<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>riski | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/riski/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/riski</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>riski | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/riski</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[100]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor. En sık görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Günümüzde erken tanı, gelişmiş laboratuvar yöntemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve destekleyici bakım sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde iyileşme oranları % 90’ların üzerine çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, çocukluk çağı lösemileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı lösemileri hızlı ilerliyor</strong></p>
<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Bu kontrolsüz çoğalma ile sağlıklı alyuvar üretimi azaltmakta, trombosit seviyeleri düşmekte ve normal akyuvarlar kontrolsüz çoğalmaktadır. Bu durumda vücutta kansızlık, sık enfeksiyonlar ile karşı karşıya kalınması ve morarma ve kanama gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda lösemilerin büyük kısmı akut lösemi şeklindedir ve hızlı ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler uzun sürüyorsa dikkat!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında görülen lösemiler genel olarak üç ana grupta değerlendirilmektedir. Bunların içinde en sık rastlanan tip olan akut lenfoblastik lösemi (ALL) olup çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %75–80’ini oluşturmaktadır. Özellikle küçük yaş gruplarında daha sık görülmektedir. İkinci sıklıkta görülen tür akut miyeloid lösemi (AML)’dir ve ALL’ye göre daha nadirdir. Bunun dışında çocuklarda çok daha seyrek olarak görülen kronik lösemi türleri de bulunmaktadır. Löseminin tipinin doğru belirlenmesi, uygulanacak tedavinin planlanması ve başarı şansının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Lösemi hangi tip olursa olsun, belirtiler çoğunlukla kemik iliğinin sağlıklı kan hücresi üretememesi ve lösemi hücrelerinin organlara yayılması sonucu ortaya çıkmaktadır. İlk belirtiler genellikle sinsi başlamakta ve birkaç hafta içinde belirginleşmektedir. Kemik ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde büyüme, karında şişlik ve dolgunluk hissi, iştahsızlık ve nedensiz kilo kaybı, ciltte döküntüler, diş etlerinde şişme ve kanamalar, baş ağrısı, kusma ve görme bozukluklarıdır. Bu belirtiler başka hastalıklarda da görülebilmekte; ancak uzun sürmesi halinde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Löseminin tipinin belirlenmesi tedavi için oldukça önemli</strong></p>
<p>Çocukta yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde klinik şüpheye dayalı olarak kan sayımı ve periferik yayma ile başlamaktadır. Kesin tanı ve risk sınıflaması için aşağıdaki ileri tetkikler sıra ile uygulanmaktadır. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik iliği incelemesi:</strong> Kesin tanı için kalça kemiğinden özel bir iğne ile küçük bir örnek alınmaktadır. Bu inceleme, lösemi hücrelerinin varlığını göstermede en güvenilir yöntemdir.</li>
<li><strong>Hücrelerin ayrıntılı incelenmesi:</strong> Alınan örnekteki hücrelerin hangi lösemi tipine ait olduğunu anlamak için özel laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bu sayede en uygun tedavi planı hazırlanmaktadır.</li>
<li><strong>Genetik incelemeler:</strong> Lösemi hücrelerinde bulunan genetik değişiklikler araştırılmaktadır. Bu bilgiler hastalığın seyrini öngörmeye ve tedaviyi kişiye özel planlamaya yardımcı olmaktadır.</li>
<li><strong>Belden sıvı alma işlemi:</strong> Bazı çocuklarda hastalığın beyin ve omurilik çevresine yayılıp yayılmadığını değerlendirmek için bel bölgesinden ince bir iğne ile sıvı örneği alınabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan biyokimya testleri:</strong> Kanda bazı değerler ölçülerek hastalığın vücutta oluşturduğu etkiler ve tedavi süreci yakından takip edilmektedir.</li>
<li><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong> Gerekli durumlarda ultrason, tomografi veya MR gibi yöntemlerle vücuttaki diğer organlar değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu testler hastalığın tipini belirleyerek en uygun tedavi planının yapılmasını katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Lösemide birçok tedavi seçeneği birlikte kullanılabiliyor </strong></p>
<p>Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi, hastalığın tipine ve risk grubuna göre şekillenen multidisipliner bir süreçtir. Çocukluk çağı lösemileri günümüzde yüksek başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tedavide; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, gerektiğinde kök hücre (kemik iliği) nakli ve destek tedavileri uygulanabilmektedir. Özellikle ALL’de güncel tedavi protokolleri ile başarı oranları oldukça yüksektir. Erken tanı konulan çocukların önemli bir kısmı tamamen iyileşerek sağlıklı yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Tedavinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için farklı evrelerde (indüksiyon, konsolidasyon, idame) uygulanan ilaç kombinasyonlarını içermektedir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Genellikle merkezi sinir sistemi ve erkek çocuklarda testis tutulumu olan veya yüksek riskli vakalarda kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Kök Hücre Nakli (Kemik İliği Nakli):</strong> Yüksek riskli veya nüks eden vakalarda uygulanmaktadır.</li>
<li><strong>Hedefe Yönelik Akıllı İlaçlar ve Moleküler Tedaviler:</strong> Klasik kemoterapinin aksine, sadece kanser hücresindeki belirli moleküler hedefi (mutasyonu) bulup yok edebilmektedir. Sağlıklı hücrelere verilen zarar minimal düzeydedir.</li>
<li><strong>İmmünoterapi:</strong> İmmünoterapide, bispesifik antikorlar ve CAR-T hücre tedavisi uygulanabilmektedir. Bispesifik antikorlar; bağışıklık sisteminin T hücrelerini lösemi hücresine bağlayan ve köprü görevi gören “akıllı” molekülleridir. CAR-T hücre tedavisi ise hastanın kendi T hücreleri laboratuvarda, lösemi hücrelerini tanıyacak ve yok edecek şekilde düzenlenmektedir. Özellikle nüks veya dirençli ALL’de %80-90’a varan yanıt oranları bildirilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken tanı alan çocuklarda tedavi başarısı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Lösemi tanısı aileler için korkutucu olabilmektedir, ancak günümüzde çocukluk çağı lösemileri yüksek oranda tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. Donanımlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunan merkezlerde erken tanı ve kişiye özel tedavi süreci başarıyı belirleyen en önemli unsurlardır. Erken tanı:</p>
<ul>
<li><strong>Tedavi şansını ve başarı oranını yükseltir:</strong> Erken evrede yakalanan lösemilerde, tam iyileşme (remisyon) sağlama şansı %90’ın üzerine çıkabilmektedir. İlerlemiş veya komplikasyonlu vakalarda bu oran düşebilmektedir.</li>
<li><strong>Tedavinin yoğunluğunu ve yan etkilerini azaltır:</strong> Erken teşhis, hastalığın yayılmadan kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu da daha az agresif kemoterapi protokolleri, daha düşük ilaç dozları ve dolayısıyla daha az kısa ve uzun vadeli yan etki anlamına gelmektedir.</li>
<li><strong>Kök hücre nakli ihtiyacını azaltır:</strong> Erken ve etkili tedaviyle birçok hasta sadece kemoterapi ile iyileşebilirken, geç teşhis edilen ve yüksek riskli hale gelen hastalarda kök hücre nakli tek küratif seçenek olabilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Günümüzde aileden yarı uyumlu nakiller ile tedavi başarısı artıyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde başarı şansını daha da artırmaktadır. Geçmişte tam uyumlu bir verici bulunamaması önemli bir sorun olarak görülürken, bugün anne, baba veya kardeş gibi aile bireylerinden alınan yarı uyumlu nakiller de güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir. Ayrıca kordon kanından elde edilen kök hücrelerin özel yöntemlerle çoğaltılması, naklin başarı şansını yükseltmekte ve daha fazla çocuk için umut oluşturmaktadır. Nakil öncesinde uygulanan hazırlık tedavilerinin de daha güvenli hale gelmesi sayesinde çocuklar bu süreci daha rahat geçirmekte, yan etkiler ise geçmişe göre daha iyi kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, özellikle dirençli veya tekrarlayan lösemi vakalarında tedavi seçeneklerini genişletmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kameralı gözlükler teknoloji mi, gözetim riski mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-625932</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alma]]></category>
		<category><![CDATA[cihazları]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[gözetim]]></category>
		<category><![CDATA[gözlük]]></category>
		<category><![CDATA[gözlükler]]></category>
		<category><![CDATA[kameralı]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Veri]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül, giyilebilir teknolojilerin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte gündelik yaşamda daha sık kullanılmaya başlanan kameralı gözlükler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-625932">Kameralı gözlükler teknoloji mi, gözetim riski mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül, giyilebilir teknolojilerin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte gündelik yaşamda daha sık kullanılmaya başlanan kameralı gözlükler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Kameralı gözlükler hayatını her alanına girdi</strong></p>
<p>Prof. Dr. And Algül, kimi ürünlerin “eller serbest” görüntü alma imkânı sunduğuna dikkat çekerek, “Bu cihazların toplumsal alanda kullanımı mahremiyet, kişisel veri ve gözetim tartışmalarını da karşımıza getiriyor. 2026 yılı itibariyle kameralı gözlükler; genellikle dahili kamera, mikrofon, Bluetooth/Wi-Fi bağlantısı, sensörler ve bazı modellerde yapay zekâ destekli yazılımlar ile donatılmış durumda. Kullanıcılar bu cihazlarla fotoğraf ve video çekebiliyor, ses kaydı alabiliyor ve bazı modellerde görüntüleri anlık olarak sosyal medyada paylaşabiliyor.” dedi.</p>
<p>Bu cihazların, içerik üretimi, iletişim, eğitim ve teknik destek sağlama alanlarında kullanılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Algül, “Cihazların kullanıcının gözünden görüyormuş gibi görüntüleri kayıt altına alması, cihazları diğer kameralardan farklı bir konuma yerleşmesini sağlıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sıradan bir aksesuar mı, yoksa potansiyel bir gözetim aracı mı?</strong></p>
<p>Uzmanlara göre kameralı gözlüklerin yalnızca bir teknoloji ürünü değil, aynı zamanda potansiyel bir gözetim aracı olarak değerlendirildiğine işaret eden Prof. Dr. Algül, “Kamera kaydının çoğu zaman fark edilmemesi, çevredeki bireylerin rızası dışında görüntülenmesine yol açıyor. Bu durum, Michel Foucault’nun ‘sürekli gözetim’ fikrini ve Shoshana Zuboff’un ‘gözetim kapitalizmi’ kavramını da yeniden gündeme taşıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kameralı gözlüklerle alınan görüntüler kişisel veri sayılır mı?</strong></p>
<p>Türkiye’de yürürlükte olan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na (KVKK) göre, kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin kişisel veri sayıldığına vurgu yapan Prof. Dr. And Algül, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu kapsamda, yüz görüntüsü, ses kaydı, konum bilgisi içeren görüntüler kişisel veri olarak değerlendiriliyor. Özellikle yüz görüntüsü ve ses kaydı, kişinin kimliğini doğrudan ortaya koyabildiği için biyometrik veri kapsamında değerlendirilebiliyor ve özel nitelikli kişisel veri statüsüne giriyor. KVKK’ya göre kameralı gözlük kullanan bireyler, açık rıza almadan kayıt yapmamalı, özel alanlarda (ev, okul, hastane gibi) görüntü almaktan kaçınmalı, kaydedilen verileri amacı dışında kullanmamalı, görüntüleri izinsiz paylaşmamalı. Aksi durumların hem idari hem de cezai sorumlulukları ortaya çıkabiliyor.”</p>
<p><strong>Sosyal medyada paylaşım ve sonuçları</strong></p>
<p>Kameralı gözlüklerle çekilen görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasının, kişilik haklarının ihlali, dijital linç, yanlış bağlamda kullanım ve veri güvenliği ihlalleri gibi ciddi riskleri ortaya çıkardığını ifade eden Prof. Dr. Algül, “Özellikle kamusal alanlarda çekilen görüntülerin bağlamından koparılarak paylaşılması, bireyler için itibar kaybına yol açabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Gizli çekim ve dijital taciz riski… </strong></p>
<p>Uzmanların, kameralı gözlüklerin gizli çekim ve dijital taciz amacıyla kötüye kullanılabileceği uyarısında bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. And Algül, “Kadınlar ve çocuklar açısından bu cihazlar habersiz görüntü alma, takip ve gözetleme ve dijital şiddet ve taciz risklerini artırabiliyor. Bu durum, teknolojik ilerlemenin toplumsal cinsiyet ve çocuk güvenliği perspektifiyle birlikte ele alınması gerekliliği konusunu karşımıza çıkarıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kameralı gözlük kullananlar nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>“Kameralı gözlük kullanmak isteyenler, görünür bir şekilde cihazın kullanımda olduğunu ve kayıt aldığını belirtmeli, kalabalık ve özel alanlardan kayıt almamaya özen göstermeli, konuya ilişkin hukuki sorunlar ve sınırların farkında olmalı, çekilen görüntülerdeki kişilerden paylaşım öncesi açık rıza metni alınmasına önem vermeli.” diyen Prof. Dr. Algül, “Kameralı gözlüğün izinsiz kullanımı fark edildiğinde kayıt yapan uyarılmalı, alınan kayıtların delil olacak nitelikte belgelenmesi, ihtiyaç halinde kolluk kuvvetlerine, savcılığa ve KVKK’ya konu iletilmeli.” şeklinde uyarıda bulundu.</p>
<p><strong>Kameralı gözlük teknoloji mi, sınır ihlali mi?</strong></p>
<p>Prof. Dr. And Algül, “Kameralı gözlükler, doğru kullanıldığında yaratıcı üretim ve iletişim açısından önemli fırsatlar sunuyor. Ancak kontrolsüz kullanım, bu cihazları mahremiyet ihlali ve gözetim aracı haline getiriyor. Asıl mesele kameralı gözlüğün sunduğu imkanlarla görüntüleri teknik ve uygulama açısından elde edebilmek değil, konu teknoloji değil; konu etik, hukuki bilinç ve kullanıcı sorumluluğu olarak karşımıza çıkıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-625932">Kameralı gözlükler teknoloji mi, gözetim riski mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;in iklim riski analizi CLIMAAX değerlendirmesinde öne çıktı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-iklim-riski-analizi-climaax-degerlendirmesinde-one-cikti-625742</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:33:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[analizi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[climaax]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirmesinde]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin CLIMAAX programı kapsamında yürüttüğü iklim riski değerlendirme çalışması (MUHIR Projesi) Faz 2 değerlendirmesinde büyük beğeni topladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-iklim-riski-analizi-climaax-degerlendirmesinde-one-cikti-625742">Büyükşehir&#8217;in iklim riski analizi CLIMAAX değerlendirmesinde öne çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin CLIMAAX programı kapsamında yürüttüğü iklim riski değerlendirme çalışması (MUHIR Projesi) Faz 2 değerlendirmesinde büyük beğeni topladı. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü Gelişmiş İklim Dayanıklılığı için Yüksek Çözünürlüklü Yerel Verilerin Entegrasyonu (MUHIR) projesi çalışmaları sürüyor. Antalya’da aşırı sıcaklıklar ve kentsel ısı adası etkilerine odaklanan proje, bilimsel yaklaşımı, karar alma süreçlerine katkı sunan yapısı, yerel verilerden yoğun biçimde yararlanılması gibi çalışmalardan dolayı beğeni topladı. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>RAPORLAR İYİ YAPILANDIRILMIŞ</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Değerlendiriciler tarafından paylaşılan geri bildirimlerde, raporun iyi yapılandırıldığı, CLIMAAX çerçevesiyle güçlü uyum gösterdiği ve pilot ölçekli bir değerlendirmeden il geneline yayılan kapsamlı bir analize geçişi açık biçimde ortaya koyduğu belirtildi. Yerel olarak belirlenen eşik değerler, uydu verileri ve etkilenebilirlik göstergelerinin kullanılması da çalışmanın güçlü yönleri arasında gösterildi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>PAYDAŞ KATILIMI VE BİLGİLENDİRME FAALİYETLERİ OLUMLU</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Faz 2 değerlendirmesinde performans göstergelerinde önemli ilerlemeler kaydedildiği vurgulandı. Bu kapsamda, yerel veri setleri kullanılarak sıcak hava dalgası iş akışının tamamlandığı, etkilenebilirlik katmanlarının geliştirildiği ve kentsel ısı adası risk haritalamasının başarıyla gerçekleştirildiği ifade edildi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>KATILIMCI VE ÇÖZÜM ODAKLI ÇALIŞMALAR SÜRECEK</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğine karşı dirençliliği artırmak ve uyum kapasitesini güçlendirmek amacıyla bilimsel, katılımcı ve çözüm odaklı çalışmalarını önümüzdeki dönemde de kararlılıkla sürdürecek. Antalya’nın iklim risklerine karşı daha hazırlıklı ve daha dirençli bir kent haline gelmesi için yeni analizler, iş birlikleri ve uygulamaların hayata geçirilmesine devam edilecek.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-iklim-riski-analizi-climaax-degerlendirmesinde-one-cikti-625742">Büyükşehir&#8217;in iklim riski analizi CLIMAAX değerlendirmesinde öne çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den üreticilere &#8220;zirai don&#8221; uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ureticilere-zirai-don-uyarisi-625697</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[don]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[üreticilere]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[zirai]]></category>
		<category><![CDATA[Zirai Don]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625697</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, hava sıcaklıklarında beklenen düşüş nedeniyle zirai don riskine karşı vatandaşları ve üreticileri uyardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ureticilere-zirai-don-uyarisi-625697">Büyükşehir&#8217;den üreticilere &#8220;zirai don&#8221; uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, hava sıcaklıklarında beklenen düşüş nedeniyle zirai don riskine karşı vatandaşları ve üreticileri uyardı. Yapılan açıklamada, özellikle tarımsal faaliyetlerle uğraşan çiftçilerin dikkatli olmaları ve gerekli önlemleri almalarının büyük önem taşıdığı vurgulandı.</p>
<p><b>KOCAELİ İÇİN “ZİRAİ DON” UYARISI</b></p>
<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden verilen bilgilere göre, 7 Nisan (bugün) Salı gününü 8 Nisan Çarşamba (yarın) gününe bağlayan geceden itibaren Marmara’nın güneydoğusu, İç Ege, İç Anadolu’nun kuzeyi ile Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde hafif, 8 Nisan Çarşamba (yarın) gününü 9 Nisan Perşembe gününe bağlayan geceden itibaren ise Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzeyinde orta, yer yer kuvvetli zirai don riski bulunacağı belirtildi.</p>
<p><b>11 NİSAN’A KADAR ETKİLİ OLACAK</b></p>
<p>Açıklamada, söz konusu riskin 8 Nisan Çarşamba (yarın) günü saat 00.00 itibarıyla başlayacağı ve 11 Nisan Cumartesi günü saat 09.00’a kadar etkili olmasının beklendiği ifade edildi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ayrıca, il genelindeki çiftçilere zirai don riskine karşı bilgilendirme amacıyla SMS gönderdi.</p>
<p><b>ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER</b></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi, zirai don uyarısına karşı üreticilere yönelik bir dizi tedbir ve öneriyi de paylaştı. Buna göre çiftçilerin öncelikle bitki koruma ürünlerini zamanında uygulamaları, seralarda ise sıcaklık değerlerini düzenli olarak kontrol altında tutmaları gerekiyor. Don riskinin yüksek olduğu bölgelerde ısıtma sistemlerinin hazır bulundurulması önem taşırken, mümkün olan durumlarda hassas ürünlerin erken hasat edilmesi tavsiye ediliyor. Ayrıca bitkilerde oluşabilecek su stresini azaltmak amacıyla ihtiyaç halinde sulama yapılmasının da fayda sağlayacağı belirtiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ureticilere-zirai-don-uyarisi-625697">Büyükşehir&#8217;den üreticilere &#8220;zirai don&#8221; uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 07:52:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulmadan]]></category>
		<category><![CDATA[bulun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[siz]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor. Peki kansere karşı sadece belirtileri takip etmek kanseri önlemek için yeterli olabilir mi? Birçok kanser türünün belirgin şikâyetler ortaya çıkmadan önce, uzun bir süre sessiz ilerlediğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Günümüzde gelişen genetik ve moleküler teknolojiler sayesinde kanserle mücadelede yeni bir yaklaşım öne çıkıyor: riski henüz hastalık ortaya çıkmadan önce ölçmek. Genetik taramalar ve moleküler analizler sayesinde bireylerin kanser yatkınlığı belirlenebiliyor, böylece riskli kişilerin daha erken ve daha sık taranarak kanser oluşmadan önlenmesi ya da çok erken evrede yakalanmasının mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanser genetiğimizde var mı? </strong></p>
<p>Kanserlerin oluşum nedenlerine göre ikiye ayrıldığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bunlar sporadik yani sonradan gelişen kanserler ve kalıtsal kanserlerdir. En sık görülen kalıtsal olmayan kanserlerin gelişiminde; karsinojenik kimyasallar, radyasyon, bazı virüsler ve yaşam tarzına bağlı çevresel risk faktörleri önemli rol oynuyor. Kalıtsal kanserlerde ise kanser gelişimine zemin hazırlayan genetik değişiklikler söz konusu oluyor. Bu tür kanserlerde risk, çoğu zaman anne veya babadan aktarılan, daha nadir durumlarda ise kişinin doğuştan DNA’sında bulunan zararlı bir gen mutasyonundan kaynaklanabiliyor. Bu nedenle bazı bireylerde kanser gelişimi, genetik yatkınlıkla ilişkili olarak daha erken yaşlarda veya daha yüksek riskle ortaya çıkabiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kanser belirteçleri kanda gizleniyor</strong></p>
<p>Genetik bilgilerin ve teknolojilerin sağladığı gelişmeler sayesinde bir kişinin DNA’sında kalıtsal kanserlerden birine yol açabilecek zararlı mutasyon bulunup bulunmadığının tespitinin oldukça kolay olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı,  Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Örneğin, meme ve over kanserine yol açabilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları, endometrium (rahim) ve kolorektal (kalın barsak) kanserlere yol açabilen MLH1, MSH2 kalıtsal (germline) gen mutasyonları gibi kanserlerle ilişkili tüm bilinen genler kandan elde edilen DNA’dan incelenebilmekte. Öte yandan sporadik yani sonradan gelişen kanserlere olan yatkınlığımızın (Poligenik Risk Skoru) toplum riskine göre daha yüksek olup olmadığının ölçülmesi de yine koldan alınan küçük bir kan örneği ile mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>“Ya kanımda kanser riski çıkarsa?”</strong></p>
<p><strong>Kalıtsal genetik taramalar</strong>la<strong> “</strong>aileden aktarılabilen kanser riski”ni taşıyan bireylerin erken dönemde belirlenmesini sağladığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bu sayede yüksek risk grubunda yer alan kişiler daha yakından takip edilebilir; gerekli durumlarda koruyucu cerrahi ya da ilaçla risk azaltıcı tedaviler gibi önleyici yaklaşımlar planlanabilir. Benzer şekilde, <strong>poligenik risk skoru </strong>yüksek olan yani belirli bir kanser türüne yakalanma olasılığı toplum ortalamasına göre daha fazla olan bireyler de standart tarama programlarından farklı olarak daha erken yaşta ve daha sık taranabilir. Böylece kanser gelişmesi durumunda hastalık çok daha erken evrede yakalanabilir; ayrıca o kansere özgü yaşam tarzı değişiklikleriyle riskin azaltılması ve mümkünse hastalığın hiç ortaya çıkmaması hedeflenir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>O testler halen çok önemli. Çünkü…</strong></p>
<p>Günümüzde meme kanseri için mamografi, rahim ağzı kanseri için Pap smear, kalın bağırsak kanserleri için kolonoskopi ve gaitada gizli kan testleri, akciğer kanseri için ise akciğer grafisi ya da düşük doz bilgisayarlı tomografi gibi taramaların kanserin erken yakalanmasında hâlâ en önemli yöntemler arasında yer aldığını belirten <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Gelişen teknoloji sayesinde erken tanı artık yalnızca bu klasik yöntemlerle sınırlı değil. Günümüzde kanda, tümör hücrelerinden dolaşıma karışan DNA parçalarının tespit edilmesi mümkün hale geldi. Bu sayede hem kanserin çok daha erken dönemde fark edilmesi hem de kanser hastalarında tedaviye verilen yanıtın takip edilmesi mümkün olabiliyor. Ayrıca DNA’daki bazı biyolojik değişiklikleri inceleyen yeni nesil testlerle, tek bir kan örneği üzerinden birden fazla kanser türünü erken dönemde saptamayı hedefleyen yöntemler geliştiriliyor. Bu gelişmeler, kanser taramasında gelecekte çok daha erken ve kişiye özel bir sağlık yönetiminin önünü açacak” diyor.</p>
<p><strong>Kanserde “kitle saptama” dönemi yerini “kanserleşme sürecini izleme”ye bırakıyor</strong></p>
<p>Kanserin erken tanısının “kitle saptama” yaklaşımından daha çok “kanserleşme sürecini izleme” yaklaşımına doğru evrildiğini vurgulayan <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Genetik ve moleküler teknolojilerdeki hızlı gelişmeler, kanserin erken tanısında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Günümüzde farklı biyolojik verilerin birlikte değerlendirildiği analizler, yapay zekâ destekli risk hesaplamaları ve çeşitli biyobelirteçlerin takibi giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor. Bu yaklaşımlar sayesinde genetik taramalar ve hücresel düzeydeki değişikliklerin izlenmesi, klasik tarama yöntemlerini tamamlayan güçlü araçlar haline geliyor. Yakın gelecekte sağlık yönetiminin odağı, kanser ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekten ziyade, henüz klinik bir hastalık oluşmadan önce kanser riskini belirleyip yönetmek olacak. Böylece kişiye özel sağlık yaklaşımlarıyla kanserin mümkün olduğunca erken saptanması ve hatta bazı durumlarda ortaya çıkmadan önlenmesi hedefleniyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622779</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779">Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? “Basit bir diş eti kanaması” denilerek yeterince önemsenmeyen sorunun hayati riske dahi yol açabildiğini? Hatta kalp krizi riskinin diş etinden başlayabildiğini? <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan</strong>,<strong> </strong>özellikle diş eti hastalıklarının kalp ve damar hastalıklarıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu belirterek, Alzheimer ve kanser sürecini de olumsuz etkilediğini, buna karşın toplumdaki farkındalığın hala son derece yetersiz olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Noyan, ağız ve diş sağlığının önemine yönelik çarpıcı bilgiler verdi; alınacak basit ama etkili 7 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu…</p>
<p>Diş eti hastalığının en erken ve en önemli belirtisi diş fırçalarken oluşan kanamayla ortaya çıkıyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi </strong><strong>Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan</strong> “Nasıl ki ellerimizi yıkarken kanama olmuyorsa, diş etlerimizin de fırçalarken kanamaması gerekir. Ancak birçok kişi yanlış fırçalama teknikleri nedeniyle diş etine temas etmeden temizlik yapıyor. Bu da hastalığın fark edilmeden ilerlemesine yol açıyor” diyor. Sorunun ilerlemesiyle kendiliğinden veya yemek sırasında kanamalar ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Noyan bu aşamada çoğu hastanın cerrahi işlemler, implant ve protez gibi çok daha kapsamlı tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Diş eti hastalıkları Alzheimer ve kanserle de ilişkili!</strong></p>
<p>Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ve diş kaybıyla sınırlı kalmayıp, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak birçok hastalığı tetikliyor. Prof. Dr. Noyan şu bilgileri veriyor: “Diş eti hastalıkları sistemik hastalıkların ortaya çıkması, var olan hastalığın da şiddetlenmesinde rol oynuyor. Kötü ağız hijyeninin, kanser sonrası sağ kalım süresini olumsuz etkilediği de bilimsel olarak gösterilmiştir. Tedavi edildiğinde; iltihap belirteci olan CRP (c-reaktif protein) azalır, kolesterol seviyesi düşer, kan şekeri olumlu etkilenir. Kalp ve damar hastalıklarının tekrarlama riski azalır. Alzheimer ve kanserin önemli nedenlerinden olan vücuttaki kronik enflamasyon ortadan kalkar. Yapılan çalışmalar; ameliyatlardan önce diş taşı temizliği, kök yüzeyi düzleştirme işlemlerinin yapılması ve ağız hijyeninin sağlanmasının da enfeksiyon riskini azalttığını ve hastanede kalış süresini kısalttığını ortaya koyuyor.” </p>
<p><strong>Kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini artırabiliyor!</strong></p>
<p>Uluslararası Kardiyoloji Dergisi&#8217;nde geçtiğimiz ay yayınlanan çalışmada; çocukluk dönemindeki ağız sağlığının, yetişkinlikte damar sertliği ve kalp hastalıkları riskinin artmasına yol açtığının bildirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Noyan “Bu bize, süt dişlerinin sürmesini takiben, hemen diş fırçalama işleminin başlaması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu halk sağlığı konusunda herkese büyük görev düşmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Diş eti kanamasında erken müdahale şart</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığını korumanın en etkili yolu, zararlı bakterilerin çoğalmasını engellemekten geçiyor. Bunun için ağız ve diş bakımı alışkanlığı kazanmak şart. Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, diş eti kanaması fark edildiğinde zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini, erken dönemde yapılan diş taşı temizliği ve kök yüzeyi düzleştirme işlemleriyle iltihabın kolaylıkla tedavi edilebildiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Ağız ve diş bakımında basit ama etkili 7 yöntem!</strong></p>
<p>“Küçük gibi görünen bazı alışkanlıklar, hayat kurtaracak kadar büyük bir etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Noyan, doğru ve sağlıklı ağız ve diş bakımının kurallarını şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Günde en az iki kez, özellikle gece yatmadan önce dişlerinizi fırçalayın. </li>
<li>Doğru teknik ve size uygun diş fırçası için mutlaka diş hekiminin önerisini alın. </li>
<li>Günde en az bir kez diş ipi ya da arayüz fırçası kullanın. Bakteriler en çok, diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda birikir. </li>
<li>Ağız kokusunun ve bakterilerin önemli kaynaklarından biri dil yüzeyidir. Bu nedenle mutlaka dilinizi de temizleyin. </li>
<li>Ağız gargarasını hekim önerisi olmadan kullamayın. Çünkü gargaralar yararlı bakterileri de yok ederek damar sağlığı için gerekli olan nitrit oksit üretimini azaltabilir. Ayrıca alkollü gargaralar, özellikle sigara kullanan bireylerde kanser riskini artırabilir.</li>
<li>Her gün yeterli su için. Tükürük ağız içini koruyan doğal bir savunmadır. Ağız kuruluğu yaşayan bireylerin gün boyunca suyu yudum yudum tüketmesi büyük önem taşır.</li>
<li>En az 6 ayda bir mutlaka diş hekimine gidin. Yapılan kontroller, yalnızca diş taşı temizliği değil, zararlı bakterilerin hastalık oluşturacak seviyeye ulaşmasını önlemek için gereklidir. Çünkü temizlik yapılmasından 9-11 hafta sonra zararlı bakteriler çoğalmaya başlar.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779">Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 14:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilerde]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[psikozu]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, yapay zekâ sohbet robotlarının yaygın kullanımı, olası psikolojik etkileri, riskli gruplar ve güvenli kullanımına dair bilgiler paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919">Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, yapay zekâ sohbet robotlarının yaygın kullanımı, olası psikolojik etkileri, riskli gruplar ve güvenli kullanımına dair bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Yoğun sohbet robotu kullanımı bazı kişilerde ruhsal belirtileri etkileyebilir mi?</strong></p>
<p>Son yıllarda yapay zekâ teknolojilerinin günlük hayatın önemli bir parçası hâline geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Özellikle ‘sohbet robotları’ olarak adlandırılan ve kullanıcılarla yazılı veya sözlü iletişim kurabilen sistemler, milyonlarca insan tarafından bilgi edinmek, sohbet etmek veya duygusal destek almak amacıyla kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Sohbet robotlarının; insanların yazdığı metinleri analiz ederek olası cevaplar üreten yazılım sistemleri olduğunu ve günümüzde çok gelişmiş dil modellerine dayandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Özellikle son yıllarda klinisyenler ve araştırmacılar, yoğun sohbet robotu kullanımının bazı kişilerde ruhsal belirtileri etkileyip etkileyemeyeceğini tartışmaya başladı. 2023 yılında bazı araştırmacılar, sohbet robotu kullanımının psikotik belirtilerle ilişkili olabileceğini ifade ederek ‘yapay zekâ psikozu’ kavramını gündeme getirdi. Ancak bu kavram henüz resmi bir psikiyatrik tanı değil ve bu konuda kesin bilimsel veriler oldukça sınırlı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sohbet robotu kullanmak tek başına ruhsal hastalığa yol açmaz!</strong></p>
