<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>öğr | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/ogr/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ogr</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Feb 2026 12:39:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>öğr | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ogr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[altunsoy]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[gör]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[lkay]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[Miyop]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[Optisyenlik]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Programı tarafından düzenlenen “Az Görme ve Görsel Rehabilitasyonda Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu”, az görme alanındaki güncel bilimsel yaklaşımları, klinik uygulamaları ve rehabilitasyon süreçlerini ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836">Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Programı tarafından düzenlenen “Az Görme ve Görsel Rehabilitasyonda Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu”, az görme alanındaki güncel bilimsel yaklaşımları, klinik uygulamaları ve rehabilitasyon süreçlerini ele aldı. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2050 yılında dünyanın özellikle yüzde 50’den fazlasının miyop ile baş edebileceğini öngördüğünü belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Bu 4 milyar insanın miyop olmasının beklendiği anlamına geliyor. Bunların da yüzde 10’unun yüksek miyopi ile baş edeceği öngörülüyor. Az görme yalnızca bir klinik alan değil, aynı zamanda geleceğin bir halk sağlığı sorunudur” dedi.</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen sempozyum açılış konuşmaları ile başladı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Prof. Dr. Engin Gülal: “Hekimlik bilgisi, optisyenlik uygulaması bir araya geliyor”</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Engin Gülal, açılış konuşmasında üniversitelerin yalnızca bilgi üreten kurumlar değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara çözüm üreten, geleceği öngören, disiplinler arası iş birliğini teşvik eden yapılar olduğunu belirterek “Bugün gerçekleşen sempozyumda ele alınan az görme konusu, tam bu çerçevede değerlendirilmesi gereken önemli bir halk sağlığı konusudur. Bir mühendis olarak şunu söyleyebilirim ki teknoloji ve bilim insan hayatını kolaylaştırmak için vardır. Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir. Onu doğru kılan, insan odaklı düşünen, disiplinler arası çalışan profesyonellere ihtiyaç duyulmaktadır. Az görme rehabilitasyonu da bu anlayışın güzel bir örneğidir. Burada hekimlik bilgisi, optisyenlik uygulaması, ergoterapi yaklaşımı ve yardımcı teknolojiler bir araya gelmektedir. Bu bütüncül yaklaşım modern sağlık hizmetlerinin temelini oluşturmaktadır. Meslek Yüksekokulumuzun düzenlediği bu sempozyum, nitelikli sağlık personeli yetiştirme vizyonunun somut bir göstergesidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: “Az görme multidisipliner bir yaklaşım gerektiriyor”</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy ise açılış konuşmasında az görmenin yalnızca görme keskinliği ve görme alanının azalmasıyla ilgili değil, bireyin bağımsızlığını, eğitimini, üretkenliğini ve özellikle yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir sağlık durumu olduğunu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 2,2 milyar insanın görme problemleri ile baş ettiğini kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “DSÖ son açıklamalarında dünyanın 2050 yılında özellikle yüzde 50’den fazlasının miyop ile baş edebileceğini öngörüyor. Bu 4 milyar insanın miyop olmasının beklendiği anlamına geliyor. Bunların da yüzde 10’unun yüksek miyopi ile baş edeceği öngörülüyor. Bu anlamda yüksek miyopi, ileride az görme alanında karşılaşacağımız halk sağlığı sorunlarından biri olacak. Dolayısıyla bugün ele aldığımız konu, yalnızca bir klinik alan değil, aynı zamanda geleceğin bir halk sağlığı sorunu. Az görme rehabilitasyonunda optisyenin rolü kritik önemdedir. Bu sempozyumun özellikle bu alanda eğitim gören öğrencilere büyük katkı sağlayacağına inanıyorum” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Az görmenin genç nüfus, bebekler ve 65 yaş üstü nüfusta görülebilen bir durum olduğunu kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Az görme rehabilitasyonu multidisipliner bir yaklaşım. Özellikle bu alanda uzmanlaşan göz hekimleri, optisyen ve ergoterapistlerin koordineli çalışmasını gerektiren bütüncül bir süreç. Bugünkü sunumların mesleki farkındalığı artıracağını, disiplinler arası iş birliğin güçlendireceğini ve görme rehabilitasyonu alanına yeni bakış açıları kazandıracağına inanıyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Az görme, her yönüyle ele alındı</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Sempozyumda farklı üniversite ve kurumlardan akademisyen ve uzmanlar, az görme ile ilgili farklı bakış açılarıyla önemli paylaşımlarda bulundu. Sempozyumda “Az Görmenin Klinik Değerlendirmesi ve Saha Uygulamaları”, “Az Görmede Kullanılan Yardımcı Cihazlar ve Güncel Teknolojik Uygulamalar”, “Mikroperimetri ile Az Görme Rehabilitasyon”, “Çocuklarda Nadir Hastalıklara Bağlı Gelişen Az Görme”, “Teleskopik Sistemler ve Montaj Aşamaları”, “Optisyenlik ve Görme Rehabilitasyonu Arasındaki İlişki: Saha Deneyimleri”, “’Az Gören Rehabilitasyonunda Ergoterapistin Rolü” ve “Az Görenlere Yardımcı Cihazlar ve Saha Uygulamaları” başlıklı konular ele alındı. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Başta optisyenlik öğrencileri ve mezunları olmak üzere sağlık alanında çalışan profesyonelleri bir araya getiren sempozyum plaket takdimi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836">Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli spor bilimci Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz&#8217;e Avrupa Komisyonu&#8217;ndan Prestijli Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-spor-bilimci-dr-ogr-uyesi-selcuk-acikgoze-avrupa-komisyonundan-prestijli-destek-548596</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 08:07:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bilimci]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[komisyonundan]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[prestijli]]></category>
		<category><![CDATA[selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz’ün yürütücülüğünü üstlendiği “YOUTHMOVE” adlı proje, Avrupa Komisyonu’nun prestijli Ufuk Avrupa programı altında yer alan Marie Skłodowska-Curie Actions (MSCA) projesi kapsamında destek almaya hak kazandı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-spor-bilimci-dr-ogr-uyesi-selcuk-acikgoze-avrupa-komisyonundan-prestijli-destek-548596">Egeli spor bilimci Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz&#8217;e Avrupa Komisyonu&#8217;ndan Prestijli Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz’ün yürütücülüğünü üstlendiği “YOUTHMOVE” adlı proje, Avrupa Komisyonu’nun prestijli Ufuk Avrupa programı altında yer alan Marie Skłodowska-Curie Actions (MSCA) projesi kapsamında destek almaya hak kazandı. MSCA-PF kapsamında desteklenen YOUTHMOVE projesi, gençlerin spora katılımını artırmayı ve toplumsal uyumu güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Spor Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz’ü makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, çalışmalarında başarılar diledi.</p>
<p><b>Gençlik odaklı yeni bir spor yönetişimi modeli</b></p>
<p>Proje ile ilgili bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz, “Belçika’da gerçekleştirilecek proje YOUTHMOVE, göçmen kökenli gençlerin özellikle spor yoluyla toplumsal yaşama katılımını artırmayı amaçlayan yenilikçi bir model öneriyor. Proje kapsamında, gençlerin farklı kültürel geçmişlerinden kaynaklanan çeşitliliği gözeten, katılımcı ve kapsayıcı bir ‘youth board’ (gençlik kurulu) modeli geliştirilecek. Bu model, yerel spor kulüpleri ve federasyonlar gibi sivil toplum temelli spor organizasyonlarında uygulanabilecek şekilde tasarlanacak” diye konuştu.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz, “Projenin önemli ortaklarından biri, Belçika’nın Brüksel Başkent Bölgesi’nde spor politikalarının koordinasyonundan sorumlu kamu kurumu olan Sport.Brussels. Bu iş birliği çerçevesinde geliştirilen gençlik kurulu modelinin, göçmen gençlerin toplumsal katılımını spor yoluyla güçlendirmesi hedefleniyor.” dedi.</p>
