<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof. Dr. Sultan Tarlacı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/prof-dr-sultan-tarlaci/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/prof-dr-sultan-tarlaci</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2026 22:09:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>Prof. Dr. Sultan Tarlacı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/prof-dr-sultan-tarlaci</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Epilepsi ilaçları kişiye özel planlanmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali-643437</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 22:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[planlanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, epilepsi hastalığının tedavisinde doğru ilaç seçimi, kişiye özel yaklaşım, gebelik ve genetik riskler gibi konularda açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali-643437">Epilepsi ilaçları kişiye özel planlanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, epilepsi hastalığının tedavisinde doğru ilaç seçimi, kişiye özel yaklaşım, gebelik ve genetik riskler gibi konularda açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Epilepside hızlı çözüm arayışı yanlış tedaviye yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Epilepsinin, halk arasında sara hastalığı olarak bilinen ve nöroloji pratiğinde sık karşılaşılan hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Nöbetlerin korkutucu olması nedeniyle hastalar genellikle tedaviden kısa sürede sonuç almak ister ve bu süreçte birçok farklı hekime başvurabilir. Oysa epilepsi hastalarının yaklaşık yüzde 70’i, uygun ilaç seçimi ve düzenli takip ile tedaviye oldukça iyi yanıt verir.” dedi.</p>
<p>Epilepsi tedavisinde en sık karşılaşılan sorunlardan birinin, çoklu ilaç kullanımı ve ilaçların düşük dozlarda verilmesi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Birden fazla ilaç kullanılsa da bunların etkili dozlara ulaşmaması tedavinin başarısını azaltır. Oysa nörolojide temel prensip; tek ilaçla başlanması, ilacın etkili ve tolere edilebilen en yüksek doza kadar artırılması, yanıt alınamadığı durumlarda ise uygun bir ilacın eklenmesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişiye özel tedavinin anahtarı ilaç kan düzeylerinin ölçülmesi! </strong></p>
<p>Geçmişte ilaç dozlarının hastanın kilosuna göre hesaplanırken, günümüzde epilepsi ilaçlarının kandaki düzeyleri ölçülerek daha hassas bir tedavi planı oluşturulabildiğini aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Her epilepsi ilacının kanda bulunması gereken bir tedavi aralığı vardır. İlacın düzeyi bu aralığın altında kaldığında yeterli etki sağlanamazken, üst sınırın aşılması yan etki riskini artırır. Bu nedenle ilaç kan düzeylerinin takip edilmesi, tedavinin etkinliği açısından büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>İlaç düzeylerinin ölçülmesinin aynı zamanda kişiye özel tedavinin de temelini oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Çünkü insanların bağırsak yapıları, metabolizmaları ve karaciğer fonksiyonları birbirinden farklıdır. Aynı doz ilaç, farklı kişilerde farklı kan seviyelerine ulaşabilir. Bu nedenle tedavinin bireyselleştirilmesi gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Epilepside her nöbet türü için aynı ilaç kullanılmaz! </strong></p>
<p>Tedavide karşılaşılan bir diğer sorunun ise nöbet tipine uygun ilaç seçilmemesi olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Epilepside her nöbet türü için aynı ilaç kullanılmaz.” dedi.</p>
<p>Ayrıca ilaç seçimi yapılırken hastanın yaşı, cinsiyeti ve yaşam planlarının da dikkate alınması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarlacı şunları söyledi.</p>
<p>“Özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda, ileride gebelik planı olabileceği göz önünde bulundurularak ilaç tercihi yapılmalıdır. Çünkü bazı epilepsi ilaçları gebelik döneminde kullanıma uygun değildir. Bunun yanı sıra epilepsi ilaçlarının yan etki profilleri de farklılık gösterir. Bazı ilaçlar dikkat dağınıklığı, uyku hali ve yorgunluğa neden olabilirken; bazıları kilo alımına, iştah artışına veya iştah kaybına yol açabilir. Kimi ilaçlar ise depresif belirtileri, öfke veya sinirliliği artırabilir. Bu nedenle ilaç seçimi yapılırken hastanın ruhsal durumu, kilosu, yaşam tarzı ve mesleği de göz önünde bulundurulmalıdır.”</p>
<p><strong>Epilepsi kalıtsal olabilir ama risk sanıldığı kadar yüksek değil!</strong></p>
<p>Epilepsi ile ilişkili bilinen bazı genetik özellikler olduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Özellikle bazı nöbet türleri ailelerde daha sık görülebilir.” dedi.</p>
<p>Ancak genel olarak epilepsi hastası bir kişinin çocuğunda epilepsi görülme olasılığının toplum ortalamasına göre yalnızca bir miktar arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, “Toplumda yaklaşık yüzde 1 olan risk, epilepsi öyküsü bulunan ailelerde yüzde 2 civarına çıkabilir. Bu nedenle epilepsi hastalarının çocuklarında mutlaka epilepsi gelişeceğini söylemek doğru değildir. Öte yandan çocukluk çağında ateşli havale geçirmiş annelerin çocuklarında da ateşli havale görülme riski daha yüksektir. Ayrıca çocukluk döneminde ateşli havale geçiren kişilerde ilerleyen yıllarda epilepsi gelişme olasılığı da artmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Epilepsi hastaları da sağlıklı gebelik geçirebilir!</strong></p>
<p>Toplumda yaygın olan ‘epilepsi hastalarının çocuk sahibi olmaması gerektiği’   inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Epilepsi hastalarına ‘gebe kalmayın’ ya da ‘çocuğunuzda mutlaka epilepsi olur’ şeklinde bir öneride bulunulmaz. Uygun ilaç düzenlemeleri ve düzenli takip ile epilepsi hastaları sağlıklı gebelikler geçirebilir ve sağlıklı çocuklar dünyaya getirebilir.” dedi.</p>
