Olabilir; Çcuk Diş Macunlarında Flor Oranına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrılarınızın sebebi çene eklem rahatsızlıkları olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrilarinizin-sebebi-cene-eklem-rahatsizliklari-olabilir-402785</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 21:40:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çene]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsızlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402785</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çene eklemi bozukluğunun dengesiz kapanış varlığında ortaya çıkan kas ve sinir hastalığına bağlı bir bozukluk olduğunu belirten uzmanlar, bu rahatsızlığın en çok 20 ile 45 yaş arasında ortaya çıktığının altını çiziyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrilarinizin-sebebi-cene-eklem-rahatsizliklari-olabilir-402785">Baş ağrılarınızın sebebi çene eklem rahatsızlıkları olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çene eklemi bozukluğunun dengesiz kapanış varlığında ortaya çıkan kas ve sinir hastalığına bağlı bir bozukluk olduğunu belirten uzmanlar, bu rahatsızlığın en çok 20 ile 45 yaş arasında ortaya çıktığının altını çiziyor. Çene eklemi rahatsızlığının en önemli belirtilerinden birinin ağrı olduğuna dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, bu ağrının çene eklemi bölgesinde, başta, kulakta ya da boğazda olabileceğini ifade ediyor. Çene eklemi rahatsızlığı bulunan kişilerin yarısının herhangi bir tedavi için hekime başvurmadıklarını dile getiren Üçem, ilaç tedavisi ve ağız içi aparey tedavileri ile yüzde 85 oranında başarı elde edilebileceğini söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, baş ağrılarına neden olabilen ve baş boyun bölgesindeki ağrılarla karıştırılabilen çene eklem rahatsızlıkları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Baş ağrısı   ve migrenin sebebi çene eklem rahatsızlıkları olabilir</strong></p>
<p>Çene eklemi rahatsızlıklarının en çok 20 ile 45 yaş arasında ortaya çıktığı gözlemlenirken, çene eklemi rahatsızlıklarının çoğu zaman baş ya da kulak ağrısı olarak kendini gösterdiğini biliyor muydunuz?</p>
<p>Çeneler arası ilişkiye &#8216;diş oklüzyonu&#8217; denildiğini belirten Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Çene eklemi bozukluğu, dengesiz kapanış varlığında ortaya çıkan kas ve sinir hastalığına bağlı bir bozukluktur. Eklem, kafanın yan bölgesinden geçen sinir, kas ve kan damarlarında baskıya yol açtığında bu baş ağrısı  ve migrene sebep olabilir.” dedi. </p>
<p><strong>Diş kırıkları, sallanan dişler ve nedensiz diş ağrısı görülebilir</strong></p>
<p>Pek çok kişinin dengesiz kapanışa sahip olmalarına karşın bu sorunu bir şekilde tolere edebildiklerini ve belirti göstermediklerini ifade eden Üçem, “Ağrıdan şikâyetçi olanların diş veya diş etleri direkt etkilenmiş olabilir ve baş ağrısından ziyade diş kırıkları, dolgu, sallanan dişler ve nedensiz diş ağrısı gibi şikâyetleri de olabilir. Eğer bu sorunlardan birinden şikâyetçiyseniz hemen bir diş hekimine görünmeniz gerekir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Çene eklem ağrıları ile kulak ve baş ağrıları karıştırılabilir</strong></p>
<p>Çene eklemi rahatsızlığının en önemli belirtilerinden birinin ağrı olduğuna dikkat çeken Üçem, “Bu ağrı çene eklemi bölgesinde, başta, kulakta ya da boğazda olabilir. Kişiler ağrı nedeniyle ağızlarını tam açamama şikâyeti yaşayabilirler. Çene eklemi kulağın hemen önünde yer alan bir eklemdir bu nedenle çene kemiği ağrısı ile kulak ağrıları sık sık karıştırılabilir. Kişiler baş ağrısı ile çene eklemi rahatsızlığı arasında ilişki kuramasa da bu bölgede çevre kasların bulunması nedeniyle sık sık baş ağrısı şikâyeti görülür. Bir diğer belirtisi ise çene ekleminde gıcırdama ya da sürtünme şeklinde seslerin gelmesidir.” diye konuştu.</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çene eklem rahatsızlıklarının diğer belirtilerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p>&#8211; Çene fonksiyonu sırasında eklemden ses gelebilir.</p>
<p>&#8211; Ağız açılırken alt çene sağa veya sola kayabilir.</p>
<p>&#8211; Ağız açıklığında kısıtlılık olabilir.</p>
<p>&#8211; Ağız kapalı ya da açık şekilde kilitli kalabilir.</p>
<p>&#8211; Yüz ve/veya baş boyun kaslarında ağrı olabilir.</p>
<p>&#8211; Kulak çınlaması olabilir.</p>
<p>&#8211; Yemek yeme sırasında eklemde şiddetli ağrı olabilir.</p>
<p>&#8211; Alt çene hareketlerinde koordinasyon bozukluğu olabilir.</p>
