<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>öfke | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/ofke/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ofke</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 07:42:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>öfke | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ofke</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:42:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalara]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kaygılı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[motive]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeli]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor. Oysa bilimsel araştırmalar, öfkenin insanın çevresine uyum sağlamasında, engelleri aşmasında ve harekete geçmesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Öfke, doğru yönetildiğinde yıkıcı değil, aksine motive edici ve işlevsel bir güç haline gelebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Araştırmalar, toplumun düşündüğünün aksine dünyanın giderek daha “öfkeli” değil, daha ziyade “kaygılı ve üzgün” hale geldiğini gösteriyor. Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, “113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan analizler, son yıllarda duygusal sıkıntının arttığını ancak öfke seviyelerinde anlamlı bir değişim olmadığını ortaya koyuyor. Asıl sorun öfkenin varlığı değil, nasıl ifade edildiği. Öfkenin insani ve evrensel nitelikte temel bir duygu olduğunu unutmamamız lazım. Öfke ifade edilmesi gereken, bastırılmaması gereken bir duygudur. Eğer öfke kontrol edilemezse ve kronik hale gelmeye başlarsa bireye ya da başka birisine zarar vermeye başlar. Öfkeyi sağlıklı bir şekilde kontrol altına almak ise mümkün” diyerek öfke yönetimiyle ilgili önemli bilgiler veriyor… </strong></p>
<p>Öfke, psikoloji araştırmalarında mutluluk, üzüntü, korku, iğrenme ve şaşkınlık ile birlikte altı temel duygu kategorisinden biri olarak kabul ediliyor. Buna rağmen popüler kültürde sürekli pozitif kalma baskısı öfkeyi “zararlı” bir duygu gibi konumlandırıyor. Prof. Dr. Murat Kurt bu yanlış algıya dikkat çekerek, “Sanki her an pozitif kalınması, olumsuz hislerin bir kenara itilmesi ve öfkenin her zaman bastırılması gereken yıkıcı bir duygu olarak ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Oysa öfke, bizim değişen çevresel koşullara uyum sağlamamıza yardımcı olan, karşımıza çıkan engelleri aşmamıza yardımcı olan evrimsel değeri yüksek motive edici bir duygudur. Öfke, halk arasında sanki saldırganlıkla eş değermiş gibi algılanıyor. Öfke bir duygudur, saldırganlık ise bu duygunun kontrol edilmeden açığa çıkmış bir davranış formudur” diyor.</p>
<p><strong>Beyinde Öfke Nasıl Kontrol Ediliyor?</strong></p>
<p>Texas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Heather Lench ve ekibinin 2023 yılında yayımladığı kapsamlı çalışma, öfkenin performansı artıran motive edici bir duygu olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle zorlayıcı görevlerde öfke, bireyi “eyleme hazırlık” durumuna sokuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Özellikle zorluk düzeyinin yüksek olduğu görevlerde öfke motive edici bir rol üstlenir; ancak bu durum bazen bireylerin etik kuralları ihlal etmesine ya da ahlaki normların dışına çıkmasına neden olabilir” diyor.</p>
<p>Beyin, öfke karşısında otomatik ve kontrolsüz bir patlama yaratmıyor; aksine bir denge mekanizması kuruyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Beynimizdeki Amigdala bölgesi tehdit veya engel algılandığında duygusal tepkiyi ateşler. Ancak aynı anda ventromedial prefrontal korteks devreye girerek bu tepkiyi kontrol eder ve yönetir” diyor. Alkol ve madde kullanımının bu dengeyi bozduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu maddeler kontrol mekanizmasını devre dışı bırakır ve amigdalanın tek başına hareket etmesine neden olur” diyor.</p>
<p><strong>Öfke, Yıkıcı Bir Boyuta Ulaşmamalı </strong></p>
<p>Öfke genellikle bir hedefin engellenmesi, beklenen bir ödülün alınamaması, haksızlığa uğrama, tehdit edilme veya başkalarının planlarımızı etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Bunun yanında uykusuzluk, sosyal dışlanma ve stres de öfkeyi tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bir olayı nasıl algıladığımız ve nasıl yorumladığımızla doğrudan ilişkilidir; bu nedenle oldukça öznel ve kişiye özgü bir duygudur” diyor.</p>
<p>Öfke; üzüntü, korku veya depresyon gibi geri çekilmeye neden olan duyguların aksine bireyi harekete geçirir. Bir başka deyişle öfke bir “yaklaşma duygusudur.” Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bireyi pasif bir bekleyişten çıkarıp aktif bir eyleme iter; sınırların korunmasına, adaletsizliğe karşı harekete geçilmesine yardımcı olur. Öfkenin kendisi aslında “kötü” bir duygu değildir. Esas olan öfkenin nasıl ifade edildiğidir, bir başka deyişle öfkeyi dışarıya nasıl yansıttığımız ve öfkenin tetiklediği davranışların yıkıcı bir boyuta dönüşüp dönüşmemesi önemlidir. Böyle baktığımızda öfkenin bireyler açısından işlevsel bir değeri vardır. Bireyi motive eder, engellerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur, sınırların korunmasına yardımcı olur, adaletsizliğe karşı bireyi harekete geçirir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Dünya Öfkeli Değil, Daha Ziyade Kaygılı Ve Üzgün </strong></p>