<p>Gebelik döneminde salgılanan progesteron hormonunun nöbetler üzerinde koruyucu etkisi bulunduğuna değinen Prof. Dr. Tarlacı, özellikle gebeliğin ilk üç ayından sonra, progesteron düzeylerindeki belirgin artış nedeniyle birçok hastada nöbet sıklığının azaldığını ve sonraki aylarda nöbetlerin daha iyi kontrol altına alınabildiğini söyledi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali-643437">Epilepsi ilaçları kişiye özel planlanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson riskinde çevresel faktörler öne çıkıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-641689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:15:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bakla]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çevresel]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[pestisit]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[riskinde]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641689</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığında çevresel faktörlerin, yaşam tarzının ve biyolojik mekanizmaların etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-641689">Parkinson riskinde çevresel faktörler öne çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığında çevresel faktörlerin, yaşam tarzının ve biyolojik mekanizmaların etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Parkinson vakalarındaki artış yaşlanma hızını da aşıyor!</strong></p>
<p>Parkinson hastalığının, Alzheimer tipi bunamaya göre daha erken yaşlarda ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Genellikle 50-55 yaşlarında başlıyor. Uzun yıllardır özellikle köylerde yaşayanlarda, tarımla uğraşanlarda ve kuyu suyu kullananlarda Parkinson hastalığının daha sık görüldüğü biliniyor.” dedi.</p>
<p>Parkinson hastalığının yalnızca yaşlı nüfusun artmasına paralel olarak yükselmediğine işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Artış hızı yaşlanma oranının da üzerine çıkıyor. Bu durum, yaş dışında başka çevresel faktörlerin de rol oynayabileceğini düşündürüyor. California&#8217;da yapılan araştırmalarda, yaklaşık 21 farklı tarım ilacının Parkinson hastalığına da etki eden, dopamin üreten beyin hücrelerine zarar verdiği gösterildi. Bu hücrelerin pestisitlere karşı oldukça hassas olduğu ve söz konusu kimyasalların laboratuvar ortamında hücre ölümüne yol açtığı uzun zamandır biliniyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tarım ilaçları ‘Parkinson epidemisi’ne mi neden oluyor? </strong></p>
<p>Araştırmaların, bazı tarım ilaçlarının Parkinson hastalığının ortaya çıkmasında rol oynayan beyin bölgeleri üzerinde seçici ve toksik etkiler oluşturduğunu ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu nedenle konu bireysel olmaktan çok toplumsal bir sorun olarak değerlendiriliyor ve bazı uzmanlar tarafından ‘Parkinson epidemisi’ olarak tanımlanıyor. Tarım ilaçlarının kontrollü ve bilinçli kullanımı büyük önem taşıyor.” dedi.</p>
<p>Domates ve benzeri bazı sebze-meyvelerin, üzerlerine uygulanan pestisitleri bünyelerine çekebildikleri için ‘kirli ürünler’ arasında gösterildiğini aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Türkiye&#8217;de domatesin yaygın tüketildiği düşünüldüğünde, tarım ilaçlarının denetlenmesi daha da önemli hâle geliyor. Sağlık ve Tarım Bakanlıklarının iş birliğiyle pestisit kullanımının uzman denetiminde, ölçülü ve kontrollü şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p>Ürünlerin yıkanması önemli olmakla birlikte, pestisitlerin tamamının bu yolla uzaklaştırılamadığı biliniyor. Özellikle ‘Paraquat’ adlı tarım ilacının yalnızca ürünlere değil, toprağa da nüfuz ederek uzun yıllar kalabildiği belirtiliyor. Geçmişte kuyu suyu kullanan kişilerde Parkinson hastalığının daha sık görülmesinin nedenlerinden birinin de, pestisitlerin yer altı sularına karışması olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle koruyucu önlemlerin zamanında alınması gerektiği ifade ediliyor.”</p>
<p><strong>Bir Parkinson ilacına eşdeğer etki için 5 kilo bakla gerekiyor!</strong></p>
<p>Baklanın içerisinde, Parkinson hastalığında eksikliği görülen dopaminle ilişkili bazı maddeler bulunduğuna değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ancak Parkinson tedavisinde 1960&#8217;lardan beri kullanılan ve beyinde dopamine dönüşen L-Dopa etken maddeli ilaç çok daha etkili bir seçenek olarak kabul ediliyor.” dedi.</p>
<p>125 miligramlık bir L-Dopa kapsülünün içerdiği etken maddeyi almak için yaklaşık 5 kilogram taze bakla tüketmek gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu nedenle yalnızca bakla yiyerek Parkinson tedavisini sağlamak gerçekçi görünmüyor. Bununla birlikte, bakladan elde edilen bazı ekstreler hafif Parkinson belirtileri olan kişilerde veya huzursuz bacak sendromunda destekleyici amaçla kullanılabiliyor. Yine de ilaç tedavisi daha pratik ve etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tekrarlayan kafa darbeleri Parkinson riskini artırabiliyor!</strong></p>
<p>Boksta baş bölgesine alınan tekrarlayıcı darbelerin, beyinde ‘mikrotravma’ olarak adlandırılan hasarlara yol açabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beyin, kafatasının içinde sabit durmaz; beyin omurilik sıvısı içerisinde hareket edebilir durumdadır. Her darbede beyin kafatasının iç yüzeyine çarpar ve zaman içinde tekrarlayan bu travmalar birikici etki oluşturur. Bu nedenle tekrarlayan kafa travmalarının Parkinson hastalığının ve bazı bunama türlerinin daha erken ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor. Efsanevi boksör Muhammed Ali, bu durumun en bilinen örneklerinden biri olarak gösteriliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Parkinson titremesi hareketle azalır, istirahatte belirginleşir!</strong></p>
