<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>olmalı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/olmali/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/olmali</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Mar 2026 18:38:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>olmalı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/olmali</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Başkan Tugay: Körfezimiz kirletiliyor, yetki bizde olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-korfezimiz-kirletiliyor-yetki-bizde-olmali-617112</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 18:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Bizde]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kirletiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[körfez]]></category>
		<category><![CDATA[körfezimiz]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yetki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617112</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Körfezi’nde drone taramalarında bir kez daha dış kaynaklı mazot ve yağ atığı tespit edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-korfezimiz-kirletiliyor-yetki-bizde-olmali-617112">Başkan Tugay: Körfezimiz kirletiliyor, yetki bizde olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Körfezi’nde drone taramalarında bir kez daha dış kaynaklı mazot ve yağ atığı tespit edildi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kasım ayından bu yana altıncı kez kayda geçen kirliliğe tepki gösterirken, belediyenin gemi kaynaklı deniz kirliliğine ilişkin ceza ve denetim yetkisi başvurusunun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından reddedildiğini açıkladı.</p>
<p>İzmir Körfezi’nde bugün gerçekleştirilen rutin drone tarama faaliyetleri kapsamında, Tersane bölgesi ile Karşıyaka Anıt bölgesi arasında saat 13.00 civarında dış kaynaklı mazot ve yağ atıkları tespit edildi. Yaklaşık bir yıldır düzenli olarak sürdürülen hava destekli izleme çalışmaları sonucunda, yalnızca geçtiğimiz kasım ayından bu yana altıncı kez gemi, liman ve tersane faaliyetleri kaynaklı olduğu değerlendirilen kirlilik görüntüsü kayıt altına alındı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bu duruma tepki gösterdi. Başkan Tugay paylaşımında şu sözlere yer verdi:</p>
<p>“İzmir&#8217;in göz bebeği olan körfezimiz geçtiğimiz kasım ayından bu yana altıncı kez bugün bir kez daha kirletildi. Biz İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı&#8217;na, körfeze atık bırakan kuruluşları denetleme yetkisi için başvuruda bulunduk. Fakat maalesef yaptığımız müracaat 27.12.2024 tarihinde reddedildi; denetimin Bakanlık&#8217;ta olduğu tebliğ edildi. Yeni kuracağımız körfez izleme sistemi çalışmaya başlayınca yetki başvurumuzu bir kez daha yapacağız. Bakanlığa ve tüm yetkililerimize sesleniyoruz; yetki sahibi olarak körfezimizin daha fazla kirletilmesine izin vermeyin. Körfezimizin temiz kalması için caydırıcı cezalar artık bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bu tedbirler uygulanana kadar durumun takipçisi olacak ve konuyu her detayıyla İzmirlilerle paylaşmaya devam edeceğiz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-korfezimiz-kirletiliyor-yetki-bizde-olmali-617112">Başkan Tugay: Körfezimiz kirletiliyor, yetki bizde olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egzersizde kıyafet seçimi nasıl olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egzersizde-kiyafet-secimi-nasil-olmali-598423</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:22:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[egzersizde]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598423</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsimiyle birlikte soğuyan hava, azalan güneş ışığı ve kaygan zeminler spor yaparken bazı riskleri beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egzersizde-kiyafet-secimi-nasil-olmali-598423">Egzersizde kıyafet seçimi nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsimiyle birlikte soğuyan hava, azalan güneş ışığı ve kaygan zeminler spor yaparken bazı riskleri beraberinde getirebiliyor. Egzersiz sırasında terleyen beden, soğuk ve rüzgarlı havayla karşılaştığında üst solunum yolu enfeksiyonlarına davetiye çıkarabilirken, spor yaralanmalarına da çok sık rastlanıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş</strong> “Her türlü egzersiz vücut ısısını yükseltir. Artan vücut ısısı ile dış ortamın ısısı arasındaki fark açıldıkça, hastalıklara ve spor sakatlıklarına zemin hazırlayabilir. Ancak hem profesyonel sporcular hem de günlük egzersiz yapan bireyler, birkaç temel önlemle bu risklerden büyük ölçüde korunabilir” diyor. Doç. Dr. Dağtaş, kış aylarında egzersiz yaparken dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Isınmayı uzatın</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk havalarda kaslar daha gergin ve sert olur. Bu nedenle kışın yapılan egzersizde ısınma süresini birkaç dakika artırmak, hafif tempolu yürüyüş ve hafif esneme hareketleriyle kasları rahatlatmak yaralanma riskini önemli şekilde azaltır. Isınmayı atlamak, vücudu aniden zorlayarak kas yırtılmalarına ve bağ hasarlarına zemin hazırlayabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Kıyafetinizi doğru seçin</strong></li>
</ul>
<p>Kış sporlarında terleme ve üşümenin aynı anda yaşanması yaygın bir durumdur. Bu nedenle tek kalın bir kıyafet yerine, teri dışarı atan, hava geçirgen ve vücut ısısını koruyan katmanlı spor kıyafetleri kullanılmalıdır. Yanlış giyim yalnızca soğuk algınlığına değil, kas sertliğinin artmasına bağlı sakatlanmalara da neden olabilir. Kış aylarında spor yaparken kıyafet seçimi sporu engellemeyecek kadar hafif ve rahat, vücut ısısı ile dış ortam arasında iyi bir bariyer olmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Spor sonrası üzerinizi hemen değiştirin</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle rüzgarlı havalarda ıslak kıyafetle kalmak, terin soğumasına bağlı olarak göğüs ve sırt bölgesinin üşümesine neden olur. Bu nedenle kıyafet seçiminin teknik kumaşlardan yapılması, egzersiz biter bitmez kuru bir üst giyilmesi ve terli şekilde uzun süre dış ortamda kalınmaması büyük önem taşır. </p>
<ul>
<li><strong>Zemin ve hava koşullarını mutlaka kontrol edin</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Dağtaş “İster koşu yapın ister yürüyüş, zeminin buzlanmış veya ıslak olması düşme riskini artırır. Spor öncesi zemini kontrol etmek, rüzgar ve sıcaklık değerlerine bakmak hem güvenlik sağlar hem de egzersizin kalitesini artırır. Özellikle erken sabah ve gece saatlerinde gizli buzlanmalar sık görülür ve beklenmedik düşmelerle sonuçlanabilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Soğuk havada egzersiz süresini aşırı uzatmayın</strong></li>
</ul>
<p>Kış aylarında vücudun ısı kaybı daha hızlı olduğundan uzun süre dışarıda egzersiz yapmak kasların aşırı soğumasına ve reflekslerin yavaşlamasına yol açar. Bu durum hem performansı düşürür hem de ani kas spazmlarını tetikler. Egzersiz süresini kademeli artırmak ve ara dinlenmeler vermek güvenli bir yöntemdir.</p>
<ul>
<li><strong>Su içerken bu noktalara dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk havalarda terleme az hissedildiği için birçok kişi yeterli su içmez. Oysa vücut, nem oranı düşük kış aylarında da sıvı kaybeder. Vücudun susuz kalması kas performansını azaltır ve kramplara neden olur. Vücut egzersiz öncesi bir küçük bardak su içerek hafifçe nemlendirilmeli, egzersizin ortasında da iki-üç yudum şeklinde, her 15-20 dakikada bir su içilmelidir. Egzersiz bittiğinde de suyu bir anda hızlıca değil, yavaş yavaş içmek daha sağlıklıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Egzersiz sonrası soğuma ve esnemeyi atlamayın</strong></li>
</ul>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş “Kışın egzersiz yaptıktan sonra hızla sıcak bir ortama girme isteği nedeniyle soğuma egzersizleri çoğu kişi tarafından ihmal edilir. Ancak egzersiz sonrası esneme yapmak kas gerginliğini azaltır, oluşabilecek küçük mikrotravmaları toparlar ve sonraki günlerde ağrı yaşanmasını önler. Bu alışkanlık özellikle kış aylarında daha da önemlidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Doğru ayakkabı ve taban desteği kullanın</strong></li>
</ul>
<p>Kaygan zeminlerde kaymayı azaltan taban yapısına sahip ayakkabılar tercih edilmelidir. Spor ayakkabısının taban desteği yeterli değilse diz, kalça ve bel bölgesine binen yük artar. Kış aylarında zeminin kaygan olduğu düşünülürse, doğru ayakkabı seçimi kritik önem taşır.</p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egzersizde-kiyafet-secimi-nasil-olmali-598423">Egzersizde kıyafet seçimi nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğretmen-öğrenci ilişkisi güvene dayalı olmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ogretmen-ogrenci-iliskisi-guvene-dayali-olmali-593530</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2025 07:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dayalı]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[güvene]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Luş]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen-öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593530</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sağlıklı bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurmanın önemi, sınırların belirlenmesi ve bireysel ihtiyaçlara dikkat edilmesinin öğrencilerin gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogretmen-ogrenci-iliskisi-guvene-dayali-olmali-593530">Öğretmen-öğrenci ilişkisi güvene dayalı olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sağlıklı bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurmanın önemi, sınırların belirlenmesi ve bireysel ihtiyaçlara dikkat edilmesinin öğrencilerin gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Öğretmen-öğrenci ilişkisi, güven, saygı, empati ve açık iletişime dayalı olmalı!</strong></p>
<p>Öğretmen-öğrenci ilişkisinin, öğretmenler ile öğrencileri arasında onları motive eden, kişisel olarak büyümelerine yardımcı olan, öğretmenlerin neredeyse bir rol model olarak kabul edildiği karşılıklı anlayış ve güvene dayalı bir iletişimi ifade ettiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Bu ilişki hem öğrenme ortamını olumlu etkilemeli, hem de öğrencilere güvenlik duygusu vermeli. Güven, saygı, empati ve açık iletişim bu ilişkinin en önemli özellikleridir.” dedi. </p>
<p>Öğretmenlerin, öğrenciler ahlaki, etik ve hatta sosyal açıdan gelişmeleri için motive ettiklerini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bu gelişim, öğrencilerde sorumluluk duygusunu besleyerek akademik açıdan daha pozitif bir gelişim göstermelerini sağlar. Olumlu sınıf ortamı oluşturarak akademik açıdan zorlanan öğrencilerin bu zorluklarını ifade etmeleri için olumlu koşullar yaratır, sınıf içinde daha aktif ve katılımcı olmalarına yardımcı olur. Hem de bu öğrencilere yardımcı olarak bireyin başarılı olma duygusunu hissetmesini sağlar. Doğal olarak öğrencilerin akademik başarıları da olumlu yönde artar.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Öğretmenlerin bireysel ihtiyaçlara dikkat etmemesi, öğrencilerin gelişimini olumsuz etkiler!</strong></p>
<p>Her öğrencinin ihtiyaçlarının farklı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Becerileri ve zorlandıkları alanlar, psikolojik dayanıklılıkları değişiklik gösterir. Öğretmenlerin bunlara dikkat etmemesi ve iletişime özen göstermemesi; sadece sınıf düzeyinde değil, öğrencilerin bireysel olarak da duygusal, fiziksel ve sosyal gelişimlerinde aksamalar olacağı anlamına gelir.” dedi.</p>
<p>Öğretmen-öğrenci ilişkisinin olumsuz olması durumunda, öğrencilerin tavırlarını ve performanslarını düzeltmek için zamanında ve yapıcı geri bildirimlerden de mahrum kalacağına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Luş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuğun davranışını anlamadan, sabırsızca hareket eden bir öğretmen çocukta kaygı problemleri oluşmasına neden olabilir; ya da öğrencinin hangi alanlarda yeteneği olduğunu keşfedemeyebilir. Kendilerine güvenli birer yetişkin olmaları zorlaşabilir. Daha iyi davranışlar için onları etkili bir şekilde yönlendiremeyen öğretmen, disiplin konusunda da başarı sağlayamayabilir. Bu da özellikle davranış problemleri olan çocukların bu sorunu devam ettirmelerine neden olabilir.”</p>
<p><strong>Öğretmen ve öğrenci arasındaki sınır, öğrencilerin yaşına ve gelişim düzeyine göre belirlemeli!</strong></p>
<p>Sağlıklı bir ilişki için öğretmen ve öğrenci arasındaki sınırların nasıl belirlenmesi gerektiğine değinen<strong> </strong>Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Sınırları öğrencilerin yaşına ve gelişim düzeyine göre, onunla konuşarak, duygu ve düşüncelerini ifade etmesine izin vererek belirlemek gerekir.” dedi.</p>
<p>Yargılama ve önyargı olmaksızın düzenli ve açık bir iletişim sürdürmek gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Öğrencilerin fikir ve endişelerini paylaşabilecekleri etkileşimli etkinlikler, tartışmalar düzenlemek bunun için iyi bir örnek olabilir. Öğrencilere sorumluluk duygusu ve ekip çalışmasını öğreten işbirlikçi yaklaşım da oldukça faydalıdır. Bu şekilde öğrenciler eylemlerinin ve öğrenmelerinin sorumluluğunu üstlenirler; bu da problem çözme becerilerini geliştirir. Sınır, bunlara dikkat ederek açık bir şekilde öğrenciye ifade edilebilir. Sonrasında, ceza olmayan, yeni bir davranış önererek seçenek sunulabilir. İstenilen davranışı uygulayabilmesi için uygun ortamlar oluşturarak fırsat verilebilir. Öğrenci çabası için takdir edilebilir. Buna rağmen öğrenci olumsuz davranışını sürdürmeye devam ediyorsa yaptığı davranışın sorumluluğunu üstlenmesi sağlanabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogretmen-ogrenci-iliskisi-guvene-dayali-olmali-593530">Öğretmen-öğrenci ilişkisi güvene dayalı olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: &#8220;Kocaeli&#8217;de spor müzesi de olmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-kocaelide-spor-muzesi-de-olmali-591845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 16:07:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Uluslararası Kocaeli Spor Tarihi Sempozyumu’nun açılışında, şehrimizde spor kültürünün köklü olduğuna dikkat çekti, “Kocaeli’de spor müzesi olmalı” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-kocaelide-spor-muzesi-de-olmali-591845">Büyükakın: &#8220;Kocaeli&#8217;de spor müzesi de olmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Uluslararası Kocaeli Spor Tarihi Sempozyumu’nun açılışında, şehrimizde spor kültürünün köklü olduğuna dikkat çekti, “Kocaeli’de spor müzesi olmalı” dedi.</p>
<p><b>ŞAMPİYONLAR KATILDI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Uluslararası Kocaeli Spor Tarihi Sempozyumu, Kocaeli Kongre Merkezi’nde başladı. Üç gün sürecek sempozyumun açılış törenine Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, AK Parti İl Başkanı Dr. Şahin Talus, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Haluk Selvi, Güreş Federasyonu Başkanı Taha Akgül, Kocaeli Gençlik ve Spor İl Müdürü Gökhan Yavaşer, Kocaelispor Başkanı Recep Durul, KASKF Başkanı Murat Aydın, spor kulüplerinin temsilcileri, akademisyenler, milli sporcular ve Kağıtspor sporcuları katıldı.</p>
<p><b>SPOR GELENEĞİNE VURGU</b></p>
<p>Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Başkan Büyükakın şehitlerimizi rahmet ve şükranla andı, milletimize başsağlığı diledi. Sporda başarı için geleneğin önemli olduğunu vurgulayan Başkan Büyükakın, “Sporcu kimlikleri öne çıkan kentlere baktığımızda, mutlaka bir sporcu başarılı olmuştur. O da başkaları için bir maya olmuştur. Eray Şamdan daha yeni şampiyon oldu. Eray’ın babası da karate yapıyordu. Ve bu bir gelenek başlattı” diyerek, sporun rol model etkisini ve kuşaktan kuşağa aktarımını anlattı. Ayrıca hatalardan öğrenmenin önemine değinerek, “Önce yenilirsiniz, ama ustalaşmaya giden yol hatadan geçer. Bu süreç, bir spor ekosistemi oluşturur ve şehirden yeni başarı hikayeleri çıkarır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>KENT HAFIZASI VE SPOR MÜZESİ</b></p>
<p>Başkan Büyükakın, spor başarılarının şehir hafızasında iz bırakmasının önemine de dikkat çekti, “Başarı hikayelerini görünür hale getirin. Spor müzesinde şampiyonlarımızın izleri olsun, dijital imkanlarla destekleyelim, balmumu heykeller, çizgi romanlar ve kitaplarla gençlere ilham verelim” dedi. Akademik çalışmaların spor geleneğini ve başarı hikayelerini belgelemek için kritik olduğunu belirten Başkan Büyükakın konuşmasını, “Kocaeli’nin sportif geçmişi, kent hafızasında korunmasında ve gelecekteki başarıların temelini oluşturmasında oldukça önemli” ifadesi ile sözlerini tamamladı.</p>
<p><b>SELVİ: “SPOR HAFIZASI OLUŞUYOR”</b></p>
<p>Açılış konuşmalarında söz alan Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Haluk Selvi, sporun yüzyıllardır Kocaeli’nin hareketli dokusunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Selvi, “Yerel yönetimlerin üniversitelerle işbirliğini güçlendiren bir çalışma içindeyiz. Ufuk ve perspektifiyle yalnızca Kocaeli’ne değil Türkiye’ye yön veren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Başkan Büyükakın’a teşekkür ediyorum” dedi. Olimpiyat Şampiyonumuz Taha Akgül de Kocaeli’nin tüm branşlarda sporun yanında duran bir belediyeye sahip olduğunu vurguladı, “Tahir Başkan sporu çok seviyor. Bu şehir bu nedenle çok şanslı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi özellikle amatör branşlara büyük destek veriyor. Bu destek çok kıymetli” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>BAŞKAN BÜYÜKAKIN’DAN ÖDÜLLER</b></p>
<p>Programın sonunda Başkan Tahir Büyükakın, Taha Akgül’e hediye takdim etti. Ayrıca Başkan Büyükakın, 6. İslami Dayanışma Oyunları&#8217;nda madalya kazanarak göğsümüzü kabartan Kocaelili sporcular Eray Şamdan(karate), Ayşen Taşkın(boks), Münir Ertuğ, Tuğçe Beder, Muhammed Ali Demirel ve Buketnur Karabulut’a(judo) ödüllerini verdi. Başkan Büyükakın ve protokol üyeleri, daha sonra kentin spor geçmişinde önemli yeri olan takımlar ve başarıların yer aldığı özel sergiyi gezdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-kocaelide-spor-muzesi-de-olmali-591845">Büyükakın: &#8220;Kocaeli&#8217;de spor müzesi de olmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp hastaları her sonbahar grip aşısı olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalari-her-sonbahar-grip-asisi-olmali-585529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 10:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kardiyo]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevsim geçişleri, özellikle yazdan sonbahara geçiş, kalp sağlığı üzerinde doğrudan etkiler yaratabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalari-her-sonbahar-grip-asisi-olmali-585529">Kalp hastaları her sonbahar grip aşısı olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mevsim geçişleri, özellikle yazdan sonbahara geçiş, kalp sağlığı üzerinde doğrudan etkiler yaratabiliyor. Serinleyen hava; damarların daralmasına, kan basıncının yükselmesine ve kolesterol seviyelerinin artmasına yol açabiliyor. Bu dönemde kalbin özel bir korumaya ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Sonbahar sadece doğanın değil, vücudumuzun da değişim dönemi. Havanın soğumasıyla kalbin iş yükü artar. Bu nedenle dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve rutin kontrollerin ihmal edilmemesi her zamankinden daha önemli” dedi.</strong></p>
<p>Kalp sağlığını korumak için basit ama etkili adımlar atılabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Serin havada tempolu yürüyüşler yapmak, sofrayı mevsime uygun sebze ve meyvelerle renklendirmek, gribin kalbe bindireceği yükü önleyebilecek grip aşısını olmak ve porsiyon kontrolünü gözetmek çok kıymetli. Sonbaharı bir tehdit değil, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmak için bir fırsat olarak görmeliyiz. Kalbe yapılan her küçük yatırım, uzun vadede sağlıklı ve kaliteli bir yaşam olarak geri döner” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Türk Kardiyoloji Derneği grip aşısını öneriyor</strong></p>
<p>Soğuk havalarla birlikte grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarının arttığına dikkat çeken Koylan, “Grip gibi hastalıklar vücutta ciddi bir iltihaplanma oluşturur ve bu durum özellikle mevcut bir kalp rahatsızlığı olan kişilerde kalp krizi veya felç riskini önemli ölçüde tetikler. Bu tehlikeye karşı ise en etkili kalkan aşıdır. Türk Kardiyoloji Derneği’nin de aralarında bulunduğu dünya genelindeki sağlık otoriteleri, kalp hastalarının her sonbahar grip aşısı olmasını şiddetle tavsiye eder. Grip aşısı olmak sadece gripten korunmayı değil, aynı zamanda gribin kalbe yükleyebileceği ağır yükten korunmayı da sağlar” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Haftada en az iki porsiyon balık tüketilmeli </strong></p>
<p>Yazın hafifliğinin ardından gelen sonbaharın doyurucu ve sıcak yemeklerini doğru tercihlerle kalp sağlığı için bir avantaja çevirebiliriz diyen Prof. Dr. Koylan, “Balkabağı ve tatlı patates potasyum ve lif açısından oldukça zengin besinlerdir. Amerikan Kalp Derneği, potasyumun kan basıncını dengelemede sodyumun olumsuz etkilerini azalttığını, lifin ise kötü kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olduğunu vurguluyor. Sonbahar aynı zamanda palamut ve lüfer gibi yağlı balıkların en lezzetli olduğu dönemdir. Bu balıkların içerdiği omega-3 yağ asitleri trigliserit seviyelerini düşürür, damar plak oluşumunu yavaşlatır ve kan basıncını düzenleyerek kalp sağlığını destekler. Bu nedenle haftada en az iki porsiyon yağlı balık tüketilmesi önerilir. Ayrıca mevsimin taze meyveleri nar, elma ve armut; antioksidanlar ve flavonoidler açısından zengindir. Özellikle narın damar sağlığını koruyucu etkilerini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma mevcut” dedi.</p>
<p><strong>Düzenli fiziksel aktivite çok önemli</strong></p>
<p>Bunaltıcı sıcakların geride kalmasının egzersiz için mükemmel bir fırsat sunduğunu ifade eden Koylan, “Düzenli fiziksel aktivite kalp kasını güçlendirir, kan dolaşımını iyileştirir ve stresi azaltır. Sararmış yaprakların üzerinde, serin ve temiz havada yapılacak 30 dakikalık bir yürüyüş hem ruhu hem de kalbi besler. Bu, kan basıncını ve kolesterolü düzenlemenin en kolay yollarından biridir. Yağmurlu ve soğuk günlerde de internet üzerinden ulaşılabilen yoga, pilates veya düşük etkili kardiyo videoları sayesinde ev konforunda da aktif kalmak mümkün yeter ki istikrarını koruyun” dedi.</p>
<p><strong>D vitamini takviyesi gerekebilir</strong></p>
<p>Güneş ışınlarının azalmasıyla birlikte vücuttaki D vitamini üretiminin de azaldığını belirten Koylan, “Araştırmalar, D vitamini eksikliğinin yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve diğer kardiyovasküler hastalık riskleriyle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle öncelikle bir kan tahlili ile D vitamini seviyesini öğrenmek ardından doktor önerisiyle takviye kullanmak kalp sağlığı açısından fark yaratabilir. Bunun yanında somon gibi yağlı balıklar, yumurta sarısı ve D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ürünlerini beslenme planınıza ekleyebilirsiniz. Ayrıca güneşli günlerde öğle saatlerinde 15-20 dakika yüzünüzü ve kollarınızı güneşe göstermeyi de ihmal etmeyin” dedi.</p>
<p><strong>Mevsimsel depresyon kalp için tehlikeli</strong></p>
<p>Günlerin kısalması ve havanın kapanmasının bazı insanlarda mevsimsel depresyona yol açabileceğini vurgulayan Koylan, “Mevsimsel duygu durum bozukluğunda ortaya çıkan stres, anksiyete ve depresyon, kortizol gibi stres hormonlarını artırarak kan basıncını yükseltir ve kalp sağlığını olumsuz etkiler. Ruh halinizi yükseltmek için sevdiklerinizle vakit geçirmek, yeni bir hobi edinmek, meditasyon ya da derin nefes egzersizleri yapmak faydalı olabilir. Sabahları perdelerinizi açıp gün ışığından yararlanmak bile biyolojik saatinizi düzenleyerek ruh halinizi iyileştirebilir. Unutmayın, mutlu bir zihin sağlıklı bir kalbin en iyi dostudur” şeklinde konuştu.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastalari-her-sonbahar-grip-asisi-olmali-585529">Kalp hastaları her sonbahar grip aşısı olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de uluslararası araştırma ve burs fırsatları konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-uluslararasi-arastirma-ve-burs-firsatlari-konusuldu-581213</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:52:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[burs]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatları]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[yüce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581213</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, öğrencilerini uluslararası araştırma olanaklarıyla buluşturacak özel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-uluslararasi-arastirma-ve-burs-firsatlari-konusuldu-581213">EÜ&#8217;de uluslararası araştırma ve burs fırsatları konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, öğrencilerini uluslararası araştırma olanaklarıyla buluşturacak özel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. DAAD (Alman Akademik Değişim Servisi) Lektörü Dr. Nilgün Yüce, Almanya’da eğitim ve araştırma fırsatlarını tanıttığı sunumda, DAAD ve Humboldt Vakfı’nın genç ve deneyimli araştırmacılara sunduğu burs imkânları hakkında detaylı bilgiler verdi. Etkinlik, Edebiyat Fakültesi Nuri Bilgin Konferans Salonunda gerçekleştirildi ve katılımcılara bilimsel kariyerlerini uluslararası boyuta taşımaları için önemli ipuçları aktarıldı.</p>
<p>Başvuruların zamanlamasından gerekli belgelere, hangi evrakların sunulması gerektiğinden DAAD portalına yükleme süreçlerine kadar tüm detayları anlatan Dr. Nilgün Yüce, “Bugün sizlere bir araştırma önerisi hazırlarken nelere dikkat etmeniz gerektiğini kendi deneyimlerimden yola çıkarak aktarmak istiyorum. Öğrencilerimizin ve akademisyenlerimizin bu fırsatları yakından takip etmeleri, kariyerleri için büyük önem taşıyor. Başvuru sürecini doğru ve eksiksiz takip etmek, başarı şansını artırıyor. Almanya’da araştırma yapmak isteyen bir öğrencinin araştırma önerisi hazırlarken dikkat etmesi gerekenler aslında oldukça basit. Öncelikle hangi bilimsel problemi çözmek istediğinizi net olarak belirlemeniz gerekiyor. Sonra, bu problemi nasıl çözebileceğinizi gösterecek bir yöntem ortaya koymalısınız. Ve tabii ki, bu çalışmanın gerçekçi bir zaman çerçevesi ve makul maliyetlerle yapılabileceğini de kanıtlamalısınız” dedi.</p>
<p><b>Profesyonel araştırma önerisi nasıl hazırlanır?</b></p>
<p>Profesyonel ve kabul edilebilir bir araştırma önerisinin nasıl hazırlanması gerektiğine dair ayrıntılı tavsiyelerde bulunan Dr. Nilgün Yüce “Araştırma öneriniz genellikle 10–15 sayfa olmalı ama önemli olan uzunluk değil, anlaşılır ve öz bir anlatım. Yazı tipi, satır aralığı ve içerik tablosuna dikkat edin; bu önerinizi profesyonel gösterir. Başlık sayfasında kişisel bilgiler, akademik unvan, pozisyon ve iletişim bilgileri net olmalı. Tez başlığı kısa ve anlaşılır, araştırma alanı ve süresi de belirtilmeli. Araştırma alanı ve literatür kısmında konunuza hâkim olduğunuzu gösterin, mevcut durumu özetleyin ve önerinizi destekleyecek teorik çerçeveyi tartışın. Bu bölüm, araştırmanızın motivasyonunu ve problemin önemini ortaya koymalı. Son olarak, araştırma soruları ve hedefler net olmalı: Ne öğrenmek istiyorsunuz? Hangi hedeflere ulaşmayı amaçlıyorsunuz? Sorular hipotezler şeklinde olmalı ve test edilebilir olmalı. Böylece öneriniz hem değerli hem uygulanabilir olur. Son olarak, &#8220;Araştırma Kaynakçası&#8221; bölümünde, çalışmanızda atıfta bulunduğunuz tüm akademik eserleri belirli kurallara uygun bir şekilde listelemeyi ve güncel yayınlara yer vermeyi unutmayın” diye konuştu.</p>