<p>Bugün yapay zekâ sistemlerinin dünya genelinde çok büyük bir kullanıcı kitlesine ulaştığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bazı araştırmalar, özellikle genç yetişkinlerin önemli bir kısmının ruh sağlığıyla ilgili sorular için yapay zekâ sistemlerine başvurduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Bununla birlikte, uzmanların önemli bir noktaya dikkat çektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Sohbet robotu kullanmak tek başına ruhsal hastalığa yol açmaz. Bugüne kadar yapay zekânın doğrudan psikoz başlattığını gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmamakta. Mevcut bilgiler daha çok vaka raporları, klinisyen gözlemleri ve medya haberlerinden elde edilmekte.</p>
<p>Ancak bazı vakalarda yoğun ve uzun süreli kullanımın mevcut psikiyatrik hassasiyetleri etkileyebileceği düşünülmekte. Örneğin bazı klinisyenler, günler boyunca çok yoğun yapay zekâ sohbeti yapan kişilerde sanrısal düşünceler veya gerçeklik algısında bozulma gibi belirtilerin arttığını bildirmiştir.”</p>
<p><strong>Bazı kullanıcılar sistemi insan gibi algılayıp ona bilinç atfedebilir!</strong></p>
<p>Sohbet robotlarının insan gibi düşünmediğini veya bilinç sahibi olmadığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu sistemler yalnızca büyük veri kümelerinden öğrendikleri dil kalıplarına dayanarak istatistiksel olarak en olası cevabı üretirler. Yani kullanıcıya doğru ya da yanlış olduğuna bakmadan, konuşmayı sürdürmeye en uygun yanıtı vermeye çalışırlar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bazı problemlere neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Çünkü sohbet robotları çoğu zaman kullanıcıya karşı çıkmak yerine onu onaylayan cevaplar verebilir. Araştırmalar, bazı yapay zekâ modellerinin kullanıcı davranışlarını insanlarınkinden daha sık onayladığını gösteriyor. Ayrıca yapay zekâ sistemlerinin konuşma tarzı oldukça akıcı ve insan benzeridir. Bu durum bazı kullanıcıların sistemi bir insan gibi algılamasına, hatta ona özel bir bilgi veya bilinç atfetmesine neden olabilir. Psikolojide buna antropomorfizm, yani insan özelliklerinin cansız varlıklara atfedilmesi denir.</p>
<p>Uzun ve kesintisiz sohbetler de başka bir sorun yaratabilir. Araştırmalar, uzun süreli etkileşimlerde bazı yapay zekâ modellerinin tutarsız veya hatalı cevaplar verme eğiliminin arttığını gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bazı kişilerde daha dikkatli olunmalı!</strong></p>
<p>Genel nüfus için sohbet robotu kullanımının çoğu zaman güvenli kabul edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Ancak bazı kişilerde daha dikkatli olunması gerekir.” dedi.</p>
<p>Özellikle bazı grupların daha hassas olabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Psikotik bozukluklara yatkın kişiler, yoğun sosyal izolasyon yaşayan bireyler, duygusal destek ihtiyacı yüksek olan kişiler, uzun süre ve yoğun biçimde yapay zekâ ile sohbet eden kullanıcılar risk altında sayılabilir. Bu kişilerde yapay zekâ ile kurulan ilişki bazen gerçek sosyal ilişkilerin yerini alabilir veya mevcut düşünce kalıplarını güçlendirebilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ sistemleri psikiyatrist veya psikologların yerini tutamaz!”</strong></p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin tamamen zararlı olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Aksine, doğru tasarlanmış ve sınırları belirlenmiş sistemlerin ruh sağlığı alanında faydalı olabileceğini gösteren çalışmalar da bulunmakta. Bazı klinik araştırmalar, yapılandırılmış sohbet robotlarının depresyon ve anksiyete belirtilerinde iyileşme sağlayabildiğini gösteriyor.” dedi. </p>
<p>Ancak bu teknolojileri kullanırken bazı temel noktaların unutulmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapay zekâ bir insan değildir.<strong> </strong>Bu sistemler düşünmez, hissetmez ve profesyonel klinik değerlendirme yapamaz. Ruh sağlığı sorunlarında profesyonel destek esastır.<strong> </strong>Yapay zekâ sistemleri psikiyatrist veya psikologların yerini tutamaz. Kullanım süresine dikkat edilmelidir.<strong> </strong>Uzun ve yoğun sohbetler gerçek sosyal ilişkilerin yerini almamalıdır. Gerçek ilişkiler korunmalıdır.<strong> </strong>Aile, arkadaş ve profesyonel destek ağları ruh sağlığı için temel unsurlardır. Şüpheli belirtiler ortaya çıkarsa yardım alınmalıdır.<strong> </strong>Gerçeklik algısında bozulma, sosyal hayattan uzaklaşma veya yoğun yapay zekâ bağımlılığı gibi durumlarda bir uzmana başvurmak önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919">Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[salgını]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalabalık şehirler, yoğun bir hayat temposu, hiç susmayan telefonlar… Ancak günün sonunda milyonlarca insan, kimseye anlatamadığı bir duyguyla baş başa kalıyor: Yalnızlık…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832">Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalabalık şehirler, yoğun bir hayat temposu, hiç susmayan telefonlar… Ancak günün sonunda milyonlarca insan, kimseye anlatamadığı bir duyguyla baş başa kalıyor: Yalnızlık…</p>
<p>Uzmanlara göre bu tablo artık bireysel bir ruh haliyle açıklanamaz durumda. Dünya, bilimsel literatürde “Yalnızlık Salgını” <em>(Loneliness Epidemic)</em> olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya.</p>
<p>2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan uluslararası araştırmalar, yalnızlığın kişisel bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bugün dünya genelinde her altı kişiden biri kronik yalnızlık yaşıyor.</p>
<p>Uzmanlar, yalnızlığın sigara kullanımı, obezite ve hareketsizlik kadar ciddi bir ölüm riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 tarihli raporuna göre yalnızlık ve sosyal izolasyon, dünya genelinde yılda yaklaşık 871 bin ölüme katkıda bulunuyor. Bu da saatte ortalama 100 ölümün, doğrudan ya da dolaylı olarak yalnızlıkla ilişkili olduğu anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Yalnızlık Sadece Ruhu Değil, Bedeni de Hasta Ediyor</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek düzeyde olduğunu vurguluyor:</p>
<p>“Son iki yılda yayımlanan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, yalnızlığın yalnızca ruhsal bir durum olmadığını açıkça gösteriyor. Kalp hastalıkları, diyabet, demans ve erken ölüm riskini ciddi biçimde artırıyor. Yalnızlık beyinde sürekli bir tehdit algısı yaratıyor; kortizol yükseliyor, bağışıklık sistemi baskılanıyor ve vücut uzun süreli bir stres hali içinde kalıyor.”</p>
<p>2025–2026 döneminde yayımlanan bilimsel araştırmalara göre yalnız bireylerde demans riski yaklaşık yüzde 50, kalp hastalığı riski yüzde 29, inme riski yüzde 32 oranında artıyor. Erken ölüm riski de yalnız yaşayan ve kendini yalnız hisseden bireylerde belirgin biçimde yükseliyor.</p>
<p><strong>Gençler Kalabalıklar İçinde Yalnız</strong></p>
<p>Yalnızlık denince akla genellikle yaşlılar gelse de, son veriler asıl risk grubunun gençler olduğunu gösteriyor. Yeditepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat, bu tabloyu “Modern Yalnızlık Paradoksu” olarak tanımlıyor:</p>
<p>“Gençler sürekli çevrim içi, sürekli bağlantıda. Ama bu bağlantılar derinlik taşımıyor. Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik.”</p>
<p>Sosyal medyanın yoğun kullanımı ve yüz yüze temasın azalması gibi nedenler, bu duygunun gençler arasında daha da derinleşmesine yol açıyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de Tablo Farklı Değil</strong></p>
<p>TÜİK’in 2026 verilerine göre, tek kişilik hane sayısı 5,5 milyonu aşmış durumda. Son on yılda yalnız yaşayanların sayısındaki artış yüzde 60’ın üzerinde. En yüksek oranlar İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde görülüyor.</p>
<p>Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu’na göre bu artış, toplumsal dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu:</p>
<p>“Bireyselleşme sosyal bağları zayıflatıyor. Yalnızlık artık istisna değil, gündelik hayatın bir parçası haline geliyor.”</p>
<p><strong>Yapay Zeka ve Sosyal Medyanın Etkisi</strong></p>
<p>2025 ve 2026 yıllarında yalnızlıkla mücadelede yapay zeka destekli sohbet uygulamaları ve dijital yoldaşlar hızla yaygınlaştı. Bazı çalışmalar bu araçların kısa vadede yalnızlık hissini azalttığını gösterse de, uzmanlar temkinli.</p>
<p>Doç. Dr. Berke Kırıkkanat bu noktada uyarıyor: “Yapay zeka kişiye ‘duyulma’ hissi verebiliyor. Ancak bu, gerçek ilişkilerin yerini tutmuyor. Aşırı kullanımda sosyal beceriler körelebiliyor ve kişi gerçek hayattan daha da kopabiliyor. Sosyal medya ise insanları birbirine bağlamak yerine çoğu zaman karşılaştırma, yetersizlik ve dışlanmışlık duygusunu besliyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık Duygusu Kişisel Zayıflık Değil</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü ve OECD raporları, yalnızlıkla mücadelenin yalnızca bireysel terapi ya da kişisel çabayla çözülemeyeceğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre sorun, bireylerin değil, modern yaşamın yapısında yatıyor. Bu nedenle çözümün sağlık sistemlerinden şehir planlamasına, eğitim politikalarından sosyal yaşama kadar geniş bir toplumsal çerçevede ele alınması gerekiyor.</p>
<p>Son yıllarda bazı ülkelerde hayata geçirilen “sosyal reçeteleme” modelleri bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu modeller, bireyleri topluluk etkinliklerine ve sosyal alanlara yönlendirerek yalnızlık hissini azaltmayı hedefliyor. İlk sonuçlar umut verici olsa da, bu adımların kalıcı ve yaygın hale getirilmesinin kritik olduğu vurgulanıyor.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın yapısal boyutuna dikkat çekiyor: “Yalnızlık bir karakter kusuru değil, modern yaşamın ürettiği yapısal bir sorun.”</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat ise çözümün yönünü şu sözlerle özetliyor: “Toplum olarak daha fazla bağlantıya değil, daha fazla anlamlı bağa ihtiyacımız var.”</p>
<p>Özetle araştırmalar şunu gösteriyor: Bireylerin yalnızlık duygusu görmezden gelindiğinde, en kalabalık toplumlar bile zamanla içten içe yalnızlaşıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832">Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[artabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Damarlar]]></category>
		<category><![CDATA[derecenin]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128">12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor. Güvenli sınırların kişiden kişiye değiştiğini belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kalp hastalığı olanlar için kesin bir sıcaklık ya da süre eşiği yok. Bu sınırlar kişinin genel sağlık durumuna ve hastalığın derecesine göre değişir. Ancak kalp sağlığı için en uygun aralık 18–24 derecedir. Özellikle 12 derecenin altındaki soğuklarda kalp krizi riski artabilir. Ayrıca rüzgârın hissedilen sıcaklığı düşürdüğü unutulmamalı ve dışarıda kalma süresi buna göre planlanmalı” dedi.</strong></p>
<p>Kalp rahatsızlığı olan kişilerin soğuk havalarda günlük planlarını yaparken kendi doktorlarına danışarak kişisel risklerini ve güvenli sınırlarını öğrenmelerinin önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Soğuk havada vücut ısı kaybetmemek için damarları daraltır. Damarlar daraldığında tansiyon yükselebilir. Tansiyon yükseldiğinde ise kalp kanı dolaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kalbin oksijen ihtiyacını artırır. Ancak daralmış damarlar bu ihtiyacın karşılanmasını zorlaştırabilir ve kalp üzerinde ek bir yük oluşabilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde damar esnekliğinin azalması ve koroner arter hastalığı gibi risklerin daha sık görülmesi nedeniyle bu tablo göğüs ağrısı, kalp krizi ve inme riskini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Soğuk hava susuzluğu yüzde 40 azaltabiliyor</strong></p>
<p>Soğuk havada susama hissinin azalmasına rağmen vücudun sıvı kaybetmeye devam ettiğini vurgulayan Koylan, “Yetersiz sıvı alımı, dolaşım sistemini zorlayabileceği ve kalbin iş yükünü artırabileceği için özellikle kalp ve damar sağlığı açısından risk taşıyan kişiler için kritik. Daralan damarlar beynin susuzluk sinyalini yüzde 40’a kadar azaltabilir. Ancak susama hissinin azalması, sıvı ihtiyacının düştüğü anlamına gelmez. Soğuk ve kuru havada solunumla oluşan buharlaşma ve fark edilmeyen terleme nedeniyle sıvı kaybı sürer. Bu nedenle susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek gerekir. Özellikle dışarıda geçirilen süre boyunca 20–30 dakikada bir birkaç yudum sıvı almak faydalı olur. İdrar renginin açık sarı olması da yeterli sıvı alındığını gösteren pratik bir ölçüttür” dedi.</p>
<p><strong>Soğukta ölçümler şaşırtabilir</strong></p>
<p>Soğuk havanın, özellikle bilekten ölçüm yapan optik nabız sensörlerinin sonuçlarını etkileyebileceğini vurgulayan Koylan, “Vücut ısısını korumak için cilde yakın damarların da daralmasıyla özellikle bilek gibi uç noktalara giden kan akışı azalır. Bu da kan akışındaki değişimi okuyarak çalışan sensörlerin doğru veri almasını zorlaştırabilir ve nabzın olduğundan daha düşük ya da düzensiz görünmesine neden olabilir. Bu nedenle soğuk havada daha doğru sonuçlar için kalp atışını elektriksel sinyaller üzerinden ölçen göğüs bantları daha güvenilir kabul edilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128">12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış aylarında böbrek taşı riski artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-bobrek-tasi-riski-artiyor-613680</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[mineral]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[takviye]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda giderek yaygınlaşan böbrek taşı, ani başlayan ve şiddetli sancılarla yaşamı kabusa çevirebilen ağrılara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-bobrek-tasi-riski-artiyor-613680">Kış aylarında böbrek taşı riski artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda giderek yaygınlaşan böbrek taşı, ani başlayan ve şiddetli sancılarla yaşamı kabusa çevirebilen ağrılara yol açabiliyor. Böbrek taşı hastalığının artık genç erişkinlerde hatta 20’li yaş grubunda da sık görüldüğünü belirten <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Tokuç</strong> “Hastaların sıklıkla ‘hayatımda yaşadığım en şiddetli ağrı’ diye tanımladığı böbrek taşını, özellikle kış aylarında sık yapılan bazı hatalar ciddi şekilde artırabiliyor” diyor. Buna karşın alınacak basit ama etkili önlemlerle böbrek taşı riskini azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tokuç “Böbrek taşı hastalığı, doğru yaşam tarzı değişiklikleri ve bilinçli yaklaşımlarla büyük ölçüde önlenebilir. Özellikle vitamin, mineral ve besin takviyeleri konusunda “ne kadar çok, o kadar iyi” anlayışı yerine, kişiye özel ve hekim kontrolünde kullanım esas alınmalıdır. Böbrek sağlığını korumanın yolu, doğru bilgiye dayanarak atılan küçük ama etkili adımlardan geçer” diyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Tokuç kışın böbrek taşına yol açabilen 3 kritik hatayı ve böbrek taşına karşı basit ama etkili önlemleri anlattı,  önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Kışın yeterli su içilmemesi: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk havada susama hissi azalır. Ancak az su içmek idrarın yoğunlaşmasına neden olur. Yoğunlaşan idrarda kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi taş oluşturan maddeler daha kolay kristalleşir. Yapılan bilimsel çalışmalar; günlük idrar hacmi azaldıkça taş riskinin belirgin şekilde arttığını göstermektedir. </p>
<p><strong>DOĞRUSU: Günde en az 2 litre su için</strong></p>
<p>Böbrek taşı oluşumunu önlemenin en temel yolu yeterli sıvı alımıdır. Bu nedenle özellikle kış mevsiminde gün içinde susamayı beklemeden ortalama en az 2 litre su tüketmek kritik önem taşımaktadır.  </p>
<ul>
<li><strong>Bilinçsiz vitamin ve mineral takviyesi kullanımı: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p>Son yıllarda bağışıklık sistemini güçlendirmek, yorgunluğu azaltmak ya da “daha sağlıklı olmak” amacıyla vitamin ve mineral takviyelerinin kullanımı belirgin şekilde artmıştır. Ancak bu ürünler tamamen masum değildir. Özellikle kontrolsüz, yüksek dozda ve uzun süreli kullanım böbrek taşı oluşum riskini artırabilir. Ayrıca ‘bitkisel’ olması böbreklere zarar vermeyeceği anlamına gelmez, aksine yüksek yük oluşturabilir. </p>
<p><strong>DOĞRUSU: Önce vitamin ve mineral değerlerinizi ölçtürün</strong></p>
<p>Vitamin ve mineral takviyeleri, mutlaka <strong>kişinin yaşına, eşlik eden hastalıklarına, kullandığı ilaçlara ve böbrek taşı öyküsüne göre</strong> planlanmalıdır. Takviye kullanımı öncesinde hekim görüşü almak, gerekiyorsa kan ve idrar tetkikleriyle ihtiyaç ve dozun belirlenmesi, böbrek taşı riskini azaltmak açısından son derece önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Aşırı tuz ve hayvansal protein tüketimi: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p>Aşırı tuz tüketimi, idrarla kalsiyum atılımını artırarak taş oluşumunu kolaylaştırır. Kırmızı et ağırlıklı beslenme de, idrarda taş yapıcı maddelerin artmasına yol açabilir. Bunların yanında, son dönemde spor yapan bireylerin kas gelişimini hızlandırmak açısından kullandıkları protein tozlarının uzun dönem, yanlış ve bilinçsiz kullanımı da böbrek taşlarının gelişiminde rol oynayabilmektedir. </p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> <strong>Aşırı tuz ve protein tüketiminden kaçının</strong></p>
<p>Dengeli, tuzdan fakir ve sebze-meyve ağırlıklı bir beslenme düzeni böbrek taşı riskini azaltmada önemli rol oynar. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi, hayvansal proteini abartmadan tüketmek, bitkisel protein kaynaklarına (baklagiller vb) yer vermek ve protein takviyelerini mutlaka bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda uzman önerisiyle kullanmak gerekir. </p>
<p><strong>xxxxx Kutu Bilgisi xxxxxx</strong></p>
<p><strong>Tedavide kişiye özel yaklaşım çok önemli!</strong></p>
<p>Böbrek taşlarının içeriklerine göre farklılık gösterdiğini ve her taş tipi için önerilerin aynı olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Emre Tokuç şöyle konuşuyor: “Bu nedenle “herkese uyan tek bir diyet” yaklaşımı doğru değildir. Taş analizi yapılan hastalarda, taşın tipine göre kişiye özel beslenme ve korunma önerileri planlanmalıdır. Kulaktan dolma bilgiler yerine bireysel risk faktörlerine göre hareket edilmelidir. Daha önce böbrek taşı düşürmüş veya taş tedavisi görmüş kişilerde tekrar taş oluşma riski yüksektir. Bu hastaların düzenli aralıklarla üroloji kontrolüne gitmesi, gerekli tetkiklerin yapılması ve koruyucu önlemlerin gözden geçirilmesi önemlidir. Erken dönemde fark edilen taşlar, çoğu zaman daha basit yöntemlerle tedavi edilebilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-bobrek-tasi-riski-artiyor-613680">Kış aylarında böbrek taşı riski artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi’nde Enfeksiyon Riski!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buca-seyfi-demirsoy-hastanesinde-enfeksiyon-riski-609606</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 19:52:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[demirsoy]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[seyfi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609606</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Yoğun Bakım Ünitelerinde Soyunma Odası'nın olmaması nedeniyle enfeksiyon riskinin oluştuğu öne sürüldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buca-seyfi-demirsoy-hastanesinde-enfeksiyon-riski-609606">Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi’nde Enfeksiyon Riski!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi Yoğun Bakım Ünitelerinde ‘Giyinme Odaları’nın bulunmaması nedeniyle çalışanların   iş formaları ile işe gelip gittikleri bu yüzden de enfeksiyon riskinin arttığı bildirildi.</p>
<p><b><strong>Sağlık Personelleri Regl, kişisel bakım, özel eşya vb. konularda sorunlar yaşıyor! </strong></b></p>
<p>Konu hakkında Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) açıklama yapan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Hava Akcan, soyunma ünitelerinin olmaması nedeniyle kadın personellerin regl, kişisel bakım ve özel eşya konularında sorun yaşadığını belirterek, “Sağlık emekçilerinin insan onuruna aykırı koşullarda çalıştırılması, yıllardır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Politikası’nın kaçınılmaz sonucudur. Kamusal sağlık hizmeti tasarruf ve verimlilik söylemleriyle piyasaya açılırken, bedelini sağlık emekçileri ödemektedir. Dinlenme, mahremiyet ve güvenli çalışma alanları bir lütuf değil, anayasal haktır. Bu hakların yok sayılması açık bir ihlaldir. Hayat kurtarmaya çalışan sağlık emekçileri koridorlarda ve güvensiz alanlarda dinlenmeye zorlanırken, yöneticilerin kalite ve performanstan söz etmesi gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Çalışanın en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir yönetim anlayışı, nitelikli sağlık hizmeti üretemez. Bu durum ihmalkârlık değil, açık bir yönetim beceriksizliğidir” diye konuştu.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/01/buca-seyfi-demirsoy-hastanesinde-enfeksiyon-riski-0-c88kkxOk.jpeg"/>Hava Akcanğ</figure>
<p><b>Hastane Yönetimi, “Yer Yok”</b></p>
<p>Akcan, sözlerini şöyle sürdürdü, “Tasarruf adı altında yapılan her uygulama, sağlık emekçilerinin sağlığından ve onurundan kesilmektedir. Kamu kaynakları başka alanlara aktarılırken, konu emekçilerin çalışma koşulları olduğunda “yer yok” denilmesi bilinçli bir tercihi göstermektedir. Bu anlayış yalnızca çalışanları değil, halkın sağlık hakkını da doğrudan tehdit etmektedir. Sorun defalarca dile getirilmesine rağmen somut bir adım atılmamış, “ilgileniyoruz” sözleriyle geçiştirilmiştir. İş sağlığı ve güvenliği kurullarının sessizliği ise bu yapıların işlevsiz bırakıldığını ortaya koymaktadır. Bu koşullar ne kaderdir ne de kabul edilebilir. İnsanca çalışma koşulları sağlanana kadar bu sorunu dile getirmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buca-seyfi-demirsoy-hastanesinde-enfeksiyon-riski-609606">Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi’nde Enfeksiyon Riski!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte enfeksiyon riski artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-enfeksiyon-riski-artiyor-606007</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 08:49:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dondurucu kış soğuklarının yanı sıra kapalı ve kalabalık alanlarda daha uzun süre kalınması solunum yolu enfeksiyonlarının çok hızlı ve çok kolay bulaşmasına neden olurken, bu durum hamileler için ciddi tehlikeleri de beraberinde getirebiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-enfeksiyon-riski-artiyor-606007">Hamilelikte enfeksiyon riski artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dondurucu kış soğuklarının yanı sıra kapalı ve kalabalık alanlarda daha uzun süre kalınması solunum yolu enfeksiyonlarının çok hızlı ve çok kolay bulaşmasına neden olurken, bu durum hamileler için ciddi tehlikeleri de beraberinde getirebiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı,</strong> gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp &#8216;nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Hijyene dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır.  Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır.</p>
<ul>
<li><strong>Beslenmenize dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Uyku düzeninize özen gösterin</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ortamı sık sık havalandırın</strong></li>
</ul>
<p>Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Aşı olun</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Doktora başvurmadan ilaç almayın</strong></li>
</ul>
<p>Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-enfeksiyon-riski-artiyor-606007">Hamilelikte enfeksiyon riski artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Bitterin Gücü: Diyabete Karşı Lezzetli Koruma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-bitterin-gucu-diyabete-karsi-lezzetli-koruma-605618</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:21:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[abdi]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı Telefon]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Bitter]]></category>
		<category><![CDATA[bitterin]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[bülteninde]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[Tip 2 Diyabet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, bitterin gücünden tip 2 diyabetin sirkadiyen yüzüne kadar pek çok güncel bilimsel çalışma değerlendiriliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-bitterin-gucu-diyabete-karsi-lezzetli-koruma-605618">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Bitterin Gücü: Diyabete Karşı Lezzetli Koruma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, bitterin gücünden tip 2 diyabetin sirkadiyen yüzüne kadar pek çok güncel bilimsel çalışma değerlendiriliyor. </strong></em></p>
<p>TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan ve ayda bir yayınlanan, “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında tıpta popüler bilim alanında öne çıkan çalışmalar değerlendiriliyor. Gece saatlerinde ışığa maruz kalma ile sirkadiyen ritim (uyku-uyanıklık döngüsü) bozukluklarının Tip 2 diyabet gelişme riski üzerindeki etkisini inceleyen kapsamlı bir çalışmada, 85 bin kişi sekiz yıl boyunca takip edildi. Katılımcıların bileklerine takılan ışık sensörleriyle yapılan ölçümler, gündüz yeterince açık havaya çıkmayan ve fiziksel olarak daha az aktif bireylerde sirkadiyen ritmin zayıfladığını ortaya koydu. Araştırma sonuçları, bu durumun Tip 2 diyabet gelişme riskini artırdığını gösterdi. Ayrıca gece uyku saatlerinin erkene ya da geçe kaymasının da diyabet riskini yükselttiği belirlendi. Çalışmada, gece saatlerinde maruz kalınan ışık düzeyi arttıkça Tip 2 diyabet riskinin 1,6 kata kadar yükseldiği saptandı. Bulgular, gece ışık maruziyeti ve buna bağlı sirkadiyen ritim ile metabolik bozuklukların Tip 2 diyabet gelişiminde önemli rol oynayabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Bitterin Gücü: Diyabete Karşı Lezzetli Koruma</strong></p>
<p>Flavonoidler açısından zengin olan bitter çikolatanın Tip 2 diyabet riskini azaltabileceğini ortaya koyan bir çalışmada, 111 bin kişinin verileri incelendi. Haftada en az beş porsiyon bitter çikolata tüketen bireylerde Tip 2 diyabet riskinin yüzde 21 daha düşük olduğu belirlendi. Haftada bir porsiyon bitter çikolata tüketiminin ise diyabet riskini yüzde 3 azalttığı saptandı. Sütlü çikolata tüketimi ile diyabet riski arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, bitter çikolatanın kilo artışıyla bağlantılı olmadığı görüldü.</p>
<p><strong>Tuvalette Akıllı Telefon Kullanımı Hemoroid Riskini Artırıyor mu?</strong></p>
<p>Yapılan bir çalışmada, tuvalette akıllı telefon kullanımının hemoroid gelişme riskiyle ilişkisi incelendi. Kolonoskopi taraması yapılan 125 yetişkinin verilerinin analiz edildiği çalışmada, katılımcıların yüzde 66’sının tuvalette akıllı telefon kullandığı belirlendi. Akıllı telefon kullanan bireylerin tuvalette daha uzun süre kaldığı ve hemoroid riskinin kullanmayanlara göre yüzde 46 daha yüksek olduğu saptandı. Ayrıca bu grubun fiziksel aktivite düzeylerinin daha düşük olduğu görüldü. Bulgular, tuvalet sırasında akıllı telefon kullanımının sınırlandırılması gerektiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Podcast olarak Spotify ve YouTube platformlarındaa</strong></p>
<p>Tıbbın popüler alanındaki tüm yeni gelişmelerin, sade, kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yapıda kamuoyu ile paylaşıldığı bültenler, 38 bin KVKK onaylı kişiye e-posta yoluyla iletiliyor. Tıp alanındaki gelişmelerin yanı sıra Türk ve yabancı bilim insanları hakkında da bilgi paylaşımı yapılan referans kaynak niteliğindeki bültenler, Abdi İbrahim web sitesinde yayınlanıyor. Bunun yanı sıra her yeni sayısı podcast formatında Spotify’a yükleniyor ve sonrasında bu podcastler YouTube üzerinden de paylaşılıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-bitterin-gucu-diyabete-karsi-lezzetli-koruma-605618">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Bitterin Gücü: Diyabete Karşı Lezzetli Koruma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 08:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydoğan]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklerde Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605560</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde erkeklerde meme kanseri, kadınlara göre nadir görülse de son yıllarda giderek artış gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560">Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde erkeklerde meme kanseri, kadınlara göre nadir görülse de son yıllarda giderek artış gösteriyor. Toplumumuzda ‘erkeklerde meme kanseri olmaz’ gibi yanlış bir algı olduğunu belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong> “Türkiye&#8217;de yılda yaklaşık 25 bin kadında, 200-250 erkekte meme kanseri teşhis ediliyor. Erkeklerde kadınlardan daha ileri dönemde 65-70 yaşlarında görülmektedir. En sık yapılan hataların başında; meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık sanılması, gelişen kitlelerin önemsenmemesi ve doktora geç başvurulması gelmektedir. Bilimsel araştırmalar; erkeklerde meme kanserinin çoğunlukla geç fark edildiğini gösteriyor” diyor. </p>
<p>Genetik yatkınlık ve ailede meme kanseri öyküsü olmasının riski artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Aydoğan buna karşın bazı yanlış yaşam alışkanlıklarının da meme kanserine zemin hazırlayabildiğini vurguluyor. <strong>Onkoloji Cerrahisi</strong> <strong>Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong>, erkeklerde meme kanserine neden olan 7 etkeni sıraladı, erkeklerde meme kanserine yönelik uluslararası dergide yayınlanan bilimsel çalışmalarında ortaya çıkan çarpıcı sonucu paylaştı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Aşırı alkol kullanımı</strong></li>
</ul>
<p>Alkol, karaciğer fonksiyonlarını bozarak hormon dengesini etkileyebilir. Karaciğerin düzgün çalışmaması, vücutta östrojenin artmasına yol açar. Bu durum meme dokusunu olumsuz etkileyerek kanser riskini artırabilir. Düzenli ve aşırı alkol tüketimi, erkeklerde meme kanseriyle ilişkilendirilmiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Fazla kilo ve obezite</strong></li>
</ul>
<p><strong>Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong> “Fazla kilo, erkeklerde meme kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Yağ dokusu arttıkça vücutta kadınlık hormonu olarak bilinen östrojenin düzeyi yükselir. Bu hormon artışı meme dokusunu olumsuz etkileyebilir. Obezite aynı zamanda bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücuttaki iltihabi durumu artırır. Bu nedenle kilo kontrolü büyük önem taşır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Hareketsiz yaşam</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli fiziksel aktivitenin olmaması, meme kanseri riskini artıran faktörler arasındadır. Hareketsiz yaşam kilo alımına, hormon dengesinin bozulmasına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Düzenli yürüyüş, egzersiz ve aktif yaşam tarzı hem kilo kontrolünü sağlar hem de kanser riskini azaltır. Özellikle masa başı çalışan erkeklerde bu risk daha belirgindir.</p>
<ul>
<li><strong>Aile öyküsü ve genetik yatkınlık</strong></li>
</ul>
<p>Ailede meme kanseri öyküsü olan erkeklerde risk artar. Özellikle anne, kız kardeş ve erkek akrabalarda meme kanseri bulunması önemlidir. Bazı erkekler doğuştan meme kanseri riskini artıran genetik değişiklikler taşıyabilir. En bilineni BRCA2 genidir. Ancak ailede kanser öyküsü olmayan erkeklerde de meme kanseri görülebilir. </p>
<ul>
<li><strong>İleri yaş</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Aydoğan “Erkek meme kanseri en sık ileri yaşlarda görülür. Özellikle 60 yaşından sonra risk belirgin şekilde artar. Yaş ilerledikçe vücutta hormon dengesi değişir ve hücrelerde birikmiş hasar artar. Bu durum kanser gelişimine zemin hazırlayabilir. Erkeklerde meme kanserinin kadınlara göre daha geç yaşlarda ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri budur” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Göğüs bölgesine radyasyon maruziyeti</strong></li>
</ul>
<p>Daha önce göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış erkeklerde meme kanseri riski artabilir. Özellikle genç yaşta alınan radyasyonun etkisi daha fazladır. Lenfoma gibi hastalıklar nedeniyle göğüs bölgesine radyasyon alan kişilerde bu risk yıllar sonra ortaya çıkabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Hormon dengesizliği ve bazı hastalıklar </strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Aydoğan “Erkeklerde hormon dengesini bozan bazı durumlar meme kanseri riskini artırabilir. Karaciğer hastalıkları, testosteron düşüklüğü ve bazı endokrin sorunlar buna örnektir. Ayrıca Klinefelter sendromu gibi doğuştan gelen bazı durumlarda meme kanseri riski belirgin şekilde yükselir” diyor.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bilimsel araştırmada çarpıcı gerçek! </strong></p>