<p>Gençlerin spor katılımına dair eğilimlerinin hem niteliksel hem de niceliksel araştırma yöntemleriyle değerlendirileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz, ayrıca, dijital hikâye anlatımı ve yurttaş bilimi yöntemleriyle gençlerin sürece aktif araştırmacılar olarak katılımları sağlanacak.</p>
<p><b>Ege Üniversitesinden Avrupa’ya Katkı</b></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz, “YOUTHMOVE projesi, Ege Üniversitesinin uluslararası araştırma ağındaki etkinliğini güçlendirmenin yanı sıra, Avrupa’da gençlerin söz sahibi olduğu, kapsayıcı ve dijital tabanlı spor yönetişimi modellerinin geliştirilmesine önemli katkı sağlayacak” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz, “Gençlerin sadece spor yapan değil, sporu şekillendiren aktörler olabileceğini göstermek istiyoruz. Bu proje, kültürel çeşitliliği bir zenginlik olarak kabul eden katılımcı bir araştırma yaklaşımını temel alıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-spor-bilimci-dr-ogr-uyesi-selcuk-acikgoze-avrupa-komisyonundan-prestijli-destek-548596">Egeli spor bilimci Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Açıkgöz&#8217;e Avrupa Komisyonu&#8217;ndan Prestijli Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesinde Öğr. Gör. Okan için törenle töreni yapıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/odemis-saglik-bilimleri-fakultesinde-ogr-gor-okan-icin-torenle-toreni-yapildi-457401</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2024 09:38:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesinde]]></category>
		<category><![CDATA[gör]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ödemiş]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[okan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[töreni]]></category>
		<category><![CDATA[törenle]]></category>
		<category><![CDATA[yapıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, EÜ Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan, EÜ Ödemiş Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ayşe Betül Avcı, EÜ Ödemiş Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Bülent Budak, akademik ve idari çalışanlar ile öğrenciler katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/odemis-saglik-bilimleri-fakultesinde-ogr-gor-okan-icin-torenle-toreni-yapildi-457401">Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesinde Öğr. Gör. Okan için törenle töreni yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesinde Öğr. Gör. Fatma Okan için emeklilik töreni düzenlendi. Programa, Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, EÜ Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan, EÜ Ödemiş Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ayşe Betül Avcı, EÜ Ödemiş Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Bülent Budak, akademik ve idari çalışanlar ile öğrenciler katıldı. </p>
<p>Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, EÜ Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan, EÜ Ödemiş Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ayşe Betül Avcı, EÜ Ödemiş Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Bülent Budak, akademik ve idari çalışanlar ile öğrenciler katıldı. </p>
<p>EÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, “Eserlerimiz bizim ne olduğumuzu gösterir, bizden sonra bizi tanımak isteyenler eserlerimize baksın. Fatma Hocam burada öğrencilerine annelik ve babalık yapan yol gösteren biridir” dedi.</p>
<p>Dekan Prof. Dr. Öznur Usta Yeşilbalkan, “Öğr. Gör. Fatma Okan’ın emekliliğe geçişini ve uzun yıllara yayılan özverili çalışmalarını kutlamak ve onurlandırmak için düzenlediğimiz program dolayısıyla bir aradayız. Hocamız, Ege Üniversitesine ve Fakültemize, bilgisi, tecrübesi, sevgisi ve adanmışlığıyla önemli katkılarda bulunmuştur. Fatma hocamız sadece bir öğretim üyesi değil, aynı zamanda liderdir. Bugün, hocamıza, üniversitemiz ve fakültemize yıllar boyunca yaptığı hizmetler için minnettarlığımızı ifade etmek istiyoruz. Hocamızın ismi Ege Üniversitesinde bir dönemi simgeleyecek ve hep hatırlanacaktır. Kurumsal ailemize katkıları için teşekkür ediyor, sağlık huzur dolu bir emeklilik yaşamı diliyorum” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/odemis-saglik-bilimleri-fakultesinde-ogr-gor-okan-icin-torenle-toreni-yapildi-457401">Ödemiş Sağlık Bilimleri Fakültesinde Öğr. Gör. Okan için törenle töreni yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Serdar Körük: &#8220;Ergenin Sağlıklı Bir Kişilik Gelişimi için Ebeveynleriyle Çatışması Normal&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-serdar-koruk-ergenin-saglikli-bir-kisilik-gelisimi-icin-ebeveynleriyle-catismasi-normal-439319</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 18:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çatışması]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[ergenin]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[körük]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[serdar]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ergenlik, ebeveynlerin en çok dert yandığı konulardan biri… Yönetmesi zor… Uzmanlar ise ebeveynlere “endişelenmeyin” diyor, “Ebeveyn-ergen çatışmasının olması değil, olmaması sağlıksızlığa işaret eder. Ergenin sağlıklı bir kişilik gelişimi olabilmesi için ebeveynleriyle çatışması gerekmektedir ancak ebeveynlerin bu çatışmaları yapıcı bir şekilde ele alması, çözmesi önemlidir” diyor. Peki, bunu nasıl yapacağız?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-serdar-koruk-ergenin-saglikli-bir-kisilik-gelisimi-icin-ebeveynleriyle-catismasi-normal-439319">Dr. Öğr. Üyesi Serdar Körük: &#8220;Ergenin Sağlıklı Bir Kişilik Gelişimi için Ebeveynleriyle Çatışması Normal&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ergenlik, ebeveynlerin en çok dert yandığı konulardan biri… Yönetmesi zor… Uzmanlar ise ebeveynlere “endişelenmeyin” diyor, “Ebeveyn-ergen çatışmasının olması değil, olmaması sağlıksızlığa işaret eder. Ergenin sağlıklı bir kişilik gelişimi olabilmesi için ebeveynleriyle çatışması gerekmektedir ancak ebeveynlerin bu çatışmaları yapıcı bir şekilde ele alması, çözmesi önemlidir” diyor. Peki, bunu nasıl yapacağız?</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Serdar Körük, ergenlik ve ergenlerle etkili iletişim konusunda ailelere önerilerde bulundu.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Somuttan Soyut Düşünceye Geçiyorlar</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde kısa zaman içerisinde yoğun fizyolojik, bilişsel ve duygusal değişimlerin yaşandığını anımsatan Dr. Öğr. Üyesi Serdar Körük, ergenlik başlangıcı ile birlikte ergenin zihinsel işlem yapabilme kapasitesinin somut evreden soyut evreye geçtiğini kaydetti. Körük, “Çocuklar daha çok somut şeyler üzerine düşünebilir ve hipotez kurabilir. Burada gözlenebilirlik ve ölçülebilirlik esastır. Ergenler ise düşünce hakkında düşünebilir ve en önemlisi soyut varsayımlar kurabilirler. Felsefeyi, soyut sanat akımlarını, soyut matematiksel kavramları ve benzerini anlamaya başlayabilirler” dedi. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sürekli Arayışta Kalmasın!</strong></p>