<p><b>DAAD burs başvuru süreci ve stratejileri</b></p>
<p>DAAD burs başvurularının değerlendirme süreci hakkındaki gözlemlerine de değinen Dr. Nilgün Yüce “DAAD başvurusu ilk seferde kabul edilmeyenler vazgeçmesin, kişisel algılamasın, tekrar başvursun. Ben de komisyon toplantılarına izleyici olarak katıldım; hocalar son derece iyi niyetli ve seviyeli. Başvuruları değerlendirirken, adayın projeyi gerçekten yapıp yapamayacağına, bilimsel katkısına ve somut çıktılara odaklanıyorlar. Bu yüzden motivasyon mektubunuzu yazarken, projeyi ciddi bir şekilde ileride bir makale veya kitap çıkaracakmış gibi anlatın. Değerlendirme süreci şeffaf: İki ayrı yazılı değerlendirme alınıyor, ardından branşınızdan ve diğer alanlardan en az iki bağımsız öğretim üyesi bu değerlendirmeleri okuyup fikirlerini paylaşıyor. Karar DAAD tarafından değil, bu bağımsız jüri tarafından veriliyor. Puanlama sistemi var; belli bir puanı alanlar kabul ediliyor. Başvuru sayısına göre şans da değişiyor; örneğin Kasım çok yoğun, Temmuz daha az başvuru oluyor. Alan açısından bir ayrıcalık resmi olarak yok. Eğitim bilimleri gibi alanlar önemli, ama esas kriter projenin kalitesi. Önceliklendirme varsa bile bu genellikle açıklanmıyor” dedi.</p>
<p>Etkinliğin sonunda Dr. Yüce,  katılımcıların soruları yanıtlandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-uluslararasi-arastirma-ve-burs-firsatlari-konusuldu-581213">EÜ&#8217;de uluslararası araştırma ve burs fırsatları konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Daha iyi siber güvenlik için boşlukları doldurun: Zamanında ve etkili Tehdit İstihbaratı, BT uzmanlarının önceliği olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/daha-iyi-siber-guvenlik-icin-bosluklari-doldurun-zamaninda-ve-etkili-tehdit-istihbarati-bt-uzmanlarinin-onceligi-olmali-565993</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 08:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[boşlukları]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[doldurun]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[istihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[istihbaratı]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluş]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[önceliği]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[tehditler]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlarının]]></category>
		<category><![CDATA[zamanında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565993</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde siber güvenlik ekipleri, yapay zeka, otomasyon ve gelişmiş kalıcı tehditler (APT'ler) tarafından desteklenen ve giderek daha sofistike hale gelen saldırılarla karşı karşıya kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/daha-iyi-siber-guvenlik-icin-bosluklari-doldurun-zamaninda-ve-etkili-tehdit-istihbarati-bt-uzmanlarinin-onceligi-olmali-565993">Daha iyi siber güvenlik için boşlukları doldurun: Zamanında ve etkili Tehdit İstihbaratı, BT uzmanlarının önceliği olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde siber güvenlik ekipleri, yapay zeka, otomasyon ve gelişmiş kalıcı tehditler (APT&#8217;ler) tarafından desteklenen ve giderek daha sofistike hale gelen saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Bu durum, geleneksel reaktif güvenlik önlemlerinin yetersiz kalmasına neden oluyor. Gelişen tehlikelere etkili bir şekilde karşı koymak için kuruluşlar, tehdit istihbaratını (TI) kullanan proaktif bir yaklaşım benimsemek zorunda. Potansiyel tehditleri önceden tahmin ederek, kötü niyetli faaliyetleri erken tespit ederek ve riskler artmadan önce bunları azaltarak, kurumlar savunmalarını güçlendirebilir ve hızla değişen ortamda dayanıklılıklarını koruyabilirler. Reaktif güvenlik stratejilerinden proaktif güvenlik stratejilerine geçiş, siber suçluların bir adım önünde olmak ve kritik varlıkları korumak adına çok önemlidir.</p>
<p>Kaspersky, son araştırmasında işletmelerin savunmalarını güçlendirmek için tehdit istihbaratını nasıl kullandıklarını anlamak amacıyla çeşitli sektör ve bölgelerden BT uzmanlarını ankete tabi tuttu. Araştırma sonuçları, Türkiye’deki kuruluşların ezici çoğunluğunun (%86) mevcut tehdit istihbaratından memnun olduğunu, ancak özellikle entegrasyon, hız ve alaka düzeyi açısından hala önemli iyileştirme alanları göründüğünü ortaya koydu.</p>
<p><strong>Tehdit istihbaratının kritik rolü</strong></p>
<p>Tehdit istihbaratı, veri toplamanın ötesine geçen ve saldırganların taktikleri, teknikleri ve prosedürleri (TTP&#8217;ler) hakkında eyleme geçirilebilir içgörüler sağlayan bir yaklaşımdır. Kurumlar saldırganların davranışlarını inceleyerek tehditleri daha erken tespit edebilir, savunma stratejilerini iyileştirebilir ve olaylar sırasında ve sonrasında daha etkili bir şekilde karşılık verebilir. Çalışma, Türkiye’deki şirketlerin neredeyse yarısının (%40) özel TI tedarikçilerine güvenerek seçilmiş istihbarat elde ettiğini, yaklaşık üçte birinin (%32) ise diğer kuruluşlarla tehdit verisi alışverişinde bulunduğunu ortaya koyuyor. Kalan %28 açık kaynaklardan istihbarat topluyor, bu da TI&#8217;nın değerinin yaygın olarak kabul gördüğünü gösteriyor.</p>
<p>TI&#8217;nın siber güvenlikteki önemi, kuruluşların gelişen tehditlerin bir adım önünde olmalarında ve savunmalarını buna göre uyarlamalarına yardım etmelerinde yatıyor. Bu sistem proaktif risk yönetimini mümkün kılıyor ve potansiyel saldırıları gerçekleşmeden önce öngörme yeteneğini geliştiriyor. Tüm bu faydaların görünmesi için en etkili tehdit istihbaratı, en son tehditleri yansıtmalı ve zamanında sağlanmalıdır. Bu, META bölgesinden ankete katılanların %40&#8217;ının önceliğini oluşturuyor. Ayrıca güvenlik iş akışlarına sorunsuz bir şekilde entegre edilebilmeleri ve eyleme geçirilebilir olmaları şart. Bu da ankete katılan profesyonellerin %40&#8217;ı için önemli bir endişe kaynağı. Ek olarak, ankete katılanların %36&#8217;sı, istihbaratı gerçek dünya senaryolarında gerçekten kullanılabilir hale getirmek için önceliklendirme ve tekilleştirme dahil olmak üzere daha iyi analizlere ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>İyileştirme için önemli noktalar</strong></p>
<p>Çoğu kuruluş halihazırda TI&#8217;dan faydalanıyor olsa da, uzmanlar iyileştirmelerin önemli bir fark yaratabileceği birkaç alan belirlemiş durumda. META bölgesinde ankete katılanların %24&#8217;ü tarafından belirtilen en acil ihtiyaç mevcut süreçlere daha kolay entegrasyon olurken, bu sayede tehdit istihbaratının günlük güvenlik operasyonlarına daha sorunsuz bir şekilde dahil edilebilmesi sağlanabilir. Ankete katılanların %12’si erişilebilirliği iyileştirmek için daha iyi analizlerin önemini vurguluyor. Bu, istihbaratın güvenlik ekipleri tarafından daha kolay yorumlanabilmesi ve üzerine harekete geçilebilmesi gerektiği anlamına geliyor. Öte yandan ankete katılanların %8&#8217;i, kuruluşların çeşitli tehditler arasındaki bağlamı ve ilişkileri daha iyi anlayabilmesi için farklı sistemler arasında daha sağlam karşılaştırmalı tehdit analizleri yapılmasını talep ediyor. Hız da bir diğer kritik faktör olarak öne çıkıyor. Ankete katılanların %12&#8217;si, ortaya çıkan tehditlere zamanında yanıt verebilmek için istihbaratın daha hızlı sunulması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Entegrasyon ve kullanılabilirlik endişelerinin ötesinde, profesyoneller kalite ve doğruluğu da önceliklendiriyor. META bölgesindeki katılımcıların %32&#8217;si yanlış pozitif sonuçları ve gözden kaçan tehditleri önlemek için kesin, ilgili ve güvenilir yüksek kaliteli istihbaratın önemini vurguluyor. Ayrıca, katılımcıların %32&#8217;si kritik tehditlerin gözden kaçmamasını sağlamak için daha kapsamlı bir kapsama alanı arıyor ve kurumun güçlü güvenlik duruşunu sürdürmek için daha geniş bir istihbarat kaynağı ve içgörü yelpazesine duyulan ihtiyacı vurguluyor.</p>
<p>Günümüzün tehdit ortamında yolunu bulmak, güvenilir, uzmanlar tarafından derlenmiş istihbaratı gerektiriyor. Birçok kuruluş bunun değerini fark etmekte ve mevcut yeteneklerinden memnun olmakla birlikte, özellikle entegrasyon, hız ve alaka düzeyi gibi alanlarda önemli iyileştirme fırsatlarına dair beklenti mevcut. Bu kilit alanlara yatırım yaparak, kuruluşlar ortaya çıkan tehditlere hızlı ve doğru bir şekilde yanıt verme yeteneklerini geliştirebilir, riski azaltabilir ve güvenlik duruşlarını güçlendirebilirler. Uzmanlar tarafından derlenen içgörüler ve gerçek zamanlı istihbarat sunan Kaspersky gibi güvenilir sağlayıcılarla iş birliği yapmak, işletmelerin günümüzün zorlu tehdit ortamında güvenle yol almalarını sağlayacaktır.</p>
<p>Bilgi güvenliği uzmanlarınızın kuruluşunuzu hedef alan siber tehditleri derinlemesine görebilmelerini sağlamak için, tüm olay yönetimi döngüsü boyunca zengin ve anlamlı bağlam sağlayan ve siber riskleri zamanında tespit etmeye yardımcı olan Kaspersky Threat Intelligence kullanabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/daha-iyi-siber-guvenlik-icin-bosluklari-doldurun-zamaninda-ve-etkili-tehdit-istihbarati-bt-uzmanlarinin-onceligi-olmali-565993">Daha iyi siber güvenlik için boşlukları doldurun: Zamanında ve etkili Tehdit İstihbaratı, BT uzmanlarının önceliği olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tavuk Karası Hastalığı ve Tedavisi Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-ve-tedavisi-nasil-olmali-562736</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 18:55:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[karası]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[tavuk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tavuk Karası Hastalığı tedavisi var mı ? Uzmanlar, tavuk karası hastalığının kök hücre yöntemi ile tedavi edilebileceğini öne sürdü. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-ve-tedavisi-nasil-olmali-562736">Tavuk Karası Hastalığı ve Tedavisi Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tavuk Karası Hastalığı tedavisi var mı ? Uzmanlar, tavuk karası hastalığının kök hücre yöntemi ile tedavi edilebileceğini öne sürdü.</p>
<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi’nden Prof. Dr. Sinan Emre, halk arasında  tavuk karası olarak bilinen retinitis pigmentosa hastalığında, kök hücre tedavisinin hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebileceğini vurguluyor. Kalıtsal bir retina hastalığı olan tavuk karası, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ilerleyici bir hastalık olarak öne çıkıyor. Şu anda kesin bir tedavisi bulunmayan bu hastalıkta, kök hücre tedavisi sayesinde önemli kazanımlar elde edilebiliyor.</p>
<p><b>Görme Kaybının İlerlemesi Yavaşlatılabilir</b></p>
<p>Retina hücrelerinin zamanla bozulmasıyla ortaya çıkan tavuk karası hastalığında, gece körlüğü ve daralan görme alanı yaygın belirtiler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Sinan Emre, kök hücre tedavisinin bu hastalıkta umut vadeden bir yaklaşım olduğunu belirterek şu bilgileri veriyor,  “Tavuk karası, günümüzde kesin olarak tedavi edilebilen bir hastalık değil. Ancak, kök hücre tedavisi sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve bazı görsel fonksiyonlar korunabiliyor. Bu da hastaların günlük yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileşmeler sağlıyor.”</p>
<p><b>Karanlık Adaptasyonunda ve Görme Alanında İyileşme Mümkün</b></p>
<p>Tavuk Karası hastalarının zorlandığı durumlardan biri olan karanlık ortamlarda görme sorunu, kök hücre tedavisiyle kısmen hafifletilebilir. Tedavi sonrasında hastalar karanlığa daha kolay adapte olabilir ve gece görüş performanslarında artış gözlemlenebilir. Hastalığın görme alanında daralma ile seyretmesi ise günlük yaşamda ciddi kısıtlamalara yol açabiliyor. Kök hücre tedavisi, bazı hastalarda çevresel görme alanının genişlemesini sağlayarak bireyin hareket kabiliyetini artırabiliyor.</p>
<p><b>Mevcut Görme Düzeyi Korunabiliyor</b></p>
<p>Kök hücre tedavisinin bir diğer önemli avantajı ise mevcut görme seviyesinin korunmasına yardımcı olması. İlerleyici görme kaybını durdurmasa da hastalığın mevcut seviyede sabitlenmesi, kişinin bağımsız yaşamını sürdürebilmesi açısından önemli. Prof. Dr. Sinan Emre, “Hedefimiz, mevcut görmeyi koruyarak, hastanın yaşam kalitesini maksimum düzeyde sürdürmesini sağlamak. Özellikle erken evrede başlanan tedavilerde bu başarı oranı daha yüksek,” açıklamasında bulundu.</p>
<p><b>Kişiselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımı Şart</b></p>
<p>Kök hücre tedavisi her hasta için uygun olmayabilir. Uygulama kararı; kişinin hastalık evresi, genetik yapısı ve genel göz sağlığı gibi faktörler dikkate alınarak değerlendirilmelidir. “Tedavi süreci her hastada farklılık gösterebilir. Bu nedenle kişiye özel değerlendirme ve multidisipliner bir yaklaşım benimsenmeli” diyen Prof. Dr. Sinan Emre, kök hücre tedavisinin deneyimli uzmanlar tarafından, uygun koşullarda uygulanması gerektiğini söyledi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-ve-tedavisi-nasil-olmali-562736">Tavuk Karası Hastalığı ve Tedavisi Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demans Tedavisi Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/demans-tedavisi-nasil-olmali-562733</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 18:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562733</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demans tedavisi nasıl olmalı. Her unutkanlık demans değil! Uzmanlar, demansın nedenleri ve tedavisi hakkında bilgiler verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demans-tedavisi-nasil-olmali-562733">Demans Tedavisi Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demans tedavisi nasıl olmalı. Her unutkanlık demans değil! Uzmanlar, demansın nedenleri ve tedavisi hakkında bilgiler verdi.</p>
<p>Unutkanlığın çoğu zaman hayatın doğal bir parçası olarak kabul edildiğini belirten uzmanlar, ancak bazı belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Yaşlanmayla birlikte hafızada belirli değişiklikler olmasının doğal olduğunu ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Bu, her yaşlılık dönemi hafıza sorununun demans belirtisi olduğu anlamına gelmez. Demans, beynin fonksiyonlarında belirgin ve ilerleyici bozulmalarla karakterizedir.” dedi. Stres, uykusuzluk, vitamin eksikliği gibi nedenlerin de unutkanlığa yol açabileceğine dikkat çeken Şalçini, bu durumların tedavi edilebildiğini, düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve zihni aktif tutmanın beyin sağlığı için önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, unutkanlığın ne zaman normal bir durum, ne zaman demans gibi ciddi bir sorunun belirtisi olabileceği anlattı.</p>
<p><b><strong>Günlük hayatta karşılaşılan basit unutkanlıklar genellikle endişe verici değil!</strong></b></p>
<p>Unutkanlığın hepimizin yaşadığı, çoğu zaman normal kabul edilen bir durum olduğunu aktaran Dr. Celal Şalçini, “Günlük yaşamda unutkanlık çoğu zaman mizah konusu olsa da bazen akıllara ‘her unutkanlık demans belirtisi mi?’ gibi önemli sorular getirir” diye konuştu. Günlük hayatta karşılaşılan basit unutkanlıkların genellikle endişe verici olmadığını dile getiren Şalçini, “Anahtarı nereye koyduğumuzu unutmak, birinin ismini hatırlayamamak, markete gidince birkaç şeyi almayı unutmak veya bir kelimeyi dilimizin ucuna gelip de söyleyememek oldukça normal kabul edilir. Bunlar, beynimizin yoğun bilgi akışı içinde zaman zaman yaşadığı geçici aksaklıklardır” dedi.</p>
<p><b><strong>Demans, beynin fonksiyonlarında belirgin ve ilerleyici bozulmalarla karakterize!</strong></b></p>
<p>Yaşlanmayla birlikte hafızada belirli değişiklikler olmasının doğal olduğunu ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Yeni bilgileri eskisi kadar hızlı öğrenememek, olayları hatırlamak için biraz daha zamana ihtiyaç duymak gibi durumlar yaşlılıkla birlikte görülebilir. Ancak bu, her yaşlılık dönemi hafıza sorununun demans belirtisi olduğu anlamına gelmez. Demans, beynin fonksiyonlarında belirgin ve ilerleyici bozulmalarla karakterizedir” şeklinde konuştu. Unutkanlığın sadece yaşlanma veya demansla ilgili olmadığını da vurgulayan Şalçini, “Stres, yoğun çalışma temposu, uykusuzluk, B12 eksikliği, tiroid bozuklukları, depresyon, anksiyete ve bazı ilaçların yan etkileri gibi birçok faktör unutkanlığa neden olabilir. Bu durumlar genellikle altta yatan neden tedavi edildiğinde veya ortadan kaldırıldığında düzelir.” dedi.</p>
<p><b><strong>Normal unutkanlıklardan farklı olarak, demans günlük yaşamı ciddi şekilde etkiler!</strong></b></p>
<p>Hangi unutkanlıkların bir uyarı sinyali olabileceği ve doktora başvurmayı gerektireceğine değinen Dr. Celal Şalçini, “Normal unutkanlıklardan farklı olarak, demans belirtileri genellikle günlük yaşamı ciddi şekilde etkiler ve zamanla kötüleşir.” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Yemek pişirmeyi veya faturaları ödemeyi unutmak gibi günlük görevleri yerine getirmede zorluk; problem çözme ve planlama yeteneğinde azalma, karmaşık işleri organize edememek; zaman ve yer kavramında karışıklık; tanıdık bir yerde kaybolmak gibi görsel-uzamsal yeteneklerde bozulma; kelime bulmada güçlük çekmek veya konuşmayı takip edememek; eşyaları yanlış yerlere koyma ve bulamama, daha sonra mantıksız yerlerde bulmak; basit kararları bile verememek; hobilerden ve sosyal aktivitelerden uzaklaşma; kişilik ve ruh halinde değişiklikler.</p>
<p>Eğer kendinizde veya sevdiklerinizde bu tür belirtilerin bir araya geldiğini ve günlük yaşamı olumsuz etkilediğini fark ederseniz, bir doktora başvurmak önemlidir.”</p>
<p><b><strong>Unutkanlık hayatın doğal bir parçası ancak beyin sağlığını korumak gerekli…</strong></b></p>
<p>Demans teşhisi almamış ancak unutkanlık yaşayan bireyler için bazı önerilerde bulunan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Düzenli egzersiz yapın, dengeli beslenin ve yeterli uyuyun. Beyin sağlığı için bu adımlar çok önemli. Beyninizi aktif tutun. Kitap okuyun, bulmaca çözün, yeni bir dil veya enstrüman öğrenin. Sosyal aktivitelerde bulunun ve sevdiklerinizle vakit geçirin. Meditasyon ve yoga gibi stresi azaltmaya yönelik teknikler öğrenin. Notlar alın, ajanda kullanın, hatırlatıcılar kurun. Unutkanlığınızın altında yatabilecek tıbbi nedenleri araştırmak için doktorunuza danışın. Unutkanlık çoğu zaman hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak bu durum günlük yaşamınızı etkilemeye başladığında veya beraberinde başka belirtilerle ortaya çıktığında, bir uzmana başvurmaktan çekinmeyin. Unutmayın, erken teşhis birçok durumda çok önemlidir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demans-tedavisi-nasil-olmali-562733">Demans Tedavisi Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak Havalarda Çalışma Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-havalarda-calisma-nasil-olmali-559060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jul 2025 10:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[havalarda]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu ve  Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, sıcak havalarda çalışan emekçilerin sağlığı konusunda bir açıklama yaptı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-havalarda-calisma-nasil-olmali-559060">Sıcak Havalarda Çalışma Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Tabipleri Birliği İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu ve  </strong><strong>Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, sıcak havalarda çalışan emekçilerin sağlığı konusunda bir açıklama yaptı. </strong></p>
<p>Sıcak havalarda çalışma nasıl olmalı? Hava sıcaklıkları çok arttı. Klima/vantilatör olmadan evde oturan, büroda çalışan kişileri bile çok bunaltan bir hava var bugünlerde. Açık havada güneş altında çalışmak zorunda olan işçiler ise neredeyse hiçbir önlem alınmadan, hayati risk altında çalışmaya devam ediyorlar.</p>
<p>İskenderun’da 26 Temmuz’da iki askerimizin sıcağa bağlı su kaybından öldüğü düşünülmektedir. Millî Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında <em>“…ölüm nedenlerinin aşırı sıvı kaybına bağlı (dehidratasyon) kandaki sodyum düzeyinin sebep olduğu çoklu organ yetmezliği tespiti yapılmıştır”</em> denilmiştir. Gerekli önlemler alınmazsa özellikle işçilerde sıcağa bağlı ölümlerin daha da artacağından endişe etmekteyiz.</p>
<p>Meteoroloji tarafından her gün ilan edilen sıcaklıklar gölgede ölçülen değerlerdir. Halbuki işçilerimiz direk güneşin altında saatlerce çalışmak zorundalar.</p>
<p>Sıcak havanın canlıya vereceği zararı sadece sıcaklığı ölçerek anlayamayız. Ayrıca bağıl nem miktarını da bilmek ve buna göre bir <strong>ısı indeksi</strong> çıkarmak gerekiyor. Bağıl nem arttıkça hissedilen sıcaklık artmaktadır. Şöyle bir örnek vererek açıklamak daha anlaşılır olacaktır: Ölçülen sıcaklık 37,7 C° iken, bağıl nem oranı %20 ise hissedilen sıcaklık 36,4 C°, %80 ise hissedilen sıcaklık 70,2 C° olmaktadır. Ülkemizde özellikle güney kıyı bölgelerinde nem oranının çok yüksek olduğunu biliyoruz.</p>
<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün web sayfasına bakıldığında 26 Temmuz 2025 tarihinde ölçülen en yüksek sıcaklığın Şırnak, Cizre’de 48,9 C°, nem oranının da Adana’da %96 olduğunu, bu sıcaklıkların önümüzdeki haftada da devam edeceği, dikkatli olunması ve zorunlu olmadıkça 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkılmaması gerektiği bildirilmiş olduğu görülmektedir. Sağlık Bakanlığı (SB) ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı-İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü (ÇSGB-İSGGM) web sayfalarında ise bu konuyla ilgili hiçbir uyarıya ve önleme rastlanmamıştır.</p>
<p>Açık havada çalışan inşaat işçileri, yol bakım işçileri, mevsimlik tarım işçileri, liman/tersane işçileri, elektrik/su/doğalgaz arıza, onarım, bakım işçileri, kuryeler, turistik tesislerde çalışan işçiler ve kapalı ortamlarda çalışan fabrika, atölye, depo vb. işçileri hayati tehlike alında çalışmaktadırlar. Onları korumak hepimizden çok devletin sorumluluğundadır.</p>
<p>Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün, her gün bölgelere göre <strong>ısı indeksi tabloları</strong> hazırlaması (Grup 1: Dikkat/Sıcak, Grup 2: Aşırı Dikkat/Çok Sıcak, Grup 3: Tehlike/Tehlikeli Sıcak, Grup 4: Aşırı Tehlike/Çok Tehlikeli Sıcak), SB ve ÇSGB ile koordine olarak en azından Grup 4 olarak hesaplanan bölgelerde işin acilen durdurulmasına yönelik merkezi bir kararın verilmesi ve bunun duyurulması gerekmektedir.</p>
<p>Örneğin, Birleşik Arap Emirlikleri’nde 15 Haziran-15 Eylül arası 12.30-16.00 saatleri arasında çalışmak yasaklanmıştır. Yunanistan geçen hafta 12.00-17.00 saatleri arasında işi durdurduğunu açıklamış, özel sektörde uzaktan çalışmaya geçilmesini önermiştir.</p>
<p>Sıcaklıkların insanda yaratacağı zararlar ölçülen sıcaklığa, bağıl nem oranına, ortamda gölge varlığına, hava akımına, giyilen kıyafete, kişinin harcadığı beden gücüne, eforuna ve kişisel sağlık durumuna göre değişmektedir. Çocukların, yaşlıların, gebelerin, kronik hastalığı olanların (hipertansiyon, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, kalp hastaları, psikiyatrik hastalıklar vb.), çok ilaç kullanan, çok kilolu/çok zayıf olanların, vücuttan su kaybına neden olan kusma-ishal gibi hastalıkların varlığı kişinin sıcaktan daha çabuk etkilenilmesine neden olmaktadır. Yeterince su içmemek, çok fazla çay-kahve, kafeinli/gazlı/şekerli içecek tüketimi, alkol kullanımı, kalorisi yüksek gıdayla beslenmek, açlık durumu sıcaktan etkilenmeyi daha da artıracaktır. Terlemeyi engelleyecek kıyafet giymek, yıkanmamak/cildin temiz olmaması (ter gözeneklerinin tıkalı olması), koruyucu şapka kullanmamak da olayın şiddetini artıran etkenlerdir.</p>
<p>Aşırı sıcaklarda güneş altında veya kapalı havasız ortamlarda uzun süre mola vermeden çalışmak ölümcül sonuçlara bile yol açabilmektedir. Yorgunluk, halsizlik, bitkinlik, mide ve kas krampları, kusma, ateş, aşırı terleme, solunum sıkıntısı, şuur bulanıklığı, konuşma bozukluğu yaşanabilmektedir. Bu durumda kişiyi acilen serin gölgelik bir yere almak, azar azar su içirmek ve dinlenmesini sağlamak gerekmektedir. Sıcak çarpması ise vücudun ısı denge sistemini bozulması sonucu yüksek ateş, terleyememe, kuru ve kırmızı deri, hızlı ve yüzeysel nabız, nefes darlığı, kas kasılmaları, bilinç kaybı ile giden ölümcül bir durumdur. Hemen 112 tıbbi acil yardım ekipleri çağrılmalı, kişi hastanede tedavi edilmelidir.</p>
<p>2012 yılında yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre özel/kamu fark etmeksizin her işyeri İSG uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. Ülkemizde 19,5 milyonu özelde, 5,5 milyonu kamuda olmak üzere yaklaşık 25 milyon çalışan vardır. 13 yıldır zorunlu olmasına rağmen sayısını tam bilmemekle beraber hâlâ birçok işyeri İSG hizmeti almamakta, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurmamakta, bu durum ÇSGB tarafından etkin denetlenmemekte ve caydırıcı önlemler ne yazık ki alınmamaktadır. Bu alandaki mevzuat işverenin İSG maliyetini azaltma ve işçi sağlığı ve güvenliği hizmetlerini piyasaya açma dışında bir işe yaramamıştır. Her ay 100-200 arası işçimizi iş cinayetlerinde kaybetmeye devam ediyoruz. Çalışırken/çalıştığı için hastalanan işçilerin istatistiklerini sağlıklı tutamıyor, meslek hastalığı tanısı koyamıyoruz.</p>
<p>İşyerine ve yapılacak işe yönelik risk değerlendirmesi yapılması, çalışırken/çalıştığı için işçinin sağlığının bozulmaması, meslek hastalığı ve iş kazalarına yönelik işyerinde önlemlerin alınması, sağlığının geliştirilmesi için çalışma ortamının iyileştirilmesi işverenin sorumluluğundadır. Her çalışan işyeri hekimi tarafından işe giriş sırasında muayene edilmeli, sağlık durumuna uygun bir işe yerleştirilmeli, işin tehlikeleri ve yaşanabilecek riskler hakkında bilgilendirilmeli, işin tehlike sınıfına göre işçiler en az 1-5 yılda bir periyodik muayeneye çağrılmalıdır. Sıcakta çalışmasında sakınca bulunan, örneğin kronik hastalığı bulunan çalışanların işyeri hekimi tarafından belirlenmesi, alınması gereken önlemler ve gerekiyorsa iş değişikliği önerisinin işverene yapılması gerekmektedir.</p>
<p>Birçok şirket/firma/kurum sıcakta çalışmanın yaratacağı sağlık sorunları ve alınması gereken önlemlerle ilgili broşürler yayımlamakta ve işçilerini bilgilendirmekte, eğitimler vermektedir. Ülkemizde bütünsel olarak işçi sağlığı ve güvenliğine yaklaşım sorunu vardır. Patronu/üretimin değil işçinin sağlığını ve güvenliğini merkeze alan merkezi uygulamalar ve önlemler olmadıkça alınacak kişisel önlemlerin bir etkisi olmayacaktır. Kayıt dışı istihdamla mücadele ve sendikalaşma oranının artması da bu alandaki kazanımların açısından çok kritiktir.</p>