<p><strong>Duygusal ve sosyal destek tıbbi tedavi kadar hayati rol oynuyor!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Fatih Aydoğan’ın da yer aldığı ekibin, uluslararası dergide yayınlanan çalışması, meme kanserinde çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor. Prof. Dr. Aydoğan şöyle konuşuyor: “Özellikle meme kanseri olan erkeklerde, toplumdaki önyargılar ve yanlış algılar nedeniyle yalnızlık sık görülebiliyor. Kanser tedavisinde ilaç kadar önemli olan bir şey varsa, o da moral ve paylaşım duygusudur. Yaptığımız bilimsel araştırmanın sonuçları; duygusal ve sosyal desteğin tıbbi tedavi kadar hayati olduğunu gösteriyor. Tedavi sürecinde hastanın yanında onu anlayan ve motive eden biri ya da birilerinin varlığı -ki bu aile bireyleri, arkadaş, komşu, hekim ekibi hatta hasta destek grupları olabilir- sağkalımı doğrudan etkileyebiliyor.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560">Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeşil Dönüşümde Yapay Zeka Riski: &#8220;İştah Yüksek, KVKK Farkındalığı Düşük!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yesil-donusumde-yapay-zeka-riski-istah-yuksek-kvkk-farkindaligi-dusuk-604193</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 15:25:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşümde]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[ştah]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604193</guid>

					<description><![CDATA[<p>2. ESYED sonuç raporu açıklandı. Sanayide yapay zeka entegrasyonu hız kazansa da veri güvenliği (KVKK) ihmal ediliyor. Uzman eksikliği ve KOBİ'lerin finansman sorunu yeşil dönüşümün önündeki en büyük engeller.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yesil-donusumde-yapay-zeka-riski-istah-yuksek-kvkk-farkindaligi-dusuk-604193">Yeşil Dönüşümde Yapay Zeka Riski: &#8220;İştah Yüksek, KVKK Farkındalığı Düşük!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen çalıştayın sonuçları, Türkiye&#8217;nin &#8220;Toplum 5.0&#8221; vizyonuyla uyumlu bir dijital dönüşüm sürecinde olduğunu ancak stratejik hataların veri güvenliğini tehdit ettiğini gösteriyor. Anabilim Dalı Başkanı <b>Doç. Dr. Şenay Balbay</b>, raporun ülkemiz için bir yol haritası niteliğinde olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Yapay Zeka Çıkmazı: Veri Güvenliği Riski Altında mı?</strong></p>
<p>Raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri, sanayicinin teknolojiye olan bakış açısı oldu. Sektörlerin yapay zeka ve dijitalleşme konusunda oldukça istekli olduğu görülse de iki büyük engel öne çıkıyor:</p>
<p><b>KVKK İhmali:</b> Yapay zeka projelerinde <b>Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK)</b> yeterince önemsenmiyor. Doç. Dr. Balbay, <i>&#8220;KVKK&#8217;nın göz ardı edildiği bir yapay zeka hamlesi, sektörel veri güvenliğini doğrudan riske atmaktadır&#8221;</i> uyarısında bulundu.</p>
<p><b>Veri Toplama Zayıflığı:</b> Yapay zekayı besleyecek yeterli verinin toplanamaması ve süreç optimizasyonundaki hatalar, teknolojik dönüşümün verimini düşürüyor.</p>
<p><strong>KOBİ&#8217;ler İçin &#8220;Yeşil Finansman&#8221; Şart</strong></p>
<p>Türkiye sanayisinin bel kemiği olan KOBİ&#8217;ler, yeşil dönüşümde yalnız bırakılmamalı. Rapor, KOBİ&#8217;lerin önündeki iki temel bariyeri şu şekilde tanımlıyor:</p>
<ul>
<li><b>Raporlama Maliyetleri:</b> Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları&#8217;na (TSRS) uyum sağlamak KOBİ&#8217;ler için mali bir yük.</li>
<li><b>Bürokratik Engeller:</b> Dönüşüm için gerekli finansmana erişimdeki zorluklar ve destek mekanizmalarının yetersizliği süreci yavaşlatıyor.</li>
</ul>
<p><strong>En Büyük Tehdit: &#8220;Yetkin Uzman Eksikliği&#8221;</strong></p>
<p>Rapor, Türkiye&#8217;nin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında en büyük yapısal sorunun <b>insan kaynağı</b> olduğunu ortaya koydu.</p>
<ul>
<li><b>Koordinasyon Eksikliği:</b> Kamu, üniversite ve sanayi arasındaki iş birliğinin zayıf kalması, projelerin kağıt üzerinde kalmasına neden oluyor.</li>
<li><b>Stratejik Karar Verici Sorunu:</b> Sürdürülebilirlik alanında stratejik kararlar alabilecek, teknik donanıma sahip uzman eksikliği sektörler için ciddi bir &#8220;tehdit&#8221; olarak tanımlanıyor.</li>
</ul>
<p><strong>Eğitimde &#8220;Toplum 5.0&#8221; Modeli</strong></p>
<p>Üniversitelerden beklentinin değiştiğini belirten Doç. Dr. Balbay, klasik eğitim modellerinin yerine disiplinler arası ve <b>&#8220;insan merkezli teknoloji eğitimi&#8221;</b> anlayışının getirilmesi gerektiğini savundu. Sektör, üniversitelerden daha fazla uygulamalı eğitim programı talep ediyor.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yesil-donusumde-yapay-zeka-riski-istah-yuksek-kvkk-farkindaligi-dusuk-604193">Yeşil Dönüşümde Yapay Zeka Riski: &#8220;İştah Yüksek, KVKK Farkındalığı Düşük!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sezaryen Sonrası Normal Doğumun 7 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sezaryen-sonrasi-normal-dogumun-7-onemli-avantaji-603571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 07:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Doğumla]]></category>
		<category><![CDATA[doğumun]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sezaryen]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sezaryen sonrası normal doğumla (SSVD) bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına alan kadınların sayısı giderek artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sezaryen-sonrasi-normal-dogumun-7-onemli-avantaji-603571">Sezaryen Sonrası Normal Doğumun 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sezaryen sonrası normal doğumla (SSVD) bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına alan kadınların sayısı giderek artıyor. SSVD’ye uygun anne adayları, gebelik sürecinin düzenli takibiyle sorunsuz doğum yapabiliyor. Sezaryene göre birçok avantajı olan SSVD konusunda anne adaylarının bilgilendirilmesi önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, sezaryen sonrası normal doğum ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Sezaryen doğum bir kural değil</strong></p>
<p>Sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD), daha önce sezaryenle doğum yapmış olan kadınların vajinal doğum yapması anlamına gelir. Kadınların geçmişte sezaryen doğum yapmış olmaları, tekrar hamile kaldıklarında doğumlarını yeniden sezaryen yöntemiyle yapmak zorunda oldukları anlamına gelmez. Sezaryen yöntemiyle yapılan doğumdan sonra, anne adaylarının bir sonraki çocuğunu normal doğumla dünyaya getirmesi, yakın zamana kadar bazı riskler barındırdığı düşünülerek tercih edilmiyordu. Ancak yapılan araştırmalarda SSVD’yi deneyen gebelerde %60-80 oranında başarı elde edildiği görüldü. Bir kez sezaryen doğum yapan her 4 anne adayından 3’ü SSVD için uygundur. SSVD genellikle güvenli bir uygulamadır. Daha önce ilk doğumu vajinal yapıp daha sonraki doğumları sezaryen olanlarda SSVD başarı oranı daha yüksektir. Günümüzde ilk bebeğini sezaryen yöntemiyle dünyaya getiren pek çok kadın, ikinci veya sonraki doğumlarında vajinal doğum yapmayı tercih etmektedir. Sezaryen sonrası normal doğun tüm dünyada teşvik edilmektedir. </p>
<p><strong>Avantajları ile öne çıkıyor</strong></p>
<p>Tekrar sezaryen doğum yapmakla karşılaştırıldığında, vajinal doğumun birçok avantajı bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li>Ameliyat izi olmayacaktır.</li>
<li>Enfeksiyon ve ciddi kan kaybı riskinin daha düşüktür.</li>
<li>Bebeğin doğumdan sonra solunum problemi yaşama riski düşüktür.</li>
<li>Bebekle ten teması kurma şansınız daha yüksektir</li>
<li>Başarılı bir şekilde emzirme şansı daha yüksektir. Anne sütü daha kısa sürede gelir. </li>
<li>Hastanede kalış süresi daha kısadır.</li>
<li>Normal hayata dönüş daha hızlıdır. </li>
</ul>
<p><strong>Kadınların bilgi sahibi olması önemli</strong></p>
<p>Daha fazla gebelik planlayan kadınlar için sezaryen sonrası vajinal doğum, risklerin azalması anlamına gelir. Plasenta yapışma anomalileri (akreata gibi) ve sezaryan skar gebelik riskleri azalır. Sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD), tekrarlayan sezaryenleri ve ilişkili potansiyel kısa ve uzun vadeli riskleri önler. SSVD oranlarını artırmak için, kadınların risk ve faydaları hakkında bilgi sahibi olması önemlidir.  </p>
<p><strong>Hangi gebeler SSVD’ye uygun</strong>?</p>
<p>Gebelerin SSVD’ye uygun olup olmadığı birçok faktöre bağlıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Önceki sezaryen kesisi türü:</strong> Rahimde transvers kesi adı verilen alçak, yanal bir kesi kullanır. Alçak transvers kesi geçiren kişiler genellikle SSVD yapabilir. Ancak klasik kesi olarak da adlandırılan yüksek dikey kesi geçirenler genellikle SSVD’ye uygun değillerdir. Çünkü yüksek dikey kesi, rahim yırtılması riskini artırır.</li>
<li><strong>Rahim yırtılması öyküsü:</strong> Daha önce rahim yırtılması geçirmiş kişiler genellikle SSVD’ye uygun değildir.</li>
<li><strong>Geçmişte rahim ile ilgili ameliyat geçirilmiş olması:</strong> Miyom aldırma ameliyatı gibi başka rahim ameliyatları geçirmiş kişilere SSVD önerilmez. Bu ameliyatlardan kalan izler rahim yırtılması riskini artırır.</li>
<li><strong>Diğer sezaryen sayısı:</strong> İki veya daha fazla sezaryen doğum yapmak, SSVD bağlantılı bazı sağlık sorunları riskini artırabilir. </li>
<li><strong>Gebelik aralığı</strong>: Daha erken bir gebelikte doğum yaptıktan sonra 18 aydan kısa bir süre içinde SSVD yapılan kadınlarda rahim yırtılması riski daha yüksektir.</li>
</ul>
<p>Ayrıca sağlık sorunları nedeniyle vajinal doğumu etkileyebilecek sağlık sorunları olan kişilere SSVD denemesi önerilmez. Bu durumlar şöyle sıralanabilir: </p>
<ul>
<li>Plasenta ile ilgili sorunlar olması</li>
<li>Fetüsün vajinal doğumu zorlaştıracak bir pozisyonda bulunması</li>
<li>Üçüz veya daha fazla sayıda gebelik söz konusu olması</li>
<li>Doğumun tetiklenmesine ihtiyaç duyulması</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sezaryen-sonrasi-normal-dogumun-7-onemli-avantaji-603571">Sezaryen Sonrası Normal Doğumun 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 08:37:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kışın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de kış döneminde acil servislere yapılan başvuruların yaklaşık yüzde 40’ı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle oluyor. Özellikle grip, soğuk algınlığı, RSV enfeksiyonları, COVID-19, zatürre ve bronşit en sık görülen hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166">Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de kış döneminde acil servislere yapılan başvuruların yaklaşık yüzde 40’ı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle oluyor. Özellikle grip, soğuk algınlığı, RSV enfeksiyonları, COVID-19, zatürre ve bronşit en sık görülen hastalıklar arasında yer alıyor.  Uzmanlara göre, kış aylarında bu hastalıkların bulaşma riski yaz aylarına nazaran 3 kat daha yüksek.  Bunun nedeni ise kapalı alanlarda daha uzun süre kalınması ve havalandırmanın yetersiz olması sebebiyle mikropların yayılımının kolaylaşması. Ayrıca, bağışıklık sisteminin soğuk havada zayıflaması da enfeksiyonlara olan yatkınlığı artırıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, </strong>aslında doğru önlemlerle bu enfeksiyonlardan korunmanın veya hastalığa yakalanma riskini ciddi oranda azaltmanın mümkün olduğunu belirterek, “Hem kişisel hijyen hem de yaşam tarzı alışkanlıkları bu süreçte büyük önem taşıyor. Kışın sağlığımızı korumak için en önemli kural ise kalabalık ve kapalı ortamları sınırlamak, doğru havalandırma yapmak ve bağışıklığı güçlü tutmaktır. Ayrıca, öksürme ve hapşırmayla yayılan damlacıklar kolayca bulaşabildikleri için özellikle yüz yüze olan karşılıklı konuşmalarda aramızdaki mesafenin en az 70 cm olmasına özen göstermeliyiz” diyor.  <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, </strong>kış aylarında hastalıklardan korunmamız için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı  anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının</strong></p>
<p>Kışın kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmanız çok önemli. Zira, insanların birbirine yakın bulundukları alanlarda influenza, solunum sinsityal virüsü (RSV) ve COVID-19 gibi virüsler çok hızlı yayılıyorlar. Araştırmalar, kalabalık ve kötü havalandırılan ortamlarda bulaşma riskinin 10 kata kadar arttığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, sinema, AVM, toplu taşıma ve toplantı salonlarında uzun süre kalmaktan kaçınmak enfeksiyon riskini ciddi şekilde azaltıyor. Mecburi  durumlarda maske takmak da etkili olan bir başka önlem. </p>
<p><strong>Haftada en az 3 kez 1’er saat yürüyün</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz bağışıklık hücrelerinin dolaşımını artırarak enfeksiyonlara karşı koruyucu etki sağlıyor. Araştırmalar, haftada en az 150 dakika yürüyen kişilerde solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 30 oranında daha az görüldüğünü gösteriyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, kışın soğuk havaya rağmen açık havada yapılan tempolu yürüyüşün hem D vitamini sentezine katkı sağladığını hem de kişiyi kapalı alan kalabalığından uzak tuttuğunu belirterek, “Yürüyüşü mümkünse gün içinde ve rüzgârdan korunaklı bir rota seçerek yapın. Aşırı terlemeyi ve üşümeyi önlemek için kat kat giyinmeye de dikkat edin” diyor. </p>
<p><strong>Odalarınızı günde 3 kez 15’er dakika havalandırın</strong></p>
<p><strong> </strong>Kışın pencereler genelde kapalı kaldıkları için virüsler havada daha uzun süre asılı kalıyorlar. Bu nedenle, oturduğumuz, çalıştığımız veya uyuduğumuz ortamları günde 3 kez en az 10–15 dakika havalandırmak büyük fark oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü, iyi havalandırmanın solunum yolu hastalıklarını yüzde 50 oranında azalttığını bildiriyor. Havalandırma sırasında kısa süreli ısı kaybı olsa bile hava kalitesinin korunması enfeksiyon riskini ciddi oranda düşürüyor. Kapalı ortamlarda sürekli klima veya soba kullanımı havayı kuruttuğu için nem dengesini korumak da önem taşıyor.</p>
<p><strong>Aşılarınızı mutlaka tamamlayın</strong></p>
<p>Grip aşısı, özellikle risk grubunda yer alan kişilerde hastaneye yatış riskini yüzde 60 oranına kadar azaltıyor. COVID-19 hatırlatma dozları bağışıklık düzeyinin düştüğü kış aylarında koruma sağlıyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu,  65 yaş üstünde veya kronik hastalığı olanlarda zatürre (pnömokok) aşısının da ciddi enfeksiyonları önleyebildiğini vurgulayarak, “Aşılar hastalıkların bulaşmalarını ve ağır seyretmelerini önleyen en güçlü araçlardandır. Üstelik, sadece sizi değil çevrenizdeki hassas kişileri de koruyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Eve geldiğinizde ilk iş ellerinizi yıkamak olsun</strong></p>
<p>Virüslerin büyük bir bölümü eller yoluyla bulaşıyor. Bu nedenle, ellerinizi yıkamadan yüzünüze, burnunuza veya gözlerinize asla dokunmayın. Ellerin su ve sabunla en az 20 saniye yıkanması enfeksiyon riskini yüzde 40–50 oranında azaltıyor. Dolayısıyla, özellikle toplu taşıma, market, okul veya iş yerinden dönüşte bu alışkanlık çok önem taşıyor. Su ve sabun yoksa en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptikleri de fayda sağlıyor. </p>
<p><strong>Boyun ve burun bölgenizi koruyun</strong></p>
<p>Soğuk hava solunum yolu mukozasını zayıflatarak virüslere daha duyarlı hâle getiriyor. Boyun ve burun bölgesini korumak ise özellikle rüzgârın etkisini azaltarak mukozanın kurumasını ve bu sayede virüslerin solunum yollarında kolayca tutunmalarını önlüyor.<strong> </strong>Yaygın inanışın aksine, üşümek doğrudan hastalık yapmıyor; ancak bağışıklığı baskılayarak enfeksiyonlara zemin hazırlıyor. Dolayısıyla dışarı çıkmadan önce termal içlik ve atkı kullanmak faydalı oluyor. Bunların yanı sıra ince tek bir kıyafet yerine kat kat giyinmek vücut ısısını dengede tutuyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Günde 7–8 saat kesintisiz uyuyun</strong></p>
<p>Uykusuzluk bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitelerini azaltıyor ve bu nedenle viral enfeksiyonların gelişme riskini artırıyor. Bilimsel çalışmalar, günde 6 saatten az uyuyan kişilerde hastalanma riskinin yaklaşık 4 kat arttığını gösteriyor. “Düzenli ve kaliteli uyku için uyku saatlerinin mutlaka sabit olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu,   “Yoğun günlerde kısa molalar vermek stres hormonlarının seviyelerini düşürüyor ve böylece bağışıklığı güçlendiriyor. Akşam geç saatlerde ekran kullanımını sınırlandırmak da uyku kalitesini artırıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bağışıklığı güçlendiren beslenme düzenini sürdürün</strong></p>
<p>Yetersiz beslenme, enfeksiyonlara yatkınlığı yüzde 20–30 oranında artırıyor. Bu nedenle, dengeli ve yeterli beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Günde birkaç porsiyon sebze ve meyve tüketimi bağışıklığı destekliyor. Ayrıca, C vitamini, çinko, D vitamini ve omega-3 bakımından zengin gıdalar, <em>antioksidan ve antiinflamatuar </em>etkileri sayesinde enfeksiyon riskini azaltıyor. Haftada 2 kez balık, her gün yoğurt veya kefir tüketimi ise güçlü bir bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan bağırsak florasını destekliyor. Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak da enfeksiyon süresini kısaltmaya yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Geceleri odanıza bir bardak su koyun</strong></p>
<p>Kışın kullanılan ısıtıcılar odadaki nemi düşürüyor; kuru hava, virüslerin solunum yollarına kolayca tutunmalarına yol açıyor. Burun içinin kuruması da hem kanamaya hem enfeksiyona yatkınlık oluşturuyor. Bu nedenle, ortam neminin yüzde 40–60 arasında olması ideal kabul ediliyor. Geceleri odaya bir bardak su koymak veya nemlendirici cihaz kullanmak odanın nemlenmesinde fayda sağlıyor. Bu basit önlem bile üst solunum yolu enfeksiyonlarını azaltabiliyor.</p>
<p><strong>Yüz yüze konuşurken en az 70 cm uzak durun</strong></p>
<p>Kış aylarında aile ortamlarında bulaşma riski oldukça yükseliyor. Öyle ki temas hâlindeki her 3 kişiden 1’i enfeksiyonu kapabiliyor.  Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, basit temas önlemlerinin bile bulaşma riskini önemli şekilde azaltabildiğini vurgulayarak, “Bunun için yüz yüze konuşurken mesafe korunmalı ve mümkünse maske kullanılmalı. Ortak havlular, bardaklar veya telefonlar paylaşılmamalı. Bunların yanı sıra hastanın ayrı odada kalması ve sık havalandırma da çok önemlidir” diyerek sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166">Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku apnesi gençlerde de yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-apnesi-genclerde-de-yayginlasiyor-596854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:51:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[dar]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern çağın salgın hastalığı obezite nedeniyle günümüzde gençlerde de hızla yaygınlaşan uyku apnesi yaşam kalitesini düşürüp ciddi hastalıklara zemin hazırlarken, ani ölüme de yol açabiliyor! </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-apnesi-genclerde-de-yayginlasiyor-596854">Uyku apnesi gençlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern çağın salgın hastalığı obezite nedeniyle günümüzde gençlerde de hızla yaygınlaşan uyku apnesi yaşam kalitesini düşürüp ciddi hastalıklara zemin hazırlarken, ani ölüme de yol açabiliyor! <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı</strong>, tıkayıcı uyku apnesinde hava yolunu çevreleyen kasların uyku esnasında havayolunu daraltıp, solunumun onlarca hatta yüzlerce kez kesintiye uğramasına neden olduğunu belirterek “Uyku apnesi riski erkeklerde 40 yaşından itibaren, kadınlarda da menopoz sonrasında artmaktadır. Yapılan çalışmalar; kilomuzdaki yüzde 10’luk artışın, uyku apnesi riskini 6 kat yükselttiğini göstermektedir” diyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Tavşanlı, uyku apnesinin 9 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Son yıllarda gerek sağlıksız beslenme alışkanlıkları gerekse hareketsiz yaşam tarzı obezitenin hızla yaygınlaşmasına neden olurken, modern çağın bu salgın hastalığı çok ciddi başka hastalıklara da neden olabiliyor. Onlardan biri de tıkayıcı uyku apnesi! <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı</strong>, günümüzde gençlerde de hızla yaygınlaşan uyku apnesinin yaşam kalitesini düşürdüğünü vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Tıkayıcı uyku apnesi; basitçe havayolunu çevreleyen kasların uyku esnasında solunumu etkileyecek derecede havayolunu daraltması olarak tanımlanabilir. Uyanıkken hastalarda herhangi bir solunum sıkıntısı yoksa da, uyku esnasında bu bölgedeki kasların gevşemesi ve daralmanın artmasına bağlı olarak solunumları onlarca hatta yüzlerce kez kesintiye uğramaktadır. Bazı kişilerde yapısal olarak buradaki geçiş yolu dar olmakta ve özellikle kilo alımı ile daha da dar hale gelebilmektedir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Kiloda yüzde 10’luk artış, riski 6 kat yükseltiyor!</strong></p>
<p>Uyku apnesinin tedavi edilmediğinde diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile beyin damarlarında hasar riskini artırdığını vurgulayan Doç. Dr. Tavşanlı “Tıkayıcı uyku apnesinde nefeste kesilmelerin olduğu dönemde kandaki oksijen oranı düşmekte olup; oksijen seviyelerindeki dalgalanmalar damar yapısında hasarlanma ve yine bunun sonucunda damarlarda tıkanıklıklara neden olabilmektedir. Bu durum aynı zamanda kan şeker düzeyi ve kan basıncı kontrolünün sağlanmasında da zorlanmaya sebep olup; dirençli diyabet ve hipertansiyona yol açabilmektedir. Bu nedenle tedavide geç kalmamak yaşamsal öneme sahiptir” diyor. Uyku apnesi riskinin erkeklerde 40 yaşından itibaren, kadınlarda da menopoz sonrasında arttığını belirten Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, fazla kilonun da çok önemli bir risk unsuru oluşturduğunu vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan çalışmalara göre; kilomuzdaki yüzde 10’luk bir artış uyku apnesi riskini 6 kat yükseltmektedir. Ayrıca kişinin boyun yapısı kısaysa, boğazda havanın geçtiği yol yapısal olarak dar bir anatomiye sahipse, apne riski artmaktadır.” </p>
<p><strong>Erken tedavi yaşamsal öneme sahip!</strong></p>
<p>Uyku apnesinin tanısı; hastanın şikayetlerinin yanı sıra bir gecelik uykusunun izlendiği ve beyin aktivitesi, solunum, kalp ritmi ile vücut kas hareketleri gibi çeşitli parametrelerin kaydedildiği ‘polisomnografi’ tetkikiyle konuluyor. Bu tetkiklerde aynı zamanda uyku apnesinin şiddeti de belirleniyor. Doç. Dr. Tavşanlı hastalığın tedavisini şöyle anlatıyor: “Tedavi olarak hastaya gece uyku esnasında kullanacağı bir cihaz yardımıyla, genelde burna takılan bir maskeyle basınçlı hava verilmektedir. Bu yöntemle hava yolundaki tıkanıklığı aşarak solunumun kesintisiz devam etmesi hedeflenmektedir. Hastaların genelinde CPAP dediğimiz sürekli pozitif hava basıncı veren cihaz yeterli olmaktadır. Cihaz tedavisiyle birlikte hastaların fazla kilolarından kurtulmaları, dolayısı ile metabolik tablonun da kontrol altına alınması kolaylaşmaktadır.”</p>
<p><strong>Tıkayıcı uyku apnesinin 9 önemli belirtisi!</strong></p>
<p>Hastaların sıklıkla horlama şikayeti ile geldiklerini, ancak tıkayıcı uyku apnesinde tek belirtinin horlama olmadığını belirten Doç. Dr. Tavşanlı “Hatta basit horlama denilen tabloda apneye rastlanılmayabilir” diyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, tıkayıcı uyku apnesinin 9 önemli belirtisini şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li>Gürültülü ve aralıklı horlama</li>
<li>Hastanın nefesindeki kesintilerin çevredekiler tarafından fark edilmesi</li>
<li>Boğulur gibi uyanmak </li>
<li>Gece tuvalete kalkma ihtiyacı hissetmek</li>
<li>Gece özellikle ense ve göğüs üzerinde terlemenin olması</li>
<li>Sabah yorgun kalkmak </li>
<li>Gün içinde uykulu ve yorgun olmak</li>
<li>Sabah baş ağrısıyla uyanmak</li>
<li>Unutkanlık, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu </li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Tavşanlı “Kendisinde bu tür şikayetler olan kişilerin uyku tıbbı ile ilgilenen bir hekimle en kısa zamanda görüşmesi faydalı olacaktır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-apnesi-genclerde-de-yayginlasiyor-596854">Uyku apnesi gençlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Foça&#8217;da dere yatağına yapılan kanal taşkını önledi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/focada-dere-yatagina-yapilan-kanal-taskini-onledi-595428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 12:21:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dere]]></category>
		<category><![CDATA[foça]]></category>
		<category><![CDATA[kanal]]></category>
		<category><![CDATA[köprü]]></category>
		<category><![CDATA[önledi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Köprü]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[taşkını]]></category>
		<category><![CDATA[yağış]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<category><![CDATA[yatağına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595428</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir'de dün akşam saatlerinden itibaren başlayan yağışlar Karaburun, Foça, Çeşme ve Dikili'de etkili oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/focada-dere-yatagina-yapilan-kanal-taskini-onledi-595428">Foça&#8217;da dere yatağına yapılan kanal taşkını önledi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir&#8217;de dün akşam saatlerinden itibaren başlayan yağışlar Karaburun, Foça, Çeşme ve Dikili&#8217;de etkili oldu. Foça&#8217;da kısa sürede metrekareye 138,6 kilogram yağış düştü. Üzerindeki tarihi köprü nedeniyle yıllardır müdahale edileyemeyen ve her yağışta taşkına neden Yenifoça merkezindeki derede İZSU çalışmaları sayesinde taşkın yaşanmadı. Anıtlar Kurulu&#8217;ndan alınan izin doğrultusunda bu hafta içinde köprünün yanına kanal yaparak derenin kapasitesini iki buçuk kat artıran ekipler, olası bir taşkın riskini önledi.  </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ekipleri, Foça’nın Fevzi Çakmak Mahallesi’nde Ali Stair Caddesi ile Cumhuriyet Caddesi’nin kesişiminde yer alan Yenifoça&#8217;nın en büyük deresindeki taşkın riskini önledi. Üzerindeki tarihi köprü nedeniyle bugüne kadar genişletme ve yapısal düzenleme yapılamayan deredeki taşkın sorunu farklı bir yöntemle çözüldü. 23 Ekim’de Foça’yı etkileyen şiddetli yağışların ardından bölgede oluşan riskin büyümesi üzerine, Anıtlar Kurulu&#8217;ndan alınan izin doğrultusunda dere yatağındaki tarihi köprü korunarak, köprünün hemen yanından geçecek yeni bir derivasyon kanalı yapıldı. Geçtiğimiz salı günü başlayan çalışmalar ekiplerin 24 saat çalışması ile kısa sürede bitirildi. Metrekaye kısa sürede 138,6 kilogram yağışın düştüğü Foça&#8217;da Yeni Foça Deresi taşmadı. Fevziçakmak Mahallesi Muhtarı Mustafa Deniz Kahtanoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay&#8217;a ve İZSU Genel Müdürlüğü&#8217;ne teşekkür etti. </p>
<p><strong>Taşkın riskini azaltan çalışma</strong><br />İZSU Genel Müdür Yardımcısı Serdar Sadi, tarihi köprü nedeniyle yıllardır müdahale edilemeyen Yeni Foça Deresi&#8217;nde SİT Kurulu’nun da onayıyla köprüye zarar vermeden yeni bir derivasyon kanalı açtıklarını söyledi.  Bu hafta sonu beklenen yağış öncesi çalışmayı hızla tamamladıklarını belirten Sadi, “Tarihi köprü kesit olarak küçük olduğu için sürüklenerek gelen ağaç dalları, kütükler nedeniyle çok çabuk tıkanıyordu. Köprünün yanına yaptığımız derivasyon kanalı sayesinde mevcut kapasiteyi yaklaşık iki buçuk katına çıkardık Aşırı yağışlarda dereye yüksek debili su gelse bile taşkın riski önemli ölçüde azalacak. Bu son yağışta da bunu test etmiş olduk. Mevcut köprünün yetmediği noktada su biriktiğinde, yeni yaptığımız imalata yöneliyor ve doğrudan denize ulaşıyor. Foça Belediyesi ile koordineli bir şekilde çevre düzenlemesi yaparak çalışmayı tamamlayacağız. Böylece artık taşkın yaşanmayacak, çevredeki evleri su basması ve vatandaşlarımızın mağduriyet yaşaması engellenecek” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/focada-dere-yatagina-yapilan-kanal-taskini-onledi-595428">Foça&#8217;da dere yatağına yapılan kanal taşkını önledi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayağı]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor. Aslında düztabanlık çoğu zaman normal gelişim sürecinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik, sanıldığından çok daha yaygın görülüyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan 7’sinde erken yaşlarda, bir başka deyişle 3 yaşından önce  düztabanlık görülüyor.  Bu oran yaş ilerledikçe azalıyor, çünkü ayak kemeri çocuk büyüdükçe ve kaslar güçlendikçe doğal olarak gelişmeye devam ediyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz,</strong>  çocuklarda düztabanlığın çoğu zaman kendiliğinden düzeldiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla her düztabanlık tedavi gerektirmez. Gereksiz korkuya kapılmak yerine doğru takip çok daha değerlidir. Ayağın kemik ve kas gelişimi genellikle 6–7 yaşına kadar devam eder. Bu yaşlara dek gözlem ve egzersiz yeterlidir. Ancak, çocuğun ayağında ağrı, yürüyüşünde anormallik veya hızlı deformite gelişimi gibi uyarı işaretlerinde ebeveynlerin mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmaları çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>3 yaş altındaki çocuklarda düztabanlık normal</strong></p>
<p>Düztabanlık, ayak tabanında normalde bulunması gereken kavisin azalması veya tamamen kaybolması durumu olarak tanımlanıyor. Ayak kemerinin çökmesiyle birlikte basma sırasında ayağın tamamı yere temas ediyor. Bu durum doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebiliyor. Küçük çocuklarda ayak kemeri henüz tam gelişmemiş oluyor ve ayak tabanında bulunan yağ dokusu kemeri gizliyor. Yürümeyle birlikte kaslar güçlendikçe zamanla ayak kemeri oluşuyor. Bu nedenle, 3 yaşın altındaki çocukların yüzde 70-80’inde düztabanlık görülüyor. Dr. Emre Sarıekiz,<strong> </strong>ayak kemerinin genellikle 5–6 yaşından sonra belirgin hale geldiğini belirterek, “Dolayısıyla erken dönemde yapılan düztaban tanısı çoğu zaman geçici bir durumun yanlış yorumlanmasından ibarettir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Fazla kilolu çocuklarda risk 2 kat artıyor! </strong></p>
<p>Çocuklarda düztabanlığa pek çok etken neden olabiliyor. Bunlardan en önemlilerinden biri ise obezite. Son yıllarda çocukluk çağı obezitesinin artmasına paralel olarak düztabanlığın daha sık görüldüğüne dikkat çekiliyor.  Pediatrik Ortopedi ve Travmatolaji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, “Zira, fazla kilolar ayağa binen yükü artırarak kemerin çökmesine yol açabilmektedir Dolayısıyla, obezite sorunu olan çocuklarda düztabanlık riski normal kilolu çocuklara göre yaklaşık iki kat daha fazladır” diyor. Ailede düz tabanlık olması, uygun olmayan ayakkabı kullanımı,  çok yumuşak veya desteksiz tabanlar, tarsal koalisyon olarak adlandırılan ve ayak kemerini oluşturan eklemlerdeki anomaliler, eklem bağlarının gevşek olması ve kas dengesini bozan serebral palsi gibi nöromüsküler hastalıklar da düztabanlığa yol açan diğer etkenleri oluşturuyor. </p>
<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Fizyolojik düztabanlıkta ağrı, şekil bozukluğu veya fonksiyon kaybı olmuyor. Çoğu çocukta bu durum geçici bir özellik olarak kabul ediliyor.  Dr. Emre Sarıekiz, dolayısıyla 3–4 yaşındaki bir çocukta belirgin ağrı veya yürüme sorunu yoksa endişelenmeye gerek olmadığını ifade ederek, “Bu dönemde ayağın gelişimini izlemek, gereksiz tedavilerden çok daha önemlidir” diyor. <strong> </strong>Ancak bazı durumlarda mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Emre Sarıekiz, “Erken dönemde tanı koymak önemlidir, çünkü düztabanlık, yapısal bir kemik veya kas bozukluğuna bağlı olabilir. Böyle tablolarda erken müdahale ileride cerrahi ihtiyacını azaltabilir” bilgisini veriyor. Dr. Emre Sarıekiz, ebeyenlerin dikkate almaları gereken belirtileri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Yürürken topuğunu içe basıyorsa</li>
<li>Ayağında yorgunlukla artan ağrı veya şişlik oluyorsa</li>
<li>Spor aktivitelerinde çabuk yoruluyorsa</li>
</ul>
<ul>
<li>Ayakkabı tabanının iç kısmında düzensiz aşınma varsa</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi yöntemleri: Egzersiz, tabanlık, uygun ayakkabı </strong></p>
<p>Tanıda çoğu zaman fizik muayene yeterli geliyor. Gerekirse ayak taban basınç analizi veya röntgene başvuruluyor. Dr. Emre Sarıekiz, kas dengesini ve postürü korumanın tedavide temel yaklaşımı oluşturduğunu söyleyerek, “Ayak iç kavisini destekleyen basit egzersizler, uygun ayakkabı kullanımı ve kilo kontrolü çoğu tabloda yeterli olmaktadır. Özellikle ayak kemerini destekleyen kaslar için yapılan kas güçlendirme egzersizleri oldukça etkilidir. Ayağın doğal gelişimine izin veren, sert olmayan ama iç kemer desteği bulunan ayakkabıların tercih edilmesi de önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat nadiren gündeme geliyor</strong></p>
<p>Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, cerrahi tedavinin sadece ciddi yapısal deformitelerde veya ağrının tüm konservatif tedavilere rağmen kronikleştiği nadir durumlarda gündeme geldiğini vurguluyor. “Yani, ameliyat son çare olarak düşünülmektedir. Her çocuk için değil, gerçekten gerekli durumlar için geçerlidir” diyen Dr. Emre Sarıekiz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyat genellikle kemik hizalamasını ve ayak kemerini yeniden düzenlemeyi içermektedir. Ayak kemeri yeniden şekillendirilir, yük dağılımı dengelenir ve bu sayede çocuğun ağrısız şekilde yürümesi sağlanır. Tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ameliyat sonrasında iyi bir rehabilitasyon süreci ve doğru taban desteği de çok önemlidir. 4-6 hafta süren iyileşme sürecinin ardından çocuk yavaş yavaş normal aktivitelerine dönebilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 09:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[azaltacak]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsikososyal]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582746</guid>