<p>Duygusal gelişim bağlamında ise ergenlik döneminin en önemli gelişimsel görevinin kimlik kazanımı olduğuna işaret eden Serdar Körük, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ünlü gelişim kuramcılarından Erik Erikson, bu görevi kimlik bunalımı vs. kimlik kazanımı olarak isimlendirmiştir. Kimlik kazanımıyla ifade edilen şey ergenin ilişkisel kimliğini, cinsel kimliğini, ideolojik kimliğini, değerlerini, sosyal kimliğini, mesleki kimliğini düşünmesi ve araştırması, en sonunda ise bir sentez yapıp kendi yapısını ortaya çıkarabilmesidir. Ergenleri bu konudaki seviyelerine göre sınıflandırabiliyoruz. Bir ergen, “Ben nasıl bir hayat yaşamak istiyorum ve nasıl bir insan olmak istiyorum?” sorularını soruyorsa ve bu doğrultuda araştırma yapıyorsa bu bir başarı olarak görülmektedir. Ama sadece araştırma yapmak yeterli olmamaktadır, süreç sonunda bir sentez yapmak lazımdır aksi takdirde sürekli bir arayış içerisinde olma-erteleme dediğimiz durum görülmektedir.”</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Serdar Körük, tüm bunların 12-18 yaş arasındaki bir birey için zorlayıcı olduğunun da altını çizerek anksiyete ve depresif belirtilerin yanı sıra sıklıkla görülen intihan girişimlerine karşı da aileleri uyardı. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Koşulsuz Sevginizi Hissettirin </strong></p>
<p>“Ebeveyn-ergen çatışması zaten doğal olarak görmeyi beklediğimiz durumdur” diyen Dr. Öğr. Üyesi Körük, şöyle devam etti:  </p>
<p>“Bunun olması değil, olmaması sağlıksızlığa işaret etmektedir. Ergenin sağlıklı bir kişilik gelişimi olabilmesi için ebeveynleriyle çatışması gerekmektedir ancak ebeveynlerin bu çatışmaları yapıcı bir şekilde ele alması çözmesi önemlidir. Aile bağlamında bakıldığında otonomi, kabul ve sevgi ihtiyaçları bu dönemde ergen için büyük önem taşımaktadır. Ebeveynlerin ergen çocuklarına belirli bir otonomi-özgürlük sağlamaları, çocuklarının tercihlerine saygı duymaları ve koşulsuz sevgilerini hissettirmeleri gerekmektedir. Bir yandan aralarında olan bağlanma ilişkisinin zayıflamaya başlamasını da kabullenmelidirler. Bu bağlanma ilişkisi zayıflamak zorundadır ki ergen birey sosyal yapıyla, arkadaşlarıyla ve diğer insanlarla bağlanma kurabilsin. Otonomi-özgürlük kavramının yanlış anlaşılmaması lazımdır. Ebeveyn hala hiyerarşik olarak ergenin üstündedir ve onun hayatını yönlendirmekle mükelleftir. Burada anlatılmak istenen ergenin kendi hayatını ilgilendiren konularda bir paydaş olarak algılanması, ona bir yetişkin gibi davranılması ve demokratik bir aile tutumu içerisinde kendisini ifade etmesinin sağlanmasıdır.”  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Grup Çalışmasını Severler</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Serdar Körük, bu dönemde ergenin akranlarıyla ve öğretmenleriyle ilişkilerinin ebeveynleriyle olan ilişkilerinden çok daha önemli olduğunun görüldüğüne işaret etti. Ergen bireylerin kişilerarası uyum dönemi denilen dönemde bulunduğunu anımsatan Körük, şunları kaydetti: </p>
<p>“Ergenin bağlı olduğu grubun değerleri ve doğruları, hedefleri, motivasyonları, alışkanlıkları ve benzeri ergen tarafından hızlıca içselleştirilmektedir. Ergenler genelde bireysel olarak zaman geçirmezler, birlikte ders çalışırlar, birlikte gezerler, grup çalışmasını severler, birlikte aktivite yaparlar. Bunun altında yatan motivasyon grubun dışında kalmama ihtiyacıdır. Dolayısıyla grubun iyi olması, sağlıklı alışkanlıklara sahip olması, akademik olarak motivasyon sahibi olması ve sosyal yapıyla uyumlu olması ergenin gelişimini olumlu yönde etkilerken, grubun riskli ve antisosyal davranışlara sahip olması ergeni de bu davranışlara rahatlıkla yönlendirebilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Öğretmeniyle Özdeşleşmek İsteyebilir</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde, soyut düşünceyle birlikte başkalarının nasıl hayatlar yaşadığına olan merakın da arttığını kaydeden Serdar Körük, bu merakın öğretmenlere de yönelebileceğine işaret etti. Öğretmenin sınırı koruması, samimi ilişkiler kursa da özel hayatına dair çok fazla bilgi paylaşmamaya özen göstermesi gerektiğini vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Körük, “Öğretmenler ergenler için önemli birer özdeşleşme nesneleridirler ve bu durum özellikle travmatik süreçlerden gelen ergenler için onarıcı işlev görebilmektedir. Özdeşleşmek ergenler için önemli bir ihtiyaçtır ve eğer iyi özelliklerle özdeşim yapılıyorsa kimlik kazanımı süreçlerine büyük destek sağlamaktadır” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-serdar-koruk-ergenin-saglikli-bir-kisilik-gelisimi-icin-ebeveynleriyle-catismasi-normal-439319">Dr. Öğr. Üyesi Serdar Körük: &#8220;Ergenin Sağlıklı Bir Kişilik Gelişimi için Ebeveynleriyle Çatışması Normal&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Bengi Korgavuş: Küresel Isınmayla Birlikte El Nino Aşırı İklim Olaylarını Arttırdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-bengi-korgavus-kuresel-isinmayla-birlikte-el-nino-asiri-iklim-olaylarini-arttirdi-428244</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2023 07:41:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arttırdı]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[bengi]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[isınmayla]]></category>
		<category><![CDATA[korgavuş]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[nino]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[olaylarını]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=428244</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı hava olayları Türkiye’de pek çok şehirde etkisini gösterdi, göstermeye devam ediyor. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliğine karşı en kırılgan bölgelerden biri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Bengi Korgavuş, kentlerin acil olarak iklim değişikliğine karşı dirençli hale getirilmesinin önemini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-bengi-korgavus-kuresel-isinmayla-birlikte-el-nino-asiri-iklim-olaylarini-arttirdi-428244">Dr. Öğr. Üyesi Bengi Korgavuş: Küresel Isınmayla Birlikte El Nino Aşırı İklim Olaylarını Arttırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Bengi Korgavuş:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Küresel Isınmayla Birlikte El Nino Aşırı İklim Olaylarını Arttırdı</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Aşırı hava olayları Türkiye’de pek çok şehirde etkisini gösterdi, göstermeye devam ediyor. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliğine karşı en kırılgan bölgelerden biri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Bengi Korgavuş, kentlerin acil olarak iklim değişikliğine karşı dirençli hale getirilmesinin önemini vurguladı. Korgavuş, “Küresel ısınmanın 1,5 dereceyle sınırlanması için kentlerde enerji sistemleri, ulaşım, binalar, atık yönetimi ve yeşil alanlar konusunda hızlı ve geniş kapsamlı dönüşümler yapılması gerekmektedir” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekan Yardımcısı ve aynı zamanda Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Bengi Korgavuş, iklim değişikliği ve kentlerimizin durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>“2023 Yılı Olağanüstüydü”</strong></p>
<p>Son yıllarda gerçekleşen doğa olaylarının çoğunun doğrudan ya da dolaylı olarak küresel iklim değişikliği ile bağlantılı olduğuna işaret eden Kongavuş, “İklim değişikliğinin dünyamıza etkisi sadece sıcaklıkların artması değildir. Kuraklık, seller, yangınlar, su baskınları, fırtına, tayfun, hortum, kasırga ve dolu yağışları gibi aşırı hava olaylarının ve afetlerin sıklık ve etkisindeki artış, buzulların erimesi, okyanus ve deniz suyu seviyelerinin yükselmesi gibi birçok etkisi bulunmaktadır. Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı Akdeniz Havzası, iklim değişikliğine karşı en kırılgan bölgelerden birisidir” diye konuştu. </p>
<p>Bu yıl, küresel ısınma etkisine ek olarak El Nino’nun etkisiyle Türkiye dâhil dünya genelinde aşırı hava olaylarının meydana geldiğini anımsatan Korgavuş, “Bu sebeple artan aşırı hava olaylarıyla karşılaştırıldığında bile 2023 yılı olağanüstüydü; tarihi sıcaklıklar, kontrol edilemeyen orman yangınları ve fırtınalarla damgasını vurdu” ifadelerini kullandı.  </p>
<p> </p>
<p><strong>“2023 Yazı Sıcaklık Rekorları Kırdı”</strong></p>