<p><strong>Sorun çoğunlukla rutin diş muayenesi sırasında tespit ediliyor</strong></p>
<p>Çene eklemi rahatsızlığı bulunan kişilerin yarısının herhangi bir tedavi için hekime başvurmadıklarını dile getiren Üçem, ancak rutin diş muayenesi sırasında çene eklemi sorunları tespit edilebildiğini söyledi.</p>
<p>Çene eklemi rahatsızlığı tedavi seçeneklerine değinen Üçem, “İlaç tedavisi ve ağız içi aparey tedavileri uygulanabilir. Ağız içine yerleştirilen apareyler ile uykuda bruksizmin ortaya çıkarabileceği rahatsızlıklar engellenebilir. Disk kayması, diskin yerinden çıkması gibi durumlarda yine ağız içi apareylerden yararlanılır ve bu tedaviler yüzde 85 oranında başarılı olur. Hastada büyüme anomalisi varsa, tümörler bulunuyorsa ve ağrısı sosyal hayatını etkiliyorsa son çare olarak cerrahi tedaviler tercih edilebilir.” bilgilerini paylaştı. </p>
<p>Tedaviye multidisipliner olarak yaklaşıldığını sözlerine ekleyen Üçem, “Hastada psikolojik nedenler baskın ise psikolojik desteğe yönlendiriyoruz. Çene eklemi ile ilgili sorunlar belirgin ise çene eklemini tedavisi, medikal tedavi, fizyoterapiden fayda görüyoruz. Böylece kalıcı kulak şikâyetleri, çene eklemi şikâyetleri, diş problemleri ve kas ağrılarından kurtulmuş oluyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yiyecekler ağrı olan bölgedeki dişlerle çiğnenmeli</strong></p>
<p>Çene eklemi rahatsızlığı olanların dikkat etmesi gereken bazı noktalar olduğunu vurgulayan Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağzın çok fazla açılmasını gerektirecek hareketlerden kaçınılmalı. Ön dişlerle büyük lokmalar ısırılmamalı, çatal bıçak kullanılarak arka dişlerle yemek yenmeli. Sakız çiğnemekten kaçınılmalı. Sadece tek bir eklemden ağrı geliyorsa özellikle ağrı olan taraftaki dişlerle yemek çiğnenmeli. Uyku pozisyonu yan veya yüzüstü değil, sırt üstü olmalı. Problemin şiddetine göre bölgenin sıcak tutulması gerekebilir. Fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler dişlerle kırılmamalı. Çiğnemeye dirençli sert besinlerden kaçınılmalı.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrilarinizin-sebebi-cene-eklem-rahatsizliklari-olabilir-402785">Baş ağrılarınızın sebebi çene eklem rahatsızlıkları olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı Uyardı: Gastrit Sandığınız Ağrının Asıl Sebebi Safra Kesesi Taşı Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gastrit-sandiginiz-agrinin-asil-sebebi-safra-kesesi-tasi-olabilir-401870</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 15:24:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[asil]]></category>
		<category><![CDATA[gastrit]]></category>
		<category><![CDATA[kesesi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gastrit ağrısı ile safra kesesi taşı ağrısının zaman zaman karışabildiğini hatırlatan Genel Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal, “Hastalarımız, çektiği ağrıyı mide sorunlarıyla karıştırabildiği için midelerini rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gastrit-sandiginiz-agrinin-asil-sebebi-safra-kesesi-tasi-olabilir-401870">Uzmanı Uyardı: Gastrit Sandığınız Ağrının Asıl Sebebi Safra Kesesi Taşı Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Gastrit ağrısı ile safra kesesi taşı ağrısının zaman zaman karışabildiğini hatırlatan Genel Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal, “Hastalarımız, çektiği ağrıyı mide sorunlarıyla karıştırabildiği için midelerini rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanabiliyor. Bu durumda sorun safra kesesindeyse gecikme daha ciddi sorunlara neden olabiliyor.” dedi. Gecikmenin hem ameliyatı hem de ameliyat sonrası dönemi de güçleştirebildiğini hatırlatan Doç. Dr. Kartal, mide ağrısı deyip geçmeyin; asıl sorun safra kesesi taşınız olabilir” diye konuştu. </em></p>
<p>Safra kesesinde sorun olduğunda yağların sindiriminde sıkıntı yaşandığını anlatan Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Kinyas Kartal, buna bağlı olarak da safra kesesi taşlarında en sık görülen semptomun karın ağrısı olduğunu söyledi. Ancak hastaların farklı hastalıklara bağlı olarak da görülen bu semptomun nedeni olarak safra kesesi taşını düşünmediğini belirten Doç. Dr. Kartal, tanıda yaşanan gecikmeye bağlı tedavinin de geciktiğini bu durumun da daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“HASTALARIMIZ, ÇEKTİĞİ AĞRIYI MİDE ŞİKAYETİ ZANNEDİYOR” </strong></p>
