<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof. Dr. Tarhan | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/prof-dr-tarhan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/prof-dr-tarhan</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Mar 2026 13:48:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>Prof. Dr. Tarhan | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/prof-dr-tarhan</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[faydalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[takıntı]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vesvese]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Vesvese yalnızca düşünce değil</strong></p>
<p>Halk arasında vesvese olarak bilinen obsesyonların (takıntıların), insan beyninin doğal düşünce üretme mekanizmasının kontrolden çıktığı durumlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, vesvesenin yalnızca düşünce değil, aynı zamanda istenmeyen duygularla da birlikte ortaya çıktığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür obsesyonlarda kişi, aklına gelen düşünceleri onaylamaz. &#8216;Bu düşünce benim aklıma nasıl gelir?&#8217; diye kendine şaşırır. Bu duruma ‘zihinsel gevezelik’ de deniliyor. Nasıl ki biri gereksiz yere sürekli konuştuğunda &#8216;çok saçmalıyor&#8217; deriz, beynimiz de bazen kendi kendine gereksiz düşünceler üretebilir. Bu, beynin doğal işlevinin bir sonucudur ama dozu kaçarsa kişiyi rahatsız eden vesvese halini alır.” dedi.</p>
<p><strong>Her vesvese hastalık mı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, her vesvese ya da takıntının hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Karaciğerin görevi safra üretmekse, beynin görevi de duygu ve düşünce üretmek ve davranışa karar vermektir. İnsan beyni diğer canlılardan farklı olarak soyut düşünme yeteneğine sahiptir. Bu yetenek sayesinde insan, sadece mevcut durumu değil, olasılıkları ve anlamları da sorgular.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yalom’un dört temel korkusu!</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak varoluşsal düzeyde dört temel korkuya sahip olduğunu hatta bunun Yalom&#8217;un dört temel anksiyetesi diye geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bunların dozu kaçarsa vesvese oluyor. Bu korkunun bir tanesi kişinin anlam arayışı. Mesela, yalnızlık duygusu&#8230; Yalnız kalmaya dair duyulan korku ve kaygı, dört temel anksiyeteden biridir. Diğer bir temel anksiyete ise özgürlük ihtiyacıdır. Özgürlük isteğinin bastırılması da insanda derin kaygılara neden olabilir. Dördüncü temel korku ise ölüm bilincidir, yani ölümün farkında olmak ve bu gerçekle yüzleşmek. İnsan bu dört temel korkuyu fark edip yönetmeyi öğrenmelidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Obsesyonlar kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan besleniyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, obsesyonların (takıntıların) kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan beslendiğini belirterek, &#8220;Bir insan duygu yatırımını neye yaparsa en çok, obsesyon oradan giriyor. Kimi çocuğunu çok seviyorsa, &#8216;çocuğuma tapıyorum&#8217; derecede seviyorsa, &#8216;çocuğuma bir şey olacak&#8217; kaygısı başlıyor. Bu kaygı kuruntuya, kuruntu da obsesyona dönüşüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Obsesyonların çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan cinsel konuya çok yatırım yapıyorsa oradan, dini konuya yapıyorsa oradan takıntılar gelişebiliyor. Anlamı önemsemeyen kişilerde ise temizlik veya düzen gibi farklı konularda obsesyonlar görülebilir.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Kuşku obsesyonları da yaygın…</strong></p>
<p>Kuşku obsesyonlarının da yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kuşku obsesyonu olan bir kişi, uzaktan iki üç kişinin bir şeye baktığını görse, &#8216;Acaba benim hakkımda mı konuşuyorlar?&#8217; diye senaryolar yazmaya başlar. Bu durum, insanlardan korkmasına, kaygılanmasına, içine kapanmasına ve kaçınmasına yol açabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tür obsesyonların altında genellikle &#8220;emin olamama&#8221; duygusunun yattığını ifade ederek, &#8220;Arabanın kapısını kitler, &#8216;Oldu mu olmadı mı?&#8217; diye döner bakar, bir daha döner. Bu, emin olamamayla ilgilidir.&#8221; şeklinde örnek verdi.</p>
<p><strong>Vesveseler bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221;…</strong></p>
<p>Takıntılı düşüncelerin (vesveselerin) bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221; olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Tikleri olan bir insan, bir hareketi yapmakta zorlandığında dikkatini başka bir konuya vererek beynindeki devreyi kısa devre yaptırır ve normal hareketine geçer. Düşünce yönetiminde de aynı kural geçerlidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>IQ seviyesi ve vesvese ilişkisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, IQ seviyesi düşük olan bireylerde vesvesenin daha az görüldüğünü dile getirerek, “Normal IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan insanlarda vesvese pek yoktur. Çünkü fazla düşünmüyorlar, yüksek fikirleri, yüksek anlamları düşünmüyorlar, sorgulamıyorlar. Onlar için yemek, içmek, üremek ve öğrendiği bazı temel bilgiler ihtiyaçlarını karşılıyor, yetiyor onlara. IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan kişiler zaten askere bile gönderilmiyor. Onlara &#8216;donuk normal&#8217; deniyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor</strong></p>
<p>Zeka seviyesi ile üretilen düşünce sayısı arasında doğru bir orantı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor. Ortalama bir insanın beyni günde bin  düşünce üretiyorsa, IQ&#8217;sü düşük olan bir kişi 300 düşünce üretirken, IQ&#8217;sü 100&#8217;ün üzerinde olan birinin beyni günde 2 bin -3 bin düşünce üretiyor. 2 bin -3 bin düşünceyi yönetmek elbette daha zor. Bu nedenle, bu düşünceleri yönetmek için biraz daha fazla beceri kazanmak gerekiyor. Vesveseler ve takıntılar aslında IQ&#8217;sü yüksek insanlara daha sık gelebiliyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;Zekası varsa, o zaman sorumluluğun da var. Bunu yönetmeyi öğren.&#8221; şeklinde yorumlayarak, yüksek IQ&#8217;ye sahip kişilerin varoluşsal anksiyete, felsefi düşünce üretme ve doğruyu bulma konularında daha fazla zihinsel aktiviteye sahip oldukları için takıntılara daha yatkın olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Hedefi olan kişi yanlış düşünceye ‘hayır’ diyebilir…</strong></p>
<p>Mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kişilerin de obsesyonlar açısından risk grubunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın bir hedefi varsa ve o hedefe yönelik önem ve önceliklerini belirlemişse, gününü planlayarak yaşıyorsa, hedefine giderken yanlış bir düşünce geldiğinde ona &#8216;hayır&#8217; diyebilir. Hedefiyle ilgili bir ayrıntıyı hemen algılar, olaylar arasında anlam bağı kurar, farklılıkları yakalar, pozisyon alır ve doğru karar verir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Takıntılı düşünceler beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına neden oluyor</strong></p>
<p>İnsan beynindeki düşüncelerin bir nehir gibi aktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Düşüncelerin önüne baraj koyarsanız patlar, taşar. O düşüncelerin akışı içerisinde, bir çiftçi veya mühendisin bir nehre yaklaştığı gibi, onları amaca yönelik yöneltmek gerekir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Takıntılı düşüncelerin beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına ve enerji akışının hızlanmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;5 dakika düşünecek bir şeye 15 dakika düşünürseniz veya bir şiddetinde üzülecek bir şeye 10 şiddetinde üzülürseniz, beyninizde aşırı stres hormonu salgılanır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı ve stres yönetimi genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynuyor</strong></p>
<p>Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda genetik yatkınlığın rolü olduğunu ancak bunun kişinin kesinlikle hasta olacağı anlamına gelmediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, yaşam tarzı ve stres yönetiminin genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;li kişilerde serotonin ve dopamin genlerinin farklı çalıştığını ifade ederek, &#8220;Bu kişilerde serotonin geninde &#8216;SS aleli&#8217; dediğimiz kısa alel bulunuyor. Bu durum, beynin stres altında yeteri kadar serotonin üretememesine neden oluyor. Normal şartlarda sorun olmasa da kronik stres durumunda bu genetik algoritma iyi çalışmıyor ve serotonin seviyesi düşerek kişiyi depresyona daha yatkın hale getiriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık var</strong></p>
