<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>obezite | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/obezite/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/obezite</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 May 2026 10:38:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>obezite | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/obezite</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 10:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kartal]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[koruyor]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezitede]]></category>
		<category><![CDATA[önemini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634831</guid>

					<description><![CDATA[<p>GLP-1 tedavileri, iştahı azaltarak ve mide boşalmasını yavaşlatarak kilo kontrolünü destekleyen yeni nesil ilaç tedavileri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831">İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GLP-1 tedavileri, iştahı azaltarak ve mide boşalmasını yavaşlatarak kilo kontrolünü destekleyen yeni nesil ilaç tedavileri arasında yer alıyor. Obeziteyle mücadelede önemli bir seçenek olarak öne çıkan bu yöntemler, özellikle yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte uygulandığında başarılı sonuçlar sağlayabiliyor. Ancak ileri derecede obezitesi bulunan ve uzun yıllardır kilo problemi yaşayan hastalarda obezite cerrahisinin hâlâ en etkili ve kalıcı tedavi yöntemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “İlaç tedavileri ile cerrahi; birbirine rakip değil, doğru hastada birlikte değerlendirilen tamamlayıcı yaklaşımlardır” dedi.</strong></p>
<p>Özellikle tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi ek hastalıkların eşlik ettiği ileri derece obezite vakalarında cerrahi müdahalelerin daha uzun süreli ve sürdürülebilir sonuçlar sağlayabildiğini sözlerine ekleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Tedavi planlamasında doğru zamanlamanın büyük önem taşıyor. Uzun süre yalnızca ilaç tedavisi uygulanan hastalarda diyabet süresi uzayabiliyor ve pankreas zamanla yorulabiliyor. Bu durum ilerleyen dönemde cerrahiden alınacak faydayı azaltıyor” dedi.</p>
<p>Zaman geçtikçe ilerleyen yaş ve obeziteye eşlik eden hastalıkların artmasının ameliyat riskini de yükseltebildiğine dikkat çeken Kartal, uygun hastalarda cerrahinin gereğinden fazla geciktirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p><strong>Ameliyat hem kilo verdiriyor hem metabolizmayı dengeliyor</strong></p>
<p>Bariatrik yani obezite cerrahisinin kilo kaybı sağlamanın dışında farklı artıları olduğundan da bahseden Kartal, “Bu yöntem aynı zamanda vücudun metabolik ve hormonal dengesini de olumlu yönde etkiler. Ameliyat sonrası özellikle diyabet ve insülin direncinde erken dönemde belirgin iyileşmeler görülebilir. Hatta bazı hastalarda tip 2 diyabet tamamen kontrol altına alınabilir. Cerrahinin sağladığı etkiler yalnızca kilo kaybıyla açıklanamayacak kadar güçlüdür. Sindirim sistemi üzerindeki değişiklikler, açlık-tokluk hormonlarını ve kan şekeri düzenini doğrudan etkileyerek metabolizmanın yeniden dengelenmesine katkı sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Duygusal yeme alışkanlığının çaresi cerrahlarda değil</strong></p>
<p>Verilen kiloların alımının çoğunlukla ameliyat sonrası yaşam tarzı değişikliklerinin sürdürülememesiyle ilişkili olduğunun altını çizen Kartal, “Özellikle duygusal yeme alışkanlığı olan veya düzenli doktor kontrollerine gelmeyen hastalarda bu risk daha yüksek. Obezite tedavisinin yalnızca ameliyat ya da ilaç sürecinden ibaret olmadığı bilinmeli. Beslenme düzeni ve yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelidir. Uygun hastalarda ilaç tedavileri, gerekli durumlarda ise cerrahi devreye girer fakat uzun vadeli başarı için tüm sürecin hekim, diyetisyen ve psikolog iş birliğiyle yürütülmesi en doğru yaklaşımdır” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-derece-obezitede-cerrahi-hala-onemini-koruyor-634831">İleri derece obezitede cerrahi hâlâ önemini koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Kanser Türlerine Dikkat: Görülme Sıklığı Artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-kanser-turlerine-dikkat-gorulme-sikligi-artiyor-634169</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 08:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[şıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[türlerine]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser görülme sıklığı dünyada ve ülkemizde artarken; yaşam tarzındaki değişiklikler, obezite, çevresel faktörler ve metabolik hastalıklar bazı kanser türlerini daha da yaygınlaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-kanser-turlerine-dikkat-gorulme-sikligi-artiyor-634169">Bu Kanser Türlerine Dikkat: Görülme Sıklığı Artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser görülme sıklığı dünyada ve ülkemizde artarken; yaşam tarzındaki değişiklikler, obezite, çevresel faktörler ve metabolik hastalıklar bazı kanser türlerini daha da yaygınlaştırıyor. Özellikle sindirim sistemi ve hormonlarla ilişkili kanser türlerinde dikkat çekici bir yükseliş yaşanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serkan Keskin, görülme sıklığı artan kanser türleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kolon kanseri en hızlı artış gösteren türlerden biri </strong></p>
<p>Kolon kanseri hem dünyada hem de Türkiye’de artış eğilimi gösteren kanserlerin başında gelmektedir. Liften fakir beslenme, işlenmiş gıda tüketimi, hareketsiz yaşam ve obezite bu artışta belirleyici rol oynamaktadır. Tarama programlarının yaygınlaştırılması erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Pankreas kanseri artış trendi ile öne çıkıyor</strong></p>
<p>Pankreas kanseri görülme sıklığı artan kanser türleri arasında yer almaktadır. Obezite, diyabet ve sigara kullanımı en önemli risk faktörleri olarak bilinmektedir. Erken dönemde belirti vermemesi nedeniyle tanı çoğu zaman ileri evrede konulmaktadır. Pankreas kanserinden korunmak için düzenli sağlık taramaları büyük önem taşımaktadır. </p>
<p><strong>Karaciğer kanseri metabolik hastalıklarla birlikte yükseliyor</strong></p>
<p>Karaciğer kanseri özellikle yağlı karaciğer hastalığı ve metabolik sendrom ile birlikte daha sık görülmektedir. Viral hepatitlerin yanı sıra obeziteye bağlı karaciğer hastalıkları bu artışta önemli rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Rahim (endometrium) kanseri obezite ile paralel artıyor</strong></p>
<p>Endometrium kanseri obezite oranlarındaki artışa paralel olarak daha sık görülmektedir. Hormonal dengenin değişmesi ve insülin direnci bu süreçte etkili olmaktadır.</p>
<p><strong>Safra yolu ve safra kesesi kanserlerinde artış gözlemleniyor</strong></p>
<p>Daha nadir görülmesine rağmen safra yolu ve safra kesesi kanserlerinde son yıllarda artış dikkat çekmektedir. Safra taşları, kronik inflamasyon ve bazı enfeksiyonlar bu artışta rol oynamaktadır. Tanı yöntemlerinin gelişmesiyle daha fazla vakanın saptanması da bu tabloya katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Böbrek ve tiroid kanserlerinde daha fazla tanı konuluyor</strong></p>
<p>Böbrek kanserinde obezite ile ilişkili bir artış söz konusu olmaktadır. Tiroid kanserinde ise artışın önemli bir kısmı görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasına bağlı olarak daha fazla tanı konulmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Meme kanseri en sık görülen kanserlerden biri olmaya devam ediyor</strong></p>
<p>Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Görülme sıklığındaki artışın bir kısmı erken tanı yöntemlerinin yaygınlaşmasına bağlı olarak daha fazla vakanın saptanmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte geç yaşta doğum, emzirme süresinin kısalması, hormonal faktörler ve yaşam tarzı değişiklikleri de bu artışta etkili olmaktadır.</p>
<p><strong>Akciğer kanserinde risk profili değişiyor</strong></p>
<p>Akciğer kanseri dünya genelinde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan kanser türlerinden biri olmaya devam etmektedir. Sigara en önemli risk faktörü olmayı sürdürmektedir. Ancak son yıllarda sigara içmeyen bireylerde de akciğer kanseri görülme oranında artış dikkat çekmektedir. Hava kirliliği, pasif sigara maruziyeti ve çevresel toksinler bu tabloda etkili olmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir Yaşam tarzı ve çevresel faktörler oldukça belirleyici </p>
<p>Kanser gelişiminde genetik faktörlerin yanı sıra yaşam tarzı ve çevresel etkiler giderek daha belirleyici hale gelmektedir. Sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, sigara ve hava kirliliği birçok kanser türü için ortak risk faktörleri arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı ve korunma stratejilerinin öne çıkması gerekiyor</strong></p>
<p>Kanserle mücadelede yalnızca tedavi değil, erken tanı ve riskin azaltılması da büyük önem taşımaktadır. Tarama programlarına katılım, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi ve düzenli kontroller hastalığın kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-kanser-turlerine-dikkat-gorulme-sikligi-artiyor-634169">Bu Kanser Türlerine Dikkat: Görülme Sıklığı Artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 11:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sürüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla, alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842">Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi,&#8221; &#8220;Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık&#8221; temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli</strong></p>
<p>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</p>
<p>Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez</strong></p>
<p>Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr.  Müge Arslan</strong>: “<strong>Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi.</p>
<p>Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye&#8217;de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı&#8217;na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kongre 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. </p>
<p>Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular.</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca, &#8220;Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler&#8221; temalı bir workshop düzenlendi. Workshop&#8217;ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p>Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842">Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 10:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[oturum]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806">Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi,&#8221; &#8220;Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık&#8221; temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli</strong></p>
<p>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</p>
<p>Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez</strong></p>
<p>Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr.  Müge Arslan</strong>: “<strong>Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi.</p>
<p>Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye&#8217;de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı&#8217;na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kongre 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. </p>
<p>Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular.</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca, &#8220;Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler&#8221; temalı bir workshop düzenlendi. Workshop&#8217;ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p>Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806">Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kilolarınız]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor. Bu nedenle sağlıklı kilo kaybı; daha az baş ağrısı, daha kaliteli bir yaşam ve artan bir enerji anlamına geliyor. İşte tam da bu noktada, kilo kontrolünün yalnızca bir görünüm meselesi olmadığı; bütüncül bir sağlık kazanımı sunduğu gerçeği öne çıkıyor. Obezite cerrahisi sonrasında yalnızca kilo kaybı sağlanmakla kalmıyor; hormon dengesi düzenleniyor, hareket kapasitesi artıyor ve enerji seviyesi yükseliyor. Özellikle migren sorunu yaşayan hastalarda baş ağrıları belirgin şekilde hafifliyor, atakların sıklığı ve şiddeti azalıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Vahit Mutlu, obezite cerrahisi sonrası baş ağrısı ve migren ataklarındaki iyileşmelere değinerek bariatrik cerrahi hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Obezite ameliyatı sadece tartıyı değil yaşam kalitesini de değiştiriyor</strong></p>
<p>Obezite yalnızca fazla kilo anlamına gelmez. Aynı zamanda diyabet, tansiyon, eklem ağrıları, nefes darlığı ve özgüven kaybı gibi birçok sorunu da beraberinde getirir. Laparoskopik tüp mide ameliyatı (sleeve gastrektomi), günümüzde obezite tedavisinde en sık uygulanan yöntemlerden biridir. Ancak bu ameliyatın etkisi sadece kilo kaybı ile sınırlı değildir.</p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalara bakıldığında tüp mide ameliyatı sonrası hastalar ciddi oranda kilo vermekte, kan şekeri ve tansiyon değerlerinde düzelme görülmekte, günlük hareket kapasitesi artmakta, eklem ve bel ağrıları azalmakta, kişinin özgüveni ve sosyal yaşamı olumlu yönde değişmektedir. Kısacası obezite ameliyatı ise sadece kilo verdiremez; hayat kalitesini artırır, hastalık riskini azaltır ve kişinin kendine olan güvenini yeniden kazandırır.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi neden bu kadar etkili?</strong></p>
<p>Tüp mide ameliyatı ile mide hacmi küçültülür. Bu sayede kişi daha az yemekle doyar. Aynı zamanda iştah hormonu olarak bilinen ghrelin hormonunda azalma olur. Bu da açlık hissinin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Obezite cerrahisi bir “mucize” değil, bir tedavi aracıdır. Başarılı sonuç için doğru hasta seçimi, düzenli doktor kontrolleri, beslenme kurallarına uyum ve aktif bir yaşam tarzı oldukça önemlidir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kilo verince migren azalır mı?</strong></p>
<p>Baş ağrısı hayatımızın bir döneminde neredeyse hepimizin yaşadığı bir sorundur. Ancak bazı kişiler için bu ağrılar sadece “ara sıra” değil; haftalarca, aylarca hatta yıllarca süren bir mücadele haline gelmiştir. Özellikle migren hastaları için yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmektedir. Peki fazla kilo ile baş ağrısı arasında bir bağlantı var mı? Bilimsel veriler bu bağlantıya dikkat çekmektedir.</p>
<p>Obezite; vücutta iltihabi süreçleri artırabilir, hormon dengesini etkileyebilir ve beyindeki ağrı mekanizmalarını hassaslaştırabilir. Araştırmalar, özellikle genç kadınlarda obezite ile migren arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Fazla kilo arttıkça migren görülme sıklığı artabilmekte, ataklar daha şiddetli olmakta, ağrılar kronikleşmektedir.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi sonrası baş ağrısında iyileşme oranı yüksek</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi yalnızca kilo vermek için yapılan bir işlem değildir. Diyabet, tansiyon, uyku apnesi gibi birçok hastalıkta iyileşme sağladığı gibi, bazı hastalarda baş ağrısında da ciddi rahatlama sağlayabiliyor. Elbette her baş ağrısı kilo ile ilişkili değildir. Ancak; vücut kitle indeksi yüksek, kronik ve şiddetli migreni olan, hayat kalitesi ciddi şekilde düşmüş hastalarda</p>
<p>kilo kontrolü ve gerekirse cerrahi tedavi, multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Yapılan çalışmalarda obezite cerrahisi geçiren hastalar incelendi. Özellikle migreni olan hastalarda ameliyat sonrası baş ağrısının şiddetinin belirgin şekilde azaldığı kaydedildi. Günlük hayatı etkileme düzeyi düştü ve ağrı süresi kısaldı. Bazı hastalarda ise atak sıklığında da azalma görüldü. Migren hastalarında iyileşme, gerilim tipi baş ağrısına göre daha belirgindi. Kısacası, kilo kaybı sadece tartıdaki rakamı değil, ağrının hayat üzerindeki yükünü de azaltabilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadıköy&#8217;de Obezite Farkındalık Yürüyüşü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadikoyde-obezite-farkindalik-yuruyusu-617632</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 14:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköy Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[parkı]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüşü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617632</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadıköy Belediyesi, 4 Mart Dünya Obezite Günü kapsamında obezite ile mücadele konusunda toplumu bilinçlendirmek, farkındalık yaratmak amacıyla yürüyüş etkinliği düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadikoyde-obezite-farkindalik-yuruyusu-617632">Kadıköy&#8217;de Obezite Farkındalık Yürüyüşü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kadıköy Belediyesi, 4 Mart Dünya Obezite Günü kapsamında obezite ile mücadele konusunda toplumu bilinçlendirmek, farkındalık yaratmak amacıyla yürüyüş etkinliği düzenledi. Fenerbahçe Dalyan Sahili&#8217;nde başlayan yürüyüş, Caddebostan Sahili’nde Zumba etkinliği ile sona erdi.</b></p>
<p>Kadıköy Belediyesi, 4 Mart Dünya Obezite Günü’nde “Obezite ile Mücadele Farkındalık Yürüyüşü” etkinliği düzenledi. Kadıköylülerin ilgi gösterdiği, Kadıköy Belediyesi çalışanlarının da yer aldığı etkinliğe Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı ile Kadıköy Belediye Başkan Yardımcıları da katıldı. Yürüyüş öncesi Kadıköy Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü eğitmeni tarafından ısınma hareketleri yaptırıldı. Isınma hareketlerinin ardından ellerde obeziteyle mücadeleyi anlatan dövizler ile Fenerbahçe Dalyan’dan Caddebostan etkinlik alanına kadar yüründü. Yürüyüş sonrası Caddebostan sahilinde zumba etkinliği gerçekleşti.</p>
<p><b>“AVRUPA’DA BİRİNCİYİZ”</b><br />“Obezite ile Mücadele Farkındalık Yürüyüşü” etkinliği kapsamında Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Rasim Emre Fırıncı konuşma yaptı. Kadıköy Belediyesi’nin sağlık ve spor birimleriyle sağlıklı yaşam için çalışmalarına devam ettiğini belirten Fırıncı şunları söyledi: “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Türkiye, obezitede Avrupa birincisidir ve her üç kişiden sadece biri uygun ağırlıktadır. 2035 yılında dünyadaki çocukların yüzde 40&#8217;ının obez olacağı tahmin ediliyor. Kadıköy Belediyesi sağlıklı yaşam için önemli hizmetler veriyor. Kadıköy Belediyesi Dr. Rana Beşe Sağlık Polikliniği&#8217;nde diyetisyenlik hizmeti sunuluyor. Ayrıca Özgürlük Parkı, Koşuyolu Parkı ve Kriton Curi Parkı&#8217;nda haftanın her günü sabah sporu organizasyonları düzenleniyor.”</p>
<p><b>“HER SABAH YÜRÜYÜŞ YAPIYORUZ”</b><br />Yürüyüş ve zumba etkinliğine katılan 67 yaşındaki Cemile Erkmen şunları söyledi “Obez olmamak ve kilo almamak için herkes spor yapmalı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin havuzunda yüzmeye gidiyorum. Kadıköy Belediyesi’nin Kriton Curi Parkı&#8217;ndaki sabah sporu etkinliğine katılıyorum. Yürümeyi çok sevdiğim için de bugün de buraya geldim.” dedi.<br />Özgürlük Parkı’ndaki sabah sporuna uzun yıllardır katıldıklarını dile getiren 80 yaşındaki Hilal Ergüzel ile 89 yaşındaki Kazım Ergüzel de şunları dile getirdi: “Sağlığımız için yürüyüşe katıldık. Her zaman sabah yürüyüşleri yapıyoruz. Çocukların ve gençlerin de obeziteye karşı spor yapması ve beslenmesine dikkat etmesi gerekiyor.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadikoyde-obezite-farkindalik-yuruyusu-617632">Kadıköy&#8217;de Obezite Farkındalık Yürüyüşü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB&#8217;den Farkındalık Paneli: Ekran Bağımlılığı ve Obezite</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbden-farkindalik-paneli-ekran-bagimliligi-ve-obezite-613104</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 13:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[Ekran Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[eryiğit]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[ibb]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[paneli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613104</guid>

					<description><![CDATA[<p>İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, halk sağlığını tehdit eden obezite ve ekran bağımlılığıyla mücadele etmek ve sosyal farkındalığa katkı sağlamak amacıyla 12 Şubat 2026 Perşembe günü “Görünmeyen Riskler: Ekran Bağımlılığı ve Obezite” paneli düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-farkindalik-paneli-ekran-bagimliligi-ve-obezite-613104">İBB&#8217;den Farkındalık Paneli: Ekran Bağımlılığı ve Obezite</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, halk sağlığını tehdit eden obezite ve ekran bağımlılığıyla mücadele etmek ve sosyal farkındalığa katkı sağlamak amacıyla 12 Şubat 2026 Perşembe günü “Görünmeyen Riskler: Ekran Bağımlılığı ve Obezite” paneli düzenledi.</strong> <strong>İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, bağımlılıkla mücadele kapsamında hizmet veren Sosyal Uyum Destek Merkezleri’nin (SUDEM) sayısının 2029 yılına kadar 9’dan 15’e çıkarılmasının hedeflendiğini açıkladı.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Şube Müdürlüğü ev sahipliğinde, Üsküdar Belediyesi paydaşlığında “Görünmeyen Riskler: Ekran Bağımlılığı ve Obezite” paneli gerçekleştirildi. Panele, İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürü Mustafa Hakan Yılmaztürk ile Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Şube Müdürü Mustafa Erata katıldı. Panel, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, belediye personeli ve üniversite öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşti.</p>
<p><strong>SOSYAL UYUM DESTEK MERKEZLERİ’NİN 2029’A KADAR 15’E ÇIKARILMASI HEDEFLENİYOR </strong></p>
<p>Panelin açılışında konuşan Dr. Öğretim Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, teknolojinin hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirterek aşırı ekran kullanımının sosyal ilişkileri zayıflattığını, dikkat dağınıklığına yol açtığını ve zihinsel sağlığı olumsuz etkilediğini söyledi. Eryiğit, hareketsiz yaşamın obeziteyi tetiklediğine dikkat çekerek, bu iki sorunun birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Bağımlılıkla mücadele kapsamında 2020 yılından bu yana Bağcılar, Sultanbeyli, Esenyurt, Sultangazi, Ataşehir, Arnavutköy, Beyoğlu, Sancaktepe ve Tuzla’da hizmet veren Sosyal Uyum Destek Merkezleri (SUDEM) aracılığıyla çalışmalar yürütüldüğünü belirten Eryiğit, mevcut 9 merkezin sayısının 2029 yılına kadar 15’e çıkarılmasının hedeflendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>UZMANLAR EKRAN BAĞIMLILIĞI VE OBEZİTE İLİŞKİSİNİ ELE ALDI</strong></p>
<p>İki oturum halinde gerçekleştirilen panelde ekran bağımlılığı ile obezite arasındaki ilişki bilimsel, psikososyal ve toplumsal boyutlarıyla ele alındı. Uzmanlar, uzun süreli ekran maruziyetinin kilo artışı, uyku bozuklukları ve davranış değişiklikleriyle bağlantısına dikkat çekti.</p>