<p>Safra kesesi taşlarının genellikle 40’lı yaş grubunda diğer yaş gruplarına göre daha fazla ortaya çıkabileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal, şu bilgileri verdi: “Safra kesesi taşları kadınlarda ve açık tenli insanlarda  daha fazla görülmekte . Aynı zamanda kilolu hastalarımızda zayıf hastalarımıza göre daha çok ortaya çıkabiliyor. Hastalığın ayırıcı tanısı, yerleşim yeri yakın olduğu ve safra kesesi sinirleri ile mide sinirleri aynı yolak üzerinden ilerlediği için mide hastalıkları ağrısı ile karışır. Hastalarımız, çektiği ağrıyı mide sorunlarıyla karıştırabildiği için midelerini rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanabiliyor. Bu durumda tanı ve tedavide gecikme kaçınılmaz oluyor.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“YÜKSEK KOLESTEROLÜ OLAN KİŞİLER RİSKLİ GRUPTA YER ALIYOR”</strong></p>
<p>Genetik geçişin de safra kesesi taşlarının oluşumunda etkili olduğunu da belirten Doç. Dr. Kartal, risk faktörleri hakkında şöyle konuştu: “Ailenizde safra kesesi taşı olduğunu biliyorsanız bu sizi de safra kesesi taşı olan bir hasta adayı yapar. Kilolu hastalarımızda, yaş grubu olarak da 40-50 yaş grubu olan hastalarda safra kesesi taşlarını daha sık görmekteyiz. Hızlı kilo alma-verme gibi durumlar da safra komponentinin içeriğini değiştireceği için safra kesesi taşı oluşumda risk faktörüdür. Yüksek kolesterolü olan kişilerde de safra kesesi taşlarının oluşumu adına risk faktörü taşıyan kişilerdir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“SAFRA KESESİNDE TAŞ OLDUĞUNU GÖSTEREN İŞARETLER”</strong></p>
<p>Hastalığın şikayetlerinin mide bulantısı ve karın ağrısı ile başladığını da kaydeden Doç. Dr. Kartal, belirtilerle ilgili şunları kaydetti:</p>
<p>“Bunlara omuz, sırt ağrısı da eşlik edebilir. Her iki kürek kemiğinin ortasındaki ağrı safra kesesi taşları için spesifik bir belirtidir. Karın ağrısı, omuz ağrısı, bulantı ve onlara eşlik eden kusma gibi rahatsızlıklar da safra kesesi taşlarının en önemli semptomlarındandır. Bu şikayetleri yaşıyorsanız mutlaka bir doktora başvurmalı ve gerekli tedavi sonrasında cerrahi programına alınmalısınız.”   </p>
<p> </p>
<p><strong>SORUN SAFRA KESESİNDEN Mİ, MİDEDEDEN Mİ KAYNAKLANIYOR?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Kartal, safra kesesi taşı ağrısının diğer ağrılardan nasıl ayırt edilebileceğine dair şu bilgileri verdi: </p>
<p>“Mide, gastrit, ülser ağrısı daha çok açken hissedilirken, safra kesesi taşları ağrısı ise yiyecek ve yemek alınımı takiben devreye girdiği için tokken ağrı yapar. Hastalarımız ise ‘midem ağrıyor’ diye yemek yemez. Yemek yemediği zaman safra kesesi de rahatlar ve bu durum bir paradoksa yol açar. Gastrit ağrısı ve safra kesesi ağrısı en sık karıştırılan ağrılar olmakla birlikte ikisinin tedavisi birbirinden tamamen farklıdır. Gastriti ilaçlarla tedavi ederken, safra kesesi hastalıklarının birçoğunun tedavi şekli cerrahidir. Bu yüzden gastrit ve safra kesesi ağrısının ayrımında önemli bir gecikme olursa ameliyat ve sonrasındaki dönem hastalarımız için daha zorlu olabiliyor. Bu nedenle hastalarımız yaşanan sorunları “mide ağrısı” diyerek geçiştirilmemeli.  Çünkü hatırlanması gereken nokta; safra kesesi taşları ameliyat edilmediği zaman, safra kesesi ile safra yolları iltihaplanmasına, taş safra yollarına düşmüşse sarılık ve hatta pankreatit gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“KAPALI TEKNİKLE YAPTIĞIMIZ AMELİYATLARI TERCİH EDİYORUZ” </strong></p>
<p>Safra kesesi taşı ağrısının tedavisi için cerrahi gerektiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal, uygulanan tedaviyle ilgili şu bilgileri verdi: “Bu taşlar, safra çamuru içinde toz tanecikleri kadar olabildiği gibi 4-5 santimetre yani yaklaşık bir yumurta boyutunda da olabiliyor. Burada önemli olan nokta taşın büyüklüğünden ziyade tıkanıklığa yol açıp açmamasıdır. Eğer taş safranın boşalmasını önleyecek şekilde bir tıkanıklığa yol açıyorsa bu artık iltihaplı safra kesesini ortaya çıkarır ve bu noktada tedavisi cerrahidir. Ameliyatta ise kapalı ve açık olmak üzere iki farklı teknik kullanılır. Konvansiyonel dediğimiz eskiden beri kullanılan açık ameliyatla safra kesesi alınır. Günümüzde ise kapalı teknikle yapılan safra kesesi ameliyatları altın standart tedavi olarak kabul ediliyor. Hastalarımızı genellikle bir gün sonra taburcu ediyor, bir hafta içerisinde de normal hayatlarına dönmelerini sağlıyoruz. Ancak safra kesesi taşları için sorun ilerlemeden erken evrede yapılan cerrahinin, hastanın ameliyat sonrası dönemi rahat geçirebilmesinde de önemli olduğu unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gastrit-sandiginiz-agrinin-asil-sebebi-safra-kesesi-tasi-olabilir-401870">Uzmanı