<p>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık olduğunu, bedensel hastalıklarda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarda da genetik farklılıkların ve stresin önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Stres altında bir kişi şizofren olurken, diğeri OKB, bir başkası ise depresyon yaşayabiliyor. Bunun nedeni işte bu genetik farklılıklardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Hafif ve kontrol edilebilen vesveselerin (takıntılı düşüncelerin) insanı sorgulamaya ve eleştirel bakmaya iterek doğru kararlar almasına yardımcı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8221; Hafif bir vesvese faydalıdır. Buna vesvese dememek lazım, düşünce tekrarı veya ruminasyon denebilir. Bu bir sorgulamadır ve insanın araştırmasına, teyit etmesine yol açar.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde yaşanan takıntılar ve &#8220;geliştiren travma&#8221;…</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde yaşanan takıntıların, doğru yönetildiğinde kişinin psikolojik savunmalarını güçlendirici, ego gücünü ve psikolojik dayanıklılığını artırıcı bir etkisi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak adlandırdı. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişi o takıntılı düşünceleri, aklın geveze olduğu haldeki temelsiz düşünceleri iyi yönetirse, bu onun için bir stres olur ve bu sıkıntıdan güçlenerek çıkar. Bu nedenle obsesyon ya da kaygı dediğimiz stresli düşünceler olduğunda, ondan kaçmak ya da onunla savaşmak yerine, onunla birlikte yürümeyi tavsiye ediyoruz. O zaman bu düşünceler, kişinin amacına hizmet eden birer araç haline gelir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı ve takıntı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav gibi durumlarda ortaya çıkan takıntılara yönelik pratik çözüm önerileri de sunarak, &#8220;Sınavlarda bir öğrenci, çok basit bir ayrıntıya takılıp çözemediği için bildiği birçok soruyu yapamayabilir. Böyle durumlarda, çözemediği sorunun yanına bir işaret koyup, önce çok iyi bildiklerini çözmesini öneriyoruz. Daha sonra kalan zamanda başa dönüp, aklına ilk gelen doğru cevabı işaretlemesi genellikle daha başarılı sonuçlar verir. Çünkü genellikle insanın aklına ilk gelen düşünce doğrudur. Bu durumda takıntı, kişinin daha az hata yapmasına bile sebep olabilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kültürel ve dini faktörlerin obsesyonlara etkisi</strong></p>
<p>Takıntıların türlerinin kültürlere, zaman ve şartlara göre değişebildiğini, bazı kültürlerin ve katı inanış sistemlerinin dini obsesyonları destekleyebileceğini ve aşırı suçluluk duygularını uyararak kişileri işlevsiz hale getirebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her şey dozunda güzeldir. Dozunda ayarlanan her şey ilaçtır. Dozunu kaçırdığınız zaman en güzel ilaç bile zehre dönüşebilir. Obsesyonda da dozunda düşünürseniz, insanı hedefine götürebilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>OKB tedavisindeki gelişmeler</strong></p>
<p>OKB tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, dirençli vakalarda beyin haritalaması yaptıklarını ve beynin belirli bölgeleri arasındaki bağlantı bozukluklarını tespit ettiklerini söyledi.</p>
<p>&#8220;Bu kişilerin beyninin karar verme bölgesiyle görüntü işleme bölgesi arasında bozukluk olduğunu görüyoruz. Tedaviyi de bu bölgelere yönelik planlıyoruz.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, manyetik uyarım tedavisi (TMU) gibi yöntemlerle beynin ilgili bölgelerine provokasyon yapılarak ve hastanın obsesyonlarını hayal etmesi sağlanarak tedavi uyguladıklarını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu tedavi sırasında beynin o bölgesindeki reseptör duyarlılığını değiştiriyoruz. Beyindeki iyon kanalları, sodyum, potasyum, kalsiyum reseptörleri pompa gibi çalışarak sinir iletisini ve enerji akışını düzenliyor. Manyetik uyarımla bu sistemi etkileyebiliyoruz.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Modern yöntemlerle tedavide başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemleriyle 15-20 yıl öncesine göre çok daha başarılı sonuçlar aldıklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yoğun bir tedavi süreci gerekiyor. Genellikle birkaç hafta klinik tedavi ve ardından yakın takip önemli. Beyindeki yolların normale dönmesi en az 6 ay sürüyor. Hasta tedavi disiplinine uyarsa, 6 ay içinde hastalık şiddeti yüzde 100&#8217;den yüzde 20-30 seviyelerine düşebiliyor. Bu, kabul edilebilir bir sınırdır ve yüzde 60-70 düzelme bile büyük bir başarıdır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;nin eskiden psikiyatrinin en zorlandığı alanlardan biri olduğunu ancak günümüzde DNA analizi (genotipleme) ve üçlü tedavi protokolleri (ilaç, manyetik uyarım, psikoterapi) gibi yöntemlerle çok daha etkili tedaviler sunabildiklerini belirtti.</p>
<p><strong>Sosyal medya fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetikliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın özellikle fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetiklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişiler moda dergilerine, modellere bakıyor ve çoğu zaman oynanmış, yapmacık görsellerle kendilerini kıyaslıyorlar. Bu durum, &#8216;Ben niye böyle değilim? Ben de böyle olmalıyım&#8217; düşüncesini doğuruyor. Popüler kültür de haz, başarı ve fiziksel görünümü yücelterek bu durumu besliyor. Hollywood kültürü, sosyal medya aracılığıyla insanların zaaflarını kullanarak onları manipüle ediyor.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 12:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeylerden]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Longevity (uzun ömür) kavramının, özellikle son yıllarda öne çıkan bir konu haline geldiğini ifaden ederek, “Çünkü insanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor. 100 yıl kadar önce dünya genelinde ortalama ömür 40’lı yaşlardaydı. Günümüzde ise Türkiye&#8217;de bu süre kadınlarda ortalama 78, erkeklerde ise 74-76 yaş aralığına kadar yükseldi. Küresel ölçekte de benzer bir artış söz konusu. Yaşam süresi uzadıkça, daha önce nadir görülen sağlık sorunları da artmaya başladı. Geçmişte insanlar daha erken yaşta hayatını kaybettiği için Alzheimer gibi hastalıklar fazla ortaya çıkmıyordu. Ancak bugün insanlar 70 yaş ve üzerine çıktığında Alzheimer riski belirgin şekilde artıyor. Unutkanlık daha sık görülüyor. Eğer kişi sağlıklı bir yaşam tarzı benimsememişse, ömrü uzasa da pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Oysa yapılan araştırmalar, hastalıkların yüzde 60-70’inin doğrudan yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu çok ciddi bir oran. Diyabetten depresyona kadar birçok hastalık, sağlıksız beslenme, yetersiz hareket, stresli yaşam gibi faktörlerle ortaya çıkıyor. Yani kişi doğru yaşasa, doğru beslense bu hastalıkların pek çoğu önlenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor</strong></p>
<p>Günümüzde yaşam tarzı eğitimlerine tüm dünyada ağırlık verilmeye başlandığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor. Bu yöntem, hasta olmadan önce kişiye sağlıklı yaşama becerileri kazandırmayı amaçlıyor. Bu, aynı zamanda pozitif psikoterapinin de bir türü. Sağlıklı yaşamı desteklemek için duygusal zeka çalışmaları da yapılıyor. Buradaki amaç, sadece uzun yaşamak değil; sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Beden farkındalığı önemli…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşam tarzı eğitiminde en çok önem verilen konulardan birinin beden farkındalığı olduğunu da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendi bedenini tanıması, fark etmesi gerekir. Bir kişiye bakıyorsunuz, obez. Beden kitle indeksi 30’un üzerinde. Ama ‘Su içsem yarıyor’ diyor. Aslında farkında olmadan sürekli bir şeyler yiyor, atıştırıyor. Gerçekte ne yediğinin farkında değil. Benzer şekilde, bazı kişiler ‘Hiç uyumadım’ diyor. Aslında uyumuş ama uyku farkındalığı yok; uyuduğunun farkında değil. Beynimiz algılayan bir organ olduğu için beden farkındalığı çok önemli. Çünkü kişi bedeninin sinyallerini ne kadar iyi tanırsa, o kadar doğru kararlar verir. Farkındalık yanlışsa, alınan karar da yanlış olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihinsel farkındalık en az bedensel farkındalık kadar önemli</strong></p>
<p>Bedeni tanımanın, güçlü ve zayıf yönlerini bilmenin çok önemli olduğunu, “Hangi gıdalar bana iyi geliyor, hangileri dokunuyor? Nasıl beslenirsem daha sağlıklı olurum? Boyum, kilom ne durumda? Uyku düzenim nasıl? Su tüketimim yeterli mi? Metabolik dengem nasıl?” sorularının yanıtlarının beden farkındalığıyla ilgili odluğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir de zihinsel farkındalık var. Bu da en az bedensel farkındalık kadar önemli. Zihinsel farkındalık, kişinin psikolojik durumunu, olayları nasıl algıladığını ve nasıl tepki verdiğini içerir. Bir olay yaşanıyor, bir ipucu alıyoruz ve buna alışkanlıkla, otomatik bir yanıt veriyoruz. Hoşumuza giden bir şey olduğunda hemen tepki veriyoruz. Oysa bu tepkiler, zihinsel çarpıtmalar ya da çocuklukta öğrenilmiş yanlış kalıp yargılardan kaynaklanıyor olabilir. Zihinsel yanlış kalıp yargılarımız var. Bunları düzeltmek gibi, kendimizi geliştirmek gibi bir hedefimiz yoksa çocukluğumuz öğrendiğimiz zihinsel kalıpları, kalıp yargılar aynen devam ettiriyoruz. Halbuki şartlar değişmiş, ortam değişmiş ama siz değişmemişsiniz. Hastalıklar başlıyor. Ruhsal hastalıklarda zihin farkındalığı önemli. Bedensel hastalıklarda da beden farkındalığı önemli. Bunun birinci şartı kişinin kendini tanıması. Kendini iç iç keşif yolculuğu. Hem bedensel farkındalık açısından hem zihinsel farkındalık açısından kendini tanımak ilk adım. Buna öz bilinç deniyor. Kendinin farkına varmak. Bunu fark ettikten sonra öz yönetim başlıyor. Güçlü zayıf yönlerini yönetmek başlıyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak ilişkisel bir varlık olduğunu, sosyal yapıdan izole olan insanın mutsuz olacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Elbette yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir. Tasavvufta da bu tür yalnızlıklar, kişinin kendini geliştirmesi için teşvik edilir. Eski zamanlarda insanlar çilehanelere çekilerek manevî gelişim sağlamaya çalışmışlardır. Ancak günümüzde, bu tür bir yalnızlığı sürdürebilmek ve onunla gelişmek oldukça zordur. Artık insanlar sosyal hayatın içinde, ilişkilerini yöneterek gelişmek zorundadır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için kişinin sosyal hayatın içinde ilişkilerini yönetebilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıkları sade ve sağlıklı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mavi bölgeler denilen Japonya, İtalya ve Yunan adalarında örneklerine rastlanan bölgelerde yaşayan insanların ortak bazı özellikleri bulunduğunu, en bilinenlerinden birinin Japonya’daki Okinawa Adası olduğu olduğunu ve bu insanların hem uzun yaşadıklarını hem de sağlıklı bir yaşam sürdürdüklerini anlatarak, “Bir diğer ortak özellikleri de beslenme biçimleri. Yeme alışkanlıkları oldukça sade ve sağlıklı. Bitkisel temelli, renkli tabaklara ağırlık veriyorlar. Sebze odaklı besleniyorlar; meyve tüketimi daha az, ama sebze tüketimi oldukça fazla. Bu kişilerin yaşam felsefeleri de dikkat çekici. Hayata bakışları haz odaklı değil, anlam odaklı. Mesela yemek yerken doymadan kalkıyorlar. Bu, onların en belirgin alışkanlıklarından biri.” diye konuştu.</p>