<p>İnsan vücudunda normal koşullarda da çok hafif düzeyde fizyolojik titremeler bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ancak klinikte en sık karşılaşılan iki titreme türü esansiyel tremor ve Parkinson titremesidir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Sultan Tarlacı sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Esansiyel tremor genellikle ailesel özellik gösterir. Çoğu zaman 20-25 yaşlarında hafif bir titreme ile başlar ve yaş ilerledikçe belirginleşir. Özellikle bir nesneye uzanırken veya nesneyi kullanırken artış gösterir.</p>
<p>Parkinson titremesi ise genellikle istirahat hâlinde ortaya çıkar. ‘Para sayar’ tarzda olarak tanımlanan bu titreme, kişi bir nesneye uzandığında veya hareket etmeye başladığında çoğu zaman azalır ya da kaybolur. Bu nedenle Parkinson titremesi, kural olarak bir ‘istirahat titremesi’ olarak kabul edilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-641689">Parkinson riskinde çevresel faktörler öne çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MS, kadınlarda daha erken yaşta başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-638158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 09:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-638158">MS, kadınlarda daha erken yaşta başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>MS, bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırmasıyla oluşuyor!</strong></p>
<p>Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur.” dedi.</p>
<p>Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>MS’te görülen en sık belirtiler duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme sorunları</strong><strong>!</strong></p>
<p>Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir.</p>
<p>Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar.  Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.”</p>
<p><strong>MS genellikle 29–32 yaşlarında başlar ve kadınlarda daha sık görülür!</strong></p>
<p>Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir.” dedi.</p>
<p>Birincil ilerleyen tipte ise başlangıç yaşının 35-39 yaş aralığı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, “Hastaların yüzde 5’inde ise başlangıç yaşı 8 yaşın altında ve 70 yaş üzerindedir. Genelde, bağışıklık sisteminden kaynaklanan tüm hastalıklar kadınlarda daha sık izlenir. MS’de de aynı durum söz konusudur. Kadın erkek oranı 1.77/1.00 kadardır. Yaklaşık kadınlarda 2 kat daha yüksek izlenir. MS köylü kadın ve erkeklerde daha nadirken, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerde daha sıklıkla izlenir. Bu hem yerel olarak şehirlerde hem de dünya coğrafyasına bakıldığında aynı şekildedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>MS ile virüsler arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlanamadı!</strong></p>
<p>Bir çok virüs enfeksiyonunun MS’e neden olduğu öne sürülmesine karşın, doğrudan bir enfeksiyon ardından ortaya çıkacağının kesinliği olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Uzun yıllardır bu tartışma var ve devam da edecek. Enfeksiyon, taramalar, otopsi sonuçları ve diğer araştırmalar birbiri ile çelişkili sonuçlar vermekte. Virüslerin bağışıklık sistemini baştan çıkarıp, yanlış hedefe saldırıya neden oldukları kabul edilir.” dedi.</p>
<p>Söz konusu virüslerin neler olabileceğini açıklayan Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Virüsler içerisinde, kuduz, uçuk virüsü olan herpes simpleks,<em> </em>Epstein Barr virüsü sayılabilir. Son zamanlarda, insan herpes virüs-6, Epstein Barr virüsü ve Chlamidya pnömonia MS’e neden olabilecek olası tetikleyiciler olarak ilgi çeker oldu. Ancak, MS ile ilgili mikrop enfeksiyonu etkisi konusunda son söz henüz söylenmedi. Bir araştırma sonucuna göre, 17 yaşından önce sigaraya başlamak MS gelişim riskini arttırıyor.”</p>
<p><strong>Tek yumurta ikizlerinde MS’in daha sık görülmesi bir kanıt, ancak MS yalnızca genetik değil!</strong><strong> </strong></p>
<p>Tek yumurta ikizlerinde belirgin olarak yüksek oranda MS ortaya çıkmasının genetik etkinin en açık kanıtı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Tek yumurta ikizlerinin 100’ünün 24 eş ikizde MS ortaya çıkarken, farklı yumurtalardan doğan ikizlerin ise yüzde 2,4’ünde MS tespit edilmiştir. Bu şu anlama gelir, tek yumurta ikizlerinde MS, 10 kat daha yüksek sıklıkta ortaya çıkar. Hiçbir yakınması olmayan ikiz kardeşlerde yapılan beyin görüntülemelerinde ya da diğer inceleme yöntemlerinde, MS’de ortaya çıkabilecek bozukluklar tespit edilebilir. Genel olarak bakıldığında, MS hastalarının birinci derece akrabalarının birinde MS tespit edilmesi ya da ortaya çıkma olasılığı yüzde 20’dir. Ancak, MS sadece genetik bir hastalık değildir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>MS, genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle merkezi sinir sisteminde bozulmaya yol açıyor!</strong><strong> </strong></p>