<p>Kontrol hiyerarşisi, çalışanları tehlikelerden korumak için güvenlik önlemlerini belirleme ve sıralama yöntemidir. En etkiliden en az etkiliye doğru sıralanırsa bunlar “ortadan kaldırma”, “ikame”, “mühendislik kontrolleri”, “idari kontroller” ve “kişisel koruyucu ekipman”ı içerirler. Sıcak havalarda çalışma için kontrol hiyerarşisinin birinci adımı yani “ortadan kaldırma”, hava çok sıcak olduğunda çalışmama anlamını taşır. Bu kararı devlet otoriteleri vermeli, bunu tüm şirket/firma/kurumlara duyurmalı, yasağın ihlali durumunda çok ağır yaptırımlar uygulamalıdır. “İkame” adımı ise, işi başka bir ortamda/zamanda/yöntemler/ekipmanla yapmak anlamını taşır. “Mühendislik önlemleri” de çalışma ortamının gölgelendirilmesi, havalandırılması, soğutulması vb. işlemler olarak tanımlanabilir. “İdari önlemler” başlığı çok çeşitlidir, vardiyalı çalışma, mola süreleri, kronik hastalığı olanların iş değişiklikleri vb. uygulamaları içerir. Kontrol hiyerarşisinde “kişisel koruyucu ekipman” adımı ise en son uygulanacak yöntemdir. Sıcak havaya uygun pamuklu/ince iş kıyafeti, güneşten koruyacak şapka, gözlük, güneş kremi vb. sağlamak işverenin sorumluluğundadır. Ayrıca işveren çalışanlar için yeterli miktarda içecek soğuk su (yalıtımlı su matarası ile) sağlamalı, duş alabilmeleri için ortam oluşturmalı, çalışama bölgesinde gölgelik alan oluşturmalı ve dinlenme/mola zamanlarında serin bir ortam yaratmalıdır.</p>
<p>Termal konfor; bir işyerinde çalışanların, sıcaklık, nem, hava akım hızı gibi koşullar açısından gerek bedensel gerekse zihinsel faaliyetlerini sürdürürken belli bir rahatlık içinde bulunmalarını ifade eder. İSG ölçümleri içerisinde fiziksel etkenler sınıfında değerlendirilen bir parametredir. Sıcak veya soğuk çalışma ortamlarında bu ölçümlerin mutlaka işveren tarafından yaptırılması gerekmektedir.</p>
<p>Çalışanların günün en az sekiz saatini geçirdiği işyerlerindeki termal konforun sağlanması son derece önemlidir.</p>
<p>Sıcak havalarda çalışmak zorunda kalan işçilerin dikkat etmeleri gerekenler:</p>
<ol>
<li>İşe giriş ve periyodik muayene sırasında var olan hastalıklarınızı, kullandığınız ilaçları, daha önce geçirmiş olduğunuz operasyonları, önemli hastalıkları işyeri hekiminizle paylaşın. Yeni bir sağlık sorunu olduğunda işyeri sağlık birimine başvurarak bu durumu kayıt altına aldırın. İşyeri hekimlerinin sağlığınızla ilgili uyarılarını dikkate alın, önerilerine uyun.</li>
<li>Güne/işe başlamadan ve iş bitimlerinde mutlaka duş alın, vücudunuzu temiz, gözeneklerinizi açık tutun.</li>
<li>Terlemeye müsaade eden ince, hafif, açık renk, pamuklu/keten dokuda, kol ve bacaklarınızı kapatan giysiler tercih edin (işverenden/sendikanızdan talep edin).</li>
<li>Güneş gören cildinize belli aralıklarla güneş koruyucu krem sürün (işverenden/sendikanızdan talep edin).</li>
<li>Güneş gözlüğü ve geniş kenarlı şapka kullanın (işverenden/sendikanızdan talep edin).</li>
<li>Gün içinde en az 2-4 litre temiz su için (işverenden/sendikanızdan talep edin). Günde 1-2 adet soda/maden suyu içmeye çalışın.</li>
<li>Mümkün olduğu kadar az çay, kahve tüketin, alkol almayın, kafeinli/gazlı/şekerli içeceklerden uzak durun.</li>
<li>Ağır, yağlı, şekerli ve karbonhidratlı gıdalardan uzak durun, salata, sebze ve meyve (sulu ve az şekerli olanları tercih edin) ağırlıklı beslenin.</li>
<li>Açık havada çalışma ortamınızda gölge oluşturmaya (şemsiye, tente vb.), kapalı ortamlarda hava akımı oluşturmaya çalışın.</li>
<li>Güneşin dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında ağır ve beden gücü gerektiren işleri yapmamaya, sık sık serin ve gölge bir yerde mola vermeye çalışın (işverenden/sendikanızdan talep edin).</li>
<li>Çalışma ortamında hayati tehlike olduğunu düşünüyorsanız bunu işverene/sendikanıza bildirin ve çalışmaktan kaçınma hakkınızı kullanın.</li>
</ol>
<p>6331 sayılı İSG Kanunu’nun 13. maddesi çalışmaktan kaçınma hakkı başlığındadır.</p>
<p><em>MADDE 13:</em></p>
<p><em>(1) Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar kurula, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul acilen toplanarak, işveren ise derhâl kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir.</em></p>
<p><em>(2) Kurul veya işverenin çalışanın talebi yönünde karar vermesi hâlinde çalışan, gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir. Çalışanların çalışmaktan kaçındığı dönemdeki ücreti ile kanunlardan ve iş sözleşmesinden doğan diğer hakları saklıdır.</em></p>
<p><em>(3) Çalışanlar ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda birinci fıkradaki usule uymak zorunda olmaksızın işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk ederek belirlenen güvenli yere gider.</em></p>
<p><em>(4) İş sözleşmesiyle çalışanlar, talep etmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda, tabi oldukları kanun hükümlerine göre iş sözleşmelerini feshedebilir. Toplu sözleşme veya toplu iş sözleşmesi ile çalışan kamu personeli, bu maddeye göre çalışmadığı dönemde fiilen çalışmış sayılır.</em></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-havalarda-calisma-nasil-olmali-559060">Sıcak Havalarda Çalışma Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yangına Doğru Müdahale Nasıl Olmalı? Hayat Kurtaran İpuçları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yangina-dogru-mudahale-nasil-olmali-hayat-kurtaran-ipuclari-558307</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Jul 2025 13:04:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ipuçları]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yangına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren KOBİTEM, sanayi kuruluşlarında güvenli çalışma ortamını sağlamak amacıyla yangın eğitimleri veriyor. Eğitimlerde ilgili personele doğru müdahale yöntemleri anlatılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yangina-dogru-mudahale-nasil-olmali-hayat-kurtaran-ipuclari-558307">Yangına Doğru Müdahale Nasıl Olmalı? Hayat Kurtaran İpuçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren KOBİTEM, sanayi kuruluşlarında güvenli çalışma ortamını sağlamak amacıyla yangın eğitimleri veriyor. Eğitimlerde ilgili personele doğru müdahale yöntemleri anlatılıyor.</p>
<p><b>SANAYİ KURULUŞLARINA YANGIN EĞİTİMİ</b></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, Kocaeli’de çalışma ortamını daha güvenli hale getirmek için sanayi kuruluşlarına yönelik yangın güvenliği ve acil durum eğitimlerine devam ediyor. Sanayi kuruluşlarından gelen talep üzerine eğitim sunan İtfaiye Dairesi Başkanlığı Önleme ve Eğitim Şube Müdürlüğü Eğitim Birimi (KOBİTEM), bu kapsamda Polimer Arge Plastik San. ve Tic. A.Ş. ve Yıldız Demir Çelik firmalarının personeline eğitim verdi.</p>
<p><b>DOĞRU MÜDAHALE YÖNTEMLERİ ANLATILDI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı KOBİTEM ekipleri, eğitim kapsamında yanma ve yangın, yangın yerindeki tehlikeler, söndürme maddeleri ve söndürme teknikleri başta olmak üzere çeşitli konularda bilgileri teorik ve pratik olarak iki aşamada verdi. Yangın çıkma durumunda alınması gereken ilk önlem ve doğru müdahale yöntemleri, sahada yapılan uygulamalarla katılımcılara deneyimletilerek pekiştirildi. Büyükşehir Belediyesi, sanayi tesislerinde güvenli çalışma ortamlarının sağlanması için çalışmalarına sürdürmeyi hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yangina-dogru-mudahale-nasil-olmali-hayat-kurtaran-ipuclari-558307">Yangına Doğru Müdahale Nasıl Olmalı? Hayat Kurtaran İpuçları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kene ısırdığında doğru müdahale nasıl olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kene-isirdiginda-dogru-mudahale-nasil-olmali-550527</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 08:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ısırdığında]]></category>
		<category><![CDATA[kene]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550527</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kene ile bulaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ve Lyme hastalıklarında, erken ve doğru müdahale büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kene-isirdiginda-dogru-mudahale-nasil-olmali-550527">Kene ısırdığında doğru müdahale nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Kene ile bulaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ve Lyme hastalıklarında, erken ve doğru müdahale büyük önem taşıyor. Kenelerin hastalık bulaştırması için deriye yapıştıktan sonra 24–48 saat boyunca insandan kan emmesi gerektiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Bu yüzden keneyi erken fark edip doğru şekilde çıkarmak bulaş riskini önemli ölçüde azaltır. Erken tanı ve tedavi hastalık seyrini önemli ölçüde olumlu etkilediği için kene teması dikkate alınıp hekim takibine girmek gerekir” dedi. Kenenin salgısında anestezik (ağrı kesici) madde olduğu için insan cildine tutunurken herhangi bir ağrı hissedilmediğini, bu nedenle kenenin varlığının uzun süre fark edilmeyebileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Bozkurt, kene riski bulunan alanlardan dönüşte çok dikkatli kontrol yapılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, kenelerin yol açtığı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ve Lyme hastalıklarına erken müdahalenin önemini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Lyme hastalığında erken tanı önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kenenin her iki hastalığın bulaş kaynağı olduğunu belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Her iki hastalığın da insanlara en önemli bulaş kaynağı kenelerdir ancak hastalık farklı mikroorganizmalar tarafından meydana gelir. KKKA hastalığının etkeni virüsler iken, Lyme hastalığının etkeni bakteriler olup ikisi de ölümcül seyredebilir. Özellikle Lyme hastalığı, erken tanı ve antibiyotik tedavisiyle iyileşebilen ancak tanıda gecikme olması durumunda eklem harabiyeti, beyin ve kalp tutulumuna yol açarak kronikleşen bir hastalıktır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kenelerin çıplak elle çıkarılması ile bulaşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kene ile temasın özellikle yaz aylarında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “KKKA ve Lyme hastalıkları, daha çok vücudumuza kene tutunması ile bulaşmakla birlikte kenelerin çıplak elle çıkarılması ya da ezilmesi ile, hasta insanların kan gibi vücut sıvılarına temas etmekle, mikrobu taşıyan hayvanların kanları, vücut sıvıları ve dokularına korunmasız temasla da bulaşabilir. Kene teması mevsimsel özellik gösterir. Genelde ilkbahar ve yaz aylarında görülür. Türkiye’de yazın ilk aylarında sıklıkla vakalar görülür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kuluçka süresi 1-14 gün arasında değişiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığında kuluçka süresinin, mikrobun vücuda girmesinden sonra hastalık belirtilerinin başlamasına kadar geçen süre olduğunu belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “KKKA hastalığında, virüsün bulaş yoluna bağlı olarak, virüsün alınmasını müteakip 1-14 günlük kuluçka süresi sonrası belirtiler ortaya çıkar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının belirtilerine değinen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, bunları yüksek ateş, baş ağrısı, yoğun halsizlik, kollarda ve bacaklarda şiddetli ağrı, bazen kusma, karın ağrısı veya ishal, yüzde kızarıklık olarak sıraladı. Prof. Dr. Bozkurt, ilerleyen safhada vücudun değişik yerlerinde kanamalar, gövde, kol ve bacaklarda morluklar, burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülebileceği uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hekim takibi ve kontrolünde olunmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kene teması sonrası hekim takibi ve kontrolünde olunması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Hastalıkta erken tanı konulup semptomlara yönelik müdahale ve Ribavirin gibi antiviral tedaviler hayat kurtarıcı olmaktadır. Bu nedenle kene teması sonrası hekim takip ve kontrolünde olmak hayati önem arz etmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Lyme hastalığında vücutta lezyonlar görülüyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kenenin yol açtığı Lyme hastalığında vücutta lezyonların görüldüğünü belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Kene temasından sonra 1-4 haftalık kuluçka dönemi sonrası, hastalığın ilk bulgusu olan Eritema Migrans (EM) denilen bir lezyon vücutta görülür. Lezyon vakaların üçte birinde, tek ve klasik boğa gözü görüntüsü şeklinde olup, diğer üçte bir vakada da birden fazla lezyon olarak görülebilir. Geri kalan vakalarda lezyon olmayıp sadece kene ısırık izi görülebilir. Lezyon görünümü merkezi soluk olup bunu çevreleyen eritemli bir halka olarak görülür. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Grip benzeri belirtiler de ortaya çıkabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Fatma Bozkurt, ayrıca hastaların yüzde 50’sinde ateş ve terleme, yorgunluk, baş ağrısı, miyalji (kaslarda oluşan ağrı) ve artralji (omuz, dirsek ve dizler gibi yerlerde oluşan ağrı) gibi grip benzeri belirtilerin ortaya çıkabildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Lezyonlar tedavi edilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Lezyonların genellikle bir ay içinde kaybolduğunu ifade eden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Ancak lezyonlar tedavi edilmez ise aylar- yıllar sonra deri, eklemler, kalp ve sinir sistem tutulumu gösteren kronik bir hastalığa dönüşür. Semptomatik ve tetrasiklin türevi antibiyotikler ile tedavi edilebilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kene ısırığında acı hissedilmiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kene ısırmasının fark edilmesinin bazen zaman alabileceğini belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Kenenin salgısında anestezik (ağrı kesici) madde olduğu için insan cildine tutunurken herhangi bir ağrı hissedilmez. Bu nedenle kenenin varlığı uzun süre fark edilmeyebilir. Çoğu zaman özellikle vücut beni olanlar keneyi vücut beni olarak düşünebilir. Cilde tutunamayan kene temasında da ciltte ısırık izi olabilir” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Deriye yapıştıktan sonraki 24-48 saate dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Doğada birçok kene türü olduğunu ama her birinin hastalık yapıcı mikroorganizma taşımadığını ifade eden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Hastalık taşıyan kenelerin de insanlara bulaştırmaları için, genellikle kene deriye yapıştıktan sonra 24–48 saat boyunca insandan kan emmesi gerekir. Bu yüzden keneyi erken fark edip doğru şekilde çıkarmak bulaş riskini önemli ölçüde azaltır. Ayrıca erken tanı ve tedavi hastalık seyrini önemli ölçüde olumlu etkilediği için kene teması dikkate alınıp hekim takibine girmek gerekir” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kene ısırmasına nasıl müdahale edilmelidir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kene ısırmasına doğru müdahalenin önemini vurgulayan Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Vücuda tutunan kene, en kısa sürede çıplak elle dokunmadan ele eldiven, bez ya da poşet geçirilerek veya bir pens yardımıyla deriye yakın yerden, keneyi ezmeden ve baş kısmını kopartılmadan çıkartılmalı veya çıkartılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edilmeli” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kene patlatılmamalı ve ezilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı riskinin olduğu bölgelerde keneyi saklayıp doktora göstermenin faydalı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Bozkurt, “Vücuda tutunmuş olan keneyi patlatmayın, ezmeyin. Üzerine alkol, deterjan, sıvı sabun, gazyağı, kolonya gibi herhangi bir kimyasal madde kesinlikle dökmeyin ve üzerine sigara bastırmayın” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Vücudu örten kıyafetler giyilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kene ısırmasına karşı alınacak önlemlere de değinen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Tarla, bağ, bahçe, orman ve piknik alanları gibi kene yönünden riskli alanlara gidilirken kenelerin vücuda girmesini engellemek maksadıyla mümkün olduğu kadar vücudu örten kıyafetler tercih edilmeli, pantolon paçaları çorapların içerisine sokulmalıdır. Ayrıca kenelerin elbise üzerinde rahat görülebilmesi için açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Oturulacak yerlere de açık renkli örtü serilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kene kontrolü dikkatle yapılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kene kontrolünün dikkatle yapılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Riskli alanlardan döndükten sonra kene olup olmadığını görmek için vücudun ve elbiselerin her yerine dikkatlice bakılmalıdır. Vücudun özellikle diz arkası, koltuk altları, kulak arkası, ense, saç dipleri ve kasıklar dâhil kontrol edilmeli ya da ettirilmelidir” tavsiyesinde bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hasta ile temasta gerekli önlemler alınmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hastalığın hayvanlarda belirti göstermeden seyretmesi nedeniyle hayvanlar sağlıklı görünse bile hastalığı bulaştırabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Bu sebeple hastalığın sık olarak görüldüğü bölgelerde bulunan hayvanların kan ve idrar gibi vücut sıvılarına çıplak el ile temas edilmemelidir. Hastalığa yakalanan kişilerin kan, vücut sıvıları ve çıkartılarıyla hastalık bulaşabildiğinden, hasta ile temas eden kişiler eldiven, önlük, maske gibi gerekli korunma önlemlerini almalıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kene-isirdiginda-dogru-mudahale-nasil-olmali-550527">Kene ısırdığında doğru müdahale nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: Bilinçli olmalı, güzel bir ülke için hep birlikte çalışmalıyız</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-bilincli-olmali-guzel-bir-ulke-icin-hep-birlikte-calismaliyiz-544178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 11:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hep]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından düzenlenen 25. Mükemmelliği Arayış Sempozyumu'nda kalite, sürdürülebilirlik ve verimlilik kavramlarının önemine değinen Başkan Tugay, “Bu anlayışın gerisinde kaldığımızda bunun acısını bütün ülke olarak yaşıyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-bilincli-olmali-guzel-bir-ulke-icin-hep-birlikte-calismaliyiz-544178">Başkan Tugay: Bilinçli olmalı, güzel bir ülke için hep birlikte çalışmalıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından düzenlenen 25. Mükemmelliği Arayış Sempozyumu&#8217;nda kalite, sürdürülebilirlik ve verimlilik kavramlarının önemine değinen Başkan Tugay, “Bu anlayışın gerisinde kaldığımızda bunun acısını bütün ülke olarak yaşıyoruz. Kişisel kurtuluşlar peşinde değil, onurlu, kendi ayakları üzerinde duran, vatandaşlarına yoksulluğu, adaletsizliği değil insanca yaşamı var eden bir ülke olmak için hepimizin çalışması gerekiyor. Bu herkesin boynunun borcu” dedi. Başkan Tugay, yeşil yakalı çalışanlar grubu oluşturduklarını ve 300 kişilik ekibin kurumun verimliliği ve sürdürülebilirliği konusunda çalıştığını kaydetti. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Türkiye Kalite Derneği (KalDer) İzmir Şubesi tarafından Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi&#8217;nde (AASSM) 25&#8217;inci kez düzenlenen Mükemmelliği Arayış Sempozyumu&#8217;na katıldı. “25.Yıl Özel Menüsü- Mükemmelliğe Giden Tadım Yolculuğu” temasıyla düzenlenen sempozyumda Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Konak, KalDer İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Ünlü, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı ve ESHOT Genel Müdürü Övünç Özgen, İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu, iş dünyası, bürokratlar, siyasi parti temsilcileri de yer aldı. </p>
<p><strong>Tugay:  Sadece Türkiye’nin değil dünyanın sorunu</strong><br />KalDer&#8217;le dört yıl önce Karşıyaka&#8217;da belediye başkanıyken sürdürülebilirlik konusunda yaptıkları çalışmalarda yollarının kesiştiğini söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kalite, sürdürebilirlik ve verimliliğin önemine dikkat çekti. Bu konuların dışarıdan bakıldığında özel sektörün ciddiye alıp uğraştığı konular gibi göründüğüne dikkat çeken Başkan Tugay, “Pratikte baktığınızda da kamu ne yazık ki bu anlayışın geriden takipçisi. Hiç takip etmiyor demiyorum. Ancak bunun sıkıntısını, acısını bütün ülke olarak yaşıyoruz. Belediye başkanıyım, kamu tarafındayım bunu her ortamda söylüyorum. Türkiye ve dünyanın en büyük sorunu kamu idaresinin olması gerektiği gibi olmaması. Kamuda israf kolayca yapılıyor. Ne yazık ki kötü yönetimin, verimsiz çalışmanın, kalitesizliğin kurbanı oluyoruz. Sadece Türkiye için söylemiyorum, dünyada da böyle bir sorun var. Avrupa&#8217;daki belediye başkanları da benzer sıkıntılar yaşıyor. Ancak gelişmişlik düzeyi azaldıkça sıralamada arkalara doğru gittikçe bu problem ağırlaşıyor. Bizim kötüye gidişimiz maalesef daha hızlı. İçinde bulunduğumuz sosyal ve ekonomik çöküntü artık hepimizi darmadağın edecek hale gelmiş durumda. O nedenle herkesin aklını başına toplaması,  bilinçli olması, neyi yaşadığımızı net olarak değerlendirmesi gerekiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Herkesin boynunun borcu”</strong><br />Yapılan toplantıları hayati gördüğünü kaydeden Tugay, “Ortak noktada buluşmak için beraber düşünmek için çok önemli, değerli ortamlar. Bu dönemin başında ilçe belediye başkanlarımızın hepsini KalDer&#8217;e üye olmaya davet ettim. Sürdürülebilirlik konusunda İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nde çalışan bir ekip var. Yeşil yakalı çalışanlar grubu oluşturduk ve 300 çalışanımız belediyemizin çağdaş, sürdürülebilir kurum olması için çaba gösteriyor” dedi. </p>
<p><strong>“Hepimiz birlikte çalışmalıyız”</strong><br />Sempozyumda İzmir Planlama Ajansı&#8217;nın çalışmaları, 2030 karbon nötr taahhüdü hakkında bilgi veren Tugay, konuşmasını şöyle tamamladı: <br />“100 yıldan daha yaşlı bir cumhuriyette, hala Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün sözlerinden ilham alıyoruz. Bir yerde bu onun büyük liderliği; doğrudur, bir yerde de bizim eksiğimiz. Hala 100 yıl öncesinde güvendiğimiz temel taşının üzerinde duruyoruz. Sorarlar insana, &#8216;geçen 100 yılda ülkeyi getirebildiğiniz yer burası mı?’ diye. Bir yandan çevre sorunları, iklim krizi, artan dışa bağlılıkla uğraşırken diğer yandan toplumsal çöküntü içine girdiğimizi hepimizin idrak etmesi gerekir. Kişisel kurtuluşlar peşinde değil, onurlu, kendi ayakları üzerinde duran, vatandaşlarına yoksulluğu, adaletsizliği değil insanca yaşamı var eden bir ülke olmak için hepimizin çalışması gerekiyor. Bu herkesin boynunun borcu. Hiç kimse ‘ben paçamı kurtarayım, başka bir ülkeye gideyim, orada yaşayayım’ diye düşünmemeli. Bu onurlu ve güzel ülkeyi terk etmek, bu kadar kolay olmamalı. Ümidi kesmek bu kadar kolay olmamalı. Kamunun da yöneticisinden çalışanına kadar kendini imtiyazlı, ayrıcalıklı görme hakkı yok. Herkes içinde yaşadığımız bu ağır problemli dönemin ciddiyetini idrak etmek ve üzerine düşeni yapmak durumunda. Ben tüm kurumlarla iş birliği içinde olmaya hazırım. Bu çaba çok değerli.”   </p>
<p><strong>Ünsal: Mükemmelliği aramak bir yolculuktur</strong><br />Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Dünyamızın hızla değiştiği, teknolojik dönüşümlerin toplumsal yapılarımıza yön verdiği bu çağda, mükemmelliği aramak bir lüks değil, bir gereklilik hâline gelmiştir. Karşıyaka Belediyesi olarak biz, mükemmelliği; erişilmez bir ideal değil, sürekli gelişim, katılımcılık, şeffaflık ve toplumsal fayda ilkeleriyle şekillenen bir yönetim anlayışı olarak benimsiyoruz. Çünkü biliyoruz ki; mükemmel şehirler, mükemmel binalardan değil, mutlu ve umutlu insanlardan oluşur. Bu sempozyumun, farklı disiplinleri bir araya getirerek, bizlere yeni bakış açıları kazandıracağına ve yerel yönetimden eğitime, sanayiden kültüre kadar birçok alanda iyileştirme alanları sunacağına yürekten inanıyorum. Mükemmelliği aramak bir yolculuktur ve bu yolculuk birlikte çıktığımızda anlam kazanır” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Konak: Dönüşüme yardımcı olmamız gerekiyor</strong><br />KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Konak, “90&#8217;lı yıllarda Türkiye uluslararası sosyoekonomik ortama entegre olurken KalDer kalite ihtiyacına binaen çıktı. Kurumlarımız bugün bu kadar ihracat yapıyorsa, KalDer&#8217;in o dönemde gösterdiği müthiş çaba sayesindedir. KalDer de bir dönüşüm içinde. Yıllar önce kalite ihtiyacını karşıladı, bugünlerde kurumların dönüşümüne yardımcı olmamız gerekiyor” dedi. </p>
<p><strong>Ünlü: Hedefimiz Türkiye’nin sürdürülebilir gelişimine liderlik etmek</strong><br />Yaptıkları çalışmalar hakkında bilgiler veren ve Manisa&#8217;nın merhum başkanı Ferdi Zeyrek&#8217;i anan KalDer İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Ünlü, “KalDer olarak hiç değişmeyen bir idealimiz var, Türkiye&#8217;nin sürdürülebilir gelişimine liderlik etmek. Sempozyumun nice yıllar ortak aklı çoğaltmasını diliyorum” ifadelerini kullandı. <br />boyunca ortak aklı çoğaltmasını diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-bilincli-olmali-guzel-bir-ulke-icin-hep-birlikte-calismaliyiz-544178">Başkan Tugay: Bilinçli olmalı, güzel bir ülke için hep birlikte çalışmalıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 07:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramında]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı'nda et tüketiminin artmasıyla birlikte bazı hastalıklarda da artış görülür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710">Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketiminin artmasıyla birlikte bazı hastalıklarda da artış görülür. Bu dönemde özellikle mide-bağırsak, kalp-damar ve metabolik hastalıklar daha sık tetiklenebilir.</p>
<p><em><strong>YYÜ Gaziosmanpaşa Hastanesi İç Hastalıkları Bölümünden Uzman Dr. Gülnar Zeynalova, kurban bayramının doğasına uygun olarak artacak et tüketimi konusunda dikkat edilmesi gerekenleri hatırlattı. Özellikle  kronik hastalıkları olan kişilerin çok daha hassas ve özenli beslenmesi konusunda uyarılarda bulundu. </strong></em></p>
<p><strong><u>Kurban Bayramı&#8217;nda Sık Görülen Hastalıklar:</u></strong></p>
<p><strong>Mide ve Bağırsak Sorunları:</strong></p>
<p>   &#8211; Aşırı ve hızlı et tüketimi; hazımsızlık, mide yanması, şişkinlik ve kabızlık gibi sorunlara yol açabilir.  </p>
<p>   &#8211; Yağlı ve kızartılmış etler mideyi daha fazla rahatsız eder.  </p>
<p><strong>Gıda Zehirlenmeleri:</strong></p>
<p>   &#8211; Etin uygun olmayan koşullarda kesilmesi, saklanması ya da pişirilmemesi sonucu bakteri üreyebilir.  </p>
<p>   &#8211; Özellikle yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim sistemi açısından risklidir.</p>
<p><strong>Kalp ve Tansiyon Problemleri:</strong></p>
<p>   &#8211; Yağlı etlerin sık tüketimi, kolesterol ve tansiyon değerlerini artırabilir.  </p>
<p>   &#8211; Kalp hastaları, hipertansiyon ve kolesterol hastaları dikkatli olmalıdır.</p>
<p><strong>Şeker Hastalarında Denge Bozulması:</strong></p>
<p>   &#8211; Et tüketimiyle birlikte tatlılar ve karbonhidratların da fazlalaşması, kan şekerini olumsuz etkileyebilir.  </p>
<p><strong>Gut Hastalığı Atakları:</strong></p>
<p>   &#8211; Yüksek proteinli kırmızı et, gut hastalığını tetikleyebilir.   </p>
<p><strong>Et Tüketiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>
<p>Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketimi artar. Ancak yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi sindirim sorunlarına yol açabilir. Etin, kesildikten sonra en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi önerilir. Bu süreç, etin sertliğinin azalmasına ve sindiriminin kolaylaşmasına yardımcı olur</p>
<p>Pişirme yöntemleri de sağlık açısından önemlidir. Etlerin haşlama, ızgara veya fırında pişirilmesi önerilirken, kızartma ve mangalda pişirme yöntemlerinden kaçınılmalıdır. Bu yöntemler, etin besin değerini azaltabilir ve sindirim sistemini zorlayabilir.</p>
<p><strong>Kronik Hastalığı Olanlar İçin Öneriler</strong></p>