<p>Davranışsal bilimler ve psikoloji alanlarında önemli araştırmaları olan bilim insanları Dr. Michael Daly ve Dr. Lucia Macchia tarafından 113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan geniş çaplı analiz, 2009-2021 yılları arasında küresel duygusal sıkıntının %25’ten %31’e çıktığını gösteriyor. Ancak öfke seviyelerinde yalnızca %1.61’lik, istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir değişim gözleniyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, “Aslında daha öfkeli bir dünyada değil, daha ziyade kaygılı ve üzgün bir dünyada yaşıyoruz. Araştırmalar duygusal sıkıntılardaki artışın özellikle düşük eğitim ve gelir seviyesine sahip gruplarda daha belirgin olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum ise ekonomik güvensizliğin ve toplumsal istikrarın bozulmasının biyolojimizi nasıl doğrudan etkilediğinin bir kanıtıdır” diyor.</p>
<p><strong>Önemli Olan Öfkeyi Sağlıklı Bir Şekilde İfade Etmek</strong></p>
<p>Öfke evrensel ve insani bir duygudur; bastırılması değil, sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Kontrol edilemediğinde ise saldırganlığa dönüşebilir ve hem bireye hem çevresine zarar verebilir. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfkenin en yıkıcı formu saldırganlıktır. Esas olan, öfkeyi yıkıcı bir davranışa dönüştürmeden sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir” diyor.</p>
<p>Saldırganlığın, bir başkasına bağırmaktan fiziksel olarak zarar vermeye kadar uzanan geniş yelpazedeki birçok davranışı kapsadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Saldırganlık sadece başkalarına değil bizzat bireyin kendisine yönelik de olabilir. Öfkenin sağlıklı bir şekilde ifade edilememesi, hele bu durumun kronikleşmesi yani sürekli olarak öfkenin bastırılması bireyin kendisine zarar verir; psikosomatik hastalıklara ve depresyona yol açabilir. Esas olan öfkeyi, işlevsel olmayan yıkıcı bir saldırganlığa dönüştürmeden, sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir. Aile içerisinde ve toplumda bireylerin kendisini ifade etmelerine fırsat verildiğinde ve diğerlerinin de yaşam alanlarına saygının esas tutulduğu toplumlarda, öfke sağlıklı bir şekilde ifade edilebilir. Bu durum, toplumun ve bireylerin gelişmesi için itici bir güç kaynağı bile olabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Öfke Kontrol Edilebilir </strong></p>
<p>Öfke kontrolü öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri aslında. Prof. Dr. Murat Kurt, “İlk adım, ‘şu an öfkeliyim’ diyebilmek. Eğer bunu kendinize ifade edebilirseniz öfkenin yıkıcı etkilerini kontrol edebilirsiniz. Böylelikle dikkatinizi o an öfkelendiğiniz şeyden başka bir şeye çekebilirsiniz. İkinci aşamada; öfkelendiğiniz ana eşlik eden ya da öfkelenmenize neden olan düşüncelerinizi sorgulayın; düşüncelerinizin, o anki inanışlarınızın abartılı olup olmadığını değerlendirin. Üçüncü aşamada, sizi öfkelendiren şeyleri, yani tetikleyicileri tanıyın. Eğer öfkelendiren şeyleri önceden bilirseniz, kendiniz için olası eylem senaryoları hazırlayabilirsiniz ve böylelikle hazırlıksız yakalanmamış olursunuz. Bir sonraki adım ve en önemlisi; tepkiyi yani dürtüyü kontrol etmek. Öfkelendiren şeye hemen o an tepki vermek mi gerekiyor? Birkaç saniye geç tepki vermek bile öfkenin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için yeterli bir zaman sağlayabilir. Bu zaman zarfında öfkeyi kontrol etmediğinde başına gelebilecek olası kötü senaryoları gözden geçirebilir, alternatif davranışlar geliştirebilir ve böylelikle dürtü kontrolü sağlayabilirsiniz” diyor. </p>
<p>Profesyonel desteğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke güçlü ama yönetilmesi zor bir duygudur. Bu nedenle öfke kontrolünde zorlanan bireyler psikolojik destek almaktan çekinmemelidir. Psikolojik destek ile birlikte saldırganlığa yol açabilecek hatalı inançlar ve düşünceler ile yıkıcı davranışlar kontrol altına alınabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 09:05:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğrudan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeyi]]></category>
		<category><![CDATA[rage]]></category>
		<category><![CDATA[Rage Bait]]></category>
		<category><![CDATA[tetikleyen]]></category>
		<category><![CDATA[tuzak]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, ‘rage bait’ adı verilen öfke tetikleyici dijital içeriklerin bireysel psikoloji, duygu düzenleme, davranışlar ve toplumsal kutuplaşma üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220">Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, ‘rage bait’ adı verilen öfke tetikleyici dijital içeriklerin bireysel psikoloji, duygu düzenleme, davranışlar ve toplumsal kutuplaşma üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Öfke uyandıran içerikler, daha dürtüsel davranmaya yol açıyor!</strong></p>