Uyardı: Gastrit Sandığınız Ağrının Asıl Sebebi Safra Kesesi Taşı Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göğüs ağrısının sebebi araştırılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisinin-sebebi-arastirilmali-400657</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2023 08:40:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=400657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göğüs ağrısı; farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan, genellikle ciddi bir problemden kaynaklanmamakla beraber bazı durumlarda acil müdahale edilmesi gereken sorunların habercisi olabilen bir belirtidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisinin-sebebi-arastirilmali-400657">Göğüs ağrısının sebebi araştırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Göğüs ağrısı; farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan, genellikle ciddi bir problemden kaynaklanmamakla beraber bazı durumlarda acil müdahale edilmesi gereken sorunların habercisi olabilen bir belirtidir. Göğüs ağrısının tipi, şiddeti, yeri ve süresinin ağrının nedenini belirlemede önemli rol oynadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Göğüs ağrısına neden olan durumlar kalple ilgili ve diğer nedenlere bağlı olarak ikiye ayrılabilir. Kalple ilgili göğüs ağrısının tipik özellikleri vardır ve acil müdahale gerektiren durumlara bağlı ortaya çıkar. Göğüs ağrısı ihmal edilmemeli ve sebebi mutlaka araştırılmalı” dedi.</strong></p>
<p>Göğüs ağrısına sebep olan pek çok farklı problem olduğunu ve farklı sebeplerden kaynaklanan göğüs ağrısının birbirinden ayrılan karakteristik özellikleri bulunduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Kalple ilgili göğüs ağrısında, hastalarda göğüste rahatsızlık hissi olur. Göğüste baskı, yanma, sıkışma tarzında ağrı görülür. Ağrı; çeneye, kola, omuzlara ve sırta yayılabilir. Kalple ilgili göğüs ağrısı birkaç dakikadan uzun sürer ve zaman zaman artıp azalan karakterde olabilir. Hareketle, aktiviteyle ağrının şiddeti artar, dinlenmeyle azalır. Göğüs ağrısına; nefes darlığı, soğuk terleme, yorgunluk, bitkinlik, bulantı ve kusma eşlik edebilir” dedi. </p>
<p>Kalbe ya da diğer nedenlere bağlı göğüs ağrısını ayırt etmenin her zaman mümkün olmayabildiğini söyleyen Dr. Ersin Özen, “Ancak ağızda ekşi tat, yenilen besinlerin ağza geri geliyormuş hissi, yutmada zorluk, vücudun pozisyonuna göre ağrının şiddetinin değişmesi, öksürmeyle ve derin nefes almayla kötüleşen ağrı, ağrının uzun süredir var olması, noktasal ağrılar, gibi ağrı çeşitleri kalple ilgili olmaktan çok diğer problemleri işaret eder” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aniden ortaya çıkan göğüs ağrısında hemen doktora başvurulmalı</strong></p>
<p>Göğüs ağrısının aniden ortaya çıktığı ve kalp krizini düşündüren tipteki ağrıda hastanın acil olarak en yakın sağlık merkezine başvurması gerektiğinin altını çizen Dr. Ersin Özen, “Kalple ilgili göğüs ağrısının hayatı tehdit edebilecek ve acil müdahalenin gerektiği bir problemden kaynaklanması yüksek ihtimaldir. Doktorun ağrının başlangıcı, tipi, şiddeti ve süresiyle ilgili sorduğu sorulara verilecek cevaplar göğüs ağrısının sebebini bulmada önem teşkil eder. Kalbin elektriksel aktivitesini gösteren EKG (elektrokardiyogram), kan testleri, göğüs filmi, kalp fonksiyonlarının belirlenmesine yarayan görüntüleme yöntemi olan ekokardiyogram, kalbi ve aortun yapılarını gösteren MR, kalp fonksiyonlarının egzersiz sırasında nasıl olduğunu belirleyen stres testi, tıkalı damarları gösteren anjiyogram gibi yöntemler göğüs ağrısının nedenini belirlemede kullanılabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Göğüs ağrısının tedavisi ağrıya neden olan duruma göre değişkenlik gösterebilir</strong></p>
<p>Göğüs ağrısının tedavisinin ağrıya sebep olan duruma göre değişkenlik gösterdiğini belirten Dr. Ersin Özen, “Kalbi besleyen koroner arterlerin tıkalı olmasına bağlı meydana gelen durumlarda tıkalı damarın ilaçlarla açılması, pıhtı çözücü ilaçlar ve pıhtılaşmayı engelleyen kan sulandırıcılar kullanabilir. Tıkanıklığın daha ileri seviyede olduğu durumlarda anjiyo ile tespit edilen damara girişim ile hastanın kalp damarlarına stent konur ve tıkanıklık giderilir. Tıkanıklığın çok sayıda damarı etkilediği hastalarda ise arterlerin, vücuttaki başka damarlar kullanılarak cerrahi yöntemle tamir edilmesi yani bypass gündeme gelebilir. Göğüs ağrısının kalp dışı nedenlere bağlı olduğu durumlarda örneğin reflüde; antiasit ilaçlar, mide koruyucular kullanılabilir” dedi. </p>