<p>Kalp-damar hastalığı, diyabet, hipertansiyon ve böbrek hastalığı gibi kronik rahatsızlıkları olan bireylerin et tüketiminde daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Bu bireyler, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolüne özen göstermelidir. Ayrıca, etin yanında lif açısından zengin sebzelerin tüketilmesi, sindirimi kolaylaştırabilir.</p>
<p><strong>Tatlı ve Şeker Tüketimi</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde ikram edilen tatlı ve şekerlemelerin aşırı tüketimi, kan şekerinde ani yükselmelere neden olabilir. Özellikle diyabet hastalarının bu konuda dikkatli olmaları gerekmektedir. Tatlı tüketiminde, sütlü ve meyveli tatlılar gibi daha hafif seçenekler tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Etin Saklanması ve Hijyen Kuralları</strong></p>
<p>Etlerin uygun koşullarda saklanması, gıda zehirlenmelerinin önlenmesi açısından önemlidir. Etler, buzdolabında -2 derecede 1-2 hafta, derin dondurucuda ise -18 derecede 6 ay süreyle saklanabilir. Çözdürülen etler hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Ayrıca, çiğ etle temas eden mutfak gereçleri, diğer gıdalarla temas etmeden önce iyice temizlenmelidir</p>
<p><strong>Nelere Dikkat Etmeli?</strong></p>
<p>Eti hemen tüketmeyin. En az 24 saat buzdolabında dinlendirin.</p>
<p>Haşlama, ızgara veya fırında pişirme tercih edin. Kızartmadan kaçının.</p>
<p>Yanında mutlaka salata, sebze veya yoğurt tüketin. Lif dengesi için önemli.</p>
<p>Porsiyonlara dikkat edin. Günde 100-150 gramdan fazla kırmızı et önerilmez.</p>
<p>Bol su tüketin. Sindirimi destekler.</p>
<p>Tatlılarda aşırıya kaçmayın. Şekerli hamur işlerinden ziyade meyve tercih edin.</p>
<p>Bu dönemde özellikle kronik hastalığı olan bireylerin, doktorlarının beslenme önerilerine sadık kalmaları önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710">Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Skolyoz Tedavisi Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/skolyoz-tedavisi-nasil-olmali-541561</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 May 2025 14:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[skolyoz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Skolyoz tedavisi nasıl olmalı? Skolyoz, omurgaya önden ya da arkadan bakıldığında sağa veya sola doğru eğrilik görülmesi ile anlaşılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/skolyoz-tedavisi-nasil-olmali-541561">Skolyoz Tedavisi Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Skolyoz tedavisi nasıl olmalı? Skolyoz, omurgaya önden ya da arkadan bakıldığında sağa veya sola doğru eğrilik görülmesi ile anlaşılıyor.</p>
<p><b>Skolyoz Neden Oluşuyor?</b></p>
<p>Skolyoz, genellikle büyüme çağındaki çocuklarda çoğunlukla genetik faktörlere bağlı olarak oluşuyor. Omurganın sağ ya da sola S ve ya C şeklinde eğilmesi, kendi etrafında dönmesi olarak tarif edilen skolyoz, hastanın gelişim dönemini olumsuz etkileyebiliyor. Skolyoz tedavisi, hastanın yaşı, eğriliğin derecesi ve büyümesi yani ilerleme potansiyeline göre kişiye özel olarak planlanıyor. Bu tedavi uygulamalarından biri de ipli skolyoz, füzyonsuz skolyoz ameliyatı ya da omurgada gerdirme metodu olarak adlandırılıyor ve gögüs bölgesindeki omurlarda olan yani idiopatik skolyoz tiplerinin büyük bir kısmında kullanılabiliyor. Bu yöntem, skolyoz hastasının boy uzamasını engellemeyerek büyüme sırasında eğriliğin de düzelmesini sağlıyor. Memorial Şişli ve Bahçelievler Hastaneleri İleri Omurga Merkezi’nden Prof. Dr. Mehmet Aydoğan, 1-30 Haziran Skolyoz Farkındalık Ayı için, ipli skolyoz yöntemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><b><strong>Skolyoz ergenlik döneminde sık görülüyor</strong></b></p>
<p>Skolyoz, omurganın sağa veya sola doğru eğriliği olarak tanımlanır. Skolyoz yani omurgadaki eğrilikler hafif gelişebileceği gibi, ileri derecelerde de görülebilmektedir. Ergenlikte ortaya çıkan “Adölesan İdiyopatik Skolyoz” en yaygın görülen skolyoz tipidir. Skolyoz hastalığında tedavi prensipleri her hasta özelinde değerlendirilerek uygulanmaktadır. Skolyoz tedavisi; hastanın yaşı, eğriliğin yeri, derecesi ve büyüme potansiyeline göre kişiye özel planlanmaktadır. Skolyoz hastalığın erken saptanması hastanın takibi ve doktor kontrolünde olması açısından hastaya önemli avantaj sağlayabilmektedir. Ancak erken yaşlarda saptanan skolyozda çocuğun büyüme potansiyeli aynı zamanda eğilme ihtimali anlamına da gelmektedir. Erken başlayan skolyozlarda çocuk uzadıkça omurga eğilmeye devam etmektedir.</p>
<p><b><strong>Skolyozun derecesi çok önemli</strong></b></p>
<p>Skolyozun derecesi 20 derecenin altında ise hasta gözlem tedavisine alınır. Büyüme potansiyeline göre 4-6 ay aralarla kemik gelişimi tamamlanana kadar hasta takip edilir. İlk doktora başvurduğunda 20-45 derece arasında olan veya 20 derecenin altında olan ancak takiplerde 5 dereceden fazla ilerleme saptanan hastalar konservatif tedavi denilen ameliyatsız tedaviler uygulanır. Bunlar; fizik tedavi, egzersiz ve korse tedavileri gibi yöntemlerdir. Bel eğrilikleri için 35, sırt eğrilikleri için 40 derecenin üzerindeki hastalar cerrahi süreç açısından değerlendirmeye alınmaktadır.</p>
<p><b><strong>Çocukların büyüme ve gelişmesini destekleyen yöntem: İpli skolyoz</strong></b></p>
<p>Skolyoz hastalığında ameliyatla eğriliğin düzeltilmesi ve kaynatılması esastır. Birleşen omurlar düz ancak hareketsiz hale gelmektedir. Hareketsiz hale gelen omurların uzaması da olmayacağı için büyüme çağındaki çocuklara kaynatma ameliyatı mümkün olmamaktadır. Ancak ülkemizde sayılı merkezlerde uygulanan ipli skolyoz yöntemi ile skolyoz hastası çocukların bu sıkıntısı büyük oranda ortadan kalkmaktadır. Bu yöntem göğüs bölgesindeki omurlarda olan idiopatik skolyoz tiplerinin büyük bir kısmında kullanılmaktadır. Hastanın boy uzamasını engellemez, büyüme döneminde eğriliğin uzama ile birlikte düzelmesini sağlar.</p>
<p><b>İpli Skolyoz Yöntemi</b></p>
<p>İpli skolyoz yöntemi, laparoskopik olarak göğüs kafesinden açılan deliklerle kamera yardımıyla yapılmaktadır. Sistem eğriliğin olduğu omurlara ulaşılıp bu omurlarda eğriliğin dış bükey tarafına konan vidalar ve bu vidalara bağlanarak gerdirilen bantlardan oluşmaktadır.  Gerdirme işlemi sırasında akut bir miktar düzelme olur, vidalar ve gerdirilen bant eğriliğin dış (dışbükey)  tarafının daha yavaş iç tarafının daha hızlı büyümesini sağlar, bu sayede hasta uzarken oluşan eşitsiz büyüme eğriliği düzelir. Burada operasyon sırasında germe yapılarak gelişen düzeltme miktarı eğriliğin esnekliği ile orantılı olmaktadır, esnek bir eğrilikte operasyon sonrası belirgin düzelme sağlanmaktadır.</p>
<p><b>Boy Uzaması</b></p>
<p>İpli skolyoz, tüm skolyoz hastalarına uygulan bir yöntem değildir. Bu yöntem için öncelikle uygun hastalar seçilmelidir. Göğüs bölgesindeki omurlarında 30-60 derece arası eğrilik olan kemik büyümesinin başında olan ve boy uzamasının devam edeceği, uzama kıkırdakları açık olan skolyoz hastalarına uygulanmaktadır. Gerdirme yönteminin uygulanması için omurganın belirli bir güce sahip olması gerekmektedir. Hastanın fiziksel özellikleri ve gelişmişliği göz önünde bulundurularak değerlendirilmekle birlikte sıklıkla bu yöntem 10 yaşından sonra uygulanmaktadır. Boy uzaması tamamlamış ancak esnek (hastayı sağa veya sola eğerek çekilen röntgenlerde eğrilikte belirgin düzelme görülüyorsa) bir eğriliğe sahip genç erişkin hastalarda hareketi koruması avantajı göz önünde bulundurularak kullanılabilmektedir.</p>
<p><b><strong>Hastalar ameliyat sonrası dans edip, spor yapabilir</strong></b></p>
<p>İpli skolyoz yöntemi, hastada göğüs kafesi kenarlarından açılan küçük deliklerden yapılmaktadır ve oldukça konforlu bir ameliyat tekniğidir. Hastanın kanama miktarı ve ameliyat sonrası ağrısı az olur. Ameliyat sonrası hastanede kalış süresi kısadır. Skolyoz hastalığında en önemli kıstas hastanın eğriliğini düzeltirken, hareket kapasitesini korumaktır. Bu nedenle skolyoz tedavisinde uzun yıllardır hekim ve hastaların tedaviye karar verirken sordukları “Düz ancak hareketsiz bir omurga mı? Eğik ancak hareketli bir omurga mı?” sorusu yerini “Hem düz hem hareketli bir omurga” cevabına bırakmıştır. Bu nedenle ipli skolyoz yöntemi  hastalara hareketli bir omurga sunmaktadır. Hastalar bu sayede ameliyat sonrası dans, bale, spor gibi her türlü aktiviteyi herhangi bir kısıtlama olmadan rahatlıkla yapabilmektedir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/skolyoz-tedavisi-nasil-olmali-541561">Skolyoz Tedavisi Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Öncesi Beslenme Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenme-nasil-olmali-531460</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2025 16:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=531460</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sınav öncesi beslenme hakkında bilgi veren Uzm. Diyetisyen Esra Öztürk, sınav öncesi alınacak gıdaların sınav başarısına etkisini anlattı.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenme-nasil-olmali-531460">Sınav Öncesi Beslenme Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sınav öncesi beslenme hakkında bilgi veren Uzm. Diyetisyen Esra Öztürk, sınav öncesi alınacak gıdaların sınav başarısına etkisini anlattı.</p>
<p>Yoğun çalışma temposu, stres, uykusuzluk ve baskı… Sınav dönemleri yalnızca zihni değil; beden sağlığını da zorluyor. Özellikle üniversite sınavı gibi kritik virajlara hazırlanan öğrencilerde kaygı düzeyi artarken beslenme alışkanlıklarında da gözle görülür değişimler yaşanıyor. Kimileri stresten ötürü iştahını kaybederken kimileri yüksek kalorili atıştırmalıklara yönelerek sağlığını riske atabiliyor. Tam da bu noktada doğru ve dengeli beslenme hem başarıyı artırmak hem de psikolojik dengeyi korumak açısından büyük önem taşıyor. Uzman Diyetisyen Esra Öztürk, sınav döneminde zihinsel performansı destekleyen, odaklanmayı artıran ve kaygıyla başa çıkmaya yardımcı olan sağlıklı beslenme önerilerini paylaştı.</p>
<p><b><strong>Kahvaltı günün en kritik adımı</strong></b></p>
<p>Sınav dönemlerinde öğrencilerin sıklıkla atladığı kahvaltı öğünü aslında günün en önemli yakıtıdır. Uyandıktan sonra bir saat içinde yapılması gereken dengeli bir kahvaltı hem güne enerjik başlamayı sağlar hem de kan şekerini dengeleyerek konsantrasyonu artırır. Uzman Dyt. Esra Öztürk, kahvaltıda mutlaka kaliteli protein, sağlıklı yağ ve kompleks karbonhidratlara yer verilmesini öneriyor. “Yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek, ceviz ve mevsim sebzeleriyle yapılan bir kahvaltı hem tokluk hissi verir hem de zihinsel odaklanmayı artırır. Özellikle sınav sabahı kahvaltı kesinlikle atlanmamalı ve sindirimi zor, yağlı besinlerden kaçınılmalıdır.” diyor.</p>
<p><b><strong>Dengeli bir öğün başarının anahtarı olabilir</strong></b></p>
<p>Sınav döneminde öğrenciler çoğu zaman öğün atlayarak ya da abur cubura yönelerek hızlı enerji sağlamaya çalışır. Ancak bu alışkanlıklar uzun vadede hem zihinsel performansı düşürür hem de sindirim sorunlarına yol açabilir. Öğle ve akşam yemeklerinde dengeli bir tabak oluşturulması gerektiğini vurgulayan Dyt. Esra Öztürk, her öğünde mutlaka sebze, tam tahıllı karbonhidrat, sağlıklı yağ ve protein bulunması gerektiğini belirtiyor. Tavuk, balık, et gibi kaliteli protein kaynakları; bulgur, tam buğday ekmeği gibi kompleks karbonhidratlar; zeytinyağı ve avokado gibi sağlıklı yağlar, yoğurt ve kefir gibi probiyotikler bağışıklığı ve zihinsel dayanıklılığı destekliyor.</p>
<p><b><strong>Basit şekerlere hayır, doğal karbonhidratlara evet</strong></b></p>
<p>Tatlı krizleri sınav stresiyle birleştiğinde kontrolsüz bir hâle gelebiliyor. Özellikle şekerli gıdaların hızlı enerji verdiği düşünülse de bu besinler kısa süreli tokluk sağlarken uzun vadede dikkat dağınıklığına neden olabiliyor. Uzman Dyt. Öztürk, bu tür besinlerin yerine kuru veya taze meyvelerin, tam tahılların ve yulaf gibi lif oranı yüksek ve glisemik indeksi düşük gıdaların tercih edilmesini öneriyor.</p>
<p><b><strong>Ara öğünlerle kan şekerini dengede tutun</strong></b></p>
<p>Sınav dönemi boyunca kan şekeri dengesini korumak, gün içindeki ruh hâli değişimlerini ve dikkat dağınıklığını azaltmak açısından kritik öneme sahip. Bu nedenle ana öğünlerin yanı sıra sağlıklı ara öğünler de planlanmalı. “Bir avuç çiğ badem veya ceviz, bir su bardağı süt veya kefir, bir dilim tam buğday ekmeği üzerine sürülmüş az tuzlu peynir ya da meyve ile yoğurt gibi seçenekler ideal ara öğünlerdir.” diyen Dyt. Öztürk, bu sayede öğrencilerin hem enerji seviyesini koruyabileceğini hem de açlık krizlerinin önüne geçilebileceğini ifade ediyor.</p>
<p><b><strong>Omega-3 yağ asitleri: Zihin dostu besinler</strong></b></p>
<p>Balık yağı ve Omega-3 yönünden zengin besinler hafıza ve öğrenme fonksiyonlarını desteklemesiyle biliniyor. Bu dönemde özellikle haftada en az 2-3 kez yağlı balık (somon, uskumru gibi) tüketilmesi; ayrıca ceviz, keten tohumu, semizotu gibi bitkisel Omega-3 kaynaklarına da öğünlerde yer verilmesi öneriliyor. Bu besinler beyin hücrelerinin sağlığını koruyor ve sınav öncesi stresle baş etmeye yardımcı oluyor.</p>
<p><b><strong>Yeterli sıvı alımı unutulmamalı</strong></b></p>
<p>Öğrenciler genellikle ders çalışmaya odaklanırken gün boyunca yeterli su içmeyi ihmal edebiliyor. Oysaki su tüketimi, konsantrasyonun korunmasında ve yorgunluğun önlenmesinde büyük rol oynuyor. Günde en az 8-10 bardak su içilmesi gerektiğini belirten Dyt. Esra Öztürk, “Susamayı beklemeden su içmek bir alışkanlık hâline gelmeli. Ayrıca çay ve kahve gibi içecekler suyun yerini tutmaz, bu içeceklerin aşırı tüketimi uyku düzenini bozabilir ve stres seviyesini artırabilir” dedi.</p>
<p><b><strong>Sınav sabahı yeni şeyler denemeyin</strong></b></p>
<p>Sınav sabahı öğrencinin alışık olduğu besinlerin tercih edilmesi de önem taşıyor. Sindirimi zor besinler mide bulantısı, gaz, şişkinlik gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle sınav sabahı her zamanki düzen içinde, hafif ama besleyici bir kahvaltı yapılmalı, daha önce hiç denenmemiş bir gıda tüketilmemelidir.</p>
<p><b><strong>Çikolata iyi gelir mi? </strong></b></p>
<p>Sınav öncesi çikolata gibi şekerli yiyeceklerin moral yükselttiği düşünülse de içeriğindeki yüksek şeker ve doymuş yağ oranı nedeniyle ölçülü tüketilmesi gerekiyor. Eğer çikolata tercih edilecekse bitter olanlar ve az miktarda tüketimi daha sağlıklı bir seçenek olabilir.</p>
<p><b><strong>Uyku ve hareketi de ihmal etmeyin</strong></b></p>
<p>Çakmak Erdem Hastanesi’nde görev yapan Uzman Diyetisyen Esra Öztürk, sınav döneminde sağlıklı beslenmenin yeterli olmadığını, düzenli uyku ve fiziksel hareketin de en az beslenme kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. “Günde 7-8 saat kaliteli uyku, hafif egzersiz veya yürüyüş gibi aktiviteler stresin azaltılmasına yardımcı olur. Aynı zamanda öğrenilen bilgilerin daha iyi pekişmesini sağlar.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><b><strong>Ailelere büyük görev düşüyor</strong></b></p>
<p>Sınav döneminde çocuklarını desteklemek isteyen ailelere de önemli görevler düşüyor. Evde öğün düzenine dikkat edilmesi ve öğrencinin beslenme alışkanlıklarını yönlendirmede sabırlı olunması, bu süreci hem öğrenciler hem de aileler için daha sağlıklı bir hâle getirebilir.</p>
<p><strong>ERDEM SAĞLIK GRUBU HAKKINDA</strong></p>
<p>Erdem Sağlık Grubu, 1988 yılından beri sağlık sektöründe faaliyet göstermekte olup, hasta memnuniyetini ön planda tutan, yüksek hizmet kalitesi ve hasta haklarına saygılı anlayışıyla sağlık hizmeti sunmaktadır. Çakmak, Çamlıca ve Güneşli Erdem Hastaneleri ile iki tıp merkezi, iki diyaliz merkezi ve bir ağız ve diş sağlığı merkezi bulunan Erdem Sağlık Grubu, bünyesinde 160 hekimi ve 350 yatak kapasitesini barındırmaktadır. Başakşehir Erdem Hastanesi ise yapım aşamasındadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenme-nasil-olmali-531460">Sınav Öncesi Beslenme Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İPUD Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan&#8217;dan 14 Mayıs Çiftçiler Günü kutlaması: &#8216;Çiftçilik özendirilmeli, gençliğin tercih ettiği bir sektör olmalı&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ipud-baskani-muzaffer-turgut-kayhandan-14-mayis-ciftciler-gunu-kutlamasi-ciftcilik-ozendirilmeli-gencligin-tercih-ettigi-bir-sektor-olmali-458779</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 May 2024 13:38:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçiler]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçilik]]></category>
		<category><![CDATA[ettiği]]></category>
		<category><![CDATA[gençliğin]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[ipud]]></category>
		<category><![CDATA[kayhandan]]></category>
		<category><![CDATA[kutlaması]]></category>
		<category><![CDATA[mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[muzaffer]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[özendirilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[turgut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=458779</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi Pamuk Derneği (IPUD) Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü için bir açıklama yaparak hem çiftçilerin bu özel gününü kutladı hem de tarım sektörünün sorunlarına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ipud-baskani-muzaffer-turgut-kayhandan-14-mayis-ciftciler-gunu-kutlamasi-ciftcilik-ozendirilmeli-gencligin-tercih-ettigi-bir-sektor-olmali-458779">İPUD Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan&#8217;dan 14 Mayıs Çiftçiler Günü kutlaması: &#8216;Çiftçilik özendirilmeli, gençliğin tercih ettiği bir sektör olmalı&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İyi Pamuk Derneği (IPUD) Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü için bir açıklama yaparak hem çiftçilerin bu özel gününü kutladı hem de tarım sektörünün sorunlarına dikkat çekti.</p>
<p>14 Mayıs’ın tarımın kalbi ve ruhu olan çiftçilerin günü olduğunu belirten IPUD Başkanı Kayhan, “Toprağa sevgiyle dokunan, emek ve sabırla bereketi sunan, gerçek kahraman olan çiftçiler sayesinde sofralarımız doluyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günümüz kutlu olsun” dedi.</p>
<p>Bu tür kutlamaların o özel günün aktörlerinin sorunlarına değinmek için de bir fırsat ve farkındalık imkânı sunduğunu ifade eden IPUD Başkanı Kayhan, Türkiye&#8217;de tarım politikalarındaki planlamaya ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Bu durumun, tarımsal verimliliği olumsuz etkileyerek hem çiftçilerin geçimini hem de ulusal ekonomiyi zorladığını vurgulayan Kayhan, “Özelllikle pandemiden sonra dünyada tarıma olan ilgi giderek artıyor. Dünyada çiftçilik gençler arasında giderek popüler bir meslek haline gelmesine rağmen ülkemizde durum böyle değil. Çiftçiliğin giderek daha az tercih edilen bir meslek haline geldiği yurdumuzda genç nesiller arasında maalesef tarıma olan ilgi azaldı. Tarım arazilerinin bölünmesi ve satılması, bu sorunların daha derinleşmesine neden oluyor” dedi.</p>
<p><strong>Kayhan: “Sürdürülebilir bir tarım sektörü ülkemizin temel ihtiyacı”</strong></p>
<p>İyi Pamuk Uygulamaları Derneği olarak, tarımda sürdürülebilirlik ve verimliliği artırmak için bilim ve teknoloji kullanımının şart olduğuna inandıklarını söyleyen Kayhan, “Bu bağlamda, akıllı tarım teknolojilerinin ve veri analitiğinin, tarım pratiğimizi dönüştürme potansiyeline sahip olduğunu vurgulamak isterim. Dijital tarım uygulamaları, su yönetimi ve toprak sağlığını iyileştirme gibi yenilikler, çiftçilerimizin üretkenliklerini artırabilir ve kaynak kullanımlarını optimize edebilir” dedi.</p>
<p>Devlet ve ilgili kurumlarla işbirliği içinde, tarım politikalarını yeniden şekillendirerek gençlerin tarıma olan ilgisini canlandırmak, arazi kullanımını daha etkin hale getirmek ve çiftçilik mesleğinin itibarını yükseltmek için çalışmak gerektiğini ifade eden Kayhan, şunları söyledi: “Bu doğrultuda, eğitim programları ve finansal destek mekanizmalarını genişleterek genç çiftçileri teşvik ediyor ve tarımsal gelişim için sağlam bir zemin hazırlamak istiyoruz. Hep birlikte, daha yeşil, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir tarım sektörü için çalışmaya devam edeceğiz.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ipud-baskani-muzaffer-turgut-kayhandan-14-mayis-ciftciler-gunu-kutlamasi-ciftcilik-ozendirilmeli-gencligin-tercih-ettigi-bir-sektor-olmali-458779">İPUD Başkanı Muzaffer Turgut Kayhan&#8217;dan 14 Mayıs Çiftçiler Günü kutlaması: &#8216;Çiftçilik özendirilmeli, gençliğin tercih ettiği bir sektör olmalı&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güvenli yolculuk için tüm taksilerde teknoloji zorunlu olmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guvenli-yolculuk-icin-tum-taksilerde-teknoloji-zorunlu-olmali-441275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2024 15:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[taksilerde]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[zorunlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=441275</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de taksi şoförü Oğuz Erge’nin öldürülmesi, taksilerdeki güvenlik sorununu yeniden gündeme getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-yolculuk-icin-tum-taksilerde-teknoloji-zorunlu-olmali-441275">Güvenli yolculuk için tüm taksilerde teknoloji zorunlu olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İzmir’de taksi şoförü Oğuz Erge’nin öldürülmesi, taksilerdeki güvenlik sorununu yeniden gündeme getirdi. </strong></p>
<p><strong>Taksicilik mesleğinin güvenliğinde trafik stresi, çalışma saatlerinin yoğunluğu, dinlenme saatlerinin azlığı, sosyal güvenceye sahip olmamaları ve son zamanlarda gündeme gelen müşteri zorbalığı ve şiddeti gibi durumların öne çıktığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Gamze Kağan, gelişen teknolojinin imkanlarından yararlanarak güvenliğin arttırılabileceğini ve teknolojik uygulamaların etkin ve verimli bir şekilde kullanılması için bu konuda taksi şoförlerine eğitimler ve bilinçlendirme programları yapılması gerektiğini söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İş Sağlığı ve Güvenliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Gamze Kağan, taksicilerin güvenliği konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Son zamanlarda gündeme gelen müşteri zorbalığı/şiddeti gibi durumlar öne çıkıyor.”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Gamze Kağan, geçtiğimiz günlerde İzmir’de yaşanan olayın ardından taksicilik yapanların güvenliği konusu gündeme geldiğini hatırlatarak, “Ulaşım sektöründe taksicilik mesleğinin güvenliğinde trafik stresi, çalışma saatlerinin yoğunluğu, dinlenme saatlerinin azlığı, sosyal güvenceye sahip olmamaları ve son zamanlarda gündeme gelen müşteri zorbalığı/şiddeti gibi durumlar öne çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Taksi şoförlerinin sosyal güvenlik sistemine dahil edilmesinin önemine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Gamze Kağan, “Böylelikle taksi şoförlerinin iş güvenliği hakları yasal açıdan korunabilir olacaktır.   Bununla birlikte kayıt dışı çalışmanın önlenmesi için denetimlerin sıklaştırılması ve yaptırımların uygulanması önem arz etmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Gelişen teknolojinin imkanlarından yararlanarak güvenlik arttırılabilir.”</strong></p>
<p>Şoförlerin çalışmaları esnasında karşı karşıya kaldıkları sağlık ve güvenlik tehlikelerinin bazılarının; stres, şiddet, gürültü, titreşim, yalnız çalışma, yorgun ve uykusuz halde araç kullanma olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gamze Kağan, “Şiddet konusu önemli bir gündem maddesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada gelişen teknolojinin imkanlarından yararlanarak güvenlik arttırılabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Teknolojik gelişmelerin taksicilerin güvenliğini artırmada nasıl bir rolü olabilir?</strong></p>
<p>Taksicilerin güvenliğinin halihazırda var olan Ticari Taksi Güvenlik Sistemi (TTGS) ile yürütülebildiğini anlatan Dr. Kağan, “Ticari taksilere kurulması planlanan araç takip sistemi, panik butonu ve araç içi kamera siteminden oluşan güvenlik ve izleme sisteminin taksicilik sektöründe iş güvenliği için kullanımı zorunlu hale getirilmesi önemli bir adım olacaktır. Böylelikle taksilerde mobil bir cihaz ile araç konum bilgisi, aracın durumu ve seyrine ilişkin bilgiler ilgili birimlere aktarılması sağlanabilecek, herhangi bir olumsuz olayda panik butonunu çalıştırılması ve araç içi kamera sisteminden de takip edilerek sağlık ve güvenlik ile ilgili en yakın yardım ekiplerinin müdahale etmesi sağlanabilecek.” dedi.</p>
<p><strong>“Karayollarında insan hatasından kaynaklanan kazalar da teknolojik gelişmelerle azaltılabiliyor.”</strong></p>
<p>Karayollarında insan hatasından kaynaklanan kazaların da teknolojik gelişmelerle azaltılabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Gamze Kağan, “Hız sabitleme, çarpma ikazı, şerit ikazı, şerit düzeltme, geri görüş kamerası, park sensörleri, acil durum frenlemesi gibi yeni model arabalarda kullanılan sürüş güvenliği teknolojilerinin taksilerde kullanımı zorunlu hale getirilebilir. Başka bir teknolojik gelişme de bağlantılı araçlar ile daha güvenli ve tahmin edilebilir bir ortam oluşturulabilmektedir. Araçların çevresiyle iletişimine yeni bir boyut ekleyen bu teknoloji araçların aralarında bağlantı kurarak konumları, hızları ve bunlardaki değişiklik bilgilerinin sürekli birbirleriyle paylaşmaları sağlanarak araçların tek başlarına ya da gruplar halinde güvenli bir biçimde hareket etmeleri sağlanabilir.” şeklinde ifade etti.</p>
<p><strong>“Teknolojik uygulamaların etkin ve verimli bir şekilde kullanılması için eğitimler yapılmalı.”</strong></p>
<p>Teknolojik uygulamalarla ilgili eğitimlerin yanı sıra taksi şoförlerini tehlikeli insanlara karşı korumaya yönelik eğitimlerin de verilmesinin önemine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Gamze Kağan, “Taksi şoförlerinin iş güvenliği haklarının sağlanabilmesi için statülerinin işçi ve prim teşvikli olarak sosyal güvenlik sistemine entegre edilmesi, sonrasında gelişen teknolojiden yararlanarak iş güvenliği açısından bunların tüm taksilerde bulundurulmasının yasal zorunluluk haline getirilmesi önemli. Ayrıca, bu teknolojik uygulamaların etkin ve verimli bir şekilde kullanılması için bu konuda taksi şoförlerine eğitimler ve bilinçlendirme programları yapılması gereklidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-yolculuk-icin-tum-taksilerde-teknoloji-zorunlu-olmali-441275">Güvenli yolculuk için tüm taksilerde teknoloji zorunlu olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Kızı Olmalı İnsanın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-kizi-olmali-insanin-414101</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Oct 2023 14:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[kızı]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çukurova Belediyesi Kadın ve Aile Müdürlüğü, 11 Ekim Kız Çocukları Günü dolayısıyla etkinlik düzenledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-kizi-olmali-insanin-414101">Bir Kızı Olmalı İnsanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çukurova Belediyesi Kadın ve Aile Müdürlüğü, 11 Ekim Kız Çocukları Günü dolayısıyla etkinlik düzenledi. Adana’nın dezavantajlı bölgelerinde yaşayan kız çocuklarının gösterilerinin büyük beğeni topladığı etkinlikte pasta kesildi ve konuyla ilgili farkındalık oluşturulmaya çalışıldığı bildirildi.</p>