<p>Öfkenin diğer temel duygularımıza kıyasla yüksek uyarılmanın daha belirgin olduğu bir duygu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Öfke hissettirebilecek bir duruma karşı zihnimiz; ‘bir sorun ya da tehlike var, eyleme geç’ şeklinde sinyal verir.” dedi.</p>
<p>Oxford Sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilen ‘rage bait’in, çevrimiçi etkileşimi artırmak için öfkeyi tetikleyen, kışkırtıcı veya incitici paylaşımlar anlamına geldiğini aktaran Beyaz, “Rage bait bu öfke halini direkt tetikleyebilecek bir boyutta karşımıza çıkıyor. Bu konuyla ilgili yapılan çeşitli çalışmalardan çıkabileceğimiz sonuçların rage bait ile birtakım davranışların değişebileceğini bize gösteriyor. Örneğin, öfke uyandırabilecek bir içeriğin duygusal beyini tetiklemesi nedeniyle, daha akılcı veya sağlıklı düşünmek ve davranmak yerine, daha dürtüsel yani sonuçların düşünülmeden harekete geçilmesi söz konusu olabilir. Bunun yanı sıra öfkeyi tetikleyen yahut şok edici içeriklere maruziyet, normal içerikler karşısında dikkat sürelerini kısaltıp olumsuz yönde etki edebiliyor. Ayrıca öfke karşısında savaş modunun açılmasıyla sosyal medya tüketimi artabiliyorken, gündelik hayatta da empati göstermede güçlük ve beraberinde de daha tartışmacı bir kimliğe bürünme söz konusu olabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Rage bait’e yoğun maruz kalmak, duygu düzenleme becerisini zayıflatabilir! </strong></p>
<p>Rage bait içeriklere maruz kalmanın duygu düzenleme becerisinde zedeleyici denilebilecek bir etkisi bulunduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Rage bait’e yoğun maruz kalan ya da bu tür içerikleri tercih eden bireylerin beynindeki prefrontal korteks (yani düşünme, karar verme ve idari görevler gibi bilişsel becerilerde rol oynayan kısım) aktivitesinde azalmalar görülebilir. Bu durum öfke ve şok uyandırması sebebiyle limbik sistemi (duygusal beyin) daha aktive edici şekilde çalıştırmakta. Bu da duygu düzenleme kasının zayıflamasına etki eder. Sürekli bir ‘savaş ya da kaç’ modunun aktif olması strese dayanma hacmini azaltır. Gündelik hayatta daha tahammülsüz olmayı ve öfke kontrol güçlüğü yaşamayı artırabilir veya rage bait’e devamlı maruziyet kişiyi gerçek üzücü ve öfke hissettirici durumlara karşı hissizleştirip duyarsız hale de getirebilir.”</p>
<p><strong>Rage bait içeriklerini haftada 2 saatten fazla tüketenlerde depresyon riski yüzde 37 artıyor!</strong></p>
<p>‘Rage bait’in en tehlikeli sonuçlarından birinin toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilme potansiyeli olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bir meseleyi iki zıt kutbun varlığı üzerinden değerlendirenler kendilerini otomatik olarak bir tarafa yerleştirebiliyor. Bu durum, ortak alanın boşalmasına ve uç görüşlerin daha da belirginleşmesine yol açabiliyor.” dedi.</p>
<p>Yani bu tür içeriklerin, bu ayrımdaki kişilerin kendi görüşlerine olan inancını daha da pekiştirmesine neden olabildiğine işaret eden Beyaz, “Kişiler daha radikal bir hale bürünebiliyor. Zihinsel gettolaşmalara hizmet edebiliyor. Rage bait içeriklerin bireysel psikolojik sağlık üzerindeki potansiyel zararları açısından birçok şeyden bahsetmek mümkün. 2023’te yapılan bir meta analize göre, hafta da 2 ve daha fazla saat rage bait tarzı içerik tüketen bireylerde depresif belirti riski yüzde 37 artabiliyor. Bu etkileşime girme, bireylerde stres hormonunun salgılanmasına ve beraberinde de anksiyete, tükenme ve umutsuzluk hali uyandırabilmekte.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Rage bait’in amacını fark etmek, bu içeriklerin üzerimizdeki etkisini azaltır!</strong></p>
<p>Özellikle çocuk ve ergenlerde bu durumun ciddi bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Özellikle prefrontal korteks gelişiminin 25 yaş civarına kadar devam ettiğini göz önünde bulundurursak, rage bait çocuk ve gençler için daha vahim bir noktada karşımıza çıkıyor.” dedi.</p>
<p>‘Rage bait’ düşük empati, agresyon ve dürtü kontrol güçlüğüne sebebiyet verebildiği için, çocuk ve ergenlerde bu sorunların daha kökleşmeye gitme potansiyeli taşıdığının altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çatışma ve saldırganlığın normal olduğu bir çarpık dünya algısı şekillenmekte ve nezaketin, zayıflık olarak görülmesine sebebiyet vermekte. İlaveten rage bait tarzı yüksek duygusal uyarana maruziyet, gündelik yaşamın olağan akışındaki düşük uyarılma etkenlerine odaklanmakta zorlanmayı artırabilmektedir.</p>
