<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>reşat | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/resat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/resat</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Oct 2023 09:24:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>reşat | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/resat</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;İnsanın Dünyada Çektiği Birtakım Çileler Onun Ruhen Olgunlaşmasında Etkili&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-insanin-dunyada-cektigi-birtakim-cileler-onun-ruhen-olgunlasmasinda-etkili-412085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Oct 2023 09:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[birtakım]]></category>
		<category><![CDATA[çektiği]]></category>
		<category><![CDATA[çileler]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[olgunlaşmasında]]></category>
		<category><![CDATA[öngören]]></category>
		<category><![CDATA[onun]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reşat]]></category>
		<category><![CDATA[ruhen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=412085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, dünya ilişkilerinden ve sosyal çevreden uzaklaşarak yalnız yaşamayı ifade eden ‘inziva’ hakkında bilgi verdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-insanin-dunyada-cektigi-birtakim-cileler-onun-ruhen-olgunlasmasinda-etkili-412085">Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;İnsanın Dünyada Çektiği Birtakım Çileler Onun Ruhen Olgunlaşmasında Etkili&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsanın rûhen ve zihnen olgunlaşıp erdemli birey haline gelmesinin bir vesilesi olarak kabul edilen inzivanın tasavvuf ve Hz. Peygamberin hayatındaki önemine işaret eden tasavvuf araştırmacısı Prof. Dr. Reşat Öngören, “Halktan uzaklaşarak belli bir süre yalnız yaşamanın ilk örneğini vahiy öncesinde Peygamber Efendimizde görmekteyiz.” diye konuştu.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, dünya ilişkilerinden ve sosyal çevreden uzaklaşarak yalnız yaşamayı ifade eden ‘inziva’ hakkında bilgi verdi.</p>
<p>‘İnziva’nın rûhen ve zihnen olgunlaşıp erdemli birey haline gelmenin bir vesilesi olarak kabul edildiğini ifade eden Prof. Dr. Öngören, ‘Uzlet’ kavramıyla da ifade edilen bu hayat tarzının tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahip olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Tasavvufta inziva 40 gün</strong></p>
<p>Tasavvuf eğitimindeki yaygın kullanımının ‘halvet’ olduğunu kaydeden Prof. Dr. Öngören, tasavvuf eğitiminde inziva konusunu şöyle anlattı:</p>
<p>“İnzivâ/Halvet sırasında derviş, rehberin yönlendirmesiyle yalnız başına bir köşede çok az gıda ve çok az uyku ile derin tefekkür içinde günler geçirir ve sosyal çevresiyle her türlü ilişkiyi keser. Amaç dünya hayatında insanı rûhen ve zihnen yıpratan sınırsız istek ve arzularını kısıtlamayı yaşayarak öğrenmek, böylece gönlünü, zihnini dünyevî bağlardan kurtarıp olgunlaşmaktır. Bunun için dervişin rehber tarafından belirlenen süreyi sabırla tamamlaması beklenir, eğer belirlenen süre dolmadan ayrılırsa tekrar başa dönülür.”</p>
<p><strong>‘Çile doldurmak’ ve ‘Çile çekmek’ tabirleri inzivadan geliyor</strong></p>