<p>MS sıklığının Dünya üzerinde, yaşanılan bölgeye göre değişmekle birlikte 100 binde 2 ile 150 kişide ortaya çıktığı bilgisini veren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yüksek sıklıkta ortaya çıktığı bölgeler (100 bin kişide 100’ün üzerinde) Avrupa (Rusya dâhil), güney Kanada, Kuzey Amerika, Yeni Zelanda ve Güney Avustralya’dır. Orta sıklıkta görüldüğü yerler ise Avustralya’nın büyük bölümü, Amerika’nın güneyi, Akdeniz kıyısı (İtalya hariç), Sovyetler Birliğinin Asya kesimi, güney Amerika’nın bazı bölgeleridir. Düşük riskli alanlar Güney Amerika, Meksika, Asya’nın çoğu bölgeleri ve tüm Afrika’dır. Bu tabloya bakıldığında, muhtemel bir enlem ve boylamla hastalık sıklığı ilişkisi dikkat çekici şekilde göze çarpmaktadır. Ancak, bunun bazı istisnaları da vardır. Japonya, hastalığın sık izlendiği Avrupa ile aynı enlemde olmasına rağmen sıklığı azdır.” dedi.</p>
<p>MS’de genetik yatkınlığın yanı sıra çevresel faktörlerin de etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu hastalıkta merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik etkilenir. Sinir hücrelerinin uzantılarını, adeta bir kablo telinin etrafındaki plastik gibi saran miyelin (yağ kılıfı) yapısında bozulma ve zedelenme oluşur. Bunun ardından da şikâyetler ortaya çıkar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni oluşan atakların tek tedavisi kortizon! </strong></p>
<p>MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon’dur. Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır. Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar. </p>
<p>Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-kadinlarda-daha-erken-yasta-basliyor-638158">MS, kadınlarda daha erken yaşta başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hızlı rahatlama mitine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hizli-rahatlama-mitine-dikkat-611083</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[mitine]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[rahatlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[Vagus Siniri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611083</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sosyal medyadaki abartılı iddialara karşı, vagus sinirinin beden–beyin dengesindeki rolünü bilimsel gerçekler ışığında açıkladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hizli-rahatlama-mitine-dikkat-611083">Hızlı rahatlama mitine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sosyal medyadaki abartılı iddialara karşı, vagus sinirinin beden–beyin dengesindeki rolünü bilimsel gerçekler ışığında açıkladı. </p>
<p><strong>Vagus siniri, vücudun sakinleşme ve denge mekanizmasında kilit rol oynuyor!</strong></p>
<p>Vagus sinirinin, beynin alt bölümlerinden çıkarak kalp, akciğerler, mide-bağırsak sistemi ve bağışıklık sistemiyle doğrudan bağlantı kuran çok önemli bir sinir olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Vücudun ‘sakinleşme, toparlanma ve dengeye dönme’ süreçlerinde kilit rol oynar. Kalp atım hızının yavaşlaması, nefesin derinleşmesi, sindirimin düzenlenmesi ve stres hormonlarının baskılanması gibi etkiler bu sinir üzerinden gerçekleşir.” dedi.</p>
<p>Günümüzde vagus sinirinin, yalnızca bir sinir değil; beyin ile beden arasında sürekli çalışan bir düzenleyici ağın merkezi olarak kabul edildiğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, bu nedenle stres, kaygı, uyku sorunları ve bazı nörolojik hastalıklarla ilişkisinin giderek daha fazla araştırıldığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Sinir sistemi, kısa sürede mucizevi biçimde değişebilen bir mekanizma değil!</strong></p>
<p>Sosyal medyada vagus sinirinin çoğu zaman bilimsel bağlamından koparılarak ‘tek hareketle rahatlama’, ‘bedeni resetleme’ gibi iddialarla sunulduğuna değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Oysa sinir sistemi bu kadar basit çalışan bir yapı değildir.” dedi.</p>
<p>Bu tür söylemlerin bilimsel olarak doğru olmasa da, neden bu kadar ilgi gördüklerini anlamanın zor olmadığına işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Günümüzde insanlar yoğun stres, kaygı ve belirsizlik içinde yaşıyor ve hızlı, kolay çözümler arıyor. Vagus siniri de bu arayışta somut ve biyolojik bir umut sembolüne dönüşüyor. Sorun, bilginin basitleştirilmesi değil; gerçeğin yerini abartılı vaatlerin almasıdır. Özellikle ruhsal ya da bedensel sorunları olan bireylerde ‘hızlı rahatlama’ vaat eden bu yaklaşımlar<strong> </strong>yanlış umutlara yol açabilir. Sinir sistemi, kısa sürede mucizevi biçimde değişebilen bir mekanizma değildir. Kalıcı rahatlama ve denge, genellikle zamana yayılan ve düzenli uygulamalarla mümkündür. ‘Bir dakikada sakinleş’, ‘tek dokunuşla stres sil’ gibi söylemler, bilimsel tedavilerin değerini gölgede bırakabilir ve kişilerin profesyonel destek arayışını geciktirebilir. Bu nedenle hızlı rahatlama söylemleri yerine, gerçekçi ve sürdürülebilir yaklaşımlar vurgulanmalıdır.”</p>
<p><strong>Vagus siniriyle ilgili uygulamalar bilimsel temelli! </strong></p>
<p>Vagus siniriyle ilgili bilimsel ve tıbbi uygulamaların var olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Vagus siniriyle ilgili bilimsel çalışmalar onlarca yıldır sürüyor. Bu alanda geliştirilen tıbbi teknolojiler, özellikle epilepsi, depresyon, migren ve küme baş ağrısı gibi hastalıklarda destekleyici tedavi seçenekleri olarak kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Bu tür cihazların bazılarının, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından belirli hastalıklar için onaylanmış veya kullanım izni almış olduklarını ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, “Burada önemli olan nokta şudur: Bu uygulamalar ‘mucize tedaviler’ değil, belirli hasta gruplarında fayda sağlayabilen, bilimsel temelli yaklaşımlardır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Cihazlar uygun kişilerde destekleyici bir araç!</strong></p>
<p>Giyilebilir vagus siniri cihazlarının etkinliği konusunda bilim dünyasında temkinli ama umutlu bir yaklaşım hâkim olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu tür cihazların genel olarak güvenli olduğu kabul edilmekle birlikte, etkinlikleri kişiden kişiye değişebilir.” dedi.</p>