<p>Öfke bizleri kolaylıkla güdüleyen bir duygu. Ancak tutum ve davranışlarımıza yön vermesi sonucunda pişmanlık yaşatabilen bir bedeli de var. Bu nedenle öfke veya şok uyandırabilecek içeriklerden, iletişimlerden hatta kişilerden mümkün olduğunca uzaklaşabilmeli ve bir mesafe oluşturabilmeliyiz. Zaten özü itibariyle ‘rage bait’in maksadının farkındalığına erişmek onun içeriğinin gücünün azalmasını sağlayacaktır. İçeriklere bu bilişsel filtreyle yaklaşmak duygusal bir mesafe için makul bir opsiyon.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220">Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasavvufta hoşgörü tahammül değil, edeptir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tasavvufta-hosgoru-tahammul-degil-edeptir-597115</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 08:21:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[edeptir]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[Kusur]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tahammül]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvufta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597115</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Yeniterzi, 7-17 Aralık Mevlana haftası kapsamında, tasavvuf geleneğinde hoşgörü kavramını günümüz dünyasıyla karşılaştırarak kapsamlı bir değerlendirme yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tasavvufta-hosgoru-tahammul-degil-edeptir-597115">Tasavvufta hoşgörü tahammül değil, edeptir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Yeniterzi, 7-17 Aralık Mevlana haftası kapsamında, tasavvuf geleneğinde hoşgörü kavramını günümüz dünyasıyla karşılaştırarak kapsamlı bir değerlendirme yaptı.</p>
<p><strong>‘Her şeyi anlayışla karşılama’ durumu tahammül değil, bir edeptir!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yeniterzi, hoşgörü kavramına işaret ederek, “Hoşgörü kavramı günümüzde; ‘Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans’ şeklinde ‘tahammül’ odaklı açıklansa da tasavvuf geleneğinde bu tanımdaki ‘her şeyi anlayışla karşılama’ durumu tahammül değil, bir edeptir; Allah’ın rahmet sıfatının ve Halim isminin kulda tecelli etmesine yönelik bir eylemdir. Bu yüzden sufiler Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak için her canlıya merhamet, her kusura af penceresinden bakarlar.” dedi.</p>
<p><strong>Türk-İslâm kültürü insanları hoşgörülü olmaya teşvik ediyor</strong></p>
<p>Türk-İslâm kültüründe; “Yaratılanı hoş gör Yaratan’dan ötürü” söyleminin insanları hoşgörülü olmaya teşvik ettiğini kaydeden Prof. Dr. Emine Yeniterzi, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu hoşgörü alanları çeşitlidir. Öncelikle farklılıklara hoşgörü göstermek esastır. Zira İslâm dini din, ırk, renk, dil, mevki gibi farklara yer vermeden insanlar arasında kardeşlik, eşitlik, adalet ve barışı yaymayı teşvik eder. Kur’an-ı Kerim’de bütün insanların tek bir kaynaktan yaratıldığı (Nisâ 4/1) ve Allah nezdinde en değerli olmanın yalnızca Allah’a karşı gelmekten en çok sakınmakla olduğu (Hucurât 49/13) bildirilir. ‘İnsanların tamamı Allah’ın aile fertleri gibidir’ hadis-i şerifi de insanlar arasında ayrım yapılmaması ve yetmiş iki millete birlik gözüyle bakılmasını tavsiye eder; herkesin sevgi ve saygıya layık olduğunu bildirir. Nitekim her şeyi Hak’tan bilen bu anlayış farklılıklara takılmayı ve “öteki” düşüncesini reddeder. Bu yüzden farklılıklara saygı duymak hoşgörünün ilk adımıdır.”</p>
<p><strong>Kötülüğü affetmenin sabırlı ve hoşgörülü olmanın mükâfatı var</strong></p>
<p>Doğrudan bizi<strong> </strong>hedef alan, bize zarar veren hatalı davranışlar karşısında hoşgörülü olmanın olgun ve güçlü insanın tavrı olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Kur’an-ı Kerim’de böyle hâller için; ‘Eğer ceza vermek isterseniz, size yapılanın aynıyla mukabele edin. Fakat sabrederseniz, and olsun ki bu sabredenler için daha iyidir’ (Nahl 16/126) ayeti ile hakkımızı aramamız konusunda izin verilmiştir. Ancak ayetin ikinci kısmında hatayı, kötülüğü affetmenin sabırlı ve hoşgörülü olmanın mükâfatı bildirilir. Zira ‘kudreti olduğu hâlde kötülüğü cezalandırmayan, yumuşaklıkla davranan’ anlamındaki Halim isminin sahibi olan Cenab-ı Hak, bu güzel ismini kendinde tecelli ettirenleri, öfkesini yenen, sabreden ve yumuşaklıkla hoşgörüyle davrananları sever.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Her insanda hata veya kusur olabilir</strong></p>
<p>Mükemmelliğin Allah’a mahsus olduğunu söyleyen Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Her insanda hata veya kusur olabilir. Bu durumda kişisel kusurlara takılmadan insanların olumlu özelliklerine odaklanmak ve hataları yüze vurmamak öğütlenir. Tasavvuf edebinde kimsenin kusurunu araştırmamak ve Cenab-ı Hakk’ın Settar ismine uyarak kusurları örtmek gerekir. Nitekim geçmişte dervişlerin giydikleri geniş hırka, dervişin gözüyle gördüğünü eteğiyle örtmesini sembolize ederdi.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Öfkelenince akıl baştan gidiyor…</strong></p>
<p>Hoşgörülü olmanın kolay olmadığını, öncelikle kibre kapılmamak, öfkeyi yenmek ve önyargıdan sakınmak gerektiğini anlatan Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Kibir ve öfke nefisten, önyargı ise acele ve bilgisizlikten kaynaklanır. İnsanların hoşgörüden en uzak hali kızgınlığa esir oldukları zamandır. Öfkelenince akıl baştan gider. Hoşgörü ise duyguları ve mantığı dizginlemekle mümkündür. ‘Öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler’ (Âli İmran 3/134) ayeti öfkeyi kontrol etmeyi tavsiye eder. ‘Gerçek yiğit güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olandır’ hadisi de öfkeye hakim olmanın faziletini anlatır. Önyargı da insanlarla iletişimde yeterli bilgi sahibi olmadan varılan peşin hükümlerle insanı yanılgıya düşürür, hoşgörülü davranmaya mani olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da öyle davranmamız şarttır</strong></p>