<p>“2023 yılında Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarının her biri, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün ilgili aydaki bir önceki sıcaklık rekorunu büyük bir farkla geride bıraktı” ifadelerini kullanan Korgavuş, sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Temmuz 2023, Kuzey Yarımkürenin kayıtlı tarihindeki en sıcak ayı olarak kayıtlara geçti. Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da sıcaklık rekorları kırıldı ve sıcaktan kaçamayanların bazıları için ölümcül sonuçlar doğurdu. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne göre Haziran ayından Ağustos ayına kadar dünyanın kayıtlı tarihteki en sıcak üç aylık dönemi yaşandı ve Temmuz ayındaki ortalama küresel sıcaklık, geçen yüzyılın ortalamasından 1,1 derece daha fazlaydı. Aşırı sıcaklıklar diğer hava olaylarıyla birleştiğinde bu sene yaşadığımız gibi orman yangınlarına, sellere, kuraklıklara ve fırtınalara katkıda bulunmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“Yangın Riskini Yüzde 80 Arttırıyor”</strong></p>
<p>Daha yüksek sıcaklıkların, daha kuru koşulları yaratarak yangınların daha kolay tutuşmasına, daha hızlı yayılmasına ve daha yoğun yanmasına yol açtığına işaret eden Korgavuş, “Amerikan Jeofizik Birliği tarafından yapılan bir araştırmaya göre, yüksek sıcaklıklar orman yangını riskini de yüzde 80’e kadar arttırabilmektedir. Bu sebeple bu yaz yüksek sıcaklardan kaynaklanan, eşi benzeri görülmemiş yangınlar yaşandı” dedi. </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Kuru Toprak Su Baskınlarını Sık ve Yıkıcı Hale Getiriyor” </strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Bengi Korgavuş, aşırı sıcaklığın buharlaşmayı hızlandırdığını ve böylece yüzey sularını azaltarak toprağı kuruttuğunu da kaydederek şöyle devam etti: </p>
<p>“Kuru toprak daha az emici olduğundan su baskınlarını daha sık ve yıkıcı hale getirmektedir. Sıcak havalar ülkemiz de dâhil olmak üzere, dünya çapında rekor yağışlara yol açtı. Eylül ayında şimdiye kadarki en ölümcül Akdeniz kasırgası Daniel’in neden olduğu aşırı yağışlardan kaynaklanan sel felaketi, Libya, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye’yi etkiledi. Özellikle Libya’da ağır can kayıplarına neden oldu. Afrika’nın Büyük Boynuzu’nda art arda beş mevsim yaşanan kuraklığın ardından sel baskınları geldi ve bu da daha fazla yerinden edilmeyi tetikledi.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Tehdit Çarpanı Olarak Okyanuslar</strong></p>
<p>Deniz sıcaklıklarının da bu sene rekorlar kırdığına işaret eden Bengi Korgavuş, ortalama küresel okyanus yüzeyi sıcaklığının tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını belirtti. Isı artışlarının küresel deniz seviyesinde artışlara neden olduğunu da vurgulayan Korgavuş, “Birleşmiş Milletler, yüksek deniz seviyelerini daha tehlikeli kasırgalara, tayfunlara ve sellere yol açabilen bir ‘tehdit çarpanı’ olarak adlandırmaktadır. Ayrıca daha büyük fırtınalar ve deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı topluluklarını ve küresel ekonomiyi tehdit etmektedir” dedi. </p>
<p> </p>
<p><strong>“Hiçbir Zaman Bu Kadar Olmamıştı”</strong></p>
<p>Korgavuş, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin bu sene olduğu kadar hiçbir zaman dünya çapında bu kadar etkili olmadığını vurgulayarak “Ancak ısıyı hapseden sera gazı emisyonlarının dünya çapında artmaya devam etmesi nedeniyle, dünyanın önümüzdeki birkaç yıl içinde kritik eşik olan 1,5 derece eşiğini geçeceği ön görülmektedir” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p><strong>“Kentler Kritik Bir Role Sahip”</strong></p>
<p>Kentlerin iklim değişikliği ile mücadele de kritik bir role sahip olduğuna dikkat çeken Korgavuş, “Kentler iklim değişikliğinin hem en önemli kaynağı hem de yıkıcı etkilerinden en fazla etkilenen yerlerdir. Aynı zamanda da iklim değişikliğini azaltma ve önleme konularında en önemli çözüm alanlarından biridir” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Korgavuş, iklim değişikliğine dirençli kentler için şu önerilerde bulundu:</p>
<p>“Küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırmak için kentlerde enerji sistemleri, ulaşım, binalar, atık yönetimi ve yeşil alanlar konusunda hızlı ve geniş kapsamlı dönüşümler yapılması gerekmektedir. Karbon yutağı olan yeşil alanların miktarının kentlerde arttırılmasıyla, kentlerde karbon salınımının ve ısı adası etkisinin azaltılmasına, hava kirliliğinin önüne geçilmesine, kentin su yönteminin geliştirilmesine, sel, taşkın ve erozyon riskinin azalmasına katkı sağlanabilir. Yeşil altyapı sistemlerinin oluşturulması da kentlerde alınacak uyum önlemlerinin başında gelir. Kentlerde geçirimli malzeme kullanımı, yağmur suyu hasadı, yağmur bahçeleri, yeşil çatılar ve yeşil otoparklar gibi yeşil altyapı çözümleriyle su yönetimi yapılarak iklim değişikliği nedeniyle su kıtlığı çeken kentlerde su ihtiyacı karşılanabilir. Ulaşımda yaya ve bisiklet kullanımına öncelik verilen, yaya odaklı tasarım ve toplu taşıma sistemlerinin arttırılmasıyla kentlerde fosil yakıt kullanımı ve ulaşım kaynaklı karbon emisyonları azaltılabilir. Ayrıca kentlerde her alanda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması, katı atık yönetimi, geri dönüşümün arttırılması, doğa temelli çözümler ve yerel iklim eylem planları ile kentleri iklim değişikliğine karşı dirençli hale getirmek mümkündür.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-bengi-korgavus-kuresel-isinmayla-birlikte-el-nino-asiri-iklim-olaylarini-arttirdi-428244">Dr. Öğr. Üyesi Bengi Korgavuş: Küresel Isınmayla Birlikte El Nino Aşırı İklim Olaylarını Arttırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan: &#8220;Sağlıklı ilişkiler, yalnızlık duygusuyla baş edebilmek için önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fatma-turan-saglikli-iliskiler-yalnizlik-duygusuyla-bas-edebilmek-icin-onemli-399827</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Aug 2023 13:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[duygusuyla]]></category>
		<category><![CDATA[edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[fatma]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[turan]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399827</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dostu olanlar daha mutlu olurken, olumlu ilişkiler psikolojik iyi oluşa katkı sağlıyor. İnsanın sosyal bir varlık olarak iletişim kurmak istediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, doğduğu andan itibaren çevresiyle bir iletişim içinde olan bireylerin varlığını devam ettirebilmesi için ilişkilere ihtiyacı olduğunu belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fatma-turan-saglikli-iliskiler-yalnizlik-duygusuyla-bas-edebilmek-icin-onemli-399827">Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan: &#8220;Sağlıklı ilişkiler, yalnızlık duygusuyla baş edebilmek için önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dostu olanlar daha mutlu olurken, olumlu ilişkiler psikolojik iyi oluşa katkı sağlıyor. İnsanın sosyal bir varlık olarak iletişim kurmak istediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, doğduğu andan itibaren çevresiyle bir iletişim içinde olan bireylerin varlığını devam ettirebilmesi için ilişkilere ihtiyacı olduğunu belirtiyor. “Kendi duygularımızın ve değer yargılarımızın farkında olarak çevremizdeki kişilerle sağlıklı ilişkiler kurmak, yalnızlık duygusuyla baş edebilmemiz için bize önemli katkılar sunuyor” diyen Turan, sağlıklı bir dostluk için ise kişisel sınırların muhafazasına dikkat çekiyor.  Turan, sanal arkadaşlıklar yerine gerçek dostluklar kurulması gerekliliğinin de altını çiziyor…</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, dostluk ilişkisinin insanın hayatındaki yeri ve önemine dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Olumlu ilişkiler psikolojik iyi oluşumuza katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Yapılan bir araştırmaya göre, dostu olanlar çok daha mutlu. Bu da iyi ilişkileri olanların daha mutlu olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Kişinin yaşamında diğer insanlarla kurmuş olduğu ilişkilerin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Pozitif Psikoloji Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Günlük yaşamımızda çevremizdeki kişilerle kurduğumuz olumlu ilişkiler kendimizi mutlu hissetmemizi sağlar ve psikolojik iyi oluşumuza önemli katkıda bulunur. Pozitif psikolojinin kurucusu Martin Seligman psikolojik iyi oluşu yeterli düzeyde olan kişilerin; yaşamlarında olumlu duyguları daha sıklıkla yaşayan, çevresindeki kişilerle derin ve  doyurucu ilişkiler kurabilen, hayatının bir amacı ve anlamı olduğuna inanan, kendisini başarılı hisseden, tutkuyla bağlanabildiği, onunla meşgulken zamanı unutabildiği ve keyif alabildiği meşguliyetleri olan özelliklere sahip olduğunu ifade eder. Bu noktadan hareketle çevresindeki kişilerle karşılıklı güvene, saygı ve sevgiye dayalı ilişkiler kurabilen kişilerin kendilerini daha iyi hissettiklerini ve psikolojik iyi oluşlarına önemli katkılarda bulunduklarını ifade edebiliriz. Çevremizde değerlerimizin, duygularımızın ve hassasiyetlerimizin farkında olan kişilerin olması ve onlarla karşılıklı güven, saygı, sevgi çerçevesinde ilişkilerde bulunmak mutluluğumuza önemli katkıda bulunmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>“Varlığımızı devam ettirebilmek için ilişkilere ihtiyacımız var”</strong></p>
