<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>şansı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/sansi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sansi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Oct 2025 17:26:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>şansı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/sansi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 17:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, erken tanı sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, düzenli taramaların erken teşhiste hayat kurtardığını vurgulayarak, “Erken evrede yakalanan hastalarda 5 ila 10 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerinde.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297">Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, erken tanı sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, düzenli taramaların erken teşhiste hayat kurtardığını vurgulayarak, “Erken evrede yakalanan hastalarda 5 ila 10 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerinde. Bu, birçok kanser türü için ulaşılması zor bir başarı. Bu oran yalnızca yaşam süresinin uzadığını değil, erken evrede tanı alan pek çok hastanın tamamen iyileşebildiğini de gösteriyor. Geç tanılarda ise yaşam süresi ciddi şekilde kısalıyor. Bu yüzden erken teşhise yönelik tarama programları, meme kanseriyle mücadelede en etkili silahımız” dedi. Dr. Raşa, meme kanseriyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.</strong></p>
<p><strong>Meme kanserinin erken teşhis edilmesiyle geç teşhis edilmesi arasında, hayatta kalma oranları açısından büyük bir fark var mı?</strong></p>
<p>Meme kanseri erken evrede teşhis edildiğinde hastalık genellikle memede veya koltuk altı lenf bezlerinde sınırlı olur. Bu aşamada tedaviye verilen yanıt çok yüksektir ve 5–10 yıllık sağ kalım oranı çoğu zaman yüzde 90’ın üzerindedir. Ancak hastalık geç fark edildiğinde, yani uzak organlara yayıldığında, yaşam süresi genellikle birkaç yıl ya da aylarla sınırlı kalır. Bu dönemde tedavinin amacı hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini korumaktır. Erken tanı sayesinde eskiden ölümcül kabul edilen meme kanserini artık yaşamı tehdit eden bir durumdan çok, hipertansiyon ya da diyabet gibi kontrol edilebilen kronik bir hastalık olarak görebiliriz.</p>
<p><strong>Meme kanseri erkeklerde de görülebilir mi? </strong></p>
<p>Meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 1’i erkeklerde görülür ve bu vakalar kadınlardakine göre daha sık kalıtsal kökenlidir. Ailesinde birden fazla kadında meme kanseri bulunan erkekler de mutlaka muayene edilmeli ve ultrasonografiyle kontrol edilmeli. Erkeklerde meme dokusu az olduğundan hastalık genellikle ele gelen bir kitleyle fark edilir. Şüpheli bulgu varsa ultrasonografi ve kalın iğne biyopsisiyle tanı konur. Bu nedenle, kalıtsal meme kanseri öyküsü bulunan erkeklerin 40 yaşından sonra en az bir kez meme muayenesi yaptırması ve bir meme merkezine başvurması önerilir.</p>
<p><strong>Meme kanseri tedavisi doğurganlığı etkiler mi? </strong></p>
<p>Meme kanseri tedavisinde ilk adım genellikle ameliyattır. Bazı hastalar ek olarak kemoterapi ve anti-hormon tedavisi alırken, memesi korunan hastalara radyoterapi uygulanır. Bu tedaviler esnasında hastanın doğurganlığı olumsuz etkilenebilir, özellikle kemoterapi ve uzun süreli anti-hormon tedavileri bu riski artırır. Bu nedenle doğurganlık çağındaki kadınlarda tedaviye başlamadan önce bu konunun mutlaka değerlendirilmesi, hastanın tüp bebek ünitesinde görevli kadın doğum uzmanlarıyla görüşmesi ve doğurganlığını korumak istiyorsa yumurta dondurma gibi seçenekleri önceden planlaması önerilir.</p>
<p><strong>Hastalık tedavi edildikten sonra tamamen yok olur mu yoksa vücudun bir yerinde gizli kalmaya devam eder mi? </strong></p>
<p>Kuramsal olarak, bir hastalık ya da doku vücudun başka bir bölgesine yayılma potansiyeline sahipse —yani metastaz yapabiliyorsa— o hastalığa kanser denir. Bu sebeple kanserler vücudun farklı bölgelerine yayılabilir. Tanı sonrası hastalığın başka bir organa gidip gitmediği ise PET-BT gibi görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilir. Ancak meme kanseri gibi yavaş ilerleyen kanserlerde, hastalık tedaviden 10, 15 hatta 20 yıl sonra bile memede ya da uzak organlarda yeniden ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Meme kanseri vücudun ilk olarak hangi bölgelerine sıçrama eğilimindedir?</strong></p>
<p>Tüm kanserlerin temelde iki yayılım yolu vardır. İlki, kan damarları aracılığıyla vücudun uzak organlarına yayılımdır. Tümörler en sık akciğer, karaciğer ve kemiklere yayılmayı tercih etse de teorik olarak her organa metastaz yapabilir. İkinci yol ise lenf damarları aracılığıyla gerçekleşir. Meme ve tiroid gibi endokrin kökenli kanserler genellikle önce lenf yoluyla yayılmayı tercih eder. Tabii zamanla kan dolaşımıyla uzak organlara da metastaz yapabilirler. Dolayısıyla meme kanserinde ilk olarak koltuk altındaki lenf bezlerine bakılır çünkü kanserin yayılmaya başlayıp başlamadığını gösteren en erken ve en önemli bölgedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297">Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimseyle paylaşılmadığı için erken tedavi şansı kaçırılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kimseyle-paylasilmadigi-icin-erken-tedavi-sansi-kaciriliyor-554591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 07:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kimseyle]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşılmadığı]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülmekten kaçınan, öksürmeye korkan, komşusuna bile gidemez hale gelen kadınlar… Tıp dilinde ‘üriner inkontinans’ olarak adlandırılan, halk arasında ise ‘idrar kaçırma’ olarak bilinen sorun, çoğunlukla utanma duygusuyla bastırılıyor ve kimseyle paylaşılamıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimseyle-paylasilmadigi-icin-erken-tedavi-sansi-kaciriliyor-554591">Kimseyle paylaşılmadığı için erken tedavi şansı kaçırılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gülmekten kaçınan, öksürmeye korkan, komşusuna bile gidemez hale gelen kadınlar… Tıp dilinde ‘üriner inkontinans’ olarak adlandırılan, halk arasında ise ‘idrar kaçırma’ olarak bilinen sorun, çoğunlukla utanma duygusuyla bastırılıyor ve kimseyle paylaşılamıyor. Kadınları hem fiziksel hem de psikolojik olarak son derece olumsuz etkileyen bu sorunun ülkemizde her 4 kadından 1’inde görüldüğünü belirten<strong> Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çetin Kılıççı</strong> “Uygunsuz ortamda idrar kaçırma korkusundan dolayı kadınlar sosyal hayattan kendini soyutlarlar. Toplum içine çıkmaya çekinir, fobi geliştirirler. Toplu yaşam alanlarına ve alışveriş merkezlerine gitmeleri gerektiği zaman öncelikle tuvaletin yerini belirleyip buralara yakın bulunmak isterler” diyor. Bu sorunun ayıp görülerek kimseyle hatta doktorla bile çoğu kez paylaşılmadığı için erken tedavi imkanının kaçırıldığını belirten Doç. Dr. Kılıççı, oysa sorun erken teşhis edildiğinde tedavisinin çok kolay yapılabildiğini vurguluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çetin Kılıççı üriner inkontinansın tedavisinde yeni gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>“Komşuma dahi gitmek istemiyorum”, “Dışarı çıkmaya çekiniyorum”, “Tuvalete yetişemiyorum”… Bu ve benzeri yakınmalar ülkemizde kadınlar arasında çok yaygın görülen, yaşam kalitesini düşüren ama çoğu zaman dile getirilemeyen idrar kaçırma sorununa işaret ediyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çetin Kılıççı, birçok kadnıın bu sorunu yalnızca kendisinin yaşadığını sandığını, oysa idrar kaçırmanın ülkemizde çok yaygın bir sorun olduğunu belirterek “Hem sıklığı yaygındır hem de sıklıkla atlanmaktadır. Bu nedenle üriner inkontinansı tanımak, tedavi etmek veya ilgili branşa yönlendirmek önemlidir. Ülkemizde  yapılan bir çalışmada kadınların yüzde 25-45’inde görüldüığü belirtilmektedir” diyor. 40’lı yaşlardan itibaren kadınlarda idrar kaçırma sıklığının arttığını belirten Doç. Dr. Kılıççı sözlerine şöyle devam ediyor: “Ama obezite hastalarında, bağ dokusu hastalığı olan ve idrar torbası zayıf olanlarda, zor veya müdahaleli doğum yapanlarda, kronik kabızlık yaşayan hastalarda 30’lu yaşlardan itibaren de görülebiliyor. Özellikle vajinal doğum yapan hastalarda bağ dokusunun da zamanla zayıflaması ile menopozlu yaşlara gelindiğinde görülme sıklığı artıyor. “</p>
<p><strong>Stres ve yaşa bağlı olarak değişiyor</strong></p>
<p>İdrar kaçırma sorunu olan hastaların strese bağlı ya da yaşa bağlı olarak iki tip yakınma ile kendilerine başvurduğunu belirten Doç. Dr. Çetin Kılıççı “Kimi hastalar her ıkınmada, ani öksürükte, hapşırmada, ağır kaldırmada, egzersiz yaparken, ani hareketle veya secdeye varıp kalktıklarında kontrolleri dışında idrar kaçırırlar. Biz bu tip idrar kaçırmaya ‘stres tipi’ idrar kaçırma diyoruz. Bu tip sorunda tedavi ile çok yüz güldürücü sonuçlar alıyoruz. İkinci sık karşılaştığımız yakınma; yaş alma ile ile sıklığı artan tiptir. Bu tip idrar kaçırma da şiddetli, ani, acil işeme ihtiyacı ve bunu izleyen şiddetli idrar kaçırma ile karıkterize bir durumdur. Sıklıkla zamanında tuvalete yetişmeleri mümkün olmadığından hastalar tuvalete doğru koşarken veya tuvaletin yerini bulmaya çalışırken idrar kaçırırlar. Bu iki tip aynı hastada da olabilmektedir. Uygunsuz ortamda idrar kaçırma korkusundan dolayı kadınlar sosyal hayattan kendini soyutlarlar. Toplum içine çıkmaya çekinir, fobi geliştirirler. Toplu yaşam alanlarına ve alışveriş merkezlerine gitmeleri gerektiği zaman öncelikle tuvaletin yerini belirleyip buralara yakın bulunmak isterler” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Çoğu hasta da yaş almanın doğal sonucu sanıyor!</strong></p>
<p> </p>
<p>Toplumda ‘sadece benim başıma geldi’ diye düşünerek içine kapanan pek çok kadın olduğu gibi, çoğu kadının da bunu yaş almanın doğal bir sonucu olarak gördüğünü belirten Doç. Dr. Çetin Kılıççı şöyle konuşuyor: “Ülkemizde kadınlar arasında idrar kaçırma ne yazık ki çocuksu bir sorun olarak görüldüğü için ayıplanırım çekincesi ile bundan bahsetmekten çekiniyorlar. Oysa bu hastalık aynı diyabet ya da tansiyonun çıkması gibi ilerleyen yaşlarda karşılaştığımız bir hastalık ve tedavisi de mümkündür.”</p>
<p><strong>Bu sorunu yaşamamak için!</strong></p>
<p>İlerleyen yaşlarda idrar kaçırma ve idrar torbası sarkması gibi hastalıklarla karşılaşmamak için sağlıklı iken kiloya dikkat etmek gerekiyor çünkü obezite önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan karın içi basıncını arttıran kronik kabızlık ve kronik öksürük gibi şikayeti olanların da mutlaka tedavi olmaları gerektiğini belirten Doç. Dr. Kılıççı, pelvik kasları güçlü tutmak için de pelvik taban egzersizleri ve düzenli spor yapılması gerektiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Tedavide güncel yöntemler</strong></p>
<p>Hastalığın tedavisi kişiden kişiye değişirken, kimi hastada pelvik taban egzersizleri ve ilaç tedavisi aynı anda uygulanıyor, fayda görülmediği durumda mesane botoksu gibi ileri tedavilerle başarı sağlanabiliyor. İdrar kaçırma tedavilerinin günümüzde teknolojik gelişmelerin ve tedavi alternatiflerinin çoğalması sayesinde daha kolay yapılabildiğini vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çetin Kılıççı şöyle konuşuyor: “Bu amaçla hayat tarzı değişiklikleri (kilo verme, kahve çay gibi kafein içeren sıvı tüketiminin azaltılması) ve pelvik taban kas egzersizleri tedavinin ilk basamağını oluşturmakta. Eğer ileri hastalık varsa idrar kaçırmanın tipine bağlı olarak medikal ilaç tedavileri ikinci basamak tedaviyi oluşturmakta. Bu yöntemlerle başarı elde edilemeyen hasta gruplarında cerrahi tedavi ile çok yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilmektedir.”</p>