					<description><![CDATA[<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746">Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı. Afetler, kayıplar, güven ve kontrol duygusunun kaybı ve belirsizlik gibi psikososyal riskleri artırarak doğum sonrası kadın ve çocuk sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde, Antakya ve Gaziantep’te doğum yapan kadınlarla gerçekleştirilen “Deprem Bölgesinde Travma Bilgili Doğum Sonu Depresyonu Önleme Programı”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>TÜBİTAK ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Fonu tarafından desteklenen programa 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen 100’den fazla yeni doğum yapmış kadın katıldı. Program kapsamında afet bölgelerinde doğum yapan kadınların ruh sağlığını koruyacak ve doğum sonrası depresyon riskini azaltacak bir model geliştirildi.</p>
<p><strong>Kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü</strong></p>
<p>Program kapsamında, rutin doğum sonrası izlemler yapılarak kadınlara travma farkındalığı eğitimi verilirken, depresyona neden olan biyopsikososyal tehlikeler saptanıp uygun müdahale araçları uygulandı. Kadınlar arasında yapılan değerlendirmeler, travma bilgili müdahalelerin doğum sonrası depresyon semptomlarını anlamlı şekilde azalttığını gösterdi. Program ile kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü, stres düzeylerinde ise yarı yarıya düşüş gözlendi. Ayrıca doğum yapan kadınların sorunlarla baş etme becerileri ve profesyonel sosyal destek algısının ise güçlendiği gözlemlendi.</p>
<p>2023 yılında Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremlerin etkilediği bölgede yaklaşık 4.1 milyon üreme çağında kadın bulunduğunu ve her ay ortalama 25.000 doğumun gerçekleştiğini belirten Şimşek, “Bu tür travmatik olaylar, annenin fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığına zarar veren, anne-bebek etkileşimini olumsuz etkileyen ve kadınların doğum sonrası depresyon riskini artıran önemli bir faktör olarak tanımlanmaktadır. Depremler sonrası Türkiye’de yapılan araştırmalar doğum sonu depresyonun yaklaşık yüzde 12’den yüzde 35’e yükseldiğini gösteriyor. Bu artış,  afetin neden olduğu çoklu kayıplarla doğrudan ilişkili.  Geçici barınma alanlarında yaşayan, sağlık hizmetine ve sosyal destek mekanizmalarına erişemeyen ve ilk annelik deneyimini yaşayan kadınlar daha fazla risk altında” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Zeynep Şimşek, “Geliştirdiğimiz model, birinci basamak sağlık sistemimizin mevcut altyapısına uyumlu, biyopsikososyal riskleri kapsayıcı ve afetlere karşı toplumsal dayanıklılığı artıran bir çözüm sunuyor. Bu nedenle programın Sağlık Bakanlığı Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi’ne entegre edilmesini, afet bölgelerinde yaygınlaştırılmasını ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde multidisipliner ekiplerce uygulanmasını öneriyoruz.” dedi.</p>
<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı. Afetler, kayıplar, güven ve kontrol duygusunun kaybı ve belirsizlik gibi psikososyal riskleri artırarak doğum sonrası kadın ve çocuk sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde, Antakya ve Gaziantep’te doğum yapan kadınlarla gerçekleştirilen “Deprem Bölgesinde Travma Bilgili Doğum Sonu Depresyonu Önleme Programı”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>TÜBİTAK ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Fonu tarafından desteklenen programa 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen 100’den fazla yeni doğum yapmış kadın katıldı. Program kapsamında afet bölgelerinde doğum yapan kadınların ruh sağlığını koruyacak ve doğum sonrası depresyon riskini azaltacak bir model geliştirildi</p>
<p><strong>Kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü</strong></p>
<p>Program kapsamında, rutin doğum sonrası izlemler yapılarak kadınlara travma farkındalığı eğitimi verilirken, depresyona neden olan biyopsikososyal tehlikeler saptanıp uygun müdahale araçları uygulandı. Kadınlar arasında yapılan değerlendirmeler, travma bilgili müdahalelerin doğum sonrası depresyon semptomlarını anlamlı şekilde azalttığını gösterdi. Program ile kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü, stres düzeylerinde ise yarı yarıya düşüş gözlendi. Ayrıca doğum yapan kadınların sorunlarla baş etme becerileri ve profesyonel sosyal destek algısının ise güçlendiği gözlemlendi.</p>
<p>2023 yılında Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremlerin etkilediği bölgede yaklaşık 4.1 milyon üreme çağında kadın bulunduğunu ve her ay ortalama 25.000 doğumun gerçekleştiğini belirten Şimşek, “Bu tür travmatik olaylar, annenin fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığına zarar veren, anne-bebek etkileşimini olumsuz etkileyen ve kadınların doğum sonrası depresyon riskini artıran önemli bir faktör olarak tanımlanmaktadır. Depremler sonrası Türkiye’de yapılan araştırmalar doğum sonu depresyonun yaklaşık yüzde 12’den yüzde 35’e yükseldiğini gösteriyor. Bu artış,  afetin neden olduğu çoklu kayıplarla doğrudan ilişkili.  Geçici barınma alanlarında yaşayan, sağlık hizmetine ve sosyal destek mekanizmalarına erişemeyen ve ilk annelik deneyimini yaşayan kadınlar daha fazla risk altında” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Zeynep Şimşek, “Geliştirdiğimiz model, birinci basamak sağlık sistemimizin mevcut altyapısına uyumlu, biyopsikososyal riskleri kapsayıcı ve afetlere karşı toplumsal dayanıklılığı artıran bir çözüm sunuyor. Bu nedenle programın Sağlık Bakanlığı Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi’ne entegre edilmesini, afet bölgelerinde yaygınlaştırılmasını ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde multidisipliner ekiplerce uygulanmasını öneriyoruz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746">Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egzersiz Yaşlanmayı Geciktiriyor, Yürüyen Daha Genç Kalıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egzersiz-yaslanmayi-geciktiriyor-yuruyen-daha-genc-kaliyor-576691</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 15:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geciktiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kalıyor]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576691</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her geçen gün daha uzun bir ömür sürmemize rağmen, asıl önemli olanın sağlıklı ve bağımsız yaşlanmak olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egzersiz-yaslanmayi-geciktiriyor-yuruyen-daha-genc-kaliyor-576691">Egzersiz Yaşlanmayı Geciktiriyor, Yürüyen Daha Genç Kalıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Her geçen gün daha uzun bir ömür sürmemize rağmen, asıl önemli olanın sağlıklı ve bağımsız yaşlanmak olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bilimsel araştırmalar, yaşlanmayı hızlandıran en önemli faktörlerin hareketsizlik, kronik stres, düzensiz uyku ve yalnızlık olduğunu gösteriyor. Bu noktada, en etkili ve doğal çözümün düzenli egzersiz olduğu vurgulanıyor. Acıbadem Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Başkanı Doç. Dr. Nuray Alaca, egzersizin yalnızca fiziksel değil, hormonal, metabolik ve zihinsel açıdan da yaşlanmayı yavaşlatan güçlü bir araç olduğuna dikkat çekerek, “Egzersiz, insanın biyolojik saatini yavaşlatıyor. Düzenli yürüyüş yapan kişilerin biyolojik yaşlarının daha genç olduğunu bilimsel araştırmalar göstermiştir. Spor yapan insanlar daha dinç kalıyor, yaşlanma hızları yavaşlıyor” diyor.</strong></em></p>
<p>Doç. Dr. Nuray Alaca’ya göre, egzersiz yalnızca bedeni değil, ruhu da genç tutuyor:</p>
<p>“Uyku kalitesinden hormon dengelerine, kalp-damar sağlığından sosyal bağlara kadar yaşamın her alanında olumlu etki gösteriyor. Kısacası egzersiz, uzun ve sağlıklı yaşamın en güçlü reçetesi.”<strong> </strong></p>
<p><strong>“Yürüyen Daha Genç Kalıyor”</strong></p>
<p>Düzenli egzersizin yaşlanmayı geciktirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Nuray Alaca, birçok kronik hastalığa karşı koruyucu etki sağladığını da vurguluyor. Egzersizin yalnızca bedensel değil, aynı zamanda hormonal ve metabolik dengeler üzerinde de güçlü etkileri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Nuray Alaca, “Egzersiz büyüme hormonu ve IGF-1 salınımında destekleyici rol oynayarak hücre yenilenmesini destekler. İnsülin duyarlılığını artırır, metabolik sendrom ve insülin direnci riskini azaltır. Direnç egzersizleriyle testosteron ve östrojen seviyeleri korunabilir, kortizol yani stres hormonu dengelenir” diyor.</p>
<p>Düzenli sporun uyku kalitesine de iyi geldiğini belirten Doç. Dr. Alaca, “Düzenli egzersiz, uyku kalitesini ilaçsız şekilde belirgin biçimde iyileştirebilir. Egzersiz yaptığınız gün daha kaliteli uyuduğunuzu hemen fark edersiniz” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Yaşlılığa Karşı Hangi Egzersizler Yapılmalı?</strong></p>
<p>Yaşlanmayı geciktirmek için en önemli egzersizlerin aerobik ve direnç egzersizleri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Nuray Alaca, şunları ekliyor:</p>
<p>“Yürüyüş, koşu, yüzme, jimnastik, bisiklet gibi aerobik egzersizler kalp-akciğer kapasitesini artırır, kronik hastalıklara yakalanma riskini azaltır, biyolojik yaşlanmayı yavaşlatır, ayrıca beyin sağlığını korur ve bilişsel fonksiyonlara olumlu etki eder. Haftada 2-3 kez direnç egzersizi yapmak ise kas ve kemik sağlığı açısından çok önemlidir. Özellikle yaşlılarda düşmeye bağlı kalça kırıkları ölüm riskini artırıyor. Direnç egzersizleri bu riski ciddi şekilde azaltıyor. Haftada 40 dakikalık kuvvet egzersizlerinin çok güzel sonuç verdiğini biliyoruz. Diyabet ve kalp-damar hastalıklarında ise hastaların haftada 60 dakika kuvvet egzersizi yapmalarını öneriyoruz. Aşırı egzersiz yapmanın ise bağışıklık ve eklem sağlığına zarar verdiğini gösteriyor bilimsel çalışmalar. Yani haftada 2, en fazla 3 direnç egzersizi yeterli. Direnç egzersizlerini, kasların belli bir kuvvete karşı çalışmasını sağlayarak onları güçlendiren ve şekillendiren egzersiz türü olarak tanımlayabiliriz. Direnç egzersizlerine örnek olarak ağırlık kaldırma, şınav, direnç lastiğiyle yapılan egzersizler, pilates topu veya reformer ile yapılan dirençli hareketleri sıralayabiliriz.” </p>
<p>Düzenli egzersizin başta kalp-damar hastalıkları, diyabet ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu olduğunu belirten Doç. Dr. Nuray Alaca, “Egzersiz; kas kaybı, denge bozukluğu ve bağımlılık riskine karşı güçlü bir kalkan. Düzenli yürüyüş yapan insanların biyolojik olarak daha genç bir yaşa sahip olduklarını görüyoruz. Yani egzersiz, yaşlanmayı yavaşlatıyor, gençliği koruyor” diyor.</p>
<p><strong>Esneme Egzersizleri ve Kısa Süreli Koşular Önemli </strong></p>
<p>Kısa süreli koşuların önemli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Nuray Alaca, “Mesela yürürken 10-15 saniye, en fazla 30 saniye hızlı koşmayı öneriyoruz. Vücudu şaşırtmak çok önemli. Yürürken birden zıplamanın veya 15 saniye koşup durmanın sağlığa olumlu katkıları var” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Esneme egzersizlerinin de sağlığa faydasının büyük olduğuna değinen Doç. Dr. Nuray Alaca, özellikle yoga, pilates gibi faaliyetlerin hem fiziksel hem ruhsal açıdan yararlı olduğunu belirtiyor: “Esneme egzersizleri kişinin kendini iyi hissetmesini sağlıyor, kas esnekliğini artırıyor. Ayrıca zamanla eklem sertliğini, kas kısalmasını ve duruş bozukluğunu da önlüyor. Özellikle de omurga, kalça ve omuz esnekliğini koruyarak yaşa bağlı ağrı ve hareket kısıtlılığını azaltıyor. Yoga gibi disiplinler ayrıca stres hormonu seviyelerini düşürerek zihinsel rahatlama da sağlıyor.”</p>
<p><strong>Sosyal Bağlar Ömrü Uzatıyor</strong></p>
<p>Egzersizin sadece bedensel değil, sosyal faydaları da olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Nuray Alaca, “Sağlıksız beslenme ve fiziksel aktivite eksikliği dışında yaşlılıkta kırılma riskini artıran en önemli şeylerden biri, yalnızlık. Yalnızlık, yaşlılıkta ömrü kısaltan en önemli faktörlerden biri. Sosyal bağların, ortalama ömrü yaklaşık 7 seneye kadar anlamlı derecede uzattığı, sosyal yaşlıların daha uzun yaşadıkları bilimsel araştırmalarla da gösterildi. Dolayısıyla biz pilates gibi grup egzersizleri öneriyoruz yaşlı insanlara. Grup egzersizleri, pilates, dans ya da yürüyüş gibi aktiviteler sosyal bağları güçlendiriyor ve ömrü uzatıyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egzersiz-yaslanmayi-geciktiriyor-yuruyen-daha-genc-kaliyor-576691">Egzersiz Yaşlanmayı Geciktiriyor, Yürüyen Daha Genç Kalıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de su fakirliği riski büyüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-su-fakirligi-riski-buyuyor-576361</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 10:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[duş]]></category>
		<category><![CDATA[fakirliği]]></category>
		<category><![CDATA[karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[litre]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[Su Tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[sulama]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[tuvalet]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576361</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, 18 Eylül Su Tasarrufu Günü dolayısıyla, su tasarrufu konusunda bireysel küçük önlemleri değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-su-fakirligi-riski-buyuyor-576361">Türkiye&#8217;de su fakirliği riski büyüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, 18 Eylül Su Tasarrufu Günü dolayısıyla, su tasarrufu konusunda bireysel küçük önlemleri değerlendirdi.</p>
<p><strong>Türkiye su kıtlığı çeken ülke durumuna gelebilir</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, günümüzde suyun öneminin her zamankinden daha hayati hale geldiğini belirterek, “Su kaynaklarının sınırlı olması, giderek azalması, artan kuraklık ve küresel iklim değişikliği nedeniyle su tasarrufu son yıllarda daha önemli hale gelmiştir. Su tasarrufuyla sürdürülebilir geleceğin sağlanması ve su kaynaklarının korunması sağlanmaktadır. Tüketim alışkanlıkları ve sosyoekonomik farklılıklarla birlikte su tüketimi her geçen yıl artmaktadır. Dünya genelinde 2,2 milyar insan içilebilir nitelikteki temiz suya erişememektedir. Kırsal kesimlerde yaşayan insanlar başta olmak üzere, her beş kişiden dördü içme suyuna ulaşamamaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden (SDG-6) ‘Temiz Su ve Sanitasyon’ hedefi herkes için temiz suya erişimin sağlanmasını amaçlamaktadır. Ülkemiz su sıkıntısı çeken ülkeler kategorisinde olmakla birlikte; artan nüfusla kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2030 yılında bin 200 metreküp, 2040 yılında, bin 116 metreküp, 2050 yılında ise bin 069 metreküpe kadar düşmesi beklenmektedir. Bu rakamlar, ülkemizin su kıtlığı çeken bir ülke durumuna gelebileceğini göstermektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Su stresi ve su fakirliği ne demek?</strong></p>
<p>“Su stresi”nin, belirli bir dönemde suya olan talebin mevcut miktarın üzerine çıkması ya da su kalitesinin düşük olması nedeniyle kullanımının sınırlanması olarak ifade edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Su stresi, su kaynaklarının aşırı kullanılmasıyla niceliğinin değişmesi ve oluşan kirlilikle birlikte niteliğinin değişmesine sebep olmaktadır. İklim değişikliği sonucunda artan nüfusun, önümüzdeki yıllarda su stresini önemli ölçüde artıracağı düşünülmektedir. Su fakirliği ise, yılda kişi başına düşen su miktarıyla belirlenmektedir. Yılda kişi başına düşen su miktarı en az 10 bin m3 olan ülkeler su zengini; 3 bin -10 bin m3 arasında olan ülkeler, yeterli suyu olan; bin -3 bin m3 arasında olan ülkeler su sıkıntısı çeken ve bin m3’ün altında olan ülkeler ise, su fakiri olarak belirtilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Basit önlemlerle büyük tasarruf</strong></p>
<p>Günlük yaşamda alınabilecek küçük önlemlerin ciddi tasarruf sağlayabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Tuvalet rezervuarlarının su depolama kapasitesi 16 litredir. 4 kişilik bir aile 16 litrelik tuvalet rezervuarı ile ayda tuvalette 7 ton su tüketmektedir. 7 litre gibi daha az su hacmi olan tuvalet rezervuarlarının kullanımı ile su tüketimini 2.5-3 tona düşürmek mümkün olabilmektedir. Tuvalet rezervuarının 16 litre olması halinde su tüketimini azaltabilmek için 1.5 litrelik plastik şişelerin doldurularak rezervuara koyulmasıyla su tüketimi %20 oranında azaltılabilmektedir. Klasik duş başlıklarından dakikada ortalama 15-20 litre su akarken, düşük akımlı tasarruflu duş başlıklarından dakikada 9-10 litre su akmaktadır. Böylece 5 dakikalık duş esnasında daha az su tüketimi sağlanabilmektedir. Düşük akımlı tasarruflu duş başlıklarında %30-40 su tasarrufu mümkün olabilmektedir. Diş fırçalama ve yüz yıkama esnasında musluğun kapatılması halinde ortalama 15-35 litre su tasarrufu sağlanmaktadır.”</p>
<p><strong>Evlerde en çok suyun harcandığı alanlar</strong></p>
<p>Evlerde suyun büyük kısmının banyoda, tuvalette ve temizlikte boşa harcandığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Evlerde suyun %35 banyoda, %30 tuvalette, %20 çamaşır ve bulaşık yıkamada, %10 mutfakta ve %5’i ise temizlik amacı ile kullanılmaktadır. Diş fırçalama ve yüz yıkama esnasında musluğun kapalı tutulması ile günde 15-35 litre su tasarrufu sağlanabilmektedir. Duş esnasında suyun ısınmasını beklerken suyu kaba doldurup temizlikte kullanımıyla tasarruf sağlanmaktadır. Çamaşır ve bulaşık makineleri tek yıkamada ortalama 40 litre su tüketmektedir. Makinelerin tam doldurulması ve kısa programların tercih edilmesiyle ciddi miktarda su tasarrufu mümkün olmaktadır. Mutfakta akan su altında sebze ve meyvelerin yıkanmaması bunun yerine bir kap içerisinde yıkanarak bu suyun da çiçek ve bahçe sulamada kullanılabilir. Arızalı muslukların tamirinin yapılarak su kaçağı olan alanların tespit edilip tamir edilmesi de büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bahçede damla sulama ile %50 tasarruf</strong></p>
<p>Bahçe ve balkon sulamalarında suyun daha verimli kullanılabileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, şu önerilerde bulundu:</p>
<p>“Suyun doğrudan bitki köklerine ulaştığı damla sulama sistemleri tercih edilerek su kaybı önlenmektedir. Damla sulama sistemleriyle %50’ye kadar su tasarrufu sağlanmakta, toprak ihtiyacı olan kadar su almakta ve yalnızca hedeflenen bitkiler sulandığı için yabani otların da büyümesi önlenmektedir. Ayrıca, buharlaşmayla su kayıplarının önüne geçebilmek için sulamanın akşam yapılması önemlidir. Böylece toprak suyu daha iyi alarak, gereksiz su kullanımını önlenmiş olacaktır. Susuzluğa dayanıklı bitkiler seçilerek büyük oranda su tasarrufu sağlanmaktadır.”</p>
<p><strong>Küçük adımlar büyük fark oluşturuyor</strong></p>
<p>Su tasarrufunun bireysel önlemlerle toplumsal düzeyde büyük bir etki oluşturabileceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Suyun verimli şekilde kullanılması için kitlesel ölçekte farkındalığın oluşturulası önemlidir. 22 Mart Dünya Su Günü ve 18 Eylül Su Tasarrufu Günü gibi özel günlerle su kaynaklarının korunması ve su tasarrufunun yapılması ile ilgili bilinç oluşturulmakta ve suyun önemi vurgulanabilmektedir. Böylece toplumda bilinç oluşturulmakta ve suyun daha verimli olarak kullanılması sağlanmaktadır. Akıtan muslukları tamir ederek, musluk uçlarına tasarruf aparatları takarak, tasarruflu duş başlıkları kullanarak, bulaşık ve çamaşır makinelerinde su ve enerji tasarruflu olanlar tercih edilerek tonlarca miktarda su tasarrufu sağlanmaktadır. Ayrıca, ön yıkama yapmayarak ve makineleri dolmadan çalıştırmayarak, duş ve diş fırçalama esnasında suyu boşa akıtmayarak, kademeli sifonlar kullanarak suyu çok daha verimli kullanabiliriz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-su-fakirligi-riski-buyuyor-576361">Türkiye&#8217;de su fakirliği riski büyüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 08:02:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların sağlıklı büyümelerinde idrar yollarının korunması kritik bir rol oynuyor. Zira, özellikle çocuklarda sık rastlanan idrar yolu enfeksiyonu sadece idrar yapmada güçlük, ateş ve huzursuzluk gibi geçici şikâyetlere yol açmakla kalmıyor; zamanında tedavi edilmezse böbreklerde kalıcı hasar da bırakabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490">İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların sağlıklı büyümelerinde idrar yollarının korunması kritik bir rol oynuyor. Zira, özellikle çocuklarda sık rastlanan idrar yolu enfeksiyonu sadece idrar yapmada güçlük, ateş ve huzursuzluk gibi geçici şikâyetlere yol açmakla kalmıyor; zamanında tedavi edilmezse böbreklerde kalıcı hasar da bırakabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, </strong>bu nedenle çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunda erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Üriner sistemde altta yatan işlevsel ya da yapısal bir anormalliğin varlığında; özellikle tekrarlayan ateşli üst idrar yolu enfeksiyonu geçirilmesi durumunda böbreklerde hasar gelişme riski yüksektir. Ülkemizde geri dönüşü olmayan kronik böbrek yetmezliğinin en sık nedenini de bu tablolar oluşturmaktadır. Dolayısıyla, çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunun ve altta yatan anormalliklerin erken saptanıp uygun şekilde tedavi edilmesi, böbrek sağlığının korunmasında çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Çocuklarda en sık görülen 2. enfeksiyon türü!  </strong></p>
<p>Üriner sistemin, yani üretra, idrar kesesi, üreterler ve böbreklerin enfeksiyonu anlamına gelen “idrar yolu enfeksiyonu”, ülkemizde çocukluk çağında üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra en sık görülen enfeksiyon olarak kayda geçiyor. Bebeklerde ve tuvalet eğitiminin verildiği oyun çağı çocuklarında daha sık görülen bu enfeksiyon; bağırsak kaynaklı olan ve üriner sistemin iç tabakasına tutunabilen üropatojen bakterilerin, perianal ve perineal alandan üretra, idrar kesesi ve böbreklere çıkmasıyla oluşuyor. Hastaların yüzde 80’inden fazlasında ise E. Coli bakterisi rol oynuyor.</p>
<p><strong>6. aydan sonra kız çocuklarında daha çok görülüyor </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu, bağışıklık sisteminin iyi gelişmemiş olması ve sünnet derisinin altında yerleşen proteus bakterileri nedeniyle yaşamın ilk 6 ayında erkek çocuklarında daha sık görülürken, ilk 6 aydan sonra ise üretranın kısa ve anüse yakın olması nedeniyle kız çocuklarında daha sık ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>En yaygın görülen 3 sebebine dikkat!</strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonunun oluşmasında en sık az su içme, idrarın tutulması, yani sık ve tam idrar yapılmaması ve kabızlık (günlük dışkılamanın yapılmaması) olmak üzere üç fonksiyonel neden etkili oluyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, “Bu fonksiyonel durumlar üriner sistemin yıkanmasını önleyerek bakterilerin üriner sisteme tutunmalarını, çoğalmalarını ve böbreklere kadar çıkmalarını kolaylaştırır ve idrar yolu enfeksiyonunun gelişimine neden olur” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Pek çok etken riski artırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Aydoğ, idrar yolu enfeksiyonuna yol açan diğer etkenleri şöyle özetliyor: “Küvette oturarak banyo yapılması veya yaz aylarında temiz olmayan havuza girilmesi de riski artırır. Antibiyotik kullanılması da riski artıran önemli bir etkendir. Bunların yanı sıra perineal ve perianal alanın parfümlü veya alkollü dezenfektan maddelerle temizliğinin yapılması, idrar yolu enfeksiyonuna neden olan üropatojen bakterilerin üriner sisteme tutunmalarını önleyen faydalı bakterilerin yok olmasına yol açarak enfeksiyonun gelişme riskini artırır.”  İdrar yolu enfeksiyonunun gelişmesinde ve tekrarlamasında; fonksiyonel nedenler kadar sık olmasa da idrar kesesinin işlev bozukluğu, idrarın mesaneden böbreklere geri kaçışı (reflü), üriner sistemde darlık, tıkanıklık ve taş gibi yapısal anormallikler de etken olabiliyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu, alt ve üst idrar yolu enfeksiyonu olmak üzere 2 grupta inceleniyor. Üretra ve idrar kesesinin tutulduğu alt idrar yolu enfeksiyonunda; idrarda kötü koku, bulanıklık ve nadiren kanın varlığı, idrar yaparken yanma-ağrı, sık idrara çıkma ve idrar kaçırma gibi işeme semptomları ön plana çıkıyor. Karnın ön-alt kısmında hafif ağrı ve 38°C altında hafif ateşle seyreden alt idrar yolu enfeksiyonu hemen ve doğru şekilde tedavi edilmezse enfeksiyon böbreklere ulaşarak üst idrar yolu enfeksiyonu gelişimine neden oluyor. Böbreklerin de tutulduğu üst idrar yolu enfeksiyonunda, işeme semptomlarına ek olarak, 38.5°C üzerinde ateş, karın ve böğür ağrısı, bulantı ve kusma gibi sistemik bulgular da gelişiyor.</p>
<p><strong>Böbrek hasarı oluşmaması için&#8230;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Aydoğ, üst idrar yolu enfeksiyonu geliştiğinde böbrek hasarı riski de oluştuğu için erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirterek, şu uyarılarda bulunuyor: “Dolayısıyla, ifade yeteneği henüz gelişmeyen küçük çocuklarda yüksek ateş, huzursuzluk-ağlama, gaz sancısı, beslenme problemi, kilo alamama, uzamış sarılık, düzelmeyen pişik ve kabızlık gibi spesifik olmayan semptomların varlığında da idrar tetkik ve kültürünün yapılması, tanı ve tedavide geç kalınmaması gerekir.”</p>
<p><strong>Antibiyotik tedavisi şart!</strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu<strong> </strong>tanısı konulur konulmaz hemen uygun antibiyotik tedavisine başlanması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Özlem Aydoğ,<strong> </strong>ilk hastalık sonrasında kız çocuklarının yüzde 40 ila 60&#8217;ında, erkek çocuklarının ise yüzde 20 ila 30’unda enfeksiyonun tekrarlayabildiği uyarısında bulunarak,  “Özellikle üriner sistemde fonksiyonel veya yapısal bir anormallik varsa enfeksiyonun tekrarlama riski daha fazladır.  Bu nedenle, tekrarlayan enfeksiyonda üriner sistemin fonksiyonel veya yapısal anormallik açısından mutlaka araştırılması gerekir. Ultrason ilk tercih olmakla birlikte, gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir. Üriner sistemde ciddi yapısal anormallik saptanırsa cerrahi tedavi gerekebilir” diyor.</p>
<p><strong>Çocukları idrar yolu enfeksiyonundan korumak için 7 kritik kural! </strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ,<strong> </strong>çocuğunuzu idrar yolu enfeksiyonundan korumak için almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Bol bol su içmesini sağlayın</li>
<li>İdrarını tutmamasına, yani sık idrar yapmasına dikkat edin</li>
<li>Günlük dışkılaması önemli. Bunun için diyet uygulanabilir, gerekirse dışkıyı yumuşatan ürünlere ve lavmana başvurulabilir.</li>
<li>Perineal ve perianal bölge<strong> </strong>hijyenine dikkat edin. Ancak parfümlü ve alkollü dezenfektan içeren ürünlerden, ıslak mendil kullanımından kaçının.</li>
<li>Banyosunu ayakta, duş şeklinde yaptırın.</li>
<li>Temizliğinden emin olmadığınız havuza sokmayın.</li>
<li>Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490">İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KKTC Meclisi&#8217;nde Form Endüstri Tesisleri İmzası: Yangın Anında Duman Riski En Aza İndiriliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kktc-meclisinde-form-endustri-tesisleri-imzasi-yangin-aninda-duman-riski-en-aza-indiriliyor-561887</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 09:23:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[anında]]></category>
		<category><![CDATA[aza]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri]]></category>
		<category><![CDATA[form]]></category>
		<category><![CDATA[imzası]]></category>
		<category><![CDATA[indiriliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kktc]]></category>
		<category><![CDATA[meclisinde]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tesisleri]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Form Endüstri Tesisleri’nin distribütörlüğünü üstlendiği Lamilux Duman Tahliye Kapakları, yangın sırasında oluşan dumanı hızlı ve etkin şekilde tahliye ederek, kullanıcıların can güvenliğini sağlamaya ve bina içindeki operasyonların güvenli bir şekilde sürdürülmesine katkıda bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kktc-meclisinde-form-endustri-tesisleri-imzasi-yangin-aninda-duman-riski-en-aza-indiriliyor-561887">KKTC Meclisi&#8217;nde Form Endüstri Tesisleri İmzası: Yangın Anında Duman Riski En Aza İndiriliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Form Endüstri Tesisleri’nin distribütörlüğünü üstlendiği Lamilux Duman Tahliye Kapakları, yangın sırasında oluşan dumanı hızlı ve etkin şekilde tahliye ederek, kullanıcıların can güvenliğini sağlamaya ve bina içindeki operasyonların güvenli bir şekilde sürdürülmesine katkıda bulunuyor. Elektrikli çalışma prensibine sahip bu sistemler, yangın anında otomatik olarak devreye giriyor ve bakım gerektirmeyen uzun ömürlü yapısıyla kamu yapılarında ideal bir çözüm sunuyor.</p>
<p><strong>Form Endüstri Tesisleri imzalı 48V elektrikli, yangın sertifikalı sistem</strong></p>
<p>Projede tercih edilen Lamilux Duman Tahliye Kapakları, uluslararası yangın güvenliği standartlarına uygun test ve sertifikalara sahip. 48V elektrikli mekanizması sayesinde hızlı açılım sağlayan sistem, yüksek güvenlik ihtiyacı duyulan yapılarda etkili bir çözüm oluşturuyor. KKTC Cumhuriyet Meclisi gibi kamuya açık ve kritik öneme sahip yapılarda tercih edilmesi, ürünün güvenilirliğini ve fonksiyonelliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kktc-meclisinde-form-endustri-tesisleri-imzasi-yangin-aninda-duman-riski-en-aza-indiriliyor-561887">KKTC Meclisi&#8217;nde Form Endüstri Tesisleri İmzası: Yangın Anında Duman Riski En Aza İndiriliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurumunuzun siber olaylarla karşılaşma riski ne kadar yüksek?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurumunuzun-siber-olaylarla-karsilasma-riski-ne-kadar-yuksek-559586</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jul 2025 13:28:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[kadar]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[kurumunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[olaylarla]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559586</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşletmelerin siber tehditlere karşı savunmasız kalmasının temel nedenlerinden biri, risklerini hafife almaları veya mevcut savunmalarının gücünü abartmaları olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurumunuzun-siber-olaylarla-karsilasma-riski-ne-kadar-yuksek-559586">Kurumunuzun siber olaylarla karşılaşma riski ne kadar yüksek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşletmelerin siber tehditlere karşı savunmasız kalmasının temel nedenlerinden biri, risklerini hafife almaları veya mevcut savunmalarının gücünü abartmaları olarak ortaya çıkıyor. Kaspersky&#8217;nin &#8220;İşyerinde Siber Güvenlik: Çalışanların bilgi ve davranışları&#8221; başlıklı son araştırmasına göre, Orta Doğu, Türkiye ve Afrika (META) bölgesinde ankete katılan ve işlerinde bilgisayar kullanan profesyonellerin %52,1&#8217;i şirketlerinin başına bir siber güvenlik olayı gelme riskini oldukça yüksek olarak değerlendiriyor. Türkiye için bu oran %64.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/07/kurumunuzun-siber-olaylarla-karsilasma-riski-ne-kadar-yuksek-0-xfGWzEpr.jpg"/></p>
<p>Siber güvenlik olaylarının olası sonuçları hakkında değerlendirmede bulunmak üzere gerçekleştirilen ankete Türkiye’den katılan çalışanların %59,5&#8217;i bunun işlerini ciddi şekilde etkileyebileceğini düşünüyor. Bu risk anlayışı sadece genel siber güvenlik farkındalığından değil, kuruluşlarındaki siber olaylar hakkındaki bilgilerden de kaynaklanıyor. Türkiye’deki katılımcıların %29,8&#8217;i son 12 ay içinde bu tür olayların yaşandığını kabul ederken, %29,3’ü bu olayları iş arkadaşlarından duyduklarını belirtiyor.</p>
<p>Kuruluşlar, günümüzde kimlik avı ve iş e-postası tehlikesinden fidye yazılımı ve gelişmiş kalıcı tehditlere kadar çeşitli siber tehditlerle karşı karşıya. Bu saldırıların çoğunda kuruluşun ağına giriş noktası bir insan hatasından kaynaklanıyor. Bu nedenle saldırganlar çabalarını daha etkili hale getirmek için sosyal mühendislik tekniklerini ve yapay zeka araçlarını aktif olarak kullanıyor.</p>
<p>Anket, katılımcıların çoğunluğunun siber güvenliğin BT departmanı tarafından dikkate alınması gereken bir konu olduğunu anladığını gösterirken, Türkiye’deki katılımcıların %22,5’i üst düzey yöneticileri, %22’si hukuk ve finans çalışanlarını siber güvenlik konularına dikkat etmesi gereken işletme içindeki temel gruplar olarak belirtiyor. Ankete katılan çalışanların yalnızca %26,3’ü siber güvenliği işletme genelinde tüm çalışanlar tarafından dikkate alınması gereken bir konu olarak görüyor.</p>
<p>Kaspersky META Bölgesi Genel Müdürü <strong>Toufic Derbass</strong>, şunları söylüyor: <em>&#8220;Günümüzün dijital ortamında siber güvenlik, BT departmanının ötesine geçen kolektif bir sorumluluktur. Her çalışan gelişen tehditlerin farkında olmalıdır. Düzenli siber güvenlik eğitimi, ilgili BT çözümlerinin kullanımı, iyi tanımlanmış politikalar ve iyi bir olay müdahale planı, kurumsal siber dayanıklılığın temel unsurlarıdır. Ekip üyeleri bilgilendirildiğinde ve hazır olduğunda, kurum siber tehditlere karşı daha güçlü bir duruş sergileyecektir.&#8221;</em></p>
<p>Kaspersky, kurumların savunmalarını güçlendirmelerine yardımcı olmak için aşağıdakileri öneriyor:</p>
<ul>
<li>İnsan hatası, siber güvenlik ihlallerinin yaygın bir nedeni olduğundan çalışan eğitimi ve siber güvenlik eğitimi bir zorunluluktur. Kaspersky Automated Security Awareness Platform gibi çözümler, kimlik avı e-postalarını ve şüpheli bağlantıları tanıma gibi pratik siber güvenlik becerileri konusunda yardımcı olabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kaspersky çevrimiçi eğitimleri ve Kaspersky Threat Intelligence ile siber güvenlik ekiplerini geliştirin. Ayrıca Kaspersky&#8217;nin Dijital Ayak İzi İstihbaratı, şirketlerin varlıkları için harici tehditlerin izlenmesine yardımcı olabilir ve kimlik bilgisi sızıntılarına karşı savunmayı güçlendirebilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kaspersky Next ürün serisi gibi sağlam izleme ve siber güvenlik çözümleri uygulayın.</li>