<p>Çukurova Belediyesi Atatürk Yaşam Köyünde gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin, kendisinin de 3 kız çocuğu babası olduğunu ve bundan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.</p>
<p>“Kız çocuğu olmayan benim çocuğum var demesin” ifadesini kullanan Başkan Soner Çetin, kadın haklarını gerçek anlamda savunmaya çalıştığını belirterek, kendinin de Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesi olduğunu hatırlattı. Ülkemizde kadınların bugünkü haklarına Büyük Atatürk sayesinde kavuştuğunu anlatan Başkan Soner Çetin, kız çocuklara ve kadınlara hak ettiği değeri vermek gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Başkan Soner Çetin, Çukurova Belediyesi Kadın Voleybol Takımının Atatürk’ün kızları anlayışıyla kurduklarını söyledi. Takımın Sultanlar Liginde mücadele ettiğini belirten Başkan Soner Çetin, “Bu kızlar başarılı olacaklar ve Atatürkçü duruşu sergilemeye devam edecekler. Bu kızlarımızı tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Kadın Adayları Destekleme Derneği Adana Şube Başkanı Zuhal Özbelli de Soner Çetin’in kadın dostu bir belediye başkanı olduğunu vurgulayarak, teşekkür etti. Çeşitli kadın dernek temsilcilerinin katıldığı etkinlikte pasta kesildi ve fidan dikildi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-kizi-olmali-insanin-414101">Bir Kızı Olmalı İnsanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Değişikliği Tartışmalarında Yol Haritası Nasıl Olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikligi-tartismalarinda-yol-haritasi-nasil-olmali-407870</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Sep 2023 13:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[haritası]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[tartışmalarında]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=407870</guid>

					<description><![CDATA[<p>New York’ta, BM’de etkinlikler çerçevesinde gerçekleştirilen resepsiyona katılan Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumu Direktörü Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumu öncülüğünde hazırlanan COP28: İlerleme mi Gerileme mi? raporunu tanıttı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikligi-tartismalarinda-yol-haritasi-nasil-olmali-407870">İklim Değişikliği Tartışmalarında Yol Haritası Nasıl Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Her yıl farklı bir ülkede gerçekleştirilen ve bu yıl 30 Kasım – 12 Aralık 2023 tarihleri arasında Dubai’de düzenlenecek ‘Taraflar Konferansı (Conference of  the Parties)’ diğer adıyla ‘2023 İklim Değişikliği Konferansı COP28’ öncesinde Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumunun öncülük ettiği ‘COP28: İlerleme mi, Gerileme mi?’ raporu New York’ta tanıtıldı. Raporun yazarlarından Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Bu rapor, delegeleri ve kampanyacıları bu yüksek riskli anda eyleme öncelik vermeye ve çabalarını Dubai&#8217;de yapılacak BM iklim görüşmelerinde sağlam bir küresel iklim anlaşmasının müzakere edilmesine odaklamaya davet ediyor.” dedi.</strong></p>
<p>New York’ta, BM’de etkinlikler çerçevesinde gerçekleştirilen resepsiyona katılan Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumu Direktörü Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumu öncülüğünde hazırlanan COP28: İlerleme mi Gerileme mi? raporunu tanıttı. </p>
<p>‘COP28: İlerleme mi Gerileme mi?’ raporunu dikkat çeken yönleriyle aktaran Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumu Direktörü Prof. Dr. İbrahim Özdemir, raporun Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ile Karayip ASEAN Konseyi&#8217;nin ortak yayını olduğunu ve ayrıca Dominika Topluluğu, Nijerya, Kenya, Çad, Gambiya ve Bangladeş&#8217;ten katılımcılar tarafından hazırlandığını anlattı.</p>
<p>Taraflar Konferansının (COP), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (UNFCCC) ana karar alma organı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Özdemir, Sözleşmeyi imzalayan 197 ülkenin temsilcilerinin bir araya geldiği, kaydedilen ilerlemenin değerlendirildiği ve iklim konusundaki aciliyetin ele alınmasına yönelik tedbirlere ilişkin kararların alındığı bir forum olarak hizmet verdiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Küresel iklim müzakereleri değişim için etkili mi?</strong></p>
<p>Geçen yirmi yıl içinde COP&#8217;ların, küçük çalışma oturumlarından büyük yıllık konferanslara dönüşerek katlanarak büyüdüğünü de kaydeden Prof. Dr. Özdemir, küresel iklim müzakerelerinin değişim için gerçekten etkili bir yöntem olup olmadığı konusunda süregelen tartışmaların var olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Özdemir, “Bazıları bu konferansların ‘Sadece lafta kaldığını ve bir eyleme dönüşmediğini’ iddia ediyor. Bununla birlikte, bir iklim felaketi tehlikeli bir şekilde yaklaşırken, COP&#8217;lar küresel tepkimizde ibrenin hareket etmesine ve işleri doğru yönde hızlandırmaya yardımcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri’nin COP28&#8217;de başkanlık görevini devralmasıyla birlikte, gündeminin yeterince dönüştürücü olup olmadığına dair artan endişelerin yanı sıra beklentilerin de yüksek olduğunu anlatan Prof. Dr. Özdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>“BAE Başkanlığının bu yılki konferans için iddialı bir plan ortaya koymasıyla birlikte, COP28 gerçekten iklim eylemi için bir dönüm noktası olma potansiyeline sahip olabilir mi? Bu soruyu cevaplamak için, Gelen Başkanlık tarafından verilen vaatleri geçmiş iklim zirvelerinin daha geniş bir bağlamına yerleştirmek faydalı olacak. Özellikle bu rapor, çok çeşitli Küresel Güney ülkelerinden çevre ve kalkınma uzmanlarının uzmanlık ve görüşlerini, son beş BM COP iklim gündeminin ve bunların uygulanmasının karşılaştırmalı bir analizi şeklinde bir araya getiriyor.”</p>
<p><strong>Emisyonların azaltılması, yeşil enerji projelerine yatırımların artırılması hedefi</strong></p>
<p>Analizde emisyon azaltımı, yenilenebilir enerji hedefleri ve iklim finansmanı ile ilgili politika müdahale alanına işaret edildiğini ifade eden Prof. Dr. Özdemir, ayrıca, her bir COP Başkanlığının görev süresi boyunca ana hatlarıyla belirlenen gündemi kolaylaştırmak için attığı adımlara dikkat çekilerek, varsa emisyonların azaltılması, yeşil enerji projelerine yatırımların artırılması ve iklim eylemi için fonların harekete geçirilmesi çabalarının vurgulandığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Özdemir, çevre ve kalkınma akademisyenleri ve uygulayıcıları olarak bir araya gelinmesinin nedenini; “ABD, Birleşik Krallık ve Avrupa&#8217;daki bazı kesimlerde çevreyle ilgili düşüncelere hakim olan söylemin, tam da sağlam bir küresel iklim anlaşmasına ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde COP28 iklim zirvesini rayından çıkarma tehlikesi taşımasından endişe duyulması.” olarak açıkladı.</p>
<p><strong>Fosil yakıt lobiciliği kaygısı  </strong></p>
<p>Fosil yakıt lobiciliğine ilişkin meşru kaygıların, gelişmekte olan ülkelerin sanayileşme ve refah seviyelerine ulaşma mücadelelerinde karşılaştıkları zorlukların dikkate alınmadığının da altını çizen Prof. Dr. Özdemir, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Endişemiz bu durumun, tüm samimiyetlerine rağmen iklim değişikliğiyle mücadele çabalarını baltalayacak dengesiz ve son derece kutuplaşmış yaklaşımlara yol açmasıdır. Kömür, petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynaklarının yirminci yüzyılın büyük bölümünde ve yirmi birinci yüzyılın başlarında nispeten uygun fiyatlı ve erişilebilir olması nedeniyle, Batılı ülkeler yaşam koşullarını iyileştirmek, istihdam oluşturmak ve küresel olarak rekabetçi olmak için çok ihtiyaç duyulan sanayileşme ve ekonomik kalkınmayı sağlamak için bunlara bel bağladılar. Yenilenebilir enerjiler çevre dostu olmakla birlikte yüksek ilk yatırım maliyetlerine sahip. Ancak güneş panelleri, rüzgar türbinleri, batarya depolama ve hidroelektrik tesisleri gibi bu girişimler için gerekli kurulum ve altyapı, temiz enerjiye geçiş istekleri ne olursa olsun, gelişmekte olan ülkeler için genellikle büyük bir mali yük oluşturuyor.”</p>
<p><strong>Pek çok sanayi devi, endüstriyel kalkınma yarışına sonradan katılanları eleştiriyor</strong></p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerin ister petrol ihracatçısı ister petrol ithalatçısı olsun Batılı ülkelerin geçmişte izledikleri kalkınma hedeflerinin aynısını izlemesinin de bir ironi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Özdemir, “Bulundukları noktaya gelmek için fosil yakıtlarla çalışan ve çevreye zarar veren faaliyetlere pervasızca girişen pek çok sanayi devi, endüstriyel kalkınma yarışına sonradan katılanları aynı şeyi yapmakla eleştirmekte gecikmiyor.” dedi.</p>
<p>BAE&#8217;nin bu yılki COP28 iklim zirvesi başkanlığının tartışmalara sahne olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Özdemir, “Bu durum, dünyanın Paris Anlaşmasında yer alan tehlikeli küresel ısınmayı önlemek için 1.5 santigrat derecelik güvenli üst sınırı aşmaya ne kadar yakın olduğu göz önüne alındığında, şüphesiz bugüne kadarki en tarihsel öneme sahip iklim görüşmelerinin beklentileriyle ilgili yaygın bir hayal kırıklığı duygusuna yol açtı.” ifadesine yer verdi.</p>
<p>COP28&#8217;in belirtilen vizyonunun her zamankinden daha cesur,  &#8216;sistem dönüşümü&#8217; fikrinin temel bir hedef olarak tekrar tekrar vurgulandığı son derece iddialı, ileriye dönük ve eylem odaklı bir gündem benimseyerek önceki iklim zirvelerinde açık uçlu bırakılan konuları çözmek olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Özdemir, şunları kaydetti.</p>
<p><strong>Yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefi…</strong></p>
<p>“BAE&#8217;nin COP28 Dönem Başkanlığı, gelişmiş ülkeler tarafından vaat edilen yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefini nihayet gerçekleştirmeyi, 2025 yılına kadar uyum finansmanını iki katına çıkarma sözünü yenilemeyi ve iklim eyleminin en kötü etkileriyle karşı karşıya kalan savunmasız ülkelere çok ihtiyaç duyulan fonların sağlanması için kayıp ve zarar fonunu işler hale getirmeyi hedefliyor. İlk kez bir COP başkanlığı, yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması, fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılması ve emisyonları yakalanmayan fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılması konularında somut anlaşmalar sağlamayı da hedefliyor. Ayrıca mevcut iklim finansmanı ortamının, trilyonlarca dolarlık yatırımı gelişmekte olan ülkelerin kullanımına sunacak şekilde tamamen dönüştürülmesi de planlanıyor.”</p>
<p><strong>Dubai’de yapılacak görüşmelerden beklenti büyük</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Özdemir, bu raporun sonuçlarının, COP28 Başkanlığı tarafından önerilen tedbirlerin yeterliliği ve petrol endüstrilerinin gündemi şekillendirmedeki rolüne ilişkin meşru endişelere rağmen, yine de tarihteki en iddialı COP gündemi olmaya devam ettiğini gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Özdemir, rapora ilişkin şu bilgileri de verdi:</p>
<p>“Özellikle, Aralık 2023&#8217;te Dubai&#8217;de yapılacak BM görüşmelerinde emisyonlar, yenilenebilir enerji ve iklim finansmanına ilişkin temel hedeflere ulaşılması halinde, acil dönüşümün gerekli olduğu yerlerde politika değişikliğini temelden hızlandıracağını tespit ettik. Bu nedenle, COP28 öncesinde zirveye ulaşan yenilgi ve hayal kırıklığı atmosferi, nihayetinde tarihi bir fırsat olan bu durumdan tehlikeli bir şekilde uzaklaşılmasına neden olmakta. Bu rapor, delegeleri ve kampanyacıları bu yüksek riskli anda eyleme öncelik vermeye ve çabalarını Dubai&#8217;de yapılacak BM iklim görüşmelerinde sağlam bir küresel iklim anlaşmasının müzakere edilmesine odaklamaya davet ediyor.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikligi-tartismalarinda-yol-haritasi-nasil-olmali-407870">İklim Değişikliği Tartışmalarında Yol Haritası Nasıl Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Bir Beslenme Çantasında Neler Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-beslenme-cantasinda-neler-olmali-403696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Sep 2023 09:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çantasında]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=403696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuğunuzun sağlıklı beslenmesi için neler yapıyorsunuz? Özellikle okul dönemi ile birlikte beslenmesini ve yediklerini kontrol etme konusunda sıkıntı yaşamanız çok normal</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-beslenme-cantasinda-neler-olmali-403696">Sağlıklı Bir Beslenme Çantasında Neler Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuğunuzun sağlıklı beslenmesi için neler yapıyorsunuz? Özellikle okul dönemi ile birlikte beslenmesini ve yediklerini kontrol etme konusunda sıkıntı yaşamanız çok normal. Çünkü günün büyük kısmını okul sıralarında ve kontrolünüzün dışında geçiriyorlar. Bu bağlamda da beslenme düzeninde bir takım noktalara dikkat etmeniz daha bir önemli oluyor. Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cevriye Kübra Cenkçi “Okul döneminde beslenme çantasında nelere neden dikkat etmeliyiz?” sorusunu yanıtladı.<br /> </strong></p>
<p><strong>Beslenme çantası neden önemli?</strong><br />Okul çağındaki çocuklar günün büyük bir kısmını okul sıralarında geçiriyor. Bu nedenle çocuğumuzun sadece evdeki beslenmesine değil okuldaki beslenmesine de önem vermemiz hem yaşamda sağlıklı şekilde ilerleyebilmesi hem de ileri yaşlarında sağlıklı beslenme alışkanlığının oluşturulması için önemlidir. Bununla birlikte bir çocuğun beslenmesi gün içindeki performansını etkileyen en önemli durumlardan biridir. Beslenme, çocuğun hem ders başarısını hem de fiziksel performansını etkiler. Artık okulların çoğunda yemekhaneler olmasına rağmen yemekhaneden yemek yemeyen çocuklarımız için oluşturacağımız beslenme çantasında sağlıklı ürünlerin tercih edilmesi son derece önemlidir.</p>
<p>Beslenme çantasına hazır ürünlerin koyulması çoğu ailede gördüğüm ve yanlış bulduğum bir alışkanlık.</p>
<p>Her yaşa göre beslenme çantasına eklenecek gıdalar ve miktarı değişkenlik göstermektedir. Genelde her ebeveyn çocuğunun yiyeceği miktarları bilir fakat bazen beslenme çantası içeriklerinin çocuğun yiyeceğinden fazla öğün içerdiğine de şahit oluyoruz. İlkokul çağındaki bir çocuk için temelde istediğimiz şey sabah kahvaltısını evde yapıp okula gitmesi ve okulda öğle yemeğini yemesi şeklindedir. </p>
<p><strong>Çocukların temel beslenmesinde neler olmalı?</strong> </p>
<ul>
<li>Bir çocuğun optimum zihin gelişimi ve büyümesine yardımcı olmak adına haftada en az 3-4 gün kırmızı et tüketmesi ve bununla beraber mutlaka sebzeyi de öğününde bulundurması önemli.</li>
<li>Haftada 2 gün beyaz et, balık, bulabilirseniz de gezen tavuk eti tercih edebilirsiniz.</li>
<li>Özellikle gelişim çağındaki çocuklar haftada 3 gün kuruyemiş, çiğ şekilde (ceviz, fındık, badem vb.) ve diğer yağlı tohumları tüketmelidir.</li>
<li>Günlük mutlaka bir meyve de beslenmede olmalı. </li>
<li>Kuruyemiş tercih edilen günlerde ise yanında meyve ile birlikte tüketilmesi iyi bir tercih olabilir. </li>
<li>Beslenmede günlük olarak 1 kase yoğurt ya da 1 bardak kefir mutlaka öneriyorum.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Süt ve yoğurt tüketimi nasıl olmalı?</strong><br />Hayvansal süt tüketiminin çocuklarda günlük 1 çay bardağı (125 ml) üzerine çıkmasını doğru bulmuyorum.  Bu nedenle takibimdeki hastalarımda da hayvansal süt tüketimini önermiyorum, fakat yoğurt ve kefir tüketimini çocuklar için mutlaka öneriyorum. Bu nedenle beslenmede günlük olarak 1 kase yoğurt ya da 1 bardak kefir mutlaka öneriyorum. Yoğurt ve kefir içeriğindeki yoğun probiyotikler sayesinde çocuğumuzun hem bağırsak sağlığına katkı sağlamakta hem de gelişimlerini desteklemektedir. </p>
<p><strong>Yumurta tüketimi nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Günlük olarak yumurta tüketilmesi de en desteklediğim şeylerden birdir fakat gezen tavuk yumurtası olmasına dikkat etmek çok önemli. Ayrıca yemeklerin hazırlanmasında zeytinyağı tercih etmek de uygun olacaktır. Bu şekilde bir beslenme tarzında çocuğumuz hem protein hem karbonhidrat hem de yağdan uygun şekilde beslenmiş, yeterli vitamin ve minerali birlikte almış olacaktır. </p>
<p><strong>Örnek bir beslenme çantasında seçilmesi gerekenler nelerdir?</strong></p>
<ul>
<li>En temel gıda sebze (burada lifli sebzeleri tercih etmek iyi bir seçenektir) ve yanında mümkünse protein içeren gıdalar şeklinde olmalıdır. </li>
<li>Eğer tatlı seçilecekse mümkünse kuru meyveli ve yoğurtlu bir tatlı şeklinde seçilebilir ya da kuruyemiş ve meyve şeklinde olabilir.  </li>
<li>Su tüketimi çocuklarda özellikle sıcak günlerde çok önemli olduğundan beslenme çantasının yanında suyunu da koymayı ihmal etmemeliyiz.</li>
<li>Beslenme çantasını hazırlarken kahvaltıda yediği yiyecekler ile akşam yiyeceği yemek de göz önünde bulundurularak çocuğun sıkılmayacağı şekilde mümkünse farklı gıdalar tercih edilmeli ve porsiyonlar da ona göre ayarlanmalıdır. </li>
<li>Ekmek çantaya eklenecekse mümkünse tam buğday unundan yapılmış ekmekler tercih edilmelidir. </li>
</ul>
<p><strong>Beslenme çantasında olmaması gereken fakat çoğunlukla çantalarda olan gıdalara nelerdir?</strong> <br />Hazır soslar, hazır bisküvi, cips gibi paketli gıdalar, çikolatalar, gofretler, meyve suları, kızartılmış yiyecekler gibi karbonhidrat içeriği yüksek yiyecekler çocuğumuzda ani kan şekeri yükselmelerine neden olabilecek gıdalar sayılabilir. Bu tür gıdalar kan şekerinde ani dalgalanmalar yapması nedeniyle çocuğumuzun ders başarısını etkiler, çünkü ani kan şekeri yükselmeleri ve ardından düşmeleri çocukta halsizlik ve uyku haline neden olur. Bu tür gıdaları beslenme çantalarına asla eklemememiz gerekmektedir. Kek, börek tarzı şeyleri ise evde kendi yaptığımız ürünlerden tercih etmek daha uygun olacaktır. </p>
<p><strong>İlkokul çağındaki çocuklar için örnek beslenme çantası</p>
<p> Öneri 1</strong></p>
<ul>
<li>4 kaşık salata (çiğ sebze ile hazırlanmış)</li>
<li>1 dilim ızgara et (çocuğunuzun yiyeceği miktara göre ayarlanmalı, genelde 2 köfte büyüklüğünde tercih edilebilir)</li>
<li>1 dilim tam tahıllı ekmek</li>
<li>Ara öğün olarak 1 adet meyve yanında yarım kase kadar yoğurt</li>
<li>Su </li>
</ul>
<p><strong>Öneri 2</strong></p>
<ul>
<li>Tam tahıllı ekmekle hazırlanmış sandviç (içinde protein kaynağı olarak yumurta ya da et tercih edilebilir ve mutlaka çiğ sebze de olmalı)</li>
<li>Ayran (kırmızı et varsa aynı anda süt ürünü tüketmek uygun olmaz bu durumda evde sıkılmış şekersiz meyve suyu olabilir)</li>
<li>Ara öğünde çocuğun avuç içi kadar çiğ kuruyemiş ve 1 adet meyve</li>
<li>Su</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-beslenme-cantasinda-neler-olmali-403696">Sağlıklı Bir Beslenme Çantasında Neler Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bulut güvenliği şirketlerin önceliği olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bulut-guvenligi-sirketlerin-onceligi-olmali-393471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 08:54:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[önceliği]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenlik şirketi ESET şirketlerin gündeminde daha fazla yer almaya başlayan bulut güvenliği kavramını inceledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bulut-guvenligi-sirketlerin-onceligi-olmali-393471">Bulut güvenliği şirketlerin önceliği olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber güvenlik şirketi ESET şirketlerin gündeminde daha fazla yer almaya başlayan bulut güvenliği kavramını inceledi. Bir işletmeyi birçok sorundan kurtarabilecek önlemlerden biri olan bulut güvenliği ile ilgili  yapılması gerekenler konusunda önerilerde bulundu. </strong></p>
<p>BT uzmanları, uzaktan çalışma modeline geçişteki artış nedeniyle şirket cihazlarının ve ağlarının güvenliğini sağlamanın zorlaştığını düşünüyor. Bu cihazların güvenli olmayan Wi-Fi ağlarına bağlanması, büyük işbirliği platformlarına yönelik tehditler veya aradaki adam saldırıları (man-in-the-middle) nedeniyle veri ihlali potansiyeli artıyor. İş yerindeki ve dışındaki nesnelerin interneti (loT) cihazlarının sayısı gittikçe artıyor ve şirket ağlarının düzgün yönetilmesi ve güvenliğinin sağlanması gerekliliği doğuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Bulut güvenliği nedir?</strong></p>
<p>Bulut güvenliği, bulut bilişim ortamlarında yazılım, veri ve altyapının korunması anlamına gelir. Bulut hizmetlerini kullanan işletme sayısı her geçen gün artıyor, bu nedenle güvenlik önlemleri daha önemli hale geliyor. Microsoft 365 ya da Google Workspace gibi bulut hizmetleri, daha iyi iş akışı için bu özellikleri paylaşan şirket cihazlarıyla, uygulamaların, belgelerin ve genel olarak veri merkezi olarak yönetilen bulut veri deposuna erişmenin çeşitli yollarını sunuyor. Son yıllarda iş verimliliğini arttırması ve hatta daha az maliyetli olması bulut sistemine geçişi hızlandırdı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bulut güvenliği karmaşık ama zor değil</strong></p>
<p>Hibrit çalışma ortamına geçmeyenler dahil tüm işletmeler için, şirket içinde bile veri güvenliği temel bir sorun olmaya devam ediyor. Departmanında yeterli sayıda çalışanı olmayan işletmeler için, ortaya çıkabilecek sorunları doğru ve zamanında tespit etmek ve yanıt vermek daha zordur. Ancak yeterli çalışanı olanlarda bile güvenlik ortamı o kadar karmaşık olabilir ki kritik yanıtta gecikmeler yaşanabilir. Bu da firmaların değer kaybına neden olur veya işlerini etkiler. loT cihazlarının (projektör, akıllı duvar, akıllı telefon, dizüstü bilgisayar vb.) çeşit çokluğu ve şirketlerin işlerini yürütmek için kullanabilecekleri çok sayıda uygulama nedeniyle, artık tüm tedarik zinciri hedef haline gelmiştir.</p>
<p>Karmaşık yapının standart hale gelmesi, uyarı ya da alarm yorgunluğu, sürekli bildirimlerden kaynaklanan yorgunluk ile uyarıların kaçırılması ve önemsenmemesine yol açarak yanıtın gecikmesi sonucunu doğurur. Bu bizi, bulut güvenliğinin karmaşık yapısının azaltılması ve aynı zamanda daha sağlam hale getirilmesinin nasıl yapılacağı sorusuna getiriyor. Kuruluşların, bir tür uç nokta güvenlik korumasına sahip olurken, uç noktalarının hareket edebildiğini, bu sırada ağ erişimlerini ve dosyalarını da yanlarında götürebildiğini unutmaması gerekir. ESET, bu korumanın daha fazla önemsenmesi gerektiğini tespit etmiştir. Bu nedenle e-posta, işbirliği platformları ve depolama gibi bulut tabanlı uygulamalar için önleyici koruma hizmeti sunmaktadır.<br /> ESET Cloud Office Security (ECOS), sıfırıncı gün tehdit savunması ve kullanımı kolay bir bulut yönetim konsolu ile kötü amaçlı yazılım, spam veya kimlik avı saldırılarına karşı gelişmiş koruma sağlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>ESET Cloud Office Security işletmeler için neden yararlıdır?</strong></p>
<p>Bulut çözümleri çok faydalı ve ilgi çekici olabilir ancak büyük ölçüde bulut ağındaki cihazlar arasında gerçekleşen etkileşimlerin sayısı nedeniyle sorunları vardır. ESET Cloud Office Security gibi çözümler, çevrimiçi depolama alanınızı, uygulamalarınızı veya e-postanızı etkin şekilde güvence altına almak için başka bir savunma katmanı oluşturarak hem şirket içinde hem de dışında kullanıcı hatalarını azaltıyor. </p>
<p>Karşılaşabileceği saldırı yüzeyini düşürmeye çalışan bir işletme için ECOS kullanmak çok akılcıdır. Bulut destekli makine öğrenimi teknolojisi sayesinde, genellikle kötü niyetli aktörler tarafından, özellikle virüslü e-posta ekleri yoluyla ve hatta makrolara bulaşarak hedef alınan MS365 uygulamaları için güvenilir güvenlik hizmeti sunar.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bulut-guvenligi-sirketlerin-onceligi-olmali-393471">Bulut güvenliği şirketlerin önceliği olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klima ile dış sıcaklık arasında en fazla 7 derece olmalı yoksa…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-392131</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2023 07:40:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392131</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bunaltan yaz sıcaklarında hepimizi ferahlatan, hayatımızın vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan klimalar, bazı koşullara dikkat edilmezse, farklı hastalıkların ve sağlık sorunlarının nedeni haline gelebiliyorlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-392131">Klima ile dış sıcaklık arasında en fazla 7 derece olmalı yoksa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bunaltan yaz sıcaklarında hepimizi ferahlatan, hayatımızın vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan klimalar, bazı koşullara dikkat edilmezse, farklı hastalıkların ve sağlık sorunlarının nedeni haline gelebiliyorlar. Klimaların solunum yolu enfeksiyonlarından kas tutulmalarına, alerjiden felce kadar farklı sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu </strong>“Klimanın yanlış ve bilinçsiz kullanımı, özellikle kışın alışkın olduğumuz ama ‘yazın olur mu?’ diye düşündüğümüz soğuk algınlığı, nezle, ateşli boğaz enfeksiyonları ve lejyoner (klima) hastalıklarının önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Üstelik bu hastalıkların bazıları; bağışık sisteminin zayıf olduğu bazı hastalarda, kronik hastalığı olanlarda, sigara kullanıcılarında ve 50 yaş üstü kişilerde ağır seyredebiliyor. Aynı zamanda alerjik bünyeli kişiler için klimalarda üreyebilen küf mantarları da alerjik rinit ve alerjik astıma yol açabiliyor. Peki, klimalar nasıl oluyor da hastalıklara neden olabiliyor ve tedbir almak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu klimaların olası risklerini anlattı, korunma yolları hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>1. RİSK: ALERJİLER</strong></p>
<p>Yeterli bakım yapılmamış klimaların ortama soğuk hava üflerken içindeki tozları, küf mantarlarını yani içinde bulunan alerjik etkenleri de üfler. Bu durum normal kişileri etkilemezken özellikle alerji sorunu olan kişilerde şikayetlerin artmasına ve alerji ataklarına neden olabiliyor. Bazı hastalarda kuru öksürüğe hatta astım krizlerinin yaşanmasına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>2. RİSK: KAS AĞRILARI VE FELÇ</strong></p>
<p>Yazın sık sık kas tutulmalarından ya da ağrılarından şikayet eden kişilere rastlanmasının nedenlerinden biri de klimalar oluyor. Klimaların üflediği soğuk havaya doğrudan maruz kalan kişilerdeki yüz sinir kılıfları etkilenirken, ileri etkilerde ödem yapabiliyor. Ancak bu durum, yüz felcine de yol açabilir ki böyle bir durumda ilk yapılması gereken acilen en yakın sağlık kuruluşuna gitmektir. </p>
<p><strong>3. RİSK: SOLUNUM YOLLARI ENFEKSİYONLARI</strong></p>
<p>Klimaların korkulan etkilerinden biri, solunum yolu enfeksiyonlarına yol açması. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, klimaya bağlı solunum yolu enfeksiyonları yaşanmasının iki nedeni olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Dışarıda çok sıcak bir hava varken içerde klimayı yüksek soğukluk derecesinde kullanmak bazı riskleri de beraberinde getiriyor. İç-dış sıcaklık arasındaki yüksek farklılık, ani ısı değişikliği etkisine, aynı zamanda sürekli soğuk ve kuru havaya maruz kalmak vücut direncinin düşmesine yol açar. Bu da kişinin hastalığa davetiye çıkarması gibi bir durum. O nedenle tedbir alınmalı, klima ile dış sıcaklık arasındaki farkın en fazla 7 derece olmalıdır.”</p>