<p>Moderatörlüğünü Dr. Öğretim Üyesi Belma Yön’ün yaptığı ilk oturumda; Prof. Dr. Cemal Onur Noyan, Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Tekden ve Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais sunum gerçekleştirdi. Oturumda çocukluk döneminden yetişkinliğe uzanan bağımlılık süreci, beynin ödül mekanizması ve dijital alışkanlıkların yeme davranışları üzerindeki etkileri ele alındı. İBB Bağımlılıkla Mücadele Şube Müdürlüğü de sahadaki deneyimlere dayanan vaka örnekleri paylaştı.</p>
<p><strong>ATÖLYE ÇALIŞMALARIYLA FARKINDALIK YARATILDI</strong></p>
<p>Panel kapsamında düzenlenen atölye çalışmalarında ekran bağımlılığı, sağlıklı beslenme, otokontrol ve hareketli yaşam konularında katılımcılara farkındalık kazandırılması amaçlandı. Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği etkinliklerde dijital alışkanlıkların günlük yaşam üzerindeki etkileri uygulamalı olarak ele alındı.</p>
<p><strong>ÖNLEME VE KORUMA STRATEJİLERİ MASAYA YATIRILDI</strong></p>
<p>İkinci oturumda ise hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenmenin obezite üzerindeki etkileri ile önleme ve koruma stratejileri değerlendirildi. Obezite ve Bariatrik Cerrahi Diyetisyeni Hafize Kovancı ile Doç. Dr. Ali Durmuş, ekran bağımlılığının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel sağlık üzerindeki sonuçlarını anlattı.</p>
<p>Panelin sonunda konuşmacılara teşekkür belgesi takdim edildi, program toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi. Etkinlik<strong>, </strong>“Bağımlılık ekranda başlar, bedende iz bırakır” mesajıyla tamamlandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-farkindalik-paneli-ekran-bagimliligi-ve-obezite-613104">İBB&#8217;den Farkındalık Paneli: Ekran Bağımlılığı ve Obezite</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[oral]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, toplum sağlığını tehdit eden kronik sorunlara yönelik bilimsel çözüm arayışlarını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559">Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, toplum sağlığını tehdit eden kronik sorunlara yönelik bilimsel çözüm arayışlarını sürdürüyor. Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan obezitenin en temel sorunlarından biri hareketsiz yaşam olarak biliniyor. Bu kapsamda spor genetiği ve obezite alanındaki çalışmalarıyla tanınan Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Oral, konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.  Obezitenin salt estetik bir kaygıdan ibaret olmadığını, aksine çok boyutlu metabolik bir problem teşkil ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Oral, kalıcı çözümün ancak sürdürülebilir bir yaşam disipliniyle mümkün olacağına dikkat çekti.</p>
<p>Obezite tedavisinde en sık yapılan hatanın süreci yalnızca kısıtlı diyetlerle yürütmeye çalışmak olduğunu söyleyen Doç. Dr. Oral, “Bir akademisyen olarak, obeziteyi sadece estetik bir ‘ayna görüntüsü’ kaygısı olarak değil, kökleri genetik ve metabolik süreçlere dayanan küresel bir sağlık sorunu olarak ele almamız gerektiğini vurgulamak isterim. Obezite, beden kitle indeksinin 30’un üzerine çıkmasıyla tanımlanan, vücutta aşırı yağ depolanması durumudur ve bu durum damar sertliği (ateroskleroz), diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, kemik-eklem sorunları ve hatta Alzheimer gibi ciddi hastalıkların zeminini hazırlar. Fiziksel etkilerinin yanı sıra, kişinin psikolojik dengesini, sosyal yaşamını ve iş verimini etkileyen çok yönlü bir problemdir; bu nedenle tanı ve tedavi süreci ciddiyetle yönetilmelidir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Diyet ve egzersiz, yaşam biçimi haline gelmeli”</b></p>
<p>Kilo kontrolü ve obezite tedavisi, diyet ve sporla sürdürülebilen, ‘iki ayaklı’ bir sistem olduğunu söyleyen Doç. Dr. Oral, “Sert diyetler metabolizmayı yavaşlatarak uzun vadede daha fazla kilo artışına neden olur. Sağlıklı bir kilo kaybının ayda en fazla 1–1,5 kilo olması gerekir. Obezite tedavisi yürümeye benzer; iki ayağınız da sağlam olmazsa ilerleyemezsiniz. Bu sürecin bir ayağı beslenme ise diğer ayağı mutlaka egzersiz olmalıdır. Özellikle su içi egzersizlerinin (Aqua Biking ve aqua jimnastik) çok avantajlı olduğunu düşünüyorum. Suyun kaldırma kuvveti sayesinde eklemlere binen yük azaldığı için kişi daha uzun sure egzersiz yapabiliyor. Suyun direnci, karadaki egzersizlere kıyasla daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Bu yöntem, özellikle eklem ve diz ağrısı çeken obez bireyler için hem güvenli hem de yüksek verimli bir seçenektir” dedi.</p>
<p><b>“Egzersizi çocukluktan başlayarak yaşama yaymalıyız”</b></p>
<p>Bu sürecin biyolojik ve genetik arka planını da göz önünde bulundurmak gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Oral,   “İnsülin direncini kırmak ve yağ yakımını destekleyen irisin hormonunu artırmak için fiziksel aktivite elzemdir. Ayrıca sağlıklı bir uyku düzeni, iştah mekanizmasını dengeleyerek beslenme yönetimini kolaylaştırır; zira uykusuzluk veya aşırı uyku metabolik dengeyi bozar. Akdeniz tipi beslenme gibi doğal ve dengeli modelleri benimseyerek, egzersizi çocukluktan yaşlılığa kadar hayatın her evresine yaymak zorundayız. Unutulmamalıdır ki amacımız kısa süreli estetik değişimler değil, metabolik dengemizi koruyarak sağlıklı yaşlanmayı mümkün kılan kalıcı bir yaşam disiplini oluşturmaktır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Sağlık yaşam için spor kavramını hayatımıza dâhil etmeliyiz”</b></p>
<p>Spor salonu veya havuz imkânı bulunmayan bireyler için en erişilebilir çözümün yürüyüş olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Oral, “Ofis çalışanları ve ekran bağımlılarının yürüyüşü bir rutin haline getirilmeleri gerekir. Haftada beş gün, en az 30 dakika tempolu yürüyüş; aynen diş fırçalamak gibi günlük bir alışkanlık haline gelmeli. İşe giderken birkaç durak erken inmek veya öğle aralarını kısa yürüyüşlerle değerlendirmek, uzun vadede obeziteyle mücadelede büyük fark yaratır. Egzersizin yaşı yoktur.  Her birey kendi bedenine ve kendi kapasitesine göre hareket etmelidir Kaliteli yaşam ve sağlıklı yaşlanmak adına ‘Sağlıklı yaşam için spor’  ilkesini hayatımıza dâhil etmemiz gerekiyor. Haftada beş gün yapılan 45 dakikalık, nabzı hafifçe yükselten ve terleten aktiviteler, obezitenin önlem ve tedavisinde etkili olacaktır. Obeziteyle mücadelede ancak bilimsel, dengeli ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabiliriz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559">Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Dünya genelinde yaklaşık 800 milyon kişinin obezite ile mücadele ettiği ve her yıl 3,7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bildiriliyor. Türkiye’de de durum alarm verici boyutta. Sağlık Bakanlığı’ının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite hastası!  Bu oranla Türkiye obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, </strong>toplumda genellikle estetik bir problem olarak görülen obezitenin  aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi  bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Obezite ve yol açtığı hastalıklar maalesef ölümle sonuçlanabilen bir metabolik hastalıklar havuzudur. Öyle ki tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kanser, kolesterol yüksekliği, kas ve kemik hastalıkları ile hormon bozuklukları gibi birçok ölümcül hastalığın temelini oluşturmaktadır. Obeziteyle birlikte erken ölüm riski 5-10 kat artmakla beraber, yaşam beklentisi de 10-15 yıl kısalabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> bu nedenle obezite cerrahisinin dünya genelinde ve Türkiye’de her geçen gün daha fazla başvurulan bir yöntem olarak öne çıktığını anlatarak, “Obezite cerrahisinde temel amaç, hastaların ömür boyu sağlıklı bir yaşam ve doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarını sağlamaktır. Ameliyat, aynı zamanda aşırı kiloya bağlı ortaya çıkmış veya ileride oluşabilecek hastalıklardan korunmayı da mümkün kılmaktadır.<strong> </strong>Uzun ve kısa dönem sonuçları bilinen, güvenilirliği kanıtlanmış obezite cerrahisi bu etkisiyle kilo sorunu yaşayan hastaların hayatını kurtarmaktadır” diye konuşuyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite cerrahisi ne zaman gündeme geliyor? </strong></p>
<p>Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalarına rağmen kilo veremedikleri veya kalıcılığı sağlayamadıkları durumlarda obezite cerrahisi öneriliyor.  Aksi durumda, metabolik hastalıkların gelişme riski ve bu hastalıklara bağlı olumsuz etkiler artış gösteriyor. Obezite cerrahisinin ise deneyimli merkezlerde yapılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde diğer yöntemleri denemek şart mı?</strong></p>
<p>Diyet ve spor denemeden, profesyonel bir destek almadan obezite cerrahisi önerilmiyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>tüm çabalarına rağmen  kilo vermekte başarılı olamayan hastaların obezite cerrahisine aday olabildiklerini  söyleyerek, “Ancak ilaçlar, zayıflama çayları ve iğneleri gibi yöntemler bir deneme olarak kabul edilmemektedir. Zira, tıbben kanıtlanmamış yöntemlere başvurmak hem çok risk taşımakta hem de sürecin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesini önlemektedir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat için yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi için genel kabul gören alt yaş sınırı 12, üst yaş sınırı ise 65 olarak tanımlanıyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bununla birlikte, kronolojik yaşın tek başına cerrahi karar için yeterli bir kriter olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın fizyolojik durumu, eşlik eden metabolik ve sistemik hastalıkları, obeziteye bağlı komplikasyonların varlığı, psikososyal durumu ve ameliyat sonrası sürece uyum potansiyeli, değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, her hasta multidisipliner bir ekip tarafından bireysel olarak değerlendirilmekte ve cerrahi uygunluk bu kapsamlı değerlendirme sonucunda belirlenmektedir.”</p>
<p><strong>Ameliyatın tekniğini belirleyen etkenler nelerdir?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde yöntemin seçiminde; hastanın mevcut metabolik ve sistemik hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, daha önce geçirmiş olduğu batın cerrahileri ve düzenli olarak kullandığı ilaçlar belirleyici rol oynuyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bu nedenle her hastanın multidisipliner bir ekip tarafından kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini ve cerrahi yöntemin kişiye özel olarak planlandığını anlatıyor.  </p>
<p><strong> Obezite cerrahisinde hangi yöntemlere başvuruluyor?</strong></p>
<p>Günümüzde, obezite cerrahisinde ağırlıklı olarak laparoskopik (kapalı yöntem) yöntemler kullanılıyor. Laparoskopik cerrahi; genellikle 3-4 küçük kesi aracılığıyla gerçekleştirildiği için açık cerrahi izi olmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisi yöntemlerinin hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü veya dezavantajı olmadığını vurgulayarak, uygulanacak olan cerrahi tekniğin hastanın mevcut sağlık durumuna göre seçildiğini ifade ediyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisinde başvurulan başlıca yöntemleri şöyle özetliyor:</p>
<p><strong>Tüp mide (Sleeve gastrektomi)</strong>: Midenin büyük bir kısmının çıkarılarak hacminin küçültüldüğü bir yöntem.  Ameliyat sonrasında yaklaşık 100-150 ml hacminde mide bırakılıyor. Yöntemin hem gıda alımını kısıtlayıcı hem de iştah düzenleyici hormonal etkileri bulunuyor. </p>
<p><strong>Loop bipartisyon bypass:</strong> İnsülin kullanan tip 2 diyabet hastalarında metabolik kontrol ve kilo kaybı amacıyla tercih ediliyor. Bu yöntemde 100-150 ml hacminde bir mide bırakılıyor ve  ince bağırsağa yeni bir yol oluşturularak karbonhidrat emilimi azaltılıyor. </p>
<p><strong>Rouxny gastric bypass:</strong>  Kilo kaybının yanı sıra mide fıtığında ve gastroözofageal reflünün tedavisinde etkili olması nedeniyle  başvuruluyor.</p>
<p><strong>Minigastrik bypass, transit bipartisyon, duodenal switch:  </strong>Hastaya özel beslenme problemleri, insülin ve C peptit düzeyleri, pankreasın insülin rezervi gibi parametreler dikkate alınarak tercih edilebilen diğer yöntemleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında kilo kaybı ne zaman başlıyor? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kilo kaybı genellikle ilk günden itibaren başlıyor. Kilo kaybının miktarı ise hastanın kilosuna göre değişiyor. Örneğin, 200 kilo ağırlığındaki bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo ağırlığındaki bir birey ilk ayda 12–15 kilo kaybedebiliyor. Ancak, amacın hızlı ve sadece rakamsal bir başarı elde etmek olmadığını belirten Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>“Obezite cerrahisinde asıl hedef, hastaya sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları kazandırarak kas ile kemik dokusunu korumak, yağ dokusu ve ödem kaybını sağlamaktır” diyor. </p>
<p><strong>Tekrar kilo alma riski var mı?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin ardından, hastaların çoğu, ilk yıllarda fazla kilolarının büyük bir kısmını kaybediyorlar. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, “Ancak, sağlıklı beslenme kurallarına uymayan, düzenli egzersiz yapmayan ve sunulan desteği kabul etmeyip, ameliyat öncesi yaşam tarzına devam etmekte ısrar eden hastalarda kilo alımı kaçınılmaz olmaktadır” uyarısında bulunuyor. Ayrıca,  başarısız geçen obezite cerrahisi ve hastanın profesyonel bir ekip tarafından yeterince takip edilmemesi de yeniden kilo alma riskini artıran önemli bir faktörü oluşturuyor. </p>
<p><strong>Kilo kaybının kalıcı olması için nelere dikkat  edilmeli? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında elde edilen kilo kaybının kalıcı olabilmesi için bu sürecin sadece bir kilo verme değil, yeni ve sağlıklı bir yaşama geçiş olduğu kabul edilmeli. Kalıcı kilo kaybında, hastaların günlük yürüyüş başta olmak üzere, fiziksel kapasitelerine uygun egzersizleri yaşamlarının bir parçası haline getirmeleri kilit rol oynuyor. Beslenme planının basit karbonhidratlardan uzak, protein ağırlıklı; vitamin ve mineral gereksinimini karşılayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin sağlanması ve günde en az 2–3 litre su tüketilmesi de büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-yeni-bir-sorun-dijital-obezite-ve-dijital-oburluk-605899</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 20:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Obezite]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[oburluk]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teknolojinin etkisiyle bilgiye erişim kolaylaşırken, dijital obezite ve oburluk sorunları da arttı. Kontrolsüz dijital tüketim zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı yaratıyor. Çözümler arasında dijital farkındalık ve minimalizm bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-yeni-bir-sorun-dijital-obezite-ve-dijital-oburluk-605899">Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojinin hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte bilgiye, içeriğe ve etkileşime erişim hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Ancak bu kolaylık, beraberinde <strong>dijital obezite</strong> ve <strong>dijital oburluk</strong> gibi modern çağın görünmez sorunlarını da getirdi.</p>
<p>Bugün birçok kişi, farkında olmadan dijital içerikleri kontrolsüzce tüketiyor; bu durum zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve verimlilik kaybına yol açıyor.</p>
<p>Bu yazıda dijital obezite ve dijital oburluk kavramlarını, nedenlerini, etkilerini ve çözüm yollarını ele alıyoruz.</p>
<p><strong>Dijital Obezite Nedir?</strong></p>
<p><strong>Dijital obezite</strong>, bireyin ihtiyaç duymadığı halde aşırı miktarda dijital içeriğe maruz kalması ve bu içerikleri tüketmesi sonucunda ortaya çıkan zihinsel ve duygusal yüklenme durumudur.</p>
<p>Tıpkı fiziksel obezitede olduğu gibi burada da temel sorun, <strong>kontrolsüz tüketimdir</strong>.</p>
<p><strong>Dijital Obezitenin Belirtileri</strong></p>
<ul>
<li>Sürekli bildirim kontrol etme ihtiyacı</li>
<li>Sosyal medya uygulamalarında planlanandan çok daha fazla zaman geçirme</li>
<li>Bilgi bombardımanı nedeniyle karar verememe</li>
<li>Odaklanma süresinin kısalması</li>
<li>Dijital yorgunluk ve tükenmişlik hissi</li>
</ul>
<p><strong>Dijital Oburluk Nedir?</strong></p>
<p><strong>Dijital oburluk</strong>, dijital obezitenin davranışsal boyutudur. Kişinin sürekli daha fazla içerik tüketme isteği duyması ve “kaçırma korkusu” (FOMO) ile hareket etmesidir.</p>
<p>Burada amaç bilgi edinmekten çok, <strong>tüketmeye devam etmektir</strong>.</p>
<p><strong>Dijital Oburluğa Örnek Davranışlar</strong></p>
<ul>
<li>Bir içeriği bitirmeden diğerine geçmek</li>
<li>Sosyal medyada “sonsuz kaydırma” alışkanlığı</li>
<li>Aynı anda birden fazla platformda aktif olmak</li>
<li>Gerçek ihtiyacı sorgulamadan içerik tüketmek</li>
<li>Dijital Obezite ve Dijital Oburluğun Nedenleri 1. Algoritmalar ve Sonsuz Akış</li>
<li>Sosyal medya ve içerik platformları, kullanıcıyı daha uzun süre ekranda tutmak için tasarlanır.</li>
</ul>
<p><strong>2. FOMO (Gelişmeleri Kaçırma Korkusu)</strong></p>
<p>“Bir şeyleri kaçırıyorum” hissi, sürekli bağlantıda kalma ihtiyacı yaratır.</p>
<p><strong>3. Bilgi Çağı Baskısı</strong></p>
<p>Her şeyi bilme, her şeye yetişme zorunluluğu algısı.</p>
<p><strong>4. Dijital Minimalizmin Eksikliği</strong></p>
<p>Dijital tüketimde sınır koyma alışkanlığının olmaması.</p>
<p><strong>Dijital Obezitenin Bireysel ve Kurumsal Etkileri Bireysel Etkiler</strong></p>
<ul>
<li>Dikkat dağınıklığı</li>
<li>Zihinsel yorgunluk</li>
<li>Stres ve kaygı artışı</li>
<li>Üretkenlik kaybı</li>
<li>Kurumsal Etkiler</li>
<li>Çalışan verimliliğinde düşüş</li>
<li>Toplantı ve iletişim kirliliği</li>
<li>Sürekli bildirim kaynaklı odak kaybı</li>
<li>Dijital tükenmişlik sendromu</li>
</ul>
<p><strong>Dijital Obeziteden Kurtulmanın Yolları</strong></p>
<p><strong>1. Dijital Farkındalık Geliştirin</strong></p>
<p>Ne tükettiğinizi, neden tükettiğinizi sorgulayın.</p>
<p><strong>2. Bildirim Diyeti Uygulayın</strong></p>
<p>Gerçekten gerekli olmayan bildirimleri kapatın.</p>
<p><strong>3. Dijital Minimalizm Benimseyin</strong></p>
<p>Az ama nitelikli içerik tüketmeye odaklanın.</p>
<p><strong>4. Ekran Süresi Sınırları Belirleyin</strong></p>
<p>Günlük dijital kullanım sürelerinizi planlayın.</p>
<p><strong>5. Bilinçli İçerik Tüketimi</strong></p>
<p>Her içerik size değer katmak zorunda değildir.</p>
<p><strong>Dijital Sağlık: Yeni Nesil Bir Yetkinlik</strong></p>
<p>Günümüzde <strong>dijital sağlık</strong>, bireyler ve kurumlar için kritik bir yetkinlik haline gelmiştir. Dijital obezite ve dijital oburlukla mücadele, sadece teknoloji kullanımını azaltmak değil; <strong>doğru, bilinçli ve amaçlı kullanım</strong> geliştirmektir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Dijital obezite ve dijital oburluk, fark edilmediğinde uzun vadede ciddi zihinsel ve davranışsal sorunlara yol açabilir. Ancak doğru farkındalık ve dijital disiplin ile teknoloji, hayat kalitesini düşüren değil; artıran bir araç haline getirilebilir.</p>
<p>Unutmayın:</p>
<p> <strong>Sorun dijital dünya değil, onu nasıl tükettiğimizdir.</strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-yeni-bir-sorun-dijital-obezite-ve-dijital-oburluk-605899">Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezitenin 5 yıl içinde 2 katına çıkması bekleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezitenin-5-yil-icinde-2-katina-cikmasi-bekleniyor-597894</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 08:37:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bekleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[çıkması]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[katına]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezitenin]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflama İğneleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597894</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zayıflama iğneleri son dönemde en çok konuşulan tedavilerden biri haline geldi. Sosyal medya paylaşımları, hızlı kilo kaybı vaatleri ve kısa sürede görülen sonuçlar milyonlarca kişinin hızlı kilo verme hayalini süslüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezitenin-5-yil-icinde-2-katina-cikmasi-bekleniyor-597894">Obezitenin 5 yıl içinde 2 katına çıkması bekleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zayıflama iğneleri son dönemde en çok konuşulan tedavilerden biri haline geldi. Sosyal medya paylaşımları, hızlı kilo kaybı vaatleri ve kısa sürede görülen sonuçlar milyonlarca kişinin hızlı kilo verme hayalini süslüyor. Ancak dikkat! <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ender Arıkan</strong>, obezite tedavisinde kullanılan bu enjeksiyonların başarılı şekilde kilo kaybettirmeye katkı sağlamakla birlikte mucize olmadığını ve kontrolsüz kullanımının ciddi sorunlara yol açabildiğini söylüyor. Yapılan çalışmalara göre; obezitenin 5 yıl içerisinde iki katına çıkmasının beklendiğini belirten Prof. Dr. Arıkan, obezite tedavisinde kullanılan iğneler hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>İştahı azaltan, tokluk süresini uzatan zayıflama iğneleri son yıllarda en çok ilgi gören konuların başında geliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ender Arıkan</strong>, bu tedavinin etkili olduğunu ancak herkes için uygun olmadığını belirterek “Zayıflama iğnelerinin aslında vücudun kendi hormonunun daha güçlü bir versiyonu.   İştahı ciddi şekilde baskılıyor, mide boşalmasını yavaşlatıyor, kişiyi daha uzun süre tok tutuyor ve kan şekerini dengeliyor. Bu nedenle hem diyabet hastalarında hem de obezite tedavisinde kullanılabiliyor. Fakat bu, herkesin kullanabileceği bir ürün olduğu anlamına gelmiyor. Tedavi mutlaka doktor kontrolünde olmalı” diyor. Prof. Dr. Arıkan sözlerine şöyle devam ediyor: “Şeker değerleri, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını görmeden ilaca başlamıyoruz. Çünkü güvenli tedavinin ilk adımı doğru değerlendirmedir.”</p>
<p><strong>Zayıflama iğneleri kimler için uygun?</strong></p>
<p>Vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan hastalar için zayıflama iğnelerinin uygun olduğunu,</p>
<p>eğer VKİ 27’nin üzerindeyse ve diyabet, tansiyon ya da karaciğer yağlanması gibi ek</p>
<p>hastalıklar varsa yine tercih edilebileceğini belirten Prof. Dr. Arıkan, ancak bunun alanında</p>
<p>uzman hekim tarafından belirlenmesi gerektiğini, ilacın isteyen herkese reçete edilmediğini</p>
<p>özellikle vurguluyor. Bu tedavinin bazı hastalar için ciddi risk oluşturabileceğinin altını çizen</p>
<p>Prof. Dr. Ender Arıkan şöyle konuşuyor: “Medüller tiroid kanseri öyküsü olanlarda, </p>
<p>pankreatit geçirmiş kişilerde, hamilelerde, emzirenlerde ve 18 yaş altındaki bireylerde bu </p>
<p>ilaçları kesinlikle kullanmıyoruz.” Zayıflama iğnelerinin bulantı, mide yanması ya da kabızlık </p>