<li>Davetsiz misafirlerin kötüye kullanamayacağı çevrimdışı yedekler oluşturun ve acil bir durumda bunlara hızlı bir şekilde erişebileceğinizden emin olun.</li>
<li>Şifre ve yazılım yükleme politikalarından ağ segmentasyonuna kadar çalışanlarınız için güvenlik politikaları uygulayın.</li>
<li>Kurum içinde güvenlik kültürünü teşvik edin. Çalışanları suçlanma korkusu olmadan şüpheli faaliyetleri bildirmeye özendirin. Örneğin kimlik avı simülasyonları sırasında iyi alışkanlıkları pekiştirmek için proaktif güvenlik davranışlarını ödüllendirin.</li>
</ul>
<p><em>*Anket, Kaspersky&#8217;nin talebi üzerine Toluna araştırma şirketi tarafından 2025 yılında gerçekleştirilmiştir. Çalışma, sonuçları Türkiye, Güney Afrika, Kenya, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere yedi ülkede iş için bilgisayar kullanan çalışanlar ve işletme sahipleriyle yapılan 2 bin 800 çevrimiçi görüşmeden derlendi.</em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurumunuzun-siber-olaylarla-karsilasma-riski-ne-kadar-yuksek-559586">Kurumunuzun siber olaylarla karşılaşma riski ne kadar yüksek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz kuruluğu riski en aza iniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-kurulugu-riski-en-aza-iniyor-558570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:19:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aza]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[iniyor]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluğu]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzağı veya yakını bulanık görme, baş ağrısı, göz yorgunluğu, daha iyi görebilmek için gözleri kısma…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-kurulugu-riski-en-aza-iniyor-558570">Göz kuruluğu riski en aza iniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzağı veya yakını bulanık görme, baş ağrısı, göz yorgunluğu, daha iyi görebilmek için gözleri kısma… Yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebilen bu sorunların sebebi genellikle günümüzde en sık görülen görme bozuklukları olan miyopi ile astigmat oluyor. Son yıllarda ekran başında uzun zaman geçirilmesi nedeniyle görülme sıklığı giderek artan her iki kırma kusuru lazer göz ameliyatıyla düzeltiliyor ve bu sayede gözlük ile lens ihtiyacı ortadan kalkıyor. Üstelik,  dünyada 2023 yılından bu yana ve ülkemizde de son bir yıldır uygulanmaya başlanan bıçaksız ve flepsiz SILK (Smooth Incision Lenticule Keratomileusis ) yöntemi hastalara önemli faydalar sağlıyor.  <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar,</strong> günümüzün miyopi ve astigmat tedavisinde  en yeni göz lazer yöntemi olan SILK ameliyatında tüm işlemlerin sadece 3-4 milimetrelik kesiden gerçekleştiğini ve korneanın doğal yapısının en iyi şekilde korunduğunu belirterek, “Bu sayede, hastalar daha konforlu ve hızlı iyileşme süreci yaşamaktadırlar. Operasyon sonrasında sadece birkaç saat süren hafif bir batma hissedilir. Hastalar ağrı ve sızı sorunu yaşamadıkları için aynı gün normal hayatlarına dönerler. Yöntem ayrıca kornea yapısını klasik yöntemlere nazaran daha çok koruması sayesinde ekstra güvenlik de sağlamaktadır” diyor.  </p>
<p><strong>İşlem 3-4 milimetrelik kesiyle yapılıyor</strong></p>
<p>Flepli lazer cerrahisinde, kornea yüzeyinde ince bir flep (kapak) oluşturuluyor. Ardından bu flep kaldırılıyor ve hemen altında yer alan kornea dokusuna lazer uygulanıyor. Lazer, korneanın şeklini değiştirerek görme kusurlarını düzeltiyor. Son olarak flep yeniden yerine kapatılıyor. Bu yöntem, genellikle 25 – 30 milimetrelik kesiyle gerçekleştiriliyor. Bıçaksız ve flepsiz uygulanan SILK (Smooth Incision Lenticule Keratomileusis) yönteminde ise tüm işlemler sadece 3-4 milimetrelik küçük bir kesiyle yapılıyor. Flepli lazer yönteminin aksine, gözün ön tabakasında kapakçık (flep) oluşturmak yerine, kornea içinden ince bir doku (lentikül), ışığın retinaya doğru şekilde odaklanması için dışarı çıkarılıyor. İşlemin minimal bir kesiyle yapılması   sayesinde gözün doğal yapısı korunmuş oluyor. </p>
<p><strong>Flep kayması riski yaşanmıyor</strong></p>
<p>Flepli uygulanan lazer cerrahisinde flep adlı kapakçık yerinden kayabiliyor. Bu kayma, çoğunlukla ameliyat sonrasındaki erken dönemde flebin işlem sırasında tam oturmaması, gözün sert ovalanması, göze gelen travma veya enfeksiyon gibi sebeplerle oluşuyor. Flep kayması görme bulanıklığı, rahatsızlık, ağrı ve ışık hassasiyeti gibi sorunlara neden olabiliyor. Acil olarak müdahale edilmesi gerekiyor, aksi halde kalıcı görme sorunlarına neden olabiliyor. SILK yönteminde ise<strong> </strong>flep oluşturulmadığı için flep kayması gibi riskler yaşanmıyor. </p>
<p><strong>Göz kuruluğu önlenebiliyor</strong></p>
<p>Flepli lazer cerrahisinde sık görülen bir yan etki olan ameliyat sonrası kuru göz riski de bu yöntemle en aza iniyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar,<strong> </strong>“Flepli lazer yönteminde, işlemlerin 25 – 30 milimetre gibi büyük bir kesiden yapılması nedeniyle, lazerin kurutucu etkisi artmaktadır. Operasyon sonrasında, ilk 6 ay içindeki göz kuruluğu riski, işlemler küçük bir kesiden yapıldığı için SILK yönteminde daha düşük oranda görülmektedir. Dolayısıyla, SILK yöntemi özellikle kuru göz şikayeti yaşayanlar için tercih sebebi olmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Aynı gün normal hayata dönüş imkanı</strong></p>
<p>SILK operasyonunda iki göze yapılan işlemler toplam 15 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanıyor. Miyopi 10 dereceye kadar, astigmat 5 dereceye kadar düzeltiliyor.  Tam görme netliği birkaç günde kazanılıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Coşar,   tüm işlemler sadece 3-4 milimetrik kesiden gerçekleştirildiği için yöntemin klasik lazer operasyonlarına nazaran daha konforlu ve hızlı iyileşme süreci sağladığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam  ediyor: “Operasyon sonrasında gözlerde oluşan batma hissi birkaç saat içinde geçmekte ve hastalar aynı gün normal aktivitelerine dönebilmektedirler. İlk günlerde gözlerin şiddetli ovuşturulmaması, verilen damlaların düzenli kullanılması ve birkaç gün havuz ile denize girilmemesi, tedaviden etkin sonuç alınması için dikkat edilmesi gereken en önemli kuralları oluşturmaktadır.”  </p>
<p><strong>Yöntem kimler için uygun?</strong></p>
<p>SILK (Smooth Incision Lenticule Keratomileusis ) yöntemi için her hasta uygun aday olmuyor. Genellikle 18 yaşını doldurmuş, göz numarası en az bir yıldır sabit olan ve kornea yapısı normal olan kişiler için ideal bir yöntem. Hamilelik, emzirme dönemi ile glokom gibi bazı göz hastalıkları olan hastalara ise iyileşme süreci etkilendiği için SILK yöntemi önerilmiyor. Yapılan göz muayenesinde; göz numarası, kornea kalınlığı ile haritası, göz tansiyonu ve detaylı kornea yapısı inceleniyor. Hastanın gözlerinin SILK yöntemi için uygun olup olmadığı bu testler sayesinde anlaşılıyor. </p>
<p><strong>Sonuçları yüz güldürüyor!</strong></p>
<p>SILK yönteminde başarı oranı da oldukça yüksek. Öyle ki yüzde 95 oranında başarı sağlanıyor, yani SILK lazer tedavisi olan 100 hastanın 95’inin gözlük ihtiyacı ortadan kalkıyor. Yöntem kalıcı bir çözüm sunuyor, ancak bazı kişilerde çok uzun vadede küçük numara değişimleri olabiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-kurulugu-riski-en-aza-iniyor-558570">Göz kuruluğu riski en aza iniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Futbolunda Büyümeyle Birlikte İstismar Riski de Yükseliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-futbolunda-buyumeyle-birlikte-istismar-riski-de-yukseliyor-556309</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 11:08:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[büyümeyle]]></category>
		<category><![CDATA[futbolunda]]></category>
		<category><![CDATA[istismar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[yükseliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556309</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngiltere’nin savunma oyuncusu Lucy Bronze, takım arkadaşı Jess Carter’ın Euro 2025 sırasında ırkçı mesajlar aldığını açıklamasının ardından, kadın futbolu büyüdükçe oyuncuların daha fazla istismara maruz kaldığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-futbolunda-buyumeyle-birlikte-istismar-riski-de-yukseliyor-556309">Kadın Futbolunda Büyümeyle Birlikte İstismar Riski de Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>İngiltere’nin savunma oyuncusu <strong>Lucy Bronze, </strong>basına yaptığı açıklamada kadın futbolunda yaşanan istismara dikkat çekti. Erkek futbolunda aynı istismarın olduğunu belirten futbolcu, kadın futbolunda bu durumun daha hedef odaklı olduğunun altını çizdi.</p>
</div>
<div>
<p><strong>Bir diğer futbolcu Jess Carter</strong>, Euro 2025 turnuvasında &#8220;çok fazla ırkçı taciz&#8221; yaşadığını belirterek sosyal medyadan bir süre uzaklaşacağını açıklamıştı. İngiltere Futbol Federasyonu (FA) ise, bu nefret suçunun sorumlularının adalete teslim edilmesi için polisle iş birliği içinde çalıştığını duyurmuştu.</p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/07/ingiliz-futbolcu-kadin-futbolu-buyudukce-istismar-da-artiyor-0-yAsMQ2bQ.jpg" /></div>
</div>
<div>Kadın futbolu</div>
<div>
<div>© AP Photo / Carolyn Kaster</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Savunma oyuncusu <strong>Lucy Bronze basına şu açıklamaları yaptı:</strong></p>
</div>
<div>
<div>
<div>“Oyun büyüdükçe, ilgi artıyor, taraftar sayısı artıyor ama eleştirmen sayısı da artıyor. Eleştiriye açığız – zaten sporu bu yüzden seviyoruz – ama istismara açık değiliz.&#8221;</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-futbolunda-buyumeyle-birlikte-istismar-riski-de-yukseliyor-556309">Kadın Futbolunda Büyümeyle Birlikte İstismar Riski de Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur Riski Yönetiminde Stratejik Derinlik: Gedik Yatırım&#8217;dan Kurumsal Firmalara Profesyonel Riskten Korunma (Hedging) Çözümleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kur-riski-yonetiminde-stratejik-derinlik-gedik-yatirimdan-kurumsal-firmalara-profesyonel-riskten-korunma-hedging-cozumleri-550512</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 08:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[derinlik]]></category>
		<category><![CDATA[firmalara]]></category>
		<category><![CDATA[gedik]]></category>
		<category><![CDATA[hedging]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[riskten]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımdan]]></category>
		<category><![CDATA[yönetiminde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550512</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel para politikalarındaki belirsizlik, bölgesel jeopolitik riskler ve iç piyasadaki dalgalanmalar, döviz kurlarında oynaklığı artırırken; kurumsal firmalar için finansal risk yönetimi her zamankinden daha kritik bir hale geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kur-riski-yonetiminde-stratejik-derinlik-gedik-yatirimdan-kurumsal-firmalara-profesyonel-riskten-korunma-hedging-cozumleri-550512">Kur Riski Yönetiminde Stratejik Derinlik: Gedik Yatırım&#8217;dan Kurumsal Firmalara Profesyonel Riskten Korunma (Hedging) Çözümleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel para politikalarındaki belirsizlik, bölgesel jeopolitik riskler ve iç piyasadaki dalgalanmalar, döviz kurlarında oynaklığı artırırken; kurumsal firmalar için finansal risk yönetimi her zamankinden daha kritik bir hale geliyor. Türkiye sermaye piyasalarının önde gelen yatırım kuruluşlarından biri olan Gedik Yatırım, bu belirsizlik ortamında firmalara özel, dinamik ve entegre riskten korunma (hedging) çözümleri sunarak, işletmelerin bilanço dayanıklılığını artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Kur riski yalnızca kâr marjlarını değil, aynı zamanda sermaye yapısını ve yatırım kararlarını da doğrudan etkiliyor. Bu bağlamda, riskin stratejik olarak yapılandırılması gereken bir süreç olduğuna inanan Gedik Yatırım, Kurumsal Hazine Hizmetleri kapsamında döviz riskini yönetecek çok katmanlı araçlar sunuyor.</p>
<p>Gedik Yatırım’ın sunduğu çözümler arasında ilk sırada, firmaların gelecekteki döviz pozisyonlarını bugünden sabitleyerek kur oynaklığına karşı önlem almalarını sağlayan Vadeli Döviz Alım-Satım İşlemleri yer alıyor. Bu klasik ancak etkili yöntem, özellikle ithalat ve ihracat odaklı firmalar için kur belirsizliğini ortadan kaldırarak planlamayı kolaylaştırıyor.</p>
<p>Daha esnek bir yapı sunan Opsiyon Sözleşmeleri, firmaların döviz piyasasındaki olası hareketlere karşı kontrolü ellerinde tutmalarına olanak tanıyor. Opsiyonlarla işletmeler, olumsuz senaryolarda korunma sağlarken, olumlu piyasa koşullarından da faydalanabiliyor.</p>
<p>Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası (VİOP) İşlemleri ise, dövize dayalı kontratlar aracılığıyla profesyonel düzeyde bir risk yönetimi imkânı sunuyor. VİOP’ta gerçekleştirilen pozisyon alımları, kaldıraç etkisiyle özellikle aktif risk yöneticileri tarafından tercih ediliyor.</p>
<p>Kur riskine karşı etkin bir koruma sağlarken ek maliyet yaratmayan Sıfır Maliyetli Riskten Korunma Stratejileri de Gedik Yatırım’ın sunduğu önemli çözümler arasında. Bu stratejiler, opsiyonların esnekliğinden yararlanma imkanı verirken müşteriler açısından maliyet yaratmadığından, özellikle fiyat hassasiyeti yüksek firmalar için stratejik bir risk yönetimi seçeneği haline geliyor.</p>
<p><strong>Finansal Mühendislik Yaklaşımıyla Geliştirilmiş Stratejiler</strong></p>
<p>Gedik Yatırım Hazineden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Coşan Yeğenoğlu, kur riskinin tek boyutlu bir problem olmadığını vurgulayarak şunları belirtiyor:</p>
<p><em>“Kur dalgalanmalarının etkisi sadece kısa vadeli kârlılıkla sınırlı değil; yatırım kararları, teminat yapısı, borç çevirme kabiliyeti gibi birçok finansal parametre bu dalgalanmalardan etkilenebiliyor. Biz, müşterilerimizin ihtiyacına göre özel olarak tasarladığımız hedging stratejileri ile bu süreci yönetilebilir hale getiriyor, onları daha sağlam bilanço yapılarıyla geleceğe hazırlıyoruz.”</em></p>
<p><b>Bilgi ile Güçlenen Kurumsal Yapılar</b></p>
<p>Gedik Yatırım, sunduğu ürünlerin yanı sıra düzenli olarak gerçekleştirdiği eğitim programları ve seminerlerle, kurumsal yatırımcıların ve finans profesyonellerinin risk yönetimi konusundaki bilgi seviyesini artırmayı da misyonunun bir parçası olarak görüyor. Bu vizyon, yalnızca hizmet sağlayıcı değil, aynı zamanda finansal okuryazarlığın gelişimine katkı sunan bir rehber konumunu da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Sonuç olarak dalgalı piyasa koşullarında istikrarın, tesadüflere bırakılamayacak kadar stratejik bir konu olduğuna inanan Gedik Yatırım, kurumsal firmaların döviz bazlı risklerini yalnızca azaltmakla kalmayıp; bu riskleri stratejik bir avantaja dönüştürebilecek uzmanlık ve araçlarla donatılmış bir çözüm ortağı olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Daha fazla bilgiye www.gedik.com adresinden ulaşabilir, Gedik Yatırım’ın deneyimli uzman kadrosuyla doğrudan iletişime geçerek size özel çözümler hakkında danışmanlık alabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kur-riski-yonetiminde-stratejik-derinlik-gedik-yatirimdan-kurumsal-firmalara-profesyonel-riskten-korunma-hedging-cozumleri-550512">Kur Riski Yönetiminde Stratejik Derinlik: Gedik Yatırım&#8217;dan Kurumsal Firmalara Profesyonel Riskten Korunma (Hedging) Çözümleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Mevsimi ve Keneler: KKKA Riski İçin Kritik Uyarı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsimi-ve-keneler-kkka-riski-icin-kritik-uyari-548658</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 10:13:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[keneler]]></category>
		<category><![CDATA[kkka]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bursa Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Özkul, KKKA’nın keneler aracılığıyla bulaşan ve ciddi sonuçlara yol açabilen tehlikeli bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirterek, korunma yolları ve erken teşhisin önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsimi-ve-keneler-kkka-riski-icin-kritik-uyari-548658">Yaz Mevsimi ve Keneler: KKKA Riski İçin Kritik Uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hastalık genellikle kene ısırması yoluyla bulaşıyor. Ayrıca, hastalığı taşıyan hayvanların kanı veya vücut sıvılarıyla doğrudan temas da virüsün insana geçmesine neden olabiliyor. Kene, vücuda tutunduktan sonra virüsü kana karıştırarak hastalığın ortaya çıkmasına yol açabiliyor.</p>
<p>Kene ısırmasından sonra hastalığın belirtileri genellikle 1 ila 3 gün içinde ortaya çıkıyor. Bu dönemde yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi şikayetler görülebiliyor. Hastalık ilerledikçe ciltte döküntülerle birlikte burun ve diş eti kanamaları gibi ciddi bulgular da ortaya çıkabiliyor.</p>
<p>Dr. Özkul, hastalıktan korunmak için özellikle kırsal alanlarda açık renkli ve uzun kollu giysiler tercih edilmesini, pantolon paçalarının çorap içine alınmasını ve vücutta kene kontrolünün düzenli olarak yapılmasını öneriyor. Kene tespit edildiğinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmasının hayati önem taşıdığını ifade ediyor. Ayrıca, hasta ya da hastalık şüphesi taşıyan hayvanlarla temastan kesinlikle kaçınılmalı.</p>
<p>Kene tutunması durumunda ya da hastalık belirtileri ortaya çıktığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Dr. Özkul, KKKA’nın erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabilecek bir hastalık olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsimi-ve-keneler-kkka-riski-icin-kritik-uyari-548658">Yaz Mevsimi ve Keneler: KKKA Riski İçin Kritik Uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İtfaiyeden Aşırı Sıcak Uyarısı: Yangın Riski Üst Seviyede</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/itfaiyeden-asiri-sicak-uyarisi-yangin-riski-ust-seviyede-547960</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 13:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiyeden]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[seviyede]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[üst]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547960</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa’da bu hafta etkisini artıran sıcak hava dalgası, orman ve tarım arazilerinde yangın riskini ciddi boyutlara taşıyor. Meteoroloji verilerine göre; hava sıcaklıklarının 40 derecenin üzerine çıkması, 27 Haziran Perşembe günü ise 42 dereceye kadar ulaşması bekleniyor. Yükselen sıcaklıkla birlikte nem oranının düşmesi, özellikle kırsal ve ormanlık alanlarda yangınların çıkmasını ve hızla yayılmasını kolaylaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/itfaiyeden-asiri-sicak-uyarisi-yangin-riski-ust-seviyede-547960">İtfaiyeden Aşırı Sıcak Uyarısı: Yangın Riski Üst Seviyede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa’da bu hafta etkisini artıran sıcak hava dalgası, orman ve tarım arazilerinde yangın riskini ciddi boyutlara taşıyor. Meteoroloji verilerine göre; hava sıcaklıklarının 40 derecenin üzerine çıkması, 27 Haziran Perşembe günü ise 42 dereceye kadar ulaşması bekleniyor. Yükselen sıcaklıkla birlikte nem oranının düşmesi, özellikle kırsal ve ormanlık alanlarda yangınların çıkmasını ve hızla yayılmasını kolaylaştırıyor.</p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Gürhan İnal, aşırı sıcaklara karşı vatandaşları dikkatli olmaya davet etti. Yangınların büyük çoğunluğunun insan kaynaklı olduğunu hatırlatan İnal, özellikle tarla ve bahçe temizliği amacıyla kesinlikle ateş yakılmaması gerektiğinin altını çizdi. Hububatların biçerdöverle hasadı sırasında yangın tehlikesine karşı mutlaka su tankeri bulundurulması gerektiğini belirten İnal, anız ve kuru otların yakılmasının da büyük risk taşıdığını vurguladı.</p>
<p><b>“Küçük bir ihmal, büyük bir felakete dönüşebilir”</b></p>
<p>Demir spiraliyle yapılan kesim işleri ve kaynak gibi kıvılcım çıkarabilecek uygulamalarda dikkatli olunması gerektiğini dile getiren İnal, “Hava sıcaklıklarının arttığı, nemin azaldığı bu günlerde yangın riski en üst seviyeye çıkıyor. Vatandaşlarımız sigara izmaritlerini gelişi güzel atmasın, doğaya cam ve pet şişe gibi atıklar bırakmasın. Bu tür maddeler güneş ışığını kırarak yangınlara neden olabilir. Ayrıca, özellikle orman arazilerine yakın ev ve işyerlerinin sınırları da yangın riskine kuru otlardan, kuru dallardan temizlenmeli. Küçük bir ihmal, büyük bir felakete dönüşebilir” dedi.</p>
<p>Yangın belirtisi, duman veya duman kokusu fark eden vatandaşların zaman kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’ni araması gerektiğini hatırlatan Gürhan İnal, “Ormanlarımız, tarım alanlarımız ve doğal zenginliklerimiz özellikle bu sıcak havalarda büyük bir tehdit altında. Yangınla mücadelede en etkili yöntem, yangını çıkmadan önlemektir. Tüm hemşehrilerimizi daha duyarlı ve dikkatli olmaya davet ediyoruz. Unutmayalım ki bir kişinin dikkati, bir ormanı kurtarabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/itfaiyeden-asiri-sicak-uyarisi-yangin-riski-ust-seviyede-547960">İtfaiyeden Aşırı Sıcak Uyarısı: Yangın Riski Üst Seviyede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genetik testler otizmi net göstermez, riski ortaya koyar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genetik-testler-otizmi-net-gostermez-riski-ortaya-koyar-545661</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 11:35:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[göstermez]]></category>
		<category><![CDATA[koyar]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[otizmi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545661</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, 18 Haziran Otizm Gurur Günü kapsamında otizmin tanı yöntemleri, genetik testlerin rolü ve çeşitli tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genetik-testler-otizmi-net-gostermez-riski-ortaya-koyar-545661">Genetik testler otizmi net göstermez, riski ortaya koyar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, 18 Haziran Otizm Gurur Günü kapsamında otizmin tanı yöntemleri, genetik testlerin rolü ve çeşitli tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Otizmde tedavi çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanır!</strong></p>
<p>Otizm tedavisinde, öncelikle nöropsikolojik testler ve nörobiyolojik tarama ile ayırıcı tanı yapıldığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Otizmde tedavi çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanır. Küçük yaşlarda yoğun ve sürekli eğitim programları ve davranış terapileri çocukların kendine bakabilme, sosyal ve iletişimsel yetileri kazanabilmesine yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Etkili yaklaşımlar arasında uygulamalı davranış analizi, gelişimsel modeller, yapısal öğretme, konuşma ve dil terapisi, sosyal yetiler terapisi ve ergoterapi bulunduğunu kaydeden Luş, “Son dönemde yeni çalışmalar otizm tedavisinde Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMU) tedavi yönteminin etkinliğini araştırmaktadır. Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMU), beyin aktivitesini değiştirmek için kısa, güçlü manyetik alanlar kullanan non-invaziv bir tedavi yöntemidir. Birincil tedavi olarak önerilmez. Tedavi, genellikle 10-30 dakikalık seanslar halinde 20 seansa kadar uygulanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Alternatif otizm tedavilerinin çoğu bilimsel olarak kanıtlanmış değil! </strong></p>
<p>Otizm ile ilgili sorunları tedavi etmek için birçok ilaç kullanıldığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</p>
<p>“İlaçların yanı sıra kök hücre terapisi, beslenme müdahaleleri, sanal gerçeklik terapisi gibi birçok alternatif terapi ve müdahale yöntemi bulunsa da bunların çok azı bilimsel araştırmalarla desteklenmektedir. Tedavi yaklaşımlarının yaşam kalitesi kapsamında çok az deneysel desteği bulunur ve birçok program öngörüsel geçerlilik ve gerçek dünyaya uygunluk gibi konuları kapsamayan başarı ölçütleri üzerine yoğunlaşır.” </p>
<p><strong>Otizm için genetik test kesin sonuç vermez!</strong></p>
<p>Otizm genetik paneli olarak da bilinen Tüm Ekzom Dizileme’nin (WES), nadir genetik hastalıkların, özellikle de otizmin teşhisinde kullanılan bir genetik tanı testi olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Binlerce genin kodlama bölgelerini aynı anda tarayarak, belirli bir gen veya gen grubunu seçmeye gerek kalmadan DNA&#8217;daki değişiklikleri belirler. Bu, otizm benzeri semptomlara sahip diğer genetik hastalıkları ayırmaya ve otizm ile ilişkili genlerin varlığını belirlemeye yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Bu testle otizmin potansiyel nedeninin yaklaşık yüzde 10 ila yüzde 30 oranında bulunabildiğine ve zihinsel engelli kişilerde genetik bulgu olasılığının daha yüksek olduğuna dikkat çeken Luş, “Genetik testlerle otizm önlenemese de, testlerin birçok faydası var. Testler, başka bir sağlık durumuyla bağlantılı olduğunu bildiğimiz belirli bir genetik varyant bulabilir. Otizmle bağlantılı bazı varyantlar diğer ciddi hastalıklar için yüksek risk taşıyabilir. Genetik testler, gelecekteki çocuklarınızın otizm geliştirme olasılığı hakkında fikir verebilir. Bazıları için, o kişinin otizminin olası nedenini bilmek rahatlama sağlayabilir. Ancak, otizm için genetik test kesin sonuç vermez çünkü tek bir gen bu duruma neden olmaz. Doğum öncesi testler otizmi teşhis edemez, ancak erken belirtiler genellikle iki yaş civarında ortaya çıkar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>“Otizm bir spektrum bozukluğudur ve her birey farklı özellikler gösterir”</strong></p>
<p>Otizmin genetik, sinir bilimsel, psikolojik, psikiyatrik, mikrobiyolojik olarak birçok farklı yönden incelendiğini fakat henüz sebebinin kesin olarak bilinmediğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Bugünkü tanımıyla otizmin, multifaktöriyel (pek çok değişkene bağlı) bir gelişimsel bozukluk olduğunun bilinmesi önemli.” dedi.</p>
<p>Genetik test yaptırmak isteyen ailelere önerilerde bulunan Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Belirli otizm mutasyonlarına göre uyarlanmış ilaç yoktur. Ancak mutasyonlar genellikle epilepsi, böbrek problemleri veya obezite gibi diğer sağlık problemleriyle bağlantılıdır, bu nedenle bilgiye sahip olmak bu problemleri önlemeye veya tedavi etmeye yardımcı olabilir. Tek bir tanı testi olmaması bize tekrar şunu hatırlatır: Otizm bir spektrum bozukluğudur ve her birey farklı özellikler gösterir, genetik testlerdeki amaç otizm ile bağlantılı olabilen epilepsi, bağırsak hastalıkları, obezite gibi durumları tespit ederek duruma daha geniş perspektiften müdahaleyi mümkün kılmaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genetik-testler-otizmi-net-gostermez-riski-ortaya-koyar-545661">Genetik testler otizmi net göstermez, riski ortaya koyar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte Obezite Riski</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-obezite-riski-540221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 16:18:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hamilelikte obezite riski hakkında bilgi veren Doç.Dr. Halenur Bozdağ, önemli açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-obezite-riski-540221">Hamilelikte Obezite Riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hamilelikte obezite riski hakkında bilgi veren Doç.Dr. Halenur Bozdağ, önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda küresel boyutta bir halk sağlığı sorunu haline geldi.  Zira, obezite pek çok kronik hastalığın gelişme riskini artırırken, dünya çapında ölüm nedenlerinin de başında geliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,</strong> görülme sıklığı dünya ile birlikte ülkemizde de giderek artan obeziteden kadınların daha fazla etkilendiğini belirterek, “Öyle ki Sağlık Bakanlığı tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nın raporuna göre; obezitenin erkeklerde görülme sıklığı yüzde 24.6 iken bu oran kadınlarda yüzde 39.1’e yükselmektedir. Birçok çalışmanın verileri, doğurganlık çağındaki 20-39 yaş grubu kadınlarda obezite görülme oranının yüzde 20-35 olduğunu ve morbid obezite görülme oranlarında giderek artış gözlendiğini göstermektedir” diyor.</p>
<p><b><strong>Çocukluk çağı obezitesi riskini 2 kat artırıyor! </strong></b></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve   Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,   obezite sorunu yaşayan anne adaylarında hamilelik sürecinin düzenli ve yakın takip gerektirdiğine dikkat çekerek, “Obezite hem anne adayının hem bebeğin sağlığını tehdit edebilmektedir.  Örneğin, bu annelerin bebeklerinde, çağımızın önemli sorunu olan ve görülme sıklığı giderek artan çocukluk çağı obezitesinin gelişme riski ciddi oranda artmaktadır. Yapılan çalışmalar, gebeliğin ilk  3 ayı içindeki maternal obezite ile çocukluk çağı obezitesi arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma sonuçlarına göre; annesi gebeliğin ilk 3 ayında obez olan çocukların 2 yaşına geldiklerinde obez olma riskleri 2 kat artarken, 3 – 5 yaşlarına geldiklerinde bu risk artış göstererek 2.3 kat olmaktadır” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><b><strong>Bebeklerde kalp hastalığı, hipertansiyon ve diyabete zemin hazırlıyor!</strong></b></p>
<p>Bebeklerin fizyolojilerinin hamilelik sürecinde anneden gelen besinlere uyum sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu adaptasyonun bebeklerin metabolizmalarını kalıcı olarak değiştirebildiğine işaret ederek, “Anne karnındayken programlanmış olan bu değişiklikler bebeklerde obezitenin yanı sıra kalp hastalığı, hipertansiyon ve insüline bağımlı olmayan diyabet dahil olmak üzere yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan çeşitli hastalıklara da zemin oluşturmaktadır” diyor.</p>
<p><b><strong>Annede kalıcı sorunlara yol açabiliyor! </strong></b></p>
<p>Obezite, hamilelik sürecinde sadece anne karnındaki bebekte değil anne adayında da ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu hastalıkları şöyle özetliyor: “Obezite sorunu yaşayan anne adaylarında gebelik şekeri 2.6, gebelikte yüksek tansiyon 2.5 ve preeklampsi 3.2 kat artış göstermektedir. Gebelik sürecinde ve lohusalıkta damarlarda pıhtı oluşumu gibi ek sorunlar da yaşanırken,  doğum sonrasında tip 2 diyabet ve  tansiyon yüksekliği gibi sağlık sorunları kalıcı olabilmektedir.”</p>
<p><b><strong> </strong><strong>Yakın takip ve tedaviyle önlenebiliyor</strong></b></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,  aslında hamilelikte obezitenin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek,   “Düzenli beslenme, yeterli fiziksel aktivite ve her şeyden önemlisi gebeliğe ideal kiloyla başlamak ve bunun için doğum öncesi danışmalık almak, sorunların oluşmasını önlemenin etkili ve ulaşılabilir bir yoludur” diyor.  Obezitenin oluşturacağı riskleri en aza indirmek için hamileliğin ilk haftalarından itibaren yakın takip  ise büyük bir öneme sahip.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, ilk muayenede obezitenin neden olabileceği sağlık sorunlarının araştırıldığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunun için diyabet açısından açlık kan şekeri, üç aylık kan şekeri göstergesi olan HbA1C ve gerekirse şeker yükleme testi yapılır.  Kalp sağlığı açısından kan yağları  ve ihtiyaç halinde kardiyolojik değerlendirme istenebilir. Tansiyon takibi günlük bakılabilir ve yüksek tansiyona eşlik eden baş ağrısı veya görme bulanıklığı gibi bulgular açısından  anne adayı bilgilendirilir. Bebeğin gelişimi, kilo alımı, anneye ait risk faktörlerinden etkilenme durumu ve iyilik hali her görüşmede değerlendirilir.”</p>
<p><b><strong>Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite şart</strong></b></p>
<p>Hamileliğine aşırı kilolu veya obezite sorunuyla başlayan anne adaylarında aylık kilo alımının bir plana oturtulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Halenur Bozdağ, diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir diyet listesi oluşturularak sağlıklı beslenme ve kalori kontrolünün yapıldığını belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, fiziksel aktivite konusunda da anne adaylarının desteklenmeleri gerektiğini vurgulayarak, “Düzenli açık hava yürüyüşleri günlük hayatın bir parçası haline getirilmelidir. Her gün 30 dakikalık açık havada yürüyüş veya ev içinde günde 3 kez 20 dakikalık aktivitede bulunmak, hamileliğin sağlıklı geçmesi için son derece önemlidir” diye konuşuyor.</p>
<p><b><strong>Obezite sorunu varsa 5-9 kilodan fazla alınmamalı! </strong></b></p>
<p>Hamilelikte ne kadar kilo alınması gerektiği ise hamileliğin başlangıcındaki kiloya göre değişiyor. Vücut Kitle İndeksine göre zayıf olan anne adaylarının hamilelik sonuna kadar  12.5-18 kilo;  ideal kiloda olanların 11.5-16 kilo; fazla kilosu olanların 7-11.5 kilo almaları öneriliyor. Obezite sorunu yaşayan anne adaylarının  ise 5-9 kilodan fazla almamaları önem taşıyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, “Genel olarak bakıldığında, Vücut Kitle İndeksi’ne göre zayıf ve normal ağırlıktaki gebelerde ayda en fazla 2 kilo alımı, kilolu veya obezite sorunu olan gebelerde ise en fazla bir kilo alımı önerilmektedir” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-obezite-riski-540221">Hamilelikte Obezite Riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de deprem ve heyelan riski araştırılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-deprem-ve-heyelan-riski-arastiriliyor-529770</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2025 07:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araştırılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[heyelan]]></category>
