<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>risk | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/risk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/risk</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 09:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>risk | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/risk</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz Diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Glüten]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[korur]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625688</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688">Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor. Oysa bilimsel veriler, sağlıklı beslenmenin tek bir besini hedef almakla değil; dengeli ve sürdürülebilir bir modelle mümkün olduğunu gösteriyor. Üstelik bu denge yalnızca kilo kontrolü için değil, kanser başta olmak üzere birçok kronik hastalığın riskini azaltmada da kritik rol oynuyor. </p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kanser riskine etkileri ve Akdeniz diyetinin bu süreçteki rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Akdeniz diyeti koruyucu etki gösteriyor</strong></p>
<p>Araştırmalar sebze, meyve, zeytinyağı, tam tahıl ve balık ağırlıklı beslenmenin, özellikle kolorektal kanser başta olmak üzere birçok kanser türünde risk azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu etkinin temelinde; antioksidanlardan zengin beslenme, düşük inflamasyon ve bağırsak sağlığının korunması yer almaktadır. Yıllardır dünyanın en sağlıklı beslenme modeli olarak kabul edilen Akdeniz diyeti, yalnızca kalp sağlığını değil, kanser riskini de doğrudan etkileyen bir özelliğe sahiptir. Akdeniz diyeti modeli, güçlü bilimsel kanıtlarla da etkisini göstermektedir.</p>
<p><strong>Fakir sofrasından modern tıbbın rehberine</strong></p>
<p>Akdeniz diyeti, bir moda akımı değil; tarihsel bir gerçekliğin ürünüdür. 2. Dünya Savaşı sonrası yoksulluk döneminde şekillenen bu beslenme biçimi, 1950’lerde Amerikalı bilim insanı Ancel Keys tarafından yapılan çalışmalarla bilim dünyasının dikkatini çekmiştir. “Yedi Ülke Çalışması”, beslenme ile kronik hastalıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur ve bugün hala referans alınan en önemli araştırmalardan biridir.</p>
<p><strong>Kanserden korunmada asıl mesele “bütüncül beslenme”</strong></p>
<p>Kanser gelişiminde tek bir besin suçlu değildir. Risk; uzun vadeli beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve metabolik dengeyle ilişkilidir. Akdeniz diyeti işlenmiş gıdaları sınırlar, liften zengin beslenmeyi destekler, sağlıklı yağları ön plana çıkarır ve anti-inflamatuvar etki gösterir. Bu bütüncül yaklaşım, hücresel hasarı azaltarak kanser gelişimini önleyici bir ortam oluşturur.</p>
<p><strong>Tek suçlu gluten olarak görülmemeli</strong></p>
<p>Son yıllarda gluten, kanser dahil birçok hastalığın nedeni gibi gösterilmektedir. Oysa bilimsel veriler bu yaklaşımı desteklememektedir. Toplumun yalnızca küçük bir kısmında görülen çölyak hastalığı dışında, glutenin genel popülasyon için doğrudan bir kanser riski oluşturduğuna dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Asıl problem çoğu zaman gluten değil; işlenmiş, rafine ve düşük lifli besinlerin fazla tüketimidir.</p>
<p>Glutensiz ürünler çoğu zaman daha az lif içerir ve besin değeri açısından zayıf olabilir. Oysa tam tahıllar; bağırsak sağlığını destekleyen ve özellikle kolorektal kanser riskini azaltan önemli bileşenlerdir. Bu nedenle beslenmede hedef, belirli bir bileşeni tamamen çıkarmak değil; sağlıklı dengeyi kurmaktır.</p>
<p><strong>Beslenme planınızda sebze, tam tahıl ve zeytinyağı var mı?</strong></p>
<p>Akdeniz diyeti yasaklar üzerine değil, denge üzerine kuruludur. Rafine yerine doğal olanı, aşırılık yerine ölçülülüğü savunur. Kanserden korunmada da en kritik nokta, kısa süreli radikal değişiklikler değil, sürdürülebilir sağlıklı alışkanlıklardır. Kanserden korunma, tek bir besini hayatımızdan çıkarmakla değil; doğru beslenme modelini istikrarlı şekilde sürdürmekle mümkündür. Bu nedenle sofraya bakarken yalnızca “neyi çıkardığımıza” değil, “neyi eklediğimize” odaklanmak gerekir. Sebze var mı? Tam tahıl var mı? Zeytinyağı var mı? Bu kontrolleri yapmamız gerekir. Sağlık çoğu zaman radikal değişimlerde değil, doğru dengeyi sürdürebilmekte gizlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688">Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaspersky, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde dijital sağlık hizmetlerine ilişkin risklere dikkat çekiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaspersky-dunya-saglik-gununde-dijital-saglik-hizmetlerine-iliskin-risklere-dikkat-cekiyor-625634</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerine]]></category>
		<category><![CDATA[kaspersky]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[verilerin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625634</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Günü kapsamında Kaspersky, sağlık hizmetlerinin dijitalleşmesi ve teletıp uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan risklere karşı uyarıda bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-dunya-saglik-gununde-dijital-saglik-hizmetlerine-iliskin-risklere-dikkat-cekiyor-625634">Kaspersky, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde dijital sağlık hizmetlerine ilişkin risklere dikkat çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Günü kapsamında Kaspersky, sağlık hizmetlerinin dijitalleşmesi ve teletıp uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan risklere karşı uyarıda bulunuyor. Son dönemde yaşanan olaylar, tıbbi hizmet altyapılarının ihlal edilebildiğini; bu durumun asta kayıtlarının sızdırılarak dark web’de alınıp satılabildiğini gösteriyor. Ayrıca bu tür ihlaller, sağlık hizmetlerinin operasyonel sürekliliğini de sekteye uğratabiliyor. Bir diğer önemli risk alanı ise sağlık platformlarının kullanıcı verilerini üçüncü taraflarla paylaşması ve bu verilerin sorumsuz şekilde işlenmesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Teletıp, artık yalnızca bir kolaylık unsuru olmaktan çıkarak sağlık hizmet sunumunun temel bileşenlerinden biri haline geldi. Ancak bu hızlı benimsenme, güvenlik modellerinin aynı hızda gelişmesini sağlayamadı ve ortaya çıkan riskler teorik olmaktan çok uzak. Nitekim yakın geçmişte yaşanan olaylar bu risklerin ne kadar somut olduğunu ortaya koyuyor. 2023 yılında, özellikle ruh sağlığı hizmetlerine odaklanan büyük bir teletıp sağlayıcısı olan Cerebral’ın; ruh sağlığı değerlendirmeleri, hasta kabul bilgileri ve kişisel tanımlayıcı veriler dahil olmak üzere hassas hasta verilerini sosyal medya ve reklam ağları gibi üçüncü taraf platformlarla paylaştığı ortaya çıktı. Bu durumdan milyonlarca kullanıcının yıllar boyunca etkilendiği bildirildi.</p>
<p>Daha geniş çerçevede ise 2025 yılında yaşanan olaylar, farklı ancak aynı derecede kritik bir riske işaret ediyor: dijital sağlık altyapılarında büyük ölçekli kesintiler. ManageMyHealth hasta portalına yönelik veri ihlali, 120 binden fazla hastanın hassas tıbbi verilerinin açığa çıkmasına neden olurken; SimonMed Imaging’e yönelik saldırı bir milyondan fazla kaydın tehlikeye girmesine ve fidye yazılımı taleplerine yol açtı. Bu vakalar, hem teletıp platformlarının hem de daha geniş dijital sağlık ekosisteminin siber saldırganlar için giderek daha cazip hedefler haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Buna paralel olarak, sağlık temalı dolandırıcılık kampanyaları da giderek daha sofistike hale geliyor. Kullanıcılar, kontrol randevusu veya takip muayenesi daveti gibi görünen içeriklerle hedef alınıyor. Bu tür sahte “sağlık hizmeti” sitelerinin alan adlarının çoğu yalnızca birkaç hafta önce oluşturulmuş oluyor; sayfalardaki sosyal medya bağlantıları çalışmıyor ve Kullanım Koşulları ile Gizlilik Politikası gibi temel içerikler bulunmuyor. Buna karşın bu siteler, telefon numarası, adres, sigorta bilgileri, kullanılan ilaçlar, semptom açıklamaları ve hatta ilgili vücut bölgelerine ait fotoğraflar gibi son derece hassas bilgileri talep ediyor. Sahte marka unsurları, uydurma doktor profilleri ve aciliyet hissi yaratan çağrılarla kullanıcılar ikna edilmeye çalışılıyor. Bu tür durumlarda paylaşılan veriler, dark web’de satılabiliyor, kimlik hırsızlığında kullanılabiliyor ya da ilerleyen süreçte daha hedefli ve gelişmiş saldırılar için istismar edilebiliyor. Hassas verilerin korunması için, kötü amaçlı bağlantılara tıklanmasını engelleyen yapay zekâ destekli kimlik avı (anti-phishing) özelliklerine sahip güvenlik çözümlerinin kullanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Web İçeriği ve Gizlilik Analizi Uzmanı Anna Larkina</strong> konuyla ilgili olarak şunları belirtiyor: “<em>Dijital sağlık deneyimi, sağlık hizmetlerine erişimi dönüştürürken, birçok kullanıcının farkında olmadığından daha geniş bir saldırı yüzeyi de yaratıyor. Tıbbi veriler son derece değerli ve dark web’de aktif olarak alınıp satılıyor; bu da hastaları dolandırıcılık ve hedefli kimlik avı saldırıları için öncelikli hedef haline getiriyor. Aynı zamanda sağlık temalı dolandırıcılıklar, aciliyet ve güven duygusunu istismar ederek sahte danışmanlıklar veya indirimli teklifler üzerinden kullanıcıları hassas bilgilerini paylaşmaya yönlendiriyor. Kullanıcıların dijital sağlık hizmetlerine, finansal hizmetlerde olduğu gibi temkinli yaklaşması; hizmet sağlayıcıları doğrulaması, istenmeyen bağlantılardan kaçınması ve verilerinin nasıl kullanıldığını anlaması gerekiyor. Güvenlik ve gizlilik, dijital sağlık deneyiminin ayrılmaz bir parçası haline gelmeli</em>.”</p>
<p>Kaspersky, kullanıcıların güvende kalabilmesi için şu önerilerde bulunuyor:</p>
<ul>
<li>Özellikle aciliyet hissi yaratan veya hassas bilgi talep eden sağlık danışmanlığı kampanyalarına şüpheyle yaklaşın.</li>
<li>Randevu oluştururken yalnızca resmi web sitelerini ve uygulamaları kullanın.</li>
<li>Sağlık hizmeti sağlayıcılarını doğrulayın; e-posta veya mesajlaşma uygulamaları üzerinden gelen rastgele bağlantılar aracılığıyla hizmetlere erişmekten kaçının.</li>
<li>Cihazlarınızda dolandırıcılık girişimlerine karşı sizi uyaracak güvenilir bir güvenlik çözümü kullanın.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-dunya-saglik-gununde-dijital-saglik-hizmetlerine-iliskin-risklere-dikkat-cekiyor-625634">Kaspersky, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde dijital sağlık hizmetlerine ilişkin risklere dikkat çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kedili Park artık güvende</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kedili-park-artik-guvende-625607</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[güvende]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[kedili]]></category>
		<category><![CDATA[park]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625607</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, yarım kalan restorasyon nedeniyle atıl kalan Paterson Köşkü çevresindeki “Kedili Park” alanını temizleyerek hem vatandaşlar hem de sokak hayvanları için güvenli hale getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kedili-park-artik-guvende-625607">Kedili Park artık güvende</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, yarım kalan restorasyon nedeniyle atıl kalan Paterson Köşkü çevresindeki “Kedili Park” alanını temizleyerek hem vatandaşlar hem de sokak hayvanları için güvenli hale getirdi. HOPEDER iş birliğiyle yapılan çalışmalarda çöp ve otlar kaldırıldı, eski kulübeler yenileriyle değiştirildi. Yapılan düzenlemelerle bölgedeki yangın riski azaltılırken, alan sağlıklı bir yaşam alanına dönüştürüldü.</p>
<p>Bornova Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ait olan ancak restorasyon süreci nedeniyle uzun süredir atıl durumda bulunan 167 yıllık Paterson Köşkü’nün çevresini temizleyerek hem vatandaşlar hem de sokak hayvanları için güvenli hale getirdi. Bornovalıların artan şikayet ve talepleri üzerine harekete geçen belediye ekipleri, kısa sürede bölgeyi sağlıksız ve riskli bir alan olmaktan çıkararak yeniden düzenledi.</p>
<p>Bornova Belediyesi İşleri Müdürlüğü ile Park ve Bahçeler Müdürlüğü ekipleri, halk arasında “Kedili Park” olarak bilinen alanda kapsamlı bir temizlik çalışması gerçekleştirdi. Çöp ve yabani otlarla kaplanan bölge, Hayatı Onlarla Paylaşan Eller Derneği (HOPEDER) üyelerinin de desteğiyle baştan sona temizlendi. Çalışmalar kapsamında hayvansever vatandaşlar tarafından yerleştirilen eski kedi kulübeleri kaldırılırken, Bornova Belediyesi tarafından hazırlanan yeni ve daha sağlıklı kedi kulübeleri bölgeye yerleştirildi.</p>
<p><b> Atıl alandan güvenli yaşam alanına dönüşüm</b></p>
<p><b> </b>Bornova’nın en önemli simgelerinden biri olan Paterson Köşkü, 133 dönümlük geniş bir arazi üzerinde yer alıyor. Restorasyon sürecinde köşkün çevresinin panolarla kapatılması, özellikle Bornova Merkez Kapalı Pazaryeri önünde kalan geniş alanın zamanla kaderine terk edilmesine neden oldu. Bu alan, bir yandan sokak kedileri için sığınak haline gelirken diğer yandan kontrolsüz çöp birikimi ve yoğun otlanma nedeniyle ciddi bir risk oluşturuyordu.</p>
<p>Özellikle yaz aylarında kuruyan otların yangın riskini artırdığı bölgede Bornova Belediyesi daha önce de temizlik çalışmaları yapmıştı. Son gerçekleştirilen kapsamlı müdahale ile alan hem hijyenik hem de güvenli bir hale getirildi.<b> </b></p>
<p><b>“Hem canlıların hem kentimizin güvenliği önceliğimiz” </b></p>
<p>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, yapılan çalışmaların sadece bir temizlik faaliyeti olmadığını, aynı zamanda kent yaşamını daha güvenli ve sağlıklı hale getirme hedefinin bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Paterson Köşkü çevresi Bornova’nın önemli noktalarından biri. Sorumluluğumuzda olmasa da bu alanın atıl kalmasına kayıtsız kalamazdık. Hem vatandaşlarımızın güvenliği hem de sokak hayvanlarının daha sağlıklı koşullarda yaşamlarını sürdürebilmesi için hızlıca harekete geçtik. Kedili Park’ı yeniden düzenleyerek hem can dostlarımız hem de Bornovalılar için güvenli bir yaşam alanı oluşturduk.” diye konuştu.<b> </b></p>
<p><b>Kedili Park yeniden Bornovalıların </b></p>
<p>Yapılan düzenlemelerle birlikte Kedili Park, kontrolsüz ve riskli bir alan olmaktan çıkarılarak hem hayvanlar hem de vatandaşlar için güvenli, temiz ve düzenli bir yaşam alanına dönüştürüldü. Bornova Belediyesi’nin bu müdahalesi, çevre düzeni, yangın riski ve sokak hayvanlarının yaşam koşulları açısından önemli bir iyileştirme sağladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kedili-park-artik-guvende-625607">Kedili Park artık güvende</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Tüketimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere yol açmasa da ciddi riskler oluşturabildiğini ifade eden Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi. Özellikle Helikobakter pylori gibi bakterilerin çoğalmasını kolaylaştıran bu durumun, mide kanseri riskini artırabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atamer, sigara ve alkol kullanımıyla birleştiğinde ise tehlikenin daha da büyüdüğünü vurguladı. Prof. Dr. Atamer ayrıca günlük sodyum tüketiminin sınırlandırılması gerektiği ve gizli tuza karşı farkındalık oluşturulması konusunda uyardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568">Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji veDahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Fazla tuz tüketimi kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir! </strong></p>
<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere neden olmasa da, mide sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak mide kanseri riskini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi.</p>
<p>Sürekli tahriş olan mide yüzeyinin, adeta zımpara kağıdıyla aşındırılmış gibi hassaslaşacağını ve bunun da iltihaplanma süreçlerini tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Bilimsel çalışmalar, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle turşu, konserve ve yüksek tuz içeren fermente gıdaların sık tüketildiği toplumlarda mide kanseri oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu durumun önemli nedenlerinden biri, mide kanseriyle ilişkili bir bakteri olan Helikobakter pylori’nin yüksek tuzlu ortamda daha kolay çoğalabilmesidir. Tuz, bu bakterinin mide duvarına verdiği zararı artırarak kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara ve alkol kullanımıyla birlikte yüksek tuz tüketimi kanser riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Tuz tüketiminin diğer risk faktörleriyle birleşmesinin de tehlikeyi büyüttüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Sigara ve alkol kullanımı, mide zarını zayıflatarak tuzun olumsuz etkilerini artırır ve birlikte değerlendirildiğinde kanser riskini daha da yükseltebilir.” dedi.</p>
<p>Günlük tuz tüketimi konusunda dikkatli olunması büyük önem taşıdığı uyarısını yapan Prof. Dr. Atamer, “Genel olarak günlük sodyum alımının 2.300 miligramı aşmaması önerilir. Ancak çocuklar, hipertansiyon hastaları ve böbrek hastalığı bulunan bireyler için bu miktarın daha da düşük olması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dengeli tuz tüketimi sağlığı korur! </strong></p>
<p>Modern beslenme alışkanlıklarında ‘gizli tuz’un önemli bir sorun olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Cipsler, hazır çorbalar, şarküteri ürünleri, dondurulmuş yemekler ve hatta bazı ekmek çeşitleri beklenenden çok daha fazla sodyum içerebilir. Örneğin, bir porsiyon konserve çorba 800 miligramdan fazla sodyum içerebilir; bu da günlük önerilen miktarın önemli bir kısmını tek başına karşılayabilir.” dedi.</p>
<p>Tuz tüketimini azaltmanın, lezzetten ödün vermek anlamına gelmediği değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yemeklerde sarımsak, kırmızı biber, kekik gibi baharatlar ve limon gibi turunçgiller kullanılarak daha zengin ve dengeli tatlar elde edilebilir. Ayrıca alışveriş yaparken ürün etiketlerindeki sodyum oranını kontrol etmek ve ‘az tuzlu’ ibaresi bulunan ürünleri tercih etmek sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı olan bireyler için tuz tüketimi daha kritik bir konudur. Fazla tuz alımı, bu hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir ve komplikasyon riskini artırabilir. Bu nedenle dengeli ve kontrollü bir tuz tüketimi, hem mide sağlığını korumak hem de genel sağlığı desteklemek açısından büyük önem taşır.”</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568">Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir, personelini eğitimlerle güçlendiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-personelini-egitimlerle-guclendiriyor-625441</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimlerle]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[personelini]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı personeli, KBRN ve sivil savunma eğitimine tabi tutuldu. Eğitimde personel, KBRN olaylarına yerel koşulları dikkate alarak yaklaşma konusunda farkındalık kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-personelini-egitimlerle-guclendiriyor-625441">Büyükşehir, personelini eğitimlerle güçlendiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı personeli, KBRN ve sivil savunma eğitimine tabi tutuldu. Eğitimde personel, KBRN olaylarına yerel koşulları dikkate alarak yaklaşma konusunda farkındalık kazandı.</p>
<p><b>KBRN VE SİVİL SAVUNMANIN TEMEL BİLGİLERİ PAYLAŞILDI</b><br />Eğitim sürecinde KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) tehditlerinin genel çerçevesi, bu tür olaylarda karşılaşılabilecek riskler ve temel korunma yöntemleri ele alındı. Ayrıca sivil savunma kapsamında afet ve acil durumlara hazırlık, doğru davranış biçimleri ve bireysel güvenlik uygulamalarına ilişkin bilgilendirmeler yapıldı. Program, Kocaeli İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü uzmanlarının katkılarıyla örnek olaylar ve senaryo temelli anlatımlarla uygulamaya dönük bir içerikte gerçekleştirildi.</p>
<p><b>BÖLGESEL RİSKLER VE DEĞİŞEN TEHDİTLER ELE ALINDI</b><br />Eğitimde bölgenin sanayi yoğunluğu, lojistik hareketliliği ve kritik altyapı unsurlarından kaynaklanan risklerin yanı sıra değişen tehdit ortamının ortaya çıkardığı yeni nesil riskler de değerlendirildi. Bu kapsamda personel, KBRN olaylarına yerel koşulları dikkate alarak yaklaşma konusunda farkındalık kazandı. Daire başkanlığı personelinin tamamının katılım sağladığı eğitimle kurumsal hazırlık kapasitesinin güçlendirilmesi ve olası afet ile acil durumlara karşı daha etkin bir müdahale yaklaşımının geliştirilmesi hedeflendi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı, afetlere karşı dirençli bir şehir oluşturma hedefi doğrultusunda eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-personelini-egitimlerle-guclendiriyor-625441">Büyükşehir, personelini eğitimlerle güçlendiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijitalde en büyük risk &#8216;Bana bir şey olmaz&#8217; algısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijitalde-en-buyuk-risk-bana-bir-sey-olmaz-algisi-625438</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[algısı]]></category>
		<category><![CDATA[bana]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalde]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[olmaz]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Dijital Teknolojiler ve Yazılım Daire Başkanı Hakan Özdemir, 7 Nisan Kişisel Verileri Koruma Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, dijital çağda kişisel verilerin korunmasının yalnızca bireyin değil; kurumların ve devletin de ortak sorumluluğu olduğuna işaret etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijitalde-en-buyuk-risk-bana-bir-sey-olmaz-algisi-625438">Dijitalde en büyük risk &#8216;Bana bir şey olmaz&#8217; algısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Dijital Teknolojiler ve Yazılım Daire Başkanı Hakan Özdemir, 7 Nisan Kişisel Verileri Koruma Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, dijital çağda kişisel verilerin korunmasının yalnızca bireyin değil; kurumların ve devletin de ortak sorumluluğu olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>‘Ben önemli biri değilim, kim benimle ilgilensin?’ algısı yanıltıcı</strong></p>
<p>Bilişim Uzm. Hakan Özdemir, günümüzde kullanıcıların kişisel verilerini koruma sorumluluğuna dikkat çekerek, “Bireyin, kurumların ve devletin sorumluluğu eşit; ancak sistem çoğunlukla yükü bireyin sırtına bırakıyor. Asıl sorun şu; İnsanlar genellikle ancak bir mağduriyet yaşadıktan sonra harekete geçiyor. Oysa mahremiyet, reaktif değil proaktif bir tutum gerektiriyor. ‘Ben önemli biri değilim, kim benimle ilgilensin?’ algısı da yanıltıcı, çünkü sorun hedeflenmiş bir casusluk değil, milyonlarca kişiden toplanan verinin birleştirilip ekonomik ya da siyasi bir araca dönüştürülmesidir. Birey bu resmin içindedir ama bunu hissetmez; en büyük farkındalık açığı tam burada.” dedi.</p>
<p><strong>Kullanıcılar kolaylık uğruna güvenlikten ödün veriyor!</strong></p>
<p>Kullanıcı hatalarına da değinen Özdemir, “Kullanıcıların en kritik hatası, ‘kolaylık’ uğruna güvenlikten ödün vermesi.</p>
<p>En yaygın örnekler:</p>
<ul>
<li>Aynı şifreyi farklı platformlarda kullanmak; </li>
<li>Eğlence amaçlı uygulamalara düşünmeden izin vermek; </li>
<li>Yazılım güncellemelerini ertelemek. </li>
</ul>
<p>Günlük hayatta önlem almak için teknik bilgiye gerek olmadığını ancak dört alışkanlığın büyük önem taşıdığını vurguladı. Özdemir’e göre işte o 4 başlık:</p>
<ul>
<li>Her hesapta çok faktörlü kimlik doğrulamayı (MFA) açın</li>
<li>Bir parola yöneticisi kullanın; </li>
<li>Yüklediğiniz uygulamanın istediği izinleri sorgulamayı alışkanlık edinin; </li>
<li>Önemli dosyalarınızın çevrimdışı yedeğini alın. </li>
</ul>
<p><strong>Gizlilik metinlerinin baştan sona okuması için 250 tam iş gününe ihtiyaç var! </strong></p>
<p>Uygulama ve web sitelerinde yer alan uzun ve karmaşık gizlilik metinlerinin neredeyse hiç okunmamasının sistemsel bir sorun olduğunu ifade eden Hakan Özdemir, “Araştırmalar, bir internet kullanıcısının karşısına çıkan tüm gizlilik metinlerini baştan sona okuması için yılda yaklaşık 250 tam iş günü harcaması gerektiğini gösteriyor. Bu metinler kullanıcıyı bilgilendirmek için değil, şirketi hukuki sorumluluktan korumak için yazılıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çözüm katmanlı bilgilendirmede!</strong></p>
<p>Bu sorunun çözümü için “katmanlı bilgilendirme” modelini öneren Hakan Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çözüm katmanlı bilgilendirmede. Kullanıcı önce ‘Hangi verin alınıyor, neden, kiminle paylaşılıyor, ne kadar saklanıyor?’ sorularına kısaca yanıt veren, ikonlarla desteklenmiş bir özet görmeli. Detay isteyenler bir sonraki katmana inebilmeli, tam yasal metin ise en sonda yer almalı. Dil de herkesin anlayabileceği sadelikte olmalı.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijitalde-en-buyuk-risk-bana-bir-sey-olmaz-algisi-625438">Dijitalde en büyük risk &#8216;Bana bir şey olmaz&#8217; algısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:08:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624990</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990">Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Fazla tuz tüketimi kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir! </strong></p>
<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere neden olmasa da, mide sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak mide kanseri riskini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi.</p>
<p>Sürekli tahriş olan mide yüzeyinin, adeta zımpara kağıdıyla aşındırılmış gibi hassaslaşacağını ve bunun da iltihaplanma süreçlerini tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Bilimsel çalışmalar, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle turşu, konserve ve yüksek tuz içeren fermente gıdaların sık tüketildiği toplumlarda mide kanseri oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu durumun önemli nedenlerinden biri, mide kanseriyle ilişkili bir bakteri olan Helikobakter pylori’nin yüksek tuzlu ortamda daha kolay çoğalabilmesidir. Tuz, bu bakterinin mide duvarına verdiği zararı artırarak kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara ve alkol kullanımıyla birlikte yüksek tuz tüketimi kanser riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Tuz tüketiminin diğer risk faktörleriyle birleşmesinin de tehlikeyi büyüttüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Sigara ve alkol kullanımı, mide zarını zayıflatarak tuzun olumsuz etkilerini artırır ve birlikte değerlendirildiğinde kanser riskini daha da yükseltebilir.” dedi.</p>
<p>Günlük tuz tüketimi konusunda dikkatli olunması büyük önem taşıdığı uyarısını yapan Prof. Dr. Atamer, “Genel olarak günlük sodyum alımının 2.300 miligramı aşmaması önerilir. Ancak çocuklar, hipertansiyon hastaları ve böbrek hastalığı bulunan bireyler için bu miktarın daha da düşük olması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dengeli tuz tüketimi sağlığı korur! </strong></p>
<p>Modern beslenme alışkanlıklarında ‘gizli tuz’un önemli bir sorun olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Cipsler, hazır çorbalar, şarküteri ürünleri, dondurulmuş yemekler ve hatta bazı ekmek çeşitleri beklenenden çok daha fazla sodyum içerebilir. Örneğin, bir porsiyon konserve çorba 800 miligramdan fazla sodyum içerebilir; bu da günlük önerilen miktarın önemli bir kısmını tek başına karşılayabilir.” dedi.</p>
<p>Tuz tüketimini azaltmanın, lezzetten ödün vermek anlamına gelmediği değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yemeklerde sarımsak, kırmızı biber, kekik gibi baharatlar ve limon gibi turunçgiller kullanılarak daha zengin ve dengeli tatlar elde edilebilir. Ayrıca alışveriş yaparken ürün etiketlerindeki sodyum oranını kontrol etmek ve ‘az tuzlu’ ibaresi bulunan ürünleri tercih etmek sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı olan bireyler için tuz tüketimi daha kritik bir konudur. Fazla tuz alımı, bu hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir ve komplikasyon riskini artırabilir. Bu nedenle dengeli ve kontrollü bir tuz tüketimi, hem mide sağlığını korumak hem de genel sağlığı desteklemek açısından büyük önem taşır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990">Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Makineler sanal güvenlik açıkları gerçek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/makineler-sanal-guvenlik-aciklari-gercek-624339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 09:29:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[açıkları]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[makine]]></category>
		<category><![CDATA[makineler]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624339</guid>

					<description><![CDATA[<p> Bulut sanal makineler hız, ölçek ve esneklik sunuyor ancak kendi başlarına bırakıldıklarında risk oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/makineler-sanal-guvenlik-aciklari-gercek-624339">Makineler sanal güvenlik açıkları gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>  <strong>Bulut sanal makineler hız, ölçek ve esneklik sunuyor ancak kendi başlarına bırakıldıklarında risk oluşturuyor. Amazon Web Services’in  2000’lerin ortasında S3 ve ardından EC2 hizmetlerini devreye alması, modern bulut depolama ve bilgi işlem dönemini başlatmıştı. Bugün ise iş yüklerini buluta taşımayan veya taşımayı planlamayan çok az kurum bulunuyor. Bazıları tamamen bulutta, bazıları ise çoklu bulut kurulumlarında bulut iş yüklerini şirket içi kaynaklarla eşleştirerek çalışıyor. </strong></p>
<p><strong>Tüm bu yapılar içinde öne çıkan ortak sorun ise aynı: Sanal makine (VM) yayılması. Yani, zamanla kendi başına bırakılan sanal makinelerin kontrolsüz şekilde çoğalması. Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET sanal makinelerdeki güvenlik açıklarını mercek altına aldı.</strong></p>
<p><strong> </strong>Bulut servis sağlayıcıları yeni sanal makinelerin oluşturulmasını kolaylaştırıyor ancak bu devreden çıkarılması çoğu zaman aynı hızla yapılmıyor. Çoklu bulut ortamlarında bu durum, güvenlik operasyonlarının dışında kalan iş yüklerinin artmasına neden oluyor. Genel bulut hizmeti sağlayıcıları       </p>
<p>(CSP) temel koruma sağlasa da işletim sistemi güncellemeleri, izleme ve erişim politikalarının güncellenmesi müşteriye ait sorumluluklar arasında yer alıyor. Bu nedenle sanal makinelerin fark edilmeden “kontrolden çıkma” riski artıyor.</p>
<p>Bulut görünürlüğü ise birçok kuruluş için kalıcı bir sorun. Kuruluşların yalnızca yüzde 23’ü tüm iş yüklerine kapsamlı şekilde hâkim olduklarını belirtiyor. VM filolarının kontrolsüz büyümesi bu sorunu daha da derinleştiriyor. Yanlış yapılandırılmış depolama alanları ve açık API’ler ihlallerde öne çıkarken, sanal makine kötüye kullanımı genellikle fark edilmesi zor bir şekilde gerçekleşiyor. Bir makine öğrenimi mühendisi için hazırlanan ve geniş okuma, yazma erişimi verilen bir VM, proje sona erdikten sonra çoğu kez olduğu gibi kendi haline bırakılabiliyor. Bu ise saldırganlar için önemli bir fırsat alanı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Terk edilmiş sanal makineler ciddi risk taşıyor</strong></p>
<p>Terk edilen bir VM, yalnızca kullanılmayan bir kaynak değil; aynı zamanda kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilebilecek bir varlık. VM’ler aynı sanal özel bulut  (VPC)  veya sanal ağ  (VNet) içinde kısıtlama olmadan iletişim kurabildiğinden, bir VM komşu örnekleri inceleyebilir, veri tabanlarına erişebilir ve izinleri kötüye kullanabilir. Ağ mikro-bölümlendirme çoğu zaman zor olduğu için bu risk büyüyor. Hibrit kimlikli hibrit ortamlarda karmaşıklık daha da artıyor.</p>
<p>Geçmiş saldırı örnekleri de bu riski doğruluyor. Bir saldırı kampanyasında tehdit aktörleri, dâhili RDP ile AWS EC2 örnekleri arasında hareket etmiş, sızdırdıkları veriyi sanal makinelere taşımış ve fidye yazılımı yaymıştı. İzleme sistemleri bunu tespit etmiş olsa da otomatik yanıt mekanizması olmadığından saldırı devam etmişti. Başka örneklerde ise ele geçirilen hesaplar üzerinden kısa ömürlü VM’ler saldırı altyapısı olarak kullanıldı.</p>
<p><strong>Yayılmayla mücadelede zorluklar</strong></p>
<p>BT ve güvenlik ekipleri genellikle küçük ve yoğun bir iş yüküne sahip. Platform bağımlı karmaşık ürünler, sanal makine yayılması gibi gözden kaçan risklerin yönetimini daha da zorlaştırıyor. Bir olay kimlik suistimalini içeriyorsa, sahte bir VM üzerinden yapılan işlemler normal görünebilir. Bu nedenle, anormallikleri tespit edebilmek için VM içindeki faaliyetlerin kimliğin genel ortamda yaptıklarıyla ilişkilendirilmesi gerekiyor. Entra ID ve Active Directory entegrasyonu bu süreçte kritik önem taşıyor.</p>
<p>Hız da bir diğer önemli konu. Güvenliği ihlal edilen bir iş yükü, şirket içi kaynaklara kısa sürede ulaşabilir. Yanal hareket başlamadan VM’nin otomatik olarak izole edilmesi büyük önem taşıyor. Bu noktada yapay zekâ destekli korelasyon ve çalışma zamanı algılama teknolojileri devreye giriyor. Yakın dönem anketlerine göre, her üç KOBİ’den biri saldırı sonrası para cezası aldı. NIST 800-53 ve PCI DSS 4.0 gibi çerçeveler, bulut iş yükü güvenliği konusunda giderek daha spesifik hale geliyor.</p>
<p><strong>Bulut ve şirket içi ortamlar için büyük resim</strong></p>
<p>IBM’in bir raporuna göre ihlallerin yüzde 30’u birden fazla ortamı etkiledi. İhlallerde maliyetler, saldırganların sisteme eriştiği süreyle doğrudan ilişkili. Görünürlüğü sınırlı olan kuruluşlar, çoğu kez müşteri şikâyeti gibi dış sinyallerle ihlali fark ediyor ve bu süre içinde saldırgan haftalar boyunca erişim sağlayabiliyor.</p>
<p>Sanal makineler bulutun en eski ve en sık kullanılan kaynakları arasında yer alıyor. VM yayılması sessizce ilerliyor ve çoğu kez sorun ortaya çıktıktan sonra fark ediliyor. Korunmasız iş yükleri kimlik taşıyor ve ortamlarda geleneksel güvenlik denetimlerinin yakalayamayacağı trafik modelleriyle iletişim kuruyor.</p>
<p>Bu nedenle her kuruluşun, tüm bulut platformlarındaki VM filolarını envantere dahil etmesi, izinleri gözden geçirmesi ve gereksiz erişim açıklıklarına karşı kontroller yapması gerekiyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/makineler-sanal-guvenlik-aciklari-gercek-624339">Makineler sanal güvenlik açıkları gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 07:52:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulmadan]]></category>
		<category><![CDATA[bulun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[siz]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor. Peki kansere karşı sadece belirtileri takip etmek kanseri önlemek için yeterli olabilir mi? Birçok kanser türünün belirgin şikâyetler ortaya çıkmadan önce, uzun bir süre sessiz ilerlediğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Günümüzde gelişen genetik ve moleküler teknolojiler sayesinde kanserle mücadelede yeni bir yaklaşım öne çıkıyor: riski henüz hastalık ortaya çıkmadan önce ölçmek. Genetik taramalar ve moleküler analizler sayesinde bireylerin kanser yatkınlığı belirlenebiliyor, böylece riskli kişilerin daha erken ve daha sık taranarak kanser oluşmadan önlenmesi ya da çok erken evrede yakalanmasının mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanser genetiğimizde var mı? </strong></p>
<p>Kanserlerin oluşum nedenlerine göre ikiye ayrıldığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bunlar sporadik yani sonradan gelişen kanserler ve kalıtsal kanserlerdir. En sık görülen kalıtsal olmayan kanserlerin gelişiminde; karsinojenik kimyasallar, radyasyon, bazı virüsler ve yaşam tarzına bağlı çevresel risk faktörleri önemli rol oynuyor. Kalıtsal kanserlerde ise kanser gelişimine zemin hazırlayan genetik değişiklikler söz konusu oluyor. Bu tür kanserlerde risk, çoğu zaman anne veya babadan aktarılan, daha nadir durumlarda ise kişinin doğuştan DNA’sında bulunan zararlı bir gen mutasyonundan kaynaklanabiliyor. Bu nedenle bazı bireylerde kanser gelişimi, genetik yatkınlıkla ilişkili olarak daha erken yaşlarda veya daha yüksek riskle ortaya çıkabiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kanser belirteçleri kanda gizleniyor</strong></p>
<p>Genetik bilgilerin ve teknolojilerin sağladığı gelişmeler sayesinde bir kişinin DNA’sında kalıtsal kanserlerden birine yol açabilecek zararlı mutasyon bulunup bulunmadığının tespitinin oldukça kolay olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı,  Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Örneğin, meme ve over kanserine yol açabilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları, endometrium (rahim) ve kolorektal (kalın barsak) kanserlere yol açabilen MLH1, MSH2 kalıtsal (germline) gen mutasyonları gibi kanserlerle ilişkili tüm bilinen genler kandan elde edilen DNA’dan incelenebilmekte. Öte yandan sporadik yani sonradan gelişen kanserlere olan yatkınlığımızın (Poligenik Risk Skoru) toplum riskine göre daha yüksek olup olmadığının ölçülmesi de yine koldan alınan küçük bir kan örneği ile mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>“Ya kanımda kanser riski çıkarsa?”</strong></p>
<p><strong>Kalıtsal genetik taramalar</strong>la<strong> “</strong>aileden aktarılabilen kanser riski”ni taşıyan bireylerin erken dönemde belirlenmesini sağladığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bu sayede yüksek risk grubunda yer alan kişiler daha yakından takip edilebilir; gerekli durumlarda koruyucu cerrahi ya da ilaçla risk azaltıcı tedaviler gibi önleyici yaklaşımlar planlanabilir. Benzer şekilde, <strong>poligenik risk skoru </strong>yüksek olan yani belirli bir kanser türüne yakalanma olasılığı toplum ortalamasına göre daha fazla olan bireyler de standart tarama programlarından farklı olarak daha erken yaşta ve daha sık taranabilir. Böylece kanser gelişmesi durumunda hastalık çok daha erken evrede yakalanabilir; ayrıca o kansere özgü yaşam tarzı değişiklikleriyle riskin azaltılması ve mümkünse hastalığın hiç ortaya çıkmaması hedeflenir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>O testler halen çok önemli. Çünkü…</strong></p>
<p>Günümüzde meme kanseri için mamografi, rahim ağzı kanseri için Pap smear, kalın bağırsak kanserleri için kolonoskopi ve gaitada gizli kan testleri, akciğer kanseri için ise akciğer grafisi ya da düşük doz bilgisayarlı tomografi gibi taramaların kanserin erken yakalanmasında hâlâ en önemli yöntemler arasında yer aldığını belirten <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Gelişen teknoloji sayesinde erken tanı artık yalnızca bu klasik yöntemlerle sınırlı değil. Günümüzde kanda, tümör hücrelerinden dolaşıma karışan DNA parçalarının tespit edilmesi mümkün hale geldi. Bu sayede hem kanserin çok daha erken dönemde fark edilmesi hem de kanser hastalarında tedaviye verilen yanıtın takip edilmesi mümkün olabiliyor. Ayrıca DNA’daki bazı biyolojik değişiklikleri inceleyen yeni nesil testlerle, tek bir kan örneği üzerinden birden fazla kanser türünü erken dönemde saptamayı hedefleyen yöntemler geliştiriliyor. Bu gelişmeler, kanser taramasında gelecekte çok daha erken ve kişiye özel bir sağlık yönetiminin önünü açacak” diyor.</p>
<p><strong>Kanserde “kitle saptama” dönemi yerini “kanserleşme sürecini izleme”ye bırakıyor</strong></p>
<p>Kanserin erken tanısının “kitle saptama” yaklaşımından daha çok “kanserleşme sürecini izleme” yaklaşımına doğru evrildiğini vurgulayan <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Genetik ve moleküler teknolojilerdeki hızlı gelişmeler, kanserin erken tanısında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Günümüzde farklı biyolojik verilerin birlikte değerlendirildiği analizler, yapay zekâ destekli risk hesaplamaları ve çeşitli biyobelirteçlerin takibi giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor. Bu yaklaşımlar sayesinde genetik taramalar ve hücresel düzeydeki değişikliklerin izlenmesi, klasik tarama yöntemlerini tamamlayan güçlü araçlar haline geliyor. Yakın gelecekte sağlık yönetiminin odağı, kanser ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekten ziyade, henüz klinik bir hastalık oluşmadan önce kanser riskini belirleyip yönetmek olacak. Böylece kişiye özel sağlık yaklaşımlarıyla kanserin mümkün olduğunca erken saptanması ve hatta bazı durumlarda ortaya çıkmadan önlenmesi hedefleniyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 07:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[olmasa]]></category>
		<category><![CDATA[Pap]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetiniz]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde ve ülkemizde kanserin görülme sıklığı giderek artıyor. Bu artışın başlıca nedenleri arasında; yaşam süresinin uzaması, sigara kullanımı, obezite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fiziksel hareketsizlik ve bazı çevresel risk faktörleri yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192">Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde ve ülkemizde kanserin görülme sıklığı giderek artıyor. Bu artışın başlıca nedenleri arasında; yaşam süresinin uzaması, sigara kullanımı, obezite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fiziksel hareketsizlik ve bazı çevresel risk faktörleri yer alıyor. Üstelik kanser kalp damar hastalıklarından sonra dünya genelinde en sık görülen ikinci ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde bazı yaş gruplarında ise birinci sıraya yaklaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve yaklaşık 10 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de de her yıl yaklaşık 230–240 bin yeni kanser vakası görülüyor.  <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez,</strong> aslında kanserin risk faktörlerinin önemli bir kısmının kontrol altına alınabildiğini belirterek, “Bilimsel çalışmalar, uygun önlemler alındığında kanserlerin yaklaşık yüzde 30–40’ının önlenebileceğini göstermektedir. Kanserden korunmada en temel kurallar ise sigara kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır. Bunların yanı sıra tarama tetkiklerini düzenli olarak yaptırmak da kanser riskini önemli ölçüde azaltabilmektedir” diyor. <strong> Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, </strong>kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun</strong></p>
<p>Sigara dumanında dört binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve bunların 50’den fazlasının kansere yol açabildiği biliniyor. Bu etkisi nedeniyle sigara ve tütün ürünleri; başta akciğer kanseri olmak üzere ağız, gırtlak, pankreas, mesane ve böbrek gibi pek çok kanser türüne yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Araştırmalar, akciğer kanserinin yüzde 90’ından sigara ve tütün ürünlerinin sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu zararlı alışkanlığın bırakılması yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Akdeniz tipi beslenin</strong></p>
<p>Sebze, meyve, tam tahıllar ve liften zengin besinlerin tüketildiği “Akdeniz tipi” beslenme kanser riskinin azalmasında önemli bir rol oynuyor. Bu besinler içerdikleri antioksidanlar, vitaminler ve fitokimyasallar sayesinde hücrelere zarar veren serbest radikalleri azaltarak DNA hasarını önlemeye yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra liften zengin besinler, bağırsakta zararlı maddelerin daha hızlı atılmalarını sağlayarak, özellikle kolorektal kanser riskini düşürüyor. Araştırmalar, liften zengin beslenmenin bazı kanser türlerinde riski yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini gösteriyor. </p>
<p><strong>Sağlıklı kilonuzu koruyun </strong></p>
<p>Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, kanser riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor. Obezite; kronik iltihap, artmış insülin ve IGF-1 hormon düzeyleri ile yağ dokusundan salgılanan östrojen gibi bazı hormonların artışı yoluyla hücre çoğalmasını tetikleyebiliyor. Bu durum bazı kanser türlerinin gelişimine zemin hazırlayabiliyor. Obezitenin özellikle meme, kolon, rahim, pankreas ve karaciğer kanseriyle ilişkili olduğu belirtiliyor.  </p>
<p><strong>Haftada en az 150 dakika egzersiz yapın </strong></p>
<p>Düzenli egzersiz; bağışıklık sistemini güçlendirmesi, hormon dengesini düzenlemesi, bağırsak hareketlerini artırması ve kronik iltihabı azaltması sayesinde kanser riskini  düşürebiliyor. Büyük ölçekli çalışmalar; düzenli egzersizin kanser riskini yaklaşık yüzde 10 – 30 oranında azalttığını gösteriyor. Düzenli fiziksel aktivitenin özellikle kolon ve meme kanseri üzerinde etkili olduğunu belirten<strong> </strong>Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Sağlıklı bir yaşam için haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması önemlidir”   diyor. </p>
<p><strong>Alkolden uzak durun</strong></p>
<p>Alkol vücutta asetaldehit adı verilen toksik bir maddeye dönüşerek oksidatif stres ve hormonal değişikliklere yol açabiliyor. Bu durum DNA’ya zarar vererek hücrelerin kontrolsüz çoğalmasını kolaylaştırabiliyor. Alkol tüketimi; karaciğer, ağız, yemek borusu, meme ve kolon kanserleriyle ilişkili oluyor. Alkol tüketimi arttıkça kanser riski de yükseliyor.  </p>
<p><strong>İşlenmiş et ürünlerinden kaçının</strong></p>
<p>İşlenmiş et tüketimi özellikle kolorektal kanser riskini artırabiliyor. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş ürünler; içerdikleri nitrit ve nitratların kansere neden olabilen N-nitrozo bileşiklerine dönüşmesi sebebiyle risk oluşturuyor. Ayrıca, bu ürünler yüksek sıcaklıkta pişirildiğinde oluşan zararlı bileşikler de DNA hasarına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Güneşin zararlı ışınlarından korunun</strong></p>
<p>Aşırı güneş ışığına maruz kalmak cilt kanserlerinin en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Güneşten korunmak ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı riski azaltabiliyor. Bu nedenle güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00 – 15:00 saatleri arasında mümküne dışarı çıkmayın. Mecbursanız güneş koruyucunuzu güneşe çıkmadan yarım saat önce uygulamayı ihmal etmeyin.</p>
<p><strong>Enfeksiyonlara karşı aşı olun</strong></p>
<p>HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu rahim ağzı kanseri; hepatit B ve C virüsleri ise karaciğer kanseriyle ilişkili oluyor. Aşı olmak bu kanserlerin önlenmesinde etkili bir yöntem olarak yerini koruyor. </p>
<p><strong>Tarama programlarını ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Meme kanseri için mamografi, kolon kanseri için kolonoskopi ve rahim ağzı kanseri için Pap smear ile HPV (Human Papilloma Virüsü) tarama testleri kanserin önlenmesi açısından büyük bir öneme sahip. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, hiçbir yakınmanız olmasa bile bu tarama yöntemlerini düzenli olarak yaptırmanızın yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Kolonoskopi:</strong> Kansere dönüşebilen poliplerin saptanması için 45 yaşından itibaren 5-10  yılda bir kolonoskopi öneriliyor. Ailede kolon kanseri öyküsü varsa tarama 40 yaşında başlatılabiliyor. İltihabi bağırsak hastalığı gibi risk faktörlerinde takvim daha öne çekilebiliyor. </p>
<p><strong>Pap smear ve HPV DNA testi:</strong> 21 yaşından itibaren her 3 yılda bir Pap smear testi yaptırılması gerekiyor. 30 yaşından sonra 5 yılda bir Pap Smear ile birlikte  HPV DNA testinin yapılması, rahim ağzı kanserine neden olabilen CIN (Cervical Intraepithelial Neoplasia) lezyonlarının erken saptanmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>Mamografi:</strong> 40 yaşından itibaren yılda bir kez yapılan mamografi taramasıyla meme kanserinin öncül lezyonları tespit edilebiliyor.  </p>
<p><strong>Zararlı çevresel maddelerden kaçının</strong></p>
<p>Hava kirliliği ve bazı kimyasallar (asbest, kurşun, arsenik, pestisit ve civa) DNA hasarına ve inflamasyona neden olarak özellikle akciğer kanseri riskini artırabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192">Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 10:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[torun]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</span></span></span> Y</b><b><span><span><span>aşam alışkanlıklarının değiştirilerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmesinin etkili bir önlem olacağını belirten Torun, “Doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, 25-31 Mart Kalp Haftası kapsamında kalp sağlığının korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp ve damar hastalıkları, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının kanserle birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Sadece hayatı tehdit etmekle kalmayan bu hastalık grubu, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyebilen çeşitli rahatsızlıklardan meydana geliyor.  Bu rahatsızlıklar genel olarak kalp damar tıkanıklığı, boyun ve bacak damar tıkanıklıkları, kalp yetmezliği ve kapak hastalıkları ile kalp ritim bozukluklarından oluşmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp hastalıkları, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu hastalıkların bir kısmının önlenebilir olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan olabilmekle birlikte birçoğu sonraki tercihlerimiz neticesinde oluşmaktadır. Örneğin kalp krizine baktığımız zaman buna birçok sebep etki ederken bu sebeplerin yüzde 90’ı değiştirilebilir faktörlerden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle yüzde 90’ı bizim yanlış tercihlerimiz neticesinde oluyor. Belki genetik risklerden kaçamayız ama yaşam tarzı alışkanlıklarımızla bunların bir çoğunluğunun önüne geçmek mümkün” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her üç ölümden biri kalp damar hastalıklardan kaynaklanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarına ilişkin verilere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden biri kalp damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Yıllık olarak baktığımızda bir yetişkinin kalp krizi riski ülkemizde yüzde 0,5-1 arasında gözükmektedir. Kalp damar hastalıklarının yanına ritim bozukluklarını, kalp yetmezliklerini ve kapak hastalıklarına da eklersek ülkemizde yaklaşık 5 milyon kalp damar hastası olduğu düşünülmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam tarzı en önde gelen risk faktörleri arasında yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının bu denli yaygın olmasının ana sebeplerinden birinin yaşam tarzı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımız zaman Türk toplumunda kalp ve damar hastalıklarının daha sık olduğunu görüyoruz. Bunun en büyük sebebi, maalesef bizim tercihlerimiz. Biz Avrupa’nın en çok sigara içen ülkesiyiz ve en obez ülkesiyiz. Bunun yanında düzenli spor alışkanlığı en düşük ülkeyiz. Hal böyle olunca kalp damar hastalıkları majör risk faktörleri arasında yer alan bu faktörler, ülkemizde daha çok kalp damar hastalıklarının görülmesinde başı çeken sebepler olarak öne çıkıyor. Bunların dolaylı etkileri olarak da hipertansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol bozuklukları meseleyi daha da olumsuz hale getiriyor. Bilimsel gerçekler bu denli ortadayken ve ülke olarak son derece olumsuz birinciliklerimiz varken kalp damar hastalığı yönünden ortalama bir Avrupa vatandaşına göre çok daha riskliyiz” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>40 yaş sonrası kardiyoloji kontrolleri yaptırılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için alınacak tedbirlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kalp ve damar hastalıklarında değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri vardır. Dolayısıyla her şeyden önce yaşam alışkanlıklarımızı değiştirerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulması, doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir. Bunun yanında günümüz teknolojisiyle kalp damar hastalıkları çok erken dönemde yakalanabilmektedir. 40 yaş sonrası yaptırılacak kardiyoloji kontrolleri, olumsuz bir sürprizle karşılaşmadan büyük oranda kalp hastalıklarının kontrol altına alınmasında etkili olacaktır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alın]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşmadan]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962">Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor. En sık 50 yaş ve üzerindeki kişilerde görülse de son yıllarda gençlerde de artış gösteriyor. Kalın bağırsağın iç yüzeyinde başlayan bu hastalık, genellikle “polip” adı verilen küçük oluşumlarla başlıyor ve yıllar içinde kansere dönüşebiliyor. Her iki cinsiyette de görülen ve çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerleyen kolon kanseri erken teşhis edildiğinde büyük oranda tedavi edilebiliyor. Memorial Dicle Hastanesi Gastroenteroloji Bölümünden Doç. Dr. Remzi Beştaş, kolon kanserinde düzenli tarama testleri ve erken tanın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kolon kanseri dünyada en sık görülen kanserlerden biri</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler dünya genelinde en sık görülen üçüncü kanser türü olup, kansere bağlı ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. En sık görülme yaşı 50 yaş ve üzeri olsa da son yıllarda genç yaş gruplarında da görülmeye başlanmıştır. Ancak bu hastalığın önemli bir özelliği bulunmaktadır. Kolon kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biridir. Bu nedenle düzenli tarama programlarına katılım ve toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kolon kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler sinsi seyirli hastalıklar arasında yer alır ve erken evrelerde herhangi bir belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe bazı belirtiler ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li>Dışkıda kan görülmesi, </li>
<li>Uzun süre devam eden kabızlık veya ishal, </li>
<li>Tuvalet alışkanlıklarında değişiklik, </li>
<li>Karın ağrısı ve şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı,</li>
<li>Sürekli yorgunluk ve halsizlik, </li>
<li>Dışkı şeklinde değişiklik ve demir eksikliğine bağlı </li>
</ol>
<p>Bu belirtilerden biri veya birkaçının görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir gastroenteroloji uzmanına başvurmak erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Bazı risk faktörleri kolon kanseri riskini artırıyor</strong></p>
<p>50 yaş ve üzeri olmak, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, fazla kırmızı et tüketimi ve liften fakir beslenme gibi sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, obezite, sigara ve alkol kullanımı ile inflamatuvar bağırsak hastalıkları kolon kanseri riskini artırabilmektedir. Bu risk faktörlerine sahip kişilerin kolon kanseri tarama programlarına daha dikkatli şekilde katılması ve düzenli kontrollerini yaptırması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Tarama testleri kanseri ortaya çıkmadan önleyebilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde en önemli basamak erken tanıdır. Kolonoskopi ile bağırsakta oluşabilecek poliplerin tespit edilmesi ve çıkarılması sayesinde kanser gelişimi daha ortaya çıkmadan önlenebilir. Kolon kanseri için önerilen tarama yaşı genellikle 45 olarak kabul edilmektedir. Tarama yöntemleri arasında 10 yılda bir kolonoskopi, yılda bir gaitada gizli kan testi, üç yılda bir gaita DNA testi ve beş yılda bir BT kolonoskopi yer almaktadır. Aile öyküsü bulunan veya yüksek risk grubunda yer alan kişilerde tarama daha erken yaşlarda ve daha sık aralıklarla yapılabilmektedir.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kolon kanseri riskini azaltabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri riskini azaltmak için yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler oldukça etkili olabilir.</p>
<ul>
<li>Lif açısından zengin sebze ve meyve tüketmek, </li>
<li>Kırmızı ve işlenmiş et tüketimini azaltmak, </li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı kiloyu korumak, </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durmak </li>
<li>Düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek kolon kanseri riskini azaltmaya yardımcı olur.</li>
</ul>
<p>Dünya genelinde Mart ayı Kolon Kanseri Farkındalık Ayı olarak kabul edilmektedir ve mavi kurdele ile simgelenmektedir. Bu ay boyunca hastalık hakkında farkındalık oluşturulması ve bireylerin tarama testlerine yönlendirilmesi hedeflenmektedir. Çünkü kolon kanseri erken teşhis edildiğinde büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalık olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962">Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepatit sinsi ilerleyebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hepatit-sinsi-ilerleyebiliyor-622595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit A]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit B]]></category>
		<category><![CDATA[ilerleyebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatitin türleri, bulaş yolları, belirtileri, risk grupları, tedavi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepatit-sinsi-ilerleyebiliyor-622595">Hepatit sinsi ilerleyebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatitin türleri, bulaş yolları, belirtileri, risk grupları, tedavi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Viral hepatitler</strong> <strong>başlıca iki yolla</strong> <strong>bulaşıyor!</strong></p>
<p>Hepatitin karaciğerin iltihaplanması olarak bilinen bir hastalık olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu hastalık; virüsler, alkol tüketimi, bazı ilaçlar veya bağışıklık sistemi problemleri gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir.” dedi.</p>
<p>Viral hepatite neden olan virüslerin Hepatit A, B, C, D ve E olarak isimlendirildiğini aktaran Dr. Mamçu, “Viral hepatitler başlıca iki yolla bulaşır. İlki dışkı–ağız yoludur. Hepatit A ve Hepatit E virüsleri, virüs taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besinlerin tüketilmesiyle bulaşır. Virüsle kirlenmiş yüzeylere temas eden ellerin ağıza götürülmesi de bulaşmada önemli rol oynar. Diğer bulaş yolu ise kan ve vücut sıvılarıdır. Hepatit B, Hepatit C ve Hepatit D; korunmasız cinsel temas, ortak enjektör, jilet veya diş fırçası kullanımı, tıbbi işlemler sırasında temas ya da anneden bebeğe geçiş ile bulaşabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hepatit B, C ve D virüsleri kronikleşebilir!</strong></p>
<p>Hepatit virüslerinin klinik belirtiler açısından benzerlik gösterdiğini ancak kuluçka süreleri ve hastalığın seyri açısından farklılaştığını belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kuluçka süresi Hepatit A için 15-45 gün, Hepatit B ve C için 30-180 gün arasında değişir.” dedi.</p>
<p>Hastaların önemli bir kısmında sarılığın hiç görülmeyebileceğine dikkat çeken Dr. Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu nedenle birçok kişi hastalığı fark etmeden geçirebilir. Çocuklarda ise belirtiler daha hafif seyreder ve çoğu zaman tanı konulmadan iyileşir. Belirti görülen hastalarda halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karın sağ üst bölgesinde ağrı, ciltte ve gözlerde sararma, idrar renginde koyulaşma ve kısa süreli ateş görülebilir. Hastalık genellikle 4-6 hafta sürer. Hepatit A ve E tamamen iyileşme ile sonuçlanırken, Hepatit B, C ve D kronikleşebilir. Kronikleşme oranı Hepatit B’de yüzde 5-10, Hepatit C’de ise yüzde 80’e kadar çıkabilir.”</p>
<p><strong>Bazı gruplarda bulaş riski daha yüksek!</strong></p>
<p>Hepatit A ve E’nin hijyen koşullarının yetersiz olduğu ortamlarda daha kolay yayıldığını belirten Dr. Mamçu, “El yıkama alışkanlığının yetersiz olduğu, gıda ve tuvalet hijyeninin sağlanmadığı ortamlarda bulaş riski artar. Özellikle okullar gibi toplu yaşam alanlarında salgınlar görülebilir.” dedi.</p>
<p>Hepatit B ve C açısından riskli gruplar hakkında da bilgi veren Dr. Mamçu, sağlık çalışanları, virüs taşıyıcılarının yakınları, kan transfüzyonu yapılan hastalar, damar içi madde kullanan bireyler ve hemodiyaliz hastalarında bulaş riskinin daha yüksek olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Tedavi hastaya özel planlanıyor!</strong></p>
<p>Hepatitten şüphelenildiğinde yapılacak kan testleri ile tanı konulduğunu belirten Dr. Mamçu, “Erken tanı hem hastalığın ilerlemesini kontrol altına almak hem de bulaşmayı önlemek açısından kritik öneme sahiptir.” dedi.</p>
<p>Hepatit B ve C tedavisinde virüsün çoğalmasını baskılayan ilaçların kullanıldığını ifade eden Dr. Mamçu, “Tedavi genellikle uzun sürelidir ve hastaya özel planlanır. En önemli nokta, doğru zamanda uygun tedaviye başlanması ve hastaların düzenli olarak izlenmesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aşılar yüksek koruyuculuk sağlıyor!</strong></p>
<p>Hepatit A ve B aşılarının yüksek koruyuculuk sağladığını vurgulayan Dr. Mamçu, “Risk grubundaki kişilerin mutlaka aşılanması gerekir.” dedi.</p>
<p>Türkiye’de uygulanan aşı takvimine göre Hepatit B aşısının doğumda, Hepatit A aşısının ise 18 aylıkken yapıldığını belirten Dr. Mamçu, her iki aşının da ücretsiz olduğunu ve Hepatit B aşısının ömür boyu koruma sağladığını ifade etti. Hepatit C, D ve E için ise henüz aşı bulunmadığını hatırlattı.</p>
<p><strong>Hepatit hastaları bunlara dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Hepatit B ve C ile yaşayan bireylerin bulaştırıcılık riskine karşı dikkatli olması gerektiğini belirten Dr. Mamçu, şu uyarılarda bulundu:</p>
<p>“Kan bağışında bulunulmamalı, korunmasız cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Hastalar düzenli doktor kontrolünde olmalı, 6-12 ayda bir karaciğer testlerini yaptırmalıdır. Alkol tüketilmemeli ve ilaç kullanımı mutlaka doktora danışılarak yapılmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepatit-sinsi-ilerleyebiliyor-622595">Hepatit sinsi ilerleyebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılama]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinler]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[ingilterede]]></category>
		<category><![CDATA[Küme]]></category>
		<category><![CDATA[menenjitte]]></category>
		<category><![CDATA[meningokok]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[vakalar]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında menenjit olarak bilinen meningokok hastalığı, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir bakteri enfeksiyonu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592">Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Halk arasında menenjit olarak bilinen meningokok hastalığı, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir bakteri enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. </span></span></span></b><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, son günlerde İngiltere’de ortaya çıkan menenjit vakalarının geniş çaplı bir salgın olarak değil, sınırlı bir “küme” olarak değerlendirildiğini söyledi. Meningokok hastalığının belirli yaş gruplarında daha sık ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Bozkurt, bebekler ve 15–25 yaş arası genç erişkinlerin en riskli grupları oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Fatma Bozkurt, meningokok hastalığından korunmada en etkili yöntemin aşılama olduğunu kaydetti. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, son günlerde İngiltere’de görülen vakalarla gündeme gelen menenjit hastalığına ilişkin bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Adölesan ve genç erişkinlerde genel taşıyıcılık oranı yükseliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok hastalığının, Neisseria meningitidis adlı bakterinin neden olduğu, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir enfeksiyon olduğunu belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Bu bakteri genellikle nazofarenkste yani boğazın arka kısmında bulunur ve çoğu zaman herhangi bir belirtiye neden olmadan taşınabilir. Toplumda genel taşıyıcılık oranı yüzde 5–10 civarındayken, özellikle adölesan ve genç erişkinlerde bu oran yüzde 20–30’a kadar çıkabilmektedir. Buna rağmen invaziv hastalık yalnızca taşıyıcı bireylerin küçük bir kısmında gelişir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalabalık kapalı alanlarda bulaş riski artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok bakterisinin esas olarak damlacık yoluyla bulaştığını kaydeden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Öksürük ve hapşırıkla yayılan solunum damlacıkları, öpüşme, ortak eşya kullanımı ve sigara veya elektronik sigara paylaşımı bulaşta önemli rol oynar. Bununla birlikte meningokok, influenza gibi yüksek bulaşıcılığa sahip değildir; bulaş için genellikle uzun süreli ve yakın temas gereklidir. Bu nedenle hastalık çoğunlukla aynı evde yaşayan bireyler, yurt ortamındaki öğrenciler veya kalabalık kapalı alanlarda uzun süre vakit geçiren kişiler arasında görülür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En riskli gruplar; bebekler ve genç erişkinler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epidemiyolojik açıdan bakıldığında, meningokok hastalığının belirli yaş gruplarında daha sık ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Bebekler ve 15–25 yaş arası genç erişkinler en riskli grupları oluşturur. Özellikle üniversite öğrencileri, hem artmış taşıyıcılık oranı hem de yoğun sosyal temas nedeniyle dikkat çekmektedir. Ayrıca bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde hastalık gelişme riski belirgin şekilde artar” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Menenjit” ve “meningokoksemi” şeklinde kendini gösteriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Klinik olarak meningokok hastalığının “menenjit” ve “meningokoksemi” olarak iki ana tablo ile kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Menenjit durumunda ateş, baş ağrısı, ense sertliği ve ışığa hassasiyet gibi bulgular ön plandadır. Meningokoksemi ise bakterinin kana geçmesiyle oluşur ve daha ağır seyirlidir. Bu tabloda ateş, halsizlik, hipotansiyon ve özellikle basmakla solmayan mor döküntüler görülür. Hastalık bazı durumlarda saatler içinde ilerleyebilir ve yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabilir” şeklinde bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Türkiye’de özellikle serogrup W ön planda yer alıyoır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok bakterisinin kapsül yapısına göre farklı serogruplara ayrıldığını kaydeden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde 12’den fazla serogrup tanımlanmış olmakla birlikte, hastalığa en sık neden olanlar A, B, C, W ve Y serogruplarıdır. Bu serogrupların dağılımı coğrafi bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Avrupa’da serogrup B daha yaygınken, Türkiye’de özellikle serogrup W ön plandadır. Bu durum, uluslararası seyahatler, özellikle hac ve umre gibi toplu organizasyonlar ve aşılama politikaları ile ilişkilidir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İngiltere’deki vakalar salgın değil, sınırlı bir küme</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya gündeminde son günlerde yer alan menenjit vakalarını değerlendiren Prof. Dr. Fatma Bozkurt, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span> “Son yıllarda İngiltere’de, özellikle Kent ve Canterbury bölgesinde meningokok vakalarının kümelendiği bildirilmiştir. Bu durum geniş çaplı bir salgın olarak değil, sınırlı bir “küme” olarak değerlendirilmektedir ve vakaların çoğunun serogrup B ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bu tür lokal kümelenmeler, meningokok hastalığının genellikle geniş çaplı pandemiler yerine belirli sosyal ağlar içinde yayıldığını göstermektedir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yayılımlar sınırlı kalır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: İngiltere’de görülen bu vakalar Türkiye’ye yayılabilir mi? Teorik olarak, taşıyıcı bireylerin uluslararası seyahatleri yoluyla bakterinin farklı ülkelere taşınması mümkündür. Ancak meningokokun bulaşması için yakın ve uzun süreli temas gerektiğinden, bu tür yayılımlar genellikle sınırlı kalır. Mevcut epidemiyolojik veriler, İngiltere’deki vakaların Türkiye’de geniş çaplı bir artışa yol açtığını göstermemektedir. En olası senaryo, uygun koşullar oluştuğunda küçük ve lokal kümelenmelerin ortaya çıkmasıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En etkili yöntem aşılama</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Fatma Bozkurt, meningokok hastalığından korunmada en etkili yöntemin aşılama olduğunu belirterek “Günümüzde iki temel aşı grubu bulunmaktadır: MenACWY ve MenB aşıları. MenACWY aşısı, A, C, W ve Y serogruplarına karşı kapsül temelli konjuge bir aşı olup hem bireysel koruma sağlar hem de bakterinin taşınmasını azaltarak toplum bağışıklığı oluşturur. MenB aşısı ise kapsülün insan dokularına benzerliği nedeniyle protein temelli olarak geliştirilmiştir ve özellikle bireysel koruma sağlar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genç erişkinler ve risk altındaki bireyler için aşılamanın önemi artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Aşılama stratejilerinin ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Örneğin İngiltere’de MenB aşısı bebeklik döneminde rutin olarak uygulanırken, MenACWY aşısı ergenlik döneminde uygulanarak taşıyıcılığın azaltılması hedeflenir. Türkiye’de ise meningokok aşıları rutin ulusal aşı programında yer almamakta, daha çok risk gruplarına ve özel durumlara göre önerilmektedir. Ancak mevcut epidemiyolojik veriler göz önüne alındığında, özellikle genç erişkinler ve risk altındaki bireyler için aşılamanın önemi giderek artmaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yerel kümelenmeler dikkatle izlenmeli ve uygun aşılama stratejileri uygulanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok hastalığının nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir enfeksiyon olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Fatma Bozkurt, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın kontrolünde yalnızca klinik vakaların tedavisi değil, aynı zamanda taşıyıcılığın ve bulaş dinamiklerinin anlaşılması da büyük önem taşımaktadır. Küresel hareketliliğin arttığı günümüzde, yerel kümelenmelerin dikkatle izlenmesi ve uygun aşılama stratejilerinin uygulanması, hastalığın kontrolünde temel unsurlar arasında yer almaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592">Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktörlere]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Toplumdaki kolon kanseri vakalarının % 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların % 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık % 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. </p>
<p><strong>Kolon kanseri riskini artıran nedenler</strong></p>
<ul>
<li>Yaş: Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir.</li>
<li>Aile öyküsü: Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır.</li>
<li>Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir.</li>
<li>İltihaplı bağırsak hastalığı öyküsü: Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı % 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise % 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. </li>
<li>Çevre ve yaşam tarzı: Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır.</li>
</ul>
<p> <strong>Erken teşhisle yaşam süresi uzuyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. </p>
<p><strong>Amaç kanserli hücreleri yok etmek</strong></p>
<p>Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur.</p>
<p><strong>Tekrarlama riskine karşı kemoterapi</strong></p>
<p>Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir.</p>
<ul>
<li>Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa</li>
<li>Kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa</li>
<li>Kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense</li>
<li>Kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Gerçeği Sanayinin Yönünü Değiştiriyor: Konya Yeni Üretim Dengesinde Stratejik Konuma Yerleşiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-gercegi-sanayinin-yonunu-degistiriyor-konya-yeni-uretim-dengesinde-stratejik-konuma-yerlesiyor-622406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 17:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[altyapısı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeği]]></category>
		<category><![CDATA[konut]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[sanayinin]]></category>
		<category><![CDATA[şehirler]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yönünü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de sanayi yatırımlarının mekânsal dağılımı yeniden şekilleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-gercegi-sanayinin-yonunu-degistiriyor-konya-yeni-uretim-dengesinde-stratejik-konuma-yerlesiyor-622406">Deprem Gerçeği Sanayinin Yönünü Değiştiriyor: Konya Yeni Üretim Dengesinde Stratejik Konuma Yerleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de sanayi yatırımlarının mekânsal dağılımı yeniden şekilleniyor. Marmara havzasında yoğunlaşan üretim altyapısının, deprem riski ve tedarik zinciri kırılganlıkları nedeniyle daha dengeli bir yapıya kavuşturulması artık stratejik bir gereklilik olarak ele alınıyor. Bu dönüşüm sürecinde Konya; organize sanayi kapasitesi, genişleme potansiyeli ve lojistik bağlantılarıyla yeni üretim dengesinde kritik şehirlerden biri olarak konumlanıyor.</p>
<p>Bu çerçevede Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Anadolu’da yeni ve büyük ölçekli endüstri alanlarının oluşturulmasına yönelik somut adımları kamuoyuyla paylaştı. 16 Ocak 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan kararla 16 mega endüstri bölgesinin ilan edilmesi, Türkiye’nin sanayi yerleşim stratejisinde yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da son dönemde yaptığı değerlendirmede üretimin Anadolu’ya dengeli dağılımının stratejik önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Türkiye’nin üretim gücünü tek bir bölgeye bağımlı bırakmadan, daha dirençli ve sürdürülebilir bir sanayi altyapısı inşa ediyoruz. Yeni mega endüstri bölgeleriyle birlikte Anadolu şehirlerimiz üretimin yeni merkezleri olacak. Deprem riski görece düşük, altyapısı güçlü ve lojistik avantajı bulunan şehirlerimiz önümüzdeki dönemde yatırımın ana adresi haline gelecek.”</p>
<p><strong>Sanayide Yeni Denge Arayışı: Riskten Dayanıklılığa</strong></p>
<p>Sanayinin deprem riski yüksek havzalarda yoğunlaşması; yalnızca tesis güvenliği değil, tedarik zinciri sürekliliği ve ihracat akışı açısından da kırılganlık yaratıyor. Bu nedenle üretimin daha dengeli dağıldığı, planlı büyümeye elverişli ve genişleme kapasitesi bulunan şehirler stratejik öncelik kazanıyor. Yeni mega endüstri bölgeleri kararı, risk odaklı üretim modelinden dayanıklılık odaklı bir modele geçişin kurumsal çerçevesini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Konya: Coğrafi Avantajdan Stratejik Güce</strong></p>
<p>Anadolu’nun merkezinde konumlanan Konya; kara ve demiryolu bağlantıları, gelişmiş organize sanayi altyapısı ve geniş arazi rezerviyle bu dönüşümün somut yansımalarının izlenebileceği şehirlerden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye Deprem Tehlike Haritası’na göre Marmara havzasına kıyasla daha düşük sismik risk bandında yer alması, yatırım kararlarında uzun vadeli güvenlik perspektifini destekleyen unsurlar arasında değerlendiriliyor.</p>
<p>Şehir, hem iç pazara erişim hem de liman bağlantılarına ulaşım açısından lojistik avantaj sunarken; büyük ölçekli üretim ve yaşam alanı projeleri için genişleme kapasitesi sağlıyor</p>
<p><strong>Sanayi Hareketinin Konut Piyasasına Etkisi</strong></p>
<p>Sanayi yatırımları yalnızca üretim kapasitesini değil; istihdam kompozisyonunu ve şehirlerin demografik yapısını da dönüştürüyor. Orta ve üst düzey yönetici kadroları, teknik ekipler ve tedarik zinciri firmalarının şehirde konumlanması, konut talebini nicelikten çok nitelik eksenine taşıyor.</p>
<p>Bu süreçte genellikle kiralık konut talebinde artış, ardından satılık konut pazarında segment farklılaşması ve planlı, mühendislik altyapısı güçlü projelere yönelim gözlemleniyor. Konya’da oluşan yeni üretim ivmesi, konut tarafında bu yapısal dönüşümün zeminini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Stratejik Perspektif</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Aydın Yatırım Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cihad Aydın, üretimin mekânsal dönüşümünün şehirlerin yaşam altyapısını da dönüştüreceğini belirtiyor:</p>
<p>“Üretimin daha dengeli ve dirençli bir zemine taşınması, şehirlerin yalnızca sanayi kapasitesini değil yaşam kalitesini de doğrudan etkiler. Konya’da oluşan yeni sanayi ivmesi, konut talebini planlı, güvenli ve uzun vadeli değer üreten projelere yönlendirecektir. Önümüzdeki dönemde şehirlerin rekabeti yalnızca üretim gücüyle değil, sundukları yaşam standartlarıyla da ölçülecek.”</p>
<p>Türkiye’de üretim coğrafyasının yeniden tanımlandığı bir dönemde Konya; sanayi, lojistik ve yaşam altyapısını birlikte taşıyabilen yapısıyla yeni ekonomik dengenin kritik şehirleri arasında yer alıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-gercegi-sanayinin-yonunu-degistiriyor-konya-yeni-uretim-dengesinde-stratejik-konuma-yerlesiyor-622406">Deprem Gerçeği Sanayinin Yönünü Değiştiriyor: Konya Yeni Üretim Dengesinde Stratejik Konuma Yerleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[şekerlere]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yapışkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685">Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor. Ancak bu durum diş sağlığı açısından bazı riskler doğurabiliyor. Şekerlemelerin dişler üzerindeki etkisinin, türüne ve ağızda kalma süresine bağlı olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Elanur Kök, “Tatlılar arasında dişler için en riskli olanlar; lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerlerdir. Çikolata daha kısa sürede eridiği için nispeten daha az riskli sayılır” dedi. </strong></p>
<p>Çocukların diş yapısı yetişkinlere göre daha hassas olduğu için şekerli yiyeceklerden daha hızlı etkilenebilir. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Elanur Kök, “Çocukların dişlerinin dış tabakası olan mine yetişkinlere göre daha ince, iç kısmı olan dentin ise daha yumuşaktır. Bu yapı nedeniyle şekerli yiyecekler çocuk dişlerinde daha hızlı etki gösterebilir ve çürük oluşma ihtimali artabilir. Ayrıca çocukların ağız hijyeni alışkanlıkları henüz tam oturmadığı için diş yüzeyinde kalan şeker, bakteriler için uygun bir ortam oluşturabilir. Bu nedenle aynı miktarda şeker tüketildiğinde yetişkin dişleri daha dayanıklı kalabilirken çocuk dişleri daha hızlı zarar görebilir” bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Florürlü diş macunu kullanılmalı</strong></p>
<p>Bayramda artan tatlı tüketimine dikkat çeken Kök, “3-4 günlük bayram sürecinde yoğun tatlı tüketimi tek başına hemen çürük oluşturmaz. Çürük gelişimi genellikle haftalar veya aylar içinde başlar. Ancak tatlılardan sonra dişler fırçalanmaz ve şeker ağızda uzun süre kalırsa çürük riski artar. Bayramda çocukların dişlerini korumak için ailelerin dikkat etmesi gerekenler; çocukların tatlılardan sonra ağzını suyla çalkalamasını sağlamak, günde en az iki kez özellikle yatmadan önce dişlerini fırçalatmak, tatlıları ana öğünlerle birlikte vermek, gece şeker vermekten kaçınmak, florürlü diş macunu kullanmak ve yapışkan şekerleri sınırlamak olarak sıralanabilir” dedi.</p>
<p><strong>6-12 yaş grubunda risk daha fazla</strong></p>
<p>Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubuna dikkat çeken Kök, “Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubu 6-12 yaş arasındaki çocuklardır. Bu dönemde hem süt hem de kalıcı dişler bulunur ve kalıcı dişler yeni çıkmaya başladığı için yapıları daha hassas olabilir. Ortodontik tedavi gören veya daha önce çürük geçmişi olan çocuklarda da çürük gelişme riski daha yüksek olabilir. Ayrıca çocukların tatlıyı ödül gibi bir alışkanlık haline getirmemesi önemli. Düzenli diş hekimi kontrolleri de çürüklerin erken fark edilmesi ve önlenmesi açısından kıymetli” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685">Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 08:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[aştı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[ortalamasını]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Okullarda Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetleri, Önleme ve Farkındalık Çalışmaları” başlıklı çevrim içi eğitim programında liselerde görev yapan psikolojik danışmanlarla bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966">Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Okullarda Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetleri, Önleme ve Farkındalık Çalışmaları” başlıklı çevrim içi eğitim programında liselerde görev yapan psikolojik danışmanlarla bir araya geldi.</p>
<p>İstanbul’daki liselerde görev yapan rehber öğretmenlere yönelik düzenlenen seminere yaklaşık 2 bine yakın psikolojik danışman ve rehber öğretmen katıldı.</p>
<p>Programda okullarda koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin önemi, ergenlik dönemindeki gençlerin psikolojik ihtiyaçları ve okullarda uygulanabilecek önleyici yaklaşımlar ele alındı.</p>
<p><strong>“Rehber öğretmenlerin rolü çok kritik”</strong></p>
<p>Programda konuşan Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşen dünyada gençlerin karşılaştığı risklerin arttığını ve bu süreçte rehber öğretmenlerin çok önemli bir rol üstlendiğini belirterek, “Bugün dijitalleşen dünyada ve küresel ölçekte gençlerin birçok riskle karşı karşıya kaldığı bir dönemde rehber öğretmenlerimizin kilit rolü olduğunu görüyorum. Okullarda hem büyük bir sorumlulukları var hem de büyük bir fırsatları var.” dedi.</p>
<p>Psikolojik danışmanların yaşadıkları vakaları kayıt altına almalarının mesleki gelişim açısından önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Rehber öğretmenlerimizin yaşadıkları olayları not almalarını ve bir olgu defteri tutmalarını tavsiye ederim. Karşılaştıkları vakaları yazmaları, daha sonra bunlar üzerine düşünmeleri ve çözüm arayışlarını kaydetmeleri onların mesleki gelişimleri açısından çok önemli bir birikim oluşturur. Bu belki kısa vadede bir külfet gibi görünebilir ama uzun vadede insanı ve gençleri daha iyi anlamayı sağlayacak çok değerli bir tecrübe kazandırır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik dönemi kimlik arayışının yoğun yaşandığı bir süreç</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminin gençlerin kimlik arayışı yaşadığı doğal bir süreç olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Gençlik döneminin doğal bir özelliği kimlik arayışıdır. Gençler bu dönemde ‘Ben kimim, nereye yönelmeliyim, niçin varım?’ gibi sorular sorarlar. Bu süreç özellikle 12–15 yaş aralığında daha yoğun yaşanır. Nörobiyolojik olarak ergenlik ortalama 22 yaşına kadar devam eder. Hatta bazı kişilerde 30’lu yaşlara kadar uzayabilen bir süreçten söz ediyoruz.”</p>
<p>Ergenlik döneminde beynin gelişimi nedeniyle duyguların aklın önüne geçebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlikte beynin duygusal bölgeleri daha hızlı gelişirken, düşünme ve karar verme ile ilgili frontal bölgeler daha geç gelişir. Bu nedenle ergenler çoğu zaman sonunu düşünmeden hareket edebilir. Hisleri akıllarının önüne geçebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlerin üç temel psikolojik ihtiyacı var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminde gençlerin üç temel psikolojik ihtiyaca sahip olduğunu belirterek, “Ergenlerin üç temel psikolojik ihtiyacı vardır: Aidiyet, yeterlilik ve anlam. Aidiyet duygusu, gencin kendisini ailesine, okuluna veya arkadaş grubuna ait hissetmesiyle ilgilidir. Yeterlilik duygusu, bir alanda küçük de olsa başarı yaşayabilmesiyle oluşur. Anlam duygusu ise yaptığı işin değerli olduğunu hissetmesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu ihtiyaçların karşılanmasının ergenlik sürecini daha sağlıklı hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu üç ihtiyaç karşılandığında ergenlik dönemi daha az fırtınalı geçer. Ancak bu ihtiyaçlar karşılanmadığında gençler kendilerini değersiz veya dışlanmış hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Arkadaş önünde küçük düşürülmek ağır bir deneyim… </strong></p>
<p>Okul ortamında adalet duygusunun gençler için çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Ergenler adalet konusunda çok hassastır. Öğretmenin ayrımcılık yaptığını düşündükleri anda bu durum öfke birikimine yol açabilir. Kendini değersiz veya görülmemiş hisseden genç bazen güç gösterisiyle dikkat çekmeye çalışabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerin arkadaşlarının önünde küçük düşürülmemesinin önemine de dikkat çekerek, “Bir gencin arkadaşlarının önünde küçük düşürülmesi çok ağır bir deneyimdir. Bazı gençler bu tür durumlarda içine kapanır, bazıları ise biriktirdikleri öfkeyi ani ve dürtüsel davranışlarla dışa vurabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlerin hata yapma hakkı vardır</strong></p>
<p>Gençlerin hatalarının cezalandırılmak yerine eğitsel bir fırsata dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “onarıcı adalet” yaklaşımına dikkat çekti ve “Ergenlerin hata yapma hakkı vardır. Ancak başkasına zarar verme hakları yoktur. Bu nedenle ceza vermek yerine onarıcı adalet yöntemleri uygulanabilir. Örneğin topluma hizmet çalışmaları yaptırmak veya iyilik projeleri hazırlatmak gibi yöntemler gençlerin davranışlarının sonuçlarını anlamasını sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Korkutarak genç yönetilemez</strong></p>
<p>Prof. Dr.<strong> </strong>Tarhan, günümüz dünyasında otoriter ve baskıcı yaklaşımların gençler üzerinde etkili olmadığını belirterek, “Artık dünyada toplumlar açık toplum haline geldi. Dijitalleşme dünyayı adeta elektronik köy haline getirdi. Böyle bir çağda korkutarak bir genci yönetmek mümkün değildir. Gençlerin kendilerini ifade edebileceği, konuşabileceği ve paylaşabileceği ortamların oluşturulması gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p>Ruh sağlığında önleyici çalışmaların önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Psikiyatri çoğu zaman sorun ortaya çıktıktan sonra devreye girer. Oysa birincil koruma dediğimiz yaklaşımda sağlıklı bireylerin psikolojik dayanıklılığını artırmaya odaklanırız. Okullarda yapılacak psikolojik sağlamlık çalışmaları bu açıdan çok değerlidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital ortam şiddetin tek nedeni değil</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkisinin çoğu zaman yanlış yorumlandığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital araçların tek başına şiddet üretmediğini, ancak bazı psikolojik süreçlerle birleştiğinde şiddet eğilimini kolaylaştırabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dijital ortam tek başına şiddetin nedeni değildir. Ama başka psikolojik mekanizmalarla birleştiğinde şiddet eğilimini kolaylaştırıcı bir etkisi vardır. Sosyal medya, video oyunları ve internet içerikleri gençlerin dünyasının bir parçası. Ancak bunların bazıları şiddeti normalleştirebiliyor. Kavga videoları, saldırgan içerikler ve şiddeti çözüm gibi gösteren videolar, özellikle ergenler üzerinde etkili olabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Agresif influencer gençler üzerinde etkili…</strong></p>
<p>Dijital ortamın en önemli etkilerinden birinin şiddeti sıradanlaştırmak olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, gençlerin yalnızca dijital içeriklerden değil, gerçek hayattaki rol modellerden de etkilendiğini vurguladı ve “Dijital ortamın yaptığı en önemli etki şiddeti normalleştirmesidir. Ancak bundan daha güçlü bir etki canlı şiddettir. Ailede, çevrede ya da toplumda öfke dili iletişim dili haline gelmişse çocuk bunu model alır. Gördüğü şiddeti alışılmış bir davranış gibi algılamaya başlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu noktada sosyal öğrenmenin önemine değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına dikkat çekerek, özellikle agresif influencer’ların ve zorbalık içeren içeriklerin gençler üzerinde güçlü model etkisi oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Şiddete maruz kalmak empatiyi azaltıyor</strong></p>
<p>Şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmanın gençlerde duygusal duyarsızlaşmaya yol açabileceğini söyleyen Tarhan, bunun empati duygusunu zayıflatabileceğini belirtti ve “Şiddetin görüntülerine çok maruz kalındığında korku ve empati azalır. Bu durum kötülüğün sıradanlaşmasına yol açar. Şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmak gençlerin duyarlılığını azaltabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal medya algoritmaları agresif içerikleri öne çıkarabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sosyal medya algoritmalarının da bu süreçte etkili olduğunu ifade ederek, dijital platformların çoğu zaman dikkat çekici ve tartışmalı içerikleri daha fazla öne çıkardığını söyledi ve “Sosyal medya algoritmaları çoğu zaman şeffaf değil. Şok edici, agresif veya tartışmalı içerikler daha hızlı yayılıyor. Arama motorlarında ve sosyal platformlarda adeta ikna laboratuvarları gibi çalışan sistemler var. Kullanıcının ilgisine göre içerik sunuluyor ve kişi sürekli aynı tür içeriklerle besleniyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Dijital ortamın özellikle ergenlik döneminde kontrolsüz kullanıldığında bağımlılık riskini artırdığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir genç dijital ortamda saatler geçiriyor, yemek reddi, okul reddi gibi davranışlar gösteriyorsa burada bağımlılıktan söz edebiliriz. Hatta bazı vakalarda çocukların odalarına pet şişe koyup tuvalete gitmek için bile oyunu bırakmak istemediklerini görüyoruz.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, eğlence amaçlı ekran kullanımının günlük zamanın yüzde 20’sini geçmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu sınırın aşılması durumunda bağımlılık riskinin arttığını ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital zorbalık korkakça yapılan bir şiddet türü</strong></p>
<p>Siber zorbalığın da gençler arasında önemli bir risk alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, anonim ortamların saldırgan davranışları kolaylaştırabildiğini söyledi ve “Dijital ortamda siber zorbalık dediğimiz bir durum var. Buna dijital zorbalık da diyoruz. Kişiler anonim şekilde saklanarak saldırgan davranışlar gösterebiliyor. Bu da özellikle ergenler için ciddi bir risk oluşturuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijitalleşme tehdit olduğu kadar fırsat da</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin yalnızca risk değil aynı zamanda önemli fırsatlar da sunduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, doğru kullanıldığında gençlerin gelişimine katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>
<p>“Dijitalleşme bir sel gibi geliyor. Bu sele lanet okumak yerine onu fırsata dönüştürmemiz gerekiyor. Uçurtmayı uçurtan rüzgar değil, rüzgara karşı aldığımız pozisyondur. Eğer doğru pozisyon alırsak gelecek nesiller bize teşekkür eder.” diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, dijital çağda en önemli konunun etik değerler eğitimi olduğunu ve özellikle erken çocukluk dönemine dikkat çekti.</p>
<p>“Ahlak doğuştan gelmez, öğrenilen bir şeydir. Erdem ve değer eğitimi en etkili şekilde 4–6 yaş arasında verilir. Bu dönem altın değerindedir. Daha sonraki yıllarda da öğrenilir ama daha zor olur.” ifadesinde bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Okullarda yaşanan olayları cezalandırma yerine fırsat eğitimine dönüştürmek gerekir. Öğrenciyi utandırmadan, incitmeden o olay üzerinden bir öğrenme fırsatı oluşturmak eğitimciliğin en önemli becerilerinden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>Şiddet vakalarının öncü işaretleri var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda görülebilecek şiddet vakalarının çoğunda önceden ortaya çıkan bazı işaretler bulunduğunu belirterek, bu belirtilerin erken fark edilmesinin kritik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Şiddetin yalnızca başkalarına yönelik değil, kişinin kendisine yönelttiği davranışlar şeklinde de ortaya çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, özellikle intihar vakalarının çoğunda öncü belirtilerin görüldüğünü vurguladı ve “İntihar da aslında kendine yönelik bir şiddettir. Başkasına yönelik şiddet gibi intihar vakalarının da öncülleri vardır. Bu belirtileri erken fark edebilmek çok önemli. Bu öncülleri çoğu zaman sınıf öğretmenleri, öğrencinin yakın arkadaşları ya da sınıf temsilcileri daha kolay yakalayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Ani kişilik değişimleri önemli bir uyarı işareti</strong></p>
<p>Bir öğrencinin davranışlarında aniden ortaya çıkan değişimlerin dikkatle izlenmesi gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde görülen ani duygu durum değişimlerinin risk işareti olabileceğini söyledi ve “Daha önce neşeli ve sakin olan bir öğrenci birden durgunlaşmışsa ya da tam tersi sürekli durgun olan bir öğrenci birden aşırı hareketli hale gelmişse burada bir kişilik değişimi olabilir. Bu tür durumlarda şüphelenmek gerekir. Çünkü bu değişimler bazen duygu durum bozukluklarının habercisi olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddetin küçük belirtileri büyük olayların habercisi olabilir</strong></p>
<p>Başkasına yönelik şiddetin de çoğu zaman küçük davranışlarla başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Küçük şiddet davranışları büyük şiddetin habercisi olabilir. Eğer bir kişi şiddeti bir sorun çözme yöntemi haline getirmişse o kişi risk grubunda kabul edilmelidir. Okullarda risk grubu oluşturulmalı ve bu öğrenciler birebir takip edilmelidir. Bu öğrencilerin içine attığı duygular, biriktirdiği öfke ya da yaşadığı sorunlar anlaşılmaya çalışılmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Akran zorbalığı Türkiye’de yüksek seviyede</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığının da gençler arasında önemli bir sorun olduğuna dikkat çekerek, uluslararası verilerle Türkiye’deki durumu karşılaştırdı ve “Dünyada akran zorbalığı ortalama yüzde 33 civarında. OECD ortalaması bu seviyede. Türkiye’de ise bu oran yüzde 40’lara kadar çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Ergenlik dönemindeki bazı çatışmaların doğal olduğunu ancak sistematik zorbalığın mutlaka ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, okullarda sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesinin önemini vurguladı.</p>
<p><strong>Sosyal ve duygusal beceriler şiddeti azaltır</strong></p>
<p>Gelişmiş eğitim sistemlerinde “Sosyal ve Duygusal Öğrenme” modelinin yaygın olarak uygulandığını belirten Tarhan, “Şiddeti azaltmanın önemli yollarından biri sosyal ve duygusal öğrenme modelidir. Bu model öğrencilerin empati kurmasını, duygularını yönetmesini ve sorunlarını şiddet dışı yollarla çözmesini öğretir.” diye konuştu.</p>
<p>Okullarda yaşanan disiplin sorunlarının yalnızca ceza ile çözülmemesi gerektiğini belirten Tarhan, “Disiplin uygulamalarında cezalandırıcı adalet yerine onarıcı adalet yaklaşımı benimsenmelidir. Öğrencinin yaptığı hatayı telafi etmesine imkân tanıyan yöntemler daha kalıcı sonuç verir. Bazı eğitim sistemlerinde öğrenciler rastgele iyilik projelerine gönderiliyor. Yaşlı bakım evlerinde, çocuk koruma kurumlarında gönüllü çalışmalar yapıyorlar. Böylece empati geliştiriyor ve hayatın farklı yönlerini deneyimleyerek öğreniyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>Kriz yönetimi için hazırlıklı olmak gerekir</strong></p>
<p>Okullarda yaşanabilecek şiddet veya intihar vakalarına karşı kriz yönetim planlarının hazırlanmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Krizi yönetmenin birinci şartı krize hazırlıklı olmaktır. Krize hazırlıklı olmayan kişi krizin bir parçası haline gelir. Stres altında soğukkanlı kalmak çok önemli. Kriz anında liderlik ortaya çıkar. Panik yapanı sakinleştirmek, ortamı kontrol etmek ve doğru müdahale planını uygulamak gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddet olayları sosyal bir yangın gibi görülmeli</strong></p>
<p>Okullarda kriz müdahale ve risk yönetimi planlarının oluşturulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu konunun yangın güvenliği kadar ciddiye alınması gerektiğini söyledi ve “Yangın eğitimi nasıl ciddiye alınıyorsa bu konu da aynı şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bu da bir sosyal yangındır. Okullarda kriz önleme ve kriz müdahale planları mutlaka hazırlanmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966">Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sözün Bittiği, Hareketin Başladığı Yer COP 31 — Türk Şirketleri Kritik Bir Dönüm Noktasında&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sozun-bittigi-hareketin-basladigi-yer-cop-31-turk-sirketleri-kritik-bir-donum-noktasinda-620789</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[31]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[başladığı]]></category>
		<category><![CDATA[bittiği]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[Cop 31]]></category>
		<category><![CDATA[hareketin]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[sözün]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620789</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve şirketler iklim krizine karşı çözümler üzerinde çalışırken, Türkiye Kasım 2026'da tarihinin en önemli küresel platformlarından birine ev sahipliği yapacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sozun-bittigi-hareketin-basladigi-yer-cop-31-turk-sirketleri-kritik-bir-donum-noktasinda-620789">&#8220;Sözün Bittiği, Hareketin Başladığı Yer COP 31 — Türk Şirketleri Kritik Bir Dönüm Noktasında&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve şirketler iklim krizine karşı çözümler üzerinde çalışırken, Türkiye Kasım 2026&#8217;da tarihinin en önemli küresel platformlarından birine ev sahipliği yapacak. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi&#8217;nin 31. Taraflar Konferansı (COP 31), sadece bir uluslararası toplantı değil; Türkiye&#8217;nin, şirketlerinin ve tüm ekonomisinin geleceğini şekillendiren bir dönüm noktasıdır.</p>
<p>İklim ve sürdürülebilirlik alanında uzman olan Zon Global CEO&#8217;su Oylum Tala, bu kritik dönemin hem risk hem de fırsat taşıdığını vurgulayarak, Türk şirketlerinin neden acil bir şekilde COP 31&#8217;e hazırlık yapması gerektiğini açıklıyor.</p>
<p>&#8220;COP 31 konuşmaların tamamlandığı, hareketin başladığı bir zirve olarak tasarlanıyor,&#8221; diyen Tala, &#8220;küresel iklim diplomasisinin merkezi Türkiye&#8217;de dönüştüğü şu günlerde hazırlık yapan şirketler, dünyanın en etkin kurumları tarafından tanınacak. Ancak hazırlıksız kalanlar ise riskle karşı karşıya kalacaklar.&#8221;</p>
<p><b>Türkiye&#8217;nin Ev Sahipliği: Uluslararası Görünürlük ve Sorumluluğun Kesişme Noktası</b></p>
<p>Türkiye&#8217;nin COP 31 başkanlığını elde etmesi, yalnızca diplomatik bir başarı değil, ekonomik bir stratejik hamledir. Bu başkanlık sayesinde, Türkiye 200&#8217;e yakın ülke nezdinde küresel iklim müzakerelerinin ve çözümlerin mimarı konumuna gelmektedir.</p>
<p>&#8220;Düşünün,&#8221; diyerek açıklamaya devam eden Tala, &#8220;dünyanın en büyük yatırım fonları, uluslararası şirketleri değerlendirmek için COP zirvelerini bir keşif ve değerlendirme platformu olarak kullanıyor. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve G20 ülkeleri, Kasım 2026&#8217;da Antalya&#8217;da olacak. Türkiye&#8217;nin şirketleri, bu kez dünya sahnesinin merkezinde olacak — ancak sadece seyirci olarak değil, aktör olarak.&#8221;</p>
<p>Bu dönemde, COP 31 Başkanlığı altında ortaya konulan vizyon açıktır: &#8220;Tek ses değil, diyalog; ayrılık değil, uzlaşı; durağanlık değil, aksiyon.&#8221; Bu prensipler, Türk şirketlerinin de kendi stratejilerini geliştirmesinde rehber olmalıdır.</p>
<p><b>Şirketler İçin Saat İşlemeye Başladı: Yasal Zorunluluklar ve Pazar Riskleri</b></p>
<p>Türk şirketleri, Avrupa Birliği&#8217;nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Yönergesi (CSRD) ve uluslararası ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) standartlarında artan uyum baskısı altında bulunmaktadır. Bu sadece Avrupa&#8217;da faaliyet gösteren şirketler için değil; Türkiye&#8217;de yer alan, küresel tedarik zincirlerinin bir parçası olan herhangi bir şirketi ilgilendirmektedir.</p>
<p>Tala, durumu şöyle açıklıyor: &#8220;Karbon ayak izini ölçmemek, emisyon azaltım planı hazırlamamak, artık bir tercih meselesi değil — bir uyumluluğu sağlama meselesidir. Ancak burada önemli olan nokta şu: erken hareket eden şirketler, bunu bir zorunluluktan çok bir fırsat ve rekabet avantajına dönüştürebilirler.&#8221;</p>
<p>Küresel yatırımcılar, iklim taahhütlerini doğrulayan şirketlere daha fazla sermaye akışını tercih etmektedir. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Avrupa Yatırım Bankası (EIB) ve dünyanın en büyük iklim odaklı yatırım fonları, COP zirvelerini portföy şirketi keşfetme platformu olarak kullanmaktadırlar.</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;de iş yapan bir şirket COP 31 süreci boyunca somut adımlar atacaksa,&#8221; diye vurgulayan Tala, &#8220;o şirketin Kasım 2026&#8217;da, küresel sermayenin en seçici gözlerinin altında kendini gösterebilmesi demektir. Bu, uzun vadeli büyüme için bir katalizördür. Tersine, bu süreci görmezden gelen şirketler ise pazar payını kaybetmek, yatırım bulmakta zorlanmak ve üretim zincirlerinde dışlanmakla karşı karşıya kalabilir.&#8221;</p>
<p><b>Şirketlerin Karşı Karşıya Olduğu Temel Zorunluluklar</b></p>
<p>Tala, Türk şirketlerinin COP 31 sürecinde başarılı olabilmek için ele alması gereken temel zorunlulukları açıklıyor. İlk olarak, şirketlerin karbon ayak izini ölçmesi, raporlaması ve azaltım hedeflerini belirlemesi gerekmektedir. Bunu, operasyonel düzeyde enerji verimliliği sağlamak, tedarik zincirini optimize etmek ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek izlemelidir.</p>
<p>&#8220;Bir şirketin iklim stratejisini hazırlamak, sadece bir raporun yazılıp sunulması değil,&#8221; diye belirtiyor Tala. &#8220;Enerji verimliliğini sağlamak, karbon azaltım hedeflerini belirlemek, finansal riskini yeniden değerlendirmek, tedarik zincirinin tamamında ESG iyileştirmelerini hayata geçirmek — bunların hepsi entegre bir şekilde yürütülmesi gereken faaliyetlerdir.&#8221;</p>
<p>İkinci olarak, şeffaflık ve raporlama kritik hale gelmiştir. Şirketlerin, GRI (Global Reporting Initiative), ESRS (Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) ve CSRD gibi uluslararası standartlara uygun şekilde sürdürülebilirlik raporları hazırlaması ve yayınlaması beklenmektedir.</p>
<p>&#8220;Sürdürülebilirlik raporlaması, artık isteğe bağlı bir etkinlik değil,&#8221; diye vurguluyor Tala. &#8220;Yatırımcılar, müşteriler ve düzenleyici otoriteler, şirketlerin iklim riskleri ve etkilerini açık ve ölçülebilir bir şekilde sunmasını talep ediyorlar. Bu bilgiyi sağlamayan şirketler, finansal piyasalarda güvensizlik ve risk yaratan kurumlar olarak algılanıyor.&#8221;</p>
<p>Üçüncü zorunluluk ise tedarik zincirinin dönüştürülmesidir. Avrupa Birliği&#8217;nin CSRD ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Yönergesi kapsamında, büyük şirketler tedarik zincirindeki tüm aktörlerin ESG uyumunu takip etme yükümlülüğü altındadır.</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;deki KOBİ&#8217;ler ve orta ölçekli şirketler, bu gereksinimlerden kaçamaz,&#8221; diye açıklıyor Tala. &#8220;Eğer Avrupa&#8217;nın bir tedarikçisiyseniz veya küresel bir şirketin iş ortağıysanız, sizin de ESG kriterlerine uymanız beklenir. Bu yüzden, Türkiye&#8217;de faaliyet gösteren hemen hemen tüm şirketler, COP 31&#8217;e doğru giderken bu zorunluluklarla yüzleşmek zorundadır.&#8221;</p>
<p><b>Türkiye&#8217;nin Küresel Pozisyonunda Şirketlerin Rolü</b></p>
<p>Türkiye, COP 31&#8217;de yalnızca bir ev sahibi ülke olmayacak; aynı zamanda bölgesel iklim liderliğinin merkezine konumlanacaktır. Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika bölgesi için bir diplomasi merkezi rolü, Türk şirketleri açısından da somut fırsatlar taşımaktadır.</p>
<p>&#8220;Türkiye&#8217;nin yeşil dönüşüme yönelik uzun vadeli hedefleri perspektifinde — 2053&#8217;te net sıfır emisyon — şirketler bu yolculuğun öncüsü olabilirler,&#8221; diye açıklıyor Tala. &#8220;Hatta, bu süreçte başarı gösteren Türk şirketleri, bölgesel ve küresel pazarlarda iklim liderliği açısından bir marka olarak sınıflandırılabilirler.&#8221;</p>
<p>COP 31 başkanlığı, Türkiye&#8217;nin enerji güvenliğine, ekonomik dayanıklılığına ve uzun vadeli istikrarına katkı sağlayacaktır. Ancak bu katkı, Türk şirketlerinin de hazırlıklı olması koşuluna bağlıdır.</p>
<p><b>Aciliyet: Zamanı Boşa Harcamanın Bedeli Çok Ağır</b></p>
<p>Kasım 2026&#8217;ya kısıtlı bir süre kaldı. Bu, bir şirketin iklim stratejisini geliştirmesi, operasyonel değişiklikleri hayata geçirmesi ve bunu paydaşlarına iletişim yoluyla sunması için kısa bir süredir.</p>
<p>&#8220;Bazı şirketlerin, COP 31&#8217;i bir etkinlik gibi beklemesi endişe vericidir,&#8221; diye uyarıyor Tala. &#8220;Oysa bu, bir şirketin beş, on veya yirmi yıllık vizyonunu belirleyen bir dönüm noktasıdır. Hazırlık yapmayan şirketler, bu dönemde küresel sermayenin gözünden kaybolacaklardır. Daha da kötüsü, rakipleri bu süreci başarılı bir şekilde geçiştirebilirse, pazar payını kaybedeceklerdir.&#8221;</p>
<p>Tala, şirketlerin alması gereken acil adımları şöyle sıralıyor: İlk olarak, her şirketin iklim riski değerlendirmesi yapması ve karbon ayak izini ölçmesi gerekmektedir. İkinci adım, net sıfır emisyon hedefleri belirlemek ve bunlara ulaşmak için bir yol haritası oluşturmaktır. Üçüncü adım, iç operasyonları ve tedarik zincirini optimize etmektir. Son olarak, bu çalışmaları paydaşlara şeffaf bir şekilde raporlama yoluyla sunmak gerekir.</p>
<p>&#8220;Bu adımları atmayanlar ise, geleceğin ekonomisinde geriye kalmak riskiyle karşı karşıya kalacaklardır,&#8221; diyerek sözlerini tamamlıyor Tala.</p>
<p><b>Bölgesel Liderlik Fırsatı</b></p>
<p>Tala, Türkiye&#8217;nin COP 31 öncesindeki dönemin, bölgesel ekonomik liderliği güçlendirmesi için bir fırsat olduğuna işaret ediyor. &#8220;Balkanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinden gelen şirketler, COP 31 süreci boyunca Türkiye&#8217;ye ve Türk şirketlerine bakacak. Yeşil dönüşümde başarılı olan Türk şirketleri, bu bölgelerde model ve rehber olacak. Bu, sadece bir itibar meselesi değil; aynı zamanda bölgesel pazardaki payı artırmanın da yoludur.&#8221;</p>
<p>Zon Global CEO&#8217;su Tala&#8217;nın gözlemine göre, COP 31&#8217;i başarıyla geçen şirketler, bölgesel iş ortaklıkları, yatırım fırsatları ve pazar genişlemesi açısından önemli avantajlar kazanacaklar.</p>
<p><b>Küresel Standartların Türkiye&#8217;de Hukuki Çerçeveye Dönüşümü</b></p>
<p>Tala, bunun ötesinde, Türkiye&#8217;nin de bu süreçte kendi yasal çerçevesini geliştirmekte olduğuna dikkat çekiyor. &#8220;Türkiye&#8217;de İklim Kanunu hazırlıkları sürüyor. Bu kanun, şirketlere karbon raporlama zorunluluğu getirecek. COP 31&#8217;den sonra, bu hukuki yükümlülükler daha da sıkı hale gelecek. Şimdi hazırlık yapan şirketler, geleceğin düzenlemeleriyle uyumlu bir yapı oluşturacaklar.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sozun-bittigi-hareketin-basladigi-yer-cop-31-turk-sirketleri-kritik-bir-donum-noktasinda-620789">&#8220;Sözün Bittiği, Hareketin Başladığı Yer COP 31 — Türk Şirketleri Kritik Bir Dönüm Noktasında&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[Glp-1]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilerde]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo vermekte zorlanan birçok kişi son dönemde gündeme gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarını merak ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656">Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kilo vermekte zorlanan birçok kişi son dönemde gündeme gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarını merak ediyor. İştahta azalma ve kilo kaybını destekleyen bu ilaçların herkes için uygun bir tedavi yöntemi olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İlhan Tarkun, “GLP-1 reseptör agonistleri kilo kaybını destekleyen etkili ilaçlar arasında yer alıyor ancak bu tedaviler herkese uygulanabilecek standart bir çözüm olarak görülmemeli. Söz konusu ilaçlar genellikle fazla kilolarından diyet veya egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kurtulamayan kişilerde gündeme gelmeli” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Vücudumuzda GLP-1 adı verilen bir hormon bulunur. Yemek sonrası salgılanan bu hormon tokluk hissini artırır, mide boşalmasını yavaşlatır ve kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur. GLP-1 tedavilerinin bu hormonun etkisini taklit eden ilaçlar olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İlhan Tarkun, “Vücut kitle indeksi 30 kg/m² ve üzerinde olan, diyet, egzersiz ve davranış değişikliğine rağmen hedeflenen kilo kaybını sağlayamayan kişiler GLP-1 tedavileri için uygun adaylar arasında yer alır. Bunun yanı sıra vücut kitle indeksi 27 kg/m² ve üzerinde olup tip 2 diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, koroner arter hastalığı, uyku apnesi ya da prediyabet gibi obeziteyle ilişkili ek sağlık sorunları bulunan kişilerde de bu tedaviler önemli bir seçenek olarak değerlendirilir” dedi.</p>
<p><strong>Kalıcı sonuç için yaşam tarzı değişikliği önemli</strong></p>
<p>GLP-1 tedavileriyle ilgili iki yılı aşan izlem çalışmalarının önemli sonuçlar ortaya koyduğunu açıklayan Tarkun, “Bu tedavilerle sürdürülebilir kilo kaybının yanı sıra kalp ve damar sağlığıyla ilgili risklerde azalma, böbrek fonksiyonlarında iyileşme ve prediyabetin gerilemesi gibi olumlu sonuçlar elde edilebiliyor. Ayrıca yağlı karaciğer, kolesterol dengesizlikleri, uyku apnesi ve kalp yetmezliği gibi obeziteyle ilişkili bazı sağlık sorunlarında da iyileşmeler görülebiliyor. Ancak bu kazanımların korunabilmesi için tedavinin mutlaka sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite gibi sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmesi gerekiyor. İlaç bırakıldıktan sonra eski alışkanlıklara dönüldüğünde kilo artışı ve metabolik sorunlar yeniden ortaya çıkabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sadece kilo değil metabolik riskler de değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Obezite tedavisinde asıl hedefin yalnızca kilo vermek olmadığını vurgulayan Tarkun, “Tedavinin önceliği kardiyometabolik riskleri azaltmak, insülin direncini iyileştirmek, organ fonksiyonlarını korumak ve yaşam kalitesini artırmaktır. Aynı zamanda GLP-1 tedavileriyle cerrahi seçenekler arasında karar verilirken sadece tartıdaki rakamlar değil; metabolik göstergeler, eşlik eden hastalıklar, fazla kilonun oluşturduğu fiziksel yük ve kişinin genel yaşam durumu birlikte değerlendirilir. Çoğu zaman metabolik riskler, fazla kilodan daha belirleyici bir rol oynayabilir” dedi.</p>
<p><strong>Cerrahi ve ilaç tedavileri birbirini tamamlayan yöntemler olacak</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda obezite tedavisine yaklaşımın değişmesinin beklendiğini ifade eden Tarkun, “Önümüzdeki yıllarda obezite tedavi kılavuzlarının daha fazla kardiyometabolik risk odaklı hale gelmesi bekleniyor. Yani tek bir hormonu değil, birden fazla metabolik yolu hedefleyen yeni ilaçlar, kombinasyon tedaviler ve daha uzun vadeli idame modelleri öne çıkacak. Cerrahi ise daha seçici ve stratejik bir konuma evrilecek. Vücut kitle endeksi yüksek olan, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ya da ilaca erişimde sorun yaşayan hastalarda cerrahi önemini koruyacak. Ayrıca cerrahi ve ilaç tedavileri, rakip değil doğru hastada birbirini tamamlayan yöntemler olarak birlikte kullanılacak” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-ilaclari-dogru-kisilerde-etkili-oluyor-620656">Zayıflama ilaçları doğru kişilerde etkili oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 saat açık sanal tehlike!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:33:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[açık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar Oynama]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, kumar ve sanal kumar bağımlılığının psikolojik, nörolojik ve sosyal boyutlarını, risklerini, motivasyon mekanizmalarını ve tedavi yaklaşımlarını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234">24 saat açık sanal tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, kumar ve sanal kumar bağımlılığının psikolojik, nörolojik ve sosyal boyutlarını, risklerini, motivasyon mekanizmalarını ve tedavi yaklaşımlarını açıkladı.</p>
<p><strong>Sanal kumarın erişilebilirliği arttıkça bağımlılık riski de yükseliyor!</strong></p>
<p>Kumarın hem fiziksel ortamlarda hem de dijital platformlarda oynanabildiğini ifade eden Dr. Bahruz Shukurov, “Ancak teknolojinin gelişmesiyle birlikte sanal kumarın erişilebilirliği ve yaygınlığı ciddi şekilde arttı. Bu durum bağımlılık riskini de önemli ölçüde yükseltmekte.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığının en temel özelliklerinden birinin, kişinin kumar oynama davranışı üzerinde kontrolünü kaybetmesi olduğunu aktaran Dr. Shukurov, “Kişi zamanla kazandığından çok daha fazla para harcamaya başlar ve gününün önemli bir bölümünü kumar oynayarak geçirir. Bu süreç ilerledikçe iş hayatı, aile ilişkileri ve sosyal sorumluluklar ihmal edilmeye başlanır. Maddi kayıplar büyür, borçlar oluşur ve kişi giderek daha zor bir ekonomik tabloyla karşı karşıya kalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi kazandığında da kaybettiğinde de kumar oynamak ister! </strong></p>
<p>Yalan söyleme davranışının kumar bağımlılığının önemli tanı ölçütleri arasında yer aldığına işaret eden Dr. Bahruz Shukurov, “Bağımlı birey, kumar oynayabilmek için para bulmak amacıyla yakınlarına veya çevresine yalan söyleyebilir. Bunun temel nedeni, kumar oynayamadığında yaşayacağı yoğun sıkıntı ve huzursuzluğun, yalan söylemenin yaratacağı vicdani rahatsızlıktan daha ağır gelmesidir. Zaman içinde bu davranış giderek kolaylaşır ve kişinin kişilik yapısında belirgin değişimlere yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığında motivasyonun iki yönlü çalıştığına değinen Dr. Shukurov, şunları söyledi:</p>
<p>“Kişi kazandığında da kaybettiğinde de kumar oynamak ister. Kazandığında aldığı ödül ve haz duygusu yeni bir motivasyon oluşturur. Kaybettiğinde ise kaybını telafi etme isteği devreye girer. Bağımlı bireyler sıklıkla ‘keyif için oynamıyorum, sadece kaybımı telafi etmek istiyorum’ şeklinde açıklamalar yapar. Ancak bu düşünce çoğu zaman bağımlılık döngüsünü sürdürür ve kişi yeniden kumar oynamaya devam eder.”</p>
<p><strong>Kumar, keyif yerine kötü hisleri geçici olarak azaltan bir araca dönüşür! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının çoğu zaman ilk başlarda yaşanan bir yüksek kazanç veya güçlü heyecan deneyimi ile başlayabileceğine dikkat çeken Dr. Bahruz Shukurov, “Özellikle erken yaşlarda elde edilen büyük bir kazanç, kişinin beyninde güçlü bir iz bırakır. Bu deneyim beynin ödül sisteminde normalin üzerinde bir haz oluşturur ve kişi zamanla bu duyguyu tekrar yaşamak için kumar oynamaya devam eder.” dedi.</p>
<p>Ancak süreç ilerledikçe kişinin bu yüksek heyecanı daha az yaşamaya başladığını, kayıpların arttığını ve kişinin normal duygu durumunun daha düşük bir seviyeye gerilediğini ifade eden Dr. Shukurov, “Sonuç olarak kumar, artık keyif veren bir aktiviteden çok, kişinin kendini kötü hissetmesini geçici olarak azaltan bir araca dönüşür. Bağımlılığın ilerleyen dönemlerinde yalnızca kumar oynamak değil, kumarla ilişkili uyaranlar da tetikleyici hâle gelir. Bahis sesleri, oyun bildirimleri, maç izlemek veya kumarla ilgili reklamlar bile kişide güçlü bir kumar oynama isteği yaratabilir. Bu nedenle bağımlılıkla mücadelede tetikleyici unsurlardan mümkün olduğunca uzak kalmak büyük önem taşır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beyin kısa vadeli ödülleri tercih eder, bu da bağımlılığı güçlendirir! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının ciddi maddi kayıplara yol açabileceğini vurgulayan Dr. Bahruz Shukurov, “Kimi zaman kayıplar kişinin aylık gelirinin onlarca hatta yüzlerce katına ulaşabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bankalara veya farklı kaynaklara borçlanmaya kadar ilerleyebileceğini aktaran Dr. Shukurov, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çoğu zaman aile bireyleri devreye girerek bu sorunları çözmeye çalışır. Ancak profesyonel destek alınmadan yapılan müdahaleler genellikle geçici bir rahatlama sağlar ve kişi bir süre sonra yeniden kumar oynamaya başlayabilir.</p>
<p>Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: Bu kadar kayba rağmen kişi neden kumar oynamaya devam eder? Bunun iki önemli nedeni vardır. Birincisi, bağımlı kişinin yaşadığı sorunların çoğu zaman çevresi tarafından telafi edilmesidir. Eğer kişi yaşadığı sonuçlarla doğrudan yüzleşmezse davranış değişimi zorlaşır. İkinci neden ise kumarın kısa vadede sağladığı heyecanın, uzun vadeli zararların önüne geçmesidir. İnsan beyni çoğu zaman kısa vadeli ödülleri tercih eder ve bu durum bağımlılık davranışını güçlendirir.”</p>
<p><strong>Sanal kumarın en büyük riski 24 saat erişilebilir olması! </strong></p>
<p>Sanal kumarın, geleneksel kumara göre bazı açılardan daha riskli olduğunu dile getiren Dr. Bahruz Shukurov, bu riskleri şöyle açıkladı:</p>
<p>“En önemli farklardan biri 24 saat erişilebilir olmasıdır. Kişi günün her saatinde, bulunduğu her yerde kumar oynayabilir. Ayrıca dijital ortamda para çoğu zaman sadece sayısal bir değer gibi algılanır. Bu nedenle kişiler gerçek para kaybettiklerini daha az hissedebilir ve daha büyük riskler alabilir.</p>
<p>Sanal kumar platformları aynı zamanda yoğun reklam ve teşvik mekanizmaları kullanır. Bonus teklifleri, mesajlar ve sürekli gönderilen bildirimler kişiyi tekrar oyuna çekmek için tasarlanır. İlk aşamada bazı kullanıcıların kazanç elde etmesi de bu sistemin bir parçası olabilir. Böylece kişi erken dönemde güçlü bir ödül deneyimi yaşayarak kumara daha fazla bağlanabilir.”</p>
<p><strong>Bağımlılıklarda ‘tam iyileşme’ yerine ‘kontrol altına alma’ daha gerçekçi bir yaklaşım! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının, beynin ödül sistemi ile yakından ilişkili olduğuna dikkat çeken Dr. Bahruz Shukurov, “Ventral tegmental alan, nükleus akumbens ve insula gibi bölgeler bu süreçte rol oynar. Kumar davranışı tekrarlandıkça bu sinir yolları güçlenir.” dedi.</p>
<p>Başlangıçta küçük bir iz gibi olan bu yolakların zamanla adeta bir otoyola dönüştüğünü ve kişinin düşünce dünyasında kumarın merkezi bir yer edindiğini kaydeden Dr. Shukurov, kumar bağımlılığının tedavisinin mümkün olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Dr. Shukurov bu sürecin genellikle çok yönlü bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi ve devam etti:</p>
<p>“Tedavi yalnızca bireyi değil, aileyi de kapsayan bir iş birliği içinde yürütülmeli. Psikiyatrist, psikolog, hasta ve aile üyelerinin birlikte çalışması başarı şansını artırır. Profesyonel destek olmadan yalnızca söz vermek, yemin etmek veya kendi kendine bırakmaya çalışmak çoğu zaman yeterli olmaz.</p>
<p>Bağımlılıklar için ‘tam iyileşme’ kavramından ziyade ‘kontrol altına alma’ veya ‘düzelme’ kavramı daha gerçekçidir. Bu durum bazı kronik hastalıklara benzetilebilir. Kişi tetikleyicilerden uzak durur, tedavi planına uyar ve gerekli önlemleri alırsa uzun süre kumar oynamadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. Ancak tamamen iyileştiğini düşünerek tüm önlemleri kaldırmak tekrar risk oluşturabilir.”</p>
<p><strong>Çoğu durumda belirleyici olan heyecan ve adrenalin duygusu! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığında çoğu zaman kişinin parayı mı yoksa heyecanı mı sevdiği sorusunun sorulduğunu aktaran Dr. Bahruz Shukurov, “Çoğu durumda belirleyici olan heyecan ve adrenalin duygusudur. Kazanma ihtimalinin eşiğinde olmak, risk almak ve o anki yoğun duygu durumunu yaşamak bağımlılığı besleyen önemli faktörlerdir.” dedi.</p>
<p>Bağımlılık ilerledikçe kişinin yalnızca kumar ve kumarla ilişkili konulara karşı yüksek motivasyon gösterdiğinin altını çizen Dr. Bahruz Shukurov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günlük sorumluluklara karşı isteksizlik ve enerji düşüklüğü görülebilir. Bu nedenle tedavi sürecinde yalnızca kumar davranışı değil, kişinin düşünce yapısı, motivasyonu ve yaşam düzeni de ele alınmalıdır. Kumar oynayan bir yakına sahip olan aile bireyleri için de destek almak önemlidir. Aileler hem bağımlı bireyle birlikte tedavi sürecine katılabilir hem de ayrı olarak danışmanlık alabilirler. Erken müdahale, sorunun büyümesini ve daha büyük kayıpların oluşmasını önleyebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234">24 saat açık sanal tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[epigenetik]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[turanlı]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik testler uzun süredir hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141">Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Genetik testler uzun süredir hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor. Ancak <strong>genlerin nasıl çalıştığı ve çevresel faktörlerden nasıl etkilendiği sorusu, araştırmaları yeni bir alana yönlendirdi.</strong> Son yıllarda bilim dünyasında adını daha sık duymaya başladığımız bir alan var, o da “epigenetik”. Yani yalnızca hangi genlere sahip olduğumuz değil, o genlerin ne zaman ve nasıl çalıştığı da sağlığımızı belirliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerin sağladığı bilgilerin epigenetik verilerle birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı hale geldiğini vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı “Aslında doğduğumuz anda belirli genetik yatkınlıklarla dünyaya geliyoruz. Ancak bu yatkınlıkların sağlık üzerindeki etkisini belirleyen önemli mekanizmalardan biri epigenetik düzenlemelerdir” diyor. </strong></em></p>
<p>Uzun yaşamın ve sağlıklı yaşlanmanın sırrı yalnızca DNA diziliminde saklı değil. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, stres düzeyi, uyku düzeni ve maruz kalınan çevresel faktörler; genlerin çalışma biçimini etkileyebiliyor. İşte bu noktada epigenetik devreye giriyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, konuyu şöyle açıklıyor: “Genetik yapımız sabit olabilir; ancak epigenetik mekanizmalar genlerimizin açılıp kapanmasını düzenler. Genlerin aktif ya da baskılanmış olması yalnızca DNA dizilimimizle belirlenmez. Epigenetik süreçler, yaşam boyunca genlerin nasıl çalışacağını düzenleyen doğal ve dinamik mekanizmalardır. Bu süreçler, büyüme, gelişim ve hücrelerin kimlik kazanması gibi normal biyolojik olayların ayrılmaz bir parçasıdır”…</p>
<p>Kronik hastalıkların büyük bir kısmı multifaktöryel, yani hem genetik hem çevresel faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Kanserler, kalp-damar hastalıkları, nörolojik ve nöropsikiyatrik hastalıklar ile bağışıklık sistemiyle ilişkili birçok tablo bu gruba giriyor. “Risk genlerimiz olduğu gibi koruyucu genlerimiz de var” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik risk skorlarının artık daha ayrıntılı şekilde hesaplanabildiğini, ancak bu riskin hastalığa dönüşmesinde epigenetik düzenlemelerin önemli rol oynadığını vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Bir bireyde riskle ilişkili bir genetik varyantın bulunması, fenotipik sonucun kesinleştiği anlamına gelmez. Gen ekspresyonu ve biyolojik süreçler; epigenetik düzenlemeler ile yaşam tarzı ve çevresel etkileşimler tarafından dinamik biçimde şekillendirilir. Beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi, uyku düzeni, sigara kullanımı ve diğer çevresel faktörler genlerin işleyişini etkileyerek biyolojik risklerin ortaya çıkma olasılığını artırabilir ya da azaltabilir” diyor. </p>
<p><strong>Hastalık Riskini Bilmek Önemli </strong></p>
<p>Günümüzde genetik analizlerle; kalp-damar sağlığına ilişkin yatkınlıklar, bazı kanser türleri için risk profilleri, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklara genetik eğilimler ve bağışıklık sistemiyle ilişkili risk göstergeleri değerlendirilebiliyor. Ancak artık yalnızca “Hangi genetik varyantları taşıyoruz?” sorusu değil, “Bu genler nasıl ve ne düzeyde çalışıyor?” sorusu da önem kazanıyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı epigenetik analizler sayesinde hücre düzeyinde biyolojik yaşlanma göstergeleri, hücresel stres yanıtları ve bazı hastalık süreçlerinin erken izlerinin saptanabildiğine dikkat çekiyor: “Örneğin 10 yıl sonra Parkinson hastalığına yakalanma riskinizin olduğunu bilmek, hastalığı tamamen engelleyeceğiniz anlamına gelmez; fakat zihinsel aktiviteyi artırmak, beslenmeyi düzenlemek, egzersiz yapmak gibi epigenetik etkisi olan yaşam değişiklikleriyle süreci yavaşlatma şansınız olabilir”… </p>
<p><strong>Artık Kişiye Özel Tıp Gündemde </strong></p>
<p>Geleceğin tıbbı artık tedavi edici olmaktan çok önleyici ve kişiselleştirilmiş bir yapıya evriliyor. Bu süreçte tıp, genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik ve bilgisayar bilimleri bir araya gelerek disiplinler arası bir yaklaşım geliştiriliyor. Özellikle kanser tedavisinde kullanılan “akıllı ilaçlar”, tümörün moleküler ve genetik özelliklerine göre belirleniyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kanser hücresinin hangi moleküler yolağı kullandığını analiz ederek, o yolu hedefleyen ilaç seçilebiliyor. Üstelik yalnızca tümörün genetiği değil, hastanın ilaca nasıl yanıt vereceği de genetik ve epigenetik belirteçlerle öngörülebiliyor” diyor.</p>
<p>Bu yaklaşım sadece kanserle sınırlı değil. Bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler ve psikiyatrik ilaçlar için de farmakogenetik testler sayesinde kişiye en uygun doz ve ilaç seçimi yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Kimler Genetik Test Yaptırmalı</strong></p>
<p>Tek gen hastalıklarında, hastalıkla güçlü şekilde ilişkili bir patojenik varyantın taşınması durumunda klinik tablonun ortaya çıkma olasılığı oldukça yüksek. Bu nedenle ülkemizde ve birçok ülkede bazı tek gen hastalıkları için yenidoğan tarama programları uygulanıyor; ayrıca evlilik öncesi veya gebelik planlaması döneminde taşıyıcılık taramaları (örneğin SMA için) yapılıyor. Buna karşılık kronik ve çok faktörlü hastalıklarda genetik yapı tek başına belirleyici olmadığı için toplum genelinde yaygın tarama programları bulunmuyor. Ancak ailesinde birden fazla kanser olgusu olanlar, erken yaşta kalp-damar hastalığı görülen bireyler ve nörolojik hastalık öyküsü bulunan aileler için genetik danışmanlık ve uygun genetik analizler önerilebiliyor. </p>
<p>Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki yıllarda genetik ve epigenetik analizlerin daha erişilebilir hale geleceğini belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:</p>
<p>“Önümüzdeki 10 yıl içinde, yalnızca hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanan bir yaklaşımdan; riskleri daha erken dönemde değerlendirmeyi ve yönetmeyi hedefleyen bir sağlık modeline doğru bir dönüşüm görebiliriz. Genetik ve epigenetik veriler sayesinde özellikle bazı kronik hastalıklarda risklerin daha erken yaşlarda fark edilmesi ve uygun yaşam düzenlemeleriyle sürecin daha yakından izlenmesi mümkün olabilir”…</p>
<p><strong>Hedef Sağlıklı Yaşlanmak </strong></p>
<p>Yaşam süresi uzuyor; ancak asıl mesele sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmek. “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik ve epigenetik analizlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahip olduğunu da vurguluyor. Sonuç olarak, geleceğin tıbbında yalnızca DNA haritamız değil; bu bilginin nasıl yorumlandığı, genlerin hangi koşullarda nasıl çalıştığı ve yaşam biçimimizin bu süreci nasıl etkileyebileceği giderek daha fazla önem kazanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141">Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[ailede]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[taramalara]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor. Düzenli taramalar sayesinde risk grubunda olunsa da kolon kanseri erken dönemde saptanabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mürşit Dinçer, kolon kanserinin tanı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Polipler henüz kansere dönüşmeden çıkarılabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alır ve kansere bağlı yaşam kayıplarının önemli bir bölümünden sorumludur. Hastalık çoğunlukla kalın bağırsağın veya rektumun mukozasından gelişmektedir. Birçok vakada süreç, başlangıçta iyi huylu olan adenomatöz poliplerin yıllar içerisinde kötü huylu olan malign lezyonlara dönüşüm göstermesi ile ilerlemektedir. Bu dönüşümün uzun bir zaman diliminde gerçekleşmesi ise kolon kanserinin erken tanı ve önleme açısından önemli bir fırsat sunmasına olanak sağlar. Düzenli tarama programları sayesinde polipler henüz kansere dönüşmeden tespit edilip çıkarılabilir.</p>
<p><strong>50 yaş altı kolon kanserindeki artış dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Son yıllarda kolon kanseri görülme sıklığında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir. Bu artış özellikle 50 yaş altındaki bireylerde daha belirgin haldedir. Batı tipi beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşması, işlenmiş ve rafine gıdaların daha fazla tüketilmesi, liften fakir diyetler, obezite görülme sıklığındaki artış ve fiziksel aktivitenin azalması bu yükselişte önemli rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyotasında meydana gelen değişiklikler, yaşam süresinin uzaması ve tanı yöntemlerinin gelişmesi de bildirilen vaka sayılarının artmasına katkıda bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Baba 50 yaşında tanı almışsa çocuk 40 yaşında taramalara başlamalı</strong></p>
<p>Kolon kanseri, düzenli tarama programları sayesinde erken evrede saptanabilen ve hatta polip aşamasında önlenebilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Ortalama risk grubunda yer alan bireylerde tarama programlarına genellikle 45 yaşında başlanması önerilmektedir. Gaitada gizli kan testi yılda bir veya iki yılda bir uygulanabilmekte, kolonoskopi ise yaklaşık 10 yılda bir yapılması önerilen ve tanı açısından altın standart olarak kabul edilen yöntemlerden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Aile öyküsü bulunanlar, daha önce polip saptananlar veya inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireyler yüksek risk grubunda yer almakta; bu kişilerde taramaların daha erken yaşta başlatılması ve daha sık aralıklarla yapılması önerilmektedir. Ailede kolon kanseri kaç yaşında saptanmışsa bu yaştan 10 yaş önce tarama programlarına başlamak gerekir. Örneğin; anne ya da baba 50 yaşında kolon kanseri tanısı almışsa çocukları 40 yaşında taramalara başlamalıdır.</p>
<p><strong>Fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimine dikkat!</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları kolon kanseri gelişiminde önemli rol oynar. Lif açısından zengin beslenme, bağırsak geçiş süresini kısaltmakta ve potansiyel kanserojen maddelerin bağırsak mukozası ile temas süresini azaltmaktadır. Ayrıca lifli gıdaların bağırsak mikrobiyotasını olumlu yönde etkilediği ve inflamasyonu azaltabildiği gösterilmektedir. İşlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis gibi), aşırı kırmızı et tüketimi ve yüksek oranda rafine şeker içeren gıdaların ise risk artışı ile ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Buna karşılık tam tahıllar, sebzeler (özellikle turpgiller), meyveler, baklagiller ve fermente süt ürünleri bağırsak sağlığını destekleyen besinler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Değiştirilebilir faktörlere dikkat ederek kanser riskini azaltın</strong></p>
<p>Kolon kanseri açısından risk faktörleri değiştirilemeyen ve değiştirilebilir faktörler olarak iki ana grupta toplanmaktadır. İleri yaş, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, kalıtsal kanser sendromları ve inflamatuar bağırsak hastalıkları başlıca değiştirilemeyen risk faktörleridir. Buna karşılık obezite, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı, fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimi ile liften fakir beslenme önlenebilir ya da azaltılabilir risk faktörleri arasındadır. Kolon kanseri büyük ölçüde önlenebilir ve erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı yüksek olan bir hastalıktır. Bu anlamda toplumda farkındalığın artırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi, düzenli fiziksel aktivite ve uygun yaşta başlatılan tarama programlarının yaygınlaştırılması önemlidir.</p>
<p><strong>Doğru zamanda cerrahi müdahale kolon kanserinde hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Erken evrede tespit edilen tümörlerde, kanserli bağırsak bölgesi çıkarılıp ve çevresindeki lenf düğümleri temizlenebilir. Cerrahi sırasında kullanılan yöntemler hastanın durumuna ve tümörün yerine göre değişir. Açık cerrahi yöntemlerinin yanı sıra laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri de yaygın şekilde uygulanır. Laparoskopik ve robotik yöntemler, karın bölgesinde küçük kesilerle operasyon yapılmasını sağlar bu da iyileşme süresini kısaltır ve hastaların günlük yaşama dönüşünü hızlandırır. Gerekli görüldüğünde hastalığın evresine göre cerrahi öncesi veya sonrası kemoterapi ve radyoterapi de uygulanabilir. Kolon kanserinde her kanser türünde olduğu gibi kişiye özel tedavi planları hazırlanır. Düzenli takipler ile cerrahi sonrası hastalığın tekrarlama riski izlenir ve koruyucu önlemler alınır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-2-618343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Özlem Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[Tarama Programı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-2-618343">Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1.9 milyon, ülkemizde ise 20 bini aşkın kişinin bu hastalığa yakalandığı belirtiliyor. Üstelik eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen kolon kanserine, günümüzde 40’lı yaşlarda, hatta genç erişkinlerde daha sık rastlanıyor. Son yıllarda obezitenin artması, hareketsiz bir yaşam sürülmesi ve fast food tipi beslenmenin bu artışta etkili olduğu belirtiliyor. Kolon kanseri en yaygın görülen kanserler arasında 3’üncü sırada yer alırken, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında da 2’inci sıraya yükseliyor. En ölümcül kanserlerde üst sıralarda yer almasının sebebi ise genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermeden sinsice ilerlemesi!<strong> </strong>Bu nedenle tarama programı kritik önem taşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez,</strong> kolon kanserinin önemli bir bölümünün aslında tarama programı ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle önlenebildiğine dikkat çekerek,  “Kolon kanseri tedavi edilmediğinde veya ileri evrede tanı aldığında yaşamı tehdit edebilen bir hastalıktır.  Bununla birlikte, bu kanserin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesidir” diyor. </p>
<p><strong>Her iki yılda bir tarama testi şart! </strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, bu nedenle düzenli yapılan tarama programının kolon kanserinde yaşamsal önem taşıdığını belirterek, şu bilgileri veriyor: “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın ulusal tarama programı; 50–70 yaş aralığında iki yılda bir gaitada gizli kan testi ve ayrıca 10 yılda bir kolonoskopi şeklindedir. Hiçbir şikayet olmasa bile tarama yaptırmak; dışkıda kan, dışkılama alışkanlığında değişiklik ve demir eksikliği anemisi gibi bulguları önemsemek,  hayat kurtarır.”  Prof. Dr. Özlem Sönmez, sağlıklı beslenmenin, düzenli hareket etmenin, ideal kiloyu korumanın ve sigara ile alkolden uzak durmanın ise kolon kanseri riskini azaltmanın temel taşlarını oluşturduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>En yaygın nedeni polipler! </strong></p>
<p>Kalın bağırsağın (kolon) iç yüzeyini döşeyen hücrelerde gelişen kötü huylu tümörler olan kolon kanseri, “kolorektal kanser” başlığı altında rektum kanseriyle birlikte değerlendiriliyor. İlerleyen yaş, aile öyküsü, erkek olmak, kalıtsal sendromlar (Lynch sendromu, ailesel adenomatöz polipozis) veya inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi kronik inflamasyon ve  radyasyona maruz kalmak, kolon kanseri için değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor.   En yaygın görülen ve önlenebilir riskler arasında ise “Obezite, hareketsiz yaşam, kırmızı ile işlenmiş etten zengin ve liften fakir beslenme, sigara ile alkol kullanımı” yer alıyor. Ancak, kolon kanserinin yaklaşık yüzde 90 gibi önemli bir oranından polipler sorumlu oluyor. Polip olarak başlayan iyi huylu lezyonların bir bölümü yıllar içinde genetik ve epigenetik değişiklikler sonucu kansere dönüşüyor. Bu nedenle, poliplerin tarama kolonoskopisiyle saptanıp çıkarılması, kanser gelişimini önleyebilen temel yaklaşımı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ailede öyküsünde risk yaklaşık 4 kat artıyor! </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; birinci derece akrabasında (anne, baba, kardeş) kolorektal kanser öyküsü olan kişilerde risk genel nüfusa göre yaklaşık 2–4 kat artıyor. Akrabanın genç yaşta tanı alması ve ailede bir kişiden fazla görülmesi riski daha da yükseltiyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez,<strong> </strong>risk grubunda olan kişilerin taramalara daha erken yaşta başlamaları gerektiğini belirterek, “Kolonoskopi taramasına 40 yaşında veya ailedeki en erken tanı yaşından 10 yıl önce (hangisi daha erkense) başlamaları gerekmektedir.   Bulgulara göre hastalar genellikle 5 yılda bir izlenmektedir. Şüpheli semptom varlığında ise yaş beklenmeden değerlendirme yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Bu sorunlarda zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>Kolon kanseri ve kanser öncülü polipler uzun süre belirti vermeden sinsice ilerleyebiliyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinde en sık görülen belirtileri “Dışkılama alışkanlığında değişiklik (ishal-kabızlıkta yeni başlayan veya kalıcı değişim), dışkıda kan/ makattan kanama, nedensiz demir eksikliği anemisi, karın ağrısı–şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik” olarak sıralıyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez,<strong> </strong>bu belirtilerin özellikle 40 yaş üstünde veya aile öyküsü olanlarda “basit bir sorun” gibi görülmeden hızlıca hekime başvurmayı gerektirdiğini vurguluyor</p>
<p><strong>Erken evrede tam şifa mümkün!</strong></p>
<p>Doğru zamanda yapılan tarama ve zamanında cerrahi, hastalığın doğal seyrini kökten değiştirebiliyor, gecikme ise tedaviyi daha karmaşık hale getiriyor. <strong> </strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, erken evrede yakalanan kolon kanserinde tam şifanın mümkün olduğunu vurguluyor. Tedavinin omurgasını genellikle cerrahi yöntemin oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Özlem Sönmez, sözlerine şöyle devam ediyor: “Patolojiye<strong> </strong>ve evresine göre bazı hastalarda ek tedaviler, özellikle lenf nodu tutulumu gibi risk faktörleri varsa, kemoterapi planlanmaktadır. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserle savaşmasını sağlayan immünoterapi ilaçları, özellikle bazı özel genetik özelliklere sahip hastalarda 2017 yılından itibaren kullanılmaktadır ve tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Kanser hücrelerinin büyümesini hedef alan akıllı ilaçlar da yaklaşık 2000’li yıllardan bu yana uygun hastalarda kullanılarak tedavinin kişiye özel planlanmasına yardımcı olmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-2-618343">Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-618101</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Özlem Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[Tarama Programı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-618101">Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri, görülme sıklığı ve ölüm oranlarıyla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1.9 milyon, ülkemizde ise 20 bini aşkın kişinin bu hastalığa yakalandığı belirtiliyor. Üstelik eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen kolon kanserine, günümüzde 40’lı yaşlarda, hatta genç erişkinlerde daha sık rastlanıyor. Son yıllarda obezitenin artması, hareketsiz bir yaşam sürülmesi ve fast food tipi beslenmenin bu artışta etkili olduğu belirtiliyor. Kolon kanseri en yaygın görülen kanserler arasında 3’üncü sırada yer alırken, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında da 2’inci sıraya yükseliyor. En ölümcül kanserlerde üst sıralarda yer almasının sebebi ise genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermeden sinsice ilerlemesi!<strong> </strong>Bu nedenle tarama programı kritik önem taşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez,</strong> kolon kanserinin önemli bir bölümünün aslında tarama programı ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle önlenebildiğine dikkat çekerek,  “Kolon kanseri tedavi edilmediğinde veya ileri evrede tanı aldığında yaşamı tehdit edebilen bir hastalıktır.  Bununla birlikte, bu kanserin en önemli özelliği tarama programıyla erken yakalanabilmesi, hatta kolonoskopi yönteminde saptanan poliplerin kansere dönüşmeden çıkarılması sayesinde önlenebilmesidir” diyor. </p>
<p><strong>Her iki yılda bir tarama testi şart! </strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, bu nedenle düzenli yapılan tarama programının kolon kanserinde yaşamsal önem taşıdığını belirterek, şu bilgileri veriyor: “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın ulusal tarama programı; 50–70 yaş aralığında iki yılda bir gaitada gizli kan testi ve ayrıca 10 yılda bir kolonoskopi şeklindedir. Hiçbir şikayet olmasa bile tarama yaptırmak; dışkıda kan, dışkılama alışkanlığında değişiklik ve demir eksikliği anemisi gibi bulguları önemsemek,  hayat kurtarır.”  Prof. Dr. Özlem Sönmez, sağlıklı beslenmenin, düzenli hareket etmenin, ideal kiloyu korumanın ve sigara ile alkolden uzak durmanın ise kolon kanseri riskini azaltmanın temel taşlarını oluşturduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>En yaygın nedeni polipler! </strong></p>
<p>Kalın bağırsağın (kolon) iç yüzeyini döşeyen hücrelerde gelişen kötü huylu tümörler olan kolon kanseri, “kolorektal kanser” başlığı altında rektum kanseriyle birlikte değerlendiriliyor. İlerleyen yaş, aile öyküsü, erkek olmak, kalıtsal sendromlar (Lynch sendromu, ailesel adenomatöz polipozis) veya inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi kronik inflamasyon ve  radyasyona maruz kalmak, kolon kanseri için değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor.   En yaygın görülen ve önlenebilir riskler arasında ise “Obezite, hareketsiz yaşam, kırmızı ile işlenmiş etten zengin ve liften fakir beslenme, sigara ile alkol kullanımı” yer alıyor. Ancak, kolon kanserinin yaklaşık yüzde 90 gibi önemli bir oranından polipler sorumlu oluyor. Polip olarak başlayan iyi huylu lezyonların bir bölümü yıllar içinde genetik ve epigenetik değişiklikler sonucu kansere dönüşüyor. Bu nedenle, poliplerin tarama kolonoskopisiyle saptanıp çıkarılması, kanser gelişimini önleyebilen temel yaklaşımı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ailede öyküsünde risk yaklaşık 4 kat artıyor! </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; birinci derece akrabasında (anne, baba, kardeş) kolorektal kanser öyküsü olan kişilerde risk genel nüfusa göre yaklaşık 2–4 kat artıyor. Akrabanın genç yaşta tanı alması ve ailede bir kişiden fazla görülmesi riski daha da yükseltiyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez,<strong> </strong>risk grubunda olan kişilerin taramalara daha erken yaşta başlamaları gerektiğini belirterek, “Kolonoskopi taramasına 40 yaşında veya ailedeki en erken tanı yaşından 10 yıl önce (hangisi daha erkense) başlamaları gerekmektedir.   Bulgulara göre hastalar genellikle 5 yılda bir izlenmektedir. Şüpheli semptom varlığında ise yaş beklenmeden değerlendirme yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Bu sorunlarda zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>Kolon kanseri ve kanser öncülü polipler uzun süre belirti vermeden sinsice ilerleyebiliyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez, kolon kanserinde en sık görülen belirtileri “Dışkılama alışkanlığında değişiklik (ishal-kabızlıkta yeni başlayan veya kalıcı değişim), dışkıda kan/ makattan kanama, nedensiz demir eksikliği anemisi, karın ağrısı–şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik” olarak sıralıyor. Prof. Dr. Özlem Sönmez,<strong> </strong>bu belirtilerin özellikle 40 yaş üstünde veya aile öyküsü olanlarda “basit bir sorun” gibi görülmeden hızlıca hekime başvurmayı gerektirdiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Erken evrede tam şifa mümkün!</strong></p>
<p>Doğru zamanda yapılan tarama ve zamanında cerrahi, hastalığın doğal seyrini kökten değiştirebiliyor, gecikme ise tedaviyi daha karmaşık hale getiriyor. <strong> </strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez, erken evrede yakalanan kolon kanserinde tam şifanın mümkün olduğunu vurguluyor. Tedavinin omurgasını genellikle cerrahi yöntemin oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Özlem Sönmez, sözlerine şöyle devam ediyor: “Patolojiye<strong> </strong>ve evresine göre bazı hastalarda ek tedaviler, özellikle lenf nodu tutulumu gibi risk faktörleri varsa, kemoterapi planlanmaktadır. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserle savaşmasını sağlayan immünoterapi ilaçları, özellikle bazı özel genetik özelliklere sahip hastalarda 2017 yılından itibaren kullanılmaktadır ve tedavi seçeneklerini genişletmektedir. Kanser hücrelerinin büyümesini hedef alan akıllı ilaçlar da yaklaşık 2000’li yıllardan bu yana uygun hastalarda kullanılarak tedavinin kişiye özel planlanmasına yardımcı olmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-artik-genc-eriskinlerde-de-goruluyor-618101">Kolon kanseri artık genç erişkinlerde de görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 11:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kıskacında]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617799</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799">Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dünya Sağlık Teşkilatı’nın raporları okul şiddetinin küresel ölçekte arttığını gösteriyor. Siber zorbalık belirgin biçimde artıyor. Fiziksel şiddet bazı ülkelerde azalırken bazı ülkelerde artıyor. Türkiye’de de fiziksel şiddetin arttığı gözlemleniyor” dedi.</p>
<p><strong>Ergenlik dönemi nöropsikolojik olarak riskli bir evre</strong></p>
<p>Ergenlik döneminin beyin gelişimi açısından kritik bir süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, dürtü kontrolü ve karar verme süreçlerinin henüz tam olgunlaşmadığını ifade etti ve “Ergenlikte beynin prefrontal korteks dediğimiz, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgesi tam gelişmemiştir. Bu bölge beynin kaptan köşküdür. Bedensel gelişim ruhsal gelişimin önüne geçebilir. Bu nedenle ergenlik bazı literatürde ‘normal şizofrenik dönem’ olarak tanımlanır. Sıra dışı ve rasyonel olmayan davranışlar bu çağın doğasında vardır.” diye konuştu.</p>
<p>Ancak bu nöropsikolojik risklerin tek başına belirleyici olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukta adalet algısı varsa, sıcak, tutarlı ve sınır koyan ebeveynlik varsa, açık iletişim ortamı bulunuyorsa şiddet davranışı azalır. Adalet algısı zedelendiğinde çocuk kendini güvende hissetmez, ahlaki dışlanma yaşar ve şiddeti meşrulaştırır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Hem evde hem okulda adalet algısı bozulursa risk artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuğun hem evde hem okulda adaletsizlik algısı yaşamasının şiddet riskini ciddi şekilde artırdığını ifade ederek, “Eğer çocuk hem evde hem okulda kendini haksızlığa uğramış hissediyorsa depresyon ve şiddet eğilimi daha da artar. Bir tarafta güvenli alan varsa denge sağlanabilir. Ancak iki alanda da zedelenme varsa risk büyür.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Açık iletişimin olmadığı, çocuğun zorla konuşturulduğu ya da baskı altında tutulduğu ortamlarda riskin arttığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, özgürlük ve özerklik ihtiyacı karşılanmayan çocuğun kendini tehdit altında hissettiğini ve bu durumun ahlaki kuralları dışlamasına yol açabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk kendi ahlaki kurallarını oluşturmaya başlar ve şiddeti normalleştirir. Ailede, okulda ya da toplumda adalet algısının bozulması, şiddet artışında çok önemli bir rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Ergen zaten nöropsikolojik olarak hazır değil</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu prefrontal korteks bölgesinin henüz tam olgunlaşmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, adaletsizlik algısının bu süreci daha da zorlaştırdığını söyledi ve “Ergen adaletsizliğe uğradığını düşündüğünde mantıksal ve duygusal muhakemeyi birlikte kullanarak sağlıklı karar verme kapasitesi zaten sınırlıdır. Bunun üzerine bir de madde kullanımı eklenirse risk katlanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Alkol ve madde kullanımının beynin ön bölgesini devre dışı bıraktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde, en sağlıklı insanda bile beynin kaptan köşkü olan prefrontal korteksi baskılar. Kişi düşünmeden konuşur, düşünmeden davranır, birikmiş öfkesini kontrolsüz biçimde dışa vurur. Yanlış senaryolar üretir ve yanlış bir mağduriyet duygusu geliştirir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Bu mağduriyet algısının hem evde hem okulda yaşanması durumunda depresyon ve şiddet riskinin daha da arttığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer çocuk yalnızca bir alanda sorun yaşıyorsa diğer alan denge sağlayabilir. Ancak hem evde hem okulda adalet algısı zedelenmişse şiddet ihtimali yükselir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Madde kullanımının riski ciddi biçimde artırdığını da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde kullanan bir çocuğun okula gitmesi sakıncalıdır. Tedavi gören bir öğrencinin ‘okula gidebilir’ raporu olmadan okula dönmemesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Okul iklimi adalet algısıyla doğrudan bağlantılı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, adalet algısının zedelenmesinin okul iklimini de olumsuz etkilediğini belirterek, “Açık, şeffaf, hesap verebilir ve sorgulanabilir bir sistem yoksa adalet algısı bozulur. Aidiyet duygusu zayıflar. Öğretmenle güven ilişkisi zarar görür. Öğrenci kendini güvende hissetmez.” diye konuştu.</p>
<p>Araştırmaların zorbalık eğilimleri ile okul iklimi arasında güçlü bir ilişki gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr.  Tarhan, adil kurallara sahip, herkese eşit davranan bir okul yönetiminin öğrencilerin güven duygusunu artırdığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Gençler sorunlarının çözülebileceğine inanırsa şiddete başvurma ihtimali azalır.” dedi.</p>
<p><strong>Travmaya duyarlı okullar yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ABD’de “travmaya duyarlı okul” modelinin yaygınlaşmaya başladığını dile getirerek, “Okul şiddeti ABD’de çok yüksek. Okula silah götüren öğrenci sayısının yüz binlerle ifade edildiği bir tablo var. Bu nedenle travmaya duyarlı okullar açılıyor. Bu okullarda sadece akademik disiplin değil, sosyal ve duygusal öğrenme programları uygulanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu kapsamda öğrencilere sosyal-duygusal beceriler, mindfulness uygulamaları ve pozitif psikoloji temelli çalışmalar yapıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlığı artan bir çocuk hem kendi içindeki şiddeti hem de başkasının şiddetini yönetebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital çözüm merkezleri kurulmalı</strong></p>
<p>Okul ikliminde normların net biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Haksızlığa uğrayan öğrenciler için dijital çözüm merkezleri oluşturulmalı. Çocuk yaşadığı sorunu mesaj yoluyla iletebilmeli ve belirli süre içinde geri dönüş alabilmeli. Böyle bir sistem işlerse çocuk duygularını biriktirmez, ifade eder ve şiddet riski azalır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dili ile “çember etkisi”…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençlerin davranış repertuarını doğrudan etkilediğini belirterek, buna “çember etkisi” adını verdi.</p>
<p>Toplumu iç içe geçmiş halkalara benzeten Prof. Dr. Tarhan, “En iç halkada yöneticiler vardır. Yöneticinin küçük bir hatası ya da kullandığı bir öfke dili, geniş halkalara büyüyerek yansır. Çocuklar ve gençler model alarak öğrenir. Makro modelde öfke varsa mikro modelde de öfke olur.” dedi.</p>
<p>Lider konumundaki kişilerin öfkeyi sorun çözme ya da hak arama yöntemi gibi kullanmasının gençler üzerinde güçlü bir model etkisi oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beynin karar verici bölgesi olan frontal korteks 20-25 yaşına kadar tam olgunlaşmaz. 12-15 yaş en riskli dönemdir. 15-25 yaş ikinci derecede risklidir. Bu süreçte gençlerin yaptığı davranışın sonucunu fark etme ve doğru-yanlışı ayırt etme kapasitesi henüz gelişim halindedir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hukuki, sosyal ve ahlaki normlar birlikte korunmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, şiddetin yalnızca bireysel değil normatif bir sorun olduğuna işaret ederek, üç temel normun korunması gerektiğini söyledi ve “Hukuki normlara uymamak en ağır şiddet davranışıdır. Sosyal normlara uymamak, psikolojik taciz gibi davranışları artırır. Ahlaki normların zedelenmesi de farklı şiddet türlerine yol açar. Bu üç norm dengeli biçimde korunmalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toplumsal travmaların bu normları zayıflatabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Pandemide yetişkinler yeni düzene adapte oldu ancak ergenler zorlandı. Beklenti ileri yaş gruplarının daha çok etkileneceği yönündeydi fakat en çok ergenler etkilendi. Sosyal medya ile aşırı temas kurdular, gelişimlerine uygun olmayan içeriklere maruz kaldılar.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Ailede açık iletişim, sınır ve duygu koçluğu eksikliği olduğunda gençlerin stresle başa çıkmak için sosyal medyaya yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “15 yaş altına sosyal medya hesabı açılması mutlaka sınırlandırılmalı. Sosyal medya şiddeti anonimleştiriyor ve sıradanlaştırıyor. Bu çok tehlikeli. Kötülüğü normalleştiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Siber zorbalık davranış eşiğini düşürüyor</strong></p>
<p>Siber zorbalığın çevrimiçi ortamda oluşan bir “cesaret” duygusu ürettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çevrimiçi ortamda anonimlik hissi oluşuyor. Şiddet sıradanlaşıyor ve normalleşiyor. Oysa yüz yüze ortamda kişi ‘dur, düşün, eyleme geç’ mekanizmasını kullanabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu mekanizmanın beynin ön bölgesiyle ilgili olduğunu vurgulayarak, “Beynin fren mekanizması GABA sistemiyle, gaz mekanizması ise glutamat sistemiyle ilgilidir. Ergenlerde fren sistemi zayıf, gaz sistemi daha aktiftir. Bu nedenle gençler freni zayıf bir otomobil gibi hareket edebilir.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Aile ortamında sıcak, tutarlı ve sınır koyan bir iletişim varsa çocuğun dürtülerini daha iyi yönetebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk böyle bir ortamda yaşadığında öfkesini ailesiyle konuşur, ‘dur ve düşün’ becerisini geliştirebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Alkol beyindeki fren sistemini zayıflatıyor</strong></p>
<p>Alkol ve bağımlılık yapan maddelerin beynin “fren mekanizmasını” bozduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Alkol, beyindeki birçok reseptöre bağlanır ancak en belirgin etkisi GABA sistemi üzerindedir. Bu sistem beynin fren mekanizmasıdır. Fren devre dışı kaldığında kişi, gaz sistemi olarak tanımlanan glutamat sisteminin etkisiyle hareket eder. Bu da kontrol kaybına yol açar.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Bağımlılık beynin ödül sistemiyle ilgili</strong></p>
<p>Bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle bağlantılı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, dopaminin bu süreçte temel rol oynadığını ifade etti. Özellikle ergenlik döneminde anlık haz arayışının yüksek olduğuna dikkat çeken Tarhan, sosyal ve duygusal becerilerin yeterince gelişmemiş olması halinde riskin arttığını söyledi ve “Eğer aile yalnızca akademik başarıya odaklanıyorsa ve sosyal-duygusal öğrenme ihmal ediliyorsa, çocukta dürtü kontrolü zayıf olur. Bu beceriler yaşayarak ve aile içindeki psikolojik iklimle gelişir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Üç ebeveynlik tarzı şiddeti tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyi niyetle benimsenen bazı ebeveynlik tutumlarının çocuklarda öfke ve şiddet davranışlarını artırabildiğini belirterek, üç modele dikkat çekti. Baskıcı ve itaati yücelten aile yapısında sürekli eleştirilen çocukların duygularını bastırdığını, ergenlik döneminde ise ya yoğun bir isyan geliştirdiğini ya da öfkesini kendinden daha zayıf kişilere yönelttiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu durumun aile içinde adalet algısını zedeleyerek korku ve güvensizlik kültürüne yol açabileceğini vurguladı.</p>
<p>İhmalkâr ve gevşek disiplinli ailelerde ise sınırların belirsizliği ve yetersiz ilgi nedeniyle çocuğun ilgiyi sevgiyle karıştırdığını, dikkat çekmek için öfke ve şiddet davranışlarına başvurabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aşırı koruyucu, “helikopter” ebeveynlikte ise çocuğun problem çözme becerilerinin yeterince gelişmediğini engellenme karşısında daha kolay şiddete yönelebileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Okullarda akran zorbalığına karşı dijital çözümler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığıyla mücadelede dünyada çeşitli yazılımların geliştirildiğini de aktararak, bu sistemlerde zorbalığa maruz kalan öğrencilerin dijital platformlar üzerinden sorular sorabildiğini, yönlendirmeler alabildiğini ve ihtiyaç halinde rehber öğretmene başvurabildiğini söyledi.</p>
<p>Şiddetin önlenmesinde aile, okul ve toplumsal normların birlikte ele alınması gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde sosyal ve duygusal eğitimin güçlendirilmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Okullarda sosyal-duygusal öğrenme programları uygulanmalı</strong></p>
<p>Travmaya duyarlı okul modelinin özellikle gelişmiş ülkelerde yaygınlaştığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu okullarda öğrencilere bilinçli farkındalık (mindfulness), öz bilinç, öz yönetim, empati ve ilişki yönetimi gibi becerilerin kazandırıldığını ifade etti.</p>
<p>Rehber öğretmenler eşliğinde uygulanan programlarda çocukların önce kendilerini tanımayı, ardından duygu ve dürtülerini yönetmeyi öğrendiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, sosyal bilinç ve empati çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu söyledi ve “Bu beceriler okulda ve ailede öğretilmezse çocuklar sosyal medyadan yanlış sosyal-duygusal modeller öğreniyor. Günümüzde çocuklar en çok neye maruz kalıyorsa onu modelliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Madde kullanımı ve ruhsal bozukluk birlikteliği risk artırıyor</strong></p>
<p>Çocuk ruh sağlığı tedavisinden taburcu edilen ergenlerde okul ve kurumlarla etik çerçevede bilgilendirme mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Duygu durum bozukluğu duyguları yönetememe hastalığıdır. Buna bir de madde kullanımı eklendiğinde şiddet davranışı riski yükselir. Bu grup en çok intihar vakalarında ve şiddet olaylarında karşımıza çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu nedenle yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bağımlılık tedavisinde rehabilitasyonun ve “üçüncül koruma” programlarının zorunlu olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Güç gösterisini yücelten kültürler riski artırıyor</strong></p>
<p>Toplumda güç gösterisinin erkeklik normu olarak sunulmasının da şiddeti beslediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Şiddetin erkeklik hakkı gibi sunulduğu bir kültürde çocuğun şiddete yönelmemesi çok zor. Hem aileden hem çevreden bunu öğreniyor ve onay görüyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlık eğitimi önerisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çözüm olarak sıcak, tutarlı ve sınır koyan aile ve okul ortamlarının oluşturulması gerektiğini dile getirerek, açık iletişimin hâkim olduğu, sosyal ve duygusal becerilerin sistematik şekilde öğretildiği bir eğitim modeline ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<p>Bilimsel metodolojisi “psikolojik sağlamlık eğitimi” olan programların müfredata eklenmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, empati eğitiminin özellikle önem taşıdığını vurguladı ve “Empati yoksunluğu şiddetin temel nedenlerinden biridir. Çocuğa yaptığı davranışın karşı tarafta ne hissettireceğini öğretmeden kalıcı değişim sağlanamaz” dedi.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde çocuk rehabilitasyon merkezlerinde empati farkındalığı oluşmadan taburcu işlemi yapılmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kalıcı çözüm için tedavi ile birlikte rehabilitasyon ve sosyal-duygusal eğitim programlarının birlikte yürütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799">Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[İşitme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulaklıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[şitme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Ses]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulaklarımız çevremizi ve dünyayı algılamamızda önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde modern yaşamın getirdiği gürültü kirliliği, yanlış alışkanlıklar ve ihmaller, işitme sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302">Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulaklarımız çevremizi ve dünyayı algılamamızda önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde modern yaşamın getirdiği gürültü kirliliği, yanlış alışkanlıklar ve ihmaller, işitme sağlığını tehdit ediyor. Son yıllarda özellikle gençler arasında yaygın olarak kullanılan kulaklıklar; müzik veya podcast dinlemek, telefonla konuşmak için günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ancak yanlış kullanım, özellikle yüksek ses seviyeleri ve uzun süreli maruziyet, kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne göre, dünya genelinde 1,5 milyardan fazla insan işitme kaybı riski altında ve erken önlem alınmazsa kalıcı hasarların artacağı öngörülüyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt, “3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü” nedeniyle, kulaklıkların işitme sağlığına olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yanlış kulaklık kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor</strong></p>
<p>Kulak sağlığı sadece işitmeyi değil; dengeyi, iletişim becerilerini ve genel yaşam kalitesini de etkiler. Yüksek seslere maruz kalmak, enfeksiyonlar ve yanlış temizlik yöntemleri gibi faktörler, geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Kulaklıklar da en büyük risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Kulaklık kullanımı moderasyonla faydalı olabilir ancak ihmal edildiğinde işitme kaybı, ağrı veya enfeksiyon gibi sorunlar görülebilir. Bu belirtiler fark edilirse, bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak önemlidir. </p>
<p><strong>Kalıcı işitme kaybına yol açabilir</strong></p>
<p>Kulaklıkların aşırı kullanımı, yüksek ses seviyeleri nedeniyle iç kulaktaki tüylü hücreleri tahrip ederek kalıcı işitme kaybına ve kulak çınlamasına neden olabilir; bu, özellikle gençlerde yaygın bir risk faktörüdür. Kulak içi modeller, kulak kanalında nem ve bakteri birikimine yol açarak enfeksiyonlara davetiye çıkarırken, kulak üstü çeşitler uzun süreli baskıdan kaynaklı baş ağrısı ve cilt irritasyonuna sebep olur. Kablosuz kulaklıklar ise radyofrekans sinyalleriyle beyne yakın konumda elektromanyetik maruziyet yaratabilir ancak bu etkinin kesin zararları henüz bilimsel olarak tam kanıtlanmamıştır.</p>
<p><strong>Kulaklıklar yanlış kullanımda şu riskleri içeriyor;</strong></p>
<ul>
<li><strong>İşitme kaybı riski: </strong>Kulaklıkların en yaygın zararı, yüksek ses seviyelerinde uzun süre kullanım sonucu oluşan işitme kaybıdır. İç kulaktaki hassas tüylü hücreler (koklear hücreler), yüksek desibelli seslere maruz kaldığında hasar görür ve bu hücreler yenilenmez. Örneğin, 85 desibelin üzerindeki seslere 8 saatten fazla maruz kalmak, kalıcı işitme kaybına yol açabilir. Kulak içi kulaklıklar, sesi doğrudan kulak zarına ilettiği için bu riski artırır; kulak üstü modellerde ise ses biraz daha dağılır, ancak uzun kullanımda benzer sorunlar yaşanabilir. Araştırmalar, kulaklıkla müzik dinleyenlerin %10&#8217;unda işitme kaybı ve ilgili problemler görüldüğünü gösteriyor. Ayrıca, tinnitus (kulak çınlaması) gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.</li>
<li><strong>Enfeksiyon ve bakteri artışı: </strong>Kulak içi kulaklıklar, kulak kanalındaki nem ve sıcaklığı artırarak bakteri üremesini teşvik eder. Bu, dış kulak yolu enfeksiyonlarına veya kulak kiri birikimlerine neden olabilir. Paylaşılan veya temizlenmeyen kulaklıklar, bakteri sayısını 10-12 kat artırabilir ve enfeksiyon riskini yükseltir. Kulak üstü modellerde ise baskıdan kaynaklı tahriş ve baş ağrıları daha sık görülür.</li>
<li><strong>Baş ağrısı ve rahatsızlık</strong>: Uzun süreli kullanım, kulak çevresinde baskı yaratır ve migren benzeri ağrılara yol açabilir.</li>
<li><strong>Denge ve genel sağlık etkileri</strong>: Yüksek ses, iç kulaktaki denge mekanizmasını etkileyebilir, nadir de olsa vertigo gibi sorunlara neden olur.</li>
<li><strong>Sistemik riskler:</strong> Bazı ilaçlar veya mevcut hastalıklar (örneğin diyabet), kulak hassasiyetini artırarak zararı büyütür.</li>
</ul>
<p> <strong>Kulak sağlığını korumak için bu kurallara uyun</strong></p>
<p><strong>60/60 Kuralı:</strong> Ses seviyesini cihazın maksimumunun %60&#8217;ıyla sınırlayın ve günde 60 dakikadan fazla kullanmayın.</p>
<p><strong>Temizlik:</strong> Kulaklıkları düzenli dezenfekte edin, başkalarının kullanmasına izin vermeyin. </p>
<p><strong>Model seçimi:</strong> Mümkünse kulak üstü modelleri tercih edin; kulak içi olanlarda silikon uçları doğru boyutta seçin.</p>
<p><strong>Düzenli kontrol</strong>: Özellikle gençlerde ve yüksek sesli ortamda çalışanlarda yıllık işitme testi yaptırın.</p>
<p><strong>Alternatifler:</strong> Hoparlör kullanmayı veya sessiz ortamları tercih edin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302">Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[faktörüne]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolorektal Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor. Genetik faktörler, obezite, düzensiz beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı gibi faktörler kolorektal kanserlere zemin hazırlayabiliyor. 45 yaş üzerinde, her iki cinsiyette de daha sık görülmeye başlayan bu kanserler, kalın bağırsağın iç yüzeyinde gelişen poliplerin zamanla kanserleşmesi ile ortaya çıkıyor. Kolonoskopisi ile erken teşhis edilebilen kolon kanseri ilk 5 yıllık süreçte sağ kalımı % 90 oranında artırabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Erdem Akbal, 1-31 Mart Kolon Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında kolon kanserinin nedenleri, erken teşhisin önemi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Kolon (kalın bağırsak) kanseri, tüm dünya ile birlikte ülkemizde de hem erkeklerde hem kadınlarda en sık görülen kanserler arasında üçüncü sırada, kansere bağlı ölümler açısından ise ikinci sarıda gelmektedir. Kolon kanserinin dünyada görülme sıklığı incelendiğinde tüm dünyada  artış eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Ancak bununla birlikte erken tanı ve tarama programlarının yaygınlaştırılması da hastalığın tedavisinde önemli oranda artış olduğu ortaya çıkmıştır. Kolorektal kanserlerin büyük çoğunluğu adenomatöz poliplerden gelişmektedir. Adenom–karsinom sekansı olarak tanımlanan bu süreç genellikle 5–10 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Bu biyolojik süreç, hastalığın tarama programları ile erken evrede saptanmasına ve hatta premalign lezyon aşamasında önlenmesine olanak tanımaktadır.</p>
<p><strong>Tarama 45 yaş sonrası olarak güncellendi</strong></p>
<p>Kalın bağırsak ve rektum kanserleri ailesel, genetik geçişli ve rastlantısal olarak üç sebeple ortaya çıkmaktadır. Kromozom bozukluğu, genetik yapıdaki yapısal ve kimyasal değişimler de kanser sürecinin sebepleri arasında yer almaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kolon kanserinin görülme yaşının giderek daha erken yaş gruplarına kaydığını ortaya koymuştur. Bu nedenle birçok uluslararası kılavuz, ortalama riskli bireylerde tarama başlangıç yaşını 45 olarak güncellemiştir. Bu yaklaşım, erken başlangıçlı kolorektal kanser vakalarındaki artışa karşı koruyucu bir strateji olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Ailenizde kalın bağırsak kanseri varsa…</strong></p>
<p>Kolon kanseri gelişiminde genetik ve çevresel faktörler birlikte rol oynamaktadır. Ailesinde birden fazla kalın bağırsak kanseri olan, kolonoskopide 1 cm’den büyük, yüksek derecede farklılaşma gösteren polip bulunanların diğer aile bireylerinde de kanser riskinin arttığı göstermektedir. Kolorektal kanserini artıran başlıca sebepler şunlardır;</p>
<ol>
<li>45 yaş ve üzeri olmak</li>
<li>Ailede kolorektal kanser öyküsü</li>
<li>Obezite ve metabolik sendrom</li>
<li>Sedanter yaşam tarzı</li>
<li>Liften fakir, kırmızı ve işlenmiş etten zengin beslenme</li>
<li>Sigara ve aşırı alkol tüketimi</li>
<li>İnflamatuvar bağırsak hastalıkları</li>
</ol>
<p><strong>Kolorektal kanserler belirti vermeden ilerliyor</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler çoğu zaman erken evrede hiçbir belirti vermeden seyretmektedir. Semptomlar genellikle hastalık ilerlediğinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle tarama programlarının semptomdan bağımsız olarak yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. İleri evredeki kolorektal kanserin belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Dışkılama alışkanlığında değişiklik</li>
<li>Rektal kanama</li>
<li>Demir eksikliği anemisi</li>
<li>Karın ağrısı</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Kolonoskopi teşhis ve tedavide önemli kolaylık sağlıyor</strong></p>
<p>Kolonoskopi, kolorektal kanser taramasında altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Kononoskopi, tanının yanı sıra tedavi ve iyileşmede de hasta için önemli bir avantaj sağlamaktadır. Çünkü aynı işlem sırasında poliplerin çıkarılabilmesi, kolon kanserini önleyici etkisinin temelini oluşturmaktadır. Normal bir kolonoskopi sonrası ortalama riskli bireylerde genellikle 10 yıl arayla tekrar önerilmektedir. Ancak bu süre, bireysel risk faktörlerine ve saptanan lezyonların özelliklerine göre değişiklik de gösterebilmektedir.</p>
<p><strong>Belirti yoksa da taramalarınızı yaptırın</strong></p>
<p>Erken evrede saptanan kolorektal kanserlerinde 5 yıllık sağ kalım oranları %90’ın üzerindeyken, ileri evrede saptanan ve tedavisine başlanan hastalıkta bu oran %15’lere kadar düşebilmektedir. Bu nedenle tarama programları ve toplum farkındalığı hayati önem taşımaktadır. Çünkü bilinirlik ile kolon kanserini önlenebilir ve erken tanı ile yüksek oranda tedavi edilebilir bir hastalık olduğu bilinmesi gerekir. Ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin hiçbir belirti beklemeden, hekim önerisi doğrultusunda kolonoskopi yaptırması, 45 yaşını dolduran her bireyin ise tarama programına katılması yaşam kurtarıcıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayraklı&#8217;da Afet ve İklim Risklerine Karşı İş Birliği Protokolü İmzalandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayraklida-afet-ve-iklim-risklerine-karsi-is-birligi-protokolu-imzalandi-616676</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 11:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[afetlere]]></category>
		<category><![CDATA[bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[protokol]]></category>
		<category><![CDATA[protokolü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[risklerine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616676</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayraklı Belediyesi, afetlere ve iklim krizinin etkilerine karşı kenti daha hazırlıklı ve dirençli hale getirmek amacıyla İzmir Afet Bilinci, Çevre ve İklim Farkındalığı Derneği (İZ-AFED) ile kapsamlı bir iş birliği protokolüne imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayraklida-afet-ve-iklim-risklerine-karsi-is-birligi-protokolu-imzalandi-616676">Bayraklı&#8217;da Afet ve İklim Risklerine Karşı İş Birliği Protokolü İmzalandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayraklı Belediyesi, afetlere ve iklim krizinin etkilerine karşı kenti daha hazırlıklı ve dirençli hale getirmek amacıyla İzmir Afet Bilinci, Çevre ve İklim Farkındalığı Derneği (İZ-AFED) ile kapsamlı bir iş birliği protokolüne imza attı. Bayraklı Belediye Meclisi’nde kabul edilen protokol, Belediye Başkanı İrfan Önal ile İZ-AFED Yönetim Kurulu Başkanı Servet Ertaş tarafından imza altına alındı.<br />Protokol kapsamında; mahalle ölçeğinde afet bilincinin yaygınlaştırılması, iklim değişikliğine bağlı risklerin analiz edilmesi, veri temelli risk azaltma çalışmalarının yürütülmesi ve gönüllülük esaslı bir yerel hazırlık modelinin oluşturulması planlanıyor.</p>
<p>Mahalle Ölçeğinde Risk Azaltma ve Gönüllülük Modeli</p>
<p>İş birliği çerçevesinde hayata geçirilecek Mahalli İklim Afet Gönüllülüğü (MİAG) sistemi ile her mahallede eğitimli gönüllü ekiplerin oluşturulması planlanıyor. Bu model; afetlere yalnızca kriz anında müdahale eden değil, kriz öncesinde riskleri tespit eden ve azaltmaya odaklanan bir yaklaşımı esas alıyor. Protokol; sel ve su baskını risklerinin analiz edilmesi, geçmiş afet verilerinin değerlendirilmesi, iklim değişikliğinin mahalle bazlı etkilerinin raporlanması ve özellikle kadınlara yönelik afet bilinci eğitimlerinin yaygınlaştırılmasını da kapsıyor. Eğitim programları, atölye çalışmaları ve toplumsal farkındalık etkinlikleriyle Bayraklı’da afet öncesi hazırlık kültürünün güçlendirilmesi amaçlanıyor. Ayrıca elde edilecek verilerin, yerel ölçekte risk haritalarının oluşturulmasına ve gelecekteki planlama süreçlerine katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Başkan Önal: “Afet Gerçeğini Unutmadan Hareket Ediyoruz”</p>
<p>Bayraklı Belediye Başkanı İrfan Önal, protokole ilişkin değerlendirmesinde Bayraklı’nın afet deneyimine dikkat çekti: “Bayraklı, 30 Ekim depreminde en ağır yıkımı yaşayan ilçelerden biri oldu. O süreçte yaşadıklarımız, afetlere karşı hazırlığın ne kadar hayati olduğunu açık şekilde ortaya koydu. Bölgemizde yaşanan büyük orman yangınları da iklim kaynaklı risklerin artık hayatımızın bir parçası olduğunu gösterdi. Bu nedenle afetlere karşı hazırlık konusunu yalnızca kriz anlarıyla sınırlı görmüyoruz. Bilimsel verilerle hareket eden, mahalle ölçeğinde bilinç ve gönüllülüğü güçlendiren çalışmaları önemsiyoruz. İZ-AFED ile imzaladığımız bu protokol, riskleri önceden tespit etmeye ve toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik bir iş birliğidir. Afetlere karşı dayanıklılık, yalnızca fiziksel yapılarla değil; bilinçli ve örgütlü bir toplum yapısıyla mümkündür. Bu anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” dedi.</p>
<p>Bayraklı Belediyesi, protokol kapsamında planlanan eğitim, analiz ve farkındalık çalışmalarını ilgili paydaşlarla koordinasyon içinde çalışmalarını sürdürecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayraklida-afet-ve-iklim-risklerine-karsi-is-birligi-protokolu-imzalandi-616676">Bayraklı&#8217;da Afet ve İklim Risklerine Karşı İş Birliği Protokolü İmzalandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 07:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklansa]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609">Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı,</strong> bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor.  Eskiden  daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden <strong>Doç. Dr. Zerrin Boyacı,</strong> gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak,  “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Modern yaşamla birlikte giderek artıyor </strong></p>
<p>Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor.</p>
<p><strong>Horlamanın önemli nedenleri</strong></p>
<p>Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: </p>
<p><strong>Obezite:</strong> İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve  erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış.</p>
<p><strong>Burun tıkanıklığı:</strong> Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Büyük geniz eti ve bademcikler:</strong> Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir.</p>
<p><strong>Alkol ve sigara kullanımı:</strong> Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. </p>
<p><strong>Sırtüstü uyuma: </strong>Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. </p>
<p><strong>Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor!</strong></p>
<p>Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor.<strong>  </strong>Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor!<strong> </strong>Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. </p>
<p><strong>Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile  yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. </p>
<p><strong>Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! </strong></p>
<p>Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, &#8220;Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. </p>
<p><strong>Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi!</strong></p>
<p>Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor.  </p>
<p><strong>Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor</strong></p>
<p>Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609">Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 09:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[Hipoglisemi]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç Tutma]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor. Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411">Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor. Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Bazı hasta gruplarında riskler hayati boyuta ulaşabiliyorken uygun hastalarda, doğru planlama ve düzenli takip ile oruç süreci güvenli bir şekilde yürütülebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serap Yavuzer, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>1&#xfe0f;. Oruç kararı doktor kontrolüyle verilmeli</strong></p>
<p>Her diyabet hastası, takip edildiği hekimin mevcut durumunu değerlendirerek onay vermesi ve daha önemlisi güvenli oruç tutma sorumluluğunu alacak şekilde eğitim alması koşuluyla oruç tutabilir. Bu karar mutlaka kişinin durumu değerlendirilerek özel olarak verilmelidir. Kişi sağlıklı bir şekilde oruç tutmak istiyorsa öncelikle doktoruna başvurmalıdır. Yaş, diyabet tipi, ek hastalıklar, kullanılan tüm ilaçlar, hastalığın kontrol düzeyi ve hatta hastanın yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Kontrolsüz diyabeti olan, HbA1c değeri 9’un üzerinde seyreden, sık hipoglisemi yaşayan veya yakın zamanda diyabet koması geçiren hastalar yüksek risk grubunda kabul edilir ve bu hastaların genellikle oruç tutması önerilmez.</p>
<p><strong>2&#xfe0f;. Kan şekerinin kritik sınırları aşmamasına dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi ya da 300 mg/dl’nin üzerine çıkması diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur. Bu nedenle oruç sürecinde kan şekeri değerlerinin güvenli aralıkta seyretmesine özellikle dikkat edilmelidir. Hipoglisemi; titreme, soğuk terleme, çarpıntı, bulanık görme, konuşma bozukluğu ve bilinç kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu tür şikayetlerin ciddiye alınması ve kan şekeri takibinin ihmal edilmemesi gerekir. Kan şekeri ölçümü gün içinde ihtiyaç duyulan her an ölçüm yapılması, olası risklerin erken fark edilmesi açısından önem taşır.</p>
<p><strong>3&#xfe0f;. İlaç ve insülin dozları yeniden planlanmalı</strong></p>
<p>Oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarında ilaç saatleri iftar ve sahura göre yeniden düzenlenmelidir. İnsülin kullanan hastalarda özellikle sahur dozu hipoglisemi riskine karşı azaltılabilir, iftar dozu ise alınan kaloriye göre ayarlanmalıdır. Doz ayarlaması yapmadan oruç tutmak ciddi risk oluşturabileceği için dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong>4&#xfe0f;. Sahurda protein, iftarda dengeli karbonhidrat</strong></p>
<p>Sahur, uzun açlık sürecine geçiş öğünü olduğu için içeriği büyük önem taşır. Böbrek fonksiyonları uygunsa; süt, yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünleri, yumurta, az tuzlu zeytin, tavuk gibi protein açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Bu öğüne domates ve salatalık gibi lif oranı yüksek sebzeler ile gereğinde tam tahıllar eklenebilir. Protein içeren besinler midede daha uzun süre kaldığı için tokluk süresini uzatır ve hipoglisemi riskini azaltmaya yardımcı olur.</p>
<p>İftarda ise uzun süren açlık sonrası hızlı ve aşırı karbonhidrat tüketimi kan şekerinin ani yükselmesine neden olabilir. Pide, hamur işleri, pirinç pilavı ve şerbetli tatlılar sınırlandırılmalıdır. İftara çorbayla başlamak hem sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur hem de daha kontrollü bir geçiş sağlar. Sebze ve zeytinyağlı yemeklere ağırlık verilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur pilavı gibi glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi gün içindeki kan şekeri dengesine katkı sağlar. Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve dengeli öğünler önerilir. Tatlı tüketilecekse küçük porsiyonlu sütlü tatlılar tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>5&#xfe0f;. İftardan sahura kadar sıvı ihtiyacını sağlanmalı</strong></p>
<p>Diyabetli hastada gün içi su ve sıvı alımının azalması ile oluşan sıvı açığı kan şekerinde dengesizlik yaratabilir. Sıvı açığı hipoglisemi, hiperglisemi ve ketoasidoz dahil tüm diyabetik komaların gelişimi için risk oluşturabilir. Bu nedenle iftara bol su ile başlamak, iki ana öğün ve aralarda yeterince su ve şekersiz içecekler ile vücudun sıvı dengesini düzenlemek gerekir. Ayrıca kahve ve çay gibi idrar söktürücü etki ile sıvı kaybını arttıran ve şeker ilave edilmiş meyve suyu, komposto, şurup gibi kan şekerini hızlıca arttıran içecekler en aza indirilmelidir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411">Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[lerin]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[selfie]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların bugün yaşadığı hayat, 20 hatta 40 yıl öncesine göre çok farklı. Bu farkın ana nedeni ise teknoloji. İyi ya da kötü, akıllı telefonların ve sosyal medyanın ortaya çıkışı, çocukların birbirleriyle ve çevrelerindeki dünyayla etkileşim kurma şeklini kökten değiştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317">Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukların bugün yaşadığı hayat, 20 hatta 40 yıl öncesine göre çok farklı. Bu farkın ana nedeni ise teknoloji. İyi ya da kötü, akıllı telefonların ve sosyal medyanın ortaya çıkışı, çocukların birbirleriyle ve çevrelerindeki dünyayla etkileşim kurma şeklini kökten değiştirdi. Siber güvenlik şirketi ESET, çocukların mutlu bir dijital yaşam sürmelerini sağlarken potansiyel risklerin nasıl yönetebileceğini inceledi, önerilerini paylaştı. </strong></p>
<p>Farklı düşünceler olsa da  sosyal medya doğası gereği kötü değildir. Bazı yönlerden, gençlere kendini ifade edebilecekleri güvenli bir alan veya hikâyelerini paylaşabilecekleri, arkadaşlık kurabilecekleri benzer düşünen insanlardan oluşan bir topluluk sağlayarak fayda bile sağlayabilir. Bazı çocuklar, ebeveynlerine soramadıkları konular ile ilgili  sosyal medya hesapları aracılığıyla resmî kaynaklardan bilgi edinebilir; destek bile isteyebilirler. Ancak bağlam her şeydir. Önemli bir açıklama, çocuklarınızın sosyal medyayı esas olarak iletişim kanalı olarak mı, fotoğraf ve videolara yorum yapmak için mi yoksa içerik paylaşmak için mi kullandıklarıdır. Ya da kendilerinin videolarını ve selfie&#8217;lerini çokça paylaşıyorlar mı? Profilleri kilitli ve sık sık kontrol edilmedikçe bu durum bazı sorunlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Selfie&#8217;ler nasıl risk oluşturabilir?</strong></p>
<p>Bir selfie sosyal medya sitesine yayımlanır yayımlanmaz, çocuğunuz onun üzerinde belirli bir kontrolünü kaybeder. Silse bile çocuğunuz görüntünün arkadaşları ve takipçileri tarafından yeniden paylaşıldığını ve yayıldığını görebilir.  Bu &#8220;dijital kalıcılık&#8221; fikri, gençler çevrimiçi paylaşım yaparken akıllarına gelmeyebilir. Ancak yapay zekâ botlarının büyük dil modellerini eğitmek için sosyal medya içeriğini taradığı bir çağda, bu konu her zamankinden daha önemli hâle geldi. Bu durum, özel içeriğin kamuya açık alana sızma riskini artırmaktadır. </p>
<p>Ebeveynler için daha da endişe verici olan, bir selfie&#8217;nin aşağıdaki riskleri doğurabileceğidir: </p>
<p>·       Avlarını arayan avcıları çekebilir.</p>
<p>·       Müstehcen içerik oluşturmak için yapay zekâ &#8220;nudifier&#8221; araçlarını besleyecek görüntüler arayan avcıları ve şantajcıları çekebilir. Bu içerik çevrimiçi olarak paylaşılabilir veya kurbana şantaj yapmak için kullanılabilir.</p>
<p>·    Doğum tarihi veya okul adı gibi kişisel bilgileri içerebilir ve bu bilgiler diğer bilgilerle birleştirilerek kimlik hırsızlığı için kullanılabilir.</p>
<p>·    Siber zorbalar ve troller tarafından çocuğunuzu çevrimiçi olarak mağdur etmek için kullanılabilir.</p>
<p>·     Gelecek yıllarda işverenler veya ileri eğitim kurumları tarafından görülebilecek utanç verici veya uygunsuz ayrıntılar içerebilir.</p>
<p><strong>Selfie&#8217;ler ruh sağlığını etkiler mi?</strong></p>
<p>Ayrıca selfie paylaşmak da dâhil olmak üzere sosyal medya kullanımının psikolojik zarara yol açabileceğini gösteren kanıtlar da giderek artıyor. 2017 yılında 8. ve 12. sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırma, 2010-2015 yılları arasında depresif belirtilerin yüzde 33 arttığını ortaya koydu. Aynı dönemde bu yaş grubundaki kızların intihar oranı yüzde 65 artmıştı.</p>
<p>Burada doğrudan bir nedensel bağlantı yoktur. Ancak korelasyon açık çünkü Batı&#8217;da akıllı telefon ve sosyal medyanın yaygınlaşmasının arttığı döneme denk geliyor. Uzmanlar ayrıca sosyal medyanın gençlerin özgüvenini, fiziksel sağlığını ve uyku kalitesini etkileyebileceğini iddia ediyor. Yapay zekâ filtrelerinin selfie&#8217;lerle birlikte kullanılması, teorik olarak, duygusal ve psikolojik olarak savunmasız olduğumuz bir dönemde, görünüşe karşı sağlıksız bir takıntıya yol açabilir. Bu, 2023 yılında ABD Sağlık Bakanı&#8217;nın Sosyal Medya ve Gençlerin Ruh Sağlığı hakkında bir tavsiye yayımlamasının nedenlerinden biridir.</p>
<p><strong>Ebeveyn rehberliği zamanı</strong></p>
<p>Ebeveynlerin sınırlar belirlemek, en iyi uygulamaları öğretmek, çocuklara duygusal ve psikolojik destek sağlamak konusunda benzersiz ve önemli bir rolü var.  Kışkırtıcı görüntüler veya adres ve kimlik bilgilerini içeren her türlü içerik gibi, hangi tür selfie&#8217;lerin yasak olması gerektiği konusunda net kurallar belirleyin. Ancak bunu, çocuklarınıza profilini kısıtlama, coğrafi konumunu kapatma ve başkalarının fotoğraflarında onları etiketlemesi için manuel onay gerektirme gibi gizlilik ayarlarını öğreterek dengeleyin. Onlara, kimlerin kendilerini takip etmesine izin verecekleri konusunda neden seçici olmaları gerektiğini (yani, sadece gerçek hayatta arkadaş oldukları kişiler) öğretin. Neden birkaç ayda bir “dijital bahar temizliği” yapıp belirli takipçileri ve diğer kişileri silmenin yararlı olabileceğini anlatın.</p>
<p>Özellikle çocuğunuz siber zorbalık veya cinsel şantaj gibi rahatsız edici veya utanç verici bir konu hakkında sizinle konuşmak istediğinde dürüstlüğü teşvik etmek için yargılayıcı olmayan, saygılı bir ortam yaratmak önemlidir. Ancak bu güvenin bozulduğunu düşünüyorsanız ekran süresini ve belirli içeriklere ve uygulamalara erişimi sınırlamak için ebeveyn denetim araçlarını kullanabilirsiniz. </p>
<p><strong>Çocuklar teknolojiyle daha iyi bir ilişki kurmalı</strong></p>
<p>Önemli olan çocuğunuzun selfie paylaşmasını yasaklamak değil  onlara çevrimiçi olarak ne paylaşacaklarına dair rasyonel, riske dayalı kararlar alabilmeleri için bilgi vermektir. Bu, onları avcılar, zorbalar ve dolandırıcılardan korumayı da içeriyor. Aynı zamanda aşırı sosyal medya kullanımının potansiyel zihinsel sağlık üzerindeki etkilerine dair uyarıları da kapsıyor. Bu nedenle, evde ekran süresini en aza indirmek, masada telefon kullanımını yasaklamak ve hafta sonu bir veya iki saatinizi aile etkinliklerine ayırmak gibi önlemleri mutlaka deneyin. Ancak aynı zamanda örnek de olmalısınız. 2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ebeveynlerin yüzde 75&#8217;i çocuklarının fotoğraflarını, videolarını ve diğer içeriklerini adresinde paylaşıyor. Çocuklarınızın çevrimiçi ortamda selfie paylaşmasının artıları ve eksileri hakkında bir konuşma başlatmadan önce kendi &#8220;paylaşım&#8221; davranışınızı kontrol altına almayı unutmayın.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317">Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[artabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Damarlar]]></category>
		<category><![CDATA[derecenin]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128">12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor. Güvenli sınırların kişiden kişiye değiştiğini belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kalp hastalığı olanlar için kesin bir sıcaklık ya da süre eşiği yok. Bu sınırlar kişinin genel sağlık durumuna ve hastalığın derecesine göre değişir. Ancak kalp sağlığı için en uygun aralık 18–24 derecedir. Özellikle 12 derecenin altındaki soğuklarda kalp krizi riski artabilir. Ayrıca rüzgârın hissedilen sıcaklığı düşürdüğü unutulmamalı ve dışarıda kalma süresi buna göre planlanmalı” dedi.</strong></p>
<p>Kalp rahatsızlığı olan kişilerin soğuk havalarda günlük planlarını yaparken kendi doktorlarına danışarak kişisel risklerini ve güvenli sınırlarını öğrenmelerinin önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Soğuk havada vücut ısı kaybetmemek için damarları daraltır. Damarlar daraldığında tansiyon yükselebilir. Tansiyon yükseldiğinde ise kalp kanı dolaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kalbin oksijen ihtiyacını artırır. Ancak daralmış damarlar bu ihtiyacın karşılanmasını zorlaştırabilir ve kalp üzerinde ek bir yük oluşabilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde damar esnekliğinin azalması ve koroner arter hastalığı gibi risklerin daha sık görülmesi nedeniyle bu tablo göğüs ağrısı, kalp krizi ve inme riskini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Soğuk hava susuzluğu yüzde 40 azaltabiliyor</strong></p>
<p>Soğuk havada susama hissinin azalmasına rağmen vücudun sıvı kaybetmeye devam ettiğini vurgulayan Koylan, “Yetersiz sıvı alımı, dolaşım sistemini zorlayabileceği ve kalbin iş yükünü artırabileceği için özellikle kalp ve damar sağlığı açısından risk taşıyan kişiler için kritik. Daralan damarlar beynin susuzluk sinyalini yüzde 40’a kadar azaltabilir. Ancak susama hissinin azalması, sıvı ihtiyacının düştüğü anlamına gelmez. Soğuk ve kuru havada solunumla oluşan buharlaşma ve fark edilmeyen terleme nedeniyle sıvı kaybı sürer. Bu nedenle susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek gerekir. Özellikle dışarıda geçirilen süre boyunca 20–30 dakikada bir birkaç yudum sıvı almak faydalı olur. İdrar renginin açık sarı olması da yeterli sıvı alındığını gösteren pratik bir ölçüttür” dedi.</p>
<p><strong>Soğukta ölçümler şaşırtabilir</strong></p>
<p>Soğuk havanın, özellikle bilekten ölçüm yapan optik nabız sensörlerinin sonuçlarını etkileyebileceğini vurgulayan Koylan, “Vücut ısısını korumak için cilde yakın damarların da daralmasıyla özellikle bilek gibi uç noktalara giden kan akışı azalır. Bu da kan akışındaki değişimi okuyarak çalışan sensörlerin doğru veri almasını zorlaştırabilir ve nabzın olduğundan daha düşük ya da düzensiz görünmesine neden olabilir. Bu nedenle soğuk havada daha doğru sonuçlar için kalp atışını elektriksel sinyaller üzerinden ölçen göğüs bantları daha güvenilir kabul edilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128">12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Influencer Olmak İstiyorum!&#8221;: Çocuğunuzun Hayallerine Siber Güvenli Bir Şekilde Nasıl Destek Olabilirsiniz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/influencer-olmak-istiyorum-cocugunuzun-hayallerine-siber-guvenli-bir-sekilde-nasil-destek-olabilirsiniz-615802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 07:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayallerine]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[influencer]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[stiyorum]]></category>
		<category><![CDATA[teklif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alfa Kuşağı çocuklarının %30'undan fazlası sosyal medya içerik üreticisi olmayı hedeflediklerini belirtirken; araştırmalar, 12-15 yaş aralığındaki çocukların yaklaşık %32'sinin "YouTuber" olmayı hayallerindeki meslek olarak tanımladığını gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/influencer-olmak-istiyorum-cocugunuzun-hayallerine-siber-guvenli-bir-sekilde-nasil-destek-olabilirsiniz-615802">&#8220;Influencer Olmak İstiyorum!&#8221;: Çocuğunuzun Hayallerine Siber Güvenli Bir Şekilde Nasıl Destek Olabilirsiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alfa Kuşağı çocuklarının %30&#8217;undan fazlası sosyal medya içerik üreticisi olmayı hedeflediklerini belirtirken; araştırmalar, 12-15 yaş aralığındaki çocukların yaklaşık %32&#8217;sinin &#8220;YouTuber&#8221; olmayı hayallerindeki meslek olarak tanımladığını gösteriyor. Birçok çocuk için dijital içerik üreticileri birer rol model teşkil ediyor ve çevrimiçi dünyada parlama arzusu henüz ergenlik öncesinde filizleniyor. Bu noktada ebeveyn katılımı sadece yardımcı bir unsur değil, kritik bir rol üstleniyor. Ebeveynler; platformların nasıl çalıştığını öğrenerek, gizlilik ve güvenlik ayarlarını çocuklarıyla birlikte yapılandırarak ve sınırlar hakkında açık diyaloglar kurarak sürece aktif dahil olduklarında; bu ortak dijital yolculuk, potansiyel riskleri birer eğitim fırsatına dönüştürüyor. Böylece çocuklar, yaratıcılıklarını güvenle keşfetme konusunda yetkinlik kazanıyor.</p>
<p><strong>1. Eleştirel değil, meraklı olun. Açık yaklaşımınız onların güvenlik ağıdır.</strong></p>
<p>Bir çocuk “YouTuber olmak istiyorum” dediğinde ebeveynlerde kaygı oluşması doğaldır. Ancak ilk refleks olarak bu isteği bastırmak yerine diyalog başlatmak daha sağlıklı bir zemin oluşturur. Çocuğun çevrimiçi içerik üretme motivasyonunu, planladığı içerik türlerini ve takip ettiği dijital eğilimleri anlamaya çalışmak süreci daha bilinçli yönetmeyi sağlar.</p>
<p>Bu yaklaşım iki açıdan önem taşır: Öncelikle çocuğun ilgi alanlarının ciddiye alındığını göstererek güven ilişkisini güçlendirir. Aynı zamanda gizlilik ayarları, içerik sınırları ve çevrimiçi görünürlükle başa çıkma gibi güvenlik başlıklarının doğal bir şekilde gündeme gelmesine imkân tanır.</p>
<p>Bu konuşmaları desteklemek amacıyla yaşa uygun kaynaklardan yararlanılabilir. Örneğin Kaspersky’nin ücretsiz olarak sunduğu Cybersecurity Alphabet adlı dijital kitap, çocuklara temel dijital hijyen kurallarını sade ve anlaşılır bir dille aktarıyor. Renkli görseller ve basit anlatımı sayesinde dolandırıcılık girişimlerini tanıma, verileri koruma ve çevrimiçi ortamda güvenli kalma konularında farkındalık oluşturuyor.</p>
<p><strong>2. Hesapları Birlikte Oluşturun</strong></p>
<p>Çocuğa yalnızca bir cihaz vermek yerine hesap kurulum süreçlerinin birlikte ilerletilmesi, erken aşamada güvenlik bilinci kazandırır. İster YouTube, ister TikTok veya Instagram olsun;</p>
<ul>
<li>Gizlilik ayarlarının dikkatle yapılandırılması (gönderileri kimlerin görebileceği, yorum yapabileceği veya mesaj gönderebileceği gibi),</li>
<li>Konum etiketleme özelliğinin varsayılan olarak kapatılması,</li>
<li>Güçlü ve benzersiz şifrelerin tercih edilmesi,</li>
<li>İki faktörlü kimlik doğrulamanın (2FA) etkinleştirilmesi gibi adımlar temel koruma sağlar</li>
</ul>
<p>Bu yaklaşım yalnızca siber saldırı veya veri ifşası riskini azaltmakla kalmaz; aynı zamanda çocuğun dijital hijyen alışkanlıklarını erken yaşta kazanmasına katkı sunar.</p>
<p><strong>3. Paylaşım sınırları konusunda farkındalık oluşturun</strong></p>
<p>Çocuklar içerik üretme heyecanıyla nerede olduklarını, ne yaptıklarını ve kiminle olduklarını paylaşma eğiliminde olabilirler. Ancak dijital dünyada büyümenin bir parçası da her bilginin kamuya açık olmaması gerekir. Ev adresi, okul adı veya üniforması, tatil planları, sık gidilen mekânlar gibi bilgilerin paylaşılmasının risk oluşturabileceği açıklanmalıdır. Bu tür detaylar; fotoğraflar, konum etiketleri veya zaman damgalarıyla birleştiğinde fiziksel takibi kolaylaştırabilir. Eğlenceli içerik üretmek ile güvenlik riskleri yaratabilecek paylaşımlar arasındaki farkın somut örneklerle anlatılması, çocukların bilinçli kararlar almasını destekler.</p>
<p><strong>4. Kullanıcı Adını Düzenli Olarak Arma Motorlarında Aratın </strong></p>
<p>Çocuğunuz bir takma adla içerik paylaşmaya başladığında, çevrimiçi görünürlüğünün izlenmesi önem taşır. Bunun pratik yollarından biri, kullanılan takma adın belirli aralıklarla arama motorlarında sorgulanmasıdır. Kullanıcı adını aratarak çıkan sonuçları inceleyin: Paylaşılmaması gereken kişisel fotoğraflar, konum bilgileri veya yorumlar var mı? İçerikleri kopyalanmış mı veya birileri onun kimliğine bürünmeye mi çalışıyor?</p>
<p><strong>5. Şüpheli iş birlikleri ve dolandırıcılık teklifleri konusunda uyarın</strong></p>
<p>Görünürlüğü artan genç içerik üreticileri, çeşitli markalardan geldiği iddia edilen ücretsiz ürün, sponsorluk ya da iş birliği teklifleri alabilir. Çocuklar için bu mesajlar bir hayalin gerçekleşmesi gibi görünebilir; ancak çoğu zaman dolandırıcılık girişimidir.</p>
<p>Çocuğunuza beklenmedik her teklife temkinli yaklaşması gerektiğini anlatın. Sahte iş birliği teklifleri genellikle doğrudan mesaj veya e-posta yoluyla gelir ve kimlik bilgilerini, kişisel verileri hatta banka bilgilerini ele geçirmeyi amaçlayan oltalama (phishing) bağlantıları içerebilir. Bazı dolandırıcılar sahte hediyeler için “kargo ücreti” talep eder ya da zararlı uygulamalar yükletmeye çalışır.</p>
<p>Dikkat edilmesi gereken uyarı işaretleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Dil bilgisi hataları ve aşırı aciliyet içeren ifadeler (“hemen harekete geç!”)</li>
<li>Kişisel bilgi veya parola talebi</li>
<li>Şüpheli bağlantılar ve güven vermeyen web siteleri</li>
<li>Gerçek markaları taklit eden, doğrulanmamış hesaplar</li>
</ul>
<p>Küçük yaştaki çocuklar söz konusu olduğunda, tüm ticari etkileşimlerin — doğrudan mesajların incelenmesi, marka tekliflerinin değerlendirilmesi ve iş birliği taleplerine yanıt verilmesi dahil — ebeveyn gözetiminde yürütülmesi daha sağlıklı bir yaklaşım sunar.</p>
<p><strong>6. Çevrimiçi yabancılar hakkında açıkça konuşun</strong></p>
<p>Çocuğunuz kitle oluşturmaya başladıkça yalnızca hayranlar değil, manipülatif ya da uygunsuz niyetli kişiler de dikkatini çekebilir. Özellikle hayatına dair detaylar paylaşan genç içerik üreticileri için çevrimiçi istismar ve “grooming” ciddi bir risktir.</p>
<p>Çocuğunuza internette nazik görünen herkesin iyi niyetli olmayabileceğini anlatın. Grooming uygulayan kişiler genellikle destekleyici bir arkadaş gibi davranır; içerikleri över, yardım teklif eder ya da benzer ilgi alanlarına sahipmiş gibi yaklaşır. Zamanla kişisel bilgiler, özel fotoğraflar talep edebilir ya da sohbeti daha az güvenli platformlara taşımaya çalışabilir.</p>
<p>Uyarı işaretleri arasında şunlar yer alır:</p>
<ul>
<li>Yabancı bir kişinin sık ve aşırı kişisel mesajlar göndermesi</li>
</ul>
<ul>
<li>Gizlilik talebi (“ailene söyleme”)</li>
<li>Özel bilgi veya görüntü paylaşması için baskı yapılması</li>
<li>Suçluluk, aşırı övgü ya da tehdit yoluyla duygusal manipülasyon</li>
</ul>
<p>En kritik unsur ise çocuğun, herhangi bir durumda cezalandırılma korkusu yaşamadan ebeveynine başvurabileceğini bilmesidir.</p>
<p><strong>Kaspersky Gizlilik Uzmanı Anna Larkina</strong> konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “<em>Bir çocuk influencer olmak istediğinde aslında kimliğini ve yaratıcılığını ifade etmenin bir yolunu arıyordur. Yetişkinler olarak görevimiz, bu hedefi desteklerken görünürlüğün beraberinde getirdiği dijital riskleri de anlamalarını sağlamaktır. Kaspersky Safe Kids</em> <em>gibi araçlar, ebeveynlerin müdahaleci olmadan sürece dahil olmasına yardımcı olur; çocukların çevrimiçi aktivitelerine dair içgörü sunar, ekran süresini yönetmeye olanak tanır ve potansiyel tehlikelere karşı uyarı sağlar. Doğru destek ve açık iletişimle genç içerik üreticilerinin seslerini güvenliklerinden ödün vermeden duyurmalarına yardımcı olabiliriz.”</em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/influencer-olmak-istiyorum-cocugunuzun-hayallerine-siber-guvenli-bir-sekilde-nasil-destek-olabilirsiniz-615802">&#8220;Influencer Olmak İstiyorum!&#8221;: Çocuğunuzun Hayallerine Siber Güvenli Bir Şekilde Nasıl Destek Olabilirsiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süreli açlık ve susuzluk Epilepsi hastalarını etkileyebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-aclik-ve-susuzluk-epilepsi-hastalarini-etkileyebilir-615676</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Celal Şalçini]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarını]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süreli]]></category>
		<category><![CDATA[susuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615676</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, epilepsi hastalarının Ramazan ayında oruç tutarken karşılaşabileceği riskler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-aclik-ve-susuzluk-epilepsi-hastalarini-etkileyebilir-615676">Uzun süreli açlık ve susuzluk Epilepsi hastalarını etkileyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, epilepsi hastalarının Ramazan ayında oruç tutarken karşılaşabileceği riskler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uzun süreli açlık ve susuzluk, beynin çalışma düzenini etkileyebilir!</strong></p>
<p>Uzun süreli açlık ve susuzluğun, vücudumuzun hassas dengesini değiştirerek beynin çalışma düzenini etkileyebileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Özellikle kan şekerinin düşmesi (hipoglisemi) ve vücudun susuz kalması (dehidratasyon), sinir hücrelerinin elektriksel dengesini bozarak ‘nöbet eşiği’ dediğimiz koruyucu sınırı aşağı çeker.” dedi.</p>
<p>Dr. Şalçini, bu durumun, normalde nöbet geçirmeyen veya nöbetleri kontrol altında olan bir hastada, beynin elektriksel fırtınalara daha açık hale gelmesine ve beklenmedik nöbetlerin tetiklenmesine neden olabileceğine vurgu yaptı. </p>
<p><strong>İlaç saatlerinin kaydırılması, nöbet riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Epilepsi tedavisinde en kritik kuralın, ilaçların kandaki seviyesini sabit tutmak olduğunu aktaran Dr. Celal Şalçini, “İlaçların sahur ve iftar saatlerine göre (örneğin 12 saat arayla alınması gereken ilacın 16-17 saatlik boşluklarla alınması) kaydırılması, kandaki ilaç düzeyinin tehlikeli seviyelere düşmesine yol açabilir. Bu ‘ilaçsız’ kalan sürede beynin koruma kalkanı zayıflar ve tek bir doz aksatması veya geciktirilmesi bile aylar süren nöbetsiz dönemin bozulmasına, hatta hastaneye yatış gerektiren şiddetli nöbetlere sebebiyet verebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her epilepsi hastası oruç için uygun değil!</strong></p>
<p>Epilepsi hastaları için uykunun, en az ilaçlar kadar hayati bir tedavi bileşeni olduğuna dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Sahura kalkmak için uykunun bölünmesi, geç yatılması veya sabah erken uyanılması ‘uyku yoksunluğu’ yaratarak beyin hücrelerinin aşırı duyarlı hale gelmesine neden olur.” dedi.</p>
<p>Birçok epilepsi türünde uykusuzluğun, nöbeti tetikleyen en güçlü faktör olduğunun altını çizen Dr. Şalçini, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu nedenle ramazan ayındaki düzensiz uyku rutini, nöbet sıklığının artması konusunda ciddi bir risk taşır. Her epilepsi hastası oruç için uygun değildir. Özellikle ilaçlara rağmen nöbetleri devam eden ‘dirençli epilepsi’ hastaları, gün içinde birden fazla veya üçten fazla ilaç kullanmak zorunda olanlar, nöbetleri uykusuzlukla tetiklenenler ve çocukluk/yaşlılık dönemindeki hastalar için oruç tutmak önerilmez. Ayrıca nöbetleri kontrol altında olsa bile, hayati risk taşıyan ağır nöbet geçmişi olan kişilerin bu kararı doktorlarına danışmadan almamaları hayati önem taşır.”</p>
<p><strong>En ufak nöbet belirtisinde oruç bırakılmalı ve doktora başvurulmalı!</strong></p>
<p>Eğer nöbetler uzun süredir tam kontrol altındaysa, tek tip ilaç kullanılıyorsa ve doktor onayı varsa güvenli oruç tutmanın mümkün olabileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Bu süreçte iftar ile sahur arasında bol sıvı tüketilmeli, ilaçlar doktorun önerdiği yeni zaman dilimlerine harfiyen uyularak alınmalı ve en önemlisi gün içindeki uyku kaybını telafi edecek dinlenme süreleri oluşturulmalı. Ancak oruç tutarken en ufak bir nöbet veya nöbet habercisi (aura) hissedilirse, sağlığı riske atmamak adına oruca hemen ara verilmeli ve durum doktora bildirilmeli.” uyarısını yaparak sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-aclik-ve-susuzluk-epilepsi-hastalarini-etkileyebilir-615676">Uzun süreli açlık ve susuzluk Epilepsi hastalarını etkileyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor-615649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabet Hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolsüz]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şekerini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[zorluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615649</guid>