<p>İnsanın sosyal bir varlık olarak iletişim kurmak istediğini ve bu yüzden yalnızlığın insana mahsus olmadığını hatırlatan Turan, “Doğduğumuz andan itibaren varlığımızı ortaya koymak ve varlığımızın diğerleri tarafından fark edilmesi, önemsenmesi için birçok davranış sergiliyoruz. Bir bebek ağlama davranışı ile var olduğunu, ihtiyaçları olduğunu ve yaşamının devamı için bu ihtiyaçların karşılanması gerektiğini bize söylüyor. Hem biyolojik hem duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanması sonucu bu yaşamda bir anlam bulmaya ve amaç oluşturmaya çalışıyoruz. Yani doğduğumuz andan itibaren çevremizdeki kişilerle bir etkileşim ve iletişim içindeyiz ve yaşamda varlığımızı devam ettirebilmek için ilişkilere ihtiyacımız var. Zaman içerisinde çevremizdeki kişilerle kurduğumuz ilişkiler ve model alma yoluyla, öğrenmeyle biz de ilişki kurmayı öğreniyor, sosyal bir varlık olarak yaşantımıza devam ediyoruz. Bu noktada kendi duygularımızın ve değer yargılarımızın farkında olarak çevremizdeki kişilerle sağlıklı ilişkiler kurmak, yalnızlık duygusuyla baş edebilmemiz için bize önemli katkılar sunuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek dostluk ilişkisinde mesafelerin bir önemi yok</strong></p>
<p>Karşılıklı güven duymanın, değer yargıları ve kişisel hassasiyetlere önem vermenin, kişisel sınırlara saygı duyma ve sevgi dostluk bağının temelini oluşturduğunu ifade eden Turan, “İyi bir dostluk ilişkisinde; kişinin kendisi için istediği güzel şeyleri karşısındaki kişi için de istiyor olması ve kendi yaşamında olmasını istemediği olumsuz yaşantıları karşısındaki kişinin de yaşamasını istemiyor olması oldukça önemli bir yere sahiptir. Gerçek bir dostluk ilişkisinde mesafelerin bir önemi yoktur ve bizim toplumumuzda konuyla ilgili ‘iki elim kanda olsa gelirim’ sözü vardır. Burada dostluğa verilen önem ve değer vurgulanmakta, kişinin kendi gücü ve yetenekleri doğrultusunda dostunun bir ihtiyacı olduğunda ona destek olabilmek için pek çok zorluğun üstesinden gelebileceği ifade edilmektedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Karşılıklı sınırlı iyilik ve sınırlı fedakârlık kavramları önemli</strong></p>
<p>Dostluk ilişkisinin korunması ve sağlıklı bir şekilde devam edebilmesinde; karşılıklı güven, sevgi, saygı, hassasiyetlere önem ve değer vermenin, kişisel sınırları muhafaza etmenin önemli mihenk taşlarını oluşturduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Bu noktadan hareketle dostluk ilişkisinde karşılıklı sınırlı iyilik ve sınırlı fedakârlık kavramları da oldukça önemlidir. Sınırlı derken dostluk adına karşımızda kişinin özel hayatına girmeden, onun ihtiyaçları noktasında kendi yapabileceklerimizi maddi manevi olarak açık ve net bir şekilde ifade ederek davranışlarımızı ortaya koymak önemlidir. ‘Senin için yapabileceğim bir şey var mı? Bu konuda sana nasıl yardımcı olabilirim?’<em><strong> </strong></em>soruları çok değerlidir. Biz genelde dostluk kavramını yanlış anlayabiliyoruz. ‘Senin için her şeyi yaparım, senin her ihtiyacını karşılarım.’ Hiçbirimiz tüm güce sahip değiliz, elimizde sihirli değnekler de yok. Her birimizin kendine ait gerçekleri var, bu gerçeklerin farkında olarak ilişkilerimizi düzenlemek ve davranışlarımızı ortaya koymak durumundayız.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Dostluk ve arkadaşlık ilişkisi farklı</strong></p>
<p>“Kişiler, farklı bakış açıları, değer yargıları, hassasiyetleri olan kişilerle arkadaşlık kurabilirler.” diyen Turan, “Bununla birlikte dostluk ilişkilerinde benzer duygulara, düşünce yapılarına, yaşam amacına ve anlamına sahip olmak, değer yargıları ve hassasiyetlerinin benzer olması oldukça önemli bir yere sahiptir.<strong> </strong>Dostluk ilişkisinde kişi, kendiyle ilgili özel paylaşımlarda bulunabilmekte ve sorunlarının çözümü adına yardım talebinde bulunabilmekte iken, arkadaşlık ilişkisinde sınırlar daha belirgindir.” dedi. </p>
<p><strong>Kişi, kendisiyle ilgili farkındalıklarını artırdıkça daha sağlıklı ilişkiler kurabilir</strong></p>
<p>‘Dostunu düşmanını bileceksin’ atasözünün gerçek hayatta uygulanabilir olup olmadığını da değerlendiren Turan, “Dost ya da düşman kavramlarından ziyade bu sözü günlük yaşamda şu şekilde davranışlarımıza yansıtabiliriz. Kişi yaşam olayları içerisinde kendisiyle ilgili farkındalıklarını artırdıkça ilişki içindeki sınırlarını da belirlemekte ve daha sağlıklı ilişkiler kurabilmektedir. Bu noktadan hareketle kişi kendisine saygı duyulduğunu, kendisinin duygu, düşünce, değer ve hassasiyetlerine önem verildiğini hissettiği, motivasyonunu yükselten ilişkilere ve kişilere daha fazla emek verirken, ifade ettiğimiz özelliklere sahip olmayan ilişkiler ve kişilerden  uzak durabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sanal arkadaşlıklar yerine gerçek dostluklar kurulmalı</strong></p>
<p>Artan dijitalleşmenin dostluğun ve mutluluğun seyrine etkileri konusunda, günlük yaşamımızda dijital ortamdan uzak kalmamızın mümkün görülmediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, “Bu ortamda kişiler kendilerini olduklarından farklı ve kendi gerçeklerinden uzak bir şekilde gösterebilmektedirler. Karşımızdaki kişiyi doğru tanıyabilmek ve kendimizi koruyabilmek adına dijital ortamda oldukça dikkatli ve özenli hareket etmek durumundayız. Özellikle sanal ortamda yeni tanıştığımız kişilere karşı daha sınırlı hareket etmemiz, kendimizle ilgili özel bilgileri ve görselleri paylaşmamamız oldukça önem arz etmektedir.” dedi. </p>
<p>Dijitalleşen dünyada dostluk ilişkisinin daha da önem kazandığını vurgulayan Turan sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mış gibi yaşamlardan ziyade gerçekten duygularımızı hissedebilecek, ihtiyacımız olduğunda yanımızda olacağını bildiğimiz kişilerle ilişki kurmaya özen göstermeli ve emeğimizi bu yönde ortaya koymalıyız. Genel olarak ilişkilerimizde hatalarımız olabilir ve bu çok olağan bir durumdur. Bununla birlikte ilişkilerdeki hatalarımızı fark edip, karşımızdaki kişiyle bunları açık ve net bir şekilde konuşabilmek ve uzlaşmacı bir şekilde ortak nokta da buluşabilmek hem arkadaşlık hem de dostluk ilişkilerimizin daha sağlıklı bir şekilde devam edebilmesine önemli katkılarda bulunacaktır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fatma-turan-saglikli-iliskiler-yalnizlik-duygusuyla-bas-edebilmek-icin-onemli-399827">Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan: &#8220;Sağlıklı ilişkiler, yalnızlık duygusuyla baş edebilmek için önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 15:25:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[görülse]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[nuri]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[patlamalar]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Derince’de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda toz sıkışması nedeniyle meydana geldiği tahmin edilen patlamayı değerlendiren İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Bu patlamalar nadiren görülse de un, şeker, yem, kakao, tekstil tozları ciddi patlamalar yaratabilir.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381">Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kocaeli Derince’de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda toz sıkışması nedeniyle meydana geldiği tahmin edilen patlamayı değerlendiren İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Bu patlamalar nadiren görülse de un, şeker, yem, kakao, tekstil tozları ciddi patlamalar yaratabilir.” dedi. Bu tür depolarda gerekli önlemlerin alınmış olması gerektiğine dikkat çeken Bingöl, tozlarda ıslatma tekniğinin, havalandırmanın, birikmiş tozların toplanması ve temizlenmesinin önemine vurgu yaptı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı İş Güvenliği<strong> </strong>Uzmanı<strong> </strong>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, Kocaeli Toprak Mahsulleri Ofisi’nde meydana gelen patlamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Yanıcı toz patlamasıyla karşı karşıyayız”</strong></p>