<p><strong>Laparoskopik yöntemle küçük kesi ve çok daha hızlı iyileşme</strong></p>
<p>İdrar kaçırma sorununda öksürük ve hapşırma kaynaklı ikinci tip hasta grubunda laparoskopik yani kapalı ameliyat uygulandığını belirten Doç. Dr. Kılıççı “Laparoskopik yöntemde batından küçük kesilerle ya da vajinal yolla, idrar torbası tabanını destekleyerek ameliyat yapıyoruz. Bu ameliyatlar, özel olarak üretilmiş hazır yama ve kancalarla yapılmakta ve operasyon 30 dakika gibi kıssa bir sürede tamamlanmaktadır. Günümüzde idrar kaçırma kadınlarda bir kader değildir. Özellikle erken teşhis edildiğinde tedavisi çok kolay ve başarı oranı çok yüksektir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimseyle-paylasilmadigi-icin-erken-tedavi-sansi-kaciriliyor-554591">Kimseyle paylaşılmadığı için erken tedavi şansı kaçırılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Robot destekli tedaviyle çok ağır felçli hastalarda bile yürüme şansı yüzde 48 oranında artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/robot-destekli-tedaviyle-cok-agir-felcli-hastalarda-bile-yurume-sansi-yuzde-48-oraninda-artiyor-542126</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2025 10:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bile]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[destekli]]></category>
		<category><![CDATA[felçli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[oranında]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyle]]></category>
		<category><![CDATA[yürüme]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya nüfusunun hızla yaşlanmasının etkisiyle nörolojik hastalıkların yaygınlığı da artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robot-destekli-tedaviyle-cok-agir-felcli-hastalarda-bile-yurume-sansi-yuzde-48-oraninda-artiyor-542126">Robot destekli tedaviyle çok ağır felçli hastalarda bile yürüme şansı yüzde 48 oranında artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya nüfusunun hızla yaşlanmasının etkisiyle nörolojik hastalıkların yaygınlığı da artıyor. Öyle ki günümüzde her 6 kişiden 1’inin felç (inme) geçirdiği belirtiliyor. Vücudun bir tarafında güçsüzlük, uyuşma veya konuşma zorluğuna yol açan inme sonrasında gerçekleştirilen fizik tedavi ve rehabilitasyon ise hasarın kalıcı hale gelmesinin önlenmesinde kilit bir rol üstleniyor. Son yıllarda, inme tedavisinde devrim niteliğinde bir gelişme olan “robotik rehabilitasyon” çok ağır hastaların bile yeniden yürüyebilmelerini ve diğer uzuvlarını eskisi gibi kullanabilmelerini sağlıyor! <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi’nde</strong> geçtiğimiz günlerde düzenlenen <strong>“Robotik Rehabilitasyon”</strong> söyleşisinde, hekimler robot destekli fizik tedavi ve rehabilitasyon programının önemini anlatırken,   bu tedaviyle sağlıklarına kavuşan hastaları da tedavi süreciyle ilgili deneyimlerini paylaştılar.  <strong>Beyinde hasarlı dokuların görevini sağlıklı bölgeler üstleniyor</strong></p>
<p><strong> </strong>Hareket etme yeteneğimiz, beyindeki nöronların; inme ve beyin hasarı nedeniyle zarar görmeleri veya omurilik yaralanmaları sonucu omurilikten kaslara ulaşan sinyal yolunun kesilmesiyle bozulabiliyor. Beynimizin gördüğü hasardan sonra kendini toparlamaya ve iyileştirmeye çalıştığı süreç ise aylarca sürebiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Cihan Aksoy</strong>, beyin ve sinir hücrelerinin iyileşmesinin hasta inme geçirdikten hemen sonra başladığını belirterek, “Ancak hasarlı bölgede düzelme çoğunlukla sınırlı kalıyor ve normal fonksiyonun tam düzelmesiyle sonuçlanmıyor. Bu nedenle, hasar gören beyin dokularının görevini beynin sağlıklı bölgeleri üstleniyor. Beyin, zarar görmemiş hücreleri yeniden düzenleyerek ve yeni bağlantılar oluşturarak hasarı telafi etmeye çalışıyor” dedi.</p>
<p><strong>Hareketler sinir sistemine yeniden öğretiliyor</strong></p>
<p>İnme sonrasında yürüyemeyen, kollarını hareket ettiremeyen hastalarda Robotik rehabilitasyonun beynin yeniden öğrenme işlevlerinin hızlı ve düzgün şekilde oluşmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Cihan Aksoy, “Rehabilitasyonun hedefi, her bir hasta için en uygun sonucu elde etmek amacıyla nöroplastisiteden, yani beynin yapısal veya fizyolojik değişikliklere uğrama yeteneğinden maksimum düzeyde yararlanmaktır. Robotik rehabilitasyon teknolojileri, belirli hareketlerimizin ve günlük yaşantımızda yaptığımız olağan işlerimizin tekrar tekrar uygulanmasına olanak tanıyor. Bu sayede ağır etkilenmiş, yani hiç bacak veya kol hareketi olmayan hastalarda bile beyin, hücrelerinin yeniden çalışmasını ve hareketleri tekrar öğrenmesini sağlıyor” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Beynin tekrar iyileşmesi için 4 önemli kural</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cihan Aksoy, tedaviden etkin sonuç alınması için rehabilitasyon programına zaman kaybetmeden başvurmak gerektiğini belirterek, “Ayrıca,<strong> </strong>beynin tekrar iyileşmesi için rehabilitasyonun dört önemli ayağı vardır.  Bunlar; hastanın motivasyonu ve tedaviye olan inancı ile aile desteği, tecrübeli multidisipliner bir ekip, en iyi teknolojik destek ve maksimum iyileşmeyi uyaran, ortalama 6 saat süren yoğun ve kapsamlı bir programdır” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p><strong>Çok ağır felçli hastada bile tekrar yürüme şansı yüzde 48 oranında artıyor!</strong></p>
<p>Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor ve yakın bir gelecekte 60 yaş ve üzerindeki nüfusun 2 milyarın üzerine çıkacağı öngörülüyor. Nüfusun yaşlanmasının bir etkisi olarak toplumda inme hastalığının görülme sıklığının da giderek arttığını söyleyen <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde bu hasta grubunda robotik rehabilitasyon programından son derece başarılı sonuçlar alındığına işaret ederek, “Öyle ki  robotik rehabilitasyonla çok ağır inme geçirmiş hastalarda dahi yüzde 48 oranında tekrar yürüme olasılığını artırabiliyoruz. Yeter ki hastalar umutlarını hiç yitirmesinler ve programlara düzenli olarak katılsınlar” diye konuştu. </p>