<p>Midenin her seferinde tıka basa doldurulması durumunda sindirimi sağlamak için midenin genişlemek zorunda kaldığını, her öğünde azıcık genişleyen midenin, bir süre sonra doyma hissini kaybettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sonunda kişi doyamaz hale gelir ve obezite gelişebilir. Oysa çözüm çok daha basittir: Her öğünde tam doymadan sofradan kalkmak. Tam doymadan sofradan kalkabilen kişilerin midesi büyümüyor. Hava boşluğu kaldığı için sindirim de kolay oluyor. Ve vücutta toksinler de birikmiyor. Yediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü yediklerimiz bağırsaktaki mikrobiyotayı oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anadolu irfanını unuttuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günlük hayatın hızı içinde yapılan 20 dakikalık meditasyon seansının, zihni sakinleştirdiğini ifade ederek, “Mevlana sufi meditasyon şeklinde yapmış. Sema meditasyonu şeklinde yapmış. Bu uygulamalar, bireye kendini gözlemleme ve öz-eleştiri fırsatı sunar. Kişi, ‘Bugün neleri doğru, neleri yanlış yaptım, yanlışlarımdan ne öğrendim?’ sorularını sorarak gelişir. Böylece eleştiriye açık bir zihniyet oluşur ve sürekli öğrenme kültürü benimsenir. Vahşi kapitalizmin tehlikeli virajlarında koşturuyoruz şu anda Türkiye olarak. Böyle olunca Anadolu irfanını unuttuk, kadim kültürümüzü unuttuk.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meditatif meditasyonun ilk aşaması, kişinin zihinsel olarak rahatlaması</strong></p>
<p>Meditatif meditasyonun ilk aşamasının, kişinin zihinsel olarak rahatlaması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi kendisine mantra tarzında kişi bir kelime seçiyor. O kelimeyi 20 dakika boyunca düşünüyor, hayal ediyor. Bu esnada beyin, günlük rutinden çıkar. Artık zihni ‘Bu niye böyle oldu, şu neden böyle?’ gibi alışılmış sorular sormaz. Bunun yerine, kişi bu kelimeyle birlikte yeni anlamlar üretir, hayal kurar, zihinsel olarak yaratıcı bir sürece girer. İkinci aşama ise fiziksel egzersizdir. Kişi bu sırada vücudunu gevşetmeye yönelik egzersizler yapar. Üçüncü unsur ise ses. Meditasyonu destekleyecek bir müzik, doğa sesi (su, kuş sesi vb.) ya da geçmişte kişiye iyi hissettiren bir melodi kullanılabilir. Böylece zihinsel, fiziksel ve işitsel boyut birlikte devreye girer. Bu üç unsur bir araya geldiğinde meditasyon etkili olur. Çünkü bu sayede beynin farklı bölgeleri aynı anda aktive edilir. Beş duyumuz harekete geçer: işitsel, görsel, fiziksel&#8230; İnce motor, kaba motor, sözel ve duygusal beceriler hep birlikte çalışır. Beynin tüm alanları aktive olur.”</p>
<p><strong>Her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemler oldukça faydalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemlerin oldukça faydalı olduğuna işaret ederek, “Ancak burada önemli olan, kişinin zihnini tamamen bu eyleme verebilmesidir. Mesela birçok insan biliyorum ki dini ritüellerini yerine getiriyor, ibadet ediyor ama aklı başka yerde. Aklını ve duygularını ibadete veremediği için bu, meditatif bir eyleme dönüşmüyor. Oysa kişi zihnini ve duygularını tamamen o ana verebildiğinde, işte o zaman bu eylem gerçekten meditatif olur. Bu yaklaşım terapilerde de kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Aşırıya kaçan yalnızlık anlayışının bencillik ve ben-merkezcilik oluşturduğunu, kişinin yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesinin sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Seçilmiş yalnızlık, doğru dozda yapıldığında faydalıdır. Ancak aşırıya kaçarsa, kişi kendini ermiş gibi görmeye başlar ve dini narsizm gibi tehlikeli bir duruma düşebilir. Tıpkı etnik narsizmde olduğu gibi, dini narsizm de tehlikelidir. Her şeyin doğru ölçüde ve zamanında olması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Sıradan şeylerden mutlu olmak uzun ömrün de sırrı…</strong></p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için üç temel unsurun dengeli olması gerektiğini, bunların maddi varlıklar, sağlık ve bilgeliği kapsadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu üç şeyi akıl tepsisine koyarak, dengeli bir şekilde yaşamak, uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi sağlar. Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır. Mizahı çok kullanan, pozitif etkileşim içinde olan insanlar, çevrelerindeki kişilere huzur verirler. Bir insanın yanında kendinizi huzurlu hissetmiyorsanız, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stresle baş etmede mizah çok etkili</strong></p>
<p>Negatif enerjisi olan bireylerin çevresine huzursuzluk yaydığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir insanın yanında kendinizi huzurlu değil, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir. Pozitif ruh halindeki kişiler ise güven verir, şaka kaldırır, mizahı kullanır, hatta kendileriyle dalga geçebilirler. Böyle kişiler gerçekten daha uzun yaşıyorlar. Stresle baş etmede mizah çok etkilidir. Kayserili bir vatandaş ağır hastalanıyor. Ailesi etrafında toplanınca, &#8216;Hepiniz buradaysanız dükkânda kim var?&#8217; diyor. Herkesi güldürüyor. İnsan ilişkilerinde mizahı kullanabilen kişiler daha uzun ömürlü oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bireyin önce kendisinde değişimi başlatması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimize odaklanmalıyız. Farkındalık geliştiren bireyler hem daha sağlıklı kararlar alır hem de ilişkilerde daha az hata yapar.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar duygusal beyin yapıları sayesinde daha uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının ardındaki biyolojik ve psikolojik nedenleri değerlendirdi ve kadın beyninin yapısal özelliklerinin uzun yaşamda önemli rol oynadığını ifade ederek, “Küresel verilere baktığımızda kadınların erkeklere kıyasla daha uzun yaşadığı görülüyor. Bunun en temel nedenlerinden biri, kadın beyninin duygulara ve şefkate odaklı çalışmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kadınların annelik içgüdüsü ve duygusal yapılarıyla daha empatik olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Erkek beyni daha çok avcı karakterde, sol beyin ağırlıklı çalışır; mantık, analiz ve savaşma güdüsüne odaklıdır. Kadın beyni ise sağ beyinle, yani duygular, estetik, sanat ve şefkatle ilişkilidir. Bu yapısal fark, kadınların kendilerini aşmaya ve iç huzura daha fazla odaklanmalarını sağlıyor. Empati yetenekleri de erkeklere kıyasla daha gelişmiş. Bu da uzun ve sağlıklı yaşam için avantaj sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu evlilik yaşam süresini uzatıyor</strong></p>
<p>Araştırmaların evli bireylerin ortalama olarak daha uzun yaşadığını ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun ancak mutlu bir evlilik söz konusu olduğunda geçerli olabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Eğer evlilik huzursuzsa, çiftler sürekli çatışma halindeyse, bu durumda uzun yaşamak pek mümkün değil. Modern çağın bize dayattığı rekabetçi evlilik modelinde, kadın ve erkek arasında ego savaşları yaşanıyor. Oysa ideal olan, yol arkadaşlığına dayalı, tamamlayıcı bir evliliktir.” dedi.</p>
<p>Evliliğin bireyler arasında bir güç mücadelesine dönüşmesinin ilişkiyi zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Rekabetçi evliliklerde taraflar 1+1 gibi ayrı varlıklar olarak kalır. Ama ortak amaçta hareket eden kişilerse iki tane bir yan yana gelince 11 kişi gibi oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Geleneksel kültürde eşlerin ‘Refik’ ve ‘Refika’ yani ‘yol arkadaşı’ olarak tanımlandığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu anlayışta çiftler birbirlerini domine etmeye çalışmaz, aksine birlikte güçlenirler. Gerçek bir evlilik, iki ayrı bireyin birleşerek daha büyük bir anlam yaratmasıdır.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 08:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[aştı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[ortalamasını]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Okullarda Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetleri, Önleme ve Farkındalık Çalışmaları” başlıklı çevrim içi eğitim programında liselerde görev yapan psikolojik danışmanlarla bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966">Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Okullarda Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetleri, Önleme ve Farkındalık Çalışmaları” başlıklı çevrim içi eğitim programında liselerde görev yapan psikolojik danışmanlarla bir araya geldi.</p>