<p>Kişinin erdemli bir birey haline gelmesi için uygulanan halvetin üç gün, bir hafta, on gün, kırk gün gibi değişik süreleri söz konusu olduğuna değinen Prof. Dr. Öngören, “Farklı süreler dillendirilse de tasavvuf eğitiminde benimsenen en yaygın şekli kırk gündür. O yüzden halvet kavramı yerine Arapça kırk rakamını ifade eden ‘erbaîn’ ya da Farsça kırk anlamına gelen ‘çihil’ kavramları da kullanılmıştır. Çihil kavramı dilimize ‘çile’ şeklinde geçmiş ve bu şekliyle kullanımı Türk dilinde halvet hayatını da hatırlatır nitelikte bazı deyimlerin dolaşıma girmesine sebep olmuştur. Nitekim zorlu ve sıkıntılı hayat tarzını ifade için ‘çile doldurmak’ ve ‘çile çekmek’ tabirleri, olumsuz bir durum karşısında sabredemeyip kontrolden çıkma anlamında da ‘çileden çıkmak’ deyimi yaygın olarak kullanılır. Tasavvufta ‘çileden çıkma’ ifadesi, dervişin sabredemeyip belirlenen süreyi doldurmadan halveti bırakması anlamına gelir. Burada şunu da belirtmek gerekir ki tasavvuf eğitiminden bağımsız olarak insanın dünyada çektiği birtakım çilelerin onun ruhen olgunlaşmasına birebir etkisi olduğu da çokça müşahede edilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hz. Peygamberin inzivâsı Kur’an’ın ilk ayetlerini kendisine getirdi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Reşat Öngören, Hz. Peygamberin inzivasına da atıfta bulunarak, bu inzivayı şöyle anlattı:</p>
<p>“Halktan uzaklaşarak belli bir süre yalnız yaşamanın ilk örneğini vahiy öncesinde Peygamber Efendimizde görmekteyiz. Yanına aldığı bir miktar azık ile Mekke’nin kuzeydoğusundaki Hira dağına çekiliyor, orada bir mağarada yalnız başına günlerce tefekküre dalıyordu. Onun bu hali toplumun içine düştüğü kötülüklerden uzaklaşarak Allah’a samimiyetle kulluk yapmak anlamında ‘tahannüs’ kavramıyla ifade edilir. Belli aralıklarla üç sene kadar sürdüğü belirtilen bu inzivâ sırasında vahiy meleği ilk defa burada gelmiş ve Kur’an’ın ilk ayetlerini kendisine getirmiştir. O yüzden onun bu inzivâsı peygamberliğe ruhen hazırlık olarak kabul edilir. Peygamber Efendimiz vahiyden sonra da Ramazan aylarının son on gününde inzivâ hayatını sürdürmüştür ki buna ‘îtikâf’ denilir.”</p>
<p><strong>Nihâî maksat; “Hak ve hakikatle buluşma, halktan uzaklaşarak Hak ile baş başa olmak” </strong></p>
<p>Tasavvuf araştırmacısı Prof. Dr. Reşat Öngören,<strong> </strong>tasavvuf eğitimi sırasında bir müddet inziva/halvet halinde kulluğu gerçekleştirmekten nihâî maksadın ‘Hak ve hakikatle buluşma, halktan uzaklaşarak Hak ile baş başa olma’ amacını güttüğünü dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Zira insan dünyevî alakalarını azalttığında Hak ile birlikteliğin daha çok farkına varır; Allah’ın her yerde ve her an onunla birlikte olduğu gerçeğini içten hissetmeye başlar. Bunun kemal noktası Allah’ı kalbinde hazır bulmak anlamında ‘huzur’ dur. Türkçede ‘mutluluk ve hoşluk hali’ olarak kullanılan ‘huzur’ un esasen Allah’ın huzurunda olmayla ilişkisi vardır. Nitekim kulun Allah huzurunda olması onun için müstesna bir sevinç, hoşluk ve mutluluk halini beraberinde getirir. </p>
<p>Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Allah’ın Mûsâ peygambere hitaben ‘Nedir o sağ elindeki ey Mûsâ?’ sorusuna ‘O benim asâmdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim, ona başkaca ihtiyaçlarım da var&#8230;’ (Taha 17-18) şeklinde sorulmayan şeyleri de açıklayarak sözü uzatması, huzurda biraz daha fazla kalarak derin mutluluk halini uzatmaya yönelik olduğu belirtilir.”</p>
<p><strong>İnzivâ ve modern hayat</strong></p>