<p>Bazı bireylerde belirgin faydalar görülürken, bazı kişilerde etkilerin sınırlı kalabildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarlacı, “Bilimsel çalışmalar hâlâ devam ediyor ve uzun dönem sonuçlara ihtiyacımız var. Uzmanlar, bu cihazların tek başına çözüm olarak görülmemesi, uygun kişilerde ve doğru çerçevede destekleyici bir araç olarak kullanılması gerektiği konusunda hemfikir. Geliştirilen transkütanöz auriküler vagus siniri uyarımı (taVSU) cihazı, vagus sinirinin kulak kepçesindeki yüzeyel dallarını hedef alan, dışarıdan uygulanan bir nöromodülasyon teknolojisidir. Cerrahi girişim gerektirmemesi, bu yaklaşımı daha erişilebilir ve güvenli kılar. Amaç, sinir sisteminin dengeleyici mekanizmalarını desteklemek ve stresle ilişkili fizyolojik yükü azaltmaya yardımcı olmaktır. taVSU, başta stres, kaygı, otonom dengesizlikler ve bazı nörolojik-psikiyatrik tablolar olmak üzere, bilimsel araştırmalar ve klinik gözlemler kapsamında değerlendirilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sinir sistemi aceleye gelmez!</strong></p>
<p>Nefes, meditasyon, yoga gibi yöntemlerin vagus sinirini doğrudan uyarmaktan ziyade, nefes ritmi, beden farkındalığı ve dikkat odağı üzerinden sinir sisteminin sakinleşmesine katkı sağladığını aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Düzenli uygulandığında stres düzeyini azaltabilir, uyku kalitesini artırabilir ve genel iyi oluş hâlini destekleyebilir. Ancak her yöntem herkes için uygun değildir. Panik atak, travma öyküsü veya bazı nörolojik sorunları olan bireylerin bu uygulamaları mutlaka uzman görüşüyle değerlendirmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>‘Sinir sistemini sakinleştirme’ konusunda önerilerde bulunan Prof. Dr. Tarlacı sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sinir sistemini düzenlemek, tek bir egzersizle ya da tek bir cihazla mümkün değil. Sağlıklı uyku, düzenli fiziksel hareket, dengeli beslenme, sosyal ilişkiler ve stres yönetimi bir bütün olarak ele alınmalı. Gerektiğinde tıbbi ve psikolojik destek almak da bu yol haritasının önemli bir parçası. Vagus siniri bu bütünün merkezinde yer alır; taVSU gibi bilimsel temelli teknolojiler, doğru kişide ve doğru amaçla kullanıldığında destekleyici olabilir. En önemli mesaj şudur: Sinir sistemi aceleye gelmez; bilim, sabır ve gerçekçilik en güvenli rehberdir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hizli-rahatlama-mitine-dikkat-611083">Hızlı rahatlama mitine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 07:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şiddeti genetik, çevresel ve nörobiyolojik boyutlarıyla ele alarak, özellikle çocuklukta maruz kalınan şiddetin beyin gelişimi, kişilik oluşumu ve ileriki yaşamda suç eğilimini nasıl etkilediği hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599">Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şiddeti genetik, çevresel ve nörobiyolojik boyutlarıyla ele alarak, özellikle çocuklukta maruz kalınan şiddetin beyin gelişimi, kişilik oluşumu ve ileriki yaşamda suç eğilimini nasıl etkilediği hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Fiziksel şiddet, ruhsal yapıyı; ruhsal şiddet de fiziksel yapıyı etkiler! </strong></p>
<p>Şiddetin hem ruhsal ve hem de fiziksel olabileceğini aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “İnsan ruhsal ve bedensel yapıdan oluşur. Bu iki kavram sıkı ilişki içerisindedir. Dolayısıyla bedene alınan bir şiddet, ruhsal yapıyı etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Ruhsal alınan bir şiddetin de aynı doğrultuda fiziksel yapıyı bozabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, “İki kavram da insanda iç içe geçtiği için ayırmak pek kolay olmayabilir. Şiddete maruz kalan kişide ruhsal, fiziksel, psikolojik veya cinsel bir değişim olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ön bölgesi hasar gördüğünde empati ve öz kontrol bozulur, suç ve şiddet eğilimi artar! </strong></p>
<p>Şiddet uygulayan kişide kendine özgü beyinsel kişilik davranış özelliği olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Âşık biri, sevdiği kişi tarafından reddediliyorsa beyin bir yas durumuna girer. Depresyon, üzüntü ve ağlama vardır ancak beynine bakıldığında büyük bir acı görürüz.” dedi.</p>
<p>Suçlu beyin özelliğinin çok boyutu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “1848’li yıllarda beyni hasar görmüş kişilerin davranışlarının değiştiği görüldü. Araştırmalar neticesinde, öz kontrolümüzün bulunduğu beynin ön bölgesi hasar gördüğünde empati, normlara uyma, öz kontrolün bozulduğu ve yaptığı eylemin sonucunu tahmin edememe gibi bulgular saptandı. Bunun sonucunda da suç ve şiddet eğilimi artar.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Zekânın yüzde 50’si anne-babadan, diğer yüzde 50’si ortam etrafında şekilleniyor! </strong></p>
<p>Aileden gelen genetik bağlantıların da suça yatkınlık olasılığını artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beynin kimyasını dengeleyen bir enzim ya da beyindeki kimyasalı parçalayan bir protein vardır. Bu kısım, olası bir gen alımında şiddet özelliğinin arttığını bize göstermiştir. Diğer adı savaşçı gendir. Ama bu tek başına suçlu sayılmaz.” dedi.</p>