<p>İstanbul’daki liselerde görev yapan rehber öğretmenlere yönelik düzenlenen seminere yaklaşık 2 bine yakın psikolojik danışman ve rehber öğretmen katıldı.</p>
<p>Programda okullarda koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin önemi, ergenlik dönemindeki gençlerin psikolojik ihtiyaçları ve okullarda uygulanabilecek önleyici yaklaşımlar ele alındı.</p>
<p><strong>“Rehber öğretmenlerin rolü çok kritik”</strong></p>
<p>Programda konuşan Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşen dünyada gençlerin karşılaştığı risklerin arttığını ve bu süreçte rehber öğretmenlerin çok önemli bir rol üstlendiğini belirterek, “Bugün dijitalleşen dünyada ve küresel ölçekte gençlerin birçok riskle karşı karşıya kaldığı bir dönemde rehber öğretmenlerimizin kilit rolü olduğunu görüyorum. Okullarda hem büyük bir sorumlulukları var hem de büyük bir fırsatları var.” dedi.</p>
<p>Psikolojik danışmanların yaşadıkları vakaları kayıt altına almalarının mesleki gelişim açısından önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Rehber öğretmenlerimizin yaşadıkları olayları not almalarını ve bir olgu defteri tutmalarını tavsiye ederim. Karşılaştıkları vakaları yazmaları, daha sonra bunlar üzerine düşünmeleri ve çözüm arayışlarını kaydetmeleri onların mesleki gelişimleri açısından çok önemli bir birikim oluşturur. Bu belki kısa vadede bir külfet gibi görünebilir ama uzun vadede insanı ve gençleri daha iyi anlamayı sağlayacak çok değerli bir tecrübe kazandırır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik dönemi kimlik arayışının yoğun yaşandığı bir süreç</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminin gençlerin kimlik arayışı yaşadığı doğal bir süreç olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Gençlik döneminin doğal bir özelliği kimlik arayışıdır. Gençler bu dönemde ‘Ben kimim, nereye yönelmeliyim, niçin varım?’ gibi sorular sorarlar. Bu süreç özellikle 12–15 yaş aralığında daha yoğun yaşanır. Nörobiyolojik olarak ergenlik ortalama 22 yaşına kadar devam eder. Hatta bazı kişilerde 30’lu yaşlara kadar uzayabilen bir süreçten söz ediyoruz.”</p>
<p>Ergenlik döneminde beynin gelişimi nedeniyle duyguların aklın önüne geçebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlikte beynin duygusal bölgeleri daha hızlı gelişirken, düşünme ve karar verme ile ilgili frontal bölgeler daha geç gelişir. Bu nedenle ergenler çoğu zaman sonunu düşünmeden hareket edebilir. Hisleri akıllarının önüne geçebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlerin üç temel psikolojik ihtiyacı var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminde gençlerin üç temel psikolojik ihtiyaca sahip olduğunu belirterek, “Ergenlerin üç temel psikolojik ihtiyacı vardır: Aidiyet, yeterlilik ve anlam. Aidiyet duygusu, gencin kendisini ailesine, okuluna veya arkadaş grubuna ait hissetmesiyle ilgilidir. Yeterlilik duygusu, bir alanda küçük de olsa başarı yaşayabilmesiyle oluşur. Anlam duygusu ise yaptığı işin değerli olduğunu hissetmesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu ihtiyaçların karşılanmasının ergenlik sürecini daha sağlıklı hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu üç ihtiyaç karşılandığında ergenlik dönemi daha az fırtınalı geçer. Ancak bu ihtiyaçlar karşılanmadığında gençler kendilerini değersiz veya dışlanmış hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Arkadaş önünde küçük düşürülmek ağır bir deneyim… </strong></p>
<p>Okul ortamında adalet duygusunun gençler için çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Ergenler adalet konusunda çok hassastır. Öğretmenin ayrımcılık yaptığını düşündükleri anda bu durum öfke birikimine yol açabilir. Kendini değersiz veya görülmemiş hisseden genç bazen güç gösterisiyle dikkat çekmeye çalışabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerin arkadaşlarının önünde küçük düşürülmemesinin önemine de dikkat çekerek, “Bir gencin arkadaşlarının önünde küçük düşürülmesi çok ağır bir deneyimdir. Bazı gençler bu tür durumlarda içine kapanır, bazıları ise biriktirdikleri öfkeyi ani ve dürtüsel davranışlarla dışa vurabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlerin hata yapma hakkı vardır</strong></p>
<p>Gençlerin hatalarının cezalandırılmak yerine eğitsel bir fırsata dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “onarıcı adalet” yaklaşımına dikkat çekti ve “Ergenlerin hata yapma hakkı vardır. Ancak başkasına zarar verme hakları yoktur. Bu nedenle ceza vermek yerine onarıcı adalet yöntemleri uygulanabilir. Örneğin topluma hizmet çalışmaları yaptırmak veya iyilik projeleri hazırlatmak gibi yöntemler gençlerin davranışlarının sonuçlarını anlamasını sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Korkutarak genç yönetilemez</strong></p>
<p>Prof. Dr.<strong> </strong>Tarhan, günümüz dünyasında otoriter ve baskıcı yaklaşımların gençler üzerinde etkili olmadığını belirterek, “Artık dünyada toplumlar açık toplum haline geldi. Dijitalleşme dünyayı adeta elektronik köy haline getirdi. Böyle bir çağda korkutarak bir genci yönetmek mümkün değildir. Gençlerin kendilerini ifade edebileceği, konuşabileceği ve paylaşabileceği ortamların oluşturulması gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p>Ruh sağlığında önleyici çalışmaların önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Psikiyatri çoğu zaman sorun ortaya çıktıktan sonra devreye girer. Oysa birincil koruma dediğimiz yaklaşımda sağlıklı bireylerin psikolojik dayanıklılığını artırmaya odaklanırız. Okullarda yapılacak psikolojik sağlamlık çalışmaları bu açıdan çok değerlidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital ortam şiddetin tek nedeni değil</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkisinin çoğu zaman yanlış yorumlandığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital araçların tek başına şiddet üretmediğini, ancak bazı psikolojik süreçlerle birleştiğinde şiddet eğilimini kolaylaştırabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dijital ortam tek başına şiddetin nedeni değildir. Ama başka psikolojik mekanizmalarla birleştiğinde şiddet eğilimini kolaylaştırıcı bir etkisi vardır. Sosyal medya, video oyunları ve internet içerikleri gençlerin dünyasının bir parçası. Ancak bunların bazıları şiddeti normalleştirebiliyor. Kavga videoları, saldırgan içerikler ve şiddeti çözüm gibi gösteren videolar, özellikle ergenler üzerinde etkili olabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Agresif influencer gençler üzerinde etkili…</strong></p>
<p>Dijital ortamın en önemli etkilerinden birinin şiddeti sıradanlaştırmak olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, gençlerin yalnızca dijital içeriklerden değil, gerçek hayattaki rol modellerden de etkilendiğini vurguladı ve “Dijital ortamın yaptığı en önemli etki şiddeti normalleştirmesidir. Ancak bundan daha güçlü bir etki canlı şiddettir. Ailede, çevrede ya da toplumda öfke dili iletişim dili haline gelmişse çocuk bunu model alır. Gördüğü şiddeti alışılmış bir davranış gibi algılamaya başlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu noktada sosyal öğrenmenin önemine değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına dikkat çekerek, özellikle agresif influencer’ların ve zorbalık içeren içeriklerin gençler üzerinde güçlü model etkisi oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Şiddete maruz kalmak empatiyi azaltıyor</strong></p>
<p>Şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmanın gençlerde duygusal duyarsızlaşmaya yol açabileceğini söyleyen Tarhan, bunun empati duygusunu zayıflatabileceğini belirtti ve “Şiddetin görüntülerine çok maruz kalındığında korku ve empati azalır. Bu durum kötülüğün sıradanlaşmasına yol açar. Şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmak gençlerin duyarlılığını azaltabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal medya algoritmaları agresif içerikleri öne çıkarabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sosyal medya algoritmalarının da bu süreçte etkili olduğunu ifade ederek, dijital platformların çoğu zaman dikkat çekici ve tartışmalı içerikleri daha fazla öne çıkardığını söyledi ve “Sosyal medya algoritmaları çoğu zaman şeffaf değil. Şok edici, agresif veya tartışmalı içerikler daha hızlı yayılıyor. Arama motorlarında ve sosyal platformlarda adeta ikna laboratuvarları gibi çalışan sistemler var. Kullanıcının ilgisine göre içerik sunuluyor ve kişi sürekli aynı tür içeriklerle besleniyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Dijital ortamın özellikle ergenlik döneminde kontrolsüz kullanıldığında bağımlılık riskini artırdığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir genç dijital ortamda saatler geçiriyor, yemek reddi, okul reddi gibi davranışlar gösteriyorsa burada bağımlılıktan söz edebiliriz. Hatta bazı vakalarda çocukların odalarına pet şişe koyup tuvalete gitmek için bile oyunu bırakmak istemediklerini görüyoruz.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, eğlence amaçlı ekran kullanımının günlük zamanın yüzde 20’sini geçmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu sınırın aşılması durumunda bağımlılık riskinin arttığını ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital zorbalık korkakça yapılan bir şiddet türü</strong></p>