<p>gibi yan etkileri olabildiğini, bu şikayetlerin çoğunun doz yavaş artırıldığında kontrol altına </p>
<p>alınabildiğini belirten Prof. Dr. Arıkan “Ancak pankreatit, safra kesesi taşı ve şiddetli karın </p>
<p>ağrısı gibi durumlar olursa ilaç hemen kesilmeli ve mutlaka doktora başvurulmalı” diyor.</p>
<p><strong>Kilo kaybı ortalama yüzde 8-15 oluyor ama…</strong></p>
<p>Tedavide beklentilerin gerçekçi tutulması büyük önem taşıyor. Zayıflama iğneleri ile ortalama yüzde 8-15 kilo kaybı sağlanırken, bu durumun sürdürülebilir olmasına çok dikkat edilmesi gerekiyor. Bazı kişilerin çok hızlı değişim beklediğinin altını çizen Prof. Dr. Arıkan, tedavinin yaşam tarzı değişikliğiyle desteklenmemesi durumunda, ilacı bıraktıktan sonra, verilen kiloların daha hızlı şekilde geri alınmasının kaçınılmaz olacağını vurgulayan Prof. Dr. Ender Arıkan “Hastalar sadece yağ kaybetmiyor, kas kaybı da olabiliyor. Bu özellikle ilerleyen yaşlarda büyük problem. Bu nedenle bu tedaviyi olanların her zaman protein tüketimini artırmaları ve düzenli direnç egzersizi yapmaları gerekir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Obezitede hızlı artış yaşanıyor</strong></p>
<p>Modern çağın salgın hastalığı obezite dünya genelinde hızla artarken, tedavinin temelini ise öncelikle yaşam tarzı değişikliği oluşturuyor. Halen 1 milyardan fazla insanı etkileyen bu küresel sağlık sorununun, önlem alınmadığında çok daha fazla artacağını, yapılan çalışmalarda obez insan sayısının 2030 yılına kadar iki katına çıkmasının öngörüldüğünü belirten Prof. Dr. Ender Arıkan, obezite tedavisinde en iyi sonucun sağlıklı beslenme, düzenli hareket, uyku düzeni ve stres yönetimiyle alındığını, kilo verirken hedefin hızlı değil, sağlıklı ve sürdürülebilir olması gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Arıkan kilo kaybı için zayıflama iğnelerinin uzun vadeli etkilerinin hala araştırıldığını belirterek şöyle konuşuyor: “Mevcut çalışmalar kısa vadede önemli kilo kaybı ve metabolik iyileşmeler göstermiş olsa da, bu sonuçların uzun vadede sürdürülebilirliği daha fazla araştırmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu ajanların kardiyovasküler hastalık insidansı ve mortalite gibi uzun vadeli sağlık sonuçlarını nasıl etkilediğini araştırılmalıdır. Ayrıca, uzun vadeli güvenliğin de belirlenmesi gerekmektedir. Kapsamlı uzun vadeli çalışmalar, uzun süreli tedavinin risk-fayda oranının netleştirilmesine yardımcı olacaktır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezitenin-5-yil-icinde-2-katina-cikmasi-bekleniyor-597894">Obezitenin 5 yıl içinde 2 katına çıkması bekleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 12:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çinde]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzensiz beslenme ve hareketsizlik nedeniyle toplumda hızla yayılan obezite çocukları da önemli ölçüde etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273">25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düzensiz beslenme ve hareketsizlik nedeniyle toplumda hızla yayılan obezite çocukları da önemli ölçüde etkiliyor. 2050 yılında 5-19 yaş arasındaki çocuklarda obezite rakamlarının dünyada 746 milyona, ülkemizde ise en az 3.39 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor. Önlenebilen ölüm nedenleri arasında sigaranın ardından ikinci sırada yer alan obezitenin kalıcı tedavisi, multidisipliner yaklaşımlarla gerçekleştiriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Obezite Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. M. Celal Kızılkaya, çocukluk çağı obezitesi ve tedavi süreci ile ilgili önemli detaylar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Teknolojik gelişmeler obeziteyi tetikliyor</strong></p>
<p>Dünyada 5–19 yaş arası çocuklarda obezite prevalansı 1975 yılında %4 iken, 2022 yılında bu oran %20’ye ulaşmıştır. Obez çocuk sayısı 1975 yılında yaklaşık 11 milyon iken, 2022’de 65 milyon kız ve 94 milyon erkek olmak üzere toplam yaklaşık 159 milyona yükselmiştir. 2050 yılında dünya genelinde 746 milyon çocuk ve gencin aşırı kilolu/obez olacağı öngörülmektedir. Çocukluk çağı obezitesinde; çocukların akademik hayatta başarılı olma kaygısı, yaşanılan çevrenin güvenli olmaması, çocukların evde daha çok ekran karşısında vakit geçirmelerine ve fiziksel aktivitelerinin azalmasına neden olmaktadır. Diyetteki artmış yağ oranı, fazla karbonhidrat tüketimi ve şekerli içeceklerden zengin beslenme obeziteye yol açmaktadır. Bu şekilde beslenen çocukların çeşitli vitamin ve mineral yetersizlikleri açısından da risk altında oldukları bilinmelidir. Düzenli ve dengeli beslenme obezite gelişimini engelleyici bir faktördür. Öğün atlanmasının, özellikle de çocuklarda kahvaltı alışkanlığının olmamasının doğrudan obeziteye yatkınlığa yol açtığı çalışmalar ile gösterilmiştir. Ebeveynlerin her ikisi de obez ise çocukta şişmanlık riskinin belirgin olarak arttığı da kanıtlanmıştır.</p>
<p><strong>Çocuklarda obezite yatkınlığı, erişkinlerden farklı hesaplanıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda obezite tanısında sıklıkla boy ve vücut ağırlığı değerleri kullanılmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda boya göre ağırlık değerlerine göre tanı konulmaktadır. Daha büyük çocuklarda ise vücut ağırlığı, boyun metre cinsinden karesine bölünerek vücut kitle indeksleri hesaplanmaktadır. Ancak erişkindekinden farklı olarak sabit bir değere göre karar verilmemektedir. Yaş ve cinsiyete göre oluşturulmuş eğrilerde vücut kitle indeksi yüzde değerleri %85 ile %95 arasına denk gelen çocuklar fazla tartılı, %95 ve üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. Yine bu çocuklarda bel çevresi değerleri de organ yağlanması ve metabolik risklerin ortaya konulmasında yardımcı olmaktadır.</p>
<p><strong>Çocukların obeziteden korunması için aktif yaşam şart!</strong></p>
<p>Genetik yatkınlığın haricinde erken yaşta şişmanlığa neden olan ya da ek bulguların eşlik ettiği nadir genetik hastalıklar da mevcuttur. Bu genetik hastalıkların ya da hormonal bozuklukların şüphe edildiği çocuklar, çocuk endokrinoloji hekimleri tarafından görülmeli ve izlenmelidir. Basit obezitenin söz konusu olduğu durumlarda ise tedavinin en önemli bileşeni yaşam tarzı değişiklikleridir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, uyku saatlerinin düzenlenmesi ve ekran (bilgisayar, televizyon, akıllı telefonlar vb.) başında geçirilen sürenin azaltılması önerilen yaşam tarzı değişiklikleri arasındadır. Bazı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir, ancak bu yaşam değişiklikleri uygulanmadığı zaman ilaç tedavisinin de etkinliği sınırlı kalmaktadır. Erişkin dönemde uygulanan bariatrik cerrahi, çocukluk çağında öncelikli tedavi yöntemlerinden biri değildir ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu yöntem gelişimini büyük oranda tamamlamış, diğer tedaviler ile gelişme kaydedilemeyen, seçilmiş olgularda gündeme gelebilir ancak çocuk, bu konuda deneyimli, çocuk endokrinoloji dahil gerekli tüm branşların bulunduğu merkezlerce değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Birçok sağlık profesyoneli bu takımın bir parçası</strong></p>
<p>Birçok faktörün etkilediği bir problemi ortadan kaldırmanın yolu probleme farklı açılardan bakabilme kabiliyetine sahip olmaktan geçmektedir. Dolayısıyla obezitenin kalıcı tedavisi ancak multidisipliner bir yaklaşımla mümkündür. Multidisipliner yaklaşım derken obeziteye neden olan faktörleri irdeleyen bilim dalları ile kollektif bir çalışma kastedilmektedir. Obezitenin tedavisinde ekipte yer alması gereken kişiler; obezite cerrahisi (genel cerrah), endokrinoloji, gastroenteroloji, psikiyatri, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, beslenme ve diyet, psikoloji, fizyoterapi gibi alanlarda uzmanlar olarak sayılabilmektedir. Ayrıca ihtiyaç doğrultusunda diğer branşlar hasta bazlı olarak ekibe dahil olabilmektedir. Bu branşların hepsi ayrı ayrı hastayı değerlendirmekle birlikte, haftalık toplantılarla bir araya gelerek hasta için bütüncül bir yaklaşım ile en uygun tedavi şemasını belirlemektedir. Böylece hastaya özgü ve sağlık durumuna ve mevcut hastalıklarına göre uygun tedavi protokolü belirlenmiş olur. Bu şekilde izlenen hastalarda ömür boyu korunan tedavi başarısı şansı oldukça yüksektir.</p>
<p>Multidisipliner ekip ile tedavi edilemeyen ve kontrollerine uymayan hastalarda eski yaşam tarzına dönüşler ve geri kilo alımları çok sık gözlenmektedir. Öyle ki geri kilo alımı 10 yılda neredeyse yarı yarıya gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır. Geri kilo alımı demek aynı zamanda kronik hastalıkların tekrar ortaya çıkması ya da kötüleşmesi demektir. Bu minvalde değerlendirerek obezitenin kronik bir hastalık olduğunu kabullenip, multidisipliner tedavinin önemini anlayarak tedaviye başlamak kilolardan şikayetçi her bireyin başlangıç noktası olmalıdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273">25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB&#8217;den diyabet ve obeziteyle mücadelede yeni yaklaşımlar konferansı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbden-diyabet-ve-obeziteyle-mucadelede-yeni-yaklasimlar-konferansi-593697</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Nov 2025 12:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[ibb]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obeziteyle]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593697</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, diyabet ve obezitenin önlenmesi ve sağlıklı yaşam kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla “Diyabet ve Obeziteyle Mücadelede Yeni Yaklaşımlar Konferansı” düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-diyabet-ve-obeziteyle-mucadelede-yeni-yaklasimlar-konferansi-593697">İBB&#8217;den diyabet ve obeziteyle mücadelede yeni yaklaşımlar konferansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, diyabet ve obezitenin önlenmesi ve sağlıklı yaşam kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla “Diyabet ve Obeziteyle Mücadelede Yeni Yaklaşımlar Konferansı” düzenledi. 20 Kasım 2025’te Esenler İBB Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi&#8217;nde gerçekleşen konferans, akademi dünyası, sağlık profesyonelleri ve sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımıyla toplam 500 kişiyi bir araya getirdi.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’nın düzenlediği “Diyabet ve Obeziteyle Mücadelede Yeni Yaklaşımlar Konferansı”nda İstanbul Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, diyabet ve obeziteyle mücadelede güncel tedavi, teknoloji ve koruyucu sağlık yaklaşımlarını paylaştı.</p>
<p><strong>“OBEZİTE VE DİYABET TÜRKİYE’NİN EN KRİTİK SAĞLIK BAŞLIKLARI”</strong></p>
<p>Konferansın açılışında söz alan <strong>İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit</strong>, Türkiye’nin diyabet ve obezitede Avrupa’nın en yüksek oranlarına ulaştığına dikkat çekerek şunları söyledi:</p>
<p>“Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne göre obezite; 21. yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir.  Türkiye’de, günümüzde her üç kişiden biri obez. Bu oran, bizi Avrupa&#8217;da ilk sıraya koymaktadır. Dahası İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri içinde de obezitede Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en yüksek ikinci ülke konumundayız.”</p>
<p><strong>“EN İYİ TEDAVİ KORUNMAKTIR”</strong></p>
<p>Açılışın ikinci konuşmacısı İstanbul Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ ise modern yaşamın obeziteyi artırdığını belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“Son yıllarda en önemli mesaj şudur: En iyi tedavi korunmaktır. Obezite ve diyabeti yalnızca ilaçla ya da cerrahi ile çözmemiz mümkün değil. Toplumun tamamına yayılan sağlıklı yaşam farkındalığı şart. Bu nedenle yerel yönetimlerin bu konudaki öncü rolü son derece değerlidir.”</p>
<p><strong>KATILIMCILARDAN DİKKAT ÇEKEN UYARILAR</strong></p>
<p>Konferans boyunca söz alan akademisyen ve sağlık uzmanları, diyabet ve obezitenin yalnızca tıbbi değil, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla da ele alınması gerektiği ortak görüşünde birleşti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. İlhan Satman:</strong></p>
<p>“Türkiye’de diyabet görülme sıklığı son 20 yılda iki katına çıktı. Bu çok kritik bir artış. Erken tarama, iş yerinde sağlık programları ve dijital takip teknolojileri artık zorunlu hale gelmeli.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Gülşah Yenidünya Yalın:</strong></p>
<p>“Obezite yalnızca fazla kilo değildir; hormonal, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir araya geldiği kompleks bir tablodur. Tedavide kişiye özel yaklaşım hayati önem taşır.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Özlem Soyluk Selçuk Biricik:</strong></p>
<p>“Pelemir gibi yerli ürünlerin kan şekeri üzerindeki olumlu etkilerinin bilimsel verilerle doğrulanması, hem beslenme politikaları hem de tarımsal üretim açısından stratejik önem taşıyor.”</p>
<p><strong>Diyetisyen Hanife Köksal:</strong></p>
<p>“Beslenme tedavisi doğru uygulanmadığında diyabet yönetimi neredeyse imkânsız hale geliyor. En büyük sorun, yanlış bilginin sosyal medya üzerinden hızla yayılması.”</p>
<p><strong>Diyabet Hemşiresi Melike Çevikdizici:</strong></p>
<p>“İnsülin pompaları, sürekli glikoz ölçüm sistemleri ve mobil uygulamalar sayesinde hastaların tedavi farkındalığı ciddi şekilde artıyor.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Bülent Bayraktar:</strong></p>
<p>“Egzersiz, sıfır maliyetli en güçlü ilaçtır. Doğru planlanan fiziksel aktivite, diyabet riskini yüzde 50 azaltabilmektedir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Akın Savaş Toklu:</strong></p>
<p>“Diyabetik ayak, geç kalındığında en ağır sonuçları doğuran komplikasyonlardan biridir. Erken bakım, uygun yara tedavileri ve hiperbarik uygulamalar hastaların yaşam kalitesini doğrudan yükseltir.”</p>
<p><strong>5 OTURUMDA YENİ TEDAVİLER, BESLENME YAKLAŞIMLARI VE TEKNOLOJİLER </strong></p>
<p>1. Oturum: Diyabet ve İş Yeri – Prof. Dr. İlhan Satman</p>
<p>2. Oturum: Obezitenin Tanısı ve Tedavisi – Prof. Dr. Gülşah Yenidünya Yalın</p>
<p>3. Oturum: Beslenmede Bilimsel Yaklaşımlar – Prof. Dr. Özlem Soyluk Selçuk Biricik</p>
<p>4. Oturum: İnsülin Tedavisi, Dijital Teknolojiler ve Egzersiz – Hanife Köksal, Melike Çevikdizici, Prof. Dr. Bülent Bayraktar</p>
<p>5. Oturum: Diyabetik Ayak ve Yara Yönetimi – Prof. Dr. Akın Savaş Toklu</p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE VE AVRUPA’DA DİYABET GÖRÜLME SIKLIĞI</strong></p>
<p>DSÖ verilerine göre Türkiye’de 18 yaş üzeri diyabet sıklığı 2022 itibarıyla %16,6’ya ulaştı. Avrupa ülkelerinde ortalama oran %7–8 civarındayken Türkiye bu oranı neredeyse ikiye katlıyor. Türkiye&#8217;de her altı yetişkinden biri diyabet hastası konumuna gelmiş bulunuyor. Risk özellikle 30 yaş üzeri grupta çok daha belirgin şekilde seyretmekte. Bu durum, önleyici sağlık hizmetlerinin kritik önemini bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p>Oturumlar sonunda konuşmacılara İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Önder Yüksel Eryiğit ve Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürü Uzm. Dr. Hakan Yılmaztürk tarafından teşekkür belgeleri takdim edildi. Program, tüm katılımcıların sahnede çekilen toplu fotoğrafıyla sona erdi.</p>
<p><strong>İBB’NİN HEDEFİ: “HASTALIK OLUŞMADAN ÖNCE KORUYUCU SAĞLIK”</strong></p>
<p>İBB Sağlık İşleri Dairesi, diyabet ve obezite gibi hızla büyüyen sağlık sorunlarına karşı halkı bilinçlendiren sempozyum, eğitim ve bilimsel etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. İstanbul’un uzun vadede bir “sağlık kenti” olarak güçlendirilmesi ve koruyucu sağlık yaklaşımının toplumsal davranışa dönüşmesi hedefleniyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-diyabet-ve-obeziteyle-mucadelede-yeni-yaklasimlar-konferansi-593697">İBB&#8217;den diyabet ve obeziteyle mücadelede yeni yaklaşımlar konferansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 09:09:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[edilmezse]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[venöz]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yetmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle günün sonuna doğru artan bacak ağrısı ve şişlik sadece yorgunluk belirtisi olmayabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794">Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle günün sonuna doğru artan bacak ağrısı ve şişlik sadece yorgunluk belirtisi olmayabilir. Bu şikayetlerin, toplardamar kapakçıklarındaki bozulmaya bağlı gelişen kronik venöz yetmezliğin ilk sinyalleri olabileceğine dikkat çeken Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Baran Şimşek, kadınlarla daha sık rastlanan bu sorunun hareketsiz yaşam ve obezitenin artmasıyla birlikte gençlerde de arttığını söyledi. Hastalığın ilerlemesini önlemede erken tanı kilit rol oynuyor. </em></p>
<p>Toplardamarlardaki kapakçık bozukluklarına bağlı gelişen kronik venöz yetmezlik, sadece estetik bir sorun değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık tehdidi oluşturabiliyor. Özellikle genç ve ayakta sabit pozisyonda çalışan bireylerde görülme sıklığının arttığını belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Baran Şimşek, “Kronik venöz yetmezlik, venöz kapakçıkların bozulması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle ortaya çıkan, ilerleyici bir damar hastalığıdır. Bu durum kronik ve ilerleyici olduğu için özellikle çalışan, genç yaş grubunda tedavi edilmediği taktirde ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu yüzden önlenmesi gereken bir hastalık” dedi.</p>
<p><strong>‘KRONİK VENÖZ YETMEZLİK TEDAVİ EDİLMEDİĞİNDE CİDDİ SORUNLARA YOL AÇABİLİR’</strong></p>
<p>Kronik venöz yetmezliğin özellikle genç ve çalışan bireylerde tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Şimşek, “Kapakçıkların bozulması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle ortaya çıkan kronik venöz yetmezlik, ilerleyici bir damar hastalığıdır. Bu durum kronik olduğu için özellikle çalışan, genç yaş grubunda tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu yüzden önlenmesi gereken bir hastalık.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>GENÇLERDE DE GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR</strong></p>
<p>Kadınların östrojen hormonunun etkilerine bağlı olarak toplardamar duvarlarında gevşeme ve genişlemeye daha yatkın olduğunu ve bunun da kadınları daha riskli hale getirdiğini anlatan Doç. Dr. Şimşek, sözlerine şöyle devam etti: “Kadınlarda ayrıca gebelik döneminde bebeğin özellikle 6. Aydan itibaren karın içi ana toplar damarlara yaptığı bası nedeniyle venöz yetmezlik daha sık görülebiliyor. Gebelik sayısı arttıkça venöz yetmezliğin derecesi ve şiddeti de artıyor. Yaş ilerledikçe risk artsa da artık gençlerde, hatta 21 yaş altı bireylerde bile damar gelişim anomalilerine bağlı olarak venöz yetmezliğe rastlayabiliyoruz” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Şimşek, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının hastalığın görülme sıklığını artırdığını vurgulayarak, “Özellikle COVID-19 döneminden sonra bu etkileri daha net gördük. Obeziteyi kontrol altına almak, hastalığın seyrini belirgin şekilde değiştiriyor. Obezite cerrahisi geçiren ve sonrasında diyetine, egzersizine dikkat eden hastalarda ilerleme durabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> ‘İLK BELİRTİLER: AĞRI, DOLGUNLUK HİSSİ VE GECE KRAMPLARI’</strong></p>
<p>Hastaların genellikle bacaklarda ağrı, dolgunluk hissi, gece krampları ve özellikle bacak ve ayaklarda şişlik şikayetleriyle başvurduğunu ifade eden Doç. Dr. Şimşek, “Bu şikayetler sabahları genellikle olmaz ama gün içinde, özellikle ayakta kalma süresi uzadıkça oluşmaya başlar ve artış gösterir. Başlangıçta dinlenmeyle rahatlasa da hastalık ilerledikçe sabahları da devam eden ağrılar ve şişlikler ortaya çıkabilir.”</p>
<p>Hastalığın bazen kas, kemik veya eklem problemleriyle karıştırılabildiğini ve görmezden gelinebildiğini anlatan Doç. Dr. Şimşek, “Tanı; hastanın öyküsü, fizik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle netleşir. Özellikle venöz doppler ultrasonografi tetkiki, hastalığın tanısını ve tedavi yöntemlerini belirlememizde en önemli görüntüleme yöntemidir. Tedavi edilmezse ciltte renk değişiklikleri, sertleşme ve yaralar gelişebilir ki bizim amacımız o aşamaya gelmeden hastalığı tedavi edebilmek. Uygun ve doğru zamanda tanı koyulup, tedaviye başlandığında hastalık bu evrelere ilerlemeden durdurulabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“VARİS BU HASTALIĞIN SONUCUDUR”</strong></p>
<p>Venöz yetmezlik ve varisin de karıştırılan kavramlar olduğunun altını çizin Doç. Dr. Şimşek, konuya şöyle açıklık getirdi: Kronik venöz yetmezliğin temelinde toplar damarlardaki kaçak ve buna bağlı artmış basınç var. Varisler bu hastalığın sonucu olarak ortaya çıkar diyebiliriz. Varislerde, C0’dan C6’ya kadar giden uluslararası bir evreleme sistemi kullanıyoruz. C0’da hiçbir belirti yokken, C1’de örümcek ağı şeklinde telenjiektazi adını verdiğimiz damarlar, C2’de retiküler ven dediğimiz daha geniş damarlar görülür. C3’te ödem, C4’te cilt değişiklikleri, C5’te iyileşmiş, C6’da ise iyileşmeyen yaralar ortaya çıkar.” </p>
<p><strong>“TEDAVİDE ÖNCELİK KORUYUCU YÖNTEMLERDİR”</strong></p>
<p>Tedavide öncelikle koruyucu yöntemlere başvurulduğunu ifade eden Doç. Dr. Şimşek, “En bilinen yöntem varis çoraplarıdır. Bacaktan yukarıya doğru basınç uygulayarak kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır. Erken evre hastalarda ilerlemeyi önler, şikayetleri azaltır. İkinci aşamada ağızdan alınan ilaçlarla venöz yetmezliğe ikincil gelişen ağrı, şişlik ve kramp gibi bulguları rahatlatabiliyoruz. Aynı zamanda orta ve ileri evre venöz yetmezlikte mutlaka kan sulandırıcı tedavide başlıyoruz. Üçüncü aşamada ise cerrahi tedaviye geçiyoruz. Artık klasik açık cerrahi yerine endovenöz lazer ablasyonu (EVLA) veya radyofrekans ablasyon (RFA) gibi modern yöntemleri kullanıyoruz. Bu işlemlerle kaçak yapan damar kapatılarak hastalık tamamen ortadan kaldırılıyor ve şikayetler azaltılıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> ‘ERKEN TANI, OBEZİTEYLE MÜCADELE VE HAREKETLİ YAŞAM ŞART’</strong></p>