					<description><![CDATA[<p> Diyabet, vücudun kan şekerini sağlıklı şekilde dengeleyememesiyle ortaya çıkan bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor-615649">Ramazan&#8217;da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Diyabet, vücudun kan şekerini sağlıklı şekilde dengeleyememesiyle ortaya çıkan bir hastalık. Diyabet hastaları için düzenli ve dengeli beslenme hayati önem taşır. Ramazan ayında uzun saatler süren açlık ise kan şekeri dengesini bozarak özellikle diyabet hastaları açısından risk oluşturabilir. Oruç kararı öncesinde mutlaka doktora danışılması gerektiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “İnsülin takviyesi alanların oruç tutması, kan şekeri seviyesinde ciddi dalgalanmalara yol açabileceği için riskli olabilir” dedi.</strong></p>
<p>Türkiye’de 2024 verileriyle 12 milyondan fazla diyabet hastası bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fulya Akın, “Ramazan’da özellikle iftar sonrasında tatlı ve hamur işi tüketiminde belirgin bir artış yaşanıyor. Şerbetli ve yoğun karbonhidrat içeren tatlılar kan şekerini kısa sürede hızla yükseltebilir, ardından ani düşüşlere yol açarak dalgalanmalara neden olabilir. Bu durum diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur ve kan şekeri kontrolünü zorlaştırır. Bu nedenle diyabet hastaları oruç tutmadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmeli. Özellikle Tip 1 diyabeti olanlara ve kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 hastalarına oruç önermiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Karbonhidrat ağırlıklı beslenme kan şekerini hızla yükseltiyor</strong></p>
<p>Oruç süresince beslenme alışkanlıklarının daha planlı olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Akın, “Ramazan ayı boyunca mideyi uzun süre tok tutan, sindirimi daha yavaş olan, protein ve liften zengin besinler tercih edilmeli. İftarda uzun saatlerin ardından bir anda kızartma gibi ağır yemeklere yüklenmek yerine hafif bir başlangıç yapmak ve ana yemeği yavaş yavaş tüketmek kan şekerinin ani yükselmesini engellemeye yardımcı olur. Beyaz ekmek, pizza, makarna ve pasta gibi rafine karbonhidratların fazla tüketilmesi kan şekeri dengesini bozabilir, bu nedenle bu besin türlerinin de porsiyon kontrolü kıymetli. Ayrıca iftar ile sahur arasında yeterli su içmek hem vücudun susuz kalmasını önler hem de gün içindeki kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya destek olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ek hastalığı olan diyabetliler için oruç daha riskli</strong></p>
<p>Diyabete ek olarak hamile olan ya da böbrek hastalığı bulunan kişilerde riskin daha da arttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Kan şekerindeki ani değişimler hem anne hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir. Uzun süre susuz kalmak ise böbrek fonksiyonlarını daha da zorlayabilir. Bu nedenle hamile diyabet hastalarına ve böbrek yetmezliği bulunan diyabetlilere oruç tutmalarını önermiyoruz. Ayrıca böbrek hastalığı olan kişilerde kan şekeri düşüklüğü riski de daha yüksek olabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor-615649">Ramazan&#8217;da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[16 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615601</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601">Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, dijital bağımlılık konusunu “yasaklama mı, güçlendirme mi?” bağlamında ele aldı.</p>
<p><strong>Dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, ülkemizde 3 Şubat 2026 tarihli resmî gazete yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030”nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu eylem planının stratejik amaçları; Farkındalık ve Bilinçlendirme, Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi, Dijital Risklere Karşı Müdahale ve Destek Mekanizmalarının Güçlendirilmesi ve Yasal ve Kurumsal Düzenlemelerin Güçlendirilmesi başlıklarında belirlenmiştir. Özellikle hem çocukların hem de ailelerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi, dijital platformlarda güvenli davranış biçimlerinin kazandırılması ve eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve mahremiyet bilinci gibi becerilerin desteklenmesi hedeflenmektedir. Çocukların bilgiye erişim, çevrim içi öğrenme ve teknolojiyi etkin bir şekilde kullanmaları teşvik edilerek, dijital teknolojilerin yalnızca tüketim aracı değil aynı zamanda üretim ve gelişim alanı olarak görülmesi amaçlanmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Avustralya öncü oldu</strong></p>
<p>10 Aralık 2025 itibarıyla Avustralya’da 16 yaş altındaki çocuk ve ergenlerin TikTok, Instagram, YouTube, Snapchat, X ve Facebook gibi büyük sosyal medya platformlarında hesap açmaları ve mevcut hesaplarını sürdürmelerinin yasaklandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “28 Kasım 2024’te kabul edilen ‘Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Bill 2024’ ile sosyal medya kullanımında asgari yaş 16 olarak belirlenmiş; böylece bu kapsamda dünyada öncü bir düzenleme hayata geçirilmiştir. Yasa, yaptırımları çocuklara ya da ebeveynlere değil, doğrudan teknoloji şirketlerine yöneltmektedir. Düzenlemenin temel gerekçesi, çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını, güvenliğini ve genel iyilik hâlini korumaktır. Siber zorbalık vakalarındaki artış, zararlı içeriklere maruz kalma, çevrim içi istismar riski, kötü niyetli yetişkinlerle temas olasılığı ve sürekli karşılaştırma kültürünün benlik saygısı üzerindeki olumsuz etkileri, yasanın dayanak noktaları arasında gösterilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya yasaklamaları küresel ölçekte hızlandı</strong></p>
<p>Avustralya’daki bu düzenlemenin, benzer tartışmaları küresel ölçekte hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Birleşik Krallık 16 yaş altına yönelik kısıtlamaları değerlendirmekte; Fransa’da 15 yaş altına sosyal medya yasağını öngören tasarı parlamentodan geçmiştir. Çin, ‘minor mode’ uygulamasıyla yaşa bağlı ekran süresi sınırlamaları getirmiştir. İspanya ve Danimarka’da da benzer düzenlemeler gündemdedir. Avrupa Parlamentosu ise bağlayıcı olmamakla birlikte 16 yaş sınırını öneren bir karar üzerinde uzlaşmıştır. Bu gelişmeler, sosyal medyanın çocuk gelişimi üzerindeki etkisinin pedagojik bir tartışmanın ötesine geçerek hukuki ve siyasal bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yasaklama bir çözüm mü?</strong></p>
<p>12–16 yaş aralığının kimlik gelişiminin hızlandığı, sosyal kabul ihtiyacının arttığı ve duygusal dalgalanmaların yoğunlaştığı kritik bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ergenlikte bireyin fiziksel değişimlere uyum sağlaması, kendilik algısını yapılandırması ve sosyal ilişkiler içinde konumunu belirlemesi beklenir. Ancak nörogelişimsel açıdan dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme kapasitesi henüz tam olarak olgunlaşmamıştır. Bu durum, sosyal medya ortamlarında karşılaşılan içeriklere karşı ergenleri daha kırılgan hâle getirebilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik kırılgan bir dönem</strong></p>
<p>Araştırmalar, sosyal medya platformlarında idealize edilmiş yaşam temsillerinin, mükemmel beden algısı ve popülerlik odaklı görünürlük kültürünün, ergenlerin benlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini ortaya koyduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Özellikle sosyal karşılaştırma süreçleri, özsaygı ve beden algısı üzerinde belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte sosyal medya, ergenlerin kendilerini ifade edebildikleri, akran ilişkilerini sürdürebildikleri ve toplumsal meselelere dair farkındalık geliştirebildikleri bir alan olarak da işlev görmektedir. Dolayısıyla sosyal medya hem risk hem de fırsat barındıran çift yönlü bir dijital ekosistem sunmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmanın da riski var</strong></p>
<p>Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır. Ayrıca gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmak, sonrasında ani ve denetimsiz bir geçişe yol açabilir. Bu durum, dijital okuryazarlık ve öz düzenleme becerilerinin kademeli olarak gelişmesini engelleyebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital okuryazarlık eğitimleri temel olmalı</strong></p>
<p>Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimleri bu yaklaşımın temel bileşenleri olmalıdır. Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir. 16 yaş altı sosyal medya yasağı yalnızca hukuki bir düzenleme değil; dijital çağda çocukluk ve ergenlik kavramlarının yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu kırılmanın nasıl yönetileceği ise yasaklardan çok, bilimsel veriye dayalı, çok paydaşlı ve çocuk merkezli politikaların geliştirilmesine bağlıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601">Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir İtfaiyesi, taşkın riskine karşı Edirne&#8217;de</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-itfaiyesi-taskin-riskine-karsi-edirnede-615484</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 14:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[edirne]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiye]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskine]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[tfaiyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, Edirne’de artan taşkın riskine karşı alarma geçti. Tam donanımlı araç, deneyimli personel ve gelişmiş ekipmanlarla yola çıkan ekipler, Edirne’de taşkın tehlikesine karşı yürütülen çalışmalara tam destek verecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-itfaiyesi-taskin-riskine-karsi-edirnede-615484">Büyükşehir İtfaiyesi, taşkın riskine karşı Edirne&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, Edirne’de artan taşkın riskine karşı alarma geçti. Tam donanımlı araç, deneyimli personel ve gelişmiş ekipmanlarla yola çıkan ekipler, Edirne’de taşkın tehlikesine karşı yürütülen çalışmalara tam destek verecek.</p>
<p><b>KOCAELİ İTFAİYESİ’NDEN EDİRNE’YE DESTEK ELİ</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, ülke genelinde afetlere karşı sergilediği hızlı ve koordineli müdahale anlayışını bir kez daha ortaya koyarak Edirne için harekete geçti. Edirne ve çevresinde son günlerde etkisini artıran yoğun yağışlar, Meriç Nehri ve Tunca Nehri’nin su seviyelerinde ciddi yükselişe neden oldu. Bulgaristan’daki barajlardan gerçekleştirilen kontrollü su salımları ise bölgedeki taşkın riskini artırdı. Bu gelişmeler üzerine ilgili kurumlar alarma geçerken, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’na bağlı ekipler de artan taşkın riskine karşı destek vermek amacıyla Meriç Havzası’nda konuşlandı.</p>
<p><b>AFAD İLE KOORDİNELİ MÜDAHALE</b></p>
<p>Olası su baskınlarına hızlı ve etkin müdahale edilmesi için hazırlıklarını tamamlayan Kocaeli İtfaiyesi, AFAD personelleri ile koordineli şekilde yola çıktı. Kocaeli İtfaiyesi, güçlü teknik altyapı ve tecrübesiyle taşkın riskine karşı sahada aktif rol üstlenecek. Tam donanımlı araç, deneyimli personel ve gelişmiş ekipmanlarla bölgeye hareket eden ekipler, olası taşkın ve su baskınlarına karşı yürütülen çalışmalara tam destek verecek.</p>
<p><b>YILDIRIM: ETKİN BİR GÖREV ÜSTLENDİK</b></p>
<p>Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanı Şemsettin Yıldırım, Büyükşehir Belediyesi olarak Edirne’de etkin bir görev üstleneceklerini ifade etti. Gelen ihbarlar doğrultusunda hareket edeceklerini belirten Yıldırım, su tahliyesini rahatlatacak müdahalelerle ulaşımda yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçeceklerini söyledi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-itfaiyesi-taskin-riskine-karsi-edirnede-615484">Büyükşehir İtfaiyesi, taşkın riskine karşı Edirne&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz ilerleyen risk osteoporoz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-risk-osteoporoz-614683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[ilerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Kemik Erimesi ve Beslenme” başlıklı söyleşide konuşan Uzman Dr. Büşra Yeşil, osteoporozun (kemik erimesi) sessizce ilerleyen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-risk-osteoporoz-614683">Sessiz ilerleyen risk osteoporoz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Kemik Erimesi ve Beslenme” başlıklı söyleşide konuşan Uzman Dr. Büşra Yeşil, osteoporozun (kemik erimesi) sessizce ilerleyen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekti. Dr. Yeşil, hastalığın önlenebilir yönlerine değinerek, beslenme ve egzersiz önerilerinde bulundu.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi, halk sağlığını yakından ilgilendiren konularda düzenlediği bilgilendirme toplantılarına devam ediyor. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen “Kemik Erimesi ve Beslenme” başlıklı söyleşiye, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda Uzman Dr. Büşra Yeşil, kemik sağlığını korumanın yollarını anlattı.</p>
<p> </p>
<p>Konuşmasında hastalığın gelişimindeki risk faktörlerine değinen Dr. Yeşil, toplumdaki yaygın kanının aksine düşük vücut kitle indeksinin kemik sağlığı için bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Dr. Yeşil, “Zayıf kişilerde kemiklere binen yük azaldığı için kemik üretimi, kilolu kişilere oranla daha az gerçekleşir” dedi.</p>
<p>Erken menopoz, ailede kalça kırığı öyküsü, uzun süreli kortizon kullanımı ve tütün-alkol tüketiminin riskleri artırdığını vurgulayan Yeşil, hastalığın en ağır sonuçlarının kalça kırığı ve omurga çökmesi olduğunu ifade etti. Yapılan araştırmalara göre kalça kırığı yaşayan bireylerin iki yıl içinde yüzde 12 ile 20 arasında ölüm riski taşıdığını belirten Yeşil, bu durumun yaşam konforunu tamamen yok ederek, kişiyi başkasına bağımlı hale getirdiğini ekledi.<br /> </p>
<p>EGZERSİZİN ÖNEMİ<br />Hastalığı karşı hem korunma hem de tedavi sürecinde egzersizin hayati önem taşıdığının altını çizen Dr. Yeşil, şu tavsiyelerde bulundu:</p>
<p>“Sadece kardiyo gibi yük vermeyen egzersizler yeterli değil. Mutlaka ağırlık ve direnç egzersizleri yapılmalı. Kasların kemiklere bir çekme gücü uygulaması, vücuda ‘daha fazla kemik üretmeliyim’ mesajı gönderir. Özellikle 50-60 yaş üzerindeki bireylerde düşmeleri engellemek için denge ve koordinasyon eğitimi şart.”</p>
<p>BESLENME ÖNERİLERİ<br />Beslenme düzeninde kalsiyum, protein ve D vitamini üçlüsüne de işaret eden Dr. Yeşil, günlük kalsiyum ihtiyacının ortalama bin 200 miligram olduğunu hatırlattı. Yağsız süt ve yoğurt tüketiminin önemini vurgulayan Yeşil, “Örneğin 100 gram çedar peyniri tükettiğinizde yaklaşık 720 miligram kalsiyum alırsınız. Bu da günlük ihtiyacınızın yarısından fazlasını tek başına karşılar” dedi.</p>
<p>CAM ARKASINDAN GÜNEŞLENMEYİN</p>
<p>D vitamininin besinlerle alınamayacağını, sadece cilde doğrudan temas eden güneş ışığıyla sentezlenebileceğini hatırlatan Yeşil, Türkiye’deki güneş açısı nedeniyle saat 12.00-13.00 arasının en verimli zaman dilimi olduğunu ifade etti. Yeşil, cam arkasından güneşlenmenin D vitamini üretimi için yeterli olmadığını belirtti.</p>
<p>VÜCUDUMUZA YATIRIM YAPMALIYIZ<br />Osteoporozun sessiz ilerleyen ancak önlenilebilir bir hastalık olduğunu sözlerine ekleyen Yeşil, “Geleceğimiz için vücudumuza yatırım yapmalıyız. Bunu beslenme, egzersiz ve düzenli takiple sağlayabiliriz” diye konuştu.</p>
<p>Söyleşinin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Dr. Yeşil’i, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun teşekkür etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-risk-osteoporoz-614683">Sessiz ilerleyen risk osteoporoz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oruç tutmak kalbi ve tansiyonu rahatlatıyor ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kalbi-ve-tansiyonu-rahatlatiyor-ama-614668</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[rahatlatıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tutmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614668</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan’ın gelmesiyle birlikte oruç tutmak isteyen pek çok kalp hastası sağlık durumlarının oruç tutmaya elverişli olup olmadığını araştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kalbi-ve-tansiyonu-rahatlatiyor-ama-614668">Oruç tutmak kalbi ve tansiyonu rahatlatıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan’ın gelmesiyle birlikte oruç tutmak isteyen pek çok kalp hastası sağlık durumlarının oruç tutmaya elverişli olup olmadığını araştırıyor. Kimileri de “Yaz aylarında bile tuttum, olumsuz bir şey olmadı, kışın daha rahat” diyerek, doktoruna danışmaya gerek görmüyor. Ancak dikkat! <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut</strong> “Kardiyovasküler açıdan riskli olan bir hastanın doktoruna danışmadan oruç tutması ciddi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle mutlaka hekimleri ile görüşüp karar vermelidirler. Özellikle diyabet (şeker), tansiyon ve kolesterol ilacı kullanan kişiler ilaçlara Ramazan’da da devam etmelidir. Kontrolsüz şeker, tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklardır” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, orucun hangi kalp hastalıklarında tutulabileceğini, kimler için riskli olabileceğini anlattı, oruç tutmak isteyen kalp hastalarına önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p>Kış aylarında oruç tutmak yaz mevsimine göre daha rahat olsa da, kalp ve damar hastalığı olan kişilerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi ve birlikte karar verilmesi gerekiyor. Oruç tutmanın hem beden hem de ruh sağlığımızı olumlu yönde etkilediğini, vücudu tetikte tutan uyarıcı etkiye sahip sempatik sinir sisteminin baskılanması sonucu kalp hızında ve özellikle büyük tansiyonda azalma gözlemlendiğini belirten <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut</strong>, “Kalp hastalıklarında sıklıkla gelişen psikolojik bozukluk ve depresyon durumu da oruçla birlikte düzelir. Hasta ‘kalp hastası oldum, yarım adam oldum’ psikolojisinden çıkar. Kalp hızındaki azalma ve tansiyonda oluşacak düşme ile hastalarda göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikayetler azalacaktır. Diyabet (şeker) ve kolesterol kontrolü kolaylaşacak ve damar sağlığında iyileşme olacaktır” diyor. Ancak hemen ardından uyarıyor!</p>
<p><strong>Hangi kalp hastaları oruç tutmamalı?</strong></p>
<p>Kardiyovasküler açıdan riskli olan bir hastanın doktoruna danışmadan oruç tutmasının ciddi sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Karabulut “Oruç sadece sağlıklı kişilere farz kılınmıştır. Bu nedenle kronik hastalığı olanların mutlaka hekimlerinden onay almaları gerekir.  Özellikle diyabet, tansiyon ve kolesterol ilacı kullananlar ilaçlara Ramazan’da da devam etmelidir. Kontrolsüz diyabet (şeker), tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklardır” derken, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ciddi kalp yetersizliği, tedavi edilmemiş damar darlığı, ilerlemiş kapak hastalığı, yüksek tansiyonu olanlara, ilaç kullanması şart olup buna karşın ilaç saatleri iftar ve sahura göre ayarlanamayan hastalara, kalp ameliyatı ya da balon stent işleminin üzerinden 3 ay geçmemiş kişilere oruç tutmaları önerilmez.” </p>
<p><strong>Bu hastalar oruç tutabilir ama önce… </strong></p>
<p>Oruç tutabilecek durumda olan kalp hastalarının da bazı noktalara dikkat etmeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Karabulut bu kişileri şöyle açıklıyor: “Tansiyonu kontrol altına alınmış olanlar, damar sertliği olsa da herhangi bir şikayete yol açmayanlar, hafif düzeydeki kalp kapak hastalıkları, iyi huylu ritim bozukluğu, hafif düzeyde kalp yetersizliği, ılımlı seyreden diyabeti olanların, doktor kontrolünde de bir risk görülmediyse oruç tutmasında sakınca yoktur. Ancak özellikle iftar sofrasında bazı kurallara mutlaka dikkat etmeleri gerekir.”</p>
<p><strong>Oruç tutacak kalp hastaları bu 10 öneriye dikkat!</strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, ağır iftar sofralarında aşırı tüketimin kalp krizi riskini artırdığını belirtirken, 10 önemli öneride bulunuyor; </p>
<ul>
<li>Özellikle iftarda mideye bir anda yüklenilmesi; tansiyonu yükseltir, çarpıntıya yol açar, kalp krizi riskini artırır! Yemeği yavaş yiyin ve midenizi zorlamayın.</li>
<li>İlaç kullanımı sıklıkla aksatılıyor. Doktorunuzla birlikte ilaçlarınızın saatlerini belirleyip mutlaka düzenli kullanın. Kontrolsüz şeker, tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklar olduğundan, özellikle bu ilaçlarınızı kesinlikle aksatmayın. </li>
<li>İftarı sigara ile açmak gibi bir hataya düşmeyin. İftarı suyla açın, bu ayı sigarayı bırakmak için fırsat olarak değerlendirin.</li>
<li>Sık yapılan hatalardan biri de; pideyi abartmak. Beyaz un kalbin en büyük düşmanlarından biridir. Bu nedenle Ramazan pidesini küçük bir dilimle sınırlayın, tam tahıllı ekmek tercih edin.  </li>
<li>Kızartma ve yağlı yiyeceklerden uzak durun, iftariyelik yerine salata ve ana yemek tüketin. Şerbetli tatlıdan uzak durun, sütlü tatlı tercih edin ama aşırıya kaçmayın. </li>
<li>Ramazan’da tuz tüketimi artıyor ancak unutmayın ki; aşırı tuz tansiyon ve kalp krizi riskini artırıyor! Bu nedenle sofraya tuz koymayın. </li>
<li>Ramazan’da şerbetli içeceklerin tüketimi artıyor, azalan su tüketimi damarlarda pıhtıya yol açabiliyor. Şerbet ve gazlı içecek yerine su için. İftar ile sahur arası mutlaka 1,5 litre su tüketin.</li>
<li>Sahura ya bilinçli kalkılmıyor ya da kaçırılabiliyor. Ancak sahur yemeğini atlamak tansiyon ataklarına yol açarken, kalp krizi riskini artırabiliyor. Bu nedenle mutlaka sahura kalkın. Sahurda bir çay tabağı ceviz/badem veya fındık tüketmek damar sağlığını korur. Çay ve kahve yerine mutlaka su için. Sahura kalkamayan kalp hastaları oruç tutmada ısrarcı olmamalıdır. </li>
<li>Uykusuzluk kalp sağlığını olumsuz etkiler. Sahur ile bölünecek uyku, akşam yatağa daha erken gidilerek telafi edilebilir. Gündüz saatlerinde uyumak isterseniz bir saati aşmayın çünkü daha fazla uyku, gece uykusunu bozar ve kalbi olumsuz etkileyebilir. </li>
<li>İftar sonrası hemen uzanmak kalbi de olumsuz etkileyebileceğinden dolayı mutlaka kısa süreli de olsa yürüyüş yapın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kalbi-ve-tansiyonu-rahatlatiyor-ama-614668">Oruç tutmak kalbi ve tansiyonu rahatlatıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kilitle, ifşa et, baskı kur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kilitle-ifsa-et-baski-kur-614662</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[Çalınan]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[Fidye Yazılımı]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[ifşa]]></category>
		<category><![CDATA[kilitle]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[tehdidi]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fidye yazılımı geniş bir suçlu kitlesinin ilgisini çekmeye devam ederken tehditlerin uyarlanabilirliği ve kalıcılığı da artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilitle-ifsa-et-baski-kur-614662">Kilitle, ifşa et, baskı kur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fidye yazılımı geniş bir suçlu kitlesinin ilgisini çekmeye devam ederken tehditlerin uyarlanabilirliği ve kalıcılığı da artıyor. Suçlular çalınan verileri kamuoyu önünde sergileyebildikleri sürece bu yöntemi kullanmayı sürdürüyor ve fidye yazılımı suç ekonomisi için önemli bir gelir kaynağı olmaya devam ediyor. Siber güvenlik şirketi ESET, kuruluşların fidye yazılımı tehdidi için almaları gereken savunma önlemleri ile ilgili bilgilendirmede bulundu.</strong></p>
<p>Siber suçlar yaşanan dönemin özelliklerine ve teknolojinin gelişimine göre değişiyor. Siber şantaj, daha geniş bir suç kategorisi olarak kalıcılığını kanıtlamış olsa da en zararlı türlerinden biri olan fidye yazılımı artık yalnızca şifreleme ile sınırlı değil.  Geçmişte saldırganlar dosya veya sistemleri kilitleyerek şifre çözme anahtarı karşılığında ödeme talep ederken son yıllarda kampanyalar şifrelemeyi veri sızdırma ve çalınan bilgileri yayımlama tehditleriyle birleştiriyor.<strong> </strong>Bu noktada özel sızıntı siteleri veya veri sızıntı siteleri (DLS’ler) devreye giriyor. İlk olarak 2019’un sonlarında ortaya çıkan bu siteler, çift şantaj stratejisinin bel kemiği hâline geldi. Tehdit aktörleri kurumsal verileri şifrelemeden önce çalıyor ve ardından bu verileri kamuya açık şekilde kullanarak bir güvenlik olayını doğrudan bir  krize dönüştürüyor.</p>
<p>Fidye yazılımı artık yalnızca sistemlerin kilitlenmesi değil, aynı zamanda veri hırsızlığı ve şantaj sorunu olarak değerlendiriliyor. Kamuya açık takip projeleri de bu eğilimi doğrulasa da sızıntı sitelerinin yalnızca suçluların duyurmayı seçtiği olayları yansıttığı, gerçek kurban sayısının daha yüksek olabileceği belirtiliyor.</p>
<p><strong>Veri sızıntı siteleri nasıl kullanılıyor?</strong></p>
<p>Dark web üzerinde barındırılan ve Tor ağı üzerinden erişilen veri sızıntı siteleri, genellikle çalınan verilerin bir bölümünü yayımlıyor. Ödeme yapılmazsa tüm verilerin açıklanacağı tehdidinde bulunuyor. Bazı durumlarda kurban ödeme yapmayı reddettiğinde veriler yayımlanıyor ve baskı daha da artıyor. Kurbanlara ait bilgiler, çalınan verinin kapsamı ve belirlenen son tarihler bu stratejinin parçası olarak sunuluyor. Bu yaklaşımın yıkıcı etkisi, hız ve görünürlükten kaynaklanıyor. Olay kamuoyuna duyurulduğu anda birden fazla risk aynı anda ortaya çıkıyor ve çoğu zaman kuruluşlar saldırının kapsamını tam olarak anlamadan yoğun belirsizlik altında kalıyor. </p>
<p>Veri sızıntı siteleri bu nedenle doğrudan bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Saldırganlar blöf yapmadıklarını göstermek için genellikle sınırlı miktarda veri yayımlıyor. Kurban ödeme yapmazsa daha fazlası paylaşılmaya devam ediyor. Zarar çoğu zaman ilk kurbanla sınırlı kalmıyor. Sızdırılan veya yeniden satılan veriler kimlik avı, iş e-postası dolandırıcılığı ve kimlik sahtekârlığı gibi sonraki suçların kaynağı hâline geliyor. Tedarik zinciri olaylarında ihlal müşterilere ve iş ortaklarına kadar yayılabiliyor. Bu domino etkisi, fidye yazılımının münferit olaylar değil sistemik bir risk olarak değerlendirilmesinin nedenlerinden biri olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Sızıntı sitesinin her öğesi, psikolojik baskıyı en üst düzeye çıkarmak için tasarlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Yetkisiz erişimin kanıtı</strong>. Çeteler, saldırının gerçek olduğunu ve tehdidin inandırıcı olduğunu göstermek için sözleşmeler ve şirket içi e-postalar gibi örnek belgeler yayımlar. </p>
<p><strong>Aciliyet</strong>: Zamanlayıcılar ve geri sayımlar, zamanın dolmakta olduğu hissini uyandırır çünkü zaman baskısı altında alınan kararlar genellikle saati kontrol eden tarafın lehine olur.</p>
<p><strong>Kamuya ifşa</strong>: Çalınan veriler hiçbir zaman kamuya açıklanmasa bile ihlalle ilişkilendirilmek bile itibar kaybına neden olur ve bu zararın giderilmesi yıllar alabilir.</p>
<p><strong>Yasal risk</strong>: Giderek genişleyen eyalet düzeyindeki gizlilik yasaları gibi çerçeveler altında, kişisel verileri içeren doğrulanmış bir ihlal, zorunlu açıklamalar, soruşturmalar ve para cezalarına yol açabilir.</p>
<p><strong>Geniş etkiler ve kalıcı sonuçlar</strong></p>
<p>Veri sızıntısı ihtimali; itibar kaybı, müşteri güveninin zedelenmesi, finansal zararlar ve yasal yaptırımlar gibi çok sayıda riski aynı anda tetikliyor. Çalınan verilerin satılması suç ekonomisini besliyor ve yeni saldırıların önünü açıyor. Bazı grupların şifrelemeyi tamamen atlayarak yalnızca veri ele geçirip yayımlama tehdidiyle şantaj yaptığı da görülüyor.</p>
<p>Kurban durumunda olan kuruluşlar çoğu zaman yeterli değerlendirme süresi olmadan karar vermek zorunda kalıyor. İhlalden etkilenen bireyler ise uzun süren temizlik süreçleri, hesap ele geçirmeleri ve kimlik dolandırıcılığı gibi risklerle karşılaşıyor. Fidyeyi ödemek kolay bir çözüm gibi görünse de dosyaların geri alınacağını ya da verilerin gizli kalacağını garanti etmiyor. Ödeme yapan birçok kuruluşun kısa süre içinde yeniden saldırıya uğradığı biliniyor ve yapılan her ödeme yeni saldırıların finansmanına katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>Kuruluşlar için fidye yazılımı tehdidi  kapsamlı savunma önlemleri gerektirir:</strong></p>
<ul>
<li>EDR/XDR/MDR özelliklerine sahip gelişmiş güvenlik çözümleri kullanmak. Bu çözümler, yetkisiz işlem yürütme ve şüpheli yanal hareket gibi anormal davranışları izleyerek tehdidi anında durdurur.</li>
<li>İyi tanımlanmış, sıkı erişim kontrolleriyle yanal hareketleri kısıtlama. Sıfır Güven ilkeleri, herhangi bir varlık için varsayılan güven varsayımlarını ortadan kaldırarak şirketin güvenlik durumunu güçlendirir. </li>
<li>Tüm yazılımların güncel tutulması. Bilinen güvenlik açıkları, fidye yazılımı aktörleri için başlıca giriş vektörlerinden biridir. </li>
<li>Fidye yazılımının erişemeyeceği veya değiştiremeyeceği, izole edilmiş, hava boşluğu olan ortamlarda yedeklemeler saklayın. Fidye yazılımının birincil amacı, hassas verileri bulmak ve şifrelemektir. Dayanıklı yedeklemeler ve fidye yazılımı giderme yetenekleri, tehdidin neden olduğu hasarı azaltmada büyük rol oynar.</li>
<li>İyi tasarlanmış güvenlik farkındalığı eğitimleriyle etkili bir savunma bariyeri oluşturulabilir. Kötü amaçlı e-postaları erken tespit edebilen bir çalışan, fidye yazılımı aktörlerinin en sevdiği giriş noktalarından birini ortadan kaldırır ve bu tek başına, tüm kuruluşunuzu mağdur eden bir saldırı riskini önemli ölçüde azaltabilir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilitle-ifsa-et-baski-kur-614662">Kilitle, ifşa et, baskı kur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depreme Disiplinlerarası Bakış: &#8220;Afetler Kader Değil, Hazırlık Meselesidir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depreme-disiplinlerarasi-bakis-afetler-kader-degil-hazirlik-meselesidir-614175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 15:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[afetler]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bakış]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depreme]]></category>
		<category><![CDATA[depremin]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin]]></category>
		<category><![CDATA[Disiplinlerarası]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614175</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Lojistik Yönetimi Bölüm Başkanı Fahri Erenel, üniversitenin toplumsal sorumluluk vizyonundan hareketle hazırlanan “Depreme Disiplinlerarası Bakış” kitabının ortaya çıkış sürecini ve amaçlarını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depreme-disiplinlerarasi-bakis-afetler-kader-degil-hazirlik-meselesidir-614175">Depreme Disiplinlerarası Bakış: &#8220;Afetler Kader Değil, Hazırlık Meselesidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Lojistik Yönetimi Bölüm Başkanı Fahri Erenel, üniversitenin toplumsal sorumluluk vizyonundan hareketle hazırlanan “Depreme Disiplinlerarası Bakış” kitabının ortaya çıkış sürecini ve amaçlarını anlattı. Depremin tüm boyutlarıyla ele alınmasının risk yönetimi süreçlerine önemli katkı sağlayacağını belirten Erenel, hem akademik dünyada hem de toplum genelinde deprem okuryazarlığının artırılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p><strong>“Risk ve kriz yönetim süreçlerine katkı sağlayabileceğini düşündüm”</strong></p>
<p> Prof. Dr. Fahri Erenel, “Depreme Disiplinlerarası Bakış” kitap fikrinin nasıl doğduğunu şöyle anlatıyor:</p>
<p>“10’uncu yaşını kutlayan İstinye Üniversitesi’nin genç yaşında ulaşmış olduğu başarılı seviyeye, topluma katkı ve toplumsal sorumluluk kapsamında nasıl katkıda bulunabilirim düşüncesi, bu çalışmanın filizlenmesine yol açtı. Daha önce, bu konuda uzman değerli bir hocam ile ‘Acil Durum ve Afet Yönetimine Güncel Bakış’ adlı çalışmayı hazırlamış ve yayınlamıştık. Yaptığım araştırmalar, sahada gördüklerim, afet konusunu farklı boyutlarıyla ortaya koyan çalışmalar olmakla birlikte deprem konusunun bütün boyutlarını kapsayan bir yayın olmadığını ve bu konunun bütün boyutlarıyla ele alınmasının risk ve kriz yönetim süreçlerinin daha etkin yürütülmesine katkı sağlayabileceğini düşündüm. Üniversitemizde mevcut çok sayıda disiplinin nasıl katkı sağlayabileceğini hocalarımızla paylaştığım anda gelen geri bildirimler katkının çok yüksek seviyede olacağını gösterdi ve beni de teşvik etti. Elbette Rektörümüz Prof. Dr. Erkan İbiş’in vizyoner tavrı ve desteği bu çalışmanın hayata geçmesinde önemli rol oynadı. Rektör yardımcımız Prof. Dr. Peyami Çelikcan’ın tıkandığımız noktalarda devreye girerek yol açması ve baskı sürecinde sağladığı katkı son derece değerli. Çalışmanın ortaya çıkmasında, birlikte çalıştığım Dr. Burak Buyun’un hem bölüm yazarı ve hem de kitabın tasarım sürecinde, Prof. Dr. Hasip Pektaş’ın kapak tasarımında sağladığı destek çok önemliydi. Elbette bölüm yazılarıyla katkı sağlayan hocalarımız çalışmanın farkını ortaya koydu. Kısacası bu çalışma İstinye Üniversitesi’nin örnek bir ekip çalışmasının ürünü.”</p>
<p><strong>“İkincisini çıkarmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Prof. Dr. Erenel, kitabın okurlara sunduklarını ise şöyle özetliyor:</p>
<p>“Afetin hemen her türlüsüne maruz kalan ülkemizde deprem hem kapladığı alan, etkilediği nüfus, meydana gelişi sırasında ve sonrasında yarattığı etkiler açısından önceliğini korumaktadır. Bu afet türü öncesi ve sonrası ile birçok akademik disiplinin ortak çalışmasını gerektirmektedir. Deprem ile mücadeleyi disiplinlerarası bir bakış açısıyla ele almanın tek bir alanda çalışma yapanlara diğer alanlara da bakarak kendi çalışma alanına katkı sağlaması ve çalışma alanında dikkate almadığı veya gözden kaçırdığı farklı değişkenleri görmesini de sağlamak çalışmanın otaya çıkmasındaki amaçlardan biri olmuştur. Ayrıca, kitabı okuyacak olanlarda depremin birçok boyutunu bir arada görerek özellikle risk yönetim sürecinde deprem okuryazarlığı bilincinin artmasına ve bu suretle devletimizin çalışmalarına katkı sağlamakta hedeflerimizden bir olmuştur. Bu çalışmanın diğer bir özelliği de bölüm yazıları arasına deprem konusunda bilgilendirici metinler konulmuş olmasıdır. Çalışmada depremin birçok disiplinini ele almakla birlikte daha farklı disiplinleri de ilgilendirdiğinin farkında olarak zaman içerinde bu çalışmanın ikincisini çıkarmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çalışmaya sadece üniversitemiz kadrosunda yer alan hocalarımız ve öğrencilerimiz katkı sunmamışlar, farklı üniversite ve kurumlardan da katkı sağlanmış olması çalışmayı zenginleştirmiştir.”</p>
<p><strong>“Depremin bir kader olmadığını görecekler”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kitabı okuyanların öncelikle depremin bir kader olmadığını göreceklerini belirten Erenel, “Depremin risk ve kriz yönetim süreçlerinde nelerle karşılaşabilecekleri, ne tür tedbirler alabileceklerini ve nasıl hazırlanmaları gerektiği konusunda farkındalık oluşabilecektir. Deprem dahil afetlere birçok disiplin açısından hazırlanılması gerektiğini görebileceklerdir. Deprem hazırlık eğitim programlarında düzenlemeler yapılabilecektir” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Yapılması gerekenlerle ilgili de bilgi veren Profesör, “Depreme hazırlığın birçok disiplini ilgilendiren boyutu bulunmaktadır. Bu boyutları bütüncül bir şekilde bir araya getirecek çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çalışmaların daha kapsayıcı olması ve daha geniş kitlelere yayılacak olması özellikle risk yönetimi sürecinin başarısını artırabilecektir. Ayrıca, toplumun her kesimine yayılmış sistemli bir eğitim ve vatandaşları da içine katan değişik zamanlarda ve koşullarda, senaryoya dayalı olarak yapılacak tatbikatlarla hazırlanmamız gerekir. Sık tekrar ve uygulamalarla bilinçli bir alışkanlık haline getirilirse deprem anında doğru hareket tarzı uygulama olasılığı daha yüksek olacaktır. Tatbikatları gerçekçi senaryolara dayalı olarak tüm vatandaşlarımızın katılımıyla gerçekleştirmek planların başarı oranını arttıracak ve büyük yol kat etmemizi sağlayabilecektir” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Afetler toplumlar için asla kader değildir”</strong></p>
<p>Afetlerin toplumlar için kader olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Erenel, şöyle devam etti:</p>
<p>“Afetleri veya afetlerin verebileceği büyük zararlı önlemede çok başarılı adımlar atmış birçok ülke var. 9.5 büyüklük ile dünya tarihinin en şiddetli depremlerden birini yaşayan Şili bu afetten çıkardığı dersle depremle ilgili eğitimlerini artmış, alınacak tedbirleri detaylarıyla planlanmış ve gerçekçi senaryolarla tatbikatlar gerçekleştirerek bir sonraki 8.5 büyüklüğündeki depremden asgari düzeyde zararla etkilenmiştir. Afetler toplumlar için asla kader değildir. Bizler de hazırlık süreçlerini hızlandırarak üniversitelerimize zorunlu afet yönetimi dersleri koymalı ve afetlere gerçekçi bir şekilde hazırlanmalıyız. Anadolu’da bildiğimiz en yıkıcı felaketlerden biri olan 1932 yılında gerçekleşen Erzincan depremini örnek verecek olursak; teknolojinin ve karayollarının gelişmediği, arama kurtarma ekip ve ekipmanlarının yeterli olmadığı bir tarihte, Doğu Anadolu bölgemizin eksi 35 derecelere varan soğuğunda gerçekleşen bu deprem her türlü şartlara hazırlıklı olmamız gerektiğinin bir örneğidir. Bu örnek; afetlere hazırlıkta gerçekçi olmanın, çağa, iklime ve coğrafyaya göre senaryo çizerek tatbikat yapmanın ve elbette eğitimlerde sürekliliği sağlamanın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.”</p>
<p><strong>“Deprem anında merdivenlere ya da çıkışlara doğru koşmayın”</strong></p>
<p>Vatandaşların deprem anında ilk yapması gerekenlerlerle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Erenel, şunları söyledi:</p>
<p>“Günlük yaşam içinde deprem farklı alanlarda/konumlarda yakalanabiliriz. Evimizde yakalandığımız zaman panik yapmamak gerekir. Hazırlıklar kapsamında düşmesi veya kırılması her türlü obje ve eşyayı sabitlememiz uygun olacaktır. Sağlam sandalyelerle desteklenmiş masa altına veya dolgun ve hacimli koltuk, kanepe, içi dolu sandık gibi koruma sağlayabilecek eşya yanına çömelerek veya uzanarak kendinize hayat üçgeni oluşturun. Başınızı iki elinizin arasına alarak veya bir koruyucu (yastık, kitap vb.) malzeme ile koruyun. Sarsıntı geçene dek bekleyin. Gece uyurken yatağınızın yanında terlik bulundurmayı unutmayın. Cam, pencere, dışarıya bakan duvar ve kapılardan, aydınlatma tesisatı veya armatürü gibi üzerinize düşecek her tür eşyadan uzak durun. Sarsıntı başladığında yataktaysanız orada kalın. Üzerinize düşecek ağır bir eşya yoksa bir yastıkla başınızı koruyun; varsa en yakındaki güvenli alana geçin. Size yakın çok sağlam ve yüke dayanıklı bildiğiniz bir kapı değilse, kapıyı kullanmayın. Merdivenlere ya da çıkışlara doğru koşmayın. Sarsıntı bitene kadar içeride kalın, ancak sarsıntı bitince dışarı çıkmak güvenlidir. Sarsıntı sırasında binayı terk etmeye çalışmayın. Balkona çıkmayın. Balkonlardan ya da pencerelerden atlamayın. Asansör kullanmayın. Merdivenlere koşmayın. Unutmayınız bir düdük bir lamba sizi hayata bağlayacaktır. Yıkıntı altında kalınması halinde paniklemeden durumunuzu kontrol ediniz. Hareket kabiliyetiniz kısıtlanmışsa çıkış için hayatınızı riske atacak hareketlere kalkışmayınız. Enerjinizi en tasarruflu şekilde kullanmak için hareketlerinizi kontrol altında tutunuz. El ve ayaklarınızı kullanabiliyorsanız su, kalorifer, gaz tesisatlarına, zemine vurmak suretiyle varlığınızı duyurmaya çalışın. Sesinizi kullanabiliyorsanız kurtarma ekiplerinin seslerini duymaya ve onlara seslenmeye çalışın. Ancak enerjinizi kontrollü kullanın.”</p>
<p><strong>“Koku alırsanız gaz vanasını kapatın”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Erenel depremden sonra yapılması gerekenlere dair ise, “Depremlerden sonra çıkan yangınlar oldukça sık görülen ikincil afetlerdir. Bu nedenle eğer gaz kokusu alırsanız, doğal gaz vanasını kapatın. Camları ve kapıları açın. Binayı hemen terk edin. Eğer gaz kokusu almıyorsanız sırasıyla elektrik, doğal gaz ve su vanalarını kapatın, soba ve ısıtıcıları söndürün.  Acil durum çantanızı yanınıza alın ve acil durum eylem planı yaptıysanız bu plana sadık kalarak mahalledeki toplanma noktanıza gidin. Radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarıyla yapılacak uyarıları dinleyin. Cadde ve sokakları acil yardım araçları için boş bırakın. Her büyük depremden sonra mutlaka artçı depremler olur. Artçı depremler zaman içerisinde seyrekleşir ve büyüklükleri azalır. Artçı depremler hasarlı binalarda zarara yol açabilir. Bu nedenle sarsıntılar tamamen bitene kadar hasarlı binalara girmeyin. Artçı depremler sırasında da ana depremde yapılması gerekenleri uygulayın. Evinizi veya binanızı terk ederken kıymetli eşyalarınızı, kalın giyecek, battaniye gibi eşyaları yanınıza alınız, ayakkabılarınızı giyin, biraz yiyecek ve içme suyu temin edin. Cep telefonlarını gereksiz yere kullanmayın” dedi.</p>
<p><strong>“Deprem öldürmez, ihmal öldürür”</strong></p>
<p>“’Deprem öldürmez, ihmal öldürür’ sözü, depremlerin doğal bir olay olduğunu, ancak bu olayların sonucunda yaşanan can ve mal kaybının çoğunlukla hazırlıksızlık ve ihmallerden kaynaklandığını ifade eder” diyen Erenel sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu söz, insanların depreme karşı yeterli önlemleri almadıkları, binaların güvenliğini sağlamadıkları veya acil durum planları yapmadıkları takdirde, depremin yarattığı zararın artacağına dikkat çeker. 45 saniye süren 1999 Marmara Depreminin Türkiye Cumhuriyeti’ne ekonomik maliyeti bağımsız kurumlar tarafından yapılan araştırmalara göre 20 milyar dolardır. Bu maliyet dünya üzerinde afetlerin yarattığı ekonomik etkileri açısından 6. Sırada yer almaktadır. Tüm dünyayı etkileyen pandemi sebebiyle ortaya çıkan ekonomik ve sağlık krizinin tam ortasında gerçekleşebilecek olası bir İstanbul depreminin Türkiye Cumhuriyeti’ni ciddi bir refah kaybına uğratacağı hatta beka sorunlarına dahi yol açabileceği açıkça görülmektedir. Afet ve Acil durumlarda kaybettiğimiz her vatandaşımız, yetiştirilen bir insanın, beşerî sermayemizi oluşturan nitelikli insan gücümüzü elimizden kayması kaybetmemiz dışında, yanan, yıkılan veya kullanılamaz hale gelen her türlü araç, tesis ve binalar ise büyük bir milli servet kaybı olarak karşımıza çıkmaktadır. Meydana gelebilecek afetlerden toplumun en az zararla kurtulabilmesi için gerekli teknik, yönetsel ve yasal önlemlerin afetten önce alınması; önlemenin mümkün olduğu hallerde afetin önlenmesi, mümkün olmadığı hallerde ise kurtarma, ilk yardım ve iyileştirme çalışmalarının mümkün olan en hızlı, verimli ve etkin şekilde gerçekleşmesinin sağlanması son derece önem taşımaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depreme-disiplinlerarasi-bakis-afetler-kader-degil-hazirlik-meselesidir-614175">Depreme Disiplinlerarası Bakış: &#8220;Afetler Kader Değil, Hazırlık Meselesidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük işletmeler büyük risk altında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kucuk-isletmeler-buyuk-risk-altinda-613644</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dolandırıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[işletme]]></category>
		<category><![CDATA[işletmeler]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[Siber Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her serbest çalışan ve mikro işletme sahibi, iş yükü fazlalığının ne kadar zor olduğunu bilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-isletmeler-buyuk-risk-altinda-613644">Küçük işletmeler büyük risk altında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Her serbest çalışan ve mikro işletme sahibi, iş yükü fazlalığının ne kadar zor olduğunu bilir. Günlük işler, yönetim, satış, insan kaynakları, pazarlama ve hatta halkla ilişkiler gibi birçok farklı görevi aynı anda yerine getirmeleri gerekir ve siber güvenlik yönetimini düşünmeye pek zaman kalmaz. Siber suçlular da bunun farkında.   Siber güvenlik şirketi ESET,  küçük ölçekli işletmelerin hangi siber güvenlik önlemlerini almaları gerektiğini inceledi ve önerilerini paylaştı. </strong></p>
<p>Siber suçlular, küçük işletmelerin ve mikro işletmelerin genellikle özel BT personeli ve sağlam güvenlik önlemlerinden yoksun olduğunu bilerek bu işletmeleri aktif olarak hedef alırlar. Sadece birkaç saniyelik dikkatsizlik veya dalgınlık, maddi kayba veya hesabın ele geçirilmesine yol açabilir.  </p>
<p>Meşgul ve stresli insanları hedef alan siber suçlular, para veya veri çalmak için her geçen gün yöntemlerini daha sofistike hâle getiriyor ve işletmeleri itibar kaybı, mali kayıp ve hatta iflas riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Dahası, yapay zekâ araçlarının yardımıyla bu dolandırıcılık yöntemleri artık daha hızlı oluşturulabilir, daha ikna edici hâle getirilebilir ve daha geniş ölçekte uygulanabilir.  Özellikle özel BT personeli veya kurumsal düzeyde siber güvenlik çözümleri için bütçesi olmayan işletmeler kolay bir çıkış yolu arayışındadır. Kapsamlı koruma, zihniyet değişikliği, önleme ve mikro işletmelere özel, güvenilir ve uygun maliyetli bir siber güvenlik çözümü ile başlar.</p>
<p>Siber suçların kurbanlarının çoğunluğunu sıradan insanlar oluştursa da genellikle hedef alınanlar işletmelerdir ve sadece büyük oyuncular da değildir. Çünkü her işletmenin bir adı, adresi, lisansı, vergi numarası ve banka hesabı vardır ve çeşitli müşteri verilerini işler; bunların tümü dolandırıcılar için son derece değerlidir. Paranızı doğrudan hedef almazlarsa bile verileri karaborsada satabilir veya daha fazla dolandırıcılık ve siber saldırı için kullanabilirler.</p>
<p><strong>Araştırmalara göre mikro işletmeler hedefte</strong></p>
<p>Global State of Scams 2025 verilerine göre  son 12 ayda dünya çapında dolandırıcılık nedeniyle tahmini 444 milyar dolar kaybedildi.  ITRC Tüketici ve İşletme Etki Raporu 2024’e göre son 12 ayda ABD&#8217;deki küçük işletmelerin yüzde 80&#8217;inden fazlası saldırıya uğradı. Bir başka araştırma sonucuna göre İngiltere&#8217;deki mikro işletmelerin (yani 1 ila 9 çalışanı olan işletmeler) %40&#8217;ından fazlası 2024 yılında veri ihlali veya siber saldırı yaşadı </p>
<p><strong>Yapay zekâ her şeyi daha hızlı hâle getirdi</strong></p>
<p>ESET telemetri verileri, işletmelere yönelik siber saldırıların çoğunun kimlik avı e-postalarıyla başladığını gösteriyor. Geleneksel olarak, kimlik avı dolandırıcıları kişileri kişisel verilerini ifşa etmeye veya kötü amaçlı yazılım indirmeye ikna eder. Spearphishing ise daha da ileri gider ve saldırganlar belirli bir hedef hakkında ayrıntılı bilgi topladıktan sonra kişiselleştirilmiş mesajlar kullanır. Günümüzde yapay zekâ bu süreci otomatikleştirerek spearphishing&#8217;i giderek daha yaygın hâle getiriyor. Örneğin, sosyal medyada bir konferansa katıldığınızı belirten bir gönderi yayımlayabilirsiniz ve ertesi gün, orada tanıştığını iddia eden bir kişiden sahte bir e-posta alabilir, fotoğraflar gönderilebilir ve sizinle bağlantı kurmak istenebilir. Farkındalığı olmayan bir kişi için bu tuzağa düşüp kötü amaçlı bir bağlantıya tıklamak çok kolaydır.</p>
<p><strong>Küçük işletmeler için güvenlik ipuçları</strong></p>
<p><strong>Dolandırıcılık hakkında bilgi edinin: </strong>Yeni tehditlerden haberdar olun ve şüpheli bağlantılar veya ekler, olağan dışı ödeme talepleri, acil veya tehditkâr dil veya hassas bilgi talepleri gibi uyarı işaretlerine dikkat edin. ESET&#8217;in ücretsiz, kullanımı kolay bağlantı denetleyicisi, tehlikeli URL&#8217;lerden kaçınmanıza yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Çalışanlarınıza siber güvenlik farkındalık eğitimi verin: </strong>ESET Siber Güvenlik Farkındalık Eğitimi&#8217;nin ücretsiz sürümüyle başlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Çok Faktörlü Kimlik Doğrulama (MFA) özelliğini etkinleştirin: </strong>Mümkün olduğunda MFA ile hesaplarınıza ekstra bir güvenlik katmanı ekleyin.</p>
<p><strong>Yazılım güncellemelerini takip edin: </strong>Siber suçlular, bilinen güvenlik açıklarını yorulmadan aramak için otomatik araçlar kullanır. İşlerini kolaylaştırmayın ve yazılımınızı düzenli olarak güncelleyin. </p>
<p><strong>Düzenli yedeklemeler yapın: </strong>Bu, siber saldırılardan kurtulmanıza ve işinize hızlı bir şekilde geri dönmenize yardımcı olur. </p>
<p><strong>Güvenilir siber güvenlik  çözümlerini kullanın: </strong>Ücretsiz veya düşük maliyetli siber güvenlik çözümleri ve diğer yazılımlara dâhil edilmiş siber güvenlik çözümleri cazip görünebilir ancak sınırlamaları vardır. Dolandırıcılık önleme özelliklerine sahip, SOHO odaklı siber güvenlik çözümleri arayın. Tüm cihazlarınızı (PC&#8217;ler, telefonlar, tabletler ve sunucular) koruduğunuzdan emin olun.  </p>
<p><strong>Hedef alındığınızda ne yapmalısınız?</strong></p>
<p>Devam eden bir dolandırıcılığın ortasında bulursanız paniğe kapılmayın.  Zarar görmeden kurtulma umudu olabilir. Dolandırıcılık şüphesi duyduğunuzda atabileceğiniz bazı acil adımlar şunlardır:</p>
<ul>
<li>Şüpheli saldırganlara <strong>daha fazla bilgi vermeyin</strong>.</li>
<li><strong>Etkilenen tüm sistemleri </strong>ağdan <strong>ayırın </strong>ve kötü amaçlı yazılım taraması yapın.</li>
<li><strong>Hesaplarınızda olağan dışı hareket olup olmadığını kontrol edin </strong>ve tüm parolalarınızı değiştirin.</li>
<li><strong>Olayı yetkililere </strong>ve ilgili siber güvenlik kurumlarına<strong> bildirin</strong>.</li>
<li><strong>Diğer çalışanları bilgilendirin </strong>ve müşteri verileri söz konusuysa <strong>net bir iletişim planı hazırlayın</strong>. İhlal bildirimleri ile ilgili yasal yükümlülüklerinizi kontrol edin.</li>
<li>Dolandırıcılık vakasıyla ilgili <strong>tüm belgeleri ve elektronik iletişimleri toplayın ve saklayın</strong>. </li>
<li><strong>Olası kimlik hırsızlığına karşı dikkatli olun</strong>; dolandırıcılar çalınan verileri sahtekârlık amaçlı dolandırıcılık için kullanabilir.</li>
<li><strong>Tetikte olun </strong>— daha fazla kişisel veriye sahip saldırganlar sizi tekrar mağdur etmeye çalışabilir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-isletmeler-buyuk-risk-altinda-613644">Küçük işletmeler büyük risk altında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çöl Tozu Geliyor: Akciğerler için Sessiz Risk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/col-tozu-geliyor-akcigerler-icin-sessiz-risk-613403</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 09:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerler]]></category>
		<category><![CDATA[çöl]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[toz]]></category>
		<category><![CDATA[tozu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuzey Afrika üzerinden gelen yoğun toz taşınımı Marmara Bölgesi’ni etkisi altına aldı. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman uyarıyor: Bu durum, özellikle solunum sistemi açısından ciddi sağlık riskleri barındırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/col-tozu-geliyor-akcigerler-icin-sessiz-risk-613403">Çöl Tozu Geliyor: Akciğerler için Sessiz Risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Afrika üzerinden gelen yoğun toz taşınımı Marmara Bölgesi’ni etkisi altına aldı. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman uyarıyor: Bu durum, özellikle solunum sistemi açısından ciddi sağlık riskleri barındırıyor.</p>
<p>Libya üzerinden havalanarak atmosferin üst katmanlarında taşınan çöl tozlarının, İstanbul başta olmak üzere birçok ilde etkili olabileceği öngörülüyor. Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman’a göre, bu süreçte özellikle solunum yolu hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor.</p>
<p>Çöl tozlarının masum olmadığını vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, bu partiküllerin akciğer sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti.</p>
<p>“Çöl tozları yalnızca kum taneciklerinden oluşmaz. Yapılan araştırmalar, bu partiküllerin akciğer dokusunda hücrelere zarar veren ve iltihaplanmayı artıran bir etki oluşturduğunu gösteriyor,” diyen Akduman, tozların ağır metaller, polenler ve mikroorganizmalar taşıyabildiğini, solunum yoluyla akciğerlerin en derin noktalarına kadar ulaşabildiğini belirtti.</p>
<p><strong>“Gizli Astım” Riski</strong></p>
<p>Toz taşınımının etkili olduğu dönemlerde acil servis başvurularında artış yaşandığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, şu uyarıda bulundu:</p>
<p>“Güncel bilimsel çalışmalar, yoğun toz maruziyetinin yalnızca astım ve KOAH gibi mevcut solunum hastalıklarını tetiklemediğini, sağlıklı bireylerde bile yeni tanılı astım gelişimine zemin hazırlayabildiğini gösteriyor. Hava yollarında oluşan bu hassasiyet ve iltihaplanma, toz bulutları dağıldıktan sonra dahi haftalarca sürebiliyor.”</p>
<p><strong>Tozlu Havalar için 5 Hayati Öneri</strong></p>
<p>Özellikle çocuklar, yaşlılar ile kalp ve akciğer hastalarının bu süreçte daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, çöl tozunun etkili olduğu günlerde alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:</p>
<p>* Pencereleri kapalı tutun: Dış ortam havasının iç mekana girmesini sınırlayın.</p>
<p>* Maske kullanın: Dışarı çıkmak zorunda kalanlar cerrahi maske, tercihen N95 maske kullanmalı.</p>
<p>* Klima ayarlarını kontrol edin: Araçlarda ve kapalı alanlarda hava sirkülasyonu dışarıdan hava alacak şekilde değil, iç hava dolaşımı modunda olmalı.</p>
<p>* Açık hava sporlarını erteleyin: Derin nefes gerektiren aktiviteler, zararlı partiküllerin akciğerlere daha fazla ulaşmasına neden olur.</p>
<p>* Risk grupları evde kalmalı: Bebekler, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar mecbur olmadıkça dışarı çıkmamalı.</p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/col-tozu-geliyor-akcigerler-icin-sessiz-risk-613403">Çöl Tozu Geliyor: Akciğerler için Sessiz Risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnfluenza Açısından Risk Grubu Aşılanmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/influenza-acisindan-risk-grubu-asilanmali-613141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 18:48:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açısından]]></category>
		<category><![CDATA[aşılanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[nfluenza]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613141</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnfluenza açısından riskli gruplar aşılanmalı ! Bu açıklama Türk Toraks Derneği Solunum Sistemi Enfeksiyonları Çalışma Grubu Üyesi Uzm.Dr. Esra Temel'e ait. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/influenza-acisindan-risk-grubu-asilanmali-613141">İnfluenza Açısından Risk Grubu Aşılanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnfluenza açısından riskli gruplar aşılanmalı ! Bu açıklama Türk Toraks Derneği Solunum Sistemi Enfeksiyonları Çalışma Grubu Üyesi Uzm.Dr. Esra Temel’e ait.</p>
<p><span>Kış aylarının gelmesiyle birlikte hastalık sezonu da açıldı. Sağlık Bakanlığı’nın hastalık yayılımını izlemeye yönelik çalışmaları sonuçlarına göre Ekim 2025 – Ocak 2026 sezonunda aile hekimlerine başvuran bin 821 hastanın yaklaşık olarak yüzde 50’sinde viral üst solunum yolu enfeksiyonu etkeni saptanmış ve bunun çoğunu rhinovirüsün oluşturduğu görüldü.</span></p>
<p><b><b>RİSK GRUBUNDAKİLER SGK KAPSAMINDA AŞI OLABİLİR</b></b></p>
<p><span>Türk Toraks Derneği Solunum Sistemi Enfeksiyonları Çalışma Grubu Üyesi Uzm. Dr. Esra Temel influenza açısından riskli grupların, her eylül ile şubat ayı içerisinde, reçete edilen grip aşılarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılandığını belirtti. Dr. Temel riskli grupları ise şöyle sıraladı: </span></p>
<p><span>65 yaş ve üzerindeki kişiler ile yaşlı bakımevi ve huzurevinde kalan kişiler</span></p>
<p><span>5 yaş altı çocuklar </span></p>
<p><span>6 ay – 18 yaş arasında olup uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuk ve gençler</span></p>
<p><span>Gebeler</span></p>
<p><span>Astım dahil kronik akciğer ve kalp-damar sistemi hastalığı olan erişkin ve çocuklar</span></p>
<p><span>Şeker hastalığı dahil herhangi bir kronik metabolik hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, kan hastalığı veya bağışıklık sistemi baskılanmış olan erişkin ve çocuklar</span></p>
<p><span>Sağlık çalışanları</span></p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/influenza-acisindan-risk-grubu-asilanmali-0-XXqU2EPX.jpeg"/>Toraks derneği</figure>
<p><b><b>“HASTA OLANLAR KALABALIKTA MASKE TAKMALI”</b></b></p>
<p><span>Dr. Esra Temel, “Viral solunum yolu enfeksiyonları kimi bireylerde hafif semptomlarla geçebilirken özellikle ileri yaş, sistemik hastalıkları bulunan ve bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda hastane yatışı gerektirecek düzeyde ağır tablolarla seyredebilmektedir. Ani başlangıçlı öksürük, geçmeyen yüksek ateş, nefes darlığı, hırıltılı solunum, düşük tansiyon gibi durumlarda en yakın sağlık kurumuna başvurulması gerekmektedir. Bireysel korunma yöntemlerinin uygulanmasıyla birlikte risk gruplarında aşılanmanın artması mevsimsel grip ile mücadelede kilit noktalardır. Türk Toraks Derneği olarak halkımızı bu mücadeleye davet ediyoruz” diyerek alınması gereken bireysel önlemleri ise şöyle sıraladı: </span></p>
<p><span>Su ve sabun ile eller sık sık yıkanmalıdır. </span></p>
<p><span>Bulaşma yollarından olan ağız, burun ve gözlere kirli ellerle temas etmekten kaçınılmalıdır. </span></p>
<p><span>Yüzeyler sık sık temizlenmelidir. </span></p>
<p><span>Odalar havalandırılmalıdır.</span></p>
<p><span>Grip benzeri bir hastalık geçirildiğinde evde istirahat edilmelidir.</span></p>
<p><span>Hastayken, hastalığı bulaştırmamak için mümkün olduğunca diğer insanlarla temas sınırlandırılmalı, kalabalık bir ortama girmek zaruri ise maske kullanılmalıdır.</span></p>
<p><span>Hasta kişiler ile yakın temastan kaçınılmalı, çatal, kaşık ve havlu gibi ortak malzeme kullanımından sakınılmalıdır.</span></p>
<p><span>Aksırma ve öksürme esnasında burun ve ağız kağıt mendille kapatılmalı ve kullanılan kağıt mendil çöp kutusuna atılmalıdır.</span></p>
<p><b>PANDEMİ ÜZERİNDEN 5 YIL GEÇTİ ANCAK MİKROPLAR ARAMIZDA DOLAŞIYOR</b></p>
<p><span>Türk Toraks Derneği Merkez Yürütme Kurulu üyesi Doç. Dr. Dorina Esendağlı, “Yakın geçmişte mücadele ettiğimiz COVID-19 pandemisinin üzerinden tam 5 yıl geçti. Ancak daha önce de var olan ve halen solunum yolları ve akciğerlerde enfeksiyona yol açabilecek birçok mikrop aramızda dolaşmakta” dedi. Doç. Dr. Esendağlı, risk grubundakiler için aşılamanın önemine de dikkat çekti. </span></p>
<p><b><b>AİLE HEKİMİNE BAŞVURULARIN YÜZDE 80’İNDE VİRÜS SAPTANDI</b></b></p>
<p><span>2026 Ocak ayı ilk iki haftası verilerine göre ise aile hekimine başvuran 336 hastanın yaklaşık yüzde 80’inde etken saptandığını ve en sık İnfluenza A (H3N2) virüsü görüldüğünü belirten Doç. Dr. Esendağlı güncel verileri paylaştı: “Bunu İnfluenza A(H1N1) virüsü, İnfluenza B virüsü, Rhinovirus, coronavirus, Respiratuar Sinsityal Virüs yani RSV, SARS-CoV-2 virüsleri izlemektedir. Hastaların yaklaşık yüzde beşinde H3N2 virüsü ile RSV birlikteliği saptanmıştır. Bu verilerin dışında solunum yolu sürüntü örneği vermeyen hastaların veya bu örneklerin çalışılamadığı küçük merkezlerde de olası vakaların olduğu tahmin edilmektedir.”</span></p>
<p><b><b>OKULA GİDEN ÇOCUKLAR BULAŞI ARTIRIYOR</b></b></p>
<p><span>Doç. Dr. Dorina Esendağlı okul çağı çocuklarında bulaştırıcılığa dikkat çekerek şunları söyledi: “İnfluenza virüsü, en sık öksürme ve hapşırma ile ortama saçılan damlacıklar yoluyla insandan insana bulaşır. Bulaşa maruz kalan el ve diğer nesneler de hastalığın yayılmasında etkili olabilir. Çocuklarda etkenin yayılma hızı erişkinlere göre daha yüksektir. Okul öncesi ve okul çağı çocuklarda yayılma hızının yüksek olması hastalığın toplumda yayılmasında önemli faktörlerden biridir. Hastalığın bulaştırıcı olduğu dönem, belirtilerin başlangıcından önceki 24 saat ve sonraki beş günlük (çocuklarda yedi güne kadar) dönemdir. Bağışıklığı baskılanmış hastalarda bulaştırıcılık süresi normalden daha uzundur” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/influenza-acisindan-risk-grubu-asilanmali-613141">İnfluenza Açısından Risk Grubu Aşılanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehir Hastanesi alt geçidi artık risk oluşturmuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sehir-hastanesi-alt-gecidi-artik-risk-olusturmuyor-612828</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 09:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alt]]></category>
		<category><![CDATA[Alt Geçit]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlatma]]></category>
		<category><![CDATA[geçidi]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturmuyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Şehir Hastanesi’ne ulaşımı sağlayan alt geçitte yaptığı çalışmalarla güvenlik ve konforu en üst noktaya taşıdı. Aydınlatma ve boyama çalışmalarıyla ışıl ışıl olan alt geçitte sürücüler artık özellikle gece sürüşlerinde zorlanmıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-hastanesi-alt-gecidi-artik-risk-olusturmuyor-612828">Şehir Hastanesi alt geçidi artık risk oluşturmuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Şehir Hastanesi’ne ulaşımı sağlayan alt geçitte yaptığı çalışmalarla güvenlik ve konforu en üst noktaya taşıdı. Aydınlatma ve boyama çalışmalarıyla ışıl ışıl olan alt geçitte sürücüler artık özellikle gece sürüşlerinde zorlanmıyor.</p>
<p><b>ALT GEÇİTTE GÜÇLÜ IŞIK SİSTEMİ</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Şehir Hastanesi’ne ulaşımı sağlayan alt geçitte kapsamlı bir yenileme çalışması gerçekleştirdi. Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Enerji ve Aydınlatma Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışmada, alt geçide güçlü ve modern bir aydınlatma sistemi kuruldu. Ayrıca alt geçit baştan sona boyanarak daha estetik ve güvenli bir görünüme kavuşturuldu.</p>
<p><b>KARANLIK ARTIK TEHLİKE OLUŞTURMUYOR</b></p>
<p>Önceki dönemlerde sürücüler, alt geçitte karanlıktan dolayı zorlanıyor, bu da kaza riskini beraberinde getiriyordu. Yeni aydınlatma sistemi sayesinde sürücüler ve yayalar daha güvenli bir şekilde alt geçitten yararlanabiliyor.</p>
<p><b>KONFORLU VE MODERN GEÇİŞ</b></p>
<p>Yapılan boya çalışmaları ve kurulan güçlü aydınlatma sistemi sayesinde alt geçit yalnızca daha güvenli hale gelmekle kalmadı, aynı zamanda konforlu ve modern bir görünüme kavuştu. Çalışmalar, vatandaşların da memnuniyetini kazandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-hastanesi-alt-gecidi-artik-risk-olusturmuyor-612828">Şehir Hastanesi alt geçidi artık risk oluşturmuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 09:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlaşabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Sönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[başlayıp]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dakikalar]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[Pnömotoraks]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612788</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ani başlayan, tek taraflı ve batıcı tarzda göğüs ağrısı ile nefes darlığı… Bu sorunlar, özellikle genç yaş grubunda, genellikle “kas ağrısı” olduğu düşünülerek, önemsenmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788">Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ani başlayan, tek taraflı ve batıcı tarzda göğüs ağrısı ile nefes darlığı… Bu sorunlar, özellikle genç yaş grubunda, genellikle “kas ağrısı” olduğu düşünülerek, önemsenmiyor. Oysa şikâyetler, hayati risk taşıyan pnömotoraksın, toplumdaki bilinen adıyla “akciğer sönmesinin”  ilk habercisi olabiliyor. Yaygın inanışın aksine, akciğer sönmesi ileri yaştaki kişileri değil; genellikle 15 – 30 yaş grubundaki genç yaş grubunu, özellikle de erkekleri hedef alıyor. Belirtiler çoğunlukla hafif başlasa da tablo dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!  <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,</strong> akciğer sönmesinin çok sık görülen bir hastalık olmamakla birlikte, acil servis başvurularında önemli bir yer oluşturduğunu belirterek, “Akciğer zarlarında gelişen küçük yırtılmalar bazen hafif seyredebilir; ancak tedavide gecikildiğinde tablo hızla ilerleyebilir. Bunun sonucunda nefes darlığı artabilir ve kandaki oksijen düzeyi düşebilir. Ayrıca nadir, ancak son derece kritik bir durum olan ‘tansiyon pnömotoraks’ gelişebilir. Bu tabloda kaçan hava tek yönlü bir mekanizmayla birikir, göğüs içindeki basınç hızla yükselir ve kalbe dönen kan miktarı azalır. Buna bağlı olarak şok gelişebilir ve hayati risk oluşabilir” diyor. Hastalığın en tehlikeli yönlerinden birinin belirtilerin özellikle genç erişkinler tarafından hafife alınması olduğunu vurgulayan <strong>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,</strong> “Pnömotoraks acil bir durumdur; dakikalar büyük önem taşır. Bu nedenle, ‘kas ağrısıdır’ düşüncesiyle hekime başvurmakta gecikilmemelidir. Tek taraflı, batıcı tarzda göğüs ağrısı aniden başladıysa, zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak yaşamsal önem taşımaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa, geç kalmayın! </strong></p>
<p>Akciğerin etrafını saran ve “plevra” olarak adlandırılan zar yapıları arasına hava kaçması sonucu akciğerin kısmen veya tamamen sönmesi durumu “pnömotoraks” olarak tanımlanıyor.  Normalde akciğer ile göğüs duvarı arasında hava bulunmuyor. Akciğerin yüzeyinden herhangi bir nedenle bu aralığa hava geçmeye başlarsa,   her nefes almamızla burada biriken  hava akciğere baskı yaparak, kısmen veya tamamen sönmesine neden oluyor. Akciğer sönmesinde en tipik başlangıç, ani başlayan ve  tek taraflı göğüs ağrısı ile nefes darlığı oluyor. Bunların yanı sıra hızlı nefes alma, çarpıntı hissi, omuz veya sırt bölgesine vuran ağrı ve öksürük de eşlik edebiliyor. İlerleyen ve ağır tabloda ise ciddi nefes darlığı, morarma ile tansiyon düşüklüğü görülebiliyor. </p>
<p><strong>Genellikle 15 – 30 yaş grubundaki erkeklerde görülüyor! </strong></p>
<p>Pnömotaraks, KOAH, astım ve akciğer enfeksiyonları gibi hastalıkların yanı sıra göğüs bölgesine gelen darbe veya yaralanma sonucu gelişebiliyor.  Yüksek basınç değişikliklerine maruz kalmak ve akciğer biyopsisi gibi yapılan bazı cerrahi girişimler de akciğerin sönmesine neden olabiliyor. Hastalığın en sık görülen şekli ise  bilinen bir akciğer hastalığı olmadan, genellikle akciğerin tepe kısmında bulunan küçük hava keseciklerinin yırtılmasıyla oluşan akciğer sönmesi oluyor. Bu tür akciğer sönmesi “klasik” hasta profili olan,  15–30 yaş grubundaki  erkeklerde görülüyor. Özellikle ergenlik döneminde hızlı büyüme nedeniyle göğüs kafesi daha basıktan daha uzun bir şekle dönüşüyor ama akciğerler bu şekil değişikliğine adapte olamıyor. Sonuç olarak, akciğerlerin üst kısımlarında hava keseleri oluşmaya başlıyor. Bu keseciklerin patlamaları da pnömotoraksa  yol açıyor. Ayrıca, sigara kullanımına başlanması da akciğer sönmesinin genç yaş grubunda daha sık rastlanmasının bir diğer önemli sebebini oluşturuyor. </p>
<p><strong>Risk altında olabilirsiniz! </strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,<strong> </strong>akciğer sönmesinde<strong> </strong>risk altında olan kişileri şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Genç, uzun boylu, zayıf erkekler:</strong> Göğüs kafesi yapısı ve akciğer tepesindeki “gerilim” nedeniyle hava kesecikleri oluşumunun ve yırtılmanın daha olası olduğu düşünülüyor.</p>
<p><strong>Sigara içenler: </strong>Sigara, akciğer dokusunda inflamasyon ve yapısal değişiklikleri artırarak akciğerde hava kesecikleri gelişimini ve akciğerin sönme riskini yükseltiyor. Ayrıca nüks riskini de artırıyor. Elektronik sigara ve nargile kullanımı da benzer şekilde etki ediyor. </p>
<p><strong>Akciğer hastalığı olanlar:</strong> Mevcut KOAH, amfizem ve akciğer fibrozisi gibi akciğer hastalığı olanlar da risk altında. Bu hastalıklarda akciğer “rezervi” zaten sınırlı olduğundan pnömotoraks hem daha kolay gelişebiliyor hem de daha ağır seyrediyor.</p>
<p><strong>Travma geçirenler:</strong> Trafik kazaları, düşmeler veya darbe sonrası oluşan göğüs travmaları da akciğer sönmesine yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Hafif tabloda oksijen, ileri durumda göğüs tüpü</strong></p>
<p>Pnömotoraks tanısı; muayene bulguları, akciğer grafisi veya bazı durumlarda tomografi ile konuluyor. Tedavide  amaç, göğüs boşluğu içinde biriken havanın boşaltılarak akciğerlerin yeniden şişmelerini sağlamak. Prof. Dr. Erdal Okur, tedavinin akciğerin ne kadar çöktüğüne ve hastanın genel durumuna göre planlandığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Belirgin bir şikayetin olmadığı hafif pnömotoraks tablosunda hastalar oksijen tedavisiyle takibe alınır. Ancak, uygulanan tedaviye rağmen düzelme sağlanamıyor veya tablo kötüleşiyorsa, göğüs tüpü yöntemine başvurulur. Ayrıca, akciğerin sönme oranı fazlaysa, hastaya doğrudan göğüs tüpü uygulanır. Yaklaşık bir kalem kalınlığında olan ve ‘dren’ olarak adlandırılan yarı esnek bir tüp, göğüs kafesinin yan tarafından göğüs boşluğuna, akciğer zarları arasına yerleştirilir. Bu cerrahi girişimle, akciğer zarları arasında biriken havanın boşaltılması ve akciğer yüzeyindeki hava kaçağının zamanla kesilmesi hedeflenir.” </p>
<p><strong>Hava kaçağı ameliyatla kapatılıyor</strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur, göğüs tüpü tedavisine rağmen akciğerdeki hava kaçağı devam ederse,  endoskopik cerrahiyle bu kaçağın kapatıldığını belirtiyor. Ayrıca, pnömotoraks tekrarlıyorsa veya iki akciğerde  gelişmişe,  yine cerrahi yönteme başvurulduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdal Okur,<strong> </strong>“Ameliyat sırasında hem havanın kaçtığı bölge tamir edilir hem de potansiyel patlama riski taşıyan akciğer yüzeyindeki hava kesecikleri tıraşlanır. Bunun yanı sıra akciğer zarları yapıştırılarak, akciğerin tekrar sönmesi önlenir” diye konuşuyor.  Tedavi sonrasında pnömotoraksın tekrarlama riskini azaltmak için sigara ve elektronik sigaranın mutlaka bırakılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Erdal Okur,  ayrıca, tüplü dalışın kesinlikle yapılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788">Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[destekli]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288">Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık 650 bin yeni baş ve boyun kanseri vakası görülüyor ve yaklaşık 330 bin kişi bu kanserler nedeniyle yaşamını yitiriyor.   Türkiye’de ayrıntılı veriler sınırlı olmakla birlikte, baş ve boyun kanserlerinin en sık rastlanan tiplerinden biri olan gırtlak (larinks) kanseri için yılda 4 binin üzerinde vaka bildirildiğini açıklayan bazı ulusal ve uluslararası veri tabanları mevcut. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları</strong> <strong>Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul</strong>, tüm kanser türlerinde olduğu gibi baş ve boyun kanserlerinde de erken tanının yaşamsal önem taşıdığını belirterek, “Erken evrede yakalandığında, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde başarı oranı yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Ayrıca, hastaların konuşma, yutma ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları korunabilmektedir. Ancak hastalar, özellikle ses kısıklığı veya ağız içindeki yaralar gibi belirtilerin “grip ve benzeri enfeksiyonlardan” kaynaklandığını düşünerek, hekime oldukça geç başvurmakta,  bu durum da tedaviyi zorlaştırmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Erkeklerde gırtlak, kadınlarda tiroit kanseri daha yaygın! </strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserleri;  bu bölgelerde yer alan farklı organ ve dokulardan gelişebilen birçok kanser türünü kapsayan genel bir tanım.  Sıklıkla daha genç yaşlarda görülen tiroit kanseri ayrı tutulduğunda, baş ve boyun kanserleri genellikle çevresel faktörlerin tetiklemesi ve özellikle sigara ile alkol kullanımının belirgin rolü nedeniyle ileri yaşlarda daha sık görülüyor. Ülkemizde baş ve boyun kanserleri arasında erkeklerde gırtlak (larinks) kanserine,  kadınlarda ise tiroit kanserine daha yaygın rastlanıyor. </p>
<p><strong>Bu yakınmalar 2 haftadan uzun sürdüyse, dikkat! </strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde erken tanıya yönelik bir tarama prosedürü olmadığını ifade eden Prof. Dr. Bülent Evren Erkul<strong>,</strong> bu nedenle baş ve boyun bölgesinde ortaya çıkan şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Belirtilerin tümörün yerleştiği yere göre farklılık gösterebildiğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, dikkat edilmesi gereken sinyalleri şöyle özetliyor: “En sık karşılaşılan gırtlak ve ağız içi (dil, ağız tabanı, damak, diş eti, yanak) kanserlerinde ses kısıklığı ile ağız içinde geçmeyen yaralar görülmektedir. Daha nadir olarak görülen burun içindeki tümörlerde; burun kanamaları, burun tıkanıklığı, yüz ve ağızda ağrı ile yaralar ortaya çıkabilmektedir. Bunlara ek olarak baş ve boyun bölgesinde şişlik ile kitleler de gelişebilmektedir.&#8221; Prof. Dr. Evren Erkul, bu şikayetlerin 2 haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p><strong>En önemli risk faktörü sigara! </strong></p>
<p>Tütün ürünleri ile alkol kullanımı, baş ve boyun kanserlerinin en önemli sebeplerini oluşturuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, kanser tanısı alan hastaların yaklaşık 90’ından fazlasında sigara kullanımının etkili olduğunu vurgulayarak,  şu bilgileri paylaşıyor: “Sigara; özellikle gırtlak, ağız içi, geniz, yutak ve yemek borusunun giriş bölümündeki tümörler için önemli bir risk faktörüdür. Sigara ve alkolün beraber kullanılması durumunda bu risk 1.5-2 kat artmaktadır. Dolayısıyla, baş ve boyun kanserleri riskini azaltmak için tütün ürünlerinden uzak durmak son derece önemlidir.” </p>
<p><strong>Human Papilloma Virüsü’ne dikkat! </strong></p>
<p>Çevresel faktörler (Hava kirliliği, mesleksel toksik maddelere kronik maruziyet), kötü ağız hijyeni, eski diş tedavilerinde kullanılan ve kanserojen içerikli materyaller, kronik yaralar ile sağlıksız beslenme alışkanlıkları da baş ve boyun kanserleri riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve sonradan gelişen bazı genetik bozukluklar  da etkili olabiliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, son yıllarda HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonlarının özellikle dil kökü ve bademcik kanserlerinde önemli bir etken olduğunu ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra Epstein Barr Virüsü’ne bağlı geniz kanserleri de görülebiliyor. </p>
<p><strong>Lazer ve robot destekli cerrahi ön plana çıkıyor</strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde cerrahi tedavi önemli bir yer tutarken, bazı durumlarda kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapi yöntemleriyle kombine edilmiş tedaviler uygulanıyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde lazer yöntemi ve robot destekli cerrahinin son yıllarda giderek daha yaygın kullanıldığını belirterek,  “Bu ileri teknolojik yöntemler komplikasyon riskini azaltırken, kesilerin küçük olmaları sayesinde hastaların daha kısa süreli yatışla taburcu olabilmelerini sağlamaktadır” diye konuşuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul,<strong> </strong>gırtlak bölgesindeki tümörlerde<strong> </strong>lazer yönteminin; özellikle dil kökü ile gırtlağın üst kısmında yer alan tümörlerde ise robot destekli cerrahinin öne çıktığını ifade ediyor. </p>
<p><strong>Ağız içinden giriliyor, boyunda kesi yapılmıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, bazı gırtlak ve yutak kanserlerinde, tümörün yerleşim yerinin uygun olması halinde lazerle cerrahinin boyunda herhangi bir kesi yapılmadan, ağız içinden girilerek gerçekleştirildiğini söylüyor. Özellikle Human Papilloma Virüsü’ne bağlı gelişen küçük boyutlu dil kökü ve bademcik tümörlerinin de robot yardımlı cerrahiyle, kesi yapılmaksızın, ağız içinden çıkarılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Evren Erkul, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Ayrıca, komplikasyonları azaltan ve tedavinin başarısını artıran navigasyon yardımlı endoskopik sinüs tümör cerrahileri ve sinir monitorizasyonu eşliğinde gerçekleştirilen cerrahiler, özellikle tükürük bezi ile tiroit tümörlerinde artık çok daha sık kullanılmaktadır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288">Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer Belediyesi&#8217;nden Sigaraya Karşı Bilimsel Söyleşi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-sigaraya-karsi-bilimsel-soylesi-612135</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 12:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Sigara]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigaraya]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[yürekli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği söyleşide, sigara ve elektronik sigara bağımlılığı bilimsel veriler ışığında ele alındı. Uzmanlar, özellikle gençler üzerindeki risklere dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-sigaraya-karsi-bilimsel-soylesi-612135">Nilüfer Belediyesi&#8217;nden Sigaraya Karşı Bilimsel Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği söyleşide, sigara ve elektronik sigara bağımlılığı bilimsel veriler ışığında ele alındı. Uzmanlar, özellikle gençler üzerindeki risklere dikkat çekti.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi, 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü kapsamında “Bağımlılık Şekil Değiştirir mi? Sigara, Elektronik Sigara ve Akciğer Sağlığı” başlıklı söyleşi düzenledi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşiye, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi akademisyenlerinden Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşı ile Uzman Dr. Güler Yürekli konuşmacı olarak katıldı. Söyleşiyi Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin de takip etti.</p>
<p><b>“HER YIL 8 MİLYON İNSAN SİGARADAN HAYATINI KAYBEDİYOR”</b></p>
<p>Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Yeşim Uncu, 9 Şubat’ın sigara kullanan bireylerin, bırakma konusunda kendilerini sorgulamaları açısından anlamlı bir gün olduğunu ifade etti. Uncu, her yıl dünya genelinde 8 milyon kişinin tütün ve tütün ürünlerine bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi. Bu sayının, Covid-19 pandemisinde yaşanan ölümlerle kıyaslanabilecek düzeyde olduğuna vurgu yapan Uncu, “Sigara karşısında bir mücadele var ve bu mücadelede elimizdeki tüm imkânları kullanmamız gerekiyor. En önemli adım karar vermek. Bu kararın ardından Türkiye&#8217;nin her yerindeki sigara bırakma polikliniklerinden ücretsiz destek alınabilir” dedi.</p>
<p><b>ÇOCUKLAR BÜYÜK RİSK ALTINDA</b></p>
<p>Uzman Dr. Güler Yürekli ise sigaranın, esrar ve kokain gibi maddelerle kıyaslandığında çok daha hızlı bağımlılık geliştirdiğini belirtti. Sigaranın, yasal düzenlemelere rağmen her yaş grubundaki birey tarafından kolaylıkla ulaşılabilir olmasının büyük bir risk oluşturduğunu söyleyen Yürekli, “Sigara tüm sistemleri etkiliyor ancak en büyük hasar akciğerlerde görülüyor. KOAH, akciğer kanseri ve çeşitli enfeksiyonlara yol açıyor. Kalp-damar sistemi açısından ise kalp krizi, felç, damar tıkanıklığı ve hipertansiyon riskini artırıyor. Ağız, gırtlak ve mide kanserleri açısından da ciddi bir risk faktörü. Pasif içicilikte ise özellikle çocuklar büyük tehlike altında. Astım ve orta kulak enfeksiyonları bu çocuklarda daha sık görülüyor” diye konuştu.</p>
<p>Sigaranın bir alışkanlık değil, doğrudan bir bağımlılık ve hastalık olduğunu vurgulayan Yürekli, günde içilen sigara sayısının önemli olmadığını, bırakmanın önündeki en büyük engellerden birinin ise ürüne kolay erişim olduğunu dile getirdi. Sigara kullanan her 10 kişiden yalnızca birinin kendi başına bırakabildiğini belirten Yürekli, “Bağımlılık psikolojik, davranışsal ve biyolojik boyutları olan çok ayaklı bir süreçtir. Bu nedenle mutlaka bir sağlık profesyonelinden destek alınmalıdır. Başarısız denemeler motivasyonu düşürmemeli. Sigara dumanında bulunan 7 bin toksik maddenin en az 80’inin kanserojen olduğu biliniyor. Puro, nargile, pipo ve elektronik sigara da aynı riski taşır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>YENİ TEHDİT ELEKTRONİK SİGARA</b></p>
<p>Bağımlılığın yeni bir boyutunun elektronik sigaralar olduğunu belirten Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşı ise elektronik sigaraların daha az zararlı olduğu yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Son yıllarda sigara kullanım oranlarının düşmesiyle birlikte tütün endüstrisinin kârlılığının tehdit altında kaldığını ifade eden Dilektaşı, bu nedenle elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin “yenilik” olarak sunulduğunu belirtti. Tütün şirketlerinin “zarar azaltma” söylemiyle hareket ettiğini vurgulayan Dilektaşı, bunun yıllardır uygulanan bir endüstri stratejisi olduğunu kaydetti.</p>
<p><b>HEDEF PAZAR: GENÇLER</b></p>
<p>ABD verilerine göre her 5 lise öğrencisinden birinin ve her 20 ortaokul öğrencisinden birinin elektronik sigara kullandığını dile getiren Dilektaşı, gençler arasındaki kullanım oranının hızla arttığına dikkat çekti. Elektronik sigaraların daha az zararlı olduğu iddiasının bilimsel verilerle çürütüldüğünü ifade eden Dilektaşı, “Geleneksel sigaralarda bulunan zararlı maddelerin tamamı elektronik sigaralarda da yer alıyor” dedi.</p>
<p>Söyleşinin sonunda verilen ortak mesajda, tüm tütün ve nikotin içeren ürünlerden arınmış bir dünya hedeflendiği vurgulanarak, bu mücadelenin yalnızca sağlık ve eğitim sistemleriyle değil, toplumsal bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiği ifade edildi.</p>
<p>Programın sonunda Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin, konuşmacılara katkılarından dolayı teşekkür etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-sigaraya-karsi-bilimsel-soylesi-612135">Nilüfer Belediyesi&#8217;nden Sigaraya Karşı Bilimsel Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 07:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baştan]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bildiklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[görsel]]></category>
		<category><![CDATA[işlenmiş]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[lgili]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sil]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611998</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’nin 2025–2030 yeni beslenme rehberiyle birlikte güncellenen beslenme piramidi, “daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin” mesajıyla geniş yankı uyandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998">Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’nin 2025–2030 yeni beslenme rehberiyle birlikte güncellenen beslenme piramidi, “daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin” mesajıyla geniş yankı uyandırdı. Ancak piramidin görsel ve içerik önceliklerindeki değişim, bazı besin gruplarının biyolojik etkilerinin yanlış yorumlanabileceği endişesini de beraberinde getiriyor. Özellikle protein ve hayvansal gıdaların öne çıkması, lif kaynaklarının görsel olarak geri planda kalması ve beslenmenin bireysel biyolojiden bağımsız ele alınması, uzun vadeli metabolik ve inflamatuvar etkiler açısından daha temkinli bir değerlendirme gerektiriyor. <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, yeni piramidin önemli bir adım olmakla birlikte, kritik 3 riskine dikkat çekiyor. </p>
<p><b>Tahılları Hayatımızdan Çıkaralım mı?</b></p>
<p>ABD’nin 2025–2030 yılları için yayınlanan yeni beslenme rehberinde verilen ana mesajın daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Ancak beslenme yalnızca bir piramit görselinden ibaret değil; bağırsak, bağışıklık, beyin ve hormonların aynı anda konuştuğu canlı bir biyolojik dil. Bu nedenle her yeni rehberi alkışlamadan önce durup bakmak ve ayrıntıları sorgulamak gerekiyor. Yeni piramit ilk bakışta metabolik hastalıklarla mücadele hedefi taşısa da tahılların geri plana çekilmesi, protein ve yağ gruplarının daha geniş temsil edilmesi besin gruplarının biyolojik rollerinin yanlış yorumlanma riskini de beraberinde getiriyor” diyor. </p>
<p><strong>O Besinler Tamamen Dışlandı</strong></p>
<p>Yeni piramidin en güçlü yönlerinden birinin ultra-işlenmiş gıdaların net biçimde dışlanması olduğuna dikkat çeken Acıbadem Life <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Bu yaklaşım; obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve metabolik sendrom riskinin azaltılması açısından bilimsel verilerle desteklenmektedir. Ultra-işlenmiş gıdaların metabolik dengeyi bozduğu, inflamatuvar yükü artırdığı ve uzun vadede çoklu sistemleri olumsuz etkilediği iyi bilinmektedir. Bu yönüyle yeni yaklaşım, “gerçek gıdaya dönüş” açısından olumlu bir paradigma değişimi sunuyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Beslenme Piramidinde Protein Tartışması</strong></p>
<p>Piramitte protein ve hayvansal gıdaların daha merkezi bir konuma taşınmasının dikkatli yorumlanması gerektiğini belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Buradaki risk protein alımının kendisi değil; uzun süre kırmızı et ağırlıklı ve yüksek düzeyde hayvansal protein tüketimidir. Bu tür bir beslenme modeli, hücresel büyüme ve çoğalma sinyallerini yöneten mTOR yolunun sürekli aktif kalmasına neden olabilir. mTOR, çocukluk döneminde, kas onarımında ve kısa süreli iyileşme süreçlerinde gerekli olan bir mekanizma olsa da uzun süreli ve aşırı uyarımı inflamatuvar yükü artırarak kardiyometabolik risklerin yükselmesine zemin hazırlayabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Yetersiz Lif Bağırsakları Nasıl Etkiliyor?</strong></p>
<p>Lifin metabolik sağlık ve bağışıklık sistemi açısından taşıdığı kritik role dikkat çeken Acıbadem Life <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Yeni piramitte tahılların görsel olarak küçültülmesi yetersiz lif riskini beraberinde getiriyor. Oysa lif yalnızca sindirimle ilişkili bir bileşen değil; metabolik denge ve inflamasyon kontrolünde de temel bir oyuncudur. Bağırsaklardaki faydalı bakteriler için ana besin kaynağı olan lif, bu bakteriler tarafından kısa zincirli yağ asitlerine dönüştürülür. Bu bileşikler ise bağırsak, beyin ve bağışıklık sistemi arasında sağlıklı bir iletişim kurulmasını destekler. Yetersiz lif alımı metabolik esnekliğin azalmasına, inflamasyonun artmasına ve insülin direncine yatkınlığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle lif kaynaklarının beslenme planlarında bireyin toleransı ve ihtiyacına göre yer alması önem taşır” diyor. </p>
<p>Fonksiyonel tıp perspektifinde ideal beslenme modelinin sebze ağırlıklı, renkli ve polifenolden zengin; lif ve prebiyotik içeriği güçlü; protein kalitesi ön planda olan (balık, baklagil, fermente ürünler gibi); zeytinyağı ve omega-3 merkezli yağ profili içeren, ultra-işlenmiş gıdalardan uzak ve bireyin mikrobiyota yapısı, insülin direnci ve inflamasyon düzeyi gibi biyolojik özelliklerine göre kişiselleştirilmiş bir yaklaşımı gerektirdiğini belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Yeni piramit önemli bir adım olsa da, beslenme rehberlerinin tek tip öneriler yerine biyolojiyle uyumlu, kişisel farklılıkları gözeten ve görsel mesajı bilimsel dengeyle sunan bir çerçevede hazırlanması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998">Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Geçici bir enfeksiyondur&#8221; diyerek gecikmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecici-bir-enfeksiyondur-diyerek-gecikmeyin-611731</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 07:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısız]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[diyerek]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyondur]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[gecikmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lenf sisteminde yer alan lenfositlerin kontrolsüz çoğalmaları sonucu oluşan lenfoma, en sık görülen hematolojik kanserler arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecici-bir-enfeksiyondur-diyerek-gecikmeyin-611731">&#8220;Geçici bir enfeksiyondur&#8221; diyerek gecikmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lenf sisteminde yer alan lenfositlerin kontrolsüz çoğalmaları sonucu oluşan lenfoma, en sık görülen hematolojik kanserler arasında yer alıyor.  Dünya genelinde, her 100 bin kişiden 6-7’sine lenfoma tanısı konulurken;  2020 yılında yaklaşık 544 bin yeni lenfoma vakası görüldüğü belirtiliyor. Türkiye’de ise bu oran artıyor; her 100 bin kişiden 10’unda lenfoma teşhis ediliyor. Yine ülkemizde, her yıl yaklaşık 10 bin yeni lenfomaya rastlandığı bildiriliyor. Bu veriler, lenfomanın ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Hodgkin ve Hodgkin dışı<strong> </strong>olmak üzere iki ana gruba ayrılan bu hastalıkta erken tanı ise yaşamsal önem taşıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Tülin Tuğlular,  </strong>erken evrede yakalandığında lenfomanın tedavisinde başarının belirgin şekilde arttığına dikkat çekerek,  “Tedavide genel hedefimiz hastalığı tamamen yok etmek, yani tam şifa sağlamaktır. Son 20 yıldır uygulanan immünoterapi ve hedefe yönelik ilaçlar gibi yeni tedavilerle tam şifa  oranları giderek artmakta ve lenfoma artık tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Bu etkenler riski artırıyor!</strong></p>
<p>Lenfoma, bağışıklık sisteminde görevli olan lenfositlerde oluşan genetik hasarın, enfeksiyonlar ile bağışıklık sistemini uyarıcı faktörlerle birleşmesi sonucu ortaya çıkan ve lenfositlerin kontrolsüz çoğalmasıyla seyreden bir hastalık.  Genellikle 50-70 yaş aralığında görülse de, özellikle ergenlik çağındaki gençlerde de rastlanabiliyor. Hastalığın görülme sıklığı yaşla birlikte artış gösterirken, cinsiyet faktörünün de önemli bir risk unsuru olduğu ifade ediliyor. Öyle ki lenfoma erkeklerde kadınlara göre 1.5 kat daha fazla görülüyor. Bunun nedeni ise bilinmiyor. Lenfomanın oluşumunda birden fazla etken rol oynuyor. Hemen herkeste gelişebilmekle birlikte, bazı özel durumlarda risk artıyor.  İmmün yetmezliği sorunu yaşayan kişilerde, HIV enfeksiyonu bulunanlarda ve organ nakli olanlarda risk daha yüksek seyrediyor. Yine otoimmün hastalığı olanlarda, EBV (Epstein Barr Virüsü) ile Hepatit C gibi bazı enfeksiyonları geçiren kişilerde de risk artıyor. Ayrıca, genetik faktörlerin yanı sıra benzen, radyoterapi ve tarım ilaçlarına maruziyet de lenfoma gelişiminde etkili olabiliyor. </p>
<p><strong>Boyundaki ağrısız şişlik ilk belirtisi olabilir!</strong></p>
<p>Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Tülin Tuğlular, lenfomanın en sık görülen ilk belirtisinin özellikle boyun bölgesinde oluşan ağrısız lenf bezi büyümesi olduğunu vurgulayarak, diğer belirtileri şöyle açıklıyor: “Koltuk altında ve kasık bölgesinde aynı şekilde lenf bezi büyümeleri de lenfomanın ilk habercisi olabilir.  Lenf bezleri, sert ve genellikle lastik kıvamındadır. Bunun yanı sıra ateş, gece terlemesi, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve kaşıntı gibi bulgular da gelişebilir.  Kanser ilerlediğinde, genel durumda bozulma, aşırı kilo kaybı ve organ fonksiyonlarında bozulma görülebilir.”</p>
<p><strong>“Geçici bir enfeksiyondur” düşüncesiyle gecikmeyin! </strong></p>
<p>Bazı lenfoma türleri yavaş bir başlangıç gösterebiliyor ve bu nedenle uzun süre fark edilmeyebiliyor. Ayrıca, hastalar özellikle kış aylarında, boyunda gelişen ağrısız şişliğin grip ve farenjit gibi geçici bir enfeksiyondan kaynaklandığını düşünerek, hekime başvurmayı geciktirebiliyor. Prof. Dr. Tülin Tuğlular,  oysa boyundaki ağrısız şişliğin lenfomanın ilk sinyali olabileceği uyarısında bulunarak, “Dolayısıyla, özellikle boyunda 3-4 haftadan uzun süren ağrısız şişliklerde veya açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi gibi durumlarda doktora başvurmak erken tanı için çok önemlidir” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecici-bir-enfeksiyondur-diyerek-gecikmeyin-611731">&#8220;Geçici bir enfeksiyondur&#8221; diyerek gecikmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6 Şubat&#8217;ın yıl dönümünde deprem önlemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/6-subatin-yil-donumunde-deprem-onlemi-611433</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 11:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dönümünde]]></category>
		<category><![CDATA[Hızlı Tarama]]></category>
		<category><![CDATA[ibb]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[önlemi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şubat]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611433</guid>