<p>Prof. Dr. Öngören, inzivâ/halvet hali belli aralıklarla tekrarlandıkça derinden hissedilen huzur halinin inziva sonrasında da devam edeceğinin kabul edildiğini anlatarak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tasavvufta buna halkın arasında dünyevî işler ile meşgul olurken bile Allah ile beraberliği devam ettirmek anlamında ‘Halvet der Encümen’ denilmiştir. Dolayısıyla inzivâya çekilmekten maksat ömür boyu münzevî yaşamak değil, dünya hayatını halkla birlikte, onlara da örnek olarak ‘huzur’ içinde geçirmektir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-insanin-dunyada-cektigi-birtakim-cileler-onun-ruhen-olgunlasmasinda-etkili-412085">Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;İnsanın Dünyada Çektiği Birtakım Çileler Onun Ruhen Olgunlaşmasında Etkili&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;Muharrem Ayı birlik ve beraberliğe vesile kılınmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-muharrem-ayi-birlik-ve-beraberlige-vesile-kilinmali-396140</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 12:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[beraberliğe]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[kılınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[öngören]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reşat]]></category>
		<category><![CDATA[vesile]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396140</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Hicrî 1445 yılına girildiğini hatırlatan Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, Aşure gününün Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ ve Îsâ’nın doğum günüden, Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edildiği ve Hz. Yûnus’un balığın karnından çıkarıldığı gün gibi tarihte önemli olayları temsil ettiğini dile getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-muharrem-ayi-birlik-ve-beraberlige-vesile-kilinmali-396140">Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;Muharrem Ayı birlik ve beraberliğe vesile kılınmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçtiğimiz günlerde Hicrî 1445 yılına girildiğini hatırlatan Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, Aşure gününün Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ ve Îsâ’nın doğum günüden, Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edildiği ve Hz. Yûnus’un balığın karnından çıkarıldığı gün gibi tarihte önemli olayları temsil ettiğini dile getirdi. Öngören ayrıca Muharrem ayında Kerbelâ olayı yad edilirken dikkat edilmesi gereken en önemli hususun aşırılıklardan kaçınarak yeni hüzünlere ve düşmanlıklara meydan vermemek olması gerektiğine dikkat çekti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, içinde bulunduğumuz Muharrem Ayına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Hicrî ayların ilki: Muharrem Ayı</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Hicrî 1445 yılına girildiğini hatırlatan Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, “Peygamber Efendimiz Hicrî ayların ilki olarak kabul edilen Muharrem ayını ‘Allah’ın ayı’ olarak nitelendirmiş ve Ramazan’dan sonraki en faziletli orucun bu ayda tutulan oruç olduğunu vurgulamıştır. Muharrem ayının onuncu günü ‘aşure’ (âşûrâ) diye adlandırılır.” dedi.</p>
<p><strong>Aşure günü tarihte önemli olayları temsil ediyor</strong></p>
<p>İslam öncesi Arapların Aşure gününü Hz. İbrahim’in doğum günü olarak kutladıklarının bilindiğini ifade eden Öngören, “Aynı şekilde Yahudîler de Hz. Nûh’un gemisinin Cûdî dağına bu günde oturduğunu ve Hz. Mûsâ ile İsrâiloğulları’nın Firavun’un elinden yine aşure gününde kurtulduklarını kabul ederek o gün oruç tutuyorlardı. Yahudilerin bu uygulamasına karşılık Peygamber Efendimiz, ‘Biz Mûsâ’ya onlardan daha lâyıkız’ diyerek ashabına bu günde oruç tutmalarını emretmiştir. Ayrıca bazı kaynaklarda Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edildiği, Hz. Yûnus’un balığın karnından çıkarıldığı, Hz. Mûsâ ve Îsâ’nın doğduğu, Hz. Süleyman’a mülkün verildiği, Hz. Dâvûd’un tövbesinin kabul edildiği, Hz. Peygamber’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedileceğine dair kendisine Allah tarafından teminat verildiği günün de aşure günü olduğu kaydedilmektedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kutlu güne tarifsiz bir hüzün karıştı…</strong></p>