<p>Siber zorbalığın da gençler arasında önemli bir risk alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, anonim ortamların saldırgan davranışları kolaylaştırabildiğini söyledi ve “Dijital ortamda siber zorbalık dediğimiz bir durum var. Buna dijital zorbalık da diyoruz. Kişiler anonim şekilde saklanarak saldırgan davranışlar gösterebiliyor. Bu da özellikle ergenler için ciddi bir risk oluşturuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijitalleşme tehdit olduğu kadar fırsat da</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin yalnızca risk değil aynı zamanda önemli fırsatlar da sunduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, doğru kullanıldığında gençlerin gelişimine katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>
<p>“Dijitalleşme bir sel gibi geliyor. Bu sele lanet okumak yerine onu fırsata dönüştürmemiz gerekiyor. Uçurtmayı uçurtan rüzgar değil, rüzgara karşı aldığımız pozisyondur. Eğer doğru pozisyon alırsak gelecek nesiller bize teşekkür eder.” diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, dijital çağda en önemli konunun etik değerler eğitimi olduğunu ve özellikle erken çocukluk dönemine dikkat çekti.</p>
<p>“Ahlak doğuştan gelmez, öğrenilen bir şeydir. Erdem ve değer eğitimi en etkili şekilde 4–6 yaş arasında verilir. Bu dönem altın değerindedir. Daha sonraki yıllarda da öğrenilir ama daha zor olur.” ifadesinde bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Okullarda yaşanan olayları cezalandırma yerine fırsat eğitimine dönüştürmek gerekir. Öğrenciyi utandırmadan, incitmeden o olay üzerinden bir öğrenme fırsatı oluşturmak eğitimciliğin en önemli becerilerinden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>Şiddet vakalarının öncü işaretleri var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda görülebilecek şiddet vakalarının çoğunda önceden ortaya çıkan bazı işaretler bulunduğunu belirterek, bu belirtilerin erken fark edilmesinin kritik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Şiddetin yalnızca başkalarına yönelik değil, kişinin kendisine yönelttiği davranışlar şeklinde de ortaya çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, özellikle intihar vakalarının çoğunda öncü belirtilerin görüldüğünü vurguladı ve “İntihar da aslında kendine yönelik bir şiddettir. Başkasına yönelik şiddet gibi intihar vakalarının da öncülleri vardır. Bu belirtileri erken fark edebilmek çok önemli. Bu öncülleri çoğu zaman sınıf öğretmenleri, öğrencinin yakın arkadaşları ya da sınıf temsilcileri daha kolay yakalayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Ani kişilik değişimleri önemli bir uyarı işareti</strong></p>
<p>Bir öğrencinin davranışlarında aniden ortaya çıkan değişimlerin dikkatle izlenmesi gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde görülen ani duygu durum değişimlerinin risk işareti olabileceğini söyledi ve “Daha önce neşeli ve sakin olan bir öğrenci birden durgunlaşmışsa ya da tam tersi sürekli durgun olan bir öğrenci birden aşırı hareketli hale gelmişse burada bir kişilik değişimi olabilir. Bu tür durumlarda şüphelenmek gerekir. Çünkü bu değişimler bazen duygu durum bozukluklarının habercisi olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddetin küçük belirtileri büyük olayların habercisi olabilir</strong></p>
<p>Başkasına yönelik şiddetin de çoğu zaman küçük davranışlarla başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Küçük şiddet davranışları büyük şiddetin habercisi olabilir. Eğer bir kişi şiddeti bir sorun çözme yöntemi haline getirmişse o kişi risk grubunda kabul edilmelidir. Okullarda risk grubu oluşturulmalı ve bu öğrenciler birebir takip edilmelidir. Bu öğrencilerin içine attığı duygular, biriktirdiği öfke ya da yaşadığı sorunlar anlaşılmaya çalışılmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Akran zorbalığı Türkiye’de yüksek seviyede</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığının da gençler arasında önemli bir sorun olduğuna dikkat çekerek, uluslararası verilerle Türkiye’deki durumu karşılaştırdı ve “Dünyada akran zorbalığı ortalama yüzde 33 civarında. OECD ortalaması bu seviyede. Türkiye’de ise bu oran yüzde 40’lara kadar çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Ergenlik dönemindeki bazı çatışmaların doğal olduğunu ancak sistematik zorbalığın mutlaka ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, okullarda sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesinin önemini vurguladı.</p>
<p><strong>Sosyal ve duygusal beceriler şiddeti azaltır</strong></p>
<p>Gelişmiş eğitim sistemlerinde “Sosyal ve Duygusal Öğrenme” modelinin yaygın olarak uygulandığını belirten Tarhan, “Şiddeti azaltmanın önemli yollarından biri sosyal ve duygusal öğrenme modelidir. Bu model öğrencilerin empati kurmasını, duygularını yönetmesini ve sorunlarını şiddet dışı yollarla çözmesini öğretir.” diye konuştu.</p>
<p>Okullarda yaşanan disiplin sorunlarının yalnızca ceza ile çözülmemesi gerektiğini belirten Tarhan, “Disiplin uygulamalarında cezalandırıcı adalet yerine onarıcı adalet yaklaşımı benimsenmelidir. Öğrencinin yaptığı hatayı telafi etmesine imkân tanıyan yöntemler daha kalıcı sonuç verir. Bazı eğitim sistemlerinde öğrenciler rastgele iyilik projelerine gönderiliyor. Yaşlı bakım evlerinde, çocuk koruma kurumlarında gönüllü çalışmalar yapıyorlar. Böylece empati geliştiriyor ve hayatın farklı yönlerini deneyimleyerek öğreniyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>Kriz yönetimi için hazırlıklı olmak gerekir</strong></p>
<p>Okullarda yaşanabilecek şiddet veya intihar vakalarına karşı kriz yönetim planlarının hazırlanmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Krizi yönetmenin birinci şartı krize hazırlıklı olmaktır. Krize hazırlıklı olmayan kişi krizin bir parçası haline gelir. Stres altında soğukkanlı kalmak çok önemli. Kriz anında liderlik ortaya çıkar. Panik yapanı sakinleştirmek, ortamı kontrol etmek ve doğru müdahale planını uygulamak gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddet olayları sosyal bir yangın gibi görülmeli</strong></p>
<p>Okullarda kriz müdahale ve risk yönetimi planlarının oluşturulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu konunun yangın güvenliği kadar ciddiye alınması gerektiğini söyledi ve “Yangın eğitimi nasıl ciddiye alınıyorsa bu konu da aynı şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bu da bir sosyal yangındır. Okullarda kriz önleme ve kriz müdahale planları mutlaka hazırlanmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966">Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldatma]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunun]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[utanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Aldatma, bir ihanet travmasıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fiziksel aldatma ile duygusal aldatmayı ayırt etmek gerektiğini ve fiziksel aldatmanın ötesinde duygusal aldatmaların da günümüzde ciddi biçimde arttığını ifade ederek, “Aldatma, aslında bir ihanet travmasıdır. Kişinin arkadan bıçaklanmış gibi hissettiği her durum sadakatin ihlalidir” dedi.</p>
<p>Aldatmanın temelinde güven ve dürüstlük eksikliği olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yalan söyleyen kişiler genellikle aldatıcı oluyor. Aldatmanın karanlık üçlüsü vardır; yüksek narsizm, düşük dürtü kontrolü ve yüksek dışa dönüklük. Bu üç özellik bir aradaysa kişi aldatmaya daha yatkın hale gelir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar ediyor</strong></p>
<p>Aldatma sonrası duygusal süreçlere değinen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin derin pişmanlık hissederken, bazılarının durumu rasyonalize etmeye çalıştığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan yanlış yapıp da derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar eder. Bazı kişiler kendilerini kandırmanın yolunu bulurlar; ‘zaten ilişkimiz bitmişti’, ‘zaten artık bir şey hissetmiyordum’ derler. Bu zihinsel manevradır. Kendisini haklı çıkarmaya çalışır.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aldatma sonrası affetme sürecine ilişkin olarak da “Derin bir pişmanlık hisseden kişiye bir şans verilebilir ama hemen bağışlamak doğru değildir. Samimiyet, sorumluluk ve bedel ödeme olup olmadığına bakılmalıdır” dedi. </p>
<p><strong>Aldatılan insan ciddi depresyona giriyor</strong></p>
<p>İhanetin, kişinin benlik saygısını doğrudan etkilediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aldatılan bireyin ağır bir duygusal travma yaşadığını vurguladı.</p>
<p>“Aldatılan insan ‘Ben sevilmeye değer değil miyim?’ diye düşünür ve ciddi bir depresyona girer. Bu travma, yaşam olayları ölçeğinde en yüksek stres değerine sahip olaylardan biridir. Birçok araştırmada eşin aldatması, eşin ölümünden bile daha yüksek travma puanı alıyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin intikam amaçlı aldatma davranışı gösterdiğini, kiminin ‘Sen beni aldattın, ben de seni aldatırım’ diyerek intikam aldatması yaptığını anlattı.</p>
<p><strong>Evlilikte sadık kalmak ilkedir</strong></p>
<p>Kültürel kalıpların da ilişkilerdeki sadakat anlayışını etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Bizim kültürümüzde ‘erkek aldatabilir, kadın aldatmaz’ gibi yanlış değer yargıları var. Bu iki taraf için de yanlıştır. Evlilik bir yolculuktur. Yol arkadaşlığına sadık kalmak bir ilkedir. Bunun için fedakârlık ve arzuları erteleyebilme becerisi gerekir. Evde güven ilişkisi oluşursa aile sığınak haline gelir. Bugün ailelerin sığınak olmamasının sebeplerinden biri güvenli alanların yok olmasıdır.”</p>