		<category><![CDATA[izmirde]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=529770</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova’nın zemin yapısını ortaya koyacak çalışmalarda sona yaklaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-deprem-ve-heyelan-riski-arastiriliyor-529770">İzmir&#8217;de deprem ve heyelan riski araştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova’nın zemin yapısını ortaya koyacak çalışmalarda sona yaklaştı. İlçede 7 bin 12 hektarlık bölge, 1543 küçük alana bölünerek incelendi. Ekipler, 44 bin 250 metre sondaj yaparak numune aldı. Numunelerin 30 bini laboratuvarda incelendi. Heyelan riskinden, fayların dinamik yapısına kadar çok yönlü şekilde sürdürülen çalışmaların ardından İzmir’in nasıl ve hangi yöne doğru büyüyeceği, hangi alanların riskli olduğu, riskli alanlarda yapılması gereken çalışmalar netlik kazanacak.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından kentin olası depremlere yönelik direncini artırmak amacıyla başlatılan çalışmalar sürüyor. Risk azaltma projeleri kapsamında karada ve denizde fay hatları inceleniyor, yapıların deprem esnasında davranışları araştırılıyor. 2020 İzmir depreminden en çok etkilenen ilçelerden biri olan Bornova’da başlatılan mikrobölgeleme ile zemin yapısını ortaya çıkaracak çalışmalarda ise sona gelindi.</p>
<p>İlçede 7 bin 12 hektarlık bölge 1543 küçük alana (karelaj) bölünerek inceleme yapıldı. Ekipler, 58 araştırma çukuru, 1290 sondaj kuyusu açtı. 44 bin 250 metre sondaj yapılarak numune alındı. Numunelerin 30 bini laboratuvarda incelendi.</p>
<p><strong>Zeminden çok sayıda numune alındı</strong></p>
<p>Afet İşleri Dairesi Başkanlığı’nda jeoloji mühendisi olarak görev yapan Pelin Çal, Bornova’nın zemin yapısını incelemek için başlatılan çalışmalar kapsamında alanın yaklaşık yüzde 98’ini taradıklarını söyledi. Zeminin altından numune aldıklarını ifade eden Pelin Çal, “Bunları kaya ve zemin olarak ayırıyoruz. Zemin numunelerine laboratuvarda zemin mekaniği deneyleri, kaya numunelerine de kaya mekaniği deneyleri yapılıyor. Bununla da zeminin ne kadar sağlam olduğu belirleniyor” dedi.</p>
<p><strong>“İzmir’in geleceğine yön verecek”</strong></p>
<p>Mikrobölgeleme etüt çalışmaları ile bir alanın afet yapısının ve yerleşime uygunluk durumunun detaylı şekilde incelendiğini ifade eden Pelin Çal, “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, zemin ve yapı odaklı sürdürdüğümüz afet risk azaltma çalışmaları tamamlandığı zaman, kentsel dirençliliğimizin artması için yapılacaklar netlik kazanacak. Mekânsal planlama, kentsel dönüşüm ve iyileştirme gibi İzmir’in geleceğine yön verecek önemli verileri ortaya koyacağız. Çalışmalarımızın ardından kentimizin nasıl ve hangi yöne doğru büyüyeceği, hangi alanların riskli olduğu, riskli alanlarda yapılması gereken mühendislik parametrelerinin verilerini de elde edeceğiz. İzmir’i afete karşı güçlü bir şehir haline getirmek, en önemli hedeflerimizden biri” diye konuştu.</p>
<p><strong>Havza modeli ortaya çıkacak</strong><br />İlçede jeolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik amaçlı açılan sondaj kuyularından alınan numuneler, laboratuvarlarda inceleniyor. Bornova Havzası’nı bir bütün olarak ele alan, bölgenin zayıf ve nitelikli zeminlerini belirleyecek çalışmalar sayesinde, yerleşime uygun alanlar belirlenecek. Doğrudan yapılaşmayı etkileyecek bilgilerin elde edileceği modelleme ile güvenle yaşanabilecek şehirler için sağlam zeminler netleştirilecek.</p>
<p><strong>Mikrobölgeleme çalışmaları Karşıyaka’da sürecek</strong><br />Bornova’dan sonra Karşıyaka’da mikrobölgeleme çalışmaları başlatılacak. Karşıyaka’nın ardından Konak, Bayraklı ve Narlıdere’ye geçilecek. İzmir’in doğal afetler karşısında daha güvenli bir yapıya kavuşması için 11 merkez ilçe öncelikli olmak üzere tüm kentte mikrobölgeleme çalışmaları etaplar halinde tamamlanacak.<br /> <br /><strong>Bina kimlik belgesi ile doğru bilgiye sağlıklı erişim</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi, yapı stoku çalışmaları kapsamında Bornova ve Bayraklı’da yaklaşık 100 bin binanın envanterini çıkardı. Bu çalışmayla yapıların deprem sırasındaki davranışları belirlenerek, binaya ilişkin her türlü bilginin yer aldığı kimlik belgesi oluşturuldu. Yapı envanteri çalışmaları 2025 yılı içinde Karşıyaka’da bulunan 22 bin 767 konut için devam edecek.</p>
<p><strong>Tsunami tehlike analizi modellemesi tamamlandı</strong><br />Yapı envanteri ve mikrobölgeleme etüt çalışmalarıyla beraber İzmir il merkezini referans alan 100 kilometre yarıçaplı alanda sürdürülen “İzmir İli Depremsellik Araştırması Projesi” de sürüyor. Denizde ve karada fayların incelendiği proje tamamlandığında İzmir’in gelecekte kaç büyüklüğünde depremle karşı karşıya kalabileceğine, yapıları etkisi altına alacak deprem ivmesinin olası büyüklüğüne, depremlerin yüzey faylanması yaratma riski taşıyıp taşımadığına, kıyılarda oluşabilecek olası tsunami senaryolarına ilişkin somut bilgiler elde edilmiş olacak.<br />Büyükşehir, tsunami olaylarına karşı tehlike analizi modellemesini de tamamladı. Buna göre, İzmir’in 600 kilometrelik kıyı şeridi ve kıyıya bitişik bütün ilçeleri için olası tsunami baskınları hesaplandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-deprem-ve-heyelan-riski-arastiriliyor-529770">İzmir&#8217;de deprem ve heyelan riski araştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemalpaşa Belediyesi, kent dokusunu bozan ve yıkılma riski taşıyan metruk yapıların yıkım çalışmalarına aralıksız devam ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kemalpasa-belediyesi-kent-dokusunu-bozan-ve-yikilma-riski-tasiyan-metruk-yapilarin-yikim-calismalarina-araliksiz-devam-ediyor-463067</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2024 08:24:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aralıksız]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bozan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalarına]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[dokusunu]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[kemalpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[metruk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyan]]></category>
		<category><![CDATA[yapıların]]></category>
		<category><![CDATA[yıkılma]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=463067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kemalpaşa Belediyesi, kötü bir görüntüye neden olan ve tehlike oluşturan metruk yapıların yıkım işlemlerini teker teker gerçekleştiriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemalpasa-belediyesi-kent-dokusunu-bozan-ve-yikilma-riski-tasiyan-metruk-yapilarin-yikim-calismalarina-araliksiz-devam-ediyor-463067">Kemalpaşa Belediyesi, kent dokusunu bozan ve yıkılma riski taşıyan metruk yapıların yıkım çalışmalarına aralıksız devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemalpaşa’da yaşayan vatandaşların şikayetlerine sebep olan, çevrede yaşayanları rahatsız eden ve güvenlik sorunları oluşturan yapılar, mülk sahiplerinin başvuruları, mahalle muhtarları ve Kemalpaşa Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekiplerinin tespitleri ile yıkılarak molozları tasfiye ediliyor. Yıkım işlemleri mülk sahipleri ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından, muvafakatname alınarak gerçekleştiriliyor.</p>
<p>‘‘HEMŞEHRİLERİMİZİN HUZURU, GÜVENİ VE MUTLULUĞU İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ’’</p>
<p>Kemalpaşa&#8217;nın daha modern görünümlü bir ilçe olması noktasındaki çalışmaları, kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Kemalpaşa Belediye Başkanı Mehmet Türkmen; &#8220;Hemşehrilerimizin talep ve şikayetleri üzerine mahallelerimizde, can ve mal güvenliği tehdidi oluşturan atıl durumdaki yapıların, gerekli prosedüre uygun şekilde yıkımlarını gerçekleştiriyoruz. Göreve geldiğimiz günden itibaren önceki başvuru ve tespitlere istinaden 5 adet yıkım gerçekleştirdik. Bu tür yapılar temizlendikçe bir yandan çevre kirliliğinin önüne geçerken, bir yandan da insan sağlığını tehdit eden unsurları da ortadan kaldırıyoruz. Bizlere ulaştırılan145 adet metruk yapı bulunuyor, amacımız bu yapıları planlı şekilde tasfiye ederek Kemalpaşa’nın daha modern bir görünüme kavuşmasını sağlamak. Hemşehrilerimizin huzuru, güveni ve mutluluğu için çalışmaya devam edeceğiz&#8221; dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemalpasa-belediyesi-kent-dokusunu-bozan-ve-yikilma-riski-tasiyan-metruk-yapilarin-yikim-calismalarina-araliksiz-devam-ediyor-463067">Kemalpaşa Belediyesi, kent dokusunu bozan ve yıkılma riski taşıyan metruk yapıların yıkım çalışmalarına aralıksız devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Giyilebilir cihazlar gizlilik riski taşıyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/giyilebilir-cihazlar-gizlilik-riski-tasiyor-mu-450517</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2024 09:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[giyilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[gizlilik]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=450517</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı saatler, fitness takip cihazları ve diğer giyilebilir cihazlar cep telefonlarımız ve tabletlerimiz kadar olağan hale geldi. Bu bağlantılı cihazlar saati söylemekten çok daha fazlasını yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/giyilebilir-cihazlar-gizlilik-riski-tasiyor-mu-450517">Giyilebilir cihazlar gizlilik riski taşıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Akıllı saatler, fitness takip cihazları ve diğer giyilebilir cihazlar cep telefonlarımız ve tabletlerimiz kadar olağan hale geldi. Bu bağlantılı cihazlar saati söylemekten çok daha fazlasını yapıyor.</span></strong></p>
<p><strong><span>Sağlığımızı takip ediyor, e-postalarımızı görüntülüyor, akıllı evlerimizi kontrol ediyor ve hatta mağazalarda ödeme yapmak için bile kullanılabiliyorlar.</span></strong></p>
<p><strong><span>Dijital güvenlik şirketi ESET, giyilebilir cihazlarla ilgili riskleri araştırdı, önerilerini paylaştı. </span></strong></p>
<p><span>Giyilebilir cihazlar günlük hayatımıza her zamankinden daha fazla girerken aynı zamanda daha fazla veri topluyor ve giderek artan sayıda başka akıllı sistemlere bağlanıyor. Bu potansiyel güvenlik ve gizlilik risklerini önceden anlamakta fayda var.</span><span> </span><span>Tehdit aktörlerinin akıllı giyilebilir cihazlara ve ilgili uygulama ve yazılım ekosistemine yönelik saldırılardan para kazanmalarının birçok yolu bulunuyor. Verileri ve şifreleri ele geçirip manipüle edebilir ve kayıp ya da çalıntı cihazların kilidini açabilirler. Kişisel verilerin üçüncü taraflarla gizlice paylaşılmasıyla ilgili potansiyel gizlilik endişeleri de var. </span></p>
<p><strong><span>Giyilebilir cihazların ekosistemleri nerede yetersiz kalıyor?</span></strong></p>
<p><span>Taktığınız cihaz resmin yalnızca bir parçası. Aslında cihazın yazılımından uygulamasına bağlantı için kullandığı protokollere ve arka uç bulut sunucularına kadar birden fazla unsur vardır. Güvenlik ve gizlilik üretici tarafından gerektiği gibi dikkate alınmadıysa hepsi saldırıya açıktır. İşte bunlardan birkaçı:</span></p>
<p><strong><span>Bluetooth:</span></strong><span> Bluetooth Düşük Enerji genellikle giyilebilir cihazları akıllı telefonunuzla eşleştirmek için kullanılır. Ancak yıllar içinde protokolde çok sayıda güvenlik açığı keşfedildi. Bu açıklar, yakın mesafedeki saldırganların cihazları çökertmesine, bilgileri gözetlemesine veya verileri manipüle etmesine olanak sağlayabilir.</span></p>
<p><strong><span>Cihazlar:</span></strong><span> Genellikle cihaz üzerindeki yazılım, kötü programlama nedeniyle harici saldırılara karşı savunmasızdır. En iyi tasarlanmış saat bile nihayetinde insanlar tarafından üretilmiştir ve bu nedenle kodlama hataları içerebilir. Bunlar da gizlilik sızıntılarına, veri kaybına ve daha fazlasına yol açabilir. Ayrıca cihazlardaki zayıf kimlik doğrulama/şifreleme, cihazların ele geçirilme ve gizli dinlemeye maruz kalması anlamına gelebilir. Kullanıcılar, giyilebilir cihazlarındaki hassas mesajları/verileri halka açık yerlerde görüntülerken omuz sörfçülerinin de farkında olmalıdır.</span></p>
<p><strong><span>Uygulamalar:</span></strong><span> Giyilebilir cihazlarla bağlantılı akıllı telefon uygulamaları bir başka saldırı yoludur. Kötü yazılmış ve güvenlik açıklarıyla dolu olabilirler ve kullanıcı verilerine ve cihazlarına erişimi açığa çıkarabilirler. Uygulamaların ve hatta kullanıcıların veriler konusunda dikkatsiz davranması da ayrı bir risktir. Meşru uygulamalar gibi görünmek üzere tasarlanmış sahte uygulamaları yanlışlıkla indirebilir ve kişisel bilgilerinizi bunlara girebilirsiniz.</span></p>
<p><strong><span>Arkadaki sunucular:</span></strong><span> Belirtildiği gibi sağlayıcıların bulut tabanlı sistemleri, konum verileri ve diğer ayrıntılar dahil olmak üzere cihaz bilgilerini depolayabilir. Bu, saldırganlar için cazip bir hedef teşkil eder. Güvenlik konusunda iyi bir geçmişe sahip saygın bir sağlayıcı seçmek dışında bu konuda yapabileceğiniz pek bir şey yoktur.</span></p>
<p><span> </span></p>
<p><strong><span>Giyilebilir cihazları güvende tutmak için ipuçları</span></strong></p>
<ul>
<li><span>Saygın giyilebilir cihaz sağlayıcılarını seçmeye özen gösterin. </span></li>
<li><span>Doğru yapılandırıldıklarından emin olmak için gizlilik ve güvenlik ayarlarını yakından inceleyin. </span></li>
<li><span>Yetkisiz eşleştirmeyi önlemek için ayarları değiştirin.</span></li>
<li><span>İki faktörlü kimlik doğrulamayı açın. </span></li>
<li><span>Kilit ekranlarını parola ile koruyun.</span></li>
</ul>
<p><strong><span>Akıllı telefonunuzu koruyun:</span></strong></p>
<ul>
<li><span>Yalnızca yasal uygulama mağazalarını kullanın</span></li>
<li><span>Tüm yazılımları güncel tutun</span></li>
<li><span>Cihazları asla jailbreak/root etmeyin</span></li>
<li><span>Uygulama izinlerini sınırlayın</span></li>
<li><span>Cihaza saygın bir güvenlik yazılımı yükleyin</span></li>
</ul>
<p><strong><span>Akıllı evinizi koruyun:</span></strong></p>
<ul>
<li><span>Giyilebilir cihazları ön kapınızla senkronize etmeyin</span></li>
<li><span>Cihazları misafir Wi-Fi ağında tutmaya özen gösterin</span></li>
<li><span>Tüm cihazları en son aygıt yazılımına güncelleyin</span></li>
<li><span>Tüm cihaz şifrelerinin fabrika varsayılan ayarlarından değiştirildiğinden emin olun</span></li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/giyilebilir-cihazlar-gizlilik-riski-tasiyor-mu-450517">Giyilebilir cihazlar gizlilik riski taşıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Her 8 kadından 1&#8217;i kansere yakalanma riski taşıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-8-kadindan-1i-kansere-yakalanma-riski-tasiyor-449273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2024 10:08:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=449273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Araştırma Odaklı Öğrenci Merkezi’nde (AROM) “Ulusal Kanser Haftası” dolayısıyla “Erken Tanıyla Yaşama Zaman Tanı” konulu etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-8-kadindan-1i-kansere-yakalanma-riski-tasiyor-449273">&#8220;Her 8 kadından 1&#8217;i kansere yakalanma riski taşıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ege Üniversitesi (EÜ) Araştırma Odaklı Öğrenci Merkezi’nde (AROM) “Ulusal Kanser Haftası” dolayısıyla “Erken Tanıyla Yaşama Zaman Tanı” konulu etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, kanser hastalıklarının erken teşhis ve tedavisi hakkında bilgiler verildi. Etkinliğe EÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rüçhan Sertöz, EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve EÜ Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Serra Kamer, EÜ Öğrenci Dekanı Doç. Dr. Gizem Engin, Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğr. Gör. Uzman Dr. Özge Arslan, EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fatma Sert ve öğrenciler katıldı.  </span></p>
<p><span>Etkinliğin açılışında kısa bir konuşma yapan EÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sertöz; EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, EÜ Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı, EÜ Öğrenci Dekanlığı, Tıp Fakültesi ve EÜ Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği Öğrenci Topluluğu iş birliğinde düzenlenen ve kanser hastalığında erken tanının öneminin vurgulanacağı  ‘Erken Tanıyla Yaşama Zaman Tanı’ farkındalık etkinliği dolayısıyla bir arada olduklarını söyledi.  </span></p>
<p><b><span> “Erken tanı yaşam süresinin uzamasını sağlar”</span></b></p>
<p><span>Ulusal Kanser Tarama Programı ile ilgili bilgi veren EÜ Kanser Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fatma Sert, Kanser Haftasına özel bir farkındalık oluşturmak istediklerini ifade ederek, “Erken tanı hayat kurtarıyor. Sağlık Bakanlığı, erken teşhis ve tedaviyi teşvik etmek için Ulusal Kanser Tarama Programı’nı yürütmektedir. Sağlık Bakanlığının sayfasına baktığımızda Ulusal Tarama Programı kapsamında meme, serviks ve kolorektal kanserler olmak üzere üç ana kanserin taramasının yapıldığını görebiliriz. Çünkü bu üç ana kanserin erken tanı ile öğrenilmesi yaşam süresini uzatıyor. Ayrıca program kapsamında, belirli yaş gruplarındaki kadınlara meme kanseri taraması için ücretsiz mamografi çekimi yapıyor. 40-69 yaş arası kadınlara her iki yılda bir mamografi çekimi önerilmektedir. Tarama, meme kanserinin erken teşhisinde önemli bir rol oynamaktadır. Erken tanı ve teşhis, tedavinin daha başarılı olmasını ve hastanın yaşam süresinin uzamasını sağlar. Bu yüzden aile hekimlerinize düzenli olarak başvurmanızı öneriyorum. Şüpheli bir durum ortaya çıkarsa Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) danışmanlığında tedavi sürecine başlamalısınız” dedi.  </span></p>
<p><span>Programda “Kendi Kendine Meme Muayenesi” konulu bir sunum yapan Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğr. Gör. Uzman Dr. Özge Arslan, “Kadınlarda en sık görülen kanser, meme kanseri türüdür. Bu tür kadınlar kadar sık olmasa da erkeklerde de görülebiliyor. Her 8 kadından 1’inde yaşamı boyunca meme kanseri gelişme riski var. Hastalık her zaman bulgu vermediği için asıl amacımız toplumda düzenli tarama yaptırma bilincini oluşturmak. 40 yaş üstündeki her kadına yıllık mamografi yapılmalıdır. Hastanın hastaneye gelmeden önce kendi kendine muayene edebilmesi çok önemli. Şüphe duyulan durumlarda KETEM’e başvurularak yüzde 25-40 oranında kanser riskinin azaldığı görülmüştür” diye konuştu.  </span></p>
<p><span>Ege Üniversitesi tarafından düzenlenen Ulusal Kanser Haftası farkındalık etkinliği, katılımcılardan büyük ilgi gördü. Sempozyumun ardından maket ile erken tanı için kendi kendine muayene yöntemi gösterilerek, katılımcılara bilgi verildi. </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-8-kadindan-1i-kansere-yakalanma-riski-tasiyor-449273">&#8220;Her 8 kadından 1&#8217;i kansere yakalanma riski taşıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EY, 2024 yılında telekomünikasyon sektörünü etkileyecek en önemli 10 riski açıkladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ey-2024-yilinda-telekomunikasyon-sektorunu-etkileyecek-en-onemli-10-riski-acikladi-441181</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2024 13:27:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyecek]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sektörünü]]></category>
		<category><![CDATA[telekomünikasyon]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=441181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY (Ernst &#038; Young) küresel çapta telekomünikasyon şirketlerini bekleyen en önemli 10 riski açıkladı. EY raporunun sonuçlarına göre, veri güvenliği, siber güvenlik tehditleri, üretken yapay zekâ, etik ve yönetişim konuları risk gündeminin başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ey-2024-yilinda-telekomunikasyon-sektorunu-etkileyecek-en-onemli-10-riski-acikladi-441181">EY, 2024 yılında telekomünikasyon sektörünü etkileyecek en önemli 10 riski açıkladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY (Ernst &#038; Young) küresel çapta telekomünikasyon şirketlerini bekleyen en önemli 10 riski açıkladı.  EY raporunun sonuçlarına göre, veri güvenliği, siber güvenlik tehditleri, üretken yapay zekâ, etik ve yönetişim konuları risk gündeminin başında geliyor. Telekomünikasyon şirketlerinin müşterilerin üzerindeki yaşam maliyeti baskısına etkili bir şekilde yanıt vermesi büyük önem taşıyor. Sürdürülebilirlik, ağ kalitesi ve yetenek yönetimine ilişkin riskler de sektörün öncelikleri arasında yer alıyor.</strong></p>
<p> </p>
<p>Telekomünikasyon sektörü, bulunduğu konum ve ekosistem ilişkileri çerçevesinde teknolojik ilerlemelerden, ekonomik, jeolojik ve toplumsal gelişmelerden doğrudan etkilendiğinden dolayı diğer sektörlerden daha karmaşık ve hızlı değişen bir risk ortamına sahip. Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY (Ernst &#038; Young) bu hızlı değişim çağında, sektörün 2024&#8217;te karşı karşıya olduğu en büyük 10 riski belirleyerek bunları hafifletmeye yönelik stratejileri ortaya koydu.</p>
<p>EY’ın <strong>telekomünikasyon operatörleri için en büyük 10 risk raporu</strong>na<strong> </strong>göre 2024 yılında, yaşam maliyeti baskılarından tedarik zinciri kesintilerine uzanan çeşitli makroekonomik etkiler, finansal dayanıklılık ve istikrarın korunması adına sürekli bir strateji oluşturulmasını zorunlu kılıyor. Üretken yapay zekâdan (GenAI) 5G&#8217;ye kadar uzanan yeni nesil teknolojiler; iş esnekliği ve hizmet inovasyonu konusunda yeni soruları gündeme getiriyor.  Sürdürülebilirlik, artık yönetim kurulu düzeyinde daha önemli bir gündem maddesi haline gelirken, çeşitlilik ve kapsayıcılık alanındaki girişimler ve hibrit çalışma modelleri de iş dünyasını dönüştürmeye devam ediyor.  </p>
<p>Üretken yapay zekâyla ilgili olanlar da dahil olmak üzere verilerle ilgili tehditler daha kritik hale gelirken, telekomünikasyon şirketlerinin aynı zamanda müşterilerin yaşam maliyeti baskılarıyla baş etmelerine yardımcı olmak, sürdürülebilirlik performansını ve ağ güvenliğini iyileştirmek gibi faaliyetlere de odaklanması gerekiyor. </p>
<p>EY raporuna göre, telekomünikasyon sektörünün 2024 yılında karşı karşıya kalacağı en önemli 10 risk ve bunları hafifletmeye yönelik temel stratejiler şöyle sıralanıyor;</p>
<p><strong>Risk 1: Gizlilik ve güvenlik konularında değişen zorunlulukların hafife alınması</strong></p>
<p>Telekomünikasyon operatörleri için siber güvenlik alanındaki zorluklar gitgide artıyor. Telekomünikasyon şirketlerinin %53&#8217;ü; siber güvenlik ihlalleri maliyetinin işletmeleri için 3 milyon ABD dolarını aşacağını düşünüyor. 5 telekomünikasyon şirketinden 4’ü, yapay zekânın verimliliğin artırılması ve dijital dönüşümün ivme kazanması anlamında önemli bir güç olduğu konusunda hemfikir. Ancak rapor; 10 kişiden en az 7’sinin yapay zekâ konusunda &#8220;kötü niyetli aktörlere&#8221; karşı önlem almak için daha fazlasının yapılması ve yapay zekânın etik uygulanmasına daha fazla dikkat edilmesi gerektiğine inandığını ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Risk 2: Hayat pahalılığı karşısında müşterilere yeterli yanıt verilememesi</strong></p>
<p>Hane halkının yalnızca 3’te 1’i, yaşam maliyeti baskısı karşısında telekomünikasyon şirketlerinin “destekleyici” bir konumda olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılanların 4’te 3’ü ise geniş bant servis sağlayıcılarının daha fazla sabit fiyat garantisiyle kendilerine daha iyi bir teklif sunması gerektiğine inanıyor ve neredeyse yarısı (%49) fiyat değişikliklerine ilişkin açıklamaları anlamakta zorluk çekiyor. Bu tarz sıkıntılar kullanıcıları farklı operatörlere yönlendirirken, telekomünikasyon şirketlerinin de müşterinin satın alma sürecindeki kontrolü kaybetmesine neden oluyor. EY raporuna göre, bu anlamda öneri almak için fiyat karşılaştırma sitelerini inceleyen, arkadaşlarına veya ailelerine danışan hane halkı oranı 2022&#8217;de %19 iken, 2023&#8217;te %30&#8217;a yükseldi.</p>
<p><strong>Risk 3: Yetersiz yetenek ve beceri yönetimi</strong></p>
<p>Mali baskılar, telekomünikasyon şirketlerinin işe alımlarını azaltmasına neden oluyor. Küresel çapta telekomünikasyon işverenlerinin %55&#8217;i işe alım süreçlerini dondurduklarını söylüyor; bu oran tüm sektörlerdeki oranın neredeyse iki katı (%28). Telekomünikasyon şirketlerinin %61&#8217;ine göre (tüm işverenlerde %44), maliyetleri kontrol etme çabaları aynı zamanda ücret ve yan haklarda kesintilere yol açıyor. Yetenek yönetiminin, telekomünikasyon sektörü için risklerin başında geldiği açıkça görülüyor; bu konuda ilk beş risk arasında yer alan mevcut yetenekleri elde tutmak, yeni yetenekleri çekmek ve yeni nesil yetenekleri geliştirmek de büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Risk 4: Sürdürülebilirlik gündeminin etkin yönetilememesi </strong></p>
<p>EY raporu, telekomünikasyon şirketlerinin iklim değişikliğiyle ilgili son iki yılda önemli bir ilerleme kaydetmediğini gösteriyor. Telekomünikasyon ve teknoloji şirketlerinin %43&#8217;ü, henüz “net sıfır” geçiş planı veya sera gazı emisyonlarını azaltma stratejilerini açıklamıyor. Telekomünikasyon şirketlerinin %46&#8217;sı ise yatırım planları yaparken sürdürülebilirliği göz önünde bulunduruyor, ancak buna yeterince ağırlık vermiyor. </p>
<p><strong>Risk 5: Yeni iş modellerinden yararlanılamaması</strong></p>
<p>Birçok telekomünikasyon şirketi için nesnelerin interneti (IoT), bulut ve güvenlik gibi konulara ilişkin B2B hizmetleri hâlâ gelirlerin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor. B2B segmentine ilişkin temel performans göstergelerinin (KPI&#8217;lar), B2C&#8217;ye kıyasla daha az rapor edilme eğiliminde olması, telekomünikasyon şirketlerinin stratejilerine göre kaydettiği ilerlemenin değerlendirilmesini zorlaştırıyor. B2B başarısının önündeki bir başka engel de telekomünikasyon şirketlerinin geniş bant servis sağlayıcısı ve bağlantı uzmanı olarak algılanmasının ötesinde henüz “dijital danışman” olarak tam bir güvenilirlik sağlamaması. Büyük işletmelerin yalnızca %22&#8217;si, telekomünikasyon şirketlerini dijital dönüşüm uzmanı olarak görüyor. Bu da telekomünikasyon şirketlerinin işletmelere ek danışmanlık veya dijital hizmetler satma yeteneğini sınırlıyor.</p>
<p><strong>Risk 6: Yetersiz ağ kalitesi </strong></p>
<p>Ağ güvenilirliği, müşteriler için bir endişe kaynağı olmayı sürdürüyor. Araştırmaya katılan hane halkının %26&#8217;sı evdeki geniş bant bağlantısına güvenmiyor, %29&#8217;u ev içindeki mobil veri sinyalleri hakkında da aynısını düşünüyor. Operatörler hizmet hızını ve kalitesini artırmak için çeşitli adımlar atsa da müşteri nezdinde henüz etkili bir sonuç alınmadığı görülüyor. Her 3 kişiden 1’i hız ile algılanan hizmet performansı arasında ilişki kurmakta zorlanırken, yarısı daha yüksek hızın daha yüksek bir fiyatı hak etmediğini düşünüyor.</p>
<p><strong>Risk 7: İş gücü kültürünün ve çalışma biçimlerinin iyileştirilememesi</strong></p>
<p>Diğer sektörlere kıyasla (%23) telekomünikasyon sektörü çalışanlarının %30&#8217;u, tamamen uzaktan çalışmayı ve yalnızca gerektiğinde ofise gitmeyi tercih ediyor. Ancak bu yüksek orandaki uzaktan çalışma eğilimi, öğrenme ve beceri gelişimine erişimi sınırlıyor (%47), dolayısıyla bu alandaki başarıyı etkileyen en önemli faktör olarak ortaya çıkıyor. Telekomünikasyon sektörü çalışanlarının %43’ü şirketlerinin uzaktan çalışmaya yönelik teknolojilerini geliştirdiğini belirtirken, %34’ü daha fazla ve kapsamlı bir değişikliğe ihtiyaç olduğunu düşünüyor.</p>
<p><strong>Risk 8: Dış ekosistemlerle etkileşimin etkin olmaması</strong></p>
<p>İşletmeler, ekosistem farkındalığına ve yeteneklerine sahip telekomünikasyon şirketlerinden hizmet satın almaya daha açık. Şirketlerin %71&#8217;i aktif olarak ilgili güçlü ekosistem ilişkilerine sahip olan 5G tedarikçilerine öncelik veriyor. Operatörlerin ortaklıklar ve dış ekosistemler ile iş birliğine sıcak bakmasının önünde ise yatırım getirisi konusundaki belirsizlik ve siber güvenlik ile ilgili endişeler yer alıyor.</p>
<p><strong>Risk 9: Değişen düzenleyici ortama uyum sağlanamaması</strong></p>
<p>Telekomünikasyon liderlerinin %61&#8217;i, düzenleyici uygulamaların (ülkelerin veri koruma ve gizlilik kurallarını uygulamaya koyması gibi) önümüzdeki yıl işletmelerinin performansını önemli ölçüde etkileyeceğine inanıyor. Bununla birlikte, BEPS 2.0 kurallarının 2024’te yürürlüğe girmesiyle vergi çerçeveleri de değişiyor. Bir diğer potansiyel odak noktası da yapay zekâya yönelik düzenlemelerin artması olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Risk 10: Altyapı varlıklarının değerinin maksimum düzeye çıkarılamaması</strong></p>
<p>Telekomünikasyon şirketlerinin altyapılarından değer elde etme çabaları hız kazanıyor. Telekom CEO&#8217;larının %41&#8217;i önümüzdeki yıl elden çıkarma, şirket bölünmeleri ve halka arz işlemlerini takip edeceklerini söylerken; %61&#8217;i ortak girişimler veya stratejik iş birlikleri kurmayı hedefliyor. CEO’ların bir kısmı, netco (ağ altyapısına yönelik) ve servco (müşteri ve satışa yönelik) altyapıları arasında daha net bir ayrım yapmanın elden çıkarma konusundaki stratejilerine yardımcı olabileceğine inanıyor.</p>
<p><strong>EY Türkiye Telekomünikasyon, Medya ve Teknoloji Sektör Lideri ve Danışmanlık Bölümü Şirket Ortağı Emre Beşli, </strong>hızla değişen ve küresel belirsizliklerin hâkim olduğu bir dünyada telekomünikasyon sektörünün karşı karşıya olduğu risklerin de hızla değişip gelişmeye devam ettiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: </p>
<p><em>“&#8217;Dünyada olduğu gibi ülkemizde de telekomünikasyon şirketlerinin gelişen riskler konusunda dikkatli olmaları ve bunlarla başa çıkmak için yeni ve doğru stratejiler geliştirmeleri gerekiyor. EY raporu, telekomünikasyon operatörlerinin bu dönemde birden çok risk alanı için aynı anda önemli aksiyonlar almaları gerektiğini gösteriyor. Güvenlik, sürdürülebilirlik, iş gücü kültürü ve yetenek yönetimi, yeni iş modelleri ve ekosistem yönetimi, doğru fiyatlandırma ve müşteriyi elde tutma gibi konuların risk gündeminde önemli bir yer tutacağı anlaşılıyor. Telekomünikasyon sektörünü etkileyen bu risklerin göz önünde bulundurulması ve doğru stratejiyle yönetilmesi; müşteriler, çalışanlar ve ekosistem paydaşları arasında daha yüksek bir güven ve bağlılık sağlayabilir.&#8217;</em> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ey-2024-yilinda-telekomunikasyon-sektorunu-etkileyecek-en-onemli-10-riski-acikladi-441181">EY, 2024 yılında telekomünikasyon sektörünü etkileyecek en önemli 10 riski açıkladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>4 Şubat Dünya Kanser Günü&#8217;nde uzmanlar uyarıyor: Gençler dikkat, kanser riski sizin için de artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/4-subat-dunya-kanser-gununde-uzmanlar-uyariyor-gencler-dikkat-kanser-riski-sizin-icin-de-artiyor-438234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Feb 2024 22:38:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gününde]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sizin]]></category>
		<category><![CDATA[şubat]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=438234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser, modern dünyanın en çok endişe duyulan hastalıklarından biri. Dünya Sağlık Örgütü, 2050’de kanser vakalarının yüzde 75 artarak, 35 milyonu bulacağını tahmin ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/4-subat-dunya-kanser-gununde-uzmanlar-uyariyor-gencler-dikkat-kanser-riski-sizin-icin-de-artiyor-438234">4 Şubat Dünya Kanser Günü&#8217;nde uzmanlar uyarıyor: Gençler dikkat, kanser riski sizin için de artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser, modern dünyanın en çok endişe duyulan hastalıklarından biri. Dünya Sağlık Örgütü, 2050’de kanser vakalarının yüzde 75 artarak, 35 milyonu bulacağını tahmin ediyor. Öte yandan kolorektal kanserin gençler arasında da fazlalaştığına dikkat çeken Medicana Ataköy Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Nilay Şengül, “45 yaş altındakiler, hatta üniversiteliler bile kanser belirtilerine karşı dikkatli olmalı. Kanser taramaları için ilgili sağlık kurumlarına başvurmalı” diyor.</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya genelinde kanser vakalarının 2050 yılına kadar yüzde 75’ten fazla artacağını tahmin ediyor. Buna göre, 35 milyondan fazla yeni kanser hastasının olacağı düşünülüyor. En büyük oransal artışın ise, düşük gelirli ülkelerde görülmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Medicana Ataköy Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Nilay Şengül</strong> de kanserin hem dünyada hem de Türkiye’de sebebi bilinen ölümler sıralamasında, dolaşım sistemini etkileyen hastalıklardan sonra ikinci ölüm nedeni olduğunu hatırlatarak, “Bazı kanserler hiçbir zaman semptom vermeyebilir ancak bir tarama testi ile bulunabilir. Erken bulunduğunda tedavisi daha kolay olur, kanser sebebiyle ölüm oranları azaltılır” diyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Erkeklerde prostat, kadınlarda meme kanseri</strong></p>
<p>Günümüzde erkeklerde en sık prostat kanseri görülürken, kadınlarda meme kanserine sık rastlanıyor. Doç. Dr. Şengül, konuyla ilgili şu istatistikleri paylaşıyor: </p>
<p>“Prostat kanseri, akciğer kanseri ve kolorektal kanser erkeklerde görülen tüm vakaların neredeyse yarısını (%48) oluştururken, tek başına prostat kanseri tanıların yüzde 29&#8217;unu kapsıyor. Kadınlarda meme kanseri, akciğer kanseri ve kolorektal kanser tüm yeni tanıların yüzde 51&#8217;ini oluştururken, yalnızca meme kanseri vakaların yüzde 32’sinde görülüyor.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Kansere yakalanma yaşı düşüyor</strong></p>