<p>Hz. Peygamber’in vefatından 50 sene sonrasına kadar Müslümanların mutlu bir zaman dilimi olarak kutladıkları Aşure gününe 10 Muharrem 61’de (10 Ekim 680) tarifsiz bir hüzün karıştığını belirten Prof. Dr. Reşat Öngören, “Hz. Hüseyin ile aile fertleri o aşure gününde Kerbelâ’da şehid edildiler. Artık bu olaydan sonra Muharrem ayı bambaşka bir anlam kazanmış, inananlar bu tarihten sonra aşure gününde sevinç ve mutluluktan ziyade acıyı hisseder olmuştur. Özellikle Şîîler sınırları zorlayarak bu günü Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem gününe dönüştürmüştür. Onların bu günlerde toplu olarak ağlayıp yas tutma, zincirlerle kendilerini dövme şeklindeki matem törenleri günümüze kadar devam etmiştir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sûfîlerin Aşuresi: Hüzün ve sevinç bir arada</strong></p>
<p>“Tasavvuf ehl-i için aşure günü özellikle Osmanlılar döneminde mutluluk ve hüznün bir arada yaşandığı bir zaman dilimi haline gelmiştir.” diyen Öngören, Muharrem ayında bir yandan tekke ve camilerde Kerbelâ Vak‘ası’na dair ‘muharremiyye’ olarak adlandırılan ilâhîler okunurken, bir taraftan da muhtelif tarikatların dergahlarında Kur’an’dan bölümler, ilâhîler ve duâlar eşliğinde belli bir erkan çerçevesinde aşureler pişirilip dağıtıldığını söyledi. Öngören, bazı tarikat mensuplarının Hz. Hüseyin ve evladının yaşadığı çileleri, o günlerde bir damla bile sudan mahrum edilmelerini derinden hissetmek adına on gün boyunca ‘su orucu’ tuttuklarını hatırlattı ve şöyle devam etti:</p>
<p>“Yine o günlerde Şâir Fuzuli’nin Hadîkâtü’s-sü’edâ adlı eserinden Hz. Hüseyin’in Kerbela olayı; özellikle şehâdet zamanı olan onuncu günü eserin şehâdet bahsi okuna gelmiştir. Öte yandan bu ciğerleri parçalayan acı olayda Hz. Peygamber’in neslini devam ettirecek olan Zeynelâbidin’in kurtulması ayrı bir mutluluk vesilesi olmuştur. O yüzden sufiler bu günlerde hüzün ve sevinci bir arada yaşamışlardır. Bunun bir göstergesi olarak mesela Kadirî dervişleri iki çeşit aşure pişirmişlerdir: Biri Kerbelâ vak’ası sene-i devriyesi anısına pişirilen Muharrem aşuresi, diğeri ise Hz. Zeynelâbidin’in Kerbela’dan sağ salim kurtulması ve Peygamber neslinin devamının kutlanması amacıyla pişirilen Safer aşuresi. Biri hüzün ve matemi diğeri ise coşku ve sevinci temsil etmiştir.”</p>
<p><strong>Muharrem Ayı birlik ve beraberliğe vesile kılınmalı</strong></p>
<p>Muharrem ayında Kerbelâ olayı yad edilirken dikkat edilmesi gereken en önemli hususun aşırılıklardan kaçınarak yeni hüzünlere ve düşmanlıklara meydan vermemek olması gerektiğine dikkat çeken Öngören, “Ehl-i beyt’e; Hz. Hüseyin ve evladına revâ görülen olaylara sebep olanlar için intikam duygularını körükleyerek nefret tohumları saçmak bize hiçbir şey kazandırmaz. Onun yerine bu acı olayları Hz. Peygamber’in Ehl-i beytine muhabbeti pekiştirmeye vesile kılmak daha doğru olur. Çünkü Ehl-i beyte muhabbet Kur’an’ın emridir. Bu merasimler ayrışmaya, fitneye, nefrete sebep olursa inananlar arasında birlik ve beraberlik korunamaz. Tasavvuf ehlinin bütün inanç sahipleri için benimsediği ‘hoşgörü’ prensibini özellikle bu olay için de dikkate almak gerekir. Nitekim Osmanlılar döneminde tasavvuf ehli tekkelerinde çoğunlukla aşırılıklara izin vermemiş, ayrıca kaleme aldıkları Ehl-i beyt ile alakalı eserlerde, Ehl-i beyte zulmedenlerin âhirette bizzat Ehl-i beyt