<p>Aldatma eğiliminin kökeninde bağlanma stillerinin önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatan ya da aldatılan kişilerin çoğunda güvenli bağlanma yoktur. Kaygılı, kaçıngan veya dezorganize bağlanma stilleri görülür. İnsan ilişkisel bir varlıktır; beyin tek başına yaşamaya programlanmamıştır. Güvenli bağ kuramadığında, kişi ilişkilerde ya kaçar ya da aşırı bağlanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Birlikte yemek yemek bile ilişki kalitesini artırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ilişkilerde sağlıklı iletişimin önemine işaret ederek, “İletişimde üç biçim vardır; sağlıklı iletişim, çatışmalı iletişim ve iletişimsizlik. En kötüsü iletişimsizliktir. Eğer evde insanlar birbirine uzatma oynar gibi davranıyorsa, duygusal yatırımlar azalmış demektir. Eve gelince ‘otelde hoş geldin’ der gibi bir hava varsa, orada güvenli bağ kalmamıştır. Göz teması, kısa ama nitelikli sohbetler, birlikte sıcak yemek yemek bile ilişkinin kalitesini artırır. ABD’de yapılan stres ölçeklerinde bile ‘Haftada kaç gün sıcak yemek yiyorsunuz?’ sorusu yer alır, çünkü bu bile ilişkisel doyumu gösterir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aldatma ilişkileri toksik hale getirir</strong></p>
<p>Aldatmanın ilişkileri dönüştürerek toksik bir yapı yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatma ilişkileri toksik hale getirir. Bu kişilerle uzun yolculuğa çıkılmaz. Çünkü sadakat ihlal edilmiştir. Kırılgan ilişkiler her zaman risk grubundadır. O nedenle bağlanma stillerinin onarılması, güvenli iletişimin yeniden kurulması gerekir.” dedi.</p>
<p>İlişkilerde “güvenli alan” oluşturmanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Evin güvenli bir alan haline gelmesi, çiftlerin birbirine güvenli bağ kurabilmesiyle mümkündür. Güvenli bağ kurulan ilişkilerde huzur, sevgi ve sadakat kalıcı olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İlişkilerde sadakatin sadece romantik bağlarla sınırlı olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sadakat, bütün insan ilişkilerinde geçerlidir. İş, arkadaşlık, aile ya da varoluşla olan ilişkilerde de güven ve doğruluk olmadan kalıcı bağ kurulamaz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital platformlar aldatmayı kolaylaştırdı ama izleri de silinmiyor</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, teknolojinin aldatmayı hem kolaylaştırdığını hem de saklanmasını zorlaştırdığını belirterek, “Dijital platformlar aldatma konusunda çok kolaylaştırdı. Fakat aynı zamanda da dijital platformların avantajı da oldu. Daha önce ‘yalancının mumu yatsıya kadar yanar’ diyorduk, şimdi internete kadar yanıyor. Bir insanın dijital hesabını incelediğinizde çelişkilerini, yalanlarını görebiliyorsunuz. Kişinin tutarlılığı ve karakteri hakkında fikir verebiliyor bu izler. O nedenle bıraktığımız dijital izler çok önemli, kaybolmuyor. Bir gün önümüze çıkabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle eşlerin gizlilik davranışlarının güveni zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eve geldiğinde telefonunu kapatıyorsa bu güveni zedeler. Güven ilişkisi olan bir evlilikte kişi şifresini gizlemez, telefonu saklamaz. Ama ikinci, gizli bir telefon varsa zaten bu kolay anlaşılır. İnsan isterse karşısındakinin beden dilinden, davranışlarından aldatıldığını hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar aldatmayı daha çabuk hissediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kadın ve erkek arasındaki duygusal zekâ farkına vurgu yaparak, “Aldatmayla ilgili özellikle duygusal okuryazarlık kadın beyninde daha gelişmiştir. Duygusal empati konusunda erkeklerden birkaç adım öndedirler. Onun için aldatmayı daha çabuk hissedebiliyorlar. Ama bu his, mutlaka doğrulanmalı. ‘Aldatıldım’ hissi geldi diye hemen etiketlemek doğru değil. Çünkü o zaman savunma duvarı örülür. Aldatmayı anlamak istiyorsak yargılamak yerine köprü kurmamız gerekiyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve sadakat psikolojisini, dini ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirerek, aldatmanın bir anda ortaya çıkan bir davranış değil, küçük hataların birikimiyle gelişen bir süreç olduğunu ve “Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucudur. İlk hata küçük olur ama kişi o hatayı fark edip durmazsa büyük sonuçlara yol açar” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ahlaki hataları fiziksel hijyenle ilişkilendirerek, “Dışarıda dolaşırken elimiz mikroplarla temas ediyor. Eğer elimizi kirlenince hemen yıkarsak hastalık oluşmaz. Ama bekler, iltihap başlayınca temizlemeye kalkarsak geç olur. İnsan da hata yaptığında hemen fark edip vicdani temizlik yaparsa, o hata büyümez. Aldatma genellikle bir anda olmaz; küçük küçük adımlar vardır.<br /> En zor olan ilk adımdır. O yüzden kişi hatalara karşı duyarlı olmalı. Hata yaptığını fark edip ‘yanlış yaptım’ diyebilen kişi, iç kontrolü güçlü insandır.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle çift ilişkilerinde affetmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kimi insanlar hata yapar, pişman olur ama eşi o hatayı sürekli hatırlatır. İkide bir yüzüne vurur, dürter, geçmişi yeniden yaşatır. Bu yaklaşım yarayı iyileştirmez, kanatır. Kişi hatasından ders almışsa, artık o hatanın üzerinde durmak değil, o dersi kalıcı hale getirmek gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir… </strong></p>
<p>Günümüz ilişkilerinde sıklığın değil, niteliğin önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu zamanda ilişkiler zorlaştı ama ümitsiz olmamak gerekir. Nitelikli ilişkiler, az görüşülse bile güçlüdür. Böyle ilişkilerde iki kişi 1+1=2 etmez, 1+1=11 eder. Çünkü birbirini tamamlar, güçlendirir. Aynı hedefe odaklanmış, güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir. Lazer nasıl tek yönde giderse, nitelikli ilişkiler de aynı yönde ilerler. Güven alanı oluşturmuş bir ilişkide, aldatıcılar ve çeldiriciler etkili olamaz.”</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini “Aldatma sadece fiziksel değil, manevi bir ihlaldir. Vicdanı canlı tutan, küçük hatalarda kendini sorgulayan insan hem kendini hem ilişkisini korur. Bu çağda en büyük direnç, ahlaki dirençtir.” şeklinde tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonu değerlendirirken öncelikle depresif hissetmenin herkes için doğal bir deneyim olduğunun altını çizerek, “Moral bozukluğu dediğimiz depresif ruh hali zaman zaman herkeste olur. Bu bazen birkaç saat sürer, bazen kaygıyla birlikte yaşanır. Depresyon dediğimiz çökkünlük hâlinin birçok alt tipi var. Bir şeyden zevk alamama, hüzün, elem, keder gibi duygular bu hâlin temelini oluşturur. Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Üç gün sürerse minör, 15 günü aşarsa majör depresyon</strong></p>
<p>Depresyonun süresinin klinik değerlendirmede kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üç gün süren çökkünlük minör depresyon olarak tanımlanır. Eğer 15 günü geçer ve devamlılık gösterirse majör depresyon kabul edilir. Eğer bu ruh hali kronikleşirse distimi adını verdiğimiz daha hafif ama uzun süreli depresyon türüyle karşı karşıya kalırız.” diye konuştu.</p>
<p>Distimide kişide sürekli bir çökkünlük hâli bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Siklotimi ise kişinin bir dönem depresif, bir dönem aşırı neşeli olmasıyla karakterize ediliyor. Sabah çocuğunu sevgiyle kucaklayıp öğleden sonra ‘Seni neden doğurdum?’ diyebilecek kadar değişken ruh hâli gösterebilen kişiler, borderline kişilik örüntüsünde görülebiliyor. Anksiyete bozuklukları çoğu zaman moral bozukluğu olarak algılansa da depresyonun temelinde çökkünlük hissi yer alıyor.” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, klasik anlamda majör depresyonun oranının dünya literatüründe yüzde 17 civarında olduğuna işaret ederek, “Ancak antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor. Birçok kişi antidepresanı farklı gerekçelerle kullanıyor. Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor. Günümüzde fizik tedavi uzmanlarından dahiliyecilere kadar birçok branş hekimi antidepresan reçete ediyor. Kalp rahatsızlığı geçiren bir hastaya dahi çoğu zaman hemen antidepresan yazılabiliyor. Kullanım son 10 yılda kutu bazında yüzde 50’nin üzerinde artmış durumda. Bu artış küresel ölçekte gözlenirken Türkiye’de çok daha hızlı ilerliyor.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Örtülü depresyon mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrılarıyla görülüyor</strong></p>
<p>Depresyonun farklı biçimleri bulunduğunu, örtülü (maskeli) depresyonun en dikkat çekici olanlardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi depresyonda olduğunun farkında olmuyor; yakın çevresi tarafından da anlaşılmayabiliyor. Belirtiler çoğu zaman mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrıları gibi fiziksel şikâyetlerle kendini gösteriyor. Kronik strese bağlı gelişen bu psiko-fizyolojik tablolar antidepresan kullanımına yönlendiriyor. Bağırsak–beyin aksı depresyonun oluşumunda kritik bir role sahip. Serotoninin hammaddeleri bağırsakta üretiliyor; faydalı bakteriler bu süreçte belirleyici. Bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma depresyonu tetikleyebiliyor. Farelerle yapılan deneylerde, depresyondaki bir insanın bağırsak mikrobiyotasının aktarılmasıyla hayvanlarda depresif davranış modellerinin oluştuğu gözlemlenmiş durumda. Yani bağırsak sağlığı ile duygu durum arasındaki ilişki artık bilimsel olarak net biçimde ortaya konuluyor. Bu nedenle bazı hastalar dahiliyeye başvurduğunda antidepresan tedavisinden fayda gördüklerini ifade ediyor ve hekimler de benzer şikâyetlerde antidepresan reçete etmeye devam ediyor.”</p>