					<description><![CDATA[<p>6 Şubat depreminin yıldönümünde Bakırköy’ün Zuhuratbaba Mahallesi’nde “Hızlı Tarama” metodu ile tespiti yapılan ve E sınıfı (Çok Yüksek Riskli) bina ilan edilen Onur Apartmanı’nın yıkımı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/6-subatin-yil-donumunde-deprem-onlemi-611433">6 Şubat&#8217;ın yıl dönümünde deprem önlemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat depreminin yıldönümünde Bakırköy’ün Zuhuratbaba Mahallesi’nde “Hızlı Tarama” metodu ile tespiti yapılan ve E sınıfı (Çok Yüksek Riskli) bina ilan edilen Onur Apartmanı’nın yıkımı gerçekleştirildi. Yıkıma katılan Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, “İlçemizde yenilenme süreci başladı. İmar planlarımızla beraber bu süreç hızlanarak devam edecek” dedi.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Bakırköy Belediyesi iş birliği ile ilçe genelinde depreme karşı riskli binaların yıkımı devam ediyor. “Hızlı Tarama” metodu ile tespiti yapılan ve E sınıfı (Çok Yüksek Riskli) bina ilan edilen Onur Apartmanı, İBB ekipleri tarafından güvenlikli bir şekilde yıkıldı. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinin yıl dönümünde gerçekleştirilen yıkıma katılan Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu’nun yanı sıra, İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel, Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanı Murat Yün katıldı.</p>
<p><b>“VATANDAŞLARIN YÜKLERİNİ HAFİFLETMEYE ÇALIŞIYORUZ”</b></p>
<p>Bugün hızlı tarama testlerinde tespit edilmiş bir binanın daha yıkımını gerçekleştiriyoruz. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşulları da göz önünde bulundurursak İBB ve Bakırköy Belediyesi’nin iş birliği ile yaptığı çalışmaların karşılığını ve sonucunu görüyoruz. Bu bize gurur veriyor. Vatandaşların yeni ve güvenli evlere taşınabilmesi için gerek imar planlarıyla gerekse evleri yıkım aşamasında olan vatandaşlara kira destekleriyle yüklerini hafifletmeye çalışıyoruz. Bakırköy ilçemizde bir yenilenme süreci başladı. İmar planlarımızla beraber bu süreç hızlanarak devam edecek. Hayırlı olsun” dedi.</p>
<p><b>“DÖNÜŞÜMÜ BAŞLATIYORUZ”</b></p>
<p>İBB olarak çalışmaların sürdürüleceğini belirten Demir, “Bir kez daha depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Gördüğünüz Onur Apartmanı hızlı tarama testine başvuruyor. Hızlı tarama testi sonucunda yapı E sınıfı yani çok riskli yapı olarak tescilleniyor.  Dönüşümü başlatıyoruz. Bu dönüşümlerimiz de biz kira desteği veriyoruz. Hem ev sahiplerine hem de varsa kiracıya da kira desteği veriyoruz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/6-subatin-yil-donumunde-deprem-onlemi-611433">6 Şubat&#8217;ın yıl dönümünde deprem önlemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>E Sınıfı Yüksek Riskli Binanın Yıkımı Gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/e-sinifi-yuksek-riskli-binanin-yikimi-gerceklesti-611278</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 15:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[binalar]]></category>
		<category><![CDATA[binanın]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleşti]]></category>
		<category><![CDATA[ibb]]></category>
		<category><![CDATA[kira]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sınıfı]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[yıkımı]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611278</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanlığının Kentsel Dönüşüm Uygulama Şube Müdürlüğünce İl genelinde “Hızlı Tarama” metodu uygulamasıyla çok yüksek riskli binalar tespit edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/e-sinifi-yuksek-riskli-binanin-yikimi-gerceklesti-611278">E Sınıfı Yüksek Riskli Binanın Yıkımı Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB),</strong> Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanlığının Kentsel Dönüşüm Uygulama Şube Müdürlüğünce İl genelinde “Hızlı Tarama” metodu uygulamasıyla çok yüksek riskli binalar tespit edildi. Yapılan tespitlerde 6 bin 840 bina E sınıfı kategorisinde yer aldı. Bakırköy’deki bu bina da çok riskli binalar arasında yer alıyor. 29 Ocak 2026 tarihinde yapının, İlçe Belediyesi ile yapılan görüşmesine göre yıkım ruhsatının hafta içerisinde hazırlanmasına bağlı olarak yıkım gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>46 YILLIK ONUR APARTMANI DEPREM DİRENÇLİ HALE GELİYOR</strong></p>
<p>6 Şubat depreminin yıldönümünde ise İBB, kentsel dönüşüme can katan çalışmalarını sürdürüyor. Bugün öğle saatlerinde yıkımı gerçekleştirilen Bakırköy İlçesi, Zuhuratbaba Mahallesi, 245 ada 2 numaralı parselde konumlu bina; bodrum, zemin, 3 normal katlı olmak üzere toplamda 5 katlı ayrıca 15 bağımsız birimden oluşuyor. 46 Yıllık binanın yıkımına İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel, Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanı Murat Yün katıldı. İBB olarak çalışmaların sürdürüleceğini belirten Demir sözlerine şöyle devam etti; “Bir kez daha depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Tüm ülkemize, tüm vatandaşlarımıza da sabırlar diliyoruz. Allah bir daha böyle acıları ülkemize ve vatandaşlarımıza yaşatmasın bunun için de çalışmaya devam ediyoruz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak. Gördüğünüz Onur Apartmanı hızlı tarama testine başvuruyor. Hızlı tarama testi sonucunda yapı E sınıfı yani çok riskli yapı olarak tescilleniyor.  Dönüşümü başlatıyoruz. Bu dönüşümlerimiz de biz kira desteği veriyoruz. Hem ev sahiplerine hem de varsa kiracıya da kira desteği veriyoruz. Sabah yine mutlulukla söylüyorum ki Kadıköy’de bir yıkım gerçekleştirdik. Yine kentsel dönüşüm kapsamında nitelikleri farklı olabiliyor onların. Yarın Büyükçekmece‘de bir yıkımımız var. Biz hızlı tarama testlerine devam ediyoruz.”</p>
<p>D Sınıfı binalarla ilgili de kira yardım teklifinin meclise sunulacağının müjdesini veren Demir, “İBB Meclis üyelerimize ayrı ayrı çok teşekkür ediyoruz. Gelecek aylarda da yanılmıyorsam bir ay sonra meclise bu sefer D sınıfı güçlendirme ruhsatı alan binalarda da kira yardımını sunacağız. O da geçerse hem güçlendirmeyi hem dönüşüm hızlandırarak vatandaşlarımızı güvenli konutlara almaya başlayacağız. İstanbul’da bilimsel bir gerçek deprem her an olabilir. Bunu kabullenmeliyiz buna karşı bir yaşam biçimi geliştirmeliyiz. Hem kamu olarak hem vatandaşlarımız olarak el birliğiyle ne gerekiyorsa yapmalıyız. Yani vatandaşlarımızın fedakarlığı evet konfor alanlarından çıkmak kolay değil oturduğunuz yerlerden çıkmak kolay değil ama bir sene maksimum bir buçuk sene biraz feragat edip yapılarını güçlendirmek veya yenilemek onların ellerinde. Biz onlara çağrıda bulunuyoruz. Büyükşehir belediyesine başvursunlar bizim birkaç tane kampanyamız var. İstanbul Yenileniyor kampanyamız var. Hızlı tarama ile ilgili ilgili testlerimiz var. Güçlendirme çalışmalarımız var. Hangisi uyuyorsa biz onlara yardımcı olalım ve hep beraber daha rahat uyuyalım” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>KİRA YARDIMI DESTEĞİ SAĞLANIYOR</strong></p>
<p>Hak sahiplerinin başvuru yapması durumunda İBB, 18 ay boyunca kira yardımı yapacak. Hızlı Tarama ile Bina inceleme yöntemi ile E sınıfında (çok yüksek riskli) olduğu belirlenen 6840 binanın tahliye, yıkım ve yenileme süreçlerine ivme kazandırmak amacıyla bir kira yardım paketi hazırlandı.</p>
<p>2024 yılı Temmuz ayı itibariyle İBB Meclisi tarafından onaylanan yardım paketine göre bu binalarda ikamet eden ev sahiplerine 18 ay boyunca 10.000 TL (emeklilere 12.000 TL), maliki olduğu binalarda ikamet etmeyen ev sahiplerine 18 ay boyunca 6.500 TL destek sağlanacak. Bu binalarda ikamet eden kiracılara ise 12 ay boyunca 10.000 TL, (emekli ise 12.000 TL) kira yardımı yapılacak. Ayrıca riskli ve rezerv alanlardaki hak sahiplerine 48 ayı geçmemek üzere aylık 10.000 TL, emekli ise 12.000 TL, kiracılara 12 ay boyunca aylık 10.000 TL, emekli ise 12.000 TL kira yardımı yapılacak. Şimdiye kadar İstanbul genelinde 4.313 kişiye 263.761.923,2 TL kira yardımı planlandı ve ödemeler başladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/e-sinifi-yuksek-riskli-binanin-yikimi-gerceklesti-611278">E Sınıfı Yüksek Riskli Binanın Yıkımı Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KİPTAŞ, İstanbul Yenileniyor ile Riskli Yapıları Dönüştürmeye Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kiptas-istanbul-yenileniyor-ile-riskli-yapilari-donusturmeye-devam-ediyor-611164</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 10:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştürmeye]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[ibb]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kiptaş]]></category>
		<category><![CDATA[ptaş]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[yapıları]]></category>
		<category><![CDATA[yenileniyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611164</guid>

					<description><![CDATA[<p>İBB iştiraki KİPTAŞ; Kadıköy’de bulunan, 1976 yılında inşa edilen ve 24 bağımsız birimden oluşan riskli Duygu Apartmanı’nın dönüşümüne başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kiptas-istanbul-yenileniyor-ile-riskli-yapilari-donusturmeye-devam-ediyor-611164">KİPTAŞ, İstanbul Yenileniyor ile Riskli Yapıları Dönüştürmeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İBB iştiraki KİPTAŞ; Kadıköy’de bulunan, 1976 yılında inşa edilen ve 24 bağımsız birimden oluşan riskli Duygu Apartmanı’nın dönüşümüne başladı. 16 Ekim 2025 tarihi itibarıyla hak sahiplerinin yüzde 100’üyle uzlaşı sağlanan depreme dirençsiz Duygu Apartmanı’nın kısa sürede temelinin atılması hedefleniyor.</strong></p>
<p>İstanbul Yenileniyor kapsamında yenilenecek olan Duygu Apartmanı’nın yıkımı, İBB Genel Sekreteri Volkan Demir, KİPTAŞ Genel Müdürü Gürkan Kaya ve hak sahiplerinin katılımıyla bugün saat 10.00’da gerçekleşti.</p>
<p><strong>&#8220;18 AYDA GÜVENLİ EVLERİNE KAVUŞACAKLAR&#8221;</strong></p>
<p>İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümünü hatırlatarak, “O günleri maalesef biraz daha derinden hissediyoruz ama aynı zamanda bizim için anlamlı bir gün. Burada Duygu Apartmanı önündeyiz, bina sakinlerimiz İBB&#8217;nin KİPTAŞ ile birlikte yürüttüğü İstanbul Yenileniyor sistemine başvurdu ve dönüşüm süreci başladı, bugün hak sahiplerimizle beraber ilk yıkımı gerçekleştiriyoruz, 18 ay gibi bir sürede de güvenli evlerine kavuşacaklar. Bu çalışmalar bizi çok mutlu ediyor. Ne kadar vatandaşımızı daha güvenli evlere alabilirsek hepimiz o kadar daha rahat uyuruz. 6 Şubat hepimize gösterdi ki ülke olarak kimse güvende değil. Daha fazla çalışacağız, dönüşümü hızlandıracağız. El birliğiyle bu sorunu çözmeye çalışacağız&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;İSTANBUL YENİLENİYOR&#8217;A TALEP YOĞUN&#8221;</strong></p>
<p>KİPTAŞ Genel Müdürü Gürkan Kaya ise Duygu Apartmanı&#8217;nın dönüştürülen örnek binalardan bir tanesi olduğunu belirterek, &#8220;50 yıllık bir bina, vatandaşlarımız 6 Şubat depremlerinin ardından bize başvurdu. Riskli yapı ilan ettik ve uzlaşının ardından tahliye ettik, bugün de yıkım işlemlerini gerçekleştiriyoruz. İstanbul Yenileniyor sistemimize yoğun ilgi var. Şu ana kadar 20 bin vatandaşımıza güvenli evlerini teslim ettik, 37 bini aşkın da başvuru aldık. Vatandaşlarımıza dönüş sağlayıp süreçleri yürütüyoruz. Sistemimize herkes başvurabilir, bizimle irtibat kurabilir, İstanbullular için elimizden geleni yapmayı sürdüreceğiz&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>SAĞLAM TEMELLER ÜZERİNDE YENİDEN İNŞA EDİLECEK</strong></p>
<p>Kadıköy İlçesi’nin Feneryolu Mahallesi’nde bulunan Duygu Apartmanı sakinleri, depreme karşı dayanıksız yapılarını yenilemek için istanbulyenileniyor.com’a başvurdu. Mimari proje çalışmalarının ardından uzlaşma görüşmeleri gerçekleştirildi. 21 Nisan 2025’te sözleşmeler noter huzurunda imzalanmaya başladı, 16 Ekim 2025 tarihi itibarıyla ise yüzde 100 uzlaşı sağlandı. </p>
<p>İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı koordinasyonunda İBB ile KİPTAŞ arasında imzalanan protokolle riskli yapılarını KİPTAŞ güvencesiyle dönüştürmek isteyen dar gelirli vatandaşlar ve emekliler için İBB Kentsel Dönüşüm Mali Destek Paketi hayata geçirilmişti. 29 hak sahibinin bulunduğu Duygu Apartmanı’nda da bir emekli hak sahibi mali destek paketinden faydalanmaya hak kazandı. 26 Eylül 2025 tarihinde riskli yapı ilan edilen ve tahliye süreçleri tamamlanan Duygu Apartmanı’nın yıkım sürecinin tamamlanmasının ardından 37 konut bağımsız birimden oluşan yeni projenin temeli atılacak.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kiptas-istanbul-yenileniyor-ile-riskli-yapilari-donusturmeye-devam-ediyor-611164">KİPTAŞ, İstanbul Yenileniyor ile Riskli Yapıları Dönüştürmeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Çocuklara Deprem Bilinci Aşılandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-cocuklara-deprem-bilinci-asilandi-610903</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 13:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aşılandı]]></category>
		<category><![CDATA[bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[moriwaki]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem gerçeğine ilişkin farkındalığı artırarak, riskleri azaltmayı, toplumsal bilinci erken yaşta güçlendirmeyi hedefleyen Osmangazi Belediyesi, Deprem Uzmanı ve İnşaat Mühendisi Yoshinori Moriwaki’nin katılımıyla çocuklara yönelik geniş kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-cocuklara-deprem-bilinci-asilandi-610903">Osmangazi&#8217;de Çocuklara Deprem Bilinci Aşılandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Deprem gerçeğine ilişkin farkındalığı artırarak, riskleri azaltmayı, toplumsal bilinci erken yaşta güçlendirmeyi hedefleyen Osmangazi Belediyesi, Deprem Uzmanı ve İnşaat Mühendisi Yoshinori Moriwaki’nin katılımıyla çocuklara yönelik geniş kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenleri aktaran Moriwaki, depreme her an hazırlıklı olunması gerektiğini kaydetti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Olası afetlere karşı bilinçli nesiller yetiştirmeyi hedefleyen Osmangazi Belediyesi, deprem farkındalığını küçük yaşlardan itibaren kazandırmak amacıyla ‘Deprem Gerçeği ve Çocuklarda Farkındalık’ temalı bir söyleşi düzenledi. Deprem Uzmanı ve İnşaat Mühendisi Yoshinori Moriwaki’nin katılımıyla gerçekleşen Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’ndeki söyleşiye çocuklar yoğun ilgi gösterdi. Deprem riskine karşı hazırlık sürecinden itibaren yapılması gerekenlere ilişkin çocuklara önemli bilgiler veren Moriwaki, yaşam üçgeninin değerinden bahsederek, deprem anında riski azaltacak faktörlere değindi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Depreme Hazırlıklı Olmak Hasarları Yüzde 70 Azaltabilir”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Depreme her zaman hazırlıklı olunmasının altını çizen Yoshinori Moriwaki, yaşam üçgeninin deprem esnasında mutlaka oluşturulması gerekliliğine işaret etti. Binanın çökmesi ve enkaz altında kalma riski gibi durumlara ilişkin her zaman evin kolay ulaşılabilir bir noktasında deprem çantasının bulunmasının önemli olduğunu belirten Moriwaki, su, düdük ve gıda ürünlerinin çantada yer alacağını vurguladı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bursa’nın, Türkiye&#8217;nin en aktif fay kuşaklarından biri olan Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun etkisi altında olduğunu ifade eden Moriwaki, bu noktada bekleyen tehlikeler ile ilgili de uyarılarda bulunarak, sözlerine şu şekilde devam etti:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Marmara’da deprem olduğunda Bursa’da yumuşak zeminde olduğundan hissedebilir, binalar etkilenebilir. İstanbul’da geçtiğimiz yıl 23 Nisan’da Silivri’de deprem oldu, o biraz fay hattını rahatlattı. Ancak güney kolu Gemlik, Bursa, Bandırma ve Balıkesir’e uzanıyor. Deniz kenarında var, iç taraflarda da var. 150 sene deprem gelmedi. Bandırma yakınlarında da 400 sene. Yakında hiç olmaz demiyoruz, bunun için hazırlıklı olmak lazım. Tehlikeli diye söyleyebilirim, dikkatli olmak lazım. Japonya da, Türkiye de deprem kuşağında. Ne zaman, nerede, ne kadar büyük diye değil, deprem gelebilir diyerek hazır olmak lazım. Hep beraber, tüm aşamalarda iyi hazırlanabilirsek hasarlar da yüzde 70 azaltılabilir.” </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Son olarak Türkiye’de yüzde 50’den fazla binanın riskli olduğunu anımsatan Moriwaki, merdiven kullanımlarının da deprem esnasında risk meydana getirdiğini söyleyerek, o esnada derhal yaşam üçgeninin kurulması ve merdivenden kaçınılması tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Söyleşiye katılan çocuklar da, deprem riskine dair öncesinde ve deprem anında alabilecekleri önlemleri ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-cocuklara-deprem-bilinci-asilandi-610903">Osmangazi&#8217;de Çocuklara Deprem Bilinci Aşılandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrekleri]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kreatin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[takviyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[uçar]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yorabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610807</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807">Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Güncel verilere göre, dünya genelinde <strong>yaklaşık 850 milyon kişi</strong> böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Uzmanlar, bu artışın hatalı alışkanlıklar ve çevresel etkenler sebebiyle önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacağı uyarısında bulunuyor. Türkiye’de de tablo endişe verici boyutlara ulaşmış durumda.<strong> </strong>Ülkemizde yaklaşık 7,5 milyon kişi kronik böbrek hastası; bu rakam, her 6-7 erişkinden 1’inde görüldüğü anlamına geliyor. Genellikle belirti vermeden sinsice ilerlemesi nedeniyle çoğu zaman geç tanı konulan kronik böbrek hastalığı geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabiliyor; böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor!  Bu özelliğiyle, dünyada <strong>ölüme neden olan hastalıklar arasında her geçen yıl üst sıralara yükseliyor</strong>. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi</strong> <strong>Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, </strong>bu nedenle böbrek sağlığında düzenli hekim kontrollerinin ve koruyucu önlemlerin yaşamsal önem taşıdığına dikkat  çekerek,  “Sağlıklı beslenmek, yeterli sıvı almak, tuz tüketimini azaltmak, ilaç ve takviye ürünlerini doktor kontrolünde kullanmak, tansiyon ve kan şekeri için hekim takibinde olmak, böbreklerimizin uzun yıllar sağlıklı çalışmasını sağlayabilmektedir. Ayrıca,  erken teşhis için yılda bir kez rutin ultrason taraması yapılması da son derece önemlidir” diyor. <strong>Doç.</strong> <strong>Dr. Zuhal Atan Uçar,</strong> böbreklerimizde hasar oluşturan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Diyabet: Böbrek hasarının en yaygın nedeni</strong></p>
<p>Diyabet, dünya genelinde ve ülkemizde böbrek hastalıklarının en sık görülen nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalara göre, tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 30-40’ında böbrek hasarı gelişiyor. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreklerin süzme birimi olan damarlarında yapısal hasara yol açarak, diyabetik nefropati gelişmesine sebep oluyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,<strong>  </strong>böbreklerdeki hasar tedavi edilmediğinde ilerleyerek diyaliz tedavisi ve böbrek nakli ihtiyacına kadar ilerleyebildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Önlemek için:</strong> Diyabete bağlı böbrek hasarını önlemenin en etkili yolu; kan şekerinin hedef değerlerde tutulması, düzenli idrar ve kan tahlilleri ile hasarın erken dönemde saptanması. <strong> </strong>Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, erken tanı ve doğru tedaviyle böbrek yetmezliği gelişiminin yıllarca geciktirilebildiğine, hatta tamamen önlenebildiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><b> <strong>Hipertansiyon: Böbrekleri sessizce yıpratan tehlike</strong>Kontrolsüz hipertansiyonu olan hastalarda <strong>kronik böbrek hastalığı gelişme riski 3–4 kat artıyor. </strong> Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ancak hipertansiyonun çok yaygın  görülmesine rağmen toplum tarafından genellikle ciddiye alınmadığı uyarısında bulunarak,   “Günümüzde her 3 erişkinden 1’i tansiyon hastasıdır. Hastaların önemli bir kısmı ya tanı almamıştır ya da tedavisini düzenli olarak sürdürmemektedir. Bu durum, hipertansiyonu böbrekler için <strong>en tehlikeli risk faktörlerinden biri</strong> haline getirmektedir. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden tansiyon, tüm damarlarda olduğu gibi böbrek damarlarında da hasara yol açmaktadır” diye konuşuyor. Önlemek için: Düzenli kan basıncı takibi, tuz tüketiminin azaltılması ve tedavinin aksatılmaması, hipertansiyonun böbrekler üzerindeki yıkıcı etkilerini büyük ölçüde önleyebiliyor. A<strong>şırı tuz tüketimi: Böbrek hasarını tetikleyen önemli bir etken</strong>Aşırı tuz tüketimi, böbrek sağlığını olumsuz etkileyen <strong>önlenebilir risk faktörlerinin başında geliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, </strong>Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen miktardan 3 kat daha fazla olduğunu hatırlatarak, “Tuz alımının artması, vücutta sıvı dengesinin bozulmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle tansiyon ve böbrek hastalarında ciddi bir risk oluşturmaktadır” uyarısında bulunuyor. Deniz tuzu, kaya tuzu, Himalaya tuzu ya da rafine tuzun tamamının böbrekler üzerinde aynı zararlı etkilere sahip olduğuna işaret eden Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Böbrek sağlığı açısından belirleyici olan tuzun çeşidi değil, tüketilen miktarıdır. Bilimsel çalışmalar, tuz tüketiminin azaltılmasının kan basıncını düşürdüğünü ve böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesini yavaşlattığını göstermektedir” diyor. Önlemek için: Sağlıklı kişiler, özellikle de risk grubunda olanlar için tuz kısıtlaması, böbrek sağlığının korunmasında kilit bir rol üstleniyor.  Takviye ürünler: Böbrek sağlığı için gizli tehlikeÇok sayıda bilimsel çalışmalar; vitamin, mineral, protein tozları ile kreatin gibi takviye olarak alınan ürünlerin <strong>gereksiz ve kontrolsüz kullanımının</strong> böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini gösteriyor. Öyle ki takviye ürünleri kullanan kişilerin yaklaşık <strong>yüzde 10-20’sinin</strong> böbrek fonksiyon testlerinde klinik olarak anlamlı değişiklikler saptanmış. Bu ürünlerin, uzun  süreli kullanımında, sağlıklı kişilerde böbrek hasarı oluşturabildiği belirtiliyor. Bilimsel veriler, diyabet, hipertansiyon veya böbrek hastalığı olanlarda ürünlerin böbrek hasarını hızlandırdığını ortaya koyuyor. Önlemek için: Takviye ürünlerin ancak gerçek bir gereksinim varsa ve hekim önerisiyle kullanılmaları önem taşıyor. </b></p>
<p><strong>Obezite: Böbreklere de yük oluyor</strong></p>
<p><b>Dünyada ve ülkemizde adeta salgın boyutuna ulaşan obezitede, böbrek hastalığı 1.5-2 kat daha sık görülüyor. Her 5 kiloluk artış kronik böbrek yetmezliği riskini yüzde  20-30 oranında yükseltiyor.  Bunun nedeni ise obezitenin böbreklere <strong>hem doğrudan aşırı filtre yükü ve yağ birikimi</strong> yoluyla hem de <strong>dolaylı olarak hipertansiyon, insülin direnci ve inflamasyon</strong> üzerinden zarar vermesi. Önlemek için: Sağlıklı beslenmek ve ideal kilo aralığında olmak böbrek sağlığını korumanın temel adımlarını oluşturuyor. Ağrı kesici ilaçlar: Kontrolsüz kullanımı çok riskliÇok yaygın kullanılan ve kolayca ulaşılan ilaçlar olan ağrı kesiciler böbrek dolaşımını sağlayan mekanizmalar üzerine etki ederek hem akut hem de kronik böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Çok kısa süre kullanımı bile son dönem böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor. Kontrolsüz alınması sağlıklı kişiler için bile sakıncalıyken, özellikle böbrek yetmezliği riski yüksek olan hipertansiyon ve diyabet hastalarında  daha büyük tehdit oluşturuyor. Önlemek için: Gerekli olduğu durumlarda, hekim kontrolünde, uygun doz ve sürede kullanılması böbrek hasarını önlüyor.  Sigara: Böbrek damarlarında hasar oluşturuyor</b></p>
<p>Sigara dumanında bulunan nikotin, karbon monoksit ve ağır metaller, tüm damarlarda olduğu gibi, böbrek damarlarında da işlev bozukluğuna yol açabiliyor. Bu maddeler doğrudan böbrek dokusuna ulaşarak hücresel düzeyde de hasara neden olabiliyor. Bunların yanı sıra vücutta iltihabi yanıtı artıran ve oksidatif stresi tetikleyen bir etki oluşturabiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu faktörlerin etkisiyle sigara içen kişilerde kronik böbrek hastalığı gelişme riskinin içmeyenlere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi ek risk faktörleri olan hastalarda sigaranın böbrekler üzerindeki olumsuz etkisi daha belirgin hale gelmektedir ve son dönem böbrek yetmezliği gelişimi hızlanmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Önlemek için:</strong><strong> </strong>Sigaraya hiç başlanmaması, kullanılıyorsa hemen bırakılması böbrek sağlığında büyük önem taşıyor. </p>
<p><b> </b></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807">Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;den Rahim Ağzı Kanserine Karşı Farkındalık Etkinliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-rahim-agzi-kanserine-karsi-farkindalik-etkinligi-610534</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 08:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların yaşam kalitesini yükseltmek ve farkındalıklarını artırmak amacıyla çeşitli eğitim programları hayata geçiren Osmangazi Belediyesi, düzenlediği ‘Sağlıklı Kadınlar Sağlıklı Toplum’ söyleşisi ile rahim ağzı kanserine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-rahim-agzi-kanserine-karsi-farkindalik-etkinligi-610534">Osmangazi&#8217;den Rahim Ağzı Kanserine Karşı Farkındalık Etkinliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Kadınların yaşam kalitesini yükseltmek ve farkındalıklarını artırmak amacıyla çeşitli eğitim programları hayata geçiren Osmangazi Belediyesi, düzenlediği ‘Sağlıklı Kadınlar Sağlıklı Toplum’ söyleşisi ile rahim ağzı kanserine dikkat çekti. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, kadın sağlığını önceleyen çalışmaları kapsamında Ördekli Kültür Merkezi’nde anlamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. ‘Sağlıklı Kadınlar, Sağlıklı Toplum’ başlıklı program kapsamında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Sağer, rahim ağzı kanserine ilişkin bilgiler verdi. Kadınların yoğun ilgi gösterdiği farkındalık etkinliğinde Op. Dr. Sağer, sunumu eşliğinde rahim ağzı kanserinde erken teşhisin hayati önemi, düzenli taramaların gerekliliği, HPV aşısı ve koruyucu sağlık yöntemlerine ilişkin detaylara değindi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Rahim Ağzı Kanseri Aşılarını Yaptırmak Gerekiyor”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Rahim ağzı kanseri taramalarını daha geniş kitlelere ulaştırmak ve toplum tabanlı taramalara farkındalık oluşturabilmek için bu önemli söyleşinin gerçekleştirildiğini aktaran Op. Dr. Sağer, rahim ağzı kanserinin hiç belirti vermediğinde dahi tarama testleriyle yakalanabileceğini vurguladı. Erken evrelerde ya da erken risk faktörlerinde yakalandığında rahim ağzı kanserinin önlenebileceğine işaret eden Op. Dr. Sağer, sözlerinde şu ifadelere yer verdi:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Maalesef belirti vermediği için bu kanser türleri ileri evrelerde yakalandığında, hastalarımızın çoğunluğunu kaybediyoruz. Bu yüzden tarama testlerinin önemini vurgulamak ve bunu önleyecek aşıların da üzerinde durmak bizim için ehemmiyetli. Rahim ağzı kanserinin sebebini çok iyi bilmek lazım. Araştırmalarda kanserin aslında yüzde 100 sebebi HPV virüsleri. HPV virüsleri çoğunlukla cinsel yolla bulaşan virüsler. Bu yüzden tabii ki birçok risk faktörü var.</span></span> <span><span>Sigara kullanımı ve bazı yaşam tarzı faktörleri rahim ağzı kanseri riskini artırabilmektedir. Bu nedenle korunmada sağlıklı alışkanlıkların benimsenmesi, bilinçli davranılması ve gerekli önlemlerin alınması büyük önem taşımaktadır. Sigaradan uzak durulması da riskin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Avrupa’da birçok ülkede rahim ağzı kanseri aşıları, toplum taramaları bakanlık tarafından karşılanarak yapılmakta. Önemli yaş aralığı ise 9-16 yaş. Bu yaş aralığında aşıları yapmış olduğumuz zaman gelecekteki kanser riskini yüzde 90-95 oranında önlemiş oluyoruz.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Söyleşinin ardından Osmangazi Belediyesi Meclis Üyesi Cemile Yılgör tarafından Op. Dr. Sağer’e teşekkür plaketi takdim edildi. Op. Dr. Sağer, kanser tarama programlarının halka ulaştırılmasındaki etkin çalışmaları ve verdikleri destek nedeniyle Osmangazi Belediyesi’ne teşekkürlerini iletti.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-rahim-agzi-kanserine-karsi-farkindalik-etkinligi-610534">Osmangazi&#8217;den Rahim Ağzı Kanserine Karşı Farkındalık Etkinliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sünnet Derisi Kök Hücreleri Neden Bilimsel Bir Risk?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sunnet-derisi-kok-hucreleri-neden-bilimsel-bir-risk-609622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 02:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[derisi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kök hücreler, vücudun doğal onarım mekanizmasını güçlendirerek tıbbi ve estetik uygulamalarda devrim yaratmaya devam ediyor. Ancak son dönemde popülerlik kazanan "sünnet derisinden elde edilen" hücre tedavileri, bilimsel dünyasında etkinlik tartışmalarını ve güvenlik endişelerini de beraberinde getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sunnet-derisi-kok-hucreleri-neden-bilimsel-bir-risk-609622">Sünnet Derisi Kök Hücreleri Neden Bilimsel Bir Risk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Estetik dünyasında rutin bir cilt bakımı gibi sunulsa da, sünnet derisinden elde edilen hücre tedavileri aslında yasal ve biyolojik açıdan karmaşık bir prosedürdür. <b>Prof. Dr. Ahmet Karacalar</b>, bu tür tedavilerin standart bir uygulama olarak sunulamayacağının altını önemle çiziyor. Allojenik (başkasından alınan) nitelikteki bu hücresel işlemler, yasal olarak yalnızca &#8220;klinik araştırma&#8221; kapsamında değerlendirilebilir; bu da Etik Kurul onayı ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın özel iznini zorunl u kılar.</p>
<p><b>Bağışıklık Sistemi İçin &#8220;Yabancı&#8221; Alarmı</b></p>
<p>Yenidoğan bir bebekten alınmış olsa dahi, bu hücreler genetik olarak alıcı kişiye ait değildir. Bu durum, bağışıklık sisteminin dokuyu &#8220;yabancı&#8221; olarak algılama riskini doğurur. Bilimsel veriler, bu tür allojenik uygulamalarda bağışıklık reaksiyonları ve enflamasyon (yangı) riskinin teorik olarak her zaman mevcut olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Sünnet derisi fibroblastları veya hücre kokteylleri doku özütlerine benzese de, yöntemin etkinliği ve uzun vadeli güvenliği konusundaki literatür henüz sınırlı. Bilimsel kanıtların netleşmemiş olması, tedavinin risk-fayda dengesini kurmayı ve ileriye dönük sonuçları öngörmeyi zorlaştırıyor.</p>
<p><b>En Güvenli Liman: Kişinin Kendi Yağ Do kusu (SVF)</b></p>
<p>Risklerin aksine bilim dünyası, en sağlıklı ve doğal kaynağın kişinin kendi bedeni olduğu konusunda hemfikir. Kişinin kendi yağ dokusundan elde edilen ve <b>Stromal Vasküler Fraksiyon (SVF) (Bkz: </b>olarak adlandırılan yöntem, biyolojik uyumluluk açısından altın standart kabul ediliyor. SVF, yalnızca kök hücreleri değil, doku yenilenmesini destekleyen diğer değerli onarıcı hücreleri de bünyesinde barındırıyor.</p>
<p><b>Verici Alanda Ezber Bozan Keşif</b></p>
<p>Kök hücre tedavisinde kaynak arayışı da güncelleniyor. Uzun yıllar karın bölgesi en zengin kök hücre kaynağı olarak kabul edilirken, güncel araştırmalar rotayı değiştirdi. Yeni b ulgular, özellikle <b>basen bölgesinin</b> kök hücre yoğunluğu açısından çok daha zengin ve verimli bir rezerv olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sunnet-derisi-kok-hucreleri-neden-bilimsel-bir-risk-609622">Sünnet Derisi Kök Hücreleri Neden Bilimsel Bir Risk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Afetlere Hazırlık ve Risk Yönetimi Odaklı Kurumsal İş Birliği&#8217; Protokolü İmzalandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/afetlere-hazirlik-ve-risk-yonetimi-odakli-kurumsal-is-birligi-protokolu-imzalandi-609229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afetlere]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Küçükçekmece Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küçükçekmece Belediyesi'nin ev sahipliğinde Afetlere Hazırlık ve Risk Yönetimi Odaklı Kurumsal İş Birliği programı düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afetlere-hazirlik-ve-risk-yonetimi-odakli-kurumsal-is-birligi-protokolu-imzalandi-609229">&#8216;Afetlere Hazırlık ve Risk Yönetimi Odaklı Kurumsal İş Birliği&#8217; Protokolü İmzalandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küçükçekmece Belediyesi&#8217;nin ev sahipliğinde Afetlere Hazırlık ve Risk Yönetimi Odaklı Kurumsal İş Birliği programı düzenlendi. Belediye Binasında düzenlenen programın sonunda Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi ve İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Hakkı Aydın, ‘Afetlere Hazırlık ve Risk Yönetimi Odaklı Kurumsal İş Birliği’ Protokolünü imzaladı.</p>
<p>Küçükçekmece Belediyesi’ni afetlere karşı sadece müdahale eden değil; hazırlayan, yönlendiren ve toplumu dönüştüren bir yapıya taşıyacak olan protokolün imzalandığı programa; Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’nin yanı sıra, başkan yardımcıları, meclis üyeleri, birim müdürleri, İstanbul Aydın Üniversitesi rektörü ve akademisyenleri, sivil toplum kuruluşları üyeleri ve muhtarlar katıldı. Programda Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Gökhan Aygün, Afetlere Hazırlık ve Risk Yönetimi Odaklı Kurumsal İş Birliği Protokolü’nün sunumunu gerçekleştirdi.</p>
<p><b>Kemal Çebi: İş birliğimiz daha hazırlıklı ve daha dayanıklı bir Küçükçekmece hedefimize önemli katkılar sağlayacak</b></p>
<p>Afetlere karşı bilimle hareket etmenin önemini vurgulayan Başkan Çebi, ‘Kentimizin geleceği açısından büyük önem taşıyan bir iş birliğini başlatmak üzere bir aradayız. Afetler artık yalnızca ihtimal değil, hazırlıklı olmamız gereken bir gerçekliktir.  Afet risklerinin giderek arttığı günümüzde, yalnızca müdahale değil hazırlık, eğitim, iletişim, toplumsal farkındalık konularında da kapasitemizi güçlendirmek zorundayız. Üniversitemizin akademik birikimi ile belediyemizin saha deneyimini bir araya getiren bu iş birliği, daha bilinçli, daha hazırlıklı ve daha dayanıklı bir Küçükçekmece hedefimize önemli katkılar sağlayacaktır. Bu yolda bilimin ışığıyla ilerlemenin büyük bir güç olduğuna inanıyor, süreçte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Protokolümüzün ilçemize ve üniversitemize hayırlı olmasını diliyorum’’ diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><b>Prof. Dr. İbrahim Hakkı Aydın:</b> <b>Protokolün halkımıza ve insanlığa katkı sağlayacağına inanıyorum</b></p>
<p>İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Hakkı Aydın ise yaptığı konuşmada,‘’Küçükçekmece Belediyesi ile çok önemli bir protokole imza atıyoruz. Her şeyden önce bir bilim insanı olarak üretilen teorik bilgileri uygulama alanı bulduğumuz için de Küçükçekmece Belediyesi’ne ayrıca teşekkür ediyorum. Çünkü teoride kalan, uygulanmayan bilgi hiçbir zaman yarar sağlamaz. İmzalayacağımız protokolle özellikle asrın en önemli problemlerinin başında gelen deprem esnasındaki iletişim konusunda ciddi çalışmalar yapacağız. Dolayısıyla bu protokolün halkımıza ve insanlığa katkı sağlayacağına inanıyorum’’ dedi.</p>
<p><b>Bilimsel desteği sahaya indirecek stratejik iş birliği hedefleniyor</b></p>
<p>Küçükçekmece Belediyesi ve İstanbul Aydın Üniversitesi arasında imzalanan<b> </b>Afetlere Hazırlık ve Risk Yönetimi Odaklı Kurumsal İş Birliği protokolü; afet yönetimi alanında belediyenin kurumsal kapasitesini artırmayı, toplumsal farkındalığı güçlendirmeyi, bilimsel ve akademik desteği sahaya indirmeyi amaçlayan stratejik bir iş birliği modeli olma özelliği taşıyor. Ayrıca bu iş birliği ile ilçede Afet İletişim Laboratuvarı kurulacak, senaryolar, tatbikatlar, saha uygulamaları ve gönüllü çalışmalar desteklenecek.  Podcast, mini belgesel ve farkındalık içerikleri üretilecek. Ortak araştırma projeleri, yarışmalar ve fon başvuruları gerçekleştirilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afetlere-hazirlik-ve-risk-yonetimi-odakli-kurumsal-is-birligi-protokolu-imzalandi-609229">&#8216;Afetlere Hazırlık ve Risk Yönetimi Odaklı Kurumsal İş Birliği&#8217; Protokolü İmzalandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2026’da Sigorta Sektörünü Şekillendirecek 10 Stratejik Başlık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/2026da-sigorta-sektorunu-sekillendirecek-10-stratejik-baslik-608903</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:25:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[Başlık]]></category>
		<category><![CDATA[Modeller]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendirecek]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[sektörünü]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608903</guid>

					<description><![CDATA[<p>IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, yapay zekâdan sürdürülebilirlik kriterlerine, siber risklerden gömülü sigortaya uzanan geniş bir dönüşüm dalgası içinde olan sigorta sektörünün 2026 gündemini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2026da-sigorta-sektorunu-sekillendirecek-10-stratejik-baslik-608903">2026’da Sigorta Sektörünü Şekillendirecek 10 Stratejik Başlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 yılı, sigorta sektörünün hem küresel hem de yerel dinamikler açısından yeniden şekillendiği bir dönem olarak öne çıkıyor. Yapay zekâ destekli süreçlerin yaygınlaşması, mikro sigortacılık modellerinin hızla büyümesi ve siber risklerin kurumsal gündemin üst sıralarına yerleşmesi, sektörün dönüşümünü belirleyen temel başlıklar arasında yer alıyor. Sağlık sigortasında hibrit modeller ve tele-sağlık entegrasyonunun standart hâle gelmesi, sürdürülebilirlik kriterlerinin fiyatlama ve reasürans yapıları üzerindeki etkisinin artması, 2026’nın dikkat çeken diğer gelişmeleri olarak öne çıkıyor. </p>
<p><strong>‘Çeviklik ve güçlü risk yönetimi öne çıkacak’</strong></p>
<p><strong>IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, </strong>“2025 yılında Türk sigorta sektörünün toplam prim üretimi 1,22 trilyon TL seviyesine ulaştı. Yıllık bazda nominal büyüme %45’in üzerine çıkarak son yılların en yüksek oranlarından biri olarak kaydedildi. Bu görünüm, sektörün hacimsel anlamda güçlü bir performans sergilediğini ve fiyatlama dinamiklerinin büyümeyi belirgin şekilde desteklediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Diğer yandan sektör; teknolojik dönüşümün hız kazandığı, müşteri beklentilerinin yeniden şekillendiği ve risk yapılarının daha karmaşık hale geldiği yapısal bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu yeni dönemde sürdürülebilir büyüme, yalnızca hacim artışıyla değil; veri odaklı yaklaşımlar, yenilikçi ürünler ve stratejik risk yönetimiyle mümkün hale geliyor. </p>
<p>2026, şirketlerin yalnızca dijitalleşmeye uyum sağladığı değil, aynı zamanda veri odaklı iş modelleriyle rekabet avantajı yarattığı bir yıl olacak. Bu süreçte çeviklik, doğru işbirlikleri ve güçlü risk yönetimi yaklaşımı, sektörün sürdürülebilir büyümesinin temel belirleyicileri arasında yer alacak” dedi.</p>
<p><strong>‘Yapay zeka tüm değer zincirlerine nüfuz edecek’</strong></p>
<p><strong>Murat çiftçi, </strong>2026’da sigorta sektörünü şekillendirecek 10 stratejik başlığı şu şekilde sıraladı: “Dijitalleşmede yeni eşik yapay zekâ. 2026, yapay zekânın operasyonel süreçlerden ürün tasarımına kadar tüm değer zincirine nüfuz ettiği bir yıl olacak. Hasar dosyalarının otomasyonu, risk skorlama modellerinin güçlenmesi ve kişiselleştirilmiş poliçeler sektörün rekabet alanını yeniden tanımlıyor. ikinci olarak mikro sigortacılık ve anlık poliçelerde hızlı büyüme,  üçüncü başlık da  siber risklerde patlama ve kurumsal talepte artış olarak sıralayabiliriz. Artan fidye yazılımı saldırıları, KOBİ’lerin de siber poliçelere yönelmesini sağlıyor. 2026’da siber sigorta, yangın ve nakliyeden sonra en hızlı büyüyen branşlardan biri olmaya aday. Sağlık sigortasında hibrit modeller ve tele-sağlık entegrasyonu ve sürdürülebilirlik ve iklim risklerinin fiyatlamaya etkisi de sigorta sektörünün 2026 başlıkları arasında yerini alacak.”</p>
<p><strong>Gömülü sigorta hizmetlerinin rolü daha da artacak</strong></p>
<p>2026 yılında bağlantılı araçlar ve otonom sistemlerde yeni sigorta modellerinin de çok konuşulacağını aktaran <strong>Murat Çiftçi</strong>, “Araçlardan gerçek zamanlı veri akışı, sürüş davranışına göre fiyatlamayı standart hâle getiriyor. Otonom sürüş seviyelerinin artması, sorumluluk paylaşımında yeni hukuki tartışmaları beraberinde getiriyor. Öte yandan gömülü sigorta yaygınlaşıyor. Sigortanın ürün ve hizmetlere gömülü şekilde sunulması, özellikle e-ticaret, mobil uygulamalar ve finansal platformlarda büyüyor. Bu model, müşteri kazanım maliyetlerini düşürürken penetrasyonu artırıyor. Bunun yanı sıra regülasyonlarda dijital uyum ve veri koruma önceliği de 2026 yılında en fazla konuşacağımız bir başlık olarak öne çıkıyor. Sigorta–fintek–bankacılık üçgeninde yeni işbirlikleri ve veri odaklı risk yönetimi ve aktüeryal modellerin evrimi de 2026 yılına yön verecek başlıklardan biri olacak” dedi.  </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2026da-sigorta-sektorunu-sekillendirecek-10-stratejik-baslik-608903">2026’da Sigorta Sektörünü Şekillendirecek 10 Stratejik Başlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenmede Büyük Değişim: Karbonhidrat Gitti, Protein Geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenmede-buyuk-degisim-karbonhidrat-gitti-protein-geldi-608265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmede]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[gitti]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Murat Baş]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608265</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı tarafından 7 Ocak 2026 tarihinde açıklanan 2025–2030 Amerikan Beslenme Rehberi, uzun yıllardır uygulanan klasik besin piramidini önemli ölçüde değiştirerek kamuoyunun ve bilim dünyasının gündemine oturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenmede-buyuk-degisim-karbonhidrat-gitti-protein-geldi-608265">Beslenmede Büyük Değişim: Karbonhidrat Gitti, Protein Geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı tarafından 7 Ocak 2026 tarihinde açıklanan 2025–2030 Amerikan Beslenme Rehberi, uzun yıllardır uygulanan klasik besin piramidini önemli ölçüde değiştirerek kamuoyunun ve bilim dünyasının gündemine oturdu. Karbonhidratların geri plana çekildiği, protein ve yağ tüketiminin daha görünür hale geldiği yeni piramit modeli, obezite ve metabolik hastalıklarla mücadelede farklı bir yaklaşımı temsil ederken, beraberinde pek çok tartışmayı da gündeme getirdi.</strong></em></p>
<p><em><strong>Yeni rehber, şekerli içeceklerin, yüksek sodyum içeren ürünlerin ve ultra-işlenmiş gıdaların sınırlandırılmasını güçlü biçimde vurgularken; protein tüketiminin artırılması, doymuş yağlara yönelik söylemin yumuşatılması ve alkolle ilgili belirsiz ifadeler nedeniyle temkinli yorumlanması gereken bir çerçeve sunuyor. Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, yeni beslenme piramidinin beslenme biliminde yaşanan dönüşümün bir yansıması olduğunu belirterek, “Bu rehber, tek başına bir devrim değil; beslenme alanında süregelen arayışın ve değişen önceliklerin bir sonucu olarak okunmalı” değerlendirmesinde bulunuyor. </strong></em></p>
<p><strong>Protein Vurgusu Güçleniyor, Kaynak Tartışması Sürüyor</strong></p>
<p>Yeni rehber, günlük protein alımını artırmayı ve hayvansal protein kaynaklarını önceki dönemlere kıyasla daha olumlu bir çerçevede sunmayı öneriyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu yaklaşımın belirli risk grupları için anlamlı olduğunu ancak genel nüfus için dikkatle ele alınması gerektiğini vurguluyor: “Kas kaybı, yaşlanma ve metabolik sağlık açısından protein alımının önemi giderek artıyor. Ancak burada miktar kadar, proteinin hangi kaynaktan sağlandığı da büyük önem taşıyor. Bitkisel proteinler, deniz ürünleri ve yağsız hayvansal kaynaklar önceliklendirilmeden yapılan artışlar, uzun vadede kalp-damar sağlığı açısından risk oluşturabilir”… Prof. Dr. Murat Baş’a göre “daha fazla protein” mesajı, kişisel sağlık durumu ve yaşam tarzı dikkate alınmadan genelleştirilmemeli.</p>
<p><strong>Doymuş Yağ ve Kolesterol: Sınırlar Korunuyor, Sorular Artıyor</strong></p>
<p>Yeni rehber, doymuş yağlara yönelik dili yumuşatırken günlük enerjinin yüzde 10’undan fazlasının doymuş yağdan gelmemesi önerisini sürdürüyor. Bununla birlikte tam yağlı süt ürünleri ve kırmızı etin daha görünür hale gelmesi, uygulamada nasıl bir denge kurulacağı sorusunu gündeme getiriyor. Bu noktada yanlış algı riskine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Son yıllarda kolesterol ve yağ konusundaki bilimsel yaklaşımlar değişti. Ancak bu durum, doymuş yağın tamamen zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Kalp-damar hastalıkları hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu. Yağın kaynağı, tüketim miktarı, lif alımı ve bireysel yatkınlık birlikte değerlendirilmediğinde, rehber yanlış yorumlanabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Yeni piramitte tahıl grubu alt sıralara çekilirken, özellikle rafine karbonhidratların sınırlandırılması hedefleniyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu yaklaşımın temel olarak olumlu olduğunu ancak önemli bir ayrım yapılması gerektiğini belirtiyor: “Rafine edilmiş tahılların azaltılması, kan şekeri kontrolü ve kilo yönetimi açısından yerinde bir adım. Ancak tam tahıllar, lif ve mikro besin öğeleri bakımından önemli bir kaynaktır. Bu besinlerin gereksiz yere kısıtlanması sindirim sistemi sağlığı ve kalp-damar riski açısından sorun yaratabilir. Mesele tahılı tamamen azaltmak değil, doğru tahılı doğru miktarda tüketmektir”…</p>
<p><strong>Ultra-İşlenmiş Gıdalarda Net Mesaj</strong></p>
<p>Rehberin en geniş bilimsel uzlaşı sağlanan yönü, ultra-işlenmiş gıdalara karşı ortaya koyduğu net tutum oldu. Şekerli içeceklerin, aşırı sodyum içeren ürünlerin ve yüksek derecede işlenmiş gıdaların sınırlandırılması, kalp hastalığı, diyabet ve obezite ile mücadelede temel hedefler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Murat Baş bu başlığı rehberin en güçlü yönü olarak değerlendirerek, “ABD’nin kendi yarattığı bir beslenme kültürünü yeniden sorgulaması önemli bir kırılma noktası. Ultra-işlenmiş gıdalarla kronik hastalıklar arasındaki ilişki artık açık biçimde ortaya konmuş durumda. Bu konuda verilen mesajlar bilimsel olarak son derece yerinde” ifadelerini kullanıyor. Ancak Prof. Dr. Murat Baş, her işlenmiş gıdanın aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğini, bazı zenginleştirilmiş ürünlerin dezavantajlı gruplar için koruyucu rol oynayabildiğini de ekliyor. </p>
<p>Yeni rehber, önceki dönemlerde yer alan net tüketim sınırlarını kaldırarak yalnızca “daha az alkol, daha iyi sağlık” ifadesine yer veriyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu yaklaşımın halk sağlığı açısından riskli olabileceğine dikkat çekiyor: “Davranış değişikliği için net sınırlar ve açık mesajlar önemlidir. Alkol tüketimi konusunda belirsiz ifadeler, yanlış yorumlara ve rehberin etkisinin azalmasına yol açabilir”…</p>
<p><strong>Genel Değerlendirme: Tek Bir Piramit Yeterli Değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş’a göre yeni Amerikan Beslenme Rehberi, beslenme bilimindeki temel tartışmaları yeniden gündeme taşıyor. “Ne kadar protein, hangi protein, ne kadar yağ, ne kadar işlenmişlik fazla?” sorularının hâlâ net yanıtları bulunmadığını vurgulayan Prof. Dr. Murat Baş, “Sağlıklı beslenme, tek bir piramit ya da tek bir modelle tanımlanamaz. Genel beslenme örüntüsü, yaşam tarzı, fiziksel aktivite düzeyi ve bireysel riskler birlikte ele alınmalıdır. Bu rehber, önemli mesajlar içeriyor; ancak her birey için birebir uygulanacak bir reçete olarak görülmemelidir. Sonuç olarak yeni Amerikan Beslenme Rehberi, şeker ve ultra-işlenmiş gıdaların azaltılması konusunda güçlü ve bilimsel açıdan sağlam bir çerçeve sunarken; protein, doymuş yağ ve alkol başlıklarında daha dikkatli ve kişiselleştirilmiş yorumlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Sağlıklı beslenmenin anahtarı, tek bir piramitte değil; dengeli, çeşitli ve bireye özgü bir beslenme yaklaşımında yatıyor” şeklinde sözlerini tamamlıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenmede-buyuk-degisim-karbonhidrat-gitti-protein-geldi-608265">Beslenmede Büyük Değişim: Karbonhidrat Gitti, Protein Geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 07:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10-12]]></category>
		<category><![CDATA[ekleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünüze]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendimizi iyi hissettiğimizde gerçekten sağlıklı olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Modern tıpta bu sorunun yanıtı artık yalnızca şikâyetlere ya da rutin kan testlerine dayanarak verilmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207">Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendimizi iyi hissettiğimizde gerçekten sağlıklı olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Modern tıpta bu sorunun yanıtı artık yalnızca şikâyetlere ya da rutin kan testlerine dayanarak verilmiyor. Günümüzde sağlık; ölçülebilen, izlenebilen ve geleceğe dair öngörü sunabilen fizyolojik göstergeler üzerinden değerlendiriliyor. Bu göstergelerden biri olan VO₂ Max, vücudun oksijeni alma, taşıma ve kullanma kapasitesini ortaya koyarak yalnızca mevcut durumu değil, uzun vadeli sağlık potansiyelini de yansıtan önemli bir parametre olarak öne çıkıyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş</strong>, “VO₂ Max, tek bir organa değil, tüm sistemlerin birlikte nasıl çalıştığına dair bilgi verir. Bu yönüyle sağlığın ne kadar sürdürülebilir olduğunu gösteren en güçlü göstergelerden biridir” diyor. </p>
<p><strong>Kalbinizden Bütünsel Sağlığınıza Uzanan İpucunu Veriyor</strong></p>
<p>Sağlık değerlendirmelerinde çoğu zaman tansiyon, kolesterol, kan şekeri ve EKG gibi ölçümler temel alınır. <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “Bu testler vücudun dinlenme halindeki fizyolojisini gösterir. Oysa vücudun gerçek kapasitesi; efor, stres ve günlük yaşam yükleri altında nasıl yanıt verdiğiyle ortaya çıkar” diyor. </p>
<p>VO₂ Max’in bu noktada kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan <strong>Karakuş</strong>, “VO₂ Max, yalnızca akciğerlerin ne kadar oksijen alabildiğini değil; kalbin bu oksijeni ne kadar etkin pompaladığını, damarların dokulara ne kadar iyi taşıyabildiğini ve kasların bu oksijeni ne ölçüde kullanabildiğini birlikte değerlendiren bütünsel bir göstergedir. Bu nedenle sadece sporcular için değil, kendini sağlıklı hisseden ancak gizli kalp-damar riski taşıyabilecek bireyler için de son derece değerlidir. Günümüzde VO₂ Max, kardiyovasküler sağlığın uzun vadeli seyrini öngörmede giderek daha güvenilir bir biyobelirteç olarak kabul edilmektedir” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Birçok Kronik Hastalıkla İlişkili</strong></p>
<p>Düşük VO₂ Max değerlerinin yalnızca fiziksel kondisyonla sınırlı bir konu olmadığını ve bu göstergenin birçok kronik hastalıkla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş</strong>, “Geniş ölçekli epidemiyolojik ve kohort çalışmalar, düşük aerobik kapasitenin kardiyometabolik hastalıklar, hipertansiyon, tip 2 diyabet gibi yaygın sağlık sorunlarıyla anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, VO₂ Max düzeyinin düşmesi erken mortalite yani ölüm riskini de artırıyor. Bu nedenle VO₂ Max’i yalnızca bir performans ölçütü olarak değil, gelecekteki kardiyovasküler riskin güçlü bir öngörücüsü olarak değerlendirmek gerekiyor” diyor. </p>
<p><strong>O Değeri Artıran Daha Uzun Yaşıyor!</strong></p>
<p>VO₂ Max ölçümünde altın standart yöntemin kardiyopulmoner egzersiz testi olduğunu belirten <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “Bu test sırasında birey kontrollü olarak efor altına alınırken, kalp, akciğer ve dolaşım sisteminin birlikte nasıl çalıştığı değerlendirilir. Bu sayede kalp-damar sisteminin gerçek performansı yük altındayken net ve objektif biçimde ortaya konabilir. VO₂ Max değeri doğru yaşam tarzı müdahaleleriyle artırılabilir. Bilimsel çalışmalar, düzenli ve yapılandırılmış aerobik egzersiz programlarıyla 6–8 hafta gibi kısa bir sürede yüzde 15 ila 25 oranında artış sağlanabildiğini ortaya koyuyor. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta ya da 75 dakika yüksek yoğunlukta yapılan aerobik aktiviteler, kalbin bir atımda pompaladığı kan miktarını artırır, kas dokusunun oksijeni daha verimli kullanmasını sağlar ve kardiyorespiratuvar adaptasyonu hızlandırır. Yüksek aerobik kapasiteye sahip bireylerde biyolojik yaşlanma süreçleri daha yavaş seyretmekte. Yüksek VO₂ Max düzeylerine sahip bireylerin, ortalama 10–12 yıl daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşam sürdüğü gösterilmiş durumda. Bu nedenle VO₂ Max, yaşam süresi ve yaşam kalitesinin biyolojik bir yansıması olarak değerlendiriliyor” diyor. </p>
<p><strong>Sağlık Risklerini Erken Saptamada Yol Gösterici</strong></p>
<p>VO₂ Max ölçümünün klinik ve koruyucu kardiyoloji açısından giderek daha önemli bir yere sahip olduğunu belirten <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “VO₂ Max ölçümü, henüz herhangi bir şikâyeti olmayan bireylerde bile gizli kardiyovasküler risklerin erken dönemde ortaya konmasına yardımcı olabiliyor. Aynı zamanda yaşam tarzı değişikliklerinin ya da uygulanan tedavilerin kalp-damar sistemi üzerindeki etkisini objektif olarak izleme imkânı sağlıyor. Tansiyon, kolesterol ya da kan şekeri değerleri normal sınırlarda olan kişilerde bile VO₂ Max sayesinde uzun vadeli kardiyovasküler risk stratifikasyonu yapılabiliyor. Bu yönüyle VO₂ Max, modern koruyucu kardiyolojinin merkezinde yer alan önemli bir parametre haline gelmiştir. Bu nedenle VO₂ Max değerini bilmek, kalp sağlığını bilimsel temelde yönetmenin en etkili yollarından biridir” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207">Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Etkili Ama Riskli: &#8220;Denetimsiz Algoritmalar Hak İhlallerine Yol Açabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-goc-yonetiminde-etkili-ama-riskli-denetimsiz-algoritmalar-hak-ihlallerine-yol-acabilir-607647</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 13:03:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[biyometrik]]></category>
		<category><![CDATA[Denetim]]></category>
		<category><![CDATA[denetimsiz]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yönetiminde]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607647</guid>

					<description><![CDATA[<p> İstinye Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, yapay zekânın göç yönetimindeki kullanımını, beraberinde getirdiği siber güvenlik ve insan hakları sorunlarını değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-goc-yonetiminde-etkili-ama-riskli-denetimsiz-algoritmalar-hak-ihlallerine-yol-acabilir-607647">Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Etkili Ama Riskli: &#8220;Denetimsiz Algoritmalar Hak İhlallerine Yol Açabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> İstinye Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, yapay zekânın göç yönetimindeki kullanımını, beraberinde getirdiği siber güvenlik ve insan hakları sorunlarını değerlendirdi. Denetimsiz algoritmaların hak ihlallerine yol açabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “Yapay zekâ göç yönetiminde verimlilik sağlıyor, ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir” dedi.</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli sistemler, dünya genelinde göç yönetiminden sınır güvenliğine, vize değerlendirmelerinden biyometrik kimlik doğrulamaya kadar pek çok alanda aktif olarak kullanılıyor. Ancak bu teknolojilerin yeterli şeffaflık ve denetimden yoksun şekilde uygulanması, ayrımcılıktan veri ihlallerine kadar ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. İstinye Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, yapay zekânın göç yönetimindeki kullanımını, beraberinde getirdiği siber güvenlik ve insan hakları sorunlarını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Türkiye ve dünyada yaygın kullanım</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Kaya’ya göre yapay zekâ, bugün göç yönetiminin neredeyse tüm aşamalarında yer alıyor. Türkiye’de GöçNet sistemi 5,5 milyon yabancının kaydını tutarken, 20’den fazla kamu kurumuyla entegre çalışıyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın YİMER 157 çağrı merkezi ise yapay zekâ destekli konuşma tanıma sistemiyle yedi dilde hizmet veriyor. Türkiye’nin biyometrik alandaki kapasitesine de dikkat çeken Kaya, “Milli Biyometrik Parmak İzi Sistemi sayesinde Türkiye, kendi biyometrik algoritmasını geliştiren dünyadaki yedinci ülke konumunda” dedi. Uluslararası alanda ise Avrupa Birliği’nin Frontex ajansının drone’larla göçmen geçişlerini izlediğini, ABD’nin otonom gözetim kuleleri ve plaka tanıma sistemleri kullandığını hatırlattı. Dr. Öğr. Üyesi Kaya şöyle konuştu:</p>
<p>“Suriye&#8217;de iç savaş öncesi nüfus kayıt oranı yüzde yüze yakınken, çatışmalarla birlikte birçok nüfus müdürlüğü kısmen veya tamamen tahrip oldu. BM verilerine göre Suriyeli mültecilerin yüzde 70&#8217;i temel kimlik belgelerinden yoksun. Türkiye, belge şartı aramaksızın milyonlarca Suriyeliye kapılarını açtı; bu insani yaklaşım, aynı zamanda kayıt sistemlerinin öz beyana dayalı verilerle kurulması anlamına geldi. Biyometrik sistemler kişinin daha önce kayıt yaptıran kişiyle aynı olduğunu doğrulayabiliyor, ancak ilk kayıttaki bilgilerin doğruluğunu teyit edemiyor. Bu konular, İstinye Üniversitesi&#8217;nin UNESCO ile birlikte Temmuz 2025&#8217;te düzenlediği ‘Göç Alanında Temel Yapay Zekâ Kullanımı’ okulunda ve Göç İdaresi Başkanlığı&#8217;nın 23 Ekim 2025&#8217;te Ankara&#8217;da düzenlediği etkinlikte ele alındı. Kanada&#8217;da yapay zekâ destekli sistemle Afrikalı öğrencilerin vize red oranı yüzde 75&#8217;e ulaşırken Çinli öğrencilerin yüzde 90&#8217;ı kabul alıyor. Yüz tanıma algoritmalarında koyu tenli yüzleri yanlış tanıma oranı açık tenli yüzlere göre 100 kata kadar daha yüksek. Güvenilir yapay zekâ için şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim gerekiyor; ancak bu standartlar göç sistemlerinde henüz yeterince sağlanmıyor.”</p>
<p><strong>“Algoritmalar tarafsız değil”</strong></p>
<p>Yapay zekânın en büyük risklerinden birinin algoritmik ayrımcılık olduğunu vurgulayan Kaya, yüz tanıma sistemlerinin koyu tenli bireylerde hata oranının açık tenlilere göre 100 kata kadar çıkabildiğini söyledi. “ABD’de yüz tanıma hataları nedeniyle yapılan hatalı tutuklamaların tamamının Siyahi bireyleri kapsaması tesadüf değil,” diyen Kaya, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde de belirli ülke vatandaşlarının otomatik olarak daha ‘riskli’ sınıflandırıldığını belirtti.</p>
<p>Kaya’ya göre sorun, sistemlerin açıkça ırk ya da etnik köken sorması değil; posta kodu, ülke, lehçe gibi ‘tarafsız’ görünen değişkenlerin dolaylı ayrımcılık aracı haline gelmesi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “Türkiye&#8217;de Milli Biyometrik Sistemi yüzde 99,42 hassasiyet ve yüzde 99,995 doğruluk oranı açıklıyor. Ancak bu rakamların bağımsız denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmadı. Biyometrik sistemlerin temel sınırlılığı şu: kayıt anında beyan edilen bilgilerin doğruluğunu teyit edemiyorlar, yalnızca aynı kişinin tekrar geldiğini doğrulayabiliyorlar” dedi.</p>
<p><strong>Biyometrik veriler geri döndürülemez riskler taşıyor</strong></p>
<p>Göç yönetiminde tutulan biyometrik verilerin siber güvenlik açısından son derece hassas olduğuna dikkat çeken Kaya, “Şifre değiştirilebilir ama parmak izi ya da yüz geometrisi değiştirilemez. Bir kez sızdırıldığında, bu veriler kişinin hayatı boyunca risk yaratır” ifadelerini kullandı. Göçmenlere ait biyometrik ve kişisel verilerin yapay zekâ sistemlerinde işlenmesinin, siber güvenlik açısından yarattığı tehlikelerle ilgili örnek de veren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “2022&#8217;de Amerika Göçmenlik Dairesi&#8217;nin sitesindeki bir hata yüzünden 6 bin 252 sığınmacının bilgileri herkese açık hale geldi. İçlerinden 103 Kübalı sığınmacının verileri yanlışlıkla Küba hükümetine gönderildi. Federal mahkeme bu sızıntının ‘işkence veya zulüm riskini artırdığını’ kabul etti” dedi.</p>
<p>ABD ve Avustralya’da yaşanan veri sızıntılarını hatırlatan Kaya, bu tür ihlallerin sığınmacıların yalnızca kendilerini değil, geldikleri ülkelerde kalan ailelerini de tehlikeye atabileceğini söyledi. Merkezi veri depolama yapıları ve denetimsiz taşeron firmaların, saldırı yüzeyini daha da genişlettiğini vurgulayan Kaya, şöyle devam etti:</p>
<p>“Göç sistemlerindeki güvenlik açıklarının önemli bir kaynağı, bağımsız denetimden geçmeyen taşeron firmalar ve merkezi veri depolama yapıları. Amerika&#8217;nın 290 milyon kişinin biyometrik verisini saklayan HART sistemi, kamu denetim raporlarına göre gerekli 12 gizlilik korumasından yalnızca 5&#8217;ini karşılıyor. Beş Göz İstihbarat İşbirliği anlaşmasıyla ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki göçmen verisi paylaşımı son yıllarda 100 kat arttı; yılda 8 milyon veri sorgusu yapılıyor. En trajik örnek ise BM Mülteciler Örgütü&#8217;nün 830.000 Rohingya mültecisinin parmak izi ve fotoğraflarını Myanmar hükümetiyle paylaşması; mültecilerin büyük çoğunluğu verilerinin bu şekilde kullanılacağından habersizdi. Veri egemenliği ve yerel kontrol, bu alanda giderek daha kritik hale geliyor. Güvenilir yapay zekâ sistemleri şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim gerektirir. Oysa göç veri tabanları çoğu zaman taşeron firmalarının ihmaline ve devletlerarası gizli anlaşmalara dayanıyor.”</p>
<p><strong>Uluslararası hukukla gerilim</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli göç sistemlerinin uluslararası hukuk ve insan hakları normlarıyla tam uyumlu olmadığını belirten Kaya, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası’nın göç ve iltica uygulamalarını “yüksek riskli” olarak sınıflandırmasına rağmen, sığınmacılar için bazı yasaklı teknolojilere hâlâ izin verildiğine dikkat çekti.</p>
<p>“Vatandaşlar üzerinde kullanılsaydı sıkı denetime tabi tutulacak sistemler, en savunmasız gruplar olan sığınmacılar üzerinde daha gevşek kurallarla uygulanıyor,” diyen Kaya, geri göndermeme ilkesinin bireysel değerlendirme gerektirdiğini hatırlattı.</p>
<p><strong>Gelecekte neler öne çıkacak</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda göç politikalarını en çok etkileyecek gelişmeler arasında yapay zekâ destekli sahte belge üretimi, büyük dil modellerinin iltica değerlendirmelerinde kullanılması ve devasa biyometrik veri tabanlarının birbirine bağlanması yer alıyor. Kaya, deepfake teknolojileriyle üretilen sahte belgelerin artık insan gözüyle ayırt edilemez hale geldiğini, buna karşı denetim mekanizmalarının aynı hızda gelişmediğini ifade etti. Avrupa’da ve Türkiye’deki çalışmalarla ilgili de bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, şunları söyledi:</p>
<p>“Avrupa Birliği&#8217;nin 2030&#8217;a kadar tamamlayacağı ‘Birlikte Çalışabilirlik Çerçevesi’ altı büyük veri tabanını birbirine bağlayarak dünyanın en büyük biyometrik deposunu oluşturacak; 6 yaşındaki çocukların bile yüz tanıma verileri bu sisteme girecek. Aralık 2025&#8217;te kurulan Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü, Türkiye&#8217;nin bu alandaki kurumsal kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Türkiye&#8217;de İstanbul Havalimanı tamamen kağıtsız ve temassız seyahat deneyimi için biyometrik sistemler test ediyor; THY Boston ve Miami&#8217;de yüz tanıma ile uçuşa kabul süresini yüzde 50&#8217;ye kadar kısalttı. Milli Biyometrik Sistemi&#8217;ne gelecekte yüz, iris ve ses tanıma entegrasyonu planlanıyor. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi 2021-2025 kapsamında 50 bin yapay zekâ uzmanı ve 1.000 girişim hedefleniyor.”</p>
<p><strong>“Asıl soru hukuk mekanizmalarının bu hıza nasıl yetişeceği”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:</p>
<p>“Yapay zekâ göç yönetiminde verimlilik sağlıyor, ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir. Asıl soru, teknolojinin ne kadar hızlı geliştiği değil; bu hıza denetim ve hukuk mekanizmalarının nasıl yetişeceğidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-goc-yonetiminde-etkili-ama-riskli-denetimsiz-algoritmalar-hak-ihlallerine-yol-acabilir-607647">Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Etkili Ama Riskli: &#8220;Denetimsiz Algoritmalar Hak İhlallerine Yol Açabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>C vitamininin fazlası böbrek taşı riskini artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor-607555</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 09:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[fazlası]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[vitamininin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı bir yetişkinde böbreklerden her dakika yaklaşık 1,2–1,3 litre kan geçer. Böbreklerin gün boyu vücudun ihtiyacına göre çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Böbrekler bu kanı süzer, vücut için gerekli büyük proteinleri ayırır ve süzüntü adı verilen bir sıvı oluşturur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor-607555">C vitamininin fazlası böbrek taşı riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Sağlıklı bir yetişkinde böbreklerden her dakika yaklaşık 1,2–1,3 litre kan geçer. Böbreklerin gün boyu vücudun ihtiyacına göre çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Böbrekler bu kanı süzer, vücut için gerekli büyük proteinleri ayırır ve süzüntü adı verilen bir sıvı oluşturur. Gün içinde yaklaşık 180 litre oluşan bu süzüntünün büyük bölümü geri alınır, atık maddeler ve sıvı fazlası ise günde yaklaşık 1,5–2 litre idrar olarak vücuttan atılır. Ancak farkında olunmadan kullanılan bazı ilaçlar ve besin destekleri bu işleyişi olumsuz etkileyebilir. Örneğin aşırı C vitamini böbrek taşı riskini, aşırı D vitamini ise dehidratasyon ve böbrek taşı riskini artırabilir” dedi.</strong></p>
<p>Ülkemizde yaklaşık 9 milyon kronik böbrek hastası bulunduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “İlaçlar ve besin destekleri de dahil olmak üzere kana karışan her madde böbreklerden geçer ve bazıları burada hasara yol açabilir. Özellikle kronik böbrek hastalığı olan ya da diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve obezite gibi risk faktörlerine sahip kişilerin çok daha dikkatli olması önemli. Bazı ağrı kesiciler ve antibiyotikler başta olmak üzere çeşitli ilaçların kullanımı sonrasında idrar renginde değişiklik, vücutta şişlik ve idrar miktarında azalma görülmesi böbrek hasarını düşündürebilir” dedi.</p>
<p><strong>Sıvı alımı yetersizse protein tozları böbreklere zarar verebilir</strong></p>
<p>Besin takviyelerinin içeriği, kullanım dozu ve sürelerinin net olmaması ayrıca birbirleriyle ya da diğer ilaçlarla olan etkileşimlerinin bilinmemesinin sağlık problemleri doğurabileceğine dikkat çeken Atasoyu, “Bu ürünler çoğu zaman reçetesiz satılır ve sağlık uzmanına danışılmadan kullanılır. Oysa özellikle böbrek fonksiyon bozukluğu olan ya da farklı nedenlerle risk altındaki kişilerde besin takviyeleri dikkatle kullanılmalı. Örneğin sağlıklı bireylerde B ve C vitaminlerinin fazlası böbreklerden atılırken, kronik böbrek hastalarında bu maddeler vücutta birikebilir ve böbrek taşı ya da sıvı kaybı gibi sorunlara yol açabilir. Ayrıca protein tozu ve kreatin gibi sporcu destekleri, böbrekleri tek başına tehdit etmese de yeterli su içilmediğinde, aşırı egzersiz yapıldığında ya da böbrekleri etkileyen ilaçlarla birlikte kullanıldığında tehlikeli durumlara yol açabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Türkiye’de tuz tüketimi önerilenin üç katı</strong></p>
<p>Diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalığı ve obezitesi olanlar, uzun süreli ilaç kullanmak zorunda kalanlar, yeterince su içmeyenler, ailesinde böbrek hastalığı bulunanlar ve ileri yaştaki kişilerde böbrek hastalığına yatkınlığın daha yüksek olduğunu dile getiren Atasoyu, “Kişinin kan tahlillerinin normal olması böbreklerin her zaman tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle idrar tahlili ve ultrason ile birlikte değerlendirme yapılması gerekir. Bu durum, birçok kişinin böbrek hastalığının farkında olmadan yaşamını sürdürmesine de yol açabiliyor. Ülkemizde böbrek hastalığı riskini artıran en önemli etkenlerden biri ise aşırı tuz tüketimi. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesini önerirken, ülkemizde bu miktar 16–18 gram civarında. Tuz tüketimini azaltmak böbrek sağlığını korumada etkili bir adım” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor-607555">C vitamininin fazlası böbrek taşı riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Sulandırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kullanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sulandırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606615</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda özellikle sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle kalp hastalarının sayısı hızla artarken, kalp krizi de genç yaşlarda kapıyı daha sık çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615">50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda özellikle sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle kalp hastalarının sayısı hızla artarken, kalp krizi de genç yaşlarda kapıyı daha sık çalıyor. Bu nedenle genetik yatkınlığı ve aile öyküsü olanların yanı sıra, sağlıksız yaşam alışkanlıklarına sahip kişilerin de kardiyolojik muayenelerini düzenli yaptırmaları, toplumda sık yapılan bazı hatalara düşmemeleri kritik önem taşıyor. Toplumda en sık yapılan hatalardan birini de kan sulandırıcı ilaç kullanımı oluşturuyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal</strong>, “Halk arasında kan sulandırıcı olarak bilinen, asetilsalisilik asit içeren ilaçların kullanımına yönelik ne yazık ki toplumsal farkındalığın son derece yetersiz olduğunu görüyoruz. 50 yaşın üzerindeki herkesin kan sulandırıcı kullanması gerektiği düşüncesi yanlış olduğu gibi, gereksiz kan sulandırıcı kullanımı önemli tehlikelere de yol açabilmektedir” uyarısında bulunuyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal kan sulandırıcı konusunda en çok yöneltilen 6 soruyu cevapladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong> SORU: 50 yaş üzerindeki herkes kan sulandırıcı içmeli mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> ‘Belli bir yaştan sonra herkes kan sulandırıcı kullanmalıdır’ düşüncesi yanlıştır. Kan sulandırıcı kullanımının gerekliliği kişiden kişiye değişmektedir. Buna doktorunuz karar verebilir. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal “Kan sulandırıcı kullanımını, hastanın mevcut hastalıklarına, yaşına, cinsiyetine, yaşam alışkanlıklarına, yaşam tarzına ve risk faktörlerine göre değerlendirmeler yaparak veriyoruz. Ek ileri tetkikler ile karar vermek daha da kolaylaşabilir. Özellikle orta ve yüksek kardiyak riske sahip bireylerde boyun doppler ultrasonu (şah damarı ultrasonu) ve Koroner BT Anjiografi (sanal anjiografi) tetkikleri yaptırıyoruz. Bu tetkiklerde olası bir plak varlığında kan sulandırıcıları öneriyoruz” diyor.</p>
<p><strong> SORU: Kan sulandırıcıların faydaları nelerdir? </strong></p>
<p><strong> CEVAP:</strong> Kan sulandırıcı kullanımı kalp krizlerine, beyine pıhtı atma olaylarına karşı kişileri korumaktadır. Gereksiz kullanımlarında kanama riskleri oluşturmaktadır ancak yüksek kardiyovasküler hastalık riskine sahip bireylerde ise yararı; zararına oranla çok daha fazla olacağından dolayı, bu bireylerin kan sulandırıcı kullanmaları daha doğru bir karar olacaktır</p>
<p><strong>SORU: Kardiyovasküler hastalık riski çok düşük olan bireylerde kan sulandırıcı kullanımının zararları nelerdir?  </strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Doç. Dr. Emrah Erdal “Kardiyovasküler hastalık riski çok düşük olan bireylerde kan sulandırıcının zararı, kanama riski daha fazla olacaktır. Kar-zarar dengesini belirlemek çok önemlidir. Çünkü gereksiz kan sulandırıcı kullanan bireylerde mide kanaması, beyin kanaması gibi riskler daha da artmış olmaktadır. Bu nedenle kesinlikle kafanıza göre kan sulandırıcı ilaçları kullanmayın, bu kararı mutlaka doktorunuza bırakın” diyor. </p>
<p><strong>SORU</strong>: <strong>Kalp hastalığı olmayan ama risk faktörü olan bireylerde bugün hangi koruyucu yaklaşımlar öneriliyor?</strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Sağlıklı yaşam kuralları herkes için çok önemlidir. Zararlı alışkanlıkların (sigara, alkol vb.) bırakılması, fazla kiloların diyet ve egzersizle verilmesi, tansiyon ve şeker (diyabet) hastası iseniz değerlerinizin normal sınırlarda tutulması çok önemlidir. Ayrıca yüksek riskli bireylerde Koroner BT Anjiografi, Karotis Doppler ultrasonu gibi ek testlerin yapılması da çok faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>SORU: Kan sulandırıcı ilaçların besinlerle ya da diğer ilaçlarla etkileşimi oluyor mu? </strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Bazı kan sulandırıcı ilaçlarda beslenme çok önemlidir çünkü ilaç, etkisini yeşil sebze, meyveler artırabilmekte veya azaltabilmektedir. Ama bazı kan sulandırıcı ilaçlarda ise bu ayrıntı çok önemli değildir, bunun yerine bu bireyler günlük yaşamda ağrı kesici ilaç kullanımına karşı dikkatli olmalılardır çünkü çok sayıda ağrı kesici kullanımı; bu tür kan sulandırıcılarla etkileşime girerek mide kanaması riskini belirgin olarak artırmaktadır. Bu nedenle kan sulandırıcı kullanımı gibi önemli bir konuda kesinlikle kafanıza göre hareket etmeyin, tedavi sürecinde mutlaka doktorunuzun önerilerine sıkı sıkıya uymaya özen gösterin.  </p>
<p><strong>SORU: Kan sulandırıcı kullanımı konusunda toplumda en sık yapılan yanlış nedir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal “Doktora sormadan kan sulandırıcı kullananları çok sık görüyoruz ne yazık ki. Eş, dost, arkadaş çevresi ve sosyal medyadan, internetten edinilen görüşlerle, doktora sormadan kan sulandırıcı kullanmak hayati riskler doğurabileceğinden bu kararı mutlaka doktora bırakmak gerekir. Üstelik ‘kalp yaşı’ dediğimiz bir skorlama sistemi de var ki; cinsiyet, yaş, şeker ve tansiyon hastalığı varlığı, tansiyon durumunuz, kolesterol seviyeleriniz kardiyovasküler hastalık riskini belirlemede çok önemli faktörlerdir” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615">50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 08:05:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[miyopiye]]></category>
		<category><![CDATA[pandemisi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606312</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklarda miyopi (uzağı net görememe) sıklığında dünya genelinde belirgin bir artış gözlemleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312">Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklarda miyopi (uzağı net görememe) sıklığında dünya genelinde belirgin bir artış gözlemleniyor. Miyopi yalnızca bir gözlük ihtiyacına yol açmakla kalmıyor, ilerlediğinde ciddi göz hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor. Aile öyküsü, uzun süreli tablet, telefon gibi ekranlarda çalışma yapmak ve erken yaşta ekran maruziyeti çocuklarda miyopi nedenleri arasında bulunuyor. Erken tanı ve doğru önlemlerle miyopinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Hayati Yılmaz, çocuklarda miyopi nedenleri ve tedavisi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Baş ağrısı varsa göz doktoruna gitmekte fayda var </strong></p>
<p>Normal ön arka uzunluğa, korneaya ve lense sahip gözlerde cisimlerin görüntüsü retina diye adlandırılan gözün sinir ağı tabakasına düşer ve bu görüntü retinamızda işlenerek beynimize aktarılır. Miyopi ise gözün ön-arka ekseninin normalden uzun olması (aksiyel miyopi) veya kornea ve/veya lensin kırma gücünün fazla olması (korneal/lentiküler miyopi) nedeniyle görüntünün gözün retinasının önünde oluştuğu bir kırma kusurudur. Bu nedenle miyopik gözler özellikle uzaktaki cisimleri bulanık görmemize sebep olur. Genellikle çocukluk çağında başlar ve büyüme çağında ilerleme eğilimindedir. Çocukluk ve büyüme çağında bu belirtiler ortaya çıkıyorsa göz doktoruna görünmekte fayda olabilir;</p>
<ul>
<li>Akademik ve sportif performansta düşüş görülür. Çocuklar tahtayı net göremediği için dersi yanındaki arkadaşının defterinden takip etmek zorunda kalabilir.</li>
<li>Baş ağrısı ve göz yorgunluğu,</li>
<li>Sosyal hayatta özgüven sorunları,</li>
<li>İleri yaşlarda kalıcı görme kaybı riski: erken dönemde tespit edilemeyen miyopi göz tembelliğine sebep olabildiği gibi, gözün başka hastalıklarına da sebep olarak kalıcı, gözlük ile düzeltilemeyen görme kayıplarına sebep olabilir. </li>
</ul>
<p><strong>İlerleyen miyopi göz hastalıklarını riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Çocuklarda miyopi gelişimini ve ilerlemesini artıran başlıca risk faktörleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Aile öyküsü (anne veya babada miyopi olması), genetik yatkınlık,</li>
<li>Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları (tablet, telefon, bilgisayar),</li>
<li>Yetersiz açık hava aktivitesi</li>
<li>Erken yaşta ekran maruziyeti</li>
<li>Kapalı alanlarda uzun süre vakit geçirmek</li>
</ul>
<p>Miyopi yaşamın ilerleyen dönemlerinde ciddi göz hastalıkları riskini artırır. Bu riskler miyopinin derecesi arttıkça daha da artmaktadır. Ayrıca belli bir derecenin üzerine çıkan miyopiyi “göz çizdirme” olarak bilinen refraktif lazer cerrahisi ile düzeltmek mümkün olmamaktadır.</p>
<p>Bir diğer konu da gözler refraktif lazer cerrahisi veya diğer yöntemler ile gözlüklerden kurtarılsa bile, bu operasyonlar miyopinin yanında getirmiş olduğu risklerden bizleri korumaz. Bu riskler:</p>
<ul>
<li>Retina yırtığı ve retina dekolmanı</li>
<li>Miyopik makula dejenerasyonu</li>
<li>Glokom (göz tansiyonu)</li>
<li>Erken yaşta katarakt</li>
</ul>
<p>Bu nedenle çocukluk çağında başlayan miyopi, yalnızca bugünün değil, geleceğin de göz sağlığını ilgilendiren bir konudur.</p>
<p><strong>Göz numarasının artışı kontrol altına alınmalı</strong></p>
<p>Miyopi progresyonu, çocuğun büyüme süreci boyunca numaranın giderek artmasıdır. Özellikle 6-12 yaş arasında ilerleme daha hızlıdır. Kontrol altına alınmayan progresyon, yüksek miyopi ile sonuçlanabilir. Özellikle Uzakdoğu’da oldukça büyük bir sağlık problemi haline gelen miyopi progresyonu, son yıllarda ülkemizde de giderek artmıştır. Covid-19 pandemisi ile içeri kapandığımız yıllarda ülkemizde miyopi progresyonun oldukça hızlandığı yapılan bilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir. Patolojik/dejeneratif miyopi olarak bilinen bir grupta ise progresyon çocukluk çağından sonra bile devam etmektedir. </p>
<p><strong>Çocuğunuzun ekran süresini kontrollü olarak sınırlayın</strong></p>
<p>Artık tüm dünyada dijital çağın pandemisi olarak kabul edilen miyopide, progresyonun önlenmesi için birçok bilimsel çalışma yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. Günümüzde miyopi progresyonunu yavaşlatmaya yönelik kanıta dayalı ve etkili yöntemler bulunmaktadır:</p>
<ul>
<li>Açık havada günde en az 2 saat zaman geçirmek, </li>
<li>Yakın çalışmalarda 20-20-20 kuralı</li>
<li>Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 feet (6 metre) uzağa bakmak</li>
<li>Ekran süresinin sınırlandırılması</li>
<li>Uygun gözlük veya kontakt lens kullanımı</li>
<li>Miyopi kontrolüne özel camlar</li>
<li>Orto-keratoloji (gece lensleri)</li>
<li>Düşük doz atropin tedavisi (doktor kontrolünde)</li>
</ul>
<p>Her çocuk için en uygun yöntem, ayrıntılı bir göz muayenesi sonrasında belirlenmelidir. Çocuklarda düzenli göz muayeneleri ihmal edilmemelidir. Miyopi ne kadar erken fark edilirse, ilerlemesi o kadar etkili şekilde kontrol altına alınabilir. Amaç sadece net görmek değil, çocuğun ömür boyu göz sağlığını korumaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312">Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[Akran Zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[faktörü]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okullarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, öğrencilerin psikolojik ve akademik gelişimini olumsuz etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394">&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okullarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, öğrencilerin psikolojik ve akademik gelişimini olumsuz etkiliyor. </strong>Zorbalığa maruz kalan öğrencilerde içe kapanma, okuldan uzaklaşma ve akademik başarısızlık gibi belirtilerin sıkça görüldüğünü belirten Büyükşehir Belediyesi Psikologları, uygun destekle çocukların yaşadığı deneyimi sağlıklı şekilde anlamlandırarak, özgüvenini yeniden kazanabileceğini belirtti.</p>
<p><b>ÇOCUKLARIN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİ</b></p>
<p>Sosyal medya başta olmak üzere ekranlara yansıyan görüntüler akran zorbalığının geldiği boyutu gözler önüne seriyor. Öğrenciler arasında fiziksel, sözel ve psikolojik şiddet olarak kendini gösteren durum çocukların geleceği için önemli bir risk barındırıyor. Psikologlar, zorbalığın yalnızca mağdur olan öğrencileri değil, zorbalığı uygulayan ve tanık olan çocukları da olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Bu kapsalda Büyükşehir Belediyesi Lokomotif Çocuk Köyü Psikoloğu Bedriye Gizem Top, “Akran zorbalığı çocukların görünmeyen mücadelesidir” dedi.</p>
<p><b>“ALAY EDİLMEK ÇOCUĞUN BENLİK ALGISINI ZEDELİYOR”</b><br />Akran zorbalığının çocukların gelişimini kötü yönde etkilediğine dikkat çeken Psikolog Gizem Top, “Akran zorbalığı çocukların psikolojik sağlamlığını doğrudan etkileyen ve uzun vadeli sonuçlar doğurabilen ciddi bir risk faktörüdür. Alay edilmek, dışlanmak, tehdit edilmek ya da sosyal ortamlarda küçük düşürülmek çocuğun benlik algısını zedelerken, kendine dair olumsuz inançlar geliştirmesine ve akademik motivasyonunun düşmesine yol açabilir. Örneğin sınıf içinde sürekli lakap takılan bir çocuk, zamanla ‘Ben zaten yetersizim’ düşüncesini içselleştirebilir ve derse katılmaktan kaçınabilir. Aynı zamanda çocuğun kendini güvende hissetme ihtiyacını sarsarak, sosyal ilişkilerden geri çekilmesine neden olabilir. Teneffüsler de yalnız kalmayı tercih eden ya da grup çalışmalarında geri planda duran çocuklar bu geri çekilmenin sık görülen örneklerindendir” dedi.</p>
<p><b>“DAVRANIŞSAL SİNYALLER AİLELER İÇİN BİRER İPUCUDUR”</b></p>
<p>Açıklamalarına devam eden Bedriye Gizem Top, “Saha gözlemlerimde, zorbalığa maruz kalan birçok çocuğun yaşadıklarını sözel olarak ifade etmekte zorlandığını, ancak davranışlarıyla güçlü sinyaller verdiğini görüyorum. Okula gitmek istememe, ani ders başarısı düşüşleri, içe kapanma, kaygı belirtileri, öfke patlamaları, uyku ve iştah değişiklikleri ile özgüvende belirgin azalma bu sinyaller arasında yer almaktadır. Çocuğun verdiği bu sinyaller aileler için önemli bir ipucudur. Örneğin daha önce okula severek giden bir çocuğun sabahları karın ağrısı bahanesiyle okula gitmek istememesi ya da akşamları yoğun huzursuzluk yaşaması, altta yatan bir zorbalık deneyiminin işaretleri olabilir. Çoğu zaman çocuklar, yaşadıklarını anlatmanın bir çözüm getirmeyeceğine ya da daha fazla sorun yaratacağına inanarak sessiz kalmayı tercih edebilirler. Bazı çocuklar ‘Şikâyet edersem daha çok dalga geçerler’ düşüncesiyle yaşadıklarını saklar. Bu noktada ebeveynlere ve bakım verenlere önemli sorumluluklar düşmektedir” dedi.</p>
<p><b>“ÇOCUĞUN YAŞADIKLARINI KÜÇÜMSEMEYELİM”</b></p>
<p>Çocuğun anlattıklarını küçümsemek, ‘takma kafana’ ya da ‘herkesin başına gelir’ gibi ifadelerle durumu geçiştirmenin çocuğun yalnızlık ve çaresizlik duygusunu arttırabildiğini ifade eden Top, “Örneğin yaşadığı zorbalığı paylaştığında ciddiye alınmadığını hisseden bir çocuk, bir sonraki adımda tamamen içine kapanabilir. Bunun yerine, yargılamadan dinlemek, duygularını geçerli kılmak ve çocuğa yalnız olmadığını hissettirmek koruyucu bir etki sağlar. ‘Bunu yaşaman çok zor olmalı, birlikte ne yapabileceğimize bakalım’ gibi ifadeler çocuğun güven duygusunu güçlendirir. Gerekli durumlarda okul ile iş birliği yapmak ve profesyonel destek almak, sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından oldukça önemlidir. Erken fark edilen akran zorbalığı, doğru psikososyal destekle ele alındığında çocuğun psikolojik sağlamlığını güçlendirebilir ve kalıcı olumsuz etkiler bırakmadan yönetilebilir. Uygun destek alan birçok çocuk, yaşadığı deneyimi sağlıklı şekilde anlamlandırarak özgüvenini yeniden kazanabilmektedir” ifadesini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394">&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kuresel-is-dunyasi-hizla-ortaya-cikan-yeni-bir-rekabet-cagiyla-karsi-karsiya-604822</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 09:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604822</guid>