tarafından affedileceğine dair rivayetleri aktara gelmişlerdir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca tasavvuf büyüklerinin bu husustaki hassasiyetlerinin, başkalarının günahlarına odaklanarak kişinin kendi kusurlarını görmekten uzaklaşması tehlikesine yönelik olduğunu da ifade eden Öngören, “Nitekim tasavvuf kültürünü Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşıyan köprü şahsiyetlerden Şeyh Kenan Rifâî bu durumu ifade için ‘Biz dervişler, kimseye lânet etmeyiz. Bize ancak kendi Yezid nefsimize lanet etmek yaraşır. Çünkü biz hiçbir şeye sahip değiliz. Af da bizde değil, cezâ da…’ demiştir. Geçmişte İslam âlimleri de ‘Yezide lânet’ etmeyi hoş karşılamamışlar, bunu bir aşırılık olarak değerlendirmişlerdir. Böyle bir tavır Yezid’in günahsız, kusursuz olduğu anlamına gelmemektedir. Buradaki hedef, sürekli geçmişteki kusurları öne çıkartarak Müslümanlar arasında birliğin bozulmasına, yeni fitnelerin zuhuruna sebebiyet vermemektir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü yaptırdığı araştırmalarla birliği hedefliyor</strong></p>
<p>Birliği korumak için her müminin kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini vurgulayan Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu çerçevede bizler Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nde yaptırdığımız akademik çalışmalarda tasavvuf büyüklerinin farklılıklar içinde birliği korumak adına neler yaptıklarını tespite çalışıyoruz. Şu an devam etmekte olan tezlerimiz arasında Ehl-i beyt ile alakalı iki tane doktora çalışması var. Bu çalışmalarda özellikle tasavvuf ehlinin geçmişte ayrılığa ve ihtilafa sebep olan olayları tevhid/birlik adına nasıl değerlendirdiklerinin şifrelerini bulmaya çalışıyoruz. Öyle inanıyoruz ki bu çalışmalar tamamlandığında birlik ve beraberlik için önemli akademik veriler ortaya çıkmış olacaktır.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-muharrem-ayi-birlik-ve-beraberlige-vesile-kilinmali-396140">Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;Muharrem Ayı birlik ve beraberliğe vesile kılınmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;Ramazan ayı, yüce yaratanın her an anıldığı bir aydır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-ramazan-ayi-yuce-yaratanin-her-an-anildigi-bir-aydir-358697</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 10:57:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anıldığı]]></category>
		<category><![CDATA[aydır]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[öngören]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[reşat]]></category>
		<category><![CDATA[yaratanın]]></category>
		<category><![CDATA[yüce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358697</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayına günler kaldı. Ramazan ayının yüce yaratanın her an anıldığı bir ay olduğunu belirten tasavvuf araştırmacısı Prof. Dr. Reşat Öngören, oruç ibadetinin aynı zamanda bizlere bir yudum suyun bile ne kadar değerli bir nimet olduğunu, öte yandan açlığın insan için nasıl bir sıkıntı doğurduğunu da öğretmek olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-ramazan-ayi-yuce-yaratanin-her-an-anildigi-bir-aydir-358697">Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;Ramazan ayı, yüce yaratanın her an anıldığı bir aydır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan ayına günler kaldı. Ramazan ayının yüce yaratanın her an anıldığı bir ay olduğunu belirten tasavvuf araştırmacısı Prof. Dr. Reşat Öngören, oruç ibadetinin aynı zamanda bizlere bir yudum suyun bile ne kadar değerli bir nimet olduğunu, öte yandan açlığın insan için nasıl bir sıkıntı doğurduğunu da öğretmek olduğunu söyledi. Bu ibadeti yerine getirenlerin fakirler ve muhtaçlarla çok daha kolay empati kurma kabiliyeti kazandıklarını kaydeden Prof. Dr. Reşat Öngören, “Oruçlu insan hem sahip olduğu nimetlerin kıymetini anlar; onları israf etmez, hem nimeti verene teşekkür ve minnet duygusu pekişir hem de muhtaçlara yardım etmesi gerektiğini idrak eder.