<p>Empatinin (duygudaşlık), kısaca kendimizi karşımızdakinin yerine koymak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “(Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe kâmil manada iman etmiş olmaz) hadis-i şerifi İslâm dinindeki empati düşüncesinin temelini oluşturur. Yunus Emre’nin; Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san / Dört kitâbın mânâsı budur eğer var ise mısralarında empatinin anlamı ve iman açısından önemi veciz bir dille ifade edilir. Empati kuramayan insanın hoşgörülü olması mümkün değildir. Herkes birbirinden farklı olabilir, herkes hata yapabilir. Ancak kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da öyle davranmamız şarttır. İnsanlara sevgiyle yaklaşmanın, hoşgörüyle davranmanın en temel gereği bu eşitlik ve birlik şuurunu kazanmakla gerçekleşir.” dedi.</p>
<p><strong>Hoşgörünün bir ayağı da sabır!</strong></p>
<p>Hoşgörünün bir ayağının da sabır olduğunu dile getiren Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Sabırlı olmak zordur, Allah’ın bir adı da Sabûr’dur ama Esmâ-i Hüsnâ’nın doksan dokuzuncu yani sonuncu ismidir. Hz. Peygamber’e ‘En üstün amel nedir’ diye sorulmuş, cevabı; ‘Semahat (hoşgörü, müsamaha) ve sabırdır’ olmuştur. Sabır, dünyevî ve uhrevî her başarının, mutluluğun temeli olduğu gibi imanın, ahlâkın, ilmin, salih amellerin; kısaca iyi ve güzel bütün işlerin başıdır. Hoşgörülü olmak da sabırla gerçekleşir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Tasavvufun özü sevgi…</strong></p>
<p>Hoşgörünün temelindeki en önemli unsurun sevgi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Emine Yeniterzi, şöyle devam etti:</p>
<p>“Tasavvufun özü olan sevgi, insanın yaratılışını temizleyen, kötü huylarını iyileştiren bir şifadır. Şu hikaye konuyu özetler: Bir adam âşık olur. Sevgisinin şiddetinden yerinde duramaz, sokaklarda koşturur. Çocuklar adamı deli zannederek taşlamaya başlarlar. Bir dostu onun hâline üzülür. ‘Seni incitmelerine kıyamıyorum. Eline bir taş alsan da o çocuklara atsan, seni bir daha incitmezler’ der. Âşık çok çarpıcı bir cevap verir: ‘Gönlümü sevgilinin aşkı öylesine kaplamış ki oraya kötülük, kin, nefret giremiyor!’ Nitekim olumlu bakış açısı, bizi olumlu düşünmeye; olumsuz bakış da olumsuz düşünmeye sevk eder. Bu yüzden tenkit değil takdir, ret yerine de kabul gözüyle bakmak hoşgörülü olmamızı kolaylaştırır. ‘Dost ol da dost gör’ diyen Hz. Mevlânâ bize bu bakış açısını öğütler: İyilik aradı mı, insanda kötü şey kalmaz ki.”</p>
<p><strong>Ruhsal dinginliğin yerini sürekli gerginliğin alması insanları hoşgörüden uzaklaştırıyor</strong></p>
<p>Hız ve hazzın esiri olan günümüz dünyasında insanların sürekli bir bilgi bombardımanı ve performans baskısına maruz kalmasının; dikkat dağınıklığı, empati yorgunluğu, bireysel gerginlik ve sürekli tetikte olma hallerine yol açtığını belirten Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “Bunun sonucunda bir tür yorgun ruhlar çağını yaşayan insanların birbirini anlama, dinleme ve sabretme dolayısıyla da hoşgörülü olma kapasiteleri zayıflatmaktadır. Aynı zamanda dijital çağda düşünmek yerini anlık tepkilere bırakmış ve sosyal medya beğenilme ve haklı olma isteğini beslemektedir. Bunun sonucunda hız, sabrı ve anlam derinliğini; öfke de anlayışı gölgeliyor. Farklı düşünceler tehdit gibi algılanıyor. Ruhsal dinginliğin yerini sürekli gerginliğin alması insanları hoşgörüden uzaklaştırıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Tasavvuf, yorgun ruhlar için bir şifa kaynağı</strong></p>
<p>Günümüzdeki hoşgörüsüzlüğün; nefretin değil hem “ben merkezli” kültürün hem de sürekli zamanın hızına ayak uydurma çabasıyla ortaya çıkan yorgunluğun ürünü gibi göründüğünü ifade eden Prof. Dr. Emine Yeniterzi, “İnsanın iç dünyasını zenginleştiren, derinleştiren, ruhlara şifasıyla dinginlik veren tasavvuf öğretileri ise kendisiyle, toplumla ve Rabbiyle barışık, huzurlu insan reçetesini sunan, insanın iç dengesini onaran manevi bir kaynak oluyor. Günümüz dünyasında hoşgörüyü yeniden hatırlamak hem bireysel huzurun hem de toplumsal barışın anahtarı olabilir. Bunun için tasavvuf âlemini asırlardır şifalandıran Mevlânâ ve Yunus Emre gibi gönül sultanlarını daha yakından tanımaya, okumaya ihtiyacımız var.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tasavvufta-hosgoru-tahammul-degil-edeptir-597115">Tasavvufta hoşgörü tahammül değil, edeptir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk işaret hayvana eziyet!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ilk-isaret-hayvana-eziyet-582234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 11:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[eziyet]]></category>
		<category><![CDATA[Görmezden]]></category>
		<category><![CDATA[hayvana]]></category>