<p>Kronik venöz yetmezliğin erken dönemde fark edilip tedaviye başlandığı taktirde kontrol altına alınabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı: “Cerrahi yöntemler dışında ayrıca Köpük tedavisi (skleroterapi) dediğimiz yöntemi kullanarak, küçük çaplı varislerin içine ince iğnelerle köpük haline getirilmiş ilaç enjekte ediyoruz. Böylece varisler kayboluyor ve görünmez hale geliyor. Hem estetik hem de fonksiyonel olarak hastalara fayda sağlıyor. Sonuç olarak kronik venöz yetmezlik, erken dönemde fark edilip tedaviye başlandığında kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Obeziteyle mücadele, hareketli yaşam, spor yapmak ve düzenli takip bu sürecin en önemli parçalarıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794">Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayağı]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor. Aslında düztabanlık çoğu zaman normal gelişim sürecinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik, sanıldığından çok daha yaygın görülüyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan 7’sinde erken yaşlarda, bir başka deyişle 3 yaşından önce  düztabanlık görülüyor.  Bu oran yaş ilerledikçe azalıyor, çünkü ayak kemeri çocuk büyüdükçe ve kaslar güçlendikçe doğal olarak gelişmeye devam ediyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz,</strong>  çocuklarda düztabanlığın çoğu zaman kendiliğinden düzeldiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla her düztabanlık tedavi gerektirmez. Gereksiz korkuya kapılmak yerine doğru takip çok daha değerlidir. Ayağın kemik ve kas gelişimi genellikle 6–7 yaşına kadar devam eder. Bu yaşlara dek gözlem ve egzersiz yeterlidir. Ancak, çocuğun ayağında ağrı, yürüyüşünde anormallik veya hızlı deformite gelişimi gibi uyarı işaretlerinde ebeveynlerin mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmaları çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>3 yaş altındaki çocuklarda düztabanlık normal</strong></p>
<p>Düztabanlık, ayak tabanında normalde bulunması gereken kavisin azalması veya tamamen kaybolması durumu olarak tanımlanıyor. Ayak kemerinin çökmesiyle birlikte basma sırasında ayağın tamamı yere temas ediyor. Bu durum doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebiliyor. Küçük çocuklarda ayak kemeri henüz tam gelişmemiş oluyor ve ayak tabanında bulunan yağ dokusu kemeri gizliyor. Yürümeyle birlikte kaslar güçlendikçe zamanla ayak kemeri oluşuyor. Bu nedenle, 3 yaşın altındaki çocukların yüzde 70-80’inde düztabanlık görülüyor. Dr. Emre Sarıekiz,<strong> </strong>ayak kemerinin genellikle 5–6 yaşından sonra belirgin hale geldiğini belirterek, “Dolayısıyla erken dönemde yapılan düztaban tanısı çoğu zaman geçici bir durumun yanlış yorumlanmasından ibarettir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Fazla kilolu çocuklarda risk 2 kat artıyor! </strong></p>
<p>Çocuklarda düztabanlığa pek çok etken neden olabiliyor. Bunlardan en önemlilerinden biri ise obezite. Son yıllarda çocukluk çağı obezitesinin artmasına paralel olarak düztabanlığın daha sık görüldüğüne dikkat çekiliyor.  Pediatrik Ortopedi ve Travmatolaji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, “Zira, fazla kilolar ayağa binen yükü artırarak kemerin çökmesine yol açabilmektedir Dolayısıyla, obezite sorunu olan çocuklarda düztabanlık riski normal kilolu çocuklara göre yaklaşık iki kat daha fazladır” diyor. Ailede düz tabanlık olması, uygun olmayan ayakkabı kullanımı,  çok yumuşak veya desteksiz tabanlar, tarsal koalisyon olarak adlandırılan ve ayak kemerini oluşturan eklemlerdeki anomaliler, eklem bağlarının gevşek olması ve kas dengesini bozan serebral palsi gibi nöromüsküler hastalıklar da düztabanlığa yol açan diğer etkenleri oluşturuyor. </p>
<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Fizyolojik düztabanlıkta ağrı, şekil bozukluğu veya fonksiyon kaybı olmuyor. Çoğu çocukta bu durum geçici bir özellik olarak kabul ediliyor.  Dr. Emre Sarıekiz, dolayısıyla 3–4 yaşındaki bir çocukta belirgin ağrı veya yürüme sorunu yoksa endişelenmeye gerek olmadığını ifade ederek, “Bu dönemde ayağın gelişimini izlemek, gereksiz tedavilerden çok daha önemlidir” diyor. <strong> </strong>Ancak bazı durumlarda mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Emre Sarıekiz, “Erken dönemde tanı koymak önemlidir, çünkü düztabanlık, yapısal bir kemik veya kas bozukluğuna bağlı olabilir. Böyle tablolarda erken müdahale ileride cerrahi ihtiyacını azaltabilir” bilgisini veriyor. Dr. Emre Sarıekiz, ebeyenlerin dikkate almaları gereken belirtileri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Yürürken topuğunu içe basıyorsa</li>
<li>Ayağında yorgunlukla artan ağrı veya şişlik oluyorsa</li>
<li>Spor aktivitelerinde çabuk yoruluyorsa</li>
</ul>
<ul>
<li>Ayakkabı tabanının iç kısmında düzensiz aşınma varsa</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi yöntemleri: Egzersiz, tabanlık, uygun ayakkabı </strong></p>
<p>Tanıda çoğu zaman fizik muayene yeterli geliyor. Gerekirse ayak taban basınç analizi veya röntgene başvuruluyor. Dr. Emre Sarıekiz, kas dengesini ve postürü korumanın tedavide temel yaklaşımı oluşturduğunu söyleyerek, “Ayak iç kavisini destekleyen basit egzersizler, uygun ayakkabı kullanımı ve kilo kontrolü çoğu tabloda yeterli olmaktadır. Özellikle ayak kemerini destekleyen kaslar için yapılan kas güçlendirme egzersizleri oldukça etkilidir. Ayağın doğal gelişimine izin veren, sert olmayan ama iç kemer desteği bulunan ayakkabıların tercih edilmesi de önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat nadiren gündeme geliyor</strong></p>
<p>Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, cerrahi tedavinin sadece ciddi yapısal deformitelerde veya ağrının tüm konservatif tedavilere rağmen kronikleştiği nadir durumlarda gündeme geldiğini vurguluyor. “Yani, ameliyat son çare olarak düşünülmektedir. Her çocuk için değil, gerçekten gerekli durumlar için geçerlidir” diyen Dr. Emre Sarıekiz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyat genellikle kemik hizalamasını ve ayak kemerini yeniden düzenlemeyi içermektedir. Ayak kemeri yeniden şekillendirilir, yük dağılımı dengelenir ve bu sayede çocuğun ağrısız şekilde yürümesi sağlanır. Tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ameliyat sonrasında iyi bir rehabilitasyon süreci ve doğru taban desteği de çok önemlidir. 4-6 hafta süren iyileşme sürecinin ardından çocuk yavaş yavaş normal aktivitelerine dönebilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 22:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabeti]]></category>
		<category><![CDATA[diyabette]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[salgını]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya çapında diyabet araştırmaları ve insülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan,  tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden ABD’den Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen konferansta diyabet tedavilerindeki gelişmeleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690">&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Dünya çapında diyabet araştırmaları ve insülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan,  tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden ABD’den Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen konferansta diyabet tedavilerindeki gelişmeleri anlattı. </b></p>
<p><b>Diyabette dünya çapındaki en büyük sorunun obezite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Obezite salgını, diyabet salgınını da tetikliyor. Bu yüzden diyabetli hastalara verebileceğim en önemli mesaj şu olurdu: Kilonuzu koruyun, fit kalın, fiziksel olarak aktif olun. Eğer bunu başarabilirseniz, bu aslında diyabetli hastalar için en iyi tedavidir. Ama bunun çok zor olduğunun da farkındayım. Eğer kilo veremiyorsanız ve düzenli bir egzersiz programına uyamıyorsanız, doktorunuza gittiğinizde size çok iyi ilaçlar önerebiliriz. Bu ilaçlarla diyabetin neden olduğu sorunların üstesinden gelebilir ve diyabet hastalarında gerçekten çok iyi bir kontrol sağlayabiliriz” diye konuştu. </b></p>
<p><b>Günümüzde diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar sayesinde hastalığın kontrol altında tutulabildiğini kaydeden Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Eğer hastalığı erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek, tüm komplikasyonları önleyebiliyoruz” dedi.</b></p>
<p>ABD’deki Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı ve dünya çapında diyabet araştırmalarının öncüsü olan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs’te adının verildiği oditoryumda  “Bir Ustanın İzinde: Prof. Dr. DeFronzo ile Diyabetin Geleceği” başlıklı konferans verdi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Merak olmadan bilimsel keşif yapmak imkansız”</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, konferansın açılış konuşmasında Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo’yu isminin verildiği oditoryumda ağırlamaktan mutluluk duyduklarını belirterek  “Bugün Atlas Üniversitesi olarak bilim ve tıp dünyası için çok özel, çok müstesna bir ismi, buluşlarıyla diyabet tedavisinde çığır açmış bir bilim insanını ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz” dedi.</p>
<p>Bilim insanlarının en büyük özelliğinin zeka ve merak duygusuna sahip olması olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bilim insanlarının ya da keşif yapan insanların en büyük özellliğinin zeka olduğu düşünülür. Bir bakıma belki doğrudur, bununla beraber bu başarı için başka parametreler de var. Bunların başında da merak duygusu geliyor. Merak olmadan bilimsel keşif yapmak neredeyse imkansız. Tabii bu merakı bilimin sistemize edilmiş yollarıyla geçerek başarıya ulaştırmak mümkün. Bununla beraber dirençli ve sabırlı olmak ve bu yolda ilerleyebilmek gerekiyor” dedi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Başarı için dirençli ve sabırlı olmak şart”</b></p>
<p>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Einstein’a atfedilen bir anektod vardır, kendisine diyorlar ki ‘Siz çok zeki olduğunuz için bu kadar önemli başarılar elde ettiniz.’ Einstein’ın cevabı, ders niteliğinde, diyor ki: ‘Hayır, çok zeki olduğum için değil, bence dirençli ve sabırlı olduğum için buralara geldim. Bir mektup pulu gibi olun ve varacağınız adrese ulaşmadan ondan ayrılmayın.’ Aslında belki de başarının en büyük parametresi bu. O yüzden yapabildiklerimiz, hayal ettiklerimizle sınırlı” dedi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo,  diyabet tedavisinde uygulanan yöntemleri anlattı</b></p>
<p>İnsülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan, tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, özellikle tip 2 diyabet konusunda yapılan çalışmalar ve araştırmalardan örnekler verdi.</p>
<p>Konferansta diyabetin sebeplerine değinen Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tip 2 diyabetin yalnızca insülin direnci veya beta hücre yetmezliği olmadığını, “Uğursuz Sekizli” (Ominous Octet) adını verdiği 8 temel bozukluktan kaynaklandığını söyledi. Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tip 2 diyabetle ilgili yapılan çalışmalardan örnekler sundu. Prof. Dr. DeFronzo, tip2 diyabet tedavisinde birden fazla patofizyolojik kusuru düzeltmek için birden fazla ilacın bir arada kullanılmasının gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tedavide kullanılan metamorfin reçetesinin HBA1c üzerindeki etkilerini gösteren çalışmalardan örnekler de sundu.</p>
<p><b>“Erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek komplikasyonları önleyebiliyoruz” </b></p>
<p>Konferansta soruları da yanıtlayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, diyabet için kalıcı bir tedavi olup olmadığına ilişkin soru üzerine “Keşke diyabet için kalıcı bir tedavi olsaydı. Elbette bu konuda çok çalışıyoruz. Ama bence hikâyenin güzel tarafı şu: Artık diyabetli hastalarımızı tedavi etmek için mükemmel ilaçlarımız var. Eğer hastalığı erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek, tüm komplikasyonları önleyebiliyoruz. Örneğin körlüğü önleyebiliyoruz, böbrek hastalığını önleyebiliyoruz, kalp krizi ve felçleri önleyebiliyoruz. Harika ilaçlarımız var, çok şey öğrendik, ama sanırım kalıcı tedaviye ulaşmamıza biraz daha zaman var” diye konuştu.</p>
<p><b>“Diyabetteki en büyük ilerleme, hastalarda çok sayıda sorunun fark edilmesi oldu”</b></p>
<p>Son yıllarda diyabet tedavisindeki değişimlere de değinen Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Bence en büyük ilerlememiz, diyabetli hastalarda çok sayıda farklı sorunun olduğunu fark etmemiz oldu. Diyabetli bir hastayı tedavi ederken, mevcut tüm bozuklukları düzeltmek için birden fazla ilacı birlikte kullanmamız gerektiğini artık biliyoruz. İyi haber şu ki artık birçok farklı kategoride çok sayıda etkili ilacımız var ve bu ilaçları birlikte nasıl kullanacağımızı öğrendik. Böylece hastalarımızı çok daha etkili bir şekilde tedavi edip; uzun vadeli komplikasyonların önüne geçebiliyoruz” dedi.</p>
<p><b>“Obezite salgını diyabeti tetikliyor”</b></p>
<p>Diyabette en büyük sorunun obezite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Aslında diyabette dünya çapındaki en büyük sorun obezite. Obezite salgını, diyabet salgınını da tetikliyor. Bu yüzden diyabetli hastalara verebileceğim en önemli mesaj şu olurdu: Kilonuzu koruyun, fit kalın, fiziksel olarak aktif olun.Eğer bunu başarabilirseniz, bu aslında diyabetli hastalar için en iyi tedavidir. Ama bunun çok zor olduğunun da farkındayım. İyi tarafı şu: Eğer kilo veremiyorsanız ve düzenli bir egzersiz programına uyamıyorsanız, doktorunuza gittiğinizde size çok iyi ilaçlar önerebiliriz. Bu ilaçlarla diyabetin neden olduğu sorunların üstesinden gelebilir ve diyabet hastalarında gerçekten çok iyi bir kontrol sağlayabiliriz.”</p>
<p>Konferans sonunda Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo’ya Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın tarafından plaket takdim edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690">&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite Meme Kanseri Riskini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-meme-kanseri-riskini-artiriyor-585856</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 13:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585856</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri farkındalık ayı çerçevesinde kişiselleştirilmiş sağlık yönetiminin öncüsü Acıbadem Life, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-meme-kanseri-riskini-artiriyor-585856">Obezite Meme Kanseri Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri farkındalık ayı çerçevesinde kişiselleştirilmiş sağlık yönetiminin öncüsü <strong>Acıbadem Life</strong>, alanında uzman isimleri bir araya getirdi. <strong>Six Senses Kocataş Mansions İstanbul’</strong>un bütünsel wellness felsefesiyle uyumlu atmosferinde ev sahipliği yaptığı <strong>Acıbadem Life Talks </strong>kapsamında Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Beslenme ve Diyet Uzmanı <strong>Prof. Dr. Murat Baş</strong> ve Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı <strong>Dr. Parvana Seyidova</strong>, meme kanseri ve koruyucu sağlık yaklaşımlarını her yönüyle ele aldı. </p>
<p><strong>Meme Kanserinde En Büyük Şansımız: Erken Tanı</strong></p>
<p>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, meme kanserinin nedeninin hormonlar olmadığını belirtti. <strong>Prof. Dr. Çakmakçı</strong> “ Hormonlar yan unsurlardır. Meme kanserinin görülme hızı yaşla birlikte artıyor. Yılda 2,3 milyon kişiye yeni meme kanseri tanısı konuluyor. Ancak tüm bunlara rağmen meme kanserinde önemli bir şansımız var. Bu şans diğer kanser türlerinde sıklıkla karşımıza çıkmıyor. Bu da erken tanı. Kurallara uyduğunuzda, yılda sadece 2 saatinizi ayırdığınızda meme kanserini erken evrede, daha şikâyetler başlamadan yakalayabiliyoruz” dedi. </p>
<p>Meme kanserinde iki türlü tanı koyduklarını söyleyen <strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, “Bunlardan birini tarama tetkiklerinde koyuyoruz. Diğeri ise şikâyetler üzerine… Ancak iki durum arasında ciddi bir fark var. O da evre farkı. Hedefimiz hiç şikâyet yokken hastalığı yakalamak. Bunun için de temel dayanağımız mamografidir. Son yıllarda kadınlarda “radyasyon alırım” çekincesiyle mamografiden kaçma eğilimi olabiliyor. Oysa bir mamografi sırasında sadece Ankara-İstanbul uçak yolculuğu dozunda radyasyon alınıyor” diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Obezite, Kadınlarda Meme Kanseri Riskini Artırıyor</strong></p>
<p>Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Beslenme ve Diyet Uzmanı <strong>Prof. Dr. Murat Baş</strong>, ortalama ömrün 73 olduğunu ancak sağlıklı yaşam süresinin ortalama 64 yıl olduğuna dikkat çekerek, genetik faktörlerin yalnızca yüzde 20 oranında etkili olduğunu, geri kalan yüzde 80’in ise değiştirilebilir yaşam tarzı unsurlarından kaynaklandığını vurguladı. Türkiye özelinde obezitenin, meme kanseri de dâhil olmak üzere pek çok hastalığın temel nedeni haline geldiğini belirten <strong>Prof. Dr. Baş</strong>, “Türk kadın nüfusunun yarısının obez olacağı öngörülüyor. Özellikle menopoz sonrası dönemde görülen meme kanserlerinin büyük bölümü obeziteye bağlı gelişiyor. Premenopoz döneminde de hormona duyarlı kanserlerde obezite önemli bir risk faktörü. Beden kütle indeksinde her 5 kilogramlık artış, meme kanseri riskini anlamlı düzeyde yükseltiyor” dedi.</p>
<p>Akdeniz diyetinin koruyucu etkisine de değinen <strong>Prof. Dr. Baş</strong>, kırmızı et, beyaz un ve şekerin minimal düzeyde tüketildiği; sebze, meyve, baklagil ve kuruyemişlerin ön planda olduğu bu beslenme biçiminin meme kanseri riskini yüzde 3 oranında azalttığını belirtti. Batı tipi beslenmenin ise özellikle fast food tüketimi nedeniyle riski yüzde 14’e kadar artırdığını ifade etti. </p>
<p><strong>Hormon Tedavileri Meme Kanseri Riskini Artırmıyor</strong></p>
<p>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı <strong>Dr. Parvana Seyidova</strong>, kadın sağlığının bir kız çocuğunun doğumuyla başladığını belirtti. Kadın sağlığında bütünsel bakış açısının gerekliliğini vurgulayan <strong>Dr. Seyidova</strong> “Yaşam süresinin uzamasıyla bütünsel bakış açısı daha da önem kazandı. Çünkü artık menopoz döneminde daha uzun süre geçiriyoruz. Eskiden sentetik hormonlar kullanıyorduk. Bugün ise bio eş değer hormon kullanıyoruz. Bu sayede perimenopoz döneminden başlayarak hormon tedavileriyle hem menopoz şikâyetlerini baskılayabiliyor, kemik erimesinin önüne geçebiliyoruz. Toplumda sıklıkla hormon tedavisinin kanser riskini artırdığı yönünde bir kaygı var. Ancak bu kaygı doğru değil. Hormon tedavilerini kadınlarımızda güvenle kullanabiliyor ve hayat kalitelerini koruyabiliyoruz” diye konuştu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-meme-kanseri-riskini-artiriyor-585856">Obezite Meme Kanseri Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 09:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[katlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de 30 binin üzerinde endometrium (rahim) kanseri hastası bulunduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, özellikle 55–65 yaş arası kadınların risk altında olduğuna işaret etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881">Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye’de 30 binin üzerinde endometrium (rahim) kanseri hastası bulunduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, özellikle 55–65 yaş arası kadınların risk altında olduğuna işaret etti. Obezite, geç menopoz, erken adet görme, östrojene aşırı maruz kalma ve metabolik hastalıkların da riski artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Kocadal, özellikle menopoz sonrası dönemde görülen anormal kanamaların ciddiye alınması ve mutlaka değerlendirilmesi gerektiği uyarısında bulundu. </em></p>
<p>Halk arasında “rahim kanseri” olarak bilinen endometrium kanseri, rahimin iç tabakasını döşeyen hücrelerden kaynaklanıyor ve jinekolojik kanserler arasında en sık görülen tümörlerden biri olarak gösteriliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, Türkiye verilerine göre her 100 bin kadından 14’üne bu tanı konulduğunu ve yılda yaklaşık 8 bin yeni vaka tespit edildiğini söyledi. Obezite oranlarındaki artış ve yaşam süresinin uzaması nedeniyle son yıllarda görülme sıklığında yükseliş yaşandığını belirten Doç. Kocadal, “Endometrium kanseri daha çok 55–65 yaş arası kadınların hastalığı iken, obezite ve artan metabolik hastalıklar nedeniyle genç yaştaki kadınları da etkileyebilir” diye konuştu. Bu hastalığın öneminin kadınlarda anormal kanama yaparak erken tanıyı ön plana çıkarması olduğunu aktaran Doç. Dr. Kocadal, “Halk arasında ‘rahim kanseri’ denildiğinde asıl bahsedilen endometrium kanseridir. Ancak HPV kaynaklı serviks kanseri de rahim ağzından kaynaklanan rahim kanserinin farklı bir türüdür” dedi.</p>
<p><strong>“OBEZİTE ÖNEMLİ BİR RİSK FAKTÖRÜ”</strong></p>
<p> Erken yaşta adet görmeye başlamak, menopozun geç olması, östrojene aşırı maruz kalmak, diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi gibi metabolik hastalıkların bir arada bulunması, kontrolsüz kalan ve tedavi edilmeyen polikistik over hastalığının endometrium kanseri açısından risk yarattığını söyleyen Doç. Dr. Kocadal, özellikle son yıllarda tüm toplumlar için önemli bir sorun olan obezite riskine işaret etti. Obezitenin endometrium kanseri açasından da çok önemli bir faktörü olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kocadal, “Türkiye tabanlı araştırmalara baktığımızda, 15 yaş üstü kadınlarda obezite oranlarının yüzde 20-23’e vardığını görüyoruz. Polikistik over sendromlu hastalar yüzde 10-14 arasında görülmekte. Tedavi yapılıp önlem alınmadığında bu faktörler ileri yaşta endometrium kanserinin sıklığını artırmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>“İLK BELİRTİ: DÜZENSİZ VE AŞIRI KANAMA”</strong></p>
<p>Endometrium kanserinde ilk fark edilen belirtinin genellikle kanama olduğuna anlatan Doç. Dr. Kocadal, “Endometrium kanserinde hastaların ilk fark ettiği bulgu düzensiz, aşırı kanamalardır. Postmenopozal (menopoz sonrası) hastaların yüzde 30-36’sında vajinal kanama görülür. Çoğu iyi huylu olsa da mutlaka değerlendirilmelidir. Bununla birlikte alt karın bölgesinde baskı, ağrı, aşırı kanama, lekelenme, ilişki sırasında kanama ya da kanlı akıntı olması durumunda doktora başvurulmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Endometrium kanserlerinin yaklaşık yüzde 5’inin de genetik faktörlerle ortaya çıktığını hatırlatan Doç. Dr. Kocadal, sözlerine şöyle devam etti: “Bunlardan en önemlisi Lynch sendromudur. Bu hastalarda daha erken yaşta endometrium kanseri görülebilir. Bu nedenle yaklaşık 30 yaşından itibaren yıllık ultrasonografik kontrollerle gereğinde rahim içinden biyopsi alınarak erken tanı konulabilir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“TARAMA PROGRAMI OLMADIĞI İÇİN DÜZENLİ KONTROLLER ÇOK ÖNEMLİ”</strong></p>
<p>Endometrium kanserinde henüz erken tanı için rutin bir tarama programı olmadığını hatırlatan Doç. Dr. Kocadal, “Bu nedenle hastaların anormal kanama yaşadıklarında zaman kaybetmeden hekime başvurmasa çok önemli. Bunun yanında yıllık ultrasonografik değerlendirmeler bazı riskli hastalarda yol gösterici olabilir. Gereğinde rahim içinden parça alınabilir” dedi.</p>
<p><strong>“ÖZELLİKLE ERKEN EVRELERDE CERRAHİ İLE BAŞARILI SONUÇLARI ULAŞILABİLİR”</strong></p>
<p>Tedavi sürecine ilişkin de bilgi veren Doç. Dr.Kocadal, şunları anlattı: “Endometrium kanserlerinin yaklaşık yüzde 70’i erken evrede, rahime sınırlıdır. Bu nedenle cerrahi uygulanabilirliği mümkündür. Erken tanılı, düşük evreli hastalarda cerrahi çok önemli bir tedavi yöntemidir. Bazı risk gruplarında cerrahi sonrası ışın tedavisi ya da ilaç tedavisi gerekebilir. Tedavi başarısını hastanın yaşı, tümörün histolojik tipi, hastalığın yaygınlığı, rahim dışındaki organ tutulumları ve lenf bezlerine sıçrama olup olmadığı gibi etkenler yer alır.”</p>