<p><strong>Robot yardımıyla egzersizlerde maksimum fayda</strong></p>
<p>Standart fizik tedavide hastalar yorulabildikleri için süre ve motivasyonun sınırlanabildiğini aktaran Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli programın ise egzersizlerin süresi, tekrarı ve zorluğunda tedavinin yoğunluğunun artabileceği bir ortam sunduğunu anlatarak, “Örneğin, felçli hastalar kol hareketlerini çalıştırmak için seans içerisinde bir fizyoterapist ile 30 hareket tekrarı gerçekleştirirken, robot yardımıyla 1000&#8217;den fazla tekrar yapabiliyorlar. Klasik yöntemle günde en fazla 1,5 saat fizik tedavi alabiliyorken, robotik rehabilitasyonda günde 6 saate kadar fizyoterapistlerle birlikte çalışabiliyorlar” dedi.</p>
<p><strong>Egzersizler sanal gerçeklik ekranında simüle ediliyor</strong></p>
<p><strong> </strong>Robotik Rehabilitasyon programının ev ve sosyal yaşantımızda gerçekleştirdiğimiz işleri taklit eden egzersizleri yapma olanağı sağladığını aktaran Doç. Dr. Mustafa Çorum, konuşmasına şöyle devam etti: “Robotik rehabilitasyonda görevler ekranda sanal gerçeklikle simüle edildiği için terapiler çok daha eğlenceli geçiyor. Belirli hareketlerin yapıldığı bilgisayar oyunları dikkati sağlayarak hastaların egzersizlere daha iyi odaklanmalarına yardımcı oluyor. Hastalar, sanal ortamda yaratılmış görsel hedefe yönelik kol veya bacak hareketini görerek kendi hareketlerini düzeltebiliyorlar. Ayrıca hareketleri algılayan sensörler hastaya uyarı vererek hareketin düzgün yapılması için teşvik edebiliyor. Bu robotik cihazlar doğru hareketin her seferinde tam olarak aynı şekilde tekrarlanmasını ve bu sayede beynin kaslarını harekete geçirecek şekilde eğitilmesini sağlıyor.” </p>
<p><strong>&#8220;Aynı dönemde hem felç hem meme kanseriyle savaştım&#8221;</strong></p>
<p><strong> </strong>Söyleşiye katılarak kendi tedavisiyle ilgili bilgi veren 47 yaşındaki Seniha Terzi felç öyküsünü şöyle anlattı: “Bir şirkette pazarlama müdürüyüm. Sıradan bir iş günüydü. Masamda çalışırken, bir an bardağı tutamadığımı hissettim. Kolumdaki hissizlik sadece bir-iki saniye sürmüş olsa da yüksek tansiyon hastası olduğum için hemen tansiyonumu ölçtüm. Tansiyonum çok yüksek çıkınca ilacımı aldım ve  hastaneye gittim. Tam hastaneden ayrılırken bir anda ayağımda inanılmaz bir güç kaybı oluştu, kolum da hiç hareket edemez hale geldi. ‘Felç geçiriyorsunuz, sizi hemen yatırıyoruz’ dediler. Hastanede tedavi gördüğüm bir hafta boyunca kolumu hiç hareket ettiremedim, bacağımdaki güçsüzlük nedeniyle koltuk değneklerinden destek alarak yürüyebildim.” </p>
<p><strong> Adeta oyun oynar gibiydim, hiç sıkılmadım  </strong></p>
<p><strong> </strong>Hastanede klasik fizik tedavi yöntemi uygulandığını ve taburcu olduğunun ertesi günü Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nde seanslara başladığını belirten Seniha Terzi, “Tam 35 seans her gün işe gider gibi hastaneye gittim; tüm gün süren yoğun bir programa girdim. Ama hiç klasik bir fizik tedavi gibi değildi. Oyun oynar gibiydim. Aynı hareketi 10 kez yapsanız sıkılırsınız. Ancak hareketleri robotla birlikte yapınca hiç sıkılmadan tekrarlıyorsunuz. Kendimle yarıştığım, puan topladığım ve her gün kendimi biraz daha geçtiğim bir programdı” dedi. </p>
<p><strong>Artık hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum</strong></p>
<p>Tedavisine devam ederken meme kanserine de yakalandığını öğrenince zaman kaybetmeden ameliyat olduğunu belirten Seniha Terzi, bu nedenle fizik tedaviye bir hafta ara verdiğini anlatarak, “Beni meme kanserinden daha çok inme zorladı aslında. Ben çalışan, sporunu yapan ve seyahat eden çok aktif bir insandım, birden hayatım kısıtlanmış, neredeyse hiçbir şey yapamaz hale gelmiştim. Bu süreçte doktorum, sağlık personeli, ailem ve arkadaşlarım beni hep motive ettiler. Hem azmim hem çevremdeki insanların büyük destekleri sayesinde tedaviden başarılı sonuç aldım. Artık kolaylıkla elimi ve kolumu hareket ettiriyor, yürüyebiliyor; hayatıma kaldığım yerden aktif bir şekilde devam ediyorum” diyerek noktaladı sözlerini. </p>
<p><strong> “Yeniden yürüyebilmek çok büyük mir mutluluk”</strong></p>
<p><strong> </strong>Söyleşiye katılarak deneyimlerini anlatan 63 yaşındaki Sevim Çakmak, bir gece uykusundan uyandığında sağ kolunun tamamını kaplayan hissizliği fark ettiğini söyledi. Apar topar hastaneye kaldırılan Sevim Çakmak’a yarım saat içinde tüm tetkikler yapılmış ve beyin kanaması tanısı konulmuş. Son 3 aydır yoğunlaştırılmış nöro-rehabilitasyon tedavisi gören Sevim Çakmak, “En başından beri bilincim yerindeydi. Hiçbir zaman ‘ben artık yürüyemeyeceğim’ gibi umutsuzluğa düşmedim. Kolumun sağ tarafını hiç kullanamıyordum. Bugün pek çok işimi halledebiliyorum. Fizik tedavimi hiç aksatmıyorum. Üstelik sıkılmıyorum da. Tedavi sürecinde bilgisayar oyunu oynuyorum. Kuşları yakalıyorum, sonra ondan çıkıp başka oyunlara giriyorum. Uzun aradan sonra desteksiz yeniden yürüyebilmek çok büyük mutluluk” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robot-destekli-tedaviyle-cok-agir-felcli-hastalarda-bile-yurume-sansi-yuzde-48-oraninda-artiyor-542126">Robot destekli tedaviyle çok ağır felçli hastalarda bile yürüme şansı yüzde 48 oranında artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Karapınar Yılmaz, &#8220;Lösemili çocukların doğru tedaviyle yaşam şansı yüzde 90&#8217;ın üzerinde&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-karapinar-yilmaz-losemili-cocuklarin-dogru-tedaviyle-yasam-sansi-yuzde-90in-uzerinde-463100</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2024 08:54:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[karapınar]]></category>