<p>Çevre faktörlerinin de etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Beyin, anne karnından 21 yaşına kadar gelişme gösterir. O süreç içerisinde beslenmenizden soluduğunuz hava ve duygu-iletişim durumunu kazanıp kazanmama gibi faktörler de ekleniyor. Genetik kaderi kabul etmiyoruz. Zekânın yüzde 50’si anne-babadan, diğer yüzde 50’si ortam etrafında şekillenir. Halk arasında psikopat dediğimiz ve sürekli suç işlemeye meyli olan insanlar da var. Bu insanlarda beyin bölgesinde empati ve öz kontrol eksikliği görülmüş. Ancak psikopat beyin de olsa toplum, kültür, aile, iyi eğitim ve destek bu insanı tamamen suç işlemeyen bir birey haline çevirebiliyor.” </p>
<p><strong>Çocuğa erken yaşta şiddet uygulanırsa bu durum beynin bir sanat eserine dönmesini engeller!</strong></p>
<p>Ailenin ilk öğrenme ortamı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Eğer ailede sevgi görülmüş, dinlenilmiş, duygularını ifade eden bir birey olarak yetişmişse, baskı yapılmamışsa ve şiddetten uzaklaştırılmışsa ileride o çocuk iyi bir insan haline gelir. Çocuklar konuşmadıkları dönemlerde aynalama yaparlar. Erken yaşta şiddet uygulanırsa bu durum beynin bir sanat eserine dönmesini engeller.” dedi.</p>
<p>İki kardeşin birbirinden tamamen farklı davranışlar gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Biz anne-babamızdan genleri alırken onların tüm kopyalarını almayız. Yarı anneden ve yarı babadan alıyoruz. Kendi içerisinde çaprazlaşma dediğimiz bir durum ortaya çıkıyor. Kişilik ve mizaç anne ve babamızdan otomatik olarak gelir. Karakteri ise toplum, aile ve okul gibi unsurlar şekillendirir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuk şiddet gördüğünde sadece onu öğrenmiyor, beynin olgunlaşma işlevi de bozuluyor! </strong></p>
<p>Dönemlere bağlı genetik olarak biyolojik çeşitlilik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Belli bir kesim daha yaratıcı, üretken olabilirken stres, baskı ve hayattaki zorluklarla daha kolay başa çıkabiliyor. Diğer bir kesimi ise yaratıcılığı az, hayatla mücadeleden kaçınan bireyler olarak görüyoruz. Çocuk, ailede şiddeti bir çözüm yolu olarak görmüşse bunu kendine modeller.” dedi.</p>
<p>Beyin açısından bakıldığında erkeklerin 24, kadınların 21 yaşında hayatla mücadele edebilecek bireylere dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı sözlerini söyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuk şiddet gördüğünde sadece onu öğrenmiyor, beynin olgunlaşma işlevi de bozuluyor. Hücreler arası bozukluk ve duygu durum bozukluğu da ortaya çıkabiliyor. Bu insan, insanlara hem az güvenir hem de dünyayı tehdit olarak görmeye başlar. 20-30 senedir takip edilen çocuklar var. Hayvana şiddet, okuldan kaçma ve akranlarına zorbalık gibi 12 parametre dikkate alındığı zaman, ilkokul veya ortaokul döneminde görülmüşse ileride yasal ve kriminal bir dosyası oluyor. O halde bu çocuklarla ilgili tedbirler alınabilir. Hiçbir çocuk şiddeti talep etmez. Hiperaktif çocukların fazla hareketli olmasının illaki bir anlamı vardır. Onu anlayıp ona göre bir çözüm yolu bulmak gerekiyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599">Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi yaş almak için altın kural temiz beslen, aktif yaşa ve stresi yönet!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyi-yas-almak-icin-altin-kural-temiz-beslen-aktif-yasa-ve-stresi-yonet-593050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 08:57:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antioksidan]]></category>
		<category><![CDATA[beslen]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593050</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sağlıklı ve fit bir yaşlanma süreci ile Alzheimer’dan korunmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-yas-almak-icin-altin-kural-temiz-beslen-aktif-yasa-ve-stresi-yonet-593050">İyi yaş almak için altın kural temiz beslen, aktif yaşa ve stresi yönet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sağlıklı ve fit bir yaşlanma süreci ile Alzheimer’dan korunmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı ve fit bir yaşlanmayı destekliyor!</strong></p>
<p>Güzel, sağlıklı, fit ve dinç bir yaşlanma sürecini teşvik etmek için yaşam tarzı değişiklikleri yapılabileceğini dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Dengeli ve besleyici bir diyet, yaşlanma sürecini olumlu yönde etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Bol miktarda meyve, sebze, tam tahıl ürünleri, sağlıklı yağlar ve yeterli protein içeren bir diyet tercih edilmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, “Antioksidanlar ve omega-3 yağ asitleri gibi besin maddeleri de yaşlanma karşıtı etkilere sahiptir. Fiziksel aktivite, kas kitlesini koruma, esnekliği artırma, enerji seviyelerini yükseltme ve genel sağlığı iyileştirme açısından önemlidir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz yapmayı hedeflemek ve güçlendirme egzersizleri eklemek önerilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Stres yönetimi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları yaşlanmayı yavaşlatıyor! </strong></p>
<p>Kronik stresin, yaşlanma sürecini hızlandırabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Düzenli meditasyon, yoga veya derin nefes alma gibi stres azaltma teknikleri, stresin olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Kaliteli uykunun, hücresel yenilenme için önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“7-9 saat uyku almaya çalışın ve uyku düzeninizi koruyun. Sigara içmek ve aşırı alkol tüketmek yaşlanma sürecini hızlandırabilir. Bu alışkanlıklardan kaçının veya sınırlayın. Sosyal ilişkiler ve entelektüel uyarım, zihinsel ve duygusal sağlığınızı korumaya yardımcı olabilir. Arkadaşlarınızla ve ailenizle bağlantı kurun, yeni ilgi alanlarına yönelin. Sağlık kontrolünden geçmek ve sağlık sorunlarını erken teşhis etmek, tedavi edilmesini kolaylaştırabilir ve yaşlanma sürecini daha iyi yönetmenize yardımcı olabilir. Olumlu bir zihinsel tutum ve zihinsel egzersizler, bilişsel fonksiyonları korumak için önemlidir. Düşünce gücünüzü ve zihinsel esnekliğinizi sürdürmek için yeni şeyler öğrenmeye ve zihinsel meydan okumalara katılmaya çalışın. Güneşe maruz kalma, cilt yaşlanması ve cilt kanseri riskini artırabilir. Güneş koruyucu kullanımı ve uygun giyimle cildinizi koruyun. Yeterli su içmek, cildin nemli kalmasına ve genel sağlığı desteklemeye yardımcı olabilir.”</p>