<p>İkinci nedenin ise klimanın çalışırken içindeki bazı bakteri ve virüsleri havaya üflemesi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu “Bunlar solunum yoluyla kişiye bulaşırlar. Havayı serinletirken aynı zamanda kurutan klimalar, üst solunum yollarında farenjit, burun tıkanıklıkları ve sinüzit gibi hastalıklara yol açıyor. Nezle, grip gibi hastalıkların yanı sıra halk arasında klima hastalığı olarak bilinen ağır sağlık sorunlarına yola açabilecek hastalıklar da görülebiliyor” diyor.   </p>
<p><strong>9 öneriyle yaz sıcağında sağlığınızı koruyun</strong></p>
<p>Peki, yazın vazgeçilmezlerimizin başında gelen klimaların sağlık risklerinden uzak durmak için hangi tedbirler alınabilir. İşte Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu’nun önerileri:  </p>
<ol>
<li>Odanız ne çok soğuk ne çok sıcak olmalı. Klimanızı 22-25 arası bir dereceye sabitleyin. </li>
<li>Odanız sıcakken klimanızı ani bir şekilde çok soğuk dereceye getirmeyin. Isıyı yavaş yavaş düşürün ki vücut sıcaklığınız ani düşmesin. </li>
<li>Dış sıcaklık ile klima çalışan odadaki sıcaklık arasındaki farkın en fazla 7 derece olmasına dikkat edin.  </li>
<li>Klimanızın üfleme gücünü sabit ve en fazla orta seviyede tutun. Aniden yükselttiğiniz üfleme gücüne maruz kalmanız vücut sıcaklığının ani düşmesine, kaslarınızın da olumsuz etkilenmesine neden olur.  </li>
<li>Klimanızın üflediği noktada bulunmaktan kaçının. Doğrudan klimanın üflediği yerde bulunmak sizi o an ferahlatsa da çok zararlıdır. </li>
<li>Çok terlediniz, çok sıcakladınız ve yüzünüze püfür püfür essin istiyorsunuz ancak  klimayı yüzüne doğru üfletmeyin. Bu hem yüz felcine hem de içinde varsa hastalık etkenlerini hızlıca solumanıza yol açabilir. </li>
<li>Kuru hava sağlığa zarar verebildiğinden nem dengesini sağlayan klimaları tercih edin. </li>
<li>Klimaların yeterli düzeyde solunum yollarınızı nemlendirememe ihtimaline karşılık bol bol su için. </li>
<li>Bakımı titizlikle yapılmayan klima sularında bakteri üreyebileceğinden klima ve havalandırma sistemlerinin filtrelerini her yıl değiştirip bakımlarını yaptırın.</li>
</ol>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-392131">Klima ile dış sıcaklık arasında en fazla 7 derece olmalı yoksa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyüme Hedeflerini Aşmak İçin Doğru Sosyal Medya Kampanyası Nasıl Olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyume-hedeflerini-asmak-icin-dogru-sosyal-medya-kampanyasi-nasil-olmali-386381</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jun 2023 08:10:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aşmak]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hedeflerini]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=386381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Globalde 4.5 milyarı aşan, Türkiye’de 70 milyona yaklaşan sosyal medya kullanıcıları ile bu mecralar hiper AVM’lere ve en çok ziyaret edilen pazar yerlerine dönüşürken, pastadan daha fazla pay almak isteyen markalar, sosyal medya marketing ...</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyume-hedeflerini-asmak-icin-dogru-sosyal-medya-kampanyasi-nasil-olmali-386381">Büyüme Hedeflerini Aşmak İçin Doğru Sosyal Medya Kampanyası Nasıl Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Globalde 4.5 milyarı aşan, Türkiye’de 70 milyona yaklaşan sosyal medya kullanıcıları ile bu mecralar hiper AVM’lere ve en çok ziyaret edilen pazar yerlerine dönüşürken, pastadan daha fazla pay almak isteyen markalar, sosyal medya marketing faaliyetlerini artırıyor. Daha çok kazanmak isteyen markalara sosyal medya kampanyası konusunda ipuçları veren Digital Exchange’in uzman ekibi “Doğru Influencer’i seçip, satıştan pay anlaşması yapan ve bütçe yönetimi ile etnik pazarlamayı devreye alan markalar, başarıyı yakalıyor” dedi. Digital Exchange’in CEO’su Emrah Pamuk ise “Influencer’dan daha önceki kampanyalara kadar elde ne kadar fazla veri varsa, başarı da o oranda artıyor” diye konuştu.</strong></p>
<p>Sosyal medya mecraları Facebook, Instagram, YouTube, Twitter, LinkedIn, TikTok, Snapchat ve diğerleri geleneksel medyanın yerini aldı. Hem Türkiye hem de dünya genelinde reklam pastasının yüzde 60’ından fazlası sosyal medya mecralarına harcanıyor. Trilyonlarca dolarlık bu devasa bütçe ile en etkili kampanyaları yapan markalar ise çok kısa sürede rakiplerinin önüne geçerek, büyüme hedeflerinin kat be kat üzerinde gelişmeler kaydediyor. Peki, sosyal medya platformlarında reklam verenler nelere dikkat etmeliler? Hangi yöntemleri izlemeliler? Bütçelerini nasıl yönetmeliler? Bu ve buna benzer birçok önemli sorunun yanıtını Digital Exchange’in uzman sosyal medya marketing ekibi verirken, sosyal medya kampanya ekiplerine de önemli uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Doğru Infuluencer’ı Seçmelisiniz</strong></p>
<p>Sosyal medya reklamlarının marketing denilince akla ilk gelen yöntem olduğunu ifade eden Digital Exchange marketing ekibi, “Markaların bu konuda yaptıkları ilk yanlış, en çok takipçisi olan Influencer ile anlaşma yoluna gitmektir. Oysaki bir ürün ve hizmetin marketing’i yapılırken, en çok takipçisi olan Influencer yerine en doğru Influencer’ı seçmek başarıyı getirir” sözlerini kullandı. Digital Exchange marketing ekibi konuya ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Günümüzde 1 milyon ve üzeri takipçisi olan Influencer’lara makro, 10 bin ve altı takipçisi olan Influencer’lara ise mikro ünlü ismi veriliyor. Markalar, elbette en çok takipçisi olan Influencer’ın en çok etkileşimi alacağını düşünüyor. Gerçekte ise bir ürün ve hizmetin marketing’ini yaparken artık Influencer’ların da profesyonelleştiğini unutmamak lazım. Bugün Influencer’ların takipçileri o sosyal medya ünlüsünün </p>
<ul>
<li>Kozmetik</li>
<li>Otomobil</li>
<li>Turizm-Seyahat</li>
<li>Sağlık</li>
<li>Moda</li>
<li>Kültür</li>
<li>Gıda</li>
<li>Alışveriş gibi alanlarda çok başarılı olduğunu biliyor. Dolayısıyla da Influencer’ın tavsiye ettiği, reklamını yaptığı ürünü hizmeti araştırma, alma, kullanma eğilimini gösteriyor. Bu noktadan bakınca, bir sosyal medya kampanyasında en çok takipçisi olan Influencer’ı değil, daha önce yaptığı kampanyalar ile bugün tanıtacağı ürün ve hizmete katkı sağlayacak, satışını artıracak, hedef kitleye tam olarak seslenecek Influencer’ı seçmek gerektiği ortaya çıkıyor.”</li>
</ul>
<p><strong>Bütçe Yönetimi Kampanyaya Uygun Yapılmalı</strong></p>
<p>Ürün ve hizmeti tanıtabilecek doğru Influencer seçimi ile birlikte sosyal medya marketing kampanyalarında ikinci adımın bütçe yönetimi olduğunu ifade eden Digital Exchange marketing ekibi, “Bütçe yönetimi her zaman en önemli konuların başında gelir. Çünkü bütçeyi doğru şekilde kullanmak, kampanyanın başarısını daha fikir aşamasında bilmek anlamına gelir. Sosyal medya mecralarında bugün kampanya düzenlerken Influencer’ların 25 bin TL’den başlayıp milyon TL’ye kadar yükselen eğer kullanılacak isim bir ülke ya da dünya starı ise milyon dolarların konuşulduğu bütçeler ortaya çıkar. Bu nedenle de günümüzde markalar, özellikle de Influencer ile ciro yani satış odaklı, ürün ve hizmeti tanıttığı zaman e-ticaret sitesi ya da online satış mecrasına yönlendirme yapmayı düşünüyorsa, burada Affiliate Marketing dediğimiz satış ortaklığı yani satıştan kâr payı almaya odaklı bütçe yöntemini tercih etmeliler. Bir Influencer’e kampanyanın başında istediği rakamı ödemek, kampanyanın performansını marka adına kontrol edememe sonuçlarını doğurabilir. İstenilen ekonomik sonuca ulaşmak için Influencer’in tanıtımını yaptığı ürün ve hizmet ne kadar çok satılırsa, o kadar fazla kâr payı alacağını bilerek hareket etmelidir” bilgisini paylaştı. </p>
<p><strong>Etnik Öğeler Unutulmamalı</strong></p>
<p>Sosyal medyada pazarlama yaparken en önemli maddelerden birinin de etnik marketing olduğunu ifade eden Digital Exchange marketing ekibi “Bir marka hangi bölgeye, yöreye pazarlama yapacaksa o yerin etnik özelliklerini de iyi bilmeli. Marka ekibi kendine şu soruları sormalı:</p>
<ul>
<li>Hangi alanda marketing yapacağız?</li>
<li>Bu bölgenin dini inançları nedir?</li>
<li>Beyazlar, siyahlar ya da melezler mi ağırlıktadır?</li>
<li>Bölgede/yörede hangi ürünler tercih edilir?</li>
<li>Ne tür sosyal, kültürel hassasiyetler vardır?</li>
</ul>
<p>Sorulara verilecek yanıtlarla birlikte sosyal medyada hedef kitlenin seçilmesiyle birlikte etnik marketing yapılmalıdır” ifadelerine yer verdi. </p>
<p><strong>Hangi Sosyal Medya Mecrasını Seçeceksiniz</strong></p>
<p><strong>Digital Exchange’in CEO’su Emrah Pamuk</strong>, sosyal medyada pazarlama kampanyası yaparken bu maddelere ek olarak hangi sosyal medya mecrasının seçileceğinin de büyük bir önem taşıdığını kaydetti. Ülkelere, hatta şehirlere göre sosyal medya mecralarının popülerlik çeşitliliği oluşturduğunu ifade eden <strong>Pamuk</strong>, şunları söyledi: “E-ihracat yapmak isteyen bir marka yayınlayacağı diyette tüketilen ve tok tutan gıda ürünü için YouTube gibi video marketing yapılacak mecrayı seçerse doğru yapar. Türkiye’de bu marketing’i gerçekleştirecekse bizde Facebook’un daha çok rağbet gördüğünü bilmek gerekir. Bunun yanında Avrupa’da Instagram kullanımı yaygın. Asya’da ise TikTok daha fazla tercih ediliyor. Konu iş dünyasına ilişkin ise mutlaka LinkedIn tercih edilmelidir. Yani kampanyanın planlama aşamasında hangi mecranın seçileceğine ilişkin profesyoneller ile çalışmak ve onların değerlendirmeleriyle hareket etmek, kampanya bütçesinin doğru kullanılmasını ve hedeflenen başarıya ulaşılmasını sağlar.”</p>
<p><strong>Profesyonel ekipler harcanan bütçenin karşılığını verir</strong></p>
<p>Sosyal medyadaki kampanyaların markalara ciro ve itibar kazandırdığını aktaran Emrah <strong>Pamuk</strong>, “Bir kez kampanya yapmak ile kampanyayı sürekli kılmak arasında farklar var. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki sosyal medyada düzenli şekilde marketing faaliyetlerinde bulunan markalar rakiplerine oranla daha çok tercih ediliyor. Yani sosyal medya marketing kampanyalarını tek seferlik değil uzun vadeli olarak düşünmek fayda sağlıyor” dedi. Kampanyaların kalitesini belirleyen en önemli öğelerden birinin de özgün içerik olduğunu aktaran <strong>Pamuk</strong>, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p> “Sosyal medya kampanyasında dikkat etmeniz gerekenlerin başlıca maddelerinden biri de özgün içeriktir. Bugüne kadar sosyal medyada uygulanmayan marketing yöntemi kalmadı. Ama doğru ürüne, doğru hedef kitle ve doğru sosyal medya mecrasını seçerken en uygun içeriği de üretirseniz, yani ürünü ve hizmeti tanır, kitlenizin de ne istediğini bilirseniz başarılı olursunuz. Bunun için de sosyal medya ajansınızdan şunları talep edin:</p>
<ul>
<li>Influencer daha önce hangi kampanyalarda rol aldı?</li>
<li>Nasıl bir satış ve itibar artışı grafiği kaydetti?</li>
<li>Hedef kitlenin beklentileri nedir?</li>
<li>Benzer hangi kampanyalar, hangi oranda başarılı oldu?</li>
<li>Ürün ve hizmet için ne kadar süreyle marketing yapmalıyız?</li>
<li>Profesyonel ajansla çalışmak sosyal medya kampanyasında bize neler kazandırır?</li>
</ul>
<p>Size bu sorulara yanıt veren ajanslar, sosyal medya kampanyalarında başarı sağlayacaktır. Unutmayın ki sosyal medya kampanyaları büyük bir profesyonellik ister. Büyük değişkenlere yönelik önemli ve hızlı aksiyonlar almak gerekir. Bu beceriyi sağlayacak genç, dinamik ve her gelişmeyi takip eden ekiplerle yapılan çalışmalar da verilen paranın karşılığını markaya sağlayacaktır. Sosyal medya kampanyaları özen, beceri ve yaratıcılık ister. Profesyonel ekiplerin yürüttüğü kampanyalar ise başarının anahtarını oluşturur. Influencer’dan daha önceki kampanyalara kadar elde ne kadar fazla veri varsa, başarı da o oranda artıyor.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyume-hedeflerini-asmak-icin-dogru-sosyal-medya-kampanyasi-nasil-olmali-386381">Büyüme Hedeflerini Aşmak İçin Doğru Sosyal Medya Kampanyası Nasıl Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıf karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayif-karneye-en-dogru-yaklasim-nasil-olmali-384518</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 06:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[karneye]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384518</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okullarda bir eğitim öğretim döneminin daha sonuna yaklaşıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-karneye-en-dogru-yaklasim-nasil-olmali-384518">Zayıf karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okullarda bir eğitim öğretim döneminin daha sonuna yaklaşıldı. Milyonlarca öğrenci ve ailesi karne heyecanı yaşarken, kimi çocuklar anne-babasının karşısına ‘teşekkür’, ‘takdir’ ile çıkmanın haklı gururunu kimi çocuklar ise karnesindeki bir veya birkaç zayıfın üzüntüsünü ve tedirginliğini yaşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç</strong> her iki durumda da ebeveynlere büyük görev düştüğünü belirterek “Bu süreçte çocukların psikolojisini sağlıklı yönetebilmek ve sonraki dönemler için sağlıklı şekilde motive edebilmek adına ebeveynlerin tutum ve tepkilerinde aşırıya kaçmamaları çok önemlidir” diyor. Peki zayıf ve başarılı karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı? Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç ebeveynlere önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı iletişim kurun!</strong></p>
<p>Çocukla empati yapın ve sağlıklı iletişim kurun. İyisiyle, kötüsüyle bir yılın geride kaldığını, zorlandığı konular kadar keyif aldığı konuların da olduğunu hatırlatırken, öncelikle onun fikirlerini dinleyin. ‘Bu karne senin hayat başarını değil, bu yılı nasıl tamamladığını gösteriyor’ şeklinde yaklaşımda bulunun.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Genelleme yapmayın!</strong></p>
<p>Çocuğun başarısızlığını genele yaymayın, sadece konu özelinde yaklaşın. Örneğin; çocuğunuz matematik dersinden zayıf not aldıysa matematiğe karşı yetersiz olduğuna inanırsa, çaba göstermekten vazgeçer. Oysa ona ‘Bu sene matematik dersin zayıf gelmiş olabilir ama bu senin matematikte hiçbir zaman iyi olmayacağın anlamına gelmez, eksiklerini tamamladığın taktirde gelecek sene daha iyi olacaksın’ şeklinde yaklaşmanız onu motive edecektir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Yapıcı davranın!</strong></p>
<p>Düşük gelen notlarını beraber değerlendirin ancak bu esnada küçük düşürücü, incitici, alay edici bir yaklaşımdan kesinlikle kaçının! Zorlandığı konuları tespit ederken sevgiyle ve şefkatle, motive edici bir üslupla yaklaşın. ‘Sence nerelerde zorlandın, seneye böyle olmaması için bunu nasıl geliştirebilirsin? Biz ebeveynlerin olarak sana nasıl destek olabiliriz?” şeklindeki tutum hem yapıcı hem de çocuk için farkındalık kazandıran bir yaklaşım olacaktır.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kendinizi de sorgulayın!</strong></p>
<p>Karnedeki zayıf notların nedenlerini sadece çocuğa bağlamak doğru değil. Zira zayıf notların altında birçok etken yatabiliyor. Anne baba olarak yıl boyunca çocuğa nasıl yaklaştığınızdan taşınma, boşanma, aile içinde huzursuzluk ya da kardeş doğumuna dek bir çok faktör doğrudan karne notuna yansıyabileceğinden kendinizi de sorgulamaktan ve bunlardan dersler çıkarmaktan kaçınmayın. </p>
<p> </p>
<p><strong>Geliştirebileceği yönlerini gösterin, çabasını takdir edin! </strong></p>
<p>Odaklandığında ve çabaladığında aslında bir çok şeyi yapabildiğini çocuklara hissettirmek ve önceden çaba gösterip başardığı birkaç örneği hatırlatmak çok önemli. Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç “Bu sayede çocuğun kendisini yetersiz hissetme ihtimalini hafifletebilir, onu motive edebilirsiniz. Çabaladıkça çabasını takdir etmek yine pozitif pekiştireç olacak ve bu çabalama davranışının artmasını sağlayacaktır. Örneğin; ‘Bu sene şu dersler için çabaladığını ve o dersin diğerlerine göre daha yüksek olduğunu görüyorum, çabaladığında tüm dersler için bu yükselişin olacağına benim inancım tam&#8217; şeklindeki yaklaşım ona güçlü yönlerini hatırlatacak ve diğerlerini de geliştirmek için ilham olacaktır” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gelecek sene temiz bir sayfa için motive edin! </strong></p>
<p>Her tecrübenin geliştirici bir yanı olduğunu vurgularken, bu karne döneminden neleri tecrübe ettiğini sorun, verdiği cevaplar ve çıkarttığı dersler için takdir edin, birlikte yeni eğitim yılı için hedefler koyun. Çocuğa önümüzdeki eğitim yılının yepyeni bir yıl olduğunu hatırlatarak temiz bir sayfa açtığını hissettirmek ve edindiği tecrübelerle daha güçlü olduğunu hatırlatmak yeni dönem için daha güvenli ve emin adımlarla ilerlemesini destekleyecektir.   </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Başarısını manevi bir hediyeyle kutlayın!</strong></p>
<p>Başarılı bir karnedeyse ödülün abartılmaması, özellikle yüksek maddi değerli hediyelerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Dilara Yamanlar Büyükkoç şöyle konuşuyor: “Çocuğu öncelikle gönülden tebrik edin, başarısını kesinlikle görmezden gelmeyin. Başarıya nasıl ulaştığının tekrar üstünden geçerek, bu başarının ona nasıl hissettirdiği üzerine konuşun. Bu adımlar duygusal anlamda başarıyı içselleştirmesini ve başarısının devamlılığını sağlayacaktır. Başarısını birlikte bir etkinlikle kutlamak, o günün başrol oyuncusu olarak hissettirmek, manevi anlamda onu en çok besleyen, en sağlıklı yaklaşım olacaktır. Abartılı ve pahalı hediyelerden kaçının zira böyle bir yaklaşım bir süre sonra sadece hediye için çalışan, hediye alınmazsa tepkisel olarak çalışmayan çocuklar görmemize neden olabiliyor. ‘Çok akıllı’, ‘çok zeki’ gibi tanımlamalar ise çalışmadan da başarabileceği düşüncesine yol açarak başarı ivmesini düşürebildiğinden bu tür tanımlamalardan kaçının.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-karneye-en-dogru-yaklasim-nasil-olmali-384518">Zayıf karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların diş bakımında ebeveynler istikrarlı olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-dis-bakiminda-ebeveynler-istikrarli-olmali-384343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2023 13:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakımında]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[istikrarlı]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde süt dişlerinin beslenme kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-dis-bakiminda-ebeveynler-istikrarli-olmali-384343">Çocukların diş bakımında ebeveynler istikrarlı olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde süt dişlerinin beslenme kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor. Çocuklara diş fırçalamanın öneminin anlatılması gerektiğini belirten Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, diş fırçalamadan kaçınan çocuklar konusunda ebeveynlerin istikrarlı olması gerektiğini vurguluyor. Şeker içeriği yüksek yiyecekler tüketmemenin yanında düzenli diş kontrollerinin yapılması gerektiğinin altını çizen Koçan, çürüklerin ilerlemesinin tedaviyi zorlaştırabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çocuk diş hekimliğinde koruyucu yaklaşımların önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Büyüme ve gelişme dönemlerinde süt dişleri beslenme kadar önemli </strong></p>
<p>Çocuklarda diş bakımı konusunda ebeveynlere büyük sorumluluk düştüğüne dikkat çekerek sözlerine başlayan Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çocuklar henüz kendi ağız ve diş bakımını yapabilecek düzeyde değillerdir.” dedi.</p>
<p>Çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde süt dişlerinin beslenme kadar önemli olduğuna vurgu yapan Koçan, “Çocukların konuşmayı öğrendikleri dönemde özellikle ön dişler bazı seslerin çıkartılmasında önemlidir. Bu dişlerin korunması çocukların genel sağlığı açısından ve daimi dişlerin korunması için de gereklidir. Daimi dişler doğal yer tutucu işlevi görürler ve süt dişlerinin erken kaybedildiği durumlarda daimi dişlerin sürmesinde bir takım problemler ortaya çıkabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocukların diş bakımında ebeveynlerin istikrarlı olması gerekir</strong></p>
<p>Ebeveynlerin çocuklarına günde 2 kez diş fırçalanması gerektiğini anlatmalarının önemli olduğunu belirten Koçan, “Çocuğun yaş aralığına göre diş fırçası ve macun seçimi önemli. Ancak diş fırçalamanın düzenli bir şekilde yapılması daha da önemli bir husus. Çocuklar başlangıçta diş fırçalatmak istemeyip bu durumdan kaçabilir. Ebeveynlerin bu konuda istikrarlı olması durumunda her çocuk bu sürece uyum sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Düzenli diş kontrolünün yapılması önemli </strong></p>
<p>Beslenmenin diş çürüklerindeki etkisinin oldukça büyük olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çikolata, şekerleme, cips, kraker ve diğer karbonhidrat ve şeker içeriği yüksek yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor. Bu tür yiyeceklerin çürük oluşturma ihtimali yüksektir. Bu nedenle bu tip yiyeceklerin olabildiğince sınırlandırılması çocuğun diş sağlığı açısından önemli.” dedi</p>
<p>Beslenmenin dışında ise düzenli diş kontrollerin yapılmasının önemli olduğuna dikkat çeken Koçan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çürükler ilk zamanlarda çok anlaşılamayabilir ve bir ebeveyn bu durumu anlayamayabilir. Ağrı ortaya çıkması ve çürüğün görünür hale gelmesinden sonra tedavinin biraz daha zorlaşacağı söylenebilir. Özellikle küçük çocuklar için bu durum daha da zorlaşabilir, fakat tedavi etmek mümkündür.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-dis-bakiminda-ebeveynler-istikrarli-olmali-384343">Çocukların diş bakımında ebeveynler istikrarlı olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin gündemi ekonomi ve ihracat olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-gundemi-ekonomi-ve-ihracat-olmali-378040</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 May 2023 08:40:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyenin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti 100 yıllık tarihinde ilk kez iki turlu bir Cumhurbaşkanlığı seçimi yaşadı. 28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı adayı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 52’lik oyla tekrar Cumhurbaşkanı seçildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-gundemi-ekonomi-ve-ihracat-olmali-378040">Türkiye&#8217;nin gündemi ekonomi ve ihracat olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti 100 yıllık tarihinde ilk kez iki turlu bir Cumhurbaşkanlığı seçimi yaşadı. 28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı adayı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 52’lik oyla tekrar Cumhurbaşkanı seçildi. </p>
<p>Cumhur İttifakı, 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan 28. Dönem Milletvekili seçimlerinde de TBMM’de çoğunluğu kazanmıştı. </p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Türk seçmeninin tercihini yaptığını, bundan sonraki süreçte Hükümetin hızla kurulmasını ve Uluslararası camianın güvenini tesis edecek adımların ivedi şekilde atılmasını, gündemin ekonomi ve ihracat olmasını beklediklerini kaydetti. </p>
<p>Türkiye’nin seçime giderken döviz üzerinde büyük bir baskı oluşturulduğunu, finansmana erişimin zorlaştığını aktaran Eskinazi, “İhracatçılarımızın rekabetçiliğini olumsuz etkileyen döviz kurlarının kademeli bir şekilde ihracatçının rekabetçiliğini sağlayacak şekilde gerçek değerine gelmesi sağlanmalıdır. İş dünyasının krediye ulaşabilmesinin yolu açılmalıdır. Enerji fiyatları Türk ihracatçısının rekabetçiliğine katkı sağlayacak seviyelere düşürülmelidir. Bu adımlar hızlıca atıldığı takdirde 2023 yılının ikinci yarısında ihracat ve turizm gelirlerinin artmasıyla ülkemizin döviz sıkışıklığını giderebiliriz” şeklinde konuştu. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-gundemi-ekonomi-ve-ihracat-olmali-378040">Türkiye&#8217;nin gündemi ekonomi ve ihracat olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Naci Görür: Ülkemizin En Önemli Gündemi Deprem Olmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-naci-gorur-ulkemizin-en-onemli-gundemi-deprem-olmali-376168</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 May 2023 12:14:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[görür]]></category>
		<category><![CDATA[gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[naci]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=376168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi’nin düzenlediği “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” temalı seminerlerin yedincisinde “Ülkemizde Deprem ve Depreme Dirençli Kentler” konusu ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-naci-gorur-ulkemizin-en-onemli-gundemi-deprem-olmali-376168">Prof. Dr. Naci Görür: Ülkemizin En Önemli Gündemi Deprem Olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi’nin düzenlediği “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” temalı seminerlerin yedincisinde “Ülkemizde Deprem ve Depreme Dirençli Kentler” konusu ele alındı. Seminerin ana konuşmacısı İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu kabul etmemiz gerektiğini vurgulayarak deprem dirençli yerleşim alanlarının önemine dikkat çekti. </strong></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p>Sabancı Üniversitesi’nin “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” temasıyla gerçekleştirdiği seminerlerin yedincisinde “<strong>Ülkemizde Deprem ve Depreme Dirençli Kentler”</strong> konuşuldu. 16 Mayıs 2023, Salı<strong> </strong>günü <strong>Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ozan Duygulu</strong> moderatörlüğünde gerçekleşen seminerin konuğu <strong>İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür </strong>oldu. </p>
<p>Türkiye’nin en önemli gündeminin deprem olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Naci Görür, şunları söyledi: <em>“</em>Öncelikle fay tartışmasını bırakmak gerekiyor. Bunları bilim insanlarına bırakın. Bunları tartışacak bilim insanları da medyanın önünde tartışmamalı. Bu tartışmalardan dolayı asıl çözüme gidemiyoruz. Bizim kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Türkiye bir deprem ülkesidir. Her an her yerde büyük depremler olabilir. Binlerce insanımızı bir gecede kaybedebiliriz.”</p>
<p><strong>“7 ve üzeri deprem olma olasılığı yüzde 64”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Görür, kentleri deprem dirençli hale getirmenin altı bileşeni olduğunu ve bunların yönetim, halk, altyapı, yapı stoku, çevre &#038; ekosistem ve ekonomi olduğunu belirterek şöyle devam etti: “İl yönetimleri ve mekan kullanımının mikrogölgeleme çalışmaları çerçevesinde yapılması önemli. Bu çalışmalar ağırlıklı olarak 1999 depreminden sonra yapıldı. O dönem bir ilçenin mikrogölgeleme çalışmaları 20-25 milyon dolar tutuyordu.  Bu çalışmaların bütün Türkiye’de yapılması gerekiyor.” </p>
<p>Geliştirilme çalışmaları süren erken uyarı sistemlerinin esas amacının doğalgaz, su, elektrik gibi stratejik kurumlarda önden sistemlerde kesinti sağlayarak güvenlik önemlerini artırmak olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Görür, “Bugünkü teknolojiyle deprem dirençli kentler yapmak hiç zor değil. Olası bir İstanbul depreminde kanalizasyon sistemi ve içme suyu sistemlerinin zarar görebileceğini görüyoruz. Buna göre sistem düzeltme çalışmaları yürütmeye başladık. Bu Türkiye’de bir ilk. Ciddi bir şekilde çalışmaya başlarsak, biz İstanbul’u deprem dirençli hale dönüştürebiliriz” diye konuştu. </p>