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören yaklaşan Ramazan ayının maneviyata katkılarına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Ramazan ayının oruç ve ibadetlerin yanı sıra bedenen, beynen ve ruhen de bireylerin dinlendiği bir ay olduğunu belirten Öngören, “Kur’an-ı Kerim’de insanın beden ve ruhtan meydana geldiği vurgulanır. Bedenimiz dünyadaki gıdalarla şekillenmekte, ruhumuz da Allah’tan gelmektedir. İnsanın dünyada para, makam, itibar, güzel giyecek ve tatlı yiyecekler gibi birtakım şeylere sahip olma ve ebedi kalma arzusu dünyadan, topraktan gelen bedenin arzusudur. Fizikötesi âlemle irtibata geçme ve nihayetinde yaratıcıyı tanıma ve ona kavuşma isteği ise ruhun arzusudur. Ölüm gerçekleştiğinde beden bütün unsurlarıyla geldiği yere yani dünyaya, toprağa karışırken, ölümsüz olan ruhumuz da Allah’a kavuşmaktadır. O yüzden ölüm olayını Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle ‘Allah’tan geldik Allah’a dönüyoruz’ diye ifade ederiz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dünya insanın sınav yeridir…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Reşat Öngören, “Dünya insanın sınav yeridir ve geçicidir; ebedi hayata hazırlık sürecidir. Ahirete göre bu sürecin kısalığı Peygamber Efendimiz tarafından ‘Yolcunun ağaç gölgesinde bir süre dinlenmesi’ şeklinde ifade edilmiştir. Bu süreçte yaşadığımız güzellikler de karşılaştığımız zorluklar da birer imtihan vesilesidir. Nimet ve güzelliklere şükretmek, sıkıntı ve zorluklara ise sabretmek imtihanı kazanmak için gerekli görülmüştür.” dedi.</p>
<p><strong>Mutluluğun temelinde yüce yaratıcıyı her zaman anmak var</strong></p>
<p>Temel mutluluk ve huzur kaynağının her zaman yaratıcıyı hatırda tutup onu her zaman anmak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Reşat Öngören, şunları söyledi:</p>
<p>“Şu gerçeği her an aklımızda tutmamız gerekiyor: Biz dünyaya kendi arzu ve irademizle gelmedik. Bize can veren de canlarımızı alan da Allah’tır. O yarattığı insana aynı zamanda dünya ve ahiret mutluluğu için peygamberler vasıtasıyla reçeteler sunmuştur: Buna göre temel mutluluk ve huzur kaynağı her hal ve kârda yaratıcıyı hatırda tutmak, onu anmaya devam etmektir. Zira Hz. Allah ‘Beni ananlar huzur bulur, beni anmaktan kaçınanlar ise sıkıntı içinde yaşarlar’ buyurmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle evrende her şey Allah’ı andığı için insan Allah’ı anmaktan uzak durursa âdeta debisi yüksek bir suyun akışına ters kürek çekerek yol almaya çalışmak gibi bir pozisyona girmiş olur ki bu onu hem yorgun ve bitkin kılar hem de bir arpa boyu yol alamaz.”</p>
<p><strong>Allah’ı anmak belli formlardan ibaret değildir</strong></p>
<p>Yaklaşan Ramazan ayının Allah’ın anıldığı mübarek bir ay olduğunu ifade eden Prof. Dr. Reşat Öngören, “Allah’ı anmanın sayısızca formu var. Bunu ifade için ‘Yaratıkların nefesleri adedince Allah’a giden yol vardır’ denilmiştir. Namaz, oruç gibi ibadetler Allah’ı anmanın belirlenen formlarıdır ama Allah’ı anmak bu formlardan ibaret değildir. Yolda yürürken yerdeki çiçeklere ya da gökteki yıldızlara bakarak yaratıcıyı hatırlamak da birer zikirdir.” dedi.</p>
<p><strong>Ramazan’da Allah’ı kesintisiz anarız</strong></p>