<p><strong>Teknoloji, yaşlı bireylerin sağlıklı, aktif ve sosyal bir yaşam sürmelerine destek olabiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde yaşlanma sürecinin, teknolojik gelişmelerle önemli ölçüde değiştiğini kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sağlık hizmetlerine daha iyi erişim, daha etkili teşhis ve tedavi yöntemleri yaşlıların yaşam kalitesini artırdı.” dedi.</p>
<p>Bilinçli yaşlanmanın, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı faktörlerine odaklandığına değinen Prof. Dr. Tarlacı, “Teknoloji bu alanda da destek sunuyor. İnternet ve sosyal medya ise yaşlı bireylerin sosyal bağlantılarını sürdürmelerine yardımcı olabiliyor. Bu nedenle yaşlanmanın şekli ve süreci, teknolojik ilerlemelerle daha sağlıklı, aktif ve sosyal bir yaşamı teşvik edebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yaş, genetik faktörler, kronik hastalıklar ve sağlıksız yaşam Alzheimer riskini artırıyor!</strong></p>
<p>Alzheimer riskini arttıran bir çok neden olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yaş ilerledikçe Alzheimer riski artar. Aile geçmişi de Alzheimer riskini etkileyebilir. Yüksek tansiyon, obezite ve diyabet gibi kardiyovasküler sorunlar Alzheimer riskini ve şiddetini belli oranlarda artırabilir. Düzensiz egzersiz yapmak ve zihinsel olarak aktif olmamak, sigara içmek ve aşırı alkol tüketimi Alzheimer riskini yükseltebilir. Yine kronik inflamasyon, barsak veya diş eti iltihapları Alzheimer riskini artırabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Erken teşhis, Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlatarak yaşam kalitesini artırabilir!</strong></p>
<p>Erken teşhisin, Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatma veya semptomların yönetimine yardımcı olma potansiyeline sahip tedavi seçeneklerine erken erişim sağladığına vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Alzheimer hastalığı erken teşhis edildiğinde, doktorlar daha iyi tedavi seçenekleri sunabilirler. İlaçlar ve diğer tedavi yöntemleri, semptomların ilerlemesini yavaşlatabilir ve yaşam kalitesini artırabilir. Ayrıca, bilişsel ve duygusal işlevleri destekleyici terapiler de uygulanabilir.” dedi.</p>
<p>Erken teşhisin, bireylerin Alzheimer risk faktörlerini daha yakından izlemelerine yardımcı olabileceğini de aktaran Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Erken teşhis, risk faktörlerinin yönetilmesini ve olası komplikasyonların önlenmesini sağlayabilir. Alzheimer hastalığı genetik yatkınlıkla ilişkilendirilmiştir. Aile geçmişi bu hastalığa karşı riski artırabilir. Bu nedenle, aile geçmişinizde Alzheimer hastalığı olan bir kişi varsa, düzenli olarak bilişsel testler ve doktor muayeneleri yaptırarak erken teşhis için daha fazla bilgi edinebilirsiniz.</p>
<p>Genetik yatkınlığı olan bireyler, düzenli doktor muayeneleri ve bilişsel testler yaptırmalıdır. Bu, herhangi bir erken belirtiyi veya değişikliği yakından izlemek için önemlidir. Genetik yatkınlığı olan kişiler, doktorları ile Alzheimer hastalığına karşı koruyucu tedavileri tartışmalıdır. Bu, genetik riski azaltmaya veya hastalığın ilerlemesini geciktirmeye yardımcı olabilir. Bu nedenle, bu konuda bilinçli olmak ve sağlık uzmanları ile işbirliği yapmak önemlidir.”</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer’dan korunmada en etkili yol, doğru yaşam tarzına odaklanmak!</strong></p>
<p>Antioksidanlar, vitaminler ve besin takviyelerinin sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer&#8217;dan korunma açısından bazı faydalar sağlayabileceğine değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Antioksidanlar, vücutta serbest radikallerin neden olduğu oksidatif stresi azaltarak hücresel hasarı önleyebilirler. Bu, yaşlanma sürecini yavaşlatabilir ve bazı sağlık sorunlarını önleyebilir.” dedi.</p>
<p>Ancak, antioksidan takviyelerinin bilimsel olarak kesin ve etkili bir şekilde yaşlanma veya Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğunun kanıtlanmadığının altını çizen Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca, bazı durumlarda yüksek dozda antioksidan takviyelerinin zararlı olabileceği de gösterilmiştir. Bu nedenle, antioksidanları doğal gıdalardan almak en iyisi olabilir. Özellikle B12 vitamini, D vitamini ve omega-3 yağ asitleri gibi besin maddeleri sağlıklı yaşlanma ve beyin sağlığı için önemlidir. Ancak, bu vitaminlerin takviyeleri sadece eksiklik durumlarında veya doktor tavsiyesiyle kullanılmalıdır. Aşırı vitamin alımı zararlı olabilir ve bazı çalışmalar, vitamin takviyelerinin Alzheimer riskini azaltmada etkisiz olduğunu göstermektedir. Genel olarak, sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer&#8217;dan korunma için en iyi strateji, dengeli bir beslenme planı, düzenli egzersiz, zihinsel ve sosyal aktivitelerin sürdürülmesi ve stresten kaçınılması gibi yaşam tarzı faktörlerine odaklanmaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-yas-almak-icin-altin-kural-temiz-beslen-aktif-yasa-ve-stresi-yonet-593050">İyi yaş almak için altın kural temiz beslen, aktif yaşa ve stresi yönet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MS tedavisinde yenilikçi adımlar