		<category><![CDATA[işaret]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddet Eğilimi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, şiddet eğilimi olan bireylerin psikolojik özellikleri, erken uyarı işaretleri ve çevresindekilerin bu durum karşısında alması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-isaret-hayvana-eziyet-582234">İlk işaret hayvana eziyet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, şiddet eğilimi olan bireylerin psikolojik özellikleri, erken uyarı işaretleri ve çevresindekilerin bu durum karşısında alması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Şiddetin ortaya çıkmasında farklı faktörler birlikte rol oynuyor!</strong></p>
<p>Şiddet eğiliminin doğuştan mı geldiği yoksa çevresel faktörlerin etkisiyle mi geliştiği konusunun psikoloji alanında uzun yıllardır üzerinde çalışmalar yapılan bir konu olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Araştırmalar şiddetin ortaya çıkmasında etkili olan faktörleri; nörobiyolojik, sosyal, bireysel, ekonomik ve çevresel faktörler olarak kabul ediyor.” dedi.</p>
<p>Şiddet davranışıyla en çok ilişkilendirilen beyin bölgesinin prefrontal korteks yani dürtü kontrolü ve karar verme merkezi olduğunu ifade eden Erol, “Bu merkezin yetersiz çalışması ve tehlike algısında rol oynayan amigdalanın ise aşırı uyarılmasıyla kişi sıradan bir tartışmayı tehdit olarak algılar. Böylece öfkesini doğrudan davranışa döker ve saldırganlık artar. Çevresel koşullar, aile içi iletişim, çocuklukta maruz kalınan ihmal veya istismar, toplumun şiddeti ele alma biçimi, ekonomik sıkıntılar ve travmatik deneyimler bu biyolojik eğilimleri pekiştirebilir ya da tersine dengeleyici bir rol oynayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İlk ve en güçlü işaret, hayvanlara yapılan eziyet! </strong></p>
<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde gözlemlenen bazı davranışların yetişkinlikte görülebilecek şiddet eğiliminin habercisi olarak kabul edildiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Özellikle hayvanlara eziyet etmek, bu alanda en güçlü uyarı işaretlerinden biridir.” dedi.</p>
<p>Çocuğun kimi zaman öfkesini veya çaresizliğini kendisinden güçsüz gördüğü bir varlığa yönelterek bir rahatlama aracı bulduğunu dile getiren Erol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kimi zaman çevresinde gördüğü şiddeti model alarak normalleştirir, kimi zaman da empati gelişimindeki eksiklik nedeniyle başka bir varlığın acısını kavrayamaz. Hayvana şiddet uygulayan kişilerin beyinlerinde empatiyle ilişkili ayna nöron sisteminin daha düşük çalıştığına dair bulgular vardır. Bu kişiler karşılarındaki canlının acısını hissedemedikleri için şiddeti meşrulaştırabilirler. Bunun yanında çocuk ve ergenlerde akran zorbalığı yapma, küçük yaşta başkalarını tehdit etme, kuralları sürekli hiçe sayma, otoriteyle sıklıkla çatışma, empati yetersizliği ve sık öfke patlamaları da yetişkinlikte şiddet uygulama riskine işaret eden davranışlar arasında yer alır. Bu nedenle öğretmenlerin ve ebeveynlerin bu davranışları göz ardı etmemesi, &#8216;çocuktur yapar&#8217; diyerek küçümsememesi ve pekiştirmemesi gerekir.”</p>
<p><strong>Şiddet eğilimli kişiler, karşısındakinin acısını görmezden gelir ve pişmanlık duymaz! </strong></p>
<p>Günlük hayatta şiddet eğilimi olan bireylerin bazı davranışlarıyla bunu belli edebildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Örneğin küçük bir eleştiride bile aşırı öfkeye kapılma, partnerini ya da arkadaşlarını sürekli kontrol etmeye çalışma, tartışmalarda hakaret ve küçümsemeyi iletişim biçimi kullanma gözlemlenebilir.” dedi.</p>
<p>Şiddet eğilimi olan kişilerin dürtüsellikleri nedeniyle ani öfke patlamaları yaşayabileceklerine vurgu yapan Erol, “Başkalarının sınırlarını hiçe sayabilir ve otorite kurma isteğiyle davranışlarını meşrulaştırabilir. Şiddete eğilimli kişilerde sık görülen bir başka özellik ise empati mekanizmalarının zayıf işlemesidir. Normal şartlarda karşımızdakinin yüz ifadesi, ses tonu ya da acı çektiğini gösteren işaretler bizde durma, sakinleşme ve onunla duygusal olarak bağ kurma tepkisi uyandırır. Ancak antisosyal kişilik yapılanması ya da kişilik bozukluğuna sahip bireylerde bu süreçler ya hiç devreye girmez ya da çok sınırlı kalır. Bunun sonucunda şiddet uygulayan kişi karşısındakinin acısını görmezden gelir, davranışını rasyonelleştirir ve çoğu zaman pişmanlık duymaz. Hatta kimi zaman zarar vermeyi güçlülüğünün bir göstergesi olarak bile görebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İşaretleri görmezden gelmek, şiddetin büyümesine zemin hazırlıyor! </strong></p>