<p>Beklenen İstanbul depremiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Naci Görür açıklamasını şöyle sürdürdü: “1999’dan itibaren 30 sene içinde her an olmak üzere İstanbul’da 7 ve üzeri deprem olma olasılığı yüzde 64. Bu 2029’a kadar bir süre demek. Bu tahmin 15 yıl artı veya eksi olarak düşünülüyor. Bu en iyi ihtimali düşündüğümüzde 2044’e kadar zamanımız olabildiği anlamına geliyor. Bir Afet Bakanlığı kurulabilirse ve iyi de bir bütçesi olursa Türkiye genelinde önemli bir gelişme sağlayabiliriz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-naci-gorur-ulkemizin-en-onemli-gundemi-deprem-olmali-376168">Prof. Dr. Naci Görür: Ülkemizin En Önemli Gündemi Deprem Olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı:&#8221;Türkiye&#8217;nin yeni yüzyılı; akılla, ilkelerle ve sürdürülebilirlikle büyümenin yüzyılı olmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sabanci-universitesi-kurucu-mutevelli-heyeti-baskani-guler-sabanciturkiyenin-yeni-yuzyili-akilla-ilkelerle-ve-surdurulebilirlikle-buyumenin-yuzyili-olmali-365160</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2023 11:27:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[akılla]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyümenin]]></category>
		<category><![CDATA[güler]]></category>
		<category><![CDATA[heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[ilkelerle]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu]]></category>
		<category><![CDATA[mütevelli]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sabancı]]></category>
		<category><![CDATA[sabancıtürkiyenin]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlikle]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yüzyılı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365160</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Türkiye’nin yeni yüzyılı; akılla, ilkelerle ve sürdürülebilirlikle büyümenin yüzyılı olmalı”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabanci-universitesi-kurucu-mutevelli-heyeti-baskani-guler-sabanciturkiyenin-yeni-yuzyili-akilla-ilkelerle-ve-surdurulebilirlikle-buyumenin-yuzyili-olmali-365160">Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı:&#8221;Türkiye&#8217;nin yeni yüzyılı; akılla, ilkelerle ve sürdürülebilirlikle büyümenin yüzyılı olmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Türkiye’nin yeni yüzyılı; akılla, ilkelerle ve sürdürülebilirlikle büyümenin yüzyılı olmalı”</strong></p>
<p><em><strong>Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri 18’inci kez sahiplerini buldu.</strong></em> <em><strong>Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, çevrimiçi gerçekleşen ödül töreninde yaptığı konuşmada, “</strong></em><em><strong>Aklımız ve yüreğimiz, deprem felaketi yaşayan 11 ilimizde. Zor dönemlerden geçiyor olsak da birlik ve beraberliğe olan inancımızla; bugün yaralarımızı sararken, aynı zamanda geleceğimizi de iyileştirmeyi hedeflemeliyiz” dedi.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bu yıl konusu, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yıl Dönümü: Teori ve Uygulamada Cumhuriyetçilik” olarak belirlenen Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nde Jüri Özel Ödülü’ne, Princeton Üniversitesi&#8217;nde L.S. Rockefeller İnsani Değerler Profesörü, Avustralya Ulusal Üniversitesi ‘nde ise Felsefe Profesörü olarak görev alan Prof. Dr. Philip Pettit layık görüldü.</strong></em></p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Sakıp Sabancı’nın vasiyeti üzerine 18 yıldır düzenlenen Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri, bu yılın konusu olarak belirlediği </strong>“<strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yıl Dönümü: Teori ve Uygulamada Cumhuriyetçilik</strong>” kapsamında genç araştırmacıları ve Cumhuriyetçilik alanında akademik çalışmalara dünyada önemli katkılarda bulunmuş bir bilim insanını ödüllendirdi. </p>
<p>Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve Anma Töreni’nde, Jüri Özel Ödülü kazananı; 2002 yılından bu yana Princeton Üniversitesi&#8217;nde L.S. Rockefeller İnsani Değerler Profesörü; 2012’den bu yana ise Avustralya Ulusal Üniversitesi, Canberra&#8217;da Felsefe Profesörü olarak görev alan <strong>Prof. Dr. Philip Pettit’e</strong> verildi. </p>
<p>“<strong>AKLIMIZ VE YÜREĞİMİZ DEPREM FELAKETİNİ YAŞAYAN 11 İLİMİZDE” </strong></p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, çevrimiçi düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “</strong>Bu yıl 18’incisini gerçekleştirdiğimiz Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri ve Anma Törenimiz için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Ancak aklımız ve yüreğimiz, deprem felaketi yaşayan 11 ilimizde.  6 Şubat ve sonrasında, ülkemizin yaşadığı en büyük felaketlerden birine tanıklık ettik. 50 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetti. Bizleri yasa boğan bu kayıplarımızın arasında, Üniversitemizin hazırlık sınıfı öğrencisi Neris Ece Öz de yer alıyor. Çok büyük bir acı. Değerli öğrencimiz Neris Ece ile birlikte hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza bu vesileyle bir kez de burada Allah&#8217;tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun ve ülkemize geçmiş olsun“dedi. </p>
<p><strong>“CUMHURİYETİMİZ, SAĞLAM TEMELLER ÜZERİNDE BİR ASRI GERİDE BIRAKTI”</strong></p>
<p>Uluslararası Araştırma Ödülleri’nin <strong>Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı Merhum Sakıp Sabancı’nın</strong> vasiyeti üzerine hayata geçtiğini ifade eden <strong>Güler Sabancı,</strong> ödül programının her yıl farklı bir konuda toplumun bugününü değerlendirirken yarınına ayna tuttuğunu, bunu yaparken de bilimin evrenselliğiyle hareket ettiğini söyledi. <strong>Güler Sabancı,</strong> şöyle devam etti:</p>
<p>“Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında bizlere düşen görev, gençlerimiz için daha iyi bir gelecek idealiyle, bilimin ışığında ilerlemeyi sürdürmektir. Zor dönemlerden geçiyor olsak da birlik ve beraberliğe olan inancımızla; bugün yaralarımızı sararken, aynı zamanda geleceğimizi de iyileştirmeyi hedeflemeliyiz.  Sevgili Amcam Rahmetli Sakıp Sabancı’nın her zaman söylediği gibi: Çalışmak, çalışmak ve çok çalışmak zorundayız.”</p>
<p>Güler Sabancı, “Bizler de üniversitemizle birlikte bilimi temel alarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Depremin ve afetlerin getirdiği bu zor günleri geride bırakmak ve ülkemizi aydınlık günlere taşımak için elimizden gelen gerekli tüm katkıyı vereceğiz” açıklamasında bulundu. </p>
<p><strong>“EN BÜYÜK GAYEMİZ HER ZAMAN ‘FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜR’ BİREYLER YETİŞTİRMEK OLDU”</strong></p>
<p>Sabancı Üniversitesi olarak, “birlikte yaratma ve geliştirmenin” gücüne inandıklarını belirten <strong>Güler Sabancı</strong>, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Türkiye’nin yeni yüzyılı, eğitimde fırsat eşitliğinin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, toplumsal kalkınmanın, bölgesel ve küresel barışa katkı sunmanın, akılla, ilkelerle ve sürdürülebilirlikle büyümenin yüzyılı olmalı. Ülkemiz, nasıl büyük ideallerle kurtuluş mücadelesi verdiyse; bugün de karşı karşıya kaldığı zorlukları, el ele vererek birliktelikle aşabilecek güçtedir. Yeter ki, Cumhuriyetimizi emanet edeceğimiz gençlerin eğitimine öncelik verelim; ilimin ve bilimin yolundan ayrılmayalım. En büyük gayemiz her zaman “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bireyler yetiştirmek oldu. Bu yolda bilimsel düşünceyi her zaman ve her alanda destekliyoruz. Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri de sosyal bilimler alanında Türkiye’de global ölçekli tek ödül programı olarak önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor, öncülük ediyor. Türk ve İslam Sanatı; Türkiye’nin tarihi, ekonomisi, sosyolojisi konularına ihdas edilmiş olan Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri, ortak akılla ulaşılabilecek faydaya odaklanıyor.”</p>
<p><strong> “NEO-CUMHURİYETÇİLİĞİN İKİ RAKİBİ: NEO-LİBERALİZM VE NEO-POPÜLİZM”</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı kutlaması gibi dünyada tarihsel bir öneme sahip bir konuda etkinliğe katılmaktan ve Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri’nin jüri komitesi tarafından ödüle layık görülmekten büyük onur duyduğunu ifade eden Prof. Dr. Philip Pettit, çalışmalarında günlük toplumsal yaşamın farklı alanlarında Cumhuriyetçilik ideallerini daha yukarı taşıyabilecek en iyi yasalar, en iyi kurumlar ve en iyi politikalara odaklandığını ifade etti. Konuşmasında neo-cumhuriyetçilikten bahseden Profesör Pettit şöyle konuştu: “Neo-cumhuriyetçilik ve onun iki keskin rakibi olan neo-liberalizm ve neo-popülizmden bahsetmek istiyorum. Neo-cumhuriyetçilik ve neo-liberalizm, ikisi de özgürlük kavramıyla ilişkili olmasından dolayı ortak bir noktaya sahip. Ancak ikisinin özgürlük kavramından anladıkları arasında büyük bir fark var. Neo-liberallere göre herhangi birinin aktif müdahalesi olmadığı müddetçe seçme özgürlüğüne sahipsinizdir. Pazar ekonomisi konusunda da ister işveren ve çalışan arasındaki ilişkide, isterse tüketici ile üretici arasındaki ilişkide karşılıklı anlaşma olduğu için neo-liberaller devlet müdahalesinin olmaması gerektiğini savunur.” </p>
<p><strong>“CUMHURİYETÇİLİK İLE İLGİLİ KİTABIM İNGİLİZCE DIŞINDA İLK TÜRKÇEYE ÇEVRİLDİ”</strong></p>
<p>Neo-cumhuriyetçiler için de pazar ekonomisinin temelde yer aldığını, ancak gönüllü çalışmada alternatifin yoksulluk olması gibi durumlarda tehlikeli görüldüğünü belirten Profesör Pettit şöyle devam etti: “Özgürlük sadece müdahale olmamasını içermez; aynı zamanda, hayatınıza istediği gibi müdahale edebilecek birinin tahakkümünün olmamasını da içerir. Neo-cumhuriyetçilere göre kişilerin birbirleri üzerinde tahakkümü olmaması ve daha güçlü veya daha zengin olsalar da birbirlerinin gözlerinin içine bakabilmesi için yasalara ihtiyaç vardır. Bu bizi kamunun tahakkümü sorununa getirir. Neo-popülizmin bu soruna verdiği yanıt; halkın, devlet yönetimini kontrol etmesidir. Bu da ancak seçim yoluyla olabilir. Neo-cumhuriyetçilik ise halkın, devletin gücünü azaltır şekilde devleti yönetmesine karşı çıkar. Seçimin yanı sıra anayasa, bağımsız medya, STK’lar yoluyla da yönetimin kontrol altında tutulabileceğini savunur.”</p>
<p>1997 yılında yayınladığım kitap olan Cumhuriyetçilik kitabının ilk çevirisinin Türkçe dilinde olduğuna dikkat çeken Profesör Pettit, “Türkiye bu bağlamda benim için ayrı bir önem taşıyor. Türkiye’de kitabımın bu kadar dikkat çekmesine çok şaşırdım. Bu sayede Türkiye’deki insanlarla birçok paylaşımım oldu. Geleneklerle neden bu kadar ilgilendiklerini, Türkiye’nin Atatürk tarafından kurulmuş ünlü bir Cumhuriyet olduğunu ve bunun gibi birçok konuyu konuşma şansım oldu. Yaşadığım Avusturalya’dan çok farklı bir ülkede Cumhuriyetçiliğin ne anlama geldiğinin farkına varmaya başladım” dedi. </p>
<p>İrlanda doğumlu olan Prof. Dr. Philip Pettit, Cumhuriyetçilik düşüncesi ve bu alandaki araştırmalara yön veren, alanında öncü bir role sahip felsefeci ve siyaset</p>
<p>kuramcısı konumunda. </p>
<p> </p>
<p><strong>BAŞVURULARI ULUSLARARASI BAĞIMSIZ JÜRİ DEĞERLENDİRDİ</strong></p>
<p>Sabancı Üniversitesi bünyesinde, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi ve İstanbul Politikalar Merkezi liderliğinde yürütülen ödül programında makalelerin değerlendirmesi, bağımsız ve uluslararası bir jüri tarafından gerçekleştiriliyor. Ödül programı kapsamında her yıl ekonomiden politikaya, tarihten psikolojiye, sosyal bilimlerin tüm alanlarından farklı bir tema belirleniyor. </p>
<p>Bu yılın makale ödülü kazanan isimleri <strong>The New School for Social Research Üniversitesi</strong>’nden<strong> Dolunay Bulut, Chicago Üniversitesi</strong>’nden<strong> Burak Tan </strong>ve<strong> Sabancı Üniversitesi</strong>’nden<strong> Banu Turnaoğlu Açan</strong> oldu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabanci-universitesi-kurucu-mutevelli-heyeti-baskani-guler-sabanciturkiyenin-yeni-yuzyili-akilla-ilkelerle-ve-surdurulebilirlikle-buyumenin-yuzyili-olmali-365160">Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı:&#8221;Türkiye&#8217;nin yeni yüzyılı; akılla, ilkelerle ve sürdürülebilirlikle büyümenin yüzyılı olmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Atabay, &#8220;İmar Barışından Söz Etmek Büyük Suç Olmalı &#8220;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-atabay-imar-barisindan-soz-etmek-buyuk-suc-olmali-359924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 09:46:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atabay]]></category>
		<category><![CDATA[barışından]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[imar]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359924</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından İkinci Yüzyılın iktisat kongresi gerçekleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanından CHP’li belediye başkanlarının bir araya geldiği buluşmaya Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay’da katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-atabay-imar-barisindan-soz-etmek-buyuk-suc-olmali-359924">Başkan Atabay, &#8220;İmar Barışından Söz Etmek Büyük Suç Olmalı &#8220;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından İkinci Yüzyılın iktisat kongresi gerçekleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanından CHP’li belediye başkanlarının bir araya geldiği buluşmaya Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay’da katıldı.</p>
<p>İzmir’de gerçekleştirilen program kapsamında, İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’ni “100 yıl önce yapılan bir kongrenin tekrarı” olarak tanımlayan Başkan Atabay, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e teşekkür etti.</p>
<p>Kongre sonrası açıklamalarda bulunan Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay, “Belediye Başkanları Buluşması’nda konunun deprem olduğuna işaret ederek, Deprem ile ilgili ne yapılabilir? Depremden önce, deprem anında ve depremden sonra ne yapılmalı? Hem kamuoyunu bilinçlendirme hem de önlemlerin alınması anlamında yerel yönetimlerin sorumlulukları ve yetkileri dahilinde üzerine düşen görevler nedir?” gibi konu başlıklarına dikkat çekildiğini belirtti.</p>
<p>Konuşmasına devam eden, Başkan Atabay, “Bürokrasiye takılmadan yapmak istediğimiz ya da yapılması gereken çok şey var. Yerel yönetimler olarak bunların birçoğuna yetkiniz olmuyor. Bu konuda merkezi hükümetin birtakım iyileştirmeler yapması lazım. O zaman çok daha hızlı ve önemli çözümler sağlanır diye düşünüyorum” dedi.</p>
<p><strong>“DİDİM’DE YÜKSEK KATA ASLA MÜSAADE ETMEDİK”</strong></p>
<p>Türkiye’nin deprem gerçeğinin altını çizen Başkan Atabay, Didim’de çok yüksek katlı binaların bulunmuyor, Bir sahil kasabası için planların gayet güzel hazırlandı, En yüksek katımız 5. Bazı bölgelerimizde sadece 2 katlı müstakil evler var. Birkaç sefer bu delinmeye çalıştı. 2014 ve öncesinde de yapılmış. Biz geldiğimiz zaman hem şehrin silüeti anlamında hem daha sağlıklı bir kıyı kasabası yaratmak ve yaratılanı da bozmamak adına yüksek kata asla müsaade etmedik. Hatta dikey yapılaşma yerine yatay yapılaşmaya geçelim dendiğinde biz çok daha önceden bir Meclis kararı ile yükseklik olayını sınırlamıştık. Meclis kararımızın tarihi de bellidir” dedi.</p>
<p>Başkan Atabay, “Tabii ki sadece kat ile bitmiyor iş. 5 katlı bina da yıkılabilir ama 40 katlı bir bina eğer deprem gerçeği göz önünde tutularak ve yönetmeliklere tam uyularak yapılırsa yıkılmayabilir. Ama ben işin biraz da silüet tarafına gidiyorum çünkü bir turizm ilçesiyiz. Biz tabii çok sıkı bir şekilde denetliyoruz ama deprem yönetmeliklerinin uygulanmadığı ya da çok eksik deprem yönetmeliklerinin olduğu dönemde yapılan yapı stoku bizde de mevcut. Şehir hemen dünden bugüne kurulmadı. Bu anlamda 1980 öncesi ve sonrası ilk deprem yönetmeliğine kadar gelen kanunların el verdiği ölçü çerçevesinde ve vatandaşlarımızın ve bizim sorumluluklarımız sahası içinde bu çalışmalara başladık. Yeni olarak da birtakım önlemler almak durumundayız ve onları da son haline getiriyoruz. Meclis’ten geçmesi gerekenleri Meclis’ten geçireceğiz. Encümenden alınması gereken kararları encümenden alacağız ve devam edeceğiz. Biz burada yerel yöneticiler olarak vatandaşların sağlığını can güvenliğini sağlamakla mükellefiz.”dedi.</p>
<p><strong>‘İMAR BARIŞI’NDAN SÖZ ETMEK BÜYÜK SUÇ OLMALI</strong></p>
<p>Başkan Atabay, “21. Yüzyılda imar barışı imar affı gibi konuları konuşmayı bırakın düşünmek bile bence çok büyük suç olmalı. Aşağı yukarı tamamı deprem bölgesi olan ve şiddetli depremlere maruz kalınabilecek bir ülkede imar barışından söz etmek imar affını düşünmek asla söz konusu olmamalı. Bu yanlışlar daha önce yapıldı tekrar yapılacaktı ki deprem oldu; çok canımızı aldı, binlerce bina yıkıldı, şehirlerimiz yok oldu ama sanıyorum onu düşünenlere de bir ders verdi” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“SATIŞLAR DURMAYA YAKIN YAVAŞLAMIŞTI”</strong></p>
<p>Başkan Atabay, “Son üç yılda pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, Türkiye’deki ekonomik sıkıntılar gibi sebeplerin turizm sezonunu da olumsuz etkilediğini belirtirken, bu yıl satışların gayet iyi gittiğini, Almanya Berlin Fuarı’nda da bunu test etme şansı yakaladıklarını ancak depremin ardından satışlarda durmaya yakın bir yavaşlama olduğunu ifade ederek, satışların süreç içerisinde tekrar açılmaya başladığını belirtti.</p>
<p><strong>“TÜRKİYE BİLGİ, BİRİKİM VE GÜCE SAHİP BİR ÜLKE”</strong></p>
<p>Başkan Atabay, “Her zaman söylüyorum. Türkiye her türlü güçlüğün üstesinden gelecek bilgi, birikime, halkın dayanışma gücüne ve kültürüne sahip olan bir ülke. Bütün bunları atlatırız ama atlatmak ne kadar önemli ise bunlara yakalanmamak da önemli. Planlarımızı önceden yapıp, önlemlerimizi önceden alırsak orayı düzeltmek için harcayacağımız enerjiyi Türkiye’yi daha ileriye götürmeye, güzelleştirmeye, refah düzeyimizi artırmaya harcarsak çok daha iyi olur diye düşünüyorum” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-atabay-imar-barisindan-soz-etmek-buyuk-suc-olmali-359924">Başkan Atabay, &#8220;İmar Barışından Söz Etmek Büyük Suç Olmalı &#8220;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 07:58:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatli]]></category>
		<category><![CDATA[hamileler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte gösterişli iftar sofraları pek çoğumuzu heyecanlandırmaya başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988">Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte gösterişli iftar sofraları pek çoğumuzu heyecanlandırmaya başladı. Kronik hastalığa sahip olanlar ve hamileler için ise durum biraz daha farklı: Onlar, “Acaba oruç tutabilecek miyim?” sorusuyla baş başalar&#8230; Uzmanlara göre, bu soruya mutlaka hekim kontrolünde cevap aranması gerekiyor. Liv Hospital hekimlerinden Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova ile Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç kronik hastalığı olanlar ve hamileler için Ramazan’a özel uyarılarını ve önerilerini paylaştılar.</strong></p>
<p><strong><u>Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk</u></strong></p>
<p><strong>Kalp dostu besinlerden Ramazan’da da vazgeçmeyin! </strong></p>
<p>Sağlıklı oruç konusunu kronik hastalıkların başında gelen kalp-damar hastalıkları açısından değerlendiren Liv Hospital Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk “Bazı kalp-damar hastaları için oruç tutmak tehlikeli olacağından kesinlikle önerilmez. Dolayısıyla hastalar, doktorlarının önerileri doğrultusunda hareket etmeli, eğer doktorları izin vermiyorsa kesinlikle oruç tutmamalılar. Oruç tutabilecek kalp hastalarının ise Ramazan boyunca dikkatli olması gereken konu, beslenme şeklidir” dedi.</p>
<p>Kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltan, iyi kolesterolü artırarak kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olan besinlerin önemini hatırlatan Doç. Dr. Cem Arıtürk, “Vücudumuzun ihtiyacı olan yağ tüketimi için ağırlıklı olarak sağlığımıza &#8216;iyi&#8217; gelen; diğer adıyla doymamış yağlı besinleri tercih edin. Doymuş yağ içeriği yüksek gıdaları ise belirli ve gerekli ölçülerde tüketin, &#8216;kötü&#8217; olarak nitelendirdiğimiz trans yağlardan mutlak suretle kaçının. Buna göre salata ve yemeklerinizde ağırlıklı olarak zeytinyağı ve ayçiçek yağını kullanabilir; zeytin, avokado, badem, ceviz, yer fıstığı, fındık, ay çekirdeği, mısır gibi besinler ile somon, uskumru, hamsi, alabalık gibi balık çeşitlerine beslenme düzeninizde yer verebilirsiniz.” </p>
<p><strong>Pide yerine bol tahıllı ekmek tüketin </strong></p>
<p>Aşırı ve sağlıksız karbonhidrat tüketiminin kan şekeri, kan basıncı, kan yağları seviyelerinin yükselmesine ve uzun vadede şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine de değinen Doç. Dr. Cem Arıtürk karbonhidrat tüketiminde lifli besinleri öneriyor:</p>
<p>“Sahurda nişasta ve şeker gibi karbonhidrat içeriği yüksek olan besinleri tercih edenler gün boyu açlık hissedeceklerdir. Daha uzun süre tok hissetmek için sahurda pide yerine bol tahıllı ekmekler tercih edin. Lif içeriği yüksek, az şekerli tam tahıllardan üretilmiş kahvaltılık gevrek, ekmek, makarna gibi besinler; kahverengi pirinç veya kinoa gibi tahıllar kan şekerini dengede tutacağı için faydalıdır.”</p>
<p><strong>Halsizliğe karşı protein ağırlıklı beslenin </strong></p>
<p>Doyurucu ve daha uzun süre tokluk için ise protein açısından zengin ve yüksek lifli besinleri tavsiye eden Doç. Dr. Cem Arıtürk, “Dengeli ve yeterli miktarda protein almak, gün içinde gelişebilecek halsizliği ve yorgunluğu da engelleyecektir. Yumurta, et, balık, süt ve süt ürünlerinden oluşan hayvansal protein kaynakları ile kuru baklagiller, yulaf ezmesi, fındık, fıstık, badem ve chia tohumu gibi bitkisel protein kaynaklarının beslenme düzeninde dengeli dağılımı sağlanmalıdır” şeklinde bilgi verdi. </p>
<p><strong>Meyve suyu yerine meyve tüketmeyi tercih edin </strong></p>
<p>Doç. Dr. Cem Arıtürk sıvı tüketimi konusunda “Kadınlar için günde 2,5 litre, erkekler için 3,5 litre sıvı tüketimi vücuttaki sıvı dengesinin korunması açısından idealdir. Seçilebilecek en iyi içecek türü ise kaynağı bilinen, temiz sudur. Bunu ayran, taze sıkılmış meyve suları, sade soda, çay ve kahve izleyebilir. Ancak yine de meyvelerin bütün olarak yenmesinin, sadece sularının içilmesinden daha sağlıklı olduğunu unutmamak gerekir. Örneğin bir portakal, bir bardak portakal suyunun iki katı kadar lif; yarısı kadar şeker içerir” diye konuştu.  </p>
<p><strong><u>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova</u></strong></p>
<p><strong>Ramazan’da şiddetli hipoglisemi vakaları artıyor</strong></p>
<p>Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova da oruç tutmanın, Diyabet hastaları için taşıdığı olası ve ciddi riskler hakkında bilgi verdi. Yapılan çalışmalarda Ramazan ayında şiddetli kan şekeri düşüklüğünün (hipoglisemi) yedi kat; şiddetli şeker yüksekliğinin ise dört kat artış gösterdiğine işaret eden Uzm. Dr. Saida Dashdamirova, “Yüksek riskli hastalar, oruç tuttukları zaman ciddi kan şekeri düşüklüğü ve kan şekeri yüksekliğinin yanı sıra vücutta sıvı kaybı (dehidratasyon), tansiyon düşüklüğü, bayılmalar, yaralanmalar, tromboz (kanda pıhtı oluşumu) gibi komplikasyonlar yaşayabilir” diyerek yüksek riskli olarak değerlendirilen Diyabet hastaları için oruç tutmamaları yönünde uyarıda bulundu: </p>
<p><strong>Yüksek riskli Diyabet hastaları oruç tutmamalı </strong></p>
<p>“Tip 1 diyabeti olanlar, akut hastalığı olanlar, diyalize girenler, ciddi şeker düşüklükleri yaşayanlar, şekerinin düştüğünü fark edemeyenler, üç aylık ortalama kan şeker testi yüzde sekizin üzerinde olanlar, son üç ayda diyabete bağlı koma, şeker yüksekliği veya düşüklüğü ile hastaneye yatışı olanlar, şeker hastalığına bağlı organ hasarı gelişenler, yalnız yaşayan insülin veya sulfanilüre grubu ilaç kullananlar, 75 yaş üzeri olan hastalar, çoklu insülin tedavisi alanlar yüksek riskli olarak değerlendirilir. Bu hastaların oruç tutması önerilmez, fakat oruç tutmakta ısrarcı olurlarsa kişiselleştirilmiş bir tedavi planı oluşturulmalı, hasta gerekli eğitimi almalı, her zamankinden daha sık parmak ucu kan şekeri kontrol edilmelidir. Parmak ucu kan şekeri ölçümü ve kan vermek orucu bozmaz. Hasta, kan şekerini ölçtüğünde 70 mg/dL&#8217;nin altında veya 300 mg/dL&#8217;nin üstünde olursa veya kendini kötü hissederse mutlaka orucunu bozmalı; kan şeker düzeyinde düzelme olmazsa hastaneye başvurarak tıbbi yardım almalıdır. Kan şekeri 70 mg/dl altında ölçüldükten sonra oruca devam etmek ise hayati risk getirebilir.”</p>
<p><strong>Düşük riskli Diyabet hastaları gerekli tedavi düzenlemelerini yaptırmalı </strong></p>
<p>Diyabet tanısı olan ve oruç tutmayı planlayan hastalar için ise mutlaka, Ramazan’dan 1-2 ay önce durum değerlendirmesi için doktor kontrolüne gitmiş olmaları gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Saida Dashdamirova, “Düşük hipoglisemi riskine sahip olan ilaçlarla tedavi edilen ve üç aylık ortalama kan şeker testi yüzde sekizin altında olan hastalar son 3 ay içerisinde kan şekeri düşüklüğü veya yüksekliği nedeniyle hastaneye yatışı olmamışsa gerekli tedavi düzenlenmelerinden sonra oruç tutabilirler” şeklinde bilgi verdi. </p>
<p><strong><u>Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum &#8211; Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç </u></strong></p>
<p><strong>Anne adayları oruç tutabilir mi?</strong></p>
<p>Anne adayları için de gebelik döneminde oruç tutup tutamayacakları en sık merak edilen konulardan biri. Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Hamileyim, oruç tutabilir miyim? Tutarsam bunun bebeğime etkisi nasıl olur” gibi soruların cevabının her gebe için farklılık göstereceğini belirtti: </p>
<p>“Birçok çalışma, orucun gebelik ve bebek üzerinde yaptığı etkilerin anlamlı sonuçlar yaratmadığını göstermektedir. Fakat gebelikte düzenli ve kaliteli beslenme ile sıvı tüketimi düzeni oldukça önemlidir. Uzun süreli açlık durumunun ve sıvı alımının olmamasının genel etkilerini, gebelerin doktorları ile birlikte değerlendirmesini ve oruç tutma kararını buna göre almasını öneririm.”</p>
<p>Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç, oruç tutan anne adaylarında gözlemlenebilecek durumlar hakkında da bilgi verdi:</p>
<p><strong>Anne ve bebek için ne gibi olumsuzluklar gelişebilir?</strong></p>
<p>“Uzun süreli açlığa bağlı olarak anne kan şekerinin düşmesi, kan insülin artışı, kan yağ asitlerinde artış, tüm vücutta dolaşan damar içi kan hacminde azalma, kalpten pompalanan kanın azalması, vücut su dengesinin bozulması, böbreklere giden kan akımın azalması, idrar çıkışında azalma gibi olumsuz sonuçlar görülebilir. Gelişen bu değişimlere karşı bebeği korumaya yönelik mekanizmalar devreye girer. Bunun sonucunda bebekte hareket azlığı, bebeğin kanlanmasına destek sağlayan damarların kan hacminde azalma, amnios sıvı hacminde azalma gibi bebek adına olumsuz etkiler ile karşılaşabiliriz.”</p>
<p>Özellikle yaz aylarına denk gelen Ramazan dönemlerinde uzun süreli açlık ve susuzluğun bebek ve anne için negatif etkilenme olasılığını artırdığını hatırlatan Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Anne ve bebek ancak dokuz  saati aşmayan oruç saatlerinde bahsettiğimiz olumsuz etkileri tolere edebilir” dedi. </p>
<p><strong>Oruç tutacak anne adaylarına öneriler</strong></p>