<p>Antidepresanların beyindeki ağlama devresini bloke edebildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İçiniz ağlar ama gözünüzden yaş gelmez. Bu nedenle herkese rastgele verilmemesi gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aynı olayı yaşayan herkes aynı şekilde depresyona girmiyor</strong></p>
<p>Depresyonun hafif türlerinin çoğu zaman psikoterapiyle iyileşebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Beslenme bozukluklarının düzeltilmesi ve beslenme psikiyatrisi kapsamında yapılan düzenlemeler de depresif belirtileri azaltabilir. Bu nedenle depresyon belirtileri görülür görülmez hemen ilaç başlamak doğru değildir; belirtilerin süresi mutlaka değerlendirilmelidir. Kişinin ne zamandır depresif hissettiği tanıda kritik öneme sahiptir. Bazı kişiler genetik olarak depresyona daha yatkındır. Bu kişiler küçük streslerle bile depresyona girebilir. Bu nedenle depresyon tedavisine direnç gösteren vakalarda genetik analiz yapılır; kişilerin depresyon yatkınlığı bu genler üzerinden değerlendirilir. Aynı olayı yaşayan herkesin aynı şekilde depresyona girmemesinin nedeni de budur. Kimileri depresyonu açık ve belirgin şekilde yaşarken, kimileri örtülü şekilde yaşayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Konformizm mi antidepresan kullanımını artırdı?</strong></p>
<p>Depresyonu tetikleyen nedenlerin çeşitli olduğunu, travmatik yaşantılar, şok edici deneyimler veya çocukluk çağı travmalarının depresyon başlangıcına zemin hazırlayabileceğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ancak depresyon her zaman bir stresle ilişkilendirilmez. Hiçbir problemi, travması veya üzülme sebebi olmayan kişilerde bile depresyon aniden başlayabilir. Çünkü depresyonun altıdan fazla alt tipi tanımlanmıştır ve bunların bazıları stresle tamamen bağımsızdır. Beyindeki büyüme faktörlerinin azalması depresif bir tabloya yol açabilir. Demans gibi nörodejeneratif süreçlerde de benzer mekanizmalar görülür. Erkeklerin depresyonu atipik yaşanır, öfkelilik şeklinde yaşanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Depresyonun yaygınlaşmasından çok konformizmin yaygınlaşmasının antidepresanların küresel patlamasının nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar en ufak olumsuz duyguya bile tahammül edemiyor. Hayatın bir parçası olan sıkıntı, hüzün ve çökkünlük hemen ilaçla bastırılmaya çalışılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bir günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil</strong></p>
<p>Modern yaşamın getirdiği konforculuk ve kolaycılık kültürünün, bireylerin en küçük zorlukta hızla psikiyatrik çözümlere yönelmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Konformizm, yani konforculuk ve rahatçılık tüm dünyada yaygınlaşıyor. Toplum olarak biz de bu akıma kapıldık. İnsanlar ufak bir engelle karşılaşınca hemen antidepresana yöneliyor. Çocukları bile böyle büyütüyoruz. Halbuki düşmeden çocuk büyümez; su yutmadan yüzme öğrenilmez. Bir günlük, yarım günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil. Kişi önce kendi çözüm üretmeye çalışmalı. Eğer bu durum 15 gün boyunca sürer ve majör depresif belirtiler gösterirse o zaman uzman desteğine başvurmak gerekir. Depresif ruh hali herkeste olur; insan robot değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sermaye, finansal sermaye gibi yönetilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik sermayenin, finansal sermaye gibi yönetilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beynin default mode networkünün depresif süreçlerde aşırı çalıştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu ağı en iyi düzenleyen şey, kişinin amaçlı yaşaması. Sabah uyandığında bir amacı olan, orta-uzun vadeli hedefleri bulunan kişiler psikolojik sermayesini iyi yönetir ve depresyona zemin bırakmaz. Akış deneyimini yakalayan kişi daha dayanıklı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, anlam ve amaç peşinde koşmanın psikolojik dayanıklılığın beş ayağından biri olduğunu hatırlatarak, “Kişi bir sorunla karşılaştığında çözebiliyorsa çözer. Çözemiyorsa onu zihninde bir kutuya koyar, rafa kaldırır. Zamanı gelince o rafı açar ve çözer. Devamlı takıntı yapmaz. Bu, terapilerde kullandığımız yöntemlerden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>İnançlar bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynuyor</strong></p>
<p>İnançların bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynadığını da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kişinin zihnindeki Tanrı tasavvurunun güven duygusunu etkilediğini söyledi ve “Her şeyi kontrol eden güçlü bir ilahi tasavvur kişide huzur ve huşu duygusu uyandırır. Bu, terapide ‘radikal kabullenme’ dediğimiz mekanizmayı doğal olarak çalıştırabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Avrupa’da antidepresan kullanım oranları incelendiğinde Portekiz’in dikkat çekici şekilde öne çıktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yedi yıl içinde hem kullanım miktarı hem de artış hızı bakımından Portekiz öne çıkıyor. Bunun arkasında kültürel kırılganlık mı var, yoksa o bölgede özel bir genetik duyarlılık mı bulunuyor, araştırmak lazım.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon unutkanlık ile de ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonun beklenmedik şekillerde ortaya çıkabileceğini belirterek, “Hiç depresyona girmeyen bir kimsede birden depresyon başlıyor. ‘Hayatımda antidepresan kullanmadım, şimdi neden kullanayım?’ diyor. Oysa depresyon bazen unutkanlık gibi bile ortaya çıkabiliyor. Buna ‘sekonder unutkanlık’ deniyor. Depresyonda dikkat bozulduğu için hafıza yavaşlar, kişi kendini unutkan zanneder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Duyguların depresyondaki belirleyici rolüne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi kedisi öldüğü için bile ciddi depresyona girebilir. Çünkü sevgi yatırımını ona yapmıştır. Duygular depresyonda çok önemlidir. Damasio’nun deyimiyle: ‘Hissediyorum, öyleyse varım.’ Hisler aklın önüne geçer.” diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte depresyonun yükselişinde sosyal medyanın payının çok büyük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal medya insanların beklenti seviyesini çok yükseltti. İnsanlar ihtiyacı olmayan bir şeyi ihtiyaç sanıyor. Filtrelenmiş görsellere bakan kişi kendini değersiz hissediyor. Mükemmeliyetçi kişiler 60 dakikanın 50 dakikasını olumsuz düşünür, beyin depresif moda girer.” dedi.</p>
<p><strong>Antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor</strong></p>
<p>Antidepresan kullanımındaki hızlı artışı değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, <strong>“</strong>2024–2034 arasında antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor. Şu anda 37 milyar dolarlık pazar var. Beyne etki eden diğer ilaçlarla birleştirince, neredeyse silah sanayisinden sonra en büyük sektör haline geldi. Küresel sistem ruh sağlığımızı bozuyor. Depresyon artıyor çünkü koruma ve önleme çalışmalarına yatırım yapılmıyor; ilaç pazarlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak yıllardır psikolojik sağlamlık üzerine eğitim verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlık artık yeni bir bilim dalı. Biz 2013’ten beri üniversitede tüm öğrencilere Pozitif Psikolojiyi ders olarak okutuyoruz. Harvard 2015’te, Yale 2018’de bu dersi koydu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, geliştirdikleri yeni projeyi şöyle anlattı:</p>
<p>“Dijital detoks ve dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz. Kişi programa giriyor, pozitif pekiştirmelerle psikolojik sağlamlık çalışıyor. Bunlar adeta dijital hap gibi. Depresyona girmeden önce kişinin zihinsel sağlığını koruyor. Bu büyük bir proje, üniversiteyi aşan bir yatırım gerektiriyor.” dedi.</p>
<p>Herkesin kolayca uygulayabileceği bir zihinsel sağlık formülü de paylaşan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın dört parametreye dikkat etmesi lazım: Güzel bak, güzel hisset, güzel düşün, iyi yaşa. Hissetmek düşünmekten önce gelir. Güzel his uyandırırsan güzel düşünce kendiliğinden gelir. O nedenle ‘İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol’ diyoruz… ” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan, bir psikolojik SWOT analizi yapma dönemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-bir-psikolojik-swot-analizi-yapma-donemi-614686</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 08:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[swot]]></category>
		<category><![CDATA[yapma]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın manevi ve psikolojik boyutunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-bir-psikolojik-swot-analizi-yapma-donemi-614686">Ramazan, bir psikolojik SWOT analizi yapma dönemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın manevi ve psikolojik boyutunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Ramazan, anlamı gözden geçirme fırsatı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın psikiyatrik açıdan taşıdığı anlama dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Ramazan, şahsi görüşümün dışında psikiyatrik açıdan şöyle bir anlamı var: İnsan hayatında ‘dur, düşün, yeniden başla’ demesi gereken zamanlar vardır. Bu, yeniden başlamak için bir fırsattır. Bu hatta inovasyonun, yani yenilikçiliğin, girişimciliğin temel kurallarından birisidir; %15 kuralı. Bir insan 10 saat bir iş yapıyorsa, 1,5 saat yaptığı iş hakkında düşünsün, düşündüğü hakkında düşünsün ve bir özeleştiriden geçsin, bir kendi iç muhasebesinden geçsin ve bunun sonucunda yeniden bir düzenleme yapsın. Bir moratoryum ilan etmek gibidir bir açıdan. Ve bu arada birçok şey masaya yatırılıp yeniden ele alınır. Ramazan da insanın hayat yolculuğunda giderken, 12 aydan bir ayını böyle bir içsel yolculuğa çıkmak gibi ele alması; kendini anlamak ve yaptığı rutin işlere farklı açılardan bakabilmek, yeni bakışlar getirebilmek, yeni anlamlar katabilmek ve hayatıyla ilgili sorgulamalar yapabilmesi için bir fırsattır. Yani ‘anlamı gözden geçirme fırsatı’ Ramazan diyebiliriz.”</p>