<p>Ailelerin, arkadaşların veya iş yerindeki kişilerin şiddet eğilimi gösteren birini fark ettiğinde ne yapmaları gerektiğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Öncelikle bu işaretler asla küçümsenmemeli. Görmezden gelmek, şiddetin büyümesine zemin hazırlar.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Böyle bir durumla karşılaşıldığında en önemli adımlardan birinin kişiyi yargılamadan ama net bir tavırla davranışlarının kabul edilemez olduğunu belirtmek ve profesyonel destek almaya yönlendirmek olduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çevresindeki kişiler kendi güvenliklerini öncelemeli, şiddet riski arttığında gerekli hukuki yolları devreye sokmalı. İş yerlerinde mobbing ve şiddete karşı net politikalar oluşturulmalı, okullarda zorbalık erken dönemde fark edilip müdahale edilmeli. Toplumsal düzeyde de şiddeti normalleştiren, haklı çıkaran ya da görmezden gelen tavırların şiddeti beslediği unutulmamalı. Erken farkındalık, profesyonel destek, önleme bilinçlendirme çalışmaları ve toplumsal kararlılık sayesinde hem bireylerin hem de toplumun şiddetin yıkıcı sonuçlarından korunması mümkün.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-isaret-hayvana-eziyet-582234">İlk işaret hayvana eziyet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:08:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buzdolabında]]></category>
		<category><![CDATA[çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeli]]></category>
		<category><![CDATA[olduğunuzda]]></category>
		<category><![CDATA[sorunun]]></category>
		<category><![CDATA[üzgün]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeniyle kontrol kaybedildiğinde, beslenme sorunları yaşandığına işaret eden uzmanlar, bunlar arasında en sık görülenin duygusal yeme olduğunu söylüyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059">Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeniyle kontrol kaybedildiğinde, beslenme sorunları yaşandığına işaret eden uzmanlar, bunlar arasında en sık görülenin duygusal yeme olduğunu söylüyor.</strong> </p>
<p><strong>Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Duygusal yeme özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği biliniyor.” dedi. </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 26 Şubat-3 Mart 2024 tarihleri arasındaki Yeme Bozukluğu Farkındalık Haftasına dikkat çekerek, yeme bozuklukları ve psikoloji konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>En sık görülen yeme bozukluğu; duygusal yeme…</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu ifade ederek, “Bu kontrolü bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeni ile kaybettiğimizde çeşitli beslenme sorunları yaşanıyor. Bunlar arasında en sık karşımıza çıkan çeşidi ise duygusal yemedir.” dedi.</p>
<p>Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ruh halinde gelişen olumsuzlukları kontrol etme dürtüsü ile ortaya çıkan bu yeme davranışında normalden çok daha fazla yemek yeme, gerekenden daha yağlı, tuzlu ve şekerli yeme davranışları gözleniyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal yemeyi özellikle olumsuz emosyonlar tetikliyor</strong></p>
<p>Bilim insanlarının farklı duygu durumlarının yemek yeme sürecinde, bireylerin yemek davranışını nasıl etkilediğini araştırdığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bunun sonucunda ise duygusal yemenin özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği ortaya çıkarmıştır.” dedi. </p>
<p><strong>Yalnızlık duygusunda boşluk hissi yemek yiyerek doldurulmaya çalışılıyor</strong></p>
<p>Duygusal yemenin düşük benlik saygısı ve yetersizlik duygularıyla ilişkili olduğunun da saptandığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişilerin hayatlarında yaşadıkları olumsuzluklar yemek alışkanlıklarını ciddi anlamda etkiliyor. Ayrılıklar, aldatılmalar, kayıplar, işsizlik gibi yaşanan olumsuzluklar kişide ciddi anlamdan bir boşluk hissi yaratıyor. Yalnızlık duygusuyla baş edilememesiyle yeme bozuklukları başlayabiliyor ve sonrasında kişiler aidiyet duygusunu yitirebiliyor.  Bu noktada boşluğu yemek yiyerek doldurmaya çalışıyorlar.</p>
<p><strong>“Bitkin ya da sıkılmış olduğunuzda sorunun çözümünü bulacağınız adres buzdolabı değil”</strong></p>
<p>Oysa üzgün, öfkeli, yalnız, bitkin ya da sıkılmış olduğunuzda sorunun çözümünü bulacağınız adres buzdolabı değil. Bilmemiz gereken en önemli nokta, duygusal açlığın yiyecekler ile doldurulamayacağıdır.  İnsan yemek yediği anda kendini iyi hissedebilir ama yemek bittiğinde duygular bitmez üstelik kötü duyguların üstüne bir de fazladan alınan kilolar eklenebilir.”</p>
<p><strong>“Bilinçsizce yemek yeme yerine bilinçli yemeyi öğrenebilirsiniz”</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sorunun çözümüne ilişkin de şunları kaydetti:</p>
<p>“Duygularınızı ele almanın sağlıklı yollarını bulabilir, bilinçsizce yemek yeme yerine bilinçli yemeyi öğrenebilir, kilonuzu kontrol altına alıp duygusal gıda tüketimine son verebilirsiniz. Eğer siz de duygusal yeme noktasında kendinizi durduramıyorsanız mutlaka psikolojik destek almalısınız.” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059">Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belirsizliği çözmeye çalışmak öfke ve tahammülsüzlüğü arttırır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/belirsizligi-cozmeye-calismak-ofke-ve-tahammulsuzlugu-arttirir-372345</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 May 2023 11:16:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırır]]></category>