		<category><![CDATA[lösemili]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyle]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=463100</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye'de ve dünyada her yıl binlerce çocuk lösemi hastalığına yakalanıyor. Ailelerde lösemi konusunda farkındalık yaratmak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-karapinar-yilmaz-losemili-cocuklarin-dogru-tedaviyle-yasam-sansi-yuzde-90in-uzerinde-463100">Prof. Dr. Karapınar Yılmaz, &#8220;Lösemili çocukların doğru tedaviyle yaşam şansı yüzde 90&#8217;ın üzerinde&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de ve dünyada her yıl binlerce çocuk lösemi hastalığına yakalanıyor. Ailelerde lösemi konusunda farkındalık yaratmak, lösemi tedavisi gören çocukların moral ve motivasyonunun sevgiyle yüksek tutulmasının önemine dikkat çekmek adına her yıl dünyada 25-31 Mayıs tarihleri arasında  “Dünya Lösemili Çocuklar Haftası” kapsamında çeşitli bilgilendirme etkinlikleri düzenleniyor. Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, hafta dolayısıyla lösemi konusunda dikkat çekici açıklamalarda bulundu.</p>
<p>         Lösemi hastalığının çocukluk çağında daha fazla görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, “Lösemi, çocukluk çağlarının kötü huylu kanserleri dediğimiz hastalıkların üçte birini oluşturuyor. Çok ölümcül olduğu için değil çok fazla görüldüğü için bilinen bir hastalık. Bu yüzden adı halk tarafından çok iyi biliniyor. 1960’lı yıllarda ilk tanındığı zamanlarda hastalığın tedavi edilmesi mümkün değildi. Hastaların yüzde 5’i birkaç yıl yaşatılabiliyordu. Ama aradan geçen 60 yıllık periyotta, çocukların yüzde 90 üzerinde yaşam şansı var. Tedavide çok büyük yol alındı. Normalde bizim kemik iliğimizde bazı kan hücreleri üretiliyor. Bu hücreler vücutta bazı hayati görevleri yerine getiriyor. Kanımızın içinde üç tip hücre var. Bunlar da kemik iliği dediğimiz yerde üretilir. Bu üç tip hücrenin yapısı bozulduğunda fonksiyonlarını yerine getiremezler. Bu durum; kanama, enfeksiyonlar, vücudun oksijen ihtiyacının karşılanmaması gibi sorunlara yol açar. Vücudumuzdaki bütün hücrelerin bir ömrü var; biz buna programlanmış ölüm diyoruz. Özellikle üretilen bu kan hücreleri, diğer hücrelerle karşılaştırıldığında kısa bir ömre sahipler. Üreme halindeki hücreler duraklama yaşadıklarında çok fazla üreme ve hata yapma gibi sonuçlar doğurabilirler. Normal hücrelere göre çok fazla üreyen bu hücreler çok fazla yer doldururlar. Sağlıklı kan hücrelerinin üremesi için yer bırakmaz ve üretilememelerine sebep olurlar. Normal kan hücreleriyle aynı fonksiyona sahip olmayan bu hücreler ölmezler ancak kemik iliğinden çıkan kanın gittiği yere ulaşırlar. Burada birçok organa ulaşırlar. Bu da lösemili bireylerdeki lenf şişliklerinin oluşmasına neden olur” diye konuştu.</p>
<p>         <b>“Hastalığın durumuna göre tedavi yöntemleri uygulanıyor”</b></p>
<p>         Löseminin tanı ve tedavisine değinen Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, “Genellikle 2 ile 6 yaş arasındaki çocuklarda görülmektedir. Ancak bütün yaş gruplarında da görülebilir. Çocukluk çağında görülen çoğunlukla ‘akut’ olarak adlandırılır. Yani hızlıca ortaya çıkar, örneğin bir ay öncesinde tamamen sağlıklı bireyler iken bir anda ortaya çıkan burun kanamaları, kalpte çarpıntı, halsizlik, ciltte morarmalar, ateş yükseklikleri görülebilir çünkü vücut mikroplara karşı koyamaz. Erişkinlerde görülen lösemi ise kronik dediğimiz uzun zamana yayılan bulgular gösterir. Çocuklarda yüzde 95’inde akut geri kalanında kronik lösemi görülmektedir, çocuklarda yavaş gelişen lösemi çok nadirdir. Tedavi kısmında ise her çocuğun ilaç tedavisi alması gerekir. Kemoterapi tedavisiyle lösemi hücrelerinin öldürülmesi hedeflenir ancak normal hücreler de bu tedaviyle yok edilmektedir. Kemoterapi, bağışıklık sisteminin başka yardımcı elemanlarını da olumsuz etkileyebiliyor. Kortizon tedavisi uygulanan çocuklarda ilaç; yüz şişkinliğine, bulantı, kusma, enfeksiyonlara karşı bağışıklık sisteminin daha eğilimli hale gelmesine yol açar. Kemoterapiden sonra bazı çocuklara ışın tedavisi uygulanmaktadır. Işın tedavisini kan beyin bariyerine geçme ihtimali olan hücreler için kullanıyoruz. Bilinen başka bir tedavi yöntemi ise kemik iliği naklidir. Çocukların büyük bir kısmı kemik iliği nakli olmadan iyileşip hayatlarına devam edebiliyorlar” dedi.</p>
<p><b>“Ege Üniversitesi çok kapsamlı bir tedavi sunuyor”</b></p>
<p>         EÜ’nün lösemi tedavisinde üstlendiği misyon hakkında bilgi veren Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, “Löseminin her aşamasında burada lösemili çocukların tedavileri mümkün. Genetik problemlerin saptanması, kemoterapilerin verilmesi, radyoterapilerin verilmesi farklı farklı bölümlerin çok büyük bir iş birliğiyle çalışarak gerçekleştirdiği bir süreç. Kemoterapinin verildiği kısmı EÜ Çocuk Hemotolojisi olarak biz yapıyoruz, radyoterapiyi Radyasyon Onkolojisi, Tıbbi Genetik genetik defektlerini değerlendiriyor, Patoloji, kemik iliği biyopsilerini değerlendirmeye çalışıyor, kemik iliği nakil ünitesi de kemik iliği naklini yapıyor. Ege Üniversitesinin çok kapsamlı bir tedavi sunduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>         Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, lösemi ile ilgili en büyük problemlerden birinin kemik iliği donörleri olduğunu söyleyerek bu konuda farkındalık yaratılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-karapinar-yilmaz-losemili-cocuklarin-dogru-tedaviyle-yasam-sansi-yuzde-90in-uzerinde-463100">Prof. Dr. Karapınar Yılmaz, &#8220;Lösemili çocukların doğru tedaviyle yaşam şansı yüzde 90&#8217;ın üzerinde&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cerrahi Şansı Olmayan Karaciğer Tümörlerinde Radyoembolizasyon Yaşam Beklentisini Yükseltiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cerrahi-sansi-olmayan-karaciger-tumorlerinde-radyoembolizasyon-yasam-beklentisini-yukseltiyor-453102</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 11:38:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beklentisini]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[olmayan]]></category>