<p>Panik atağın yol açtığı göğüs ağrısının anti-anksiyete ilaçlarıyla tedavi edilebildiğini vurgulayan Dr. Ersin Özen, “Göğüs ağrısı, ciddi bir rahatsızlığın göstergesi olabilir. Göğüs ağrısı yaşayan kişiler mutlaka en yakın sağlık merkezine başvurarak kontrollerini yaptırmalı. Göğüs ağrısına neden olan durumun belirlenmesi ve gereken tedavinin yapılması hem göğüs ağrısının tekrarlanmasının önüne geçer hem de göğüs ağrısından daha ciddi sorunların ortaya çıkması engellenmiş olur. Özellikle ileri yaş, diyabet, tansiyon, yüksek kolesterol gibi durumların kalp krizi riskini artırdığı unutulmamalı. Bu risk faktörlerinden birine ya da birkaçına sahip kişilerin göğüs ağrısı geçirdiklerinde en yakın acil merkeze başvurmaları tavsiye edilir” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisinin-sebebi-arastirilmali-400657">Göğüs ağrısının sebebi araştırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon kalp çarpıntısı sebebi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi-394851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2023 13:10:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=394851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp çarpıntısı acil servislere ve kardiyoloji polikliniklerine başvuru nedenlerinin başında gelen şikayetler arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi-394851">Depresyon kalp çarpıntısı sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp çarpıntısı acil servislere ve kardiyoloji polikliniklerine başvuru nedenlerinin başında gelen şikayetler arasında yer alıyor. Kalp çarpıntısının kelime anlamı olarak kalp atımlarının hızlanmasını, atımların anormal bir hal almasını ya da düzensizleşmesini ifade ettiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Kalbin çalışması ile ilgili bu değişiklikler sonucunda kişi boyun ya da göğüs bölgesinde bir şey kuvvetlice atıyormuş gibi hissedebilir. Depresyon, kaygı bozukluğu ya da panik atak gibi psikiyatrik rahatsızlıklar da çarpıntı hissinin oluşmasına neden olabilir. Ancak bu kişilerde çarpıntı hissi kalp ile ilgili sorunlara bağlı olarak da oluşabileceği için dikkatli olunmalı” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısının birçok nedeninin olabileceğini söyleyen ve yapılan çeşitli çalışmalar sonucunda kalp çarpıntısı şikâyeti bulunan yaklaşık her 10 kişiden 4’ünde nedenin kalp kaynaklı olduğunun, her 10 kişiden 3’ünde ise çarpıntının psikiyatrik nedenlere bağlı olarak ortaya çıktığının tespit edildiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Kalp ile ilgili nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan kalp çarpıntısı, kalbin yapısal sorunlarından ya da kalbin iş yükünün arttığı anemi veya hamilelik gibi durumlara bağlı olarak meydana gelebilir. Damarsal problemler de çarpıntı hissinin oluşmasına neden olan sorunlar arasında yer alır. Fiziksel aktivite ve yoğun stres zamanlarında ortaya çıkan çarpıntı şikâyeti vücudun bu durumlara bir tepki olarak ürettiği ve kan dolaşımına saldığı uyarıcı hormonlar nedeniyle meydana gelir. Ayrıca hipertiroidi hastalarında kalp çarpıntısı sık rastlanılan şikayetler arasında yer alır. Kan şekerinin düşmesi, kan dolaşımındaki kalsiyum, magnezyum ya da potasyum gibi çeşitli minerallerin seviyelerindeki değişiklikler de çarpıntı oluşması ile sonuçlanabilir” dedi.</p>
<p><strong>Kalp çarpıntısının nedenleri</strong></p>
<p>Genel olarak kalp çarpıntısı şikâyeti bulunan kişilerde stres, aşırı kaygı ya da panik atak gibi durumlarda oluşan güçlü duygusal yanıtlar, depresyon, zorlayıcı egzersizler, kafein, nikotin ya da çeşitli uyarıcı kimyasal içeren ürün ve ilaçların tüketimi, ateş, adet dönemi, hamilelik ya da menopoz döneminde meydana gelen hormonal değişiklikler ve tiroit bezi hormonlarının düzeyinin normalin altında ya da üstünde olması ve çeşitli bitkisel takviye ürünlerinin kullanımının başlıca nedenler arasında sıralanabildiğini hatırlatan Dr. Ersin Özen, “Bunun yanı sıra kalp çarpıntısı nedenleri arasında yaşamı tehdit eden rahatsızlıklar da bulunabilir. Bu problemler arasında düzensiz kalp atımları (aritmiler), geçirilmiş kalp krizi, kalbi besleyen koroner damarlar ile ilgili problemler, kalp kapakçıkları ile ilgili rahatsızlıklar, kalp kası hastalıkları ve kalp yetmezliği gibi rahatsızlıklar geliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kalp çarpıntısı yoğun endişeye neden olabilir</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısı belirtilerinin özellikle aniden ortaya çıkması