<p>Kocaeli Derince’ de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda bir patlama meydana gelmiş 12 kişi yaralanmıştı. Patlamaya dair değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı İş Güvenliği<strong> </strong>Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Yanabilen her madde gerekli koşullar oluştuğunda patlama riski oluşturabilir. Yanıcı sıvıların buharları, yanıcı gazlar ve yanıcı tozlar havadaki oksijen ile yapmış oldukları belirli konsantrasyonlarda, bir tutuşturucu kaynak ile buluştuklarında ‘patlayıcı ortam’ olarak adlandırdığımız ve kısaca ATEX (Patlayıcı Atmosfer) patlamaları dediğimiz patlamalara neden olur. Yani, patlayıcı ortamda herhangi bir kıvılcımla, tutuşturucuyla buluştuğunda bu tip patlamalara zaman zaman şahit oluyoruz. Buradaki görüntü de bizde öyle bir imaj yaratıyor. Dolayısıyla yanıcı toz patlaması olarak adlandırdığımız bir durumla karşı karşıyayız diyebilirim. Burada terminolojiyi de doğru kullanmak gerekir. Toz sıkışması olarak değerlendirmek doğru olmaz. Tozlar sıkışmaz ya da sıkışsa da patlama özelliğine sahip olamazlar. Birikmiş tabaka halindeki yanıcı tozlar yanabilirler, yangına neden de olabilirler ama patlamazlar. Birikmiş tozların, yanıcı toz patlamasındaki etkileri ise havadaki askıda kalan tozların oluşturduğu konsantrasyon sonucu oluşacak ilk patlamanın ardından; birikmiş tabaka tozları havalanarak, ikincil patlamalara ve domino etkisine neden olurlar.” dedi.</p>
<p>Patlamanın nispeten şiddetli olduğunu ifade eden Bingöl, “Ancak dinamit gibi bir patlayıcı maddeye nazaran çok da şiddetli olmadığını söyleyebiliriz. Yani bir dinamit bu patlamanın belki 500 katı daha güçlü patlar. Ortadaki yıkıcı etkisi çok daha büyük olur. Bu tip patlamalar yaklaşık 10 bar basınçla patlarlar. Yanıcı sıvıların buharlarının ve yanıcı gazların birikip havadaki oksijenle buluştuğu zaman da aynı tip patlamalarla karşılaşırız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gerekli önlemlerin alınmış olması gerekiyor…</strong></p>
<p>Riskli depolarda gerekli önlemlerin alınması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Aynı şekilde, doğalgaz sıkışması diye adlandırılır ama doğalgaz da aslında sıkışmaz. Doğalgaz birikir, birikince böyle bir ortam yaratır. Buna patlayıcı ortam diyoruz. Bunlar yine benzin buharları gibi yanıcı sıvılarda da zaman zaman gördüğümüz olaylardır. Yani şeker tozu, un tozu literatürde var. Bu patlamalar nadiren görülse de kakao tozu, tekstil tozları bunlar bu şekilde ciddi patlamalar yaratabilir. Deprem etkisi diyor çünkü miktar çok büyük olduğu için patlamanın şiddeti biraz daha fazla görünüyor. Daha küçük bir depoda patlama olsaydı belki bu şiddette olmayacaktı. Dolayısıyla bu tür depolarda yüklenirken, indirirken, boşaltırken yem fabrikalarında bazen un fabrikalarında gerekli önlemlerin alınmış olması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Havalandırma ciddi bir önlem!</strong></p>
<p>Tozlarda ıslatma tekniğinin önemli bir önlem olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Toz patlamalara çok sık rastlamadığımız için diğerlerine göre ihmal diyebileceğimiz daha boş bulunma durumu olabiliyor. Burada alınabilecek önlemler, tabii ki buğday ve tahıl için çok bir şey söyleyemem ama genelde tozlarda ıslatma tekniği uygulanır. Özellikle yerdeki tozun havaya kalkıp askıda kalmaması gerekiyor. Çünkü askıda kaldığı zaman 3–5 saniyede olsa havadaki oksijenle konsantrasyon oluşturuyor. Bu tip patlama risklerine karşı, oluşabilecek patlamanın etkilerini azaltmak adına patlamadaki basıncı azaltıcı patlama kapakları da depolarda kullanılmalı.” dedi.</p>
<p>Yerde tabaka şeklinde birikmiş tozun çok fazla risk oluşturmadığını belirten Bingöl, “Dolayısıyla ıslatma tekniği uygulanabilir. Havalandırma ise ciddi bir önlemdir. Özellikle yükleme ve boşaltma esnasında dökme şeklinde çok yoğun tozun oluşmasını engelleyici önlemler alınabilir. Bir kısmı boşalttıktan sonra biraz beklenebilir, havadaki toz dinginleşsin ondan sonra boşaltılsın diye, biriken tozların sık sık temizlenmesi gibi de birtakım önlemler alınabilir. Burada sanki bazı önlemlerin atlandığı görülüyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Patlamada sıcak hava mı etkili oldu?</strong></p>
<p>Sıcak havanın patlamada bir etkisi olup olmadığının da sorgulandığına dikkat çeken Dr. Bingöl, “Havanın sıcak olması bu patlamada çok etkili değildir, yanıcı malzemenin tutuşma sıcaklıkları 130 santigrat derecelerin üzerindedir. Hatta birçok yanıcı madde 200, 300 derecelerin üzerinde tutuşur. Ancak, literatürde geçen 13 değişik tutuşturucu kaynak bulunur ki bu tutuşturucu kaynakları çok yüksek sıcaklıklar üretebilir ve patlamayı başlatacak yetenekte olabilir. Açık alevler, elektrikli aletler, mekanik kıvılcımlar, cep telefonlarının da içlerinde bulunduğu elektromanyetik frekanslar ve hatta en önemlilerinden birisi statik elektrik gibi. Yani bu gibi ATEX ya da diğer bir deyişle patlayıcı ortam oluşma ihtimali olan yerlerde, tutuşturucu kaynakların tamamı için de mevzuat kapsamında ciddi önlemler alınmalı.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381">Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 11:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağca]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[fehmi]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ortamın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlanması]]></category>
		<category><![CDATA[suriyede]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=376544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Suriye’de barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel ABD!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544">Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriye’de barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel ABD! </strong></p>
<p><strong>Suriye’nin 12 yıl aradan sonra yeniden Arap Birliği’ne katılmasını değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca bu durumun Suriye sorununun çözümüne katkı sağlayabileceğini belirtti. “Tarafların iyi niyetli çabaları ile özellikle mültecilerin Suriye’ye geri dönüşü konusunda, bir anlaşmaya varılabilirse Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir.” diyen Ağca Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasına ilişkin durumu değerlendirdi. Suriye’nin, 7 Mayıs 2023 tarihinde yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldığını, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, ev sahibi Suudi Arabistan Kralı tarafından 19 Mayıs’ta yapılan zirveye çağrıldığını da sözlerine ekleyen Ağca, Arap ülkelerinin yanı sıra, Türkiye’nin de Suriye ile normalleşme yönünde adımlar attığını söyledi. Ağca, Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasının önündeki en önemli engelin ABD olduğunu da sözlerine ekledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca Suriye’nin 12 yıl aradan sonra Arap Birliği’ne katılmasını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Türkiye daimi gözlemci statüsünde</strong></p>
<p>Arap Birliği’nin Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye devletleri tarafından 22 Mart 1945’te Kahire’de kurulduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “Merkezi Kahire&#8217;de olan Arap Birliği&#8217;nin bugün 22 üyesi var. 2006 yılından beri Türkiye daimi gözlemci statüsünde.” dedi.</p>
<p>Arap Birliği’nin daimi merkezinin Kahire’de olmasına karşın her yıl Arap Birliği zirvelerinin farklı şehirlerde yapıldığını söyleyen Ağca, 2023 yılındaki ilk toplantının 19 Mayıs 2023’te, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yapıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>Arap Birliği, her konuda üyelerin desteklenmesi amacıyla kuruldu</strong></p>