<p>Genç hastalar için uygulanan koruyucu yaklaşımları da anlatan Doç. Dr. Kocadal, “Menopoza girmemiş, çocuk doğurmamış, yumurtalık fonksiyonu iyi olan genç hastalarda tümör endometriyuma sınırlıysa seçili olgularda rahmi koruyucu tedavi uygulanabilir. Progesteron türevleri ile medikal tedavi yapılır, hastalık kontrol altına alındıktan sonra gebelik sağlanır ve doğum sonrası nihai tedavi planlanır” diye konuştu.</p>
<p><strong> “ERKEN TANI HASTALIĞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRİP HAYAT KURTARIYOR”</strong></p>
<p> Endometrium kanserinde erken teşhisin önemine değinen Doç. Dr. Kocadal, sözlerini şöyle tamamladı: “Endometrium, jinekolojik tümörler içerisinde kadınlarda en sık görülen tiptir. Hastayı hekime ulaştıran en önemli faktör aşırı, anormal ve düzensiz kanamalardır. Hastaların bu değişiklikleri gördüklerinde sağlık merkezine başvurarak gerekli danışmanlığı almaları hayati önem taşır. Erken tanının kadının hayatını kurtaracağı unutulmamalıdır. Endometrium kanserinin prognozunun özellikle erken evrelerde iyi olması nedeniyle bu durum çok önemlidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881">Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 12:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572">Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Küresel verilere göre, günümüzde dünyada her 8 kişiden 1&#8217;i obezite hastası<strong>.</strong> Yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 43’ü fazla kilolu<strong>, </strong>yüzde 16’sı obezite sınıfında.<strong> Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,</strong> Türkiye’de tablonun daha da dikkat çekici olduğunu belirterek, “Ülkemizde yetişkinlerin yaklaşık yüzde 32’si obezite hastası, nüfusun üçte ikisi ise fazla kilolu<strong>. </strong>Yani, ülkemizde her 3 kişiden 1’i obezite, 2 kişiden 1’i de fazla kilo sorunu yaşamaktadır. Bu oranlar Türkiye’nin Avrupa’nın en kilolu ülkelerinden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır” uyarısında bulunuyor. En önemli nedenleri arasında hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili fast-food beslenme alışkanlıkları, artan ekran süresi ve uyku bozukluklarının yer aldığı obezite sadece sağlığı değil,  yaşam  süresini de olumsuz etkiliyor. Araştırmalar, ağır obezite hastalarının hayatını ortalama 8–10 yıl daha erken kaybettiğini<strong> </strong>ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisi hayat kurtarıyor! </strong></p>
<p>Çağımızın önemli sorunu olan obezite; diyabetten kalp hastalıklarına, infertiliteden depresyona, Alzheimer’dan felce kadar çok geniş bir yelpazede ciddi riskler oluşturuyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 5 milyon insan obeziteye bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de kalp krizi, inme ve diyabet kaynaklı ölümlerin önemli bir kısmının temelinde obezite yatıyor. Obezite oranlarında yaşanan artış ve hastalığın sebep olduğu ciddi riskler nedeniyle obezite cerrahisine olan başvurular da gün geçtikçe artıyor. <strong>Genel   Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, </strong>toplumda çoğu zaman sadece bir “zayıflama ameliyatı” olarak görülen obezite cerrahisinin aslında kişinin yaşam kalitesini ve süresini doğrudan artıran hayati bir gereklilik olduğuna işaret ederek, “Çünkü cerrahi yöntem sonrasında sadece kilo kaybı olmamakta; tip 2 diyabet gerilemekte, hipertansiyon kontrol altına alınmakta, uyku apnesi düzelmekte ve kalp krizi ile inme riski belirgin şekilde azalmaktadır. Obezitenin yaşam beklentisini 10 yıla kadar kısaltabildiği düşünüldüğünde, cerrahinin doğru hastada uygulanmasının ömre yıllar ekleyebildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır” diyor.  <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><b>Obezite tedavisinde hedef nedir?</b></p>
<p>Obezite tedavisinde asıl hedef, fazla kilolarla birlikte obezitenin yol açtığı tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, infertilite ve eklem problemleri gibi hastalıkların kontrol altına alınmasıdır. Başlangıçta diyet, düzenli fiziksel aktivite, uyku düzenlemesi ve davranış değişiklikleri obezitenin temel tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Ancak ileri evre obezitede bu yöntemler çoğu zaman kalıcı sonuç vermiyor. Bu noktada obezite cerrahisi, uzun dönemli başarı şansı yüksek tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.</p>
<p><b> Obezite cerrahisine ne zaman başvuruluyor? </b></p>
<p>Obezite cerrahisi, mide ve bağırsaklarda yapılan cerrahi değişikliklerle hem besin alımını kısıtlayan,<strong> </strong>hem de<strong> </strong>hormonal ve metabolik düzenlemeler sağlayan<strong> </strong>işlemlerin genel adıdır. Sıklıkla “zayıflama ameliyatı” olarak bilinse de, esasen bu ameliyatların amacı<strong> </strong>metabolik hastalıkları kontrol etmek, yaşam kalitesini artırmak ve süresini uzatmaktır. Uluslararası kılavuzlara göre, vücut kitle indeksi (VKİ) 40 kg/m² ve üzeri olan hastalarda cerrahi tedavi öneriliyor.  Ayrıca, VKİ 35–40 kg/m² arasında olup tip 2 diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi ek hastalıklara sahip olan hastalarda da cerrahi güçlü bir seçenek olarak ön plana çıkıyor. Güncel bilimsel veriler, VKİ 30–34,9 aralığında olup kontrolsüz tip 2 diyabet gibi ciddi metabolik sorun yaşayan hastalarda da ameliyatın faydalı olabileceğini gösteriyor. </p>
<p><b>Kimler obezite cerrahisinden yararlanabiliyor?</b></p>
<p>Her hasta, multidisipliner bir kurul (cerrah, endokrinolog, anestezi uzmanı, diyetisyen ve psikiyatrist) tarafından detaylı şekilde değerlendiriliyor.  Kondisyonu yeterli olan, daha önce diyet ve medikal tedavi yöntemleriyle kalıcı başarı sağlanamamış, ameliyat sonrasındaki takiplere uyum gösterebilecek, ciddi psikiyatrik engeli olmayan kişiler ameliyat için aday oluyorlar. </p>
<p><b> Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?  </b></p>
<p>Her cerrahi girişimde olduğu gibi obezite cerrahisinin de riskleri mevcut. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, ancak laparoskopik yöntemlerin yaygınlaşması, anestezi güvenliğinin artması ve deneyimli cerrahların uygulamaları sayesinde bu risklerin günümüzde oldukça düştüğünü anlatarak, “Büyük serilerde ölüm oranı yüzde 0,1 civarındadır, yani safra kesesi ameliyatı ile benzer düzeydedir. Obezite cerrahisi doğru merkezde ve uzman ekiplerce uygulandığında güvenli bir tedavi seçeneğidir.<strong> </strong>Üstelik obezitenin yol açtığı kalp hastalığı, felç ve erken ölüm riskiyle karşılaştırıldığında, cerrahinin sağladığı faydalar çok daha ağır basmaktadır” diyor. </p>
<p><b>Ameliyata hazırlık sürecinde nelere dikkat edilmeli?</b></p>
<p>Hazırlık sürecinde, detaylı kan tetkiklerinden endoskopik incelemeye kalp ve akciğer sistemini ortaya koyan yöntemlerden psikiyatrik değerlendirmeye ve diyete kadar pek çok yönteme başvuruluyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Ameliyat öncesinde sigaranın bırakılması, düzenli yürüyüş yapılması ve vitamin-mineral eksikliklerinin giderilmesi, potansiyel riskleri ciddi ölçüde azaltırken hastanın süreçten faydasını maksimum düzeyde artırmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Obezite cerrahisinde hangi yöntemler uygulanıyor?</b></p>
<p>Günümüzde obezite cerrahisinde her yöntemin avantajları ve dezavantajları olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Örneğin reflüsü olan hastalarda bypass daha uygun olabilirken, reflüsü olmayan genç hastalarda tüp mide daha çok tercih edilmektedir” bilgisini veriyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, obezite cerrahisi yöntemlerini şöyle özetliyor: </p>
<p>Sleeve gastrektomi (Tüp mide ameliyatı): Midenin yüzde 70–80’inin çıkarıldığı bu yöntemde mide tüp şeklini almaktadır. İştah hormonu olan ghrelin azalmakta, hasta daha az yemekle doyar hale gelmektedir.</p>
<p>Roux-en-Y gastrik bypass: Küçük bir mide poşu oluşturulmakta ve ince bağırsak yeniden düzenlenmektedir Hem kilo kaybı hem de metabolik hastalıkların kontrolünde oldukça etkili bir yöntemdir.</p>
<p>Mini gastrik bypass: Yaklaşık 6 – 8 cm uzunluğunda bir mide poşu oluşturulup belirli bir miktar bağırsak sindirim dışında tutulmaktadır. Tek bir bağlantı yapılması nedeniyle kısa sürede uygulanabilmektedir.</p>
<p><b>Günlük yaşama ne zaman dönülüyor?</b></p>
<p>Hastaların ameliyat sonrasında genellikle 3–4 gün içinde taburcu edildiğini anlatan Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Masa başı çalışanlar 1–2 hafta içinde işlerine dönebilir. Daha aktif işlerde çalışanlarda bu süre 3–4 haftayı bulabilir. Spor aktivitelerine dönüş ise ortalama 6–8 hafta içinde gerçekleşir” diyor.</p>
<p><b> Kilo kaybı ne zaman başlıyor? </b></p>
<p>Obezite cerrahisinin hemen ardından mide hacminin küçülmesi nedeniyle alınan besin miktarı azalıyor, iştah hormonu ghrelinin azalmasıyla birlikte açlık hissi belirgin şekilde düşüyor.  Dolayısıyla, hastalar neredeyse ilk haftalardan itibaren kilo kaybetmeye başlıyor, ilk 1–3 ayda en hızlı kilo kaybı yaşıyorlar.  Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>ameliyatın üzerinden 6–12 ay geçtiğinde fazla kiloların büyük kısmının kaybedilmiş olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Çalışmalar, hastaların ilk 6 ayda fazla kilolarının yarısını, birinci yılın sonunda ise yüzde 60–80’ini verdiklerini<strong> </strong>göstermektedir. İkinci yıldan itibaren kilo kaybı daha yavaş ilerlemekte ve dengelenmektedir. Bu noktadan sonra amaç, mevcut kilonun korunmasıdır.” </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında tekrar kilo alma riski var mı? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında çoğu hasta ilk yıllarda fazla kilolarının büyük kısmını kaybediyor. “Ancak bu kaybın kalıcı olması hastanın yaşam tarzı kurallarına uyumuna bağlıdır” uyarısında bulunan Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>“Eğer beslenme kurallarına uyulmaz, egzersiz ihmal edilir ya da düzenli doktor ve diyetisyen kontrolleri aksatılırsa, zamanla verilen kiloların bir kısmı geri alınabilir. Araştırmalar, hastaların yaklaşık dörtte birinde uzun vadede belirli ölçüde kilo artışı görülebildiğini göstermektedir. Yüksek kalorili sıvılar, sık atıştırma, düşük protein alımı ve hareketsiz yaşam bu duruma en çok zemin hazırlayan faktörlerdir” diyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisinden sonra nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kalıcı başarı, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyum göstermesine bağlı oluyor. Küçülmüş mideye uygun şekilde beslenmek, küçük porsiyonlar halinde ve yavaş yemek, erken doygunluğu fark etmek açısından önem taşıyor. Yemeklerle birlikte sıvı alınması sindirimi bozup mideyi hızla doldurabileceğinden, sıvıların öğünlerden en az yarım saat önce ya da sonra tüketilmeleri gerekiyor. Beslenmede protein öncelikli olmalı; çünkü yetersiz protein kas kaybına ve metabolik dengenin bozulmasına yol açabiliyor. Ayrıca ameliyat sonrasında vitamin ve mineral emilimi değiştiği için özellikle B12, demir, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin düzenli alınması önem taşıyor. Kilo kaybının sürdürülebilmesi için düzenli fiziksel aktivite yapılması son derece önemli; başlangıçta yürüyüşlerle başlanıp zamanla daha yoğun egzersizlere geçilmesi öneriliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572">Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite Ameliyatı Geçirenlerde Revizyon Cerrahisi Girişimi Yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-ameliyati-gecirenlerde-revizyon-cerrahisi-girisimi-yayginlasiyor-560769</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2025 12:29:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[geçirenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[revizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560769</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde obezite cerrahisinin sıklığı artarken bu ameliyatları takiben ikinci bir cerrahi girişime, yani revizyonel bariatrik cerrahiye duyulan ihtiyaç da artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ameliyati-gecirenlerde-revizyon-cerrahisi-girisimi-yayginlasiyor-560769">Obezite Ameliyatı Geçirenlerde Revizyon Cerrahisi Girişimi Yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya genelinde obezite cerrahisinin sıklığı artarken bu ameliyatları takiben ikinci bir cerrahi girişime, yani revizyonel bariatrik cerrahiye duyulan ihtiyaç da artıyor. Son yıllarda bu alandaki ihtiyaç ve dolayısıyla artışa işaret eden Genel Cerrahi, Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Anıl Ergin, “Obezite cerrahisinden sonra yeniden kilo alan hastalar farklı nedenlerle revizyonel cerrahi geçirmek zorunda kalabiliyor. Revizyon gereksinimi duyan hastaların oranın bazı çalışmalarda yüzde 60’a kadar çıkabildiği görülüyor” dedi.</em></p>
<p>Revizyonel bariatrik cerrahiyi, “ilk obezite ameliyatından sonra herhangi bir nedenle tekrar ameliyat yapılması durumu” olarak tanımlayan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi, Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Anıl Ergin, bu müdahalelerin en sık nedeninin yeniden kilo alımı – diğer adıyla &#8220;regain&#8221; – olduğunu söyledi. Bunun yanında, reflü, ameliyat sonrası komplikasyonlar, mide darlığı, kaçak, apse gibi sorunların da yeniden cerrahiyi gündeme getirdiğini anlattı. </p>
<p><strong>REVİZYON İHTİYACI YÜZDE 5 İLE YÜZDE 60 ARASINDA DEĞİŞİYOR</strong></p>
<p>Revizyonel cerrahi gereksiniminin hastadan hastaya değişiklik gösterdiğini dolayısıyla çeşitlilik gösterdiğini aktaran Doç. Dr. Ergin, sözlerine şöyle devam etti: “Literatür çalışmaları bu oranın yüzde 5 ila 20 arasında değiştiğini gösterse de bazı çalışmalarda bu oranın yüzde 60’a kadar çıkabildiğini görüyoruz. Bu farklılığın altında yatan nedenler arasında yanlış hasta seçimi, uygun olmayan ameliyat tekniği ve ameliyat sonrası takip eksikliği önemli rol oynuyor. Ancak sistemi düzgün bir şekilde uygulayan, tekniği doğru kullanan ve ameliyat sonrası hasta takibini iyi yapan kliniklerde revizyonel cerrahiye ihtiyaç duyulma oranı çok düşük seviyelerde, yüzde 5–10 civarında seyrediyor. Bu nedenle bu kriterler bizim için son derece önemli.” </p>
<p><strong>OBEZİTE CERRAHİSİNDE ARTIŞ REVİZYONLARI DA GÜNDEME GETİRDİ </strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde primer vaka sayısının artmasının revizyonel cerrahi prosedürleri de gündeme getirdiğini söyleyen Doç. Dr. Ergin, “2013 yılında Türkiye’de yılda 3-4 bin civarında olan obezite ameliyatı sayısı, günümüzde 50 binin üzerine çıktı. Bu, gerçekten çok büyük bir artış. Dünya genelinde geçen yıl 500 binin üzerinde bariatrik cerrahi yapıldı. Bu sayı, aslında cerrahiye ihtiyaç duyan hastaların yalnızca yüzde 1’ini temsil ediyor. Ancak ameliyat sayısı arttıkça, doğal olarak revizyon gereksinimi de yükseliyor” dedi.<strong> </strong></p>
<p><strong>REFLÜ, KOMPLİKASYONLAR, YETERSİZ KİLO VERİMİ&#8230;</strong></p>
<p>Yeniden kilo alımının dışında reflü şikâyetlerinin de özellikle tüp mide ameliyatından sonra sık görülen şikayetler olduğu bilgisini veren Doç. Dr. Ergin, “Dolayısıyla revizyonel cerrahinin nedenlerinden biri haline geliyor. Ayrıca ilk ameliyat sonrası oluşabilecek komplikasyonlar – örneğin kaçak, daralma, apse – revizyonel cerrahi prosedürlerin gereksinimini ortaya çıkartıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“REVİZYON AMELİYATLARI CİDDİ HASTALIKLARIN ÖNLENMESİ İÇİN KRİTİK OLABİLİYOR”</strong></p>
<p>Revizyonel bariatrik cerrahinin sadece kilo kontrolü için değil, aynı zamanda ciddi hastalıkların önlenmesi için de önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Ergin, “Örneğin reflü, sadece yaşam kalitesini düşüren bir sorun değil; mide anatomisine zarar verebilen ve hatta yemek borusu kanserine yol açabilen bir durum. Bu nedenle cerrahi düzeltmelerin yapılması hastanın yaşam kalitesi için de kritik öneme sahip” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Ergin sözlerine şöyle devam etti: “Bunun yanında ilk ameliyata bağlı gelişen komplikasyonlar, darlık, kaçak, apse bu tarz komplikasyonların toparlanması da hayati olacağı için revizyonel prosedürlere ihtiyaç olacaktır. Bunun yanında kilo verimi sonrası, örneğin şeker hastalığından kurtulmuş bir hastanın sonrasında geri kilo alımına bağlı kronik hastalıkları geri gelebilir. Dolayısıyla hastalıkla mücadele için revizyon prosedürleri düşünülebilir.</p>
<p><strong>“HER HASTAYA TÜP MİDE OLMAZ”</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi söz konusu olduğunda genellikle tüp mide ameliyatı öne çıksa da, her hastaya bu yöntemin uygun olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Ergin, “Doğru hastaya, doğru cerrahi yöntem uygulanmalı. Aksi halde yeniden ameliyat kaçınılmaz olabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“RNY GASTRİK BYPASS ÖNE ÇIKIYOR”</strong></p>
<p>Revizyonel cerrahilerde dünya genelinde de en sık tercih edilen yöntemin RNY Gastrik bypass olduğu bilgisini veren Doç. Dr. Ergin, Bunun yanı sıra, tüp mide, SADI (Single Anastomosis Duodenoileal Bypass) ve klasik Duodenal Switch gibi teknikler de hasta özelinde uygulanabiliyor. Sonuçta çok çeşitli vaka ve prosedürler var. Önemli olan doğru hastaya doğru yöntemin uygulanması.”<strong> </strong></p>
<p><strong>BAZI HASTALAR İKİNCİ HATTA ÜÇÜNCÜ KEZ AMELİYAT OLMAK ZORUNDA KALABİLİYOR!</strong></p>
<p>Revizyon cerrahisinin tek seferlik bir müdahale olmadığına da dikkat çeken Doç. Dr. Ergin, “Bazı hastalar ikinci, hatta üçüncü kez ameliyat olmak zorunda kalabiliyor. Çünkü ilk ameliyat sonrası yapılan revizyon da komplikasyonlara yol açabiliyor. Bu nedenle revizyon vakaları, primer vakalara kıyasla daha riskli olabilir. Buradaki kilit nokta; hastanın öncesinde çok iyi değerlendirilmesi, uygun tekniğin uygun şekilde yapılması ve ameliyat sonrası klinik izleminin gerektiği şekilde uygulanmasıdır. Bunlar yapıldığı takdirde revizyon ihtimali düşecektir.” dedi.</p>
<p><strong>“ÖMÜR BOYU TAKİP ŞART”</strong></p>
<p>Revizyon ihtiyacını azaltmanın en önemli yolunun, hastanın ameliyat öncesi ve sonrası süreçte iyi değerlendirilmesi ve sürekli takip edilmesi olduğunun altını çizen Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Anıl Ergin, sözlerini şöyle tamamladı: “Ameliyattan sonra ömür boyu takip bizim için her şeyden önemli. Çünkü revizyon oranlarını düşürmek ve hastanın ilk ameliyattan yeterli faydayı görmesini sağlamak istiyorsak mutlaka bu hastayı yaşam boyu takip etmek zorundayız. Bunun yanında kilo kontrolü, diyet uyumu, egzersiz, yaşam tarzı değişiklikleri ve düzenli endoskopik kontrollerle hastaların geri kilo almasını engellemek mümkün. Ancak bu süreçte hem hasta hem hekim birlikte sorumluluk almalı.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ameliyati-gecirenlerde-revizyon-cerrahisi-girisimi-yayginlasiyor-560769">Obezite Ameliyatı Geçirenlerde Revizyon Cerrahisi Girişimi Yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte Obezite Riski</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-obezite-riski-540221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 16:18:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hamilelikte obezite riski hakkında bilgi veren Doç.Dr. Halenur Bozdağ, önemli açıklamalarda bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-obezite-riski-540221">Hamilelikte Obezite Riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hamilelikte obezite riski hakkında bilgi veren Doç.Dr. Halenur Bozdağ, önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda küresel boyutta bir halk sağlığı sorunu haline geldi.  Zira, obezite pek çok kronik hastalığın gelişme riskini artırırken, dünya çapında ölüm nedenlerinin de başında geliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,</strong> görülme sıklığı dünya ile birlikte ülkemizde de giderek artan obeziteden kadınların daha fazla etkilendiğini belirterek, “Öyle ki Sağlık Bakanlığı tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nın raporuna göre; obezitenin erkeklerde görülme sıklığı yüzde 24.6 iken bu oran kadınlarda yüzde 39.1’e yükselmektedir. Birçok çalışmanın verileri, doğurganlık çağındaki 20-39 yaş grubu kadınlarda obezite görülme oranının yüzde 20-35 olduğunu ve morbid obezite görülme oranlarında giderek artış gözlendiğini göstermektedir” diyor.</p>
<p><b><strong>Çocukluk çağı obezitesi riskini 2 kat artırıyor! </strong></b></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve   Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,   obezite sorunu yaşayan anne adaylarında hamilelik sürecinin düzenli ve yakın takip gerektirdiğine dikkat çekerek, “Obezite hem anne adayının hem bebeğin sağlığını tehdit edebilmektedir.  Örneğin, bu annelerin bebeklerinde, çağımızın önemli sorunu olan ve görülme sıklığı giderek artan çocukluk çağı obezitesinin gelişme riski ciddi oranda artmaktadır. Yapılan çalışmalar, gebeliğin ilk  3 ayı içindeki maternal obezite ile çocukluk çağı obezitesi arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma sonuçlarına göre; annesi gebeliğin ilk 3 ayında obez olan çocukların 2 yaşına geldiklerinde obez olma riskleri 2 kat artarken, 3 – 5 yaşlarına geldiklerinde bu risk artış göstererek 2.3 kat olmaktadır” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><b><strong>Bebeklerde kalp hastalığı, hipertansiyon ve diyabete zemin hazırlıyor!</strong></b></p>
<p>Bebeklerin fizyolojilerinin hamilelik sürecinde anneden gelen besinlere uyum sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu adaptasyonun bebeklerin metabolizmalarını kalıcı olarak değiştirebildiğine işaret ederek, “Anne karnındayken programlanmış olan bu değişiklikler bebeklerde obezitenin yanı sıra kalp hastalığı, hipertansiyon ve insüline bağımlı olmayan diyabet dahil olmak üzere yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan çeşitli hastalıklara da zemin oluşturmaktadır” diyor.</p>
<p><b><strong>Annede kalıcı sorunlara yol açabiliyor! </strong></b></p>
<p>Obezite, hamilelik sürecinde sadece anne karnındaki bebekte değil anne adayında da ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu hastalıkları şöyle özetliyor: “Obezite sorunu yaşayan anne adaylarında gebelik şekeri 2.6, gebelikte yüksek tansiyon 2.5 ve preeklampsi 3.2 kat artış göstermektedir. Gebelik sürecinde ve lohusalıkta damarlarda pıhtı oluşumu gibi ek sorunlar da yaşanırken,  doğum sonrasında tip 2 diyabet ve  tansiyon yüksekliği gibi sağlık sorunları kalıcı olabilmektedir.”</p>