halinde ya da daha önce bu hissi tecrübe etmemiş birinin yaşaması sonrasında yoğun endişe hissine neden olabildiğini vurgulayan Dr. Ersin Özen, “Kalp çarpıntısı olarak tanımlanabilecek birçok belirti mevcut. Bunlar kalp atımlarının sanki kalp kısa bir süreliğine durup sonrasında tekrar atıyormuş gibi hissedilmesi, göğüs bölgesinde genellikle kuş çırpınması olarak ifade edilen dalgalanma hissi ve kalp atımlarının ani olarak hızlanıyor ya da yavaşlıyormuş gibi hissedilmesidir. Bu hisler göğüs bölgesi dışında, boyun ve boğaz bölgesinde de meydana gelebilir. Kısa süreliğine gelip geçen çarpıntı hissinin zaman içerisinde çoğalması halinde veya şiddetinde zaman içerisinde değişiklik meydana gelirse sağlık kuruluşlarına başvurarak hekimlerden bu şikâyet konusunda yardım alınması önerilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hasta öyküsü tanı için önemli</strong></p>
<p>Çarpıntı şikâyetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerde tanısal yaklaşımın en önemli aşamalarında fizik muayene ve hasta öyküsünün yer aldığını hatırlatan Dr. Ersin Özen, “Bu şikâyetin ortaya çıkmasında ya da seyrinin değişmesinde etkili olabilecek faktörler değerlendirilir. Eşlik eden belirtiler, hastanın kullandığı ilaçlar veya takviye ürünler de çarpıntı hissine neden olabileceği için üzerinde durulması gereken diğer konular arasındadır.  Hekimler, çarpıntı yaşayan hastanın ilk değerlendirmesinden sonra altta yatan problemin aydınlatılmasına yönelik birtakım tetkiklere başvurabilirler. Kanın biyokimyasal analizi, EKG (elektrokardiyografi), Holter takılması, kalp ile ilgili olayları kaydeden cihazların takılması ya da ses dalgalarını kullanarak kalbin görüntülenmesini sağlayan EKO (ekokardiyografi), çarpıntı şikayetine tanısal yaklaşımda kullanılan yöntemler arasında yer alır” dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği kalp çarpıntısı tedavisinin önemli unsurlarından</strong></p>
<p>Her rahatsızlıkta olduğu gibi çarpıntı tedavisi de şikâyetin ortaya çıkmasını tetikleyen asıl nedene bağlı olarak değişkenlik gösterdiğinin altını çizen Dr. Ersin Özen, “Kalp çarpıntısının nedeninin bazı ritim bozuklukları olduğunun tespit edilmesi halinde radyofrekans ablasyon gibi kardiyolojik girişimler faydalı olabilirken, kalbin fonksiyonları ile ilgili problemlere sahip kişilerde ise beta blokörler ya da kalsiyum kanal blokörleri gibi ilaçlar hekimler tarafından reçetelendirilebilir. Çarpıntı tedavisinin temel prensipleri arasında bu şikâyetin oluşması ile sonuçlanan tetikleyici faktörlerden sakınılması da yer alır. Özellikle yaşamın getirdiği stres düzeyinin yoga ya da nefes egzersizi gibi rahatlama teknikleri ile düşürülmesi ve uyarıcı özellik gösterebilen ürünlerden uzak durulması çarpıntı tedavisi kapsamında değerlendirilebilecek önemli yaşam tarzı değişiklikleri arasındadır. Tütün ürünlerinden uzak durulması, düzenli fiziksel aktivite ya da sağlıklı ve dengeli beslenme gibi uygulamalar hekimin bilgisi ve önerisi dahilinde çarpıntı şikâyeti üzerinde etkili olabilecek diğer yaşam tarzı değişiklikler arasında yer alıyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi-394851">Depresyon kalp çarpıntısı sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birçok kazanın sebebi yol hipnozu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bircok-kazanin-sebebi-yol-hipnozu-391528</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jul 2023 15:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[hipnozu]]></category>
		<category><![CDATA[kazanın]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=391528</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yolda, trafikte ya da araçta bir sorun yokken oluşan bir çok kazanın yol hipnozu etkisi ile gerçekleştiğini söyleyen uzmanlar, yol hipnozunun özellikle uzun gece yolculuklarında görüldüğü konusunda uyarıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bircok-kazanin-sebebi-yol-hipnozu-391528">Birçok kazanın sebebi yol hipnozu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yolda, trafikte ya da araçta bir sorun yokken oluşan bir çok kazanın yol hipnozu etkisi ile gerçekleştiğini söyleyen uzmanlar, yol hipnozunun özellikle uzun gece yolculuklarında görüldüğü konusunda uyarıyor. Sürücünün gözlerinin açık ve yola baktığını belirten Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, ancak bilinçli zihnin, sürüşten tamamen farklı bir konuya odaklandığına dikkat çekiyor. Yol hipnozunun tedavi edilmesi gereken bir durum olmadığını dile getiren Öztekin, sürücülerin yol hipnozuna girmemesi için önlem almalarını öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, özellikle uzun yol kazalarının büyük bir kısmına neden olan yol hipnozu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Herkes farkına varmadan birçok kez hipnoz yaşar</strong></p>