					<description><![CDATA[<p>Marsh ve Zurich temsilcileri, Dünya Ekonomik Forumu'nun 2026 Küresel Riskler Raporu'na göre jeopolitik, teknolojik ve toplumsal zorlukların iş dünyasını şekillendireceğini belirtiyor. Yanlış bilgilendirme, toplumsal kutuplaşma ve çevresel tehditler kritik riskler arasında.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-is-dunyasi-hizla-ortaya-cikan-yeni-bir-rekabet-cagiyla-karsi-karsiya-604822">Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Risk, reasürans ve sermaye, insan kaynakları ve yatırımlar ile yönetim danışmanlığı alanlarında küresel lider olan Marsh (NYSE: MRSH) ile önde gelen küresel çok branşlı sigorta şirketi ve dayanıklılık hizmetleri sağlayıcısı Zurich Insurance Group&#8217;un (Zurich) üst düzey yöneticilerinin, bugün yayınlanan Dünya Ekonomik Forumu&#8217;nun 2026 Küresel Riskler Raporu&#8217;nun bulgularına ilişkin yorumlarına göre küresel iş dünyası liderleri, derinleşen jeopolitik bölünmelerin yanı sıra artan teknolojik ve toplumsal zorlukların önümüzdeki 12 ay boyunca iş dünyasını şekillendirmeye devam edeceği bir dönemde artan risklerle karşı karşıya.</p>
<p>Marsh ve Zurich, Dünya Ekonomik Forumu&#8217;nun stratejik ortakları ve Küresel Riskler Danışma Kurulu üyeleridir.</p>
<p>Katılımcılar tarafından 2026&#8217;da en önemli beş acil risk olarak jeoekonomik çatışma, devlet temelli silahlı çatışmalar, aşırı hava olayları, toplumsal kutuplaşma ve yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon belirlendi. İki yıllık görünümde yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ikinci, toplumsal kutuplaşma üçüncü sıraya yükseldi.  </p>
<p>Marsh Risk&#8217;in Özellikli Ürünler Lideri Andrew George rapor ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Toplumsal parçalanma ve eşitsizlikten, sağlık ve refahın azalmasına kadar, hepimizin karşı karşıya olduğu toplumsal risklerin merkezinde derinleşen bölünmeler yer alıyor. Bu küresel risklerin artan önemine rağmen, büyük hükümetler ortak zorluklarımızın üstesinden gelmek için tasarlanmış birçok kabul gören sistemden uzaklaşıyor. Sonuç olarak, bölünmüş toplumlar sosyal istikrarsızlık ve artan çatışma eşiğine daha da yaklaşıyor.”</p>
<p>Raporun uzun vadeli bulguları, jeoekonomik çatışma hariç 33 riskin tamamının önümüzdeki 10 yıl içinde iş liderleri tarafından şiddetinin artacağı öngörüsünü vurgulayarak yeni bir küresel rekabet çağının ortaya çıkışının altını çiziyor. Rapora göre, katılımcıların yüzde 57&#8217;si önümüzdeki on yılda çalkantılı veya fırtınalı bir görünüm öngörüyor. 10 yıllık görünüm, çevresel ve teknolojik riskler tarafından güçlü bir şekilde domine ediliyor.</p>
<p>Zurich&#8217;in Yaşam, Sağlık ve Banka Dağıtım Kanalları CEO&#8217;su Alison Martin raporla ilgili şunları söyledi: “Büyük ekonomilerdeki iş dünyası liderleri emeklilik ve kamu sağlığı konusunda derin endişe duyuyor. Bu açıklar hem iş gücünün refahını hem de sosyal istikrarı tehdit ediyor. Ancak sağlıkta yaşanan gerileme, kamu altyapısı ve sosyal koruma eksikliği gibi toplumsal riskler ile bu risklerin etkileri dünyamızı yeniden şekillendirmeye başlamış olmasına rağmen, 10 yıllık risk görünümünde neredeyse hiç yer almaması dikkat çekici. Acil bir şekilde ve iş birliği içinde hareket etmezsek, geleceğimizi tanımlayabilecek tehditleri görmezden gelme riskiyle karşı karşıyayız.”</p>
<p>Rapora göre, iş gücü piyasalarını, toplumsal yapıları, altyapıyı ve jeopolitiği büyük ölçüde etkileyecek olan yapay zeka (YZ) ve kuantum bilişimdeki ilerlemeler küresel ekonomik uçurumların genişlemesine de katkıda bulunabilir. Deniz altı kablolarının kesilmesinden uyduların bozulmasına kadar çeşitli tehditlere maruz kalan kritik altyapıların modernizasyonu için de önemli yatırımlar gerekebilir. </p>
<p>Zurich’in Grup Risk Yöneticisi Peter Giger şunları ekledi: “Aşırı hava koşulları, siber saldırılar ve jeopolitik çatışmalar artan tehditler oluşturmasına rağmen, kritik altyapı kesintileri önümüzdeki on yıl için küresel riskler arasında sadece 23. sırada yer aldı. Bu tehlikeli bir ihmal.  Rekor sıcaklıklar nedeniyle zorlanan elektrik şebekelerinden yükselen deniz seviyeleri nedeniyle risk altında olan kıyı kentlerine kadar, hazırlıksız ve yetersiz fonlanmış sistemlere güveniyoruz. Altyapı çöktüğünde, her şey risk altında olur. Bu tehditlerin ne kadar birbirine bağlı olduğunu anlamalı ve bir sonraki kriz gelmeden önce dayanıklılığı güçlendirmek için şimdi yatırım yapmalıyız.”</p>
<p>Yapay zeka ve kuantum bilişimindeki gelişmeler işgücü piyasalarını ve jeopolitiği hızla yeniden şekillendiriyor; bu durum, bireylerin yaşamlarında devrim yaratacak, sağlığımızı ve refahımızı artıracak ve ulusların geleceğini şekillendirecek derin etkiler doğuracak. Otomasyon ve kuantum atılımları hızlanırken, hükümetler ve şirketler, rol fazlalığı, ekonomik yoğunlaşma ve kritik altyapıda ile dijital güven alanında sistemik aksamalar potansiyelinin yarattığı zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışmalıdır. </p>
<p>Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi CEO’su Tarık Serpil rapor ile ilgili şunları aktardı: “Küresel Riskler Raporu 2026, dünyada risklerin artık tekil değil, birbirini besleyen bir yapı içinde ilerlediğini gösteriyor. Jeopolitik belirsizliklerden ekonomik dalgalanmalara, teknolojik dönüşümden çevresel tehditlere kadar pek çok başlık aynı anda karar alma süreçlerini etkiliyor. Bu yeni dönemde asıl fark yaratan, belirsizliği öngörüyle yönetebilen ve kısa vadeli baskılarla uzun vadeli hedefler arasında denge kurabilen kurumlar olacak. Rapor, risklerin arttığı bir dünyada dayanıklılık, esneklik ve iş birliğinin her zamankinden daha kritik hale geldiğini açıkça ortaya koyuyor.”</p>
<p>Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, “Kısa vadede jeoekonomik ve jeopolitik karışıklıklar, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ile toplumsal kutuplaşma gibi riskler öne çıkarken; uzun vadede olağanüstü hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü ile doğal kaynak kıtlığı giderek daha belirleyici hale geliyor. Bu tablo, sorumluluk alarak birlikte harekete geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Dünyamıza sahip çıkmalıyız” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-is-dunyasi-hizla-ortaya-cikan-yeni-bir-rekabet-cagiyla-karsi-karsiya-604822">Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnşaat Sektörüne Sigorta Kalkanı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insaat-sektorune-sigorta-kalkani-604473</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 09:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İş Sağlığı Ve Güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[kalkanı]]></category>
		<category><![CDATA[maddi]]></category>
		<category><![CDATA[nşaat]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sektörüne]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604473</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alman sigorta devi HDI International AG çatısı altında, 4.000'i aşkın acentesiyle Türkiye'nin her noktasında hizmet sunan HDI Sigorta ile İnşaat Müteahhitleri Sanayiciler ve İş İnsanları Derneği (İMSİAD) iş birliğiyle Sheraton Bursa Hotel'de gerçekleştirilen etkinlikte, inşaat sektöründe sigortacılığın önemi konusu ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insaat-sektorune-sigorta-kalkani-604473">İnşaat Sektörüne Sigorta Kalkanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İMSİAD Başkanı Şeref Demir, TOBB Sigorta Acenteleri İcra Komitesi Üyesi Ayhan Gencal, Avukat Yusuf Barkoğlu ve Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurettin Yamankaradeniz&#8217;in konuşmacı olarak katıldıkları etkinliğe İMSİAD üyeleri yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p><b>İnşaat projelerinde riskler</b></p>
<p>İnşaat projelerinde karşılaşılan risklerin sigorta olgusunu zorunlu kıldığını belirten İMSİAD Başkanı Şeref Demir, inşaat sektörü temsilcilerinin risk yönetimini profesyonel anlayış doğrultusunda hayata geçirmeleri gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Müteahhitlerin inşaat sürecinde pek çok belirsizlikle karşı karşıya kaldığını belirten Demir, &#8220;Üretim sürecindeki belirsizlikler, risk yönetimini de beraberinde getiriyor. Malzeme sevkiyatında yaşanan olası kazalar ve çevre koşullarının getirdiği zorluklar, risk faktörlerini oluşturan başlıca faktörler. Bu faktörler ile diğer unsurların varlığı, sigorta kalkanı ile bertaraf edilebilir. Meslektaşlarımız risk faktörlerinden kaynaklanabilecek maddi manevi kayıplarını, sigorta güvencesiyle telâfi edebilirler. Diğer yandan yaşanan üzücü iş kazaları da sektörün risk barındıran bir başka gerçeği. 2024 yılında yaşanan ölümlü iş kazalarının yüzde 30&#8217;u maalesef sektörümüzde gerçekleşti. Bu hazin tablo, sigortacılıkla beraber iş sağlığı ve güvenliği olgusunu da gündeme getiriyor. Gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde sürekli risk faktörünün varlığına dikkat çekerek, meslektaşlarımızı riskin yol açabileceği kayıplar karşısında uyarıyoruz. İş kaybı, can kaybı, yaralanma gibi risklerin minimize edilmesi adına iş sağlığı ve güvenliği ile sigorta gerçeğine dikkat çekiyoruz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><b>Poliçelerin kapsamı</b></p>
<p>Konuşmasında karşılaşılan risk faktörlerine karşı söz konusu olabilecek maddi kaybın değerinin, sektör temsilcileri tarafından sigorta poliçelerinde belirtilmesi gerektiğini ifade eden TOBB Sigorta Acenteleri İcra Komitesi Üyesi Ayhan Gencal ise, aksi durumda doğabilecek olumsuzluklardan sigorta acentelerinin sorumlu tutulamayacağını vurguladı.</p>
<p>Riske konu olan kaybın maddi tutarının ne olacağını, ancak ve ancak üretim süreçlerine hakim olan işletme ya da firma temsilcilerinin bilebileceğini vurgulayan Gencal, &#8220;Sigorta poliçenizde hiçbir detayı atlamayın. &#8216;Bu da olmaz&#8217; diyebileceğiniz ayrıntılara dahi dikkat edin. Sigorta poliçesi ile güvence altına alınmayan üretim ve hizmet süreçlerinde yaşanması muhtemel maddi manevi kayıplar, inşaatınızın durmasına neden olabilir. Böylesi bir durum hiç istenilmeyen olumsuz sonuçları da beraberinde getirir&#8221; diye konuştu.</p>
<p><b>İş kazalarındaki maddi-manevi kayıplar</b></p>
<p>Avukat Yusuf Barkoğlu da konuşmasında, iş kazalarında söz konusu olabilecek maddi-manevi tazminat hususlarına ilişkin bilgilendirmede bulundu.</p>
<p>Kişinin yaşı, geliri, kusur durumu ve mağduriyetinin maddi – manevi tazminata konu olabilecek kriterleri belirlediğine değinen Barkoğlu, kişinin iş kazası sonucunda vefatı durumunda tazminattan vefat eden kişinin mirasçıları ile bakmakla yükümlü olduğu birinci derece yakınlarının da hak sahibi olacaklarına işaret etti.</p>
<p><b>İş sağlığı ve güvenliğinin önemi</b></p>
<p>Etkinliğin son konuşmacısı Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurettin Yamankaradeniz ise iş sağlığı ve güvenliğinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>İnşaat sektöründe 2024&#8217;de meydana gelen 86 bin 736 iş kazasında 552 ölümlü vaka yaşandığına işaret eden Yamankaradeniz, &#8220;Yüksekten düşmeye bağlı olarak meydana gelen iş kazaları, sektördeki kazaların büyük bölümünü oluşturmaktadır. Bu da iş sağlığı ve güvenliğini gerektiren kurallara uyulmadığını gösteriyor. İşverenlerimiz bu durumu göz önünde bulundurarak gerekli tedbirleri almalıdır. Son yıllarda iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bilinçlendirici faaliyetler dikkat çekiyor. İşveren her ne kadar kazaları minimize edici önlemler almış olsa da alınan önlemlere çalışanların ne denli uyup uymadıklarını sürekli denetlemelidir. Çalışanlar da kendi can emniyetleri için iş sağlığı ve güvenliğinin gereklerini yerine getirmelidir&#8221; dedi.</p>
<p>Sunumların ardından konuşmacılar ile etkinliğin sponsoru olan HDI Sigorta adına, Marmara Bölge Müdürü Zekeriya Kahraman&#8217;a, İMSİAD Başkanı Şeref Demir tarafından teşekkür plaketi takdim edildi.</p>
<p>Programın sonunda katılımcılar toplu fotoğraf verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insaat-sektorune-sigorta-kalkani-604473">İnşaat Sektörüne Sigorta Kalkanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış aylarında kalbin yükü artıyor, risk büyüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-kalbin-yuku-artiyor-risk-buyuyor-603589</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 08:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[kalbin]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[Soğuk Hava]]></category>
		<category><![CDATA[vücudu]]></category>
		<category><![CDATA[yükü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde kalp ve damar hastalıkları, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-kalbin-yuku-artiyor-risk-buyuyor-603589">Kış aylarında kalbin yükü artıyor, risk büyüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kalp ve damar hastalıkları, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaya devam ediyor. 2022 yılı verilerine göre, dünya çapında 19 milyon 800 bin kişi kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu)  verilerine göre, ülkemizde de 2024 yılında gerçekleşen yaklaşık 490 bin ölümün yüzde 36’sı, yani yaklaşık 176 bin kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdi. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdoğan, </strong>özellikle kış aylarında kalp  ve damar hastalıklarına bağlı risklerin belirgin şekilde arttığını vurgulayarak, “Vücudumuz soğuk havada ısısını koruyabilmek için kan damarlarını daraltır.   Büzüşen damarlar kan akışını zorlaştırarak kan basıncının yükselmesine neden olur. Bunun sonucunda kalp, vücuda kan pompalamak için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Kalp kası üzerinde oluşan bu ek yük, özellikle yüksek tansiyonu olan hastalarda kontrolsüz tansiyon yükselmelerine, kalp krizine ve inmeye yol açabilir. Ayrıca, soğuk havada kanın akışkanlığının azalması da yine kalp krizi ve inmeyle sonuçlanabilir. Yapılan çalışmalara göre, tüm bu etkenler nedeniyle, soğuk havada kalp krizi riski yaklaşık 3 kat artış göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdoğan,</strong> bu nedenle, özellikle yüksek tansiyon ve  kalp-damar hastalığı olan kişilerin kış aylarında çok daha dikkatli olmaları gerektiğini belirtirken, kalp krizine karşı alınması gereken önlemleri anlattı; önemli uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Vücudunuzu sıcak tutun</strong></p>
<p>Kış aylarında vücudu sıcak tutmak, kalp sağlığını korumanın en önemli kuralını oluşturuyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdoğan, kalbinizi korumak için soğuk havalarda tek bir kalın kıyafet yerine, kat kat giyinmeye özen göstermeniz gerektiğini ifade ederek, “Çünkü bu şekilde giyinmek, bir çeşit yalıtım görevi gören, fazladan bir hava tabakası oluşturur. Böylece vücut ısısının daha iyi korunmasını sağlar” diyor.  Ayrıca, başınız, elleriniz ve ayaklarınız soğuk havalarda hızla ısı kaybediyor. Dolayısıyla, şapka, eldiven ve atkı kullanarak bu bölgelerinizi korumanız çok önemli. Soğuk ve yağışlı havalarda yanınızda su geçirmez mont ve şemsiye bulundurmayı da alışkanlık edinmenizde fayda var. </p>
<p><strong>Ani sıcaklık değişimlerinden kaçının</strong></p>
<p>Sıcak bir ortamdan soğuk dış ortama ani geçiş yapmak vücudunuzu şok edebiliyor. Dışarıya çıkmadan önce kat kat olacak şekilde kalın giyinmeniz, vücudun soğuk hava koşullarına adaptasyonunu kolaylaştırıyor.   Benzer şekilde, eve döndüğünüzde de vücut sıcaklığının yavaş yavaş normale dönmesi için kendinize zaman tanıyın. Daha hızlı ısınmak için sıcak su, elektrikli ısıtıcı, ısı lambası veya sıcak yastık gibi doğrudan ısı veren kaynaklar kullanmayın. Kıyafetleriniz ıslak ise kuru kıyafetler giyinip, sıcak ortama girmeniz yeterli olacaktır.</p>
<p><strong>Soğuk havada mümkünse dışarıya çıkmayın</strong></p>
<p>Hava ne kadar soğuk olursa, kalp vücudu sıcak tutmak için o kadar çok çalışmak zorunda kalıyor.  Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdoğan,  özellikle sabah erken ve akşam geç saatler olmak üzere, soğukların en yoğun hissedildiği zamanlarda dışarı çıkmaktan kaçınmanız gerektiğini belirterek, “Dışarı çıkmak zorundaysanız, işlerinizi kısa sürede tamamlayıp, sıcak bir ortama dönmeniz, kalp sağlığınız için çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Açık havada egzersiz yapmayın</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz sağlığınız için önemli olsa da kış aylarında açık havada egzersiz yapmak risk oluşturabiliyor. Bunun yerine, evinizde yoga, esneme hareketleri veya sabit bisiklet gibi hafif aktiviteleri tercih etmenizde fayda var. Kapalı alanda yapacağınız egzersizler ile kalbinizin sert hava koşullarına maruz kalmasını önlemiş olursunuz. </p>
<p><strong>Ellerinizi sık sık yıkayın</strong></p>
<p>Ciddi soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabilen mikroplar kalbimize zarar verebiliyor. Mikroplardan korunmak için ellerinizi sık sık en az 20 saniye boyunca sabunlu suyla yıkayın,   kapalı ortamlarda mümkün olduğunca bulunmayın ve hasta kişilerle yakın temastan kaçının.</p>
<p><strong>Tansiyonunuzu düzenli ölçün</strong></p>
<p>Kış aylarında soğuk havalar tansiyonun beklenmedik şekilde yükselmesine neden olabiliyor. Dolayısıyla, evde tansiyon aleti bulundurun ve kan basıncınızı düzenli olarak ölçün. Değerlerde önemli değişiklikler fark ederseniz, gecikmeden kardiyoloğunuza başvurun. </p>
<p><strong>Aşılarınızı ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Grip ve zatürre enfeksiyonlarında vücutta artan iltihap (inflamasyon), damar duvarlarını olumsuz etkiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdoğan, bu durumun kalp damarlarında plakların yırtılmasına ve kalp krizinin tetiklenmesine<strong> </strong>yol açabildiğini söyleyerek, “Bu nedenle, 65 yaşın üstündeyseniz veya diyabet gibi kronik bir hastalığınız varsa, grip ve pnömokok (zatürre ) aşısı için hekiminize mutlaka danışın” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Kardiyolojik kontrollerinizi yaptırın </strong></p>
<p>Düzenli kardiyolojik değerlendirmeler, kardiyovasküler hastalıkların erken tanısı ve takibinde kritik bir önem taşıyor. Doç. Dr. Emrah Erdoğan, hiçbir şikayetiniz olmasa bile belirli aralıklarla kardiyoloji uzmanına başvurmanızın yaşamsal önem taşıdığına vurgu yapıyor. </p>
<p><strong>Kalp dostu beslenin</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenmek, özellikle kış aylarında kalp sağlığının korunmasında önemli bir rol oynuyor. Öğünlerinize bol miktarda taze meyve, yeşil sebze ve tam tahıl ekleyin. Kolesterolü yükseltebilen kızarmış veya tuzlu atıştırmalıkların tüketimini ise azaltın. Sıcak bir kase sebze çorbası hem rahatlatıcı hem de besleyici olabilir.</p>
<p><strong>Susuz kalmayın</strong></p>
<p>Kış aylarında susama hissi azaldığı için su içmeyi ihmal edebiliyoruz. Ancak, vücudun susuz kalması yaz aylarında olduğu gibi kışın da kalbimizi zorlayabiliyor. Bu nedenle, gün boyunca 2-2.5 litre ılık su ve bitkisel içecekler tüketmeyi alışkanlık edinin. </p>
<p><strong>Kahve ve alkolü sınırlayın </strong></p>
<p>Kışın sıcak bir fincan kahve veya çay içmek keyif verse de aşırı kafein   kan basıncını yükseltebiliyor. Alkol de benzer bir etkiye neden olabiliyor. Dolayısıyla, susuzluğunuzu gidermek ve rahatlamak için sıcak bitki çayları veya yeni hazırlanmış taze çorba gibi sağlıklı alternatifleri tercih etmenizde fayda var. </p>
<p><strong>Derin nefes alın, hobi edinin!</strong></p>
<p>Kış ayları birçoğumuz için stresli bir dönem olabiliyor ve stres kalp sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Bu nedenle, rahatlamayı ve size keyif veren aktivitelere zaman ayırmayı alışkanlık edinin. Derin nefes egzersizleri, meditasyon ve hobi edinmek gibi yöntemler stresi daha iyi yönetmenize katkı sağlayabiliyor. </p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-kutu bilgisi&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</strong></p>
<p><strong>Soğuk hava kalp krizini tetikleyebiliyor! </strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdoğan,<strong> </strong>soğuk hava koşullarının kalpte yol açabileceği sorunları şu şekilde sıralıyor: </p>
<ul>
<li><strong>Kalp krizini tetikleyebiliyor:</strong> Soğuk nedeniyle oluşan stresin kan basıncını, yani tansiyonu yükseltmesi, kalp krizini tetikleyebiliyor.</li>
<li><strong>İnme (felç) riskini artırıyor:</strong> Kış aylarında yükselen tansiyon ve pıhtılaşma eğilimi inme riskini artırıyor.</li>
<li><strong>Angina (göğüs ağrısı) gelişebiliyor:</strong> Atardamar tıkanıklığı olan hastalarda, soğuk havada yapılan fiziksel aktiviteler sırasında   göğüs ağrıları gelişebiliyor.</li>
<li><strong>Kalp yetmezliği kötüleşebiliyor:  </strong>Kalp kasları zayıflamış olan hastalarda soğuk hava, semptomların şiddetlenmesine neden olabiliyor.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-kalbin-yuku-artiyor-risk-buyuyor-603589">Kış aylarında kalbin yükü artıyor, risk büyüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 08:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserini]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemenin]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[serviks]]></category>
		<category><![CDATA[Serviks Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerin başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367">Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerin başında geliyor. En önemli nedeni HPV virüsü olan serviks kanseri, rahmin alt kısmındaki rahim ağzında gelişen tümörlerden kaynaklanıyor. Çoğu zaman yavaş ilerleyen serviks kanseri, erken teşhis ve kişiye özel uygulanan doğru yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Öz,<strong> “</strong>1-31 Ocak Serviks Kanseri Farkındalık Ayı” nedeniyle serviks kanseri ve tedavi yöntemleri hakkında detaylı bilgi verdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>30-50 yaş arasındaki kadınlarda daha çok risk altında </strong></p>
<p>Serviks kanseri, en sık 30–50 yaş arasındaki kadınlarda görülmektedir. Ancak yaş dağılımında iki dönemde zirve yapar. Biri 43, diğeri 61 yaş olmak üzere iki dönemde pik yaptığını görmekteyiz. Bu yaş dağılımının en önemli nedeni HPV enfeksiyonunun en sık görüldüğü yaşlar olan 20’li ve 40’lı yaşlardan 15-20 yıl sonrasına denk gelmesidir. Bu nedenle cinsel yaşam başladıktan sonra her yaşta risk vardır ve düzenli tarama büyük önem taşımaktadır. </p>
<p><strong>HPV virüsü serviks kanseri riskini kat kat artırıyor  </strong></p>
<p>Serviks kanserinin en önemli ve temel nedeni, cinsel yolla bulaşan HPV virüsüdür. Yüksek riskli HPV tiplerinden özellikle HPV 16 ve HPV 18 tipleri, serviks kanserlerinin büyük bölümünden sorumludur. Serviks kanseri riskini artıran diğer nedenler de şunlardır;<strong> </strong></p>
<ol>
<li>Erken yaşta cinsel ilişki</li>
<li>Birden fazla cinsel partner</li>
<li>Sigara kullanımı</li>
<li>Bağışıklık sisteminin zayıf olması (özellikle böbrek ve karaciğer nakilli hastalar ve HIV enfeksiyonu gibi bağışıklık sistemini baskılayan durumlar)</li>
<li>Düzenli taramaların yapılmaması </li>
</ol>
<p><strong>HPV aşısını yaptırmayı ihmal etmeyin</strong></p>
<ol>
<li>Düzenli smear ve HPV testleri, kanser oluşmadan önceki hücre değişikliklerini saptayarak hastalığı önlemekte çok etkindir.</li>
<li>Serviks kanseri gelişiminde en önemli risk faktörü HPV enfeksiyonu olduğu için HPV aşısı, serviks kanserine neden olan HPV tiplerine karşı güçlü koruma sağlar ve hayat kurtarıcıdır.</li>
<li>HPV aşısı için ideal yaş aralığı henüz HPV ile karşılaşılmamış ve bağışıklığın güçlü olduğu 9-14 yaş arasıdır. Bu yaş grubundaki hem kız hem de erkek çocuklarına 2 doz şeklinde HPV aşısı yapılması önerilmektedir. </li>
<li>Daha büyük bireylerde de eğer HPV aşısı yapılmadıysa 3 doz aşılama yapılması önerilmektedir. Aşı yapılması için üst yaş sınırı bulunmamaktadır. Her yaştaki bireyler HPV aşılamasından fayda görmektedir. </li>
<li>HPV ile karşılaşmış, hatta HPV’ye bağlı kanser öncülü lezyonları bulunan ve tedavi edilen bireylerde aşılama yapılması kanser öncülü lezyonların tekrar etme riskini önemli oranda azaltmaktadır. </li>
<li>Aşı ve tarama birlikte uygulandığında serviks kanseri büyük ölçüde engellenebilir.</li>
</ol>
<p><strong>Hiçbir belirti vermeden sessizce ilerliyor</strong></p>
<p>Serviks kanseri erken evrede genellikle belirti vermez. Bu nedenle “sessiz” bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Erken evrede tanı koyulan serviks kanseri genellikle tarama testleri sonucunda tanı almaktadır. Görülen ilk belirti ise cinsel ilişki sonrası kanama ve lekelenmelerdir. Bu şikâyetlerden biri varsa mutlaka kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır. Serviaks kanserinin ileri evrelerde görülebilecek belirtiler ise şunlardır; </p>
<ul>
<li>Cinsel ilişki sonrası kanama</li>
<li>Adet dışı veya düzensiz kanamalar</li>
<li>Menopoz sonrası kanama</li>
<li>Kötü kokulu vajinal akıntı</li>
<li>Kasık veya bel ağrısı</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis ve tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Serviks kanseri tanısı biyopsi ile konulabilmektedir. Tarama testlerinde (Pap- smear ve HPV DNA testleri) çıkan anormal sonuçlar doktorunuz tarafından değerlendirildikten sonra biyopsi kararı verildiğinde alınan biyopsi materyali patolojik olarak incelendikten sonra serviks kanseri tanısı konulabilmektedir. Tanı konulduktan sonra doğru tedavi yönteminin belirlenebilmesi için doktorunuzun ek testler ve görüntüleme yöntemlerine başvurması gerekmektedir. </p>
<p>İyi bir fiziki muayene yapılması şarttır. Daha sonra hastalığın bölgesel yayılımının değerlendirilmesi için MR görüntüleme, uzak yayılımının değerlendirilmesi için de genellikle PET-BT görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bütün sonuçların değerlendirilmesinin ardından hasta için en uygun tedavi yöntemine karar verilmektedir. Tedavi hastalığın evresine, hastanın yaşına ve çocuk isteğine göre planlanmaktadır. Erken evrede çoğu zaman cerrahi yeterli olurken, ileri evrelerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi kombine tedaviler uygulanmaktadır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367">Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 07:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[testleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089">Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. Kanserle mücadelede en kritik unsur, hastalığı beklemek yerine riskleri erken dönemde yönetmekten geçiyor. Araştırmalar 2026’nın ilk günlerinden itibaren kanserle mücadelede en etkili yaklaşımın erken tanı, düzenli tarama ve yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu gösteriyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, yeni yılda kanser hastalığına karşı alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Uzun yaşam, sağlıklı yıllar anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Kanser, modern çağda ortaya çıkmış bir hastalık değildir. Tarihsel ve arkeolojik bulgular, kanserin binlerce yıldır insanlıkla birlikte var olduğunu göstermektedir. Günümüzde kanser sıklığındaki artışın temel nedeninin, tıptaki ilerlemeler sayesinde insan ömrünün uzaması olduğu bilinmektedir. İnsanlar artık daha uzun yaşamakta; bu durum, kanser riskinin daha geniş bir zaman dilimine yayılmasına neden olmaktadır. Son iki yüzyılda ortalama yaşam süresi belirgin biçimde artmıştır. Ancak asıl belirleyici olan, bu sürenin ne kadarının sağlıklı geçirildiğidir. Daha uzun yaşayan toplumlarda kanserin daha sık görülmesi, korunma ve erken tanı stratejilerinin her zamankinden daha önemli hale gelmesine yol açmıştır.</p>
<p><strong>Erken tanı mümkün ama katılım düşük</strong></p>
<p>Günümüzde meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserleri başta olmak üzere birçok kanser türünde erken tanı sayesinde tedavi başarısı önemli ölçüde arttı. Buna rağmen tarama programlarına katılım oranları hala düşük seviyelerde seyrediyor. Birçok kişi, kanser olasılığıyla yüzleşmekten kaçınmakta ve tarama testlerini ertelemektedir. Oysa erken tanı sayesinde hastalık kontrol altına alınabilmekte ve tedavi süreci çok daha etkili şekilde yönetilebilmektedir.</p>
<p><strong>2026’da kanser tarama testlerinizi yaptırın!</strong></p>
<p>Kanser çoğu zaman belirti vermeden ilerler ve erken evrede saptandığında ise tedavi şansı belirgin şekilde artar. Ailede kanser öyküsü bulunuyorsa, son dönemde nedeni açıklanamayan bazı şikayetler ortaya çıktıysa ya da yaş itibarıyla risk grubuna girildiyse “bir şeyim yok” denilmemeli ve vakit kaybetmeden tarama testleri için hekime başvurulmalıdır. Kanser tarama testlerinin, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin belirlenmesinde hayati bir rol üstlendiği unutulmamalıdır.</p>
<p><em><strong>Kadınlar için önemli testler:</strong></em></p>
<ul>
<li>40 yaş sonrası düzenli mamografi</li>
<li>21–65 yaş arası smear ve HPV taramaları</li>
<li>50 yaş sonrası kolonoskopi veya dışkıda gizli kan testleri</li>
</ul>
<p><em><strong>Erkekler için önemli testler:</strong></em></p>
<ul>
<li>50 yaş sonrası PSA testi ve prostat muayenesi</li>
<li>50 yaş sonrası kolonoskopi</li>
<li>Uzun süre sigara kullanmış bireylerde düşük doz akciğer tomografisi</li>
</ul>
<p>Bunların dışında, kadın erkek fark etmeksizin yaşı kaç olursa olsun her bireyin yılda bir kez temel kan ve biyokimya testlerini yaptırması, genel sağlık durumunun izlenmesi açısından faydalı olabilir. Aile öyküsü ve bireysel risk durumuna göre karaciğer ve tiroit ultrasonu gibi kişiye özel taramalar planlanmalıdır. Özellikle ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerde taramaların daha erken yaşta ve daha sık aralıklarla yapılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>“Ben sağlıklıyım” yetmez “Biz sağlıklı mıyız?” demeliyiz!</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalarda, kanser riskinin yalnızca genetik yatkınlıkla değil; günlük yaşamda benimsenen alışkanlıklarla da yakından ilişkili olduğu ortaya konulmaktadır. Hareketsizlik, düzensiz ve dengesiz beslenme, aşırı kilo alımı ve kronik stres gibi faktörlerin etkisinin yalnızca bireyle sınırlı kalmadığı, aynı yaşam alanını paylaşan tüm aile bireylerini etkilediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve stres yönetimi gibi alışkanlıkların aile içinde birlikte uygulanmasının, uzun vadede koruyucu bir etki sağladığı kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Akdeniz diyetini ve aktif yaşamı benimseyin</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları açısından Akdeniz diyetinin, kanser riskini azaltıcı etkileri bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Sebze ve meyve tüketiminin artırılması, zeytinyağı ve balık ağırlıklı beslenmenin tercih edilmesi; bunun yanında düzenli fiziksel hareketin sağlanması, yeterli ve kaliteli uykunun desteklenmesi ile stresin yönetilmesi, korunmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu yaklaşımın geçici bir diyet programı olarak değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak benimsendiğinde daha etkili sonuçlar elde edildiği görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089">Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 12:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[asistanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışacak]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Testler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Profil]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevim Işık, genetik testler, yapay zekâ ve kişiye özel tıp uygulamalarının erken tanı, önleyici sağlık ve tedavi süreçlerindeki dönüşümü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674">Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevim Işık, genetik testler, yapay zekâ ve kişiye özel tıp uygulamalarının erken tanı, önleyici sağlık ve tedavi süreçlerindeki dönüşümü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Genetik profil, hastalık yatkınlığı, metabolizma ve ilaç yanıtını ortaya koyuyor!</strong></p>
<p>Gen haritası veya genetik profilin, bir kişinin DNA’sında bulunan genetik çeşitliliğin, mutasyonların ve biyolojik özelliklerin kapsamlı bir analizi olduğunu aktaran Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik profil belirlemede kullanılan en kritik genetik yöntemler, WES (Whole Exome Sequencing – Tüm Ekzom Dizileme) ve WGS’dir (Whole Genome Sequencing – Tüm Genom Dizileme). WES, hastalıkların büyük bölümünden sorumlu mutasyonları barındıran protein kodlayan bölgeleri incelerken; WGS çok daha geniş, tüm genomu (anne-babamızdan aldığımız kalıtsal bilginin tamamı) detaylarıyla tarar.” dedi.</p>
<p>WES ve WGS analizlerinin genellikle kan, tükürük veya yanak içi sürüntü örneklerinden elde edilen DNA ile yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Işık, “Genetik profil analizi, bireyin hastalıklara yatkınlığını, metabolizma özelliklerini, ilaçlara verdiği cevabı ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik riskleri ortaya koyabilir. Genetik profil, yalnızca kalıtsal hastalıkların değil, çevresel faktörlerle etkileşime giren kompleks hastalıkların da nasıl gelişebileceğine dair önemli ipuçları sunar. Bu nedenle gen haritası, erken tanı, kişiye özel tedavi planları ve önleyici sağlık stratejileri oluşturmak açısından kritik bir öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ, genetik verilerle kişisel sağlık asistanına dönüşüyor!</strong></p>
<p>Günümüzde genetik profilin öneminin giderek arttığını kaydeden Prof. Dr. Sevim Işık, “Hastalık riskleri yıllar öncesinden tespit edilebiliyor, tedavi planları bireysel genetik yapıya göre kişiselleştiriliyor ve ilaç duyarlılığı belirlenerek yan etkiler azaltılabiliyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekânın, özellikle büyük genetik veri setlerini analiz etmede insan kapasitesinin çok ötesine geçen bir imkân sunduğuna işaret eden Prof. Dr. Işık, “Günümüzde kullanılan gelişmiş algoritmalar, genetik mutasyonları tarayarak hastalık risk puanlarını hesaplayabiliyor. Örneğin diyabet, Alzheimer, Parkinson, kolon ve meme kanseri, bipolar bozukluk ve kalp damar hastalıkları için genetik risk skorları hesaplayarak gelecekteki riskleri tespit edebiliyor. Hangi hastaların belirli ilaçlara direnç geliştireceğini öngörebiliyor ve kanser genomik analizlerinde tümörün gelecekte nasıl davranacağına dair modeller üretebiliyor. Yakın gelecekte ise yapay zekâ, kişinin genetik haritasını temel alan bir ‘kişisel sağlık asistanı’ gibi çalışarak hem hastalıkların erken teşhisinde hem de tedavilerin kişiye göre şekillendirilmesinde kritik bir rol üstlenecek.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Genetik bilim, artık sağlığı uzun vadede korumada da yol gösterici! </strong></p>
<p>Yapay zekanın kişiye özel önleyici sağlık planları oluşturması yaklaşımının günümüzde büyük ölçüde mümkün hâle geldiğini dile getiren Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik test sonuçları artık sadece bir rapordan ibaret olmaktan çıkmış durumda. Talasemi ve kistik fibrozis gibi kalıtsal hastalıkların taşıyıcılığı saptanarak aile planlamasında önemli bir öngörü elde edilebiliyor.” dedi.</p>
<p>Diğer yandan, yapay zekanın beslenme düzeninden uyku alışkanlıklarına, stres yönetiminden egzersiz programına kadar kişiye özel önleyici sağlık planlarının temelini oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Genetik veriler, beslenme, spor ve uyku alışkanlıklarına yönelik yaşam tarzı önerilerinin daha bilimsel temellere dayanmasını ve etkili biçimde uygulanmasını sağlıyor. Türkiye’nin ve dünyanın öncülerinden NPİSTANBUL Hastanesi başta olmak üzere bazı merkezlerde genetik veriye dayalı kapsamlı izlem modelleri kullanılıyor. Yapılan genetik testler, yalnızca hastalıkların erken tanısı ve risk belirlenmesine odaklanmakla kalmıyor, aynı zamanda kişiye özel tedavi stratejilerinin belirlenmesine de olanak tanıyor. Özellikle nöropsikiyatrik hastalıklarda, farmakogenetik testler aracılığıyla ilaçlara duyarlılık ve direnç ölçümleri yapılabiliyor; bu sayede antidepresan, antipsikotik veya diğer psikiyatrik ilaçların seçiminde hastaya özel kararlar alınabiliyor. Ayrıca, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar ve Şizofreni ve Bipolar gibi nöropsikiyatrik hastalıklar için genetik yatkınlık analizleri gerçekleştiriliyor ve bu veriler doğrultusunda erken takip programları oluşturuluyor. Eğer ailevi bir yatkınlık söz konusuysa, düzenli MR veya EEG çekimleri, kan testleri ya da nöropsikiyatrik değerlendirmeler planlanarak hastalık daha ortaya çıkmadan ortaya çıkma riski hesaplanabiliyor. Yine gerçekleştirilen farmakogenomik testler, nöropsikiyatrik ilaçlara karşı duyarlılığı ve direnci belirleyerek, antidepresan ve antipsikotik seçimlerini kişiye uygun hâle getiriyor. Bu testler yan etkileri azaltarak, tedavi süreçlerini hızlandırıyor. </p>
<p>Genetik veriler ayrıca metabolizma hızı, yağ depolama eğilimi, vitamin-mineral eksiklikleri ve egzersiz yanıtı gibi unsurları ortaya çıkardığından, bireye özel beslenme ve yaşam tarzı planları oluşturulmasına yardımcı oluyor. Tüm bu uygulamalar, genetik biliminin artık yalnızca hastalık tanısı için değil, sağlığı uzun vadede korumak için de güçlü bir yol gösterici olduğunu ortaya koyuyor.”</p>
<p><strong>Genetik testler, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek!</strong></p>
<p>Genetik testlerin yaygınlığı ve maliyetinin dünyada büyük farklılıklar gösterdiğine değinen Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün Türkiye’de bu testlere üniversite hastanelerinden özel genetik tanı merkezlerine, nöropsikiyatri odaklı kuruluşlardan uluslararası akredite laboratuvarlara kadar pek çok noktada ulaşmak mümkün.” dedi.</p>
<p>Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlı toplam 88 adet Genetik Tanı Merkezi bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Işık, “Devlet hastanelerinde bazı testler yapılabilse de sonuç alma süreleri uzun ve erişim sınırlı olmakta. Dünya genelinde ise durum biraz daha farklı. ABD ve Avrupa’da genetik testler birçok ülkede sigorta kapsamına giriyor ve WGS, nadir genetik hastalıkların tanısında giderek ‘ilk basamak’ test olarak tercih ediliyor. Bu testler erken tanı ve doğru tedavi planlamasında büyük avantaj sağlıyor. Türkiye’de genetik testlerin daha erişilebilir hâle gelmesi için devlet desteğinin artırılması, laboratuvar altyapısının yaygınlaştırılması ve özel sektör‑üniversite iş birliklerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu adımlar hayata geçtiğinde, genetik testler sadece araştırma veya özel hastalar için değil, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek. Türkiye’nin bu alanda hem teknolojik hem de finansal adımlar atması, milyonlarca insanın sağlığı için yeni bir dönemin kapılarını aralayabilir.</p>
<p>Diğer yandan, toplum genelinde genetik test farkındalığı da hâlen istenen düzeyde değil. Uzmanlar, önümüzdeki 10 yıl içinde tarama amaçlı genetik testlerin aile hekimliği sistemine kadar entegre edilebileceğini ve bireysel sağlık izleminin standart bir parçası hâline geleceğini öngörüyor.” değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p><strong>Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta yeni bir çağ başlıyor!</strong></p>
<p>“Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta adeta yeni bir çağın eşiğinde bulunuyoruz.” diyen Prof. Dr. Sevim Işık, özellikle nörodejeneratif hastalıklarda büyük bir dönüşüm beklendiğini kaydetti. </p>
<p>Alzheimer ve Parkinson için geliştirilen poligenik risk skorları, beyin omurilik sıvısı protein profilleri ve ileri yapay zekâ modelleri bir araya getirildiğinde, hastalığın klinik belirtileri ortaya çıkmadan 10–20 yıl önce riskli bireylerin belirlenebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Işık, “Psikiyatri alanında da benzer bir ilerleme var. Bipolar bozukluk ve şizofreni için kullanılan genetik duyarlılık testleri şimdiden pek çok ipucu veriyor ve gelecekte çok daha kapsamlı hale gelerek kişiye özel tedavi yollarını mümkün kılacak. Onkoloji alanında ise meme, kolon, prostat ve akciğer kanseri dahil birçok tümör tipi, genetik mutasyon analizleri sayesinde daha erken evrede saptanabilecek bir noktaya doğru ilerliyor. Kalp-damar hastalıklarında poligenik risk skorlarının yaygınlaşmasıyla, bireylerin gelecekteki kalp krizi ya da inme riskleri çok daha hassas bir şekilde hesaplanabilecek. Ayrıca romatoid artrit, lupus ve çölyak gibi otoimmün hastalıkların da genetik belirteçler sayesinde daha erken tanınması ve önleyici tedavi stratejilerinin geliştirilmesi bekleniyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genetik testler hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından önemli bir noktada! </strong></p>
<p>Özellikle kompleks ve ilerleyici hastalıklarda erken tanının kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevim Işık, “Örneğin Alzheimer hastalığı, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan ve hastalık ilerledikçe tedavisi neredeyse imkânsız hale gelen bir hastalık. Klinik semptomlar ortaya çıktıktan sonra tedavi seçenekleri sınırlı kalır, mevcut ilaçlar yalnızca semptomları hafifletebilir.” dedi. </p>
<p>Ancak yapılan genetik risk analizleri sayesinde Alzheimer riskinin yıllar öncesinden tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Işık, “Erken teşhis, hem ilerleyişi yavaşlatma hem de yaşam kalitesini koruma açısından kritik öneme sahip. Ayrıca erken müdahale, bakım maliyetlerini ciddi ölçüde azaltıyor; araştırmalar, riskin önceden belirlenmesiyle ilerleyen dönemlerde oluşacak bakım maliyetlerinin yüzde 30–50 oranında azalabileceğini gösteriyor. Böylece hastaların bağımsız yaşam süresi uzuyor, aile üzerindeki yük hafifliyor ve toplum genelinde sağlık kaynaklarının etkin kullanımı sağlanıyor. Bu örnek, genetik testlerin hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler, genetik biliminin gelecek yıllarda hem tanı hem de kişiye özel tedavi açısından sağlık hizmetlerinde devrim yaratacağının güçlü bir işareti olarak görülüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genom bilgisi kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri!</strong></p>
<p>Genetik testlerin maliyetinin on binlerce doları bulduğu, sonuçların aylarca beklendiği dönemlerin artık geride kaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün analiz süreleri günlere, hatta bazı merkezlerde saatlere kadar kısaldı. Yeni nesil dizileme teknolojileriyle, son beş yılda genetik testlerin maliyeti yaklaşık yüzde 80 oranında düşmüş durumda.” dedi.</p>
<p>Genom bilgisinin kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri haline geldiğinin altını çizen Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p><strong>Herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradanlaşacak…</strong></p>
<p>“Yakın gelecekte herkesin kendi gen haritasını öğrenmesi günlük yaşamın doğal bir parçası olabilir. Genom dizileme maliyetinin birkaç yıl içinde 50 dolar seviyesine düşmesi bekleniyor. Evde kullanılabilen kitler, yapay zekâ tabanlı sağlık uygulamaları ve genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaşması ile 2030’lardan sonra herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradan hale gelebilir. Ancak bu kadar geniş erişimin etik, gizlilik ve veri güvenliği açısından dikkatle yönetilmesi gerektiği de unutulmamalı. Genetik bilginin yanlış ellerde kullanılması, sigorta, istihdam veya kişisel mahremiyet açısından dezavantajlara yol açabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674">Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dondurucu kış günlerinde sağlıklı yaşam için…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dondurucu-kis-gunlerinde-saglikli-yasam-icin-602632</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 11:50:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dondurucu]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[günlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kolesterol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[testleri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602632</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dondurucu soğukların hakim olduğu kış günlerinde, kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin artması ve virüslerin çok kolay bulaşması nedeniyle, solunum yolu enfeksiyonları hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dondurucu-kis-gunlerinde-saglikli-yasam-icin-602632">Dondurucu kış günlerinde sağlıklı yaşam için…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dondurucu soğukların hakim olduğu kış günlerinde, kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin artması ve virüslerin çok kolay bulaşması nedeniyle, solunum yolu enfeksiyonları hızla artıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja</strong> “Kış ayları yalnızca soğuklarla değil; solunum yolu enfeksiyonlarının artması, kronik hastalıkların alevlenmesi, bağışıklığın zayıflaması ve kalp-damar hastalıklarının sıklaşmasıyla da bilinir. Bu nedenle kış aylarında yapılacak kapsamlı bir check-up, pek çok sağlık riskini erkenden fark etmeye ve mevsimsel hastalıklardan korunmaya fayda sağlar. Kış öncesi bazı testlerin yapılması; özellikle 50 yaş üzeri kişiler, kronik hastalığı olanlar, sigara içenler, fazla kilolu bireyler ve sık enfeksiyon geçirenler için kritik önem taşır” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja sağlıklı bir kış için yaptırılması gereken tetkikleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Temel kan testleri</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle kışın sık görülen halsizlik, sık hastalanma vb şikayetlerin nedeninin basit bir kan testiyle ortaya çıktığını belirten Dr. Murrja şöyle konuşuyor: “Tam Kan Sayımı (Hemogram): Anemi, enfeksiyon veya bağışıklık sorunları açısından önemlidir. CRP / Sedimantasyon: Vücutta gizli enfeksiyon ya da inflamasyonu gösterir. Kan Şekeri, insülin direnci, HbA1c: Diyabet eğilimi veya kontrolsüz diyabeti tespit eder. Elektrolitler (Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum): Su dengesi ve kalp ritim bozukluğu açısından önemlidir.”</p>
<ul>
<li><strong>Karaciğer ve Böbrek Fonksiyon Testleri</strong></li>
</ul>
<p>Karaciğer ve böbrekler, vücudun filtre sistemi olarak görev yapar. Ancak bu organlardaki sorunlar çoğunlukla sinsice ilerler. Kışın ilaç kullanımının artması, yetersiz su tüketimi ve  beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler bu iki organı zorlayabilir. Yapılacak testlerle, olası sorunların erken dönemde fark edilerek önlem alınabileceğini belirten Dr. Murrja bu testleri şöyle sıralıyor: “ALT, AST: Karaciğer yağlanması veya hasarını gösterir. Üre – Kreatinin: Böbrek fonksiyon bozukluklarını erken yakalamada kritik önem taşır.”</p>
<ul>
<li><strong>Kolesterol Testleri</strong></li>
</ul>
<p>Kış aylarında hareket azalırken, yüksek kalorili ve yağlı besinlere yönelim artabildiğinden,  kolesterol seviyeleri olumsuz etkilenebilir. Kolesterol testleri, kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan kişilerin erken dönemde belirlenmesini sağlar. Özellikle fark edilmeyen yüksek kolesterol, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Dr. Murrja; “LDL (kötü kolesterol), HDL (iyi kolesterol) ve Trigliserid değerleri kalp-damar sağlığının en temel belirteçleridir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Tiroit Fonksiyonları</strong></li>
</ul>
<p>Üşüme, kilo alma, halsizlik, unutkanlık ve ruh hali değişimleri kışın sık görülür. Bu şikayetlerin nedeninin bazen tiroit bezinin düzensiz çalışması olabildiğini belirten Dr. Murrja şöyle konuşuyor: “Tiroit fonksiyon testleri, metabolizmanın dengede olup olmadığını gösterdiğini ve şikayetlerin kaynağını netleştirmeye yardımcı olur. Kış aylarında özellikle Hashimoto tiroiditi ve hipotroidi belirtileri daha kolay alevlenebilir. TSH ve fT4 düzeylerinin tespiti çok önemlidir.” </p>
<ul>
<li><strong>Vitamin ve Mineral Değerlendirmesi</strong></li>
</ul>
<p>Kışın güneş ışığı azaldığından D vitamini eksikliği sık görülür. D vitamininin yanı sıra B12, demir ve magnezyum gibi değerlerin de eksikliği enfeksiyonlara daha açık hale gelinmesine neden olabilir. Dr. Edvin Murrja vitamin ve mineral değerlerine yönelik testler yaptırılmadan gelişigüzel vitamin ve mineral kullanımının fayda yerine çok ciddi zararlara yol açabileceğini vurgulayarak şöyle diyor: “Vitamin D, B12-Folat, Demir ve Ferritin değerlerine mutlaka bakılmalı, eksiklik varsa doktor önerisiyle takviye kullanılmalıdır.”</p>
<ul>
<li><strong>Akciğer Değerlendirmesi</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk hava, grip ve benzeri solunum yolu enfeksiyonları akciğerleri doğrudan etkiler. Sigara içenler veya sık öksüren, nefes darlığı yaşayan, sık enfeksiyon geçirenler için akciğer değerlendirmesi büyük önem taşır. Erken yapılan kontrollerin, olası risklerin büyümeden kontrol altına alınmasında kritik önem taşıdığını belirten Dr. Edvin Murrja “Akciğer Grafisi ve Fiziksel muayene mutlaka yaptırılmalıdır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Kardiyovasküler Tarama</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk hava damarların büzülmesine neden olarak kalbin daha fazla efor sarf etmesine yol açar. Bu durum özellikle kalp-damar hastalığı riski taşıyanlar için önemlidir. Kardiyovasküler taramalar, kalbin yükünü ve damar sağlığını ortaya koyarak olası riskleri önceden gösterir. Dr. Murrja “Kışın hipertansiyon ve kalp krizi riski arttığından, tansiyon takibinin düzenli yapılması, EKG ve gerekli kişilerde EKO hayati önem taşır. Özellikle de göğüs ağrısı, nefes darlığı, çabuk yorulma gibi şikayetler varsa geciktirilmeden yapılmalıdır” diye konuşuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dondurucu-kis-gunlerinde-saglikli-yasam-icin-602632">Dondurucu kış günlerinde sağlıklı yaşam için…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;in Deprem Master Planı için imzalar atıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirin-deprem-master-plani-icin-imzalar-atildi-602219</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[atıldı]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem Master Planı]]></category>
		<category><![CDATA[imzalar]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[master]]></category>
		<category><![CDATA[planı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602219</guid>

					<description><![CDATA[<p> İzmir Büyükşehir Belediyesi, kenti depremlere karşı daha güvenli ve dirençli hale getirmek amacıyla yeni Deprem Master Planı çalışmalarını başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-deprem-master-plani-icin-imzalar-atildi-602219">İzmir&#8217;in Deprem Master Planı için imzalar atıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> İzmir Büyükşehir Belediyesi, kenti depremlere karşı daha güvenli ve dirençli hale getirmek amacıyla yeni Deprem Master Planı çalışmalarını başlattı. Bilimsel veriye dayalı ve çok disiplinli bir yaklaşımla hazırlanacak plan için DEÜ ve İYTE ile yapılan iş birliği protokolü, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın katıldığı törenle imzalandı. Törende konuşan Başkan Tugay, “Bu çalışma tamamlandıktan sonra İzmir halkına, yerel yönetimlere, İzmir&#8217;deki diğer kurumlara yapılmış en büyük iyiliklerden biri olacak” dedi. </p>
<p> İzmir Büyükşehir Belediyesi, yeni Deprem Master Planı ile yalnızca olası depremlerde oluşabilecek hasarları azaltmayı değil; kentin yaşam kalitesini yükselten, doğayla uyumlu ve uzun vadede sürdürülebilir bir dirençli kent modeli oluşturmayı hedefliyor. </p>
<p>İzmir’in yaşam kalitesini yükselten, doğayla uyumlu ve uzun vadede sürdürülebilir bir dirençli kent modeli oluşturmayı hedefleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi, yeni Deprem Master Planı için çalışmalara başladı. Hazırlanacak Deprem Master Planı’nın iş birliği protokolü; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran’ın yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zeki Yıldırım, projede yer alan akademisyenler ve İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratlarının katıldığı törenle imzalandı. Bütüncül ve önleyici bir yol haritası sunan Deprem Master Planı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2025–2029 Stratejik Planı’nda yer alan “Çoklu Krizlere Dirençli Kent Belediyeciliği” hedefiyle uyumlu olarak hazırlanıyor. </p>
<p><strong>“Deprem Master Planı için bazı ön çalışmalar yaptık”</strong><br />Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’ndeki törende konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, tarihi bir gün yaşandığını söyledi. İzmir’de depreme yönelik çalışmaların, Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen RADIUS Projesi kapsamında 1998 yılında başlatıldığını anımsatan Başkan Tugay, “O günden bu güne bir master planı yapılmadı. Biz bunun çok önemli bir eksik olduğunu biliyorduk. Deprem Master Planı için bazı ön çalışmalar yaptık. Herkes biliyor ki İzmir’de Ege Bölgesi’nde deprem riski var” dedi. </p>
<p><strong>“Şu anda alınmış bir mesafe var”</strong><br />İzmir&#8217;in yer yapısının, fayların ve mevcut yapıların riskinin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, “Belediye özellikle 30 Ekim depreminden sonra bazı çalışmalar yaptı. Şu anda alınmış bir mesafe var. Ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi ailesi olarak şunu biliyoruz ki İzmir&#8217;in tamamının her türlü risk açısından mümkün olan en kapsamlı ve doğru şekilde değerlendirilmesi lazım. Buna altyapıyı da dahil edeceğiz. Bundan sonraki imar planlamasını da dahil edeceğiz” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Bundan sonrasının çok daha iyi olacağına inanıyorum”</strong><br />Bu çalışmaların son derece önemli olduğuna değinen Başkan Dr. Cemil Tugay, şunları söyledi: “Bu çalışmanın tamamlanması, İzmir halkına, yerel yönetimlere, İzmir&#8217;deki diğer kurumlara yapılmış en büyük iyiliklerden biri olacak. Belirsizlikler, kafa karışıklıkları hepsi giderilmiş olacak. Biz her iki üniversitemiz ile gurur duyuyoruz. Bugüne kadar çok iyi niyetle herkes pek çok çaba gösterdi. Ama bundan sonrasının çok daha iyi olacağına gerçekten inanıyorum. Bugüne kadar şehre verdiğiniz katkılar için teşekkür ediyorum. Ne mutlu ki bu şehirdeyiz. Bu planı neden yaptığımızı hatırlamak için sadece 30 Ekim depreminde yaşadığımız acıyı düşünmemiz yeter. Yeni bir yıla giriyoruz. Ne 2026 ne de sonrası bize bu tür acıları yaşatsın. Ama sadece ‘inşallah’ demekle olmuyor. Burada ‘Kime görev düşüyor’ derseniz, işte tam olarak o heyetle birlikteyiz. Buradan İzmir&#8217;e dair bir güven duygusunun, herkese iyi hissettiren bir duygunun çıkacağına da eminim. Hem bugüne kadar yaptıklarımız hem de bundan sonrası için her birinize çok çok teşekkür ediyorum.” </p>
<p><strong>“Bu çalışmalarda yer almaktan mutluluk duyduk”</strong><br />DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz da üniversite olarak deprem araştırmalarıyla ilgili, böyle bir iş birliği anlaşmasının tarafı olmaktan dolayı büyük bir memnuniyet duyduklarını belirtti. Yılmaz, “DEÜ, Türkiye&#8217;de depremle ilgili bölümlerin komple yer aldığı çok az sayıdaki üniversiteden biri. Üniversitemizde Deprem Araştırma Uygulama Merkezi’miz var. Fakat bu araştırma merkezimizin yetersiz kaldığını düşünüyoruz. Bunu daha ileriye taşımak gibi bir düşüncemiz var. Bu araştırma merkezini tıpkı Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nin Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü gibi bir konseptle enstitüye çevirmek gibi bir gidişimiz olacak. Bu merkez deprem araştırmaları ve deprem riskini azaltmaya yönelik araştırmalar için bir araştırma uygulama enstitüsü olarak düşünülüyor. Yani sadece deprem olduktan sonra araştıran değil, risk azaltmaya yönelik çalışmaları ve teknolojileri de araştıran, geliştiren, uygulayan bir enstitü olmasını istiyoruz. Bu vesile ile İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde yürütülen çalışmaların bir parçası olmaktan milletimiz, ülkemiz, güzel İzmir&#8217;imiz adına da memnuniyet duydum” dedi. </p>
<p><strong>“Yapacağımız bilimsel çalışmalar bir başarı hikayesi, bir model proje olur”</strong><br />İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran ise doğal afetlerin hayatın bir parçası olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Aslında doğal afetler öldürmüyor. Tıpta nasıl önleyici tıp varsa doğal afetlerde de önleyici, akılcı, bilimsel yöntemler benimsenirse can kayıplarını, dolayısıyla acılarımızı azaltabileceğimiz bir denklem kurgulayabiliriz. 30 Ekim depreminde 117 insanımızı kaybettik. 6 Şubat depremi bütün dünya için aslında bir tecrübe oldu. İzmir için böyle bir çalışmanın büyükşehir belediyemiz ve Türkiye&#8217;nin çok kıymetli iki üniversitesi ile gerçekleştiriyor olması çok kıymetli. Umarım yapacağımız çalışmalar, alacağımız önlemler can kaybı olmaksızın bu doğal afetleri aşabileceğimiz bir süreci bizlere yaşatır. Umarım burada gerçekleştirdiğimiz bu toplantı, attığımız imzalar, daha da önemlisi yapacağımız bilimsel çalışmalar bir başarı hikayesi, bir model proje olur ve Türkiye&#8217;nin bütün kentlerinde de benzer uygulamaları hep birlikte gözlemleriz. Bu sürece öncülük ettiği için çok kıymetli başkanımıza, rektörümüze ama asıl projeyi yapacak olan siz değerli bilim insanlarımıza gönülden teşekkür ediyorum. Var olun.”</p>
<p><strong>Koordinasyon kurulu oluşturuldu</strong><br />Deprem Master Planı için Koordinasyon Kurulu oluşturuldu. Buna göre proje, DEÜ ile İYTE yürütücülüğünde yapılacak. Projenin koordinatörlüğünü DEÜ’den Prof. Dr. Özgür Özçelik üstlenirken; proje yürütücüleri ise DEÜ’den Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Prof. Dr. Serhan Tanyel ile Prof. Dr. Hilmi Evren Erdin; İYTE’den Prof. Dr. Nurhan Ecemiş, Prof. Dr. Cemalettin Dönmez ve Prof. Dr. Engin Aktaş olarak belirlendi. </p>
<p><strong>Tüm veriler tek çatı altında toplanacak</strong><br />Deprem Master Planı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2025–2029 Stratejik Planı’nda yer alan “Çoklu Krizlere Dirençli Kent Belediyeciliği” hedefiyle uyumlu olarak hazırlanıyor. Bu kapsamda İzmir’in afetlere karşı hazırlıklı, güvenli ve yaşam kalitesi yüksek bir kent haline getirilmesi amaçlanıyor. Planın bilimsel altyapısı için yapı stoku envanteri, depremsellik ve tsunami araştırmaları, mikrobölgeleme etüt çalışmaları tamamlandığında, güvenli kent planlaması için gerekli tüm veriler tek çatı altında toplanmış olacak.</p>
<p><strong>Yeni Master Planı bütüncül ve önleyici bir yol haritası sunuyor</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi, güncel riskler, değişen iklim koşulları ve artan kent nüfusu doğrultusunda yeni bir Deprem Master Planı hazırlıyor. Yeni planın, olası bir deprem öncesinde İzmir’de alınması gereken tüm önlemleri eşgüdüm içinde ele alan ana strateji belgesi olması hedefleniyor. Plan kapsamında; yapılması gereken çalışmalar, birbirini tamamlayan bağımsız proje paketleri halinde tanımlanacak ve kentin tüm bileşenlerini kapsayan bütüncül bir yapı oluşturulacak.</p>
<p><strong>8 ana başlıkta bilimsel çalışma</strong><br />Deprem Master Planı için oluşturulan Koordinasyon Kurulu ile çalışmalar, İzmir’deki üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin yürütücülüğünde ilerliyor. Plan kapsamında 8 ana başlıkta çalışma yürütülecek. Çalışma alanları; jeolojik, jeofizik ve geoteknik unsurlar ile deprem tehlikesinin belirlenmesi, üstyapı ve altyapı unsurları ve deprem riski açısından değerlendirilmesi, deprem bilgi altyapısının geliştirilmesi, şehir planlama ve imar uygulamaları, hukuki ve idari düzenlemeler, mali kaynak ve finansman modelleri, eğitim, bilinçlendirme ve sosyal hazırlık çalışmaları ile deprem risk yönetimi modelinin geliştirilmesi başlıkları olarak belirlendi. </p>
<p><strong>Hedef sadece hasarı azaltmak değil, yaşam kalitesini yükseltmek</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi, Deprem Master Planı ile yalnızca olası depremlerde oluşabilecek hasarları azaltmayı değil; kentin yaşam kalitesini yükselten, doğayla uyumlu ve uzun vadede sürdürülebilir bir dirençli kent modeli oluşturmayı hedefliyor. </p>
<p><strong>İzmir’in deprem hazırlığında 25 yıllık birikim</strong><br />İzmir’de depreme yönelik kapsamlı çalışmalar, Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen RADIUS Projesi kapsamında 1998 yılında başladı. Dünyada projeye başvuran 58 kent arasından seçilen 9 şehirden biri olan İzmir, Türkiye’de bu alanda öncü kentler arasında yer aldı. Boğaziçi Üniversitesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokol doğrultusunda yürütülen çalışmalar sonucunda İzmir Deprem Master Planı 1999 yılında tamamlanmıştı. İzmir Deprem Master Planı’nın 2026 yılı içinde tamamlanması öngörülüyor. </p>
<p><strong>Deprem araştırmaları sürüyor</strong><br />Kenti afetlere dirençli hale dönüştürmek isteyen İzmir Büyükşehir Belediyesi, kara ve denizde fay hatlarına yönelik yürüttüğü araştırmaların yanı sıra, şimdiye kadar 94 bini aşkın yapının envanterini çıkardı. Mikrobölgeleme çalışmaları kapsamında 1 milyon 113 bin hektar alanda jeolojik etütler tamamlandı. Yine İzmir genelinde belirlenen 71 barınma alanı ve 2 bin 425 toplanma alanının alt yapısına yönelik çalışmalar sürüyor. Yapı envanteri, zemin çalışmaları, kara ve denizde yapılan depremsellik araştırmaları, kente dair önemli verilerin elde edilmesini sağlıyor. Tüm veriler Deprem Master Planı’na altlık oluşturacak.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-deprem-master-plani-icin-imzalar-atildi-602219">İzmir&#8217;in Deprem Master Planı için imzalar atıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar İçin Güvenli Oyuncak Seçim Rehberi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-guvenli-oyuncak-secim-rehberi-601674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 08:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncaklar]]></category>
		<category><![CDATA[parça]]></category>
		<category><![CDATA[rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni yıl çocukların beklediği hediyelerin başında oyuncaklar geliyor. Ancak sürpriz kutular, rengarenk, ışıltılı ürünlerin çoğu zaman ailelerin hediyelerin cazibesine kapılıp güvenlik ayrıntılarını gözden kaçırabildiğine işaret eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yanar Ayanoğlu, doğru oyuncak seçiminin çocuğun sağlığını, güvenliğini ve gelişimini direkt olarak etkileyen ciddi bir karar olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-guvenli-oyuncak-secim-rehberi-601674">Çocuklar İçin Güvenli Oyuncak Seçim Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yeni yıl çocukların beklediği hediyelerin başında oyuncaklar geliyor. Ancak sürpriz kutular, rengarenk, ışıltılı ürünlerin çoğu zaman ailelerin hediyelerin cazibesine kapılıp güvenlik ayrıntılarını gözden kaçırabildiğine işaret eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yanar Ayanoğlu, doğru oyuncak seçiminin çocuğun sağlığını, güvenliğini ve gelişimini direkt olarak etkileyen ciddi bir karar olduğunu söyledi. Bu nedenle yılbaşı alışverişi yaparken yaşa uygunluk, oyuncak içeriği, küçük parça riski, ses düzeyi, kimyasal madde varlığı ve hijyen gibi unsurları gibi birçok noktanın mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekti. </em></p>
<p>Çocukların dünyayı oyunla keşfettiğini ve gelişimlerinde de oyun ve oyuncağın önemli bir yeri olduğunu hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yanar Ayanoğlu, yılbaşı hediyesi seçerken dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı…</p>
<p><strong>YAŞINA UYGUN SEÇİM YAPIN</strong></p>
<p>Çocuklarımıza oyuncak seçerken her zaman yaşının ve gelişim düzeyinin esas alınması gerektiğine işaret eden Dr. Ayanoğlu, “Üreticinin belirttiği yaş sınırına dikkat edilmeli ve mutlaka oyuncak üzerindeki güvenlik etiketleri okunmalı. Özellikle üç yaşın altındaki çocuklar için küçük parçalı ya da küçük parçalara ayrılabilen oyuncakları önermiyoruz. Aynı şekilde bu yaş grubunda balonlar da ciddi tehlike oluşturabilir.”</p>
<p><strong>PİLLİ VE MIKNATISLI ÜRÜNLER HER YAŞA UYMAYABİLİR</strong></p>
<p>Oyuncaklardaki mıknatısların ve pillerin her yaş grubunda ciddi risk yaratabileceğine dikkat çeken Dr. Ayanoğlu, “Yanlışlıkla yutulduklarında bağırsak tıkanması, delinmesi gibi hayati sonuçlara yol açabilirler. Bu nedenle mıknatıslı oyuncaklara ve kolay erişilebilir pillere karşı özellikle dikkatli olunmalıdır. Üstelik bu uyarılar her yaştaki çocuklar için geçerlidir.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>KULLANILMIŞ, İKİNCİ EL OYUNCAKLARDA DİKKATLİ OLUN!</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik ya da manevi nedenlerle çocuklara kullanılmış ya da ikinci el oyuncak oyuncakları alırken de dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Dr. Ayanoğlu, olası riskler konusunda şu bilgileri verdi: “Bu ürünlerde güvenlik etiketleri bulunmadığından hangi yaşa uygun olduğunu ya da içeriğinde ne olduğunu bilmek güç. Ayrıca zamanla yıpranmış olacakları için kesici yüzeyler ya da kopmuş parçalar gibi yaralanmalara yol açabilecek sorunlar da yaşanabilir.”</p>
<p><strong>HAREKET EDEN OYUNCAKLARDA KORUYUCU EKİPMAN ŞART</strong></p>
<p>Oyuncaklar arasında en çok tercih edilenler arasında yer alan scooter, kaykay, bisiklet gibi hareket gerektiren oyuncakları tercih ederken de çocuğun yaşı ve fiziksel özelliklerinin göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çeken Dr. Ayanoğlu, “Bu oyuncaklar eğlenceli olduğu kadar ciddi yaralanmalara da sebep olabileceği için mutlaka kask ve koruyucu ekipmanla kullanılmalıdır.”</p>
<p><strong>SLİME, OYUN HAMURLARI ve PLASTİK OYUNCAKLAR</strong></p>
<p>Slime ve oyun hamurları gibi malzemelerin kimyasal içerebildiği için dikkatle seçilmesi gerektiğini söyleyen Dr. Ayanoğlu, “Ailelerimize boraks içermeyen tariflerle evde slime yapmalarını öneriyoruz. Kimyasal içerikli, yoğun boyalı veya kalitesiz plastik oyuncaklardan uzak durulmasını tavsiye ediyorum. Son yıllarda özellikle kız çocuklarında makyaj malzemesi kullanımının erken yaşlara indiğini görüyoruz. Hem kimyasal içerik nedeniyle hem de sosyal gelişim açısından makyajla ilgili oyuncakları uygun bulmuyoruz.” Dedi. </p>
<p><strong>ELEKTRONİK OYUNCAKLARIN VERİ GÜVENLİĞİ SORUNUNU DİKKATE ALIN</strong></p>
<p>“Fazla gürültülü oyuncakların işitme duyusuna zarar verebileceğini biliyoruz. Bu nedenle yüksek ses çıkaran oyuncakları önermiyoruz” diye konuşan Dr. Ayanoğlu, oyuncak seçimi konusunda dikkat edilmesi gereken diğer noktaları şöyle sıraladı: “Ayrıca sürpriz yumurtalardan çıkan küçük parçalı oyuncaklar boğulma riski oluşturabileceği için çocuklardan uzak tutulmasında fayda var. Akıllı ya da elektronik oyuncaklar ise farkında olmadan veri toplayabilir ve çocuklarda ekran maruziyetini artırabilir. Peluş oyuncaklar hijyen açısından sık yıkanmadığında risk taşıyabilir. Özellikle alerjik yapıdaki çocuklarda risk yarabildiği için çok sık önerdiğimiz bir oyuncak türü değildir.”</p>
<p><strong>DOĞRU SEÇİMLER NE OLMALI?</strong></p>
<p>Çocuklarımıza hediye etmek için en doğru seçeneklerin aslında temel oyuncaklara dönüş olduğunu söyleyen Dr. Çiğdem Ayanoğlu, konuyla ilgili şunları anlattı: “Taklit oyununu, yaratıcılığı, ince motor becerilerini, dil gelişimini ve hareketi destekleyen oyuncaklar uzun süreli fayda sağlar. Oyuncak bebekler, kuklalar, kostümler, tren setleri, ahşap bloklar, yapı setleri, toplar, ip atlamalar, bisikletler, kitaplar, sanat malzemeleri ve kutu oyunları bu anlamda çok doğru tercihlerdir. Ama daha da önemlisi ailece birlikte keyifle vakit geçirebileceğiniz, güvenli, ekran kullanımını azaltan, hareketi teşvik eden ve eğlendirirken gelişimi destekleyen oyuncakları öneriyorum.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-guvenli-oyuncak-secim-rehberi-601674">Çocuklar İçin Güvenli Oyuncak Seçim Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 08:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[basamak]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[Mide Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283">Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor. Ancak tanı ve tedavideki bilimsel gelişmeler, bu tabloyu giderek değiştiriyor. Günümüzdeki modern mide kanseri tedavilerinde ameliyat ve klasik yöntemlerin dışında bireyin bağışıklık sistemi de tedavinin merkezine alınıyor. Özellikle doğru hastada doğru zamanda uygulanan kişiye özel stratejilerle, daha güçlü ve daha kalıcı sonuçlar hedeflenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi’nden Doç. Dr. Atakan Demir, mide kanserinde tanıdan tedaviye uzanan ve hayat kurtaran beş temel basamağın belirleyici rol oynadığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Mide kanseri sessiz ilerleyen ve sık görülen bir hastalık</strong></p>
<p>Mide kanseri, mide iç yüzeyini döşeyen hücrelerden kaynaklanan ve dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer alan önemli bir hastalıktır. Çoğu zaman erken dönemde belirgin belirtiler vermeden ilerleyebilir. İlerleyen aşamalarda ise mide ağrısı, şişkinlik, iştahsızlık, erken doyma, kilo kaybı, bulantı ve kansızlık gibi şikayetlerle kendini gösterebilir. Dikkat bu yakınmalar mide fonksiyon bozukluğuna bağlı da olabilir çoğu zaman kansere bağlı olmaz. Hastalığın sık görülmesinde genetik yatkınlık, aile öyküsü, helikobakter pilori enfeksiyonu, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve ileri yaş önemli rol oynar. Erken tanı konulduğunda tedavi başarısı belirgin şekilde artmaktadır.</p>
<p>Bugün biliyoruz ki; zamanında yapılan bir gastroskopi, doğru planlanmış bir tarama programı, kişiye özel tedavi ve bağışıklık sistemini güçlendiren modern yaklaşımlar sayesinde mide kanseri erken yakalandığında ve doğru şekilde yönetildiğinde çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, mide kanserinde tanı ve tedavi sürecini şekillendiren ve birbirini tamamlayan 5 temel nokta öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>1. Basamak: Zamanında Yapılan Gastroskopi</strong></p>
<p>Gastroskopi, mide kanserinin erken tanısında en etkili yöntemlerden biridir. Kısa sürede gerçekleştirilen bu işlem sayesinde mide mukozası ayrıntılı olarak değerlendirilebilir; erken dönem kanser odakları ve riskli lezyonlar saptanabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan artırır. Şikayetleri olan kişilerde gecikmeden değerlendirme yapılması ve risk grubundakilerin hekim önerisiyle planlı takip edilmesi kritik önem taşır.</p>
<p><strong>2. Basamak: Doğru Planlanmış Tarama Programları</strong></p>
<p>Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde ve risk grubundaki kişilerde düzenli tarama programları büyük önem taşır. Kişiye özel planlanan taramalar, hastalığın henüz belirti vermeden yakalanmasına olanak sağlar. Tarama sıklığı ve yöntemi, kişinin yaşına, aile öyküsüne ve eşlik eden risk faktörlerine göre belirlenmelidir.</p>
<p><strong>3. Basamak: Kişiye Özel Tedavi Yaklaşımı</strong></p>
<p>Mide kanseri tedavisi her hastada aynı şekilde uygulanmaz. Tümörün biyolojik özellikleri, hastalığın evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak kişiye özel tedavi planları oluşturulur. Cerrahi, kemoterapi, hedefli tedaviler, immünoterapiler ve gerektiğinde radyoterapi bu planın temel bileşenlerini oluşturur. Tedavide başarının anahtarı, doğru evreleme ile en baştan “en doğru sıralamayı” kurmaktır; yani hangi tedavinin ne zaman verileceğini netleştirmektir.</p>
<p><strong>4. Basamak: Bağışıklık Sistemini Tedaviye Dahil Etmek</strong></p>
<p>Bağışıklık tedavisi, hastanın kendi savunma sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve onlara karşı daha etkili bir yanıt oluşturmasını amaçlar. Kanser hücreleri bağışıklık sisteminden kaçabilmek için kendilerini gizleyebilir. İmmünoterapi ise bu gizlenme mekanizmalarını baskılayarak bağışıklık hücrelerinin daha aktif çalışmasına yardımcı olur.</p>
<p>Bugün en heyecan verici gelişmelerden biri, seçilmiş hastalarda bağışıklık tedavisinin kemoterapiyle birlikte ameliyattan önce başlanabilmesidir. Amaç tümörü ameliyat öncesinde daha fazla küçültmek, vücudun savunma sistemine kanseri daha erken tanıtmak ve mikroskobik yayılım ihtimalini daha baştan kontrol altına almaktır. Bu yaklaşım bazı hastalarda ameliyatın başarısını artıran güçlü bir “ön hazırlık” gibi çalışır ve tedaviyi daha sağlam bir zemine oturtur. Bağışıklık tedavisi, uygun hastalarda cerrahi ve kemoterapiyle birlikte planlandığında tedavinin etkinliğini güçlendirmeyi hedefler. Hangi hastanın bu tedaviden daha çok fayda görebileceği, modern patoloji ve moleküler incelemelerle daha iyi anlaşılmakta; böylece tedavi kişiye daha doğru şekilde uyarlanabilmektedir.</p>
<p><strong>5. Basamak: Risk Faktörlerini Kontrol Altına Almak</strong></p>
<p>Mide kanserinde genetik faktörler önemli bir rol oynayabilir. Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde hastalık daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Bu nedenle hekim değerlendirmesiyle, gerekli görülen kişilerde genetik risk analizi ve daha erken yaşlarda tarama ve takip programları planlanabilir. Helikobakter pilori adı verilen bakteri, mide mukozasında uzun süre kaldığında mide duvarında kalıcı hasarlara ve kansere giden bir sürece zemin hazırlayabilir. Basit testlerle tanı konulabilen ve ilaç tedavisiyle ortadan kaldırılabilen bu enfeksiyonu dikkate almak gerekir. Çünkü mide kanseri zincirinin en erken ve en müdahale edilebilir halkalarından biridir. Helikobakter pilori enfeksiyonunun tedavi edilmesi, sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi mide kanseri riskini azaltmada önemli rol oynar. Basit önlemler, uzun vadede büyük farklar yaratabilir.</p>
<p><strong>Mide kanseri tedavisinde umut her geçen gün artıyor</strong></p>
<p>Mide kanserinde başarıyı belirleyen şey tek bir tedavi değil; doğru zamanda gastroskopi, doğru evreleme ve kişiye özel planın kusursuz birleşimidir. Ve en önemlisi, uygun hastada bağışıklık sistemini doğru zamanda devreye sokmak, özellikle ameliyat öncesi dönemde tedaviyi bir adım ileri taşıyan güçlü bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Bugün daha erken tanı, daha kişiselleştirilmiş tedavi ve daha akıllı sıralama ile mide kanserinde umut her geçen gün daha da büyümektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283">Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik yenilikçi cihaz geliştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-meme-kanserinin-erken-tanisina-yonelik-yenilikci-cihaz-gelistirdi-601244</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 07:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[engin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[tanısına]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601244</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Engin yürütücülüğünde hayata geçirilen TÜSEB destekli proje kapsamında, meme kanserine yönelik yenilikçi bir görüntüleme sistemi geliştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-meme-kanserinin-erken-tanisina-yonelik-yenilikci-cihaz-gelistirdi-601244">Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik yenilikçi cihaz geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Engin yürütücülüğünde hayata geçirilen TÜSEB destekli proje kapsamında, meme kanserine yönelik yenilikçi bir görüntüleme sistemi geliştirildi. “Infrared Termal ve Difüz Optik Tabanlı Meme Görüntülerini Derin Öğrenme ile Değerlendiren Yenilikçi Bir Mamografi Sisteminin (Infomam) Prototip Tasarımı” başlıklı proje kapsamında geliştirilen cihaz, meme kanseri riskinin erken dönemde belirlenmesine yönelik bir ön tanı sistemi sunmayı amaçlıyor.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, proje ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Engin,  “Projemizin temel amacı, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan ve her sekiz kadından birinde rastlanan meme kanserinin erken evrede tanılanmasını sağlayacak bir tarama sistemi geliştirmektir. Mevcut tanılama yöntemleri olan mamografi, ultrasonografi, MR ve PET gibi cihazlar yüksek maliyetli olabilmekte ve X ışını radyasyonu içerebilmektedir. Geliştirdiğimiz sistem, mamografinin yerini almak yerine tamamlayıcı bir tarama aracı olarak tasarlanmıştır. Cihazımız, özellikle mamografinin tespit etmekte zorlandığı erken evre vakalarda ve meme dokusu yoğun olan genç kadınlarda risk analizi yapmayı hedeflemektedir. Yoğun meme dokusu, mamografide kontrastı düşürdüğü için tanılama başarımı düşebilmektedir. Bu anlamda geliştirdiğimiz sistem önemli bir farklılık sunmaktadır. Teknik olarak ‘İnfrared Termal &#8211; Optik Mamografi’ olarak adlandırabileceğimiz bu yöntem, kızılaltı termal ve optik görüntüleme teknolojilerini bir arada kullanmaktadır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Tedavi süreçleri radyasyon riski olmadan devam edebilecek”</b></p>
<p>VIVOMAM ismini verdikleri görüntüleme cihazının özelliklerinden bahseden Prof. Dr. Mehmet Engin, “Sistemin en önemli özelliklerinden biri, hastayla herhangi bir temas gerektirmemesidir. Mamografide olduğu gibi memenin iki plaka arasında sıkıştırılmasına gerek kalmadan, cihaz 360 derece dönerek termal ve optik kökenli fizyolojik değişimleri izlemektedir. Elde edilen görüntüler, yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edilerek hastalar; düşük, orta ve yüksek risk gruplarına ayrılmaktadır. Riskli bulunan bireyler, zaman kaybetmeden ileri tetkikler için yönlendirilebilecektir. Tedavi sürecinde düzenli olarak mamografi çektirmesi gereken hastalarda radyasyon alımı önemli bir sorun oluşturmaktadır. Özellikle hamilelerde bu durum daha da kritik hale gelmektedir. Ancak geliştirdiğimiz cihazın radyasyon etkisi bulunmadığı için her dönemde güvenle görüntüleme yapılabilecektir” dedi. </p>
<p><b>“Cihaz EÜ Hastanesinde denenecek”</b></p>
<p>Gerekli etik kurul izinlerinin alındığını belirten Prof. Dr. Engin, “Önümüzdeki günlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Bölümü Meme Biriminin yönlendirdiği gönüllü hastalar üzerinde klinik ortam görüntüleme çalışmaları başlayacaktır. Yaklaşık 60 gönüllüden elde edilecek verilerle yapay zekâ sistemimiz eğitilecek ve test edilecektir. Elde edilen sonuçlar, mamografi bulgularıyla karşılaştırılarak sistemin başarısı ölçülecektir. Meme kanserinde tümörün belirli bir boyuta ulaşmasını beklemeden patolojik riskin öngörülebilmesi, erken müdahale ve tedavi başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Radyasyon riski taşımayan bu cihaz, tedavi sürecinde değerli bir takip imkânı sunacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Engin’in yürütücülüğünü üstlendiği projede; EÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Erkan Zeki Engin, EÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Özge Aslan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Yücel Koçyiğit, Arş. Gör. Burcu Acar Demirci ve Öğr. Gör. Osman Demirci araştırmacı olarak yer alıyor. Projenin danışmanlığını EÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Nur Oktay Alfatlı yaparken Arş. Gör. Ceyda Boz ise bursiyer olarak yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-meme-kanserinin-erken-tanisina-yonelik-yenilikci-cihaz-gelistirdi-601244">Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik yenilikçi cihaz geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sipahi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, grip enfeksiyonlarının mevcut durumunu, risk gruplarını ve alınması gereken önlemleri değerlendirdi.</p>
<p>Grip ve soğuk algınlığının toplumda sık sık karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Sipahi, “Grip, influenza virüsünün neden olduğu ani başlayan, yüksek ateş ve şiddetli halsizlikle seyreden bir hastalıktır. Soğuk algınlığı ise farklı virüslerin yol açtığı, daha hafif ve yavaş gelişen bir tablodur. Gripte yüksek ateş, kas-eklem ağrısı ve belirgin bitkinlik daha sık görülür, soğuk algınlığı ise burun akıntısı ve boğaz ağrısı ile öne çıkar. Risk grubunda olan 65 yaş üstü bireyler, 5 yaş altı çocuklar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklığı baskılanmış kişiler için grip daha ağır seyredebilir.  Ayrıca, üniversite kampüslerinin kalabalık ortamı, yurt yaşamı ve toplu taşıma kullanımı, öğrencileri bulaş açısından riskli gruplar arasına sokuyor” dedi.</p>
<p><b>“Erken tanı ve aşılama hayat kurtarıyor”</b></p>
<p>Gripten korunmada en etkili yöntemin yıllık aşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sipahi, “Özellikle öğrenciler, öğretim üyeleri ve sık seyahat edenlerin grip aşısı yaptırması önemlidir. Aşı, hastalığa yakalanma riskini azaltmanın yanı sıra ağır seyir ve hastaneye yatış ihtimalini ciddi oranda düşürüyor. Temel önlemleri almak önemlidir. Ellerin sık sık yıkanması, hasta hissettiğinde toplu alanlardan uzak durulması, toplu taşıma ve kalabalık ortamlarda maske kullanımı, kapalı alanların havalandırılması, öksürürken dirsek içine öksürme, ağır belirtiler varsa tıbbi değerlendirmeye başvurulması gibi önlemlerle daha sağlıklı ortamlar oluşturulabilir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, günlerce süren yüksek ateş ve bilinç değişikliği gibi bulgular gripte ağır seyri düşündürür ve mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kronik hastalığı olan bireylerde durum hızla kötüleşebiliyor, hastaneye erken başvurmaları kritik önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Sipahi, “Grip, uygun bağışıklığı olmayan veya risk grubu bireylerde daha ağır seyredebilir. Özellikle nefes darlığı, göğüs ağrısı, 3-4 günden uzun süren 38°C üzeri yüksek ateş, bilinç değişikliği, aşırı halsizlik, tansiyon düşüklüğü ve kronik hastalıkların hızla kötüleşmesi gibi belirtiler ciddiyet göstergesidir ve tıbbi değerlendirme gerektirir. Gribin ağır seyretmesi durumunda zatürre (pnömoni), akut solunum yetmezliği, kalp kası ve/veya kalp zarı iltihabı, sinüzit, orta kulak iltihabı ve nörolojik komplikasyonlar (ensefalit gibi) gelişebilir. Bu gibi durumlarda hastanelere başvurulması gerekmektedir. Grip sonrası öksürük ve halsizlik haftalarca sürebilir, bağışıklık sistemi baskılanmış veya kronik hastalığı olan bireylerde kalp ve beyin fonksiyonlarında kalıcı bozukluklar görülebilmektedir” dedi.</p>
<p><b>“Mevsim geçişlerinde girip salgını artıyor”</b></p>
<p>Mevsim geçişlerinde girip salgınının arttığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, “Polikliniklerde kesin tanılı influenza vakaları görülmeye başlandı ancak yoğun bakımlarda henüz influenza tanılı hastaya rastlamadık. Önümüzdeki 2–2,5 aylık süreçte, özellikle yılbaşı döneminin etkisiyle grip vakalarında ciddi bir artış bekliyoruz. Toplumun, hem bireysel hem de toplumsal olarak alınacak önlemlere dikkat etmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalbin sinsi düşmanı kötü kolesterol</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalbin-sinsi-dusmani-kotu-kolesterol-600713</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:50:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[düşmanı]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalbin]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kolesterol]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Kolesterol]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde ölümlerin başlıca nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbin-sinsi-dusmani-kotu-kolesterol-600713">Kalbin sinsi düşmanı kötü kolesterol</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde ölümlerin başlıca nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları yer alıyor. Kötü kolesterol (LDL) yüksekliği,  bu hastalıkların gelişiminde önemli bir risk faktörü  olarak öne çıkıyor. Çünkü, kanda gereğinden fazla bulunduğunda “aterosklerotik plak” adı verilen sert birikintiler oluşmasına neden olabiliyor.   Toplumda “damar sertliği” olarak bilinen ateroskleroz ise kalp ve damar sisteminde ciddi hasarlara ve bunun sonucunda kalp krizi ile felç (inme) gibi hayatı tehdit eden hastalıklara yol açabiliyor. Üstelik, çağımızın büyük sorunları arasında yer alan hareketsizlik ve obezite probleminin 20’li yaşlara kadar inmesi, kötü kolesterolü artık gençler için de önemli bir sağlık sorunu haline getiriyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya,</strong> kolesterol değerlerinin düzenli takip edilmesinin kalp krizi ve felç riskini önemli ölçüde azaltabileceğini vurgulayarak, “Bu nedenle, hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 20 yaşından itibaren düzenli olarak kolesterol ölçümü yaptırması yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.   </p>
<p><strong>Kalp krizi ve felç riskini artırıyor!</strong></p>
<p>Vücudumuzun temel yapı taşları olan yağlar iyi kolesterol (HDL) ve kötü kolesterol (LDL) olmak üzere ikiye ayrılıyor.  Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, kolesterolde yüksek olması istenilen tek değerin iyi kolesterol (HDL) olduğunu hatırlatarak, “İyi kolesterolde ideal olan, değerin 50-55’in üzerinde olmasıdır.  Kötü kolesterol (LDL) ise kanda ihtiyaç duyulandan daha fazla olursa, atar damar duvarlarında birikerek; kalbe giden kan akışını engelleyen koroner arter hastalığı, kollara ve bacaklara giden kan akışının bozulmasıyla ortaya çıkan periferik damar hastalığı ve beyne giden kan akımını bozan karotid arter hastalığına yol açabilmektedir. Bu hastalıklar da kalp krizi ve felç ile sonuçlanabilmektedir.  Dolayısıyla, kötü kolesterolün kandaki seviyesi 130&#8217;un altında olmalı ve 190&#8217;ın üzerine çıkmasına kesinlikle izin verilmemelidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Erken tanı için 20 yaşından itibaren…</strong></p>
<p>Kötü kolesterol (LDL) çoğu zaman hiçbir belirti vermeden damarlarda birikebiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, bu nedenle kolesterol seviyelerinin düzenli aralıklarla kontrol edilmesinin hayati önem taşıdığına vurgu yapıyor. Kolesterolde yaş ve cinsiyet, takip sıklığının önemli etkenlerini oluşturuyor. <strong> </strong>Erken tanı için kolesterole erkeklerde 20-44 yaş arasında 5 yılda bir, 45-60 arasında yılda bir veya 2 yılda bir, 65 yaş sonrasında her yıl bakılması öneriliyor. Kadınlarda ise menopoz dönemine kadar 5 yılda bir, menopoz sonrasında östrojenin damar sağlığını koruyucu etkisi kaybolduğundan yılda bir bakılması tavsiye ediliyor. Yaş ve cinsiyetin dışında diğer risk faktörlerinin de takip sıklığını belirlemede önem taşıdığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, “Ailede  kalp, inme veya felç gibi damar hastalığı öyküsü ya da diyabet gibi damar sağlığını tehdit eden bir başka hastalık varsa, hasta obeziteli bir bireyse veya sigara içiyorsa, hekim daha sıkı takip isteyebilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Beslenme alışkanlıkları ve egzersiz önemli!</strong></p>
<p>Kolesterol değerlerinizi bilmek kalp hastalığı riskinizi anlamanıza yardımcı olsa da bu rakamlar tablonun sadece bir parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla hekimler, kolesterol dışında genel sağlık durumunuzu da değerlendirerek risk analizi yapıyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya,<strong> </strong>kötü kolesterolün tedavisinde, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra ilaç tedavisine de başvurulabildiğini belirterek, “Vücutta oluşan kötü kolesterol miktarını azaltmak için hatalı beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi ve yakılan kolesterol miktarını artırmak için daha fazla egzersiz yapılması gerekmektedir. İhtiyaç halinde önerilen ilaçlar da karaciğerde üretilen kolesterol miktarını azaltmaktadır.  Bu ilaçlar çok etkili ve kalp-damar hastalıklarının taşıdıkları risklerle karşılaştırıldığında son derece güvenlidir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbin-sinsi-dusmani-kotu-kolesterol-600713">Kalbin sinsi düşmanı kötü kolesterol</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni varyant bizi nasıl etkileyecek?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-varyant-bizi-nasil-etkileyecek-599570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 12:23:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bizi]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyecek]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[H3N2]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[İnfluenza A]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Selim Badur]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[varyant]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde alarma yol açan ve ülkemizde de görülen H3N2 grip virüsünün Türkiye’de nasıl ve ne kadar etkili olacağı merak ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-varyant-bizi-nasil-etkileyecek-599570">Yeni varyant bizi nasıl etkileyecek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Dünya genelinde alarma yol açan ve ülkemizde de görülen H3N2 grip virüsünün Türkiye’de nasıl ve ne kadar etkili olacağı merak ediliyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, gündemdeki H3N2 virüsünün yeni değil ancak değişime uğramış bir virüs olduğunu söyledi. Klasik gribe göre daha hızlı yayılabilen yeni varyantın, bazı risk gruplarında daha ağır semptomlara yol açabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Selim Badur, mevcut aşıların özellikle risk grubundakiler için yeni varyanta karşı koruyuculuğu olduğunu belirtti.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, gündemdeki H3N2 varyantının yeni bir virüs olmadığını, değişime uğramış bir virüs olduğunu söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Pandemiye neden olan tek virüs: İnfluenza A</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İnsanlarda pandemiye neden olduğu bilinen tek İnfluenza türünün İnfluenza A virüsü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “İnfluenza A, köken aldığı kuşlardan ve domuzlardan insanlara geçip, viral evrim yoluyla konağa uyum sağlayarak 1918 “İspanyol gribi” ve 2009 “Domuz gribi” gibi yakın tarihimizde de küresel pandemilere yol açmıştır. Son yıllarda İnfluenza A H5 ve H7 alt tipleri gibi insanda yüksek mortaliteye (Yüzde 30–50) neden olan kuş gribi virüsleri ile yüzlerce vaka bildirilmiş ancak yayılım olmamıştır. İnfluenza H5N1 virüsü, Ocak 2025’ten itibaren kümes hayvanları ve memeli türlerinde küresel olarak dolaşmaya başlamıştır. Ancak bu virüsler, henüz insanlarda sürekli bir infeksiyon zinciri oluşturmamıştır” dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>H3N2 yeni bir virüs değil</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Pandemi riski taşıyan ve kanatlılardan bulaşma potansiyeli bulunan bu tür etkenler dışında, özellikle H1N1 ve H3N2 tiplerinin mevsimsel gribe neden olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Badur, “Bu tipler, insanlar dışında, domuzlar, atlar, kediler, köpekler, maymunlar, kümes hayvanları ve yabani kuşlar dahil olmak üzere birçok türü infekte edebilmektedir. H3N2 virüsü yeni bir virüs değildir; bilinen ve yıllardır dolaşımda olan İnfluenza A/H3N2 virüsünün, etkenin bilinen ‘kolaylıkla mutasyona uğrama’ özelliğinden dolayı, sıklıkla değişime uğraması şaşırtıcı değildir. Gündemdeki H3N2 varyantının yeni bir virüs olmadığını, ancak değişime uğramış bildik bir virüs olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>İnfluenza sezonu, bu yıl birkaç hafta erken başladı</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Japonya ve İngiltere&#8217;de artan vakalarla ilişkilendirilen bu H3N2 varyantnın tüm kıtalarda tespit edildiğini kaydeden </span></span></span><span><span>Prof. Dr. Selim Badur, “Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) 20 Kasım’da yaptığı güncellemede, İnfluenza sezonunun, bu yıl önceki yıllara göre birkaç hafta daha erken başladığını ve son haftalardaki yükselişin esas nedeninin de İnfluenza A/H3N2 virüsleri olduğunu belirtmiştir. COVID-19 pandemisinin ardından uzun bir süre çok az genetik veya antijenik değişim gösteren İnfluenza A/H3N2 virüsleri, kuzey yarımkürenin 2024–2025 İnfluenza sezonunda yeniden önemli biçimde evrimleşmeye başlamıştır” dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Klasik gribe göre daha hızlı yayılabiliyor</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Yeni varyantın artık küresel çapta dolaşımda olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “Yeni ortaya çıkan A/H3N2 subklad K, artık küresel çapta dolaşımda olup 2025 Mayıs–Kasım döneminde, Avrupa’nın birçok ülkesinde hızla yayılım göstermiştir. </span></span><span><span><span>Klasik gribe göre daha hızlı yayılabilen ve bazı risk gruplarında daha ağır semptomlara yol açabilen bir virüs söz konusudur. Bu salgının normal grip virüsüne göre, daha hızlı yayılarak daha fazla kişiyi hastalandıracağına dair öngörüler bulunmaktadır. Henüz ağır bir hastalık tablosuna yol açtığı konusunda bilgi bulunmamaktadır ancak bulaşma hızının arttığı yönünde bulgular söz konusu olduğundan dikkatle izlenmesi gereken bir virüs ile karşı karşıya olduğumuzu; ancak bugün için etkenin pandemi oluşturacak tipte bir yayılım göstermediğini söyleyebiliriz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mevcut aşıların koruyuculuğu var mı?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Mevcut aşıların özellikle risk grubundakiler için yeni varyanta karşı koruyuculuğu olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Badur, “</span></span></span><span><span>İnfluenza A (H3N2) subklad K, aşı referans suşu ile karşılaştırıldığında hemaglütinin geninde K2N, T135K, S144N (+CHO), N158D, I160K, Q173R, K189R, T328A ve S378N değişikliklerini barındırmaktadır<b>. </b>Ancak şu ana kadar gerçek aşı etkinlik verilerinin sınırlı olması nedeniyle mevcut İnfluenza aşısının antijenik olarak uyumsuz varyantlara karşı da çapraz koruma sağlayabilmesi beklenmektedir ve özellikle ağır İnfluenza komplikasyonları açısından yüksek risk altındaki bireyler için kritik bir halk sağlığı aracı olmaya devam etmektedir” dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Virüsün aşıdan tamamen kaçması mümkün değil</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezinin (ECDC), genel nüfus için riski orta düzey olarak belirtirken, ciddi hastalığa yakalanma olasılığı daha yüksek olan kişiler için (özellikle 65 yaş üstü, başka hastalıkları olan, hamile kadınlar veya bağışıklık sistemi zayıf olanlar) riski daha yüksek olarak değerlendirdiğini kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “Grip virüsü yapısında gerçekleşen değişiklikler nedeniyle kısmen bağışıklık sistemimizden kaçabilmektedir. </span><span><span>Ancak, mevcut grip aşıları, etkinlikleri bir miktar azalmış olsa da bu yeni tip için de koruma sağlayacaktır. Söz konusu değişimlere uğrayan virüsün aşıdan tamamen kaçması mümkün değildir” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Şiddetli titreme ve yüksek ateş görülüyor</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İnsanların dolaşımdaki yeni varyant ile daha önce karşılaşmadıkları için virüsün hızla ve kolayca yayılması beklenen bir durum olduğunu belirten </span></span><span>Prof. Dr. Selim Badur, “<span>Grip virüsleri sürekli mutasyona uğramaktadır ve minör farklılaşmalar sıklıkla görülür. Ancak bazen bugün söz konusu olduğu gibi, daha yoğun farklılaşmalar olabilir. Nitekim bugün dolaşımdaki H3N2 mevsimsel grip virüsünde dokuz mutasyon ortaya çıkmıştır ve bu nedenle mutasyona uğramış virüsün görülme oranında ‘hızlı bir artış’ yaşanması doğaldır. İnsanların bağışık olmamaları nedeniyle bu virüsün neredeyse kesin olarak tüm dünyaya yayılacağını düşünmek şaşırtıcı olmaz. </span>Klinik bulgular açısından, yeni varyantın yol açtığı enfeksiyonlarda şiddetli titreme sık görülmektedir; ayrıca genel grip belirtilerine uyumlu olarak yüksek ateş (39-40 dereceye kadar), şiddetli kas ve eklem ağrısı, kuru, boğulacak gibi bir öksürük söz konusudur. Bu sene dikkat çeken bir bulgu, sık olmasa da hastalarda ishal ve bulantı şikayetlerinin bulunmasıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>Soğuk algınlığı mı, grip mi yoksa COVID-19 mu?</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Soğuk algınlığı, grip ve COVID-19&#8217;un belirtilerinin büyük ölçüde örtüştüğümü, yine de bazı ipuçlarının ayırıcı tanıda yardımcı olabileceğini kaydeden </span></span><span>Prof. Dr. Selim Badur, “<span>Soğuk algınlığı genellikle yavaş başlar; burun ve boğaz arkasını etkiler. Grip çoğunlukla aniden başlar ve eklem ve kas ağrısı, ateş ve halsizlik daha belirgindir. COVID-19 ise grip benzeri belirtiler göstermenin yanı sıra, koku veya tat kaybı ayırt edici bir işarettir. Ayrıca ‘jilet gibi kesici duygu uyandıran’ bir boğaz ağrısı ve ishal de sık görülür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Ülkemizde, ilk ara tatilden sonra (17 Kasım) okulların açılması döneminde virüsün görülme sıklığının arttığını belirten Prof. Dr. Selim Badur, “Klasik yayılma özelliği nedeniyle önce çocuklar arasında başlayan yayılım, daha sonra erişkin yaş grubuna sıçramıştır. Bugün için İstanbul’da, çeşitli sağlık kurumlarının verilerine göre, test edilen hastaların yaklaşık yüzde 90’ının grip olduğu saptanmıştır. Hastalık erişkinlerde de çocuklardaki gibi ağır seyretmektedir ve acil servislere başvurular grip nedeniyle giderek artmaktadır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Alınması gereken önlemler nelerdir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Selim Badur, alınması gereken önlemlere ilişkin de şunları söyledi:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>-İnfluenza aşılaması için hedef grupları şöyle sıralayabiliriz: Sağlık çalışanları, çocuklar ve özellikle de ağır hastalık açısından yüksek risk grubu mensupları (65 yaş üstü kişiler, altta yatan metabolik, pulmoner, kardiyovasküler, nöromüsküler ve diğer kronik hastalığı olanlar, gebeler veya bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, uzun süreli bakım tesisleri gibi kapalı ortamlarda yaşayanlar) gecikmeden aşılanmalıdır. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>-Yüksek risk grubundaki bireylerde komplikasyon ve hastalık ilerleme riskini azaltmak için, etkilenen kişilerin erken dönemde (ilk 48 saat içinde) antiviral tedavisine başlanmalıdır. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>-Uzun süreli bakım tesisleri gibi kapalı ortamlarda tespit edilen salgınlarda aşılama durumuna bakılmaksızın antiviral profilaksi planlanmalıdır. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>-Sağlık kurumları, İnfluenza sezonunda sağlık sistemi üzerindeki baskıyı azaltmak için hazırlık planlarını gözden geçirmeli, enfeksiyon önleme ve kontrol uygulamalarını güçlendirmelidir. Semptomatik hastaların erken tanısı ve izolasyonu, solunum yolu virüslerinin dolaşımda arttığı dönemlerde personel ve ziyaretçilere maske kullandırılmalı, solunum yolu semptomları gösteren sağlık çalışanları derhal test edilmeli, gerektiğinde antiviral tedavi verilmeli ve mümkünse semptomları iyileşene kadar istirahat verilerek izolasyonu sağlanmalı, el hijyeni, düzenli çevre temizliği ve kapalı alanların havalandırılmasına özen gösterilmelidir. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>-Bulaşmanın nasıl azaltılabileceği (aşılanma, el hijyeni, öksürürken veya hapşırırken ağız ve burnu kapatma, hastayken evde kalma ve kapalı alanları havalandırma) ve ağır hastalığın etkileri konusunda halka yönelik net mesajlar içeren kamu spotları oluşturulmalıdır. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>-Risk değerlendirmesi ve uygun yanıt stratejilerinin belirlenmesi için zamanında yapılan İnfluenza virüsü dizilemesi ve aşı etkinliği izlemesi de dahil olmak üzere sürveyans (izlem) çalışmaları güçlendirilmelidir. </span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-varyant-bizi-nasil-etkileyecek-599570">Yeni varyant bizi nasıl etkileyecek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MIT Jameel Clinic ve Japonya&#8217;daki Ulusal Kanser Merkezi, her yıl 16 bin Japon kadının hayatını alan meme kanserine karşı yapay zeka destekli Mirai teşhis sistemi için iş birliği yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mit-jameel-clinic-ve-japonyadaki-ulusal-kanser-merkezi-her-yil-16-bin-japon-kadinin-hayatini-alan-meme-kanserine-karsi-yapay-zeka-destekli-mirai-teshis-sistemi-icin-is-birligi-yapti-599543</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 11:20:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[clinic]]></category>
		<category><![CDATA[daki]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[jameel]]></category>
		<category><![CDATA[japon]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mit]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tahmin]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599543</guid>

					<description><![CDATA[<p>Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) yapay zeka ve sağlık alanındaki merkezi olan MIT Jameel Clinic ile Japonya’daki Ulusal Kanser Merkezi, hastanın mamografisini analiz ederek 5 yıla kadar meme kanserine yakalanma riskini doğru bir şekilde tahmin edebilen teşhis sistemi Mirai’yi değerlendirmek üzere yeni bir iş birliği yaptıklarını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mit-jameel-clinic-ve-japonyadaki-ulusal-kanser-merkezi-her-yil-16-bin-japon-kadinin-hayatini-alan-meme-kanserine-karsi-yapay-zeka-destekli-mirai-teshis-sistemi-icin-is-birligi-yapti-599543">MIT Jameel Clinic ve Japonya&#8217;daki Ulusal Kanser Merkezi, her yıl 16 bin Japon kadının hayatını alan meme kanserine karşı yapay zeka destekli Mirai teşhis sistemi için iş birliği yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) yapay zeka ve sağlık alanındaki merkezi olan MIT Jameel Clinic ile Japonya’daki Ulusal Kanser Merkezi, hastanın mamografisini analiz ederek 5 yıla kadar meme kanserine yakalanma riskini doğru bir şekilde tahmin edebilen teşhis sistemi Mirai’yi değerlendirmek üzere yeni bir iş birliği yaptıklarını duyurdu.</p>
<p>Bu çığır açan derin öğrenme modeline sahip Mirai, 2018 yılında MIT ve toplulukların gelişmesi için bilim ve öğrenmeyi teşvik eden uluslararası bir kuruluş olan Community Jameel tarafından ortaklaşa kurulan Jameel Clinic’te geliştirildi. Şu anda Mirai’nin 23 ülkedeki 72 hastanede iki milyondan fazla mamografide geçerliliği kanıtlandı.</p>
<p>İş birliği, Community Jameel’in kurucusu ve başkanı Mohammed Jameel KBE ile Ulusal Kanser Merkezi Direktörü Yasuyuki Seto’nun katıldığı bir törende duyuruldu.</p>
<p>MIT Jameel Clinic ile Ulusal Kanser Merkezi arasındaki iş birliği, Mirai’nin mamografi görüntülerini kullanarak Japon kadınlarda meme kanseri riskini tahmin etme yeteneğini değerlendirmek amacıyla yapılacak bir çalışma ile başlayacak. Bu ortak çalışma, Mirai’nin Japon kadınlarda meme kanseri riskini doğru bir şekilde değerlendirip değerlendiremeyeceğini belirlemek için 2013 ile 2024 yılları arasında toplanan mamografi verilerini analiz edecek ve böylece başarılı doğrulama kayıtlarını daha da ileriye taşıyacak. </p>
<p>Bu çalışma başarılı olursa, elde edilen bulgular Japonya’da meme kanseri taramasına hastaya özel, kişiselleştirilmiş bir yaklaşım getirilmesine yardımcı olacak. Yüksek riskli bireyler daha yakından izlenebilirken, düşük risk taşıyan bireyler için gereksiz testler azaltılabilecek.</p>
<p>Meme kanseri, Japonya’daki kadınlar arasında en yaygın kanser türlerinden biri olmaya devam ediyor ve Japonya’daki tüm kadın kanser vakalarının yüzde 23’ünü meme kanseri oluşturuyor. Bu, her yıl 98 bin 782 meme kanseri tanısı anlamına gelmektedir.*1 Ayrıca her yıl yaklaşık 16 bin kadının meme kanserinden hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir.*2 Buna karşılık, meme kanseri erken evrede tespit edildiğinde 5 yıllık göreceli sağkalım oranı yüzde 90’ın üzerine çıkıyor ve bu da çok daha iyi tedavi sonuçlarının elde edilebileceğini gösteriyor.</p>
<p>¹ Japonya Ulusal Kanser Merkezi, Kanser Bilgi Servisi: Kanser Kayıt İstatistikleri (2021)</p>
<p>² Japonya Ulusal Kanser Merkezi, Kanser Bilgi Servisi: Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Yaşam İstatistikleri</p>
<p>Elde edilen bu veriler, kanser riskini daha erken tespit etmenin, uygun takibin yapılmasının ve tedavinin sağlanmasının önemini vurguluyor. Japonya’da, 40 yaş ve üstü kadınlar için şu anda 2 yılda bir mamografi taraması önerilmektedir. Mamografiler, doktorların muayenesinde görülemeyen küçük kitlelerin ve mikrokalsifikasyonların tespit edilmesini sağlasa da, yorumlama hala büyük ölçüde görselliğe ve klinik deneyime bağlıdır.</p>
<p>Community Jameel’in kurucusu ve başkanı Mohammed Jameel KBE, bu önemli iş birliği için şu açıklamayı yaptı: “Mirai, yapay zekayı kullanarak dünya çapında kadınların kanser tedavisini iyileştiren güçlü bir araçtır. Jameel ailesinin Japonya ile derin ve uzun süreli bağları sayesinde, MIT Jameel Clinic ve Community Jameel’in Ulusal Kanser Merkezi ile iş birliği yaparak, Mirai’nin meme kanseri riski taşıyan Japon kadınların tedavisini iyileştirmesinin önünü açmasından büyük mutluluk duyuyoruz.”</p>
<p>Ulusal Kanser Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Dr. Kan Yonemori ise şu ifadeleri kullandı: “Bu çalışma, geçmişte ve günümüzde elde edilen büyük ölçekli mamografi tarama verilerini kullanarak, bireylerin gelecekteki meme kanseri riskini tahmin ediyor. Böylece kadınların sağlığının iyileştirilmesine önemli bir katkıda bulunma potansiyeline sahip. Japonya’daki ekibimiz, MIT Jameel Clinic ile uluslararası iş birliği kapsamında bu çalışmayı ilerletmeye kararlı. Bu önemli küresel araştırmaya anlamlı bir katkı sağlamayı umut ediyoruz.”</p>
<p>MIT Jameel Clinic’in yapay zeka fakülte başkanı Regina Barzilay da şunları söyledi: “Mirai’nin bir hastanın kanser riskini beş yıl öncesine kadar tahmin edebilme yeteneği var. Bu iş birliğinin Japonya’da meme kanseri taraması ve tedavisine yönelik yeni yaklaşımlara ilham vereceğini düşünüyorum.”</p>
<p>Çalışma, 2013 ile 2024 yılları arasında Ulusal Kanser Merkezi Hastanesi ve Yotsuya Medical Cube’da meme kanseri taraması yapılan bireylerin verilerini analiz etmeye odaklanacak. Mirai, bu taramalardan elde edilen mamografi görüntülerini analiz ederek 1-5 yıllık bir zaman diliminde meme kanseri riskini tahmin edecek. Tahmin edilen risk puanları daha sonra gerçek sonuçlarla karşılaştırılarak, modelin Japon klinik bağlamındaki doğruluğu ve güvenilirliği değerlendirilecek.</p>
<p>Sonuçların doğrulanması halinde bu araştırma, Japonya’da yapay zeka destekli, riske dayalı meme kanseri taramasının uygulanmasına yönelik önemli bir adım olabilir. Böylece ileri teknoloji sayesinde kanserin daha erken teşhis edilmesine ve tedavinin hastaya özel uygulanmasına katkı sağlayabilir. </p>
<p>Bu çalışma, Community Jameel ve Jameel Corporation tarafından desteklenmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mit-jameel-clinic-ve-japonyadaki-ulusal-kanser-merkezi-her-yil-16-bin-japon-kadinin-hayatini-alan-meme-kanserine-karsi-yapay-zeka-destekli-mirai-teshis-sistemi-icin-is-birligi-yapti-599543">MIT Jameel Clinic ve Japonya&#8217;daki Ulusal Kanser Merkezi, her yıl 16 bin Japon kadının hayatını alan meme kanserine karşı yapay zeka destekli Mirai teşhis sistemi için iş birliği yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Eğer]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[Madde Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[Toksikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı tarafından “Ergenlikte Madde Kullanımı” başlıklı hibrit konferans düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151">Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı tarafından “Ergenlikte Madde Kullanımı” başlıklı hibrit konferans düzenlendi. Akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı etkinlikte, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Yurtsever sunum gerçekleştirdi. Etkinlikte, ergenlik döneminde artan madde bağımlılığı riskine karşı erken teşhis ve düzenli taramanın önemi vurgulanırken, sürecin yönetiminde ailelerin yargılayıcı değil destekleyici bir yaklaşım sergilemesinin gerekliliğine dikkat çekildi.</p>
<p>         Ergenlerde madde kullanımını anlatan Çocuk Acil Uzmanı Doç. Dr. Ali Yurtsever, “Hepimizin bildiği gibi ergenlik, insan hayatının en özel, en hassas ancak bir o kadar da kritik dönemlerinden biridir. Gençlerimiz bu süreçte çok ciddi sosyal ve psikolojik değişimler yaşıyorlar. Ne yazık ki bu değişim süreci, onları riskli davranışlara yönelmeye ve zararlı alışkanlıklar edinmeye daha meyilli hale getiriyor. Burada en belirleyici faktörlerden biri sosyal çevredir. Ergenler, çevrelerinden çok kolay etkilenebiliyorlar. Eğer sosyal çevrelerinde madde kullanımı varsa, gençlerimiz ciddi bir risk altında demektir. Unutmamalıyız ki madde kullanımı, gelişmekte olan ergen beynini doğrudan ve olumsuz etkiliyor. Bu durum sadece geçici bir heves olarak kalmıyor; bilişsel bozukluklara, psikozlara ve hatta ne yazık ki intihara kadar varabilen çok ağır sonuçlar doğurabiliyor. Şunu net bir şekilde ifade etmeliyim. Eğer madde kullanımına bu dönemde başlanırsa, bu durum ileride çok ağır bağımlılıklara yol açabilir. Erken teşhis edilmezse, sürecin engellenmesi çok zorlaşır. Profesyonel destek olmadan bu sorunun kendiliğinden çözülmesini beklemek hatadır; destek verilmezse madde kullanımı erişkinlik döneminde de devam eder. Dünyadaki tabloya, özellikle gelişmiş batı toplumlarına baktığımızda durum gerçekten endişe verici. Avrupa ve Amerika’da ergenlerin yaklaşık yarısı en az bir kez yasa dışı madde kullanmış durumda. Bu inanılmaz bir rakam. Özellikle alkol ile birlikte yasa dışı madde kullanımının yaygınlığına dikkat etmemiz gerekiyor” dedi</p>
<p><b>“Testlerin amacı risk altındaki gençleri tespit etmek”</b></p>
<p>Yapılması gerekenleri anlatan Doç. Dr. Ali Yurtsever, “Ergenlerin düzenli olarak değerlendirilmesi şart. Gençlerin yılda en az bir kez, sadece toksikolojik testlerle değil, genel bir değerlendirmeden geçmesi gerekiyor. Özellikle riskli gruplara bu taramayı mutlaka uygulamalıyız. Biz bu noktada CRAFFT tarama ölçeğini kullanıyoruz. Bu tarama ölçeğindeki soruların amacı, gencin risk altında olup olmadığını anlamaktır. Örneğin gence şunu soruyoruz. ‘Daha önce alkol veya madde kullandıktan sonra araç kullandın mı ya da kullanmış birinin sürdüğü araca bindin mi?’ Buradaki temel amacımız, çevresinde bu tür insanların olup olmadığını görmektir. Eğer varsa, o gençte de kullanım ihtimali artıyor demektir. Bunun yanı sıra şu soruların cevaplarını arıyoruz. ‘Rahatlamak için alkol veya madde kullanıyor musun?’ ‘Yalnızken kullandığın oldu mu?’ ‘Kullandıktan sonra yaptıklarını hatırlamadığın oldu mu?’ ‘Ailen veya arkadaşların sana azaltmalısın dedi mi?’ ‘Bu kullanım yüzünden başın hiç belaya girdi mi?’ Bu taramada iki veya daha fazla soruya ‘evet’ yanıtı verilmesi durumunda, riskli madde kullanım bozukluğu açısından detaylı bir değerlendirme yapılması gerekir. Unutmayın, bu bir tanı testi değil, bir tarama aracıdır; ancak bize yol gösterir” diye konuştu.</p>
<p><b>“En büyük görevlerden biri ailelere düşüyor”</b></p>
<p> Ailelerin ergenlerle iletişiminin önemli rol üstlendiğini söyleyen Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Annette Akgür, “Bu noktada en büyük görevlerden biri de ailelere düşüyor. Madde bağımlılığının engellenmesinin ilk aşaması aslında ailede başlar. Ailelerin çocukları üzerinde daha gözlemci ve dikkatli olması gerekiyor. Eğer çocuğunuzla ilgili bir şüphe duyuyorsanız, takınacağınız tavır her şeyi belirleyecektir. Böyle bir durumda suçlayıcı ve yargılayıcı bir dil kullanmak yerine, uzlaşmacı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemelisiniz. Eğer sert ve dışlayıcı davranırsanız, ergen ailesinden uzaklaşır. Bu kopuş ise, ergenlikte başlayan bağımlılığın yetişkinlik döneminde de devam etmesine zemin hazırlar. İletişim kapılarını açık tutmak, tedavinin en önemli adımıdır” dedi</p>
<p>Konferansın sonunda Prof. Dr. Serap Annette Akgür, Doç. Dr. Ali Yurtsever’e hediye taktim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151">Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 09:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[iğnelerinin]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[seren]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598942</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, son dönemde popülerleşen “zayıflama iğneleri”ne yönelik önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942">Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, son dönemde popülerleşen “zayıflama iğneleri”ne yönelik önemli uyarılarda bulundu. GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen semaglutid, liraglutid ve tirzepatid gibi ilaçların aslında tip 2 diyabet için geliştirildiğini hatırlatan Şeren, bu ilaçların obezite tedavisinde etkili olduğunu ancak bilinçsiz kullanımın ciddi halk sağlığı riski doğurduğunu vurguladı. </p>
<p>GLP-1 agonisti ilaçların dünya çapındaki kullanımı son beş yılda 6 kat arttı. Türkiye’de de özellikle 2023–2024 döneminde talep yükseldi. Türkiye, nüfusa göre kullanım hızında orta-yüksek grupta. Özellikle şehir merkezlerinde endikasyon dışı talep artışı dikkat çekiyor. Avrupa ülkeleri ile benzer bir eğilim olduğuna dikkat çeken Şeren, sosyal medya etkisinin Türkiye’de daha güçlü olduğunu ve bu nedenle kontrolsüz kullanımın daha büyük bir risk oluşturduğunu belirtti.                                   </p>
<p><strong>“Sosyal medya yönlendirmesiyle kullanım tehlikeli”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Şeren, son aylarda sosyal medya üzerinden yönlendirilen kontrolsüz ilaç kullanımının artığını, merdiven altı ve sahte ürünlerin piyasada çoğaldığını belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Bu ilaçlar güçlü farmakolojik etkilere sahip. Yanlış doz, yanlış kullanım veya sahte ürünler; ağır bulantı ve kusmadan akut pankreatite, safra kesesi sorunlarından gastropareziye kadar ciddi yan etkilere yol açabiliyor. Avrupa İlaç Ajansı, sosyal medyadan temin edilen ürünlerin önemli kısmının sahte olduğu konusunda uyardı.”</p>
<p><strong>Doğru hastada etkili, yanlış kullanımda risk yüksek</strong></p>
<p>GLP-1 agonistlerinin doğru hastada, doğru dozla ve hekim takibi altında son derece etkili olduğunu belirten Şeren, klinik çalışmaların bunu doğruladığını ifade etti:</p>
<p><strong>“</strong>Semaglutid kullanılan STEP-1 çalışmasında yüzde 14.9 ortalama kilo kaybı; Tirzepatid kullanılan SURMOUNT-1 çalışmasında yüzde 20’nin üzerinde kilo kaybı görülüyor. Ancak, bu sonuçlar düzenli takip ve yaşam tarzı değişikliği olmadan elde edilemez. Sosyal medyadaki ‘hızlı zayıflama’ anlatılarının bilimsel hiçbir karşılığı yok.”</p>
<p><strong>18 yaş altına önerilmiyor     </strong></p>
<p>Bu iğnelerin 18 yaş altına önerilmediğini, 75 yaş üzerinin ise dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ekleyen Şeren, “Bu ilaçlar tıbbi endikasyon dışında kesinlikle kullanılmamalı” dedi. Bu iğnelerin kullanımının kimler için uygun, kimler için riskli olduğuyla ilgili ise şunları söyledi:</p>
<p>“Uluslararası kılavuzlara göre bu ilaçların önerildiği gruplar vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan kişiler ya da 27’nin üzerinde olup diyabet, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği gibi ek hastalıkları olanlar bu ilaçları kullanabilecek gruba giriyor.<br /> Ama daha önce pankreas iltihabı geçirmiş olanlar, mide boşalması çok yavaş olanlar (mide tembelliği), çok sayıda ilaç kullananlar, hamileler, emzirenler ve ailesinde tiroit kanseri öyküsü bulunanlar riskli grupta kabul ediliyor.”</p>
<p>Şeren yan etkilerle ilgili, “Yan etkiler geçici olanların yansı sıra hayati tehlike olarak değerlendirilecek sonuçlara kadar uzanıyor. Sık görülen yan etkiler arasında bulantı, kusma, ishal, kabızlık, baş dönmesi bulunuyor. Daha ciddi yan etkiler ise şöyle: Akut pankreatit, safra kesesi taşları ve safra yolu sorunları, gastroparezi, nadiren hipoglisemi. Bu yan etkiler nedeniyle düzenli takip ve doz ayarlaması zorunlu” diyerek uyarıda da bulundu. </p>
<p><strong>Verilen kilonun yüzde 60–70’i geri dönebilir</strong></p>
<p>Tedavinin genellikle en az 6–12 ay sürmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Şeren, ilacın kesilmesiyle birlikte birçok kişide 12 ay içinde verilen kilonun yüzde 60–70’inin geri dönebildiğini aktardı. “İğne tek başına kalıcı zayıflama sağlamaz; yaşam tarzı değişikliği şart” diyen Şeren’e göre şu belirtiler ise acil değerlendirme gerektiriyor: Geçmeyen veya şiddetli karın ağrısı. Tekrarlayan kusma. Sarılık, koyu idrar. Bayılma, aşırı halsizlik. Kan şekeri düşüklüğü belirtileri. Şiddetli kabızlık veya yemek yiyememe.</p>
<p><strong>“Mucize değil, tıbbi bir tedavi”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, sözlerini şu uyarıyla tamamladı:</p>
<p>“Bu ilaçlar reçeteli tıbbi ürünlerdir. Sadece doğru hasta, doğru endikasyon ve hekim takibiyle kullanılmalıdır. Sosyal medyadan alınmaz, arkadaş tavsiyesiyle başlanmaz. Merdiven altı ürünler hayati risk taşır. Bunlar mucize değil; bilimsel protokollerle uygulandığında etkili ilaçlardır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942">Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şantiye ve Konteyner Kentlerdeki Yangında İlk 5 Dakika Kritik!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/santiye-ve-konteyner-kentlerdeki-yanginda-ilk-5-dakika-kritik-598696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Dec 2025 09:51:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Acil Durum]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[kentlerdeki]]></category>
		<category><![CDATA[konteyner]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şantiye]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[yangında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümünden Arş. Gör. Dr. Tuğçe Oral, şantiye alanlarında ve konteyner kentlerdeki yangın riskine dair kritik uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/santiye-ve-konteyner-kentlerdeki-yanginda-ilk-5-dakika-kritik-598696">Şantiye ve Konteyner Kentlerdeki Yangında İlk 5 Dakika Kritik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümünden Arş. Gör. Dr. Tuğçe Oral, şantiye alanlarında ve konteyner kentlerdeki yangın riskine dair kritik uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Yangın risk değerlendirmesi yapılmadan şantiye başlatılmamalı</strong></p>
<p>Şantiyelerde gerçekleşen yangınların çoğunun mesai sonrası konteynerlerde konaklamalar esnasında yaşandığına işaret eden Dr. Tuğçe Oral, şantiyelerde yangın riskini azaltmak için atılması gereken adımları anlattı.</p>
<p>“En bilinen ve en etkin uygulama, mutlaka şantiyenin türü, lokasyonu ve çevresi göz önüne alınarak detaylı bir Yangın Risk Değerlendirmesi yapılmasıdır.” diyen Dr. Oral, şantiyelerde alınması gereken temel önlemleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Şantiye kaba iş sürecindeyse, temel İSG eğitimi kapsamında çalışanlara; yangınla mücadele ekipmanlarının konumu, görevlendirilen acil durum ekibi listesi ile ikaz–uyarı butonlarının yerleri mutlaka aktarılmalıdır. İnce iş sürecine geçildiğinde ise etkili bir yangın algılama sistemi kurulmalı; yangın söndürme ekipmanları eksiksiz, çalışır durumda ve kolay erişilebilir şekilde bulundurulmalıdır. Özellikle yangın tüplerinin basınçları düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir. Acil durum ekiplerinin hem eğitim hem de uygulama konusunda pratik kazanması sağlanmalı; çalışma alanı ve çevre düzeni titizlikle korunmalıdır. Çalışanların kullandığı geçiş yolları önceden belirlenmeli ve bu güzergâhlara malzeme konulmasına kesinlikle izin verilmemelidir. Acil kaçış yollarının kullanımını engellemeyecek bir saha düzeni oluşturulmalı, bu konuda düzenli denetim ve kontroller yapılmalıdır. Ayrıca, acil durum planları ve tahliye prosedürleri proje başlangıcında hazırlanmış ve uygulamaya hazır hale getirilmiş olmalıdır. Tüm bu sıralanan maddelerin sürekliliği düzenli saha kontrolleri ve çalışanların bu konuda farkındalıklarının kazandırılmasıyla sağlanmaktadır.”</p>
<p><strong>Eğitim, yangını felakete dönüşmeden durdurur</strong></p>
<p>Yangın güvenliği eğitimlerinin önemine vurgu yapan Dr. Tuğçe Oral, “Çok tehlikeli sınıfta yer alan iş kollarında, kullanılan makine ve ekipmanların yangına neden olabileceği göz önünde bulundurularak çalışanlara detaylı eğitimler verilmelidir. Bu eğitimler, Temel İSG Eğitimi’nin teknik konular bölümünde, çalışma alanına özgü içeriklerle planlanmaktadır. Acil durum ekibinde yer almasa bile tüm çalışanlara, yangınla mücadele ekipmanlarının doğru kullanımı öğretilmekte; teorik bilgiler uygulamalı yangın tatbikatlarıyla desteklenmektedir. Eğitimlerde; yangının oluşumu ve aşamaları, yangın sınıfları ve uygun söndürücü seçimi, yangına neden olabilecek riskler ve şantiyedeki kimyasallar, yangın anında doğru davranışlar, söndürme ve kurtarma ekiplerinin görevleri, söndürme teknikleri, söndürücü kullanımında yapılmaması gerekenler, müdahale için ilk 5 dakikanın önemi, acil tahliye planları, çalışanlara haber verme yöntemleri ve yangın sonrası ilk yardım uygulamaları gibi kritik konular aktarılmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yangın tüpleri her ay basınç kontrolünden geçirilmeli</strong></p>
<p>Yangın ekipmanlarının kontrol süreçlerine değinen Dr. Oral, “Şantiyelerin dağınık yapısı nedeniyle acil çıkış yolları her gün kontrol edilmelidir. Bu hem düzeni sağlar hem de çalışanların bilinçli davranmasını öğretir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yangın tüplerinin her ay basınç kontrolünden geçirilip etiketlenmesi gerektiğini hatırlatan Dr. Oral, “Hazır olmayan bir söndürücü, yangın anında felaketin büyümesine sebep olabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Yangın anında neler yapılmalı?</strong></p>
<p>Yangın anında yapılması gerekenleri anlatan Dr. Tuğçe Oral, projenin başında her aşamaya özel hazırlanmış bir yangın güvenliği planı bulunmasının şart olduğunu söyledi.</p>
<p>Dr. Tuğçe Oral, “Yangını fark eden kişi, eş zamanlı olarak hem en yakın yangın söndürücüye ulaşmalı hem de alarm sistemini devreye sokmalıdır. Çalışanlar, belirlenen kaçış güzergahını takip ederek acil toplanma alanına yönelmeli ve zorunlu olmadıkça müdahaleye kalkışmamalıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Dr. Oral, yetkili acil durum ekiplerinin yangına müdahale ederken diğer görevlilerin itfaiyeyle irtibata geçmesi ve tahliyeyi yönetmesi gerektiğini aktardı.</p>
<p><strong>Konteyner kentlerde ısıtıcılar en büyük tehlike</strong></p>
<p>Kış aylarında en riskli bölgelerin konteyner kentler olduğuna dikkat çeken Dr. Tuğçe Oral, “Hava sıcaklıklarının düşmesiyle konteynerler içerisinde kullanılan ısıtıcılar yangına büyük zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle İmkanlar dahilindeyse konteynerlerin alev almaz malzemelerle kaplanması ve içinde kullanılacak eşyaların yangına dayanıklı türde seçilmesi çok önemli. Teknik olarak ise her konteyner de mutlaka yangın söndürme tüpü, dedektör, yangın alarm sistemleri ve konteynerlerin yakınında su kaynağı bulunması da geçici yaşam alanları olan konteynerler da yangının yayılmasını engelleyici veya olası bir durumda doğru müdahale ile kontrol altına alınmasını sağlayıcı olacaktır.  Ayrıca, konteyner kentlerde de yaşayan ailelere de mutlaka yangın sınıfları, yangına neden olabilecek durumlar ve doğru müdahale konusunda eğitimler verilmeli ve tatbikatlar yapılmalıdır. Konteyner kentler içinde mutlaka bir kaçış güzergahı, toplanma alanları ve hızlı tahliye senaryoları mutlaka oluşturulmalıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Elektrik tesisatlarına dikkat!</strong></p>
<p>Özellikle konteyner yangınlarının en sık yaşanma sebebinin elektrik tesisatları veya kullanılan elektrikli ısıtıcılar olduğuna işaret eden Dr. Oral, “Elektrik tesisatında halojen içermeyen kablolar tercih edilmelidir. Konteyner içerisinde kullanılan bütün elektrikli cihazların kabloları düzenli olarak fiziki gözle muayene edilmeli, kesik kopuk olmamasına dikkat edilmeli aksi durumda kullanılmamalı. Hava sıcaklığı düşmesiyle artan ısınma ihtiyacına bağlı aşırı yüklenmeleri önleyecek sigorta ve devre kesiciler mutlaka bulundurulmalıdır. Doğru kapasite hesaplamaları yapılmalıdır. Ayrıca, konteynerlerin elektrik sistemleri topraklanmayla güvenli hale getirilmeli ve kablolar dış etkenlerden (su, nem, sıcaklık) korunmalıdır. Genellikle konteynerlerde ışıklandırma için ısınma seviyesi düşük ve düşük enerji ihtiyaçlı led lambalar kullanılarak yangın riski azaltılmaktadır. Kullanılan prizlerin ise korumalı kapakları mutlaka olmalı, su/nem/ tozdan etkilenmeyecek şekilde tasarlanmalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İlk 5 dakika doğru müdahale hayat kurtarır</strong></p>
<p>Yangın nedenlerinin araştırılmasında dikkat edilmesi gerekenleri açıklayan Dr. Oral, “İkaz ve uyarı sistemlerinin günümüzde erişilmesi kolay ve maliyeti düşük olmasına rağmen, aktif olarak kullanılmaması çok üzücü. Acil durumlarda ilk yardımda da olduğu gibi yangında da ilk 5 dakika doğru müdahale için çok çok önemli. Yangına neden her şey her an olabilir fakat yangın ile ilgili her işyerinin veya konakladığımız konutlarımızda mutlaka acil durum senaryolarının olması, bununla ilgili bir defa da olsa tatbikatların yapılmış olması, kaçış yollarının acil durum olmadan kullanıldığında durum değerlendirmesinin yapılmış olması gerekir. En basit haliyle, kaçımız evlerimizde hali hazırda kullanıma hazır yangın tüpü bulundurmaktayız?               şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/santiye-ve-konteyner-kentlerdeki-yanginda-ilk-5-dakika-kritik-598696">Şantiye ve Konteyner Kentlerdeki Yangında İlk 5 Dakika Kritik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören&#8217;de &#8220;İklim Değişikliği ve Afet Risk Yönetimi&#8221; Semineri Düzenlendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/keciorende-iklim-degisikligi-ve-afet-risk-yonetimi-semineri-duzenlendi-598223</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 09:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[Keçiören Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[müdür]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598223</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi, İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü ile Afet İşleri Müdürlüğü iş birliğinde “İklim Değişikliği ve Afet Risk Yönetimi” konulu seminer düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-iklim-degisikligi-ve-afet-risk-yonetimi-semineri-duzenlendi-598223">Keçiören&#8217;de &#8220;İklim Değişikliği ve Afet Risk Yönetimi&#8221; Semineri Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi, İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü ile Afet İşleri Müdürlüğü iş birliğinde “İklim Değişikliği ve Afet Risk Yönetimi” konulu seminer düzenledi. Neşet Ertaş Sanat ve Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen programa; Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Semra Dinçer, Cumhuriyet Halk Partisi Keçiören İlçe Başkanı Görkem Cevahir Yıldırım, meclis üyeleri, belediye başkan yardımcıları, mahalle muhtarları, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Keçiören Belediyesi Afet İşleri Müdürlüğü bünyesinde görev yapan KEÇ-TİM arama kurtarma ekibi ile çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><b>İklim değişikliği ve afet riskleri uzman katılımcılarla değerlendirildi</b></p>
<p>Küresel ölçekte etkileri giderek artan iklim değişikliği ve buna bağlı olarak ortaya çıkan olası afet risklerinin yönetimi konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen seminer, AFAD Başkanlığı Afet Risklerini Azaltma ve Önleme Dairesi Başkanı Abdulkadir Tezcan’ın moderatörlüğünde, Meteoroloji Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanı Hikmet Eroğlu, ASKİ Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Ercan, ODTÜ İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Yücel ve ODTÜ Afet Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Meltem Şenol Balaban&#8217;ın katkılarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><b>&#8220;Hazırlıklı olursak risk azalır&#8221;</b></p>
<p><b>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan</b>, programda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Bugün burada; geleceğimizi, çocuklarımızı ve yaşadığımız şehri, sahip olduğumuz tüm değerlerle birlikte korumak için bir araya geldik. Çünkü iklim değişikliği artık gelecekteki bir tehdit değil, tam tersine bugün nefesimizde, toprağımızda, suyumuzda hissettiğimiz bir gerçekliktir. Son yıllarda hep birlikte şahit olduk. Bir bölgemiz sel ile boğuşurken, bir diğerinde ormanlar yandı; depremlerle sarsıldık, fırtınalarla mücadele ettik. Her afet bize bir kez daha gösterdi ki: Hazırlıklı olursak risk azalır; bilimle, akılla ve güçlü bir yönetimle hareket edersek geleceğimizi güvence altına alabiliriz. Biz de Keçiören’de tam bu bilinçle çalışıyoruz. Çünkü inanıyoruz ki bir belediyenin görevi sadece yol yapmak, bina inşa etmek değildir. En önemli görev; insanını, doğasını ve şehrini geleceğe hazırlamak, yaşatmak ve sürdürülebilir bir kent haline getirmektir.&#8221;</p>
<p><b>&#8220;Daha yeşil bir Keçiören ile Türkiye’ye örnek olacağız&#8221;</b></p>
<p><b>Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Semra Dinçer</b>, düzenlenen farkındalık çalışmalarına verdiği katkılardan dolayı Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan’a teşekkür ederek &#8220;Bu gelecek hepimizin geleceği. Küresel iklim değişikliğinin yol açtığı su krizi artık dünyanın olduğu kadar bizim de en temel sorunlarımızdan biridir. Gelin bu ortak soruna hep birlikte çözüm üretelim.” dedi. Bu sürece topyekûn inanıldığında tüm zorlukların birlikte aşılabileceğini vurgulayan Dinçer, &#8220;Daha yeşil bir Keçiören, su kaynaklarını daha özenle kullanan bir Keçiören ile tüm Türkiye’ye örnek olacağız.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“Sahaya inmeden önce hazırlıklı olalım”</b></p>
<p><b>AFAD Başkanlığı Afet Risklerini Azaltma ve Önleme Dairesi Başkanı Abdulkadir Tezcan</b>, konuşmasında afet risk yönetiminde birlik ve beraberliğin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Bir afet meydana geldiğinde; kimse kim olduğunu, nereden geldiğini sorgulamadan, herkesin o yarayı sarmak için canla başla mücadele ettiğini görüyoruz. Bu nedenle diyoruz ki sahaya inmeden önce hazırlıklı olalım. Hazırlığın en önemli unsurlarından biri de gönüllülük faaliyetidir. Gelin, eğitimlerinizi alarak standartlara ulaşın; biz de sizi akredite edelim.&#8221;</p>
<p><b>Meteoroloji Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanı Hikmet Eroğlu</b>, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün temel hizmet alanlarını, analiz ve tahminlerin kamuoyuyla paylaşım sürecini, iklim ve iklim değişikliğine yönelik çalışmalarını ve Türkiye’de yürütülen afet risk azaltma faaliyetlerini aktardı. Eroğlu, Türkiye’nin meteoroloji ve iklim değişikliği konusundaki mevcut durumu ve çalışmalarına ilişkin katılımcılara bilgi verdi.</p>
<p><b>“İklim değişikliğinde Türkiye kritik bir eşikti”</b></p>
<p><b>ODTÜ İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Yücel</b> ise &#8220;En Güncel İklim Değişikliği Projeksiyonları Altında Ankara ve Çevresi İçin Hidrometeorolojik Ekstremler&#8221; başlıklı sunumunda, afet yönetiminin en önemli unsurlarından birinin kriz anında hızlı ve etkili şekilde harekete geçebilmek olduğunu vurguladı. Bu noktada zaman yönetiminin hayati rol oynadığını belirten Prof. Dr. Yücel, iklim değişikliği bağlamında Türkiye’nin kritik bir eşiğe geldiğini ifade etti.</p>
<p><b>Ankara’nın 2030 ve 2054 yıllarına yönelik ihtiyaçları belirlendi</b></p>
<p><b>ASKİ Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Ercan</b> da “İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi” sunumunda, tamamlanan altyapı master planı kapsamında Ankara’nın 2030 ve 2054 yıllarına yönelik ihtiyaçlarının belirlendiğini ifade etti. Kuraklık yönetimi, su kaynaklarının verimli kullanımı ve iklim değişikliği farkındalık projelerine değinen Ercan, geleceğin Ankara’sı için bugünden yol haritası çizildiğini belirterek, bu sürecin topyekûn bir fedakârlık gerektirdiğini vurguladı.</p>
<p><b>ODTÜ Afet Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Meltem Şenol Balaban,</b> “İklim Krizi Karşısında Dirençli Kentler ve Toplumlar” başlıklı konuşmasında, iklim krizinin geldiği nokta, sera gazı salınımındaki artış ve küresel ısınmaya etkileri üzerine değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Programın sonunda Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, katılımcılara teşekkür ederek plaket takdiminde bulundu. Afet risklerini azaltma ve sürdürülebilir çözümler üretmeye yönelik soru-cevap bölümünde ise merak edilen konular yanıt buldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-iklim-degisikligi-ve-afet-risk-yonetimi-semineri-duzenlendi-598223">Keçiören&#8217;de &#8220;İklim Değişikliği ve Afet Risk Yönetimi&#8221; Semineri Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ev tipi karışımlar diş minesini aşındırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ev-tipi-karisimlar-dis-minesini-asindiriyor-597962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 10:22:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşındırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[florür]]></category>
		<category><![CDATA[hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Karbonat]]></category>
		<category><![CDATA[karışımlar]]></category>
		<category><![CDATA[leke]]></category>
		<category><![CDATA[minesini]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tipi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yüzey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, karbonatın diş temizliği ve beyazlatmadaki etkileri, sınırlılıkları ve yanlış kullanımlarının oluşturduğu riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-tipi-karisimlar-dis-minesini-asindiriyor-597962">Ev tipi karışımlar diş minesini aşındırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, karbonatın diş temizliği ve beyazlatmadaki etkileri, sınırlılıkları ve yanlış kullanımlarının oluşturduğu riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Karbonatın beyazlatma etkisi, dış yüzey lekelerinin sürtünmeyle uzaklaştırılmasına dayanıyor! </strong></p>
<p>Karbonatın diş beyazlatmada nasıl etki ettiği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Karbonatın beyazlatma etkisinin büyük kısmı, diş yüzeyindeki dış lekelerin fiziksel olarak sürtünme ile uzaklaştırılmasına dayanır.” dedi.</p>
<p>Bazı çalışmalara göre karbonat içeren diş macunlarının, lekeleri ve plak birikimini azaltmada etkili bulunduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, “Sodyum bikarbonatın pH yükseltici etkisi, ağız ortamında asidik atakları nötralize ederek kısa süreli olarak mineral dengenin korunmasına yardımcı olabilir. Ayrıca bakteriyel atıkları etkileyerek plak oluşumunu azaltmaya katkıda bulunabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Karbonat tek başına florür içermemesi nedeniyle çürük koruması sağlamıyor!</strong></p>
<p>Karbonatın, diğer sert aşındırıcı maddelere kıyasla göreceli olarak düşük aşındırıcı bir profile sahip olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Doğru formülasyonda ve uygun kullanımda minede belirgin aşınma yaratmayabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak partikül büyüklüğü, uygulama yöntemi, kullanılan konsantrasyon ve sıklığın aşındırma riskini artırabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Mimir, şöyle devam etti:</p>
<p>“Uzun süre ve kötü uygulama ile minede aşınma, parlaklığın azalması ve hassasiyet gözlenebilir. Bu sebeple mutlaka hekimin reçete etmesi ve kontrolü altında kullanılması uygundur. Karbonatın kısa süreli uygulamaları genellikle sistemik olarak zararsızdır. Bazı bireylerde aşırı ovalama veya mekanik travma sonucu gingival irritasyon, çekilme veya hassasiyet ortaya çıkabilir. Ayrıca karbonatın tek başına florür içermemesi nedeniyle çürük koruması sağlamadığı unutulmamalı. Yani karbonat kullanımına eşlik eden florürlü diş macunu, düzenli profesyonel bakım gibi temel koruyucu önlemler önemlidir.”</p>
<p><strong>Bazı renk değişiklikleri karbonat ile düzelmez!</strong></p>
<p>Karbonatın, çay, çikolata, nikotin gibi dış yüzey lekelerinin giderilmesinde etkili olabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Klinik çalışmalarda karbonat içeren dental ürünlerin leke gideriminde bazı standart dental ürünlere göre üstün olduğu raporlanmıştır.” dedi.</p>
<p>Etkisinin olmadığı veya sınırlı olduğu alanların varlığından da bahseden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, “Tetracycline kaynaklı, travma sonrası dentin değişiklikleri, restoratif malzeme kaynaklı renk değişiklikleri gibi intrinsik lekeler karbonat ile düzelmez. Bu tip renk bozuklukları genellikle profesyonel ağartma veya restoratif çözümler gerektirir. Yaşlanma ve dentin sararmasında karbonat sınırlı düzeyde etki gösterir, daha derin renk değişiklikleri için profesyonel yöntemler düşünülmelidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Diş eti sağlığı stabilize edilmeden kozmetik uygulamalara başvurulmamalı!</strong></p>
<p>Kompozit, porselen, amalgam gibi restoratif materyallerin yüzey özelliklerinin farklı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bazı restoratif yüzeylerde karbonat uygulanması yüzey parlaklığını değiştirebilir veya kompozitlerin yüzey pürüzlülüğünü artırarak leke tutulumunu kolaylaştırabilir.” dedi.</p>
<p>Büyük restorasyonlar veya estetik önemi olan restorasyonların varlığı durumunda temizleme gerekiyorsa hekimin bunu daha güvenli ve etkili şekilde yapacağına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Mimir şunları söyledi:</p>
<p>“Aktif bir diş eti hastalığı varken sert mekanik uygulamalar diş etini tahriş edebilir ve durumun kötüleşmesine yol açabilir. Periodontal problemi olan kişilerin önce diş hekimi/periodontolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Diş eti sağlığı stabilize edilmeden kozmetik uygulamalara başvurulmaması önerilir.”</p>
<p><strong>Asidik ajanlar dental erozyon açısından iyi belgelenmiş bir risk faktörü! </strong></p>
<p>Sosyal medya platformlarında sıkça paylaşılan ‘karbonat + limon (ve benzeri)’ yöntemlerin riskli olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Limon suyu yüksek asidite içerir ve ‘limon + karbonat’ veya ‘sirke + karbonat’ gibi asit ile abrasiv kombinasyonu diş yüzeyinde hem kimyasal olarak çözündürme hem mekanik aşındırma riski oluşturur. Bu tür karışımlar mine kaybını hızlandırır, uzun vadede hassasiyet ve renk değişikliklerine yol açar. Bazı olgu raporlarında sirke ve karbonat karışımı kullanımının diş aşınmasına yol açtığı bildirilmiştir. Limon, sirke, soda gibi asidik ajanlar dental erozyon açısından iyi belgelenmiş bir risk faktörüdür. Bu sebeple diş temizliği için diş hekimi kontrolünde profesyonel işlemler tercih edilmeli. Diş beyazlatma için ise diş hekimi muayenehanesinde doz ayarı yapılmış ajanlar ile beyazlatma uygulaması yapılmalı.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Florür, remineralizasyon ve çürük korunması için kritik! </strong></p>
<p>Diş temizliği ve beyazlatma için ticari, test edilmiş ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Karbonat içeren hazır dental ürünler genellikle klinik olarak test edilmiş formülasyonlara sahiptir. Bunlar kontrollü aşındırma ve ilave yararlar sunar.” dedi. </p>
<p>Karbonat kullanılması durumda günlük florür uygulamasının ihmal edilmemesi gerektiği önerisinde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mimir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Florür, remineralizasyon ve çürük korunması için kritiktir. Eğer karbonat içeren macun florür içermiyorsa, en azından florür kullanımını başka şekilde sağlayın. Sert fırçalama ve aşındırıcı sürtünmeden kaçının. Yumuşak kıllı fırça ve nazik teknik kullanın. Haftada birkaç kez yoğun karışım uygulamaları yerine günlük, nazik ve kontrollü uygulama güvenlidir. Limon, sirke ve asidik bileşenler içeren ‘kendin yap’ karışımlardan kaçının. Restorasyon ve periodontal durumunuz varsa hekiminize danışın. Özellikle karbonat veya başka aşındırıcı uygulamalar yapıyorsanız yıllık veya altı aylık diş hekimi kontrolleri ile mine durumunu, hassasiyeti ve restorasyonların yüzey bütünlüğünü takip ettirin.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-tipi-karisimlar-dis-minesini-asindiriyor-597962">Ev tipi karışımlar diş minesini aşındırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Henüz gencim, kalbim sağlam&#8221; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/henuz-gencim-kalbim-saglam-demeyin-597587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:38:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[demeyin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gencim]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[kalbim]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 19 milyon 800 bin kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/henuz-gencim-kalbim-saglam-demeyin-597587">&#8220;Henüz gencim, kalbim sağlam&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 19 milyon 800 bin kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bu ölümlerin büyük çoğunluğunu kalp krizi ve inme oluştururken,  Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2023 verileri de Türkiye’de her 3 ölümden 1’inin dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu grupta her 10 ölümden yaklaşık 4’ü kalp krizi nedeniyle gerçekleşiyor, bu da ülkemizde her yıl on binlerce kişinin kalp krizine bağlı yaşamını yitirdiğini gösteriyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery</strong>, üstelik kalp krizlerinin genç erişkinlerde artış gösterdiğini vurgulayarak, “Kalp krizleri genellikle 50-70 yaş aralığında görülmektedir. Ancak, son yıllarda yaşam tarzındaki değişimler ve belirti vermeyen risk faktörleri nedeniyle  erken başlangıçlı, yani 45 yaş altı kalp krizi vakalarında dikkat çekici bir artış olduğu belirtilmektedir. Uluslararası çalışmalar, tüm kalp krizi vakalarının yaklaşık yüzde 5–10’unun 45 yaş ve altındaki kişilerde görüldüğünü ve bu oranın son 10–15 yılda kademeli olarak yükseldiğini göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Gizli risk faktörlerine dikkat! </strong></p>
<p>Kalp krizi (tıbbi adıyla miyokard enfarktüsü), kalbi besleyen koroner damarların ani şekilde tıkanmaları sonucu kalp kasına yeterli kan ve oksijenin ulaşamaması ile ortaya çıkan ve hayati tehlike taşıyan klinik bir tablo. Bu tıkanma çoğunlukla damar duvarında bulunan aterosklerotik plağın yırtılması ve bölgede hızla pıhtı oluşmasıyla gelişiyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery,</strong> özellikle sigara, obezite, sağlıksız beslenme ve yoğun stresin genç erişkinlerde kalp krizi riskini hızla yükselttiğine dikkat çekerek,   “Bunlara ek olarak,  özellikle ailevi kolesterol sorunları, yüksek tansiyon ve insülin direnci gibi çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen ‘gizli’ risk faktörleri genç erişkinlerde fark edilmeden  yıllarca damar hasarı oluşturabilmektedir” bilgisini veriyor.  <strong>Dr. Redwan Seid Busery,</strong> bu nedenle, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olan veya kolesterol, tansiyon ve diyabet gibi metabolik riskler taşıyan genç yaş  grubundaki kişilerin düzenli olarak taranmalarının büyük önem taşıdığını belirterek, “Erken farkındalık, zamanında yapılan kontroller ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları genç yaş grubunda kalp krizinin önemli ölçüde önlenmesini sağlayabilmektedir” diyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery,</strong> genç yaş yaşta görülen kalp krizinin 8 nedenini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Sigara ve tütün ürünleri </strong></p>
<p>Sigara ve tütün ürünleri genç yaşta kalp krizi geçirmenin en güçlü risk faktörlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Büyük uluslararası analizlerde, aktif sigara içen bireylerde kalp krizi riskinin hiç içmeyenlere kıyasla yaklaşık üç kata yakın arttığı gösterilmiş. Tütünün damar iç yüzeyini bozması, pıhtılaşmayı artırması ve ani damar tıkanıklığına yol açması bu ilişkiyi açıklıyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Nikotin replasman tedavileri ve profesyonel destek programlarıyla sigaranın bırakılması kalp krizi riskini kısa sürede belirgin şekilde azaltıyor.</p>
<p><strong>Ailevi hiperkolesterolomi </strong></p>
<p>Ailevi hiperkolesterolemi, LDL kolesterolün (kötü huylu kolesterol)  genetik olarak çok yüksek seyrettiği bir durum ve genç erişkinlerde kalp krizi oluşumunun en önemli nedenlerinden biri. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery, “Genç yaşta görülen ‘beklenmedik’ kalp krizlerinin önemli bir bölümü ailevi hiperkolesterolomi sebebiyle gelişmektedir” diye konuşuyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Ailede erken kalp krizi öyküsü olan kişiler 20’li yaşlardan itibaren düzenli LDL kolesterol ölçümü yaptırmalı; gerekirse ileri değerlendirme planlanmalı.</p>
<p><strong>Obezite, insülin direnci ve diyabet</strong></p>
<p>Erken koroner arter hastalığının ana belirleyicileri arasında yer alan obezite, insülin direnci ve diyabet genç nüfusta giderek yaygınlaşıyor. Sistematik derlemeler, bu metabolik bozuklukların kalp krizi riskini anlamlı biçimde artırdığını gösteriyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery,<strong>  </strong>obeziteye eşlik eden inflamasyon, damar sertliği ve metabolik stresin bu riskin temel mekanizmalarını oluşturduğunu söylüyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Sağlıklı beslenme, kilo kontrolü, düzenli fiziksel aktivite ve metabolik risklerin erken tespiti koruyucu etki sağlıyor.</p>
<p><strong>Düşük fiziksel aktivite</strong></p>
<p>Düzenli fiziksel aktivite yapmayan genç erişkinlerde obezite, dislipidemi (kandaki yağ düzeylerinin normalin üzerine çıkması veya dengesizleşmesi) ve yüksek tansiyon gibi risk faktörleri kalp krizi riskini artırıyor. Yapılan geniş çaplı<strong> </strong>çalışmalarda, düzenli fiziksel aktivitenin koruyucu etkisi net biçimde gösterilmiş ve haftalık aktivitenin artmasıyla riskin azaldığı saptanmış.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Haftada en az 150 dakika orta tempolu egzersiz (yürüyüş, koşu, bisiklet) hedeflenmeli; günlük sedanter, yani hareketsiz geçirilen süre mümkün olduğunca azaltılmalı.</p>
<p><strong>Erken yaş hipertansiyonu</strong></p>
<p>Genç yaşta fark edilmeyen veya tedavi edilmeyen yüksek tansiyon damar duvarını hızla yıpratarak erken ateroskleroz (damar sertliği) ile kalp ve damar hastalığı riskini artırıyor. Yapılan geniş çaplı çalışmalar, kan basıncındaki her 10 birimlik (10 mmHg) kontrolün kalp krizi ve inme gibi ciddi kalp ve damar olaylarının riskini belirgin şekilde azalttığını gösteriyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Genç erişkinlerin yılda en az bir kez kan basıncını ölçtürmeleri gerekiyor. Risk grubunda olanların ise daha sık takip edilmeleri öneriliyor.</p>
<p><strong>Viral enfeksiyonlar ve miyokardit</strong></p>
<p>Bazı viral enfeksiyonlar, özellikle COVID-19, gençlerde kalp kasında iltihaba (miyokardit) neden olarak ciddi aritmilere ve kalbin fonksiyon bozukluğuna yol açabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery, “Bu tabloda gelişen kalp hasarı, aterosklerotik kalp krizinden farklı bir mekanizma ile ortaya çıksa da genç erişkinlerde hayatı tehdit eden sonuçlara neden olabilmektedir” diyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Enfeksiyon sonrasında göğüs ağrısı, çarpıntı, halsizlik veya nefes darlığı yaşayan genç erişkinlerin gecikmeden tıbbi değerlendirmeye başvurmaları yaşamsal önem taşıyor.</p>
<p><strong>Psikososyal stres, anksiyete ve uyku bozuklukları</strong></p>
<p>Kronik stres, depresyon ile uyku düzensizliği genç erişkinlerde kalp ve damar hastalıkları<strong> </strong>riskini artıran önemli faktörler olarak tanımlanıyor. Büyük uluslararası çalışmalarda psikososyal stres düzeyi yüksek kişilerde kalp krizi riskinin anlamlı ölçüde yükseldiği saptanmış. Zira, stres hem hormonal yanıtı değiştiriyor hem de sigara kullanımı ve kötü beslenme gibi davranışsal riskleri artırıyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Stres yönetimi, düzenli uyku, gerekirse psikolojik destek ve iş–yaşam dengesi odaklı yaşam düzenlemeleri koruyucu etki sağlıyor.</p>
<p><strong>Uyarıcı maddeler ve enerji içecekleri </strong></p>
<p>Uyarıcı maddeler gençlerde ani koroner damar spazmı ve kalp kriziyle sonuçlanabilen ciddi ritim bozukluklarına neden olabiliyor. Enerji içecekleri için uzun dönem kalp krizi riski verileri sınırlı olmakla birlikte, mevcut çalışmalar, bu ürünlerin kısa sürede kalp atım hızını ve kan basıncını yükselterek olumsuz kardiyak etkilere yol açabileceğini gösteriyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Uyarıcı maddelerden uzak durulmalı; enerji içeceklerinin tüketimi ise özellikle yoğun stres, sınav veya çalışma dönemlerinde mümkün olduğunca sınırlandırılmalı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/henuz-gencim-kalbim-saglam-demeyin-597587">&#8220;Henüz gencim, kalbim sağlam&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;in &#8220;Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam&#8221; projesi başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-guvenli-ev-saglikli-yasam-projesi-basladi-597298</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 08:05:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Düşme]]></category>
		<category><![CDATA[Eşrefpaşa Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[Ev Kazaları]]></category>
		<category><![CDATA[Evde Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597298</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, İzmir’de “Evde Bakım” hizmeti alan yurttaşları ev kazalarından korumak amacıyla “Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam” projesini başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-guvenli-ev-saglikli-yasam-projesi-basladi-597298">Büyükşehir&#8217;in &#8220;Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam&#8221; projesi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, İzmir’de “Evde Bakım” hizmeti alan yurttaşları ev kazalarından korumak amacıyla “Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam” projesini başlattı. Ev kazası risk değerlendirmesinin ardından evleri ziyaret ederek oluşabilecek kazaları önleyici tedbirler alan ekipler, hane halkını ev kazalarıyla ilgili bilgilendirmeye başladı.</p>
<p>Yaralanma ya da ölümlere sebep olabilen ev kazalarını önlemeye karşı adım atan İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, “Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam” projesini hayata geçirdi. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü iş birliği ile iş güvenliği uzmanları tarafından “Evde Bakım” hizmeti alan yurttaşların evleri değerlendirilerek ev kazalarına sebebiyet verebilecek riskler saptandı. Ardından Eşrefpaşa Hastanesi Evde Bakım Şube Müdürlüğü ekipleri evleri tek tek ziyaret ederek önleyici tedbirler almaya başladı.</p>
<p><strong>Evdeki risklere karşı tedbirler alındı</strong></p>
<p>Projeden yararlanan ilk isim, evde yaşadığı çok sayıda düşme olayı sonrasında sağlık sorunları yaşayan 75 yaşındaki Kamuran Cankurt oldu. Cankurt’un evindeki banyoya tutamaç takılırken, dolaplar sabitlendi. Cankurt’un daha önce ayağının takılıp düşmesine neden olan kalorifer boruları da sabitlenip, elektrik çarpması riski taşıyan prizlerde güvenlik önlemi alındı. Cankurt’un ziyaretinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram ve Evde Bakım Şube Müdürü Dr. Nihat Mermer de yer aldı. Bayram ve Mermer, Cankurt ve eşi Ahmet Cankurt’a ev kazalarına karşı bilgi verdi.</p>
<p><strong>“Artık daha rahat oluruz”</strong></p>
<p>Hizmetten memnun kaldığını belirten Kamuran Cankurt, “Evde yürürken ayağım takılıyor ve düşüyorum. Sonra da kalkamıyorum. Eşim evde olduğunda o beni düştüğüm yerden kaldırıyor. Evde olmadığında düştüğüm yerde o şekilde bekliyorum. Ev kazalarına dikkat etmek lazım. Bugün prizleri taktılar. Evde fişleri takarken korkuyorduk. Artık daha rahat oluruz. Tuvalette rahat etmem için tutamaç takıldı” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ev kazalarına karşı ihtiyaçlar belirlendi</strong></p>
<p>Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram da “Eşrefpaşa Hastanesi, Evde Bakım hizmeti kapsamında belli kriterleri taşıyan hastalarımıza sağlık, temizlik, kişisel hijyen ve mini bakım onarım hizmetleri sağlıyor. Bu hizmetleri yapan ekiplerimiz, ev kazaları ihtimali üzerine önemli bir ihtiyaç daha fark etti. Özellikle yaşlı ve engelli bireyler, düşmeler ve elektrik çarpmaları gibi ev kazalarına uğrama açısından risk altında. Bu çerçevede Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü’nün iş güvenliği uzmanları tarafından hizmet verdiğimiz evlerde bir değerlendirme yapıldı. Kişinin ev kazalarından korunması adına ihtiyaçlar belirlendi” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Hedef, güvenli evler</strong></p>
<p>Başlatılan çalışma kapsamında ilk ev ziyaretlerini yaptıklarını belirten Bayram, “Evde düşme ve elektrik çarpması riskine karşı gerekli önlemler alındı. Kamuran Hanım belli dönemlerde defalarca düşmüş ve vücudunda kırıklar oluşmuş, ameliyat edilmesi gerekmiş. Bu nedenle özellikle banyo ve koridorda düşme engelleyici tedbirlerimizi aldık. Aynı zamanda elektrik çarpması riski olduğu için prizler tamir edildi. Dolapların düşmesini engellemek amacıyla dolaplar sabitlendi. Bu yeni hizmetimizle beraber, evde bakıma ihtiyacı olan ve hizmet verdiğimiz bireylerin evde daha güvenli olmalarını sağlamaya çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Düşme riski, yaşlılarda daha fazla</strong></p>
<p>Ev kazalarının önemli sorunlara yol açtığına vurgu yapan Bayram, “65 yaş üstü bireylerin yaklaşık yüzde 30’u, her sene düşme nedeniyle hastaneye başvuruyor. 80 yaş üstünde ise bu oran yüzde 50. Bu bireylerin yarısından fazlası düşmeyi tekrarlıyor. Düşme sırasında kırıklar ve ciddi yaralanmalar yaşayabiliyorlar. Bu kişilerin hastaneye yatma oranları çok yüksek. Yaşlı bireylerin tüm hastane başvurularının yüzde 10’u düşme nedeniyle. Bunu önleyici faaliyetlerde bulunmak, önemli bir çalışma” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-guvenli-ev-saglikli-yasam-projesi-basladi-597298">Büyükşehir&#8217;in &#8220;Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam&#8221; projesi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEHB&#8217;in genetik temeli çok güçlü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dehbin-genetik-temeli-cok-guclu-596574</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 09:51:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[temeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, DEHB’in genetik temeli, çevresel risk faktörleri ve beyin gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dehbin-genetik-temeli-cok-guclu-596574">DEHB&#8217;in genetik temeli çok güçlü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, DEHB’in genetik temeli, çevresel risk faktörleri ve beyin gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>DEHB’de genetik aktarım oranı yüzde 76!</strong></p>
<p>DEHB’in (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) genetik aktarımın en yüksek oranda gözlendiği psikiyatrik bozukluklardan biri olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Aile çalışmalarında ebeveynlerdeki hastalığın çocuklarda riski yaklaşık 8 kat artırdığı görüldü.” dedi</p>
<p>Kardeş çalışmalarında ise DEHB tanısı almış olanların kardeşlerinde normal popülasyona göre riskin yaklaşık 3 kat arttığının belirlendiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Çalışmalar DEHB’de genetik aktarım oranının yüzde 76 gibi hayli yüksek bir oranda olduğunu göstermiştir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>En önemli neden genetik aktarım </strong></p>
<p>Prematürite veya düşük doğum ağırlığı gibi fiziksel sağlık sorunlarının, gebelik döneminde ve doğum sonrası dönemde ki çevresel faktörlerin DEHB riskini etkileyebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Fakat önemli nokta şu; DEHB’in nedeni şudur diyemiyoruz. Çoklu nedensellik söz konusu. En önemli neden genetik aktarım. Çevresel faktörler de genetik yatkınlığı olanlarda riski arttırıyor gibi görünmekte.” dedi.</p>
<p>Kimyasal maddelerin, özellikle sigara veya alkol tüketimi gibi zararlı maddelerin maruziyetinin, etkilerine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Genetik yatkınlıkta riski arttırıyor. Burada kimyasal madde kullanımında risk daha fazla görünüyor. Şunu da biliyoruz ki; DEHB’li bireylerin sigara, alkol ve madde kullanma ihtimali de diğer insanlara göre daha fazla. Anlayacağınız çift taraflı bir ilişki var.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>DEHB’li kişilerin beyin gelişimi yaşıtlarına göre 2 yıl geriden geliyor! </strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre DEHB’li kişilerin beyin gelişiminin yaşıtlarına göre yaklaşık 2 yıl geriden geldiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Beyin görüntüleme çalışmalarıyla beynin özellikle frontal bölgesinin DEHB’de daha az kanlandığı bilinmektedir. Ayrıca ilaç tedavisi sonrası bu kanlanmanın hızla düzeldiği yine görüntüleme çalışmalarıyla ortaya konmuştur. Görüntüleme çalışmaları DEHB’i daha iyi anlayabilmek ve bu bozuklukta yeni tedavi yöntemleri geliştirebilmek adına yardımcı olmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dehbin-genetik-temeli-cok-guclu-596574">DEHB&#8217;in genetik temeli çok güçlü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parola yöneticilerinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik risk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parola-yoneticilerinde-dikkat-edilmesi-gereken-6-kritik-risk-596140</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 07:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[parola]]></category>
		<category><![CDATA[Parola Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<category><![CDATA[yöneticileri]]></category>
		<category><![CDATA[yöneticilerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596140</guid>