<p><b><strong> </strong><strong>Yakın takip ve tedaviyle önlenebiliyor</strong></b></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,  aslında hamilelikte obezitenin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek,   “Düzenli beslenme, yeterli fiziksel aktivite ve her şeyden önemlisi gebeliğe ideal kiloyla başlamak ve bunun için doğum öncesi danışmalık almak, sorunların oluşmasını önlemenin etkili ve ulaşılabilir bir yoludur” diyor.  Obezitenin oluşturacağı riskleri en aza indirmek için hamileliğin ilk haftalarından itibaren yakın takip  ise büyük bir öneme sahip.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, ilk muayenede obezitenin neden olabileceği sağlık sorunlarının araştırıldığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunun için diyabet açısından açlık kan şekeri, üç aylık kan şekeri göstergesi olan HbA1C ve gerekirse şeker yükleme testi yapılır.  Kalp sağlığı açısından kan yağları  ve ihtiyaç halinde kardiyolojik değerlendirme istenebilir. Tansiyon takibi günlük bakılabilir ve yüksek tansiyona eşlik eden baş ağrısı veya görme bulanıklığı gibi bulgular açısından  anne adayı bilgilendirilir. Bebeğin gelişimi, kilo alımı, anneye ait risk faktörlerinden etkilenme durumu ve iyilik hali her görüşmede değerlendirilir.”</p>
<p><b><strong>Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite şart</strong></b></p>
<p>Hamileliğine aşırı kilolu veya obezite sorunuyla başlayan anne adaylarında aylık kilo alımının bir plana oturtulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Halenur Bozdağ, diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir diyet listesi oluşturularak sağlıklı beslenme ve kalori kontrolünün yapıldığını belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, fiziksel aktivite konusunda da anne adaylarının desteklenmeleri gerektiğini vurgulayarak, “Düzenli açık hava yürüyüşleri günlük hayatın bir parçası haline getirilmelidir. Her gün 30 dakikalık açık havada yürüyüş veya ev içinde günde 3 kez 20 dakikalık aktivitede bulunmak, hamileliğin sağlıklı geçmesi için son derece önemlidir” diye konuşuyor.</p>
<p><b><strong>Obezite sorunu varsa 5-9 kilodan fazla alınmamalı! </strong></b></p>
<p>Hamilelikte ne kadar kilo alınması gerektiği ise hamileliğin başlangıcındaki kiloya göre değişiyor. Vücut Kitle İndeksine göre zayıf olan anne adaylarının hamilelik sonuna kadar  12.5-18 kilo;  ideal kiloda olanların 11.5-16 kilo; fazla kilosu olanların 7-11.5 kilo almaları öneriliyor. Obezite sorunu yaşayan anne adaylarının  ise 5-9 kilodan fazla almamaları önem taşıyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, “Genel olarak bakıldığında, Vücut Kitle İndeksi’ne göre zayıf ve normal ağırlıktaki gebelerde ayda en fazla 2 kilo alımı, kilolu veya obezite sorunu olan gebelerde ise en fazla bir kilo alımı önerilmektedir” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-obezite-riski-540221">Hamilelikte Obezite Riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde Obezite Tırmanıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-obezite-tirmaniyor-540206</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 16:17:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[tırmanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540206</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre gençlerde obezite oranı son altı yılda yüzde 30’a yakın artış gösterdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-obezite-tirmaniyor-540206">Gençlerde Obezite Tırmanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre gençlerde obezite oranı son altı yılda yüzde 30’a yakın artış gösterdi.</p>
<p>Uzman Diyetisyen Elif Melek Avcı Dursun, gençlerin hem fiziksel hem de psikolojik sağlıkları için meyve tüketiminin stratejik önemde olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 15–24 yaş arası gençlerde obezite oranı 2016’da %3,8 iken, 2022 itibarıyla %5’e yükseldi. Bu artışın sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde de ciddi sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Uzman Diyetisyen Elif Melek Avcı Dursun, gençlerde görülen bu artış eğilimini “alarm verici” olarak nitelendirerek, kök nedenlerin başında bozulan beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve ekran bağımlılığı geldiğini belirtti. “Gençlerin bir kısmı meyveyi gereksiz bir atıştırmalık olarak görüyor. Oysa meyve, bağışıklık sistemi başta olmak üzere kilo kontrolü, sindirim sağlığı, hatta psikolojik denge üzerinde sayısız fayda sunuyor,” diyen Dursun, gençlerde meyve tüketiminin eksikliğiyle kronik hastalıkların daha erken yaşta ortaya çıkmasının doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı.</p>
<p><b>Obezitenin Getirdiği Riskler Artıyor</b></p>
<p>Obeziteyle birlikte gençlerde insülin direnci, D vitamini eksikliği, düşük öz güven gibi kısa vadeli etkilerin yanında; Tip 2 diyabet, metabolik sendrom, kalp-damar hastalıkları ve hormonal bozukluklar gibi uzun vadeli risklerin de hızla arttığı belirtiliyor. Uzmanlar, gençlerde görülen beslenme bozukluklarının ileride sağlık sistemine yük bindireceğini ve üretken nüfusun kalitesini düşüreceğini ifade ediyor. Uzman Diyetisyen Dursun’un danışanlarından Feyza Kömekçi ise meyve tüketimiyle değişen yaşamını şu sözlerle anlatıyor: “Diyetisyenime ilk geldiğimde meyveyi gereksiz bir atıştırmalık olarak görüyordum. Ama zamanla tatlı krizlerimi kontrol altına almama ve kilo yönetimime çok yardımcı olduğunu fark ettim. 4 ayda 15 kilo verdim. Bugün meyve, hayatımın doğal bir parçası. Hatta dışarı çıkarken çantama mutlaka meyve atarım!  Kömekçi’nin hikâyesi, sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarının genç bireyler üzerindeki dönüştürücü etkisini somut biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p><b>Uzmanlardan Çözüm Önerileri</b></p>
<p>Uzman Diyetisyen Dursun, artan obeziteyle mücadelede bireysel çabaların yanı sıra eğitim, aile ve kamu politikalarının entegre şekilde yürütülmesi gerektiğini belirtiyor. Öneriler arasında şu başlıklar öne çıkıyor:</p>
<ul>
<li>Okullarda zorunlu beslenme eğitimi ve fiziksel aktivite saatlerinin artırılması,</li>
<li>Kantinlerde sağlıklı ürün satışının teşviki,</li>
<li>Ailelere yönelik bilinçlendirme programları,</li>
<li>Gıda reklamlarının düzenlenmesi ve meyve tüketimini teşvik eden kamu kampanyaları. <span>Uzmanlar, gençlerde meyve tüketiminin sadece beslenme değil, halk sağlığı meselesi olarak ele alınması gerektiği görüşünde birleşiyor. “Meyvesiz geçen bir gençlik, sadece fiziksel değil; zihinsel ve duygusal gelişimi de sekteye uğratır,” diyen Dursun, meyve tüketiminin artık bir tercih değil, </span><strong>zorunluluk</strong><span> olduğunu vurguladı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-obezite-tirmaniyor-540206">Gençlerde Obezite Tırmanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte en önemli sorunlardan biri: Obezite!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-en-onemli-sorunlardan-biri-obezite-534819</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 May 2025 12:20:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlardan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=534819</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda küresel boyutta bir halk sağlığı sorunu haline geldi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-en-onemli-sorunlardan-biri-obezite-534819">Hamilelikte en önemli sorunlardan biri: Obezite!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda küresel boyutta bir halk sağlığı sorunu haline geldi.  Zira, obezite pek çok kronik hastalığın gelişme riskini artırırken, dünya çapında ölüm nedenlerinin de başında geliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,</strong> görülme sıklığı dünya ile birlikte ülkemizde de giderek artan obeziteden kadınların daha fazla etkilendiğini belirterek, “Öyle ki Sağlık Bakanlığı tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nın raporuna göre; obezitenin erkeklerde görülme sıklığı yüzde 24.6 iken bu oran kadınlarda yüzde 39.1’e yükselmektedir. Birçok çalışmanın verileri, doğurganlık çağındaki 20-39 yaş grubu kadınlarda obezite görülme oranının yüzde 20-35 olduğunu ve morbid obezite görülme oranlarında giderek artış gözlendiğini göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Çocukluk çağı obezitesi riskini 2 kat artırıyor! </strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve   Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,   obezite sorunu yaşayan anne adaylarında hamilelik sürecinin düzenli ve yakın takip gerektirdiğine dikkat çekerek, “Obezite hem anne adayının hem bebeğin sağlığını tehdit edebilmektedir.  Örneğin, bu annelerin bebeklerinde, çağımızın önemli sorunu olan ve görülme sıklığı giderek artan çocukluk çağı obezitesinin gelişme riski ciddi oranda artmaktadır. Yapılan çalışmalar, gebeliğin ilk  3 ayı içindeki maternal obezite ile çocukluk çağı obezitesi arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma sonuçlarına göre; annesi gebeliğin ilk 3 ayında obez olan çocukların 2 yaşına geldiklerinde obez olma riskleri 2 kat artarken, 3 &#8211; 5 yaşlarına geldiklerinde bu risk artış göstererek 2.3 kat olmaktadır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Bebeklerde kalp hastalığı, hipertansiyon ve diyabete zemin hazırlıyor!</strong></p>
<p>Bebeklerin fizyolojilerinin hamilelik sürecinde anneden gelen besinlere uyum sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu adaptasyonun bebeklerin metabolizmalarını kalıcı olarak değiştirebildiğine işaret ederek, “Anne karnındayken programlanmış olan bu değişiklikler bebeklerde obezitenin yanı sıra kalp hastalığı, hipertansiyon ve insüline bağımlı olmayan diyabet dahil olmak üzere yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan çeşitli hastalıklara da zemin oluşturmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Annede kalıcı sorunlara yol açabiliyor! </strong></p>
<p>Obezite, hamilelik sürecinde sadece anne karnındaki bebekte değil anne adayında da ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu hastalıkları şöyle özetliyor: “Obezite sorunu yaşayan anne adaylarında gebelik şekeri 2.6, gebelikte yüksek tansiyon 2.5 ve preeklampsi 3.2 kat artış göstermektedir. Gebelik sürecinde ve lohusalıkta damarlarda pıhtı oluşumu gibi ek sorunlar da yaşanırken,  doğum sonrasında tip 2 diyabet ve  tansiyon yüksekliği gibi sağlık sorunları kalıcı olabilmektedir.” </p>
<p><strong>Yakın takip ve tedaviyle önlenebiliyor</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,  aslında hamilelikte obezitenin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek,   “Düzenli beslenme, yeterli fiziksel aktivite ve her şeyden önemlisi gebeliğe ideal kiloyla başlamak ve bunun için doğum öncesi danışmalık almak, sorunların oluşmasını önlemenin etkili ve ulaşılabilir bir yoludur” diyor.  Obezitenin oluşturacağı riskleri en aza indirmek için hamileliğin ilk haftalarından itibaren yakın takip  ise büyük bir öneme sahip.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, ilk muayenede obezitenin neden olabileceği sağlık sorunlarının araştırıldığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunun için diyabet açısından açlık kan şekeri, üç aylık kan şekeri göstergesi olan HbA1C ve gerekirse şeker yükleme testi yapılır.  Kalp sağlığı açısından kan yağları  ve ihtiyaç halinde kardiyolojik değerlendirme istenebilir. Tansiyon takibi günlük bakılabilir ve yüksek tansiyona eşlik eden baş ağrısı veya görme bulanıklığı gibi bulgular açısından  anne adayı bilgilendirilir. Bebeğin gelişimi, kilo alımı, anneye ait risk faktörlerinden etkilenme durumu ve iyilik hali her görüşmede değerlendirilir.” </p>
<p><strong>Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite şart</strong></p>
<p>Hamileliğine aşırı kilolu veya obezite sorunuyla başlayan anne adaylarında aylık kilo alımının bir plana oturtulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Halenur Bozdağ, diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir diyet listesi oluşturularak sağlıklı beslenme ve kalori kontrolünün yapıldığını belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, fiziksel aktivite konusunda da anne adaylarının desteklenmeleri gerektiğini vurgulayarak, “Düzenli açık hava yürüyüşleri günlük hayatın bir parçası haline getirilmelidir. Her gün 30 dakikalık açık havada yürüyüş veya ev içinde günde 3 kez 20 dakikalık aktivitede bulunmak, hamileliğin sağlıklı geçmesi için son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Obezite sorunu varsa 5-9 kilodan fazla alınmamalı! </strong></p>
<p>Hamilelikte ne kadar kilo alınması gerektiği ise hamileliğin başlangıcındaki kiloya göre değişiyor. Vücut Kitle İndeksine göre zayıf olan anne adaylarının hamilelik sonuna kadar  12.5-18 kilo;  ideal kiloda olanların 11.5-16 kilo; fazla kilosu olanların 7-11.5 kilo almaları öneriliyor. Obezite sorunu yaşayan anne adaylarının  ise 5-9 kilodan fazla almamaları önem taşıyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, “Genel olarak bakıldığında, Vücut Kitle İndeksi’ne göre zayıf ve normal ağırlıktaki gebelerde ayda en fazla 2 kilo alımı, kilolu veya obezite sorunu olan gebelerde ise en fazla bir kilo alımı önerilmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-en-onemli-sorunlardan-biri-obezite-534819">Hamilelikte en önemli sorunlardan biri: Obezite!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite ve psikolojik problemler arasında kısır döngü var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-psikolojik-problemler-arasinda-kisir-dongu-var-451292</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2024 12:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[döngü]]></category>
		<category><![CDATA[kısır]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[problemler]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=451292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyon ve obezitenin sıklıkla birlikte görülebildiğini ifade eden uzmanlar, yapılan araştırmaların obez bireylerde depresyon gelişme riskinin olmayan bireylere göre daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-psikolojik-problemler-arasinda-kisir-dongu-var-451292">Obezite ve psikolojik problemler arasında kısır döngü var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depresyon ve obezitenin sıklıkla birlikte görülebildiğini ifade eden uzmanlar, yapılan araştırmaların obez bireylerde depresyon gelişme riskinin olmayan bireylere göre daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor. Obezite ve psikolojik problemler arasında bir kısır döngü olduğunun söylenebileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz,</strong> “<strong>Olumsuz duygulardan kaçınmak için yemek yemeye yönelme davranışı da obezitenin gidişatını olumsuz etkiliyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, obezitenin psikolojik nedenleri konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Obezitenin oluşumunda psikolojik sorunların rolü oldukça büyük”</strong></p>
<p>Obezitenin oluşumunda etkili olan pek çok faktörün var olduğunu ve psikolojik sorunların rolünün de oldukça büyük olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Depresyon ve obezite sıklıkla birlikte görülebiliyor. Yapılan araştırmalar obez bireylerde depresyon gelişme riskinin olmayan bireylere göre daha yüksek olduğunu ve depresyona sahip olanlarda ise obezite gelişme riskinin olmayan bireylere göre daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Sosyal ortamlardan kaçınma davranışı obez bireylerde depresyona yol açıyor”</strong></p>
<p>Obezite ve psikolojik problemler arasındaki döngüye de işaret eden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Obezite ve psikolojik problemler arasında bir kısır döngü olduğu söylenebilir. Obezite kişileri olumsuz duygulanıma iterken aynı zaman da olumsuz duygulanımdan kaçmak için geliştirilen tutumlar da obeziteye neden olabilir. Obezitede beden imajı bozukluğu ve damgalanmaya yatkınlık olduğu biliniyor. İnsanlar tarafından beğenilmeyeceğine dair inanç obez bireylerde sosyal kaçınmanın ortaya çıkmasına neden oluyor. Sosyal ortamlardan kaçınma davranışı obez bireylerde depresyon ve diğer bozuklukların gelişmesine de yol açabiliyor. Bununla birlikte, kilolu kişiler, fiziksel görünümlerini kötü algılayıp, vücutlarını beğenmeyebilir ve genellikle başkalarının da kendilerini bu yüzden çirkin veya gülünç bulduğunu düşünebiliyorlar. Bu nedenle obez bireylerin toplumda farklı bir şekilde algılanmaları, benlik saygılarının ve kendine güvenlerinin azalmasına, dolayısıyla depresyona daha yatkın olmalarına neden olabiliyor. Olumsuz duygulardan kaçınmak için yemek yemeye yönelme davranışı da obezitenin gidişatını olumsuz etkiliyor.” şeklinde anlattı.</p>
<p><strong> “Karbonhidrat içeriği yüksek besinlerin stres azaltıcı etkisi var”</strong></p>
<p>Duygusal yemenin, duygularıyla başa çıkamama durumunda bireylerin bu duyguları bastırmak veya kaçınmak, rahatlamak için yiyecekleri kullanması ve aç olmadığı halde yemek yemeye yönelmesi olarak tanımlanabileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Karbonhidrat içeriği yüksek besinlerin stres azaltıcı etkisi olduğu için bireyler stres veya olumsuz duygulanım anlarında özellikle tercih ederler. Bu durum obeziteye neden olabilir veya var olan obeziteyi arttırabilir.” dedi.  </p>
<p><strong>“Obezite günümüzün en ciddi sağlık sorunlarından biri”</strong></p>
<p>Obezitenin günümüzün en ciddi sağlık sorunlarından biri olduğunu ve gelişiminde tek bir nedenden bahsetmenin mümkün olmadığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Genetik faktörlerin obezitenin oluşumunda yüzde 40 ile yüzde 70 arasında etkisi olmakla beraber obezite yalnızca fiziksel bir durum değil aynı zamanda psikososyal bir sorundur. Obezitenin kronik olması, hasta için uygun tedavi hedefleri belirleme, motivasyonu sağlama, istenen hedeflere ulaşmak için belli psikolojik tekniklerin kullanımı ve hastanın örendiklerini uygulaması konusunda destek olma gibi psikolojik destek sağlanması gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Beden algısına yönelik olumsuz duygular besleyen gençlere sosyal destek verilmeli”</strong></p>
<p>“Sosyal medyanın özellikle adolesan dönemdeki kızların olumsuz beden algısı geliştirilmesi açısından büyük bir risk taşıdığını biliyoruz. Beden algısına yönelik olumsuz duygular besleyen gençlere sosyal destek vermenin önemi kaçınılmaz.” diye konuşan Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Obezite karşısında multidisipliner bir tedavi yaklaşımı benimsenmeli ve sürece mutlaka bir uzman klinik psikoloğun dahil edilmelidir bu durum hem psikolojik sağlamlığın korunması hem de tedavinin gidişatının olumlu olması açısından oldukça önemlidir. </p>
<p><strong>“Davranışçı teknikler oldukça etkili…”</strong></p>
<p>Obeziteyle ilişkili psikolojik sorunlarda davranışçı tekniklerin oldukça etkili olduğu biliniyor. Obezitenin davranışçı tedavisinde amaç hastanın yeme ve egzersiz davranışında değişim yaratma ve bu bağlamda hastadan ‘kendini izleme, hedef belirleme, dürtüleri kontrol edebilme, davranışsal yerine koyma ve pozitif pekiştirme’ gibi birtakım becerileri edinmesi bekleniyor. Bunun yanı sıra ‘bilişsel yeniden yapılandırma’ ile istenmeyen davranışların meydana gelmesine neden olan bilişsel süreçlere odaklanılıyor. Buradaki amaç ise değişimin önünde duran olumsuz düşünceleri ortadan kaldırmak.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-psikolojik-problemler-arasinda-kisir-dongu-var-451292">Obezite ve psikolojik problemler arasında kısır döngü var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Feb 2024 08:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştıracak]]></category>
		<category><![CDATA[artışın]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[nedenini]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[vakalarındaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=442877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hande Gürer -Orhan’ın yaptığı “Anne Karnında Maruz Kalınan Parasetamolün Potansiyel Obezojenik Etkisinin Göstergesi Olarak Lipidomik Profildeki Değişikliklerin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877">Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hande Gürer -Orhan’ın yaptığı “Anne Karnında Maruz Kalınan Parasetamolün Potansiyel Obezojenik Etkisinin Göstergesi Olarak Lipidomik Profildeki Değişikliklerin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaptıkları nitelikli çalışmalarından dolayı proje ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları, ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, ulusal ve uluslararası iş birlikli ve disiplinlerarası önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en güncel sağlık sorunları arasında yer alan; genetik, çevresel, biyolojik, sosyokültürel ve davranışsal faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan obeziteye yönelik hazırladıkları proje dolayısıyla Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Gürer Orhan hocamızı ve proje ekibini tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Araştırmanın içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Hande Gürer- Orhan, “1975 yılından bu yana dünyada obezite oranı yaklaşık üç katına çıkarak, günümüzde ciddi bir global sağlık sorunu haline gelmiştir. Çocuklarda görülen obezite vakalarındaki dramatik artışın sadece alınan ve harcanan enerjinin dengesizliği ve genetik faktörler ile açıklanamayacağı, temas edilen kimyasalların da bu etkide rolü olabileceği düşünülmektedir. Çoğunlukla endüstriyel kimyasallar bu etki yönünden suçlanıyor olsa da araştırma grubumuz anne karnında maruz kalınan ilaçların da ileri yaşlarda obezojenik etkiler doğurabileceği hipotezini ileri sürerek araştırmaya başlamıştır. Hâlihazırda yürümekte olan TÜBİTAK 1001 projemizin verilerini destekleyici ve güçlendirici olacağına inanarak başvurduğumuz ve kabul alan bu TÜBİTAK projemiz kapsamında anne karnında parasetamole maruz kalan farelerde bu ilacın obezojenik etkisinin obezojenik etkinin erken göstergesi olarak lipit profili üzerinde oluşturabileceği değişikliklerin lipidomik analizi ile araştırılması planlanmıştır. Bununla birlikte obezitenin erken evre göstergesi olacak moleküler bazı değişikliklerin araştırılması ve anne karnında parasetamole maruz kalan farelerde lipit profilinde değişiklik görülmesi durumunda bu ilacın advers etkisinin ortaya konması ve “Sağlıklı Bireyler” Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefine yönelik veri elde edilmesi amaçlanmıştır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Hande Gürer-Orhan’ın yürütücülüğünü yaptığı projede doktora sonrası araştırmacı olarak Dr. Bita Entezari ve araştırmacı olarak Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Suna Sabuncuoğlu da  görev alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877">Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaziemir&#8217;de diyabet ve obezite hastalığı işlenecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-diyabet-ve-obezite-hastaligi-islenecek-435410</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2024 07:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[gaziemirde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[işlenecek]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi ve Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının üçüncüsünde, doktorlar diyabet ve obezite hastalığını ve tedavisini anlatacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-diyabet-ve-obezite-hastaligi-islenecek-435410">Gaziemir&#8217;de diyabet ve obezite hastalığı işlenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi ve Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının üçüncüsünde, doktorlar diyabet ve obezite hastalığını ve tedavisini anlatacak.</p>