		<category><![CDATA[radyoembolizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tümörlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yükseltiyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle son yıllarda görülme sıklığında artış gözlenen karaciğer tümörlerinin tedavisinde cerrahi tedavi çok önemli bir yer tutmakla birlikte hastaların yüzde 20 gibi küçük bir bölümü cerrahi şansına ulaşabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cerrahi-sansi-olmayan-karaciger-tumorlerinde-radyoembolizasyon-yasam-beklentisini-yukseltiyor-453102">Cerrahi Şansı Olmayan Karaciğer Tümörlerinde Radyoembolizasyon Yaşam Beklentisini Yükseltiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle son yıllarda görülme sıklığında artış gözlenen karaciğer tümörlerinin tedavisinde cerrahi tedavi çok önemli bir yer tutmakla birlikte hastaların yüzde 20 gibi küçük bir bölümü cerrahi şansına ulaşabiliyor. </em></p>
<p><em>Cerrahi şansı olmayan karaciğer tümörlerinde ise radyoembolizasyon yönteminin kullanıldığını anlatan Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk ve Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Topcuoğlu, karaciğer tümörlerinin ülkemizde de son yıllarda giderek arttığına işaret ederek hastaların yaşam beklentisinin artmasına fayda sağlayan radyoembolizasyon tedavisi hakkında bilgi verdi.</em></p>
<p> </p>
<p>Karaciğer tümörleri ve farklı organ kanserlerinin karaciğere metastaz yapmaları durumunda kullanılan TARE (TransArteriyel RadyoEmbolizasyon) yönteminin kullanımı giderek artıyor. Uygulamanın disiplinler arası bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk ve Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Topçuoğlu, bu yöntemin özellikle cerrahi imkanı olmayan hastalarda kullanıldığını ve başarılı sonuçlara ulaşıldığını anlattı. </p>
<p>Gerek tanı olanaklarının artması gerekse çevresel etkenlere bağlı olarak son yıllarda karaciğer kanseri sıklığının tüm dünya ile birlikte ülkemizde de arttığına dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk, dolayısıyla radyoembolizasyon tedavisinin de öneminin arttığına işaret etti. Vücuda radyoaktif maddeler verilerek sürdürülen bu tedavi ile ilgili Prof. Dr. N. Alan Selçuk, “Özellikle karaciğerin HCC dediğimiz Hepatoselüler kanserinde ya da kolanjio kanserinde radyoembolizasyon uyguluyoruz. Ayrıca kolon kanserinde, memenin ve nöroendokrin tümörlerinin karaciğere metastazlarında da radyoembolizasyon tedavisini uyguluyoruz” dedi. </p>
<p><strong>“KARACİĞER TÜMÖRLERİ ARTTIKÇA İHTİYAÇ ARTIYOR”</strong></p>
<p>Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Topcuoğlu, bunun yanında cerrahi tedavi şansı olmayan hastalarda radyoembolizasyon tedavisi sonrasında hastanın cerrahiye uygun hale gelebildiğini anlattı. Bu kapsamda karaciğer tümörlerinde radyoembolizasyon tedavisinin önemine değinen Doç.  Dr.Topçuoğlu, radyoembolizasyon uygulamasının girişimsel radyolojik tedavi yöntemlerinden bir tanesi olduğunu belirterek günümüzde karaciğer tümörlerinin saptanabilirliğinin artış göstermesiyle birlikte ihtiyacın her geçen gün arttığını söyledi. </p>
<p>Doç. Dr. Topcuoğlu bu hastaların sadece küçük bir kısmının cerrahi olarak ameliyatla tedavi olabildiğini belirterek “Cerrahi şansı olmayan hastalarda biz devreye girebiliyoruz. Tüm dünyada bu tedaviler yaklaşık 30 yıldır giderek artan sıklıkla yapılmakta. Cerrahi imkanı olmayan hastalara uyguladığımızda o hastaların tümörlerini küçülterek cerrahiye uygun hale getirebiliyoruz. Bazı hastalarda tümörleri tamamen ortadan kaldırıp ömürlerini uzatmaya yönelik katkı sağlayabiliyoruz. Birçok opsiyon mevcut” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong> “HASTALARDA TÜMÖRÜN KARACİĞERDE SINIRLI OLMASI TARE UYGULANMASI AÇISINDAN ÖNEMLİ</strong>”</p>
<p>Prof. Dr. Alan Selçuk, lokal tedaviler arasında nükleer tıp ve girişimsel radyolojinin iş birliği ile uygulanan TARE tedavi yönteminin yer aldığını belirterek tedaviyi hangi durumlarda kullandıkları konusunda şu bilgileri verdi: “Cerrahi şansını kaybetmiş ve karaciğer içerisinde çoklu tümör söz konusu olan hastalarda, TARE yöntemiyle tümörler küçültülebiliyor ya da tamamen ortadan kalkabiliyor. Ancak tümörün karaciğere lokalize olması yani sadece karaciğerde sınırlı olması uygulama için önem taşıyor. Karaciğerin kendinden kaynaklı ya da metastaz yapmış bu tümörler nastanın yaşam kalitesini etkiliyorsa ya da hastanın prognozunu yani hastalığın ilerlemesini karaciğer tümörü belirliyorsa bu tedaviyi devreye sokuyoruz.” </p>
<p><strong>“TEDAVİ RADYOAKTİF MADDELER VERİLEREK YAPILIR”</strong></p>
<p>Kolon kanserinde, memenin ve nöroendokrin tümörlerinin karaciğere metastazlarında da radyoembolizasyon tedavisini kullandıklarını anlatan Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk uygulamayla ilgili şu bilgileri verdi: “Girişimsel radyoloji ile birlikte yürütülen radyoembolizasyon iki basamaklı bir yöntemdir. Önce bir provası yapılır, karaciğerin anjiyosu çekilir. Tümörü besleyen damarı bulup hastaya uygulanacak radyoaktif maddenin dozu hesaplanır” diye konuştu. </p>
<p><strong>“HER HASTANIN ALACAĞI RADYASYON DOZLARI VE MİKTARLARI FARKLIDIR”</strong></p>