<p>Arap Birliği’nin kurulma amacının üyelerin siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal programlarını güçlendirmek, koordine etmek ve aralarında veya üçüncü taraflarla oluşabilecek uyuşmazlıklara aracılık etmek olduğunu aktaran Ağca, iş birliği konularını da “Ticaret, gümrükler, döviz kurları, tarım ve sanayi alanlarını kapsayan ekonomik ve mali konular, demiryolları, karayolları, havacılık, denizcilik, posta ve telgraf dâhil iletişim alanında işbirliği, kültürel işbirliği, vatandaşlık, pasaport, vizeler, mahkeme kararlarının icrası ve suçluların geri iadesi, sosyal güvenlik konularında işbirliği ve sağlık alanında işbirliği.” olarak sıraladı. </p>
<p><strong>Her Arap Devleti, Arap Birliği’ne katılma hakkına sahiptir</strong></p>
<p>Arap Devletleri Birliği Paktı olarak da bilinen Arap Birliği Şartı’nın, Arap Birliği&#8217;nin kurucu antlaşması olduğunu belirten Ağca, “Buna göre, Arap Devletleri Birliği bu anlaşmayı imzalayan bağımsız Arap Devletleri&#8217;nden oluşacaktır. Her Arap devleti, Arap Birliği’ne katılma hakkına sahiptir ve katılma için müracaatını, Arap Birliği Konseyi’nin ilk toplantısında görüşülmek üzere Genel Sekreterliğe yapar.” diyerek Arap Birliği’ne katılma şartlarını açıkladı.</p>
<p><strong>7 Mayıs 2023’te, Suriye</strong><strong> yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldı </strong></p>
<p>Suriye&#8217;nin üyeliğinin 16 Kasım 2011 tarihinde askıya alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “6 Mart 2013 tarihinde Arap Birliği, Suriye Ulusal Koalisyonu&#8217;nun Suriye&#8217;yi temsil ettiği gerekçesiyle Arap Birliği&#8217;ndeki yerini verdi. 9 Mart 2014 tarihinde, Genel Sekreter Nabil Al-Arabi, muhalefet kurumlarının oluşumunu tamamlayana kadar Suriye&#8217;nin sandalyesinin boş kalacağını söyledi. 7 Mayıs 2023 tarihinde, Suriye yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ev sahibi Suudi Arabistan Kralı tarafından 19 Mayıs’ta yapılan zirveye çağrıldı. Arap ülkelerinin yanı sıra, Türkiye de Suriye ile normalleşme yönünde adımlar atmaktadır. Türkiye, Rusya, İran ve Suriye Dışişleri bakan yardımcıları ve savunma bakanları düzeyindeki görüşmelerin ardından 10 Mayıs’ta, Moskova’da üçüncü tur görüşmeler için dışişleri bakanları buluştu.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Barışçıl protestoları kanlı şekilde bastırma girişimi nedeniyle Suriye’nin üyeliğini askıya alınmıştı </strong></p>
<p>22 üyeli Arap Birliği’nin 18 üyesinin, barışçıl protestoları kanlı şekilde bastırma girişimi nedeniyle Kasım 2011’de Şam’ın üyeliğini askıya aldığını kaydeden Ağca, “O dönem Esad lehine Suriye dışında, İran etkisindeki Lübnan ve Yemen oy kullanmıştı. Irak ise çekimser kalmıştı. İç savaş boyunca 500 binden fazla insan öldü, milyonlarca kişi yerinden oldu. Halen, Suriye’nin kuzey kısımları Esad’ın kontrolü dışında ve ABD tarafından desteklenen YPG terör örgütü tarafından kontrol edilmektedir. Kuzey Suriye’nin Fırat nehrinin batısında kalan kesimi ise, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolü altındadır.” dedi.</p>
<p>12 yıllık iç savaşın ardından Şam rejiminin, diğer bölgelerde büyük ölçüde kontrolü sağlamış durumda olduğunu da sözlerine ekleyen Ağca, en önemli sorunun, muhalifler ve mültecilerin durumu ile kuzeydeki topraklara dair siyasi çözümün belirsizliği olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir”</strong></p>
<p>Suriye’nin birliğe yeniden katılmasının, Suriye sorununun çözümüne katkı sağlayabileceğini dile getiren Ağca, “Arap Birliği ülkelerinin ve sorunun tarafları olan Rusya, İran ve Türkiye’nin iyi niyetli çabaları ile özellikle mültecilerin Suriye’ye geri dönüşü konusunda, bir anlaşmaya varılabilirse Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir.” dedi.</p>
<p>“Şu an itibarıyla, Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasına en önemli engelin ABD olduğu görülmektedir.” diyen Ağca, “ABD sorunun en başından itibaren Suriye’nin parçalanmasını istemektedir. Fırat nehrinin doğusunda kalan bölgede ve ülkenin Türkiye sınırına bitişik kuzey bölgesinde PKK terör örgütünün kontrol ettiği bir terör devleti kurmak hedefindedir. ABD, NATO müttefiki Türkiye ile ilişkileri son derece olumsuz etkileyen bu süreçte, geri adım atmamakta, aksine PKK terör örgütüne silah yardımlarını ve siyasi desteğini artırarak devam etmektedir. Suriye sorununun çözümünde Arap Birliği kararlı biçimde, Türkiye ile işbirliği yaptığı takdirde, ABD’nin bölücü politikalarına karşı bir direnç oluşturulması ve Suriye’nin demokratik dönüşümü doğrultusunda yeni bir anayasanın hazırlanması ve müteakiben yapılacak demokratik seçimlerle ülkede yeniden barış, güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması mümkün olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544">Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Dilara Ustabaşı Gündüz: &#8216;Sosyal Hizmet, Afet Sonrasında İyileştirme Sürecine Güç Katıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-dilara-ustabasi-gunduz-sosyal-hizmet-afet-sonrasinda-iyilestirme-surecine-guc-katiyor-362000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Apr 2023 13:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[dilara]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[katıyor]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[sonrasında]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sürecine]]></category>
		<category><![CDATA[ustabaşı]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Afetler, neden olduğu sonuçlar itibarıyla çoğu zaman pek çok ulusal ve uluslararası kurumun yardım ve desteğini gerektiren büyük olaylardır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-dilara-ustabasi-gunduz-sosyal-hizmet-afet-sonrasinda-iyilestirme-surecine-guc-katiyor-362000">Dr. Öğr. Üyesi Dilara Ustabaşı Gündüz: &#8216;Sosyal Hizmet, Afet Sonrasında İyileştirme Sürecine Güç Katıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><b><span><span>Afetler, neden olduğu sonuçlar itibarıyla çoğu zaman pek çok ulusal ve uluslararası kurumun yardım ve desteğini gerektiren büyük olaylardır. </span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>Afet sonrasında fiziksel yıkımın, psikolojik travmanın ve çok fazla belirsizliğin olduğu bir ortamda toparlanmayı planlamak ve yönetmek oldukça güçtür. Bu bağlamda sosyal hizmet alanına da önemli görevler düşmektedir. </span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Dilara Ustabaşı Gündüz afetlerde sosyal hizmet konusunu değerlendirdi.</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KTO Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Dilara Ustabaşı Gündüz,afet sonrasındaki toplumsal iyileşme sürecinin aylar hatta yıllar alabileceğini söyledi. Gündüz; “Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını dikkate aldığımızda insanların ‘yeni’ normale nasıl varacakları bugünün sorununu oluşturmaktadır. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Toplumsal iyileşme sürecinin insan hayatının her yönünü kapsaması gerektiği gerçeği dikkate alındığında, toplum temelli oldukça geniş çaplı uzun erimli bir organizasyonun planlanmasının gerekliliği önümüze çıkmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Tüm Sorunları Kuşatacak Sosyal Yaşamın Yeniden İnşasına Odaklanılmalı”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Afet yönetiminin deprem öncesi, sırası ve sonrasını kapsayacak şekilde planlanmasının önemine değinen Gündüz; “Kuşkusuz deprem öncesi ve sırası yaşanılanlar önemliydi. Fakat geldiğimiz nokta itibarıyla bu iki aşama geride kaldı. Şimdi ise sosyal yaşamın yeniden inşasına odaklanarak, depremzedelerin tüm sorunlarını kuşatacak uzun soluklu ve sürdürülebilir sosyal politikalara ihtiyaç vardır” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Depremin İlk Gününden İtibaren Pek Çok Türde Destek Ulaştı”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gündüz; “Kahramanmaraş merkezli depremlerden on bir ili kapsayan oldukça geniş bir coğrafya etkilendi. İlk kriz ve sonrasında en çok ihtiyaç duyulan güvenlik ağı program türleri arasında sağlık hizmetleri, gıda ile ayni yardımlar, nakit transferleri ve bayındırlık programlarının yer aldığını gördük. Buradaki amaç temel insani ihtiyaçların karşılanabilmesiyle birlikte toplumun sosyal ve ekonomik kaynaklarını istikrara kavuşturacak güvenlik hissinin sağlanabilmesidir. Depremin ilk gününden itibaren gelişmeleri; bölgeye sevk edilen kamusal, yerel, sivil ve uluslararası menşeili; finansal, organizasyonel, sağlık ve psikolojik ilk yardım gibi pek çok türde destek ve hizmetleri medyadan takip ettik” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Yaraları Sarmak İçin Topyekûn Sorumluluk Üstlenmeliyiz”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Afetin neden olduğu ekonomik, psikolojik, sosyal tahribatlar karşısında alınması gereken sorumlulukların bir veya iki kuruma yüklenmemesi gerektiğinin altını çizen Gündüz; “Toplumun yeniden kendine gelmesi ve yaraları sarması noktasında başta afet yönetimiyle ilgili kurumlar olmak üzere tüm kesimlerle el ele vermemiz gerekmektedir. Bu ciddi toplumsal tahribat karşısında çözüm ve toparlanma yine toplumsal kaynaklarla desteklenmelidir. Afetten etkilenenlere yönelik başlatılan sosyal yardımların ve duygusal desteklerin, toplumsal bağları güçlendiren yönü göz ardı edilmemelidir. Özellikle yeniden inşa ve yeni normale dönme çabalarına yönelik gerçekleştirilen küçük büyük her türlü desteğin değer gördüğü ve toplumda birleştirici bir gücü olduğu açıktır. Bu süreçte farklılıklarına rağmen herkesin birlik ve beraberlik duygularının gelişmesi bireyler ve gruplar arası sosyal mesafeleri kısaltmakta, aradaki sosyal bağları ve sosyal sermayeyi güçlendirmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Depremin İlk Gününde Başlatılan Dayanışma ve Yardımlaşma Ruhu Diri Tutulmalı”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gündüz; “Medyada afet haberlerine giderek daha az sıklıkla yer verilmeye başlanması, insanların gerçekleşen afetin tahribatı ve büyüklüğü karşısında ihtiyaç duyulan yardım ve desteğe dair algılarını zayıflatabilir ve hayırsever tutumlarını sınırlandırabilir. Bu nedenle depremin ilk gününde başlatılan dayanışma ve yardımlaşma ruhu bundan sonraki süreçte de diri tutulmalıdır. Bu konuda her türlü medya aracının desteği sürmelidir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Koruyucu Önleyici Çalışmalara Odaklanılmalı”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bundan sonraki aşamada olası afetlere karşı yerel, ulusal ve uluslararası paydaşlarla iş birliği gerektiren karmaşık ve çok yönlü bir sürecin planlanması gerektiğini vurgulayan Gündüz; “Ülkenin her bir yanındaki riskler belirlenerek, oluşma ihtimali yüksek yeni afetlere karşı toplumsal seferberlik ruhuyla yaklaşılmalı ve hızlıca önlemler alınarak hayata geçirilmelidir. Bu nedenle tüm toplum kesimlerine afet bilincinin yerleştirilmesine yönelik toplum temelli çalışmalar yapılmalı, bu yönde zorunlu eğitimler verilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Yeniden ve Kapsayıcı Kalkınma Politikaları Toplumu Güçlendirecektir”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gündüz; “Deprem sonrasında sosyal yardımlar, istihdam, barınma, eğitim, sosyal hizmetler, toplumsal iyilik haline kavuşabilmeye yönelik her türlü sosyal düzenlemeler yeniden kalkınabilmede büyük önem taşımaktadır. Deprem sonrası fiziki yıkımın ortadan hızla kaldırılarak altyapı ve çevre iyileştirmeleri toplumların yalnızca yeni normale dönmesi için değil; aynı zamanda adil ekonomik büyümeye destek olması bakımından da önem taşımaktadır. Yaraları sarma ve sosyal yaşamı yeniden inşa etmede kırsal kesimin ve köylerin de planlamaya dahil edilmesi kapsayıcı kalkınma için gereklidir. Depremden etkilenen bölgelerde altyapıyı yeniden inşa etme, deprem öncesi sunulan hizmetleri yeniden kurgulama ve bölge insanına psikososyal destek sağlama temel stratejiler arasında yer almalıdır” diyerek yeniden kalkınma aşamasında hayata geçirilecek sosyal politikaların sadece sorunlara odaklanmayıp toplumu güçlendirerek direncini de arttıracağına işaret etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“İyileşme Sürecinde Yerel, Kültürel Dinamikler Göz Ardı Edilememeli”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Toplumsal yaraları sararken uygulayıcıların önceden formülize edilmiş çalışmalar yerine yerel bağlamı ve ihtiyacı dikkate alarak harekete geçmelerinin önemli olduğunu söyleyen Gündüz, “Özellikle kriz yönetimi, yas danışmanlığı, travma tedavisi, psikososyal destek gibi konularda yetkinlikleri bulunan meslek gruplarının afet sonrası saha çalışmalarına aktif bir şekilde katılmaları doğal bir beklentidir. Afetten etkilenenlerle çalışmada ırk, din, dil, etnik köken gibi farklılıkları dikkate alan çokkültürcü bir perspektife sahip olmak kuşkusuz çok önemlidir” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Refakatsiz Çocuklar ‘Sahipsiz’ Değil”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gündüz; “Afetten en fazla etkilenen incinebilir grupların başında çocuklar gelmektedir. Enkazdan kurtarılan, yakınlarını kaybeden çocuklara yönelik Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı iş birliğiyle birtakım çalışmalar yürütülmektedir. Bu süreçte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından refakatsiz çocuk sorgulama sistemini hayata geçirilerek çocuklarını kaybeden ailelere kolaylık sağlanmaktadır. Sistem sayesinde 25 Şubata kadar 1453 çocuk, ailelerine teslim edilmiştir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Refakatsiz Çocukların Ruh Sağlığı İçin Uzmanlardan Destek Alınmalı”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bundan sonraki süreçte refakatsiz çocuklar için psikososyal desteği de kapsayan yeni uygulama modellerine vurgu yapan ve önemli tavsiyelerde bulunan Gündüz; “Refakatsiz çocuklarla çalışacak meslek elemanlarına yönelik bu çocukları tanıma, ihtiyaçlarını anlama ve yanıtlamaya odaklanan özel eğitimler geliştirilebilir. Çocukların uzun süreli bakımı, korunması ve rehabilitasyonu için acil ihtiyaçlarını belirlemek ve kaynaklarla buluşturmak üzere fon oluşturulabilir. Refakatsiz çocukların ruh sağlığı ve tıbbi tedavi gerektiren hizmetlere, eğitim ve sosyokültürel uygulamalara erişimleri sağlanarak sosyal bağları kurma ve güçlendirmeleri sağlanabilir. Özellikle afetten kurtularak, vücut bütünlüğü ampütasyon nedeniyle bozulan çocukların ruh sağlığı üzerinde uzmanlardan destek alınmalı ve bundan sonraki hayata uyum çalışmaları desteklenmelidir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“Afet Sonrası Sosyal Hizmet İhtiyacında Önemli Bir Artış Söz Konusu”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gündüz, afet nedeniyle insanların hayatlarının beklenmedik şekilde alt üst olması, yakınlarını kaybetmeleri, incinebilir grupların savunmasız kalması, bazı bireylerin vücut bütünlüğünün bozulması, ciddi ölçüde maddi kayıp ve hasarın ortaya çıkması, afet sonrası yeni normale dönmede yaşanacak güçlükler ve daha pek çok sorunun bu dönemde sosyal hizmet ihtiyacını bir kez daha gündeme getirdiğini söyledi. “İnsanların hayatlarını yeniden inşa etmeleri ve yeni hayatlarına uyum sağlamalarını desteklemeye yönelik beslenme, barınma, istihdam, eğitim, sosyal yardım, psikososyal danışmanlık gibi çok aktörlü iş birliğini gerektiren kapsamlı uygulamalar sosyal hizmetlerin sunumunun etkili olmasında önem taşımaktadır. Bu süreçte sosyal hizmet uzmanları afetten etkilenenlere geçici barınma, gıda, giyim gibi yardımların temini dışındaki kaynakları koordine etme, incinebilir nüfusun ihtiyaçlarını belirleme, travmayla baş etmede diğer ruh sağlığı çalışanlarıyla iş birliğiyle hareket etme, problem çözme, krize müdahale, uzun dönemli ihtiyaçları belirleme gibi pek çok konuda görev almaktadırlar” diyerek afet sonrası dönemde sosyal hizmetlerin planlanması ve yönetilmesinde, sosyal hizmet profesyonellerine giderek daha fazla ihtiyaç duyulduğunu aktardı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-dilara-ustabasi-gunduz-sosyal-hizmet-afet-sonrasinda-iyilestirme-surecine-guc-katiyor-362000">Dr. Öğr. Üyesi Dilara Ustabaşı Gündüz: &#8216;Sosyal Hizmet, Afet Sonrasında İyileştirme Sürecine Güç Katıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