<p><strong>“Ruhumuza atılan bir resetleme”</strong></p>
<p>Ramazan’ı ruhsal bir yenilenme süreci olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, beynin duygu, düşünce ve değer kalıplarının kayıtlı olduğu bir merkez olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>“Ruhumuza atılan bir resetleme gibi tanımlamak burada çok önemli. Nasıl oluyor peki? İnsanın ruhunda&#8230; Ruhumuzun mana dünyası ile madde dünyası arasındaki aracı organımız beynimiz. Duygu, düşünce, davranış ve değer kalıplarımız, değer yargılarımız beyinde kayıtlıdır, yazılıdır. Çocukluktan beri öğrendiğimiz hayat senaryoları vardır ve son bir sene içerisinde hayatımıza yeni aktörler katılmıştır, yeni düşünce kalıpları ortaya çıkmıştır, yeni tehditler, fırsatlar ortaya çıkmıştır. Bunları yeniden analiz etmek gerekiyor.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Ramazan, psikolojik SWOT analizi yapma dönemi</strong></p>
<p>Ramazan’ın bir tür psikolojik SWOT analizi yapma dönemi olarak değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Beyin fırtınası çalışmalarında önerilen bir yöntem vardır; buna SWOT analizi denir. Kişi bu çalışmayı yaparken kendisine farklı bir açıdan, adeta üçüncü bir gözle bakarak değerlendirme yapar. Güçlü yönlerini ve zayıf yönlerini tespit eder, amacını netleştirir. Amacını belirledikten sonra da o hedefe ilerlerken karşılaşabileceği tehditleri ve sahip olduğu fırsatları analiz eder. Bu tür değerlendirmeler birçok vizyon toplantısında, kurumsal düzeyde ve resmi uygulamalar çerçevesinde yapılmaktadır. Ramazan ayı da insan için benzer bir imkân sunar. Hayat yolculuğu açısından bakıldığında Ramazan, kişinin kendi yaşamına dair psikolojik bir SWOT analizi yapabileceği özel bir dönem olarak değerlendirilebilir.”</p>
<p><strong>“Oruç, niyetle başlar”</strong></p>
<p>Ramazan’ın yalnızca bedensel bir açlık süreci olmadığını, asıl anlamının niyetle başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan şöyle devam etti:</p>
<p>“Mesela kişi, “Yaptığım iş ne kadar doğru? Amaçlarıma ne ölçüde hizmet ediyorum? Doğru bir stratejiyle mi ilerliyorum? Farkında olmadan yaptığım hatalar var mı?” gibi soruları kendisine yöneltip hayatının anlamı ve amacı üzerine yeniden düşünme fırsatı olarak Ramazan’ı değerlendirirse, bu dönem yalnızca bir açlık kürünün ötesine geçer. Anlamı bilinmeden tutulan oruç ise sadece bir açlık pratiği olarak kalır. Elbette bu da bütünüyle karşılıksız değildir; vücut belli bir süre aç kaldığında DNA hasarlarının onarımına katkı sağladığına dair bulgular vardır. Yani bedensel faydaları da söz konusudur. Ancak Ramazan’ın asıl değeri niyetle başlar. Anadolu’da Ramazan için “Niyetli misin?” diye sorulması son derece manidardır. Çünkü Ramazan orucunun temelinde niyet vardır.”</p>
<p>Ramazan ve namazda niyetin varlığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Ramazan’da niyet var, namazda niyet var. Bunlar da niye niyet var? Çünkü insanın Allah’la bağ kurduğu andır bu dönemler. O dönemler kalbini Rabbine yönelttiği dönemlerdir insanın. Varoluşun amacını değerlendirdiği, varoluşuna uygun geçtiği sınav sürecini yeniden ele aldığı günlerdir bunlar.” dedi.</p>
<p><strong>Eski Ramazanlar çocukluğumuzun Ramazan’ı…</strong></p>
<p>Ramazan’ın toplumsal huzura katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, alkol ve madde kullanan bireylerin yaklaşık yüzde 50’si Ramazan ayında bu alışkanlıklarına ara veriyor. Yüzde 50 gibi yüksek bir oran dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Nitekim cezaevlerindeki suç oranlarına bakıldığında, vakaların yaklaşık yüzde 60’ının alkol ve madde kullanımıyla ilişkili olduğu görülüyor. Ramazan döneminde alkol ve madde kullanımının azalması, aile içi ilişkileri de olumlu yönde etkiliyor. Ev ortamında huzurun arttığı, aile bireyleri arasındaki iletişimin ve uyumun güçlendiği ifade ediliyor. Bu nedenle çocuklar da Ramazan günlerini daha sıcak, daha sakin ve daha huzurlu bir dönem olarak hatırlıyor ve özlüyorlar. Çünkü çocukları sevindirmek hayırdır, sevaptır, güzeldir. İyilik yapmak teşvik ediliyor. Bunun etkisiyle insanoğlu Ramazan’ı hep güzel anılarla beynine kaydetmiş. Bu çocuklardaki Ramazan’ı biz ‘eski Ramazan’ gibi söylüyoruz; aslında kendi çocukluğumuzun Ramazan’ını kastediyoruz buradan farkında olmadan, bilinçaltı bir mekanizmayla.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Ramazan, psikolojik sağlamlık antrenmanıdır”</strong></p>
<p>Ramazan’ın bir dayanıklılık eğitimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ramazan, bir bakıma insan için bir antrenman sürecidir. Bu dönem, kişinin psikolojik sağlamlığını güçlendirmek üzere kendisiyle çalıştığı, bir idman yaptığı özel bir ay gibidir. Dayanıklılık eğitimi verdiği, isteklerini erteleme becerisini geliştirdiği ve sosyal empati duygusunu güçlendirdiği bir süreçtir. Empati, en temel sosyal duygulardan biridir; karşı tarafın duygularını anlayabilme becerisidir. Nitekim Danimarka’da okullarda empati dersi verildiği bilinmektedir. Bu dersin amacı, çocukların bencil bireyler olarak yetişmemesi; yalnızca kendi çıkarlarını düşünen değil, bireysel fayda ile toplumsal fayda arasında denge kurabilen bireyler olmalarını sağlamaktır.</p>
<p>Ramazan da bu yönüyle sosyal bir aydır. Kişi, açlık deneyimi üzerinden ihtiyaç sahiplerini daha iyi anlar; iyilik yapmanın bir ibadet olduğunu idrak eder. ‘Her türlü iyilik sadakadır’ anlayışı, selam vermeyi ve tebessüm etmeyi dahi bir hayır olarak gören bir inanç perspektifini yansıtır. Bu nedenle Ramazan ayı, ruhların olgunlaştığı, geliştiği ve tekâmül ettiği bir dönem niteliği taşır. Elbette bunun gerçekleşmesi, Ramazan’ın anlamına uygun şekilde yaşanmasına bağlıdır.”</p>
<p><strong>Çağın iki temel hastalığı: Bencillik ve dünyacılık…</strong></p>
<p>Toplumsal bencillik ve dünyacılık eğilimlerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Ancak içinde bulunduğumuz çağın iki temel hastalığından söz edilebilir: Biri bencillik, diğeri ise dünyacılık. Bu iki eğilim, insanın manevi kaynaklarını zayıflatmakta, içsel derinliğini daraltmaktadır. Bencil bakış açısına sahip kişi, çoğu zaman herkesi kendisine borçlu gibi görür; önceliği daima kendi çıkarıdır. ‘Önce can, sonra canan’ anlayışıyla hareket eder, gerektiğinde en yakınlarını dahi geri planda bırakabileceğini ifade eder. Bu yaklaşım, fedakârlık duygusunun zayıfladığı bir insan tipinin yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Geçmişte psikiyatri pratiğinde daha çok aşırı fedakâr, kendini ihmal eden, adeta ‘kendini paspas yapan’ kişilerle karşılaşılırken; günümüzde ise daha çok bencil ve narsistik özellikler gösteren bireylerle çalışıldığını söylemek mümkündür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ramazan’da sessiz iyilik yapılmalı!</strong></p>
<p>Ramazan’da öncelikle sessiz iyilik yapılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar’da hâlen varlığını sürdüren sadaka taşları bu anlayışın bir yansımasıdır; veren de alan da birbirini görmez. Anadolu geleneğinde de benzer uygulamalar vardır. Ramazan ayında bir kişi çıkar, mahalle bakkalının veresiye defterindeki borçları kapatır ve bunu zekâtına sayar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Buna karşılık günümüz küresel sistemine bakıldığında, ‘sen çalış ben yiyeyim’ anlayışının hâkim olduğu bir düzenin dikkat çektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Sermayesini ranta yatırarak emek harcamadan geçinmeyi tercih eden bir yaklaşım söz konusudur. Bunun yanında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışı da yaygındır; ‘başkası açlıktan ölse de ben tok olduktan sonra bana ne’ diyen bir bakış açısı vardır. Ramazan ayı, işte bu sistemi ve bu zihniyeti sorgulamak için önemli bir fırsat sunar.” dedi.</p>
<p><strong>Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabiliriz</strong></p>
<p>“Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabilir ve bunu Ramazan sonrasında da sürdürebilirsek, bu dönüşümü kalıcı hâle getirebiliriz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle yalnızca midemize değil, duygularımıza da oruç tutturmak gerekir. İnsanın ruh yapısında vicdan, nefis, akıl, kalp ve ruh gibi farklı melekeler vardır. Bu ruhi unsurların tamamını disipline edebilirsek, Ramazan bizim için bir yenilenme ve manevi bir aydınlanma ayına dönüşür. Ramazan’dan sonra daha olumlu yönde değişmiş bir şekilde hayata devam edebilmek ise ilahi hedefi kavrayabilmekle mümkündür. Kur’an-ı Kerim’de Ramazan’ın emredilişi, insanlara yalnızca açlık çektirmek için değildir. İlahi hedefin ne olduğunu düşünmek, kaderin bu süreçte insandan ne istediğini sorgulamak gerekir. İnsan aklını kullandığında bu anlamı bulabilir. Her bireyin kendine özgü bir hayat amacı ve yol haritası vardır; önemli olan o yol haritasını doğru çizebilmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-bir-psikolojik-swot-analizi-yapma-donemi-614686">Ramazan, bir psikolojik SWOT analizi yapma dönemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