<p>Tedavi öncesinde prova yapıldığını hatırlatan Nükleer Tıp Uzman Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk, prova yapılmasındaki amacın hastanın bu tedaviden faydalanıp faydalanmayacağını ön görmek ve uygun olan hastada tümörü yok etmek için verilen radyasyon miktarını belirlemek olduğunu söyledi. Uygulanan bu tedavinin kişiye özel olduğunun altını çizen Prof. Dr. Alan Selçuk şunları anlattı: “Her hastanın damar yapısı kendine özgüdür. Bu nedenle hastanın damar yapısının haritasının çıkarılması tedaviyle verilecek olan radyoaktif madde kaçaklarının tespiti için önemlidir. Bazı hastalarda karaciğeri besleyen damarların başka organı da beslediği görülmektedir. Böyle bir durumda siz prova yapmadan verdiğiniz radyaaktif madde tümör yerine sağlan dokuya giderek orada hasar yaratmaktadır. Bunun önüne geçmek için tedavi öncesinde mutlaka prova amaçlı anjiyografi yapılarak her hastanın damar yapısı incelenir. Karaciğer dışına kaçak var mı yok mu gözlemlenir. Her hastanın alacağı radyasyon dozları ve miktarları farklıdır. Her hastanın anjiyo yapısı farklıdır. Bunların her biri ince hesaplar doğrultusunda hesaplanarak hastaya yönelik değerlendirme yapılır. Sonrasında provada yapıldığı şekliyle hesaplanan radyoaktif maddeler yine aynı yöntemle enjekte edilir. Enjeksiyon yapıldıktan sonra da verilen maddenin doğru hedefe gidip gitmediğini veya hastanın bu tedaviden faydalanıp faydalanmayacağı PET görüntüleri alınarak gözden geçirilmektedir.”</p>
<p><strong> “HASTA AYNI GÜN YA DA ERTESİ GÜN TABURCU EDİLİR”</strong></p>
<p>Yapılan işlem sonrasında hastanın aynı gün ya da bir gün sonra taburcu edildiğini söyleyen Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Topçuoğlu, kanserli dokuların bu tedaviye yanıtı en erken 6’ncı, 9’uncu ve 12’nci hafta arasındaki dönemde beklendiğini aktardı. Böylece yaklaşık 3 ay sonra MR, PET BT görüntülemesiyle kontrollerin sağlandığını hatırlatan Doç. Dr. Topcuoğlu metastazları ya da karaciğer tümöründeki küçülmeye göre ikinci bir tedavi şansının da hastalara tanıma imkanı olduğunu söyledi. Doç. Dr. Topcuoğlu, “Birinci seans anjiyoda provası yapılmış hastalar asıl tedavi için girişimsel radyoloji ünitesine gelir. Geldiğinde standart olarak sağ kasıktan nadiren de el bileğinden iğne deliğinden girilerek anjiyosunu gerçekleştiririz. Buradaki amaç: kanserli dokuları, kanseri besleyen atardamarlardan, radyasyon dozları önceden hesaplanmış ve yüklenmiş radyoaktif madde içeren mikroküre dediğimiz yapıları enjekte etmek. Hasta açısından oldukça konforlu olan bu işlemi lokal anesteziyle gerçekleştiriyoruz. Bu işlem yaklaşık olarak tabi tecrübeye de bağlı olarak 30 dk ile -1,30 saat sürmektedir. 1. anjiyo seansı olan prova işleminde kanserli dokunun atar damar haritası çıkarıldığı için ikinci anjiyo her zaman çok daha kısa sürer. Hastalar da uygulamanın nasıl gerçekleştiğine prova anjiyosu ile aşina olduğu için ikinci seans tedavi anjiyosu çok daha rahat oluyor” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cerrahi-sansi-olmayan-karaciger-tumorlerinde-radyoembolizasyon-yasam-beklentisini-yukseltiyor-453102">Cerrahi Şansı Olmayan Karaciğer Tümörlerinde Radyoembolizasyon Yaşam Beklentisini Yükseltiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Nakliyle Gelen İkinci Yaşam Şansı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-nakliyle-gelen-ikinci-yasam-sansi-419875</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Nov 2023 21:01:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[nakliyle]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücuttaki doku ve organların yapıtaşı olan kök hücreler taşıdıkları DNA kodları ile hasarlı bölgenin iyileşmesinde önemli rol oynuyor. Ana hücreler olarak bilinen, her tür doku ve hücreye dönüşebilme, sınırsız bölünebilme yeteneğine sahip olan kök hücreler vücutta onarım ve yenilenmeyi teşvik ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-nakliyle-gelen-ikinci-yasam-sansi-419875">Kök Hücre Nakliyle Gelen İkinci Yaşam Şansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KÖK HÜCRE NAKLİYLE GELEN İKİNCİ YAŞAM ŞANSI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Vücuttaki doku ve organların yapıtaşı olan kök hücreler taşıdıkları DNA kodları ile hasarlı bölgenin iyileşmesinde önemli rol oynuyor. Ana hücreler olarak bilinen, her tür doku ve hücreye dönüşebilme, sınırsız bölünebilme yeteneğine sahip olan kök hücreler vücutta onarım ve yenilenmeyi teşvik ediyor. Ancak düzgün çalışacak kadar sağlıklı olmadıklarında yaşamı tehdit eden ciddi hastalıklar ortaya çıkabiliyor.  İşte kök hücre nakli de tedavisi olmayan bu tür hastalıklarda kişiye umut olarak ikinci bir yaşam şansı veriyor. Memorial Ankara Hastanesi Pediatrik Hematoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Meriç Kaymak Cihan, hemen her yaştan hastaya uygulanabilen kök hücre naklinin (kemik iliği nakli) çocuk hastalar için önemi ve merak edilenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yaşamı tehdit eden durumlar ve kan hastalıklarının tedavisinde kök hücre nakli</strong></p>
<p> </p>
<p>Kök hücre nakli sağlıklı bir kişiden veya hastanın kendisinden toplanan kök hücrelerin tekrar hastaya verilmesi ile yapılan bir tedavi biçimidir. Lösemi (kan kanseri), lenfoma, nöroblastom, kalıtsal immün yetmezlikler, kalıtsal metabolik hastalıklar, otoimmün ya da immün disregülatuar gibi yaşamı tehdit eden hastalıkların yanı sıra Akdeniz anemisi (beta talasemi), orak hücreli anemi, edinsel ve kalıtsal aplastik anemi gibi çeşitli kan hastalıklarının tedavisi için de kök hücre nakline başvurulabilir. Halk arasında kemik iliği nakli olarak da bilinen bu tedavi şekli iki farklı şekilde gerçekleştirilir. Sağlıklı bir kişinin kök hücrelerinin hastaya aktarılmasına allojenik nakil, hastanın kendi hücrelerinin önceden toplanıp dondurularak daha sonra kendisine aktarılmasına ise otolog nakil adı verilir. Allojenik nakilde kök hücre kaynağı olarak HLA uyumlu sağlıklı akraba veya akraba dışı vericilerle; kordon kanı ya da yarı yarıya uyuşumlu anne, baba, çocuk veya kardeşlerden yararlanılabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kök hücre vericiden iki yolla alınır</strong></p>
<p> </p>
<p>Sağlıklı vericiden kök hücre toplamanın iki yöntemi vardır. Bunlardan ilki damar yolu açılarak yapılan uygulamadır. Verici afarez cihazına bağlanır, kan cihazda dolaştığı sırada içinden kök hücreler ayrıştırılarak farklı bir torbada toplanır. Ameliyathane ortamında gerçekleşen ikinci yöntemde ise verici genel anestezi ile uyutulur ve kalça kemiğinden özel iğnelerle girilerek kemik iliği toplama işlemi yapılır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kök hücrenin uyumu için nakil öncesi hazırlık rejimi tedavisi uygulanır</strong></p>