<p>“Oruç tutmak konusunda kararlı olan gebelerin ise iftar ve sahur arasında zamanı bölerek beslenmeleri, yağlı karbonhidratlı gıdalar yerine tok tutucu protein desteği yüksek olan gıdaları tüketmeleri ve su içmeyi ihmal etmemeleri gerekir” şeklinde bilgi veren Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç bazı sağlık problemleri olan anne adaylarının ise kesinlikle oruç tutması gerektiğini hatırlattı. Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Hipertansiyon, böbrek hastalığı, diyabet, erken doğum riski, bebek gelişme geriliği gibi var olan gebelik riskleri ile takip edilen gebeler kesinlikle oruç tutmamalıdır” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988">Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı iftar sofrasında neler olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-iftar-sofrasinda-neler-olmali-358718</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 11:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sofrasında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358718</guid>

					<description><![CDATA[<p>İftardan sonra tüketilen 8-10 bardak su böbrek yükünü dengeliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-iftar-sofrasinda-neler-olmali-358718">Sağlıklı iftar sofrasında neler olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İftardan sonra tüketilen 8-10 bardak su böbrek yükünü dengeliyor</strong></p>
<p><strong>Ramazan ayı orucunun  14-15 saat saat süreceğini belirten uzmanlar, böbrek yükünü dengelemek ve kan dengesini korumak üzere iftardan sonra en az 8-10 bardak su tüketilmesi gerektiğini ifade ediyor. Alınan enerji ve kilonun artmasına yol açacağı için aşırı besin tüketmekten kaçınılması gerektiğini vurgulayan  Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, yağlı besin tüketiminin azaltılmasını ve uzun süreli dengeli enerji sağlayacak buğday, yulaf, fasulye, mercimek gibi kompleks karbonhidratlı yiyeceklerin tüketilmesini öneriyor. Örkçü; iftar yemeğine ılık çorbayla başlanmasını, zeytinyağlı sebze yemeği ya da salatadan sonra etli yemeğe geçiş yapılmasını ve son olarak tatlının ise iftardan 1-2 saat sonra tüketilmesini tavsiye ediyor. </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, Ramazan ayında sağlıklı beslenme açısından bilgiler ve önemli tavsiyer paylaştı.</p>
<p><strong>Diyetler vücut ağırlığını korumak üzere yapılmalı</strong></p>
<p>Bu yıl Ramazan ayında 14-15 saat kadar süren bir oruç söz konusu olacağını hatırlatarak sözlerine başlayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, “Ramazan ayında optimal beslenmeyi sağlamak önemlidir. Yapılan birçok bilimsel çalışmada Ramazan orucunun vücuttaki metabolizmayı yavaşlattığı belirlendi. Bu sonuçlara göre diyetimiz normal vücut ağırlığımızı korumak, ağırlık kaybetmemek veya ağırlık kazanmamayı destekleyecek şekilde olmalı. Oruç sırasında baş ağrısı ve hazımsızlık gibi minör, böbrek ve sindirim sorunları gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir” dedi.</p>
<p><strong>İşte Ramazan’da sağlıklı beslenme tüyoları</strong></p>
<p>NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, Ramazan ayında doğru beslenme ve vücudun ihtiyaç duyduğu su ihtiyacını karşılamaya yönelik önerilerini şöyle paylaştı:</p>
<p><strong>&#8211; Yeterli miktarda sıvı alınmalı, vücuttaki su korunmalı:</strong> İftardan sonra en az 8-10 bardak su tüketilmeli. Yeterli sıvı alınması toksinlerin vücuttan atılması, idrar yoğunluğunu korumak, böbrek yükünü dengelemek, kan dengesini korumak ve dehidratasyonu önlemek için gereklidir. Vücut suyunu korumak için gün boyunca serin koşullarda kalmak ve fiziksel faaliyetleri sınırlamak vücuttaki sıvı kayıplarını önlemek için önemlidir.</p>
<p><strong>&#8211; Aşırı besin tüketilmemeli:</strong> Vücudun düzenleyici mekanizmaları metabolik hızı düşürüyor ve açlık durumunda vücudun enerji kaynaklarından yeterli enerjiyi verimli biçimde kullanılmasını destekliyor. Aşırı miktarda yemek, alınan enerjinin ve vücut ağırlığının da artmasına neden oluyor. Dengeli ve besin ögelerinden açısından zengin yemekler; önerilen miktarlarda protein, vitaminler ve minerallerin vücutta yeniden yerine konmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>&#8211; Yağlı besim tüketimi azaltılmalı:</strong> Düşük yağlı/yağsız süt, yoğurt, düşük yağlı peynir, yağsız et tüketimi tercih edilmeli. Dengeli bir öğün oluşturmak için iftardan sonraki diyet, normaldeki düzenli diyetimizden farklı olmamalı. Öğünlerimiz kompleks karbonhidratlar, örneğin tam tahıllar ve tam tahıl ekmeği, yağsız et, kuru baklagiller, meyveler ve sebzeleri içermeli.</p>
<p><strong>&#8211; Aşırı tatlı ve saflaştırılmış ürünlerin tüketiminden sakınılmalı</strong>: Saflaştırılmış ürünler ve tatlılar, tam tahıllar ve tam tahıl ekmeği gibi daha yavaş sindirilen kompleks karbonhidratlara kıyasla çok hızlı sindirilmektedir. Kompleks karbonhidratlar buğday, yulaf, fasulye, mercimek, tam buğday unu, pirinç gibi tahıllar ve tohumlarda bulunuyor. Kompleks karbonhidratlar daha uzun süreli dengeli bir enerji ve tokluk hissini sağlamaları nedeni ile daha uygun bir seçim olacaktır.</p>
<p><strong>&#8211; Enerji dengeli şekilde alınmalı:</strong> Şeker eklenmiş içecekler ve şeker şuruplarının tüketilmesi ile aşırı enerji alınabilir. Bunların yerine sağlıklı seçimler olarak su, meyve suyu ve kremasız çorbaların tüketilmesinin sağlıklı seçimler olacağını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalı</strong></p>
<p>Sindirimi kolaylaştırmak için yemek yerken acele edilmemesi gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, “Yemekler yavaş yenmeli, uygun biçimde çiğnenmeli. Besin değeri düşük ve mide salgısını artıran asitli içeceklerin tüketiminden uzak durulmalı. Çay, kahve ve diğer kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlanmalı. Çünkü bu tür içecekler diüretik etkiye sahiptir ve oruç sırasında vücuttan sıvı kaybına yol açarlar” dedi.</p>
<p><strong>Peki iftar sofrasında neler olmalı?</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, iftar yemeğine çorbalarla başlanmasını önererek diğer önemli tavsiyelerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p>“Başlangıç için çok sıcak olmayan ılık çorba en uygun yiyecektir. Bağırsak problemi olanlar çorbalarına doğal lif ilavesi yapabilecekleri gibi kepekli ekmek de tercih edebilirler. Biraz ara verip zeytinyağlı bir sebze yemeği veya salatalarla devam edilebilir. Daha sonra ana et yemeklerinden biri seçilebilir. Yemek sonrası yenilecek tatlıların hamurlu ve kızartma işlemine uğramış bir tatlı olmamasına dikkat edilmeli, sütlü tatlılar tercih edilmeli. Ramazan’ın simgesi haline gelen güllaç en uygun tatlı olarak kabul edilebilir. Haftada 1-2 kez sütlü tatlı yenilebilir. Ancak hemen yemek üzerine değil iftardan 1- 2 saat sonra yenilmesi daha uygun olacaktır. Yemek iyice çiğnenmeli.  Çok tuz içeren, yağlı ve tatlı besinlerden kaçınmak gerekiyor. Ağır hamur tatlıları yerine sütlü tatlıları veya meyveleri seçmenin sağlık açısından daha fazla yarar sağlayacağını söyleyebiliriz”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-iftar-sofrasinda-neler-olmali-358718">Sağlıklı iftar sofrasında neler olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travmaya Yaklaşım Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travmaya-yaklasim-nasil-olmali-358577</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 09:04:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[travmaya]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikolojik Danışman Funda Nur Akay, yasın ardından bir hayatın nasıl kurulacağını ve travma sonrası stres bozukluğunun belirtilerini MAG Okurları için ele alıyor...</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travmaya-yaklasim-nasil-olmali-358577">Travmaya Yaklaşım Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><u>Psikolojik Danışman Funda Nur Akay, yasın ardından bir hayatın nasıl kurulacağını ve travma sonrası stres bozukluğunun belirtilerini MAG Okurları için ele alıyor&#8230;</u></strong></p>
<p> </p>
<p>Travma sonrası stres bozukluğunun nasıl anlaşılacağını aktaran Funda Nur Akay “Öncelikle travmayı tanımlamakla başlamamız faydalı olabilir. Travmalar; kişinin doğal afet, büyük kazalar, savaş, terör olayları, istismar, taciz, tecavüz gibi ani ve beklenmedik olaylara ya da aile, okul veya iş çevresinde yaşanan şiddet, reddedilme ya da ihmallere maruz kalmasıdır. Travma sonrası stres bozukluğundan; travma sonrasında yaşanan akut stres belirtilerinin bir aydan fazla sürmesi ve belirtilerin yoğunluğu ve sıklığında azalma olmaması durumunda bahsedilebilir. Bu belirtileri de uyku problemleri, kaçınma ya da aşırı uyarılma durumları, olumsuz duygu ve düşüncelerin sürekli tekrarlanması, konsantrasyon ve dikkat eksiklikleri, değişen gerçeklik algısı gibi fiziksel, duygusal, bilişsel ve davranışsal boyutlarda sınıflandırabiliriz” dedi. </p>
<p>Çocuklarda davranış değişiklikleri ya da yaşından küçük davranışlar, uyku problemlerinin gözükebileceğini aktaran Funda Nur Akay “Bu durumlarda çocukların önce güven ihtiyacının karşılanması gerekir. Ergenlerde yukarıdakilere ek olarak, içe kapanma durumları olabileceğinden mutlaka sosyal ortamlar için teşvik ve yaşlarına uygun görev ve sorumluluklar verilmelidir.  Herkes için belirtilerin farklı ve değişik yoğunlukta olması söz konusudur. Az önce de belirttiğim gibi bu belirtiler bir aydan fazla devam ettiği noktada ve yoğunlukları artma eğiliminde ise uzman desteğinin gerekliliğinden bahsedebiliriz. Bu durumlarda EMDR gibi kısa süreli, çözüm odaklı terapiler kullanılabileceği gibi, daha uzun süreli psikoterapilere de ihtiyaç duyulabilir” açıklamasında bulundu. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travmaya-yaklasim-nasil-olmali-358577">Travmaya Yaklaşım Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Girişimci, Kurumsal Eğitmen ve Danışman Selmin Gök: &#8220;İşverenler eğitim ve öncelikli istihdam desteği ile kadınların yanında olmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girisimci-kurumsal-egitmen-ve-danisman-selmin-gok-isverenler-egitim-ve-oncelikli-istihdam-destegi-ile-kadinlarin-yaninda-olmali-358532</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 08:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[danışman]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitmen]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[gök]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[işverenler]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[öncelikli]]></category>
		<category><![CDATA[selmin]]></category>
		<category><![CDATA[yanında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358532</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’yi etkileyen deprem felaketinin yanı sıra EYT düzenlemesinin de devreye girmesiyle kadın istihdam oranın daha da gerileyebileceğine dikkat çeken Selmin Gök, işverenlere sürdürülebilir büyüme için kadınlara yönelik eğitim ve öncelikli istihdam desteği çağrısında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girisimci-kurumsal-egitmen-ve-danisman-selmin-gok-isverenler-egitim-ve-oncelikli-istihdam-destegi-ile-kadinlarin-yaninda-olmali-358532">Girişimci, Kurumsal Eğitmen ve Danışman Selmin Gök: &#8220;İşverenler eğitim ve öncelikli istihdam desteği ile kadınların yanında olmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’yi etkileyen deprem felaketinin yanı sıra EYT düzenlemesinin de devreye girmesiyle kadın istihdam oranın daha da gerileyebileceğine dikkat çeken Selmin Gök, işverenlere sürdürülebilir büyüme için kadınlara yönelik eğitim ve öncelikli istihdam desteği çağrısında bulundu. </strong></p>
<p>Genel-İş’in Kadın Emeği Raporu&#8217;na göre, deprem olan illerde zaten düşük olan kadın istihdamı daha da düşecek. Deprem bölgesindeki illerde istihdam edilen kadınların yarısı kayıt dışı çalıştırılıyor. Türkiye’de her 10 işsiz kadından biri deprem bölgesinde yaşıyor. </p>
<p>Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından yayınlanan Gender Gap Report 2022 verilerine göre küresel cinsiyet farkını kapatmak için 132 yıl gibi bir zamana ihtiyaç olduğu söyleniyor. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı sadece yüzde 34, OECD ortalaması ise yüzde 64. OECD ülkeleri çapında yapılan araştırmaya göre kadın ve erkek arasındaki iş gücüne katılım farkının kapanması ülke ekonomisini iyileştiriyor. Yani kadın istihdamını artırmak ülkemizin gayri safi milli hasılasını yükselterek sosyal ve ekonomik refahı sağlayacak. Bu nedenle Türkiye’yi etkileyen deprem felaketinin yanı sıra EYT düzenlemesinin de devreye girmesiyle kadın istihdam oranın daha da gerileyebileceğine dikkat çeken Selmin Gök, işverenlere sürdürülebilir büyüme için kadınlara yönelik eğitim ve öncelikli istihdam desteği çağrısında bulundu. </p>
<p>TÜİK’in hane halkı iş gücü araştırması sonuçlarına göre 2022’de kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 32.8, erkeklerde ise yüzde 70.3 oldu. Eğitim durumlarına göre bakıldığında ise kadınların eğitim seviyesi arttıkça iş gücüne daha fazla katıldıkları görüldü<strong>. </strong></p>
<p>Selmin Gök “İş dünyası, afetten etkilenen kadınların hayatlarına daha fazla dokunmalı ve onlara iş imkânı da yaratmalı. Barınma, kıyafet gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması elzem olsa da sürdürülebilir bir yaşam formülü değil. Bölgede çalışan kadın iş gücünün yüzde 52’sinin sosyal güvencesiz olduğu ortaya çıktı. Bu, her iki kadından birinin işsizlik ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanamaması demek ve bu durum sosyal adalet açısından çok vahim bir sonuç” diyen Selmin Gök işverenleri harekete geçmeye ve kadın istihdamı konusunda öncü olmaya davet etti.</p>
<p><strong>“Eğitim ve istihdam desteği için iş dünyasıyla el ele vermeye hazırız”</strong></p>
<p>Bazı şirketlerle birlikte kadının toplumdaki yerine güçlendirmeyi amaç edinen çeşitli kuruluşlar ve platformlar kadına yönelik istihdam seferberliği için kolları sıvadı. Tecrübeli ve yetişmiş kadın iş gücünün çalışma hayatında kalmasının yanı sıra yeni bir meslek sahibi olmak isteyen veya iş gücüne katılmak isteyen kadınlar için de iş dünyasının birçok fırsatı bünyesinde barındırdığını belirten Selmin Gök, bu seferberliğe katılan kurum ve kuruluşlarının sayısının artmasının aynı zamanda iş dünyasının bir süredir yaşadığı yetenek krizi probleminin çözümüne de fayda sağlayacağını iletiyor. </p>
<p>Deprem bölgesinde KPSS’yi kazanan gençlerin görev atamalarının yapılması, özel sektörde kapsamlı mesleki eğitim programlarının devreye alınması, dijitalleşmeyle birlikte artan yetenek açığını kapatmak için bölgedeki gençlerin eğitilmesi, kadınların ve çocukların duygusal ve psikolojik iyileşmeleri için çeşitli eğitim ve iletişim faaliyetlerinin düzenlenmesinin mümkün olabileceğini söyleyen Selmin Gök Eğitim Danışmanlık Şirketi Kurucusu, gereken desteği vermeye hazır olduklarını belirtti. “Daha çok kadın yöneticiye, daha çok kadın girişimciye ihtiyacımız var. Bunu sağlamak, çekirdek aile yapısından ülke ekonomisine kadar oldukça geniş kapsamda toplumsal fayda sağlar ve sosyal refaha katkıda bulunur” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girisimci-kurumsal-egitmen-ve-danisman-selmin-gok-isverenler-egitim-ve-oncelikli-istihdam-destegi-ile-kadinlarin-yaninda-olmali-358532">Girişimci, Kurumsal Eğitmen ve Danışman Selmin Gök: &#8220;İşverenler eğitim ve öncelikli istihdam desteği ile kadınların yanında olmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soğuk havalarda güvenli egzersiz nasıl olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soguk-havalarda-guvenli-egzersiz-nasil-olmali-354934</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 14:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[havalarda]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğukta yapılan egzersizin, fizyolojik olarak daha stresli koşullar altında yapılan egzersiz olduğunu kaydeden uzmanlar, egzersiz yapmaya alışkın olmayanlar için soğuk havada egzersiz yapmaya başlamanın uygun bir zaman olmayabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-havalarda-guvenli-egzersiz-nasil-olmali-354934">Soğuk havalarda güvenli egzersiz nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soğukta yapılan egzersizin, fizyolojik olarak daha stresli koşullar altında yapılan egzersiz olduğunu kaydeden uzmanlar, egzersiz yapmaya alışkın olmayanlar için soğuk havada egzersiz yapmaya başlamanın uygun bir zaman olmayabileceğine dikkat çekiyor. </strong></p>
<p><strong>Uygun kıyafet seçimi ve ısınma hareketlerinin tamamlanmasının önemine işaret eden uzmanlar, astım, kalp sorunları veya Raynaud hastalığı gibi belirli rahatsızlıkları olanların doktorlarına danışarak egzersiz yapmasını tavsiye ediyor. Uzmanlar, donma nedeniyle vücutta meydana gelen bir yaralanma olan soğuk yanığına karşı da dikkatli olunması gerektiğini hatırlatıyor. Öyle ki yanık en çok yanaklar, burun ve kulaklar gibi açıkta kalan deride görülüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümü Araştırma Görevlisi Beyzanur Dikmen Hoşbaş, soğuk havalarda egzersiz yaparken dikkat edilmesi gereken noktalara ilişkin bilgi verdi.</p>
<p>Soğuk havalarda egzersiz yapılabileceğini kaydeden fizyoterapist Beyzanur Dikmen Hoşbaş “Neyin soğuk hissettirdiği özneldir ancak genel olarak ‘soğuk’ 4C&#8217;de ve ‘çok soğuk’ -20C’de başlar. Soğuk havalarda egzersiz yapmak güvenli olabilir. Soğuk havalar kişilerin egzersiz motivasyonunu kırabilir. Ancak bazı noktalara dikkat edilerek egzersiz rutinine soğuk havalarda da devam etmek mümkündür.” dedi.</p>
<p><strong>Doktora danışılmalıdır</strong></p>
<p>Soğukta yapılan egzersizin, fizyolojik olarak daha stresli koşullar altında yapılan egzersiz olduğunu kaydeden Hoşbaş, “Egzersiz yapmaya alışkın değilseniz, kışın soğuk havada egzersiz yapmaya başlamak uygun bir zaman olmayabilir. Soğuk havalarda egzersiz yapmak neredeyse herkes için güvenlidir. Ancak astım, kalp sorunları veya Raynaud hastalığı gibi belirli rahatsızlıkları olanlar, durumuna veya kullandığı ilaçlara bağlı olarak alması gereken özel önlemleri gözden geçirmek için önce doktoruna danışmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Kalp hastaları dikkatli olmalı!</strong></p>
<p>Egzersiz yaparken özellikle dikkat edilmesi gereken durumlara dikkat çeken fizyoterapist Beyzanur Dikmen Hoşbaş, şunları söyledi:</p>
<p><strong>Kalp rahatsızlıkları:</strong> Soğuk havalar kalbe ekstra yük bindirir.</p>
<p><strong>Astım:</strong> Soğuk havanın akciğerleri ve hava yolunu hızla doldurmasıyla tetiklenebilir.</p>
<p><strong>Egzersize bağlı bronkokonstriksiyon</strong>: Egzersize bağlı astım olarak da bilinir Bu, astımı olmayan kişilerde ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Raynaud Hastalığı: </strong>Vücudun periferik bölgelerine kan dolaşımını kısıtlayan ve hipotermi gelişme olasılığının artmasına yol açabilen bir durumdur.</p>
<p><strong>Güvenli egzersiz için bu önerilere kulak verin!</strong></p>
<p>Fizyoterapist Hoşbaş, soğuk havalarda güvenle egzersiz yapmak için dikkat edilmesi gereken noktalara da işaret ederek tavsiyelerini şöyle sıraladı:</p>
<p> </p>
<ul>
<li>Egzersizden önce ve sonra kasları hazırlamak ve onarmak için esneme veya yerinde yürüme gibi ısınma ve soğuma hareketleri yapılmalı.</li>
</ul>
<p><strong>Doğru kıyafetler seçilmeli…</strong></p>
<p>2. Sıcak havayı aralarında hapsetmek için birkaç kat bol kıyafet giyilmeli. Hava karlı veya yağmurluysa su geçirmez bir palto veya ceket giyilmeli ve şapka, atkı ve eldivenler de unutulmamalı. Soğuk havalarda egzersiz yaparken çok kalın giyinmek büyük bir hatadır. Egzersiz, gerçekte olduğundan çok daha sıcakmış gibi hissetmenize neden olacak kadar önemli miktarda ısı üretir. Ancak terin buharlaşması vücudunuzdan ısıyı çeker ve kendinizi üşümüş hissedersiniz. Terlemeye başladığınız anda çıkarabileceğiniz ve gerektiğinde tekrar giyebileceğiniz katmanlar halinde giyinin. </p>
<p>3. Kayıp düşmemek için karlı ve buzlu kaldırımlarda ekstra dikkatli olunmalı. Ayağı sağlam basmak için sağlam ayakkabılar giyilmeli.</p>
<p><strong>Soğuk yanığına dikkat!</strong></p>
<p>4. Vücut ısısında ciddi sağlık sorunlarına neden olabilecek bir düşüş olan hipotermi belirtileri hakkında bilgi edinilmeli. Soğuk yanığı, donma nedeniyle vücutta meydana gelen bir yaralanmadır. Soğuk yanığı en çok yanaklar, burun ve kulaklar gibi açıkta kalan deride görülür. Ellerde ve ayaklarda da meydana gelebilir. Erken uyarı işaretleri arasında uyuşma, his kaybı veya batma hissi yer alır. Soğuk yanığından şüpheleniliyorsa derhal soğuktan uzaklaşılmalı. Etkilenen bölge yavaşça ısıtılmalı, ancak ovalanmamalı çünkü bu cilde zarar verebilir. Uyuşukluk geçmezse acil yardım istenmeli. Hipotermi belirti ve semptomları şunları içerir: yoğun titreme, konuşma bozukluğu, koordinasyon kaybı, yorgunluk. Olası hipotermi için hemen acil yardım istenmeli.</p>
<p>5. Hava durumu kontrol edilmeli. Dışarısı çok rüzgarlı, soğuk veya ıslaksa, bunun yerine çevrimiçi bir video veya kapalı alanda egzersiz yapmak düşünülebilir. Aşırı rüzgar soğukları, sıcak tutan giysilerle bile açık havada egzersiz yapmayı güvensiz hale getirebilir. Islanmak kişileri soğuğa karşı daha savunmasız hale getirir. Ve ıslanıldığında, çekirdek vücut sıcaklığı yeterince yüksek tutulamayabilir.</p>
<p>6. Baş, eller, ayaklar ve kulaklar korunmalı: Hava soğuk olduğunda, kan akışı vücudun merkezinde yoğunlaşarak başı, elleri ve ayakları donmaya karşı savunmasız bırakır.</p>
<p>7. Bol sıvı tüketilmeli: Sıvı tüketimi sıcak havalarda olduğu kadar soğuk havalarda da önemlidir. Atrenman öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmek ihmal edilmemelidir. Soğukta terleme, nefes alma, kış rüzgarının kurutucu gücü ve artan idrar üretimi nedeniyle susuz kalınabilir, ancak soğuk havalarda bunu fark etmek daha zor olabilir.</p>
<p><strong>Vücudunuzu iyi gözlemleyin</strong></p>
<p>Soğuk havalarda egzersiz güvenliği için bütün bu noktalara dikkat edilmesi gerektiğini belirten fizyoterapist Beyzanur Dikmen Hoşbaş, “Soğuk yanığı gibi yaralanmaları önlemeye yardımcı olmak için soğuk havada egzersiz yaparken vücudunuzu nasıl hissettiğinizin yakından izlenmesi gerekmektedir.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Araştırma Görevlisi Beyzanur Dikmen Hoşbaş, soğuk havanın olumsuz etkilerine de dikkat çekerek “Düşük sıcaklıklar metabolizmanıza daha fazla yük bindirir. Daha soğuk kaslar daha az verimli kaslardır. Çok fazla hızlı seğirme aktivitesi ve yeterince yavaş seğirme olmaması ekstra laktat üretimine yol açar. Soğuk sinirler nedeniyle yavaşlamış reaksiyon süreleri mevcuttur. Glikoz daha hızlı tüketilir, bu nedenle dayanıklılık azalır. Hidrasyon meydana gelir.” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-havalarda-guvenli-egzersiz-nasil-olmali-354934">Soğuk havalarda güvenli egzersiz nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar uyarıyor: Her ailenin bir afet planı olmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-her-ailenin-bir-afet-plani-olmali-349505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2023 07:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ailenin]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[planı]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=349505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş'ta 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde meydana gelen iki deprem, Kahramanmaraş, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya ve Hatay'da büyük yıkıma yol açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-her-ailenin-bir-afet-plani-olmali-349505">Uzmanlar uyarıyor: Her ailenin bir afet planı olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kahramanmaraş&#8217;ta 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde meydana gelen iki deprem, Kahramanmaraş, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya ve Hatay&#8217;da büyük yıkıma yol açtı. Binlerce kişinin yaşamını yitirdiği deprem felaketi, deprem öncesinde alınması gereken önlemleri de gündeme getirdi. İSG Uzmanı Dr. Rüştü Uçan deprem gibi büyük afetlere hazırlıkta aile fertlerinin iş birliğinde hazırlanacak “Aile Afet Müdahale Planı”na dikkat çekti. “Aile Afet Müdahale Planı, bilinçli yaşamın bir gereğidir” diyen Dr. Rüştü Uçan, evde yapısal ve yapısal olmayan tehlikelerin dikkate alınarak en güvenli ve riskli yerlerinin belirlenmesi gerektiğini söyledi. Yaşam alanlarının krokisinin çizilerek yaşam üçgeni olabilecek, afet ve acil durum çantası konulabilecek yerlerin belirlenmesi, tehlikeli olabilecek yerlerin ve alternatif çıkış ya da kaçış yollarının belirtilmesi gerektiğini söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Rüştü Uçan, deprem başta olmak üzere herhangi bir afet durumunda aile bireylerinin paniğe kapılmadan hareket etmelerinin önemini hatırlattı. Dr. Rüştü Uçan, Aile Afet Müdahale Planının tüm aile fertleriyle beraber mutlaka yapılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Plan, paniğe kapılmadan doğru hareket etmeyi sağlar</strong></p>
<p>Aile Afet Planının, “herhangi bir afet durumunda aile bireylerinin paniğe kapılmadan doğru bir şekilde hareket edebilmesi için yapılması gereken plan” olduğunu belirten  Dr. Rüştü Uçan, “Herhangi bir afet durumunda aile bireylerinin hepsi bir arada olabileceği gibi, yaşam koşulları gereği hepsi ya da bir kısmı bir arada olamayabilir. Bu nedenle herhangi bir afet durumunda aile bireylerinin paniğe kapılmadan doğru bir şekilde hareket edebilmesi için yapılması gereken plandır. Bu plan, bilinçli yaşamın çok önemli bir gereğidir ve aslında hayatın tüm konuları ile ilgili planlı yaşamak mutluluğun en temel şartlarından da birisidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Nerede bir araya gelineceği planlanmalı</strong></p>
<p>Aile Afet Müdahale Planında bulunması gereken noktalara değinen Dr. Rüştü Uçan, “Bu planda aile bireylerine direkt veya dolaylı olarak ulaşılabilecek il içi/il dışı iletişim bilgileri, ayrı yerlerde bulunuluyorsa en uygun nerede ve nasıl bir araya gelinebileceği, bir araya gelme durumu söz konusu olamayacaksa neler yapılması gerektiği, aile bireylerine ait kişisel bilgiler (kronik hastalık, engellilik, hamilelik, vb) ve kullanılan iletişim cihazlarının iletişimin daha etkin yapılabilmesi için teknik özelliklerinin yer alması önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Evcil hayvan bilgileri de bulunmalı</strong></p>
<p>Aile Afet Müdahale Planında iki sorumlunun belirlenmesi gerektiğini de vurgulayan Dr. Rüştü Uçan, “Planda aynı aile bireylerinde olduğu gibi varsa temizlik görevlisi, bebek bakıcısı, misafir gibi kişilere ait bilgilerin belirtilmesi, sahiplenilmiş evcil hayvanlarla ilgili bilgilerin belirtilmesi,</p>
<p>planda birinci sorumlunun zor şartlarda kalması göz önüne alınarak ikinci sorumlunun belirlenerek gerektiğinde aynen birinci sorumlu gibi davranabilmesi için gerekenlerin belirtilmesi sağlanmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Plan ilk 72 saate göre belirlenmeli</strong></p>
<p>Planın ağırlıklı olarak “altın saatler” şeklinde ifade edilen afet sonrası 72 saate göre belirlenmesi gerektiğini ifade eden Dr. Rüştü Uçan; </p>
<p>“- Ev ve iş yeri gibi yaşam alanlarının yapısal ve yapısal olmayan tehlikeler dikkate alınarak en güvenli ve riskli yerlerinin belirlenmesi öncelikli olmalıdır. </p>
<p>&#8211; Yaşam alanlarının krokisinin çizilerek özellikle yaşam üçgeni olabilecek, </p>
<p>&#8211; Afet ve acil durum çantası konulabilecek yerlerin, </p>
<p>&#8211; Tehlikeli olabilecek yerlerin ve alternatif çıkış ya da kaçış yollarının belirtilmesi gerekir. </p>
<p>&#8211; Yaşam alanlarında elektrik, doğalgaz ve su ana vanalarının/şalterlerinin, ilkyardım dolabının, yangın söndürme tüpünün, varsa kimyasal ya da tehlikeli maddelerin, ışıldak gibi malzemelerinin bulunduğu yerlerin krokide belirtilmesi gerekir.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-her-ailenin-bir-afet-plani-olmali-349505">Uzmanlar uyarıyor: Her ailenin bir afet planı olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