<p>Verilerin gösterdiği vahim bir gerçeklik daha var, o da kanserin gençler arasında da yükselişte olduğu. Bu anlamda gençlerin de dikkatli olması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Şengül, “2023&#8217;ün başlarında Amerikan Kanser Derneği (ACS), 2019&#8217;daki teşhislerin yüzde 20&#8217;sinin 55 yaş altındaki hastalarda gerçekleştiğini, bunun 1995&#8217;teki oranın yaklaşık iki katı olduğunu ve ilerlemiş hastalık oranlarının 55 yaş altı hastalarda yıllık yaklaşık yüzde 3 arttığını bildirdi. Gerçek şu ki; kolorektal kanserin görülme sıklığı genç yetişkinler arasında artıyor ve yıllardır da bu yükseliş sürüyor. Bu yüzden 45 yaşın altındaki kişileri, hatta üniversite öğrencilerini, kabızlık, rektal kanama veya bağırsak hareketlerinde ani değişiklikler gibi şüpheli belirtiler konusunda uyarıyoruz” diyerek, gençlere şüphelenmeleri durumunda kanser taraması yaptırmalarını öneriyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Alışkanlıklarınızı değiştirerek kanserden korunabilirsiniz</strong></p>
<p>DNA hasarlarına karşı koruyucu ve tamir edici sistemlerin, yaş ilerledikçe ve/veya karsinojenlere maruziyetin artmasıyla birlikte onarım yapamayabildiğini belirten Doç. Dr. Şengül, kanserin nasıl ortaya çıktığını ise, “Böylece hücrelerin kontrolsüz ve sürekli çoğalmaları sonucu oluşan, tedavi edilmediğinde yakındaki ve uzaktaki organlara yayılan bir hastalık meydana gelir” diyerek anlatıyor. Yaş, cinsiyet, ırk ve genetik özelliklerin, kanserin değiştirilemez nedenleri arasında yer aldığını hatırlatarak, “Yaş arttıkça kadınlarda meme, erkeklerde prostat kanseri sıklığı artar. Beyaz ırkta cilt kanseri riski yüksektir. Ayrıca birinci derece akrabalarında kanser öyküsü olan bireylerde, kanser görülme sıklığı daha fazladır” diyor. Öte yandan kanserden korunmak için değiştirilebilir bazı alışkanlıklar olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Şengül, şu önerilerde bulunuyor: </p>
<p>“Güneşten ve radyasyondan korunmak, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, sigara ve alkol içmemek, hayvansal gıdaları ve yağlı yiyecekleri azaltmak, kimyasal katkı maddesi olan yiyecekleri fazla tüketmemek, tütsülenmiş ve mangal yöntemi ile pişirilmiş gıdaları az tüketmek değiştirilebilir faktörlerdendir. Ayrıca hepatit B, C ve HPV gibi virüsler de kansere neden olmakta. Neyse ki hepatit B ve HPV virüsünün günümüzde aşısı mevcut. Ayrıca rahim ağzı, meme, prostat ve kolon kanserleri, tarama yoluyla erken teşhis edilebilir. Bu nedenle kanser taraması yaptırmak da önemli.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/4-subat-dunya-kanser-gununde-uzmanlar-uyariyor-gencler-dikkat-kanser-riski-sizin-icin-de-artiyor-438234">4 Şubat Dünya Kanser Günü&#8217;nde uzmanlar uyarıyor: Gençler dikkat, kanser riski sizin için de artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Japon deprem uzmanı moriwaki türkiye&#8217;deki deprem riski taşıyan illeri tek tek açıkladı !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/japon-deprem-uzmani-moriwaki-turkiyedeki-deprem-riski-tasiyan-illeri-tek-tek-acikladi-426878</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 17:08:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[illeri]]></category>
		<category><![CDATA[japon]]></category>
		<category><![CDATA[moriwaki]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyan]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyedeki]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426878</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elazığ ve Erzincan’da deprem seminerleri veren Japon deprem uzmanı Yüksek İnşaat Mühendisi Yoshinori Moriwaki, Türkiye'deki fay hatlarının doğudan batıya doğru harekete geçtiğini belirterek deprem riski bulunan illeri tek tek sıraladı. Japon deprem Uzmanı Özellikle Doğu Anadolu ve Marmara Bölgesine dikkat çekerek kritik uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/japon-deprem-uzmani-moriwaki-turkiyedeki-deprem-riski-tasiyan-illeri-tek-tek-acikladi-426878">Japon deprem uzmanı moriwaki türkiye&#8217;deki deprem riski taşıyan illeri tek tek açıkladı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>JAPON DEPREM UZMANI MORİWAKİ TÜRKİYE’DEKİ DEPREM RİSKİ TAŞIYAN İLLERİ TEK TEK AÇIKLADI!</strong></p>
<p><strong>MORİWAKİ TARİH VERİP UYARDI: ‘’İSTANBUL, İZMİR VE DOĞU ANADOLU’YA DİKKAT!!’’</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Elazığ ve Erzincan’da deprem seminerleri veren Japon deprem uzmanı Yüksek İnşaat Mühendisi Yoshinori Moriwaki, Türkiye&#8217;deki fay hatlarının doğudan batıya doğru harekete geçtiğini belirterek deprem riski bulunan illeri tek tek sıraladı. Japon deprem Uzmanı Özellikle Doğu Anadolu ve Marmara Bölgesine dikkat çekerek kritik uyarılarda bulundu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Elazığ’da, KYK Yapı Kimyasalları’nın <strong>“Yeniden Hep Beraber Ayağa Kalkıyoruz”</strong> sloganıyla hayata geçirilen projesi kapsamında <strong>“Kaşif”</strong> adı verilen mobil eğitim tırı ile gelen Japon yüksek inşaat mühendisi, mimar ve deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki, yapı güçlendirmesi ve depreme ilişkin seminer verdi. Moriwaki, seminerin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin her yerinde deprem olabileceğini, bu nedenle hazırlıklı olunması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Erzincan&#8217;daki etkinliğe katılmak için kentten ayrılmadan önce gazetecilere açıklama yapan Moriwaki, Doğu Anadolu Fay Hattı&#8217;nın uzun bir aradan sonra 24 Ocak 2020&#8217;de 6,8 büyüklüğündeki Elazığ depremi ve 6 Şubat&#8217;ta 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki Kahramanmaraş depremleri ile yeniden kırıldığını, bu kırılmanın fay hattının stres biriktiren bölgelerinde devam edeceğini söyledi.. Bu depremlerin ardından 20 Şubat&#8217;ta Hatay&#8217;ın Defne ilçesinde 6,4 ve birkaç dakika arayla Samandağ ilçesinde 5,8 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini anımsatan Moriwaki, &#8220;Hatay&#8217;dan sonra nerede kırılma olabilir dersek denizde ve Kıbrıs tarafında olabilir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Doğu Anadolu’ya Dikkat!</strong></p>
<p>Doğu Anadolu Fay Hattı&#8217;nda yine Bingöl ve Karlıova, Bitlis, Muş ve Van tarafında bir deprem olabileceğinin tahmin edildiğini aktaran Moriwaki, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Dün Tunceli&#8217;de ve birkaç gün önce Malatya&#8217;da sarsıntı oldu ama bunlar için artçı depremler diyebiliriz. Artçı depremler 2 sene devam edebilir. Tabii bu artçılar en çok  4-5 büyüklüğünde, ara ara 3 büyüklüğünde olabilir. Bunun için artık şaşırmamak lazım, bunlar normal ama ilerisi için Karlıova, Bingöl, Van, Muş, Bitlis dahil buralara dikkat etmek lazım. Ancak Türkiye&#8217;nin her yerinde deprem olabilir. Zaten Türkiye deprem haritasında kırmızı, yani riskli bölgede yer alıyor, Japonya da aynı şekilde. Onun için şimdi ne zaman olacak, nerede olacak değil, her zaman olabileceği için hazırlıklı olmak lazım. Depreme hazırlıklı olursak hasar yüzde 70 ortadan kaldırılabilir. Bunun için şimdiden hazır olmak lazım. Türkiye&#8217;yi genel olarak düşünürsek Marmara Bölgesi ve İzmir&#8217;de deprem olabilir diye söyleyebilirim.&#8221;</p>
<p><strong>Kentsel Dönüşüme Destek Olunmalı!</strong></p>
<p>Moriwaki, binaların depreme dayanıklılığı noktasında zemin seçiminin çok önemli olduğunu vurgulayarak, özellikle kentsel dönüşüme destek olunması, bunun hep birlikte yapılması gerektiğini kaydetti. Özellikle yumuşak zeminlerde sıvılaşma olduğuna dikkati çeken Moriwaki, &#8220;Ova bölgeler aynı şekilde. Hatay&#8217;da ve Kahramanmaraş&#8217;ta ova tarafında çok hasar oldu. İstanbul&#8217;un riskli bölge olduğunu söylüyoruz. İstanbul&#8217;da acil olarak kentsel dönüşümü tamamlamak lazım.&#8221; ifadesini kullandı. Şehir şehir gezerek inşaat sektörü paydaşlarına yönelik seminerler verdiğine işaret eden Moriwaki, yapı güçlendirmesinde beton ya da çelik kullanabileceğini ancak karbon fiber kaplamanın daha ekonomik ve kısa sürede yapılacak bir çözüm olduğunu anlattıklarını sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Moriwaki’nin Son Durağı Eskişehir Olacak</strong></p>
<p>KYK Yapı Kimyasalları öncülüğünde Japon deprem uzmanı, yüksek mimar ve yüksek inşaat mühendisi Yoshinori Moriwaki’nin düzenleyeceği deprem seminerleri başladı. Moriwaki, Türkiye’nin deprem bölgelerinde düzenleyeceği deprem bilgilendirme toplantılarıyla 28 Eylül &#8211; 29 Kasım 2023 tarihleri arasında Hatay, İskenderun, Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş, Elbistan, Gaziantep, Adıyaman, Diyarbakır, Malatya, Elazığ ve Erzincan il ve ilçelerinde deprem konusunda bilinçlendirme çalışmaları yaptı. Moriwaki’nin son durağı Eskişehir olacak. Japon Deprem Uzmanı Mariwaki 13 Aralık Çarşamba günü İnşaat Mühendisi, Mimar ve diğer sektör profesyonellerinin katılımıyla seminer verecek. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/japon-deprem-uzmani-moriwaki-turkiyedeki-deprem-riski-tasiyan-illeri-tek-tek-acikladi-426878">Japon deprem uzmanı moriwaki türkiye&#8217;deki deprem riski taşıyan illeri tek tek açıkladı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğum şeklinin ek fayda veya riski bulunmuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogum-seklinin-ek-fayda-veya-riski-bulunmuyor-423966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 13:26:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulunmuyor]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[fayda]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[şeklinin]]></category>
		<category><![CDATA[veya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=423966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şartlar uygun olduğu ve anne-bebek için risk olmadığı sürece normal doğum her zaman ilk tercih olduğunu belirten uzmanlar, normal doğumda birçok komplikasyon oluşabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-seklinin-ek-fayda-veya-riski-bulunmuyor-423966">Doğum şeklinin ek fayda veya riski bulunmuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Doğum şeklinin ek fayda veya riski bulunmuyor</strong></p>
<p><strong>Şartlar uygun olduğu ve anne-bebek için risk olmadığı sürece normal doğum her zaman ilk tercih olduğunu belirten uzmanlar, normal doğumda birçok komplikasyon oluşabileceğine dikkat çekiyor. Günümüzde ‘mutlaka normal doğum olsun’ inanışının terk edildiğini ifade eden Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, anne ve bebek için güvenli doğumun ön plana çıktığını söyledi. Bebeğin doğum kanalında ilerleyememesi gibi durumlarda hem anne hem de bebek için hayati riskler ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Ertekin, “Günümüz bilgilerine göre doğum şeklinin bebeğin genel sağlığı açısından olağan dışı durumlar haricinde ek fayda veya riski bulunmuyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, normal doğum ile sezaryen doğum arasındaki farkı anlattı.</p>
<p><strong>Zorlu doğumlarda annenin hayatını kurtarmak için rahminin alınması gerekebilir </strong></p>
<p>Normal doğumda bebeğin, rahmin doğal kasılmaları ile vajinal yoldan geçerek anne bedeninden ayrılıp doğduğunu ifade eden Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, sezaryen doğumu ise şöyle anlattı:</p>
<p>“Sezaryenle doğumda karın bölgesine yapılan cilt kesisi ile karın ön duvar tabakaları sırasıyla açılır, karın boşluğuna ulaşınca rahime yapılan kesi ile bebek karından bir doktor tarafından doğurtulur. Bebek doğduktan sonra kesilen bütün karın katları anatomi ve usulüne uygun olarak dikilerek kapatılır ve sezaryenle doğum gerçekleştirilir.”</p>
<p>Hangi doğum seçeneğinin hangi durumlarda anne ve bebek için risk oluşturabileceğine değinen Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, bu riskleri şöyle açıkladı:</p>
<p>“Kilosu fazla olan bebekler normal doğum sırasında doğum kanalından geçerken sıkışabilir, kalp atışları bozulabilir. Bu gibi durumlarda acilen sezaryen gerekebilir ve hatta zamanında müdahale edilmezse bebek ölebilir. Omuz bölgesinin doğum kanalında sıkışması gibi durumlarda köprücük kemiği kırığı veya boyun ve kol sinirlerinde hasarlanmaya bağlı kol fonksiyonlarında kayıp, beyne yeterli oksijen gitmemesine bağlı beyin hasarı (serebral palsi) oluşabilir.”</p>
<p>Bebeğin doğum kanalında ilerleyememesi durumunda annede de bazı risk faktörleri ortaya çıkabileceğine değinen Ertekin, “Doğum kanalında veya dış genital bölgede rahimin çok güçlü kasılmalarına bağlı rahim yırtılması veya doğumdan sonra ortaya çıkan kanamalar görülebilir. Bu tip durumlarda müdahalede gecikilirse anne hayatını kaybedebilir. Bazen de ilaçlarla veya yapılan müdahalerle durdurulamayan kanamalarda annenin hayatını kurtarmak için yaşı genç olsa bile rahminin alınması gerekebiliyor. Bu tür durumlarda sezaryen doğumun seçilmesi doğru bir yaklaşımdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bebeğin doğum kanalında ilerlemesini önleyen durumlar hayati risk oluşturabilir </strong></p>
<p>Ters doğum olarak bilinen bebeğin bebeğin kalça bölümüyle doğum kanalına girmesi veya transvers duruş denilen bebeğin anne karnında yan durması durumlarında annede rahim yırtılması ve bebekte de ağır yaralanmalar, hatta ölüm bile gerçekleşebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, bu tür durumlarda da yine normal doğum yerine sezaryen seçilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>“Annede doğum kanalını kapatan myomlar, bebeğin doğum kanalında ilerlemesini önleyerek normal doğumu engelleyebilir veya doğum sonrası şiddetli kanamalara sebep olabilir.” diyen Ertekin, bu tip vakalarda normal veya sezaryenle doğum yapılırsa, sonrasında yine kanamalar ve vücudun diğer bölgelerine pıhtı dağılımı olabileceğine dikkat çekti. Ertekin, pıhtının tıkadığı damarlardan ilerisine kan gitmeyeceği için o bölgenin beslenemeyeceğini, hücrelerin öleceğini ve buna bağlı sorunlar ortaya çıkabileceğini hatta ölümle bile neden olabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Dış genital bölgede bulunan viral hastalıklar normal doğum yoluyla bebeğe geçebilir</strong></p>
<p>Su kesesinin zamanından önce açıldığı gebeliklerde ise enfeksiyon riski bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, “Enfeksiyon ortaya çıkarsa ve bebek normal veya sezaryenle doğarsa, anne ve bebekte ciddi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bu durumda sezaryenle doğum tercih edilmez ancak bebeğin yaşamını kurtarmak için zorunluluk durumunda yapılabilir.” dedi.</p>
<p>Annede herpes, kondilom gibi dış genital bölgede bulunan viral hastalıkların normal doğum yoluyla bebeğe geçip ağır enfeksiyon oluşturma riski olduğunu belirten Ertekin, “Kan pıhtılaşma bozukluğu olanlarda veya daha önce damar pıhtılaşma hastalığı olanlarda her iki doğum şeklinden sonra da hem kanama hem de hastalığın tekrar etme riski vardır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doğum şeklinin ek fayda veya riski bulunmuyor </strong></p>
<p>Günümüzde ‘ne olursa olsun, mutlaka normal doğum olsun’ inanışının terk edildiğini ifade eden Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, anne ve bebek için güvenli doğumun ön plana çıktığını söyledi. Ertekin, “Günümüz bilgilerine göre doğum şeklinin bebeğin genel sağlığı açısından olağan dışı durumlar haricinde ek fayda veya riski bulunmuyor.” dedi.</p>
<p><strong>İlk doğumu sezaryen olan annelerde normal doğum mümkün</strong></p>
<p>İlk doğumu sezaryen olan annelerin normal doğum yapıp yapamayacağı konusuna da değinen Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, “Sezaryen üzerinden yeterli süre geçmişse (genellikle 2 yıl) ve sonrasında herhangi bir sorun olmamışsa, hastalarda rahim yırtılması, bebek kalp atışlarının bozulması gibi acil bir durum gelişirse dakikalar içinde sezaryen ameliyatı yapma olanağı varsa ve olası riskler hastaya anlatıldıktan sonra hasta da normal doğumu kabul ederse, sezaryen sonrası normal doğum denenebilir ve mümkündür.” dedi.</p>
<p>Ertekin sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Şartlar uygun olduğu ve anne-bebek için risk olmadığı sürece normal doğum her zaman ilk tercihtir. Böylece sonraki gebeliklerde rahim yırtılması riski, tekrarlayan sezaryen gereksinimleri ve buna bağlı ameliyat risklerini azaltmak temel hedeflerdir.”</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-seklinin-ek-fayda-veya-riski-bulunmuyor-423966">Doğum şeklinin ek fayda veya riski bulunmuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşletmelerin ChatGPT Kullanımında Dikkat Etmesi Gereken Dört Gizlilik Riski</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isletmelerin-chatgpt-kullaniminda-dikkat-etmesi-gereken-dort-gizlilik-riski-414791</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2023 13:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[chatgpt]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dört]]></category>
		<category><![CDATA[etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[gizlilik]]></category>
		<category><![CDATA[işletmelerin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımında]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414791</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde birçok kişi işleri için ChatGPT gibi yapay sinir ağlarına dayalı dil modellerini kullanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isletmelerin-chatgpt-kullaniminda-dikkat-etmesi-gereken-dort-gizlilik-riski-414791">İşletmelerin ChatGPT Kullanımında Dikkat Etmesi Gereken Dört Gizlilik Riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde birçok kişi işleri için ChatGPT gibi yapay sinir ağlarına dayalı dil modellerini kullanıyor. Rusya&#8217;da yapılan bir Kaspersky anketi, katılımcıların %11&#8217;inin sohbet robotlarını kullandığını ve yaklaşık %30&#8217;unun gelecekte işlerin yerini alma potansiyeline inandığını ortaya koydu. Diğer anketler, Belçikalı ofis çalışanlarının %50&#8217;sinin ve Birleşik Krallık&#8217;takilerin %65&#8217;inin ChatGPT&#8217;ye güvendiğini gösteriyor. Ayrıca Google Trends&#8217;te &#8220;ChatGPT&#8221; arama teriminin hafta içinde öne çıkması, muhtemelen işle ilgili taleplere bağlı olarak kullanımda belirgin bir artış olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Ancak sohbet robotlarının iş yerindeki artan kullanımı çok önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Hassas kurumsal veriler bu robotlara emanet edilebilir mi? Kaspersky araştırmacıları, ChatGPT&#8217;nin iş amaçlı kullanımıyla ilgili beş temel risk belirledi.</p>
<p><strong>Sağlayıcı tarafında veri sızıntısı veya sisteme sızma</strong></p>
<p>Her ne kadar LLM tabanlı sohbet robotları teknoloji devleri tarafından işletiliyor olsa da, onlar bile bilgisayar korsanlığına veya sızıntılara karşı bağışık değildir. Örneğin ChatGPT kullanıcılarının başkalarının sohbet geçmişlerindeki mesajları görebildiği bir olay gerçekleşti.</p>
<p><strong>Sohbet robotları aracılığıyla veri sızıntısı</strong></p>
<p>Teorik olarak sohbet robotlarıyla yapılan yazışmalar gelecekteki modelleri eğitmek için kullanılabilir. LLM&#8217;lerin model kalitesini artırmayan, ancak gizlilik riskleri oluşturan telefon numaraları gibi benzersiz dizileri hatırladıkları ve &#8220;kasıtsız ezberlemeye&#8221; duyarlı oldukları düşünüldüğünde, eğitim geçmişindeki herhangi bir veriye yanlışlıkla veya kasıtlı olarak diğer kullanıcılar tarafından bu model aracılığıyla erişilebilir.</p>
<p><strong>Kötü niyetli istemci</strong></p>
<p>Bu, ChatGPT gibi resmi hizmetlerin engellendiği yerlerde büyük bir endişe kaynağıdır. Kullanıcılar programlar, web siteleri veya mesajlaşma botları gibi resmi olmayan alternatiflere başvurabilir ve mevcut olmayan istemci veya uygulama olarak gizlenmiş kötü amaçlı yazılımları indirebilir.</p>
<p><strong>Hesap ele geçirme</strong></p>
<p>Saldırganlar, kimlik avı saldırıları veya kimlik bilgisi doldurma yoluyla çalışan hesaplarına girerek verilerine erişebilir. Bunun yanında Kaspersky Digital Footprint Intelligence, dark web forumlarında düzenli olarak chatbot hesaplarına erişim satan gönderiler buluyor.</p>
<p> </p>
<p><em>ChatGPT ve Synthesia kurumsal hesabına 40 Dolar karşılığında erişim satan bir dark web gönderisi</em></p>
<p>Yukarıda bahsi geçen veri kaybı, sohbet robotlarını kullanan kullanıcılar ve işletmeler için önemli bir gizlilik endişesi oluşturuyor. Sorumlu geliştiriciler, gizlilik politikalarında verilerin model eğitimi için nasıl kullanıldığını ana hatlarıyla belirtir. Kaspersky&#8217;nin ChatGPT, ChatGPT API, Anthropic Claude, Bing Chat, Bing Chat Enterprise, You.com, Google Bard ve Alloy Studios tarafından geliştirilen Genius App gibi popüler sohbet botları üzerinde yaptığı analiz, B2B sektöründe kurumsal bilgilerin açığa çıkma riskinin daha yüksek olması nedeniyle daha yüksek güvenlik ve gizlilik standartları olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak, veri kullanımı, toplanması, depolanması ve işlenmesine ilişkin hüküm ve koşullar, B2C sektörüne kıyasla daha fazla korumaya odaklanıyor. Bu çalışmadaki B2B çözümleri genellikle sohbet geçmişlerini otomatik olarak kaydetmiyor ve bazı durumlarda sohbet robotu müşterinin ağında yerel olarak çalıştığı için şirketin sunucularına hiçbir veri göndermiyor.</p>
<p>Kaspersky Güvenlik ve Gizlilik Uzmanı <strong>Anna Larkina</strong>, şunları söylüyor: <em>&#8220;LLM tabanlı sohbet robotlarının iş amaçlı kullanımına bağlı potansiyel riskleri inceledikten sonra, hassas veri sızıntısı riskinin en fazla çalışanların iş yerinde kişisel hesaplarını kullandıkları durumda ortaya çıktığını gördük. Bu durum, çalışanların chatbot kullanımının riskleri konusunda bilinçlendirilmesini şirketler için en önemli öncelik haline getiriyor. Diğer yandan çalışanların hangi verilerin gizli veya kişisel olduğunu, ticari sır teşkil ettiğini ve neden bir chatbot&#8217;a verilmemesi gerektiğini anlamaları gerekiyor. Diğer yandan şirketlerin de bu tür hizmetleri kullanmak için net kurallar belirlemesi gerekiyor.&#8221;</em> </p>
<p>Sohbet robotlarını kullanmanın gizliliğe dair riskleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için Securelist.com adresini ziyaret edin.</p>
<p>Kaspersky uzmanları, şirketlerin sohbet robotlarını kullanmanın avantajlarından yararlanmaya devam etmeleri ve güvende kalmaları için şunları öneriyor:</p>
<ul>
<li>Güçlü, Benzersiz Parolalar Kullanın: Her bir hesabınız için karmaşık parolalar oluşturun ve doğum günleri veya isimler gibi kolayca tahmin edilebilecek bilgileri kullanmaktan kaçının.</li>
<li>Kimlik Avına Dikkat Edin: Kişisel bilgilerinizi isteyen istenmeyen e-postalara, mesajlara veya aramalara karşı dikkatli olun. Herhangi bir hassas veriyi paylaşmadan önce gönderenin kimliğini doğrulayın.</li>
<li>Çalışanlarınızı Eğitin: Çalışanlar en son çevrimiçi tehditler ve çevrimiçi güvende kalmak için en iyi uygulamalar hakkında bilgi sahibi olmalıdır. </li>
<li>Yazılımlarınızı Güncel Tutun: İşletim sisteminizi, uygulamalarınızı ve antivirüs programlarınızı düzenli olarak güncelleyin. Bu güncellemeler genellikle en son güvenlik yamalarını içerir. </li>
<li>Kurumsal Bilgi Paylaşımını Sınırlayın: Kişisel bilgileri sosyal medyada veya herkese açık forumlarda paylaşma konusunda dikkatli olun. Sadece kesinlikle gerekli olduğunda bu bilgileri paylaşın.</li>
<li>URL&#8217;leri ve Web Sitelerini Doğrulayın: Özellikle oturum açma kimlik bilgilerini girmeden veya alışveriş yapmadan önce ziyaret ettiğiniz web sitelerinin URL&#8217;sini iki kez kontrol edin.</li>
<li>Kurumsal Güvenlik Çözümü Kullanın: Çalışanların iş amacıyla güvenilmeyen sohbet robotlarına bağımsız olarak danışmasını önlemek için bulut hizmeti analitiği içeren bir güvenlik çözümü kullanabilirsiniz. Kaspersky Endpoint Security Cloud, özellikleri arasında bulut hizmetlerini yönetmek ve kullanım risklerini değerlendirmek için Cloud Discovery’i içerir.</li>
</ul>
<p><strong>Kaspersky hakkında</strong></p>
<p>Kaspersky, 1997 yılında kurulmuş küresel bir siber güvenlik ve dijital gizlilik şirketidir. Kaspersky&#8217;nin derin tehdit istihbaratı ve güvenlik uzmanlığı, dünya genelinde işletmeleri, kritik altyapıları, hükümetleri ve tüketicileri korumak için sürekli olarak yenilikçi çözümlere ve hizmetlere dönüşmektedir. Şirketin kapsamlı güvenlik portföyü, gelişmiş ve gelişen dijital tehditlerle mücadele etmek için önde gelen uç nokta koruması, özel güvenlik ürünleri ve hizmetleri ile Siber Bağışıklık çözümlerini içeriyor. 400 milyondan fazla kullanıcı Kaspersky teknolojileri tarafından korunmaktadır ve şirket 220.000&#8217;den fazla kurumsal müşterinin kendileri için en önemli olanı korumalarına yardımcı oluyor. kaspersky.com adresinden daha fazla bilgi edinin.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isletmelerin-chatgpt-kullaniminda-dikkat-etmesi-gereken-dort-gizlilik-riski-414791">İşletmelerin ChatGPT Kullanımında Dikkat Etmesi Gereken Dört Gizlilik Riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklara yönelik yedi önemli güvenlik riski</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklara-yonelik-yedi-onemli-guvenlik-riski-395104</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 08:40:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[yedi]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklar yaz tatilini cihazlarıyla geçirmeye başladılar. Tatil dönemi çocuklar için gün içinde internette geçirilecek daha fazla saat anlamına geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklara-yonelik-yedi-onemli-guvenlik-riski-395104">Çocuklara yönelik yedi önemli güvenlik riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklar yaz tatilini cihazlarıyla geçirmeye başladılar. Tatil dönemi çocuklar için  gün içinde internette geçirilecek daha fazla saat anlamına geliyor.  </strong></p>
<p>Siber güvenlik şirketi ESET çocuklar için en önemli yedi internet güvenliği riskini belirledi ve bu riskleri en aza indirebilmek için yapılması gerekenleri sıraladı.   </p>
<p><strong>Siber zorbalık</strong></p>
<p>Pew Research’e göre, ABD’deki 13-17 yaş arası gençlerin neredeyse yarısı (%46) altı siber zorbalık davranışından en az birine maruz kalıyor. Bu davranışlar, lakap takma, dedikodu yayma, istenmeyen müstehcen görüntüler yayımlama, fiziksel tehditler ve özel görüntülerin izinsiz paylaşılması olabilir. Özellikle daha büyük yaşlardaki gençlerin bu tür tacizlere maruz kalma olasılığı daha yüksektir ve bu gençlerin ruh sağlığı üzerinde ciddi bir etki yaratabilir.</p>
<p><strong>Dolandırıcılar</strong></p>
<p>Dolandırıcılar, genellikle çevrimiçi ortamda takma adlar kullanır ve seçtiği kurbanla aynı yaştaymış gibi davranır. Bazı durumlarda kurbanla bir ilişki kurar ve onu müstehcen içerik göndermeye ikna ederler (cinsel zorlama olarak bilinir). İlerleyen aşamalarda, kurban daha fazla içerik göndermezse veya para vermezse görüntüleri arkadaşlarına ve ailesine göstermekle tehdit ederler. Bazı durumlarda ise, dolandırıcılar bir kurbanın bilgisayarını veya cihazını uzaktan ele geçirebilir ve kurbanları gizlice kaydetmek için web kamerasını açabilir. </p>
<p><strong>Uygunsuz içerik</strong></p>
<p>İngiltere’deki çocukların neredeyse yarısı internette kendileri için zararlı olan içerikler görmüştür. Pornografi veya şiddet içeren görüntülerin yanı sıra kendine zarar verme ve intiharı teşvik eden içerikler de söz konusudur. Bunlar az da olsa trajik sonuçlar doğurabilir. Çocuklarımızı aşırı korumak ile çok küçük yaşlarda potansiyel olarak zararlı içeriklere maruz kalmalarını engellemek arasında bir denge kurulmalıdır.</p>
<p><strong>Nakit/pazar dolandırıcılığı</strong></p>
<p>Çocuklar aynı zamanda çok iyi çevrimiçi tüketicilerdir. Bu da Facebook Marketplace gibi sitelere, ucuz ürün almak veya ihtiyacı olmayan ürünleri satarak para kazanmak için sık sık girebilecekleri anlamına geliyor. Bu siteler aynı zamanda kusurlu ve sahte ürünlerden, satın alınan ancak asla teslim edilmeyen ürünlere kadar uzanan dolandırıcılık faaliyetlerinin de yuvasıdır. </p>
<p><strong>Korsan oyunlar</strong></p>
<p>Çocuklar oyunları sever. Tahminlere göre 6-10 yaşındakilerin %68’i ve 11-14 yaşındakilerin yüzde 79’u bu oyunları oynuyor. Ancak oyun platformları ve hizmetleri çocukların siber zorbalık, sahtekarlık, dolandırıcılar ve uygunsuz içerik gibi risklere de maruz kalmasına neden olabilir. Kötü amaçlı yazılımlar genellikle oyuncular için yem olarak kullanılan korsan yazılımlarda gizlenir. Ayrıca oyun hesapları, genellikle toplanabilecek çok sayıda kişisel ve olası finansal bilgi içerdiğinden, kimlik hırsızları için kazançlı bir hedeftir.</p>
<p><strong>Bağlı oyuncaklar</strong></p>
<p>Akıllı oyuncaklar için küresel pazar milyarlarca dolar değerindedir. Ancak bu cihazlar çocukların oyunlarını ve gelişimlerini artırmanın yanı sıra gizlilik ve güvenlik riskleri de barındırır. Oyuncaklar tarafından kaydedilen içerik ve hesapları korumak için kullanılan parolalar, satıcılar tarafından güvenli bir şekilde saklanmayabilir. Bazı durumlarda, güvenlik açıkları bilgisayar korsanlarının oyuncak aracılığıyla çocukları ve ebeveynlerini gözetlemesine olanak tanıyabilir.</p>
<p><strong>Kimlik avı</strong></p>
<p>Sosyal mühendislik taktikleri hem çocuklar hem de yetişkinlerde işe yarar. Genellikle kimlik avına yönelik e-postalar, mesajlar veya sosyal medya iletileri şeklinde gerçekleşir ve dolandırıcılar hedeflerine ulaşmak için güvenilir bir kuruluşun veya bazen bir arkadaşın kimliğine bürünür. Bunlar genellikle alıcının oturum açma bilgilerini veya kişisel/finansal verilerini vermesi için kandırmak ya da farkında olmadan cihazlarına kötü amaçlı yazılım yüklemelerini sağlamak içindir. Bu genellikle fidye yazılımı veya bilgi çalan kötü amaçlı yazılımlardır.</p>
<p><strong>Çocuklar internette nasıl  güvende kalabilir?</strong></p>
<ul>
<li>İnsanlar göründükleri gibi değildir. Çevrimiçi iletişimde dikkatli olun.</li>
</ul>
<ul>
<li>Sosyal medya profillerinizi gizli tutun ve tanımadığınız kişilerden gelen istekleri kabul etmeyin. Tanımadığınız kişilere kesinlikle gizli ve özel içerikler göndermeyin.</li>
<li>İstenmeyen mesajlardaki bağlantılara asla tıklamayın veya ekleri açmayın.</li>
<li>İstenmeyen bir mesajı yanıtlamak istiyorsanız, içeriğin yasal olup olmadığını, göndereni ayrıca kontrol edin (ancak doğrudan yanıt vermeyin veya e-postada verilen telefon numaralarını kullanmayın).</li>
<li>Her hesap için her zaman güçlü ve benzersiz parolalar kullanın ve çok faktörlü kimlik doğrulamayı (MFA) etkinleştirin.</li>
<li>Asla üçüncü taraf bir uygulama mağazasından yazılım indirmeyin.</li>
<li>Herhangi bir konuda emin değilseniz veya birisi size internette zorbalık yapıyorsa her zaman ebeveynlerinizle konuşun.</li>
</ul>
<p><strong>Ebeveynler neler yapabilir:</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun cihazının/bilgisayarının güncel olduğundan ve saygın bir satıcıdan kötü amaçlı yazılım karşıtı bir yazılım kullandığından emin olun.</li>
<li>Aileye ait banka kartlarını çocuklarınızın oyun hesaplarına kaydetmeyin, böylece fazla harcama yapamazlar.</li>
<li>Bağlı oyuncakları satın almadan önce iyice araştırın ve kullanmadığınız zamanlarda bu oyuncakları her zaman kapalı tutun.</li>
<li>Ekran süresi ve uygunsuz içerik hakkında temel kurallar belirleyin.</li>
<li>Yukarıdakiler başarısız olursa, bazı içeriklere erişimi engellemek ve kullanım için zaman sınırı koymak için ebeveyn denetimlerini kullanabilirsiniz.</li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklara-yonelik-yedi-onemli-guvenlik-riski-395104">Çocuklara yönelik yedi önemli güvenlik riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Hasan Bombacı, &#8220;Kadın Sporcularda Ön Çapraz Bağ ve Ayak Bileği Yaralanma Riski Daha Yüksek!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-bombaci-kadin-sporcularda-on-capraz-bag-ve-ayak-bilegi-yaralanma-riski-daha-yuksek-383249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jun 2023 10:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bileği]]></category>
		<category><![CDATA[bombacı]]></category>
		<category><![CDATA[çapraz]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[hasan]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sporcularda]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanma]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=383249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Spor yaralanmalarında cinsiyet farkıyla ilgili istatistikler, kadın sporcuların erkek sporculara göre yaralanma oranının yaygın spor dalları dikkate alındığında genel olarak birbirine yakın olduğunu gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-bombaci-kadin-sporcularda-on-capraz-bag-ve-ayak-bilegi-yaralanma-riski-daha-yuksek-383249">Prof. Dr. Hasan Bombacı, &#8220;Kadın Sporcularda Ön Çapraz Bağ ve Ayak Bileği Yaralanma Riski Daha Yüksek!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kadınların profesyonel olarak daha fazla spor yapmaya başlamasıyla birlikte spor yaralanmalarında cinsiyetler arası farklılığın ve yaralanma sebeplerinin güncel bir konu haline geldiğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Hasan Bombacı, epidemiyolojik çalışmaların kadın sporcuların özellikle alt ekstremite kas- iskelet sistemi spor yaralanma riskinin erkek sporculara göre daha fazla olduğunu gösterdiğini söyledi.</em></p>
<p> </p>
<p>Spor yaralanmalarında cinsiyet farkıyla ilgili istatistikler, kadın sporcuların erkek sporculara göre yaralanma oranının yaygın spor dalları dikkate alındığında genel olarak birbirine yakın olduğunu gösteriyor. Ancak özellikle diz bölgesi yaralanmalarından ön çapraz bağ yaralanmaları kadınlarda daha sık görülürken, erkeklerde omuz ve kalça gibi farklı bölgelerdeki yaralanmaların daha yaygın görüldüğünü söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Bombacı, “Spor yaralanmalarının cinsiyetten bağımsız olarak her yaşta herkesi ilgilendiren önemli bir sorun. Spor hayatının devamlılığının sağlanabilmesi için hem yaralanmaların önlenmesi hem de tedavi ve sonrasında bilinçli ve tedbirli olmak gerekiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>EN ÖNEMLİ ETKEN ANATOMİK VE BİYOLOJİK FARKLILIKLAR</strong></p>