umut vadediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ms-tedavisinde-yenilikci-adimlar-umut-vadediyor-578169</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 14:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[ilerleme]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[vadediyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS tedavisinde kullanılan yenilikçi tedavi yöntemleri ve umut vadeden araştırmalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-tedavisinde-yenilikci-adimlar-umut-vadediyor-578169">MS tedavisinde yenilikçi adımlar umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS tedavisinde kullanılan yenilikçi tedavi yöntemleri ve umut vadeden araştırmalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Oral tedaviler, hastaların uyumunu kolaylaştırıyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda, Multipl Skleroz (MS) tedavisinde birçok yeniliğin öne çıktığını dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “İmmünomodülatör ilaçlar ve biyolojik tedaviler, MS’in inflamasyonunu hedef alarak atakları azaltarak hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.” dedi.</p>
<p>Özellikle oral tedavi seçeneklerinin, hastaların tedaviye uyumunu artırdığını ve tedavi sürecini daha erişilebilir hale getirdiğini kaydeden Tarlacı, “Ayrıca, hematopoetik kök hücre tedavisi (HSCT) gibi yenilikçi yöntemler, bağışıklık sistemini sıfırlayarak hastalığın ilerlemesini durdurmayı hedefler. Bu tedavi, özellikle tedaviye dirençli hastalar için umut verici bir seçenek olarak öne çıkıyor. Yeni biyomarkerlar ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, MS’in daha doğru bir şekilde izlenmesine ve tedaviye yanıtın hızla değerlendirilmesine olanak sağlıyor. Bu, hastaların tedavi süreçlerini daha etkili bir şekilde yönetmek için önemli bir adım.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yenilikler, MS tedavisinde ilerleme ve daha iyi tedavi yanıtı sağlıyor… </strong></p>
<p>Bu tedavi seçeneklerinin yanı sıra, robotik terapi ve telerehabilitasyon gibi yeni nesil fizyoterapi yöntemlerinin, MS hastalarının yaşam kalitesini artırmak ve fiziksel işlevlerini iyileştirmek için kullanıldığını aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Son olarak, remyelinizasyon araştırmaları ilerlemekte olup, miyelin kılıfının yeniden yapılmasına yönelik tedavi seçenekleri, MS’in ilerlemesini durdurmak ve geri çevirmek için büyük bir umut taşıyor. Bu yenilikler, MS tedavisinde önemli ilerlemeler kaydedilmesine ve hastaların tedaviye daha iyi yanıt vermelerine yardımcı oluyor.”</p>
<p><strong>MS tedavisinde çok disiplinli destek şart!</strong></p>
<p>Multipl Skleroz (MS) tedavisinde, farklı disiplinlerin katkısının oldukça büyük olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “MS, merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalık olduğundan, tedavi süreci yalnızca nörolojiyle sınırlı kalmaz; hastaların yaşam kalitesini artırmak ve semptomları yönetmek için birden fazla uzmanlık alanından destek almak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Fizyoterapi, ergoterapi ve psikolojik destek gibi disiplinlerin, MS hastalarının günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmeleri, bağımsızlıklarını koruyabilmeleri ve psikolojik iyilik hallerini artırabilmeleri için kritik rol oynadığının altını çizen Tarlacı, “Fizyoterapi, MS hastalarının kas gücünü artırmaya, dengeyi geliştirmeye ve hareketliliği iyileştirmeye yönelik çeşitli egzersizler sunar. Kas zayıflığı ve denge problemleri MS’in sık görülen semptomlarındandır, bu nedenle fizyoterapistler, hastaların fiziksel fonksiyonlarını en iyi şekilde kullanabilmesi için kişiye özel egzersiz programları oluşturur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ergoterapi, MS hastalarının bağımsızlığını ve yorgunlukla başa çıkma becerisini destekler… </strong></p>
<p>Fiziksel terapinin ise kas spazmlarını azaltmaya, yorgunluğu yönetmeye ve düşme riskini engellemeye yardımcı olduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ayrıca, vücut sıcaklığındaki artış MS semptomlarını kötüleştirebileceği için fizyoterapistler, sıcaklık toleransı ve egzersiz stratejileri konusunda rehberlik eder.” dedi.</p>
<p>Ergoterapinin, MS hastalarının günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlıklarını artırmayı hedeflediğini de sözlerine ekleyen Tarlacı, “Bu disiplin, hastaların evde, işte ve sosyal yaşamda daha bağımsız olabilmesi için çevresel düzenlemeler, uygun yardımcı cihazlar ve adaptif stratejiler önerir. Ergoterapistler, hastaların motor becerilerini ve el-göz koordinasyonlarını geliştirerek, basit günlük işlerden daha karmaşık işlere kadar geniş bir yelpazede pratik çözümler sunar. Ayrıca, hastaların yorgunlukla başa çıkabilmesi için enerji yönetimi tekniklerini öğretir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>MS’in tedavisiyle ilgili yeni araştırmalar umut vadediyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların, mikrobiyomun MS gelişimi ve seyrindeki rolünü araştırdıklarını vurgulayan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bağırsak florası, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir. MS hastalarında bağırsak mikroorganizmalarının yapısındaki değişiklikler, hastalığın gelişimini etkileyebilir. Mikrobiyomun düzenlenmesi, MS tedavisinde yeni bir alan açabilir ve bağışıklık sistemini dengelemeye yönelik yeni yaklaşımlar geliştirilmesine olanak tanıyabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-tedavisinde-yenilikci-adimlar-umut-vadediyor-578169">MS tedavisinde yenilikçi adımlar umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