<p>Gaziemir Belediyesi ile Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının üçüncüsü 14 Ocak Pazar günü Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.</p>
<p>Sağlıklı Yaşıyoruz kurucuları Nurçin Çağlar ve A. Okan Çağlar’ın moderatörlüğünde düzenlenecek toplantı, Diyabet ve Obezite ile Mücadele başlığıyla düzenlenecek. Sağlıklı Yaşıyoruz doktorlarının, obezite ve diyabetin kök sebeplerinin yanı sıra diğer kronik hastalıklarla ilişkisinin de masaya yatıracağı toplantıda bu hastalıklardan korunma ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaşılacak. Toplantıda, Prof. Dr. Nazan Uysal Harzadın, “Diyabet Yaşam Şekli Sorunu: Vücudunuz Size Bir Şeylerin Yolunda Gitmediğini Anlatmaya Çalışıyor,” Opr. Dr. Sultan Kaya Ünsal, “Diyabetin Göze Etkileri” ve Dr. Vahap Almasulu “Çağımızın Salgını Diyabeti Durduralım” başlıklarında sunum yapacak. Nurçin Çağlar ile Okan Çağlar, diyabet ve obeziteden nasıl kurtulduklarını, bu süreçte yaşadıkları deneyimleri dinleyicilere anlatacak.</p>
<p>Doktorlar, sunumlarının ardından vatandaşların obezite ve diyabet hakkında kendilerine yönelteceği soruları cevaplandıracak. 14 Ocak Pazar günü saat 13.00’te başlayacak Diyabet ve Obezite ile Mücadele toplantısı, saat 17.00’ye kadar devam edecek.</p>
<p>Her ayın ikinci pazar günü düzenlenecek Sağlıklı Yaş Alma temalı toplantılarda sırasıyla Kalp ve Damar Sağlığı, Tiroid Sağlığı &#8211; Depresyon, Kanserden Korunma ve Mücadele, Menopozu Yönetme &#8211; Prostatı Koruma konuları işlenecek. Toplantıların sonuncusu, 12 Mayıs Pazar günü gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-diyabet-ve-obezite-hastaligi-islenecek-435410">Gaziemir&#8217;de diyabet ve obezite hastalığı işlenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2023 08:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[direncinin]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426275</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275">İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÇOCUKLARDA İNSÜLİN DİRENCİ</p>
<p>İNSÜLİN DİRENCİNİN EN SIK NEDENİ: OBEZİTE</strong></p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA İNSÜLİN DİRENCİNİN GÖSTERGESİ NEDİR?</strong></p>
<p><strong>“İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur. Fakat yüksek insülin düzeylerinin yağ dokusunu artırıcı etkisiyle kilo vermek daha zor hale gelir.“ diyen Liv Hospital Çocuk Endokrinolojisi ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Kara, insülinin tanımını yaparak çocuklarda insülin direnci hakkında merak edilenleri anlattı.</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>İnsülin nedir?</strong><br />İnsülin pankreasta üretilen ve tüm vücut dokularında şeker, yağ ve protein metabolizmasını etkileyen önemli bir hormondur.</p>
<p><strong>İnsülin direnci nedir?</strong><br /> İnsülin direnci insülin hormonunun hücresel etkilerine karşı doku yanıtının azalması durumudur.</p>
<p>İnsülinin birinci işlevi karbonhidratlı öğünlerle vücuda alınan ve kan dolaşımına giren şekerin (glikozun) kas ve yağ dokusuna geçişini sağlamaktır. Böylece bir yandan yemek sonrası yükselen kan şekerini düşürürken diğer yandan hücrelerin glikoz kullanımını sağlayarak enerji ihtiyacını karşılar.</p>
<p>Dokularda insülin duyarlılığı azalmış ise insülinin normal düzeyleri yeterince etki göstermez ve tüm vücudun glikoz kullanım kapasitesi düşer, kan şekeri yükselir. Pankreas daha fazla çalışıp insülin üretimini artırarak bu direnci kırmaya çalışır. Böylece yüksek insülin düzeyleri sayesinde kan şekeri düzeylerinin normal sınırlarda tutulduğu durum insülin direnci olarak tanımlanır.</p>
<p>İnsülin direnci tip 2 diyabet gelişmesinde temel özelliktir ve hastalığın erken evresini temsil eder. İnsülin direnci olan kişilerde yıllar içinde pankreasın insülin üretimi azalmaya başlar, kan şekeri düzeyleri giderek yükselir ve sonunda tip 2 diyabet (şeker hastalığı) gelişir.</p>
<p><strong>İnsülin direncinin en sık nedeni nedir?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin en sık nedeni obezitedir. Ancak obezitesi olan her bireyde insülin direnci yoktur ve nadiren fazla kilolu olmayan çocuk ve erişkinlerde de görülebilir.</li>
<li>Ayrıca insülin direnci fizyolojik bir durum olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin, ergenlik döneminde büyüme ve cinsiyet hormonlarının artışına bağlı olarak fizyolojik insülin direnci gelişir ve ergenliğin tamamlanmasıyla düzelir.</li>
<li>Yüksek kalorili beslenme, aşırı şeker (karbonhidrat) tüketimi ve hareketsiz yaşam biçimi obezite ile birlikte insülin direncine neden olur.</li>
<li>Çocuklarda vücuttaki yağ dokusu miktarı (yağ deposu) arttıkça insülin duyarlılığı azalır.</li>
<li>Özellikle göbek çevresinde, karın boşluğunda ve karın içi organların çevresinde biriken yağ dokusu insülin direncinin nedenidir.</li>
<li>İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur. Fakat yüksek insülin düzeylerinin yağ dokusunu artırıcı etkisiyle kilo vermek daha zor hale gelir.</li>
</ul>
<p><strong>İnsülin direnç sendromu nedir?</strong><br /> Obezite, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve dislipidemi (kan yağ bozuklukları) birlikteliği metabolik sendrom olarak adlandırılır. Bu hastalıkları birbirine bağlayan ortak mekanizma insülin direncidir. İnsülin direnç sendromu da denilen bu durum;</p>
<ul>
<li>Damar sertliği ve koroner kalp hastalığı gibi kalp-damar hastalıklarının görülme sıklığını artırır.</li>
<li>Ayrıca kızlarda polikistik over sendromuna bağlı adet düzensizlikleri ve aşırı kıllanmaya neden olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ölçüm nasıl yapılır?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin tanısı için açlık insülin ölçümü, şeker yükleme testlerinde insülin değerlendirmesi, kan şekeri ve insülin düzeylerinin birlikte ölçülerek bazı endekslerin hesaplanması gibi yöntemler kullanılır. Ancak bu yöntemlerin hiçbiri çocuklarda tüm vücut insülin duyarlılığını ölçmede yeterince başarılı değildir.</li>
<li>Fiziki incelemede; boyun, ense, koltuk altı ve kasık gibi deri kıvrım bölgelerinde kahverengi koyulaşma (akantozis nigrikans) insülin direncinin göstergesidir. Ancak bu belirtinin olmaması insülin direncini dışlamaz ve bazı kişilerde insülin direnci olmadan da görülebilir.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Tedavi sürecinde neler önemli?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin tedavisi sağlıklı beslenme ve egzersiz ile kilo vermekten geçer.</li>
<li>Şekerli ve yağlı gıdaların daha az tüketilmesi, tam tahıllı ve lif içeriği yüksek, düşük glisemik endeksli (kan şekerini yavaş yükselten) besinlerin tercih edilmesi insülin duyarlılığını arttırır.</li>
<li>Aeorobik egzersizler kas insülin direncini azaltmada etkilidir.</li>
<li>Sağlıklı beslenme ve egzersize rağmen kilo vermeye de direnç varsa insülin duyarlılığını artıran ilaç tedavileri verilebilir. Bu amaçla onaylı olan tek ilaç metformin olup 10 yaş üzeri çocuklarda kullanılabilir.</li>
</ul>
<p>Sonuç olarak, diyet ve egzersizi içeren yaş biçimi değişiklikleri insülin duyarlılığını artırır ve ilerde ortaya çıkabilecek şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarını önler. Seçilmiş bazı özel durumlarda ilaçlar tedaviye eklenebilir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275">İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun beslenme çantası obezite riskini arttırabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-beslenme-cantasi-obezite-riskini-arttirabilir-401996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 21:24:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çantası]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beslenmenin her dönemde olduğu gibi okul çağı çocuklarında da önemli olduğun belirten uzmanlar okul başarısının artmasını ve bilişsel aktivitelerin güçlenmesini sağlıklı beslenmeye bağlıyor </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-beslenme-cantasi-obezite-riskini-arttirabilir-401996">Çocuğunuzun beslenme çantası obezite riskini arttırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenmenin her dönemde olduğu gibi okul çağı çocuklarında da önemli olduğun belirten uzmanlar okul başarısının artmasını ve bilişsel aktivitelerin güçlenmesini sağlıklı beslenmeye bağlıyor. </strong><strong>Okula giden çocukların sabahları mutlaka <strong>proteinli bir kahvaltı yapmaları gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, mümkün olmayan durumlarda ders arasında tüketilebilecek peynirli yeşillikli bir sandviç, meyveli bir yoğurt veya süt-meyve hazırlanmasını öneriyor. Çocukların beslenme çantalarına konulan meyve suyu ve kekten uzaklaşılmasını öneren Yiğit, sabah saatlerinde alınan basit şekerlerin odaklanma sorunlarına, daha çok acıkmaya ve obeziteye sebep olabileceğine dikkat çekiyor.</strong></strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, okul çağındaki çocukların beslenme düzenlerinin nasıl olması gerektiğine dair açıklamalarda bulundu ve önerilerini paylaştı.</p>
<p><strong>Okul başarısını arttırmak için beslenme önemli </strong></p>
<p>Beslenmenin hayatımızın her döneminde olduğu gibi okul çağı çocuklarında, öğrencilik döneminde de oldukça önemli olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Okul başarısını arttırmak ve bilişsel aktiviteleri güçlendirmek için vücuda gerekli vitamin, mineral ve proteini almak bu dönemde daha da önem kazanır.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuklar protein ağırlıklı bir kahvaltı yapmalı </strong></p>
<p>Okula giden çocukların beslenmesine yönelik önerilerde bulunan Yiğit, öncelikle kahvaltının önemine dikkat çekti. Yiğit, “Sabahları mümkünse çocuklar okula gitmeden önce proteinli bir kahvaltı yapıp gitsin istiyoruz ama bu durum maalesef her zaman mümkün olmuyor. Bazen vakit yetmiyor bazen de çocuklar iştahsız olabiliyor. Bu tarz durumlarda en azından ders arasında tüketilebilecek peynirli yeşillikli bir sandviç, meyveli bir yoğurt veya süt-meyve evden götürülebilir. Sürekli olmasa da evde hafta sonundan hazırlanan sağlıklı yağlarlar ve esmer unlar eklenerek yapılan poğaçalar, kuru meyveli-cevizli kurabiyeler beslenme çantalarında yer almalı.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Kahvaltıda yüksek şeker tüketilmemeli</strong></p>
<p>Çocukların beslenme çantalarına konulan meyve suyu ve kekten uzaklaşılması gerektiğini ifade eden Yiğit, “Çünkü sabahtan bu kadar yüksek oranda basit şekerin vücuda alınmasını önermiyoruz. Bu tarz besinler odaklanma sorunlarına, daha çok acıkmaya ve günün sonunda obeziteye sebep olabilmektedir.” dedi.</p>
<p>Sabahları süt ile karıştırılan çikolatalı mısır gevreklerinin de bu gruba dahil olduğunun altını çizen Yiğit, “Bunları en azından her gün tercih etmemekte, sınırlandırmakta fayda var. Sabahları sık tercih edilen sürülebilir çikolatalar yerine, şekersiz, ballı olanlar, daha doğal içerikli fındık ezmeleri veya oldukça besleyici olan tahin pekmez tercih edilebilir.” önerisinde bulundu ve fazladan alınan şeker veya fruktozun uzun vadede dikkat dağınıklığına, unutkanlığa ve depresyona sebep olabileceğini hatırlattı.</p>
<p><strong>Multivitaminler sağlıklı beslenmenin yerini tutmaz </strong></p>
<p>Bağışıklık güçlendirmek için kullanılan besin takviyelerine de değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Günlük dozda D vitamini ve Omega 3 desteği kış dönemlerinde tercih edilebilir. Ancak bu takviyeler kullanılırken, gerekli onayları almış güvenilir markalar tercih edilmeli. Multivitaminlere gelecek olursak, hiçbir zaman sağlıklı beslenmenin yerini tutmayacaklardır. Ancak çocukta iştahsızlık, yetersiz beslenme durumu var ise destekleyici olarak tercih edilebilirler.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-beslenme-cantasi-obezite-riskini-arttirabilir-401996">Çocuğunuzun beslenme çantası obezite riskini arttırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite Ameliyatı Sonrası Doğru Beslenme Şart</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-ameliyati-sonrasi-dogru-beslenme-sart-384103</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2023 09:26:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyetisyen Mısra Aydın, obezite cerrahisi sonrasında beslenme programına uymaları gerektiğinin altını çizerek, “Obezite cerrahisi kilo verme ve sağlık durumunu iyileştirmede çok önemli bir araç ama sihirli değnek değildir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ameliyati-sonrasi-dogru-beslenme-sart-384103">Obezite Ameliyatı Sonrası Doğru Beslenme Şart</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Obezite tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artarken, kişinin sağlığı tehdit eder boyuta ulaştığında ve normal yollarla kilo veremediğinde obezite ameliyatı, daha çok tercih edilen bir seçenek haline geldi. Ancak kişi, ameliyatın ardından doğru beslenmezse kilo artışı ve midenin eski büyüklüğe ulaşması mümkün. <b>Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Mısra Aydın, obezite ameliyatı sonrası dikkat edilmesi gereken kuralları anlatarak, önerilerde bulundu.</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Diyetisyen Mısra Aydın, obezite cerrahisi sonrasında beslenme programına uymaları gerektiğinin altını çizerek, <b>“Obezite cerrahisi kilo verme ve sağlık durumunu iyileştirmede çok önemli bir araç ama sihirli değnek değildir. Ameliyat sonrası doğru beslenme yapılması şart” dedi.</b> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ameliyat ile hızlı kilo vermenin sağlandığını ancak bazı obezite hastalarında, ameliyat sonrası eski beslenme alışkanlıklarına devam edebileceği gibi bir algının oluştuğunu söyleyen Aydın, “Ameliyat sonrası geri kilo alma durumunu az da olsa görüyoruz. Bunun nedeni ise ameliyat sonrasında yeme miktarını azaltılmaması ve yeterli egzersiz yapılmaması.  Kişi ameliyatı sadece bir mekanizma olarak görüp, her şeyi ona bırakırsa verdiği kiloları yeniden alabilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span><span>Katı-sıvı besin ayrımı önemli</span></span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Aydın, tüp mide ameliyatından sonra ömür boyu uygulanması gereken en önemli kuralın katı-sıvı besin ayrımı yapmak olduğunun altını çizerek, “Yemeklerden yarım saat önce ve sonrasında sıvı almamak mide genişlemesini önler. Böylece mide hacmi artmaz ve porsiyon kontrolü uzun süre sağlanır. Kalorisi yüksek, besin değeri düşük besinlerin sıklıkla tüketilmesi de kilo artışına sebep olur. Protein, sebze ve kaliteli karbonhidrat içeren 150 gr bir öğün ile doygunluk sağlanabilirken cips, tatlı, çikolata gibi küçük hacimli yüksek kalorili yiyecekler veya şekerli içecekler tercih edilirse hem kalori miktarı ve kilo artışı gerçekleşir hem de gerekli besinler alınamaz. Dengeli beslenmek çok önemli” dedi. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Obezite ameliyatı sonrasında ilk 6 ay alkol alımının yasak olduğunu dile getiren Aydın, ancak altıncı aydan sonra alkol tüketmeye başlayanların kilo alımının yavaşladığını belirterek, şu bilgileri verdi: “Obezite ameliyatlarında midenin yaklaşık  yüzde 80’i alınır. Porsiyonlar ciddi ölçüde azalır. Küçük bir porsiyonla bile doygunluk sağlanır ancak; katı sıvı ayrımı yapmayanlarda, gazlı içecek tüketenlerde  ve doyduktan sonra besin alımına devam edenlerde mide genişlemesi görülür. Böylece porsiyonlarda artış meydana gelir. Bu da tekrar kilo alımlarının sebeplerinden bir  tanesidir. Ayrıca dışarıda yenilen yemeklerin karbonhidrat ve yağ içeriği evde hazırlanan yemeklerle bir tutulmayacağı için öğünlerini genellikle dışarda yiyenler evde yiyenlere göre daha fazla kilo alıyor. Obezite ameliyatından sonra az az ve sık sık beslenenler düzenli şekilde kilo vermeye devam ediyor. Ancak uzun süre aç kalan kişilerin tek seferde fazla yemek yemesi mide genişlemesine ve kilo alımına sebep olabiliyor.”</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ameliyati-sonrasi-dogru-beslenme-sart-384103">Obezite Ameliyatı Sonrası Doğru Beslenme Şart</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite Cerrahisi Hakkında En Çok Merak Edilen 8 Soru!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-hakkinda-en-cok-merak-edilen-8-soru-379125</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jun 2023 12:24:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=379125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 21. yüzyılın en ciddi sağlık sorunlarından biri olarak ilan ettiği obezite, dünyada her 4 kişiden birinde görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-hakkinda-en-cok-merak-edilen-8-soru-379125">Obezite Cerrahisi Hakkında En Çok Merak Edilen 8 Soru!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 21. yüzyılın en ciddi sağlık sorunlarından biri olarak ilan ettiği obezite, dünyada her 4 kişiden birinde görülüyor. Türkiye’de de yetişkin nüfusun yüzde 67’sinin fazla kilolu, yüzde 32’sinin obezite hastası olduğu belirtiliyor. Bir başka deyişle, ülkemizde neredeyse her 3 kişiden biri obeziteyle mücadele ediyor! ‘Vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı yağ birikmesi’ olarak tanımlanan obezitenin artışına paralel olarak başta kalp damar hastalıkları olmak üzere, diyabet, solunum problemleri, kas-eklem hastalıkları ve inme gibi tüm vücudumuzu etkileyen hastalıkların sıklığında ciddi yükseliş görülüyor. Ülkemizde obezite oranlarında yaşanan artış doğrultusunda obezite ameliyatlarına olan başvurular da gün geçtikçe artıyor! </p>
<p><strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici</strong>,<strong> </strong>günümüzde obezite cerrahilerinden çok büyük başarılar elde edilebildiğine dikkat çekerek, “Obezite cerrahisinin kilo kaybı için etkili bir tedavi seçeneği olduğu, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi obeziteyle ilişkili sağlık problemlerinde de çok ciddi iyileşmeler sağladığı, yapılan çok sayıda araştırmalarla gösterildi. Üstelik toplumdaki yaygın inanışın aksine, obeziteyle ilgili edinilen tecrübeler ve teknolojik gelişmeler sayesinde, tam teşekküllü hastanelerde ve uzman ellerde gerçekleştiğinde, obezite cerrahisindeki risk safra kesesi ve diz protezi gibi ameliyatlardan daha yüksek olmuyor.” diyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici</strong>, obezite cerrahisi hakkında en sık merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Obezite cerrahisi hangi durumlarda uygulanıyor? </strong></p>
<p>Obezitenin belirlenmesinde pratik bir ölçüm olan vücut kitle indeksinden (VKİ) faydalanılıyor. Bu yöntemle obezite; kilogram cinsinden kilonun, kişinin metre cinsinden boyunun karesine (kg / m2) bölünmesiyle belirleniyor. Buna göre vücut kitle indeksi 25 ile 30 arasında olanlar fazla kilolu, 30 veya daha yüksek olanlar ise obez olarak tanımlanıyor. Ancak bu yöntem fazla kilosundan yakınan herkese uygulanmıyor. Diyet ve egzersize rağmen başarılı kilo veremeyen, ameliyat olmasında tıbbi açıdan engeli olmayan, yeme bozukluğu sorunu yaşamayan ve psikolojik açıdan dengede olan kilolu kişilere obezite cerrahisi öneriliyor. Kişinin obezite cerrahisine uygun olup olmadığı uluslararası rehberler tarafından belirlenmiş. Buna göre; </p>
<ul>
<li>Vücut Kitle İndeksi ≥ 40 kg/m² olan veya</li>
<li>Vücut Kitle İndeksi 35- 39.9 kg/m² olan ve obeziteyle ilişkili bir veya daha fazla hastalığı olanlar (Hipertansiyon, Tip 2 diyabet, uyku apnesi, yağlı karaciğer, kemik eklem hastalıkları gibi) veya</li>
<li>Vücut Kitle İndeksi 30- 34.9 kg/m² olup optimal tedaviye rağmen düzelmeyen tip 2 diyabeti olanlar, obezite ameliyatına uygun adaylar olarak kabul ediliyor.  </li>
</ul>
<p><strong>Obezite cerrahisi sağlığı nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin temel amacı, fazla kilonun neden olduğu metabolik hastalıkları iyileştirmek, hastanın çok daha sağlıklı bir bedene kavuşmasını sağlamak. Obezite cerrahisiyle besin alımı ve/veya besin emiliminin kısıtlanması sonucunda vücutta bir dizi hormonal ve sinirsel değişimler gelişiyor. Böylece obezitenin neden olduğu sağlık sorunlarında çok ciddi oranlarda iyileşmeler görülüyor. Ayrıca cerrahi sonrasında istikrarlı bir şekilde kilo kaybı oluşuyor. Birçok bilimsel çalışma, ameliyattan hemen sonra kan şekeri ve kan basıncı düzeylerinde çok hızlı iyileşmeler görüldüğünü tespit etmiş. Öyle ki tip 2 diyabette yüzde 85’e, hipertansiyonda yüzde 80’e ve tıkayıcı uyku apnesinde yüzde 90’a varan düzelmeler bildirilmiş. Bunun yanı sıra obeziteyle ilişkili kanser riskinde azalma görüldüğü, kalp-damar hastalıkları, kas-eklem hastalıkları, sinir sistemi hastalıkları, hormonal hastalıklar ve psikolojik bozuklukların da gerilediği kaydedilmiş. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisinde hangi yöntemler uygulanıyor?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde uygulanan teknikler 3 başlık altında sınıflandırıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>bu yöntemleri şöyle özetliyor: </p>
<ul>
<li><strong>Gıda alımını kısıtlayan teknikler:</strong> Dünyada en sık kullanılan ve herkes tarafından bilinen bir teknik olan tüp mide ameliyatı bu sınıfta yer alıyor. Bu yöntemde amaç, mide hacmini azaltmak için mideyi küçük bir tüp haline getirip, alınan besin miktarını azaltmak  </li>
<li><strong>Gıda emilimini azaltan teknikler:</strong> Bu yöntemde amaç, besinin ince bağırsaklardan emildiği yüzey alanını azaltarak vücuda daha az kalori alınmasını temin etmek. Biliopankreatik saptırma ameliyatı bu yöntemler arasında yer alıyor. </li>
<li><strong>Gıda alımını kısıtlayan ve gıda emilimini azaltan kombine teknikler:</strong> Mini Gastrik Bypass ve Roux-en-Y Gastrik Bypass ameliyatları örnek olarak verilebilir. Bu ameliyatlarda mide hacmi azaltılarak ve belirli bir miktar ince bağırsak da emilim alanı dışında tutularak kalori alımı kısıtlanıyor. </li>
</ul>
<p><strong>Hangi yöntemin uygulanacağı nasıl belirleniyor?</strong></p>
<p>En az riskle en yüksek başarıyı elde edecek tekniği belirlemek obezite cerrahisinde büyük önem taşıyor. İlk olarak hastanın beklentilerinin net olarak ortaya konulması gerekiyor. Eşlik eden diyabet, hipertansiyon, crohn ve ülseratif kolit gibi hastalıkların, kullanılan ilaçların, alkol tüketiminin, yeme alışkanlığının, fiziksel aktivitelerin ve psikolojik durumunun belirlenmesi büyük önem taşıyor. Daha önce uygulanan müdahaleler ve/veya ameliyat öyküsü varsa ayrıntılarıyla öğreniliyor. Ardından yapılan kan tahlilleriyle vücut rezervleri ortaya konuluyor. Tüm bu bilgiler değerlendirilerek kişiye uygulanacak olan en uygun cerrahi teknik, standart uygulama adımlarıyla yapılıyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi? </strong></p>