<p>Kadın ve erkek spor yaralanmaları arasındaki farklılıkları vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Hasan Bombacı, kadın sporcuların özellikle alt ekstremite kas-iskelet sisteminde diz ve ayak bileği bağ yaralanma riskinin daha yüksek olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Kadınlar ve erkekler arasında cinsiyete özgü bazı anatomik ve biyolojik farklılıklar nedeniyle bu sonuç ortaya çıkıyor. Kadınların aylık dönemlerinde hormonların vücuttaki yoğunluğuna bağlı olarak bağlarda da gevşemeler yumuşamalar, tendonların direncinde azalmalar olabiliyor. Dolayısıyla özellikle menstural döngünün bazı dönemlerinde kadınlar yaralanmaya daha müsait hale geliyorlar.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“YARALANMAYA EN FAZLA YATKIN BAĞLAR DİZLERDEDİR”</strong></p>
<p>Kadınlardaki hormonal değişimden genel olarak tüm bağlar etkilense de en çok yaralanmaya yatkın bağ dizdeki ön çapraz olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hasan Bombacı, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Özellikle yarışmalı sporlarda mücadele sırasında, karşılıklı mücadelenin gerektirdiği durum içerisinde aniden durmak, dönmek gibi eylemleri yaparken eklemlere ve adalelere çok daha fazla yük binmektedir. Eğer bağlarda normalden farklı olarak gevşeme varsa bu durum bağların eklemi tutucu etkisini azaltır. Doğal olarak da gelen bu anormal yüklenmeye karşı eklemlerde ve bağlarda hasar olma ihtimali artar.”</p>
<p> </p>
<p><strong>ANATOMİK FARKLILIKLAR DA KADINLARDA RİSKİ ARTIRIYOR</strong></p>
<p>Kadınların hormonların dışında anatomik olarak erkeklerden farklı olmasının da riski artıran bir diğer etken olduğunu anlatan Prof. Dr. Hasan Bombacı konuyla ilgili şunları anlattı: “Örneğin kadında bacaklar erkeklere göre biraz daha fazla dışarı doğru dönüktür. Kadınların biyolojisi ilgili olan bu durum “<em>valgus açılanması</em>” olarak tanımlanır. Dizdeki valgus açılanması özellikle ani dönüşlerde ve ani duruşlarda dizin gelen anormal stresler karşısında daha erken dengesinin bozulmasına sebep olur. Ve bu da o bölgeye binen yükün hasar yapma ihtimalini arttırır. Örneğin, hentbolda koşan bir sporcu kaleye yaklaştığı zaman şut atmak için zıplayıp bacağının üzerine indiği esnada dize normalden fazla bir dönme kuvveti uygular. Eğer sporcu bu durumlar için gerekli aktiviteyi oluşturacak refleksleri kazanamamışsa bağ yaralanmasıyla karşılaşma ihtimali yüksek olacaktır. Bunun dışında kadınlarda ön çapraz bağın erkeklere göre anatomileri gereği daha ince olmasının da bu durumdan sorumlu olduğu iddia edilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>AMATÖR SPORCULAR DA DİKKAT ETMELİ!</strong></p>
<p>Yaralanmaların sadece profesyonel sporcularda değil, aynı zamanda amatör sporcular arasında da önemli bir sorun olduğunu belirten Prof. Bombacı, spor yaparken önlem almanın ve bilinçli olmanın önemine değindi. Ancak, amatör sporcuların genellikle yarışmalı sporlarda yer almadığını ve bu nedenle yaralanma riskinin daha düşük olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>YETERLİ ÖNLEM ALINMAZSA TEKRARLAMA İHTİMALİ YÜKSEK</strong></p>
<p>Bu tarz spor yaralanmalarında tedaviyle oldukça etkili sonuçlar alınabildiğini ve yeniden spora dönmenin mümkün olduğunun altın çizen Prof. Dr. Bombacı, ancak tedavi esnasında ve sonrasında gerekli önlemlerin alınması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Bombacı sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Tedavi bir kişiyi en fazla kaza olmadan önceki duruma getirilebilir. Örneğin en sık yaşanan ön çapraz bağ yaralanması sonucu sporcuların yüzde 70-80’i spora ve eski performans seviyesine dönebiliyor. Ancak bu dezavantajı nötralize edecek bir egzersiz programına girilmezse tekrar yaralanma olması kaçınılmazdır. Üstelik bu durumda bir önceki yaralanmanın yarattığı zayıflıkla birlikte risk daha da artar.”</p>
<p> </p>
<p><strong>KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALI?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Hasan Bombacı uygun antrenman teknikleri ve daha da önemlisi özel “<em>propriyosepsiyon egzersizleri</em>” ile bu açığın büyük oranda kapatılabileceğini belirterek şunları anlattı: “Özel egzersiz programları riski azaltmada oldukça etkili olmakla birlikte yapılan sporla ilgili tekniklerin de iyi bilinmesi önemli. Sporcunun yaralanma mekanizmasının analizine göre “egzersiz temelli” rehabilitasyon ve ayrıca, dayanıklılık, çeviklik, denge ve güçlendirme gibi pek çok açıdan yapılan antrenmanların bu yaralanmaları yüzde 27-45 oranlarında azalttığını gösteren bilimsel veriler mevcuttur. Kadın sporcuların anatomi ve biyolojisine bağlı potansiyel spor yaralanması riskleri nöromotor yeteneklerini arttıran egzersiz programları ile önemli derecede azaltılabilir. Sonuç olarak, kadın sporcuların bazı vücut bölgelerinde yaralanma riskinin erkek sporculara göre daha yüksek olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumdadır. Ancak, spor yaparken uygun önlemlerin alınması ve yapılan spora özel hazırlayıcı antrenman teknikleri ile çalışmak çok önemlidir. Bu sayede spor yaralanmalarının önlenmesi ve tedavi sürecinin daha etkili bir şekilde yönetilmesi mümkün olabilir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-bombaci-kadin-sporcularda-on-capraz-bag-ve-ayak-bilegi-yaralanma-riski-daha-yuksek-383249">Prof. Dr. Hasan Bombacı, &#8220;Kadın Sporcularda Ön Çapraz Bağ ve Ayak Bileği Yaralanma Riski Daha Yüksek!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EY, telekom sektörü için en büyük 10 riski açıkladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ey-telekom-sektoru-icin-en-buyuk-10-riski-acikladi-369392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2023 14:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[telekom]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369392</guid>

					<description><![CDATA[<p>EY, birçok belirsizliğin ve risklerin etkisinde olan bir dönemde telekom şirketlerinin karşı karşıya olduğu en büyük 10 riske dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ey-telekom-sektoru-icin-en-buyuk-10-riski-acikladi-369392">EY, telekom sektörü için en büyük 10 riski açıkladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EY, <strong>birçok belirsizliğin ve risklerin etkisinde olan bir dönemde</strong> telekom şirketlerinin karşı karşıya olduğu en büyük 10 riske dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Uluslararası danışmanlık ve denetim şirketi EY (Ernst &#038; Young) küresel çapta telekom şirketlerini bekleyen en büyük 10 riski açıkladı. Telekomünikasyon şirketlerinin oldukça değişken bir iş ortamında stratejilerini yenilemekte olduğuna dikkat çeken EY raporu, telekom operatörlerinin son iki yılda dijital dönüşüm girişimlerinin kapsamını ve hedeflerini genişlettiğine işaret ediyor. Bunun yanı sıra, EY’ın <strong>Telekomünikasyon operatörleri için en büyük 10 risk raporu</strong>, telekom operatörlerinin iş gücünde çeşitliliği ve kapsayıcılığı (D&#038;I) iyileştirmek ve yeni yetenekleri çekmek dahil olmak üzere sürdürülebilirliğe yeniden odaklandıklarını vurguluyor. </p>
<p>Telekomünikasyon şirketlerinin, bu hedeflere ulaşma yolunda karşılaştıkları risklere yeterince uyum sağlayabilmelerinin önemini vurgulayan rapor, işletme maliyetlerinin yükseldiği enflasyonist bir ortamda telekomünikasyon şirketlerinin, müşterilerin karşı karşıya olduğu yaşam maliyeti baskılarından güvenlikle ilgili gelişen beklentilere ve değişen iş gücü kültürü algılarına kadar çeşitli zorluklarla başa çıkmak zorunda olduğuna işaret ediyor. </p>
<p>EY, telekom sektörünü 2023 yılında etkileyen en büyük 10 riski ve bunlarla başa çıkmak için bu alandaki şirketlere yönelik önerilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Risk 1. Yaşam maliyeti krizi ile karşı karşıya olan müşterilere yeterli yanıt verememek</strong></p>
<p>Yaşam maliyeti krizi, hanelerin telekomünikasyon sağlayıcılarından değer alıp almadıklarını yeniden gözden geçirmelerine neden oluyor. EY’ın konuyla ilgili<strong> </strong>araştırmasına göre, hanelerin %45&#8217;i içerik hizmetleri için gereğinden fazla ödeme yaptıklarına inanıyor. %44&#8217;ü ise geniş bant servis sağlayıcıların onlara en iyi teklifleri sunmak için yeterince çaba harcamadıklarını düşünüyor. </p>
<p><strong>Risk 2. Güvenlik ve güven konusunda değişen zorunlulukları hafife almak</strong></p>
<p>Son dönemde siber tehditler hızla artıyor ve telekom operatörleri de bu tehditlerin önüne geçmek için mücadele ediyor. Araştırmalar, günümüzde tüketicilerin %46&#8217;sının internet kullanımında kişisel verilerini güvende tutmanın neredeyse imkânsız olduğuna inandıklarını ortaya koyuyor. Aynı zamanda, telekomünikasyon şirketlerinin bilgi güvenliğinden sorumlu üst düzey yöneticilerinin (CISO&#8217;lar) %39&#8217;u, güvenlik konularının stratejik yatırımlara yeterince dahil edilmediğini düşünüyor. </p>
<p><strong>Risk 3. İş gücü kültüründe ve çalışma biçimlerinde iyileştirme yapılamaması </strong></p>
<p>İşverenlerin ve çalışanların iş gücü kültürüne yönelik görüşleri farklılaşıyor. EY’ın iş gücü alanında gerçekleştirdiği bir araştırmaya (Work Reimagined) göre, teknoloji, medya ve telekomünikasyon sektörü çalışanlarının %91&#8217;i haftada iki veya daha fazla gün uzaktan çalışmak istiyor. Herkesin haftada beş gün ofiste mesai yapması gerektiğine inanan işverenlerin oranı ise %25. Değerli yetenekleri kaybetme riskine karşı, telekom şirketlerinin çalışanlarını dinlemesi ve çalışanların beklentilerine yanıt vermesi daha da önem kazanıyor. </p>
<p><strong>Risk 4. Sürdürülebilirlik gündeminin güçlü yönetilememesi </strong></p>
<p>Yenilenebilir enerji tüketimi ve e-atık yönetimi gibi çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) ölçümleri genellikle eksik durumda. Dahası, telekom şirketlerinin %39&#8217;u belirli bir “net sıfır” stratejisini, geçiş planını veya karbonsuzlaştırma stratejisini paylaşmış değil. Müşteri ihtiyaçlarının hızla geliştiği bir ortamda operatörler, değişen paydaş beklentilerine uyum sağlamak için bu konuya daha fazla önem vermeli. </p>
<p><strong>Risk 5. Dijitalleşmenin verimliliği hızlandırmada etkin kullanılamaması </strong></p>
<p>Günümüzün enflasyonist baskıları, telekom şirketlerinin verimliliği ve çevikliği artırmasının önemini bir üst seviyeye taşıdı. EY raporu, çeşitli karmaşıklıkların yeni nesil teknolojiler aracılığıyla dönüşüm yeteneklerini sınırladığını ortaya koyarken çeşitli insan faktörleri de bu alanda ilerlemeyi sınırlayan etkenler arasında gösteriliyor. Operatörler, dönüşüm gündemlerinin karşı karşıya olduğu en büyük kültürel zorluk olarak uzaktan çalışmanın iş birliği üzerindeki olumsuz etkisini öne sürüyor.</p>
<p><strong>Risk 6. Altyapının güçlü direnç ve erişiminin sağlanamaması</strong></p>
<p>Ağ güvenilirliği, müşteriler için bir endişe kaynağı olmayı sürdürüyor. Sürekli artan veri tüketimi ise telekom operatörleri için konuyu daha da zorlaştırıyor. Pandemi döneminde daha da derinleşen dijital uçurum hesaba katıldığında altyapı üzerindeki baskı daha da artırıyor. </p>
<p><strong>Risk 7. Yenilikçi iş modellerini değerlendirememe </strong></p>
<p>IoT (Nesnelerin interneti) ve bulut bilişim gibi hızlı büyüyen alanlarda elde edilen gelirlerin küçük oranlarda kalması nedeniyle henüz kayda değer bir verim artışı sağlanabilmiş değil. Buna ek olarak, telekom şirketlerinin teklifleri ile kurumsal müşterilerin talepleri arasında, özellikle gelişmekte olan hizmet alanlarında bir uyum eksikliği söz konusu.</p>
<p><strong>8. Altyapı varlıklarının değerini maksimize edememe</strong></p>
<p>Son dönemde telekom şirketlerinin sahip oldukları altyapının değerini ortaya çıkarma çabaları hız kazanıyor. Özellikle çeşitli altyapı türlerine yönelik yeniden yapılandırma alanındaki elden çıkarmalar, paylaşım ve ortak girişim yollarına daha çok başvuruluyor. Çoğu telekom CEO&#8217;su, temel ve temel olmayan altyapılar arasında daha net bir ayrım yapmanın elden çıkarma konusundaki planlarına yardımcı olabileceğine inanıyor, birçoğu da temel işlerini yeniden tasarlama fırsatlarını kaçırdıklarına inanıyor.</p>
<p><strong>9. Dış ekosistemlerle yetersiz iş birliği </strong></p>
<p>5G ağlarına yönelik talep günden güne artarken, şirketler aktif olarak ilgili ekosistemle güçlü ilişkilere sahip tedarikçiler arıyor. Tüm bunlar, telekom şirketlerinin dış ekosistemlerle iş birliğini güçlendirmesini gerektiriyor. Ancak telekom şirketlerinin sadece %11&#8217;i, birden fazla ortaklığı yeni iş modellerinin temeli olarak görüyor ve ekosistem katılımına stratejilerinin merkezinde yer vermiyor.</p>
<p><strong>10. Değişen düzenleyici ortama yeterince uyum sağlayamama</strong></p>
<p>Ülkelerin veri koruma ve gizlilik kurallarını uygulamaya koyması veya değiştirmesiyle ortaya çıkan çok parçalı düzenleyici yaklaşımlar, çeşitli zorlukları da beraberinde getiriyor. Yapay zekâya yönelik artan düzenleyici odaklanma, riskleri artırabilecek bir etken. Tüm bunlarla birlikte, altyapının güçlendirilmesi için devlet desteği gibi politikalar da çeşitli fırsatlar yaratabilir.</p>
<p><strong>EY Türkiye Telekomünikasyon, Medya ve Teknoloji (TMT) Sektör Lideri Emre Beşli</strong> konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: </p>
<p>“Hızla değişen ve küresel belirsizliklerin hâkim olduğu bir dünyada telekom sektörünün karşı karşıya olduğu riskler de hızla değişip gelişmeye devam ediyor. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de telekom şirketlerinin ortaya çıkan tehditler konusunda dikkatli olmaları ve bunlarla başa çıkmak için yeni ve doğru stratejiler geliştirmeleri gerekiyor. EY raporu, telekom operatörlerinin bu dönemde güvenliğe ve güvene güçlü bir şekilde odaklanması gerektiğini vurguluyor. Bunun yanı sıra, iş gücü kültürünün geliştirilmesinin ve sürdürülebilirliğin daha iyi yönetimine yönelik eylemlerin de en kritik zorunluluklar arasında olduğunu görüyoruz.”</p>
<p>“Özellikle müşterilere daha net, basit ve güvenli dijital ‘self servis’ deneyimler sunmanın önemi artıyor. Bununla birlikte, enerji kullanımı ve karbon emisyonlarından çalışma ortamında kapsayıcılığa kadar sürdürülebilirlik gündeminin daha iyi yönetilmesi, verimliliği de artırabilir. Bu da müşteriler, çalışanlar ve ekosistem paydaşları arasında daha yüksek bir güven ve bağlılık sağlayabilir.”  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ey-telekom-sektoru-icin-en-buyuk-10-riski-acikladi-369392">EY, telekom sektörü için en büyük 10 riski açıkladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdullah Özdemir, depremde çökme riski taşıyan üst geçitler için İBB&#8217;yi uyardı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdullah-ozdemir-depremde-cokme-riski-tasiyan-ust-gecitler-icin-ibbyi-uyardi-355846</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Mar 2023 10:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çökme]]></category>
		<category><![CDATA[depremde]]></category>
		<category><![CDATA[geçitler]]></category>
		<category><![CDATA[ibbyi]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyan]]></category>
		<category><![CDATA[üst]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355846</guid>

					<description><![CDATA[<p>İBB Ulaşım ve Trafik Komisyonu Başkanı Abdullah Özdemir, olası bir İstanbul depreminde çökme riski bulunan üst geçit ile viyadüklere, İBB’nin bakım ve onarım yerine sadece boya yaptığını söyleyen Özdemir, “Bakım onarım noktasında gereken neyse hızlı bir şekilde yerine getirilmesi gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdullah-ozdemir-depremde-cokme-riski-tasiyan-ust-gecitler-icin-ibbyi-uyardi-355846">Abdullah Özdemir, depremde çökme riski taşıyan üst geçitler için İBB&#8217;yi uyardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İBB Ulaşım ve Trafik Komisyonu Başkanı Abdullah Özdemir, olası bir İstanbul depreminde çökme riski bulunan üst geçit ile viyadüklere, İBB’nin bakım ve onarım yerine sadece boya yaptığını söyleyen Özdemir, “Bakım onarım noktasında gereken neyse hızlı bir şekilde yerine getirilmesi gerekiyor. Hatta buralar kullanılamaz durumdaysa güçlendirmeyle de gerekli iyileştirme sağlanamayacaksa ivedilikle yıkılıp yerine yenisi yapılması gerekiyor” dedi.</p>
<p>İstanbul’un depremde en zayıf yapıları arasında yaya üst geçitleri ve viyadükler geliyor. Kahramanmaraş merkezli meydana gelen iki depremle birlikte gözler çökme riski bulunan bu noktalara çevrildi. Uzmanlar, olası bir İstanbul depreminde üst geçitler can kaybına neden olmasa bile ana arterlerdeki ulaşıma engel olacağına işaret ediyor.</p>
<p><strong>Bakım yapmıyor sadece boyuyorlar</strong></p>
<p>24 TV’de yayınlanan Akşam Haberleri’nde sunucu Kaan Yakuphan’ın sorularını cevaplandıran İBB Ulaşım ve Trafik Komisyonu Başkanı da olan Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir, bu konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. İstanbul’daki üst geçit ve viyadüklerin durumu hakkında inceleme yaptıklarını belirten Özdemir, “Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı, kendine bağlı ana yolların bakımlarını düzenli bir şekilde devam ettiriyor. Ancak 2019 yılından bu tarafa İBB’nin (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) kendine bağlı yollarda detaylı yıllık bakımları yapmadığını sadece boya ve badana boyutunda birtakım tadilatları yaptığını görüyoruz. Özellikle metrobüs güzergahında, E-5 üzerinde, İstanbul’un ana arter dediğimiz şehir içinde ivedilikle hem donatı korozyon açısından hem beton dayanım açısından incelenmesi gereken üst geçitler ve alt geçitler var. İBB, bunları dikkate almalı” dedi.</p>
<p><strong>Tamir ve tadilatlar yapılmazsa önemli kayıplar olacak</strong></p>
<p>Yüksek lisansını deprem üzerine yapmış inşaat yüksek mühendisi olan Özdemir, “Üst geçit ve viyadükler depreme hazır mı?” sorusuna işe şu şekilde cevap verdi: “En son yaşadığımız büyük depremde ulaşım noktasında ana yolların belirli yerlerinde sıkıntı olduğunu gördük. Bu açıdan deprem anındaki kaçışların ve deprem yerlerine ulaşım noktasında en önemli araçların yollar olduğunu biliyoruz. Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya bölgesinde tahrip olan yolların, oraya ulaşım noktasında biraz gecikmelere sebebiyet verdiğini biliyoruz. Bu üst geçit ve viyadüklerde tamir ve tadilatlar yapılmazsa İstanbul depreminde de çok önemli zaman kayıplarına neden olacaktır.”</p>
<p><strong>İvedilikle yıkılıp yerine yenisi yapılmalı</strong></p>
<p>Çok kritik bir durumla karşı karşıya olduğumuza vurgu yapan Özdemir, İBB yetkililerine şu uyarılarda bulundu: “Olası bir deprem esnasında zarar görebilme tehdidine karşı üst geçit ve alt geçitlerde güçlendirme yapılması gerekiyor. Bakım onarım noktasında gereken neyse hızlı bir şekilde yerine getirilmesi gerekiyor. Hatta buralar kullanılamaz durumdaysa güçlendirmeyle de gerekli iyileştirme sağlanamayacaksa ivedilikle yıkılıp yerine yenisi yapılması gerekiyor.”<br /> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdullah-ozdemir-depremde-cokme-riski-tasiyan-ust-gecitler-icin-ibbyi-uyardi-355846">Abdullah Özdemir, depremde çökme riski taşıyan üst geçitler için İBB&#8217;yi uyardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Krizi değil riski yönetmeye odaklanın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/krizi-degil-riski-yonetmeye-odaklanin-353488</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2023 10:18:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[odaklanın]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmeye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=353488</guid>

					<description><![CDATA[<p>ESET, KOBİ Dijital Güvenlik Hassasiyeti Raporunu yayınladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/krizi-degil-riski-yonetmeye-odaklanin-353488">Krizi değil riski yönetmeye odaklanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ESET, KOBİ Dijital Güvenlik Hassasiyeti Raporunu yayınladı</strong></p>
<p><strong>Siber saldırılar giderek artıyor. ESET verileri siber tehdit algılamalarında bir yıldan diğerine yüzde 13’lük bir artış olduğunu gösteriyor. Araştırmalar KOBİ’lerin üçte ikisinin son bir yılda  ihlal yaşadığını ortaya koyuyor. Birçok KOBİ’nin artan giderlerle mücadele ettiği bir zamanda, bir KOBİ’ye yönelik bir ihlalin ortalama maliyetinin 219.000€ olduğu düşünülüyor. Bununla birlikte KOBİ, faaliyetlerini zamanında yedekleyebilir ve çalıştırabilirse, bu maliyet azaltılabilir.  </strong></p>
<p>Siber güvenlik şirketi ESET’in yayınladığı KOBİ Güvenlik Hassasiyet Raporu, işletmelerin  siber saldırıya uğrama olasılıklarını azaltmak için zaman ayırmalarının ve düşünmelerinin yanı sıra savunmaları ihlal edildiğinde takip edebilecekleri süreçleri harekete geçirmelerinin de hayati önem taşıdığını ortaya koyuyor. Haberler büyük şirketleri içeren ihlallere yer verme eğiliminde olsa da, siber suçlular  yalnızca büyük işletmeleri hedef almıyorlar. Manşetlerde daha çok büyük şirketleri hedef alan saldırılar yer alıyor, ancak dijital dünyadaki suçlular her türden şirkete saldırarak dijital güvenlik tehdidi oluşturuyor. </p>
<p>KOBİ’lerin, bir ihlalle karşılaşma ihtimalini düşürmek için önlem almanın yanı sıra en kötü durum senaryosuna hazırlanmaları da çok önemli. İş dünyası liderleri, bir siber saldırının işlerine verebileceği zararı nasıl azaltacaklarını da düşünmeliler. Bu zararlar hassas müşteri veri kayıpları, finansal bilgilerin çalınması veya müşteri güvenini kaybetme şeklinde olabilir.  </p>
<p><strong>Güvenliğe ayak uydurma</strong></p>
<p>ESET’in 2022 yılında 1.200’den fazla KOBİ siber güvenlik karar vericisi ile yaptığı ankette, katılımcıların üçte ikisi son 12 ayda bir ihlal yaşadıklarını veya saldırı olmasına dair güçlü bir belirti ile hareket ettiklerini söyledi. Üçte biri de birden fazla ihlalle karşılaştığını ifade etti. Aynı araştırmaya göre her 10 KOBİ’den 7’si, BT güvenliğine yaptıkları yatırımın pandemi sırasında işletme türüne göre zorunlu olarak yaptıkları değişikliklere ayak uyduramadıkları konusunda uyardı. Yüzde 77’si hibrit çalışmayı kolaylaştırmak için tasarlanmış, Uzak Masaüstü Protokolü (RDP) gibi teknolojileri güvenlik risklerine rağmen kullanmaya devam edeceklerini söyledi. Güvenliği destekleyecek adımlar atmaya yönelen KOBİ’lerin sayısı da araştırmaya göre artıyor. Bu adımlar, çok faktörlü kimlik doğrulama uygulanmasını (%50), kurumsal bir VPN kullanımını (%50), uzaktan erişim araçlarını güncel tutmayı (%49) ve uzaktan erişim araçları için daha güvenli yapılandırmaları kullanmayı (%37) içeriyor. </p>
<p><strong>Araştırma ve yeniden yapılandırma</strong></p>
<p>Bir ihlal yaşayan KOBİ’ler için, saldırıyı araştırmak ve gelecekte benzer saldırıları önlemek için BT sistemlerini yeniden yapılandırmak genellikle birkaç hafta sürerdi. KOBİ’lerin üçte biri (%32) bu durumun 7 ile 12 hafta arasında sürdüğünü ve yalnızca beşte biri (%21) iki haftadan az sürdüğünü söyledi. Bu süreyi kısaltmak için KOBİ’lerin bir siber saldırı durumunda takip edilecek sağlam protokoller oluşturması önemli. Kurtarma süresi değişiklik gösterebilir ancak KOBİ’ler bir ihlalden sonra harekete geçme konusunda hızlı. Araştırmada, bu durumu açıklayan en yaygın yanıtlar arasında BT ekipleri için siber güvenlik eğitimine yatırım yapmak (%42), siber güvenlik risk denetimleri yapmak (%39) ve yeni siber güvenlik araçlarına yatırım yapmak (%38) yer alıyor. Geriye dönüp bakıldığında, KOBİ liderleri, işler kötüleştikten sonra tepki vermek yerine, önlem alarak elde edilebilecek tasarrufları göz önünde bulundurmalıdır. </p>
<p>Siber güvenlik denetimi, riski en aza indirmek için kullanılabileceğinden, tüm KOBİ’ler için akıllı bir hareket. Araştırma, neredeyse 10 KOBİ’den 3’ünün (%27) son altı ayda ve üçte birinin (%33) geçen yıl siber güvenlik denetimi yaptığını gösterdi. Siber güvenlik denetiminin yapıldığı şirketlerin %52’si harici bir BT güvenlik şirketi kullandı ve %40’ı denetimi kendi gerçekleştirdi.  Siber güvenlik denetiminde araştırılan faktörler farklılık gösterse de, bunlar arasında hassas bilgilerin korunması (%44), siber güvenlik tehditlerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi (%39), kaybolan veya çalınan veriler için kurtarma planlarının detaylandırılması (%38) ve çalışan siber farkındalığı (%37) yer alıyor.  </p>
<p><strong>KOBİ’ler yalnız değil</strong></p>
<p>Siber güvenlik şirketi ESET, KOBİ’lere kullanımı kolay yönetim, en son cihaz öğrenimi ve Genişletilmiş Algılama ve Yanıt dahil çeşitli ölçeklenebilir koruma seçenekleri içeren, kurumsal düzeyde çok katmanlı uç nokta koruması sağlıyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/krizi-degil-riski-yonetmeye-odaklanin-353488">Krizi değil riski yönetmeye odaklanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Patlama riski bulunan işyerlerine ekstra tedbir şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/patlama-riski-bulunan-isyerlerine-ekstra-tedbir-sart-352513</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 08:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bulunan]]></category>
		<category><![CDATA[ekstra]]></category>
		<category><![CDATA[işyerlerine]]></category>
		<category><![CDATA[patlama]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352513</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dün akşam saatlerinde Hatay'ın merkez Antakya ilçesindeki plastik kasaların da bulunduğu narenciye soğuk hava deposunda çıkan ve korkutan yangın kontrol altına alındı ancak işyerlerinin depreme karşı acil önlemler alması gerektiğini tekrar hatırlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/patlama-riski-bulunan-isyerlerine-ekstra-tedbir-sart-352513">Patlama riski bulunan işyerlerine ekstra tedbir şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Dün akşam saatlerinde Hatay&#8217;ın merkez Antakya ilçesindeki plastik kasaların da bulunduğu narenciye soğuk hava deposunda çıkan ve korkutan yangın kontrol altına alındı ancak işyerlerinin depreme karşı acil önlemler alması gerektiğini tekrar hatırlattı.Uzmanlar sadece konutların değil işyerlerinin de acil durum planına sahip olup depreme hazırlanması gerektiğini söylüyor. Peki, Acil durum planı nedir? İşyerlerinde acil durum planı nasıl olmalı?</b></p>
<p>Depreme karşı yalnızca konutlarda değil işyerlerinde de önemli tedbirler alınması gerekiyor.</p>
<p>İşin tehlikesine göre işyerlerinde alınan önlemler değişirken özellikle patlama riski bulunan kimyasalların bulunduğu işyerlerinde ekstra tedbir şart.</p>
<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Dr. Şebnem Akman Balta, işyerlerinde alınması gereken önlemleri anlattı.</p>
<p>Balta, “İşveren işin tehlike sınıfına göre (az tehlikeli C, tehlikeli B veya çok tehlikeli A) önlemler almalıdır. İş güvenliği uzmanı acil durum planı hazırlamakla yükümlüdür. İşyerinin güvenlik tedbirleri ile ilgili yapması gereken her şey risk analizi sonrası işletme yetkilisine bildirilir” dedi.</p>
<p><strong>ACİL DURUM PLANI NEDİR?</strong></p>
<p>İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmeliğin 4 üncü maddesinde acil durum planı, “işyerlerinde meydana gelebilecek acil durumlarda yapılacak iş ve işlemler dâhil bilgilerin ve uygulamaya yönelik eylemlerin yer aldığı plan” olarak tanımlanmıştır.</p>
<p><strong>İŞYERİ ACİL DURUM PLANI NASIL OLMALI?</strong></p>
<p>Deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası yapılması gerekenlerin işyeri planında belirlendiğini anlatan Şebnem Akman Balta, şunları söyledi: “İşveren önce iş alanını depreme dayanıklı hale getirecek. Alandaki istifler kurala göre istiflenecek.</p>
<p>Ağır makinalar makine mühendisinin önerilerine göre sabitlenecek veya yerleştirilecek. En önemli konu kimyasal maddelerle çalışan işyerleridir. Özellikle tekstil ve boya sektörü olası bir depremde patlama riski içerdiği için kimyasal maddeleri standartlarına uygun depolamaları gerekir.</p>
<p>Özellikle depolarda yangın söndürme sistemi ve depreme dayanıklılık testlerinin de tam olması gerekiyor.”</p>
<p><strong>İŞGÜVENLİĞİNE DAİR DENETİMLER YAPILMALI</strong></p>
<p>Yangın söndürme ve depreme dayanıklılık testleri konusunda iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarının çok büyük sorun yaşadığını belirten Balta, “Yaptırım gücü olmadığı için sadece uyarıda bulunabilen iş sağlığı uzmanı eğer şikayet edip işi durdurursa da maalesef işten atılma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor.</p>
<p>Bunun yerine anlık ve sık yapılan denetimler depreme karşı riski azaltabilir. Ayrıca iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarının yetki alanı genişletilmeli” diye konuştu.</p>
<p>İşyerlerinde deprem önlemleri alınırken mutlaka iş güvenliği uzmanlarından onay alınması gerektiğini anlatan Balta, şunları söyledi: “Eşyalar iş sağlığı uzmanının denetiminde gerekli yerlere yerleştirilmeli veya sabitlenmeli. Yangın tüpü pencerenin altında olmalı.</p>
<p>Özellikle zemin kattaki işyerleri için bu durum önemli. Böylece kişinin yangın tüpünü cama vurarak kırıp kendine zarar vermeden oradan çıkması sağlanır. İçinde ağır eşyalar olan dolapların kapaklarına mekanik kilitler takılmalı.</p>
<p>Dekoratif malzemeler başımıza düşecek noktalarda bulunmamalı. Özellikle patlayıcı ve yanıcı maddeler varsa bina içerisinde değil, daha uzak noktalarda ve insanların zarar görmeyeceği şekilde depolanmalı.”</p>
<p><strong>KAÇIŞ PLANI OLMALI</strong></p>
<p>Her işyerinde kaçış (tahliye) planı olması gerektiğini vurgulayan Balta, şöyle devam etti: “Eğer bulunduğumuz binadan çıkma şansımız var ise genellikle 10-15 saniye içerisinde giriş katı ve -1 için çıkış planı uygulanır.</p>
<p>Dahili yangın merdiveni içeren binalarda yangın merdiveni kullanımı doğru değildir. Özellikle deprem anında yaralanma veya ölümle sonuçlanan ağır kayıplara neden olabilir. Dahili yangın merdiveni kaçış yolu değildir.</p>
<p>Binada harici yangın merdiveni mevcutsa, ulaşımınız kolaysa ve yüksek katlı değilse tahliye açısından kullanılabilir.”</p>
<p><strong>BİNA GÜVENLİĞİ </strong></p>
<p>Deprem sonrasında eğer işyeri üretim merkezi değil ise hibrit çalışma modeline geçilebileceğini ifade eden Şebnem Akman Balta, “Özellikle üretim yapılan bir işletme ise zemin etüdü çalışması yapıldıktan sonra bina uygunluğu yok ise güvenli bir binaya taşınmalı. Eğer hızla taşınamayacak durumda ve riskli noktada ise iş güvenliği uzmanı işi durdurma yetkisine sahiptir” dedi.</p>
<p><strong>ÖNEMLİ BELGELER DİJİTAL ORTAMDA SAKLANMALI</strong></p>
<p>Şebnem Akman Balta, alınması gereken diğer önlemleri şöyle sıraladı: Özlük dosyaları, kimlik fotokopileri, makinelerle ilgili kimlik bilgileri ve bazı önemli kimyasal maddelerle ilgili detaylar dijital ortamda (bulut ağı) saklanmalı.</p>
<p>Gerçek bir toplanma alanı oluşturulup uyarı işareti ile belirlenmeli. O alanda dipfriz bulundurulmalı ve içine su, uzun soluklu dayanan yiyecek koyulmalı. Ayrıca ilk yardım kiti de bulundurulmalı.</p>
<p>Acil durum konteyneri oluşturulmalı ve en az senede bir, bence 3 ayda bir deprem tatbikatı yapılmalı.</p>
<p>Eylem planı hazırlanırken yasal standartlarda belirtilen çok tehlikeli sınıftaki sayı her 30 çalışana 1, tehlikeli sınıfta her 40 çalışana 1 ve az tehlikeli sınıfta 50 çalışana 1 kişi ekip görevlisi olma şartı asgaridir.</p>
<p>İşyerindeki kişi sayısına göre deprem çantası hazırlanmalı. Her bir departman kişi sayısına göre ilk yardım çantası, düdük, dezenfektan, tuvalet kağıdı, mendil, battaniye, uyku tulumu bulundurmalı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/patlama-riski-bulunan-isyerlerine-ekstra-tedbir-sart-352513">Patlama riski bulunan işyerlerine ekstra tedbir şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Torbalı Mersinli Deresi&#8217;nde taşkın riski ortadan kalktı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/torbali-mersinli-deresinde-taskin-riski-ortadan-kalkti-347547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 10:18:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[deresinde]]></category>
		<category><![CDATA[kalktı]]></category>
		<category><![CDATA[mersinli]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[torbalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347547</guid>

					<description><![CDATA[<p>İZSU Genel Müdürlüğü’nün Torbalı’daki Özbey Mahallesi’nden geçen Mersinli Deresi’nde yürüttüğü çalışmalar ile bölgede şiddetli yağışlarda yaşanan taşkın sorunu çözüme kavuşturuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/torbali-mersinli-deresinde-taskin-riski-ortadan-kalkti-347547">Torbalı Mersinli Deresi&#8217;nde taşkın riski ortadan kalktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İZSU Genel Müdürlüğü’nün Torbalı’daki Özbey Mahallesi’nden geçen Mersinli Deresi’nde yürüttüğü çalışmalar ile bölgede şiddetli yağışlarda yaşanan taşkın sorunu çözüme kavuşturuldu.</p>
<p>Torbalı’nın Özbey Mahallesi’nden geçen Mersinli Deresi’nde şiddetli yağışlarda yaşanan taşkın sorunu, İZSU ekiplerinin tamamladığı kapsamlı çalışmayla ortadan kalktı. Mahalle muhtarının talebi üzerine bölgede yapılan incelemelerde önceki dönemlerde ilçe belediyesi tarafından imal edilen dere kesitinin vadiden gelen atık malzemeler nedeniyle tıkandığı ve hidrolik akışın bozulduğu tespit edildi.</p>
<p>Tespitler doğrultusunda çalışmalara başlayan ekipler, dere yatağındaki eski yapıların sökülmesinin ardından 12 yeni prefabrik yapı imalatını hayata geçirdi. Tamamlanan çalışmalar köy içinde taşkına neden olan sorunu çözüme kavuşturdu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/torbali-mersinli-deresinde-taskin-riski-ortadan-kalkti-347547">Torbalı Mersinli Deresi&#8217;nde taşkın riski ortadan kalktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