					<description><![CDATA[<p>2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir internet kullanıcısının kişisel hesapları için tahmini 168 parolası bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parola-yoneticilerinde-dikkat-edilmesi-gereken-6-kritik-risk-596140">Parola yöneticilerinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir internet kullanıcısının kişisel hesapları için tahmini 168 parolası bulunuyor. Hesaplar arasında kimlik bilgilerini paylaşmanın ve tahmin edilmesi kolay parolalar kullanmanın getirdiği güvenlik riskleri göz önüne alındığında çoğumuz bu giriş bilgilerini yönetmek için yardıma, parola yöneticilerine  ihtiyaç duyuyoruz.  </strong></p>
<p>Dijital hayatımızın anahtarlarını elinde tutan bu kasalar, siber suçlular için de popüler bir hedef hâline geldi. Siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri ESET altı potansiyel riski ve bu riskleri azaltmaya yönelik önerilerini paylaştı.</p>
<p><strong>Parola yöneticisinde görülen 6 güvenlik sorunu</strong></p>
<p>Parola yöneticinizde saklanan kimlik bilgilerine erişen tehdit aktörleri, hesaplarınızı ele geçirerek kimlik dolandırıcılığı yapabilir veya erişim bilgilerini/parolaları başkalarına satabilir. Bu nedenle, sizi hedef almak için her zaman yeni yollar ararlar. </p>
<p><strong>Ana parolanızın ele geçirilmesi</strong>: Parola yöneticilerinin güzelliği, tek bir hatırlanması kolay parola ile tüm çevrimiçi kimlik bilgilerinizi depolayan kasaya erişebilmenizdir. Ancak bu yaklaşımın sorunu, siber suçluların bu ana parolayı ele geçirebilirlerse aynı erişim düzeyine sahip olmalarıdır. </p>
<p><strong>Kimlik avı/dolandırıcılık reklamları: </strong>Tehdit aktörlerinin, kurbanları e-posta adreslerini, ana parolalarını ve gizli anahtarlarını (varsa) toplayan sahte sitelere çekmek için Google Arama&#8217;ya kötü amaçlı reklamlar yayımladıkları bilinmektedir. Bu reklamların tehlikesi, meşru görünüyor olmaları ve parola yöneticinizi Google&#8217;da aradığınızda arama sıralamalarında görünebilmeleridir. Bağlantı verdikleri kimlik avı sayfaları, gerçekmiş gibi görünmek için sahte olarak tasarlanmıştır. Böyle bir sayfaya tıklarsanız tüm önemli parola yöneticisi giriş bilgilerinizi çalmak için tasarlanmış, meşru görünen bir giriş sayfasına yönlendirilirsiniz.</p>
<p><strong>Parola çalan kötü amaçlı yazılım: </strong>ESET araştırmacıları kısa süre önce, &#8220;DeceptiveDevelopment&#8221; adlı Kuzey Kore devleti destekli bir kampanyada bu tür bir girişimi tespit etti. Araştırmacılar, Telegram ve FTP aracılığıyla hem tarayıcı uzantılarından hem de parola yöneticilerinden veri sızdırma yeteneğine sahip bir arka kapı komutu içeren &#8220;InvisibleFerret&#8221; kötü amaçlı yazılımını buldu. </p>
<p><strong>Parola yöneticisi satıcısının ihlali: </strong>Parola yöneticisi satıcıları, tehdit aktörleri için önemli bir hedef olduklarını bilirler. Bu nedenle, BT ortamlarını olabildiğince güvenli hâle getirmek için önemli miktarda zaman ve kaynak harcarlar. Ancak kötü niyetli kişilerin içeri girmesine izin vermek için tek bir hata yapmaları yeterlidir. </p>
<p><strong>Sahte parola yöneticisi uygulamaları: </strong>Bazen siber suçlular, parolaları toplamak ve sahte uygulamalar aracılığıyla kötü amaçlı yazılım yaymak için parola yöneticilerinin popülaritesinden yararlanır. Bu tehditler genellikle çok önemli ana parolayı çalmak veya kullanıcının cihazına bilgi çalan kötü amaçlı yazılım indirmek için tasarlanmıştır. </p>
<p><strong>Güvenlik açığı istismarı: </strong>Parola yöneticileri nihayetinde sadece birer yazılımdır. Çoğunlukla insanlar tarafından yazılan yazılımlar kaçınılmaz olarak güvenlik açıkları içerir. Bir siber suçlu bu hatalardan birini bulup istismar etmeyi başarırsa parola kasasından kimlik bilgilerinizi çalabilir. Alternatif olarak, web tarayıcıları için parola yöneticisi eklentilerindeki güvenlik açıklarını hedef alarak kimlik bilgilerini ve hatta iki faktörlü kimlik doğrulama (2FA) kodlarını çalabilirler. Ya da aynı şeyi yapmak için cihaz işletim sistemlerini hedef alabilirler. Parola yöneticinizi indirdiğiniz cihaz sayısı ne kadar fazla olursa bunu yapma fırsatları da o kadar artar.</p>
<p><strong>Parola yöneticisi kullanımınızı nasıl güvenli hâle getirebilirsiniz?</strong></p>
<p>Yukarıda listelenen tehditlere karşı korunmak için aşağıdakileri göz önünde bulundurun:</p>
<ul>
<li>Güvenli, uzun ve benzersiz bir ana parola düşünün. Tire ile ayrılmış, hatırlanması kolay dört kelimeyi düşünün. Bu, saldırganların &#8220;kaba kuvvet&#8221; yöntemiyle parolayı kırmasını zorlaştıracaktır.</li>
<li>2FA&#8217;yı etkinleştirerek hesaplarınızın güvenliğini her zaman artırın. Bu, bilgisayar korsanları parolalarınızı ele geçirse bile ikinci faktör olmadan hesaplarınıza erişemeyecekleri anlamına gelir.</li>
<li>Tarayıcıları, parola yöneticilerini ve işletim sistemlerini en güvenli sürümlerde tutmak için güncel tutun. Bu, güvenlik açıklarının istismar edilme olasılığını azaltır.</li>
<li>Uygulamaları yalnızca yasal uygulama mağazalarından -Google Play, App Store- indirin ve indirmeden önce geliştiriciyi ve uygulama derecelendirmesini, sahte veya kötü amaçlı uygulamalar olup olmadıklarını kontrol edin.</li>
<li>Yalnızca saygın bir satıcıdan parola yöneticisi seçin. Size uygun bir tane bulana kadar araştırın.</li>
<li>Parola yöneticinizden doğrudan parola çalmak için tasarlanmış saldırıların tehdidini azaltmak için tüm cihazlara saygın bir satıcıdan güvenlik yazılımı yüklediğinizden emin olun.</li>
</ul>
<p>Parola yöneticileri, siber güvenlik uygulamalarının önemli bir parçası olmaya devam etmektedir. Ancak bu, yalnızca ekstra önlemler alırsanız geçerlidir. Güvenlik riskleri sürekli olarak gelişmektedir, bu nedenle çevrimiçi kimlik bilgilerinizin güvende kalmasını sağlamak için güncel tehdit eğilimlerini takip edin.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parola-yoneticilerinde-dikkat-edilmesi-gereken-6-kritik-risk-596140">Parola yöneticilerinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Deri Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[dozunda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[içilen]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, deri kanseri alanındaki öncü araştırmalarıyla tanınan Amerikan Fotobiyoloji Derneği Genel Sekreteri ve Ohio Üniversitesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’yi ağırladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983">&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, deri kanseri alanındaki öncü araştırmalarıyla tanınan</strong> <strong>Amerikan Fotobiyoloji Derneği Genel Sekreteri</strong> <strong>ve</strong> <strong>Ohio Üniversitesi Dermatoloji Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’yi</strong> <strong>ağırladı.</strong> <strong>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, yıllardır yürüttüğü çalışmalarda kafeinin özellikle güneş ışığıyla etkileşime girdiğinde</strong> <strong>deri kanserine karşı güçlü bir koruma sağladığını belirtiyor. Acıbadem Üniversitesi’nde verdiği seminerde, “Kahve içmek sadece keyif değil; doğru zamanda içildiğinde bir koruyucu tedbir. Koruyucu etkisi özellikle güneş ışınlarıyla ortaya çıkan kahveyi sahilde tüketmek çok faydalı. Güneş altında içilen kahve, vücudu kansere karşı koruyabiliyor. Hayvan deneylerinde her bir fincan kahvenin, deri kanseri riskini %5 azalttığını tespit ettik” diyerek çarpıcı bilgiler paylaşıyor… </strong></em></p>
<p>Kafeinle ilgili araştırmalarının temellerinin asistanlık yıllarına uzandığını anlatan Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kafeinin kanserden koruyucu etkilerinin dikkat çekici olduğunu belirtiyor: “Kahvenin deri kanseri üzerindeki etkisini 2004 yılında, daha asistanken araştırmaya başladım. Hocalarımla birlikte beslenmenin deri kanserini önlemedeki rolünü inceledik. Önce yeşil çayın etkisine baktık çünkü yeşil çayda yüksek oranda kafein bulunuyor. Deneysel çalışmalarımızda yeşil çayın deri kanserini önlemede belirgin katkısı olduğunu gördük.”</p>
<p>Bu bulguların ardından kafeinin mekanizmasına odaklandıklarını belirten Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kafeinin kanseri nasıl önleyebildiğini merak ettim ve içinde kanser gelişimini önleyici bazı moleküller ve proteinler olduğunu tespit ettim” diyor.</p>
<p><strong>“Kahveyi Güneş Altında İçin”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’ye göre kafeinin asıl gücü, güneş ışığıyla birleştiğinde ortaya çıkıyor: “Kahve içtiğimizde kafein tüm vücuda yayılıyor. Güneş ışığı cildimizle temas ettiğinde kafein aktive oluyor ve kanseri önleyen proteinleri harekete geçiriyor. Yani kafein, güneşle birlikte çalışıyor. Deri kanserini önleyebilmek için kahveyi güneş ışınlarına maruz kaldığınız sırada içmelisiniz. Yani sahilde… Sahilde, plajda kahve içmek bu nedenle çok etkili. Kafein bizi, güneşe maruz kaldığımız zaman deri kanserinden koruyor. Kısacası zamanlama çok önemli”… </p>
<p><strong>“Kahve Tüketimini Artırmadan Önce Hekiminize Danışın” </strong></p>
<p>Kafein tüketimiyle kanser riski arasındaki ilişkiye dair bulgular da dikkat çekici. “Hayvan deneylerinde yaptığımız çalışmalarda kahvenin, özellikle deri kanseri riskini belirgin bir şekilde düşürdüğünü gösterdi” diyen Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kafeinin sadece deri kanseri değil, karaciğer, rahim, ağız ve yutak kanseri gibi diğer kanser türlerine karşı da koruyucu etkiler gösterdiğini belirtiyor… Ancak Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kahve tüketimini artırmadan önce mutlaka bir doktora danışılması gerektiğinin de altını çiziyor. Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon, ritim bozukluğu, mide hassasiyeti veya anksiyete gibi sorunları olan kişilerin kafein tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini; bilinçsiz ve aşırı tüketimin sağlık açısından risk oluşturabileceğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Kafein: Hem İçilen Hem Sürülen Koruyucu</strong></p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kahve içmenin genel olarak ömür uzattığını ve ölüm oranlarını azalttığını gösteren çok sayıda çalışma var. Çayın da benzer etkileri mevcut, ancak kahve kadar güçlü değil; etkisi yarı yarıya daha az” diyor. </p>
<p>Kafeinin sadece içilerek değil, farklı formlarda da etkili bir koruma sağladığına dikkat çeken Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kahve olarak içmek, hap şeklinde almak ya da merhem olarak cilde sürmek — hepsi deri kanserini önlemede etkili yöntemler. Kafein bir antioksidan olarak etki ediyor; serbest radikalleri nötralize ediyor ve cilt hücrelerini koruyor. Ancak en dikkat çekici etki, yine güneş altında gözleniyor. Güneş altında kahve içtiğinizde kafein sizi zaten güneşin zararlı ışınlarından koruyor. Kafein bu durumda adeta bir güneş koruyucu gibi işlev görüyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Yüksek Riskli Hastalar Üzerinde Yeni Çalışmalar Planlanıyor</strong></p>
<p>Bugüne kadar yürütülen araştırmaların çoğunun fareler üzerinde yapıldığını belirten Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, artık insan çalışmalarına geçmek istediklerini söylüyor: “Bir sonraki hedefimiz, kanser riski yüksek insan gruplarında, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış, organ nakli geçirmiş ya da sık nüks eden deri kanseri hastalarında kafeinin koruyucu etkisini incelemek. Bu hastalar kanserin tekrarlama olasılığı açısından en riskli grubu oluşturuyor.”</p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, uzun vadede bu çalışmaların kişiselleştirilmiş koruyucu tedavilerin önünü açabileceğini de düşünüyor. Geleceğe dair öngörülerini de paylaşan bilim insanı, kanserle mücadelenin yön değiştirdiğine dikkat çekerek, “Önümüzdeki yıllarda kanseri önlemeye yönelik çalışmalar artacak. Kafein dışında da koruyucu bileşikler üzerine araştırmalar yürütülüyor. Ayrıca immünoterapi gibi yeni tedavi yaklaşımlarını da daha sık göreceğiz” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983">&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe&#8217;de &#8216;Risk Avı&#8217; başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepede-risk-avi-basladi-595800</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 12:37:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[avı]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi afet anında tehlike yaratabilecek klima, direk, elektrik kabloları, dış cephe kaplamaları, kent mobilyaları ve levhalar gibi yapıları tespit etmek için çalışma başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-risk-avi-basladi-595800">Maltepe&#8217;de &#8216;Risk Avı&#8217; başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi afet anında tehlike yaratabilecek klima, direk, elektrik kabloları, dış cephe kaplamaları, kent mobilyaları ve levhalar gibi yapıları tespit etmek için çalışma başlattı. Altıntepe Mahallesi’nde başlayan çalışmayla afet öncesi riskler azaltılarak daha güvenli yaşam alanları hedefleniyor.</p>
<p>Maltepe Belediyesi, ilçeyi afetlere karşı daha dirençli hale getirmek için çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bu kapsamda Afet İşleri Müdürlüğü tarafından Altıntepe Mahalle Muhtarlığı ve Antiquake Risk Avcısı Topluluğu’nun da destek verdiği “Risk Avı” farkındalık kampanyası kapsamında cadde ve sokaklardaki klima, direk, elektrik kabloları, dış cephe kaplamaları, kent mobilyaları ve levhalar gibi olası bir afet sırasında risk oluşturabilecek yapılar tespit edilerek kayıt altına alındı.</p>
<p><b>AFET ÖNCESİ RİSKLERİN AZALTILMASI AMAÇLANIYOR</b></p>
<p>Projenin Ahmet Rasim İlkokulu’ndaki eğitim çalışmasının açılış konuşmasını Altıntepe Mahalle Muhtarı Halet Ataş yaptı. Ataş, Altıntepe Mahallesi’nde afet öncesi risklerin azaltılarak daha güvenli yaşam alanlarının oluşturulması için konunun uzmanlarıyla mahalle sakinlerini bilgilendirmeyi ve bu konuda bir farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Jeofizik Mühendisi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan ise olası deprem ve afet durumunun risklerini en aza indirme konusunda belediyelerin ve kamu kurumlarının ortak çalışmalar yapmaları gerektiğine değindi. Eyidoğan, Maltepe ilçesine ve Altıntepe Mahallesi’ne ait deprem ve tsunami tehlike analizlerini, kentsel üstyapı ve altyapı unsurlarının risk analizlerini paylaştı. Maltepe Belediyesi Afet İşleri Müdürü Kemal Kartalkaya ve Koordinatörü Gökhan Tükek ise katılımcıları Maltepe Belediyesi’nin afetlere karşı eğitim çalışmaları hakkında bilgilendirdi.</p>
<p><b>KATILIMCI MAHALLE AFET HAZIRLIĞI MODELİ HAYATA GEÇİYOR</b></p>
<p>Antiquake Projesi Koordinatörü, Harita Yüksek Mühendisi Yelda Ademoğlu Gülkılık ise “2024 yılında Kuzguncuk’ta başlayan çalışma, Altıntepe Muhtarlığı’nın girişimi ve Maltepe Belediyesi Afet İşleri Müdürlüğü’nün desteğiyle Altıntepe’de uygulanmakta olup, bundan sonraki aşamada tüm Maltepe mahallelerine yaygınlaştırılacaktır.” diye konuştu.</p>
<p><b>SAHA ÇALIŞMASI YAPTILAR</b></p>
<p>Eğitimin ardından katılımcılar Altıntepe Mahallesi Değirmen Yolu Caddesi ve Cihadiye Caddesi’nde saha çalışması yaptı. Evlerin dış cephelerini inceleyen katılımcılar, Doç. Dr. Gerdan yönetiminde yapıların yapısal bozuklukları tespit etti. Binaların dış cephelerinde bulunan ve olası deprem esnasında düşüp zarar verebilecek parçaların risklerini analiz etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-risk-avi-basladi-595800">Maltepe&#8217;de &#8216;Risk Avı&#8217; başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[yaptırmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri ilk evrelerde belirti vermeden sessizce ilerlediği için genellikle geç fark ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680">50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri ilk evrelerde belirti vermeden sessizce ilerlediği için genellikle geç fark ediliyor. Oysa, erken yakalandığında tedavinin başarı oranları belirgin şekilde yükseliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman,</strong>   düzenli yapılan testlerin erken tanıda son derece önemli bir rol üstlendiğine dikkat çekerek, “Basit bir kan testi ve ürolojik muayene, pek çok erkeğin yaşamını değiştirecek kadar kritik bir önem taşımaktadır.  Hastalığın henüz belirti vermediği erken dönemde saptanması ve bu sayede tedavinin başarısının artması amaçlanmaktadır. Erken tanı için özellikle 50 yaş üstü erkeklerin, ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanların ve risk grubunda olanların taramaları aksatmamaları hayat kurtarıcı bir adım olmaktadır. Özellikle risk grubundaki hastaların yakın takibi ve taranmaları hastalığın ilerlemeden saptanmasını ve tedavi edilmesini olanaklı kılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kanserle ilişkili ölümler arasında 3’üncü sırada!   </strong></p>
<p>Prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz ve hızlı bir şekilde büyümesiyle ortaya çıkan prostat kanseri, güncel araştırmalara göre, her 100 bin erkekten yaklaşık 35’inde görülüyor. Avrupa’da erkeklerde en sık rastlanan kanser olan prostat kanseri, kanserle ilişkili ölümler arasında 3’üncü sırada yer alıyor. Görülme sıklığı ise yaşlanmaya bağlı olarak artış gösteriyor. Genellikle 50 yaş üstü erkeklerde rastlanan prostat kanseri riski yaş ilerledikçe belirgin şekilde artıyor ve 65 yaş üstü erkeklerde daha yaygın görülüyor. Klinik bir çalışmaya göre; 30 yaş altındaki erkeklerde görülme sıklığı yüzde 5 iken, bu oran yaşla birlikte artarak 79 yaş üstünde yüzde 59’a yükseliyor. </p>
<p><strong>Aile öyküsünde risk 2 kattan daha fazla artıyor! </strong></p>
<p>Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkeklerin daha dikkatli olmaları gerekiyor. Çünkü, babasında prostat kanseri hikayesinin olması riski iki kattan daha fazla artırıyor. Prostat kanseri öyküsü olan bir erkek kardeş ise riski babası hasta olan erkeklerden daha fazla yükseltiyor. İlerleyen yaş ve aile öyküsünün dışında çevresel faktörler ve yaşam tarzı alışkanlıkları da prostat kanserinin riskleri arasında yer alıyor. Örneğin, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketimi, düşük sebze-meyve alımı, fiziksel aktivite eksikliği ve fazla kilo hormonal dengesizliklere yol açarak riski yükseltiyor. </p>
<p><strong>Başlangıçta genellikle sinsice ilerliyor</strong></p>
<p>Erken evre prostat kanseri genellikle sinsi şekilde seyrediyor. Kansere bağlı semptomların sıklıkla hastalığın doğal seyri içinde geç dönemlerde ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, şunları söylüyor: “Erken evre prostat kanseri belirtileri ve semptomları; idrarda kan görülmesi, idrarın pembe, kırmızı veya kahverenginde olması, menide kan görülmesi, daha sık idrara çıkma ihtiyacı, idrarı başlatmada güçlük, geceleri daha sık idrara çıkma ihtiyacıdır. İleri evrede ise hastaların yakınmaları farklılık gösterir. İdrar kaçırma, sırt ve kemik ağrısı, sertleşme sorunları, yorgunluk hissi, istem dışı kilo vermek, kollarda veya bacaklarda güçsüzlük bu evredeki bulgu ve belirtilerin başında gelmektedir.” </p>
<p><strong>Henüz belirti vermediği dönemde saptanabiliyor!</strong></p>
<p>Kanser erken evrede fark edildiğinde tedavi seçenekleri ve tedavi edilebilirlik oranı önemli ölçüde artıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman erken tanı için 50 yaş ve üzeri tüm erkekler ile ailesinde prostat kanseri öyküsü olan 45 yaş ve üzeri erkeklere yılda bir kez PSA kan testi ile prostat muayenesinin önerildiğini  vurgulayarak, “Bu programla hastalığın henüz belirti vermediği erken dönemde saptanması ve bu sayede tedavinin başarısının artırılması amaçlanmaktadır” bilgisini veriyor. Prostat kanserinin genellikle kandaki prostat spesifik antijen (PSA)  testi ile erken teşhis edilebildiğini anlatan Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Prostat kanserini tespit etmenin bir diğer yolu olan dijital rektal muayenede ise doktor prostat bezini muayene etmektedir. PSA ölçümünde veya muayenede şüphe varsa multiparametrik prostat MR planlanmaktadır. MR bulgularına göre şüpheli alanların varlığında MR füzyon biyopsi ile tanı konulabilmektedir. Son yıllarda multiparametrik prostat MR ile birlikte özellikle metastazı saptamakta kullanılan PSMA PET sintigrafi yöntemleri de güncel görüntüleme yöntemleri arasında yer almaktadır.”</p>
<p><strong>Robotik cerrahi güncel tedavi yöntemleri arasında</strong></p>
<p>Prostat kanseri tedavisindeki başarılı sonuçlardan da bahseden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, “Aktif gözetimin yanı sıra, robotik veya açık radikal prostatektomi, radyoterapi, minimal invaziv tedavi yöntemleri, hormon tedavisi ve kemoterapi de dahil olmak üzere prostat kanseri için çok çeşitli tedaviler mevcuttur” sözleriyle hastanın sağlık durumuna göre uygulanabilecek tedavi yöntemlerini sıralıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680">50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[Mesane Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[Robotik Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor. 50 yaşın üzerindeki bireylerde görülme riski daha fazla olan mesane kanserinin en önemli sebepleri arasında sigara kullanımı geliyor. Ağrısız şekilde idrarda kan görülmesi ile kendisini belli eden ve erken tedavi edilmediği takdirde mesane duvarının tüm katmanlarını tutabilen mesane kanseri, hayati risk faktörünü artıran daha agresif bir tabloya dönüşebiliyor. Mesane kanserinin tedavisinde son yıllarda robotik cerrahi önemli bir seçenek olarak tercih ediliyor. Robotik sistektomi ve tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilen yapay mesane uygulamaları hasta konforunu artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, mesane kanseri ve robotik cerrahi uygulamaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bu belirtileri ciddiye alın!</strong></p>
<p>Mesane, böbreklerden gelen idrarın depolandığı kas yapısında bir organdır. Mesane kanseri ise bu organın iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Hastalığın en sık görülen belirtisi idrarda ağrısız kanamadır. Tanı, genellikle sistoskopi ve patoloji incelemesi ile konulur. Erken evrelerde tümör yalnızca mesanenin yüzeysel kısmında sınırlı olabilir; ancak ilerleyen dönemlerde mesane duvarının tüm katmanlarını tutarak çevre organlara yayılabilir. Bu durumda hastalığı tamamen kontrol altına almak için radikal sistektomi, yani mesanenin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir. Bu nedenle mesane kanseri yayılmadan bu belirtiler dikkate alınarak hızlı bir şekilde uzman bir doktora başvurulması gerekir; </p>
<ul>
<li>İdrarda kan </li>
<li>Ayaklardaki şişlik</li>
<li>Sırt ağrısı</li>
<li>Kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Robotik cerrahiyle tümör eksiksiz çıkarılır ve çevre dokular korunur</strong></p>
<p>Mesane kanserinin tedavisi günümüzde robotik cerrahi sistemlerinin gelişmesiyle küçük kesilerden, kapalı yöntemle yapılabilmektedir. Robotik sistektomi sırasında cerrah, hastanın vücuduna yerleştirilen robotik kolları bir konsoldan yönetir. Bu teknoloji cerraha üç boyutlu büyütülmüş görüntü, milimetrik hareket hassasiyeti, titremeyi filtreleyen yüksek stabilite sağladığı için hem tümörün eksiksiz çıkarılması hem de çevre dokuların korunması güvenli hale gelir. Robotik cerrahi, kan kaybının azalmasına, yara enfeksiyonu riskinin düşmesine ve hastanın çok daha hızlı iyileşmesine olanak tanır.</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle yapay mesane oluşturuluyor</strong></p>
<p>Mesanenin çıkarılmasından sonra idrarın vücuttan doğal yolla atılabilmesi için yeni bir yol oluşturmak gerekir. Bağırsaktan yapay bir mesane (ortotopik neomezane) yapılması yaşam konforunu korumaktadır. Robotik cerrahi ile bu işlem   tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilebilir. Kapalı olarak yapay mesane oluşturulmasına “intrakorporeal ortotopik mesane” adı verilir. İnce bağırsaktan kısa bir segment alınarak özel bir teknikle yeni bir mesaneye dönüştürülür ve üretra yani idrar kanalına bağlanır. Böylece hasta, ameliyat sonrası doğal yoldan idrar yapmaya devam edebilir. Bu işlemin intrakorporeal, yani organların dışarı çıkarılmadan tamamen vücut içinde şekillendirilerek yapılması, robotik cerrahinin ileri düzey uygulamalarından biri olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Her hastaya ve tümör özelliklerine göre özel bir cerrahi planlama yapılır </strong></p>
<p>Robotik sistektomi ve intrakorporeal ortotopik mesane oluşturulması özellikle kas tabakasına ilerlemiş ama uzak organlara yayılmamış mesane kanserlerinde, uygun böbrek fonksiyonlarına sahip hastalarda, genel sağlık durumu ameliyata elverişli kişilerde tercih edilebilen bir yöntemdir. Cerrahi planlama her hastanın tümör özelliklerine ve genel durumuna göre bireysel olarak yapılır.</p>
<p><strong>Mesane kanserinde robotik cerrahinin 6 avantajı</strong></p>
<ol>
<li>Estetik avantaj: Cerrahi izler minimaldir.</li>
<li>Az kan kaybı ve ağrı: Küçük kesiler nedeniyle doku hasarı en aza iner.</li>
<li>Hızlı iyileşme: Hastalar genellikle birkaç gün içinde mobilize olur ve kısa sürede günlük yaşamlarına döner.</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon riski: Kesi, yara alanı daha küçüktür, böylelikle yara enfeksiyonu riski de düşer.</li>
<li>Hassas operasyon: Yüksek çözünürlüklü görüntü ve titremeyi engelleyen robot kolları sayesinde sinir ve damar yapıları iyi korunabilir. Bu durum özellikle idrar kontrolü ve cinsel fonksiyon açısından önemlidir.</li>
<li>Tamamen kapalı yapay mesane: Bağırsakların dışarı çıkarılmadan şekillendirilmesi, bağırsak fonksiyonlarının hızlı toparlanmasını sağlar.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de bağımlılık Sosyoloji bölümünün düzenlediği panel ile her yönüyle ele alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-bagimlilik-sosyoloji-bolumunun-duzenledigi-panel-ile-her-yonuyle-ele-alindi-595132</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 08:22:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bölümünün]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlediği]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[Kullanımın]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yönüyle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Gör. Dr. Cem Özdemir’in moderatörlüğünde “Bağımlılık Paneli II” adlı etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-bagimlilik-sosyoloji-bolumunun-duzenledigi-panel-ile-her-yonuyle-ele-alindi-595132">EÜ&#8217;de bağımlılık Sosyoloji bölümünün düzenlediği panel ile her yönüyle ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Gör. Dr. Cem Özdemir’in moderatörlüğünde “Bağımlılık Paneli II” adlı etkinlik düzenledi. Nuri Bilgin Konferans Salonunda düzenlenen panele Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Arş. Gör. Dr. Demet Havaçeliği Atlam, Uzm. Psk. Enes Kaan Karaçengel, Uzm. Psk Ayça Çınaroğlu Asar, Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Selen Açıkyol, konuşmacı olarak katıldılar. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nuran Erol Işık, akademisyenler ve öğrencilerin yer aldığı etkinlikte bağımlılıklar psikolojik ve sosyolojik acıdan ele alındı.</p>
<p>         Açılış konuşmasını gerçekleştiren Öğr. Gör. Dr. Cem Özdemir, “Sosyolojik açıdan baktığımızda bağımlılık; bireyin toplumla kurduğu bağların belli düzeylerde (her zaman olmasa bile) zayıflaması, belki de bir anomi durumunun sonucu olarak değerlendirilebilir. Bağımlılık oldukça karmaşık bir problemdir ve sadece bireyi ilgilendiren bir durum değildir. Bu; bağımlı olan kişinin ailesini, daha geniş çerçevede ceza adalet sistemi içerisindeki kurumları, bireyleri ve hekimleri etkileyen; aynı zamanda günün sonunda artık küresel düzeyde organize suç çetelerinin ve tabii ki birçok yasal şirketin oldukça güçlenmesini sağlayan bir olgudur” dedi.</p>
<p><b>“Madde bağımlılığında coğrafi faktörler etkili”</b></p>
<p>Arş. Gör. Dr. Demet Havaçeliği Atlam, “Maddeye erişimde; coğrafi faktörler, ticaretin yapıldığı güzergâhta ikamet etme, dezavantajlı bölgelerde bulunma, maddenin yasal statüsü ve sosyal çevrede kullanımın yaygınlığı gibi risk faktörleri önemli rol oynamaktadır. Örneğin; eroinin ham maddesi olan haşhaşın üretildiği Afganistan’a komşuluğundan dolayı, alkol sorunu bulunmamasına rağmen eroinle mücadele etmek zorunda kalan İran, bu duruma çarpıcı bir örnektir. Yoksulluk, göç ve sosyal problemlerin de temel teşkil ettiği bu süreçte; maddenin normal karşılandığı, hem kullanımın hem de satışın aile içine kadar girebildiği dezavantajlı bölgelerle karşılaşabiliyoruz. Bu durum, maddenin kültüre ve yaşama entegre olmasına yol açmakta; neticesinde ise aile içi kullanımın yaygınlaşmasını ve farklı suç türlerinin ortaya çıkmasını tetiklemektedir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Alkol bağımlılığında bilinçlendirme çalışmaları şart”</b></p>
<p><b>         </b>Konuşmasına bağımlılığın tanımıyla başlayan Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Selen Açıkyol, “Bağımlılık; hayatı daha iyi gösterirken aslında onun içini boşaltan her şeydir. Alkol bağımlılığında genetik faktörler en başta gelse de cinsiyet, çevresel ve kültürel faktörler de belirleyicidir. Riskli içme davranışını azaltmak adına sadece bireysel çabalar yeterli değildir. Üniversite kampüslerinin ve sosyal normların dönüştürülmesi, grup baskısının azaltılması ve bilinçlendirme çalışmaları da büyük önem taşımaktadır,” dedi.</p>
<p><b>“Kumar bir ‘beyin hastalığıdır’”</b></p>
<p>         Kumarın bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Ayça Çınaroğlu Asar, “Kumar; tıpkı grip gibi semptomları olan, tanı koyabildiğimiz ve bu sayede tedavisini de uygulayabildiğimiz bir hastalıktır. Ona ‘beyin hastalığı’ dememizin sebebi, beyin inceleme çalışmalarında gözle görülmese bile işlevsel değişikliklerin saptanmasıdır; özellikle duygusal düşünme ve karar verme süreçlerinde işlevsel bozulmalar görüyoruz. Sürecin evrelerine baktığımızda; ‘kazanma evresi’nde oluşan ‘kontrol bende’ hissi, ümit duygusunu perçinler. ‘Kaybetme evresi’nde ise ‘toparlayabilirim’ düşüncesi hâkim olur; kişi, o an vazgeçerse her şeyin boşa gideceğine inanır. Genellikle danışanlarımızla karşılaştığımız son evre olan ‘tükenme evresi’nde ise kişi; ‘ne önemi var ki, her şey bitti’ düşüncesiyle yalnızlaşır ve intihara meyilli hale gelir” dedi</p>
<p><b>“Teknolojiyi bilinçsiz kullanmanın yarattığı ruhsal riskler”</b></p>
<p><b>         </b>Teknoloji bağımlılığının ciddiyetine dikkat çeken Uzm. Psk. Enes Kaan Karaçengel,<b> “</b>Teknoloji bağımlılığı, teknoloji ve internetin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tanım çok tanıdık gelebilir çünkü benzer davranışlar artık hemen hepimizde mevcut. Ancak unutulmamalıdır ki ruhsal bozukluklar, bağımlılığa zemin hazırlar. Özellikle depresyon tanısı olan bir bireyin internet bağımlısı olma riski oldukça yüksektir. Depresyon hafife alınacak bir durum değildir, hayati riskler dahi taşıyabilir. Benzer şekilde içe kapanık ve dürtüsel kişiler de risk altındadır. Çünkü bu kişilerde, sanal dünyada kendine yeni bir kimlik edinme ve kendini orada ‘bulma’ düşüncesi hâkim olabilmektedir. Aile etkisi de yadsınamaz, ebeveynlerinden bağımlılık modellemesi alan çocukların risk düzeyi çok daha fazladır. Bu noktada, bağımlı bireylerden cihazların zorla alınması yoksunluk belirtilerini artıracağından, bu tür sert tutumlardan kaçınılmalı ve süreç ailece yönetilmelidir. Tedavide esas amacımız, kişinin teknoloji kullanımının altında yatan nedenleri ortaya çıkarmaktır. Pandemiyle artan tablet ve ekran kullanımının bu süreçleri tetiklediğini görüyoruz. Bu konuda zorlanan aileler, Yeşilay’ın ücretsiz danışmanlık hizmetlerinden veya Ege Üniversitesi bünyesindeki İnternet Bağımlılığı Polikliniğinden destek alabilirler” diye konuştu.</p>
<p>Etkinlik, soru cevap bölümünün ardından Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nuran Erol Işık ve Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ebru Çetin’in konuşmacılara belge takdim etmesiyle sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-bagimlilik-sosyoloji-bolumunun-duzenledigi-panel-ile-her-yonuyle-ele-alindi-595132">EÜ&#8217;de bağımlılık Sosyoloji bölümünün düzenlediği panel ile her yönüyle ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gölge yapay zekâ çalışanlar için kolaylık, şirketler için risk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/golge-yapay-zeka-calisanlar-icin-kolaylik-sirketler-icin-risk-595074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 07:53:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[araçlarını]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanlar]]></category>
		<category><![CDATA[gölge]]></category>
		<category><![CDATA[Gölge Yapay Zekâ]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylık]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskleri]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595074</guid>