<p>Ramazan ayında Allah’ın emri üzerine oruç tutulacağını kaydeden Prof. Dr. Reşat Öngören, “Şimdi Ramazan ayı başlıyor ve bizler oruç tutacağız. Neden oruç tutuyoruz? Allah öyle istediği için. O halde oruca başlamakla Allah’ı anmaya başlamış oluyoruz. Sahur vaktinden itibaren yemeden içmeden uzak durarak iftar vaktine kadar kesintisiz Allah’ı andığımızı bilmemiz gerekir. Oruç tutanların çok iyi bildiği gibi bu ibadetin insana verdiği huzur ve ruhtaki dinginlik bambaşkadır. Hele iftar vakti yaklaştıkça bu huzur zirveye çıkar. Ramazan ayında tutulan oruç aynı zamanda toplu zikir, ibadet olduğu için toplumda ayrı bir sinerji oluşturmaktadır. Çünkü ‘Allah’ın eli toplu hareket edenler (cemaat) üzerindedir.’ O yüzden bu zamanlarda yapılan her türlü güzel davranış diğer zamanlara göre kat kat fazla karşılık bulmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Oruç ibadeti sahip olduklarımızın kıymetini anlamamıza yardımcı olur</strong></p>
<p>Oruç ibadetinin aynı zamanda bizlere bir yudum suyun bile ne kadar değerli bir nimet olduğunu, öte yandan açlığın insan için nasıl bir sıkıntı doğurduğunu da öğretmek olduğunu belirten Prof. Dr. Reşat Öngören, “Bu ibadeti yerine getirenler fakirler ve muhtaçlarla çok daha kolay empati kurma kabiliyeti kazanırlar. Oruçlu insan hem sahip olduğu nimetlerin kıymetini anlar; onları israf etmez, hem nimeti verene teşekkür ve minnet duygusu pekişir hem de muhtaçlara yardım etmesi gerektiğini idrak eder.” dedi.</p>
<p><strong>Herkes imkânı ölçüsünde destek verebilir</strong></p>
<p>Ramazan öncesi ülkemizde deprem ve sel gibi büyük felaketler yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Reşat Öngören, “Bu olaylar sadece onu yaşayanlar açısından değil aksine bütün insanlar için bir imtihan vesilesidir. Şunu da bilelim ki Hz. Allah yaşadığımız sıkıntılara karşı bizlere dayanma gücü de lütfetmektedir. O yüzden felakete maruz kalanlar sabır, tahammül ve kabullenme (rıza) ile diğerleri onlara her yönden yardım, destek ve dayanışma ile bu sınavın üstesinden gelmek durumundayız. İmkânı olanlar para, mal ve gıda yardımıyla, doktorlar hastaları tedavi ile, psikologlar onlara psikolojik destekle, öğretmenler yaygın eğitim programlarıyla, din adamları gönül dünyalarına hitap ederek huzur bulmalarına vesile olabilirler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ramazan’da “İnsan, Maneviyat ve Şifa Konuşmaları” başlayacak</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü hocaları olarak bu kapsamda Ramazan’ın ilk gününde başlamak üzere 12 hafta boyunca internet ortamında Zoom üzerinden “İnsan, Maneviyat ve Şifa Konuşmaları” başlığıyla bir program hazırladıklarını ifade eden Öngören, “Konuşmacılar arasında tabip, psikolog, edebiyatçı, kültür tarihçisi, musikişinas ve ilahiyatçı gibi farklı uzmanlık alanlarından hocalar var. Bu program canlı olarak sunulmakla birlikte bir sonraki gün kayıttan da dinlenebilecek. Bununla ilgili geniş bilgiye ve programın ayrıntısına enstitünün web sayfasından ve sosyal medya hesaplarından ulaşılabilir. Ramazan ayının manevi atmosferi, Allah’ın af ve merhametinin zirveye çıktığı bu zaman dilimi hepimiz için bir fırsat oluşturuyor. Felakete uğrayanlar Allah’tan dayanma gücü ve sabır dileyerek, diğerleri elinde olan maddî ve manevi bütün imkânları seferber ederek bu ayın feyzinden ve bereketinden çokça istifade edeceklerdir.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-resat-ongoren-ramazan-ayi-yuce-yaratanin-her-an-anildigi-bir-aydir-358697">Prof. Dr. Reşat Öngören: &#8220;Ramazan ayı, yüce yaratanın her an anıldığı bir aydır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