		<category><![CDATA[belirsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[çözmeye]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[tahammülsüzlüğü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=372345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tahlillerinize 1 gün sonra bakın, kargodan gelen ürünü açmayı erteleyin</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirsizligi-cozmeye-calismak-ofke-ve-tahammulsuzlugu-arttirir-372345">Belirsizliği çözmeye çalışmak öfke ve tahammülsüzlüğü arttırır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tahlillerinize 1 gün sonra bakın, kargodan gelen ürünü açmayı erteleyin</strong></p>
<p><strong>Hayatta kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz alanlar olduğunu söyleyen uzmanlar geleceği bilememenin kişilere rahatsızlık verici gelebileceğini konusunda uyarıyor. “Alınan gelecek kararlarında belirsizliğe rağmen plan yapmak kişilerde strese ve üzüntüye sebep olabilir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Fatmanur Karahan, belirsizliği çözmeye çalışmanın kişinin belirsizliğini arttıracağı gibi kaygısını, üzüntüsünü, çaresizliğini, sabırsızlığını, öfkesini ve tahammülsüzlüğünü de arttıracağına dikkat çekiyor. Belirsiz bir dünyada yaşadığımızı hatırlatan Karahan, daha az stresli ve heyecan dolu bir hayat için belirsizliklerle yaşamayı öğrenmeyi tavsiye ediyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Fatmanur Karahan, son zamanlarda daha çok gündeme gelen, yaşamdaki belirsiz gerçek tehditlerden biri olan depremle birlikte, belirsizliğe tahammülsüzlük durumunun neden kaygılarımızı bu kadar arttırdığına dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Belirsizlik stres verici ve üzücü bir hale gelebilir</strong></p>
<p>Geleceği bilememenin kişilere rahatsız edici gelebileceğini söyleyerek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Fatmanur Karahan, “Geleceğin bizim için ne getireceğini her zaman bilmek isteriz ve bu duruma tahammül etmekte güçlük çekebiliriz. Belirsizlik stres verici ve üzücü bir hale gelebilir. Alınan gelecek kararlarında belirsizliğe rağmen plan yapmak kişilerde strese ve üzüntüye sebep olabilir. Belirsizlik sebebiyle eyleme geçmekten kaçınılabilir. Özellikle mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olan kişiler yaptıkları planla ilgili olumsuz olabilecek belirsizlikler olması endişesiyle işlerini erteleyebilir, plan yapmaktan kaçınabilirler.” dedi.</p>
<p><strong>Belirsizliğe tahammülsüzlük tek başına bir hastalık değil</strong></p>
<p>Kişinin kendisinde belirsizlikle ilgili olumsuz değerlendirmelerinin de kaygıyı arttıran bir sebep olabileceğine değinen Karahan, “Kişi kendisinin aksine diğer insanların ne yapacaklarından emin gözüktüğünü düşünmesi ancak bu konuda kendisinin emin olamadığı kaygısına kapılması da bir diğer stres faktörüdür. Belirsizliğe tahammülsüzlük tek başına bir hastalık değildir ancak panik bozukluk, yaygın anksiyete, OKB ve depresyon gibi birçok hastalık grubunda sıkça karşılaştığımız bir durumdur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çözmeye çalışmak belirsizliği arttırır</strong></p>
<p>Hayatta kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz birçok alan olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Fatmanur Karahan, “Yapılabilecek en sağlıklı şey, kontrol edebildiğimiz alanlarda kendi seçimlerimiz ve davranışlarımızla elimizden gelenin en iyisini yapmak; duygularımız, düşüncelerimiz, başkalarının duygu, düşünce ve davranışları, çevresel olaylar, genetik ve geçmiş olaylar gibi kontrol edemediğimiz alanlarda da kabullenip kontrol etmeye çalışmayı bırakmak olmalı.” önerisinde bulundu.</p>
<p>“Özellikle kontrol edemediğimiz alanlarda araştırmalar yapmak, sık sık kontroller yapmak ve sürekli onay almak kişinin belirsizliğini daha da güçlendiren etmenler olacaktır.” ifadelerini kullanan Karahan, “Bundan kaynaklı olarak belirsizliği çözmeye çalışmak günden güne kişinin belirsizliğini arttıracağı gibi kaygısını, üzüntüsünü, çaresizliğini, sabırsızlığını, öfkesini ve tahammülsüzlüğünü de arttıracaktır.” diyerek uyardı.</p>
<p><strong>Tahlillerinize 1 gün sonra bakın, kargodan gelen ürünü açmayı birkaç saat erteleyin</strong></p>
<p> “Bütün bunlar göz önüne alındığında belirsizliğe tahammül edip kabullenmeyi sağlamak istersek, hayatımızdaki baş etmekte zorlandığımız belirsiz olaylardan seçerek tam tersi davranışlarla belirsizliğe tahammül etmeyi öğrenebiliriz.” diyen Karahan sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mesela sosyal medya hesaplarına 1 gün boyunca bakmamak, yapılan tahlillerinize 1 gün sonra bakmak, kargodan gelen ve merak ettiğiniz bir ürünü açmayı birkaç saat ertelemek, rutininizin dışındaki bir yerden yemek veya alışveriş yapmak gibi. Belirsiz bir dünyada yaşıyoruz ve hayatımızı daha az stresli ve heyecan dolu bir hale getirmek istiyorsak belirsizliklerle yaşamayı öğrenelim ve onları kucaklayalım.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirsizligi-cozmeye-calismak-ofke-ve-tahammulsuzlugu-arttirir-372345">Belirsizliği çözmeye çalışmak öfke ve tahammülsüzlüğü arttırır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