					<description><![CDATA[<p>OpenAI’ın ChatGPT aracının 2023’te büyük başarı elde etmesinden bu yana, chatbot ilk iki ayında 100 milyon kullanıcıya ulaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/golge-yapay-zeka-calisanlar-icin-kolaylik-sirketler-icin-risk-595074">Gölge yapay zekâ çalışanlar için kolaylık, şirketler için risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>OpenAI’ın ChatGPT aracının 2023’te büyük başarı elde etmesinden bu yana, chatbot ilk iki ayında 100 milyon kullanıcıya ulaştı. Çalışanlar, hayatlarını kolaylaştıracak üretken yapay zekânın potansiyelinden çok etkilendiler. Microsoft, yapay zekâ kullanıcılarının yüzde 78’inin artık kendi araçlarını işe getirdiğini tahmin ediyor. Bu durum kurumsal yapılarda güvenlik risklerini de beraberinde  getiriyor. Siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri olan ESET, gölge yapay zekâyı mercek altına aldı. </strong></p>
<p>Gölge yapay zekâ, kurumsal denetim olmaksızın kullanılan yetkisiz yapay zekâ araçlarını ve teknolojilerini ifade ediyor. ChatGPT, Gemini veya Claude gibi popüler sohbet robotları, cep telefonlarına veya evden çalışma dizüstü bilgisayarlarına kolayca indirilip kullanılabiliyor. Bu robotlar, bazı çalışanlara iş yükünü azaltma, teslim tarihlerini kolaylaştırma ve daha yüksek değerli görevlere zaman ayırma gibi cazip bir olasılık sunuyor. </p>
<p>ChatGPT gibi bağımsız uygulamalar, gölge yapay zekâ sorunlarının büyük bir kısmını oluşturur. Ancak bunlar sorunun tüm boyutunu temsil etmez. Bu teknoloji, tarayıcı uzantıları aracılığıyla da işletmelere sızabilir. Hatta kullanıcıların BT departmanının bilgisi olmadan etkinleştirdiği meşru iş yazılımı ürünlerinde de bulunabilir. Bir de ajanlı yapay zekâ var: Otonom ajanlar etrafında şekillenen ve insanlar tarafından kendilerine verilen belirli görevleri bağımsız olarak tamamlamak üzere tasarlanmış yapay zekâ inovasyonunun bir sonraki dalgası. Doğru koruma önlemleri alınmazsa bu ajanlar hassas veri depolarına erişebilir ve yetkisiz veya kötü niyetli eylemler gerçekleştirebilir. Farkına varıldığında ise artık çok geç olabilir.</p>
<p><strong>Gölge yapay zekâ riskleri nelerdir?</strong></p>
<p>Bunların tümü, kuruluşlar için büyük potansiyel güvenlik ve uyumluluk riskleri oluşturuyor. Her komutta, çalışanların hassas veya düzenlemeye tabi verileri paylaşma riski vardır. Bu veriler toplantı notları, IP, kod veya müşteri ya da çalışanların kişisel olarak tanımlanabilir bilgileri  olabilir. Girilen her şey modeli eğitmek için kullanılır, gelecekte diğer kullanıcılara aktarılabilir. Üçüncü taraf sunucularda depolanır. Bu durum chatbot geliştiricisinin çalışanlarının hassas bilgilerini görmesine olanak tanıyarak kuruluşu daha da riske atar. Çinli sağlayıcı DeepSeek’te olduğu gibi, veriler bu sağlayıcı tarafından sızdırılabilir veya ihlal edilebilir. Sohbet robotları, kuruluşu farkında olmadan hedefli tehditlere maruz bırakan yazılım güvenlik açıkları veya arka kapılar içerebilir. İş amaçlı bir sohbet robotu indirmek isteyen herhangi bir çalışan, makinesinden gizli bilgileri çalmak için tasarlanmış kötü amaçlı bir sürümü yanlışlıkla yükleyebilir. Bu amaçla açıkça tasarlanmış birçok sahte GenAI aracı bulunmaktadır. Kodlama araçlarının izinsiz kullanımı, çıktıların uygun şekilde incelenmemesi durumunda müşteriye sunulan ürünlere istismar edilebilir hatalar getirebilir. Modeller önyargılı veya düşük kaliteli verilerle eğitilmişse yapay zekâ destekli analiz araçlarının kullanımı bile riskli olabilir ve hatalı karar almaya yol açabilir. Gölge yapay zekâ ile bağlantılı güvenlik ihlalleri, uyum cezaları da dâhil olmak üzere önemli mali ve itibar kaybına neden olabilir. </p>
<p><strong>Riskleri azaltmak için neler yapılabilir?</strong></p>
<p>Risklerle başa çıkmak için bulduğunuz her yeni gölge yapay zekâ aracını bir reddetme listesine eklemek yeterli olmayacaktır. Bu teknolojilerin kullanıldığını kabul etmeniz, ne kadar yaygın ve hangi amaçlarla kullanıldığını anlamanız ve ardından gerçekçi bir kabul edilebilir kullanım politikası oluşturmanız gerekir. Güvenlik ve uyum risklerinin nerede olduğunu anlamak için şirket içi testler yapılmalıdır. Belirli araçların yasaklandığı durumlarda, kullanıcıları bu araçlara geçmeye ikna edebileceğiniz alternatifler bulmaya çalışın. Ayrıca çalışanların henüz keşfetmediğiniz yeni araçlara erişim talep edebilecekleri sorunsuz bir süreç oluşturun. Çalışanlara eğitim verin ve  gölge yapay zekâ kullanarak ne gibi riskler alabileceklerini bildirin. Veri sızıntısı risklerini azaltmak ve yapay zekâ kullanımına ilişkin görünürlüğü artırmak için ağ izleme ve güvenlik araçlarını değerlendirin.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/golge-yapay-zeka-calisanlar-icin-kolaylik-sirketler-icin-risk-595074">Gölge yapay zekâ çalışanlar için kolaylık, şirketler için risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 21:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüde]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanserinin en çarpıcı yönlerinden biri, büyük ölçüde önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişmesidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030">Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Akciğer kanserinin en çarpıcı yönlerinden biri, büyük ölçüde önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişmesidir. Riskleri ve nedenleri çok net olan akciğer kanserinin önlenebilirlik oranı da çok yüksektir. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Balcı, Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, hastalığın büyük ölçüde önlenebilir olduğunu ve erken tanının hayat kurtardığını vurguladı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Hastaların Yarısı İleri Evrede Tanı Alıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 2,5 milyon kişinin akciğer kanseri tanısı aldığını ve 1,8 milyon kişinin bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Balcı; “Rakamlar, akciğer kanserini hem en sık görülen hem de en ölümcül kanser türü konumuna getiriyor. Türkiye’de yıllık 31 bin yeni vaka ve 25 bin ölüm ile yaygın ve yüksek ölümcüllüğü olan bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Akciğer kanserinin, erkeklerde görülme olasılığı yüz binde 55,9, kadınlarda yüz binde 11,2 olarak bildiriliyor. Türkiye’de akciğer kanseri vakalarının yaklaşık %25-30’u yakın lenf nodlarına yayılım olduğunda, %50-55’i ise uzak organlara yayılım olduğunda tanılanabiliyor. Yani, ortalama %80-85’i ileri evrede tanılanan akciğer kanseri vakalarında erken teşhis oranları oldukça düşük. Bu da tedavinin başarısını ve sağ kalımı büyük ölçüde azaltıyor. Bu nedenle koruyucu önlemler, risk gruplarına yönelik bilinçlendirme ve tarama programlarının geliştirilmesi büyük önem taşıyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Türkiye’de, Erkek Hastalarda Görülen Akciğer Kanserinin Büyük Çoğunluğu Tütün ile İlişkili”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akciğer kanserinin risk ve nedenlerine değinen Balcı; “Sigara ve tütün ürünleri en büyük tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Akciğer kanserinin %85–90’ı sigara kullanımına bağlı olarak gelişiyor. Türkiye’de, erkeklerde görülen vakaların büyük çoğunluğunun tütünle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Elektronik sigara, nargile, puro ve pipo da aynı derecede risk taşıyor. Görünmeyen risk olarak karşımıza çıkan pasif içicilik durumunda ise ev, iş yeri veya kapalı alanlarda sigara dumanına maruz kalmak, akciğer kanseri riskini ciddi biçimde artırıyor. Çocuklar ve kadınlar bu riskten daha fazla etkileniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Büyük şehirlerde artan hava kirliliği, akciğer dokusuna zarar vererek kanser gelişimine zemin hazırlıyor. Asbest, radon, dizel egzozu, ağır metaller ve kimyasal dumanlara mesleki maruziyet; madenciler, sanayi işçileri ve inşaat çalışanları başta olmak üzere birçok meslek grubunda hastalık riskini artırıyor. KOAH gibi hastalıklar ve ailede akciğer kanseri öyküsü de risk oluşturuyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Akciğer Kanseri Riskini Azaltmanın Püf Noktaları</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dr. Balcı, akciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilen ve erken tanı ile hasta hayatının kurtarılabilir olduğunu dile getirerek alınması gereken önlemleri şu şekilde sıraladı; “Sigaranın bırakılması en etkili koruyucu yöntemdir. Sigara bırakıldıktan sonra ilk yılda risk belirgin şekilde azalır, 10–15 yıl içinde risk, hiç sigara içmemiş kişiye yakın seviyeye düşebilir. Bu konuda ülkemizde Ulusal Sigara Bırakma Poliklinikleri ücretsiz destek sunuyor. Pasif içicilikten korunulması, ev ve iş yerlerinde tamamen dumansız alan oluşturulması, çocukların ve hassas grupların korunması açısından kritik önem taşıyor. Hava kalitesi uyarılarının takip edilmesi, gerekli günlerde maske kullanımı, kentsel temizlik ve çevre politikalarının desteklenmesi riskleri azaltıyor. Yüksek riskli sektörlerde çalışanların koruyucu ekipman kullanması, ortam havalandırmasının iyileştirilmesi ve düzenli sağlık taramaları hayati önem taşıyor.  Özellikle uzun süre sigara içmiş 50 yaş üzeri yüksek riskli bireyler için düşük doz bilgisayarlı tomografi ile tarama öneriliyor. Nitekim, erken evrede yakalanılan akciğer kanserinde, 5 yıllık sağ kalım oranı %60’ın üzerine çıkabiliyor. Düzenli egzersiz, sebze-meyve ağırlıklı beslenme ve hava kalitesine dikkat etmek, riski azaltan diğer önemli faktörlerdir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı, Hayat Kurtarır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akciğer kanserinin dünyada ve Türkiye’de en ölümcül kanser türü olmaya devam ettiğine değinen Balcı; “Hastalığın nedenlerinin büyük bir kısmının önlenebildiği gibi erken tanı tedavi şansını önemli düzeyde artırıyor. Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında atılacak adımlardan olan sigarayı bırakma, riskli bireylerin taranması, toplumların bilinçlendirilmesi faaliyetleri ile binlerce kişinin kaderi değiştirilebilir” diyerek erken tanının, yaşam süresini uzatmanın ve tedavinin başarısını artırmanın en önemli adımı olduğuna dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030">Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den İklim Dirençliliği İçin Ortak Akıl Toplantısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-iklim-direncliligi-icin-ortak-akil-toplantisi-593772</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Nov 2025 18:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[deste]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[dirençliliği]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğini]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[Kırılgan]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğine karşı kentin kırılganlığını değerlendirmek ve dirençlilik stratejileri oluşturmak amacıyla ilgili kurum temsilcileri ve akademisyenlerin katılımıyla toplantı düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-iklim-direncliligi-icin-ortak-akil-toplantisi-593772">Büyükşehir&#8217;den İklim Dirençliliği İçin Ortak Akıl Toplantısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğine karşı kentin kırılganlığını değerlendirmek ve dirençlilik stratejileri oluşturmak amacıyla ilgili kurum temsilcileri ve akademisyenlerin katılımıyla toplantı düzenledi. 39 kurum temsilcisi ve akademisyenin katıldığı toplantı, kentte iklim değişikliğine bağlı risklerin ortak akılla değerlendirilmesine zemin hazırladı.</p>
<p>“İklim Değişikliğine Hazırlıklı Manisa İçin Dirençlilik Stratejileri Geliştirilmesi” kapsamında gerçekleştirilen toplantıya Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Ata Temiz, daire başkanları, şube müdürleri, ilçe belediyelerinin ilgili personelleri ve akademisyenler katıldı.</p>
<p><b>“Çocuklarımızın Geleceğini Şekillendirmek İçin Bir Araya Geldik”</b></p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, iklim değişikliğinin artık yalnızca çevresel bir mesele olmadığını, kentlerin geleceğini doğrudan etkileyen ciddi bir risk unsuru haline geldiğini söyledi. Deste, “Bugün burada Manisa’nın geleceğini, çocuklarımızın geleceğini şekillendirmek için bir araya geldik. Manisa, tarihi boyunca bereketin, üretimin ve çalışkanlığın şehri olmuştur. Hem tarımı hem sanayisi ile ülkemizin lokomotif kentlerinden biri olmaya devam ediyor. İklim değişikliği birçok coğrafyada olduğu gibi Manisa’mızda da etkisini göstermeye başladı. Kuraklık bugün yazdan kalma bir endişe değil; resmi bir afet türü olarak tanımlanan somut ve acil bir risktir. Baraj seviyelerinden yeraltı sularına, tarımdaki verim kaybından şehir içi sıcaklık farklarına kadar pek çok değişikliği hepimiz yaşıyoruz. Amacımız, Manisa’nın iklim değişikliğine karşı kırılganlığını doğru şekilde değerlendirmek, riskleri analiz etmek ve şehrimizi geleceğe hazırlayacak dirençlilik stratejisini oluşturmaktır” dedi.</p>
<p><b>“Beklentimiz, Yalnızca Katılımcı Değil; Sürecin Bir Parçası Olmanızdır”</b></p>
<p>İklim risk ve kırılganlık değerlendirmesinde uluslararası kabul görmüş araçları bütünleşik biçimde kullandıklarını ifade eden Deste, “Bu sayede yalnızca bugünün sorunlarını tespit etmiyor, geleceğin risklerini de haritalandırıyoruz. Ulusal mevzuatımız, Paris Anlaşması ve 2053 net sıfır hedefi ile Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) güncelleme çalışmaları bize önemli bir yol sunuyor. Yakında imzalanması planlanan Küresel Belediye Başkanları Sözleşmesi ile Manisa’yı uluslararası ölçekte iklim dirençliliği alanında sorumluluk üstlenen şehirlerden biri haline getireceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Deste, tüm kurumların katkısının önemine vurgu yaparak şöyle devam etti: “Bu süreç yalnızca teknik bir çalışma değil; Manisa’nın denge ve direnç sınavı olacak. Tarımımızı, sanayimizi, su kaynaklarımızı, doğal alanlarımızı ve toplumsal yaşamımızı sürdürülebilir kılmak için ortak mücadele yürütüyoruz. Sizlerden beklentimiz yalnızca katılımcı olmanız değil; sürecin takipçisi ve bir parçası olmanızdır. Tehlikelerin tanımlanması, kırılgan alanların belirlenmesi ve çözüm önerilerinin oluşturulması ancak sizlerin katkısıyla anlam kazanacaktır.”</p>
<p><b>“Manisa’nın Geleceğini Güvence Altına Alan Bir Dönüşüm Adımı”</b></p>
<p>Genel Sekreter Burak Deste, iklim değişikliğinin artık gelecekte karşılaşılacak bir sorun değil, bugünün somut gerçeği olduğunu ifade etti. Genel Sekreter Deste, “Manisa gibi hem tarım hem sanayi ile büyüyen bir şehirde su yönetimi, enerji verimliliği, afet hazırlığı, toprak kaybı, sıcaklık dalgalanmaları ve ekosistem dayanıklılığı artık ertelenemeyecek başlıklardır. Bu şehri iklim risklerine karşı hazırlamak zorundayız. Doğru planlama ve kararlı adımlarla Manisa’yı iklime dirençli şehirler arasında konumlandırabiliriz. Büyükşehir Belediyesi olarak bu süreci yalnızca bir proje değil; Manisa’nın geleceğini güvence altına alan bir dönüşüm adımı olarak görüyoruz. Çalışmalarımızı bilimsel veriler, şeffaflık ve güçlü iş birliği ile sürdüreceğiz. Bu toplantı yalnızca bir başlangıçtır. Buradan çıkacak analizler ve öneriler, Manisa’nın kırılganlık haritasına ve oluşturacağımız stratejilere yön verecek. Gelecekte kullanılacak fonlardan proje paketlerine kadar birçok alanda şehrimize hizmet edeceğiz” dedi.</p>
<p><b>Manisa’da Öne Çıkan İklim Riskleri Belirlendi</b></p>
<p>Toplantı kapsamında, Manisa’nın iklim değişikliğine karşı en yüksek kırılganlık gösterdiği alanlar kurum temsilcileri ve akademisyenlerle birlikte değerlendirildi. Manisa için öne çıkan başlıca iklim riskleri kuraklık, orman yangınları, kentsel ısı adası etkisi ve taşkın/sel riski olarak belirlendi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-iklim-direncliligi-icin-ortak-akil-toplantisi-593772">Büyükşehir&#8217;den İklim Dirençliliği İçin Ortak Akıl Toplantısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-2-593539</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2025 07:43:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerden]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Sigara]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[inmeye]]></category>
		<category><![CDATA[kalbe]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sevim]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593539</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-2-593539">Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim</strong> “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, <strong>19 Kasım Dünya KOAH Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara  kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim</strong> şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.”</p>
<p><strong>Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor!</strong></p>
<p>Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.”</p>
<p><strong>Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek!</strong></p>
<p>Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.”</p>
<p><strong>Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</strong></p>
<p>Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-2-593539">Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Onlayer, Seri A yatırım turunda 8,2 milyon dolar yatırım aldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/onlayer-seri-a-yatirim-turunda-82-milyon-dolar-yatirim-aldi-592746</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 08:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aldı]]></category>
		<category><![CDATA[banka]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[capital]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[fintek]]></category>
		<category><![CDATA[girişim]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[onlayer]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[seri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[turunda]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bankalar, ödeme kuruluşları ve fintek’lerin kurumsal müşterilerinde gelir, uyum ve risk yönetimini tek platformda birleştiren fintek şirketi Onlayer, 8,2 milyon dolar tutarındaki Seri A yatırım turunu başarıyla tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/onlayer-seri-a-yatirim-turunda-82-milyon-dolar-yatirim-aldi-592746">Onlayer, Seri A yatırım turunda 8,2 milyon dolar yatırım aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bankalar, ödeme kuruluşları ve fintek’lerin kurumsal müşterilerinde gelir, uyum ve risk yönetimini tek platformda birleştiren fintek şirketi Onlayer, 8,2 milyon dolar tutarındaki Seri A yatırım turunu başarıyla tamamladı. Oleka Capital liderliğinde gerçekleştirilen yatırım turunda Emirates NBD Grubu bünyesinde yer alan DenizBank’ın girişim sermayesi kolu Deniz Ventures, Revo Capital, Türkiye Kalkınma Fonu (INVEST101) ve Sandeep Gomes yeni yatırımcılar olarak yer alırken, tura mevcut yatırımcılardan Vestel Ventures ve Tacirler Portföy Yönetimi ortaklığında yönetilen Gelecek Etki Fonu da katıldı. Onlayer, aldığı yatırımla Orta Doğu, Afrika ve Asya Pasifik bölgelerindeki hızlı büyüme planlarını desteklemeyi hedefliyor. </p>
<p><strong>Küresel kart şeması lisansına sahip Türkiye ve Avrupa’daki ilk MMSP</strong></p>
<p>Son dönemin dikkat çeken fintek şirketleri arasında yer alan ve Londra, Dubai ve Suudi Arabistan’daki ofisleriyle birlikte toplamda 12 ülkede faaliyet gösteren Türkiye merkezli Onlayer, bankalar, ödeme kuruluşları ve fintek’ler için uçtan uca üye işyeri yönetim platformu sunuyor. Bu doğrultuda üye işyeri ediniminden risk ve uyum yönetimine, PCI-DSS ve AML denetimlerinden dolandırıcılık tespitine kadar finansal kurumların risklerini tespit eden ve kurumsal müşteri ilişkilerini yeniden tanımlayan şirket, kısa süre önce Türkiye ve Avrupa’da, küresel kart şeması akreditasyonuna sahip ilk lisanslı Üye İş Yeri İzleme Servis Sağlayıcısı (Merchant Monitoring Service Provider -MMSP) olma unvanını da aldı. </p>
<p><strong>Harputlu: “Global standartları yeniden tanımlıyoruz”</strong></p>
<p>Onlayer Kurucu Ortağı ve CEO’su Kıvanç Harputlu yatırıma ilişkin şunları söyledi: “Onlayer’ın 6. yılında, tüm ekibimizin, müşterilerimizin, yatırımcılarımızın büyük emekleri ve Türkiye’nin bankacılık olgunluğundan öğrendiklerimiz sayesinde bugün dünya çapında global standartları yeniden tanımlayan öncü bir oyuncu olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu yatırım ile birlikte hizmet verdiğimiz bu dikeyde dünyanın lider teknoloji sağlayıcısı olma hedefimiz doğrultusunda var gücümüzle çalışacağız.”</p>
<p><strong>Sözdinler: “Bölgesel bir lider ve uluslararası bir oyuncu olacak”</strong></p>
<p>Oleka Capital Yönetici Ortağı İlker Sözdinler ise konuya ilişkin şunları söyledi: “Onlayer, finansal kuruluşların kurumsal müşterileriyle ilişkilerini temelden değiştiriyor. Büyüme fonumuzun ilk yatırımı olarak bu tura liderlik etmekten gurur duyuyoruz. Onlayer’ın Türkiye’deki başarısı, ürünün ve ekibin yeni pazarlara hazır olduğunu gösteriyor. Yatırımımızla şirketin pazar hâkimiyetini güçlendirecek ve MENA’da büyümesini destekleyeceğiz. Yakın gelecekte bölgesel bir lider ve uluslararası bir oyuncu olacak bir şirkete yatırım yapıyoruz.”</p>
<p><strong>Bayrakdar: “Riski daha akıllı yönetme gücü kazandırıyor”</strong></p>
<p>Finansın geleceğinin, teknolojiyle regülasyonun kesişim noktasında şekillendiğini ifade eden Revo Capital Kurucu Ortağı ve Yönetici Direktörü Cenk Bayrakdar da yatırıma dair şu değerlendirmede bulundu: “Onlayer, TechFin vizyonunun en güçlü örneklerinden biri olarak, uyumluluğu yalnızca bir zorunluluk değil, finansal büyümeyi hızlandıran bir değer katmanına dönüştürüyor. Artan regülasyonlarla birlikte, Onlayer’ın ölçeklenebilir platformu bankalara ve ödeme kuruluşlarına riski daha akıllı, daha veriye dayalı ve operasyonel olarak verimli bir şekilde yönetme gücü kazandırıyor. Türkiye’den doğan bir fintek altyapı şirketinin, küresel finansal sistemin güven ve uyum katmanında stratejik bir rol üstlenebileceğini gösteriyor. Revo Capital olarak, sermayemiz, uluslararası ağımız ve büyüme platformumuzla Onlayer’ın bu yolculuğuna eşlik etmekten büyük heyecan duyuyoruz.”</p>
<p><strong>Altuğ: “Ülkemizin kalkınmasında kritik rol üstlenen girişimlere desteğimizi sürdürüyoruz” </strong></p>
<p>Kalkınma Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi A.Ş. (Türkiye Kalkınma Fonu) Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Elif Emirli Altuğ bu yatırımın önemini şu şekilde ifade etti: “Ülkemizin kalkınması için kritik önem taşıyan, teknolojinin farklı alanlarında faaliyet gösteren girişimleri çeşitli alt fonlarımız aracılığıyla destekleme misyonumuzu sürdürüyoruz. Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz yatırımlarımızdan biri olan Onlayer’ın banka ve ödeme kuruluşlarındaki risk yönetimi süreçlerini akıllı hale getirmeyi hedefleyen serüvenine katılım sağlamaktan mutluluk duyuyoruz.” </p>
<p><strong>Düz: “Onlayer ekibinin yanında olmaya devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Onlayer’in ilk kurumsal yatırımcısı ve mevcut yatırımcılarından Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi A.Ş. Koordinatörü Selami Düz ise şunları söyledi:  “Onlayer’ın ilk kurumsal yatırımcısı olarak 2020 yılından bu yana şirketin stratejik büyüme yolculuğuna eşlik etmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu yeni yatırım turunda aramıza katılan güçlü yatırımcılarla birlikte Onlayer’ın küresel ölçekteki hedeflerine çok daha hızlı ve sağlam adımlarla ilerleyeceğine inanıyoruz. Maxis olarak bu heyecan verici yolculukta Onlayer ekibinin yanında olmaya ve desteğimizi sürdürmeye devam edeceğiz.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/onlayer-seri-a-yatirim-turunda-82-milyon-dolar-yatirim-aldi-592746">Onlayer, Seri A yatırım turunda 8,2 milyon dolar yatırım aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aort Anevrizması Riskini Azaltan 5 Altın Önlem!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aort-anevrizmasi-riskini-azaltan-5-altin-onlem-592445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[Anevrizma]]></category>
		<category><![CDATA[anevrizması]]></category>
		<category><![CDATA[aort]]></category>
		<category><![CDATA[Aort Anevrizması]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[balon]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592445</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı hastalıklar hiç belirti vermeden, vücutta sinsi bir şekilde ilerleyerek hayati riske yol açabilecek boyutlara geldiğinde kendisini belli ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aort-anevrizmasi-riskini-azaltan-5-altin-onlem-592445">Aort Anevrizması Riskini Azaltan 5 Altın Önlem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı hastalıklar hiç belirti vermeden, vücutta sinsi bir şekilde ilerleyerek hayati riske yol açabilecek boyutlara geldiğinde kendisini belli ediyor. Abdominal aort anevrizması, yani karın ana atardamarının balonlaşması da bu rahatsızlıkların başında geliyor. Sigara, yüksek tansiyon ve damar sertliğinin neden olabildiği abdominal aort anevrizmaları erken teşhisle tedavi edilebiliyor. Takip ve tedavi edilmediği takdirde iç kanamalar dahil birçok rahatsızlığı sebep olabilen abdominal aort anevrizması, balonlaşmanın çapı ve yerleşimine göre hastaya özel tedavi planlarıyla ortadan kaldırılabiliyor. 5 cm’nin altındaki anevrizma genişlemeleri olan hastalar takip altına alınırken, daha geniş balonlaşmalar açık veya kapalı ameliyatlarla onarılabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Aycan Kavala, abdominal aort anevrizması ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Aort damarındaki problemler tüm vücudu etkiliyor</strong></p>
<p>Aort, kalpten çıkan ve vücuttaki tüm organ ve dokulara temiz kan taşıyan en büyük damar olduğu için, bu damarla ilgili problemler bütün vücudu olumsuz etkileyebilir. Zamanla damar duvarı zayıflarsa, özellikle karın bölgesinde bir kısım genişleyip balon gibi şişer. Bu genişleme Abdominal Aort Anevrizması (AAA) olarak isimlendirilir. Normalde aort çapı yaklaşık 2 santimetredir. Eğer bu çap 3 santimetreyi geçerse anevrizmadan bahsedilir. 5–5.5 santimetreye ulaşırsa, patlama (rüptür) riskini artırır. Anevrizmanın en önemli nedenleri şunlardır; </p>
<ul>
<li>Sigara kullanımı (en büyük risk faktörü)</li>
<li>Hipertansiyon (yüksek tansiyon)</li>
<li>Damar sertliği (ateroskleroz)</li>
<li>Erkek cinsiyet</li>
<li>İleri yaş</li>
<li>Genetik yatkınlık </li>
</ul>
<p><strong>Ailede varsa risk 4-6 kat artıyor</strong></p>
<p>Ailesinde aort anevrizması öyküsü olan kişilerde bu hastalığın görülme riski 4–6 kat artar. Bu nedenle ailesinde “aort anevrizması” tanısı olan kişilerin birinci derece yakınlarının mutlaka tarama yaptırması gerekir. Özellikle baba veya erkek kardeşinde anevrizma olan erkeklerin 55 yaşından sonra, kadınların ise 65 yaşından sonra taramadan geçmesi önerilir. Tarama çok basittir, sadece karın ultrasonu (Abdominal Ultrasonografi) ile anevrizma varlığı saptanabilir. Gerektiğinde daha detaylı inceleme için BT anjiyo yapılır. Anevrizma geliştiğini ilaçla küçültmek mümkün değildir. Ancak alınan bu önlemlerle büyüme hızı yavaşlatılabilir;    </p>
<ol>
<li>Sigaradan uzak durmak</li>
<li>Tansiyonu kontrol altında tutmak</li>
<li>Kolesterol ve şekeri düzenlemek</li>
<li>Ağır kaldırmaktan kaçınmak</li>
<li>Düzenli doktor kontrolünü yaptırmak</li>
</ol>
<p><strong>Karındaki el bombası olarak ifade ediliyor</strong></p>
<p>Abdominal aort anevrizması, sessiz ama tehlikeli bir hastalıktır. Kendini hissettirmeden yıllarca büyür. Bu nedenle damar hekimleri tarafından karındaki el bombası olarak isimlendirilir. Çünkü bir gün patladığında hastada ölümcül sonuçlar doğurabilir. Aort anevrizması patladığında, karın içine ani ve büyük miktarda kanama olur. Hastalar çoğu zaman hastaneye ulaşamadan hayatını kaybeder. Rüptüre olmuş anevrizmalarda ölüm oranı %80’in üzerindedir. Bu yüzden erken tanı, tedaviden bile önemlidir. Karında atım hissi, sürekli dolgunluk ya da ailede anevrizma öyküsü olan kişilerin vakit kaybetmeden mutlaka bir kalp damar cerrahına başvurması gerekir. </p>
<p><strong>Tedavi kişiye özel olarak planlanıyor</strong></p>
<p>Abdominal aort anevrizması erken teşhis ile tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Tedavi, anevrizmanın büyüklüğüne ve yerine göre değişir. 5,5 santimetreyi geçen veya hızla büyüyen anevrizmalarda cerrahi tedavi gerekebilir. Açık cerrahide karın açılarak, balonlaşan damar bölümü sentetik bir damar greftiyle değiştirilir. Kapalı (EVAR &#8211; Endovasküler Anevrizma Onarımında ise kasık damarından girilerek, stent-greft adı verilen özel bir protez damarın içine yerleştirilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aort-anevrizmasi-riskini-azaltan-5-altin-onlem-592445">Aort Anevrizması Riskini Azaltan 5 Altın Önlem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-592442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerden]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Sigara]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[inmeye]]></category>
		<category><![CDATA[kalbe]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sevim]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-592442">Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim</strong> “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, <strong>19 Kasım Dünya KOAH Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara  kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim</strong> şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.”</p>
<p><strong>Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor!</strong></p>
<p>Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.”</p>
<p><strong>Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek!</strong></p>
<p>Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.”</p>
<p><strong>Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</strong></p>
<p>Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-592442">Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktöre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanseri hem ülkemizde hem de dünyada en sık görülen ve en fazla yaşam kaybına neden olan kanser türü olarak önemini koruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168">Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri hem ülkemizde hem de dünyada en sık görülen ve en fazla yaşam kaybına neden olan kanser türü olarak önemini koruyor. Artan çevresel risk faktörleri, sigara kullanımı ve geç belirti vermesi nedeniyle hastalık toplum sağlığı açısından kritik bir konumda bulunuyor. 2025 yılında tanı ve tedavide yaşanan gelişmeler ise pek çok hasta için yeni bir umut döneminin başlangıcını işaret ediyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “17 Kasım Dünya Akciğer Kanseri Günü” kapsamında hastalıkla ilgili güncel verileri ve yeni tedavi yaklaşımlarını paylaştı.</p>
<p><strong>Her yıl 2.5 milyon kişi akciğer kanserine yakalanıyor </strong></p>
<p>Akciğer kanseri, dünya genelinde hala en sık görülen ve en çok can kaybına neden olan kanser türüdür. 2022 yılı verilerine göre her yıl dünyada yaklaşık 2.5 milyon kişi bu hastalığa yakalanmakta ve bu, tüm kanser vakalarının yüzde 12’sine denk gelmektedir. Aynı yıl içinde ise 1.8 milyon kişi akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu da kansere bağlı yaşam kayıplarının neredeyse beşte birinin tek başına bu hastalıktan kaynaklandığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Ülkemizde her yıl 41 bin yeni vaka</strong></p>
<p>Ülkemizde de tablo dünya ile paralellik göstermektedir. 2022 verilerine göre ülkemizde her yıl yaklaşık 41 bin yeni akciğer kanseri vakası tespit edildi ve akciğer kanseri Türkiye’de en sık görülen kanser konumunda. Aynı yıl 38 bin 500 kişi bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Yani ülkemizde kansere bağlı her üç ölümden biri akciğer kanserinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Çevresel faktörler genetikten çok daha baskın</strong></p>
<p>Genetik yatkınlık bazı kişilerde önemli rol oynasa da toplam risk durumuna bakıldığında çevresel faktörler çok daha baskın durumdadır. Akciğer kanserinin artık çoğunlukla çevresel nedenlerle ortaya çıktığı söylenebilir.</p>
<ol>
<li>Sigara: Vakaların yaklaşık yüzde 70’i sigaraya bağlı</li>
<li>Hava kirliliği: PM2.5 her 10 µg arttığında ölüm riski yüzde 8 artıyor</li>
<li>Radon gazı: Sigara içmeyenlerde en önemli risk faktörü</li>
<li>Mesleki maruziyetler: Asbest, silika, dizel egzozu, kaynak dumanı</li>
<li>Pasif içicilik </li>
<li>Geçmişte akciğer hastalığı öyküsü olması</li>
</ol>
<p><strong>Kadınlarda neden akciğer kanseri artıyor?</strong></p>
<p>Erkeklerde yeni vaka sayısı son yıllarda azalma eğilimindeyken, kadınlarda dikkat çekici bir artış söz konusu. Kadınlarda özellikle “adenokarsinom” adı verilen alt tip daha sık görülmekte ve bu tip, hiç sigara içmemiş kişilerde görülen akciğer kanserlerinin büyük kısmını oluşturmaktadır. </p>
<p>Akciğer kanseri erkeklerde daha sık görülse de kadınlardaki artışın da önemsenmesi gerekmektedir. Artan sigara kullanımı, ev içi duman ve yemek buharı, odun veya kömür sobası dumanı, pasif içicilik, hormonların hücresel dönüşüme etkisi, genetik yatkınlıkların çevresel faktörlerle birleşmesi bunun en önemli nedenleri arasındadır. Kısacası kadınlar hiç sigara içmeseler bile akciğer kanserine yakalanma riskleri erkeklere göre bir miktar daha yüksek olmaktadır.</p>
<p><strong>E-sigara zararsız değil!</strong></p>
<p>Elektronik sigaraların ise sanıldığı kadar masum olmadığının bilinmesi gerekmektedir. 2025’te yapılan geniş analizlerde e-sigara kullanan kişilerde kanserle ilişkili biyobelirteçlerin yükseldiği tespit edilmiştir. Nikotin bağımlılık yapmakta ve gençlerde geleneksel sigaraya başlama oranını 3 kat artırmaktadır. Akciğer kanserinin yaklaşık yüzde 70’i sigaradan kaynaklanmaktadır. Sigarayı tamamen hayatımızdan çıkardığımızda, akciğer kanseri neredeyse yok olacak denilebilir.</p>
<p><strong>Akciğer kanserinde erken tanı için bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Özellikle 40 yaş üzeri ve sigara içen kişilerde düzenli kontroller önemlidir. 50 yaş üzeri ve sigara içmiş kişilerde yıllık düşük doz akciğer tomografisi taraması erken teşhis sağlar. Akciğer kanseri çoğu zaman uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Yine de bu uyarı işaretleri ciddiye alınmalıdır:</p>
<ul>
<li>Geçmeyen öksürük</li>
<li>Kanlı balgam</li>
<li>Nefes darlığı</li>
<li>Göğüs ağrısı</li>
<li>İştahsızlık, kilo kaybı</li>
<li>Ses kısıklığı</li>
<li>Tekrarlayan zatürre</li>
</ul>
<p><strong>Akciğer kanserinde tedavi yaklaşımlarını değiştiren yıl 2025</strong></p>
<p>2025, akciğer kanseri tedavisinde önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl oldu. Hedefe yönelik tedavilerde taletrectinib, ROS1 pozitif ve beyne yayılmış hastalarda etkili sonuçlar verirken; datopotamab deruxtecan EGFR mutasyonlu hastalarda tümör hücrelerini doğrudan hedef alan yapısıyla daha az yan etkiyle yüksek başarı sağladı. İmmünoterapi, artık yalnızca ileri evre hastalarda değil, ameliyat öncesi ve sonrası dönemde de kullanılmaya başlanarak tedavi sürecinde yeni bir standart haline geldi. </p>
<p>Cerrahi alanda kapalı yöntem VATS tekniğinin yaygınlaşması, hastalara daha hızlı iyileşme ve daha az ağrı avantajı sundu. Tanıda önem kazanan sıvı biyopsi testleri, kanda dolaşan tümör DNA’sını tespit ederek hastalığın tekrarlamasını çok daha erken belirleme imkânı sağladı. Yıllardır sınırlı seçeneklerin bulunduğu küçük hücreli akciğer kanserinde ise tarlatamab isimli ilaç, daha önce tedavi seçeneği kalmamış hastalarda bile tümörü küçülterek dikkat çekici bir ilerleme sundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168">Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Yıl 25 Bin Akciğer Kanseri Vakası Önlenebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-yil-25-bin-akciger-kanseri-vakasi-onlenebilir-592108</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 07:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[25]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[vakası]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanseri, bilindiği gibi tüm dünyada en fazla karşılaşılan kanser türü. Yılda 1,69 milyon kişinin kaybına neden olan bu hastalıkta en önemli risk faktörlerinden biri de tütün kullanımı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-yil-25-bin-akciger-kanseri-vakasi-onlenebilir-592108">Her Yıl 25 Bin Akciğer Kanseri Vakası Önlenebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri, bilindiği gibi tüm dünyada en fazla karşılaşılan kanser türü. Yılda 1,69 milyon kişinin kaybına neden olan bu hastalıkta en önemli risk faktörlerinden biri de tütün kullanımı. Özellikle ülkemizde akciğer kanserinin yüzde 90’ı sigara kullanımına bağlı olarak gelişiyor. Sık sigara içen kişilerde akciğer kanserine yakalanma riski yüzde 30’lara çıkarken, hiç sigara içmeyen kişilerde ise bu risk yüzde 1’in altına kadar düşüyor. Bu da sadece sigara tüketimini azaltarak, Türkiye’de her yıl 25 bin akciğer kanseri vakasının önlenebileceğini ortaya koyuyor. Tütün ürünleri dışında aile öyküsü, KOAH, hava kirliliği, asbest ve radon gazı gibi maddelere uzun süre maruz kalmak da akciğer kanseri riskini artırıyor. Bu kapsamda risk faktörlerine karşı önleyici tedbirlerin alınması ve hastalığın erken evrede teşhis edilmesi, akciğer kanseriyle mücadeledeki en kritik unsurlar.</p>
<p><strong>Sinsice İlerliyor, Geç Belirti Veriyor  </strong></p>
<p>Akciğer kanserinde görülen belirtilerin oluşumu genellikle birkaç yıl sürüyor ve hastalık ileri evreye gelinceye kadar fark edilemiyor. Belirtiler, tümörün akciğer içindeki yerleşimine, büyüklüğüne, yayılım yerine ve yayılma derecesine göre değişebiliyor. En sık gözlenen belirtilerin başında; geçmeyen veya kötüleşen öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, öksürürken şiddetli göğüs ağrısı, tekrarlayan ve geçmeyen bronşit veya zatürre, iştahsızlık, halsizlik, yorgunluk ve kilo kaybı var. Hastalığın tanısı için fizik muayene, görüntüleme, bronkoskopi ve doku örneği incelemesi gibi yöntemler kullanılırken tedavisi için ise multidisipliner bir çalışma gerekiyor. Bu süreçte cerrahi hedefe yönelik tedaviler, radyoterapi, kemoterapi ve immünoterapi gibi farklı seçenekler mevcut. </p>
<p><strong>Akciğer Sağlımızı Koruyabiliriz! </strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal</strong>, akciğer kanserinin hastadan hastaya farklılık gösterebildiğini; tedavi kararında hastalığın yeri, evresi, hastanın yaşı ve diğer sağlık sorunlarının varlığı gibi birden fazla faktörün etkili olabildiğini söylüyor. <strong>Prof.</strong> <strong>Dr. Fidan Yıldız Ünal</strong>’ın akciğer sağlığımızı korumak için ise 5 önerisi var: </p>
<ul>
<li>Tütün ve tütün ürünlerinden uzak durun. </li>
<li>Özellikle kapalı ortamlarda dumansız alanları tercih edin. </li>
<li>Mesleki nedenlerden dolayı kimyasal maruziyetten korunmak için gerekli ekipmanları kullanmaya özen gösterin. </li>
<li>Hava kirliliğinin yüksek olduğu günlerde mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın. </li>
<li>Sağlıklı beslenin ve düzenli egzersiz yapın. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-yil-25-bin-akciger-kanseri-vakasi-onlenebilir-592108">Her Yıl 25 Bin Akciğer Kanseri Vakası Önlenebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağın Hastalığı Diyabet Tadınızı Kaçırmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cagin-hastaligi-diyabet-tadinizi-kacirmasin-591626</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 07:58:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağın]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırmasın]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tadınızı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin (20-79 yaş) diyabetle yaşıyor. Tahminlere göre bu sayı, 2030 yılına kadar 640 milyonu geçecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cagin-hastaligi-diyabet-tadinizi-kacirmasin-591626">Çağın Hastalığı Diyabet Tadınızı Kaçırmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin (20-79 yaş) diyabetle yaşıyor. Tahminlere göre bu sayı, 2030 yılına kadar 640 milyonu geçecek. Uluslararası Diyabet Federasyonu ise, 2045 yılına gelindiğinde her 8 yetişkinden birinin, yani 783 milyon kişinin diyabet hastası olacağını tahmin ediyor. Türkiye’de de artış devam ediyor. Güncel rakamlara göre ülkemizde diyabet sıklığı özellikle son 20 yılda %7’den %14’e yükseldi. </p>
<p>Diyabet doğru bir şekilde tedavi edilmediğinde görme kaybı, böbrek yetmezliği, kalp-damar hastalıkları ve inme gibi ağır komplikasyonları da beraberinde getiren ciddi bir sağlık sorunu. Hastalığın nedenleri için aile öyküsü, hipertansiyon ve yüksek trigliserid değerlerini saymak mümkün ancak diyabetin önlenebilir risk faktörleri de var. En sık görülen diyabet türü olan Tip 2 diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 80’i; obezite, fiziksel hareketsizlik ve sağlıksız beslenme gibi önlenebilir nedenlere bağlı. Bu noktada erken tanının hayati önemini vurgulayan <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Açık</strong>, <em>“Diyabet aslında, hastalara sağlıklı bir yaşam biçimi sunuyor. Yaşam tarzı değişiklikleriyle diyabetliler de uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyor. Unutmayalım ki, d</em><em>iyabet tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hastalar için eğitim, düzenli tarama ve tedavilerle diyabetin yol açacağı olası organ hasarları önlenebilir ya da geciktirilebilir. Açlık kan şekeri, HbA1c ve oral glukoz tolerans (şeker yükleme) testleriyle erken tanı konması ve böylelikle tüm bu olası riskleri azaltarak süreci doğru yönetmek mümkün.”</em></p>
<p>Diyabet, sinsi ilerleyen bir hastalık olduğundan, zaman içinde ortaya çıkan belirtileri arasında; sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, bulanık görme, çok su içme, sürekli açlık hissi gibi şikayetler önde geliyor. Açlık kan şekeri ölçümü, 100-125 mg/dl ise gizli şeker (pre-diyabet) olabilir. Ancak 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabet varlığını gösteriyor. Son üç aylık şeker ölçümünde (Hba1c testi) sonuca göre 5.7-6.4 pre-diyabet, 6.5 ve üzeri değerler ise diyabet olarak kabul ediliyor. </p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Hasan Açık</strong>, tedavisi göz ardı edildiğinde hastaların yaşam kalitesini düşüren diyabetten korunmak için Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği yaşam tarzı değişikliklerini paylaştı: </p>
<p><strong>Sağlıklı Beslenme:</strong> Dengeli ve sağlıklı bir diyet, diyabet riskini ciddi oranda azaltmada etkilidir. Meyve, sebze ve lif açısından zengin gıdaların tüketimine özen gösterin, şeker, beyaz ekmek ve tatlı gibi rafine karbonhidratları azaltın. Aynı şeklide kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketiminizi de sınırlandırarak balık ve beyaz et tercih edebilirsiniz.</p>
<p><strong>Düzenli Fiziksel Aktivite:</strong> Doktorunuzun sizin için önereceği egzersizleri düzenli yaparak diyabet riskinizi düşürün. Örneğin, hafif tempoda yürüyüş ya da yüzme gibi sporlar pek çok açıdan sağlığınıza faydalıdır. </p>
<p><strong>Sağlıklı Kilo Yönetimi:</strong> Fazla kilolu olmak diyabet riskini artıran önemli bir faktör. İdeal kilonuzda kalarak kan şekeri kontrolünüzü dengede tutabilirsiniz. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cagin-hastaligi-diyabet-tadinizi-kacirmasin-591626">Çağın Hastalığı Diyabet Tadınızı Kaçırmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:07:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen zatürrenin (pnömoni), hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, erken fark edildiğinde tedavisi mümkün olan hastalığın, özellikle risk grubundakiler için ölümcül seyredebileceğine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060">Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen zatürrenin (pnömoni), hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi,  erken fark edildiğinde tedavisi mümkün olan hastalığın, özellikle risk grubundakiler için ölümcül seyredebileceğine dikkat çekti. Dr. Öğretim Üyesi El Jundi, “Özellikle yaşlılarda ateş olmadan seyreden ‘sessiz zatürre’ vakaları da artmaktadır. Bu nedenle ‘ateşim yok, ciddi değildir’ dememek gerekir” uyarısında bulundu. Alınacak tedbirlerle zatürreden korunmanın mümkün olduğunu belirten El Jundi, zatürrenin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayarak 6 öneride bulundu.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, 12 Kasım Dünya Zatürre Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, zatürrenin hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu söyledi.<br />Zatürre grip gibi başlar, daha ağır seyreder<br />Zatürrenin akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveollerin) mikrop, virüs veya mantar kaynaklı iltihaplanmasıyla oluştuğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Bu iltihap, hava keseciklerinin sıvı veya irinle dolmasına neden olur, nefes almak zorlaşır, vücut oksijensiz kalır. Belirtiler genellikle grip gibi başlar ancak daha ağır seyreder. Belirtileri süregelen öksürük (balgamlı veya kuru),  göğüs ağrısı, nefes alırken batma hissi, yüksek ateş, titreme, terleme, hızlı nefes alma, nefes darlığı, yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık şeklinde sıralayabiliriz. Belirtiler arasında bazen mide bulantısı veya ishal de eşlik edebilir. Mayo Clinic uzmanlarına göre, özellikle yaşlılarda ateş olmadan seyreden ‘sessiz zatürre’ vakaları da artmaktadır. Bu nedenle ‘ateşim yok, ciddi değildir’ dememek gerekir” uyarısında bulundu.<br />Risk grupları dikkatli olmalı<br />Zatürreye herkesin yakalanabileceğini ancak bazı kişiler için riskin daha yüksek olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, bu grupları şöyle sıraladı:<br />-65 yaş üstü bireyler ve 5 yaş altı çocuklar<br />-Kronik hastalığı olanlar: Astım, KOAH, kalp yetmezliği, diyabet gibi hastalıklarda risk artmaktadır.<br />-Bağışıklığı zayıf kişiler: Kanser tedavisi görmek, kortizon kullanımı, organ nakli sonrası dönemde olanlarda risk artmaktadır. <br />Sigara içenlerin yakalanma riski 2-4 kat daha fazla<br />&#8211; Sigara içenler ve hava kirliliğine maruz kalanlar. Harvard Health raporuna göre, sigara içenlerin zatürreye yakalanma riski içmeyenlere göre 2–4 kat daha fazladır.<br />-Yutma güçlüğü yaşayanlar (Felç, yaşlılık veya nörolojik hastalıklar nedeniyle)<br />-Aşıları eksik olanlar<br />Tekrarlayan zatürrede detaylı tetkik yapılmalı<br />Zatürrenin tekrarlayabileceğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Zatürre bir kez geçirildikten sonra tekrar ortaya çıkabilir. Eğer kısa aralıklarla zatürre geçirdiyseniz, mutlaka detaylı tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Çünkü bazen tekrarlayan zatürre, daha derin bir sağlık probleminin ilk işareti olabilir” dedi.<br />Zatürre hastaları bu uyarılara kulak vermeli<br />Zatürre hastalarının dikkat etmesi gereken noktalara işaret eden Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi önerilerini şöyle sıraladı:<br />Tedaviyi yarım bırakmayın: Antibiyotik veya antiviral ilaçlar doktorun belirttiği sürede kullanılmalı.<br />Bol sıvı alın, dinlenin: Akciğerin iyileşmesi zaman ister. Yorucu aktivitelerden kaçının.<br />Sigara ve alkolden uzak durun: Akciğer savunmasını zayıflatır, iyileşmeyi geciktirir.<br />Ağız ve diş sağlığına önem verin: Kötü ağız hijyeni, özellikle yaşlılarda “aspirasyon pnömonisi” riskini artırıyor.<br />Kronik hastalıklarınızı kontrol altında tutun: Diyabet, kalp yetmezliği veya KOAH varsa düzenli kontrollerinizi aksatmayın.<br />Belirtiler tekrarlarsa doktora başvurun: Tam iyileşme sağlanmadan iş veya egzersize dönmek komplikasyonlara yol açabilir.<br />Zatürreden korunmak için 6 tavsiye<br />Alınacak tedbirlerle zatürreden korunmanın mümkün olacağını belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, zatürrenin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayarak önerilerini şöyle sıraladı:<br />1. Aşı olun. Pnömokok aşısı özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olanlar için önemlidir. Grip aşısı da olunmalıdır. Grip aşısı, grip sonrası zatürre gelişimini yüzde 50’ye kadar azaltabilir.<br />2. Sigara içmeyin. Sigara, akciğerin doğal savunma mekanizmasını zayıflatır.<br />3. Ellerinizi sık yıkayın. Solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 80’i temasla bulaşır.<br />4. Sağlıklı beslenin, egzersiz yapın. Harvard Üniversitesi araştırmalarına göre, düzenli egzersiz yapan bireylerde zatürreye bağlı ölüm riski yüzde 48 daha düşüktür.<br />5.Yeterince uyuyun. Bağışıklık sistemi dinlenmeye ihtiyaç duyar; az uyku enfeksiyon riskini artırır. <br />6. Kapalı ortamları havalandırın. Ev ve iş yerlerinde temiz hava dolaşımı sağlanmalıdır.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060">Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[eller]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[grubundakiler]]></category>
		<category><![CDATA[grubundakilerde]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[isteyen]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[korunmanın]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Vurgulayan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde influenza (grip) virüsü hızla yayılıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin, gribin basit bir solunum yolu hastalığı olmadığını vurgulayarak, her yıl dünya genelinde 250-500 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992">Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde influenza (grip) virüsü hızla yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin</strong>, gribin (influenza) basit bir solunum yolu hastalığı olmadığını belirterek, her yıl dünya genelinde 250-500 bin kişinin ölümüne yol açtığını söylüyor. Özellikle risk grubundaki kişilerde gripten korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tekin, evinde yaşlı, çocuk, gebe ya da kronik hastalığı olan sağlıklı kişilerin de aşı yaptırması gerektiğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Süda Tekin, influenzadan korunmanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Okulların açılması ve havaların soğumasıyla birlikte kapalı alanlarda geçirilen süre artarken, gribal enfeksiyonlar hızla yayılıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin “Grip ya da tıbbi ismiyle influenza, influenza virüsünün yol açtığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Çok sık karıştırlan ‘nezle’den farklıdır ve basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Her yıl dünyada yaklaşık 3-5 milyon kişiyi etkileyen, 250-500 bin kişinin ölümüne neden olan bir enfeksiyondur” diyor. Gribe neden olan influenza virüsünün yapısının kolaylıkla değişebildiğini, bu nedenle bağışıklık sistemimizden kaçabildiğini belirten Prof. Dr. Tekin “Virüste meydana gelen küçük yapısal değişiklikler, tüm dünyayı etkileyen büyük salgınlara yol açabilmektedir. Grip, halen dünyada aşı ile önlenebilir ölüm nedenleri arasında önemli bir yer tutmaktadır” diye konuşuyor.</p>
<h3><strong>Öksürüp hapşırırken mendil ya da kollarınızı kullanın </strong></h3>
<p>Grip (influenza) virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını, öksürme, hapşırma ve yüksek sesle konuşma esnasında hasta kişilerden virüs içeren çok sayıda damlacığın etrafa yayıldığını anlatan Prof. Dr. Süda Tekin sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu damlacıkların ağız, burun ya da gözlere de ulaşması ile hastalık çok hızlı ve çok kolay bulaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille, mendil bulamıyorsa kolları ile kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan, dokunulan her yere yayılır.” Hasta olan kişinin sık sık ellerini yıkaması, su ve sabun bulunamadığı durumda el antiseptikleri ile ellerin ovalanarak temizlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tekin “Enfeksiyonun toplumda yayılmasının engellenmesi amacıyla, özellikle hastalığın ilk günlerinde okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmelidir. Ev halkını korumak için eller sık sık yıkanmalı, oda havalandırılmalıdır. Maske ağız ve burunu tam kapamalı, ıslandığında değiştirilip eller yıkanmalıdır” diyor.</p>
<h3><strong>Evdeki tüm bireyleri yatağa düşürebiliyor!</strong></h3>
<p>Influenzanın (grip) çok kolay ve çok hızlı bulaşması dolayısıyla evdeki tüm bireyleri aynı anda hasta edip yatağa düşürebildiğini, özellikle gebeler, 50 yaş üstündekiler, aşırı kilolular, 5 yaş altındakiler, kronik hastalığı olanlar ve ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda çok daha ağır seyrettiğini vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin “Bu kişilerde grip hastaneye yatışlara, hatta ölümlere neden olmaktadır. Mutlaka doktora başvurup test yaptırılmalıdır.  Gribin tedavisi istirahat ve destek tedavisidir. Ateş düşürücü ilaçlar, bol sıvı alımı önerilir. Ancak risk grubundaki kişiler ve risk grubunda olmasa bile hastalığın ağır seyrederek komplikasyonlara yol açtığı kişilerde doktor önerisiyle doğrudan grip virüsüne etkili ilaçların kullanılması gerekir” diyor.</p>
<h3><strong>En etkili korunma yöntemi; aşılanma</strong></h3>
<p>Gripten ve diğer enfeksiyonlardan korunmada en etkili önlemlerin başında grip aşısının geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin şöyle konuşuyor: “Ellerin sık yıkanması, sağlıklı beslenme, mevsime göre giyinme, hasta kişilerle temasın kısıtlanması ve maske takılması çok büyük önem taşıyor. Ancak grip aşısı özellikle risk altındaki kişiler için <strong>en etkili korunma yoludur</strong>.”</p>
<p>Grip (İnfluenza) aşısının 6 aydan büyük herkese önerildiğini, ancak risk gruplarındaki kişiler ve bu kişilerle yakın teması olanların mutlaka aşılanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tekin “Grip aşısı için yumurta alerjisi olanlara yapılmaması ile ilişkili uyarı kaldırılmıştır. Ancak daha önce grip aşısı sonrası alerjik tepkime vermiş olanların aşılarını donanımlı bir Aşı Merkezinde yaptırması önerilmektedir” diyor.</p>
<h3><strong>Felç yapmaz, kısırlığa neden olmaz</strong></h3>
<p>Grip aşısının ciddi yan etki yapma olasılığının diğer aşılardan farksız olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin şöyle konuşuyor: “Aşının erişkinlerde görülen en sık yan etkisi enjeksiyon yerinde ağrı ve hassasiyettir. Ülkemizde uygulanan grip aşıları (İİV3 veya İİV4) inaktif (cansız) virüs aşısı olduğundan aşıya bağlı grip gelişmesi mümkün değildir. <strong>Aşı felç yapmaz, kısırlığa neden olmaz ve gebelerde de güvenle yapılabilmektedir. Ülkemizde </strong>2025-2026 dönemi için de DSÖ önerisi 3 valan aşının uygulanmasıdır. Kişiler 3 ya da 4 valan hangi aşıya ulaşabilirler ise bu aşıyı olabilirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992">Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En etkili korunma yöntemi sigaradan uzak durmak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-588618</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 10:38:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[durmak]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Evre]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigaradan]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her yıl 2 milyondan fazla ülkemizde de yaklaşık 41 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konuluyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-588618">En etkili korunma yöntemi sigaradan uzak durmak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada her yıl 2 milyondan fazla ülkemizde de yaklaşık 41 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konuluyor. Erkeklerde en sık görülen kanser türü olan akciğer kanseri kadınlarda da meme ve kolorektal kanserlerinden sonra 3. sıklıkta görülüyor. Kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer alan akciğer kanserinin en önemli nedeni olarak sigara gösteriliyor. Öyle ki akciğer kanserinin yüzde 85&#8217;inin sigara kullanımı nedeniyle geliştiği belirtiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,</strong> akciğer kanserinden korunmanın veya riski azaltmanın en etkili yolunun  sigara ile tütün ürünlerinin bırakılması ve mümkün olduğunca pasif içicilikten kaçınılması olduğuna dikkat çekerek, “Sigara ve tütün ürünlerinin bırakılmasıyla akciğer kanseri önlenebilmektedir. Ayrıca çevresel risk faktörlerini kontrol etmek ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek riskin azaltılmasında büyük bir önem taşımaktadır” diyor. Akciğer kanserinin genellikle erken dönemlerinde belirti vermemesi ve en tipik sinyali olan öksürüğün sigara kullanımına bağlanması nedeniyle sıklıkla ileri evrede teşhis edildiğine vurgu yapan <strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,</strong> “Tanının gecikmesi de tedaviden etkin sonuç alınamamasına ve bunun sonucunda hastanın yaşamını yitirmesine neden olabilmektedir. Her kanserde olduğu gibi akciğer kanseri de ne kadar erken teşhis edilirse tam şifa şansı o kadar yükselmektedir. Bazen tarama yöntemleriyle tespit edilen çok erken evre akciğer kanserinde hastalarda sadece ameliyat ile şifa sağlanabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Risk grubundaki 50 yaş ve üzeri kişilere tarama önerisi</strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, akciğer kanserine aslında tarama yöntemleriyle erken dönemde tanı konulabildiğini belirterek, “Erken evrede teşhis edilebilmesi için yüksek riskli olarak belirlenmiş; yoğun sigara içen veya geçmişte içmiş olan 50 yaş ve üzeri kişilere her yıl düşük radyasyon dozlu bilgisayarlı akciğer tomografi çekimi yapılması önerilmektedir. Bu sayede henüz belirti vermemiş erken evre akciğer kanserinin yakalanması mümkün olabilmektedir” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Kadınlarda akciğer kanseri artıyor, çünkü… </strong></p>
<p>Akciğer kanseri, akciğer dokusundaki hücrelerin genetik olarak bazı değişimlere uğradıktan  sonra kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan bir kanser türü. Genel olarak erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3 ila 3,5 kat daha sık görülüyor. Erkeklerin sigara ve tütün kullanımının kadınlardan çok daha yaygın olmasının bunun başlıca nedeni olduğu düşünülüyor. Ancak, günümüzde kadınlarda sigara kullanımının artmasıyla birlikte akciğer kanseri oranları kadınlarda da yükseliyor ve iki cinsiyet arasındaki fark giderek azalıyor.</p>
<p><strong>Bu kanserin yüzde 85’inden sigara sorumlu!</strong></p>
<p>Akciğer kanserinin en önemli nedeni olarak sigara kullanımı gösteriliyor. Öyle ki akciğer kanserinin yaklaşık yüzde 85&#8217;inin sigarayla ilişkili olduğu belirtiliyor. Sigara dumanında bulunan çok sayıda kimyasal maddenin bir kısmı kanserojen özellik taşıyor. Bu kanserojen maddeler akciğer dokusunda hücrelerin genetik yapısını bozarak akciğer kanserine yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,<strong> </strong>sigaranın bırakılması sonrasında akciğer kanseri riskinin azalması için üzerinden uzun bir süre geçmesi gerektiğini anlatarak, “Ayrıca, uzun dönem yoğun sigara içen kişilerde sigaranın bırakılması riski azaltsa da bu risk hiçbir zaman içmeyenler seviyesine düşmez; çünkü akciğerlerde bir miktar hasar mutlaka oluşmuştur. Bu nedenle, sigaraya hiç başlamamak en doğrusudur” diyor.  Prof. Dr. Faysal Dane, sigaranın yanı sıra hava kirliliği, radon gazı veya asbest maruziyeti, genetik faktörler, pasif içicilik ve ev içi duman maruziyetinin de risk faktörleri arasında yer aldığını söylüyor. </p>
<p><strong>Genellikle tesadüfen teşhis ediliyor</strong></p>
<p>Akciğer kanseri şikayete yol açtığında sıklıkla ileri evrede oluyor. Geç teşhis edilmesinin nedeni ise kanserin çoğunlukla uzun süre belirti vermemesi veya öksürük gibi yakınmaların sigaraya bağlanarak önemsenmemesi. Ayrıca yoğun sigara kullanan hastalarda tarama yöntemlerinin olmaması da geç teşhisin bir diğer sebebini oluşturuyor. Erken evrede çoğunlukla belirti vermemesi nedeniyle bu dönemde ancak rastlantısal çekilen bir görüntüleme yöntemi sonrasında fark ediliyor. İleri evrelerde ise uzun süreli öksürük, kan tükürme, nefes darlığı, boyunda şişme, göğüs bölgesinde ağrı, hırıltı veya ses kısıklığı gibi belirtilerle kendini belli ediyor.  Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, bu tür belirtilerin mutlaka akciğer kanseri yönünden tetkik edilmesi gerektiğine işaret ederek, “Akciğer grafisi bazı büyük kitleleri veya sıvı toplanmasını gösterebilmektedir. Şüphe olan hastalarda düşük doz bigisayarlı tomografi çekilmesi en uygun olan yöntemdir. Asıl teşhis ise görülen kitleden biyopsi yapılarak alınan numunenin mikroskop altında incelenmesiyle konulmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Tedavide çığır açan gelişmeler yaşanıyor! </strong></p>
<p>Akciğer kanserinin tedavisinde; ameliyat, radyoterapi, kemoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi yöntemlerine başvuruluyor.  Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, kanser tedavisinde çığır açan immünoterapi ve hedefe yönelik ilaçların son yıllarda akciğer kanserinde de uygun hastalarda hem erken evrede hem de ileri evrelerde  kullanılmaya başlandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eskiden immünoterapi tedavisi bu hastalıkta daha ileri evrede fayda sağlarken, son birkaç yıldır erken evrede de temel oyunculardan biri haline gelmiştir. Aynı şekilde, eğer hastanın tümörü hedefe yönelik ilaçlar için uygunsa,  bu ilaçlara artık hem erken evre hem de ileri evre hastalıkta başvurabilmektedir. Bunların yanı sıra günümüzde hastanın tümöründen alınan bir parçadan kapsamlı gen analizi yapılarak hangi ilacın bu hastanın kanserinde etkili olduğunu tespit etmek mümkün olmaktadır. Tüm bu gelişmeler sayesinde  son yıllarda akciğer kanserinde hastaların yaşam sürelerinde ciddi artışlar kaydedilmiştir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-588618">En etkili korunma yöntemi sigaradan uzak durmak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 17:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizme]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı. İstanbul’da düzenlenen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda hava kirliliği ve iklim krizinin çocuk sağlığı üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla, güncel bilimsel veriler ışığında tartışıldı; temiz havanın çocuklar için temel bir insan hakkı olduğu vurgulandı. Üç panel ve bir forum oturumundan oluşan sempozyumun konuşmacıları arasında, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Nilay Etiler, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ddr. Bülent Tandoğan, Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zerrin Orbak, Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Duygu Övünç Hacıhamdioğlu, Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Semih Ayta, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı Dr. Selin Çakmakcı Karakaya ve Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Emine Zengin yer aldı. </p>
<p>Hava kalitesi, özellikle sanayileşme ve kentleşmenin hızla arttığı ve/veya halihazırda yoğun olduğu bölgelerde, günümüzde insan sağlığının en önemli çevresel belirleyicisi. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne (DSÖ) göre dünya çapında 5 yaşından küçük her 10 çocuktan 1’i hava kirliliğine bağlı olarak hayatını yitiriyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de 1 Yılda 538 Yenidoğan Kirli Hava Nedeniyle Hayatını Kaybetti </strong></p>
<p>Zira çocuklar, hava kirliliği söz konusu olduğunda en kırılgan toplum kesimi. Fizyolojik ve metabolik özellikleri nedeniyle hava kirliliğinin olumsuz etkilerine daha açıklar. Akciğerleri ve bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmemiş; solunum hızları daha fazla ve kan-beyin bariyerleri daha geçirgen. Yetişkinlere göre açık havada daha çok vakit geçiriyorlar. Bununla birlikte hava kirliliğinin tehlikeleri konusunda daha az farkındalığa sahipler. Düşük sosyo-ekonomik statüye sahip hanelerde yaşayan ve çalışan çocuklar için risk daha da fazla. Erken dönemde hava kirliliğine maruz kalma ömür boyu hasara yol açabiliyor.</p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>THHP Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan</strong> şöyle konuştu: “Türkiye’de ölüm sebepleri arasında hava kirliliği 5. sırada. Ülkemizde sadece 2021’de 538 yenidoğan hava kirliliğinin yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitirdi; 0-6 günlük bebeklerde ölümlerin yüzde 10,1&#8217;i ve 7-27 günlük bebekler arasında ölümlerin yüzde 7,52&#8217;si hava kirliliğine atfediliyor. Sadece ölümlere değil, hastalıklara da yol açan hava kirliliği, bir halk sağlığı sorunudur ama özellikle üzerinde durulması gereken, önlenebilir bir sağlık sorunu olması. Hava kirliliği, etkili politikalar ve hava kirliliği kaynaklarının kontrolü ile engellenebilir.” </p>
<p><strong>Anne Karnında Başlayan Etki</strong></p>
<p>Hamilelikte önemli hormonal değişiklikler olur ve hava kirliliği bu hassas dengeyi bozabilir. Toksinler, annenin solunum, dolaşım ve bağışıklık sistemi üzerinden plasentadan fetüse geçiyor. Gebelikte kirleticilere maruz kalmak, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini artırıyor, çocukların ilerleyen yaşlarda kalıcı sağlık sorunları yaşamasına neden oluyor. </p>
<p>Bebeklerin hayata sağlıklı bir başlangıç yapabilmelerinin, anne karnında temiz havaya erişimleri ile yakından ilgili olduğunu belirten uzmanlar, temiz havanın yüz binlerce yenidoğan ölümünü önleyebileceğinin altını çizdi.  </p>
<p><strong>Ağaçlandırma Kanser Gelişimini Yüzde 20 Azaltabilir</strong></p>
<p>Anne karnında ya da doğum sırasında maruziyet ile çocukluk çağı kanser riski arasında da doğrusal bir ilişki söz konusu. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın kanserojen olarak tanımladığı PM2.5, NO₂, ozon ve benzen gibi kirleticiler, tümör gelişimini tetikleyerek çocukluk çağı kanserlerinin riskini artırıyor. </p>
<p>Çalışmalar, çocukların kansere yakalanmasında; annenin gebeyken kirli hava solumasının yüzde 32, doğum sonrası maruz kalmasının yüzde 37 ve babanın maruziyetinin ise yüzde 12 oranında etkili olduğunu gözler önüne serdi. </p>
<p>Sempozyumda, hava kirliliğinin ve buna bağlı kanser gibi hastalıkların önlenmesinde yönetimlere büyük bir görev düştüğü vurgulandı. Bir bilimsel çalışmaya göre ağaçlandırmanın hava kirliliğine bağlı kanser gelişimini yüzde 20 azaltabileceğine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>Alzheimer Hastalığı Riskinin Artmasında Rol Oynuyor</strong></p>
<p>“Günümüzde, 2 milyar çocuğun hava kirliliğinden şiddetli şekilde etkilendiği tahmin ediliyor. Çocukluk döneminde kirli havaya maruz kalan bireylerde genetik faktörlerin de etkisiyle ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riskinin arttığını ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır” diyen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>Çocuk Nörolojisi Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Semih Ayta</strong> sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Gebelik ve çocuklukta hava kirliliğine maruz kalmanın beyin gelişimi üzerine olumsuz etkileri olduğu saptandı. Üstelik bu olumsuz etkiler, hava kirliliği için Avrupa Birliğince izin verilen limitlerin altında da gözlemlendi. Kısaca, insan yaşamı süresi boyunca muhtemel kalp-damar, solunum, merkezi sinir sistemine yönelik hastalıkların ortaya çıkmasında hava kirliliğinin etkisi var. Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda dinlediğimiz bilimsel çalışmalar, temiz havanın çocuk sağlığı ve iyilik hali ile ilişkili olduğunu, yetişkinlik döneminde yaşam kalitesine etki ettiğini ortaya koyuyor.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda, artan düzeylerde kirli havaya maruz kalmanın, epileptik nöbetler nedeni ile acil servise başvuruları arttırdığı gündeme getirildi.  Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve otizm spektrum bozuklukları (OSB) gibi gelişimsel sorunlarda da yine hava kirliliğinin etkisi olduğu belirtildi. </p>
<p><strong>Solunum Yolu Hastalıkları, Böbrek Sorunları, MS, Diyabet… </strong></p>
<p>Hava kirliliği, solunum sistemi hastalıklarının oluşmasındaki temel etkenlerden. Hava kalitesindeki değişiklikler, özellikle influenza ve RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs gibi viral spesifik solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülüyor. Her yıl dünyada 33 milyon bebek RSV enfeksiyonu geçiriyor, 100 bine yakın çocuk bu nedenle hayatını kaybediyor.</p>
<p>Kirli hava çocukların bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Çocuklar; zatürre, bronşiolit ve alerjik bronşit gibi hastalıklara karşı savunmasız kalıyorlar. Yine astım sıklığı ve şiddeti artarken hastalık süreleri uzuyor. </p>
<p>Son yıllarda yapılan geniş ölçekli çalışmalar PM2.5 maruziyetinin kronik böbrek hastalığı, hipertansiyon ve böbrek iltihabı riskini de artırdığını ortaya koydu. Hava kirliliği ne kadar yüksekse böbreklere o kadar fazla yük biniyor; böylece ileride hipertansiyon veya böbrek hastalığına yakalanma riski artıyor. </p>
<p>Ayrıca hava kirliliğinin çocuklarda obezite, diyabet, D vitamini eksikliği, osteoporoz ve tiroid bozuklukları, hipertansiyon ile buna bağlı kalp krizi ve inme, multiple skleroz (MS) ve uyku bozukluklarıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor. </p>
<p>Öte yandan 2022 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’de hava kirliliğinin hastalıklara neden olduğu biliniyor; toplumun önemli bir bölümü hava kirliliğini doğrudan hastalıkla ilişkilendiriyor. Hava kirliliği denildiğinde akla ilk gelen kavramların yüzde 27,5&#8217;i hastalıkla ilgili. Çocuğu olan katılımcıların yüzde 87,4&#8217;ü, çocuklarının kirli hava solumaktan dolayı hastalanmasından endişe ediyor. </p>
<p><strong>“Temiz Hava Hakkımızı Savunalım” Çağrısı</strong></p>
<p><strong>Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Deniz Gümüşel</strong> de şunları kaydetti: “İklim krizi ve hava kirliliği sağlığın çevresel belirleyicilerinin başında gelen ve birbiri ile iç içe geçmiş iki yaşamsal sorun. Her ikisinin de en önemli kaynakları fosil yakıtların kullanıldığı insan faaliyetleri. Hava sıcaklıklarında artış, ozon oluşumunu ve partikül yoğunluğunu arttırarak hava kirliliğinin sağlık risklerini daha da belirgin hale getiriyor. Hava kirliliğinin önlenmesi için yapılması gerekenler konusunda Temiz Hava Hakkı Platformu olarak politika, araştırma ve bilgilendirme çalışmalarımıza devam edeceğiz. Önlenebilir bir halk sorunu olan hava kirliliği, gelir grubundan bağımsız, tüm çocukları ve insanları etkiliyor. Karar vericilere ve topluma açık çağrımız: Türkiye’de PM2.5 için limit değer belirlenmeli. Bunun için hedeftemizhava.org sayfasında bir kampanya başlattık. Herkesi, temel bir çocuk ve insan hakkı olan temiz hava hakkını savunmaya davet ediyoruz.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun <strong>sonuç bildirgesinde</strong>, “Çocukların temiz hava hakkı, yaşam ve sağlık hakkının ayrılmaz bir parçası. Hava kirliliği ve iklim krizi, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda çocuk hakları ve toplumsal adalet sorunu. Kirliliğin önlenmesi, sadece teknik önlemlerle değil; enerji, ulaşım, kentleşme ve sağlık politikalarında çocuk odaklı yaklaşımların benimsenmesiyle mümkün. Çocukların temiz hava hakkını korumak için bilimsel veriye dayalı, adil ve sürdürülebilir politikalar geliştirilmelidir” denildi. </p>
<p>Sempozyum kapsamında, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Onkoloji Bölümünde lösemi tedavisi gören ve Farabi İlk ve Orta Okulu öğrencilerinin yaptığı ‘Temiz Hava Haktır’ konulu resimler de sergilendi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tırnak bakımı sadece estetik değil, sağlık işi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tirnak-bakimi-sadece-estetik-degil-saglik-isi-588242</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 13:27:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Podolog]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tırnak]]></category>
		<category><![CDATA[Tırnak Bakımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588242</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Podoloji Programı Öğr. Gör. Muharrem Tosun, el ve ayak tırnak bakımı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tirnak-bakimi-sadece-estetik-degil-saglik-isi-588242">Tırnak bakımı sadece estetik değil, sağlık işi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Podoloji Programı Öğr. Gör. Muharrem Tosun, el ve ayak tırnak bakımı konusunu değerlendirdi.</p>
<h3><strong>“Sertifikasız çalışanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla”</strong></h3>
<p>Mahalle arası yerlerde çalışan tırnak bakım uzmanlarının eğitim düzeyi ve sertifika durumlarının farklılık gösterebildiğini ifade eden Öğr. Gör. Muharrem Tosun, “Bazı kişiler güzellik kurslarına katılarak temel eğitimler alsa da birçoğu bu işi tamamen tecrübe yoluyla öğrenmiştir. Sertifikasız çalışanların sayısı azımsanmayacak kadar fazladır. Bu durum, özellikle hijyen ve sağlık açısından risk oluşturabilir çünkü profesyonel eğitim almayan kişilerin enfeksiyon, mantar ve siğil gibi bulaşıcı hastalıklar veya cilt rahatsızlıkları gibi konularda yeterli bilgisi olmayabilir.” dedi.</p>
<h3><strong>“Bu eğitimler tıbbi bilgi içermiyor”</strong></h3>
<p>Tırnak bakım hizmeti veren kişilerin genellikle kısa süreli kurslarla yetkinlik kazandıklarını belirten Öğr. Gör. Muharrem Tosun, “Genellikle kısa süreli güzellik ve bakım kurslarına katılarak manikür-pedikür, el-ayak bakımı ve protez tırnak gibi konularda temel eğitim alırlar. Bu kurslar sonunda bazıları sertifika da elde eder. Ancak bu eğitimler tıbbi bilgi içermez; dolayısıyla sağlıkla ilgili sorunlara müdahale yetkileri yoktur. Yetkinlikleri daha çok estetik ve kozmetik bakım alanıyla sınırlıdır.” diye konuştu.</p>
<h3><strong>“Steril ekipman ve eldiven kullanımı hayati önem taşıyor”</strong></h3>
<p>Hijyen kurallarına uyulmadığında ciddi enfeksiyon riskleri doğabileceğine dikkat çeken Podolog Muharrem Tosun, “Bu kişiler mutlaka her müşteri için steril edilmiş veya tek kullanımlık malzemeler tercih etmelidir. Eldiven kullanımı, ellerin ve çalışma alanının temizliği çok önemlidir. Tırnak mantarı, siğil, enfeksiyon gibi bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek için hijyen kurallarına titizlikle uymaları gerekir. Ayrıca herhangi bir sağlık problemi belirtisi gördüklerinde işlem yapmaktan kaçınıp, kişiyi bir uzmana yönlendirmeleri gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<h3><strong>“Podologlar, ayak sağlığında uzman kişilerdir”</strong></h3>
<p>Podologların yalnızca estetik değil, tıbbi bakıma da odaklandığını belirten Tosun, “Podologlar, özellikle ayak sağlığı alanında uzmanlaşmış kişilerdir. Tırnak batıkları, nasırlar, tırnak mantarı ve deforme tırnak gibi problemlerle ilgilenirler. Ayrıca medikal ayak bakımı yapabilirler. Estetik kaygıdan çok, sağlığı ön planda tutarak, kişiye özel tıbbi bakım uygularlar. Podologlar, sadece tırnak bakımı değil; diyabetik ayak bakımı, sporcu ayak bakımı ve hamilelerde ayak bakımı gibi özel sağlık alanlarında da destek sunarlar.” dedi.</p>
<h3><strong>“Tırnak bakımı, sağlık sorunlarını erken tespit etmede önemli rol oynar”</strong></h3>
<p>Podologların tırnak yapısındaki değişimleri dikkatle incelediğini ifade eden Muharrem Tosun, “Podologlar, bakım esnasında tırnakların rengi, yapısı, kalınlığı ve şekli gibi detaylara dikkat ederek sağlıkla ilgili olası sorunları tespit ederler. Örneğin tırnak mantarı, dolaşım bozuklukları ya da diyabetik komplikasyonlar gibi durumları erken fark edebilirler. Ayrıca bu tarz konularda multidisipliner çalışarak uzman hekimlerle iş birliği yaparlar. Böylelikle probleme zamanında müdahale ederek, ciddi sağlık problemlerinin önüne geçerler. Tedavi sürecinde bilimsel yöntemleri takip edip medikal aletler kullanarak ağrısız ve hijyenik çözümler sunarlar.” şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>“Düzenli tırnak bakımı yaşam kalitesini artırır”</strong></h3>
<p>Tırnak bakımının yalnızca görünüm değil, yaşam kalitesi açısından da önem taşıdığını söyleyen Öğr. Gör. Muharrem Tosun, şöyle devam etti:</p>
<p>“Düzenli tırnak bakımı sadece estetik değil sağlık açısından da önemlidir. Bakım ile tırnakta oluşabilecek mantar, kalınlaşma ve tırnak batması gibi istenmeyen durumların önüne geçilebilmektedir.  Ayrıca bazı hastalıkların belirtileri de tırnaklarda renk ve şekil bozukluğuyla kendisini gösterebilmektedir.   Özellikle yaşlı bireyler ve diyabet hastalarında tırnaklarda kalınlaşma görülmekte olup bu kişiler ev şartlarında kendi tırnaklarını kesmekte zorlanmaktadır bu da kişinin sosyal hayatını olumsuz etkilemektedir. Bu kişilerde yapılacak tırnak bakımıyla yaşam kaliteleri arttırılabilir ayakta oluşabilecek enfeksiyon riskinin önüne geçilebilir.</p>
<p>Podologlar, işlem sırasında bir sağlık problemi fark ettiklerinde öncelikle görev ve sorumlukları dahilinde işlem yapabilmektedirler. Sorumluluklarını aşan durumlarda ise aldıkları eğitim sonucu ilgili kişiyi hangi alandaki bir uzmana yönlendireceğini bilmektedirler Böylelikle sağlık problemine zamanında ve doğru yaklaşımla müdahale edilecek olduğundan bütüncül bir sağlık yaklaşımı da sunmuş olurlar.”</p>
<h3><strong>“Sterilizasyon cihazı kullanımı şart”</strong></h3>
<p>Tırnak bakımında en önemli riskin enfeksiyon bulaşması olduğunu hatırlatan Öğr. Gör. Muharrem Tosun, “Yapılan araştırmalar göstermiştir ki tırnaklarda işlem sırasında görülebilen en önemli risk enfeksiyon bulaşma riskidir. Bu sebeple kullanılacak tüm ekipmanların otoklov gibi sterilizasyon cihazlarında steril edilmesi gerekmektedir. Kişilerin bu konuya özellikle dikkat etmesini rica ediyorum.” diye sözlerine son verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tirnak-bakimi-sadece-estetik-degil-saglik-isi-588242">Tırnak bakımı sadece estetik değil, sağlık işi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hanehalkı Birikim Stratejisini Değiştirdi: Riskten Kaçıp Güvenli Yatırımlara Yöneldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bireyler-artik-fonlardan-kaciyor-altin-ve-yuksek-faizli-mevduata-yoneliyor-588223</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 13:17:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[almıyor]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[altına]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[birikim]]></category>
		<category><![CDATA[birikimde]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirdi]]></category>
		<category><![CDATA[enflasyon]]></category>
		<category><![CDATA[faizli]]></category>
		<category><![CDATA[fon]]></category>
		<category><![CDATA[fonlara]]></category>
		<category><![CDATA[fonlardan]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hanehalkı]]></category>
		<category><![CDATA[kaçıp]]></category>
		<category><![CDATA[kaçıyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskten]]></category>
		<category><![CDATA[stratejisini]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588223</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada 31 Ekim, Dünya Tasarruf Günü olarak anılıyor ve tasarrufun önemine dikkat çekilmek için farkındalık çalışmaları yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bireyler-artik-fonlardan-kaciyor-altin-ve-yuksek-faizli-mevduata-yoneliyor-588223">Hanehalkı Birikim Stratejisini Değiştirdi: Riskten Kaçıp Güvenli Yatırımlara Yöneldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada 31 Ekim, Dünya Tasarruf Günü olarak anılıyor ve tasarrufun önemine dikkat çekilmek için farkındalık çalışmaları yapılıyor. Enflasyon, para politikaları gibi nedenler ailelerin tasarruf ve birikim alışkanlıklarını da değiştiriyor. “Türkiye&#8217;de tasarruf etme alışkanlıkları, son dönemde uygulanan sıkı para politikaları, yüksek enflasyon ve dalgalanan piyasalar nedeniyle köklü bir değişimden geçiyor” diyen İstinye Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Elemanı Doç. Dr. Caner Özdurak, ailelerin değişen tasarruf alışkanlıklarını anlattı.</p>
<h3><strong>BÜTÇELER DAHA SIKI KONTROL ALTINDA</strong></h3>
<p>Ailelerin artık bütçelerini geçmişe kıyasla çok daha sıkı kontrol altında tutmaya eğilimde olduğunu belirten Doç. Dr. Caner Özdurak, şunları söyledi:</p>
<p>“Yüksek enflasyon, hanehalkını iki ana konuda zorluyor: Hem alım gücümüz hızla düşüyor hem de tasarruf etmek imkânsız hale geliyor. 2025 verilerine göre, finansal dengesini korumak isteyen hanehalkının yüzde 63’ü harcamalarını aktif olarak kontrol ettiğini belirtiyor. Bu, geçmişe göre çok daha dikkatli bir bütçeleme refleksi geliştirdiğimizi gösteriyor. Tasarruf sahipliği oranı genel olarak yüzde 54 civarında seyretse de düzenli tasarruf yapabildiğini söyleyenlerin oranındaki artış dikkat çekiyor. İnsanlar, ‘önce harcayayım, kalanı biriktiririm’ yaklaşımından uzaklaşıp, zorunlu bir disiplinle gelirin bir kısmını doğrudan ayırmaya başlamış durumda.”</p>
<h3><strong>TÜRK YATIRIMCISININ RİSKE TOLERANSI DÜŞTÜ</strong></h3>
<p>“Son dönemde yatırım araçlarındaki değişim ise Türk yatırımcısının riske toleransının düştüğünü ve daha profesyonel yönetime yöneldiğini gösteriyor” diyen Doç. Dr. Özdurak, değişen alışkanlıklarla ilgili ise şu bilgileri veriyor:</p>
<ul>
<li><strong>Hisse Senetlerinde Geri Adım:</strong> Borsa, 2023 yılında yakaladığı tarihi yatırımcı sayısından uzaklaşıyor. 2023 yılının son çeyreğinde 8,5 milyon kişi ile tarihi zirvesine ulaşan hisse senedi yatırımcı sayısı, 2025 yılının mart ayı sonunda 6,6 milyon kişiye kadar geriledi. Bu, borsaya olan talebin ciddi ölçüde azaldığını ve yaklaşık 2 milyon yatırımcının piyasadan çekildiğini gösteriyor. Yatırımcıların hisse portföyünün reel (enflasyondan arındırılmış) değeri de gerileme kaydetti.</li>
<li><strong>Yatırım Fonlarına İlgi Artıyor:</strong> Hisse senetlerinden çıkan veya birikimlerini değerlendirmek isteyen vatandaş, parayı yatırım fonlarına kaydırmaya başladı. Yatırım fonları, düşük tutarlarla bile profesyonelce yönetilen ve çeşitlendirilmiş bir portföy sunduğu için cazip hale geldi. Fon büyüklüğü, son 5 yılda 20 kata yakın devasa bir artış gösterdi ve 2025 verilerinde bu büyüme istikrarlı şekilde devam ediyor. Bu, bireysel yatırımcının riskini dağıtma ve uzman yönetimine güvenme eğiliminin yükseldiğini gösteriyor.</li>
</ul>
<p>Enflasyon ve kur dalgalanması, hanehalkının en temel tepkisini değiştirmiyor: Güvenli ve elle tutulur varlıklara yönelmek.</p>
<ul>
<li><strong>Yastık Altı Liderliği Bırakmıyor:</strong> 2025 ilk çeyrek verilerine göre, tasarruf edenlerin ilk iki tercihi hala sistem dışı varlıklar: Yastık altı TL/Döviz ve Yastık altı altın/değerli metaller. Yüksek faize rağmen insanlar, likidite ve anında erişim imkânı nedeniyle fiziki varlıklardan vazgeçmiyor.</li>
<li><strong>Altın Talebi Zirvede:</strong> Altın, son 10 yılda hem küresel merkez bankalarının hem de bireylerin gözdesi oldu. Tüketicilerin fiziki altın alımı, son on yılın zirvelerini görmeye devam etti. Bu, altının enflasyon ve belirsizlik dönemlerinde bir numaralı sigorta aracı olma rolünü koruduğunu teyit ediyor.</li>
</ul>
<h3><strong>DÜŞÜK RİSKLİ ARAÇLARA İLGİ ARTIYOR</strong></h3>
<p>Son dönemlere bakıldığında gündelik harcamaların kısıldığını, düşük riskli araçlara ilginin arttığını belirten Özdurak, şu bilgileri veriyor:</p>
<p>“2025&#8217;in başındaki trendler bize şunu söylüyor: Sıkı para politikasının etkisiyle hanehalkı, bir yandan gündelik harcamalarını kısarken, bir yandan da birikimlerini daha düşük riskli ve profesyonelce yönetilen araçlara kaydırıyor. Faiz ve mevduat etkisine bakıldığında, politika faizindeki artışların desteğiyle, TL mevduat ve yatırım fonlarının payı hanehalkının varlıkları içinde artıyor. Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi (OKS) katılımcı sayılarının istikrarlı şekilde artması ise, Türk vatandaşının birikimlerini yavaş yavaş uzun vadeli, disiplinli sistemlere yönlendirme alışkanlığı kazanmaya başladığını gösteren umut verici bir gelişmedir. Özetle, hanehalkı piyasalardaki oynaklıktan yoruldu ve daha sağlam, daha az riskli ve enflasyondan korunma potansiyeli yüksek çözümlere, yani fonlara, altına ve yüksek faizli mevduata yöneliyor. Bu, ülkenin finansal istikrarı için olumlu bir adımdır, çünkü uzun vadeli ve düzenli tasarruf alışkanlığını güçlendirmektedir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bireyler-artik-fonlardan-kaciyor-altin-ve-yuksek-faizli-mevduata-yoneliyor-588223">Hanehalkı Birikim Stratejisini Değiştirdi: Riskten Kaçıp Güvenli Yatırımlara Yöneldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnmeden Koruyan 6 Altın Önlem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inmeden-koruyan-6-altin-onlem-586946</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 13:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[aza]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[nmeden]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586946</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada yılda 17 milyon kişi inme geçiriyor, 6 milyonu hayatını kaybediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre her yıl ülkemizde 150 bin kişi inme geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmeden-koruyan-6-altin-onlem-586946">İnmeden Koruyan 6 Altın Önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada yılda 17 milyon kişi inme geçiriyor, 6 milyonu hayatını kaybediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre her yıl ülkemizde 150 bin kişi inme geçiriyor. Beyin ve damar hastalıkları, ülkemizdeki tüm ölümlerin yüzde 6&#8217;sını oluştururken, inme ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alıyor. İnmede erken müdahale büyük önem taşıyor. Öyle ki 4,5 saat içinde yapılan müdahaleler bireyde sakatlık ve ölüm riskini en aza indirebiliyor. Umut veren bir başka haber ise inme vakalarının % 90&#8217;ının sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ve risk faktörlerinin kontrolüyle önlenebilmesidir. Memorial Antalya Hastanesi Girişimsel Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer “29 Ekim Dünya İnme Günü” nedeniyle, inmeden korunma yolları hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. </p>
<p><strong>Zaman Beyindir: İlk 4,5 Saat Kritik Önemde</strong></p>
<p>İnme tedavisinde inme belirtilerinin fark edilmesi hayati önem taşımaktadır. Yüzün bir tarafında asimetri, ani kol veya bacak güçsüzlüğü, konuşma güçlüğü, ani görme sorunları, denge kaybı veya ani şiddetli baş ağrısı gibi belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden uzman yardımı almak gerekir. İlk 4,5 saat içinde yapılan müdahaleler, sakatlık ve ölüm oranlarını önemli ölçüde azaltabilir. Bu nedenle &#8220;zaman beyindir&#8221; teması, inme tedavisinde en önemli ilke olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p>İnme tedavisi konusunda son yıllarda ülkemizde önemli adımlar atılmıştır. 2019 yılında başlatılan sertifikasyon süreciyle 57 kapsamlı inme merkezi ve 51 birincil inme merkezi oluşturulmuş; bu merkezler, nüfusun yaklaşık yüzde 85&#8217;ini kapsayarak ülke genelinde inme tedavisine erişimi kolaylaştırmıştır.</p>
<p><strong>Birkaç Küçük Değişiklikle İnme Riskini En Aza İndirebilirsiniz</strong></p>
<p>İnmenin en önemli nedenleri arasında; ileri yaş, genetik faktörler, sigara, yüksek tansiyon, diyabet, kötü kolesterolün yüksek olması, fiziksel aktivite eksikliği ve obezitedir. Sigara, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kötü kolesterolün yüksek olması, fiziksel aktivite eksikliği ve obezite gibi risk faktörlerin farkında olmak inme görülme riskini azaltabilir. İnme atağı olsa bile inmeden sonra yaşama ihtimalini artırarak sakatlığın derecesini azaltır. Bu nedenle özellikle yüksek tansiyon ve diyabet hastalarının yüksek kolesterol düzeyleri olan insanların kan şekeri, kan basıncı ve kandaki kötü kolesterol düzeylerini sıkı olarak kontrol altına alması gerekir. Tüm bunların yanında aşağıdaki önlemleri de alarak inme riskini en aza indirmek mümkün; </p>
<ul>
<li>Dengeli ve sağlıklı beslenmek</li>
<li>Düzenli fiziksel aktiviteye özen göstermek</li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durmak</li>
<li>Kan basıncı ve diyabet kontrolünü ihmal etmemek</li>
<li>Düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak</li>
<li>Aile hekimi takibi ve tarama programlarına katılmak</li>
</ul>
<p><strong>AF inme riskini 5 kat artırıyor</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıkları arasında Atrial Fibrilasyon (AF) ve karotis arter darlıkları, inme riskini önemli ölçüde artıran durumlardır. Atrial fibrilasyon, kalbin düzensiz atmasına neden olan bir ritim bozukluğu olup, inme riskini yaklaşık 5 kat artırmaktadır. Kalpteki düzensiz kasılmalar nedeniyle kan pıhtıları oluşabilir ve bu pıhtılar beyne giderek felce yol açabilir. 65 yaş üstü bireylerde yüzde 8-10 oranında görülen AF, çoğu zaman belirtisiz seyredebilir veya çarpıntı, nefes darlığı ve yorgunluk gibi semptomlarla kendini gösterebilir.</p>
<p><strong>Düzenli kontrol şart! </strong></p>
<p>AF&#8217;nin erken tanısı için düzenli nabız kontrolü ve elektrokardiyografi (EKG) tetkiki önerilmektedir. Tanı konulduktan sonra, inme riskini azaltmak için kan sulandırıcı ilaçlar kullanılır. Ayrıca ritim kontrolü sağlayan ilaçlar, elektriksel kardiyoversiyon veya kateter ablasyonu gibi girişimsel yöntemler de tedavi seçenekleri arasındadır. Karotis arter darlığı ise, boyundaki ana atardamarlarda plak birikimi sonucu daralma oluşmasıdır ve iskemik inmelerin yüzde 20-30&#8217;undan sorumludur. Risk faktörleri arasında yüksek tansiyon, diyabet, sigara, yüksek kolesterol ve ileri yaş yer alır. Karotis darlığı genellikle belirtisiz seyreder, ancak geçici iskemik atak (TIA) veya inme ile kendini gösterebilir. Erken tanı için Doppler ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemleri kullanılır. Tedavide yaşam tarzı değişiklikleri, antiplatelet ilaçlar ve kolesterol düşürücü ilaçların yanı sıra, ciddi darlıklarda karotis endarterektomi (cerrahi plak temizliği) veya karotis stent yerleştirilmesi gibi girişimsel yöntemler uygulanır. Bu tedaviler, inme riskini yüzde 80&#8217;e varan oranlarda azaltabilir.</p>
<p>Unutmayın, inme her yaşta ve her an karşımıza çıkabilir. İnme belirtilerini bilmek ve hızlı hareket etmek, hayat kurtarır. Siz ya da çevrenizdekilerde ani konuşma bozukluğu, yüz, kol veya bacakta güçsüzlük, görme kaybı, baş dönmesi ya da ani ve şiddetli baş ağrısı gibi belirtiler fark ederseniz, vakit kaybetmeden inme konusunda donanımlı bir hastaneye başvurmak gerekir. Çünkü erken tanı ve müdahale inmede sağ kalım oranını artırarak engelli kalma riskini en aza indirebilmektedir.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmeden-koruyan-6-altin-onlem-586946">İnmeden Koruyan 6 Altın Önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber güvenlik olmadan endüstri sürdürülebilir değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-olmadan-endustri-surdurulebilir-degil-586868</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 09:31:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İhlal]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[savunma]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üreticiler]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586868</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde üretim tesisleri artık arızalı makineler nedeniyle değil, siber saldırılar nedeniyle duruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-olmadan-endustri-surdurulebilir-degil-586868">Siber güvenlik olmadan endüstri sürdürülebilir değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde üretim tesisleri artık arızalı makineler nedeniyle değil, siber saldırılar nedeniyle duruyor. Fidye yazılımları ve veri ihlalleri, üretim hatlarını sekteye uğratıyor; tedarik zincirlerini zorluyor ve marka güvenini sarsıyor.  </strong></p>
<p>Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET, üretim sektöründe siber güvenliğin artık bir teknoloji sorunu değil, üretim hatlarını durdurabilen, tedarik zincirini sekteye uğratan, yatırımcıların ve müşterilerin güvenini sarsabilen bir iş riski olduğunun altını çizdi.  Son dönemde otomotiv sektöründe yaşanan olaylar da bu gerçeği gözler önüne seriyor. Stellantis’in veri ihlali açıklaması ve Jaguar Land Rover’ın siber saldırı nedeniyle dört haftalık üretim duruşu, sınırlı kaynaklara sahip küçük ve orta ölçekli üreticiler için ciddi bir uyarı niteliğinde. Siber güvenliği yalnızca yasal uyumluluk gerekliliklerini karşılamak için uygulamak artık yeterli değil. Günümüzün sofistike saldırganları, kimlik avı, sistem izinsiz girişleri ve güvenliği ihlal edilmiş yazılımlar gibi yöntemlerle üreticileri hedef alıyor. Üretim ihlallerinin yüzde 85’i bu tür saldırılardan kaynaklanıyor. Bu nedenle siber güvenlik, yönetişim, kültür ve kaynak yönetimiyle bütünleşik bir strateji olarak ele alınmalı.</p>
<p><strong>Siber güvenlik, diğer stratejik iş riskleri gibi ele alınmalı</strong></p>
<p>Üreticiler genellikle yıllarca, bazen on yıllarca dayanacak şekilde tasarlanmış operasyonel teknolojilerle çalışıyor. Bu sistemler finansal amortismanlarını aşmış olsa da değiştirme masrafları ve kesintiler genellikle yükseltmeleri geciktiriyor. Bir zamanlar son teknoloji olan bu cihazlar modern siber saldırılara karşı savunmasız hâle geliyor ve kuruluşun saldırı yüzeyini genişletiyor. Küçük üreticiler için kritik soru, bir siber olayın potansiyel finansal ve operasyonel etkisinin, eskiyen teknolojinin güncellenmesi veya değiştirilmesinin maliyetinden ne zaman daha ağır basacağıdır.</p>
<p><strong>Güvenlik açıklarını engellemek için neler yapılabilir?</strong></p>
<p>Kimlik avı e-postaları, çalınan kimlik bilgileri ve güvenliği ihlal edilmiş üçüncü taraf yazılımlar, siber suçluların kullandığı ön kapılardır. Üreticiler özellikle savunmasızdır çünkü saldırganlar, fabrikaların kesintiye tahammül edemeyeceğini bilir. Tedarik zincirleri saldırı yüzeyini genişletir. BT ekipleri yetersiz kalır; KOBİ üreticileri nadiren 7/24 izleme için gerekli kaynaklara sahiptir ve hızlı müdahale yetenekleri için gerekli uzmanlıktan yoksundur. Fikri mülkiyet değerlidir; tasarımlar, formüller ve prototipler casusluk veya hırsızlık için kazançlı hedeflerdir. Üreticiler, önce önleme odaklı BT stratejisi, temel savunma önlemlerinin ötesine geçmelidir. Saldırıları engellemek yeterli değildir; üreticiler, tehditleri operasyonları kesintiye uğratmadan önce öngörmeli ve etkisiz hâle getirmelidir.</p>
<p><strong>Eyleme geçirilebilir tehdit istihbaratı</strong>: Fidye yazılımı taktikleri, tedarik zinciri güvenlik açıkları ve kalıcı tehditler hakkında ayrıntılı bilgiler dâhil olmak üzere mevcut tehdit ortamına ilişkin gerçek dünya verileri, ekiplerin gerçekten önemli olan konulara öncelik vermelerini sağlar.</p>
<p><strong>Sürekli izleme</strong>: Uç noktalar, sunucular ve bulut uygulamaları arasındaki etkinlikleri ilişkilendirmek, izinsiz girişi gösterebilecek anormallikleri tespit etmeye yardımcı olur. İzleme, normal BT altyapısının ötesine geçmeli ve teknik olarak mümkünse operasyonel teknolojiyi de kapsamalıdır. BT ve OT izlemeyi tek bir platformda birleştirmek, tehditlerin görünürlüğünü ve tehditleri tahmin etme ve önleme yeteneğini artırır.</p>
<p><strong>Bölümleme ve erişim kontrolü</strong>: Net sistem sınırları ve operasyonel teknolojinin bölümlenmesi, sıkı kimlik yönetimi ve çok faktörlü kimlik doğrulama, saldırganların yanal olarak hareket etmesini engeller.</p>
<p><strong>Güvenlik açığı yönetimi</strong>: Tüm cihaz ve makinelerde otomatik yama ve ürün yazılımı güncellemeleri, saldırganların potansiyel olarak yararlanabileceği boşlukları kapatır.</p>
<p><strong>Yedekleme ve kurtarma</strong>: Tesis dışında depolanan çevrimdışı yedeklemeler ve test edilmiş geri yükleme prosedürleri, kesinti süresini en aza indirerek fidye yazılımının üretimi rehin almasını engeller.</p>
<p>İstihbarat, izleme ve Genişletilmiş Tespit ve Müdahale (XDR) gibi modern yanıt yeteneklerini bir araya getirmek, küçük ve orta ölçekli işletmelerdeki yalın BT ekiplerinin tam bir güvenlik operasyon merkezi kurmadan sağlam savunmalar sürdürmelerini sağlar.</p>
<p><strong>XDR ile BT savunmasını genişletme</strong></p>
<p>Geleneksel uç nokta koruması tek başına yeterli değildir. XDR, cihazlar, sunucular ve bulut sistemleri genelinde algılama ve yanıtı birleştirerek bir saldırının devam ettiğini işaret edebilecek çeşitli farklı kaynaklardan gelen verilerin bütünsel bir görünümünü sağlar. Bu, Yönetilen Tespit ve Müdahale (MDR) hizmetleriyle daha da ileriye götürülebilir. Bu hizmetler sayesinde, küçük BT ekipleri bile 7/24 uzman gözetimi, daha hızlı kontrol ve daha az kör nokta elde ederek fabrikaların ve işletmelerin çalışır durumda kalmasını sağlayan öncelikli önleme yaklaşımını benimseyebilir.</p>
<p><strong>Siber dayanıklılık için iş gerekçesi</strong></p>
<p>Siber saldırılar soyut riskler değildir; operasyonel maliyetlerdir. IBM&#8217;in 2025 Veri İhlali Maliyetleri raporuna göre, ortalama endüstriyel ihlal maliyeti yaklaşık 5 milyon dolardır ancak asıl zarar üretimdeki aksaklıklar, kaçırılan sözleşmeler ve azalan müşteri güveninden kaynaklanmaktadır. Siber güvenliği bir iş riski olarak ele almak, büyümeyi, itibarı ve dayanıklılığı korur. Şirketler eski teknolojinin değiştirilmesini sadece teknik bir yükseltme olarak değil, potansiyel siber olayların iş üzerindeki etkisini azaltmak için stratejik bir hamle olarak değerlendirmelidir. Siber saldırıların maliyeti artmaya devam ederken kuruluşlar siber güvenliği doğrudan operasyonel süreklilik ve finansal dayanıklılıkla ilişkilendiren bütünsel bir bakış açısı benimsemekten fayda sağlar.</p>
<p>Üretim sektöründe, siber güvenlik ekipleri yalnızca siber riskleri azaltmaya odaklanmakla kalmamalı, işletme için potansiyel aksaklıkları ve ekonomik sonuçları en aza indirecek önlemleri önceliklendirmelidir. Siber dayanıklılık, riski tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Kabul edilebilir risk için net bir eşik belirlemek ve baskı altında operasyonların devam etmesini sağlayacak kadar güçlü BT savunmaları oluşturmak anlamına gelir. Endüstri 4.0&#8217;da en akıllı fabrikalar sadece en otomatik olanlar değil, aynı zamanda en siber dayanıklı olanlar da olmalıdır. Siber güvenlik olmadan inovasyon, başka bir deyişle iş riski demektir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-olmadan-endustri-surdurulebilir-degil-586868">Siber güvenlik olmadan endüstri sürdürülebilir değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 10:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kesici]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[Parasetamol]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586311</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEBH) 2000’li yıllarda %5 oranındayken, günümüzde bu oran %9’lara kadar çıkabiliyor. Bu rahatsızlıkların ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311">Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEBH) 2000’li yıllarda %5 oranındayken, günümüzde bu oran %9’lara kadar çıkabiliyor. Bu rahatsızlıkların ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşünülüyor. Ancak son zamanlarda parasetamol gibi sık kullanılan ilaçların bu rahatsızlıklara neden olduğu yönünde iddialar anne adaylarının kafasında soru işaretleri oluşturabiliyor. Bilimsel veriler, bu konudaki kaygıların çoğunun abartılı olabileceğini gösteriyor. Çünkü bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, parasetamol ile otizm veya DEHB arasında doğrudan bir nedensellik kurulamamış olduğunu gösteriyor. Aksine, hamilelikte tedavi edilmemiş yüksek ateşin bebeğe verebileceği zararın, kontrollü ilaç kullanımına göre çok daha ciddi olabileceği kabul ediliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Taha Takmaz, hamilelikte parasetamol kullanımı ve bebeğe etkisi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>İlaçlarınızı doktor kontrolünde kullanın</strong></p>
<p>Son 10 yılda yayımlanan bazı gözlemsel yani bilimsel verilere dayalı olmayan çalışmalarda, hamilelikte parasetamol kullanımının çocuklarda otizm veya DEHB riskini az da olsa artırabileceğini iddia edilmektedir. Ancak bu çalışmaların çoğu, annenin kendi beyanına dayanmakta ve kullanılan ilacın dozu, süresi, hangi haftada alındığı gibi ayrıntılar net olmamaktadır. Yani bilimsel verilere göre; hamilelikte enfeksiyon veya grip gibi nedenlerle anne adayının ateşinin çıkması, parasetamol kullanımından daha ciddi riskler doğurabilmektedir. Mevcut klinik uygulamada parasetamol bu durumda en güvenli ve en sık kullanılan seçenektir. Dikkat edilmesi gereken asıl hususlar ise gerektiğinde, en düşük etkili doz, en kısa süre kullanım, kronik ve yüksek dozdan uzak durmaktır.</p>
<p><strong>Yüksek ateş anne ve bebeği için risk oluşturabilir</strong> </p>
<p>Hamilelikte bilinen çiğ balık yememek, ağır sporlardan kaçınmak veya uykuya dikkat etmek gibi tavsiyelerin yanında genellikle doktorlar “parasetamol içeren ilaçları kullanmayın” gibi bir uyarıda bulunmamaktadır. 40 haftaya yakın süren hamilelik sürecinde anne adayları grip dr olabilir, enfeksiyon riskiyle karşılaşabilir veya yüksek ateş şikayetleri yaşayabilir. Bu noktada anne adayını takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanının hem anneyi hem de bebeği düşünerek önerdiği bazı ilaçlar olabilmektedir. Bu ilaçlar anne adayının iyileşmesi için önemlidir. Anne adayının sağlıklı olması, bebeğin de sağlıklı olması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Parasetamol genellikle ateş ve enfeksiyon için kullanılmaktadır; hamilelikte yüksek ateşin kendisinin bile bebek için riskli olabileceği unutulmamalıdır. Yani ilacın kendisi değil, ilacı gerektiren hastalık da otizm ve DEHB’ten sorumlu olabilir. Çoğu zaman altta yatan faktörler; örneğin annenin ateşi, enfeksiyonu veya genetik eğilimler bu ilişkiyi açıklayabilmektedir. Bilimde buna korelasyon denir; korelasyonun varlığı tek başına nedensellik anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Araştırmalar otizm ve DEHB’in parasetamol içeren ilaçlarla doğrudan nedensellik ilişkisi olmadığını söylüyor</strong></p>
<p>2024’te JAMA’da (Journal of the American MedicalAssociation) yayımlanan ve 2,5 milyon çocuk içeren İsveç çalışmasında hamilelikte parasetamol kullanımının otizm, DEHB veya zihinsel gerilik riskini artırmadığı gösterilmektedir. Bu sonuç, önceki küçük risk sinyallerinin aslında ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşündürmektedir. 2025 yılında Mount Sinai Hastanesi’nden çıkan bir derlemede 46 çalışma incelenmiş ve “yüksek kaliteli araştırmalarda risk sinyali biraz daha belirgin” denilmiştir. Harvard’lı araştırmacılar da “nedensellik kanıtlanmamış olsa da, özellikle uzun süreli veya yüksek doz kullanımda temkinli olunmalı” çağrısı yapmıştır.</p>
<p>Bu açıklamalar basında “parasetamol otizm yapıyor” başlıklarıyla yer bularak halk arasında korku ve endişeye neden olsa da bugün ACOG (Amerikan Obstetri ve Jinekoloji Derneği), “Nedensellik yok, parasetamol hâlâ güvenli ve gerekli bir seçenek” demektedir. SMFM (Maternal-Fetal Tıp Derneği), “Kanıtlar sonuçsuz, ama ilacı bırakmak anne-bebek sağlığına zarar verebilir” uyarısında bulunmaktadır. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ise Eylül 2025’te, parasetamol ile otizm arasında tutarlı bir ilişki bulunmadığını açıklamıştır.</p>
<p><strong>Peki neden bazen “risk artışı” iddia ediliyor?</strong></p>
<p>Bilim insanları bazen risk artışı görünmesinin dört temel nedeni olabileceğini belirtmektedir. Parasetamol çoğunlukla ateş ve enfeksiyon için kullanılmaktadır. Asıl riskli olan durum ilaç değil, hastalığın kendisi olabilir. Çalışmalarda annelerden “hamileliğinizde ilaç aldınız mı?” diye sorulmaktadır; bu veri hatalı olabilir, çünkü yıllar sonra alınan bir beyana dayanmaktadır. Tek seferlik kullanım ile aylarca yüksek doz kullanım arasında ayrım olmamaktadır. Bu nedenle bilimsel bir dayanağı yoktur.</p>
<p>Mevcut bilimsel veriler hamilelikte yüksek ateşin tedavi edilmediği takdirde bebek için ciddi riskler doğurabileceğini söylemektedir. Mevcut klinik uygulamada parasetamol bu durumda en güvenli ve en sık kullanılan seçenektir. Dikkat edilmesi gereken asıl hususlar ise; gerektiğinde, en düşük etkili doz, en kısa süre kullanım, kronik ve yüksek dozdan uzak durmak olarak sıralanabilmektedir.</p>
<p>Bugünkü bilgilerimiz; parasetamolün hamilelikte otizme yol açtığına dair güçlü bir kanıt olmaması, büyük ve güvenilir çalışmaların bu iddiayı desteklemiyor oluşu, alandaki değerli ve önemli kuruluşların parasetamolün gerekli olduğunda güvenle kullanılabileceğini söylüyor olması şeklinde özetlenebilir. Ancak bilim kesin bir noktada değildir; yüksek doz ve uzun süreli kullanım konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunun da unutulmaması gerekir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311">Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IFIW&#8217;de orman yangınlarında teknoloji ve inovasyon kullanımının geleceği ele alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ifiwde-orman-yanginlarinda-teknoloji-ve-inovasyon-kullaniminin-gelecegi-ele-alindi-585786</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 10:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[ifiw]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımının]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[müdür]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[yangınlarında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu'nun moderatörlüğünde düzenlenen “Erken Uyarıdan Çözüme: Yangın Söndürmede Teknoloji” panelinde söz alan eski Orman Genel Müdürlüğü Yangınla Mücadele Daire Başkan Yardımcısı ve Yangın Teknoloji Uzmanı İlhami Aydın, artık yangınların şeklinin değişip, enerjisi ve şiddetinin arttığına dikkati çekerek, değişen şartlara göre kendilerini yeniden değerlendirmeleri gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ifiwde-orman-yanginlarinda-teknoloji-ve-inovasyon-kullaniminin-gelecegi-ele-alindi-585786">IFIW&#8217;de orman yangınlarında teknoloji ve inovasyon kullanımının geleceği ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu&#8217;nun moderatörlüğünde düzenlenen “Erken Uyarıdan Çözüme: Yangın Söndürmede Teknoloji” panelinde söz alan eski Orman Genel Müdürlüğü Yangınla Mücadele Daire Başkan Yardımcısı ve Yangın Teknoloji Uzmanı İlhami Aydın, artık yangınların şeklinin değişip, enerjisi ve şiddetinin arttığına dikkati çekerek, değişen şartlara göre kendilerini yeniden değerlendirmeleri gerektiğini söyledi. Aydın, Türkiye&#8217;de de artık yeni normale alışılması gerektiğinin altını çizerek, yangınlı gün sayısının 40&#8217;ın üzerine çıktığını, yeni normalde yangınların sayısının ve şiddetinin artacağını söyledi.</p>
<p>Başarsoft Kurucu Ortağı ve Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Dabanlı ise OGM ile orman yangınlarının modellemesi, simülasyonu ve yangına müdahaleyle ilgili yapay zeka destekli sistemleri içeren proje üzerine çalıştıklarına dikkat çekti. Projede, Amerika ve Kanada gibi farklı ülkelerin modellerini akademik olarak araştırdıktan sonra Türkiye&#8217;ye uyarladıklarını ifade eden Dabanlı, birçok sahadaki data ve sistemlerle entegrasyon yapıldığını kaydetti. Dabanlı, yangın riskinin yoğun olduğu yerlerde de bir model geliştirildiğini belirterek, birçok sistemin entegre edilerek meteorolojiden alınan verilerle sistemin çalıştığını anlattı.</p>
<p><strong>Yangınlara müdahalede yapay zekadan destek alınacak</strong></p>
<p>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı Özgür Martin de OGM ile birlikte Koç Dijital vasıtasıyla çalıştıklarının bilgisini vererek, bu kapsamda bir yapay zeka projesine karar verildiğini dile getirdi. Projeyle, yangın risk haritası oluşturarak, bu haritayla yangın müdahale planı ve optimizasyonu amaçladıklarını vurgulayan Martin, OGM, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve Karayolları Genel Müdürlüğünden veri topladıklarını ifade etti. Martin, söz konusu verilerle yaklaşık 400&#8217;den fazla değişken belirlediklerine dikkati çekerek, “Bunları kullanarak modelleme yaptık. Bu 20 bin alt bölgede yaptığımız modellemenin sonunda hem yangın risklerini çalıştırıyoruz hem de risk ataması yapıyoruz. Saatlik ve önümüzdeki 7 gün için tahmin yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Takip sistemleri uçak ve helikopterlerde de kullanılıyor</strong></p>
<p>Panelde konuşan HAVELSAN Sivil Havacılık Eğitim Sistemleri Program Müdürü Mustafa Kılınç ise orman yangınlarıyla mücadelede eğitim simülatörüyle, gerçek hayatta deneyimlenmekten korkulan, maliyetli hususları, çok rahat bir şekilde deneyimleyebildiklerini aktardı. Simülatörün en önemli avantajının hatadan öğrenme yapılarak bir eğitim ortamı sunması olduğuna işaret eden Kılınç, bu sayede simülatörlerin kullanımının yaygınlaştırılmasını sağladıklarını belirtti.</p>
<p>Arvento Mobil Sistemleri Kurucu Ortağı ve Üst Yöneticisi Özer Hıncal da araç takip sistemlerine ilişkin bilgi vererek, sistemle aracın nerede olduğunu, nerelerde ne kadar durduğunu takip ettiklerini gösterdiklerini söyledi. Birçok sektörde kullanımın söz konusu olduğunu aktaran Hıncal, sistemlerin bazılarını helikopterlerde ve uçaklarda da kullanabildiklerini ifade etti.</p>
<p>TUSAŞ Sistem Mühendisliği Yöneticisi Ahmet Cumhur Özcan ise insansız hava araçlarının (İHA) ve yazılım teknolojilerinin günümüzde orman yangınlarıyla mücadelenin büyük bir parçası olduğunu anlatarak, OGM ile Aksungur üzerinden iş birliği yaptıkları bilgisini paylaştı.</p>
<p>Etkinliğin ikinci gününde düzenlenen &#8220;Yangın Yönetimi ve Risk Farkındalığına Yönelik Toplum Tabanlı Yaklaşımlar&#8221; ile &#8220;Entegre Yangın Yönetimi İçin Yenilikçi Yaklaşımlar ve İleri Teknolojiler&#8221; panelleri de dünyaca ünlü pek çok uzman ismi bir araya getirirken, “Yeşil ve Dijital Dönüşümün Temelleri: Kritik Mineraller İçin Yeni Çağ” başlıklı panel de katılımcıların yoğun ilgiyle takip edildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ifiwde-orman-yanginlarinda-teknoloji-ve-inovasyon-kullaniminin-gelecegi-ele-alindi-585786">IFIW&#8217;de orman yangınlarında teknoloji ve inovasyon kullanımının geleceği ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 10:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[mamografiden]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mr]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[ultrasonografi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişmiş ülkelerde mamografi taramaları ve farkındalık kampanyaları sayesinde son 40 yılda meme kanserine bağlı ölümlerin yüzde 40 azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Erken tanı, sadece yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de artırıyor; daha az agresif tedaviyle, daha kısa sürede iyileşme imkanı sağlıyor” diyor...</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780">3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelişmiş ülkelerde mamografi taramaları ve farkındalık kampanyaları sayesinde son 40 yılda meme kanserine bağlı ölümlerin yüzde 40 azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Erken tanı, sadece yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de artırıyor; daha az agresif tedaviyle, daha kısa sürede iyileşme imkanı sağlıyor” diyor&#8230;</p>
<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de durum benzer. Her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Her yıl yaklaşık 25 bin yeni vaka tanı alıyor. Türkiye’de tanı yaşı, Batı ülkelerine göre ortalama 10 yıl daha erken; vakaların yaklaşık yüzde 40’ı 40–49 yaş arasında görülüyor. Bu nedenle ülkemizde mamografi taramaları 40 yaşında başlıyor.</p>
<p>Son yıllarda yürütülen tarama programları ve farkındalık çalışmaları sayesinde, Türkiye’de erken tanı oranı hızla yükseldi. 10 yıl önce kadınların büyük kısmı ileri evrede tanı alırken, bugün hastaların yüzde 70’inden fazlası erken evrede saptanıyor. Bunun da iyileşme oranlarını belirgin biçimde artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Kadınlar meme muayenesinden çekinmemeli. Bu bir utanma meselesi değil, yaşam kurtaran bir alışkanlık. Nasıl kalp veya cilt doktoruna gidiyorsak, meme kontrolü de rutin olmalı. Her şey farkındalıkla başlıyor” diyor. </p>
<p>Kadınların her ay kendi kendilerine meme muayenesi yapmalarının da önemine değinen Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Kendi kendine muayeneyi hastalarımıza öğretiyoruz ancak bu, aslında bir tümörü erken yakalamak açısından çok da etkili bir yöntem değil. Önemli olan, düzenli olarak yılda bir veya duruma göre daha sık tarama yaptırmak. Ancak yine de vücudunu tanımak, bir değişikliği fark etmek ve hekime başvurmak açısından önemli. Öğrenmekte fayda var” diyor. </p>
<p><strong>Risk Haritasıyla Kişiye Özel Tarama Programları </strong></p>
<p>Her kadının meme yapısı ve risk profili farklı olduğu için tarama programlarının da kişiye özel planlandığını belirten Prof. Dr. Erkin Arıbal, şu bilgileri paylaşıyor:<br /> “Ailede anne, kız kardeş, teyze ya da baba tarafında prostat kanseri öyküsü bile meme kanseri riskini artırabiliyor. Bu nedenle genetik yatkınlığı olan kadınlarda taramaya 25 yaşında başlıyoruz. Annesinde 35 yaşında meme kanseri görülen bir kadının taramaya, 25 yaşında, yani annesinin kansere yakalandığı yaştan 10 yıl önce başlaması gerekir. Tüm bu risklere bakıp hastalara bir risk haritası çıkarıyoruz. Risk yüksekliğinize göre de yapılacak tarama programlarını oluşturuyoruz”.</p>
<p>Mamografinin çok önemli bir erken tanı aracı olduğuna ancak bazı kadınların radyasyon alındığı için mamografiden çekindiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Mamografiyle alınan radyasyonun dozu çok düşük, bir uçak yolculuğunda alınandan bile az. Kimse kadınlara ‘uçağa binme’ demiyor ama ‘mamografi çektirme’ diyenler var nedense. Bu yanlış algıları artık geride bırakmalıyız” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyattan Önce Biyopsi Yapılması Şart </strong></p>
<p>Tanı konduktan sonra izlenecek adımların doğru belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Asla biyopsi yapılmadan ameliyat yapılmamalı. Biyopsi lokal anesteziyle yapılan son derece güvenli bir işlemdir ve tümörün türünü, evresini, tedaviye vereceği yanıtı anlamamızı sağlar. Artık biyopsisiz meme ameliyatı tüm dünyada kabul edilmiyor” dedi.</p>
<p>Bugün yalnızca radyoloji alanında değil, meme kanserinin tedavisinde de çığır açan gelişmelere tanık oluyoruz. Meme kanseri tedavilerinin artık çok daha etkili, kişiye özel, hedefe yönelik ve estetik açıdan koruyucu hale geldiğini anlatan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “1980’lerde tüm meme dokusu alınırken, artık çoğu zaman sadece tümör çıkarılıyor. Rekonstrüksiyonla meme görüntüsü korunabiliyor. Akıllı ilaçlar sadece tümöre etki ediyor, sağlıklı dokulara zarar vermiyor. Radyoterapide artık sadece hedef bölgeye ışın veriliyor. Yani artık çok daha etkili ve çok daha az yan etkili tedaviler sunabiliyoruz hastalarımıza” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780">3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kekemeliğe müdahalede en uygun dönem 2-6 yaş aralığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kekemelige-mudahalede-en-uygun-donem-2-6-yas-araligi-585682</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 17:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aralığı]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[kekemeliğe]]></category>
		<category><![CDATA[Kekemelik]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[müdahalede]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585682</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kekemeliğin tedavi edilebilen, yönetilebilen ve etkisi büyük oranda azaltılabilen bir konuşma akıcılığı bozukluğu olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Cengizli, erken müdahalenin önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kekemelige-mudahalede-en-uygun-donem-2-6-yas-araligi-585682">Kekemeliğe müdahalede en uygun dönem 2-6 yaş aralığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kekemeliğin tedavi edilebilen, yönetilebilen ve etkisi büyük oranda azaltılabilen bir konuşma akıcılığı bozukluğu olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Cengizli, erken müdahalenin önemine dikkat çekti. En sık 2-5 yaş arasındaki dönemde ortaya çıkan kekemeliğe vakit kaybeden müdahale edilmesi gerektiğini söyleyen Cengizli, kekemelikte ‘bekleyelim, geçer’ yaklaşımının bilimsel olarak riskli olduğunu vurgulayarak “Kekemelik ne kadar erken fark edilir ve müdahale başlatılırsa, tedavi edilebilirlik oranı o kadar yükselir. En ideal müdahale aralığı 2–6 yaş olup bu dönem beynin plastisitesinin en yüksek olduğu dönemdir” dedi. Cengizli, kekemelikte yanlış yaklaşımın kekemeliği güçlendirdiğini, doğru yaklaşımın ise terapi kadar güçlü bir terapi aracı olduğunun altını çizdi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma<br />Görevlisi Şevval Cengizli, 22 Ekim Dünya Kekemelik Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada kekemeliğin tedavi edilebilen, yönetilebilen ve etkisi büyük oranda azaltılabilen bir konuşma akıcılığı bozukluğu olduğunu söyledi.</p>
<p>Nörogelişimsel temelli akıcılık bozukluğu</p>
<p>Kekemeliğin yalnızca konuşmanın takılması şeklinde basit bir mekanik sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Cengizli, “Aksine konuşmayı başlatma, sürdürme ve sözcükler arasında doğal geçiş yapabilme becerisini etkileyen nörogelişimsel temelli bir akıcılık bozukluğu olarak tanımlanmalıdır. En güncel bilimsel literatüre göre kekemelik, beynin konuşmayı planlama – motor komutları organize etme – zamanlama – geri bildirim döngülerini yönetme görevlerini üstlenen ağlarında işitsel, motor ve bilişsel yüklemelerin etkileşim bozukluğu sonucunda ortaya çıkar” diye konuştu. </p>
<p>Sadece ses ve hece tekrarlarıyla sınırlı kalmayabilir</p>
<p>Kekemelikte konuşma sırasındaki akıcısızlıkların sadece ses veya hece tekrarlarıyla sınırlı kalmadığını kaydeden Cengizli, “Ses uzatmaları, bloklar, nefes kesilmeleri, ani duraklamalar ve bunlara eşlik eden yüz kas gerilmeleri, hızlı göz kırpma, çene hareketleri, ayak sallama gibi fiziksel eş davranışlar da tabloya eşlik edebilir. Kekemelik yaşayan bazı bireylerde bu davranışlar fark edilmeyecek kadar hafif seyrederken, bazı bireylerde konuşma girişimi sırasında belirgin şekilde görünür hale gelir” dedi.</p>
<p>En çok 2-5 yaş arasında ortaya çıkıyor</p>
<p>Bilimsel çalışmaların kekemeliğin en sık olarak 2–5 yaş arasındaki hızlı dil edinim döneminde ortaya çıktığını gösterdiğini ifade eden Cengizli, “Kekemelik genellikle genetik ve nörogelişimsel bir yatkınlık temelinde ortaya çıktığı için doğuştan bir risk taşır ancak konuşma belirtileri doğumda değil, konuşma ve dil gelişiminin hızlandığı erken çocukluk döneminde fark edilir. En sık başlangıç dönemi 2–5 yaş arasıdır. Bu yaş aralığı, beynin konuşma – dil – motor planlama – sosyal iletişim ağlarının birbirine entegre hale geldiği kritik bir dönemdir. Bu nedenle kekemelik bir anda değil, çoğu zaman belirli durumlarda fark edilir hale gelen, bazen var bazen yok gibi algılanabilen dalgalı bir seyir izleyebilir. Bu durum, çevredeki ebeveyn ve eğitimcilerin ‘Arada oluyor, bence geçer’ yanılgısına düşmesine yol açabilmektedir fakat bilimsel olarak bu yaklaşım riskli ve artık önerilmeyen bir bekle-gör tutumudur. ‘Bekleyelim, geçer’ şeklindeki yaklaşım bilimsel olarak risklidir. Erken başvuru, yalnızca akıcılığı değil çocuğun psikolojik güvenliğini de korur” dedi.</p>
<p>Kekemelik tek nedene bağlı değil</p>
<p>Kekemeliğin pek çok nedeni olduğunu belirten Cengizli, “Güncel bilimsel görüş, kekemeliğin tek bir nedene bağlı olmadığını, çok faktörlü bir model içerisinde açıklanması gerektiğini vurgular” dedi. Şevval Cengizli, bu nedenleri şöyle sıraladı:</p>
<p>Genetik yatkınlık: Kekemelik yaşayan bireylerin yaklaşık yüzde 60–80’inde aile öyküsü vardır.<br />Nörobiyolojik farklılıklar: Beynin konuşmayı planlayan bölgelerinde beyin bağlantısallığı ve zamanlamasında farklılıklar saptanmıştır.<br />Konuşma motor sistemi hassasiyeti: Hızlı ve yüksek yük içeren konuşma girişimlerinde sistemin daha fazla zorlanması.<br />Çevresel hız/baskı: Ailenin konuşma temposu çok yüksekse, çocuk yetişemediğini fark eder ve akıcısızlıklar tetiklenebilir.<br />Psikososyal faktörler: Kekemeliğin sebebi değildir ama var olan kekemeliği belirginleştirir veya kalıcı hale getirebilir.</p>
<p>Müdahale için 2-6 yaş aralığı en ideal </p>
<p>Kekemeliğin heyecandan, travmadan, baskıdan oldu gibi halk arasında yaygın ama bilim dışı yorumlarla açıklamanın indirgemeci olduğunu belirten Şevval Cengizli, “Çevresel duygulanımlar kekemeliği etkiler fakat bunu, neden değil tetikleyici / pekiştirici faktör olarak görmek doğrudur. Bugün artık bilimsel olarak çok net bilmekteyiz ki kekemelik ne kadar erken fark edilir ve müdahale başlatılırsa, tedavi edilebilirlik oranı o kadar yükselir. En ideal müdahale aralığı 2–6 yaş olup bu dönem beynin plastisitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Ayrıca çocuğun henüz konuşmaya dair kendilik algısı gelişmeden harekete geçmek, kekemeliğin psikolojik katman oluşturmadan çözülmesini sağlayabilir. Ertelenmiş müdahalelerde çocuk konuşmaktan kaçınmaya, sosyal ortamlarda geri çekilmeye, yanlış bir ‘Ben konuşamıyorum’ kimliği geliştirmeye başlayabilir, bu çok daha zorlayıcı bir tablonun başlangıcıdır” uyarısında bulundu.</p>
<p>Kalıcı kekemelikte risk faktörlerine dikkat</p>
<p>Kalıcı kekemelikte bazı risk faktörleri olduğunu belirten Şevval Cengizli, kekemelik yaşayan çocukların yüzde 65–80’inin doğal olarak iyileşebildiğini belirterek bu noktada hangi çocukta riskin yüksek olduğunu doğru öngörmenin oldukça kritik olduğunu söyledi. Şevval Cengzli, bu risk faktörlerini şöyle sıraladı:</p>
<p>-Kekemeliğin 6 aydan uzun sürmesi veya dalgalanarak şiddetlenmesi<br />-Ailede kalıcı kekemelik öyküsü bulunması<br />-Çocuğun kekemeliğin farkında olup kaçınma davranışı geliştirmeye başlaması<br />-Erkek çocuklarda görülme oranının 4 kattan fazla olması<br />-Eşlik eden dil bozukluğu, artikülasyon sorunu veya dikkat-bilişsel güçlük olması<br />-Aile veya çevre tarafından hızlı konuşmaya zorlanması ya da baskı altında hissetmesi</p>
<p>İletişim becerisini güçlendirmek ve özgüveni korumak önemli</p>
<p>Kekemelikte tedavi kavramını doğru anlamanın da çok önemli olduğunu belirten Şevval Cengizli, sözlerini şöyle tamamladı:<br />“Modern dil ve konuşma bilimi, kekemeliği tamamen ortadan kaldırmak yerine iletişim becerisini güçlendirmek, çocuğun (ya da yetişkinin) özgüvenini korumak ve konuşma akıcılığını doğal koşullarda sürdürülebilir hale getirmek hedefiyle ele alır. Özellikle erken çocukluk döneminde başlayan müdahalelerde, beyin plastisitesi en yüksek seviyedeyken yapılan akıcılık şekillendirici terapiler çok yüksek başarı oranlarına sahiptir. Bu nedenle bugün dünyanın birçok ülkesinde yalnızca dil-konuşma terapistleri değil, pediatristler, aile hekimleri ve erken çocukluk eğitimi uzmanları da erken sevk sorumluluğu taşımaktadır. Güncel literatür, bütüncül modellerin en etkili sonuçları verdiğini göstermektedir. Örneğin sadece konuşmayı mekanik olarak düzeltmeye çalışan yaklaşımların bireyin duygusal yükünü gözden kaçırması durumunda, kısa vadeli olsa dahi uzun vadede geri dönüş riski oluşabilir. Bu nedenle günümüzde tedavi süreçleri fizyolojik (nefes, hız, ses), psikolojik (özgüven, kaygı, iletişim girişkenliği), çevresel (aile hızı, dinleme kültürü, öğretmen farkındalığı) boyutlarıyla birlikte yapılandırılmaktadır. Yanlış yaklaşım kekemeliği güçlendirir, doğru yaklaşımın ise terapi kadar güçlü bir terapi aracıdır”.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kekemelige-mudahalede-en-uygun-donem-2-6-yas-araligi-585682">Kekemeliğe müdahalede en uygun dönem 2-6 yaş aralığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 09:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[Kolonoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[polip]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saptanabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalın bağırsakta (kolon) oluşan polipler, sessizce gelişerek zamanla kansere dönüşebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502">Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalın bağırsakta (kolon) oluşan polipler, sessizce gelişerek zamanla kansere dönüşebiliyor. Türkiye’de 50 yaş üzerindeki her iki kişiden birinde polip saptanabildiğini belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş</strong> “Daha da çarpıcısı, son yıllarda 40 yaş altı bireylerde de görülme sıklığı artıyor. Bunun en önemli nedenlerinin başında; hızlı yaşam tarzı, düşük lifli beslenme, obezite ve genetik yatkınlık geliyor” diyor. </p>
<p>Poliplerin erken dönemde kolonoskopi sırasında sadece birkaç dakikada çıkarılarak kanser riskinin önlenebildiğini, ancak toplumumuzda bu konuda farkındalığın düşük olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şenateş “Ne yazık ki pekçok kişi hala ‘Şikayetim yok, neden kolonoskopi yaptırayım?’ düşüncesine sahip” diye konuşuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş polipe karşı 8 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli kolonoskopi yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>45 yaşından (ailesinde risk olanlarda 40) itibaren düzenli kolonoskopi, poliplerin kansere dönüşmeden tespit edilmesini sağlar. Doktorunuzun size özel belirlediği aralıklarla kolonoskopi yaptırmayı ihmal etmeyin. Erken alınan her polip, kanser riskini engeller. </p>
<ul>
<li><strong>Lifli beslenin</strong></li>
</ul>
<p>Sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyat yönünden zengin diyetler bağırsak florasını dengeler ve polip oluşumunu azaltır. Lifler, toksik maddelerin bağırsakta uzun süre kalmasını önler. Bilimsel çalışmalar, yüksek lifli beslenen bireylerde kolon kanseri riskinin yüzde 30’a kadar azaldığını göstermektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kırmızı eti azaltın</strong></li>
</ul>
<p>Aşırı kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis) tüketimi, bağırsakta kanserojen bileşiklerin oluşumunu tetikler. Haftada 2 porsiyonun altında tutulması önerilir. Dünya Sağlık Örgütü bu gıdaları “muhtemel kanserojen” sınıfında değerlendiriyor.</p>
<ul>
<li><strong>İdeal kilonuzu koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ebubekir Şenateş “Obezite, özellikle erkeklerde polip gelişimi riskini 2 kat artırır. Vücut kitle indeksini 25’in altında tutmak hem metabolik hem de onkolojik açıdan koruyucudur. 5–10 kg kilo kaybı bile polip riskini anlamlı biçimde azaltabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Sigara ve alkolü bırakın</strong></li>
</ul>
<p>Tütün ürünleri, bağırsak mukozasında genetik hasarı kolaylaştırır. Alkol de benzer şekilde mukozayı zayıflatır. Uzun süreli içicilerde polip görülme riski yüzde 40 artar. Bırakıldığı andan itibaren risk eğrisi düşmeye başlar.</p>
<ul>
<li><strong>D vitamini ve kalsiyum düzeylerini koruyun</strong></li>
</ul>
<p>D vitamini, bağışıklık sistemini ve hücre yenilenmesini destekleyerek polip gelişimini engeller. Kalsiyum, zararlı asitlerin bağlanarak dışkı ile atılmasını sağlar. Eksikliği olan bireylerde hekim kontrolünde takviye önerilebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Fiziksel aktivite, bağırsak hareketlerini düzenler ve inflamasyonu azaltır. Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş, kolon sağlığı açısından koruyucudur. Yapılan çalışmalara göre; aktif yaşam tarzı, polip riskini yüzde 25 azaltır.</p>
<ul>
<li><strong>Bağırsak floranızı koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Probiyotik içeren gıdalar (yoğurt, kefir, fermente sebzeler) bağırsak bakterilerinin dengesini korur. Mikrobiyota bozulması, inflamasyonu tetikleyerek polip zeminini güçlendirebilir. Mikrobiyota dostu beslenme, bağırsak direncinin temelidir.</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Yeni nesil teknolojiler erken tanıyı yüzde 20 artırdı</strong></p>
<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, son yıllarda kolonoskopide yapay zeka destekli görüntü analiz sistemlerinin devrim yarattığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yüksek çözünürlüklü sistemler, polipleri çıplak gözle fark edilemeyecek kadar erken evrede saptayabiliyor. Yapay zeka algoritmaları, endoskopik görüntüde milimetrik değişiklikleri anında analiz ederek “şüpheli lezyon” uyarısı veriyor. Bu sayede hekim, gözden kaçabilecek polipleri anında çıkarabiliyor. Yeni teknolojiler; erken tanı oranlarını yüzde 20’nin üzerinde artırırken, işlem süresini kısaltıyor ve hasta güvenliğini yükseltiyor. Geçmişte kansere dönüşebilecek bir polip, artık birkaç saniyede tespit edilip ortadan kaldırılabiliyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502">Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osteoporozdan Koruyan 6 Altın Yöntem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osteoporozdan-koruyan-6-altin-yontem-585250</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 09:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[kırık]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporozdan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda menopoz sonrası daha sık görülen, erkeklerde ise ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan osteoporoz, kemik yoğunluğunun azalması ve yapısının bozulmasıyla kemiklerin daha kırılgan hale gelmesine neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osteoporozdan-koruyan-6-altin-yontem-585250">Osteoporozdan Koruyan 6 Altın Yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda menopoz sonrası daha sık görülen, erkeklerde ise ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan osteoporoz, kemik yoğunluğunun azalması ve yapısının bozulmasıyla kemiklerin daha kırılgan hale gelmesine neden oluyor. Sistemik bir iskelet hastalığı olan osteoporoz, genellikle hiçbir belirti vermeden ilerliyor. “Sessiz hastalık” olarak da tanımlanan osteoporoz, genellikle ilk kırıkla birlikte fark ediliyor. Ancak hayat tarzında yapılacak basit değişikliklerle osteoporoz riski en aza indirilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Ebru Yılmaz, “20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü” nedeniyle, bu hastalıktan korunmak için dikkat edilmesi gerekenler ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kemiklerinizi genç yaştan itibaren korumaya başlayın<br /> </strong>Kemiklerinizin sağlığı yaşam kalitenizi doğrudan etkiler. Osteoporozdan korunmak, sadece ileri yaşlarda değil, her yaşta alınacak doğru önlemlerle mümkündür. Osteoporoz riskini artıran başlıca etkenler arasında ileri yaş, kadın olmak ve menopoz, düşük vücut kitle endeksi, kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı sayılabilir.   Değiştirilebilir alışkanlıkların değiştirilmesi, değiştirilemeyecek olan risk faktörleri için önlem alınması osteoporozdan korunmak için önemlidir. </p>
<p><strong>Kırık olmadan osteoporozun fark edilmesi önemli</strong></p>
<p>Kemik mineral yoğunluğu ölçümü (DEXA), osteoporozun erken tanısı için en güvenilir yöntemdir. Genel olarak, 65 yaş ve üzeri tüm kadınlara ve 70 yaş ve üzeri erkeklere kemik taraması önerilmektedir. Ancak bazı bireyler için bu tarama daha erken yaşlarda da gerekebilir. Özellikle menopoz sonrası dönemdeki kadınlar, düşük vücut kitle indeksine sahip olanlar, kırık öyküsü bulunanlar, kortizon gibi kemik sağlığını etkileyen ilaçları uzun süre kullananlar ve aile öyküsünde osteoporoz bulunan bireyler, 50 yaşından itibaren tarama yaptırmalıdır. Erken tanı, osteoporozun yol açabileceği kırıkların önlenmesinde ve kemik sağlığının korunmasında kritik bir rol oynar. Kemik yoğunluğu ölçümü ile yapılacak erken taramalar, kırık oluşmadan önce hastalığın tespit edilmesine olanak tanır. Bu da yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır.</p>
<p><strong>Kemik sağlığı için alınabilecek önlemler</strong></p>
<ol>
<li>Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin beslenme</li>
<li>Güneş ışığından yeterince faydalanmak</li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak (yürüyüş, dans, direnç egzersizleri)</li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durmak</li>
<li>Düşme riskine karşı ev ortamını güvenli hale getirmek</li>
<li>Düzenli doktor kontrolleri ve kemik yoğunluğu ölçümü </li>
</ol>
<p><strong>Osteoporoz tedavi edilebilir</strong><br />Osteoporozda tanı sonrası uygulanacak tedaviler, kemik kaybını yavaşlatmayı ve kırık riskini azaltmayı hedefler. Tedavi süreci; ilaç kullanımı, beslenme desteği, egzersiz programları ve yaşam tarzı değişikliklerini kapsar. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osteoporozdan-koruyan-6-altin-yontem-585250">Osteoporozdan Koruyan 6 Altın Yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 15:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozda]]></category>
		<category><![CDATA[östrojen]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861">Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor. Erken menopozda bazı önlemlerin alınması gerektiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, erken menopozda östrojen tedavisinin önemine dikkat çekti. Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece erken menopozda olan tüm kadınların osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır” diye konuştu.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Menopoz Topluluğu (IMS) tarafından tüm dünyadaki kadınların menopozla ilgili bilinçlendirilmesini sağlamak ve farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 18 Ekim Dünya Menopoz Günü olarak kutlanıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, Dünya Menopoz Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada erken menopoz ve bu dönemde alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopozda adet görülebilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozda tanı koymak için adet görmemenin şart olmadığını belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta (ölçüm laboratuvarı tarafından tanımlandığı şekilde) olması durumudur. Erken menopoz, yaşamı değiştiren bir tanıdır. Erken menopoz tanısı koymak için adet görmemek şart değildir. Erken menopozda sıklıkla aralıklı yumurtalık fonksiyonu ve kendiliğinden adet görme, ilk başvurularından yıllar sonra bile görülebilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için travmatik olabiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, kadınların tanı konulduktan sonraki ilk saatlerdeki duygusal durumlarını tanımlamak için kullandıkları en yaygın kelimelerin &#8220;yıkılmış&#8221;, &#8220;şokta&#8221; ve &#8220;kafası karışmış&#8221; olduğunu söyledi. Doç. Dr. Sivri Aydın, “Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için duygusal olarak travmatiktir çünkü aile kurma konusundaki yaşam planlarını, umutlarını ve hayallerini altüst eder. Erken menopozlu kadınlar, depresyon ve anksiyete bozuklukları geliştirebilirler” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Adet fonksiyonunda değişiklik ve ateş basması görülebilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozun belirtilerine değinen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, adet fonksiyonunda değişiklik (uzun aralıklarla adet görme veya hiç adet görmeme) ve ateş basması ve vajinal kuruluk gibi östrojen eksikliği semptomlarıyla karakterizedir. Ancak aralıklı yumurtalık fonksiyonu, bu kadınların yaklaşık yüzde 50 ila yüzde 75&#8217;inde görüldüğünden ateş basması, terleme veya vajinal kuruluk olmaması, adet düzensizliği olan bir kadında erken menopoz tanısını düşünmekten alıkoymamalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen replasman tedavisi koruyucu etkiye sahip</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Östrojen replasman tedavisi almayan erken menopozlu kadınların bir dizi semptom ve eşlik eden hastalık açısından daha yüksek risk altında olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bazı kadınlarda vazomotor semptomlar dediğimiz ateş basması, terleme, sıkıntı hissi, anormal adet döngülerinin gelişmesinden önce başlayabilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozun kemik kaybı ve osteoporoz için önemli bir risk faktörü olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bu kadınlarda ayrıca osteoporotik kırık sıklığının daha yüksek olduğunu belirtti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopoz döneminin önlem alınmaması halinde kadın sağlığı açısından bazı sorunlara yol açabileceğini ifade eden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Adet görmeme ve derin östrojen eksikliğinin ilerlemesiyle atrofik vajinit ve ilişki sırasında ağrı semptomları (östrojen yerine konmazsa) belirginleşir. Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir. Erken menopoz, artmış kardiyovasküler morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. Erken menopozlu kadınlarda meme kanseri riski artmış olabilir. Bazı çalışmalar erken menopozlu kadınların demans ve bilişsel gerileme açısından daha yüksek risk altında olduğunu göstermektedir” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz için risk faktörlerine dikkat!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Olası erken menopozlu bir kadının tıbbi öyküsünün altta yatan etiyoloji hakkında ipuçları sağlayabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Daha önce yumurtalık ameliyatı, kemoterapi veya radyasyon tedavisi geçirmiş olmak, hipotiroidizm veya Graves hastalığı, primer adrenal yetmezlik, vitiligo, miyastenia gravis, hipoparatiroidizm, tekrarlayan mukokutanöz kandidiyazis veya tip 1 diyabet tek başına veya kombinasyon halinde kişisel veya ailesel otoimmün hastalık öyküsü, ailede (anne ve kız kardeşte) erken menopoz öyküsü, Turner Sendromu, Fragile X gibi bazı kromozomal bozukluklar erken menopoz riskini arttırabilir. Sigara kullanımı, menopoz başlangıcını 1-2 yıl öne alabilir. Vakaların yaklaşık yüzde 10&#8217;u aileseldir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopozda östrojenin yararlı etkisinden yoksun kalınıyor </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozda östrojenin azalmasının uzun süre etkileri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, östrojen hormonunun koruyucu etkisinden uzun süre yoksun kalmak anlamına gelir. Bunun uzun vadeli etkileri; kemik erimesi (osteoporoz), kalp-damar hastalıkları, bilişsel fonksiyonlarda azalma, demans riski artışıdır, vajinal kuruluk ve libido kaybı gibi cinsel sağlık sorunları olarak sıralanabilir. Depresyon, kaygı ve benlik saygısında düşüş gibi durumlar da ortaya çıkabilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen tedavisi alınmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece, erken menopozda olan tüm kadınların, osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Ayrıca östrojen tedavisi cinsel sağlığı ve yaşam kalitesini korumak ve gerekirse menopozun genitoüriner sendromunu (vajinal östrojenle) tedavi etmek için önemlidir. Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır. Bazı kadınların sistemik östrojene ek olarak vajinal östrojene ihtiyacı olabilir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hormon tedavisine en kısa zamanda başlanmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hormon replasman tedavisine, erken menopoz tanısı konduktan sonra mümkün olan en kısa sürede başlanması ve ortalama menopoz yaşına (ortalama 51) kadar devam edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “İstisnai olarak ailesinde meme kanseri öyküsü olan erken menopozlu kadınlarda 45 yaşında hormon replasmanının durdurulması önerilir. Bu süreçte hormon tedavisi, vücudu doğal hormonal dengeye yakın tutarak kemik ve kalp sağlığını korur. Hormon tedavisi, tek başına yeterli değildir. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, stres yönetimi ve kaliteli uyku, tedaviyi destekleyen ve yaşam kalitesini artıran temel taşlardır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yumurta veya embriyo dondurma seçenek olabilir</span></b> </span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurmanın bir seçenek olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bu kadınlar tedavi olmaksızın gebe kalsa da gebelik oranları çok düşüktür. (Yüzde 5 ila yüzde 10) Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurma bir seçenek olabilir. Bu kadınlar genellikle yaklaşan veya teşhis edilen erken menopoz sırasında yumurta dondurma olasılığını sorarlar. Yumurta dondurma, yumurtalık fonksiyonları azalmadan önce erken menopoz için bilinen genetik riski olan kadınlarda (örneğin Turner mozaiği) erken menopoz gelişmeden yapılabilir ancak yumurtalıkta kalan oosit sayısının azlığı nedeniyle erken menopoz teşhisi sırasında faydalı olma olasılığı daha düşüktür” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yalnız değilsiniz!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken menopoz zorlu bir süreç olabilir ancak yalnız değilsiniz. Bu konuda deneyimli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile iş birliği içinde olmak ve gerekirse psikolojik destek almak, süreci sağlıklı ve güçlü bir şekilde yönetmenize yardımcı olacaktır.”</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861">Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Bir Menopoz İçin Bu Kontrolleri İhmal Etmeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-menopoz-icin-bu-kontrolleri-ihmal-etmeyin-584735</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 10:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hmal]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolleri]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vajinal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584735</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopoz, yumurtalıklarda folliküllerin tükenmesiyle hormon üretimi ve adet döngüsünün kalıcı olarak bitmesiyle başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-menopoz-icin-bu-kontrolleri-ihmal-etmeyin-584735">Sağlıklı Bir Menopoz İçin Bu Kontrolleri İhmal Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz, yumurtalıklarda folliküllerin tükenmesiyle hormon üretimi ve adet döngüsünün kalıcı olarak bitmesiyle başlıyor. Bir hastalık değil, doğal biyolojik bir süreç olan menopoz kadınlarda 45-55 yaşlarında başlıyor. Bu süreçte yaşam kalitesi, hormon düzeylerindeki azalma nedeniyle etkilenebiliyor. Her kadında farklı şiddet ve sürelerde görülen menopoz, sadece fizyolojik değil psikolojik ve sosyal etkileri de beraberinde getiriyor. Günlük yaşamın sorumluluklarıyla birleştiğinde bu değişimler kadının yaşam kalitesini zorlaştırabiliyor. Ancak belirtilerin fark edilmesi, düzenli kontrollerin yapılması ve uygun tedavi yöntemleriyle menopoz süreci sağlıklı bir şekilde yönetilebiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nevin Numanoğlu, “18 Ekim Dünya Menopoz Günü” nedeniyle menopoz süreci ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yılda Bir Kere Jinekolojik Kontrolle Gidin </strong></p>
<p>Menopozdaki her kadının ihtiyaçları ve şikayetleri farklıdır ve bireysel değerlendirme önemlidir. Menopoz döneminde düzenli sağlık kontrolleri, hem erken teşhis hem de yaşam kalitesinin korunması açısından kritik bir rol oynar. Bu süreçte detaylı öykü ve aile geçmişi alınması, genel sağlık durumunu ortaya koymak için önemlidir. Geniş kapsamlı biyokimyasal testler (kan sayımı, idrar analizi, kan şekeri, lipidler, karaciğer enzimleri) olası risklerin önceden belirlenmesine yardımcı olur. Ayrıca yıllık smear testleri, rahim ağzı sağlığını korumak için aksatılmamalıdır. Mamografi ve meme ultrasonu, meme kanseri açısından erken teşhis imkânı sunarken, düzenli olarak takip edilmesi gereken en önemli tarama yöntemlerindendir. Menopoza girmeden önce görülebilen Kanama düzensizlikleri normal kabul edilmemeli, mutlaka araştırılmak üzere doktora başvurulmalıdır. Yılda en az bir kez yapılan jinekolojik muayene, olası sağlık sorunlarını erken fark etme ve gerekli önlemleri zamanında alma açısından büyük önem taşır. </p>
<p><strong>Düzenli Tedavilerle Menopoz Döneminde Cinsel Sağlığınızı da Koruyabilirsiniz</strong></p>
<p>Menopoz döneminde östrojen hormonunun azalmasıyla birlikte vajinal bölgede belirgin değişiklikler ortaya çıkar. Vajinal kuruluk, yanma, tahriş ve ağrılı cinsel ilişki (disparoni) bu dönemde sık karşılaşılan şikâyetler arasındadır. Bu fiziksel değişiklikler zamanla cinsel isteksizliğe ve çiftler arasında iletişim sorunlarına yol açabilir. Uygun vajinal ilaç tedavileri sayesinde vajinal dokunun sağlıklı yapısı korunabilir. Bu tedaviler yalnızca cinsel hayatı rahatlatmakla kalmaz, aynı zamanda idrar yolu enfeksiyonlarının ve idrar kaçırma şikâyetlerinin azalmasına da yardımcı olur. Düzenli doktor kontrolü ve kişiye özel tedavi planlaması, menopoz döneminde cinsel sağlığın korunmasında büyük önem taşır. Ayrıca bu süreçte yalnızca tıbbi tedavi değil, yaşam tarzı düzenlemeleri de önemlidir. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, yeterli sıvı alımı ve eşler arasında açık iletişim, menopoz döneminde cinselliğin sağlıklı şekilde devam etmesine katkı sağlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hormon Replasman Tedavisi Menopoz Dönemi Kolaylaştırabiliyor</strong></p>
<p>Menopoz döneminde sık kullanılan yöntemlerden biri olan Hormon Replasman Tedavisi (HRT), kadınların en çok çekindiği tedavi seçeneklerinden biridir. Meme kanseri riskinin gündeme gelmesi endişe yaratsa da, her kadın için bu tedavi sakıncalı değildir. Tedaviye başlanıp başlanmayacağı, fayda ve risk dengesine bakılarak kişiye özel şekilde değerlendirilmelidir. Doğru hasta seçildiğinde HRT, menopoz belirtilerini azaltarak yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir. HRT uygulanması uygun olmayan durumlar da vardır. Rahim ve meme kanseri öyküsü bulunan kadınlarda, nedeni açıklanamayan anormal vajinal kanamaları olanlarda, karaciğer hastalıklarında, pıhtı atma riski yüksek olanlarda, şişmanlık, hipertansiyon ve aşırı sigara kullanımı olanlarda HRT önerilmez. Ayrıca kalp krizi öyküsü olan kadınlarda da bu tedavi riskli olabilir. HRT, sıcak basmaları, gece terlemeleri, uykusuzluk, vajinal kuruluk gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen semptomların hafifletilmesinde oldukça etkilidir. Ayrıca osteoporoz riskini azaltarak kemik sağlığını da koruyabilir. Ancak her tedavide olduğu gibi HT’de de düzenli doktor kontrolü ve kişiye özel takip büyük önem taşır. Tedaviye başlanmadan önce ayrıntılı muayene, laboratuvar testleri ve aile öyküsü değerlendirilmelidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-menopoz-icin-bu-kontrolleri-ihmal-etmeyin-584735">Sağlıklı Bir Menopoz İçin Bu Kontrolleri İhmal Etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 15:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[badur]]></category>
		<category><![CDATA[bakterilere]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gebeler]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[nfluenza]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[selim]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584604</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” başlıklı panelde, ciddi bir hastalık olan grip, griple mücadele, riskli grupların alması gereken önlemler ve grip aşıları ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604">Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” başlıklı panelde, ciddi bir hastalık olan grip, griple mücadele, riskli grupların alması gereken önlemler ve grip aşıları ele alındı. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, influenza başta olmak üzere virüslerin çeşitli bakteri enfeksiyonlarına zemin hazırladığını belirterek özellikle risk gruplarında grip aşısının önemini vurguladı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından “Bilimsel Etkinlikler Serisi 2025-2026” kapsamında düzenlenen ilk etkinlik olan “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” panelinde alanında uzman akademisyenler bir araya gelerek grip ve grip aşılarını pek çok yönüyle ele aldı. İstanbul Atlas Üniversitesi Dr. Ralph A. Defronzo Oditoryumu’nda düzenlenen sempozyumda grip virüsü, gripten korunmanın yolları ve grip aşılarına ilişkin bilgi verildi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Faruk Aydın: “Grip ciddi sorunlar doğurabilecek bir enfeksiyon hastalığıdır”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Panelin açılış konuşmasını yapan Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın, özellikle kış aylarında sıkça karşılaşılan ve her yaştan bireyi etkileyen grip (influenza) üzerine bilgi paylaşımında bulunmak, güncel gelişmeleri değerlendirmek ve doğru bilinen yanlışları ele almak istediklerini söyledi. Gribin çoğu zaman hafife alınsa da toplum sağlığı açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “Özellikle risk grubundaki bireyler için erken tanı, etkili korunma yöntemleri ve doğru bilgilendirme büyük önem taşımaktadır. Bu panelde alanında uzman konuşmacılarımız sayesinde grip virüsünün yapısından aşılama politikalarına, toplumda bağışıklık geliştirme stratejilerinden salgın yönetimine kadar birçok önemli konuyu ele alacağız” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Selim Badur: “İnfluenza virüsleri bakterilerin işini kolaylaştırıyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, “Grip Sadece Grip midir?” başlıklı konuşmasında gribin asla sadece basit bir solunum yolları enfeksiyonu olmadığını belirterek grip enfeksiyonunun ölüme yol açmasının nedenlerine değindi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünyada çeşitli tarihlerde yaşanan pandemilerde çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “Bu insanlar neden ölüyor? Birincisi influenza virüsleri, bakterilerin işini kolaylaştırıyor. Bir de kendileri çok patojen ve ölümcül olabiliyorlar. Biliyoruz ki influenza başta olmak üzere virüsler, çeşitli bakteri enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktalar. Viral enfeksiyonu takiben ikincil bakteri enfeksiyonlarını kolaylaştırıcı birtakım değişimler yaşanıyor. Bariyer işlevi zayıflıyor, bakteri reseptörlerinin önü açılıyor. İmmünolojik parametreler değişiyor ve mikro çevre değişiyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnfluenza ile kalp krizinden ölüm arasında epidemiyolojik ilişki var</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İngiltere ve Hong Kong’da yapılan bazı çalışmalara değinen Prof. Dr. Selim Badur, “İnfluenza aktivitesinin arttığı aylarda, haftalarda kalp krizinden ölenlerin sayısında artış oluyor. Demek ki aralarında bir ilişki olduğu epidemiyolojik olarak gösteriliyor. Nitekim grip gibi solunum yolları enfeksiyonları yetişkinlerde miyokardit enfeksiyonu ve inme riskini artıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşılama ile yoğun bakıma yatışlar azaldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gripten korunmada en etkili yöntemlerden biri olan aşılarla ilgili çalışmalardan örnekler veren Prof. Dr. Selim Badur, “Hong Kong’da 60-65 yaş üzeri 30- 32 bin kişiyle yapılan bir çalışmada bu kişilere pnömokok ve influenza aşıları uygulandığında iskemik atak, akut miyokardit enfarktüsü, yoğun bakıma yatışların ciddi olarak azaldığı görülmüş. Grip sadece basit bir solunum yolu enfeksiyonu değil ve nitekim solunum yolu enfeksiyonuna yol açan 200 üzerinde etken var. Bunların içinde gribe karşı aşı var ve bu aşı önemli bir aşı” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Asıl riski virüsün kendi oluşturuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle mRNA aşıları ile kardiyovasküler hastalıklar arasında ilişki olduğu yönündeki görüşlerin bilimsel dayanağı olmadığını belirten Prof. Dr. Selim Badur, “Covidle ilgili yapılan çalışmalarda mRNA aşısı sonrası miyokardit riskinin 100 binde 2 olmasına karşın, enfeksiyonun kendisiyle ağır şekilde covid geçirenlerde 100 binde 226 oranında kalp sorunu yaşandığı ortaya çıktı. Demek ki asıl kardiyovasküler soruna yol açan mekanizmayı virüs oluşturuyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran: “Gebelere aşılama öneriliyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran, influenza virüsünün yapısı ve tipleriyle ilgili bilgi verdi. Yaşlılar, KOAH hastaları ve gebelerin de aralarında bulunduğu riskli gruplar için de aşılamanın önemli olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gebelik döneminde aşılamanın önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran, “Riskli grupta gebeler var. Gebelerde ciddi riskler oluşabilir. 1918- 1919, 1957-1958 ve 2009 -2010 yıllarında meydana gelen pandemilerde de gebe kayıpları gözlenmiş. Gebelerin influenza dönemlerinde hastaneye yatış oranları da diğer dönemlere göre iki kat daha fazla. En yüksek hastaneye yatış ilk üç ayda ve doğuma yakın zamandaki dönemde gerçekleşiyor. Kronik hastalığı olan gebelerde hastaneye yatış oranı sağlıklı gebelere oranla daha fazla. Peki bizim gebe bağışıklık hedeflerimiz ne? Hamilelik sırasında anne ve fetüsü korumamız lazım. Bu durumda annenin aşılanması öneriliyor. Doğumdan sonraki haftalarda anne sütüyle beraber 6 ay boyunca antikor bebeği koruyacaktır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi: “Okul çağı çocukları toplum bulaşında kilit rol oynuyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi ise pediatrik açıdan gribin önemli sonuçlara yol açacağını belirterek bebek ve çocuklarda aşılamanın önemini anlattı. Dünya genelinde mevsimsel salgınlar yapan yüksek bulaşıcı bir viral hastalık olan influenzanın tüm yaş gruplarını etkilediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi, “Ancak 5 yaş altı çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olan bireyler ciddi komplikasyon riski altındadır. Enfeksiyon okul çağındaki çocuklardan hızlı yayılır ve toplum bulaşında kilit rol oynar” uyarısında bulundu. Grip aşısının grip mevsimi boyunca (eylül-mart ayları arasında) yapılabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi, “Aşının koruyucu etkisi uygulamadan yaklaşık 2 hafta sonra başlar. Bu nedenle gribin sık görülmeye başladığı dönemden hemen önce aşı olması önerilir. Aşılanmayan kişiler mart ayı sonuna kadar aşı yaptırabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604">Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genetiğinizin &#8220;Check-Up&#8221;ı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genetiginizin-check-upi-584233</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 10:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[check-up]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[genetiğinizin]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Testler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Kişiye Özel]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıp giderek hastalıkları önlemeye doğru evriliyor. Sağlığın korunması için hastalıkların oluşumunu engelleyecek ya da geciktirecek yeni yöntemler geliştiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genetiginizin-check-upi-584233">Genetiğinizin &#8220;Check-Up&#8221;ı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tıp giderek hastalıkları önlemeye doğru evriliyor. Sağlığın korunması için hastalıkların oluşumunu engelleyecek ya da geciktirecek yeni yöntemler geliştiriliyor. Tıbbın bu dönüşümünde genetik bilim alanındaki yeni gelişmeler sayesinde oluşturulan genetik testler önemli bir rol oynuyor. <strong>Bu testler </strong>sadece kalıtsal hastalık risklerini göstermekle kalmayıp, beslenmeden egzersize, cilt sağlığından ilaç kullanımına kadar kişiye özel yaşam planlarının oluşturulmasını mümkün kılıyor. Örneğin genetik testlerle diyabet riskinin yüksek olduğu saptanan bir kişi, beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını genetik yapısına göre düzenleyerek hastalığın hiç gelişmemesini sağlayabiliyor. Bu da modern tıbbın yönünü tedaviden önlemeye, yani koruyucu ve kişiselleştirilmiş sağlık yönetimine çeviriyor.<strong> Acıbadem Life Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt, </strong>genetik testlerin sağlık yönetimindeki etkisini anlatıyor.</p>
<p><strong>Gluten hassasiyeti sandığınız… </strong></p>
<p>Genetik testler yalnızca kalıtsal hastalık risklerini göstermekle kalmıyor, bireyin yaşam tarzı seçimlerine de yön verebiliyor. <strong>Acıbadem Life Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, genetik check-up testlerinin kanser, kalp ve nörolojik hastalıklar gibi ileri yaşlarda ortaya çıkan pek çok rahatsızlık için önemli ipuçları sunduğunu belirterek “Genetik testler sayesinde bir hastalığa yatkınlığımız olup olmadığını, toplumdaki diğer bireylere göre riskimizin artmış olup olmadığını öğrenebiliyoruz. Bu da bize o hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran çevresel risk faktörlerinden uzak durma fırsatı veriyor. Yatkınlığımız olan bir hastalığa hiç yakalanmayabileceğimiz gibi, en kötü ihtimalle başlangıcını yıllarca ertelemek mümkün. Bu da tedavi seçeneklerinin çok daha etkili olabileceği bir döneme ulaşmamızı sağlıyor” diyor.</p>
<p>Ancak her popüler sağlık trendinin herkese uygun olmadığını da hatırlatan <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Genetik yapımız farklı olduğu için herkes için en doğru diyet veya egzersiz aynı değildir. Örneğin bazı kişilerde gluten değil, farklı karbonhidrat türleri sorun yaratabilir” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Hangi genetik test hangi bilgiyi verir?</strong></p>
<p>Genetik testlerin, vücudun besinlere, egzersize ve çevresel etkenlere nasıl tepki verdiğini anlamada önemli ipuçları sunduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bu testler sayesinde kişinin metabolizma hızı, besinleri işleme kapasitesi, kafein ya da karbonhidrat duyarlılığı gibi özellikleri ortaya konulabiliyor. Bu bilgiler ışığında beslenme, egzersiz, cilt bakım planları kişiye özel hale getiriliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Makro Besin Metabolizması Testi : </strong>Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasının genetik olarak nasıl çalıştığını gösterir; kişiye özel beslenme planı oluşturulmasına rehberlik eder.</li>
<li><strong>Vitamin ve Mineral Emilim Testi: </strong>Vitamin ve mineral ihtiyaçlarını ortaya koyar. Örneğin MTHFR gen mutasyonu olan bireylerde folik asit desteği önerilir ve damar sağlığı ile gebelik planlaması desteklenir.</li>
<li><strong>Kas Lifi ve Tendon Yapısı Testi: </strong>Hangi spor türlerine yatkın olduğunuzu ve travmalara karşı hassasiyetinizi gösterir. Antrenman türü ve yoğunluğu kişiye özel planlanabilir.</li>
<li><strong>Yağ Yakımı ve Enerji Kullanımı Testi:</strong> Genetik olarak düşük yağ yakımı olan bireylerde HIIT gibi özel egzersiz programlarıyla metabolizma verimliliği artırılabilir.</li>
<li><strong>UV Hassasiyeti Testi:</strong> Güneşe karşı duyarlılığı belirler; UV’ye hassasiyeti yüksek olan bireylerde daha güçlü SPF içeren ürünler önerilir, cilt kanseri riskine karşı önlem alınabilir.</li>
<li><strong>Kollajen Yıkımı ve Antioksidan Kapasite Testi:</strong> Kollajen kaybı hızlı olan bireylerde erken dönemde kollajen destekli ürün kullanımı; antioksidan kapasitesi düşük olanlarda C ve E vitamini takviyeleri önerilir.</li>
</ul>
<p><strong>Bir beden herkese uymaz</strong></p>
<p>Genetik biliminin ilerlemesiyle birlikte tıpta “bir beden herkese uyar” yaklaşımının yerini kişiselleştirilmiş sağlık yönetimine bıraktığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Artık bireylerin genetik yapısına göre yaşam tarzı, tarama programları ve tedavi yöntemleri planlanabiliyor. Bu sayede hem hastalıklar ortaya çıkmadan önce önlem alınabiliyor hem de olası hastalıklar erken evrede yakalanarak tedavi başarısı artırılıyor. Örneğin, ulusal kanser tarama programları genellikle yaşa göre belirlenirken, genetik testler meme, yumurtalık veya prostat kanseri gibi hastalıklarda riskin daha erken yaşta başlayabileceğini göstererek kişiye özel tarama planlarının oluşturulmasını sağlıyor. Aynı şekilde, diyabet ya da bazı nörolojik ve göz hastalıklarının genetik kökeninin anlaşılması da tedavi yöntemini tamamen değiştirebiliyor. Örneğin, genetik testlerle saptanan MODY diyabet tipinde sadece beslenme düzenlemesi ve egzersizle hastalık kontrol altına alınabilirken, bazı genetik tiplerde ilaç tedavisi gerekebiliyor. Bu da genetik testlerin yalnızca bir tanı aracı değil, bireye özgü sağlık yönetiminde yol gösterici bir rehber olduğunu ortaya koyuyor” diyor. </p>
<p><strong>Bir genetik test ile tüm sağlık geleceğiniz</strong></p>
<p>Gelecekte genetik testlerin erken teşhisten sağlıklı yaşlanmaya kadar birçok alanda tıbbın sınırlarını yeniden tanımlayacağının altını çizen <strong>Acıbadem Life Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Yapay zekâ destekli analizler ve hızla ilerleyen genetik teknolojiler sayesinde artık yalnızca hastalık risklerini değil, yaşlanma süreçlerini de kişiye özel olarak yönetmek mümkün hale geliyor. İnsan ömrünün uzamasıyla birlikte Alzheimer, demans ve kanser gibi hastalıkların tamamen kontrol altına alınabileceği bir döneme yaklaşıyoruz. Genetik testlerin maliyetlerinin düşmesi ve erişilebilirliğinin artması ise bu bilgilerin herkes için ulaşılabilir olmasını sağlıyor. Yakın gelecekte her bireyin bir kez yaptıracağı genetik testle kendi risk haritasını öğrenip, yaşam boyu sağlığını kişisel düzeyde yönetmesi tıbbın yeni standardı haline gelecek” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genetiginizin-check-upi-584233">Genetiğinizin &#8220;Check-Up&#8221;ı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hijyen ve aşı hayat kurtarıyor! B ve C Hepatiti kronikleşebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hijyen-ve-asi-hayat-kurtariyor-b-ve-c-hepatiti-kroniklesebiliyor-583347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 11:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşma]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit A]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit B]]></category>
		<category><![CDATA[hepatiti]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kronikleşebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatitin nedenleri, bulaşma yolları, belirtileri, kronikleşme riskleri, tedavi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hijyen-ve-asi-hayat-kurtariyor-b-ve-c-hepatiti-kroniklesebiliyor-583347">Hijyen ve aşı hayat kurtarıyor! B ve C Hepatiti kronikleşebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatitin nedenleri, bulaşma yolları, belirtileri, kronikleşme riskleri, tedavi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Viral hepatitler, dışkı–ağız yolu ile kan ve vücut sıvıları yoluyla bulaşıyor!</strong></p>
<p>Hepatitin karaciğerin iltihaplanması olarak bilinen bir hastalık olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu hastalık; virüsler, alkol tüketimi, bazı ilaçlar veya bağışıklık sistemi problemleri gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir.” dedi.</p>
<p>Viral hepatit yapan virüslerin, Hepatit A, B, C, D, E harfleri ile isimlendirildiğini aktaran Dr. Mamçu, “Viral hepatitler başlıca iki yolla bulaşır. İlki dışkı–ağız yoludur. Hepatit A ve Hepatit E virüsleri bu yolla bulaşır. Virüs taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besin maddelerinin (sebze ve meyveler) ağızdan alınması suretiyle enfeksiyon gelişir. Virüsle kirlenmiş yüzeylere temas etmiş ellerin ağıza değdirilmesi de kişisel bulaşmada çok önemlidir. Diğer bulaş yolu da kan ve vücut sıvılarıdır. Hepatit B, Hepatit C ve Hepatit D virüsleri bu yolla bulaşır. Bu virüsleri taşıyan kişiler ile korunmasız cinsel temas, ortak enjektör, jilet, diş fırçası kullanımı, akupunktur, diş tedavisi veya sağlık çalışanlarında iğne batması başlıca bulaşma yoludur. Hastalığın, bu virüsleri taşıyan anneden bebeğe geçişi de mümkündür.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>B, C ve D virüslerinde kronikleşme riski yüksek!</strong></p>
<p>Hepatit virüslerinin belirti ve klinik tablolar açısından belirgin bir fark göstermemekle beraber, etkiledikleri yaş grupları, kuluçka süreleri, iyileşme şekilleri ve kronikleşme açısından fark gösterdiğini kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kuluçka süreleri A virüsü için 15-45 gün, B ve C virüsü için 30-180 gündür.” dedi. </p>
<p>Hastaların yarısından fazlasında hastalık sırasında gözlerde ve ciltte sarılığın hiç olmaması ya da çok hafif olmasının mümkün olduğuna dikkat çeken Dr. Mamçu sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu nedenle pek çok kişi sarılık hastalığı geçirdiğini fark edemez. Çocuklarda belirtiler daha hafif ve kısa süreli olduğundan, özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda hastalık teşhis edilmeden geçebilir. Hastaların bir kısmında ise kuluçka süresini takiben halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karnın sağ üst kadranında ağrı, derinin ve gözakının sararması ve idrarın koyulaşması ile başlar. Kısa süren ateş olabilir. Bulaşıcı sarılık genellikle 4-6 haftalık bir hastalıktır. A ve E virüsü ile olanlar sonunda şifa ile sonlanır ve kronikleşme göstermez. B, C ve D virüsleri ile oluşan sarılıklar kronikleşebilir. Bu oran, B virüsü için yüzde 5-10, C virüsü için yüzde 80 kadardır.” </p>
<p><strong>Hepatit A ve E, gıda hijyeni ve genel hijyenin iyi olmadığı koşullarda daha kolay bulaşıyor! </strong></p>
<p>Hangi risk faktörlerinin hepatit bulaşma olasılığını artırdığına değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hepatit A ve E, el yıkama kurallarına uyulmadığı, gıda hijyeninin iyi olmadığı, tuvalet temizliğinin yeterince yapılmadığı koşullarda daha kolay bulaşır. Özellikle ilkokullarda toplu yaşanılan yerlerde salgınlar yapar.” dedi. </p>
<p>Dr. Mamçu, Hepatit B ve C virüsünün bulaşma riskinin ise sağlık personelinde, virüsü taşıyan kişilerin aile fertlerinde, kan transfüzyonu yapılan kişilerde, damar yolundan ilaç bağımlılarında, diş tedavisi görenlerde, hemodiyaliz hastalarında ve çok eşli ilişki yaşayanlarda daha fazla olduğunu aktardı. </p>
<p><strong>Belirtilerin erken fark edilmesi yayılımın önlenmesi açısından çok önemli! </strong></p>
<p>Hepatitten şüphelenilmesi veya belirti görülmesi durumunda, sağlık kuruluşunda yapılacak virüse özgü kan testleri ile tanı konulduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Belirtilerin erken fark edilmesi ve hastaların tanınması sağlam kişilere bulaşmayı engellemek ve yayılımın önlenmesi açısından çok önemlidir.” dedi. </p>
<p>Hepatit B ve C için mevcut tedavi yöntemlerinden bahseden<strong> </strong>Dr. Mamçu, “Hepatit B ve C virüsünün çoğalmasını durduran veya yavaşlatan, karaciğerin iltihaplanmasını ve hasarını azaltan ilaçlar kullanılır. Bunlar en az 1 yıl ve genellikle daha uzun süre günde bir kez hap olarak alınır. Kronik Hepatit B enfeksiyonu tedavisinde hastanın durumuna ve virüsün yaygınlığına göre tedavi seçenekleri değişebilir. Takip ve tedavide en kritik nokta doğru hekim tarafından doğru zamanda ve doğru ilaç(lar) ile tedaviye başlanması ve hastaların izlenmesidir. Gastroenteroloji veya Enfeksiyon Hastalıkları klinikleri kronik hepatit hastalarını izler. Burada yapılan değerlendirme sonrası güncel kılavuzlara uygun olarak tedavi kararı verilir.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Risk grubundaki kişilerin aşılanmaları en önemli tedbir! </strong></p>
<p>Hepatit A ve B aşılarının koruyuculuklarının son derece yüksek olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Risk grubundaki kişilerin mutlaka aşılanmaları en önemli tedbirdir.” dedi.</p>
<p>Virüsün bulaşma yoluna göre hijyen önlemlerinin de alınmasını öneren Dr. Mamçu, “Temizliğinden emin olunmayan çiğ gıda ve su tüketiminden kaçınmak, sık sık el yıkamak ve güvenli cinsel ilişki kurmak bulaşmayı önlemek açısından yeterlidir. Hepatit B ve C için bir başkasına ait kan ve vücut sıvılarına doğrudan temastan kaçınmak gerekir.” uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>Hepatit B aşısı ömür boyu koruma sağlıyor! </strong></p>
<p>T.C. Sağlık Bakanlığı Bebek ve Çocuk Dönemi Aşı Takvimine göre Hepatit B aşısının doğumda, Hepatit A aşısının ise 18 aylıkken yapıldığını kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Her iki aşı da ücretsizdir. Hepatit B aşısı güvenli olup ömür boyu koruma sağlar.” dedi. </p>
<p>Çocukluk çağında aşılanmamış ve yüksek bulaşma riski taşıyan kişilere de aşı önerildiğini ifade eden Dr. Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hepatit A aşısı olmayan erişkinlerde hijyen açısından riskli bölgelere seyahat öncesi aşı yapılmalıdır. Aşı öncesi antikor testiyle bağışıklık durumu kontrol edilebilir. Hepatit C, E ve D için aşı bulunmaz. </p>
<p>Hepatit B ve Hepatit C virüsü ile yaşayan kişiler, kan ve diğer vücut sıvıları ile hastalığı başkalarına bulaştırabileceğini bilmeli. Kan vermemeli ve korunmasız olarak (kondom kullanmadan) bağışık olmayan veya aşılanmamış kişilerle cinsel ilişkiye girmemeliler. Panik göstermemeli, fakat düzenli doktor kontrolünde olmalılar. Her 6-12 ayda bir karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmalılar. Alkol almaktan kaçınmalı, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırsa bunu doktora danışmalılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hijyen-ve-asi-hayat-kurtariyor-b-ve-c-hepatiti-kroniklesebiliyor-583347">Hijyen ve aşı hayat kurtarıyor! B ve C Hepatiti kronikleşebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisine]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik’in yürütücülüğünü üstlendiği “Yüksek Riskli HPV Tipleri ve HPV Kaynaklı Rahim Ağzı Kanseri Diagnostiğinde Akıllı Telefon Tabanlı Floresans Multipleks Hızlı Tanı Kiti Geliştirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934">Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik’in yürütücülüğünü üstlendiği “Yüksek Riskli HPV Tipleri ve HPV Kaynaklı Rahim Ağzı Kanseri Diagnostiğinde Akıllı Telefon Tabanlı Floresans Multipleks Hızlı Tanı Kiti Geliştirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Proje ile rahim ağzı kanseriyle ilişkilendirilen yüksek riskli HPV alt tiplerinin erken teşhisi ve aynı anda kanser riskinin belirlenmesini sağlayacak yenilikçi, taşınabilir ve akıllı telefon destekli bir tanı kiti geliştirilecek.</p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemizin nitelikli ve alanında uzman araştırmacıları, bilimin her dalında literatüre katkı sunmaya devam ediyor. Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik rahim ağzı kanseriyle ilişkilendirilen yüksek riskli HPV alt tiplerinin erken teşhisi ve aynı anda kanser riskinin belirlenmesini sağlayacak yenilikçi, taşınabilir ve akıllı telefon destekli bir tanı kiti geliştirmeyi amaçlayan proje TÜBİTAK nezdinde kabul gördü. Hocamızı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik, “HPV (İnsan Papilloma Virüsü), cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların başında gelir ve bazı alt tipleri uzun süreli enfeksiyonlarla rahim ağzı kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türüne neden olabilmektedir. HPV aşısı, korunma açısından önemli bir araç olmasına rağmen, birçok ülkede henüz ulusal aşılama programlarına tam olarak entegre edilememiştir. Bu da, erken, doğru ve hızlı tanı araçlarına olan ihtiyacı artırmaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Projenin yenilikçi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik “Bu proje, rahim ağzı kanserine yol açabilen riskli HPV tiplerini ve HPV kaynaklı kanser oluşumuna işaret eden biyobelirteçleri aynı anda tespit edebilen taşınabilir bir test sistemi geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu yeni sistem sayesinde, sadece HPV varlığı değil, aynı zamanda enfeksiyonun kansere dönüşme riski de değerlendirilebilecektir. Test, klasik laboratuvar koşullarına ihtiyaç duymadan, kolayca uygulanabilecek şekilde tasarlanmakta ve akıllı telefonlar aracılığıyla sonuçları hızlı bir şekilde değerlendirme imkânı sunmaktadır. Projenin hedefi, erken teşhis ve risk belirlemede kullanılabilecek, taşınabilir, düşük maliyetli, hızlı ve kullanıcı dostu bir tanı platformu geliştirmektir. Bu sayede hem sağlık profesyonelleri hem de kaynakları kısıtlı bölgelerde yaşayan bireyler için erişilebilir tanı çözümleri sunmak mümkün olacaktır.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934">Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düzenli egzersiz, kas ve kemik bankası işlevi görüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzenli-egzersiz-kas-ve-kemik-bankasi-islevi-goruyor-580802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Oct 2025 11:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bankası]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Düşme]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[görüyor]]></category>
		<category><![CDATA[işlevi]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580802</guid>

					<description><![CDATA[<p>İleri yaştaki bireylerde önemli yaralanmalara yol açabilecek düşmelerin ciddiye alınması gerekiyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Bilimsel araştırmalar, bir yaşlının bir yıl içinde birden fazla düşmesi halinde tekrar düşme riskinin yüzde 50’nin üzerine çıktığını gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-egzersiz-kas-ve-kemik-bankasi-islevi-goruyor-580802">Düzenli egzersiz, kas ve kemik bankası işlevi görüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İleri yaştaki bireylerde önemli yaralanmalara yol açabilecek düşmelerin ciddiye alınması gerekiyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Bilimsel araştırmalar, bir yaşlının bir yıl içinde birden fazla düşmesi halinde tekrar düşme riskinin yüzde 50’nin üzerine çıktığını gösteriyor. Her düşme, yalnızca o anki bir yaralanma değil, gelecekteki yeni düşmelerin de habercisi olabiliyor” dedi.  Düşmeleri önlemenin tek bir yaşa bağlı değil, yaşam boyu süren bir hazırlık süreci gibi değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Denizoğlu Külli, “Genç ve orta yaşlarda edinilen düzenli egzersiz alışkanlıkları, ilerleyen yıllarda adeta bir ‘kas ve kemik bankası’ gibi çalışarak kişiyi korur. Yürüyüş, direnç egzersizleri ve denge çalışmaları hem diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini azaltır hem de ileride düşmeye karşı güçlü bir zemin hazırlar” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada ileri yaşta görülen düşmelere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düşmeler pek çok etkenden kaynaklanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Düşmelerin tek bir sebepten değil, bir araya gelen biyolojik, çevresel ve davranışsal etkenlerden kaynaklandığını belirten Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Örneğin kas gücü ve denge azalması, görme–işitme sorunları, çoklu ilaç kullanımı (özellikle tansiyon ve uyku ilaçları), yürüme paternindeki değişiklikler, nörolojik–bilişsel etkilenmeler ve kırılganlık tablosu riski artırır. Evde gevşek halılar, yetersiz aydınlatma, tutunma barlarının olmaması gibi düzenlenebilir faktörler de tabloya eklenince düşme olasılığı yükselir” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tekrar düşme riski yüzde 50 artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yaşlı bireylerde düşmelerin, önemli yaralanmalara ve hatta ölüm riskini arttıracak tablolara yol açabilecek bir sorun olduğunu ve ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Bilimsel araştırmalar, bir yaşlının bir yıl içinde birden fazla düşmesi halinde tekrar düşme riskinin yüzde 50’nin üzerine çıktığını gösteriyor. Yani her düşme, yalnızca o anki bir yaralanma değil, gelecekteki yeni düşmelerin de habercisi olabiliyor. Bu yüzden ‘düştü geçti’ demek yerine, mutlaka profesyonel değerlendirme ve önleyici programlar planlamak gerekiyor” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Egzersizle risk azaltılabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, fizyoterapistlerin kişiye özel kuvvet–denge–koordinasyon odaklı egzersiz programlarıyla riski azaltılabileceğini belirterek buna eşlik eden ev içi güvenlik düzenlemeleri ve uygun ayakkabı seçiminin de etkiyi artıracağını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İleri yaşta da kuvvetlenmek mümkün!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Düşmenin kemiklerin zayıflaması sonucu mu ortaya çıktığı, yoksa kişi düştüğü için mi kırıkların oluştuğuna” ilişkin sorunun yanıtının merak edildiğini belirten Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Bu soru, ikisi de şeklinde yanıtlanabilir. Düşme, kırığı başlatan dış olaydır; kemik kalitesi (osteoporoz/osteopeni) ise aynı düşmenin kırığa dönüşme olasılığını belirgin şekilde artırır. Yani düşük şiddetli bir düşme, sağlam kemikte çoğu kez küçük sıyrıkla atlatılırken; kırılgan kemikte kalça–el bileği–omurga kırıkları görülebilir. Bu nedenle koruma stratejileri çift yönlü olmalıdır: Düşmeyi önlemek için fizyoterapist eşliğinde zorluk seviyesi kademeli artırılan kas–denge–yürüme eğitimleri, ev güvenliği, uygun ayakkabı, yardımcı cihazlar, görme–işitme kontrolleri yapılırken, diğer yandan kemiği güçlendirmek için düzenli yüklenmeli–dirençli egzersiz, yeterli beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerine gidilmelidir. Sizi temin edebilirim ki ‘Bu yaştan sonra olmaz kuvvetlenemem’ diye düşünen her yaşlı, doğru egzersiz programıyla güçlenmiş ve daha iyi fonksiyonel seviyeye ulaşmıştır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düzenli egzersiz, kas ve kemik bankası işlevi görüyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Düşmeleri önlemenin tek bir yaşa bağlı değil, yaşam boyu süren bir hazırlık süreci gibi değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Genç ve orta yaşlarda edinilen düzenli egzersiz alışkanlıkları, ilerleyen yıllarda adeta bir ‘kas ve kemik bankası’ gibi çalışarak kişiyi korur. Yürüyüş, direnç egzersizleri ve denge çalışmaları hem diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini azaltır hem de ileride düşmeye karşı güçlü bir zemin hazırlar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Risk faktörleri mutlaka değerlendirilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle 65 yaştan itibaren bir fizyoterapist tarafından risk faktörlerinin değerlendirilmesinin önemli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, alınacak önlemleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>-Dünya Sağlık Örgütü’nün “genç yaşlı” olarak tanımladığı 65 yaş ve üzerinde, düşmeler daha hassas hale gelir. Bu dönemde mutlaka bir fizyoterapist tarafından kas gücü, denge, yürüme, esneklik, bilişsel işlevler ve evdeki risk faktörleri değerlendirilmelidir. Çünkü basit görünen bir halı kayması ya da loş bir ışık, ciddi bir düşmeye yol açabilir. Bu yaş grubunda oturup kalkma, çömelme, farklı hız ve zeminde yürüme, yerden kalkma gibi günlük yaşamı taklit eden egzersizler çok değerlidir. Gerekirse tai chi veya temel yöresel danslarımız gibi dengeye odaklı aktiviteler yaşam içine dahil edilebilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>-Ayrıca görme ve işitme kontrolleri, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi, doğru ayakkabı seçimi ve evde banyo veya merdivenlerde tutunma barlarının yerleştirilmesi gibi küçük dokunuşlar büyük fark yaratır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>-Özellikle kırılganlık riski taşıyan yaşlı bireylerde egzersizden kaçınmak yerine, güvenli şekilde kademeli artırılan direnç ve aerobik programlarla kas kaybını durdurmak ve dayanıklılığı artırmak mümkündür. Bilimsel veriler gösteriyor ki yaşlı yetişkinler de kuvvetlenmeye gençler kadar olumlu yanıt verebilir. Kısacası düşmeleri önlemek için önlemler, erken yaşlardan başlar ama 65 yaş sonrasında fizyoterapist ile kapsamlı ve çok boyutlu bir planlama şarttır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-egzersiz-kas-ve-kemik-bankasi-islevi-goruyor-580802">Düzenli egzersiz, kas ve kemik bankası işlevi görüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Hastalıkları Riskinizi Düşürebilirsiniz!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklari-riskinizi-dusurebilirsiniz-580188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 07:54:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düşürebilirsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskinizi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580188</guid>