<p> </p>
<p>Nakil sonrası yeni kök hücrelerin hastanın vücudu tarafından reddedilmemesi için, nakil öncesi  kemoterapi ile immün sistemi baskılayan ilaçlardan oluşan ve hazırlık rejimi adı verilen ortalama bir hafta, 10 günlük bir tedavi uygulanır. Nakil günü, kök hücreler hastaya damar yolu ile verilir. Nakil süresi kök hücrenin miktarı ile hastanın kilosu ve yaşı gibi faktörlere bağlı olarak değişmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Nakil sonrası olası yan etkiler dikkatle takip edilmelidir</strong></p>
<p> </p>
<p>Hasta hazırlık rejimi süresince ve nakil sonrası ortalama 1 ay nakil ünitesinde kalmalı, doktor takibinde olmalıdır. Hastaya allojeneik kök hücre nakli (vericiden nakil) yapılmış ise 4.hafta verilen hücrelerin ne kadarının hastanın kemik iliğine yerleştiğine bakılır. Bu test sonrası genel durumu iyiyse ve herhangi bir problemi yoksa hasta taburcu edilir. Ancak bağışıklık sisteminin normale gelmesinin zaman aldığı bu dönemde çocuk hastanın enfeksiyon riskine açık hale geldiği unutulmamalıdır. Aynı zamanda kişide ağrı şikayetleri, mide bağırsak problemleri, iştah kaybı ve tat alma duyusunda farklılık gibi yan etkilerle saç kaybına ve deride bazı değişikliklere de bu dönemde rastlanabilir. Bu nedenle doktor tarafından planlanacak olan rutin kontrolleri aksatmamak çok önemlidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Ailelerin nakil konusunda kurallara harfiyen uyması beklenir</strong></p>
<p> </p>
<p>Nakil sonrası taburculukla başlayan yeni hayat en az tedavinin kendisi kadar önemlidir ve ailelerin azami dikkati göstermesi gerekir. Bu kapsamda hastanın yaşayacağı ev sürekli temiz tutulmalı, hasta ayrı bir odada kalmalı ve mümkün olduğunca ziyaretçi kabul edilmemelidir. Nakil hastasının kişisel hijyenine dikkat etmesi, güneşe çıkmadan koruyucu krem sürmesi, dışarıda maske takması, canlı aşı olan kişilerle temastan kaçınması ve nakil sonrası 1 yıl kadar denize ve havuza girmemesi uyulması gereken kurallar arasındadır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-nakliyle-gelen-ikinci-yasam-sansi-419875">Kök Hücre Nakliyle Gelen İkinci Yaşam Şansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadıbeşegil: Gezegenin kazananlar arasında olmadığı bir sistemin ayakta durma şansı yok</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadibesegil-gezegenin-kazananlar-arasinda-olmadigi-bir-sistemin-ayakta-durma-sansi-yok-358856</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 15:29:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[ayakta]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[durma]]></category>
		<category><![CDATA[gezegenin]]></category>
		<category><![CDATA[kadıbeşegil]]></category>
		<category><![CDATA[kazananlar]]></category>
		<category><![CDATA[olmadığı]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[sistemin]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358856</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi kapsamında konuşan stratejik iletişim danışmanı Salim Kadıbeşegil, “Gezegenin kazananlar arasında olmadığı bir iş modelinin, sistemin ayakta durma şansı yok” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadibesegil-gezegenin-kazananlar-arasinda-olmadigi-bir-sistemin-ayakta-durma-sansi-yok-358856">Kadıbeşegil: Gezegenin kazananlar arasında olmadığı bir sistemin ayakta durma şansı yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi kapsamında konuşan stratejik iletişim danışmanı Salim Kadıbeşegil, “Gezegenin kazananlar arasında olmadığı bir iş modelinin, sistemin ayakta durma şansı yok” dedi.</p>
<p>İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi kapsamında stratejik iletişim danışmanı Salim Kadıbeşegil, “Kazan-kazan-kazan” adlı sunum yaptı. Türkiye’nin ikinci yüzyılındaki vizyonunun önemli olduğunun altını çizen Salim Kadıbeşegil, “Eğer biz yüzyıllık bir yolculuk yapacaksak başka bir vizyona ihtiyacımız var. Bu vizyonlar, insan hakları ile gezegen haklarının ortak bir yaşam kültüründe buluşması, eğitim, sağlık, enerji ve kültürün herkes için dünya standartlarında, nitelikli ve bir yurttaşlık hakkı gereği bedava olabileceği bir Türkiye, etik ve adil ticarette standartları oluşturan uluslararası kurumlara katkı veren, oyun kurucu kimliğiyle öne çıkan bir ülke. Bu vizyonları yerine getirmek için karşımıza çıkacak engeller ise iklim krizi, mülteci sorunu ve sosyal patlamalar, yoksulluk, gelir adaletsizliği, kurumların güçten düşmesi” ded i.</p>
<p><strong>“Köy enstitüleri bugünün imkanlarıyla yeniden açılmalı”</strong><br />Kadıbeşegil, yeni yüzyıl için çözüm önerilerini sıralayarak, “Bu yüzyılda bu sorunların üstesinden gelmek isteyecek kurumlar olacak. Türkiye bunun neresinde olacak? Yedek kulübesinde mi olacak, sahada mı olacak? İklim krizinde yerel yönetimlerin çalışma yürütmesi lazım. Eğitim konusunu çözmemiz lazım. Okul öncesi eğitimde kaliteyi arttırmamız lazım. Ekolojik okuryazarlık, insanlık ve demokrasi eğitimi vermemiz lazım. Öğretmenliğin itibarını yeniden artırmamız lazım. Köy enstitüleri bugünün imkanlarıyla yeniden açılmadır. Her alanda kültürü ve sanatı üretmeliyiz. İş dünyasının baştan sona yenilenmesi lazım. Katılımcı demokrasi kültürünü geliştirmemiz lazım. Temel vatandaşlık gelirinin oluşturulması lazım” diye konuştu.</p>
<p>Kadıbeşegil, “Kazan, kazan, kazan. Üreten kazansın, tüketen kazansın ama gezegen kazansın. Gezegenin kazananlar arasında olmadığı bir iş modelinin, bir sistemin bu yüzyılda ayakta durma şansı yok. Yolcu olma şansı da yok” dedi.<br />Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadibesegil-gezegenin-kazananlar-arasinda-olmadigi-bir-sistemin-ayakta-durma-sansi-yok-358856">Kadıbeşegil: Gezegenin kazananlar arasında olmadığı bir sistemin ayakta durma şansı yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