<p>Hipnotik etki altına girmenin, doğuştan her insanda var olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Her insanın yaşamı boyunca defalarca ve genellikle de farkına varmadan yaşadığı bir süreçtir. Bu nedenle ‘ben hiç bir zaman hipnoza girmem’ iddiasında bulunanların bu iddiası yanlış ve anlamsız bir iddiadır.” dedi.</p>
<p><strong>Sadece sürücü değil, yolcular da hipnoza girebilir</strong></p>
<p>Yol hipnozunun genellikle araç sürücüleri üzerinden tanımlandığını ifade eden Öztekin, “Ancak bu, araçtaki yolcunun hipnoza girmeyeceği anlamına gelmez. Sürücünün yanında oturan kişi de yol hipnozu yaşayabilir ya da otobüste cam kenarında oturan bir yolcu da camdan dışarı bakarken yol hipnozu yaşayabilir. Tabii ki sürücünün yol hipnozu yaşaması, bir çok kazanın nedeni olduğu için yolcuya göre çok daha önemli. Özellikle duran araçlara yüksek hızlarla çarpılmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi yol hipnozudur. Aniden karşıma çıktı, görmedim gibi söylemler aslında yol hipnozu sebebiyledir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gözler açık fakat zihin kapalıdır</strong></p>
<p>Yol hipnozunda sürücünün hipnoza girdiğinin farkında olmadığının altını çizen Öztekin, “Araştırmalar, sürücü yola çıktıktan yaklaşık 2,5 saat sonra hipnozun başladığını gösteriyor. Sürücünün gözleri açıktır, yola bakar. Beyin bir taraftan yaptığı işi otomatik olarak gerçekleştirmeye devam eder, yani görsel uyaranları algılayıp doğru eylemleri yapar. Diğer taraftan hipnotik etki ile bilinçli zihin, sürüşten tamamen farklı bir konuya odaklanır. Sürücü transa girdiği için araç kullanımına devam etse bile yol farkındalığı yok denecek kadar azalır ve yola karşı bir duyarsızlık başlar. Hipnotik etki ile gözler açık, zihin kapalı durumu oluşur. Kişi bu süreci hatırlamaz. Bu süreçte kişi muhakeme ve hafıza kaybı da yaşayabilir. Bu durum ‘gözü açıkken uyumak’ şeklinde de tanımlanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Birçok kazanın sebebi yol hipnozu</strong></p>
<p>Sebebi açıklanmakta  zorlanılan yani, yolda, trafikte ya da araçta bir sorun yokken oluşan bir çok kazanın yol hipnozu etkisi ile gerçekleştiğinin düşünüldüğünü belirten Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bu nedenle sürücü hem kendisini hem de diğer araç ve insanları tehlikeye atarak ölümlü kazalara sebep olabilmektedir. Uzun yolculuklarda ve gece yolculuklarında daha sık görülür. Uzun yolların benzer yapıları, sürücüyü gözleri açık bir trans durumuna sokar. Otomatik vitesli araç sürücüleri bu durumu daha çok yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>Yol hipnozunun tedavi edilmesi gereken bir durum değil, şartlar oluştuğunda her insanın yaşayabileceği bir süreç olduğuna vurgu yapan Öztekin, özellikle uzun yolculuklara çıkacak sürücülerin yol hipnozuna girmemesi için alabilecekleri önlemleri sıralayarak sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>&#8211; Yorgun ve uykusuzken yola çıkmamalı. Dinlenmiş olarak ve en az 5 saat uyuduktan sonra yola çıkılmalı</p>
<p>&#8211; Aracın iç sıcaklığı kontrol edilmeli ve sürekli havalandırmalı</p>
<p>&#8211; Bol sıvı alınmalı</p>
<p>&#8211; Mümkünse sürüş esnasında sakız çiğnenmeli</p>
<p>&#8211; Aynı ritimde müzik dinlenmemeli</p>
<p>&#8211; 2 saatte bir çay ve kahve molası verilmeli</p>
<p>&#8211; Araçta yolcu varsa, dikkatini dağıtmadan sürücü ile farklı konularda sohbet etmeli</p>
<p>&#8211; Seyir halindeyken sürekli belli bir noktaya bakılmamalı.  Örneğin yol çizgilerine odaklanılmamalı, yol işaretlerine, trafik levhalarına, yol kenarındaki ağaçlar gibi farklı uyaranlara bakılmalı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bircok-kazanin-sebebi-yol-hipnozu-391528">Birçok kazanın sebebi yol hipnozu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oturarak çalışmak hemoroid sebebi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oturarak-calismak-hemoroid-sebebi-359084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 09:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[oturarak]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemoroid hastalığı, dünyada en sık rastlanılan hastalıklardan biri. Dünya nüfusunun yüzde 50'sinden fazlasının yaşamları boyunca en