					<description><![CDATA[<p>29 Eylül Dünya Kalp Günü, kalp hastalıklarına karşı koruyucu önlemler adına farkındalığı artırmak, risk faktörlerine karşı bireyleri bilinçlendirmek amacıyla Dünya Kalp Federasyonu (World Heart Federation) tarafından önerilen ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından desteklenen özel bir gün. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklari-riskinizi-dusurebilirsiniz-580188">Kalp Hastalıkları Riskinizi Düşürebilirsiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>29 Eylül Dünya Kalp Günü, kalp hastalıklarına karşı koruyucu önlemler adına farkındalığı artırmak, risk faktörlerine karşı bireyleri bilinçlendirmek amacıyla <strong>Dünya Kalp Federasyonu (World Heart Federation)</strong> tarafından önerilen ve <strong>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) </strong>tarafından desteklenen özel bir gün. </p>
<p>Küresel sağlık istatistiklerine göre, yalnızca <strong>2022 yılında yaklaşık 20 milyon insan</strong>, kardiyovasküler hastalıklara bağlı nedenlerle hayatını kaybetti. Bu rakam, kalp ve damar hastalıklarının dünya genelinde başlıca ölüm nedenleri arasında yer aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Bir hastalığın oluşmadan önlenmesi, sağlıklı olma halinin korunması için de temel bir hedef. Tabii bu altın kural kalp sağlığı için de geçerli. Kalp hastalıkları için önlenebilir risk faktörleri (tütün kullanımı, stres, kötü beslenme, çevre kirliliği gibi) sağlık otoriteleri, hekimler ve hastaların ortak çabasıyla azaltılabilir. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Rengin Çetin Güvenç</strong>,<strong> </strong>kalp hastalıkları riskini azaltmak için önerilerde bulundu: </p>
<p><strong>Tütün ve tütün mamulleriyle vedalaşın: </strong>Sigara kullanıyorsanız, vedalaşmak için çok uygun bir gün. Bu konuda zorlanırsanız profesyonel destek almayı deneyin. </p>
<p><strong>Spora zaman ayırın: </strong>Günlük aktivitelerimizin yanında düzenli spor alışkanlığı kazanmak kalp ve damar sağlığımız için oldukça faydalı. Spora vakit ayıramadığınız zamanlarda mümkün olduğunca günlük yaşamı hareketli geçirmeniz de kalbinize iyi gelecek. </p>
<p><strong>Tuzu kısıtlayın: </strong>Tuz tüketiminizi günde 6 gr, yani yaklaşık 1 tatlı kaşığı ile sınırlandırın. </p>
<p><strong>Sağlıklı gıda tüketin: </strong>Sağlıklı gıdalar tüketmeye özen gösterin ve kilonuzu dengede tutun. Unutmayın; daha az yağ, daha az tuz ve daha az şeker anlamına gelen sağlıklı gıda tüketimi alışkanlığına sahip olmak kalbiniz için önemli bir adım. </p>
<p><strong>Düzenli kontrollerinizi aksatmayın: </strong>Kan tahlillerinizi düzenli olarak yaptırın. Ailenizde kalp hastalığı öyküsü varsa; diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörlerine sahipseniz, yılda en az bir kez kardiyoloji hekimine görünün. Herhangi bir risk faktörü varlığında, tedaviye erken başlamak; kalp krizi, inme gibi yaşam kalitesini kısıtlayan, azaltan ve bazen de ciddi anlamda zedeleyen kötü tabloları önlemede oldukça etkilidir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklari-riskinizi-dusurebilirsiniz-580188">Kalp Hastalıkları Riskinizi Düşürebilirsiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 09:46:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:37:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastadan]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun yakındığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında demansın, bir başka deyişle bunamanın ilk sinyallerinden biri olabiliyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031">Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun yakındığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında demansın, bir başka deyişle bunamanın ilk sinyallerinden biri olabiliyor! Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte demans dünya çapında giderek artan hızla yaygınlaşıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişiye demans tanısı konulduğu ve 2021 yılında bu sayının 57 milyona yükseldiği belirtiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, </strong>demans sorununda erken tanı ve tedavinin büyük bir önem taşıdığını belirterek, “Demansın kesin bir tedavisi olmasa da hem hastalara hem de bakımını üstlenen kişilere destek olmak için çok şey yapılabilmektedir. Sosyal hayata katılmak, fiziksel ve zihinsel olarak olarak aktif olmak demans hastalarının yaşam kalitelerini yükseltirken, bazı ilaçlar da hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya ve semptomların yönetilmesine yardımcı olabilmektedir. Bu nedenle, demansın ilk belirtilerinden olan unutkanlık günlük hayatın yoğunluğu veya ileri yaşın bir sonucu olarak düşünülmemeli, mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu demans riskini azaltan 10 önerisini sıraladı, önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Günlük yaşamı etkileyecek şiddete ulaşıyor! </strong></p>
<p>Demans, günlük yaşamı etkileyecek kadar şiddetli hafıza, dil, sorunları çözme ve diğer düşünme becerilerinin kaybını ifade eden genel bir terim. Zamanla sinir hücrelerini tahrip eden ve beyne zarar veren bir dizi hastalığın neden olabileceği bir sendrom. Genellikle bilişsel işlevlerde, yani düşünceyi işleme yeteneğinde biyolojik yaşlanmanın olağan sonuçlarından beklenenin ötesinde bir bozulmaya yol açıyor. Bilinç etkilenmese de bilişsel işlevlerdeki bozulmaya genellikle ruh hali, duygusal kontrol, davranış veya motivasyon değişiklikleri eşlik ediyor ve bazen de öncesinde görülüyor.</p>
<p><strong>İlk akla gelen Alzheimer olsa da… </strong></p>
<p>Demans denildiğinde ilk akla gelen Alzheimer olsa da aslında pek çok demans türü mevcut. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, beyni etkileyen çeşitli hastalıklardan ve yaralanmalardan kaynaklanabilen demansın ek sık görülen tiplerini şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Alzheimer: Demansın yüzde 60-70 gibi yüksek bir oranı Alzheimer kaynaklı oluyor.</li>
<li>Vasküler demans:  Beyinde mikroskobik kanama ve kan damarı tıkanıklığı sonucu gelişiyor ve demansın en yaygın 2’inci sebebini oluşturuyor.</li>
<li>Lewy cisimcikli demans: Sinir hücreleri içinde anormal protein birikmesi nedeniyle ortaya çıkıyor.</li>
<li>Frontotemporal demans: Beyin ön lobunun dejenerasyonu sebebiyle görülüyor.</li>
</ul>
<p><strong>Obeziteden hipertansiyona… </strong></p>
<p>İleri yaş demansın en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor.  İlerleyen yaşın yanı sıra genlerdeki mutasyonun da demans için 2’inci en büyük risk faktörünü oluşturduğuna işaret eden Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Örneğin, Alzheimer hastalığı olan her 3 hastadan neredeyse 2’sinde en az bir ApoE4 gen kopyası bulunmaktadır” diyor. Bunların yanı sıra kan basıncı yüksekliği   (hipertansiyon), kan şekeri   yüksekliği (diyabet), aşırı kilo veya obezite, sigara kullanımı, çok fazla alkol tüketimi, fiziksel olarak hareketsiz bir yaşam sürmek, sosyal olarak izole olmak, zihnen aktif olmamak ve depresyon da sık izlenen risk faktörleri arasında yer alıyor. Ayrıca beslenme yetersizlikleri ve hava kirliliği de riski artırıyor.</p>
<p><strong>İşitme kaybı demans riskini artırıyor</strong></p>
<p>İşitme kaybı bile demans için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, 40-50<strong> </strong>yaş grubunda gelişen işitme kaybının demans riskini ortalama yüzde 90 oranında artırabildiği uyarısında bulunarak, “İşitme sorunları olan kişilerin sosyal ortamlardan uzaklaşma ve zamanla daha fazla izole olma, depresyona girme olasılığı daha yüksektir. Sosyal izolasyon ve depresyon da demans için risk faktörleridir. İşitme kaybı ayrıca sesleri ve konuşmayı anlamamıza yardımcı olan beyin bölgelerinin seslerin ne olduğunu anlamak için daha fazla çalışmaları gerektiği anlamına gelebilir. Bu ek çaba, hafızamızı ve düşünme yeteneklerimizi etkileyen beyinde değişikliklere yol açabilmektedir” diyor. İşitme kaybının düzeyinin ve ne kadar sürdüğünün demans riskini etkilediğini belirten Dr. Ayla Sifoğlu, “Ancak bu, işitme kaybı olan bir hastada mutlaka demans gelişeceği değil, sadece risklerinin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Demans riskine karşı işitme sağlığını korumak için yüksek sesli ortamlardan kaçınılmalı, işitme testi yaptırmalı ve ihtiyaç halinde işitme cihazı kullanılmalıdır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Genç yaşta başlayan demansa dikkat! </strong></p>
<p>Demans için bilinen en güçlü risk faktörü ileri yaş olsa da biyolojik yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmuyor. Ayrıca demansın ilk belirtileri her 100 hastadan 9’unda 30 &#8211; 65 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Yani, her 10 hastadan yaklaşık 1’inde erken yaşta görülüyor ve bu tablo “genç başlangıçlı demans” olarak adlandırılıyor.  Bu demans türü genellikle stres, anksiyete, depresyon veya menopoz gibi sorunlara bağlandığı için tanısı gecikebiliyor.  Demanslı genç hastalarda ileri yaştaki hastalara nazaran ilk belirtilerden biri olarak hafıza kaybı daha nadir görülüyor. Bu hastalarda ilk sinyaller genellikle dil, görme veya davranış sorunları oluyor. Ayrıca hareket, denge ve koordinasyon problemleri de gelişebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Bir kişinin neden diğerinden daha erken yaşta demans geliştirdiğini söylemek genellikle zordur. Ancak, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynayabildiğini biliyoruz. Öyle ki genç yaşta demans hastası olan yaklaşık her on kişiden 1’inde demansa neden olan gen tespit edilmektedir” diyor. Dr. Ayla Sifoğlu, demansın erken yaşta felç geçirmek, travmatik beyin hasarı, bazı enfeksiyonlar ve aşırı alkol kullanımı gibi genetik olmayan nedenlerle de genç insanlarda gelişebileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>Demansın, özellikle erken evrede en yaygın görülen belirtilerinden biri, yakın zamanda öğrenilen bilgilerin ve yaşanan olayların unutulması oluyor. Eşyaları kaybetme veya yanlış yere koyma, yürürken veya araba kullanırken kaybolma, tanıdık yerlerde bile kafa karışıklığı yaşama, zamanı karıştırma, konuşmaları takip etme veya kelime bulmada zorluk, sorun çözme veya karar vermede güçlük, aynı soruları tekrar tekrar sorma, diğer belirtileri arasında yer alıyor. Hafıza kaybı nedeniyle endişeli, üzgün veya öfkeli hissetme, kişilik değişiklikleri, uygunsuz davranışlarda bulunma, işten veya sosyal aktivitelerden çekilme gibi yaygın ruh hali ve davranış değişiklikleri de izleniyor. Demans ilerledikçe hastalar aile üyelerini veya arkadaşlarını tanımayabiliyor, kişisel bakım konusunda yardıma ihtiyaç duyuyor.</p>
<p><strong>Kesin tedavisi olmasa da ilerlemesi yavaşlatılıyor! </strong></p>
<p>Kesin bir tedavisi olmasa da bazı ilaçlar demansın ilerlemesini yavaşlatmaya ve semptomlarının yönetilmesine destek oluyor. Ayrıca kan basıncını ve kolesterolü kontrol altına alan ilaçlar da vasküler demansa bağlı beyinde ek hasar oluşmasını önleyebiliyor. Fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmak, sosyal hayata katılmak da demans hastalarının yaşam kalitelerini yükseltiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Hekimler her hasta için uygun tedaviyi düzenlemekte ve hastayı yaşam boyu takip etmektedir. Tedavide ihtiyaç halinde değişiklikler yapmakta ve hastalık süresince ortaya çıkabilecek sorunlar için gerekli desteği sağlamaktadırlar” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Demansı önlemek için 10 etkili öneri! </strong></p>
<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, demansı önlemek için dikkat etmeniz gereken 10 önemli kuralı şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Fiziksel olarak aktif olun. Yürüyün, koşun, dans edin, bisiklete binin, bahçede çalışın, ev işleriyle uğraşın.</li>
<li>Zihninizi aktif tutun. Yeni hobiler edinin, yeni bir dil öğrenin, kelime veya sayı oyunları oynayın.</li>
<li>Sosyal olarak aktif kalın. Aileniz, arkadaşlarınız ve çevrenizle sık sık görüşün, sohbet edin.</li>
<li>Beynin kan dolaşımının hasar görmemesi için diyabet ve obeziteye karşı önlem alın. Bu hastalıklarınız varsa kontrol altında olmasını sağlayın.</li>
<li>Kalbinizi koruyun ve tansiyonunuzu kontrol altında tutun.</li>
<li>İşitme duyunuzu koruyun. Yüksek sese maruz kalmayın, işitme sorunu yaşıyorsanız,<strong> </strong>gerekirse işitme cihazı kullanın.</li>
<li>Alkol tüketimini sınırlayın, asla sigarı içmeyin ve içilen ortamlarda bulunmayın.</li>
<li>Depresyon sorunu yaşıyorsanız mutlaka destek alın.</li>
<li>Kaliteli ve düzenli uyumaya özen gösterin. Uyku apnesi veya başka uyku sorunları yaşıyorsanız, tedavi olun.</li>
<li>Beyin sarsıntısına ve travmatik beyin hasarına karşı beyninizi riske atabilecek aktivitelerden uzak durum.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031">Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grip basit bir solunum yolu hastalığı değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-578602</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 17:38:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[Gruplar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578602</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevsim geçişleriyle beraber görülme sıklığı yaygınlaşan grip, tıbbi adıyla influenza ve üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için önemli risk oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-578602">Grip basit bir solunum yolu hastalığı değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişleriyle beraber görülme sıklığı yaygınlaşan grip, tıbbi adıyla influenza ve üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için önemli risk oluşturuyor. Özellikle gripten korunmanın risk grubundakiler için önemini vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, “Grip basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Riskli gruplarda doğrudan ya da kalp krizi, inme riskini artırarak dolaylı ölümlere yol açabilmektedir” uyarısında bulundu. Küresel ısınma sorununa bağlı olarak grip aktivitesinin, ülkemizin de bulunduğu coğrafyada artık kasım sonu gibi başladığını ve mayıs ayı sonuna dek devam ettiğini kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, grip aşısının kasım ayından itibaren yapılması gerektiğini söyledi. Gripten korunmada el hijyeni ve maske kullanımının etkili olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Selim Badur, grip aktivitesinin etkili olduğu dönemde kalabalık ortamlara girilmemesini önerdi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, üst solunum yolu enfeksiyonları ile grip arasındaki farklar ile korunma yöntemlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Grip (Influenza) her yıl 3-5 milyon kişiyi etkiliyor</p>
<p>Üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olan 200 kadar mikroorganizma saptandığını belirten Prof. Dr. Badur, “Ancak bu listede yer alan etkenler içinde grip etkeni Influenza virüsleri, hem diğerlerine oranla çok daha yaygın görülmeleri, hem de yol açtıkları olumsuzluklar nedeniyle ayrı bir öneme sahiptirler. Grip ya da tıbbi ismiyle ‘influenza’, Influenza virüslerinin yol açtığı bir enfeksiyondur ve basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Her yıl dünyada yaklaşık 3-5 milyon kişiyi etkileyen, 250-500 bin kişinin ölümüne neden olan, dünyada aşı ile önlenebilir ölüm nedenleri arasında önemli yer tutan bir hastalıktır; nitekim 2024-2025 sezonunda ABD’de 37 milyon kişinin gribe yakalandığı, 21 milyon hastanın sağlık kurumlarına başvurduğu, 480 bin kişinin hastanelerde yatış gerektirecek kadar ciddi hastalık geçirdiği ve 21 bin kişinin yaşamını yitirdiği hesaplanmıştır” diye konuştu.</p>
<p>Grip “Kamyon çarpmış gibi” hissettiriyor</p>
<p>Gribin belirtilerine dikkat çeken Prof. Dr. Selim Badur, “Grip, ani başlayan ateş ve aşırı halsizlik, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burunda tıkanıklık, akıntı, kas ve eklem ağrıları ile seyreder. Hastalar gribin bu özellikleri ile karakterize klinik tabloyu sıklıkla ‘kamyon çarpmış’ gibi diye tanımlamaktadır. Ateş, eklem ve kas ağrılarının olmaması, nezle (soğuk algınlığı) gibi daha hafif seyreden diğer solunum yolu hastalıklarını düşündürür” dedi.</p>
<p>Grip riskli gruplarda tehlikeli sonuçlara yol açabilir</p>
<p>Gribin özellikle riskli gruplar üzerindeki etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Selim Badur, “Grip basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Riskli gruplarda doğrudan ya da kalp krizi, inme riskini artırarak dolaylı ölümlere yol açabilmektedir” uyarısında bulundu.</p>
<p>Risk grubundakiler ücretsiz aşılanmaktadır</p>
<p>Grip (influenza) ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında risk grubunda bulunanların Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından tanımlandığını kaydeden Prof. Dr. Badur, “Risk grupları, aslında aşılanması gerekenler listesinde yer alan bireylerdir; bu grupları listeleyen DSÖ, 65 yaş üstü bireyleri, 6 ay-5 yaş arası çocukları, kronik hastalığı olanları, sağlık çalışanlarını, gebeler ve altta yatan hastalığı olan (astım, diyabet, HIV ile enfekte olanlar, kronik kalp-akciğer-böbrek hastalığı olanlar gibi) kişileri risk grupları olarak tanımlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ise 65 yaş üstü ve 2 yaş altındakiler, 6 ay-18 yaş arasında olup uzun süreli aspirin kullananlar, diyabet dahil herhangi bir metabolik hastalığı olanlar, astım dahil kronik hastalığı olanlar, kronik kalp-damar ve böbrek hastaları, bağışıklığı baskılanmış kişiler, aşırı kilosu olanlar, huzurevi-bakımevi gibi topluca bir arada yaşanılan yerlerde kalanlar ve gebeleri listesine almıştır. Bu grupların doğal olarak aşılanması gereken gruplar olduğunu da belirtmek gerekir ve ülkemizde söz konusu grupların mensuplarının ücretsiz aşılanmaları söz konusudur” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Selim Badur, grip (influenza) aşısının 6 aydan büyük herkese önerildiğini belirterek “Ancak risk gruplarındaki kişiler ve bunların yakın temaslıları ve sağlık çalışanları grip aşısının öncelikle yapılması gereken gruplardır” dedi.</p>
<p>Aşılanma, maske kullanımı ve havalandırmaya dikkat!</p>
<p>Okul, işyerleri ve alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlarda grip ve üst solunum yolları enfeksiyonundan korunmada alınacak önlemlere değinen Prof. Dr. Badur, “Aşılanma, maske kullanımı, havalandırma, özellikle grip aktivitesinin arttığı tarihlerde alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlarda bulunmamaya özen gösterme, hastalık belirtesi olanlar ile temas etmeme gibi basit görünebilen ancak gayet etkili yaklaşımlar, grip başta olmak üzere tüm solunum yolları enfeksiyonlarının etkenlerinden korunmak için en etkili bireysel önlemlerdir” dedi.</p>
<p>Eller sıkça yıkanmalı</p>
<p>Grip ve enfeksiyonlardan korunmada el hijyenine dikkat çeken Prof. Dr. Badur, “Gribe yakalanmamak için sık el temizliği, sağlıklı beslenme, mevsime göre giyinme, hasta kişilerin okul/iş ortamında bulunmamaları, mutlaka maske ile önlem almaları gibi kişisel önlemlerin yanı sıra özellikle risk altındaki kişiler için en etkili korunma yolu aşılanmaktır. Aynı zamanda bu kişiler, gribin en önemli komplikasyonu ve ölümlerin büyük oranda nedeni olan pnömoni (zatürre) açısından da risk altındadırlar. Doktorlarından bilgi alarak pnömokok aşısı da olmalıdırlar” uyarısında bulundu.</p>
<p>Ellere hapşırmak çok tehlikeli</p>
<p>Grip (influenza) virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını belirten Prof. Dr. Badur, “Öksürüp hapşıran kişi, virüs içeren çok sayıda damlacığı etrafa yayar. Bu damlacıkların ağız, burun, gözler ya da ellerimize ulaşması ile hastalık bulaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille, mendil bulamıyorsa kolları ile kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan dokunulan her yere yayılır. Gripli kişi sık sık ellerini yıkamalıdır. Su ve sabun bulunamadığı durumda el antiseptikleri ile eller ovalanarak da temizlik sağlanabilir. Gribin toplumda yayılmaması için virüsün en çok saçıldığı hastalığın erken günlerinde okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmelidir. Ev halkını korumak için eller sık sık yıkanmalı, oda havalandırılmalıdır. Özellikle yakınında hastalığın ağır seyretmesi riski olan kişiler varsa, hasta kişinin maske takması yararlı olacaktır. Maske ağız ve burunu tam kapamalı, ıslandığında değiştirilip eller yıkanmalıdır” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>Grip en çok bu kişileri etkiliyor</p>
<p>Gribin tüm yaştaki bireyleri etkilediğini; okul devamsızlıklarına ve iş kayıplarına neden olduğunu kaydeden Prof. Dr. Badur, “Ancak özellikle gebeler, 50 yaş üstündekiler, 5 yaş altındakiler, akciğer, kalp hastalığı olanlar, böbrek, karaciğer yetmezliği olanlar, kanser, diyabet gibi hastalıklar veya ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, organ nakli yapılanlar ve aşırı şişman kişiler gripten daha çok etkilenirler. Bu kişilerde grip hastaneye yatışlara, hatta ölümlere neden olmaktadır” dedi.</p>
<p>Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır?</p>
<p>Grip aşısının ülkemizin de yer aldığı kuzey yarımkürede, sonbahar aylarında, grip aktivitesi başlamadan uygulanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Badur, “Özellikle okulların açılması ve havaların serinlemesi ile açık alanlardan kapalı ortamlara geçiş süreci, gribin yaygınlaştığı dönemlerdir. Bu bağlamda ekim-kasım ayları aşılanmak için en uygun zaman dilimidir. Ancak küresel ısınma sorununa bağlı olarak grip aktivitesi, ülkemizin de bulunduğu coğrafyada gittikçe daha geç başlamakta (kasım sonu gibi), buna karşın mayıs ayı sonuna dek devam etmektedir. Ülkemizde Ulusal Sentinel Sürveyans Ağı ile grip hastalığı izlenmektedir. Bu ağ, DSÖ’nün Global İnfluenza Sürveyans ve Yanıt Sistemi ile de bağlantılıdır. Buna göre grip aktivitesi her yıl ekim-kasım aylarında başlayarak şubat ayında zirveye ulaşmakta olup, nisan-mayıs aylarını kapsayan dönemde de sık görülmektedir. Bu durumda zamanında aşı olmayanların sezonun ilerleyen dönemlerinde de grip aşılarını olabilecekleri unutulmamalıdır” uyarısında bulundu.</p>
<p>Her yıl aşı olunması gerekir</p>
<p>Grip aşısının her yıl ve tek doz halinde uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Badur, “Tek farklı yaklaşım ilk kez bu aşının uygulanacağı çocuklar için geçerlidir ve kendilerine bir ay ara ile iki kez yarım doz aşı uygulanır. Grip hastalığının geçirilmesiyle veya aşılama ile oluşan bağışıklık uzun soluklu değildir. Aşılanan veya hastalığı geçiren bireyler bir sonraki grip mevsiminde, hatta aynı sezonda hastalığa tekrar yakalanabilir. Ayrıca, virüsün yapısı değiştiği için, takip verilerinden elde edilen bilgilere göre aşı içeriği her yıl yenilenmektedir. Bu nedenle mevsimsel gripten korunmak için her yıl aşı olunması gerekir” dedi.</p>
<p>Sezon içinde grip olanlar da aşı olmalıdır</p>
<p>Daha önce aşısı olmayan ve sezon içinde grip geçiren bir bireyin de grip aşısı olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Badur, “Grip aşısı içeriğine göre üç/dört farklı influenza virüsüne karşı koruma sağlar. Doğal yolla geçirilen bir influenza enfeksiyonu ise diğer alt türlere karşı çapraz bağışıklık oluşturmaz. Bu nedenle, özellikle risk altındaki bireylerde, daha önce aşı uygulanmamışsa grip hastalığı sonrasında da aşılanma önerilmelidir” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-578602">Grip basit bir solunum yolu hastalığı değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 09:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[katlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de 30 binin üzerinde endometrium (rahim) kanseri hastası bulunduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, özellikle 55–65 yaş arası kadınların risk altında olduğuna işaret etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881">Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye’de 30 binin üzerinde endometrium (rahim) kanseri hastası bulunduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, özellikle 55–65 yaş arası kadınların risk altında olduğuna işaret etti. Obezite, geç menopoz, erken adet görme, östrojene aşırı maruz kalma ve metabolik hastalıkların da riski artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Kocadal, özellikle menopoz sonrası dönemde görülen anormal kanamaların ciddiye alınması ve mutlaka değerlendirilmesi gerektiği uyarısında bulundu. </em></p>
<p>Halk arasında “rahim kanseri” olarak bilinen endometrium kanseri, rahimin iç tabakasını döşeyen hücrelerden kaynaklanıyor ve jinekolojik kanserler arasında en sık görülen tümörlerden biri olarak gösteriliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, Türkiye verilerine göre her 100 bin kadından 14’üne bu tanı konulduğunu ve yılda yaklaşık 8 bin yeni vaka tespit edildiğini söyledi. Obezite oranlarındaki artış ve yaşam süresinin uzaması nedeniyle son yıllarda görülme sıklığında yükseliş yaşandığını belirten Doç. Kocadal, “Endometrium kanseri daha çok 55–65 yaş arası kadınların hastalığı iken, obezite ve artan metabolik hastalıklar nedeniyle genç yaştaki kadınları da etkileyebilir” diye konuştu. Bu hastalığın öneminin kadınlarda anormal kanama yaparak erken tanıyı ön plana çıkarması olduğunu aktaran Doç. Dr. Kocadal, “Halk arasında ‘rahim kanseri’ denildiğinde asıl bahsedilen endometrium kanseridir. Ancak HPV kaynaklı serviks kanseri de rahim ağzından kaynaklanan rahim kanserinin farklı bir türüdür” dedi.</p>
<p><strong>“OBEZİTE ÖNEMLİ BİR RİSK FAKTÖRÜ”</strong></p>
<p> Erken yaşta adet görmeye başlamak, menopozun geç olması, östrojene aşırı maruz kalmak, diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi gibi metabolik hastalıkların bir arada bulunması, kontrolsüz kalan ve tedavi edilmeyen polikistik over hastalığının endometrium kanseri açısından risk yarattığını söyleyen Doç. Dr. Kocadal, özellikle son yıllarda tüm toplumlar için önemli bir sorun olan obezite riskine işaret etti. Obezitenin endometrium kanseri açasından da çok önemli bir faktörü olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kocadal, “Türkiye tabanlı araştırmalara baktığımızda, 15 yaş üstü kadınlarda obezite oranlarının yüzde 20-23’e vardığını görüyoruz. Polikistik over sendromlu hastalar yüzde 10-14 arasında görülmekte. Tedavi yapılıp önlem alınmadığında bu faktörler ileri yaşta endometrium kanserinin sıklığını artırmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>“İLK BELİRTİ: DÜZENSİZ VE AŞIRI KANAMA”</strong></p>
<p>Endometrium kanserinde ilk fark edilen belirtinin genellikle kanama olduğuna anlatan Doç. Dr. Kocadal, “Endometrium kanserinde hastaların ilk fark ettiği bulgu düzensiz, aşırı kanamalardır. Postmenopozal (menopoz sonrası) hastaların yüzde 30-36’sında vajinal kanama görülür. Çoğu iyi huylu olsa da mutlaka değerlendirilmelidir. Bununla birlikte alt karın bölgesinde baskı, ağrı, aşırı kanama, lekelenme, ilişki sırasında kanama ya da kanlı akıntı olması durumunda doktora başvurulmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Endometrium kanserlerinin yaklaşık yüzde 5’inin de genetik faktörlerle ortaya çıktığını hatırlatan Doç. Dr. Kocadal, sözlerine şöyle devam etti: “Bunlardan en önemlisi Lynch sendromudur. Bu hastalarda daha erken yaşta endometrium kanseri görülebilir. Bu nedenle yaklaşık 30 yaşından itibaren yıllık ultrasonografik kontrollerle gereğinde rahim içinden biyopsi alınarak erken tanı konulabilir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“TARAMA PROGRAMI OLMADIĞI İÇİN DÜZENLİ KONTROLLER ÇOK ÖNEMLİ”</strong></p>
<p>Endometrium kanserinde henüz erken tanı için rutin bir tarama programı olmadığını hatırlatan Doç. Dr. Kocadal, “Bu nedenle hastaların anormal kanama yaşadıklarında zaman kaybetmeden hekime başvurmasa çok önemli. Bunun yanında yıllık ultrasonografik değerlendirmeler bazı riskli hastalarda yol gösterici olabilir. Gereğinde rahim içinden parça alınabilir” dedi.</p>
<p><strong>“ÖZELLİKLE ERKEN EVRELERDE CERRAHİ İLE BAŞARILI SONUÇLARI ULAŞILABİLİR”</strong></p>
<p>Tedavi sürecine ilişkin de bilgi veren Doç. Dr.Kocadal, şunları anlattı: “Endometrium kanserlerinin yaklaşık yüzde 70’i erken evrede, rahime sınırlıdır. Bu nedenle cerrahi uygulanabilirliği mümkündür. Erken tanılı, düşük evreli hastalarda cerrahi çok önemli bir tedavi yöntemidir. Bazı risk gruplarında cerrahi sonrası ışın tedavisi ya da ilaç tedavisi gerekebilir. Tedavi başarısını hastanın yaşı, tümörün histolojik tipi, hastalığın yaygınlığı, rahim dışındaki organ tutulumları ve lenf bezlerine sıçrama olup olmadığı gibi etkenler yer alır.”</p>
<p>Genç hastalar için uygulanan koruyucu yaklaşımları da anlatan Doç. Dr. Kocadal, “Menopoza girmemiş, çocuk doğurmamış, yumurtalık fonksiyonu iyi olan genç hastalarda tümör endometriyuma sınırlıysa seçili olgularda rahmi koruyucu tedavi uygulanabilir. Progesteron türevleri ile medikal tedavi yapılır, hastalık kontrol altına alındıktan sonra gebelik sağlanır ve doğum sonrası nihai tedavi planlanır” diye konuştu.</p>
<p><strong> “ERKEN TANI HASTALIĞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRİP HAYAT KURTARIYOR”</strong></p>
<p> Endometrium kanserinde erken teşhisin önemine değinen Doç. Dr. Kocadal, sözlerini şöyle tamamladı: “Endometrium, jinekolojik tümörler içerisinde kadınlarda en sık görülen tiptir. Hastayı hekime ulaştıran en önemli faktör aşırı, anormal ve düzensiz kanamalardır. Hastaların bu değişiklikleri gördüklerinde sağlık merkezine başvurarak gerekli danışmanlığı almaları hayati önem taşır. Erken tanının kadının hayatını kurtaracağı unutulmamalıdır. Endometrium kanserinin prognozunun özellikle erken evrelerde iyi olması nedeniyle bu durum çok önemlidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881">Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 08:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[imkanı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576853</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’   özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853">Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’   özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük  çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor.  Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  </strong>günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan<strong> </strong>Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor.  <strong>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,</strong> erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor! </strong></p>
<p>Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor! </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan  20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir &#8216;sessiz dönem&#8217; geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye,  10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor! </strong></p>
<p>İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor. </p>
<p><strong>Erken tanı kritik bir öneme sahip! </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki  ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor. </p>
<p><strong>Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı! </strong></p>
<p>Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor:  “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için  hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimini de mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır” </p>
<p><strong>Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak! </strong></p>
<p>Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı<strong> </strong>önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi  tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek,  “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853">Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düzenli tarama yöntemleri ve aşı hayat kurtarıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzenli-tarama-yontemleri-ve-asi-hayat-kurtariyor-576588</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 10:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576588</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her yıl  yaklaşık 1.5 milyon Türkiye’de de 15 bin kadına jinekolojik kanser tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-tarama-yontemleri-ve-asi-hayat-kurtariyor-576588">Düzenli tarama yöntemleri ve aşı hayat kurtarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada her yıl  yaklaşık 1.5 milyon Türkiye’de de 15 bin kadına jinekolojik kanser tanısı konuluyor. Yine dünya genelinde yaklaşık 680 bin, ülkemizde ise yaklaşık 6 bin kadın jinekolojik kanserler nedeniyle hayatını kaybediyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı,</strong> rahim ağzı, rahim ve yumurtalık kanserlerinin en sık görülen   jinekolojik kanserler olduğunu belirterek, “Son yıllarda tüm dünyada rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı artmaktadır. Ancak, özellikle aşılama ve tarama programı gelişmiş ülkelerde yüzde 80’e varan oranlarda daha az rastlanmaktadır. Öte yandan, rahim kanseri sıklığı hem dünya genelinde hem de Türkiye’de artış göstermektedir. Kesin nedeni bilinmemekle birlikte obezite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve kansere yol açabilen maddelere daha fazla maruz kalmanın bu artışta etkili olduğu düşünülmektedir” diyor. </p>
<p>Ülkemizde de yaygın görülen jinekolojik kanserlerde ölüm oranları yüksek olsa da aslında erken tanı ve tedavi yaşam kurtarıyor. <strong> Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, </strong>jinekolojik kanserlerin önlenmesinde veya erken teşhis   edilmesinde düzenli olarak yapılan jinekolojik muayeneler ile tarama programlarının son derece önemli olduğunu vurgulayarak, “Ergenlik dönemiyle beraber jinekolojik muayeneye başlanması ve bu kontrollerin hiçbir şikayet olmasa bile yılda bir yapılması önerilmektedir. Bu muayeneler esnasında hastanın yaşına ve kendi özel durumuna göre jinekolojik muayene, ultrason ve tarama testleri uygulanmaktadır. Özellikle yıllık düzenli jinekolojik muayeneler, Pap Smear Testi, HPV taraması ve yine HPV aşıları konusunda farkındalığın artması hayat kurtarmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>RAHİM AĞZI KANSERİ </strong></p>
<p>Dünyada kadın kanserleri arasında dördüncü sırada görülen rahim ağzı kanseri ülkemizde her yıl yaklaşık 2 bin 500 kadında teşhis ediliyor.  Prof. Dr. Serkan Erkanlı, rahim ağzı kanseri için en önemli risk faktörünün yüksek riskli HPV (Human Papilloma Virüs) enfeksiyonu olduğuna işaret ederek, “Rahim ağzı kanseri yüzde 99’un üzerinde bir oranla bu virüsün rahim ağzı epiteline yerleşmesi ve hücrelerde mutasyon, kontrolsüz büyüme ve kansere dönüşümü tetiklemesiyle ortaya çıkmaktadır” diyor. Sigara içmek, erken yaşta cinsel ilişki yaşamak, çok sayıda cinsel partner öyküsü, erken yaşta hamilelik, çok sayıda doğum yapmak, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kortizon tedavisi ve genetik faktör gibi pek çok etken rahim ağzı kanseri riskini artırıyor.  Lekelenme şeklinde gerçekleşen ara kanamalar, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında lekelenme veya kanama ise en yaygın görülen ilk sinyallerinden. </p>
<p><strong>HPV aşısı en etkili korunma yöntemi</strong></p>
<p>Rahim ağzı kanseri HPV aşısı ve düzenli yapılan tarama ile önlenebilen bir kanser türü. HPV aşısı bu kanser türüne karşı en etkili korunma yöntemidir. Prof. Dr. Serkan Erkanlı,<strong> </strong>rahim ağzı kanserine neden olan yaklaşık 14 onkolojik Human Papilloma Virüsü’nün olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Bunlardan biriyle karşılaşan hasta HPV aşısı ile rahim ağzı kanserinden yüzde 90 oranında korunabilmektedir. HPV aşısının 11-12 yaşlarında yaptırılması önerilmektedir. Ancak 13-26 yaşları arasında da aşı yapılabilir. 26 yaşından sonra ise özellikle 45 yaşına kadar belli durumlarda aşı uygulanabilir.”</p>
<p><strong>Pap Smear ve HPV taraması şart! </strong></p>
<p>HPV aşısı rahim ağzı kanserini  büyük oranda önlense de risk tümüyle ortadan kalkmıyor.  Bu nedenle, aşı sonrasında da rutin rahim ağzı kanseri taramalarının mutlaka yapılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Serkan Erkanlı, <strong>  </strong>tarama  sıklığını şöyle anlatıyor:<strong> </strong>“Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olan hücresel değişimleri tespit eden PAP Smear testine 21 yaşında başlanması ve 65 yaşına kadar her 3 yılda bir devam edilmesi gerekmektedir. 30 yaşından sonra ise Human Papilloma Virüsü testi ile primer tarama yapılması önerilmektedir. HPV testine eş zamanlı olarak PAP Smear testi de eklenebilmektedir. HPV bazlı testin sonuçları normal çıktığında bir sonraki testin 5 yılda bir yapılması önerilmektedir. Riskli durumlarda veya sonuçların riske işaret etmesi halinde ise her iki testte süreler kısalabilmektedir.” Kanser öncüsü lezyonlar rahim ağzının anormallik gösteren ince bir katmanının alınması yoluyla büyük oranda tedavi edilebiliyor. Hastalık erken evrelerde yakalandığında tedavi şansı yüzde 95’in üzerine çıkıyor.</p>
<p><strong>RAHİM KANSERİ</strong></p>
<p>Ülkemizde jinekolojik kanserler arasında en sık görülen tipi olan rahim kanseri her yıl yaklaşık 7 bin 800 kadında teşhis ediliyor.   Özellikle menopoz döneminde daha sık görülen rahim kanseri için en önemli risk faktörlerinden biri kadınlık hormonlarından estrojene fazla miktarda maruz kalmak. Bu durum, obezite, dışarıdan alınan hormon ilaçları ve yumurtalıkta hormon salgılayan tümörlere bağlı olabiliyor. Diğer risk faktörleri arasında yumurtlama olmasını önleyen ve adet dönemlerinin uzamasına neden olan etkenler, adetin erken yaşta başlaması (12 yaşından önce) ve geç yaşta menopoza girmek (52 yaşından sonra), obezite, hiç doğum yapmamış olmak yer alıyor. </p>
<p><strong>Anormal vajinal kanamaya dikkat!</strong></p>
<p>Anormal vajinal kanama rahim kanserinin en önemli belirtisini oluşturuyor. Her ay düzenli olan adet kanaması dışındaki kanamalar temelde anormal kanamalar olarak görülüyor. Adet kanaması normalden fazla miktarda oluyorsa, ara dönemde, beklenmedik zamanlarda görülüyorsa, rahim kanseri veya kanser öncesi lezyonlara işaret edebiliyor. Rahim kanseri için günümüzde kabul görmüş bir tarama programı bulunmuyor. Prof. Dr. Serkan Erkanlı,<strong> </strong>hastalığın en önemli belirtisi olan anormal vajinal kanamada veya menopoz döneminde oluşan kanamada mutlaka bir jinekolojik muayene olunması gerektiğini vurgulayarak, “Bu belirtide hekime başvurulduğunda erken teşhis genellikle mümkündür” diyor.  </p>
<p><strong>Erken evrede başarı şansı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Özellikle erken evrelerde tedaviden yüzde 95’in üzerinde başarı elde ediliyor. Rahim kanserinde standart tedavi rahim ve yumurtalıkların alınması şeklinde oluyor. Buna ek olarak genellikle rahimle ilişkili olan ve pelvik veya paraaortik bölgelerdeki lenf bezleri de örnekleme amacıyla alınabiliyor.<strong> </strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, “Cerrahi tedavi sonrasında, patolojik değerlendirme sonuçlarına göre hastalar ek tedavi almadan takip edilebilmekte veya hastalığın tekrar etme riski yüksek ise  kemoterapi, ışın tedavisi (radyoterapi), hormonal tedavi veya akıllı ilaçlar gibi ek tedaviler alabilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>YUMURTALIK KANSERİ</strong></p>
<p>Yumurtalık kanseri, jinekolojik kanserler arasında dünyada rahim ağzı ve rahim kanserinden sonra en yaygın görülen 3. kanser türünü oluşturuyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 4 bine yakın kadında teşhis ediliyor. Epiteliyal, germ hücreli ve stromal tümörler olmak üzere 3 temel türü olan yumurtalık kanserinin kesin sebebi bilinmemekle beraber birçok risk faktörü tespit edilmiş. İleri yaş, ailede meme-yumurtalık kanseri öyküsü, hiç doğum yapmamış olmak, adetin erken yaşta başlaması (12 yaş öncesi) ve geç yaşta menopoza girmek (>52 yaş), menopozda kullanılan hormon ilaçları, endometriozis ile infertilite (kısırlık) en önemli  risk faktörleri olarak sıralanıyor. </p>
<p><strong>Düzenli jinekolojik muayene çok önemli!</strong></p>
<p>Yumurtalık kanseri genellikle erken evrelerde belirti vermiyor, hastaların yüzde 60’ından çoğu ileri evrelerde karın şişliği ve hazımsızlık şikayetiyle hekime başvuruyor. Bazı hormon üreten yumurtalık tümörleri de adet düzensizliği ve tüylenme gibi şikayetlere neden olabiliyor. Yumurtalık kanseri için günümüzde kabul görmüş bir tarama programı mevcut değil. Ancak, kadınların düzenli jinekolojik muayenelerinde erken dönemde tespit edilebiliyor. Özellikle erken evrelerde tedavinin başarı şansı yüzde 90’ların üzerine ulaşıyor. Standart tedavi rahim, yumurtalıklar, mide ile bağırsakların üzerini kaplayan ve omentum olarak adlandırılan yağlı dokunun cerrahi olarak çıkarılması ve lenf bezlerinin alınması şeklinde oluyor. İhtiyaç halinde genellikle kemoterapi veya akıllı ilaç tedavisi gibi ek tedavilere başvuruluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-tarama-yontemleri-ve-asi-hayat-kurtariyor-576588">Düzenli tarama yöntemleri ve aşı hayat kurtarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte her bitkisel çay masum değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-her-bitkisel-cay-masum-degil-576338</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 09:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576338</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anne adayları için çok özel ve heyecanlı bir dönem olan hamilelikte, bilgi kirliliği de çokça görülebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-her-bitkisel-cay-masum-degil-576338">Hamilelikte her bitkisel çay masum değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anne adayları için çok özel ve heyecanlı bir dönem olan hamilelikte, bilgi kirliliği de çokça görülebiliyor. Özellikle de annelik duygusunu ilk kez yaşayan kadınlar; çevreden gelen iyi niyetli tavsiyeler, sosyal medya paylaşımları ve kulaktan dolma bilgiler arasında çoğu zaman kafa karışıklığı yaşayıp bazı hatalara düşebiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Bostan Kayaoğlu</strong>, “Hamilelikte doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak kritik önem taşıyor. Oysa toplumumuzda doğru sanılan bazı yanlış inanışlar çok sık karşımıza çıkıp, anne ve bebeğin sağlığını ciddi şekilde riske atabiliyor. Kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel doğrularla ilerlemek, hamileliği, doğumu ve lohusalığı sağlıklı ve huzurlu kılar. Sağlıklı nesiller, bilinçli annelerin doğru adımlarıyla başlar” diyor. Dr. Kayaoğlu, hamilelik sürecinde en sık yapılan 6 hatayı ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>“İki kişilik yemek”: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>“Artık iki canlısın, iki kişilik yemelisin.” cümlesi gebelikte en sık duyulan ve uygulanan yanlışlardan biridir. Hamilelik sürecinde annenin enerji ihtiyacı elbette ki artar; fakat sanılanın aksine bu kadar büyük ölçekte değildir. Günlük beslenmeye ortalama olarak 300–350 kalori eklemek çoğu zaman yeterli olacaktır. Önemli olan porsiyonu arttırmak değil, çeşitli, dengeli ve besin değeri yüksek gıdaları tercih etmektir.</p>
<ul>
<li><strong>Folik asite geç başlamak: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Anne karnındaki bebeklerde beyin ve omurilik taslağı olan nöral tüpün gelişimi ve kapanması gebeliğin erken haftalarında gerçekleşir. Bu dönemde oluşan aksaklıklar, beyin ve omurgayı koruması gereken kemiklerde anatomik bozukluklara yol açabilir. Nöral tüpün doğru şekilde kapanması için folik asite gebelik planlaması sürecinde başlanmalıdır. “Hamile kalınca başlarım” şeklindeki düşünce risk yaratabilir. </p>
<ul>
<li><strong>Doğal olan zararsızdır: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Dr. Sinem Bostan Kayaoğlu “Toplumda oldukça yaygın olan bu yaklaşım gebelikte ciddi riskler doğurabilir. Örneğin; bazı bitkisel çaylar rahim kasılmalarını tetikleyerek erken doğum veya düşük riskini artırabilirken; alınan bazı doğal takviyeler ise kullanılmakta olan ilaçlarla etkileşime girerek zararlı sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle gebelik sürecinde doktor onayı olmadan hiçbir ilaç, vitamin ya da bitkisel ürün kullanılmamalıdır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Hamile kadın yatıp dinlenmeli: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Sağlıklı seyreden gebeliklerde hareket çok önemli olsa da mutlaka doktora danışılmalıdır. Egzersiz yapmak konusunda risk oluşturacak durumlar dışında, başlangıç için en uygun zaman gebeliğin 3. ayından sonradır. Egzersiz yapmak; kilo alımının kontrollü olmasına, ödemleri azaltmaya, uykuyu düzenlemeye, doğumu kolaylaştırmaya ve gebelikten lohusalığa ruhen ve bedenen daha sağlıklı geçmeye yardımcı olur.  </p>
<ul>
<li><strong>Hamileyken diş tedavisi yapılmaz: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Hormonal değişim diş eti hassasiyetini artırdığından çürük, diş eti kanamaları ve iltihabi durumlar gebelik döneminde daha kolay gelişebilmektedir. Tedavinin ertelenmesi annenin yaşam kalitesini bozmakla kalmayıp erken doğum riskini artırabilir. Özellikle ikinci üç aylık dönemde lokal anesteziyle uygulanabilecek diş temizliği, dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi vb işlemler hekim onayıyla güvenle yapılabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Doğuma hazırlığı ertelemek: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Dr. Kayaoğlu “Hamilelikte özellikle doğumun fizyolojisini ve doğumda karşılaşılabilecek durumları öğrenmek; doğum ekibiyle işbirliği içerisinde kalınmasını desteklerken, anne adayının süreç içindeki kontrol duygusunu da güçlendirmektedir.  Hamilelikte kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel doğrularla ilerlemeniz; gebeliğinizin daha huzurlu, doğumuzun daha güçlü ve lohusalığınızın daha sağlıklı olması için size ışık olacaktır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-her-bitkisel-cay-masum-degil-576338">Hamilelikte her bitkisel çay masum değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük yaşamsal krizlerin yarattığı stres intihar riskini artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuk-yasamsal-krizlerin-yarattigi-stres-intihar-riskini-artirabiliyor-576171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 15:07:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[krizlerin]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yakın]]></category>
		<category><![CDATA[yarattığı]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, zaman zaman gündemi meşgul eden intihar davranışı ile ilgili; intihar riskini artıran etmenler, erken uyarı belirtileri ve alınabilecek koruyucu önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-yasamsal-krizlerin-yarattigi-stres-intihar-riskini-artirabiliyor-576171">Büyük yaşamsal krizlerin yarattığı stres intihar riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, zaman zaman gündemi meşgul eden intihar davranışı ile ilgili; intihar riskini artıran etmenler, erken uyarı belirtileri ve alınabilecek koruyucu önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tüm psikiyatri hastalarında intihar düşüncesi mutlaka sorgulanmalı!</strong></p>
<p>İntihar davranışı ile ilgili en önemli risk grubunun içinde depresyon, bipolar duygudurum bozukluğu, alkol-madde kullanım bozukluğu, şizofreni, borderline kişilik bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerin yer aldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Tamamlanmış intiharların yüzde 90’ında psikiyatrik bir tanı bulunur.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle bütün psikiyatri hastalarında intihar düşüncesinin, ilk değerlendirme ve kontrollerde muhakkak sorgulanması gerektiğine dikkat çeken Şentürk, “Yine çocukluk çağı travmaları özellikle de cinsel ve fiziksel istismar öyküsü intihar için bağımsız bir risk etmeni olup, olasılığı yaklaşık 10 kat kadar artırır. Büyük yaşamsal krizler ve akabinde gelen yoğun stres yükü ile gelen intihar düşüncesi nadir değildir. Yakın dönemde yaşanan ayrılık, boşanma ve ölüm gibi kayıplar, kaza ve hastalık nedenli bedensel yeti kayıpları, kendilik değerinde ya da işten çıkarılma veya iflas gibi toplumsal statüde kayıplar, göç ve taşınma gibi güvenlik duygusunun kaybı, yapılan bir eylemden ya da işitilen bir durumdan ötürü yoğun utanç duygusu kişiyi savunmasız ve çaresiz hale getirebilirken intihar davranışı açısından da risk oluşturabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yoğun bunalmışlık, umutsuzluk ve sosyal geri çekilme intihar öncesi önemli belirtiler!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, intihar davranışının öncesinde görülebilen belirtilere de değinerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Yoğun bunalmışlık, bireysel yetersizlik ve değersizlik hissi, ümitsizlik, umutsuzluk, kendine ilişkin olumsuz yargılar, kişilerarası ilişkilerde içe çekilme, arkadaş ve aile çevresinden uzaklaşma, günlük faaliyetlere ilgi kaybı, kişisel bakım ve görünümü ihmal etme, yeme ve uyku alışkanlıklarında değişme, belirgin kişilik ve davranış değişiklikleri, dikkati toplayamama, karar vermede zorlanma, okul ve iş performansında düşme, yorgunluk ve kronik ağrı gibi fiziksel ve ruhsal yakınmalar intihar öncesinde görülen belirtiler olarak bildirilmiştir.”</p>
<p><strong>Koruyucu faktörler intihar riskini önemli ölçüde azaltıyor</strong></p>
<p>İntihar düşüncesinin varlığının, ne kadar yoğun şekilde olursa olsun, bir girişim ya da tamamlanmış intihar ile sonuçlanacağı anlamına gelmediğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişinin sahip olduğu bireysel ve çevresel kaynaklar, profesyonel yardım oldukça etkili olabilir; bu nedenle koruyucu faktörlerin araştırılması ve bunların desteklenmesi gerekir. Yaşamda bir amaca ve gelecek planlarına sahip olmak, zengin baş etme becerilerine, hobilere, iyi iletişim becerilerine sahip olmak, düzenli olarak spor yapmak ve yardım almaya motive olmak intihar riskini önemli ölçüde azaltan bireysel faktörlerdir. Düzenli bir aile yaşantısı, aile içinde sıkı ve yakın bağların olması, evli ve çocuklu olmak, iyi ve tutarlı sosyal desteklere, yakın arkadaş ilişkilerine sahip olmak ise intihar riskini önemli ölçüde azaltan başlıca çevresel faktörlerdir.”</p>
<p><strong>Krizdeki kişiye intihar düşüncesi sorulmalı!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, toplumda yer alan ‘intihar edecek kişinin intihardan bahsetmemesi’ algısının yanlış olduğunu ifade ederek, “Kriz dönemlerinde olan bireylere intiharla ilgili düşüncesini sormaktan korkulmamalı. Bu durum kişinin aklında olmayan bir şeyi aklına getirmek olarak değerlendirilmemeli. Kendine zarar verme düşüncesi ve bu düşüncenin niteliği ile ilgili tüm özellikler açık, doğrudan sorular ile araştırılmalı ve intihar davranışı ile ilgili bilinen risk faktörleri sistemli bir biçimde sorgulanmalı.” diye konuştu.</p>
<p>Kriz dönemi yaşayan ya da önemli ruhsal problemi olduğu düşünülen kişilerin psikiyatriste gitmesi yönünde teşvik edilmesinin önemine de vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şöyle dedi:</p>
<p>“Mevcut psikiyatrik problem ya da yaşamsal bir kriz nedeniyle kendisini çaresiz, kapana kısılmış ve kaybetmiş olarak gören bireyler, ruh sağlığı desteğiyle baş etme gücünü yavaş yavaş kendilerinde bulabilmekte. Bu kişilerdeki psikiyatrik tabloların etkin bir biçimde düzeltilmesi, kişinin yakından izlenmesi ve tedavi uyumunun iyi düzeyde olması oldukça önemli.”</p>
<p><strong>İntihar girişimi sonrası ilk üç ayda tekrar riski çok yüksek!</strong></p>
<p>Daha önce intihar girişiminde bulunmuş kişilerin, yineleyen girişimler açısından büyük risk taşıdığına dikkar çeken Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “İntihar girişimini tekrarlama riski intihar girişiminden sonraki ilk bir yılda ve de özellikle ilk üç ayda çok yüksek. İntihar etmeyi düşünen kişilerle bu durumun gerekçelerini ve sonuçlarını tartışmak durumu zorlaştırır. Bu tür tartışmalarda bulunmadan mutlaka profesyonel yardım alması sağlanmalı.” dedi.</p>
<p>İntihar riski olan ancak o an hemen acil servise ya da hekime götürülemeyecek kişilerin mutlaka gözetim altında tutulması gerektiğini de dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Delici, kesici ya da patlayıcı aletler kesinlikle uzaklaştırılmalı. İntihar edeceğini söyleyen kişilerin bu paylaşımını sır olarak saklamamak ve hemen yardım arayışına başlamak gerekir. İntihar düşüncesi olan kişiyle sorunu konuşmak ve umut aşılamak gerekli yardım ulaşana kadar yapılabilecek en uygun yaklaşımdır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-yasamsal-krizlerin-yarattigi-stres-intihar-riskini-artirabiliyor-576171">Büyük yaşamsal krizlerin yarattığı stres intihar riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karabağlar&#8217;da Kentsel Dönüşüm Çalıştayı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karabaglarda-kentsel-donusum-calistayi-575552</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 19:17:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[karabağlar]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel]]></category>
		<category><![CDATA[Kentsel Dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575552</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Karabağlar Belediyesi ile İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) işbirliğinde yürütülen ‘Bütünleşik Risk Temelli Kentsel Dönüşüm Alanlarının Belirlenmesi ve Özgün Dönüşüm Stratejilerinin Geliştirilmesi’ projesi kapsamında Karabağlar ’da önemli bir çalıştay düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karabaglarda-kentsel-donusum-calistayi-575552">Karabağlar&#8217;da Kentsel Dönüşüm Çalıştayı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Karabağlar Belediyesi ile İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) işbirliğinde yürütülen ‘Bütünleşik Risk Temelli Kentsel Dönüşüm Alanlarının Belirlenmesi ve Özgün Dönüşüm Stratejilerinin Geliştirilmesi’ projesi kapsamında Karabağlar ’da önemli bir çalıştay düzenlendi.</p>
<p>Karabağlar Belediyesi Kibar Sosyal Tesisleri’nde gerçekleştirilen Ölçüt Değerlendirme Çalıştayı’nda, kentsel dönüşüm sürecinde bütünleşik risk yönetiminin önemi vurgulandı ve ilçenin bu alandaki öncü rolü öne çıkarıldı.</p>
<p>Çalıştayın açılışında Karabağlar Belediye Başkan Yardımcısı Özlem Şenyol Kocaer, farklı kurum temsilcileri, üniversiteler, meslek odaları, STK’lar, İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve merkezi idareden katılımcıların yer almasının önemine değinerek teşekkür etti. Karabağlar’daki kentsel dönüşüm sürecine ilişkin verileri paylaşan Kocaer, “Karabağlar ‘da 540 hektar riskli alan, 106 hektar ikinci riskli alan, 7 hektarlık rezerv alan ve Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü 32 hektarlık dönüşüm alanı bulunuyor. İlçemizde yaklaşık 52 bin yapının yaklaşık yarısının yapı kayıt belgesi aldığını biliyoruz. Bu tablo, bütünleşik bir yaklaşım ihtiyacını ortaya koyuyor. İklim krizleri ve ekonomik sorunlarla birlikte özellikle kadınların, çocukların ve engellilerin dirençliliğini artıracak çalışmalara da öncelik vermek zorundayız” diye konuştu.</p>
<p><b>Sunumlar</b></p>
<p>Program kapsamında İzmir Kalkınma Ajansı Mavi Büyüme Politikaları Birimi’nden Ekrem Ayalp, UrbanCode’dan Şehir Plancısı Elif Esra Şahin ve Dokuz Eylül Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Utku sunum yaptı.</p>
<p>İzmir Kalkınma Ajansı Mavi Büyüme Politikaları Birimi’nden Ekrem Ayalp, kentsel dönüşümün çok boyutlu yapısına dikkat çekerek, sağlıklı bir uygulama süreci için bütünleşik bir yol haritası çizilmesinin gerekliliğini ifade etti. Ayrıca, Karabağlar ilçesi özelinde hazırlanan yol haritasının, benzer çalışmaları yürütecek yerel yönetimler için örnek teşkil edeceğini vurguladı.</p>
<p>UrbanCode’tan Elif Esra Şahin ise “Bütünleşik Afet Yönetimi” ile “Bütünleşik Risk Yönetimi” arasındaki farklara değinerek, kentsel dönüşüm sürecinde risklerin tehlikeye dönüşmemesi için bütünleşik yaklaşımın önemini vurguladı. Şahin ayrıca, çalıştayın yerel yöneticiler, teknik personel ve akademisyenlerin katılımıyla veri temelli analizlerin yerel bilgi ve uzman görüşleriyle desteklenmesini ve afet risklerinin önceliklendirilmesine yönelik kolektif bir değerlendirme sağlamayı amaçladığını belirtti.</p>
<p>Doç. Dr. Utku ise, İzmir’in depremselliği üzerinden deprem–zemin–yapı ilişkisini anlatarak, sağlıklı bir dönüşüm süreci için “farkındalık, hoşgörü ve irade” üçgeninin önemine dikkat çekti.</p>
<p><b>Başkan Kınay: “İzmir’de bu çalışmayı yürüten ilk belediyeyiz”</b></p>
<p>Çalıştayda konuşan Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, kentsel dönüşümün yalnızca yapısal bir değişim olmadığını, yaşamın her alanını kapsayan bir süreç olduğunu belirtti. Kınay, “Yapısıyla, yaşamıyla, halkıyla birlikte dönüşümün bütün boyutlarını göz önünde bulunduruyoruz. 17 aylık sürecimizde attığımız adımlarda, Kentsel Dönüşüm Konferansı’yla başlattığımız yolculuğumuzu, Kentsel Dönüşüm Komisyonu ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü aracılığıyla yürüttüğümüz çalışmalar ve elde ettiğimiz sonuçlarla sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p>Başkan Kınay ayrıca, İzmir Kalkınma Ajansı ile birlikte sundukları proje ve kabul gören çalışmalarla “ilklerden birini gerçekleştirdiklerini” belirterek, “İzmir’de bu çalışmayı yürüten ilk belediye olmanın mutluluğunu yaşıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Kınay son olarak, Osman Aksüner Mahallesi’ndeki kentsel dönüşüm ofisi ile ilgili olarak, “Açtığımız ofisimizle yaklaşık 17 ay önce başlattığımız masa başı çalışmalar artık sokağa yansıyor; teknik süreçler vatandaşlarımızla buluşuyor. Biz sağlıklı ve güvenli kentlerde hak ettiğimiz yaşamı yaratmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karabaglarda-kentsel-donusum-calistayi-575552">Karabağlar&#8217;da Kentsel Dönüşüm Çalıştayı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Destek mi oluyor, risk mi oluşturuyor? Ruh sağlığında yapay zeka kullanımı kontrollü olmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/destek-mi-oluyor-risk-mi-olusturuyor-ruh-sagliginda-yapay-zeka-kullanimi-kontrollu-olmali-574278</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 18:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturuyor]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığında]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574278</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, yapay zekânın ruh sağlığı alanındaki faydalarına ile risklerine değindi ve özellikle psikotik belirtileri olan bireylerde neden olabileceği sorunlardan bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/destek-mi-oluyor-risk-mi-olusturuyor-ruh-sagliginda-yapay-zeka-kullanimi-kontrollu-olmali-574278">Destek mi oluyor, risk mi oluşturuyor? Ruh sağlığında yapay zeka kullanımı kontrollü olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, yapay zekânın ruh sağlığı alanındaki faydalarına ile risklerine değindi ve özellikle psikotik belirtileri olan bireylerde neden olabileceği sorunlardan bahsetti.</p>
<p><strong>Yapay zeka, gerçek dışı düşünceleri besleyen ve destekleyen yanıtlar üretebiliyor!</strong></p>
<p>Son dönemde yapay zekânın giderek daha fazla kullanıldığına dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Hastaların bir kısmı bu teknolojiyi psikolojik ya da psikiyatrik destek amacıyla da deniyor.” dedi.</p>
<p>Genel olarak, yapay zekânın çoğu hastada olumlu etkiler ortaya çıkardığını gözlemlediğini aktaran Zorbozan, “Bununla birlikte dikkat edilmesi gereken noktalar da var. Psikotik belirtiler gösteren bir hastamda yaşadığım deneyim bu açıdan düşündürücü oldu. Gerçeği değerlendirme yetisi bozulan bu hastam, gerçek dışı düşüncelerini yapay zekâya aktarmıştı. Sistem ise bu düşünceleri sorgulamak yerine, adeta besleyen ve destekleyen yanıtlar üretmişti. Bu durum hastanın gerçeklikten daha da uzaklaşmasına yol açabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Halk sağlığı açısından yapay zeka sistemlerinin eğitimi önemli!</strong></p>
<p>Özellikle yapay zeka yazılımcılarının psikotik belirtilerle ilgili eğitilmesini öneren Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Çünkü bu tür düşüncelerin beslenmesi yalnızca hastanın kendisi için değil, çevresi açısından da risk oluşturabiliyor.” dedi.</p>
<p>Toplum sağlığı açısından da ciddi sonuçlara yol açabilecek bir durum söz konusu olduğuna vurgu yapan Zorbozan, “Bu nedenle bu konuda eğitim verilmesiyle ilgili otoritelerle toplantılar yapılması da önemli olabilir. Bu, gelişen teknoloji ile birlikte halk sağlığı açısından bir zorunluluk haline geldi.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yapay zekanın faydalarını ve risklerini birlikte değerlendirmek gerekiyor!</strong></p>
<p>Yapay zekânın her bireyin ruhsal durumunu ayırt etmesinin kolay olmadığını ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Ancak, gerçekle bağdaşmayan ya da psikotik içerikli ifadeler karşısında destekleyici değil, daha nötr ve güvenli bir dil geliştirilmesi önemli olabilir.” dedi.</p>
<p>Böylece sistemlerin bu tür içerikleri fark ederek kişiyi profesyonel destek almaya teşvik edebileceğini kaydeden Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kendi deneyimlerime baktığımda, yapay zekânın çoğu hastamda iyi öneriler sunduğunu da belirtmeliyim. Özellikle bilişsel davranışçı terapi tekniklerini hatırlatma, erteleme davranışını azaltma, günü planlama ya da yalnız hissetme gibi konularda oldukça işlevsel destek sağladığını gözlemledim.</p>
<p>Dolayısıyla bu teknolojinin hem faydalarını hem de risklerini birlikte değerlendirmek gerekiyor. İlgili otoritelerle görüşülerek, ruhsal sağlık açısından güvenli kullanımın çerçevesinin çizilmesi uygun olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/destek-mi-oluyor-risk-mi-olusturuyor-ruh-sagliginda-yapay-zeka-kullanimi-kontrollu-olmali-574278">Destek mi oluyor, risk mi oluşturuyor? Ruh sağlığında yapay zeka kullanımı kontrollü olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaspersky, yeni Harici Saldırı Yüzeyi modülüyle Dijital Ayak İzi İstihbaratını genişletiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaspersky-yeni-harici-saldiri-yuzeyi-moduluyle-dijital-ayak-izi-istihbaratini-genisletiyor-574149</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 10:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[harici]]></category>
		<category><![CDATA[kaspersky]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[modülüyle]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yüzeyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574149</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaspersky, Tehdit İstihbaratı portalında doğrudan kullanılabilen Dijital Ayak İzi İstihbaratı (Digital Footprint Intelligence - DFI) hizmeti kapsamında yeni Harici Saldırı Yüzeyi modülünün lansmanını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-yeni-harici-saldiri-yuzeyi-moduluyle-dijital-ayak-izi-istihbaratini-genisletiyor-574149">Kaspersky, yeni Harici Saldırı Yüzeyi modülüyle Dijital Ayak İzi İstihbaratını genişletiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaspersky, Tehdit İstihbaratı portalında doğrudan kullanılabilen Dijital Ayak İzi İstihbaratı (Digital Footprint Intelligence &#8211; DFI) hizmeti kapsamında yeni Harici Saldırı Yüzeyi modülünün lansmanını duyurdu. Bu geliştirme, Harici Saldırı Yüzeyi Yönetimi (External Attack Surface Management &#8211; EASM) özelliklerini sunarak güvenlik ekiplerine, kuruluşlarının etrafını sürekli olarak izleyip güvenliğini sağlayarak siber saldırganların bir adım önünde olmaları için ihtiyaç duydukları görünürlük ve kontrolü sağlıyor.</strong></p>
<p>Kamuya açık uygulamaların istismarı, yıllardır saldırıların ana vektörü haline geldi. Kaspersky Incident Response raporuna göre, geçen yıl bu tür saldırılar bir kez daha ilk sırada yer aldı ve olayların %39&#8217;unu oluşturdu. Dahası, 2024 yılında saldırganlar tarafından istismar edilen güvenlik açıklarının %90&#8217;ından fazlası bir yıldan daha önce yayınlanmıştı. Bu da saldırıya uğrayan kuruluşların güncelleme politikalarının etkisiz olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kuruluşlar bulut hizmetleri, harici uygulamalar ve gölge BT üzerinden dijital varlıklarını genişlettikçe, internete açık varlıkların sürekli olarak keşfedilmesi ve izlenmesi ihtiyacı kritik hale geliyor. Yeni modül, saldırıya maruz kalan altyapıyı izleyerek, eski yazılımlar veya açık bağlantı noktaları gibi zayıf noktaları ortaya çıkararak ve güvenlik ekiplerine iş etkisine göre düzeltme önceliklerini belirlemelerinde yol gösteren risk puanları atayarak bu zorluğun üstesinden gelmeye yardımcı oluyor.     </p>
<p>Dış Saldırı Yüzeyi modülü, her güvenlik liderinin karşılaştığı “İnternete açık varlıklarımız neler, hangileri savunmasız” gibi temel soruları yanıtlamak için tasarlandı. Böylece güvenlik açığı tespiti ile yanlış yapılandırma analizi ve risk değerlendirmesini birleştirerek, kuruluşlara maruz kaldıkları riskleri ve bu riskleri azaltmak için gerekli olan eyleme geçirilebilir adımları net bir şekilde anlamalarını sağlıyor.   </p>
<p>Bu modül, müşterinin çevresinin mevcut durumunu göstermekten daha fazlasını yapıyor. Ayrıca geçmiş verileri işleyerek saklıyor. Böylece ekiplerin değişiklikleri takip etmesini sağlıyor, olaylar geriye dönük olarak incelenebiliyor ve güvenlik durumlarının genel dinamikleri hakkında bilgi edinilebiliyor. Veriler, birden fazla özel arama motorundan toplanarak ana bilgisayarlar ve hizmetler genelinde görünürlüğü en üst düzeye çıkarıyor. Tespit edilen her sorun, ayrıntılı açıklamalar ve önerilen çözümlerle birlikte sunuluyor. Böylece kuruluşlar tespit aşamasından çözüm aşamasına hızlı bir şekilde geçebiliyor.</p>
<p>Müşteriler için değer sadece görünürlükte değil, aynı zamanda eyleme geçirilebilirlikte yatıyor. İster savunmasız bir hizmeti yamalamak ister varlıkları VPN&#8217;lerin arkasına taşımak ister WAF kurallarını uygulamak veya tehlikeye atılmış kimlik bilgilerini sıfırlamak olsun, Saldırı Yüzeyi modülü, kuruluşların savunmalarını proaktif olarak güçlendirmelerine yardımcı olmak için açık ve öncelikli öneriler sunuyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Dijital Ayak İzi İstihbarat Başkanı Yuliya Novikova</strong>, şunları söylüyor: <em>&#8220;Güvenlik ekipleri, sürekli genişleyen dijital sınırları yönetmek için sürekli baskı altındadır. Dış Saldırı Yüzeyi modülü ile onlara saldırganların görebildiklerini göstermenin yanı sıra, maruz kalma riskini azaltmak ve etkili bir şekilde yanıt vermek için öneriler de sunuyoruz. DFI&#8217;yi EASM işlevselliği ile zenginleştirerek, Tehdit İstihbaratı portföyümüzün kapsamını genişletmeye ve güvenlik ekiplerine daha derin içgörüler, daha hızlı soruşturmalar ve daha dayanıklı siber savunma sağlayan ürünler arası sinerjiler sunmaya devam ediyoruz.&#8221;         </em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-yeni-harici-saldiri-yuzeyi-moduluyle-dijital-ayak-izi-istihbaratini-genisletiyor-574149">Kaspersky, yeni Harici Saldırı Yüzeyi modülüyle Dijital Ayak İzi İstihbaratını genişletiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye genelinde KOBİ&#8217;lerin yüzde 68&#8217;i risklere karşı güvencesiz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiye-genelinde-kobilerin-yuzde-68i-risklere-karsi-guvencesiz-571930</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 13:11:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskler]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571930</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre Türkiye’de sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren 3 milyon 713 bin girişim, küçük ve orta büyüklükteki işletme (KOBİ) sınıfına giriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-genelinde-kobilerin-yuzde-68i-risklere-karsi-guvencesiz-571930">Türkiye genelinde KOBİ&#8217;lerin yüzde 68&#8217;i risklere karşı güvencesiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre Türkiye’de sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren 3 milyon 713 bin girişim, küçük ve orta büyüklükteki işletme (KOBİ) sınıfına giriyor. Ülkemizdeki toplam girişim sayısının yüzde 99,7&#8217;sini oluşturan KOBİ’ler, istihdamın da yüzde 70,5&#8217;ini kapsıyor. Buna karşılık tahmini verilere göre, 2,5 milyon* KOBİ’nin sigorta güvencesi olmadığını söyleyen Allianz Türkiye Elementer Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, bu rakamın KOBİ’lerde sigorta bilinci açısından ciddi bir boşluğa işaret ettiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Doğal afetlerin yanı sıra hırsızlık ve makine arızası da KOBİ’ler için öncelikli riskler </strong></p>
<p>Türkiye gibi doğal afet risklerinin yüksek olduğu bir coğrafyada özellikle deprem, sel, fırtına gibi olayların yanı sıra yangın, hırsızlık ve makine arızaları gibi tehditlerin de KOBİ’ler için öncelikli riskler arasında yer aldığını söyleyen Örkün, “KOBİ’lerin büyük çoğunluğu bina, makine ve stok gibi fiziksel varlıklara dayalı çalışıyor; bu varlıklarda oluşacak zararlar, işletmenin iş sürekliliğini ciddi şekilde sekteye uğratabiliyor. Aynı zamanda çalışanlara veya üçüncü şahıslara yönelik maddi ve bedeni zararlar da işletmeler için önemli mali yükler oluşturabiliyor. Allianz Commercial tarafından yayımlanan “Yükselen Risk Trendleri 2025” raporu, orman yangınlarını iklim krizi nedeniyle yükselen yeni küresel risk faktörü olarak tanımlıyor.  Artık yangın mevsimi daha erken başlıyor ve daha uzun sürüyor; bu da yangınla mücadeleyi zorlaştırıyor. Yangın, işletmelerin de karşı karşıya kaldığı en yıkıcı risklerden biri. Yerleşim yerlerini de büyük ölçüde etkileyen orman yangınlarından sonra yaşanan maddi hasarların tazmin edilerek yangın öncesindeki işleyişe dönülebilmesi için sigorta kritik öneme sahip” dedi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Örkün: “Poliçe sunmanın ötesine geçip koruyucu çözümler geliştirmek gerekiyor”</strong></p>
<p>KOBİ’lerin artan afet frekansı, yükselen hasar maliyetleri ve uzun süreli iş kesintilerinin yaratabileceği sonuçlar konusunda yeterince hazırlıklı olmadığını söyleyen Örkün, “Yüzde 32’lerde seyreden sigortalılık oranlarını artırmak için yalnızca poliçe sunmak yetmiyor; aynı zamanda eğitim, farkındalığı artırmak ve koruyucu çözümler geliştirmek gerekiyor. Allianz Türkiye olarak KOBİ’lerin dirençli ve sürdürülebilir yapılar haline gelmesi için proaktif bir rol üstleniyor ve uzman risk mühendislerimiz aracılığıyla KOBİ’lerle deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Sanal Risk Analizi hizmetimizle artırılmış gerçeklik teknolojisini kullanarak, olası bir hasar meydana gelmeden önce risklerin tespit edilmesini ve önlenmesini sağlıyoruz. Bu süreci, Türkiye’nin ilk ve tek akredite deprem yangın test ve eğitim merkezi Allianz Teknik’te profesyonel danışmanlık hizmetleriyle tamamlayarak, yalnızca bireysel değil, toplumsal ölçekte de risk ve sigorta bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sunmaya çalışıyoruz. Ayrıca sektörümüzde öncü bir adım atarak Allianz Teknik’te başlattığımız çevre ve iklim değişikliği hizmetleri departmanımız da hizmet vermeye devam ediyor” dedi.</p>
<p>Allianz İşyerim Sigortası ile KOBİ’lerin yangın, deprem, hırsızlık, sorumluluk, elektronik cihaz bozulmaları ve makine arızaları gibi birçok riske karşı ihtiyaçlarına özel teminatları seçerek paket poliçelerini özelleştirebildiklerini söyleyen Örkün, sigortacılığı bir tazminat mekanizmasının ötesine taşıyarak, bütünsel bir risk yönetimi anlayışı sunduklarını belirtti.</p>
<p><strong>KOBİ’ler risklere karşı ihtiyaçlarına en uygun teminatları seçebiliyor</strong></p>
<p>Allianz Türkiye’nin KOBİ’lere özel olarak geliştirdiği İşyerim Sigortası ile yangın, deprem, sel, hırsızlık, sorumluluk, elektronik cihaz ve makine kırılması gibi pek çok risk tek bir poliçede teminat altına alınıyor, böylece işletmeler ayrı poliçeler yerine kapsayıcı bir teminat yapısına daha ekonomik koşullarda erişebiliyor. Teminat kapsamına ve işletme türüne göre farklılaştırılmış paket seçenekleri ile KOBİ’ler faaliyet alanlarına özel riskleri uygun primlerle teminat altına alabiliyor. Ayrıca eksik sigorta aramasına gerek kalmadan belirlenen limitler üzerinden koruma sağlayan Güvenli İşyerim sigorta paketleri ile küçük ölçekli işletmeler için hasar anında hızlı ve net çözümler sunuluyor. Bu doğrultuda, paket sigortalar KOBİ’ler için hem kapsamlı risk yönetimi hem de maliyet etkinliği açısından önemli avantajlar sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-genelinde-kobilerin-yuzde-68i-risklere-karsi-guvencesiz-571930">Türkiye genelinde KOBİ&#8217;lerin yüzde 68&#8217;i risklere karşı güvencesiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanı Doç. Dr. Burcu Türkcan&#8217;ın yenilikçi projesine TÜBİTAK&#8217;tan destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-doc-dr-burcu-turkcanin-yenilikci-projesine-tubitaktan-destek-571458</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 18:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğretim üyesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Burcu Türkcan’ın yürütücülüğünde hazırlanan “Deprem Kaynaklı NaTech Kazaları Açısından Ege Bölgesi Risk Değerlendirmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-doc-dr-burcu-turkcanin-yenilikci-projesine-tubitaktan-destek-571458">Egeli bilim insanı Doç. Dr. Burcu Türkcan&#8217;ın yenilikçi projesine TÜBİTAK&#8217;tan destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğretim üyesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Burcu Türkcan’ın yürütücülüğünde hazırlanan “Deprem Kaynaklı NaTech Kazaları Açısından Ege Bölgesi Risk Değerlendirmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.</p>
<p>Proje ekibini tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz araştırmacılarının, toplumsal faydaya odaklanan ve ülkemiz için kritik önemdeki konulara çözüm üreten projeler geliştirmesi bizleri gururlandırıyor. TÜBİTAK tarafından desteklenen bu değerli çalışma, hem bilimsel katkısı hem de afet yönetimi alanındaki uygulanabilirliği ile öne çıkıyor. Doç. Dr. Burcu Türkcan ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p><b>“Bölgesel risk derecelendirmesi oluşturulacak”</b></p>
<p>Projenin içeriği ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Burcu Türkcan,  “Büyük doğal afetler sonrası sanayi alanlarında meydana gelebilecek teknolojik kazalar olarak adlandırılan NaTech vakaları üzerine yoğunlaşan bu proje ile sanayinin coğrafi yerleşimi dikkate alınarak sismik hareketliliğin yüksek olduğu Ege Bölgesi için bölgesel NaTech risk değerlendirmesi yapılmasını hedefliyoruz. Ayrıca, Ulusal ‘Risk Kalkanı Modeli’ kapsamında deprem sonrası endüstriyel kazalara ilişkin risk haritaları üretilecek ve illerin risk düzeylerine uygun depreme dirençliliği artırıcı bölgesel politika önerileri geliştirilmesine katkıda bulunulacak. NaTech risk tespitinin, deprem kaynaklı iktisadi, sosyal ve çevresel etkileri azaltmak açısından kritik öneme sahip olduğunu düşünüyoruz. Proje kapsamında oluşturulacak risk derecelendirmesi, Türkiye için bir ilk niteliğinde olacak” dedi.</p>
<p><b>Multidisipliner proje ekibi</b></p>
<p>Yürütücülüğünü İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Burcu Türkcan’ın yaptığı proje ekibinde, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Gül Huyugüzel Kışla ve Doç. Dr. Özge Erdölek Kozal, EÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Tuğba Eskişar Tefçi, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümünden Doç. Dr. Gülçin Güreşçi ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Harita Mühendisliği Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Osman Sami Kırtıloğlu araştırmacı olarak görev alıyor..</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-doc-dr-burcu-turkcanin-yenilikci-projesine-tubitaktan-destek-571458">Egeli bilim insanı Doç. Dr. Burcu Türkcan&#8217;ın yenilikçi projesine TÜBİTAK&#8217;tan destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer riskini artıracak 8 faktör</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-571593</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 09:29:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demansın en yaygın nedeni olan Alzheimer, beynin yapısında ve işleyişinde değişikliklere yol açan ciddi bir rahatsızlık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-571593">Alzheimer riskini artıracak 8 faktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Demansın en yaygın nedeni olan Alzheimer, beynin yapısında ve işleyişinde değişikliklere yol açan ciddi bir rahatsızlık. Yaşlanmanın doğal bir sonucu olmasa da en önemli risk faktörü yaştır ve çoğunlukla 65 yaş ve üzerinde görülür. Beyindeki amiloid ve tau proteinlerinin birikmesinin hücrelerde fonksiyon kaybına yol açtığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu durum git gide hücrelerin birbiriyle iletişim kurmasını engeller ve zamanla hücreler ölür. Sinir hücresi kaybı ilerledikçe beyin küçülür, hafıza, düşünme, dil, davranış ve sosyal yetenekler kaybolur. Hastalığın teşhisi için; kişinin sağlık geçmişi, semptomları değerlendirilerek zihinsel testler ve beyin görüntülemelerine başvurulur” dedi.</strong></p>
<p>Alzheimer’ın kesin nedeni henüz bilinmese de erken yaşta genetik, ileri yaşta ise çevresel ve yaşam tarzı faktörleriyle ilişkilendirilir. Belirtilerin hastalığın evresine göre farklılık göstereceğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Erken dönemde unutkanlık, kelime bulma, plan yapma ve problem çözmede zorlanma öne çıkar. Orta evrede hafıza kaybı ve kafa karışıklığı artar, kişi yakınlarını tanımakta zorlanır, kişisel bakım için destek ister ve duygusal dalgalanmalar yaşayabilir. İleri evrede ise hafıza neredeyse tamamen kaybolur, yemek yeme, yürüme ve konuşma gibi temel gereksinimler için bile yardıma ihtiyaç duyar, iletişim sınırlanır ve enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelir” dedi.</p>
<p><strong>Tedavinin amacı hayat kalitesini korumak</strong></p>
<p>Günümüzde Alzheimer’ın kesin bir tedavisi olmasa da bazı ilaç ve tedavi yöntemleri ile ilerlemenin yavaşlatılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Kütükçü, “Bu tedavi yöntemleri; hastalığın neden olduğu davranışsal sorunları hafifletebilir ve hastaların hayat kalitesini olabildiğince korumaya çalışır. Erken teşhis ve hasta yakınlarının desteği de bu süreçte büyük önem taşır. Hastalıkla ilgili bilimsel araştırmalar ise tüm dünyada yoğun bir şekilde sürdürülüyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, Alzheimer riskini artırabilecek 8 önemli faktörü sıraladı:</p>
<p><strong>İleri yaş</strong></p>
<p>Alzheimer için en büyük risk faktörü yaştır. Özellikle 65 yaş üstünde risk önemli ölçüde artar.</p>
<p><strong>Genetik yatkınlık</strong></p>
<p>Ailede Alzheimer öyküsü bulunması hastalık riskini yükseltir.</p>
<p><strong>Zihinsel aktivite eksikliği</strong></p>
<p>Zihni az çalıştırmak Alzheimer’a yatkınlığı artırır. Okuma, öğrenme, bulmaca gibi etkinlikler beyin sağlığını destekler.</p>
<p><strong>Fiziksel travmalar</strong></p>
<p>Ciddi kafa yaralanmaları veya tekrarlayan travmalar hastalık riskini artırabilir.</p>
<p><strong>Damar sağlığı problemleri</strong></p>
<p>Hipertansiyon, diyabet, obezite ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri beyin damarlarını etkileyerek tehlike yaratır.</p>
<p><strong>Uyku bozuklukları</strong></p>
<p>Kronik uyku apnesi veya yetersiz uyku, beyin sağlığını olumsuz etkileyerek Alzheimer’a zemin oluşturur.</p>
<p><strong>Sigara ve aşırı alkol kullanımı</strong></p>
<p>Tütün ürünleri ve yoğun alkol tüketimi beyin hücrelerine zarar vererek demans riskini artırır.</p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam tarzı</strong></p>
<p>Fiziksel aktivite eksikliği hem kalp-damar hem de beyin sağlığını olumsuz etkiler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-571593">Alzheimer riskini artıracak 8 faktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakırköy&#8217;de Muhtarlarla Deprem Hazırlık Toplantısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-muhtarlarla-deprem-hazirlik-toplantisi-570905</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 15:30:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi Afet İşleri Müdürlüğü, 15 mahalle muhtarıyla Afet Koordinasyon Merkezi’nde gerçekleştirdiği toplantıda olası depremlere karşı alınacak önlemleri değerlendirdi. İstanbul Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında yapılan görüşmede, mahalle bazlı risk analizleri hazırlanarak komisyona iletilmek üzere raporlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-muhtarlarla-deprem-hazirlik-toplantisi-570905">Bakırköy&#8217;de Muhtarlarla Deprem Hazırlık Toplantısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi Afet İşleri Müdürlüğü, 15 mahalle muhtarıyla Afet Koordinasyon Merkezi’nde gerçekleştirdiği toplantıda olası depremlere karşı alınacak önlemleri değerlendirdi. İstanbul Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında yapılan görüşmede, mahalle bazlı risk analizleri hazırlanarak komisyona iletilmek üzere raporlandı.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi Afet İşleri Müdürlüğü, afetlere hazırlık çalışmalarını muhtarlarla iş birliği içerisinde sürdürüyor. Afet Koordinasyon Merkezi’nde düzenlenen toplantıya ilçedeki 15 mahalle muhtarı katıldı. Toplantıda birim müdürü, mahallelerdeki toplanma alanları, riskli yapılar ve tahliye yolları, deprem öncesinde alınacak önlemler, deprem anında izlenecek güvenli tahliye adımları ve afet sonrasında koordinasyonun nasıl sağlanacağı konusunda muhtarların aktif katılımının önemini anlattı. Ayrıca, kritik bir yere sahip olan iletişim kanallarının açık tutulması noktasında bilgilendirmeler de yapıldı. İstanbul Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında ilçedeki tehlike ve risklerle ilgili mahalle bazlı Afet ve Acil Durum risk analizleri yapıldı. Hazırlanan rapor, Risk İzleme ve Değerlendirme Komisyonuna sunulmak üzere tamamlandı. Bakırköy Belediyesi, afetlere karşı hazırlık ve farkındalık çalışmalarını düzenli toplantılarla sürdürerek mahalle ölçeğinde afet planlarının güncelleneceğini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-muhtarlarla-deprem-hazirlik-toplantisi-570905">Bakırköy&#8217;de Muhtarlarla Deprem Hazırlık Toplantısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pasif Sigara Dumanı, Meme Kanseri Riskini de Artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pasif-sigara-dumani-meme-kanseri-riskini-de-artiriyor-569488</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2025 09:34:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=569488</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri Türkiye ve dünyada en sık görülen kanser türü olmaya devam ediyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pasif-sigara-dumani-meme-kanseri-riskini-de-artiriyor-569488">Pasif Sigara Dumanı, Meme Kanseri Riskini de Artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Meme kanseri Türkiye ve dünyada en sık görülen kanser türü olmaya devam ediyor. İstatiklere göre dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadına meme kanseri tanısı konduğunu hatırlatan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, yeni bir araştırmanın meme kanserinde dikkat çekici risk faktörü olarak pasif sigara dumanına işaret ettiğini söyledi. Araştırmanın, evde ya da iş yerinde kullanmasa da sigara dumanına maruz kalan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 24 oranında arttığını gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Köksal, “Kadınlardaki sigara kullanımının artışı da düşünüldüğünde bu durum yeni önlemler alınmasını zorunlu kılıyor dedi.”</em></p>
<p>Meme kanseri risk faktörleri arasında genetik ve yaşam tarzı alışkanlıkları ilk sıralarda yer alırken British Journal of Cancer dergisinde yayımlanan kapsamlı bir meta-analize göre, pasif sigara dumanına maruz kalmak, içmeyen kadınlarda meme kanseri riskini yüzde 24 oranında artırıyor. Bu verinin son derece dikkat çekici olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, araştırmadan elde edilen sonuçları değerlendirdi:  “1984 ile 2022 yılları arasında yayımlanmış 63 bilimsel çalışmanın değerlendirildiği meta analiz çalışmasında 35 binin üzerinde meme kanseri vakası analiz edilmiş. Elde edilen bulgulara özellikle ev içinde pasif içiciliğin meme kanseri açısından riski en fazla artıran etkenlerden biri olarak tespit edilmiş.”</p>
<p>“Ancak ne yazık ki birçok kadın bu riskin farkında değil ve bu ilişki, çoğu zaman göz ardı ediliyor” diyen Prof. Dr. Köksal, “Çünkü bireyler, aktif olarak sigara içmedikleri için risk altında olduklarını düşünmüyor. Oysa pasif içicilerin de sigara içen bireylerle benzer oranda risk taşıdığı saptanmış durumda.” dedi.</p>
<p><strong>EV İÇİNDEKİ SİGARA DUMANININ RİSKİ DAHA FAZLA</strong></p>
<p>Araştırmada ortaya çıkan ilginç bir veriyi de paylaşan Prof. Dr. Köksal, sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle evinde sigara içilen ve dolayısıyla dumana maruz kalan kadınlar için meme kanseri riski yüzde 17 artmış. Bunun yanında eşi sigara kullanan kadınlarda da riskin yaklaşık yüzde 16 arttığı gözlenmiş. Ayrıca çalışma ortamında dumana maruz kalan kadınlarda da risk görece daha düşük olmakta birlikte genel popülasyona oranla anlamlı bir artış olmuş. Dolayısıyla sigara dumanına maruz kalan pasif içici kadınlar nerde olursa olsun meme kanseri açısından riskini artırıyor denilebilir.”</p>
<p><strong>MARUZİYET ARTTIKÇA RİSK DE ARTIYOR</strong></p>
<p>Prof. Dr. Köksal çalışmayla birlikte ortaya çıkan farklı bir çarpıcı noktanın ise maruziyet arttıkça riskin de artması olduğunu belirtti. “Sigara kullanan kişiler için kullanım miktarı ve kanser riski arasında doğrudan bir ilişki olduğu biliniyordu. Maruziyet için de aynı durum söz konusu. Günde yaklaşık 20 sigara dumanına maruz kalan bir kadının meme kanseri riski yaklaşık yüzde 38 oranında artıyor. 40 yıl boyunca pasif içici olanlarda risk yüzde 29’a, 40 paket-yıllık (pack-year) maruziyette ise yüzde 50’ye kadar yükseliyor ki bu son derece çarpıcı bir veri. Sigara kullanım oranın genç kadınlar arasında da giderek arttığı düşünülecek olursa bu durum önümüzdeki yıllar için de ciddi bir tablonun kaçınılmaz olacağını şimdiden gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>ÇOCUKLUKLARINDA MARUZ KALANLARDA RİSK DAHA YÜKSEK</strong></p>
<p>“Özellikle ergenlik öncesi ve ilk gençlik döneminde maruz kalınan sigara dumanın gelişmekte olan meme dokularında DNA hasarına yol açabiliyor. Bu hasar, yıllar sonra kansere dönüşebilecek hücresel değişimlerin temelini oluşturuyor” diyen Prof. Dr. Köksal, dumana maruz kalan çocuklar için şunları anlattı: “Çalışma, yalnızca erişkinlikteki değil, çocukluk dönemindeki pasif içiciliğin de ileriki yıllarda meme kanseri riskini artırabileceğini gösterdi. Özellikle ebeveynlerinden biri sigara içen çocukların, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde daha yüksek risk taşıdığı vurgulandı.”</p>
<p><strong>HER 8 KADINDAN BİRİ YAŞAMININ BİR ANINDA KARŞILAŞIYOR</strong></p>
<p>Kadınlar için önemli bir sağlık tehdidi oluşturan meme kanserinin her 8 kadından birini yaşamı boyunca etkileyebilecek düzeyde yaygın olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Neşet Köksal, “Meme kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) GLOBOCAN 2020 verilerine göre, yalnızca 2020 yılında dünya çapında 2,3 milyon kadına yeni meme kanseri tanısı konulmuştur. Aynı yıl içinde 685 bin kadın meme kanseri nedeniyle yaşamını yitirmiştir.” Diye konuştu.</p>
<p>Ülkemizde kadınlarda görülen tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 24’ünü meme kanserinin oluşturduğunu hatırlatan Prof. Dr. Köksal, “Türkiye’de her yıl yaklaşık 20 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. Her ne kadar 50 yaşından sonra görülme sıklığı artsa da, özellikle son yıllarda 30’lu yaşlardaki kadınlarda da meme kanseriyle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla bu tablo, ileri yaştaki kadınların yanında genç kadınlarda da farkındalığın artırılması gerektiğini ortaya koyuyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>ERKEN EVREDE BAŞARI ŞANSI ÇOK YÜKSEK</strong></p>
<p>Bugün meme kanseri hastalarının her evrede tedavi şansı bulunduğunu ancak erken tanı ile tedavi başarısının büyük oranda arttığını hatırlatan Prof. Dr. Köksal, “Erken evrede tespit edilen meme kanserlerinde 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerindedir. Bu da, tarama programlarına katılımın hayati önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir” dedi.</p>
<p><strong>“DUMANSIZ HAVA SAHASI HAYATİ BİR İHTİYAÇ”</strong></p>
<p>Araştırmanın da ortaya koyduğu üzere meme kanseri açısından da pasif sigara içiciliğinin obezite, alkol, hareketsiz yaşam gibi değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer aldığının altını çizen Prof. Dr. Köksal, “Ciddiye alınması gereken bu tehdide yönelik önlemler alınmalı. Özellikle ev ve iş yerlerinde sigara yasağına uyulması, çocukların ve kadınların korunması için büyük önem taşıyor. Bu nedenle, sigara içen ebeveynlerle büyümüş kadınlar, sigara içilen evlerde ya da iş yerlerinde uzun süre bulunmuş bireyler ve sigara içen eşe veya partnerle aynı ortamda yaşayanların konuya ayrı bir hassasiyet göstermesi gerekir. Bilinçlenme, korunma ve erken tarama ile bu sessiz riske karşı önlem alınabilir. Evlerimizde, iş yerlerimizde ve ortak yaşam alanlarımızda dumansız hava sahası artık bir tercih değil, hayati bir ihtiyaç olduğu unutulmamalı.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pasif-sigara-dumani-meme-kanseri-riskini-de-artiriyor-569488">Pasif Sigara Dumanı, Meme Kanseri Riskini de Artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakırköy&#8217;deki binalara deprem testi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakirkoydeki-binalara-deprem-testi-569341</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 15:34:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[karot]]></category>
		<category><![CDATA[ovalıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=569341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hızlı Tarama Testi” çalışmaları sonucunda riskli olduğu tespit edilen binalarda karot alma süreci başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoydeki-binalara-deprem-testi-569341">Bakırköy&#8217;deki binalara deprem testi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hızlı Tarama Testi” çalışmaları sonucunda riskli olduğu tespit edilen binalarda karot alma süreci başladı. Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, Kartaltepe Mahallesi’nde hızlı tarama testi sayesinde risk grubunda değerlendirilen bir binada gerçekleştirilen karot alma çalışmalarına katıldı. Süreci yerinde takip eden Başkan Ovalıoğlu, kentsel dönüşümün önemine dikkat çekerek, “Bakırköy’ün geleceğini güvenle inşa ediyoruz. Kentsel dönüşüm sadece binaları değil, yaşamlarımızı da dönüştürüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bakırköy’de riskli yapıların belirlenmesi amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Bakırköy Belediyesi ekipleri ortak çalışma yürütüyor. İBB’nin Hızlı Tarama testleri sonucunda riskli olduğu öngörülen D ve E sınıfı binalarda, Bakırköy Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü ekipleri tarafından karot örnekleri alınıyor. Alınan örnekler, Bakanlık tarafından lisans verilmiş firma ve kuruluşlarca incelenerek ARAAD sistemine yükleniyor. Bu süreç sonunda binaların risk durumu Bakırköy Belediyesi tarafından değerlendiriliyor ve dönüşüm süreci için adım atılıyor.</p>
<p>Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, Kartaltepe Mahallesi’nde hızlı tarama testi sayesinde risk grubunda değerlendirilen bir binada gerçekleştirilen karot alma çalışmalarına katıldı. Süreci yerinde takip eden Başkan Ovalıoğlu, kentsel dönüşümün önemine dikkat çekerek, “Bakırköy’ün geleceğini güvenle inşa ediyoruz. Kentsel dönüşüm sadece binaları değil, yaşamlarımızı da dönüştürüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“ADA BAZLI DÖNÜŞÜM”</b></p>
<p>Bakırköy’de deprem riski taşıyan 201 bina için karot alımı başladığını belirten Başkan Ovalıoğlu, riskli yapı tespit edilen binalar için parsel bazlı değil, ada bazlı kentsel dönüşümün devreye gireceğini vurguladı. “Bakırköy yenileniyor” diyerek başlatılan çalışmada, vatandaşların Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü danışma ofisleri ve mobil araçlar aracılığıyla bilgilendirildiğini kaydetti.</p>
<p>Vatandaşların en çok merak ettiği konulardan, karot alımının binanın dayanıklılığına zarar verip vermediği sorusuna da Ovalıoğlu, &#8220;Karot alımında sadece beton bloktan küçük çaplı parçalar çıkarılıyor. Demir donatılara kesinlikle zarar verilmiyor. Koca bir binada bu işlem dayanıklılığı bozmaz. Asıl risk, E sınıfı tespit edilmiş binalarda yaşamaya devam etmektir&#8221; yanıtını verdi.</p>
<p><b>“DEPREM GERÇEĞİNİ UNUTMAYALIM”</b></p>
<p>Başkan Ovalıoğlu, 6 Şubat depremlerini hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer benzer bir deprem senaryosu İstanbul’da gerçekleşirse, yıkımın boyutlarını uzmanlar da sürekli dile getiriyor. Bizim asıl amacımız, olası bir depremde yıkılma ihtimali yüksek olan binaların bir an önce yenilenmesi. İBB’nin sağladığı kira ve taşınma destekleri, Bakanlığın ‘Yarısı Bizden’ kampanyası gibi modellerle vatandaşlarımızı güvenli konutlara taşımak zorundayız. Bu yalnızca Bakırköy’ün değil, İstanbul’un bir deprem gerçeği. Bu noktada imar planlarımız büyük önem taşıyor. 1999 depreminin hemen ardından günümüze kadar bekleyen imar planlarımız da göreve geldikten bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde hem Bakırköy Belediye Meclisimizden hem de İBB Meclisimizden onaylandı” dedi”</p>
<p><b>KAROT ALMA SÜRECİ NASIL İŞLİYOR?</b></p>
<p>Test sonucunda binalar, çıkan sonuçlara göre, A ve B düşük risk, C orta risk, D yüksek risk, E çok yüksek risk olarak sınıflandırılıyor. Hızlı tarama sonucunda D ve E sınıfı çıkan binalara, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun gereğince kapsamlı analiz yapılması öneriliyor.</p>
<p>Karot alımını vatandaş kendi yaptırırsa ortalama 40 bin TL’ye mal olurken, belediye aracılığıyla yapıldığında ise bu bedel yaklaşık 18 bin TL’ye düşüyor. İBB ve Bakırköy Belediyesi işbirliğiyle yürütülen çalışmalarda, ihale edilen firma ve belediye ekipleri karot alımını birlikte gerçekleştiriyor. Beton bloklardan alınan örnekler laboratuvarlarda inceleniyor. Elde edilen sonuçlara göre binaların “riskli yapı” ilan edilip edilmeyeceği belirleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoydeki-binalara-deprem-testi-569341">Bakırköy&#8217;deki binalara deprem testi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ani kalp ölümüne neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ani-kalp-olumune-neden-olabiliyor-567612</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 09:15:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567612</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koroner arter hastalığı, kalbi besleyen atardamarların, yani koroner arterlerin, ateroskleroz olarak adlandırılan bir patolojik mekanizmayla yapısal olarak bozulmasını ifade ediyor. Bu yapısal bozulma çoğu kez damarda akut veya kronik daralma veya tıkanmayla kendini gösterip, hayatı tehdit edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-kalp-olumune-neden-olabiliyor-567612">Ani kalp ölümüne neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Koroner arter hastalığı, kalbi besleyen atardamarların, yani koroner arterlerin, ateroskleroz olarak adlandırılan bir patolojik mekanizmayla yapısal olarak bozulmasını ifade ediyor. Bu yapısal bozulma çoğu kez damarda akut veya kronik daralma veya tıkanmayla kendini gösterip, hayatı tehdit edebiliyor. Öyle ki tedavi edilmemiş veya kötü yönetilmiş koroner arter hastalığı; ani kalp ölümüne, aritmilere ve kalp yetersizliğine sebep olabiliyor. Üstelik, tüm dünyada ve ülkemizde, ölüm istatistiklerinde, bulaşıcı olmayan hastalıklar listesinin ilk sırasında, iskemik kalp hastalığı (koroner arter hastalığının farklı bir adlandırması)  yer alıyor.  <strong>Acıbadem   International Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar,  </strong> bu nedenle   koroner arter hastalığında risk faktörlerine karşı önlem alınmasının yaşamsal öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “2019 yılında yayımlanan bir makalede; yaş, cinsiyet ve genetik etkenler gibi değiştirilemez faktörlerin, hastalığın meydana gelmesindeki öngörücü performansın yüzde 63 ila 80’ini oluşturduğu, değiştirilebilir risk faktörlerinin ise daha sınırlı etkide olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla, koroner arter hastalığına bağlı klinik olaylarda anlamlı azalmalar olduğu görülmüştür. Düzenli sağlık kontrolleri yapıldığı ve risk faktörleri yönetildiği takdirde koroner arter hastalığına bağlı klinik olaylarda belirgin bir azalma sağlanabilmektedir. Risk faktörlerini yönetmek ise iyi beslenmekten, yeterli fiziksel aktiviteden, sigaradan uzak kalmaktan ve gerekiyorsa ilaç tedavisinden geçmektedir” diyor.</p>
<h2><strong>20 yaşında kalp ve damar sağlığına yönelik muayene çok önemli!  </strong></h2>
<p>Koroner arter hastalığı (KAH) çoğu kez belirti vermeden ilerliyor. Dolayısıyla, kalp ve damar sağlığı açısından risk oluşturan faktörlerin araştırılması ve gerekiyorsa ileri tanı yöntemlerinden faydalanılması için şikayet olmasa bile ilgili branşlara başvurulması büyük bir öneme sahip. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, “Bu nedenle, 20 yaşında yapılacak bir doktor başvurusu sonrasında takip zorunluluğu doğmazsa erkekler için 35 yaşında, kadınlar için 45 yaşında tarama muayenesi önerilir. Bu muayenelerden sonra takip sıklığı kişiye özel olarak belirlenir” diye konuşuyor.</p>
<h2><strong>KORONER ARTER HASTALIĞININ 10 ÖNEMLİ NEDENİ! </strong></h2>
<h3><strong>Yaş</strong></h3>
<p>Koroner arter hastalığının yaygınlığı, hem erkeklerde hem de kadınlarda 35 yaşından sonra artış gösteriyor. 40 yaşından sonra KAH geliştirme riski erkeklerde yüzde 49, kadınlarda ise yüzde 32 oranında seyrediyor. Erkeklerde 45 yaşından sonra, kadınlarda ise 55 yaşından sonra risk belirgin olarak artıyor.</p>
<h3><strong>Cinsiyet</strong></h3>
<p>Erkekler, kadınlara kıyasla daha yüksek koroner arter hastalığı riski altında oluyor.</p>
<h3><strong>Aile öyküsü</strong></h3>
<p>Aile öyküsü de önemli bir risk faktörü. Bir çalışmaya göre; babasında ya da erkek kardeşinde 55 yaşından önce, annesinde ya da kız kardeşinde 65 yaşından önce KAH tanısı konulmuş olması risk faktörü kabul ediliyor.</p>
<h3><strong>Hipertansiyon </strong></h3>
<p>Arteryal hipertansiyon,  atardamar duvarında oluşturduğu oksidatif ve mekanik stres yoluyla koroner kalp hastalığı için en önemli risk faktörü olarak kabul ediliyor. Her 3 hastadan yaklaşık 1’inde hipertansiyon bulunuyor. 2009 yılında yapılan ve 12 değiştirilebilir risk faktörünün karşılaştırıldığı bir derlemeye göre, hipertansiyon ile sigara kullanımı en fazla ölüme neden olan etkenler olarak öne çıkıyor.</p>
<h3>
<strong>Hiperlipidemi</strong></h3>
<p>Hiperlipidemi, iskemik kalp hastalığı için en yaygın ikinci risk faktörü olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yüksek kolesterol seviyesi yaklaşık 2.6 milyon ölüme neden olmuş. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, yüksek trigliserid seviyelerinin de koroner arter hastalığı ile ilişkilendirildiğini belirterek, “Ancak bu ilişki daha karmaşıktır, çünkü santral obezite, insülin direnci ve kötü beslenme gibi diğer risk faktörlerine göre ayarlandığında bu ilişki zayıflamaktadır. Bu nedenle, trigliseridlerin koroner arter hastalığı üzerindeki izole etkisini belirlemek zordur” bilgisini veriyor.</p>
<h3><strong>Diyabet</strong></h3>
<p>Prediyabet (Kandaki şeker seviyelerinin normalden yüksek, ancak diyabet tanısı konulacak kadar yüksek olmaması)  ile diyabet; kalp hastalığı ve inmeye yol açabilen önemli risk faktörlerinden. Öyle ki diyabetli erişkin hastalarda kalp  hastalığı oranı, diyabeti olmayanlara kıyasla erkeklerde 2.5 kat,  kadınlarda ise 2.4 kat daha fazla görülüyor. 2017 yılında yapılan bir meta-analiz; Hemoglobin A1C seviyesi yüzde 7.0’nin üzerinde olan diyabet hastalarının, Hemoglobin A1C seviyesi yüzde 7.0’nin altında olanlara kıyasla kardiyovasküler ölüm açısından yüzde 85 oranında daha yüksek riske  sahip olduklarını ortaya koymuş.</p>
<h3>
<strong>Obezite </strong></h3>
<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, obezitenin koroner kalp hastalığı için bağımsız bir risk faktörü olduğunu belirtiyor. Obezitenin  aynı zamanda hipertansiyon, hiperlipidemi ve diyabet gibi diğer risk faktörlerinin gelişme riskini de artırdığını belirten Dr. Ahmet Arif Ağlar,<strong>   </strong>“Yakın tarihli bir çalışmada; demografik özellikler, sigara kullanımı, fiziksel aktivite ve alkol alımı gibi değişkenler ayarlandıktan sonra, obezite sorunu yaşayan kişilerin koroner kalp hastalığına yakalanma olasılığının 2 kat daha fazla olduğu  gösterilmiştir” bilgisini veriyor.</p>
<h3>
<strong>Sigara kullanımı</strong></h3>
<p>Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi&#8217;ne (FDA) göre, kardiyovasküler hastalıklar yılda 800 bin ölüme ve 400 bin erken ölüme neden oluyor. Bu ölümlerin sırasıyla yaklaşık 5’te 1’i ve 3’te biri sigara kullanımına bağlı görülüyor. 2015 yılında yapılan bir meta-analiz, sigara kullanımının diyabet hastalarında koroner kalp hastalığı riskini yüzde 50 oranında artırdığını ortaya koymuş. Başka bir 2015 meta-analizi  ise 60 yaş üzerindeki hastalardan sigara kullananların kardiyovasküler hastalık riskinin iki kat arttığını, sigara kullanımını sonlandırmış olanlarda ise riskin yüzde 37&#8217;ye düştüğünü  göstermiş. Ayrıca, sigara kullanmayan, ancak pasif olarak sigara dumanına düzenli olarak maruz kalan bireylerde, maruz kalmayanlara kıyasla koroner arter hastalığı riskinin yüzde 25 ila yüzde 30 oranında daha yüksek olduğu belirtiliyor.</p>
<h3><strong>Kötü beslenme</strong></h3>
<p>Doymuş yağ, uzun yıllar koroner kalp hastalığının gelişiminde önemli bir neden olarak görülürken, daha yeni derlemeler bu ilişkiye dair şüpheleri artırıyor ve rafine şekerlerin yeniden öne çıkan temel risk faktörü olduğuna dikkat çekiyor.   Araştırmalar, trans yağların lipit profili, endotelyal fonksiyon, insülin direnci ve enflamasyon üzerindeki olumsuz etkileri yoluyla kardiyovasküler hastalık riskini artırdığını daha net şekilde ortaya koyuyor. Son dönem çalışmalar ve sistematik derlemeler, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi üzerine odaklanıyor. Bu çalışmalar; kırmızı et tüketiminin koroner kalp hastalığı ve kardiyovasküler olay riskini yüzde 15 ila 29, işlenmiş et tüketiminin ise yüzde 23 ila 42 artırdığını tutarlı bir şekilde ortaya koyuyor. Çalışmaların çoğunda günlük yaklaşık 50 ila 100 gram tüketim dikkate alınmış.</p>
<h3><strong>Sedanter yaşam tarzı </strong></h3>
<p>Sedanter yaşam tarzının, yani hareketsiz yaşamın, her türlü hastalık için risk faktörü olduğu söylenebilir. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, “Özellikle kalp ve damar sisteminin sağlığı için oluşturduğu tehlikeyi, düzenli egzersizin sağladığı faydaları ortaya koyunca daha iyi anlarız” diyerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Egzersiz, koroner arter hastalığının  gelişimini önlemede koruyucu bir faktör. 2004 yılında 52 ülkede, tüm kıtaları temsil eden ve 15 bin 152 vaka ile 14 bin 820 kontrol bireyin katıldığı bir olgu-kontrol çalışmasında, yetersiz fiziksel aktivitenin miyokardiyal enfarktüs üzerindeki riski yüzde 12,2 olarak bulunmuş. Çeşitli gözlemsel çalışmalar, egzersizi kendi tercihleriyle düzenli olarak yapan bireylerin morbidite ve mortalite oranlarının daha düşük olduğunu göstermiş. Bu koruyucu etkinin olası mekanizmaları arasında; endotelyal nitrik oksit üretiminin artması, reaktif oksijen türlerinin daha etkili bir şekilde etkisiz hale getirilmesi ve gelişmiş damar oluşumu (vaskülogenezis) yer almaktadır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-kalp-olumune-neden-olabiliyor-567612">Ani kalp ölümüne neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel fıtığı tedavisinde ilk seçenek ameliyatsız yöntemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-567116</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 13:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatsız]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567116</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, bel fıtığının ameliyatsız yöntemlerle nasıl tedavi edilebildiği, bu tedavilerin kimlere uygun olduğu, başarı oranları ve tekrar riskini azaltmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-567116">Bel fıtığı tedavisinde ilk seçenek ameliyatsız yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, bel fıtığının ameliyatsız yöntemlerle nasıl tedavi edilebildiği, bu tedavilerin kimlere uygun olduğu, başarı oranları ve tekrar riskini azaltmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bel fıtığı tedavisinde ilk aşama, genellikle ameliyatsız yöntemler…</strong></p>
<p>Bel fıtığı tedavisinde ilk aşamanın, özellikle kuvvet kaybı, idrar kaçırması gibi durumlar yok ise, genellikle ameliyatsız yöntemler olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, “Amaç, ağrıyı azaltmak, fonksiyon kaybını önlemek ve yaşam kalitesini artırmaktır.” dedi.</p>
<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinde sıklıkla kullanılan yöntemlere değinen Avcı, “Ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ve gerektiğinde antiinflamatuvar ilaçları içeren ilaç tedavileri kullanılır. Uygun olan hastalar manuel terapi, sıcak-soğuk uygulamalar, elektrik stimülasyonu, traksiyon ve egzersiz programları gibi fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarına yönlendirilir. Yine uygun hastalarda epidural steroid enjeksiyonları veya sinir kökü blokajları, sinir üzerindeki ödemi ve inflamasyonu azaltabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişiklikleri ve destekleyici tedaviler ağrı kontrolünde etkili… </strong></p>
<p>Kullanılan diğer yöntemlerden de bahseden Op. Dr. İdris Avcı, “Uygun hastalarda radyofrekans ablasyon tedavisi ağrıları kontrol etmek için fayda sağlayabilirler. Kilo kontrolü, oturma ve çalışma pozisyonunun düzeltilmesi, düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri de faydalı olabilir. Bazı hastalarda kuru iğne, akupunktur veya ozon tedavisi destekleyici olarak kullanılabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ameliyatsız tedaviler herkese uygun değil!</strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavilerin kimler için uygun kimler için uygun olmayabileceği hakkında bilgi veren Op. Dr. İdris Avcı, şunları söyledi:</p>
<p>“Hafif veya orta derecede bel fıtığı olanlar, kuvvet kaybı, idrar-dışkı kontrol kaybı gibi acil cerrahi gerektiren bulguları olmayanlar, ilaç ve fizik tedavi ile şikayetleri azalan hastalar, yaşam tarzı değişikliklerini uygulayabilecek motivasyona sahip kişilerde ameliyatsız yöntemler uygulanabilir.</p>
<p>Kauda ekuina sendromu (idrar-dışkı tutamama, ileri nörolojik kayıp) gelişmiş hastalar, şiddetli güç kaybı veya ilerleyici felci olanlar, uzun süreli ilaç tedavisine rağmen şikayetleri artan hastalar ile ciddi sinir basısı bulunanlarda ise uygun olmadığı söylenebilir.”</p>
<p><strong>Hastaların büyük bir kısmı cerrahiye gerek kalmadan iyileşebiliyor!</strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavilerle birçok hastada tamamen iyileşme veya belirgin düzelmenin mümkün olduğuna dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Özellikle küçük ve orta boy fıtıklarda, zamanla diskin büzüşmesi ve sinir basısının azalmasıyla şikayetler büyük ölçüde kaybolabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak ileri derecede fıtık veya ciddi nörolojik kayıplarda tek başına ameliyatsız tedavilerin yeterli olmayabileceğini altını çizen Avcı, genel olarak, hastaların yüzde 70–80’inin cerrahiye gerek kalmadan iyileşebildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Ağrı tekrarlayabilir ama doğru alışkanlıklar riski azaltıyor… </strong></p>
<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinde süreç hakkında bilgi veren Op. Dr. İdris Avcı, “Akut dönemde, ilaç ve istirahat ile 1–2 hafta içinde belirgin rahatlama görülebilir. Fizik tedavi ve egzersiz sürecinde, ortalama 4–6 hafta sürer. Tam düzelme ve kalıcı iyileşme 3–6 ayı bulabilir. Süre, hastanın yaşı, fıtığın büyüklüğü, yaşam tarzı ve tedaviye uyumuna göre değişkenlik gösterir.” dedi.</p>
<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinin ardından tekrarlama riski olduğuna vurgu yapan Avcı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle yanlış hareketler, ağır kaldırma, uzun süreli oturma veya obezite riski artırır. Tekrarlama oranı yaklaşık yüzde 10–15 civarındadır. Düzenli egzersiz, bel ve karın kaslarını güçlendirme, doğru duruş alışkanlığı kazanma ve kilo kontrolü ile bu risk belirgin şekilde azaltılabilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-567116">Bel fıtığı tedavisinde ilk seçenek ameliyatsız yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak Kanseri Vakalarının Yüzde 95&#8217;inden Fazlası Sigarayla İlgili</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-vakalarinin-yuzde-95inden-fazlasi-sigarayla-ilgili-566609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 08:11:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle son 20 yılda küresel boyutta gırtlak kanseri vakalarında belirgin artış gözlendiğine işaret eden KBB ve Boş, Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nihal Seden Boyoğlu, “İstatistiklere göre gırtlak kanseri vakalarında yüzde 50’nin üzerinde artış gözleniyor. Bunun temel nedeni ise yaşlanan nüfus olarak gösteriliyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-vakalarinin-yuzde-95inden-fazlasi-sigarayla-ilgili-566609">Gırtlak Kanseri Vakalarının Yüzde 95&#8217;inden Fazlası Sigarayla İlgili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle son 20 yılda küresel boyutta gırtlak kanseri vakalarında belirgin artış gözlendiğine işaret eden KBB ve Boş, Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nihal Seden Boyoğlu, “İstatistiklere göre gırtlak kanseri vakalarında yüzde 50’nin üzerinde artış gözleniyor. Bunun temel nedeni ise yaşlanan nüfus olarak gösteriliyor” dedi. Gırtlak kanseri vakalarının büyük çoğunluğunun sigara ve alkolle ilişkili olduğunun altını çizen Doç. Dr. Boyoğlu, Türkiye’de özellikle 50 yaş altı kişilerde kanser oranlarında artış bildiriliyor. Gençlerde tütün ve tütün ürünleri kullanımın artışı da düşünüldüğünde bu durum gırtlak kanseri vakaları için de bir uyarı olarak görülebilir” diye konuştu. </em></p>
<p>Tüm kanserlerin yaklaşık yüzde birini oluşturan gırtlak kanseri için özellikle 50 yaş ve üzeri erkekler risk altında. Ancak kadınlarda ve gençlerde sigara içme oranlarının artmasına bağlı olarak riskin bu grup için de arttığına işaret eden Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi KBB, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nihal Seden Boyoğlu, gırtlak kanseri vakalarının yüzde 95’inden fazlasının sigarayla ilişkili olduğunu vurguladı.</p>
<p>“Gırtlak, boğazımızın önemli bir parçası; ses tellerini barındıran bu yapı sayesinde konuşabiliyoruz. Ancak boğazdaki bu küçük yapı, hayati bir tehlikenin de başlangıç noktası olabiliyor” diyen Doç. Dr. Boyoğlu, bu kanser türünün genellikle ses tellerinden başladığını ve en erken belirtisinin ses değişiklikleri olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>ERKEN TANIYLA TEDAVİ YÜKSEK</strong></p>
<p>Gırtlak kanserine ait belirtilerin farklı hastalıklarla benzerlik gösterdiği için erken uyarı işaretlerinin fark edilmesiyle tedavi şansının yüksek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Boyoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “İki haftadan uzun süren ses kısıklığı, seste kalınlaşma veya boğukluk varsa mutlaka bir KBB uzmanına başvurulmalı” diyen Doç. Dr. Boyoğlu, şunları anlattı: Gırtlak kanseri en sık ses telleri bölgesinden başlar. Bu nedenle en sık ve en erken belirti ses değişiklikleridir. İki haftadan uzun süren ses kısıklığı, seste kalınlaşma, seste çatallanma veya boğuklaşma varsa mutlaka hekim muayenesi gerekir. Bunun yanında daha az rastlanan belirtiler arasında; geçmeyen boğaz ağrısı veya öksürük, yutkunma sırasında sorun, gıdaların takılması veya ağrı, kulak ağrısı, boyun veya boğazda kitle veya şişlik, nefes darlığı yer alır.”</p>
<p><strong>EN YÜKSEK RİSK; SİGARA VE ALKOL KULLANICILARINDA</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin başlıca risk faktörlerinin tütün ürünleri ve yoğun alkol kullanımı olduğunu belirten Doç. Dr. Boyoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Bu iki etken birlikte kullanıldığında risk katlanır. Gırtlak kanseri genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkıyor; 50-69 yaş arası erkeklerde görülen kanserlerin yaklaşık yüzde 3’ü bu türden oluşuyor. Erkeklerde daha sık görülmesine rağmen, sigara ve alkol kullanan kadınların da ciddi risk altında olduğu unutulmamalı.”</p>
<p><strong>ŞÜPHE VARSA BİYOPSİ ŞART</strong></p>
<p>“Muayene sonrası eğer gırtlak kanserinden şüphelenilirse tanı koymak için mutlaka biyopsi alınması gerekir” diyen Doç. Dr. Boyoğlu, tanı süreciyle ilgili şu bilgileri verdi: “Biyopsi genel anestezi altında KBB hekimi tarafından yapılan kısa süren bir prosedürdür. Ağız içinden gırtlak bölgesine ulaşıldığı için dışarıdan görülecek hiçbir kesi ya da yara izine neden olmaz, dikiş gerektirmez. Ek hastalığı yoksa ya da anesteziden ötürü gözlem altında tutulması gerekmiyorsa, hasta aynı gün içerisinde taburcu olabilir. Bu prosedür aynı zamanda hekimin ayrıntılı gırtlak muayenesi yapmasına olanak tanır. Olası bir kanser tanısı durumunda kanserin gırtlak içerisindeki yaygınlığı hakkında bilgi verir. Çünkü tanı sonrası seçilecek tedavi türü kanserin yaygınlığına göre çeşitlilik göstermektedir.”</p>
<p><strong>TEDAVİ HER HASTA İÇİN ÖZEL PLANLANIYOR</strong></p>
<p>Doç. Dr. Boyoğlunun verdiği bilgiye göre, gırtlak kanseri tedavisinde cerrahi veya radyoterapi, bazı durumlarda da her ikisi birden kullanılabiliyor. Genel tedavi planlaması da; Hastanın genel tıbbi durumu ve diğer hastalıklar, gırtlağın yapısı ve özellikleri, tümörün evresi ve yayılımı, gırtlağın sağlıklı çalışıp çalışmaması ya da daha önce kanser tedavisi alınıp alınmadığı gibi özellikler dikkate alınarak her hasta için baş-boyun kanseri ile ilgilenen hekimler tarafından değerlendirme yapılarak hastayla hastaya özel belirleniyor.</p>
<p>Uygulanan tedavi yöntemleriyle ilgili Doç. Dr. Boyoğlu, sözlerine şöyle sürdürdü: “Erken evre kanserlerde lazer gibi teknikler kullanılarak, boyun hiç açılmadan ağız içinden tedavi mümkündür. Açık ameliyata göre kapalı ameliyatların iyileşme süreci her zaman daha hızlıdır. Ancak eğer kanser yayılımı lazer ile ameliyat yapmaya uygun değilse açık ameliyat yapılabilir. Açık ameliyatların da farklı yöntemleri bulunmaktadır. Kanserin gırtlak içerisinde etkilediği yere ve yayılımına göre açık ameliyatlarda da bazen gırtlağın hepsi bazen de bir kısmının alınması söz konusudur.”</p>
<p><strong>“SİGARA VE ALKOL KESİNLİKLE BIRAKILMALI”</strong></p>
<p>Sigara içmenin, tütün kullanmak ve alkol almanın kanser tedavisinin etkinliğini azaltacağının altını çizen Doç. Dr. Boyoğlu, “Gırtlak kanserinin tedavi edildikten sonra tekrarlayabileceği unutulmamalı. Sigara içmeye ve içki içmeye devam eden gırtlak kanserli hastaların iyileşme olasılığı daha düşüktür ve ikinci bir tümör geliştirme olasılığı daha yüksektir. Bunun yanında kanser tedavisinden sonra sık ve dikkatli takip de çok önemlidir.” Şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>UNUTMAYIN: ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR</strong></p>
<p>KBB ve Boş, Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nihal Seden Boyoğlu, özellikle sesini yoğun kullanan meslek gruplarında (öğretmenler, çağrı merkezi çalışanları, sanatçılar vb.) ses kısıklığının sık görülse de hafife alınmaması gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı; “Uzun süren belirtiler karşısında zaman kaybetmeden bir KBB uzmanına başvurmak, gırtlak kanserinin erken evrede teşhis edilmesini ve tedavi şansının artmasını sağlıyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-vakalarinin-yuzde-95inden-fazlasi-sigarayla-ilgili-566609">Gırtlak Kanseri Vakalarının Yüzde 95&#8217;inden Fazlası Sigarayla İlgili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 07:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor. Gebeliğin 20 ila 37. haftası arasında gerçekleşen ve erken doğum olarak tanımlanan bu durum yaklaşık olarak her 10 gebelikten 1’inde yaşanıyor. Ülkemizde son yıllarda bu oranın yüzde 13’e yaklaştığı belirtilirken, anne adaylarının ilk gebelik yaşının ilerlemesi, tüp bebek uygulamaları ve çoğul gebelik artışının da bu oranı etkilediği biliniyor. Bu nedenle, riskleri doğru tanımak ve zamanında önlem almak, hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Sigara, alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, aşırı düşük veya yüksek vücut kitle indeksi ile gebe kalma gibi davranışsal faktörlerin de riski artırdığına dikkat çeken <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>“Obezite hem kendiliğinden erken su gelişi ve erken doğum eylemini hem de gebeliğin hipertansif ve diyabetik komplikasyonlarını artırır. Böyle olunca da anne ve bebeğin sağlığını korumak için mecburen doğumu vaktinden önce başlatmamız gerekebiliyor. Bu nedenle, planlı gebeliklerden önce ideal kiloya ulaşıp o seviyeyi korumak ve yine kronik hastalıklara karşı ideal sağlık durumuna ulaşmak risk faktörlerini en aza indirir. Anne adaylarımızın düzenli kasılmalar, kasık ağrıları, bel ağrıları, kanama gibi şikayetlerini doktorlarıyla paylaşmaları sayesinde zamanında önlem alınabilir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>beklenen zamandan önce gelişebilecek doğum ihtimallerine etki eden faktörleri ve çözüm önerilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Önceki gebelikler ipucu veriyor</strong></p>
<p>Kendiliğinden erken doğum öyküsü olan gebelikte risk diğer gebeliklere göre 2.5 kat artıyor. Önceki doğumun erken haftalarda gerçekleşmesi ve bu şekilde birden fazla doğumun olması erken doğum ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, hem bazı genomik mekanizmalarla hem de bazı gebeliklerde rahim ağzı yetmezliği ile açıklanıyor. Annenin kendisinin erken doğmuş olması da ilginç bir risk faktörü. Böyle tablolarda yakın takip, ultrasonla görüntüleme, belli kriterler çerçevesinde ilaç veya cerrahi tedaviyle risk azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>İki gebelik arasındaki süre kısaysa…</strong></p>
<p>İki gebelik arasındaki sürenin 6 ay ve daha kısa olması, önceki doğum zamanında olmuş bile olsa mevcut gebelikteki erken doğum ihtimalini önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenle, annelerin emzirseler bile doğum sonrası etkin bir korunma yöntemiyle en az 6 ay, ideali 18 ay gebelikten korunmaları bir sonraki gebelikte erken doğum riskini azaltıyor.</p>
<p><strong>Rahim ağzı yetmezliği önemli bir risk</strong></p>
<p>Rahim ağzı yetmezliği, rahim ağzının (serviks) özellikle gebeliğin 2’inci üç ayından itibaren kasılmalar olmadığı halde yapısal yetersizliği nedeniyle kısalıp açılarak gebelik eklerini içerde tutamaması anlamına geliyor. Hastalar sancı olmadan veya çok az bel ve kasık ağrılarıyla hekime başvuruyor. Bu tür şikayetler sağlıklı gebeliklerde de sık görülse de önceki gebeliklerde aşırı erken doğum öyküsü olanlarda dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu durumun atlanmaması için 18-24. haftalar arasında vajinal ultrasonla rahim ağzı uzunluğu taraması öneriliyor. Tarama sonucuna göre kısalık saptanan hastalarda ilaç tedavisi ve gerekirse rahim ağzı dikişleri gibi cerrahi seçenekler sunuluyor.</p>
<p><strong>Çeşitli enfeksiyonlar erken doğum riskiyle ilişkili  </strong></p>
<p>Çalışmalar; idrar yolu, ağız içi, rahim ağzı ve vajina enfeksiyonlarının yanı sıra sistemik viral enfeksiyonların erken doğumla ilişkisini ortaya koyuyor. Bu enfeksiyonlarla doğum arasında sebep-sonuç ilişkisinden ziyade eş zamanlılık olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Enfeksiyonların sistemik bağışıklık ve kasılmaları da tetikleyen ‘prostaglandin’ maddesini vücutta artırması bu ilişkinin en önemli nedeni. Güncel çalışmalar, vajinal mikrobiyomdaki değişikliklerin doğum zamanı ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, gebelik planlamadan önce genel bir jinekolojik muayene, varsa enfeksiyonların tedavisiyle belirgin bir koruma sağlamaktadır” tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Kronik hastalıklara dikkat!</strong></p>
<p>Anne adayının mevcut kronik hastalıkları; hem çeşitli ciddi sorunlara yol açarak annenin erken doğurma zorunluluğuna, yani iyatrojenik preterm doğuma neden olabiliyor hem de vücutta sistemik bir yanıta neden olarak rahim kasılmalarıyla erken su gelişine ve kendiliğinden erken doğuma yol açabiliyor. Diyabet, amniyon sıvısı miktarını artırıyor; bu da rahimde aşırı gerginlik oluşturarak mekanik olarak kasılmaları tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kronik hipertansiyon, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, tiroit hastalıkları, diyabet, lupus, romatoid artrid gibi sistemik hastalığı olan anne adaylarına, gebe kalmadan önce sağlık durumlarını iyileştirmeleri ve mutlaka ilgili branş uzmanı ile riskli gebelik uzmanına başvurmaları öneriliyor.</p>
<p><strong>Sigara ve diyet risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Sigaranın erken doğumu artırıcı etkisi, klinik çalışmalarda tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kabul ediliyor. Hem fetal gelişim geriliği, plasentanın yerinden ayrılması, erken su gelişi gibi komplikasyonları artırarak hem de tek başına önemli bir risk faktörü olduğundan gebelik öncesi bırakılması şart. Gebeliğe vücut kitle indeksinin aşırı uçlarında başlamak; gebelikte yetersiz veya aşırı kilo alımı da erken doğum riskini artırıyor. Bu nedenle, gebelik öncesinde hekimin önerdiği kilo aralığına ulaşıp, o aralıkta kalmak gerekiyor. Ayrıca siyah çay, yeşil çay, kahve, papatya çayı, adaçayı, hibiscus, zerdeçal ve biberiye gibi bitkiler rahim kasılmalarını uyardıkları için tüketimlerinin kısıtlanmaları önem taşıyor.</p>
<p><strong>Hatalı spor yapmaktan kaçının</strong></p>
<p>Sağlıklı bir gebelikte egzersiz erken doğum riskini artırmadığı gibi, tam aksine vücuttaki oksidatif stress, yani toksinleri azaltarak ve plasental damarlanmayı güçlendirerek riski yüzde 10-15 oranında azaltıyor. Haftada 2 ila 4 saat arasında egzersiz yapılması yeterli bulunuyor. Ancak 5 kg’dan fazla ağırlık kaldırmak veya uzun süre sırt üstü pozisyonda egzersiz yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Erken doğum riski belirgin olanlarda ise (öykü nedenli, kısa rahim ağzı tespit edilen, düzenli ve etkin kasılmaları saptanan hastalar gibi) egzersiz önerilmiyor.</p>
<p><strong>Depresyon riski 2 kat artırıyor!</strong></p>
<p>Anne adayının depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sebeplerden yoğun stres altında olması plasenta, rahim yatağı ve zarlardaki hücrelerde kortikotropin salgılatıcı hormonu artırıyor. Bu hormonun da doğum kasılmalarını tetikleyen prostaglandin üretimini arttırarak erken doğum riskine yol açtığı uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Yapılan bir çalışmada, gebeliğin ilk aylarında depresyon tanısı konulan hastaların, depresif belirtisi olmayanlara göre erken doğum ihtimalinin 2 kat yüksek olduğu ve riskin depresyon skoruyla orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Stres faktörlerinin en aza indirilmesi, tıbbi gereklilik halinde anne adayının psikiyatri doktorlarının kontrolü altında anksiyete azaltıcı ilaçlarla desteklenmesi önemli bir savunma hattını oluşturmaktadır” diyerek anne adaylarına stresten uzak bir gebelik tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 10:41:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[baskın]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmeye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eli]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[motor]]></category>
		<category><![CDATA[nörogelişimsel]]></category>
		<category><![CDATA[özellik]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[solaksa]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklığın beyin işleyişi, genetik ve çevresel faktörlerle ilişkisi, nörogelişimsel etkileri, yaratıcılık ve zeka ile bağlantısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558">Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklığın beyin işleyişi, genetik ve çevresel faktörlerle ilişkisi, nörogelişimsel etkileri, yaratıcılık ve zeka ile bağlantısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>El tercihi doğuştan gelen, genetik ve çevresel etkenlerle şekillenen bir özellik!</strong></p>
<p>El tercihinin doğuştan gelen, büyük oranda beynin işleyişine bağlı bir özellik olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Beynimizin motor komutları veren bölümleri, özellikle de karşı beyin yarımküresiyle çalışan motor korteks, hangi elimizi baskın kullandığımızı belirler.” dedi.</p>
<p>Sağ elini kullananların motor sisteminin genellikle sol beyin yarımküresiyle daha aktif çalışırken, solaklarda bu durumun çoğunlukla tersi olduğunu aktaran Alp, “Solaklık genetik faktörlerden de etkilenir. Ailede solak bireylerin bulunması, çocuğun da solak olma ihtimalini artırır. Ancak bu aktarım matematiksel olarak öngörülebilir bir şekilde gerçekleşmez. Genetik yatkınlık kadar, çevresel etkenler ve hatta doğum öncesi gelişim süreci de belirleyicidir. Yani bir çocuk, genetik olarak solaklığa eğilimli olabilir, ancak çevresel baskılar ya da nörogelişimsel faktörler onun sağ el kullanmasını da şekillendirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Solaklarda dil işlevleri daha esnek dağılıyor!</strong></p>
<p>Beynimizin vücudun karşı tarafını kontrol ettiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dolayısıyla solak bir birey yazı yazarken ya da bir işi sol eliyle yaparken, beyninin sağ yarımküresi daha yoğun çalışır. Fakat işin ilginç yanı şu, solak bireylerin beyin yapısında, özellikle sağ ve sol beyin yarımküreleri arasındaki iletişimi sağlayan ‘korpus kallozum’ gibi bazı yapılarda daha fazla bağlantı gözlemlenmiştir.” dedi.</p>
<p>Dil gibi karmaşık işlevlerde, sağlak bireylerde genellikle sol beyinin daha baskın olduğunu kaydeden Alp, solaklarda ise bu dağılımın daha esnek olduğunu, bazı solakların dili sağ beyinle işlediğini, bazılarının ise her iki beyni birlikte kullandıklarını vurguladı. Alp, bu esnekliğin, onların farklı bilişsel stratejiler geliştirmesine de olanak tanıyabildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Solak bireylerin genel zeka düzeyi veya öğrenme becerilerinde belirgin bir fark yok!</strong></p>
<p>Solak bireylerin genel zeka düzeyi veya öğrenme becerilerinde belirgin bir fark olmadığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ancak beynin bilgiyi işleme biçimindeki farklılıklar nedeniyle, zaman zaman bazı avantajlar veya farklı yollar izlenebilir. Örneğin solak bireyler bazı görevlerde daha üretken, daha farklı düşünebilen bireyler olarak tanımlanır. Bu, beynin iki yarımküresi arasındaki daha dengeli ya da farklı iletişim yollarından kaynaklanıyor olabilir. Bazı araştırmalar, solakların uzamsal becerilerde, örneğin harita okuma ya da şekil tanımada daha başarılı olabileceğini öne sürüyor. Ancak bunlar tüm solaklar için geçerli genel kurallar değildir; bireysel farklılıklar her zaman ön plandadır.”</p>
<p><strong>Nörolojik hastalıklarda solaklık, tek başına bir risk faktörü değil! </strong></p>
<p>Solak bireylerde bazı nörolojik hastalıklara yatkınlığın daha fazla olup olmadığı konusunda bilimsel tartışmaların devam ettiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak bazı araştırmalar solaklık ile bazı nörolojik veya gelişimsel farklılıklar arasında ilişki olabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Disleksi, dikkat eksikliği ya da şizofreni gibi sorunların solak bireylerde biraz daha yüksek oranda rapor edildiğini belirten Alp, “Ancak burada önemli olan şu: Solaklık, tek başına bir risk faktörü değildir. Beyindeki bazı farklı yapılanmalar, hem solaklığı hem de bu tür hastalıklarla ilişkili olabilecek bilişsel örüntüleri beraberinde getirebilir. Yani bu, neden-sonuç ilişkisi değil, daha çok ‘ortak bir yolun kesişimi’ gibi düşünülebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çocuğun baskın elini değiştirmeye zorlamak, nörogelişimsel süreçte çeşitli zorluklara yol açabilir!</strong></p>
<p>El tercihinin, doğumdan sonra yavaş yavaş netleşen bir özellik olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Genellikle 3 ila 6 yaş arasında baskın el belirginleşir. Bazı çocuklar bu süreçte başlangıçta sol elini daha fazla kullansa da zamanla sağ eli tercih etmeye başlar. Bu dönüşüm bazen doğal gelişimin parçasıdır, bazen de çevresel yönlendirmelerle olur.” dedi.</p>
<p>Beynin oldukça esnek bir yapıda olduğunu ve özellikle çocukluk döneminde kullanılan elin sinirsel temsili güçlendiğini vurgulayan Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Ancak bu dönüşüm dış baskılarla oluyorsa, örneğin çocuk yazı yazarken sol eliyle yazmak istiyor ama sağ elle yazmaya zorlanıyorsa, bu durum çocuğun nörogelişimsel sürecinde bazı zorluklara yol açabilir. Bu tür zorlamalar, yazı yazma güçlüklerinden ince motor becerilerde gerilemeye kadar uzanan çeşitli etkiler yaratabilir. Hatta bazı durumlarda dikkat dağınıklığı veya konuşma akıcılığı sorunları da gözlemlenmiştir.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalı. Günlük yaşamdaki bazı alışkanlıklar, örneğin yemek yeme gibi pratik davranışlar, bireyin el tercihi ne olursa olsun zamanla sağ elle de yapılabilir hale gelebilir. Nitekim, bir davranışın motor düzeyde kolayca öğrenilebilmesi ile bireyin baskın motor elini değiştirmek aynı şey değildir. El tercihi bir yönelimdir, alışkanlıklar ise öğrenilebilir ve şekillendirilebilir.”</p>
<p><strong>Solaklar daha mı yaratıcı? </strong></p>
<p>Solaklık ile yaratıcılık ya da sanatkârlık arasında bir ilişki olup olmadığı konusunda değinen Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda zaman zaman sol elini kullanan bireylerin problem çözme yaklaşımlarında veya sanatsal ifade alanlarında biraz daha farklı yollar izleyebildiği gözlemlenmiş. Özellikle görsel-uzamsal algı, özgün düşünme stratejileri gibi alanlarda bazı eğilimler söz konusu olabiliyor. Ama bu, her solak bireyin sanatla iç içe olduğu ya da mutlaka farklı düşündüğü anlamına gelmiyor.” dedi.</p>
<p>Beynin iki yarımküresi arasındaki iletişimin solak bireylerde daha esnek olabildiğinin düşünüldüğünü dile getiren Alp, “Bu da bazı durumlarda olaylara farklı açılardan bakabilmelerine katkı sağlayabilir. Elbette bu her birey için geçerli değil; kişisel yatkınlıklar ve çevresel faktörler burada çok belirleyici. Kısacası, bu alanda bazı ilginç bulgular var ama doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak için elimizde yeterince net veri yok.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558">Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir’in Yangın Risk Haritası Artık Hazır: İZPA Detayları Paylaştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirin-yangin-risk-haritasi-artik-hazir-izpa-detaylari-paylasti-557822</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2025 13:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[detayları]]></category>
		<category><![CDATA[haritası]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[izmirin]]></category>
		<category><![CDATA[izpa]]></category>
		<category><![CDATA[paylaştı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=557822</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Başkan Dr. Cemil Tugay’ın afetlere dirençli İzmir vizyonu doğrultusunda aralıksız çalışıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-yangin-risk-haritasi-artik-hazir-izpa-detaylari-paylasti-557822">İzmir’in Yangın Risk Haritası Artık Hazır: İZPA Detayları Paylaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Başkan Dr. Cemil Tugay’ın afetlere dirençli İzmir vizyonu doğrultusunda aralıksız çalışıyor. İzmir Planlama Ajansı (İZPA), son günlerde kentin farklı bölgelerini etkileyen orman yangınlarına ilişkin önemli bir çalışma yaptı. İZPA’nın hazırladığı “İzmir’de Orman Yangını Riskinin Mekânsal Analizi” raporuna göre, şehrin yüzölçümünün yaklaşık yüzde 43’ü orta risk, yüzde 33’ü yüksek risk, yüzde 7’si ise çok yüksek risk grubunda yer alıyor.</p>
<p>Mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıkların etkili olduğu İzmir, günlerce orman yangınları ile mücadele etti. Yerleşim yerlerini de etkileyen yangınlar İzmir için hala ciddi risk oluşturuyor. “İzmir’de Orman Yangını Riskinin Mekânsal Analizi” raporunu hazırlayan İzmir Planlama Ajansı (İZPA) da bu tehlikeye dikkat çekti. Raporda İzmir genelinde artan kuraklık, beşeri baskılar ve iklim değişikliğinin etkileriyle orman yangınlarının sıklığı ve etkisinin önemli ölçüde arttığı belirtildi. Bu çerçevede, İzmir Planlama Ajansı tarafından il genelindeki orman yangını riskini mekânsal olarak haritalamak ve önleyici müdahale planlamalarına veri temelli katkı sağlamak amacıyla kapsamlı bir analiz gerçekleştirildiği ifade edildi.</p>
<p><strong>Kriterler belirlendi</strong></p>
<p>Son yıllarda, Çok Kriterli Karar Analizi (ÇKKA) yöntemleri, özellikle Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS), orman yangını risk değerlendirmelerinde Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ile entegre bir biçimde yaygın olarak kullanılıyor.</p>
<p>Çalışmada, İzmir’e özgü mekânsal bir orman yangını risk modeli geliştirilerek, bu modelde AHS temelli karar destek yapısı CBS ortamında uygulandı. Modelde kullanılan veriler, orman örtüsü, eğim, bakı, sıcaklık, nem, rüzgar, yerleşim alanlarına ve tarım arazilerine yakınlık gibi çevresel ve insan etkili faktörler kapsamında değerlendirildi.</p>
<p>Her bir parametre, orman yangınına etkisi bakımından incelenip literatürdeki önceki çalışmalar doğrultusunda ağırlıklandırılarak mekânsal analiz sürecine dâhil edildi.</p>
<p><strong>Riskler analiz edildi</strong></p>
<p>Elde edilen veriler ışığında nihai orman yangını risk haritası oluşturuldu. Buna göre İzmir’in yüzölçümünün yaklaşık yüzde 43’ü orta risk, yüzde 33’ü yüksek risk, yüzde 7’si ise çok yüksek risk grubunda yer aldı. Riskin yoğunlaştığı bölgeler genellikle kırsal-kentsel geçiş zonlarında kızılçam ormanlarının bulunduğu, eğimli ve sıcak alanlar olarak belirlendi. Yine insan etkisinin yoğunlaştığı tarım yapılan yerleşim alanları çevreleri de riskli olarak değerlendirildi.</p>
<p><strong>Yangınlarla mücadelede önemli veri</strong></p>
<p>Haziran 2025’te meydana gelen Mordoğan, Foça (Yeniköy), Gaziemir-Buca ve Seferihisar yangınlarına yönelik karşılaştırmalar sonucunda, bu yangınların büyük oranda modeldeki yüksek risk sınıfları ile örtüştüğü görüldü. Çalışma, İzmir özelinde orman yangını önleyici stratejilerin geliştirilmesi, erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi ve müdahale kapasitesinin artırılması açısından yönlendirici karar destek aracı sunmayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>Yangın riski altındaki yapılaşma alanlarının mekansal dağılımı ortaya kondu</strong></p>
<p>Çalışmalar kapsamında üretilen yangın risk haritası temel alınarak, yangın üretme potansiyelinin oldukça yüksek olduğu bölgeler referans alınarak 250 metrelik bir tampon (buffer) alan tanımlandı. Analiz kapsamında bu bölgeler yangının ilk etapta yayılabileceği alanlar olması nedeniyle “Etki Alanı” olarak tarif edildi.</p>
<p>Etki alanı içerisinde kalan yapılar ve eğitim, sağlık gibi önemli kritik altyapı unsurları CBS ortamında çakıştırılarak analiz edildi. Böylece, yangın riski altındaki yapılaşma alanları ve altyapı unsurlarının mekansal dağılımı ortaya kondu. Bu analiz, yalnızca mevcut riskin mekansal olarak belirlenmesini değil, aynı zamanda yangın riskine karşı en savunmasız alanların önceliklendirilmesine yönelik planlama ve müdahale süreçleri için de bir altlık sağlıyor.</p>
<p><strong>Risk haritasında sürekli güncelleme</strong></p>
<p>Orman yangını risk analizi çalışması, sabit bir haritadan çok dinamik bir değerlendirme sürecini temel alıyor. Özellikle yanan alanların tespiti ve bu bölgelerin risk profilindeki değişimi doğrultusunda risk haritası belirli aralıklarla güncelleniyor. Yangından zarar görmüş alanlarda risk seviyeleri sıfıra düşerken, çevresel koşullar ve insan etkisi dikkate alınarak diğer bölgelerdeki risk dağılımı yeniden analiz ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-yangin-risk-haritasi-artik-hazir-izpa-detaylari-paylasti-557822">İzmir’in Yangın Risk Haritası Artık Hazır: İZPA Detayları Paylaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük İşletme, Büyük Risk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kucuk-isletme-buyuk-risk-556504</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:11:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[işletme]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556504</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital güvenlik büyük şirketlere mahsus bir lüks değil, her ölçekteki işletme için bir gereklilik.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-isletme-buyuk-risk-556504">Küçük İşletme, Büyük Risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dijital güvenlik büyük şirketlere mahsus bir lüks değil, her ölçekteki işletme için bir gereklilik. Kurumsal firmalar siber güvenlik savunmalarını güçlendirdikçe siber suçlular odak noktalarını, genellikle değerli verilerini korumak için gerekli gelişmiş güvenlik önlemlerinden yoksun olan küçük ve orta ölçekli işletmelere (KOBİ&#8217;ler) yöneltti. Siber güvenlik şirketi ESET, KOBİ’lerin artan siber tehditlere karşı nasıl bir güvenlik stratejisi oluşturması gerektiğine yönelik önerilerini paylaştı.</strong></p>
<p>2025 Verizon Veri İhlali Araştırmaları Raporu, KOBİ mağdurlarının sayısının büyük kuruluşların dört katı olduğunu gösteriyor. Birçok KOBİ risklerini hafife alıyor ve şifreleme, veri yedekleme ve çok katmanlı savunma gibi temel güvenlik önlemlerini uygulamaya koymakta zorlanıyor. Küçük işletmelere yönelik siber saldırılar nadiren kamuoyunda tepkiye neden oluyor ve bu da siber suçluların güvenlik açıklarını tespit edilmeden kullanmaya devam etmesine olanak tanıyor. Siber olaylar, Allianz Risk Barometresi 2024&#8217;te ilk kez küresel risk sıralamasında birinci olarak öne çıktı. Rapora göre, veri ihlalleri (%59) en büyük endişe kaynağı olurken bunu kritik altyapı ve fiziksel varlıklara yönelik siber saldırılar (%53) ile artan kötü amaçlı yazılım ve fidye yazılımı tehdidi (%53) takip ediyor. </p>
<p>Bir veri ihlali; davalara, müşteri güveninin kaybedilmesine ve rekabetçi konumun zayıflamasına neden olabilir. Çoğu işletmenin; müşteri bilgileri, mali kayıtlar ve fikri mülkiyet dâhil olmak üzere büyük miktarda hassas veri topladığından kritik bilgilerin korunması için güvenlik önlemleri alması şarttır. </p>
<p><strong>KOBİ&#8217;lerin karşılaştığı en yaygın siber tehditler</strong></p>
<p>●      <strong>Kimlik avı</strong>, siber suçluların sahte e-postalar, metinler veya web siteleri kullanarak çalışanları kullanıcı adları, parolalar veya finansal bilgiler gibi hassas bilgileri ifşa etmeleri için kandırdığı en yaygın tehditlerden biridir. </p>
<p>●      <strong>İş e-postalarının ele geçirilmesi </strong>(BEC), siber suçluların güvenilir yöneticileri veya ortakları taklit ederek çalışanları para aktarmaya veya gizli bilgileri ifşa etmeye yönlendirdiği bir sosyal mühendislik taktiğidir.</p>
<p>●      Virüsler, casus yazılımlar ve Truva atları gibi <strong>kötü amaçlı yazılımlar </strong>sistemlere zarar verebilir, hassas bilgileri çalabilir veya iş süreçlerini bozarak maliyetli kesintilere yol açabilir. </p>
<p>●      <strong>Fidye yazılımı</strong>, bir işletmenin verilerini kilitleyen ve şifre çözme anahtarı için fidye talep eden bir kötü amaçlı yazılım türüdür. Bu durum, özellikle fidyeyi ödeyecek veya verileri etkili bir şekilde kurtaracak kaynaklara sahip olmayan KOBİ&#8217;ler için operasyonel kesinti, veri kaybı ve itibar kaybına neden olabilir.</p>
<p>●      <strong>Yeniden kullanılan parolalar </strong>ve çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) eksikliği, siber suçluların sistemlere ve verilere yetkisiz erişim sağlamasına olanak tanıyan kapıları daha da açmaktadır. </p>
<p>●      <strong>Güncel olmayan yazılımlar ve yama güvenlik açıkları, </strong>gözden kaçan diğer risklerdir. Siber suçlular sistemlere sızmak ve veri ihlallerine ya da diğer hasar türlerine neden olmak için bu açıklardan faydalanır.</p>
<p>●      <strong>Tedarik zinciri saldırılarının </strong>da önemi artıyor. Verizon&#8217;un Veri İhlali Araştırma Raporu&#8217;na göre, 2024&#8217;teki ihlallerin %30&#8217;u yazılım tedarik zincirleri, barındırma ortağı altyapıları veya veri sorumluları dâhil olmak üzere üçüncü taraflar veya tedarikçilerle bağlantılıydı. </p>
<p><strong>KOBİ&#8217;ler için dijital güvenlik</strong></p>
<p>Kapsamlı bir siber güvenlik stratejisi uygulamak çok önemli. KOBİ&#8217;ler en son tehditler hakkında bilgi sahibi olarak ve önleme öncelikli bir zihniyet benimseyerek varlıklarını, itibarlarını ve geleceklerini koruyabilirler. Sağlam bir siber güvenlik stratejisi oluşturmak için aşağıdaki adımlar atılmalıdır:</p>
<p><strong>Risk değerlendirmesi. </strong>Kapsamlı bir risk değerlendirmesi ile başlayın. Bu, müşteri verileri, fikri mülkiyet ve mali kayıtlar gibi kritik varlıkların tanımlanmasını; kimlik avı saldırıları ve fidye yazılımları gibi potansiyel tehditlerin değerlendirilmesini ve güncel olmayan yazılım veya yetersiz çalışan eğitimi gibi güvenlik açıklarının değerlendirilmesini içerir. Riskler belirlendikten sonra, potansiyel etki ve olasılıklarına göre önceliklendirilmelidir.</p>
<p><strong>Sistem güvenliği. </strong>Kötü niyetli faaliyetleri engellemek için antivirüs yazılımı, VPN, parola yöneticisi, güvenlik duvarları ve diğer güvenlik araçlarına yatırım yapın, yetkisiz erişimi önlemek için verileri şifreleyin ve şüpheli faaliyetleri izlemek için tespit ve önleme sistemleri kullanın. İhlallerin yüzde yirmisi, ilk erişimi elde etmek için güvenlik açıklarından yararlanılarak başlatılmıştır. Düzenli, otomatik yedeklemeler de zorunludur. Daha fazla KOBİ bulut hizmetlerine geçtikçe Bulut Güvenliği Duruş Yönetimi (CSPM) hayati bir araç olarak ortaya çıkmıştır. CSPM, bulut yapılandırmalarındaki güvenlik açıklarının belirlenmesine ve giderilmesine yardımcı olarak verilerin güvende kalmasını sağlar. Ayrıca yapay zekâ (AI) ve makine öğrenimi (ML), anormallikleri ve potansiyel tehditleri gerçek zamanlı olarak tespit ederek siber güvenliği dönüştürüyor ve işletmelerin riskleri proaktif olarak azaltmasına olanak tanıyor. </p>
<p><strong>Eğitimler. </strong>İhlallerin %60&#8217;ında hatalar veya sosyal mühendislik saldırıları da dâhil olmak üzere insan hataları rol oynamıştır. Bu nedenle, sürekli siber güvenlik eğitimi şarttır. İşletmeler çalışanlarını en yaygın güvenlik açıkları konusunda eğitmeli, şüpheli faaliyetleri fark edebilmelerini ve risk yönetimi süreçlerini yürütebilmelerini sağlamalıdır.</p>
<p><strong>Kılavuzlar ve politikalar. </strong>Hassas verileri yetkili personelle kısıtlamak için erişim kontrol politikaları, şifreleme gibi veri koruma önlemleri veya parola protokolleri ve çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) uygulayın. Sıfır güven mimarisi &#8220;asla güvenme, her zaman doğrula&#8221; ilkesine göre çalışır. Bu yaklaşım, kullanıcıların ve cihazların sürekli olarak kimliklerinin doğrulanmasını ve onaylanmasını gerektirerek yetkisiz erişim riskini önemli ölçüde azaltır. </p>
<p><strong>Uyumluluk. </strong>Yasal sonuçlardan veya para cezalarından kaçınmak için düzenleyici çerçevelere uyum zorunludur. İşletmeler geçerli gereklilikleri belirlemeli, gerekli kontrol prosedürlerini uygulamalı ve politikaların, risk değerlendirmelerinin ve olay müdahalelerinin ayrıntılı kayıtlarını tutmalıdır. </p>
<p><strong>Olay müdahale planı. </strong>Güvenlik ihlallerinin tespit edilmesi, kontrol altına alınması ve hafifletilmesine yönelik doğru süreç, dijital güvenlik stratejisinin bir diğer önemli bileşenidir. Özel bir olay müdahale planı, müdahale ekibinin rol ve sorumluluklarını ana hatlarıyla belirler, paydaşları bilgilendirmek için dâhili ve harici iletişim stratejileri oluşturur ve gelecekteki güvenlik önlemlerini güçlendirmek için bir inceleme süreci tanımlar.</p>
<p><strong>Denetimler ve izleme. </strong>Siber tehditler sürekli gelişmektedir, bu nedenle güvenliği korumak için sürekli izleme gereklidir. İşletmeler, savunmaları değerlendirmek ve güvenlik açıklarını belirlemek için düzenli denetimler yapmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-isletme-buyuk-risk-556504">Küçük İşletme, Büyük Risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatilde kuralsızlık DEHB&#8217;li çocuklar için risk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatilde-kuralsizlik-dehbli-cocuklar-icin-risk-551600</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 12:52:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dehbli]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kuralsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tatilde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551600</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı almış çocuklar için yaz tatilinin nasıl değerlendirilmesi ve nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatilde-kuralsizlik-dehbli-cocuklar-icin-risk-551600">Tatilde kuralsızlık DEHB&#8217;li çocuklar için risk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı almış çocuklar için yaz tatilinin nasıl değerlendirilmesi ve nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yaz tatilinde de sınırlar ve kurallar olmalı!</strong></p>
<p>Alanında uzmanlaşmış bir çocuk-ergen psikiyatristi tarafından DEHB tanısı almış bir çocuk için, yaz döneminin aslında kayıp dönem değil, fırsatlara çevrilebilecek bir dönem olarak düşünülebileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Özellikle tedaviye yeni başlandıysa, uyum sağlanması için güzel bir dönem olabilir.” dedi.</p>
<p>Yaz döneminin çocuğun potansiyelinin ve öz güveninin artırılabileceği bir dönem olabileceğini dile getiren Luş, “Okul rutininden çıkan çocuklar için bu dönemde eğlence de önemli bir yere sahip, fakat sınırlar ve kuralların da olması gerektiğini ailelerin unutmaması oldukça önemli. Özellikle DEHB’li çocuklar tamamen tatile odaklanırsa okula başlayacağı zaman ciddi anlamda zorluk yaşayabilirler. Bir sonraki okul dönemine hazır hissetmeyebilirler.” uyarısını yaptı.</p>
<p><strong>DEHB’li çocuklar için, tatilde de düzenli kalabilmek önemli!</strong></p>
<p>Çocuğun, zamanını iyi yönetmeyi öğrenmesinin her alanda başarılı olmasını sağlayan bir unsur olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Tatildeki etkinlik ve aktivitelerin nasıl ayarlandığı, arkadaşları ile nasıl zaman geçirdiği, zamanının ne kadarını arkadaşlarına ne kadarını kendisine ayırdığını planlayabilmek, çocuğa kazandırmak istediğimiz   iç disiplinle çok ilgilidir.  Bu yüzden öncelikle çocuğa boş zamanını iyi değerlendirmeyi öğretmek için tatil iyi bir fırsat olabilir.” dedi.</p>
<p>Tatilde ebeveynlerin sıkça yaptığı hatalara değinen Luş, “Özellikle DEHB tanısı alan çocuklar için, tatilde de düzenli kalabilmek çok önemlidir. Tatil demek hiç kural olmaması anlamına gelmez, tam tersi çocukların daha sonra kurallı ortamlara girdiklerinde zorluk çekmelerine neden olur. Özellikle belirli saatlerde kitap okuma veya küçük ders çalışmaları düzenlemek faydalı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaz kampları DEHB’li çocukların sosyal becerilerini geliştirmeleri için güzel bir fırsat!</strong></p>
<p>Aileler için ev ortamında dikkat süresini destekleyecek aktivite önerilerinde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Hafıza kartları, labirent çözme oyunları, nesne bulma, kelime avı gibi çocuğun hem hafızasını hem de dikkatini güçlendirecek oyunlar çok faydalı olur. Yine çocuğunuz bir çizelge üzerinden dikkat gerektiren görevleri tamamlayacağı oyunlar yine hem dikkati hem problem çözme becerisini geliştirir.  Denge tahtası, pilates topu, elastik bantlar veya kum torbaları ile yapılan egzersizler de fiziksel ve zihinsel gelişime destek olur.” dedi.</p>
<p>Yaz okulları ve yaz kamplarının akran ilişkilerini güçlendiren etkinliklerle, çeşitli sosyal aktivitelerle DEHB’li çocukların sosyal becerilerini geliştirmeleri için çok güzel fırsatlar sunduğunu ifade eden Luş, bu nedenle çocuğun ilgi alanına uygun yaz kurslarına katılımın desteklenmesini de önerdi.</p>
<p><strong>Tedavinin yazın davam ettirilmesi konusunda doktorun görüşü önemli!</strong></p>
<p>Normal gelişim evreleri ile gerçek bir sorun arasındaki farkı anlamanın önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “DEHB semptomlarının tipik çocukluk dikkat dağıtıcılarının ötesine geçip gerçek bir bozulma yarattığı durumlarda, tedavi muhakkak yazın da devam etmeli.” dedi.</p>
<p>İlaç kullanan çocuklarda ilaca devam edip etmemeleri konusunda mutlaka doktor önerisi alınması gerektiğini kaydeden Luş, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>“Çocuğun davranışsal tetikleyicileri tanımasına ve bunlara daha iyi yanıtlar bulmasına yardımcı olmayı amaçlayan davranışçı terapiler, aile terapileri ve çeşitli beceri kazanma programları yaz boyu sürdürülebilir. Bu terapiler duygusal tepkiler, organizasyon ve dikkat konusunda yardımcı olabilir.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatilde-kuralsizlik-dehbli-cocuklar-icin-risk-551600">Tatilde kuralsızlık DEHB&#8217;li çocuklar için risk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2025 08:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[isbir]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kapak]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060">Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, yaşla birlikte önemi artarken kalp kapak hastalıklarının zamanında tanı ve uygun yöntemlerle tedavi edilmediği takdirde hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekti.Bu hastalıkların özellikle nefes darlığı, yorgunluk ve ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. İsbir, erken tanı ve tedaviyle yaşam kalitesinin yükseldiğine dikkat çekti. Özellikle son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde  kalp kapak hastalıklarında artık yaşam boyu tedavi algoritmasını uyguladığını anlattı. </em></p>
<p>Kalp sağlığı açısından oldukça önemli bir başlığı oluşturan kalp kapak hastalıkları arasında en sık mitral ve aort kapak bozukluklarının görüldüğünü hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarında cinsiyet ve yaşa bağlı olarak hem hastalığın tipi hem de şiddetinin farklılık gösterebildiğini söyledi. Prof. Dr. İsbir, kalp kapak hastalıklarıyla ilgili gözden kaçabilecek belirtilere ve özellikle hastaların en çok merak ettiği “Ne zaman ve kimlere ameliyat gerekir?” sorusuna açıklık getirdi.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında yorgunluk, nefes darlığı gibi son derece önemli belirtilerin farklı sorunlara bağlandığı için önemsenmeyebildiğinin altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerine şöyle devam etti: “Kapak hastalıkları ileri dönemlerde ritim bozukluğu olarak da kendini gösterir. Ancak belirtilerin önemsenmemesi erken tanının önüne geçebiliyor ve hastalığın ilerleyerek daha ciddi sorunlara neden olabiliyor. Kapak hastalıkları ilerleyen dönemlerde kalp kasını zayıflatarak kalp yetmezliği ile sonuçlanır.”</p>
<p><strong>KALP KAPAK HASTALIĞI OLAN HERKES AMELİYAT OLMAK ZORUNDA mı?</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında ilaç tedavisinin yalnızca hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini vurgulayan Prof. Dr. İsbir, “Yapısal bozuklukları ilaçla düzeltmek mümkün değil. İlaç tedavisi kalp kapak hastalıklarını iyileştirmez ama kalp kapak hastalıklarına bağlı ortaya çıkan kalp fonksiyonlarındaki bozuklukları önler. Ancak her hasta ameliyat olacak diye bir kural da yok. Kapak bozukluğu kalp fonksiyonlarını etkilemeye başlamışsa, özellikle nefes darlığı ve ritim bozukluğu görülüyorsa, cerrahi gündeme alınmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>RİTM BOZUKLUĞU BAŞLAMIŞSA ZAMAN KAYBEDİLMEMELİ!</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalığı tanısı konulan hastalarda düzenli takip ve erken müdahalenin önemine işaret eden Prof. Dr. İsbir, “Kalp kasılma gücünün azalması, kalp boyutlarının büyümesi ya da ritim bozuklukları başlamışsa, cerrahi kaçınılmazdır. Bu evreye gelmeden müdahale edilmesi, ameliyatın başarı şansını yükseltir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“CERRAHİDE EN ÖNEMLİ NOKTA HASTA İÇİN GÜVENLİ YÖNTEMİN SEÇİLMESİDİR”</strong></p>
<p>Klasik yöntemin açık kalp ameliyatı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İsbir, teknolojik gelişmeler sayesinde uygun hastalarda minimal invaziv ve robotik yöntemlerle daha küçük kesilerle operasyon yapılabildiğini söyledi. Ancak bu yöntemlerin her hastaya uygun olmadığını belirterek, “Kalp ameliyatlarında önemli olan kesi büyüklüğü değil, hasta için en güvenli yöntemin seçilmesidir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarının tedavisinde hastaların en çok karıştırdığı, merak ettiği konulardan biri olan kapak tamiri ve değişimi ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Kapak tamiri, hastanın kendi dokusu kullanılarak kapağın onarılması yöntemidir. En önemli avantajı, hastanın kendi dokuları kullanıldığı için kalp fonksiyonları ameliyat sonrası daha iyi korunur. En sık tamir ettiğimiz ve de en başarılı olduğumuz kapaklar kalbin sol tarafında yer alan mitral kapak ve gene sağ tarafta yer alan triküspit kapaktır. Kireçlenmemiş kapaklarda ve genç hastalarda bu yöntemin öncelikle tercih edilmesi gerekir.”</p>
<p>Prof. Dr. İsbir, “Biyolojik kapaklar kan sulandırıcı gerektirmediği için tercih sebebidir ancak ömürleri sınırlıdır. Genç hastalarda genellikle mekanik kapak kullanılır, ancak bu da ömür boyu kan sulandırıcı ilaç gerektirir. Hastaya özel planlama yapılmalı, tercihler hasta profiline göre belirlenmelidir” dedi.</p>
<p><strong>“YAŞAM BOYU TEDAVİ ALGORİTMASI UYGULANIYOR”</strong></p>
<p>“Bu bilgiler ışığında kalp kapak hastalıklarının tedavisinde artık yaşam boyu tedavi adını verdiğimiz bir algoritma uygulamaktayız” diyen Prof. Dr. İsbir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların yaşına ve diğer bir takım özelliklerine bakarak onlar için bir tedavi şeması uygulamaktayız. Örneğin; bir hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanmak istemiyorsa veya tıbbi açıdan bu hasta için kan sulandırıcı tedavi bir risk oluşturuyorsa, hasta genç olsa bile bu hastaya eğer kalp kapağını tamir edemiyorsak biyolojik kapak kullanıyoruz. Bu  kapak zamanla dejenere olduğunda ameliyatsız kapak değişimi ya da gerekiyor ise ikinci bir kalp ameliyatı ile bu şansı veriyoruz.”</p>
<p><strong>“AMELİYAT SONRASI ENFEKSİYON VE DÜZENLİ İLAÇ KULLANIMINA DİKKAT”</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası hastanede kalış süresinin ortalama 5-6 gün olduğunu ve tam iyileşmenin yaklaşık 3-4 hafta sürdüğünü belirten Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cemil İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu süreçte en dikkat edilmesi gereken iki faktör, enfeksiyon ve kan sulandırıcı tedavidir. Özellikle kan sulandırıcı tedavi mekanik kapak kullanılan hastalar için hayati öneme haizdir. İlacın kan seviyeleri belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve ilaç dozu kan seviyesine göre ayarlanmalıdır. Enfeksiyon diğer çok önemli bir faktördür. Hastalar enfeksiyon açısından kendilerini korumalıdırlar. Aksi halde protez kapakları enfeksiyona bağlı olarak zarar görebilir ve bu durum hayati sorunlara yol açabilir.” </p>
<p><em>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, yaşla birlikte önemi artarken kalp kapak hastalıklarının zamanında tanı ve uygun yöntemlerle tedavi edilmediği takdirde hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekti.Bu hastalıkların özellikle nefes darlığı, yorgunluk ve ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. İsbir, erken tanı ve tedaviyle yaşam kalitesinin yükseldiğine dikkat çekti. Özellikle son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde  kalp kapak hastalıklarında artık yaşam boyu tedavi algoritmasını uyguladığını anlattı. </em></p>
<p>Kalp sağlığı açısından oldukça önemli bir başlığı oluşturan kalp kapak hastalıkları arasında en sık mitral ve aort kapak bozukluklarının görüldüğünü hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarında cinsiyet ve yaşa bağlı olarak hem hastalığın tipi hem de şiddetinin farklılık gösterebildiğini söyledi. Prof. Dr. İsbir, kalp kapak hastalıklarıyla ilgili gözden kaçabilecek belirtilere ve özellikle hastaların en çok merak ettiği “Ne zaman ve kimlere ameliyat gerekir?” sorusuna açıklık getirdi.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında yorgunluk, nefes darlığı gibi son derece önemli belirtilerin farklı sorunlara bağlandığı için önemsenmeyebildiğinin altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerine şöyle devam etti: “Kapak hastalıkları ileri dönemlerde ritim bozukluğu olarak da kendini gösterir. Ancak belirtilerin önemsenmemesi erken tanının önüne geçebiliyor ve hastalığın ilerleyerek daha ciddi sorunlara neden olabiliyor. Kapak hastalıkları ilerleyen dönemlerde kalp kasını zayıflatarak kalp yetmezliği ile sonuçlanır.”</p>
<p><strong>KALP KAPAK HASTALIĞI OLAN HERKES AMELİYAT OLMAK ZORUNDA mı?</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında ilaç tedavisinin yalnızca hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini vurgulayan Prof. Dr. İsbir, “Yapısal bozuklukları ilaçla düzeltmek mümkün değil. İlaç tedavisi kalp kapak hastalıklarını iyileştirmez ama kalp kapak hastalıklarına bağlı ortaya çıkan kalp fonksiyonlarındaki bozuklukları önler. Ancak her hasta ameliyat olacak diye bir kural da yok. Kapak bozukluğu kalp fonksiyonlarını etkilemeye başlamışsa, özellikle nefes darlığı ve ritim bozukluğu görülüyorsa, cerrahi gündeme alınmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>RİTM BOZUKLUĞU BAŞLAMIŞSA ZAMAN KAYBEDİLMEMELİ!</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalığı tanısı konulan hastalarda düzenli takip ve erken müdahalenin önemine işaret eden Prof. Dr. İsbir, “Kalp kasılma gücünün azalması, kalp boyutlarının büyümesi ya da ritim bozuklukları başlamışsa, cerrahi kaçınılmazdır. Bu evreye gelmeden müdahale edilmesi, ameliyatın başarı şansını yükseltir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“CERRAHİDE EN ÖNEMLİ NOKTA HASTA İÇİN GÜVENLİ YÖNTEMİN SEÇİLMESİDİR”</strong></p>
<p>Klasik yöntemin açık kalp ameliyatı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İsbir, teknolojik gelişmeler sayesinde uygun hastalarda minimal invaziv ve robotik yöntemlerle daha küçük kesilerle operasyon yapılabildiğini söyledi. Ancak bu yöntemlerin her hastaya uygun olmadığını belirterek, “Kalp ameliyatlarında önemli olan kesi büyüklüğü değil, hasta için en güvenli yöntemin seçilmesidir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarının tedavisinde hastaların en çok karıştırdığı, merak ettiği konulardan biri olan kapak tamiri ve değişimi ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Kapak tamiri, hastanın kendi dokusu kullanılarak kapağın onarılması yöntemidir. En önemli avantajı, hastanın kendi dokuları kullanıldığı için kalp fonksiyonları ameliyat sonrası daha iyi korunur. En sık tamir ettiğimiz ve de en başarılı olduğumuz kapaklar kalbin sol tarafında yer alan mitral kapak ve gene sağ tarafta yer alan triküspit kapaktır. Kireçlenmemiş kapaklarda ve genç hastalarda bu yöntemin öncelikle tercih edilmesi gerekir.”</p>
<p>Prof. Dr. İsbir, “Biyolojik kapaklar kan sulandırıcı gerektirmediği için tercih sebebidir ancak ömürleri sınırlıdır. Genç hastalarda genellikle mekanik kapak kullanılır, ancak bu da ömür boyu kan sulandırıcı ilaç gerektirir. Hastaya özel planlama yapılmalı, tercihler hasta profiline göre belirlenmelidir” dedi.</p>
<p><strong>“YAŞAM BOYU TEDAVİ ALGORİTMASI UYGULANIYOR”</strong></p>
<p>“Bu bilgiler ışığında kalp kapak hastalıklarının tedavisinde artık yaşam boyu tedavi adını verdiğimiz bir algoritma uygulamaktayız” diyen Prof. Dr. İsbir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların yaşına ve diğer bir takım özelliklerine bakarak onlar için bir tedavi şeması uygulamaktayız. Örneğin; bir hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanmak istemiyorsa veya tıbbi açıdan bu hasta için kan sulandırıcı tedavi bir risk oluşturuyorsa, hasta genç olsa bile bu hastaya eğer kalp kapağını tamir edemiyorsak biyolojik kapak kullanıyoruz. Bu  kapak zamanla dejenere olduğunda ameliyatsız kapak değişimi ya da gerekiyor ise ikinci bir kalp ameliyatı ile bu şansı veriyoruz.”</p>
<p><strong>“AMELİYAT SONRASI ENFEKSİYON VE DÜZENLİ İLAÇ KULLANIMINA DİKKAT”</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası hastanede kalış süresinin ortalama 5-6 gün olduğunu ve tam iyileşmenin yaklaşık 3-4 hafta sürdüğünü belirten Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cemil İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu süreçte en dikkat edilmesi gereken iki faktör, enfeksiyon ve kan sulandırıcı tedavidir. Özellikle kan sulandırıcı tedavi mekanik kapak kullanılan hastalar için hayati öneme haizdir. İlacın kan seviyeleri belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve ilaç dozu kan seviyesine göre ayarlanmalıdır. Enfeksiyon diğer çok önemli bir faktördür. Hastalar enfeksiyon açısından kendilerini korumalıdırlar. Aksi halde protez kapakları enfeksiyona bağlı olarak zarar görebilir ve bu durum hayati sorunlara yol açabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060">Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>JN1 virüsü kolay yayılıyor ama ilave risk oluşturmuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/jn1-virusu-kolay-yayiliyor-ama-ilave-risk-olusturmuyor-441740</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 21:05:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[ilave]]></category>
		<category><![CDATA[jn1]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturmuyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[yayılıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=441740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Grip, yüksek ateş, boğaz ağrısı, halsizlik, kırgınlık, soğuk algınlığı şeklinde ortaya çıkan enfeksiyonlar yaşam kalitesini etkiliyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın, sıklıkla tekrarlanan bu tip enfeksiyonların temel nedeninin virüslerde ortaya çıkan mutasyonlar olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jn1-virusu-kolay-yayiliyor-ama-ilave-risk-olusturmuyor-441740">JN1 virüsü kolay yayılıyor ama ilave risk oluşturmuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Grip, yüksek ateş, boğaz ağrısı, halsizlik, kırgınlık, soğuk algınlığı şeklinde ortaya çıkan enfeksiyonlar yaşam kalitesini etkiliyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın, sıklıkla tekrarlanan bu tip enfeksiyonların temel nedeninin virüslerde ortaya çıkan mutasyonlar olduğunu söyledi. Bilim çevrelerinde yeni varyantlarla ilgili çeşitli kaygıların zaman zaman gündeme geldiğini söyleyen Prof. Dr. Faruk Aydın, 2023 yılı sonunda saptanan ve Omicron varyantının bir alt varyantı olan JN1 virüsünün kolay yayıldığını ancak halk sağlığı açısından ilave risk oluşturmadığını belirtti. Mevsimsel özellik gösteren bu tip enfeksiyonlara neden olan yüzlerce mikroorganizma bulunduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, enfeksiyonlardan korunmak için özellikle kalabalık ortamlarda maske kullanılmasını ve ellerin sıkça yıkanmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın, görülme sıklığı yaygınlaşan grip benzeri enfeksiyon salgınlarına ve korunma yöntemlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sıklıkla yinelenen enfeksiyonların temel nedeninin virüslerde ortaya çıkan mutasyonlar olduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “2020’li yıllara damgasını vuran ve küresel boyutta yaklaşık 7 milyon kişinin ölümüne neden olan COVID-19 pandemisinin etkeni, SARS-CoV-2’nin tüm RNA virüsleri gibi sıklıkla mutasyona uğramaları şaşırtıcı değildir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Virüslerin onarım mekanizması var</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Virüslerin uygun ortamlarda ürediklerinde kısa bir süre içinde milyonlarca yeni nesil oluşturabildiğini ifade eden Prof. Dr. Faruk Aydın, “Gayet doğaldır ki nükleik asitleri olan DNA veya RNA&#8217;nın bu kadar yoğun replikasyonu sırasında, genetik düzeyde doğal veya spontan olarak kendiliğinden bazı değişmeler meydana gelmektedir. Mutasyonlar sonucunda, orijinallerine göre değişik genotipte ve buna bağlı olarak fenotipte gözlemlenen ve saptanan yeni nesiller (mutantlar) meydana gelir. Ancak, mutasyonları tam veya kısmen de olsa önlemek ve düzeltmek için, virüsler bazı onarım mekanizmalarına sahiptirler” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uzun soluklu enfeksiyonlarda varyantlar ortaya çıkıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Virüslerde ortaya çıkan değişimlerin büyük bir hızla gerçekleştiğini belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “Bu yoğunlukta değişim sürerken bazı hataların olmaması mümkün değildir ve oluşacak bu hataları ‘onarma’ mekanizması bulunmayan virüslerde mutant oluşumu doğaldır. Onarım mekanizmasına sahip olmama ve yoğun replikasyon sonucu ortaya çıkan varyantların daha çok kronik hastalarda, uzun soluklu enfeksiyonlar söz konusu olduğunda belirdiğini biliyoruz” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni varyantlarla ilgili 4 kaygı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Faruk Aydın, SARS-CoV-2 ilk saptandığı Ocak 2020’den günümüze dek geçen sürede binlerce kez mutasyona uğradığını, özellikle Eylül 2020’de saptanan ve daha sonra çeşitli varyantlar şeklinde ortaya çıkan bazı farklılaşmaların önemli sonuçlara yol açabileceğinden kuşkulanıldığını söyledi. Yeni varyantlarla ilgili dört kaygının bulunduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “Yeni varyantların daha kolay yayılabileceği, daha ağır hastalık yapma özelliği kazanmış olabileceği, re-enfeksiyonlardan sorumlu olabileceği ve kullanıma giren aşılardan kaçabileceği şeklinde kaygılar gündeme gelmiştir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>COVİD-19 pandemisi sonlanmadı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>2023 yılı sonunda saptanan ve Omicron varyantının bir alt-varyantı olan JN1 virüsünün, yeni bir SARS-CoV-2 antijenik tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Faruk Aydın, “Ağustos 2023’ten beri izlenen Omicron-BA.2.86 varyantından ‘spike’ bölgesindeki tek bir mutasyon ile farklılık gösteren bu yeni alt-varyantın kolay yayıldığı, buna karşılık klinik açıdan farklılık arz etmediği ve halk sağlığı açısından bugün için ilave bir risk oluşturmadığı kabul edilmektedir” dedi. Ancak süreklilik gösteren yeni varyantların ortaya çıkışı konusunun dikkatle izlendiğini ifade eden Prof. Dr. Faruk Aydın, “COVID-19 pandemisinin sonlanmadığı, yeni ve tehlikeli bir varyant oluşumunun her an söz konusu olabileceği unutulmamalıdır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Enfeksiyonların en sık görüldüğü mevsimdeyiz</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Boğaz ağrısı, ateş, kırgınlık ve halsizlik gibişikayetler ile seyreden solunum yolu enfeksiyonlarının, kuzey yarımküre ülkeleri için, sonbahar-kış aylarında gözlenmesi beklenen bir durum olduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “Havaların soğuması ile kapalı alanlarda kalabalık halde bulunmak, okulların devam etmesi gibi nedenler sonucu bireylerin daha yakın temasta bulunmaları bulaş olasılığını arttırmaktadır. Sonuçta mevsimsel özellik gösteren bu tip enfeksiyonlara neden olan yüzlerce mikroorganizma vardır ve genelde benzer klinik bulgulara neden olurlar” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalabalıkta maske kullanılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Solunum sistemi enfeksiyonlarının iyi havalandırmanın söz konusu olmadığı ve kalabalık biçimde yaşanılan kapalı ortamlarda kolayca bulaşma özelliği gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr. Faruk Aydın, “Bu nedenle özellikle bu tip enfeksiyonlara duyarlığı yüksek olan yaşlılar, kronik enfeksiyonu olanlar gibi risk taşıyan grupların temel bazı önlemlere dikkat etmeleri uygun olacaktır. Bu amaçla bireylerin olabildiğince kalabalık ortamlardan uzak durmaları ve eğer bulunmaları gerekiyor ise maske kullanmaları, hastalık belirtileri gösteren kişiler ile temas etmemeleri, bu tip belirtiler var ise kendilerini evlerinde izole etmeleri, sıklıkla ve uygun biçimde el yıkamaları, el hijyenine özen göstermeleri ve elbette aşılanmaları gerekmektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jn1-virusu-kolay-yayiliyor-ama-ilave-risk-olusturmuyor-441740">JN1 virüsü kolay yayılıyor ama ilave risk oluşturmuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NFT pazarında da siber risk en büyük tehditlerin başında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nft-pazarinda-da-siber-risk-en-buyuk-tehditlerin-basinda-438566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2024 11:40:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başında]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[nft]]></category>
		<category><![CDATA[pazarında]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[tehditlerin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=438566</guid>