<p>İnsan bedenine yapılan tüm cerrahi müdahalelerde olduğu gibi obezite cerrahisinde de bazı riskler olabiliyor. Ancak obezite cerrahisi uzun yıllardır yapılan, etkinliğini ve güvenliğini ispat etmiş, sonuçları net olarak belirlenmiş bir tedavi yöntemidir. Ayrıca bilimsel çalışmalara göre; obezite cerrahisi günümüzde safra kesesi ya da diz protezi ameliyatlarından daha fazla risk içermiyor. Uygun hasta seçimi, hastanın yeterli seviyede değerlendirilmesi, tecrübeli hekim ve multidisipliner yaklaşım gösteren ekibin varlığı, kaliteli ve teknolojik malzeme kullanımı, sıkı hasta takibi, sorumluluklarının farkında olup ödevlerini yerine getiren hasta, obezite cerrahisinde başarıyı sağlayıp riski azaltan en önemli parametreleri oluşturuyor.   </p>
<p><strong>Obezite cerrahisi sonrasında ne kadar sürede kaç kilo veriliyor? </strong></p>
<p>Kaybedilen kilo; uygulanan ameliyat tekniğine, eşlik eden hastalığa, kişinin sağlıklı beslenme programına uyum göstermesine, fiziksel aktivitesine ve bireysel özelliklerine göre değişkenlik gösteriyor. Obezite cerrahisi sonrasında genel olarak ilk 6 ayda fazla kilonun yarısı, birinci yılın sonunda da fazla kilonun yüzde 70-80’i kaybediliyor. Yani kabaca bir örnek verilirse; boyu 170 cm olup vücut ağırlığı 120 kg olan bir kişi obezite cerrahisi sonrasında ilk 6 ayda ortalama olarak 30-35 kg, ilk yılın sonunda da 40-45 kg kaybediyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisinden sonra tekrar kilo alma riski var mı?</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme alışkanlığının kavranması ve daha aktif bir yaşamın tercih edilmesi kilo kaybının kalıcı olarak sağlanmasında en büyük etkeni oluşturuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, obezite cerrahisi sonrasında ortalama olarak 1.5 – 2 yıl istikrarlı bir şekilde kilo kaybı görüldüğüne işaret ederek, “Yeniden kilo alımı da ağırlıklı olarak 2 yıldan sonra ortaya çıkıyor. Bilimsel çalışmalarda, ameliyat sonrasında yüzde 20 oranında geri kilo alımı bildiriliyor. Yetersiz cerrahi teknik, kişinin ameliyat sonrasındaki sürece uyum gösterememesi ve duygusal yeme bozukluğunun varlığı, geri kilo alımında en önemli faktörleri oluşturuyor.” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Obezite cerrahisinden sonra takibin önemi nedir?</strong></p>
<p>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, obezite cerrahisi sonrasında hasta takibinin en az başarılı bir ameliyat yapmak kadar önem taşıdığına dikkat çekerek, “Zira obezite cerrahisi sonrasında takip edilmeyen hastalarda; yeme bozukluğu, vücutta sarkma, saç dökülmeleri, metabolik ve psikolojik sorunlar ile geri kilo alımı gibi problemler daha sık görülüyor.” diyor. Cerrahi sonrasında birinci hafta, birinci ay, üçüncü ay, altıncı ay, birinci yıl ve sonrasında yıllık takip öneriliyor. Bunun yanı sıra kişinin ihtiyaçlarına göre, ara takiplerle sürekli bağlantı halinde kalmak gerekiyor. Bu takip sürecinde; hastanın vücut yapısının değerlendirilmesi, aralıklı olarak kan değerlerinin takip edilerek ihtiyaç halinde hızlıca takviye edilmesi, hastanın motivasyonunu ve uyumunu en üst seviyede tutması büyük önem taşıyor. Sağlıklı beslenme alışkanlığının benimsenmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması sürecinde hastaya sunulan profesyonel destek başarıyı getiriyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-hakkinda-en-cok-merak-edilen-8-soru-379125">Obezite Cerrahisi Hakkında En Çok Merak Edilen 8 Soru!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr.Ceylaner: &#8220;Obezite Hastalığında Genetik Faktörler Önemli Rol Oynamaktadır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/profdrceylaner-obezite-hastaliginda-genetik-faktorler-onemli-rol-oynamaktadir-379102</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jun 2023 12:23:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[oynamaktadır]]></category>
		<category><![CDATA[profdrceylaner]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=379102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Obezite, çeşitli faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/profdrceylaner-obezite-hastaliginda-genetik-faktorler-onemli-rol-oynamaktadir-379102">Prof.Dr.Ceylaner: &#8220;Obezite Hastalığında Genetik Faktörler Önemli Rol Oynamaktadır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Obezite, çeşitli faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bunlar arasında beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik faktörler ve genetik faktörler yer alır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, obezitenin genetik faktörlerinin de önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Bazı genetik mutasyonlar, yağ metabolizması, iştah ve tokluk hissi gibi faktörleri etkileyerek obeziteye yatkınlık oluşturabilir.</strong></p>
<p>Obezitenin, vücutta aşırı yağ birikimi sonucu oluşan kronik bir hastalık olduğunu belirten <strong>Özel</strong> <strong>İntergen Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi kurucu hekimi Prof. Dr. Serdar Ceylaner, “</strong>Obezite, sağlık üzerinde birçok olumsuz etkiye sahiptir. Kalp hastalığı, diyabet, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği, eklem problemleri ve uyku apnesi gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Obezite, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini de olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle, obezite kontrol altında tutulması önemlidir” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Serdar Ceylaner</strong>, obeziteye yatkınlık oluşturan genlerin, yağ metabolizması, iştah ve tokluk hissi gibi faktörleri etkileyen genler olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “En sık incelenen genler arasında FTO, MC4R ve PPARG yer almaktadır. FTO genindeki mutasyonlar, yağ hücrelerinin boyutunu ve sayısını artırarak obezite riskini artırabilir. MC4R genindeki mutasyonlar, iştahı kontrol eden mekanizmaları etkileyerek obeziteye yatkınlık oluşturabilir. PPARG genindeki mutasyonlar ise yağ hücrelerinin oluşumunu ve yağ depolama kapasitesini artırarak obeziteye neden olabilir. Yukarıda verilen genlerin haricinde birçok genin obezite üzerinde etkisi olduğu bilinmektedir.”</p>
<p>Obezitenin, günümüzde giderek artan bir sağlık sorunu haline geldiğini ve sadece fiziksel sağlık sorunlarına değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sorunlara da yol açtığını söyleyen <strong>Prof. Dr. Serdar Ceylaner, </strong>“Obezite, çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir, ancak genetik faktörlerin de önemli bir rolü olduğu artık bilinmektedir. Obeziteye yatkınlığı olan bireylerin genetik merkezlere başvurması oldukça önemlidir. Bu merkezlerde, obezitenin genetik nedenleri ile ilgili testler yapılabilir ve kişinin genetik yatkınlığı belirlenebilir. Bu sayede, kişilerin yaşam tarzlarını belirleyerek, obezite riskini azaltmaları için gerekli önlemleri alması mümkün olur. Genetik merkezlere başvurmak, sadece obeziteye yatkınlığı olan kişiler için değil, aynı zamanda obezite tedavisi gören kişiler için de önemlidir. Kişinin genetik yatkınlığı belirlendikten sonra ve tedaviyi etkileyecek diğer hastalıklarının belirlenmesi, uygun bir beslenme, tedavi programı ve egzersiz planı oluşturulabilir. Ayrıca, kişinin genetik yatkınlığına göre ilaç tedavisi ve cerrahi müdahale gibi seçenekler de değerlendirilebilir” dedi.</p>
<h2><strong>Gençlerimizi obeziteden korumak için neler yapabiliriz?</strong></h2>
<p>Obezitenin önlenmesi ve kontrol altına alınması için bireysel ve toplumsal bazda çeşitli adımlar atılabileceğini söyleyen <strong>Prof. Dr. Serdar Ceylaner</strong>, “Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, düzenli egzersiz, medya ve reklamların kontrolü, aile içi iletişim ve destek, toplumsal farkındalık projeleri obezite ile mücadelede önemli ana başlıklardır” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/profdrceylaner-obezite-hastaliginda-genetik-faktorler-onemli-rol-oynamaktadir-379102">Prof.Dr.Ceylaner: &#8220;Obezite Hastalığında Genetik Faktörler Önemli Rol Oynamaktadır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite böbrek kanseri riskini artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-bobrek-kanseri-riskini-artiriyor-352561</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 08:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağırlıklı olarak erkeklerde görülen böbrek kanserinin görülme sıklığı kadınlarda da artmış durumda.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-bobrek-kanseri-riskini-artiriyor-352561">Obezite böbrek kanseri riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağırlıklı olarak erkeklerde görülen böbrek kanserinin görülme sıklığı kadınlarda da artmış durumda. Ürolojik kanserler arasında en sık görülen ilk 3 kanser arasında yer alan böbrek kanseri gelişiminde özellikle tütün kullanımının önemli bir etken olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Son yıllarda yapılan çalışmalara göre obezite de böbrek kanserine neden oluyor. Ayrıca ailesinde böbrek kanseri hikayesi olanlar ve kronik böbrek yetmezliği nedeniyle rutin hemodiyaliz tedavisi alan hastalar da böbrek kanseri gelişimi açısından risk altında” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Düzenli yapılan sağlık kontrolleriyle erken dönemde fark edilen böbrek kanserlerinde tedavi başarısı oldukça yüksek. Robot yardımlı cerrahinin ise hasta ve cerrah dostu bir tedavi seçeneği olarak bu başarıdaki rolünü her geçen gün daha da kuvvetlendirdiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Böbrek kanserinin cerrahi tedavisinde hem böbrek koruyucu ameliyatlarda hem de böbreğin tamamen çıkarıldığı ameliyatlarda laparoskopik cerrahi ve robot yardımlı cerrahi başarıyla uygulanıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Genellikle sessiz ilerliyor </strong></p>
<p>Böbrek kanseri tanısı alan hastaların büyük bir bölümünde hiçbir belirti ve şikâyet olmadığının altını çizen Doç. Dr. İlker Tinay, “Çoğunlukla başka rahatsızlık ve şikayetler nedeniyle çekilen ultrasonografi, MR ve tomografi sonucunda tesadüfen saptanan kitleler, genellikle erken evrede ve küçük böbrek kitleleri olarak ortaya çıkıyor. Daha ileri evrede başvuran hastalarda ise ağırlıklı olarak idrarda kanama, kilo kaybı, yorgunluk ve kemik ağrıları gibi şikayetler görülüyor” dedi. Tanı için hekim tarafından hastanın genel sağlık durumu için fiziki inceleme yapıldığını, ardından da hastanın genel sağlık durumunu değerlendirmek amacıyla kan ve idrar örnekleri alındığını söyleyen Doç. Dr. İlker Tinay, “Ayrıca böbrek ve çevre organların değerlendirilmesi için ultrasonografi ile IVP gibi radyolojik tetkikler de yapılabilir. Böbrek kanseri ön tanısı konduktan sonra hekim tarafından hastalığın yayılım derecesini anlamak için ek incelemelere de ihtiyaç duyulabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Böbrek kanserinden korunmanın yolları</strong></p>
<p>Böbrek kanserinden korunmak için başta sigara olmak üzere tüm tütün ürünlerinden uzak durulması gerektiğini söyleyen Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Obeziteden kaçınılmalı, dengeli beslenilmeli ve düzenli egzersiz yapılmalı. Hemodiyaliz hastaları olası bir böbrek kitlesi açısından belirli aralıklarla tıbbi görüntülemelerini yaptırmalı” hatırlatmasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi hastalığın seyrine göre planlanıyor</strong></p>
<p>Tedavi aşamasında doğru bir planlama için hastalığın evresinin önemli bir faktör olduğunu belirten Doç. Dr. İlker Tinay, “Herhangi bir metastaz saptanmayan ve sadece böbrek kitlesi ile başvuran hastalarda kitlenin yerine ve boyutuna göre sadece kitlenin çıkarılması ya da böbreğin tamamen alınması kararı verilebilir. Metastaz saptanan hastaların ise, metastaz yoğunluğuna ve hastanın genel durumuna göre yine böbreğin ameliyatla alınması ve beraberinde metastazlara yönelik akıllı ilaç tedavisiyle tedavi planlaması uygun olur” dedi. Özellikle metastatik hastalık tedavisinde son yıllarda tedavi seçeneklerinin de arttığının altını çizen Doç. Dr. Tinay, “Hedefe yönelik tedavi prensibiyle geliştirilen ilaçlar ve son olarak bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçların kullanımı günlük uygulamalarda yer buluyor. Üstelik tüm bu gelişmeler hastalığın tedavisinde yüz güldürücü sonuçlar getiriyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-bobrek-kanseri-riskini-artiriyor-352561">Obezite böbrek kanseri riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite Cerrahisinde Yeni Dönem; Ameliyat İçin Uygunluk Kriterlerinde Obezite Derecesi Düşürüldü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisinde-yeni-donem-ameliyat-icin-uygunluk-kriterlerinde-obezite-derecesi-dusuruldu-345074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 09:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[derecesi]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[düşürüldü]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kriterlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[uygunluk]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=345074</guid>

					<description><![CDATA[<p>21’inci yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen obezite hastalığının insan hayatını 10 yıl kısaltabileceğini belirten Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan, Aralık 2022’de Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu (IFSO) ile Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği (ASMBS) ‘nin yayınladığı kılavuzdaki değişikliklerle ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisinde-yeni-donem-ameliyat-icin-uygunluk-kriterlerinde-obezite-derecesi-dusuruldu-345074">Obezite Cerrahisinde Yeni Dönem; Ameliyat İçin Uygunluk Kriterlerinde Obezite Derecesi Düşürüldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>21’inci yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen obezite hastalığının insan hayatını 10 yıl kısaltabileceğini belirten Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan, Aralık 2022’de Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu (IFSO) ile Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği (ASMBS) ‘nin yayınladığı kılavuzdaki değişikliklerle ilgili önemli bilgiler verdi. Op. Dr. Şahan, kılavuzdaki en önemli değişikliğin obezite hastalığı olan bireylerde ameliyat önerilen grupların obezite derecesinin düşürülmesi olduğunu söyledi.  </em></p>
<p>Günümüzün pandemisi haline gelen ve büyükten küçüğe birçok insanı ilgilendiren obezitenin cerrahi tedavisi için IFSO ve ASMBS’nin ortak kılavuzunda vücut kitle indeksine göre hesaplanan obezite derecelerinin bir derece aşağıya çekilmesi ameliyat olabilecek obezite hastalığı olan bireylerin oranını da arttırdı. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan, bu oranlarının aşağıya çekilmesinde; obezite cerrahisinin kilo kaybının yanı sıra eşlik eden kronik hastalıklarda gerilemeye, cerrahi komplikasyon oranlarının azalmasına ve yaşam kalitesinde artışla elde edilen başarılı sonuçların etkili olduğunu söyledi. </p>
<p>Op. Dr. Cihan Şahan’ın konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Daha önce 3. derece obezite hastalığı olan bireylerde ek hastalık olup olmadığına bakılmaksızın cerrahi önerilmekte idi. Bu kılavuzda ise obezite hastalığı olan bireylerde 2. derece obezite hastalığı varsa yani vücut kitle indeksleri 35-40 kg/m2 aralığında ise ek hastalık şartı aranmaksızın ameliyat önerilmektedir. Ek hastalığı olan özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalık durumlarında 1. derecede obezite hastalığı olan bireylerde de ameliyat önerilmektedir.” dedi. </p>
<p><strong>“OBEZİTE TEDAVİ EDİLEBİLİR VE ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR” </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 yılındaki verilerine göre obezitenin son 50 yılda yaklaşık 3 kat arttığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan “Bu raporda, 18 yaş ve üstü 1,9 milyardan fazla yetişkin fazla kilolu ve bunların 650 milyondan fazlasının obezite hastalığı olan bireyler olduğu belirtiliyor. Ayrıca 5-18 yaş arası 340 milyon çocuk ve ergenin fazla kilolu veya obez olduğu, buna ek olarak 5 yaş altı 39 milyon çocuğun fazla kilolu veya obez olduğu gösteriliyor” diye konuştu. </p>
<p>Obezitenin en temel sebebinin kötü beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivitenin yeterli düzeyde yapılmaması olduğunun altını çizen Op. Dr. Cihan Şahan, “Ancak bilinmesi gereken nokta obezitenin tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olduğudur. Kötü beslenme alışkanlığına, kişilerin küçük yaşlarda sağlıksız beslendiği, çevresel faktörlerin ve bazı psikolojik nedenlerin de devreye girdiği birçok sebep eklenebilir. Obezite tedavisiyle asıl amacımız ise hastalarımıza kilo verdirmek ve kiloyu belli bir seviyede tutmaktır. Bu sayede obeziteye bağlı gelişebilecek diğer komplikasyonların da önüne geçmiş oluruz.” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>“HASTALARIN HANGİ TEDAVİ YÖNTEMİNİ ALACAĞI PROFESYONEL BİR EKİP TARAFINDAN BELİRLENİR</strong>”  </p>
<p>Obeziteyi halk sağlığı problemi olarak görmek ve bunun önlemlerini önceden almak gerektiğine değinen Op. Dr. Şahan, konuyla ilgili şöyle konuştu: </p>
<p>“Obezite hastalığı olan kişilerin ihtiyaç duyduğu tedavi kapsamlı olarak ele alınmalı ve deneyimli bir ekip tarafından belirlenmelidir. Hangi hastanın cerrahi veya endoskopik tedaviye hangi hastanın medikal tedaviye ihtiyaç duyduğu multidisipliner bir yaklaşımla tespit edilmelidir. Bu bağlamda cerrahi kararının da obezite ve metabolik cerrahi alanında deneyimli ekiplerin yer aldığı donanımlı merkezlerde alınması son derece önemlidir.”</p>
<p><strong>“OBEZİTE İLE MÜCADELE KISA VE GEÇİCİ YÖNTEMLERLE OLMAZ”</strong></p>
<p>“Kilo sorunu yaşayan kişiler aslında bunun bir sorun olduğunu biliyorlar ve bu sorunun üstesinden gelmek için kendi belirledikleri farklı yöntemleri (diyet ve egzersiz vs) deniyorlar. Bu denemeler kısa süreli ve geçici etki oluşturuyor” diye konuşan Op. Dr. Cihan Şahan sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“İstenen etki alınamayınca umutsuzluk ve görmezden gelme gibi durumlar neticesinde başarısız olabiliyor. Obezite ile mücadelede önemli olan kısa ve geçici yöntemler değildir. Hayat tarzı değişikliği, doğru beslenme ve egzersiz ile uzun vadeli planlamalar yapmak gerekir. Bir çok kez denenmesine rağmen bireylerin başarıya ulaşamadığı durumları yani kişilerin kendi başlarına obezitenin üstesinden gelemediği durumları klinik obezite olarak tanımlayabiliriz. Uzun yıllar obezite ile mücadele eden bireylerin herhangi bir başarıya ulaşamadıkları ve bu durumun kendi başlarına üstesinden gelemedikleri durumlarda bizim hastalara destek olmamız gerekmektedir.”</p>
<p><strong>“OBEZİTE TEDAVİSİNDE YOL HARİTASI BAŞTAN ÇİZİLMELİ”</strong></p>
<p>Obezite merkezlerinin daha ulaşılabilir olması ve obezite hastalığı olan bireylerin bu merkezlere başvurması neticesinde profesyonel bir değerlendirme sonrası bir yol haritası çizilmesi ve bunun sürekli takiplerinin yapılması gerektiğine de işaret eden Op. Dr. Şahan,  </p>
<p>“Klinik obezite hastalığı” olarak tanımladığımız bu durum çok iyi değerlendirilmeli cerrahi ve medikal yaklaşımlar belirlenmeli ve sonuç olarak ameliyat kararı verilen kişilere ameliyat gerekliliği ve etkinliği doğru bir şekilde anlatılmalıdır. Klinik obezite hastalığında, 2. derece ve üzeri obezite olan kişilerde en etkin yöntemin cerrahi olduğunu söyleyebilirim.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“OBEZİTE CERRAHİSİNDE YENİ DÖNEME GİRİLDİ”</strong></p>
<p>Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu (IFSO) ile Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği (ASMBS)’nin Aralık 2022’da yayınladığı ortak yeni kılavuz ile obezite alanında yeni bir döneme girdiklerine işaret eden Op. Dr. Şahan, süreçle ilgili şunları kaydetti: </p>
<p>“Obezite tedavisi için gelen hastalarımıza öncelikle obezitenin hangi derecede olduğunu değerlendiriyoruz. Geçtiğimiz yıla kadar 3’üncü derecede obezite, yani vücut kitle endeksi 40’ın üstünde olan hastalarda cerrahi endikasyon koyabiliyorduk. Ancak Aralık 2022 itibariyle yayınlanan yeni kılavuzda 2’nci derecede obezite, yani vücut kitle endeksi 35’in üzerinde olan kişilerde de ek hastalık durumuna bakılmaksızın ameliyat önerilmektedir. Bununla birlikte ek hastalığı bulunan yani vücut kitle endeksi 30-35 arasında olan birinci derecede obezite hastalarında da ameliyatlar önerilmektedir. Bu klavuzun açıklanması ile birlikte obezite cerrahisinde yeni bir döneme girildi.”</p>
<p><strong>“BU KARARDA CERRAHİ TEDAVİDEN ELDE EDİLEN BAŞARILI SONUÇLAR DA ETKİLİ”</strong></p>
<p>Böyle bir kararın alınarak klavuza girmesinde birkaç noktanın etkili olduğunu belirten Op. Dr. Cihan Şahan, “Obezite cerrahisinde yaklaşık 60-70 yıldır uygulanan gastrik by-pass ve yine son 20 yıldır uygulanan tüp mide ameliyatlarından elde edilen başarılı sonuçlar önem arz ediyor. Dünyada salgın haline gelen obezitenin önlenmesinde cerrahinin en etkin ve son yıllarda güvenle uygulanan yöntemler haline gelmesi sebebiyle, obezite derecesinin aşağı çekilerek kılavuzların oluştuğunu düşünüyorum. Ayrıca kronik hastalıkların gerilemesindeki etkisi de önemlidir. Örnek olarak söylemek gerekirse, özellikle ailesel olmayan diyabeti olan obezite hastalığı olan kişilerde obezite ameliyatı sonrası diyabetin yüzde 90’ların üzerinde gerilediği ve hatta ilaç kullanımlarının tamamen bırakıldığını gösteren çalışmalar vardır.</p>
<p><strong>“OBEZİTEYİ ÖNLEDİĞİMİZDE YAŞAM SÜRESİ UZUYOR” </strong></p>
<p>Op. Dr. Şahan, “Obezite hastalığı olan bireylerin normla kilolu bireyler ile kıyaslandığında obezite hastalığı olan kişilerin ortalama yaşam sürelerinin 10 yıl daha az olduğu gösterilmiştir. Obeziteyi önlediğimizde bu anlamda hem yaşam süresi uzuyor hem de obeziteye bağlı kronik hastalıkların özellikle tansiyon, şeker ve kalp hastalığı gibi hastalıkların gerilediği ve yaşam kalitesinin arttığını söylemek mümkün.” dedi.  </p>
<p><strong>“HASTA UYUMU, BAŞARI ORANINI ARTIYOR” </strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin başarısında multidisipliner yaklaşımın çok önemli olduğunu vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Hastanın ameliyat öncesi iyi değerlendirilmesi ve ameliyat sonrasında da iyi takip edilmesi gerekir.  Hastaların psikolojik olarak bu süreçlere hazır olması, ameliyat sonrası yeni bir yaşam tarzının benimsenmesi, takip programlarına ve beslenme önerilerine uymaları son derece önem teşkil etmektedir. Deneyimli bir ekibin olması gerektiği gibi ameliyat sonrası dönemde hasta takipleri de önemli rol oynamaktadır. Tüm bu süreçleri ameliyat öncesinde hasta ile paylaşıyoruz. Ameliyat sonrası dönemde hasta ne kadar uyum sağlıyorsa, başarı oranı da o oranda artıyor ve uzun yıllar kalıcı oluyor. Bu kalıcılığın sağlanması için ameliyattan sonraki 1 yıl hastalarımız yakından takip ediliyor sonrasında da yıllık takipler yapılarak bu takip süresi 5 yıla kadar devam ediyor. Ameliyat öncesi, ameliyat dönemi ve ameliyat sonrası dönemi kapsayan tüm süreçleri deneyimli ve koordineli bir ekiple takım çalışması yaparak yürütüyoruz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisinde-yeni-donem-ameliyat-icin-uygunluk-kriterlerinde-obezite-derecesi-dusuruldu-345074">Obezite Cerrahisinde Yeni Dönem; Ameliyat İçin Uygunluk Kriterlerinde Obezite Derecesi Düşürüldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