az bir defa hemoroidal hastalık semptomları yaşayacağının tahmin edildiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oturarak-calismak-hemoroid-sebebi-359084">Oturarak çalışmak hemoroid sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hemoroid hastalığı, dünyada en sık rastlanılan hastalıklardan biri. Dünya nüfusunun yüzde 50&#8217;sinden fazlasının yaşamları boyunca en az bir defa hemoroidal hastalık semptomları yaşayacağının tahmin edildiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Ülkemizdeki yaygın hastalıklardan biri olan hemoroidal hastalık sorunu, özellikle kabızlığı olanlarda, doğum yapan kadınlarda ve oturarak çalışan insanlarda daha sık görülüyor. Erken evrelerdeki hastalar için diyet ve ilaç düzenlemeleri yeterli olabilirken, ileri evrelerde cerrahi yönteme başvurulması önem taşıyor. Geleneksel cerrahilere bağlı olarak, şiddetli ameliyat ağrıları ve idrar problemleri, makattan kanama, makat darlığı ve makat yırtığı gibi komplikasyonlar görülebiliyor ancak günümüzde ağrısız ve kesi yapılmadan yapılabilen hemoroid ameliyatları hastalar açısından daha konforlu hale gelmeye başladı” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Hemoroid tedavisinde son zamanlarda artış gösteren vakalar sonucunda lazer yönteminin daha çok kullanılmaya başladığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Hemoroid hastalığına lazerle iki temel yaklaşım vardır. Birincisi lazer hemoroidoplasti olup, bu yöntemde hemoroidal dokunun lazer probu kullanılarak pıhtılaşmanın ve koagülasyonun tetiklendiği bir yöntemdir. Diğeri ise makat çevresine giden yüzeyel damarların lazer enerjisiyle pıhtılaşmasının sağlandığı yöntemdir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hemoroid ameliyatı genel anestezi altında yapılıyor</strong></p>
<p>Hemoroid tedavi işleminin genellikle genel anestezi altında uygulandığına dikkat çeken Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “İşlem genellikle genel anestezi altında yapılır. Hemoroidal pakeleri (hemoroid memeleri) bulmak için bir anal ekartör kullanılır. Lazer probunun geçişine izin vermek için küçük bir kesi yapılır. Lazer ışını, lazer enerjisinin dağıldığı ve çevredeki normal dokuya zarar vermeyen bir ışın olarak kabul edilir. Hemoroidektomi sonrası ağrı, cerrahi tekniklerle ilişkili en yaygın sorundur” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Bir gün sonra günlük yaşantıya dönülebilir</strong></p>
<p>Lazer hemoroidoplastinin cerrahi hemoroidektomiden önemli ölçüde daha az ağrılı olduğunu ve normal aktiviteye daha erken dönüşle ilişkili olduğunu söyleyen Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Ameliyat sonrası ağrılar cerrahi işleme göre lazer işleminde daha az oluyor. Ameliyat sonrası ağrı, lazer işleminde cerrahi işleme göre daha azdır. Lazer işleminde ayrıca ameliyat süresi ve ameliyat sonrası işe dönüş süresi de daha kısadır” diye konuştu.</p>
<p>Genel anestezi altında yapılan ağrısız, acısız, kesisiz hemoroidal arter bağlaması adı verilen doppler ile yapılan bu işlemin minimal invaziv bir yöntem olduğunu belirten Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Standart hemoroid ameliyatlarında hemoroidler kesilerek alınmaktadır ve o bölgeye dikiş atılmaktadır. Bu, hasta için ağrılı bir işlem olabilir. Hastalar bir günlük hastane yatışı sonrası günlük yaşantılarına dönebilirler” dedi.</p>
<p><strong>Ameliyat 25-30 dakika sürüyor</strong></p>
<p>Uygulanan yöntem kesisiz yapıldığı için işlemden sonra önemli bir ağrı ve acı yaşanmadığını belirten Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Hasta anestezi alacağı için 8 saatlik bir açlık ve hastanede yapılan bir lavman dışında herhangi bir özel hazırlığa gerek yok. Yaklaşık 25-30 dakika süren bir uygulama. Genel anestezi yapıldığı için hastanın bir gün hastanede kalması gerekiyor. Ertesi gün hasta normal günlük yaşamına dönebiliyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrası beslenmeye dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası beslenme alışkanlıklarına da dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Hemoroidlerin tam olarak yerine yerleşip oturması yaklaşık 2-3 ay sürüyor. Hastaların bu süre zarfında dışkı yaparken dikkat etmeleri gerekir. Kabızlık ve ıkınma olmamasına dikkat edilmeli. Bu nedenle ameliyat sonrası hastalara gaitayı yumuşatıcı ilaçlar veriliyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oturarak-calismak-hemoroid-sebebi-359084">Oturarak çalışmak hemoroid sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