					<description><![CDATA[<p>NFT pazarının gelişimine yönelik değerlendirmelerde bulunan  IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Günümüzde pek çok alanda olduğu gibi NFT pazarında da siber güvenlik risklerinin artışı öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nft-pazarinda-da-siber-risk-en-buyuk-tehditlerin-basinda-438566">NFT pazarında da siber risk en büyük tehditlerin başında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>NFT pazarının gelişimine yönelik değerlendirmelerde bulunan  IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Günümüzde pek çok alanda olduğu gibi NFT pazarında da siber güvenlik risklerinin artışı öne çıkıyor. Siber sigorta şirketleri, NFT varlıklarının sigortalanması için altyapı ve hukuki süreçleri şekillendirme yolunda ilerliyor. Bununla birlikte, sahte ürünler ve dolandırıcılık gibi faaliyetler için çeşitli sigorta poliçeleri geliştiriliyor. NFT pazarının 2024 yılında da yüzde 50 büyüyeceğini ve sigorta sektöründeki payının da artmaya devam edeceğini öngörüyoruz” dedi.  </strong></p>
<p>Dünyada kullanım alanı gittikçe artan NFT pazarının 2023 yıl sonu itibariyle 200 milyar dolar seviyesine ulaşması bekleniyor. Sanat, spor ve diğer alanlarda kullanımı genişleyerek devam eden NFT alanında pazarın çeşitliliği artarken, beraberinde riskleri de getiriyor. Özellikle hırsızlık ve sahtecilik gibi tehlikeler, siber güvenlik endişelerini artırarak sigorta talebinde yükselişe neden oluyor.</p>
<p><strong>IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, </strong>siber sigorta şirketlerinin NFT varlıklarının sigortalanması için altyapı ve hukuki süreçleri şekillendirme yolunda ilerlediklerini belirtirken, sahte ürünler ve dolandırıcılık gibi faaliyetler için çeşitli sigorta poliçeleri geliştirildiğini ifade etti. <strong>Murat Çiftçi, “</strong>NFT pazarının sanat eserlerinin dijitalleşmesiyle şekilleneceği ve önümüzdeki sene sektördeki düzenlemelerin ve gelişmelerin odak noktası olacağını öngörüyoruz. Yasal düzenlemelerin, NFT&#8217;lerin yasal statüsünü belirleme, ticaret düzenlemeleri, siber güvenlik risklerinin azaltılması gibi konularda katkı sağlayarak sektörün daha sağlam büyümesine destek olmasını bekliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>2024 yılında pazar yüzde 50 büyüyecek </strong></p>
<p>2023 yılında NFT pazarında yaşanan büyümenin 2024 yılında da devam edeceğini belirten <strong>Murat Çiftçi,</strong> şunları söyledi: “2024 yılında NFT&#8217;lerin farklı sektörlerde kullanımlarının artmasını ve NFT&#8217;lerdeki değer belirsizliğine dair endişelerin azalmasını bekliyoruz. Özellikle sanat, oyun ve spor sektörlerinde NFT kullanımının yaygınlaştığını göreceğiz. Sanatta NFT&#8217;ler, dijital sanat eserlerinin sahipliğini ve ticaretini daha kolay ve güvenli hale getirme potansiyeline sahip. Oyunda NFT&#8217;ler, oyun içi varlıkların sahipliğini ve ticaretini daha verimli hale getirebilir. Sporda ise NFT’leri spor müsabakalarının biletleri, videoları ve koleksiyon ürünleri gibi farklı şekillerde görüyoruz. NFT&#8217;lerin değerlemesi konusunda standartların oluşturulması ve NFT&#8217;lerin yasal çerçevesinin belirginleşmesi gibi gelişmelerin yaşanmasını beklyoruz. NFT pazarının 2024 yılında yüzde 50&#8217;nin üzerinde bir büyüme kaydedeceğini tahmin ediyoruz.”</p>
<p><strong>ABD’de NFT ile ilgili yasa tasarısı yolda </strong></p>
<p>NFT&#8217;lerdeki sahiplik ve değer belirsizliği gibi zorlukların, dijital sanat eserlerinin sigortalanması sürecini karmaşıklaştırdığını belirten <strong>Murat Çiftçi, “</strong>Ancak, bu zorluklar aşılabilirse, NFT&#8217;ler, dijital sanat eserlerinin sigortası için yeni fırsatlar sunabilir.<strong> </strong>NFT&#8217;ler, henüz yasal olarak tam olarak tanımlanmış bir kavram değildir. Bu nedenle, NFT&#8217;lere ilişkin yasal düzenlemeler, farklı ülkelerde farklı şekillerde yapılmaktadır. Türkiye&#8217;de de NFT&#8217;ler, fikri ve sınai haklar kanunu (FSEK) kapsamında değerlendirilmektedir. FSEK&#8217;e göre; NFT&#8217;ler, bir eserin dijital bir kopyası olarak kabul edilmekte ve NFT sahibine, eserin dijital kopyası üzerinde münhasır olmayan bir kullanım hakkı vermektedir. Dünya genelinde NFT&#8217;lere ilişkin yasal düzenlemeler konusunda çalışmalar devam ediyor. ABD’de de, NFT&#8217;leri &#8220;dijital varlıklar&#8221; olarak tanımlayan ve NFT&#8217;lerle ilgili işlemleri düzenleyen bir yasa tasarısı hazırlanıyor. Avrupa Birliği&#8217;nde ise NFT&#8217;lerin &#8220;dijital varlıklar&#8221; olarak tanımlanmasını ve NFT&#8217;lerle ilgili işlemleri düzenleyen bir düzenleme üzerinde çalışılıyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>Siber sigorta ile NFT daha güvenli hale getirilebilir</strong></p>
<p><strong>Murat Çiftçi, </strong>“NFT&#8217;lerin yaygınlaşması, yeni risklerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Siber saldırılara karşı NFT’lerin savunmasız olmaları, riskleri artırabilir. Bu durum, sigorta şirketlerinin NFT sigortası ürünlerini oluştururken bu riskleri dikkate almasını gerektiriyor. NFT&#8217;lerin ve blok zinciri teknolojisinin ilerlemesiyle, sanat eserleri sigortasında yeni teknolojilerin kullanımı daha yaygın hale gelecektir. Örneğin, blok zinciri teknolojisi, eserlerin sahipliğini ve değerini güvenli bir şekilde doğrulamak için kullanılabilir; bu da sigorta süreçlerini daha etkin hale getirecektir. Sonuç olarak, sanat sigortası sektöründe ilerleyen dönemlerde NFT sigortası, yeni risklerin ve teknolojik yeniliklerin öne çıkacağı bir alan olabilir. Bu gelişmeler, sanat eserlerinin daha güvenli bir şekilde korunmasına ve sanat koleksiyoncularının rahatça işlem yapmasına olanak sağlayabilir” dedi.  </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nft-pazarinda-da-siber-risk-en-buyuk-tehditlerin-basinda-438566">NFT pazarında da siber risk en büyük tehditlerin başında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük dil modelleri ile gelen beş önemli risk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuk-dil-modelleri-ile-gelen-bes-onemli-risk-422183</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Nov 2023 07:40:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[beş]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=422183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zeka ve onun sağladığı olanakları herkes konuşuyor. İlk günlerde duyulan heyecan yerini yavaş yavaş risklerin ve gerçekliğinin sorgulanmasına bırakmaya başladı. Siber güvenlik şirketi ESET yapay zeka araçlarını destekleyen büyük dil modellerini (LLM) incelemeye aldı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-dil-modelleri-ile-gelen-bes-onemli-risk-422183">Büyük dil modelleri ile gelen beş önemli risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Büyük dil modelleri ile gelen beş önemli risk</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Yapay zekayı kullananlar dikkat</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Yapay zeka ve onun sağladığı olanakları herkes konuşuyor. İlk günlerde duyulan heyecan yerini yavaş yavaş risklerin ve gerçekliğinin sorgulanmasına bırakmaya başladı. Siber güvenlik şirketi ESET yapay zeka araçlarını destekleyen büyük dil modellerini (LLM) incelemeye aldı. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İş dünyası ve BT liderleri, bir yandan teknolojinin müşteri hizmetleri ve yazılım geliştirme gibi alanlarda yaratacağı risk potansiyelini düşünüyor, diğer yandan da yeni gelişmelerin olası dezavantajları ve dikkat edilmesi gereken risklerin de giderek daha fazla farkına varıyorlar. Kuruluşların büyük dil modellerinin (LLM) potansiyelinden yararlanabilmeleri için, teknolojinin yapılan işe zarar verebilecek gizli risklerini de hesaplamaları gerekiyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Büyük dil modelleri nasıl çalışıyor?</strong></p>
<p>ChatGPT ve diğer üretken yapay zeka araçları, LLM’ler tarafından desteklenmektedir. Muazzam miktarda metin verisini işlemek için yapay sinir ağlarını kullanarak çalışırlar. Kelimeler arasındaki kalıpları ve bunların içeriğe göre nasıl kullanıldığını öğrendikten sonra model, kullanıcılarla doğal dilde etkileşime girebiliyor. ChatGPT&#8217;nin göze çarpan başarısının ana nedenlerinden biri şaka yapma, şiir yazma ve genel olarak gerçek bir insandan ayırt edilmesi zor bir şekilde iletişim kurma yeteneğidir. ChatGPT gibi sohbet robotlarında kullanılan LLM destekli üretken yapay zeka modelleri, süper güçlü arama motorları gibi çalışıyor ve soruları yanıtlamak ve görevleri insan benzeri bir dille yerine getirmek için öğrendikleri verileri kullanıyor. İster kamuya açık modeller ister bir kuruluş içinde dahili olarak kullanılan tescilli modeller olsun, LLM tabanlı üretken yapay zeka, şirketleri belirli güvenlik ve gizlilik risklerine maruz bırakabilir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Beş önemli büyük dil modeli riski</strong></p>
<p><strong>Hassas verilerin fazla paylaşımı </strong>LLM tabanlı sohbet robotları sır saklama ya da unutma konusunda pek iyi değil. Bu, yazdığınız herhangi bir verinin model tarafından benimsenebileceği ve başkalarının kullanımına sunulabileceği veya en azından gelecekteki LLM modellerini eğitmek için kullanılabileceği anlamına gelir.</p>
<p><strong>Telif hakkı zorlukları  </strong>LLM’lere büyük miktarda veri öğretilir. Ancak bu bilgiler genellikle içerik sahibinin açık izni olmadan web&#8217;den alınır. Kullanmaya devam ettiğinizde potansiyel telif hakkı sorunları oluşabilir.</p>
<p><strong>Güvensiz kod </strong>Geliştiriciler, pazara çıkış sürelerini hızlandırmalarına yardımcı olması amacıyla giderek daha fazla ChatGPT ve benzeri araçlara yöneliyor. Teorik olarak kod parçacıkları ve hatta tüm yazılım programlarını hızlı ve verimli bir şekilde oluşturarak bu yardımı sağlayabilir. Ancak güvenlik uzmanları bunun aynı zamanda güvenlik açıkları da oluşturabileceği konusunda uyarıyor.</p>
<p><strong>LLM’nin kendisini hackleme </strong>LLM&#8217;lere yetkisiz erişim ve bunlar üzerinde değişiklik yapmak, bilgisayar korsanlarına, modelin hızlı enjeksiyon saldırıları yoluyla hassas bilgileri ifşa etmesini sağlamak veya engellenmesi gereken diğer eylemleri gerçekleştirmek gibi kötü niyetli faaliyetler gerçekleştirmeleri için bir dizi seçenek sunabilir.</p>
<p><strong>Yapay zeka sağlayıcısında veri ihlali  </strong>Yapay zeka modelleri geliştiren bir şirketin kendi verilerinin de ihlal edilmesi, örneğin bilgisayar korsanlarının hassas özel bilgiler içerebilecek eğitim verilerini çalması ihtimali her zaman vardır. Aynı durum veri sızıntıları için de geçerlidir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Riskleri azaltmak için yapılması gerekenler:</strong></p>
<ul>
<li>Veri şifreleme ve anonimleştirme: Verileri meraklı gözlerden saklamak için LLM&#8217;lerle paylaşmadan önce şifreleyin ve veri kümelerinde kimliği belirlenebilecek kişilerin gizliliğini korumak için anonimleştirme tekniklerini değerlendirin. Veri temizleme, modele girmeden önce eğitim verilerinden hassas ayrıntıları çıkararak aynı amaca ulaşabilir.</li>
<li>Gelişmiş erişim kontrolleri: Güçlü parolalar, çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) ve minimum ayrıcalık politikaları, üretken yapay zeka modeline ve arka uç sistemlere yalnızca yetkili kişilerin erişebilmesini sağlamaya yardımcı olacaktır.</li>
<li>Düzenli güvenlik denetimi: Bu, LLM&#8217;yi ve üzerine inşa edildiği üretken yapay zeka modellerini etkileyebilecek, BT sistemlerinizdeki güvenlik açıklarının ortaya çıkarılmasına yardımcı olabilir.</li>
<li>Olay müdahale planlarını uygulayın: İyi prova edilmiş ve sağlam bir olay müdahale planı, kuruluşunuzun herhangi bir ihlali kontrol altına almak, düzeltmek ve bu ihlalden kurtulmak için hızlı bir şekilde yanıt vermesine yardımcı olacaktır.</li>
<li>LLM sağlayıcıların tüm detaylarını inceleyin: Tüm tedarikçilerde olduğu gibi, LLM’yi sağlayan firmanın veri güvenliği ve gizliliği alanında sektörün en iyi uygulamalarını kullandığını kontrol edin. Kullanıcı verilerinin nerede işlenip depolandığı ve modeli eğitmek için kullanılıp kullanılmadığı konusunda net açıklamalar olduğundan emin olun. Veriler ne kadar süreliğine tutuluyor? Veriler üçüncü taraflarla paylaşılıyor mu? Verilerinizin eğitim amaçlı kullanım tercihi değiştirebiliyor mu?</li>
<li>Geliştiricilerin sıkı güvenlik önlemleri uyguladığından emin olun: Geliştiricileriniz kod oluşturmak için LLM’leri kullanıyorsa hataların üretime sızma riskini azaltmak için güvenlik testi ve meslektaş incelemesi gibi politikalara uyduklarından emin olun.</li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-dil-modelleri-ile-gelen-bes-onemli-risk-422183">Büyük dil modelleri ile gelen beş önemli risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Nov 2023 11:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altında]]></category>
		<category><![CDATA[gebeler]]></category>
		<category><![CDATA[gripte]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421894</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların açılması ve mevsim değişikliği nedeniyle grip (influenza) vakalarında artış gözlemleniyor.  Prof. Dr. İftihar Köksal, 65 yaş üstü kişilerin, gebelerin ve kronik hastalığı olanların gribin ciddi sonuçları açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çekerek bu nedenle yaygın bir grip salgınının önüne geçmek ve gribin ciddi sonuçlarını önlemek adına grip aşısının önemini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894">&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>“Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Okulların açılması ve mevsim değişikliği nedeniyle grip (influenza) vakalarında artış gözlemleniyor.  Prof. Dr. İftihar Köksal, 65 yaş üstü kişilerin, gebelerin ve kronik hastalığı olanların gribin ciddi sonuçları açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çekerek bu nedenle yaygın bir grip salgınının önüne geçmek ve gribin ciddi sonuçlarını önlemek adına grip aşısının önemini vurguladı.</strong></p>
<p>Prof. Dr. İftihar Köksal, influenza virüsünün sebep olduğu gribin sadece bir solunum yolu enfeksiyonu olmadığını, kanıtların gribin daha geniş kapsamlı sağlık komplikasyonları ile ilişkili olabileceğini, sonbahar mevsimiyle birlikte grip sezonuna da girildiğini söyleyen Prof. Dr. İftihar Köksal, risk grupları ve grip aşısının önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p>“Grip, sağlıklı erişkinler dahil olmak üzere, enfeksiyondan birkaç gün sonra kalp krizi riskini en az 10 kat ve inme riskini en az 8 kat arttırarak şiddetli kardiyovasküler komplikasyonları tetikleyebiliyor. Grip aşısı ise kardiyovasküler olayları yüzde 26-53, kardiyovasküler ölümleri yüzde 56 oranında azaltmakta.” </p>
<p>Bunun yanı sıra bir diğer risk grubu diyabetli hastalarda grip enfeksiyonu hastaneye yatış ve ölüm riskini 6 kat ve hastaneye yatıştan sonra yoğun bakım ünitesine yatış riskini 4 kat arttırıyor. Bu noktada grip aşısı diyabetli kişilerde hastaneye yatışı yüzde 58, grip/zatürre nedeniyle hastaneye yatışı yüzde 43 azaltıyor.</p>
<p>Ayrıca 65 yaş üstü hastalarda, influenza virüsü nedeniyle hastaneye yatırılan her 3 yaşlı yetişkinden birinde zatürre gelişmekte ve bu hastalar grip enfeksiyonundan sonra 2 aya kadar daha yüksek felç riski altındadırlar. Hamile kadınlar da hem kendileri hem de gelişmekte olan bebekleri için grip enfeksiyonunun ciddi sonuçları açısından yüksek risk altındalar.”</p>
<p><strong>‘Okula dönüş ile çocuklarda grip riski artıyor’ </strong></p>
<p>5 yaşından küçük çocuklarda griple ilgili ciddi komplikasyonlar gelişme riskinin yüksek olduğunu söyleyen Prof. Dr. İftihar Köksal, en büyük grip atak hızının tipik olarak okul çağı çocuklarında olduğunu ve gribin esas olarak çocuklardan yetişkinlere yayılma ve epidemilere neden olma eğiliminde olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Eylül – Ocak ayları aşılanma için en uygun zaman”</strong></p>
<p>Grip aşısı zamanlamasıyla ilgili de bilgi veren Prof. Dr. İftihar Köksal, aşıya geç kalındığı algısının yanlış olduğunu, ocak ayı başında vakalarda pik noktayı görmeyi beklediklerinden dolayı bu zaman dilimi içerisinde başta risk grupları olmak üzere aşıya erişebilen herkesin gripten korunmak adına aşı olmasının önemini vurguladı. Ayrıca “Geçen sezon grip salgınları ekim ayının sonlarına doğru başladı ve çok hızlı arttı. 2009 grip pandemisinden beri görülen en kötü grip sezonu yaşandı. Bu nedenle bu sezona hazır olmak için henüz aşılanmamış kişilerde grip aşısı uygulamasına bugün itibariyle başlanarak mart sonuna kadar devam edilmesini öneriyoruz. Böylece nisan-mayıs aylarına kadar devam eden influenza vakalarını önlemek mümkün olacaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>“Grip aşısını daha önce grip geçirenler de olmalıdır”</strong></p>
<p>Grip enfeksiyonu geçiren birinin aşı olmasıyla ilgili de konuşan Prof. Dr. İftihar Köksal, “Türkiye’de bulunan aşıları, 4 ayrı virüs alt tipine karşı koruyuculuk sağlıyor. Toplumda influenza virüsünün farklı alt tipleri hastalığa sebep oluyor. Bu nedenle hasta olsanız bile hangi virüsün sizi hasta ettiğinden bağımsız diğer 3 tipe karşı bağışıklığınız olmayacaktır. Bu nedenle de grip hastalığı geçirilse dahi güvenle grip aşısı olunabilir. Tabii aşı olacak bireyin o esnada ağır ateşli bir hastalık geçirmediği ilgili hekim tarafından kontrol edilmelidir.” dedi.</p>
<p> </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894">&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber güvenlik risk değerlendirmeleri ile işinizi güçlendirin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-risk-degerlendirmeleri-ile-isinizi-guclendirin-419821</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Nov 2023 07:38:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirin]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[işinizi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419821</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şirketler için risk oluşturan faktörler, teknolojinin gelişimiyle beraber sürekli değişim gösteriyor. Siber güvenlik alanında tek bir savunma stratejisine bağlı kalmak, korumanın aksine daha yıkıcı sonuçlar için zemin oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-risk-degerlendirmeleri-ile-isinizi-guclendirin-419821">Siber güvenlik risk değerlendirmeleri ile işinizi güçlendirin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>SİBER GÜVENLİK RİSK DEĞERLENDİRMELERİ İLE </strong></p>
<p><strong>İŞİNİZİ GÜÇLENDİRİN</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>SİBER GÜVENLİK RİSK DEĞERLENDİRMELERİNİN ŞİRKETLERE </strong></p>
<p><strong>SAĞLADIĞI 4 FAYDA</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Şirketler için risk oluşturan faktörler, teknolojinin gelişimiyle beraber sürekli değişim gösteriyor. Siber güvenlik alanında tek bir savunma stratejisine bağlı kalmak, korumanın aksine daha yıkıcı sonuçlar için zemin oluşturuyor. Uç nokta siber güvenlik risk değerlendirmeleri, MSP müşterilerinin cihazlarını tehlikeye atan iç ve dış faktörlerin anlık olarak tespit edilmesini sağlıyor. Kuruluşlar bu sayede gelişen ya da ortaya çıkan tehditlerden haberdar olarak gerekli önlemler alabiliyor. Bütünleşik siber güvenlik alanında küresel bir lider olan WatchGuard’ın Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez, risk değerlendirmelerinin şirketlere sağladığı 4 faydayı paylaşıyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Siber güvenlik, genel kanının aksine çözülmesi gereken bir sorun değil, sürekli izleme ve yönetim gerektiren bir süreç olarak yürütülüyor. Müşterilerin siber güvenlik durumunu analiz etmek, bu sürecin en önemli parçasını oluşturuyor. Siber güvenlik risk değerlendirmesi, kuruluşların BT sistemlerine ve verilerine yönelik tehditlerin yanı sıra siber saldırılara karşı da koruma kapasitesini değerlendiriyor. Bu sayede şirket içerisindeki güvenlik açıkları tespit edilirken aynı zamanda güvenlik uygulamalarının gereksiz yere kullanımı engellenerek kaynakların boşa harcanmasının önüne geçiyor. Bütünleşik siber güvenlik alanında küresel bir lider olan WatchGuard’ın Türkiye ve Yunanistan Ülke Müdürü Yusuf Evmez risk değerlendirmelerinin şirketlere sağladığı 4 faydayı paylaşıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>1. Yeni Müşteri Kazanımı:</strong> Risk değerlendirmesi, potansiyel müşterilerin uç noktalarındaki tüm güvenlik risklerini işaretliyor. Bu özellik, MSP’lerin ürün ve hizmetleri üzerinde güven oluşmasına yardımcı olarak müşteri ilişkilerinin güçlenmesine destek sağlıyor. Kuruluşlar bu sayede farklılaştırılmış tekliflerle rakiplerinden ayrılıyor, üst ve çapraz satış ihtimalini artırıyor ve daha fazla gelir elde edebiliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>2. Mevcut Müşteri Sadakatini Sağlama: </strong>MSP müşterilerinin uç noktalarına ilişkin bir risk değerlendirmesi, mevcut güvenlik çözümleri de dahil olmak üzere tehlike oluşturan faktörlerin belirlenmesine ve hangi risklerin acil, dikkat veya eylem gerektirdiğinin işaretlenmesine olanak tanıyor. MSP’lerin hizmetlerine risk değerlendirmesini eklemesi, müşteri sadakati ve memnuniyetinin korunması için oldukça önem taşıyor. Bu sayede müşteriler proaktif bir yaklaşımdan yararlanarak, kendilerini daha güvende hissediyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3. İyi Bir İtibar Oluşturma: </strong>Şirketler, genellikle saldırıya maruz kalana kadar yeni bir siber güvenlik aracına ihtiyaç duymuyor. Ancak bir saldırı gerçekleştiğinde, siber güvenlik hizmetlerini dışarıdan temin eden birçok şirket hizmet sağlayıcılarını suçlama eğiliminde olabiliyor. Bu durum, MSP’lerde itibar ve ekonomik kayıplara yol açabiliyor. Olası suçlamalardan kaçınmanın yolu, müşterilere proaktif önlemler almaları ve verilerini korumaları için ihtiyaç duydukları tüm bilgilerin sağlanmasına olanak tanıyan uç nokta güvenlik kontrollerinin uygulanması oluyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4. Hizmet Teklifini Genişletme: </strong>Bir uç nokta risk değerlendirmesi, müşteriyle bir mevzuat ve uyumluluk görüşmesi başlatmak için bir hareket noktası olabiliyor. Toplanan bilgilere dayanarak, müşterilere uç nokta güvenliklerini güçlendirmek için hangi adımların atılacağı konusunda destek sağlanabiliyor. Riskleri ölçmek aynı zamanda profesyonelliğin gösterilmesine ve müşterilerin özel ihtiyaçlarını karşılayan özelleştirilmiş teklifler oluşturulmasına yardımcı oluyor.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-risk-degerlendirmeleri-ile-isinizi-guclendirin-419821">Siber güvenlik risk değerlendirmeleri ile işinizi güçlendirin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EY Küresel Yönetim Kurulu Risk Araştırması Yayımlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ey-kuresel-yonetim-kurulu-risk-arastirmasi-yayimlandi-414986</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2023 08:40:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yayımlandı]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414986</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası danışmanlık ve denetim şirketi EY (Ernst &#038; Young), Küresel Yönetim Kurulu Risk Araştırması'nın 2023 versiyonunu yayımladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ey-kuresel-yonetim-kurulu-risk-arastirmasi-yayimlandi-414986">EY Küresel Yönetim Kurulu Risk Araştırması Yayımlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası danışmanlık ve denetim şirketi EY (Ernst &#038; Young), <strong>Küresel Yönetim Kurulu Risk Araştırması</strong>&#8216;nın 2023 versiyonunu yayımladı. Dünya çapında 500’ün üzerinde yönetim kurulu üyesiyle gerçekleştirilen anket sonucunda hazırlanan rapora göre, yönetim kurullarının endişe duyduğu risklerin sayısı artıyor. EY araştırmasında, jeopolitik olaylar (%45), tedarik zincirinin bozulması (%45), siber saldırılar ve veri ihlalleri (%45), değişen müşteri talepleri (%44), iklim değişikliği (%44), teknolojik değişimin hızı ve dijital yıkıcılık (%43) gibi risk faktörleri listede öne çıkıyor. Üstelik araştırmaya göre bu riskler, giderek birbiriyle bağlantılı hale geliyor.</p>
<p>Örneğin, pandemi gibi öngörülmesi zor ve etkili riskler; tedarik zincirlerinin aksamasına ve esnek çalışma koşullarının oluşmasına, esnek çalışma ise kurum kültürünün ve yetenekli insan kaynağının kaybına yol açıyor. En hızlı yükselen riskler arasında pazardaki yeni oyuncular, şirket kültürünün değişime uğraması ve artan uzaktan/hibrit çalışma trendleri yer alıyor.</p>
<p>Araştırma; yönetim kurullarının, şirketleri için riskleri azaltmak ve rekabet avantajı elde etmek adına dayanıklılıklarını neden artırmaları gerektiğini gözler önüne seriyor. Ankete katılan yönetim kurullarının %60’ı, yeni gelişen risklerin şirketlerin risk yönetimi yapılarında yeterince ele alınmadığı konusunda hemfikir. Katılımcıların sadece %31’i, dijital dönüşümden kaynaklanan riskleri çok etkin bir biçimde yönettiğine inanıyor. </p>
<p><strong>EY Küresel Yönetim Kurulu Risk Araştırması</strong>’na göre; değişime uyum sağlamaktan ziyade değişiklikler bir risk haline gelmeden önce bunları proaktif bir şekilde tanımlayıp önlem alabilen kuruluşlar, ancak yıkıcı olayların ardından normale dönebiliyor. Yönetim kurullarının tepkisel olmak yerine şirketlerini dirençli hale getirmesi ve güven inşa etmesi önemli bir faktör.</p>
<p>Araştırmaya göre, yönetim kurullarının daha etkin bir risk yönetimi için katkı sağlayabileceği alanlar aşağıdaki gibi sıralanıyor:</p>
<ul>
<li>Risk yönetimi faaliyetlerini strateji ve performans yönetimi ile entegre etmek</li>
<li>Yetenek ve kültür ile ilgili konularda yönetim kurulu gözetimini güçlendirmek</li>
<li>Şirketin sosyopolitik konulardaki yaklaşımı konusunda daha geniş bir gözetim faaliyeti yürütmek</li>
<li>Şirketi sürdürülebilirlik konusunda değer bazlı bir yaklaşıma yönlendirmek</li>
<li>Dijitalleşme ve yeni gelişen teknolojilerin risklerini daha iyi anlamak</li>
</ul>
<p><strong>EY Türkiye Risk Danışmanlığı Hizmetleri Lideri ve Şirket Ortağı Emre Beşli, EY Küresel Yönetim Kurulu Risk Araştırması</strong> ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:<strong> </strong></p>
<p>“Yönetim kurullarının, kuruluşlarının geleceğini yeniden şekillendirmelerine yardımcı olacak kritik soruları sorarak, dayanıklı şirketlerin göze çarpan özelliklerini ortaya çıkarmak için küresel çapta 500&#8217;den fazla yönetim kurulu üyesinin yanıtlarını analiz ettik. Bu araştırmanın sonucunda dayanıklılığın; “normale dönmeye” çalışmak yerine, değişen riskleri öngörme, bunlara hazırlanma, yanıt verme ve uyum sağlama yeteneği anlamına geldiğini gördük. Bu noktada araştırma, yönetim kurullarının daha etkin bir gözetim sergilemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Yönetim kurullarının tipik olarak ilgilendiği risklere ilave olarak, örneğin yetenek ve kültür yönetimi ile ilgili yapılması gerekenlerin belirlenmesi ve sosyopolitik konularda şirketin nasıl bir duruş sergileyeceğinin planlanması gibi konuların, yönetim kurullarının gündeminde olması gerektiği anlaşılıyor. Elbette teknoloji, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi konular da önemini koruyor. Dayanıklı kuruluşların temel özelliklerinin bilgiye dayalı güven, çeviklik ve alçak gönüllülük değerlerinden oluştuğunu gözlemliyoruz. Yüksek düzeyde dayanıklılık geliştirmek ise yalnızca yönetim kurulunun görevi değil, yönetimle paylaşılan bir sorumluluk. Bu noktada risk yönetimi faaliyetlerini strateji ve performans yönetimi ile entegre etmek ve ayrıca yönetim kurulu ile üst düzey yöneticilerin temasını arttırmak önemli bir inisiyatif olarak göze çarpıyor. EY araştırması, bu konuda da iyileştirme yapılabilecek alanlar olduğunu gösteriyor.” </p>
<p>Raporun tamamına<strong> ey.com</strong> adresinden ulaşılabilir.</p>
<p><strong>EY Hakkında</strong></p>
<p>EY olarak amacımız; müşterilerimiz, çalışanlarımız ve toplum için değer yaratırken aynı zamanda sermaye piyasalarında güvenin ve daha iyi bir çalışma dünyasının oluşmasına katkıda bulunmaktır. Dünya çapında 150’den fazla ülkede, sahip olduğumuz veri ve teknoloji ile hizmet veren ekiplerimizle, denetimde güveni sağlarken müşterilerimizin gelişmesine ve dönüşmesine destek oluyoruz. Bağımsız denetim, danışmanlık, hukuk, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetlerimizle iş dünyasının karşılaştığı zorluklara yeni çözümler sunacak doğru soruları soruyoruz.</p>
<p>EY adı küresel organizasyonu temsil eder ve Ernst&#038;Young Global Limited’in her biri ayrı birer tüzel kişiliğe sahip olan, bir veya daha çok, üye firmasını temsil edebilir. Sınırlı sorumlu bir Birleşik Krallık şirketi olan Ernst&#038;Young Global Limited müşteri hizmeti sunmamaktadır. </p>
<p>Kişisel Verileri Koruma Kanunu (KVKK) kapsamında; EY’ın kişisel verileri nasıl topladığı, kullandığı ve bireylerin sahip olduğu haklara dair bilgilere ey.com/tr_tr/privacy-statement adresinden ulaşabilirsiniz. EY üye şirketleri yerel kanunların yasakladığı bölgelerde hukuk hizmeti sunmaz.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ey-kuresel-yonetim-kurulu-risk-arastirmasi-yayimlandi-414986">EY Küresel Yönetim Kurulu Risk Araştırması Yayımlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Endokrin Bozucu Maddeler Erken Ergenlik için de Risk Oluşturabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/endokrin-bozucu-maddeler-erken-ergenlik-icin-de-risk-olusturabiliyor-413307</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Oct 2023 12:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozucu]]></category>
		<category><![CDATA[endokrin]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılan çalışmaların da gösterdiği üzere son yıllarda kız çocukları arasında erken ergenliğin daha sık görüldüğünü söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Elif Sağsak, maruz kaldığımız endokrin bozucuların son yıllarda giderek artmasının bu durumun nedenlerinden biri olduğunu söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/endokrin-bozucu-maddeler-erken-ergenlik-icin-de-risk-olusturabiliyor-413307">Endokrin Bozucu Maddeler Erken Ergenlik için de Risk Oluşturabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yapılan çalışmaların da gösterdiği üzere son yıllarda kız çocukları arasında erken ergenliğin daha sık görüldüğünü söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Elif Sağsak, maruz kaldığımız endokrin bozucuların son yıllarda giderek artmasının bu durumun nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Doç. Dr. Sağsak, endokrin bozucuların nerelerde bulunduğu ve maruziyeti azaltmak için neler yapılması gerektiği konusunda önemli uyarılarda bulundu. </em></p>
<p> </p>
<p>Endokrin sisteminin işlevini bozarak sağlığımızı olumsuz etkileyen maddeler endokrin bozucu olarak tanımlanıyor. Hormonları taklit ederek veya hormonların işleyişini engelleyerek etki gösteren endokrin bozucuların aynı zamanda vücudumuzda yağ dokusunda uzun süre depolanabildiği bilgisini veren Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Elif Sağsak, gebelikte anneden de bebeğe geçerek bebeği de olumsuz etkileyebileceğini söyledi. </p>
<p>Bu maddelerin özellikle çocuklarımızın sağlığı açısından son derece önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Sağsak, son yıllarda giderek artan oranlarda maruz kalınan endokrin bozucuların çocuklarda erken ergenliğin nedenlerinden biri olarak gösterildiğini söyledi<em>. </em></p>
<p><strong>ENDOKRİN BOZUCULAR ERGENLİK SÜRECİNİ NASIL ETKİLİYOR?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Elif Sağsak’ın verdiği bilgiye göre, endokrin bozucular doğal ve sentetik olarak 2 gruba ayrılıyor. Doğal endokrin bozucuların başında doğada bulunan, doğal hormon yapısındaki gıdalar olan fitoöstrojenler geliyor. Sentetik grup için de endüstriyel temizlik malzemeleri, fitalatlar ve tarım ilaçları (pestisitler) yer alıyor. Endokrin bozucuların ergenlik sürecini nasıl etkilediği konusunda Doç. Dr. Sağsak şu bilgileri verdi: “Endokrin bozucular vücudumuzda beyin veya üreme organlarındaki hormon reseptörlerini etkileyerek ergenliğin daha erken başlamasına veya kızlarda ergenliği taklit eden izole meme büyümesine neden olabiliyor. Daha nadir olarak gecikmiş ergenliğe de neden olabiliyor. Yapılan çalışmalarda günde iki kez kırmızı et yiyen, yoğun trafiğin olduğu anayol kenarında yaşayan, tütün dumanına maruz kalan kızlarda ergenlik yaşının daha düşük olduğu gösterilmiş. Başka bir çalışmada daha erken adet gören kızların idrarında daha ileri yaşta adet gören kızlara göre endokrin bozucular daha fazla tespit edilmiş. Aynı zamanda östrojenik etkileri olan endokrin bozucular erkekler çocuklarda da jinekomastiye yani meme büyümesine de yol açabiliyor.”</p>
<p><strong>BU ÜRÜNLERİN FAZLA KULLANIMI MARUZİYETİ ARTIRIYOR</strong></p>
<p>Uzun süre fitoöstrojenler içeren ürünlerin tüketimi ile vücutta östrojen benzeri bir etki görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Sağsak, “Fitoöstrojenler doğada bazı besinlerin içinde bulunur. Bunların başında soya ürünleri, keten tohumu, adaçayı, meyan kökü, ısırgan otu gelir. Fitoöstrojenler aynı zamanda çilek, kızılcık, ahududu gibi meyvelerde de bulunur. Bu meyvelerin yıl boyu, mevsimi dışında, günde 1 porsiyondan fazla tüketimi sonucunda da vücutta östrojen benzeri etki görülebilir. Bunun yanında çoğu bitki çayları ve besin takviyeleri içinde de bu maddeler yaygın olarak bulunmaktadır. Bitki çaylarının da çocukların beslenmelerinde yeri olmadığını hatırlatan Doç. Dr. Sağsak, sözlerine şöyle devam etti: “Tek tük, tadımlık tüketilen bitki çayları değil ama özellikle aylarca düzenli içilen, adaçayı, ısırgan otu içeren bitki çayları yine östrojenik etkiler göstererek çocuklarımızda erken ergenliğe neden olabilir.”</p>
<p>Fitoöstrojenler dışında da endokrin bozuculara maruz kaldığımızı hatırlatan Doç. Dr. Elif Sağsak, sentetik grupta yer alan bu maddeler ve onlara nasıl maruz kaldığımız konusunda şu bilgileri verdi: “Bu maddeler arasında en sık fitalatlar, bisfenol (BPA) ve pestisitler ile karşılaşıyoruz. Fitalatlar, plastik malzemeleri daha yumuşak, elastik, hafif ve dayanıklı yapabilmek için kullanılır. Kozmetik ürünlerde, bebeklerin kullandığı biberon emziklerin yapımında kullanılabilir. Bisfenol A (BPA) yine plastik kaplama malzemesi olarak kullanılıyor. Bebek formülaları ve içeceklerin şişelerinde yer aldığı gibi gıda paketlerinde kullanılabiliyor. Pestisitler ise tarım ilaçları içinde bulunabiliyor. Bu şekilde sebze meyvelere veya hayvanların etlerine ve sütlerine, yumurtalarına karışabiliyor.”</p>
<p><strong>ENDOKRİN BOZUCULARA MARUZİYETİMİZ AZALTMAK MÜMKÜN!</strong></p>
<p>Günümüz şartları altında endokrin bozuculara maruziyeti sıfıra indirilemese de azaltmanın mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr.  Sağsak, bu konuda yapılabilecekleri şöyle sıraladı: </p>
<p><strong>Etiket okumak alışkanlık haline getirilme:</strong> “Bir ürün alırken içinde BPA içermediğine dikkat etmemiz gerekir. Bu nedenle etiket okumayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Çocukların plastik ürünlerle, oyuncaklarla maruziyeti olabildiğince kısıtlanmalı. Bebeklerin kullandığı emzik ve biberonların da BPA içermediğine dikkat edilmeli.</p>
<p><strong>Gıdalar plastik kaplarda saklanmamalı:</strong> Anne sütü ve mamalar, çocuklara sunduğumuz gıdalar plastik kaplarda saklanmamalı, plastik kaplarda saklanan yiyecekler özellikle mikrodalgada ısıtılmamalı, yerine seramik kaplar kullanılmalı. Plastik kap kullanıyorsak sıcak yemekle temas etmemeli ve bulaşık makinasında yıkanmamalı.</p>
<p><strong>Çocuklara çelik matara tercih edilmeli:</strong> Özellikle okul mataraları için plastik ürünler kullanmamalıyız. Mümkün oldukça çelik mataralar tercih edilmeli. Kullandığımız pet şişeler çok soğuk ve sıcak ortamlarda kimyasal madde salgıladıkları için güneş ışığında bırakılmamalı veya dondurucuya konmamalı. </p>
<p>Plastik ambalajlı ürün alacaksak da bu ürünlerin alt kısmında yazılan simgelere dikkat edelim. 1,2,4,5 sayıları varsa sağlık için risk taşımıyor ancak 3-6ve 7 numaraların olması sağlık açısından riskli oluşturduğu anlamına geldiği hatırlanmalı. </p>
<p><strong>Organik ürünler tercih edilmeli:</strong> Tavuk ve yumurtaların organik olmasına dikkat edilmeli.  Yumurtaların üzerindeki barkod numarası “0 organik yumurta”, “1 gezen tavuk yumurtası” olduğunu ifade eder. Bu nedenle satın aldığımız ürünlerde bu rakamların olduğundan emin olunmalı. </p>
<p><strong>Sebze ve meyveler mevsimine tüketilmeli</strong>: Sağlıklı beslenme açısından da çok önemli olan bu konuya endokrin bozuculardan korunmak için de dikkat edilmeli.  Mevsimindeki sebze ve meyveler karbonatlı suda beklettikten sonra akan suda yıkanmalı ve soyulabilecek meyve sebzelerin kabukları soyularak tüketilmeli. </p>
<p><strong>DOKTOR TAVSİYESİ OLMADAN ÇOCUKLARA BESİN TAKVİYESİ KULLANILMAMALI!</strong></p>
<p>Özellikle doğal gıdaların içinde bulunabilen fitoöstrojenlerden nasıl uzak kalınabileceği konusunda da bazı önerilerde bulunan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Uzmanı, “Öncelikle doktor tavsiyesi olmadan besin takviyeleri kullanmamalıyız. Çünkü bu takviyelerin içinde bulunan bitkilerin östrojenik etkileri olabilir. Bu da çocuklarımızda erken ergenlik bulgularının ortaya çıkmasına neden olabilir. Boy uzatma, kilo aldırma vaadiyle önerilen çeşitli bitkisel karışımlardan da uzak durulması gerekiyor.” diye konuştu. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/endokrin-bozucu-maddeler-erken-ergenlik-icin-de-risk-olusturabiliyor-413307">Endokrin Bozucu Maddeler Erken Ergenlik için de Risk Oluşturabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailesinde meme kanseri olanlar prostat kanseri açısından da risk altında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailesinde-meme-kanseri-olanlar-prostat-kanseri-acisindan-da-risk-altinda-401945</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 19:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ailesinde]]></category>
		<category><![CDATA[altında]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401945</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü her yıl dünyada yaklaşık 1 buçuk milyon erkeğe prostat kanseri tanısı konduğunu belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailesinde-meme-kanseri-olanlar-prostat-kanseri-acisindan-da-risk-altinda-401945">Ailesinde meme kanseri olanlar prostat kanseri açısından da risk altında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya Sağlık Örgütü her yıl dünyada yaklaşık 1 buçuk milyon erkeğe prostat kanseri tanısı konduğunu belirtiyor. Türkiye’de ise bu rakamın ortalama olarak 20 bin olduğunu ve akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen kanserin prostat kanseri olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Prof. Dr. İlker Tinay, “Prostat kanseri düzenli muayene ve erken tanı ile önlenebilen bir kanser türü. Genetik yatkınlık prostat kanserinde önemli. Ailesinde prostat kanseri öyküsü olanlar 2-3 kat daha fazla risk altında. Ayrıca ailede meme kanseri varlığı da prostat kanseri açısından bir risk. Bu nedenle ailesinde meme veya prostat kanseri olanlar prostat taramalarına daha erken başlamalı” hatırlatmasında bulundu.</strong></p>
<p>Kadınlarda meme kanserine neden olan BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyonların (değişikliklerin), erkeklerde de prostat kanserine neden olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Prof. Dr. İlker Tinay, “Dolayısıyla annesinde meme kanseri öyküsü olanlar, prostat kanseri açısından da risk altında. Sağlıklı erkekler 50 yaşından sonra, ailesinde prostat kanseri veya meme kanseri öyküsü olanlar ise 40 yaşından itibaren yıllık muayene ve PSA tahlili yaptırmalı” dedi. </p>
<p>  </p>
<p><strong>Erkekler muayeneden kaçıyor</strong></p>
<p>Pek çok erkeğin elle yapılan üroloji muayenesinden çekindiğini ve sadece kan tahlili yaptırmayı tercih ettiğini söyleyen Prof. Dr. İlker Tinay, “Hiçbir teknoloji muayenenin yerini tutmaz. Görüntüleme yöntemleriyle ortaya çıkmayan pek çok sorun sadece elle muayene esnasında tespit edilebiliyor” diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Prostat kanseri belirti vermeyebilir</strong></p>
<p>Erken tanının daha başarılı tedavi anlamına geldiğini hatırlatan Prof. Dr. İlker Tinay, “İnsanların bilinçli olması ve düzenli kontrollere gelerek taramalarını yaptırması çok önemli. Yeni gelişmeler sayesinde ileri evre prostat kanserinde bile tedavide yüz güldürücü sonuçlar elde etmek mümkün olsa da erken tanı alan kişilerin sonuçları da daha başarılı oluyor” dedi. Prostat kanserinin hiçbir belirti vermeyebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. İlker Tinay, “İleri evre prostat kanserinde idrarda kan görülebilir. Prostat kanseri ilk olarak bel omurlarına ve omurgaya sıçrama yaptığı için bel ve sırt ağrıları olabilir. İdrarın kesik kesik yapılması ise kansere değil, iyi huylu prostat büyümesine de bağlı olabilir. Ancak net tanı koymak için bir üroloji uzmanına başvurmak önemli” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Ameliyatsız tedavi mümkün</strong></p>
<p>Prostat kanserinin çoğu zaman tedavisinin ameliyat olduğunu ancak özellikle Radyasyon Onkolojisi alanındaki teknolojik gelişmeler sayesinde pek çok prostat kanseri hastasının ameliyat olmadan, sadece ışın tedavisiyle de sağlığına kavuşabildiğini belirten Prof. Dr. İlker Tinay, “Sadece tümörü hedef alan, çevre dokulara zarar vermeyen yeni radyoterapi cihazları yaşam kalitesini daha çok koruyor. Günümüzdeki gelişmeler sayesinde artık çok daha etkili ve çok daha az yan etkili tedaviler söz konusu. Nükleer Tıp alanındaki yeni radyonüklid tedaviler, medikal taraftaki akıllı ilaçlar ve bağışıklık sistemini harekete geçiren immünoterapiler de prostat kanseri tedavisinde cerrahiye giderek daha sık ek veya alternatif olan yöntemler arasında yer alıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailesinde-meme-kanseri-olanlar-prostat-kanseri-acisindan-da-risk-altinda-401945">Ailesinde meme kanseri olanlar prostat kanseri açısından da risk altında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vakalar artıyor! 1 yaş altı bebekler ağır kızamık için risk altında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vakalar-artiyor-1-yas-alti-bebekler-agir-kizamik-icin-risk-altinda-398129</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 11:54:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[altında]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[vakalar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=398129</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 31 Mayıs tarihinde yayınlandığı Avrupa Bölgesi Kızamık Raporuna göre, Mayıs 2022'den Nisan 2023'e kadar olan dönemde Avrupa genelinde en çok kızamık vakasının Türkiye'den bildirildiği görüldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vakalar-artiyor-1-yas-alti-bebekler-agir-kizamik-icin-risk-altinda-398129">Vakalar artıyor! 1 yaş altı bebekler ağır kızamık için risk altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son dönemde kızamık vakalarındaki artışın en büyük nedeninin aşısız ya da eksik aşılı çocuklar olduğu biliniyor. Kızamık vakalarının artması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, 2019 yılında 1 yaşında uygulanan kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) aşısına ek olarak 9. ayda da aşı yapılması kararı aldı. Halen hem 9. ayda hem de 12. ayda yapılan kızamık aşısı süt ve yumurta ihtiva ettiği için sorun yaşandığını belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), yaptığı basın açıklamasında, “1 yaş altı bebekler, ağır kızamık için risk altındadır. Kızamık aşıları süt ya da yumurta proteini içerebildiğinden alerjisi olan çocuklarda alerjik reaksiyonlara neden olma ihtimali olsa da, önlemler alınarak aşı uygulaması yapılabilir” dedi. </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 31 Mayıs tarihinde yayınlandığı Avrupa Bölgesi Kızamık Raporuna göre, Mayıs 2022&#8217;den Nisan 2023&#8217;e kadar olan dönemde Avrupa genelinde en çok kızamık vakasının Türkiye&#8217;den bildirildiği görüldü. Mayıs 2022&#8217;den Nisan 2023&#8217;e kadar bildirilen 4 bin 544 kızamık vakasının yüzde 95&#8217;i, Türkiye, Rusya ve Tacikistan&#8217;da saptandı. Türkiye&#8217;nin 1543 kızamık vakası ile ilk sırada yer aldığı belirtilirken, Rusya 1129 vaka ile ikinci sırada, Tacikistan ise 568 vaka ile üçüncü sırada yer aldı.</p>
<p>Kızamık vakalarında aşısız ya da eksik aşılıların çoğunlukta olduğu görüldü. Özellikle kızamık komplikasyonları ve ölüm açısından en riskli 5 yaş altında aşılanma durumu açısından vakalar değerlendirildiğinde 1 yaş altında vakaların neredeyse tümünün, 1-4 yaşta ise yarısından fazlasının aşısız olduğu ortaya çıktı. </p>
<p><strong>“Alerjik çocukların aşıları önlemler alınarak yapılabilir”</strong></p>
<p>Konuyu yakından takip eden <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) </strong>yaptığı basın açıklamasında, aşılamanın önemini vurguladı. Aşının içinde bulunan süt ve yumurta proteinlere karşı alerjik reaksiyon gösterebilme ihtimali olan çocuklar için de bu aşının mümkün olduğunun altını çizdi ve şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>“Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısından sonra alerjik reaksiyonlar oldukça nadirdir. İnek sütü ve yumurta dışında başka bir besine alerjisi olan çocuklarda, alerjisi olmayan çocuklarda alınan önlemler eşliğinde kızamık aşısı yapılabilir. Kanlı, mukuslu kakası veya egzaması olup inek sütü alerjisi ya da yumurta alerjisi teşhisi konan çocuklara, alerjisi olmayan çocuklarda alınan önlemler eşliğinde kızamık aşısı yapılabilir. İnek sütü veya yumurta ile karşılaştıktan kısa bir süre içinde ciltte kızarıklık, kaşıntı, şişlik, kusma gibi yakınmaları olan çocuklara çocuk doktoru gözetiminde aşı yapılmalıdır.   Şiddetli inek sütü veya yumurta alerjisi olup veya daha önce bu besinlerle alerjik şok (anafilaksi) geçirmiş çocuklar, aşı yapılmadan önce mutlaka çocuk alerji immünoloji uzmanına sevk edilmelidir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vakalar-artiyor-1-yas-alti-bebekler-agir-kizamik-icin-risk-altinda-398129">Vakalar artıyor! 1 yaş altı bebekler ağır kızamık için risk altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş Çarpması Durumunda Kimler Risk Altında, Neler Yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-carpmasi-durumunda-kimler-risk-altinda-neler-yapilmali-395962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 09:12:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altında]]></category>
		<category><![CDATA[çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[durumunda]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kimler]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güneş Çarpması, yaz aylarında sıcak hava ve güneş altında uzun süre kalanlarda, sıkça görülen ciddi bir durumdur. Hayati risk dahi barındırabilen bu sorunun tedavisi de kritik detaylara sahip. Egepol Hastaneleri Doktorlarından Uzm. Dr. Ferit Sarı, güneş çarpmasıyla ilgili merak edilenler hakkında bilgiler veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-carpmasi-durumunda-kimler-risk-altinda-neler-yapilmali-395962">Güneş Çarpması Durumunda Kimler Risk Altında, Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş Çarpması, yaz aylarında sıcak hava ve güneş altında uzun süre kalanlarda, sıkça görülen ciddi bir durumdur. Hayati risk dahi barındırabilen bu sorunun tedavisi de kritik detaylara sahip. Egepol Hastaneleri Doktorlarından Uzm. Dr. Ferit Sarı, güneş çarpmasıyla ilgili merak edilenler hakkında bilgiler veriyor.</p>
<p>Güneş çarpması, insan bedeninde ciddi yan etkilere neden olan hayati risk barındıran bir durumdur. Bu durumun, sadece cilt üzerinde etkilerinden söz edemeyiz. Güneş yanığı ile güneş çarpması birbirine karıştırılmamalıdır. Güneş çarpması, genel olarak tüm bedene etki eden yaygın bir bozukluğu ifade eder. </p>
<p>Özellikle çocuklar ve yaşlıların, bu riske daha açık olduklarından söz edilebilir. Kalp ve damar hastalıkları olanlar, diyabet hastaları, sinir sistemi rahatsızlıkları olanlar, genel olarak risk grubu içerisinde yer alır. Doktorları tarafından güneşe çıkmaları yasaklanan her hasta da ayrıca risk grubu içerisinde tanımlanır.</p>
<p>Güneş çarpması, esasen sadece risk grubunun kaçınması gereken bir durum değildir. Herhangi bir hastalığı olmayanlar da uzun süre bu etkiye maruz kalmaları halinde, bu sorunla yüzleşebilir. Doğrudan güneş ışığına maruz kalmak, bu sebeple doğru değildir. Direkt güneş ışığı, radyoaktif etkileri ile cilt ve tüm vücut üzerinde etkilere neden olabilir.</p>
<p>Güneş çarpmasının belirtileri arasında baş ağrısı, bulantı, kusma, yüksek ateş, terleyememe, sinir sistemi bozuklukları ve bilinç kaybı bulunur. Güneş çarpmasından korunmak için güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarıya çıkılmamalı, güneş koruyucu önlemler alınmalı ve sıvı tüketimi arttırılmalıdır.</p>
<p><strong>Güneş Çarpması ve Risk Faktörleri</strong></p>
<p>Güneş çarpması, sıcak havalarda güneş altında uzun süre kalan bireylerde meydana gelebilen ciddi bir durumdur. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, aşırı kilolu veya kaşektik kişiler, kanser hastaları, psikiyatrik rahatsızlığı olanlar, 65 yaş üzeri kişiler ve gebeler güneş çarpması açısından risk altında olan gruplardır. Yüksek sıcaklıklara maruz kalmak, aşırı besin tüketmek, kalın giyinmek ve fazla alkol tüketmek de güneş çarpmasını tetikleyebilir.</p>
<p><strong>Güneş Çarpmasının Belirtileri ve Tehlikeleri</strong></p>
<p>Güneş çarpmasının belirtileri arasında baş ağrısı, bulantı, kusma, yüksek ateş, terleyememe, sinir sistemi bozuklukları, ruhsal durum bozuklukları ve bilinç kaybı bulunur. İleri safhalarda tehlikeli olabilen güneş çarpmalarında, ciddi yaşam kaybı riski vardır ve kişinin sinir sisteminde kalıcı hasarlar oluşabilir. Bu nedenle, güneş çarpması belirtileri görüldüğünde vakit kaybedilmeden tedbirler alınmalıdır.</p>
<p><strong>Güneş Çarpmasından Korunma Yolları</strong></p>
<p>Güneş çarpmasından korunmak için güneşin yoğun olduğu saatlerde (10.00-16.00) mümkün olduğunca dışarıya çıkılmamalıdır. Güneş gözlüğü, şapka ve şemsiye gibi güneş ışığından koruyacak aksesuarlar kullanılmalı ve mutlaka güneş koruyucu kremler sürülmelidir. Günde en az 2,5-3 lt sıvı tüketmek, sindirimi kolay hafif yiyecekler tercih etmek ve ılık duş almak da önemlidir.</p>
<p><strong>Güneş Çarpmasında İlk Müdahale</strong></p>
<p>Güneş çarpması durumunda, kişi hemen serin bir yere alınmalı ve üzerindeki sıkı giysiler gevşetilmelidir. Vücut ısısını düşürmeye yönelik başına, göğsüne ve koltukaltlarına soğuk su ile ıslatılmış bez koyulabilir veya soğutucularla soğutmaya çalışmak gerekir. Kan dolaşımını başa doğru yönlendirmek için kişinin ayakları yükseltilmeli, kol ve bacaklara masaj yapılmalıdır. Ateş düşürücü ilaçlar kullanmak da gerekebilir.</p>
<p><strong>Güneş Çarpması Sonrası Komplikasyonlar</strong></p>
<p>Güneş çarpması sonrası oluşabilecek komplikasyonlar nedeniyle hastalar birkaç hafta takip edilmelidir. Sıvı ve tuz dengesi ile sıcaklık değişimleri gözlem altında tutulur. Güneş çarpmasında tablo kötüye gidiyorsa tuz ve elektrolit seviyelerini belirlemek için kan testleri kullanılabilir. Kan testi sonucuna göre hastaya sıvı terapisi uygulanabilir.</p>
<p><strong>Çocuklarda Güneş Çarpması ve Önlemler</strong></p>
<p>Çocukların cildi güneşe karşı hassastır, özellikle 1 yaş altı bebekler için güneş koruyucu kullanırken doktora danışmak önemlidir. Çocuklar dışarı çıkarılmadan önce güneş koruyucu sürülmeli ve güneşin yoğun olduğu saatlerde (10.00-16.00) dışarı çıkılmamalıdır. Uzun süre güneş altında kalan çocuklarda güneş çarpması olabilir, bu durumda bol bol su içirilmeli ve vücut sıcaklığı normalin üzerindeyse ateş düşürücü ilaçlar kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>Güneş Çarpmasında Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>
<p>Güneş çarpması durumunda kesinlikle su içirilmemeli, alkol koklatılmamalı ve katı yiyecekler verilmemelidir. Güneş çarpması teşhisi için kişinin semptomları gözden geçirilmeli, kan basıncı ve sıcaklık değerleri ölçüldükten sonra tanı konulmalıdır. Güneş çarpmasına maruz kalan kişi hemen serin bir yere alınarak ilk müdahale yapılmalı ve gerekirse en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-carpmasi-durumunda-kimler-risk-altinda-neler-yapilmali-395962">Güneş Çarpması Durumunda Kimler Risk Altında, Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Galata Wind, Sustainalytics tarafından hazırlanan ÇSY risk raporunda &#8220;Yenilenebilir Enerji Üretimi&#8221; başlığı altında aldığı 14,9 notuyla Türkiye&#8217;de 1. oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/galata-wind-sustainalytics-tarafindan-hazirlanan-csy-risk-raporunda-yenilenebilir-enerji-uretimi-basligi-altinda-aldigi-149-notuyla-turkiyede-1-oldu-395305</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 13:54:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aldığı]]></category>
		<category><![CDATA[altında]]></category>
		<category><![CDATA[başlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çsy]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[galata]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlanan]]></category>
		<category><![CDATA[notuyla]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[raporunda]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sustainalytics]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[wind]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395305</guid>

					<description><![CDATA[<p>Galata Wind, Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY – ESG) Risk Derecelendirmesi alanında uzman kuruluş Sustainalytics’in gerçekleştirdiği değerlendirme sonucunda, geçtiğimiz yıl 19,9 olan risk skorunu 14,9 olarak iyileştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/galata-wind-sustainalytics-tarafindan-hazirlanan-csy-risk-raporunda-yenilenebilir-enerji-uretimi-basligi-altinda-aldigi-149-notuyla-turkiyede-1-oldu-395305">Galata Wind, Sustainalytics tarafından hazırlanan ÇSY risk raporunda &#8220;Yenilenebilir Enerji Üretimi&#8221; başlığı altında aldığı 14,9 notuyla Türkiye&#8217;de 1. oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Galata Wind, Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY – ESG) Risk Derecelendirmesi alanında uzman kuruluş Sustainalytics’in gerçekleştirdiği değerlendirme sonucunda, geçtiğimiz yıl 19,9 olan risk skorunu 14,9 olarak iyileştirdi. Bu sonuçla ‘Düşük Risk’ kategorisinde derecelendirilen Galata Wind “Yenilenebilir Enerji Üretimi” başlığı altında Türkiye’de 1. olurken küresel 90 şirket arasında da 13. sırada yer aldı.</p>
<p>ÇSY (ESG) derecelendirme alanında dünyanın lider bağımsız denetçi kuruluşu olan Sustainalytics’in derecelendirmesi bir şirketin bulunduğu sektöre özgü önemli ÇSY (ESG) risklerine ne kadar maruz kaldığı ve şirketin bu riskleri ne kadar iyi yönettiğini ölçen ‘ÇSY (ESG) Risk Derecelendirmeleri’ araştırmasına dayanıyor. ÇSY (ESG) Risk Derecelendirmeleri bu riski; ihmal edilebilir, düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olacak şekilde beş seviyede kategorize ediyor. </p>
<p>Temmuz 2023’te açıklanan derecelendirme sonuçları Galata Wind’in ÇSY (ESG) performansı/yönetimi ile ilgili en iyi uygulamalarla uyumlu, ÇSY (ESG) konuları için yönetim kurulu düzeyinde bir gözetime sahip olduğunu ortaya koyuyor. Sonuç, geçtiğimiz yıl aynı kriterlerle yapılan ve 19,9 olan notun bu yıl 14,9 olarak iyileştiğini gösteriyor. Raporda ayrıca Galata Wind’in rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerinin verimliliği ve performansının, deneyimli idari kadrosuna ve kalifiye teknik personeline bağlı olduğu da vurgulandı.</p>
<p>Portföyünü sadece yenilenebilir enerji faaliyetleri ile genişleteceğini taahhüt eden Galata Wind temiz bir gelecek için sürdürülebilir enerji kaynaklarına yatırım yapıyor, Türkiye’nin dört bir yanındaki Gold Standard ve VCS sertifikalı rüzgâr ve güneş enerjisi santralleriyle %100 yenilenebilir enerji üreterek yılda yaklaşık 400.000 ton karbon salımı azaltımı sağlıyor. Galata Wind daha önce 2025 büyüme stratejisi kapsamında 2023-2024 yıllarında yatırımlarının ivme kazanacağını açıklamıştı. Bu kapsamda şirket yurt içi ve yurt dışında satın alım fırsatlarını yakından takip etmeye devam ederken Avrupa’da ülke politikasına göre uzun vadeli elektrik satış kontratları (PPA) olan inşaata hazır projeler veya sıfırdan geliştirilecek olan rüzgâr ve güneş projeleri ile ilgileniyor. Ayrıca, altyapıları hazır mevcut santrallerinde planlanan kapasite artışları kapsamında Mersin RES’deki 39 MW’lık ek kapasite inşaatına 2023 yıl sonunda başlanılması hedeflenirken, Taşpınar RES’deki 13 MW’lık kapasite artırımının ise 2023 yılı sonunda devreye alınması planlanıyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/galata-wind-sustainalytics-tarafindan-hazirlanan-csy-risk-raporunda-yenilenebilir-enerji-uretimi-basligi-altinda-aldigi-149-notuyla-turkiyede-1-oldu-395305">Galata Wind, Sustainalytics tarafından hazırlanan ÇSY risk raporunda &#8220;Yenilenebilir Enerji Üretimi&#8221; başlığı altında aldığı 14,9 notuyla Türkiye&#8217;de 1. oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süreli tek tip beslenme hayati risk oluşturabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-tek-tip-beslenme-hayati-risk-olusturabilir-393528</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 09:24:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süreli]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393528</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zayıflamak amacıyla tek bir besinin kullanıldığı diyetlerin sağlıksız olduğunun yıllardır bilindiğini belirten uzmanlar zayıf görünmenin daha güzel ve estetik  kabul edildiği bu çağın sağlıksız beslenme trendlerini de beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-tek-tip-beslenme-hayati-risk-olusturabilir-393528">Uzun süreli tek tip beslenme hayati risk oluşturabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zayıflamak amacıyla tek bir besinin kullanıldığı diyetlerin sağlıksız olduğunun yıllardır bilindiğini belirten uzmanlar zayıf görünmenin daha güzel ve estetik  kabul edildiği bu çağın sağlıksız beslenme trendlerini de beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor. Uygulanan düşük kalorili diyetlerin, vücutta iştah hormonlarının artmasına ve metabolik hızın yavaşlamasına sebep olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, alınan besinlerin vücut işlevleri için yeterli olmadığının altını çiziyor. Bu tarz diyetlerin, bir çok metabolik dengesizliğin yanında ölüme bile sebep olabileceği konusunda uyaran Yiğit, düşük kalorili veya tek tip beslenme diyeti uygulayanların normal beslenme düzenine dönmesini öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, vegan olan ve tek tip beslenen ünlü sosyal medya fenomeninin ölümüyle yeniden gündeme gelen tek tip beslenme hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tek tip beslenmenin sağlıksız olduğu yıllardır biliniyor</strong></p>
<p>Dünyada artan obezite sorununun, sosyal medyanın etkisi ile zayıf görünmenin daha güzel ve estetik  kabul edildiği bir çağda yaşadığımızı dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Maalesef ki bu çağ sağlıksız beslenme trendlerini de beraberinde getiriyor. Özellikle yaz aylarında tek tip beslenmenin popülaritesi artıyor. Zayıflamak amacıyla egzotik meyve diyeti, kabak diyeti, çorba diyeti gibi sadece tek bir besinin kullanıldığı diyetlerin sağlıksız, kilo verme ve kilo koruma üzerinde işlevsiz olduğu yıllardır bilinse de, sosyal medya ve internetteki bilgi kirliliği nedeniyle her zaman ilgi görüyor.” dedi.</p>
<p><strong>Enerjisi kısıtlanmış diyetler iştah hormonlarının artmasına neden olur</strong></p>
<p>Tek bir besin ile yapılan enerjisi kısıtlanmış diyetlerin özellikle hipotalamusun iştah merkezindeki açlık-tokluk sinyallerinin salınımını olumsuz etkilediğine vurgu yapan Yiğit, “Uygulanan düşük kalorili diyetler, vücutta iştah hormonlarının artmasına ve metabolik hızın yavaşlamasına sebep olur. Ayrıca stres hormonları ve vücutta kortizol seviyelerinin artmasına, bu nedenle diyet bırakıldıktan sonra hızla kilo artışına sebep olurlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Vegan beslenme, vücudun işlevlerini sürdürebilmesi için yeterli değil</strong></p>
<p>Kilo vermek için veya artık bir inanış olarak da kabul edilen vegan beslenmenin de vücut fonksiyonlarını ve metabolik hızı olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Yiğit, “Vegan beslenen bireyler lif, antioksidan ve birçok vitamini sebze, meyve ve tahıllardan karşılarlar. Ancak bunlar vücut işlevleri için yeterli değil. Bitkisel besinlerle vücuda gerekli olan B12 vitamini, demir, folik asit ve kalsiyum yeterli miktarda karşılanmaz. Bu vitaminler preparat olarak alınsa bile emilim konusunda çoğunlukla yetersizlik yaşanır. Bu nedenle kemik erimesi, gece körlüğü ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalar görülebilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Uzun süreli tek tip beslenme ölüme neden olabilir</strong></p>
<p>Uzun süreli tek bir besin ile uygulanan diyetlerin, protein ve mineral eksikliklerine, elektrolit dengesizliğine, laktik asidoza ve hatta ölüme sebep olabileceğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Son günlerde sosyal medyada yer alan ‘egzotik meyve diyeti’ uygulayan fenomenin, ölüm nedeni kesinleşmese de bu saydığım nedenlerle olması muhtemeldir.” dedi.</p>
<p>Bu tarz tek bir besin ile yapılan diyetlerin, ilgi çekse de özellikle ergenlik çağında temelleri atılan, beden memnuniyetsizliği ile karakterize blumia nervoza, anoreksia nervoza gibi hastalıkların ortaya çıkmasına zemin oluşturabileceğini belirten Yiğit sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Eğer bu tarz düşük kalorili veya tek bir besinle yapılan bir diyet uyguladıysanız, zararlarını minimuma indirmek için öncelikle sebze meyve çeşitliliğini arttırarak, düşük yağlı hayvansal besinleri ve tam tahılları beslenmenize ekleyerek normal beslenme düzenine dönmeye başlayabilirsiniz.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-sureli-tek-tip-beslenme-hayati-risk-olusturabilir-393528">Uzun süreli tek tip beslenme hayati risk oluşturabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ASAT, Risk Yönetim Belgesi aldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asat-risk-yonetim-belgesi-aldi-375032</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2023 17:26:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aldı]]></category>
		<category><![CDATA[asat]]></category>
		<category><![CDATA[belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=375032</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya Su ve Atıksu Genel Müdürlüğü, TSE'nin yaptığı denetimler sonrası TS ISO 31000 Risk Yönetim Sistemi belgesi aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asat-risk-yonetim-belgesi-aldi-375032">ASAT, Risk Yönetim Belgesi aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya Su ve Atıksu Genel Müdürlüğü, TSE&#8217;nin yaptığı denetimler sonrası TS ISO 31000 Risk Yönetim Sistemi belgesi aldı. </p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya Su ve Atıksu Genel Müdürlüğü (ASAT) , Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından gerçekleştirilen denetimler sonrası TS ISO 31000 Risk Yönetim Sistemi belgesi almaya hak kazandı. TSE Antalya Bölge Müdürü Hasan Demirtaş, belgeyi ASAT Genel Müdürü Av. İbrahim Kurt’a takdim etti.<br /> <br /><strong>BÖLGEDEKİ İLK KURUM ASAT OLDU</strong></p>
<p>ASAT Batı Akdeniz’de bulunan kamu kurumları arasında Risk Yönetim Belgesi almaya hak kazanan ilk kurum oldu. Belge kapsamında ASAT, belirlemiş olduğu iş süreçlerine bağlı karşılaştığı riskleri doğru yönetmek için tüm risklerini tespit ederek iyileştirme faaliyetleri başlattı ve böylelikle risklerini kontrol altına aldı.</p>
<p><strong>ASAT GÜÇLÜ BİR KURUMSAL YAPIYA SAHİP   </strong></p>
<p>ASAT Genel Müdürlüğü Ana Hizmet Binası’nda yapılan belge takdim töreninde konuşan TSE Bölge Müdürü Hasan Demirtaş, ASAT’ın uluslararası standartları takip ederek ve uygulayarak güçlü bir kurumsal yapıda olduğuna dikkat çekti ve başarılarının devamını diledi. ASAT Genel Müdürü Av. İbrahim Kurt ise yeni yönetim sistemleri çalışmalarının devam edeceğini söyledi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asat-risk-yonetim-belgesi-aldi-375032">ASAT, Risk Yönetim Belgesi aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maraton İzmir&#8217;de Eğitime Erişimi Risk Altındaki Kız Çocuklarına Büyük Destek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maraton-izmirde-egitime-erisimi-risk-altindaki-kiz-cocuklarina-buyuk-destek-373161</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 11:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[altındaki]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarına]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[eğitime]]></category>
		<category><![CDATA[erişimi]]></category>
		<category><![CDATA[izmirde]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[maraton]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü Oyuncu Çağlar Ertuğrul Eğitime Erişimi Risk Altındaki Kız Çocuklarını Desteklemek İçin Koştu!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maraton-izmirde-egitime-erisimi-risk-altindaki-kiz-cocuklarina-buyuk-destek-373161">Maraton İzmir&#8217;de Eğitime Erişimi Risk Altındaki Kız Çocuklarına Büyük Destek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ünlü Oyuncu Çağlar Ertuğrul Eğitime Erişimi Risk Altındaki Kız Çocuklarını Desteklemek İçin Koştu!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Koruncuk Vakfı gönüllü koşucuları, eğitime erişimi risk altındaki kız çocuklarına destek için Maraton İzmir’de koştu. 7 Mayıs Pazar Günü 4. kez düzenlenen Maraton İzmir’de, Koruncuk Vakfı gönüllü koşucuları, Koruncuk Vakfı Yönetim Kurulu Üyeleri ile birlikte adımlarını “eğitime erişimi risk altındaki kız çocuklarının sevgi ve güven ortamında hayata hazırlanarak hayallerindeki okula kavuşmaları” için attı.</strong></p>
<p>Eğitime erişimleri risk altındaki kız çocuklarının özgüvenli bireyler olarak toplum içinde yer almaları amacıyla çalışan Koruncuk Vakfı; Maraton İzmir’de,<strong> </strong>Koruncuk Vakfı gönüllü koşucuları ve Koruncuk Vakfı Yönetim Kurulu Üyeleri ile eğitime erişimi risk altındaki kız çocuklarının hayallerindeki okula kavuşmalarına destek olmak için koştu. Türkiye’nin en hızlı parkuru konumundaki Maraton İzmir, Cumhuriyet&#8217;in 100. yılı anısına, &#8220;100 Yıllık Maratonu, Maratonİzmir&#8217;de kutluyoruz&#8221; mottosuyla 7 Mayıs Pazar günü 4. kez gerçekleşti. Yoğun katılımla gerçekleşen Maraton İzmir’de 7 kurumsal takımdan oluşan koşucusunun yanı sıra ünlü sinema, dizi, tiyatro oyuncusu Çağlar Ertuğrul’un içinde bulunduğu bireysel koşucuların da dahil olduğu 250 Koruncuk Vakfı gönüllüsü, adımlarını eğitime erişimi risk altındaki kız çocukları için attı.   </p>
<p>Kız çocuklarının her anlamda güçlü bireyler olarak toplumda yer almaları için onların kesintisiz ve nitelikli eğitime erişimlerinin zorunlu olduğunun altını çizen <strong>Koruncuk Vakfı Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Figen Samuray</strong> “Temel ihtiyaçlarının karşılanması bakımından olanakları kısıtlı ortaokul ve ortaöğretim (lise) seviyesindeki kız çocuklarına, akademik başarı ön koşulu olmaksızın Koruncuk Vakfı Kız Öğrenci Yurtlarında ücretsiz bakım ve barınma hizmeti sunarak onların kişisel, akademik ve psiko-sosyal açıdan gelişimlerini destekliyoruz. Kız çocuklarımıza sunduğumuz tüm bu destekleri elbette hep birlikte yapıyoruz. Gönüllülerimiz, bireysel – kurumsal bağışçılarımız, yönetim kurulumuz, mütevellimiz, çalışanlarımız, amacımıza ortak olan tüm destekçilerimizle biz, kocaman bir aileyiz. Bugün, bunu derinden hissettiğimiz bir gün. Maraton İzmir’de koşarak hem kız çocuklarının eğitime erişimlerinin önemine farkındalık yaratan hem de kız çocuklarımızın eğitimi için bağış toplayan tüm Koruncuk gönüllülerimize yürekten teşekkür ediyoruz. Büyük küçük demeden her bir desteğin Vakfımız çalışmaları için oldukça önemli olduğunu hatırlatarak, bağış toplama kampanyasının devam edeceği 22 Mayıs tarihine kadar Koruncuk Vakfı için koşan gönüllülerimize bağış desteği bekliyoruz.” dedi.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maraton-izmirde-egitime-erisimi-risk-altindaki-kiz-cocuklarina-buyuk-destek-373161">Maraton İzmir&#8217;de Eğitime Erişimi Risk Altındaki Kız Çocuklarına Büyük Destek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trend Micro Siber Risk Endeksi, işletmelerin siber risklere karşı hazırlığının yeterli olmadığını gösteriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/trend-micro-siber-risk-endeksi-isletmelerin-siber-risklere-karsi-hazirliginin-yeterli-olmadigini-gosteriyor-372426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 May 2023 12:28:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[gösteriyor]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlığının]]></category>
		<category><![CDATA[işletmelerin]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[micro]]></category>
		<category><![CDATA[olmadığını]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[risklere]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=372426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber riskler azalıyor, ancak işletmelerin yüzde 78'i yeterince hazırlanamadıkları için önümüzdeki yıl siber saldırıların başarıya ulaşma olasılığının daha yüksek olduğuna inanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-micro-siber-risk-endeksi-isletmelerin-siber-risklere-karsi-hazirliginin-yeterli-olmadigini-gosteriyor-372426">Trend Micro Siber Risk Endeksi, işletmelerin siber risklere karşı hazırlığının yeterli olmadığını gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Siber riskler azalıyor, ancak işletmelerin yüzde 78&#8217;i yeterince hazırlanamadıkları için önümüzdeki yıl siber saldırıların başarıya ulaşma olasılığının daha yüksek olduğuna inanıyor</em></p>
<p>Dünyanın önde gelen siber güvenlik şirketlerinden Trend Micro, siber risklerin ilk kez &#8220;yüksek&#8221; düzeyinden &#8220;orta&#8221; düzeye gerilediğini ancak iç tehditlerin küresel işletmeler için kalıcı bir tehdit oluşturmaya devam ettiğini açıkladı.</p>
<p><strong>Trend Micro Tehdit İstihbaratından Sorumlu Başkan Yardımcısı Jon Clay, </strong>&#8220;Siber Risk Endeksini hazırlamaya başladığımız ilk günden bu yana ilk kez küresel siber risk endeksinin iyileşmekle kalmayıp +0,01 ile pozitif bölgeye geçiş yaptığını gördük. Bu, işletmelerin siber saldırılara karşı hazırlık düzeylerini artırmak için adım atıyor olabilecekleri anlamına geliyor. Ancak, çalışanlar risk kaynağı olmaya devam ettiğinden hala yapılması gereken çok şey bulunuyor. Bunun ilk adımı, tam ve sürekli saldırı yüzeyi görünürlüğü ve kontrolü elde etmek&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Trend Micro Türkiye Ülke Müdürü Hasan Gültekin, </strong>“Siber Risk Endeksinde risk düzeyinin azalması olumlu ancak bu işletmelerin tedbiri elden bırakmaları anlamına gelmiyor. Giderek genişleyen saldırı yüzeyi ve siber saldırılardaki artış daha da tedbirli olmalarını gerektiriyor. Türkiye’deki işletmelere siber saldırılara karşı her zaman hazırlıklı olmaları gerektiğini tekrar hatırlatmak istiyoruz” dedi.</p>
<p>Siber Risk Endeksi, son altı ay içerisinde siber saldırılara karşı hazırlığın Avrupa ve Asya-Pasifik bölgesinde arttığını, Kuzey ve Latin Amerika bölgesinde biraz da olsa gerilediğini ortaya koyuyor. Siber tehditler birçok bölgede azalma eğilimi gösterse de Avrupa&#8217;da artmaya devam ediyor.</p>
<p>Diğer yandan işletmelerin büyük bölümünün önümüzdeki yıl için beklentileri pek de olumlu değil. Siber Risk Endeksi çalışmasına dahil olan işletmelerin büyük bölümü (yüzde 70) müşteri verilerinin ihlali, sızma girişimi (yüzde 69) veya siber saldırıyla karşı karşıya kalma (yüzde 78) olasılığının &#8220;biraz&#8221; ila &#8220;muhtemel&#8221; olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Bu rakamlar, son rapora göre sırasıyla yalnızca yüzde 1, yüzde 2 ve yüzde 7&#8217;lik düşüşleri temsil ediyor.</p>
<p>Çalışmada katılımcılar tarafından belirtilen ilk dört tehdit bir önceki çalışmaya göre değişmedi: </p>
<ol>
<li>Clickjacking</li>
<li>Kurumsal E-posta Gizliliğinin İhlali (BEC)</li>
<li>Fidye yazılımları</li>
<li>Dosyasız saldırılar</li>
</ol>
<p>&#8220;Botnetler&#8221; beşinci sırada yer alan &#8220;oturum açma saldırılarının&#8221; yerini aldı.</p>
<p>Küresel katılımcılar ayrıca en önemli beş altyapı riskinden üçünü çalışanların temsil ettiğini belirtti:</p>
<ol>
<li>İhmalkar çalışanlar</li>
<li>Bulut bilişim altyapısı ve sağlayıcıları</li>
<li>Mobil/uzaktan çalışanlar</li>
<li>Nitelikli personel eksikliği</li>
<li>Sanal bilgi işlem ortamları (sunucular, uç noktalar)</li>
</ol>
<p>Ponemon Enstitüsü&#8217;nün başkanı ve kurucusu Dr. Larry Ponemon, &#8220;Hibrit çalışmaya geçiş hız kazandıkça, işletmeler ihmalkar çalışanların ve uzaktan çalışanları desteklemek için kullanılan altyapının yarattığı riskler konusunda haklı olarak endişe duyuyor. Bu riskleri azaltmaya yardımcı olmak için yalnızca teknoloji çözümlerine değil, insanlara ve süreçlere de odaklanmaları gerekiyor&#8221; dedi.</p>
<p>Dünya genelinde işletmeler arasında yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, işletmelerin siber hazırlıkla ilgili en büyük endişe alanları arasında şunlar yer alıyor:</p>
<p><strong>İnsanlar: </strong>&#8220;Kurumumun üst düzey yöneticileri güvenliği bir rekabet avantajı olarak görmüyor.&#8221;</p>
<p><strong>Süreçler:</strong> &#8220;Kurumumun BT güvenlik birimi, saldırgan hakkında istihbarat elde etmek için karşı önlemleri (bal küpleri gibi) devreye alma kabiliyetine sahip değil.&#8221;</p>
<p><strong>Teknolojiler:</strong> &#8220;Kurumumun BT güvenlik birimi, iş açısından kritik veri varlıklarının ve uygulamalarının fiziksel konumunu tespit etme becerisine sahip değil.&#8221;</p>
<p>* <em>Altı aylık Siber Risk Endeksi, Ponemon Enstitüsü tarafından 3729 küresel kuruluşla yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanmıştır. Endeks -10 ile 10 arasında bir sayısal ölçeğe dayanmakta olup -10 en yüksek risk düzeyini temsil etmektedir. Endeks, siber tehdit puanının siber hazırlık puanından çıkarılmasıyla hesaplanmaktadır.</em></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-micro-siber-risk-endeksi-isletmelerin-siber-risklere-karsi-hazirliginin-yeterli-olmadigini-gosteriyor-372426">Trend Micro Siber Risk Endeksi, işletmelerin siber risklere karşı hazırlığının yeterli olmadığını gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Brandefense CEO&#8217;su Hakan Uzun: Siber güvenlik tehditleri dijital risk koruma hizmetleriyle aşılacak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/brandefense-ceosu-hakan-uzun-siber-guvenlik-tehditleri-dijital-risk-koruma-hizmetleriyle-asilacak-360143</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 13:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[aşılacak]]></category>
		<category><![CDATA[brandefense]]></category>
		<category><![CDATA[ceosu]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hakan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[tehditleri]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360143</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenlik ekosistemi 22 Mart’ta Wyndham Grand Levent’te gerçekleştirilen IDC Security Roadshow 2023’te bir araya geldi. Etkinlik kapsamında düzenlenen oturumlarda birçok önemli isim ekosistemdeki yeniliklere ve gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/brandefense-ceosu-hakan-uzun-siber-guvenlik-tehditleri-dijital-risk-koruma-hizmetleriyle-asilacak-360143">Brandefense CEO&#8217;su Hakan Uzun: Siber güvenlik tehditleri dijital risk koruma hizmetleriyle aşılacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber güvenlik ekosistemi 22 Mart’ta Wyndham Grand Levent’te gerçekleştirilen IDC Security Roadshow 2023’te bir araya geldi. Etkinlik kapsamında düzenlenen oturumlarda birçok önemli isim ekosistemdeki yeniliklere ve gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında dijital risk koruma hizmetlerinin tehditleri önlemedeki rolünü ele alan Brandefense CEO’su Hakan Uzun görüşlerini ekosistemle paylaştı.</strong></p>
<p>Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen siber güvenlik uzmanları IDC Security Roadshow 2023’te buluştu. Bu yıl 22 Mart tarihinde “Yeni Bir Siber Tehdit Çağına Hazırlanmak” mottosuyla Wyndham Grand Levent’te gerçekleştirilen etkinlikteki oturumlarda geniş bir yelpazeyi kapsayan birçok konu başlığı ele alındı. Sektörün önemli isimlerine ev sahipliği yapan IDC 2023 konuşmacılar arasında dünya genelindeki kurumsal yapılara dijital risk koruma hizmetleri, harici saldırı yüzeyi yönetimi ve tehdit istihbaratı çözümleri sunan siber güvenlik şirketi Brandefense’in CEO’su Hakan Uzun da yer aldı. </p>
<p><strong>Siber güvenlik ürünlerine duyulan ihtiyaç artıyor</strong></p>
<p>Etkinlik kapsamındaki “Dijital Risk Koruma Hizmeti ile Siber Güvenliğe Bakış ve Yaklaşımımızı Değiştirme Zamanı” oturumunda sunum gerçekleştiren Hakan Uzun, pazarın halihazırdaki durumuna ve sektörde karşılaşılan tehditlerin ilişkin analizlerde bulundu. Tıpkı devletler gibi kurumların da siber tehditlere karşı hem proaktif hem de reaktif çözümler üretebilmek adına istihbarata ve dijital güvenlik ürünlerine ihtiyaç duyduklarını ifade eden Hakan Uzun, siber alanda yaşanan zorlukların ve sorunların dijital risk koruma hizmetleriyle aşılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Dünyanın farklı bölgelerine açılmayı hedefliyoruz”</strong></p>
<p>Bununla birlikte, yerli güvenlik ürünlerine daha fazla destek olunması gerektiğini ve bu teknolojilerin globale açılabilecek potansiyelde olduğunun altını çizen isim şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Brandefense olarak, Türkiye’de temelleri atılan, dünyaya açılan ve küresel ölçekte 600’ü aşkın markaya dijital koruma hizmetleri sağlayan bir girişimiz. Çözümlerimiz dijital risk koruma hizmetleri, harici saldırı yüzeyi yönetimi ve tehdit istihbaratının her alanını kapsıyor. Çalışmalarımız kapsamında hacker kanallarını kontrol ediyor, elde ettiğimiz enformasyonları veritabanımızda topluyor, analiz ediyor ve zenginleştiriyoruz. Bu sayede tespit ettiğimiz tehditleri hizmet verdiğimiz kurumlara iletiyor ve gerekli aksiyonları alarak siber güvenlik desteği sağlıyoruz. Önümüzdeki dönemde, aldığımız yatırımları ve sahip olduğumuz yetkinlikleri etkin biçimde kullanarak, dünyanın farklı bölgelerine açılmayı hedefliyoruz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/brandefense-ceosu-hakan-uzun-siber-guvenlik-tehditleri-dijital-risk-koruma-hizmetleriyle-asilacak-360143">Brandefense CEO&#8217;su Hakan Uzun: Siber güvenlik tehditleri dijital risk koruma hizmetleriyle aşılacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IDC ve Microsoft iş birliğinde &#8216;Siber Güvenlik: Şirket İçi Risk ve Gizlilik&#8217; etkinliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/idc-ve-microsoft-is-birliginde-siber-guvenlik-sirket-ici-risk-ve-gizlilik-etkinligi-357340</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2023 09:03:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[birliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[gizlilik]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[içi]]></category>
		<category><![CDATA[idc]]></category>
		<category><![CDATA[microsoft]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[şirket]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=357340</guid>

					<description><![CDATA[<p>IDC ve Microsoft iş birliğinde Raffles Hotel’de düzenlenen 'Siber Güvenlik: Şirket İçi Risk ve Gizlilik' etkinliği, Microsoft Türkiye ve IDC’nin yanı sıra, Microsoft’un iş ve güvenlik çözümlerini kullanan şirketlerin güvenlikten sorumlu yöneticilerini de bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idc-ve-microsoft-is-birliginde-siber-guvenlik-sirket-ici-risk-ve-gizlilik-etkinligi-357340">IDC ve Microsoft iş birliğinde &#8216;Siber Güvenlik: Şirket İçi Risk ve Gizlilik&#8217; etkinliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>IDC ve Microsoft iş birliğinde Raffles Hotel’de düzenlenen &#8216;Siber Güvenlik: Şirket İçi Risk ve Gizlilik&#8217; etkinliği, Microsoft Türkiye ve IDC’nin yanı sıra, Microsoft’un iş ve güvenlik çözümlerini kullanan şirketlerin güvenlikten sorumlu yöneticilerini de bir araya getirdi. Organizasyon içi siber tehditlerde yaşanan artışa odaklanılan etkinlik kapsamında, giderek çeşitlenen risk faktörleri, güvenlik çözümleri ve regülasyonları gibi birçok konu değerlendirildi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Microsoft Türkiye ile IDC iş birliğinde organize edilen “Siber Güvenlik: Şirket İçi Risk ve Gizlilik” etkinliği Raffles Hotel’de düzenlendi. Açılış konuşmasını yapan Microsoft Türkiye Kurumsal Çözüm Satışlarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı ve Teknoloji Deneyim Merkezi Direktörü Elif Acar Özgüner</strong>, Microsoft olarak günde trilyonlarca sinyali izleyen platformlara sahip olduklarını ve bu sayede çok şey öğrendiklerini dile getirdi. <strong>Özgüner</strong>, “<em>Yılda 32 milyar adet e-mail tehdidini blokluyoruz. Global çapta 8500’ün üzerinde siber güvenlik uzmanı istihdam ediyoruz. 140’ın üzerinde threat grubunu aktif olarak izliyoruz. Bunların yanı sıra, 40’ın üzerinde de nation state dediğimiz, devlet destekli threat aktörünü takip ediyoruz. Bu takipler hızlı ürün geliştirmemiz noktasında bize büyük katkı sağlıyor</em>” dedi. Hibrit çalışmayla birlikte çok daha fazla sayıda cihaz üzerinden çalışılmaya başlandığına ve yönetilen yapıların daha kompleks hale geldiğine de değinen <strong>Elif Acar</strong> <strong>Özgüner</strong>, yılda üretilen verinin kurum bazında 2 katına çıktığına; bu doğrultuda kurum içi siber risklerin de 2022’de %44 oranında arttığına vurgu yaptı. </p>
<p> </p>
<p><strong>Organizasyon içi siber tehditlerin sayısı giderek artıyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>IDC Güvenlik Pazarından Sorumlu Araştırma Müdürü Yeşim Araç Öztürk </strong>ise dünyada kullanılan cihaz sayısının ve üretilen verinin günden güne büyük bir hızla arttığına dikkat çekerek şirketlerin yönetmesi gereken kritik risk faktörlerinin ve uyumluluk sorunlarının da aynı paralelde arttığını belirtti. <strong>Öztürk</strong>, yaptıkları araştırmalarda oltalama saldırıları ile içerden gelen saldırıların Türkiye’deki organizasyonların karşı karşıya olduğu en büyük iki siber tehdit olarak ön plana çıktığını ifade etti.</p>
<p> </p>
<p>‘<strong>Insider Risk Management ile Casus Avı’ </strong>başlıklı bölüm <strong>Microsoft Türkiye Güvenlik Teknik Uzmanı Berkay Meşe’</strong>nin sunumuyla başladı. <strong>Meşe</strong>, organizasyon içinden gelen tehditlerin çeşitlerinden bahsettikten sonra Insider Risk Management programı ile içeride oluşan risklere karşı alınması gereken önlemlerden bahsetti. <strong>Microsoft Türkiye Uyumluluk Teknik Uzmanı Pınar Sarmısak Çatalkaya</strong> ise bir demo sunumu yaparak şirket içi koruyucu politikaların nasıl oluşturulduğunu uygulamalı olarak gösterdi. Çatalkaya, demosunda veri hırsızlığının hangi yöntemlerle takip edildiğine de değindi.</p>
<p>Microsoft’un iş ve güvenlik çözümlerini kullanan markaların Bilgi Güvenliği direktörlerinin katılımıyla gerçekleştirilen “<strong>Kurum İçi Risklere Karşı Stratejiler ve Gizlilik” </strong>panelinde, güvenlik için teknolojik altyapının önemi; spam’in önlenmesi ve doğru kategorize edilmesi, veri sızıntılarının takip edilmesi ve güvenlik regülasyonlarına optimum şekilde uyumlanılması gibi gibi konular masaya yatırıldı. <strong>&#8216;Siber Güvenlik: Şirket İçi Risk ve Gizlilik&#8217;</strong> etkinliği, panelin ardından verilen öğle yemeği ile sona erdi.</p>
<p>Günümüzde kuruluşların sadece dış kaynaklardan gelen siber saldırılara değil, aynı zamanda şirket içinden gelen tehditlere karşı da güvenlik stratejileri oluşturması bir zorunluluk haline gelmiş durumda. <strong>IDC Türkiye’</strong>nin 2023 Ocak ayında yaptığı Güvenlik Araştırması’na göre şirketlerin %41’i geçtiğimiz sene şirket içi tehditlerle karşılaştıklarını paylaşıyor. İç risklere ek olarak, gizlilik ve regülasyonel uyumluluk da organizasyonların öncelik verdiği güvenlik konuları arasında ilk sıralarda yer almaya devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idc-ve-microsoft-is-birliginde-siber-guvenlik-sirket-ici-risk-ve-gizlilik-etkinligi-357340">IDC ve Microsoft iş birliğinde &#8216;Siber Güvenlik: Şirket İçi Risk ve Gizlilik&#8217; etkinliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Anış Arıboğan: &#8220;Hipotermide en büyük risk, kalp durmasıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-anis-aribogan-hipotermide-en-buyuk-risk-kalp-durmasidir-350323</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2023 13:42:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anış]]></category>
		<category><![CDATA[arıboğan]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[durmasıdır]]></category>
		<category><![CDATA[hipotermide]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=350323</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş depreminin 8’inci gününde arama ve kurtarma çalışmaları devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-anis-aribogan-hipotermide-en-buyuk-risk-kalp-durmasidir-350323">Prof. Dr. Anış Arıboğan: &#8220;Hipotermide en büyük risk, kalp durmasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kahramanmaraş depreminin 8’inci gününde arama ve kurtarma çalışmaları devam ediyor. Enkaz altında kurtarılmayı bekleyenlerde hipotermi riskine dikkat çeken uzmanlar, hipoterminin dört evresi bulunduğunu belirtiyor.</strong> <strong>Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Prof. Dr. Anış Arıboğan, </strong>“<strong>Hipoterminin en büyük riski kalp durmasıdır” uyarısında bulundu. Hipotermide ilk yardımda yapılması gerekenlere de değinen Prof. Dr. Anış Arıboğan, hastaların dıştan ve içten ısıtılabildiklerini belirterek “Bu hastaları dıştan ısıtırken sıcak su torbaları, sıcak kompresler kullanabilirsiniz. Bunları özellikle kasığına, boyun bölgesine ve göğsüne koyuyorsunuz. Eğer periferi birden ısıtırsanız soğuk kan aynı anda kalbe döner ve ani kalp durmasına yol açabilir.” diye konuştu.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Prof. Dr. Anış Arıboğan, hipotermi ve hipotermiye ilk müdahale konusunda değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Hipoterminin vücut ısısının, merkezi vücut sıcaklığın 35 derecenin altına düşmesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Anış Arıboğan, “Burada söz konusu olan vücudun iç ısısıdır. Ancak genelde bizim ölçebildiğimiz dış ısıdır.” dedi.</p>
<p>Hipotermi için soğuk ile muhatap olma, evsizlik, afet durumu, suya düşe suda boğulma, kazara soğuk suya düşme gibi nedenlerin olması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Anış Arıboğan, “Çünkü vücut ısıyı regüle edebilme için her zaman etrafı ile ısı alışverişinde bulunur. Buradaki esas konu budur. Rüzgâr ile muhatap olma durumu da hipotermiye yol açabilir. Vücut yüzeyindeki hava hareketiyle vücut ısısını kaybedebilir. Isı merkezinin regülasyonu ile ilgili beyindeki problemler olabilir.” dedi. </p>
<p><strong>Hipoterminin erken belirtisinde el ve ayaklarda soğukluk ve titreme görülür</strong></p>
<p>Hipoterminin vücudun bir statüsü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Anış Arıboğan, “Hipotermi geliştiği durumlarda vücut ısı regülasyonunu kaybedip 25 derecenin altına düştüğü durumlarda birtakım belirtiler ortaya çıkar. Soğukluğun fark edilmesi ile beraber bu belirtiler bize hipoterminin derecesi ve ciddiyetiyle ilgili fikir verir. Belirtiler hipoterminin derecesine göre değişkenlik gösterir. Erken belirtide el ve ayaklarda soğukluk, cilt renginde solukluk, titreme, net olmayan, yavaşlamış konuşma, seste kısıklık, yorgunluk ve hafif zihin karışıklığı görülür.” dedi. </p>
<p>Prof. Dr. Anış Arıboğan, ileri hipotermi belirtilerinin vücut hareketlerinde ve koordinasyonunda yavaşlama, sakarlık, baş dönmesi, uyuşukluk, çevreye ilgisizlik, kalp hızında yavaşlama, solunumda yavaşlama, bilinç bulanıklığı ya da bilinç kaybı, göz bebeklerinde genişleme ve ışığa tepkisizlik, solunum ve dolaşımın durması olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Kaç çeşit hipotermi bulunur?</strong></p>
<p>Hipoterminin de evreleri bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Anış Arıboğan, “Vücut eğer bir fabrikaysa bunun için buradaki protein yapımı, şeker üretimi enzimlerin çalışabilmesi için bir enerjiye ve bir ısıya ihtiyaç vardır. Bu enerji ve ısının normal bir vücut ısısı var, ayrıca da vücut PH var. Bir de vücudun çalışabilmesi için bunların belirli bir standartta olması gerekir. 35 derece bizim için bir ölçü, önce hepimizin alışık olduğu bir şey titremeler ile başlar. Bu sırada enerji üretmek için kan şekeri düşer. Bu evre fark edilen bir evredir, bir rahatsızlık hissi var. Fakat 32’nin altına inerse bu evreye hafif diyoruz. Orta derecede uyumaya başlıyor. Son depremdeki yaşananlar ile ilgili olarak bunu konuşuyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Hipoterminin dört evresi bulunuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Anış Arıboğan, hipoterminin evrelerini de şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>Birinci hafif evre:</strong> 35 in altı, 32’ye kadar olan süreçte titremeler, rahatsızlık hissi ve açlık var. Eller ayaklar buz gibi, vücutta dolaşım bozulmuş, morarma soğukluk var ancak yaşamsal risk taşımıyor.</p>
<p><strong>İkinci orta evre: </strong>Bunun devam ettiği vücut ısısının 32-28’e düştüğü durumlarda derin bir uyku başlar. Titreme yok. Artık vücut metabolizmasını bu evrede kaybediyor. Kişi uyur ve uyanmaz. Dağcılarda bu öykü çoktur. Bundan dolayı dağcılıkta uyutmazlar.</p>
<p><strong>Üçüncü şiddetli evre: </strong>Artık bilinç yok. Kişiyi isteseniz de uyandıramıyorsunuz, titreme hiç yok. Bu aşamada çok kontrolsüz hareketler, ajitasyonda görülebilir. Burada bilinç yok. Bir kişiyi uyandıramadığınız anda solunumuna çok dikkat etmeniz gerekir. Burada artık kalp durma riski yüksektir.</p>
<p><strong>Dördüncü çok şiddetli evre: </strong>22 derecenin altı olarak belirtilebilir. Hiçbir yaşam belirtisi yoktur. Kalp masajı gereken bir ölüm hali oluşur. Hipoterminin en büyük riski kalp durmasıdır ve ölüm nedenidir. Şiddetli hipotermi yani sürekli bir maruziyet altındaysanız şu ana depremde olduğu gibi, korunacak bir sıcak ortamınız yoksa, vücut giysileriniz çok ince ve ısı kaybını önleyecek bir şartınız yoksa önce hafif başlayan bir titreme ortaya çıkar<strong>. </strong>Bunu derin güzel bir uyku, bilincin tamamen kaybolması ve arkasından ölümle seyreder. Hipotermi bir anlamda sessiz ölümdür. Aynı zamanda hipotermi koruyucu bir mekanizmadır, beyni de koruyor ancak bunlar kontrollü olmalıdır.</p>
<p><strong>Hipotermide ilk yardım nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Özellikle çevreye ilgisizlik veya zihinsel karışıklık gibi ileri hipotermi belirtileri varsa derhal 112 numaralı acil çağrı merkezinin aranması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Anış Arıboğan, “Hasta ile konuşularak ya da hafifçe sarsarak bilinci kontrol edilmelidir. Bilinç kaybı durumunda solunum ve dolaşım yani nabzı kontrol etmek gerekir. Gerekliyse kalp masajı ve suni solunuma başlanmalıdır. Eğer mümkünse hasta sıcak bir ortama taşınmalıdır. Gelen vakada hipotermi riski bilinmelidir. Donmanın dereceleri ile fikir sahibi olunmalıdır. Çok yavaş hareket edilmelidir. Hipotermiyle muhatap olan birini çok hızlı hareket ettirirsek o periferdeki (el ve ayaktaki) soğuk bir anda merkeze dönebilir. Böylece sizin aşırı hareketiniz kalp durmasına neden olur. Çok yumuşak hareket edilmelidir.’’ dedi.</p>
<p><strong>Dış ısıtmada sıcak su torbaları kullanılabilir</strong></p>
<p>Dış ve iç ısıtma şeklinde iki çeşit ısıtma uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Anış Arıboğan, “Dış ısıtmada bu kişileri hemen ıslaklıktan, yattığı soğuk ortamdan ya uzaklaştırıyorsunuz ya da giysilerini çıkarıyorsunuz (kuru malzeme giydirilmeli) ya da etrafını sıcak ve kuru malzeme ile ısıtan malzemeler ile sarıyorsunuz. Bu hastaları dıştan ısıtırken sıcak su torbaları, sıcak kompresler kullanabilirsiniz. Bunları özellikle kasığına, boyun bölgesine ve göğsüne koyuyorsunuz. Çünkü eğer periferi birden ısıtırsanız soğuk kan aynı anda kalbe döner ve ani kalp durmasına yol açabilir. Vücutta hipoterminin devamına neden olabiliyor. Bunun için çok önemli. El ayak bölümü korunmaya alınmalı ancak ısıtma eylemine özellikle kasık bölgesinden, göğüsten ve boyundan başlanmalı.” dedi.</p>
<p><strong>İç ısıtma serum ya da ağız yoluyla uygulanıyor</strong></p>
<p>İç ısıtmaya ilişkin bilgiler de veren<strong> </strong>Prof. Dr. Anış Arıboğan<strong>, “</strong>Ortam sıcaklığında serumlar uygulamak, direk ağız yoluyla ya da nazogastrik bir sonda ile duruma göre vücuda sıcak içecek, sıcak sur vererek iç organları ısıtıyorsunuz. Önce damarlar genişliyor, ondan sonra oraya kan geliyor ve içerden ısıtmaya başlıyorsunuz. Hızlı ısıtma yarım saat ve bir saat asla yapılmamalı. Isıtma eylemi hızlı olmamalıdır. Vücutta ortaya çıkan yan etkileri önlemek için saatte ortalama 0.5-1°C’lik (santigrat derece) artış sağlanmalıdır, vücut ısısının kontrollü şekilde yükseltilmesi önemlidir. Bilinç yerinde değilse hava yolu açıklığı sağlanmalıdır. En önemli şey solunumu izlemektir. Solunum az sayıdaysa derinliğini gösterir. Beyindeki ciddiyeti gösterir. Soğuk etkisi ile cilt yaraları oluşabilir. Onlar çok ovuşturulmamalı. Yaranın derinliği bilinmediğinden dolayı daha büyük yaralara sebep olabilirsiniz.  Hipoterminin en büyük riski kalp durmasıdır.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-anis-aribogan-hipotermide-en-buyuk-risk-kalp-durmasidir-350323">Prof. Dr. Anış Arıboğan: &#8220;Hipotermide en büyük risk, kalp durmasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allianz Risk Barometresi&#8217;nin 2023 sonuçları belli oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/allianz-risk-barometresinin-2023-sonuclari-belli-oldu-347898</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2023 12:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[allianz]]></category>
		<category><![CDATA[barometresinin]]></category>
		<category><![CDATA[belli]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347898</guid>

					<description><![CDATA[<p>İş dünyasının en büyük riskleri, dünyada siber olaylar, Türkiye’de ise makroekonomik gelişmeler</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/allianz-risk-barometresinin-2023-sonuclari-belli-oldu-347898">Allianz Risk Barometresi&#8217;nin 2023 sonuçları belli oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İş dünyasının en büyük riskleri, dünyada siber olaylar, Türkiye’de ise makroekonomik gelişmeler</strong></p>
<p><strong>Allianz Global Corporate &#038; Specialty tarafından gerçekleştirilen yıllık küresel iş dünyası riskleri araştırması Allianz Risk Barometresi&#8217;nin 2023 sonuçları belli oldu. Küresel iş dünyasının risk sıralamasında siber olaylar ve iş kesintisi ilk sırayı aldı. Makroekonomik gelişmeler ve sıralamaya bu yıl ilk kez giren enerji krizi de en önemli riskler arasında gösterildi. Türkiye iş dünyasının yanıtlarında ise makroekonomik gelişmeler birinci sırada yer alırken ikinci sırayı iş kesintisi, iklim değişikliği ve siyasi riskler paylaştı.</strong></p>
<p>Allianz Global Corporate &#038; Specialty (AGCS) tarafından gerçekleştirilen yıllık küresel iş dünyası riskleri araştırması Allianz Risk Barometresi&#8217;nin 12’ncisi yayımlandı. Araştırmada 94 ülkeden, risk yönetimi yapan 2 bin 712 uzmanın görüşleri yer aldı. Allianz Risk Barometresi’ne göre siber olaylar ve iş kesintisi risklerinin ikisi de yüzde 34 ile bu yıl üst üste ikinci kez en büyük küresel riskler olarak gösterildi. Makroekonomik gelişmeler yüzde 25 ile 2023 yılının en önemli üçüncü riski olurken, listede ilk kez yer alan enerji krizi yüzde 22 ile dördüncü sırada konumlandı.</p>
<p>Mevzuat ve yönetmeliklerdeki değişiklikler beşinci sıradaki yerini korurken geçen yıl üçüncü sırada yer alan doğal afetler altıncı sıraya geriledi. İklim değişikliği, geçen yılki sıralamadaki yerinin bir basamak altına düşerek yedinci risk oldu. Nitelikli işgücü eksikliği sekizinci sıraya yükselirken yangın ve infilak iki sıra geriledi ve dokuzuncu sıraya yerleşti. Siyasi riskler geçen yıla göre dört sıra yükselerek ilk onda yer almaya başladı.</p>
<p>Türkiye’de öne çıkan en önemli iş riski yüzde 58 ile makroekonomik gelişmeler olurken iş kesintisi, iklim değişikliği ve siyasi riskler yüzde 37 ile ikinci sırayı paylaştı. Doğal afetler yüzde 32 ile en yüksek beşinci, mevzuat ve yönetmeliklerdeki değişiklikler ile enerji krizi, yüzde 16 ile altıncı en büyük risk olarak gösterildi. Pazar gelişmeleri yüzde 11 ile sekizinci olurken yangın ve infilak ile bu yıl ilk defa listede yer alan altyapı kesintileri yüzde 5 ile ilk on risk arasında yer aldı.</p>
<p><strong>“Türkiye’de iklim değişikliği riskine karşı farkındalık artıyor”</strong></p>
<p>Allianz Risk Barometresi’ni değerlendiren <strong>Allianz Türkiye CEO’su Tolga Gürkan</strong>, dünyanın gündeminde yer alan en önemli riskler arasındaki siber olaylar ve iş kesintisi konusunda sigorta sektörüne de önemli görevler düştüğünün altını çizdi. Risk temelli bir sektör olarak henüz gerçekleşmeden riskleri tespit etmenin ve önlem alabilmenin önemine değinen Gürkan, “Küresel açıdan bakıldığında iş dünyasının bu yıl daha çok ekonomik riskleri ön planda tuttuğunu, iklim değişikliği kaynaklı risklerin sıralamada gerilediğini görüyoruz. Türkiye’de i ise iklim değişikliği riskinin geçen yıla kıyasla yükselerek ilk üç risk arasına girmesi dikkat çekici. Dünyamızın geleceği adına iklim değişikliği riskine yönelik farkındalığın sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada artması, bu kapsamda uygulanacak önlemler konusunda hızlıca aksiyon alınmasını gerektiriyor. Önleyici çözüm olarak önemli bir destek aracı olan sigorta, iklim dostu bir ekonomiye geçişi teşvik etmekte, sadece kendi karbon ayak izini küçültmekle kalmayarak tüm ekosisteminin dönüşümüne katkı sağlamakta da önemli bir sorumluluk üstleniyor.” dedi.</p>
<p><strong>DÜNYADA İLK 10 RİSK SIRALAMASI:</strong></p>
<p>1/ Siber olaylar %34</p>
<p>1/ İş kesintisi %34</p>
<p>3/ Makroekonomik gelişmeler %25</p>
<p>4/ Enerji krizi %22</p>
<p>5/ Mevzuat ve yönetmeliklerdeki değişiklikler %19</p>
<p>5/ Doğal afetler %19</p>
<p>7/ İklim değişikliği %17</p>
<p>8/ Nitelikli işgücü eksikliği %14</p>
<p>8/ Yangın ve infilak %14</p>
<p>10/ Siyasi riskler %13</p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE İLK 10 RİSK SIRALAMASI:</strong></p>
<p>1/ Makroekonomik gelişmeler %58</p>
<p>2/ İş kesintisi %37</p>
<p>2/ İklim değişikliği %37</p>
<p>2/ Siyasi riskler %37</p>
<p>5/ Doğal afetler %32</p>
<p>6/ Mevzuat ve yönetmeliklerdeki değişiklikler %16</p>
<p>6/ Enerji krizi %16</p>
<p>8/ Pazar gelişmeleri %11</p>
<p>9/ Önemli altyapı kesintileri %5</p>
<p>9/ Yangın ve infilak %5</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/allianz-risk-barometresinin-2023-sonuclari-belli-oldu-347898">Allianz Risk Barometresi&#8217;nin 2023 sonuçları belli oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
