<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nöroloji | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/noroloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/noroloji</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Jun 2026 09:49:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>Nöroloji | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/noroloji</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her unutkanlık aynı değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Duygudurum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[polat]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249">Her unutkanlık aynı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Nörolojik ve psikiyatrik unutkanlıkta altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklı!</strong></p>
<p>Unutkanlığın, Alzheimer gibi hem nörodejeneratif hastalıkların hem de psikiyatrik sorunların ortak bir belirtisi olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Burcu Polat, “Ancak altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklıdır.” dedi.</p>
<p>Nörolojik unutkanlığın yavaş, sinsi ve genellikle ilerleyici bir başlangıcı olduğunu aktaran Doç. Dr. Polat, “Önce yakın bellek bozulur; hasta unuttuğunu fark etmeyebilir veya önemsemeyebilir. Zamanla dil, yön bulma, yürütücü işlevler gibi başka bilişsel alanlar da etkilenir. Nörolojik muayenede yürüme bozukluğu, güç kaybı gibi ek bulgular eşlik edebilir. Nöropsikolojik testlerde gerçek bir öğrenme/hatırlama sorunu vardır; ipucu verilse de performans düzelmez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir! </strong></p>
<p>Psikiyatrik unutkanlığı da değinen Doç. Dr. Burcu Polat, şunları söyledi: </p>
<p>“Genellikle daha yeni başlangıçlıdır ve ilgisizlik, uyku-iştah değişiklikleri, keyifsizlik gibi depresif belirtilerle eş zamanlıdır. Hasta unutkanlığından yoğun şikayetçidir, bunu fazlaca önemser. Depresif bireyler performanslarını gerçekte olduğundan daha kötü tanımlama eğilimindedir. Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ön plandadır; gerçek bellek depolama sorunu nadirdir. Testlerde ipucu/hatırlatma ile performans belirgin düzelir. Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir.”</p>
<p><strong>Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir</strong></p>
<p>Psikiyatrik unutkanlık ile nörolojik unutkanlık arasında bazı ayırıcı tanı ipuçları olduğunu dile getiren Doç. Dr. Burcu Polat, “Şikayetin kendisi mi yoksa yakınların gözlemi mi öncelikli? Psikiyatrik durumlarda kişinin kendisi şikayetçi iken nörolojik tabloda çevresi fark eder. İpucuyla performans düzeliyor mu? Psikiyatrikte evet, nörolojikte hayır. Eşlik eden duygudurum bulguları var mı? Zaman içindeki gidişat dalgalı/duygudurumla ilişkili mi, yoksa istikrarlı ilerleyici mi? Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Her unutkanlık aynı anlama gelmez!</strong></p>
<p>Aile bireylerinden birinde unutkanlık fark edildiğinde kaygılanılabileceğini kaydeden Doç. Dr. Polat, “Ama her unutkanlık aynı anlama gelmez. Bazı unutkanlıklar beyin hücrelerinin yıpranmasından, bazıları ise ruhsal yorgunluk ve üzüntüden kaynaklanır. İkisini ayırt etmek, doğru desteği sağlamak için çok önemlidir.” dedi.</p>
<p>Beyin hastalıklarına bağlı unutkanlığın nörodejeneratif süreçlerle ilişkili ilerleyici bilişsel bozulma ile seyrettiğini, psikiyatrik nedenli unutkanlığın ise duygudurum ve dikkat/konsantrasyon süreçlerindeki bozulmaya bağlı olarak ortaya çıkan, çoğu zaman geçici bilişsel şikayetler olduğunu yineleyen Doç. Dr. Polat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ailelerin bazı soruların cevaplarına dikkat etmesi doğru destek için rehber olabilir: Şikayet kimden geliyor? Kişinin kendisi mi çok şikayetçi, yoksa siz mi fark ediyorsunuz? Hatırlatınca akıllarına geliyor mu, yoksa hiç hatırlamıyorlar mı? Yanında keyifsizlik, isteksizlik, uyku/iştah sorunu var mı? Durum zamanla kötüye mi gidiyor, yoksa dalgalı mı?”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249">Her unutkanlık aynı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:44:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[als]]></category>
		<category><![CDATA[başlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[güçsüzlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), halk arasında Motor Nöron Hastalığı olarak bilinen ve kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin ilerleyici kaybıyla ortaya çıkan ciddi bir nörolojik hastalık olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873">ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), halk arasında Motor Nöron Hastalığı olarak bilinen ve kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin ilerleyici kaybıyla ortaya çıkan ciddi bir nörolojik hastalık olarak öne çıkıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, hastalığın kesin nedeni henüz bilinmese de erken tanı, uygun tedavi ve kapsamlı rehabilitasyon uygulamaları sayesinde hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, ALS hastalığının belirtileri, risk faktörleri ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında önemli bilgiler paylaştı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS hastalığı nedir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin beyinden kaslara hareket komutlarını ileten üst ve alt motor nöronların hasar görmesi sonucu gelişen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Motor sinir hücrelerindeki kayıp nedeniyle kaslar yeterli uyarıyı alamaz ve zamanla güçsüzleşir. Bu durum günlük yaşam aktivitelerinde belirgin zorluklara yol açar. Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de ALS gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS belirtileri hastadan hastaya değişebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin başlangıç belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Hastalık çoğu zaman kol veya bacaklarda ortaya çıkan güçsüzlük ile başlar. Günlük yaşamda kalem tutma, düğme ilikleme, bardak taşıma veya yürüme gibi basit aktivitelerde zorlanma görülebilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bazen hastalık, konuşma veya yutma güçlüğü şeklinde başlar. Hastanın kendisi ya da yakınları peltek, genizden konuşma fark eder.  Kaslarda seğirme, ağrı ve kramplar bu belirtilere eşlik eder.  Solunum ve göğüs kasları etkilenmesi ile nefes alıp vermede zorluk görülür. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir. Hastalık vücudun bütün kaslarını etkilemez. Hasta, barsaklarını ve idrarını kontrol edebilir. Cinsel fonksiyonları etkilenmez. Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas olur, kimi zaman da hiç etkilenmez” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS’nin farklı klinik tipleri bulunuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, ALS’nin klinik başlangıç bölgesine göre farklı alt gruplara ayrıldığını belirterek şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik bulber başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Konuşma bozukluğu, akabinde yutma bozukluğu sonrasında uzuvlara yayılım görülür. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psödobulber palsi:</span></span></span></b><span><span><span> Bulber bulguların egemen olduğu semptomlar yavaş yavaş ekstremitelere yayılır. Üst motor nöron bulguları hakimdir</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Progresif bulber palsi:</span></span></span></b><span><span><span> Egemen bulber bulgular ile başlayıp ekstremitelere yayılarak ilerler. Alt motor nöron bulguları hakimdir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik servikal başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Tipik olarak, ellerde güçsüzlük, akabinde bulber ve lomber bölgelere yayılım gösteren formdur. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik lomber başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Bu formda tipik olarak, servikal ve bulber bölgelere yayılan güçsüzlükle giden düşük ayak görülür. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>100 binde 2-6 oranında görülüyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hastalığın dünyanın her yerinde ve her kesimden insanda ortaya çıkabileceğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Erkeklerde biraz daha sıktır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da genç yaşta ve ileri yaşta da görülebilir. Nüfusun 100 binde 2-6 kadarı ALS hastasıdır. Her 100 bin kişiden yılda 2-6’sının ALS’ye yakalandığı tahmin edilmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS için risk faktörleri Nelerdir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’de risk faktörlerine ilişkin bilgi verenDr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“</span></span></span></b><span><span><span>Tüm ALS hastalarının yüzde 90’ı sporadik, yüzde 10’u ailesel ALS hastasıdır. Bu nedenle hastalığın büyük çoğunlukla kalıtımla ilgisiz olduğu söylenebilir. Son zamanlarda ALS hastalığı ile ilgili olduğu tahmin edilen pek çok mutasyon bulunmuştur.  En sık 21. kromozomda bulunan süperoksit dismutaz (SOD) enziminin kodlandığı genin yapısında bozulma tespit edilmiştir. Bununla birlikte beyindeki sinir iletiminde önemli rolü olan ‘glutamat’ isimli maddenin ALS hastalarında normalden daha yüksek düzeylerde olduğu saptanmıştır. Glutamatın aşırı fazla olması sinir hücrelerine zarar verdiği bilinmektedir. Hücre metabolizmasındaki bozukluklar, oksidatif stres ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar ile sigara, enfeksiyon, kafa travması gibi çevresel etmenler ALS nedenleri arasında sayılmaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS tanısı nasıl konuluyor?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS tanısının, nörolojik muayene ve ayrıntılı değerlendirme sonucunda konulduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tanı sürecinde elektromiyografi (EMG), manyetik rezonans görüntüleme (MR), kan ve idrar testleri ile gerektiğinde beyin omurilik sıvısı (BOS) incelemelerinden yararlanılıyor. Erken dönemde tanı konulması, hastalığın yönetimi ve yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS tedavisinde amaç, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin seyrinin her hastada farklı şekilde olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, “Hastalıkta hayatta kalma süresi genellikle 4-6 yıl olarak verilse de 10 yıl ve üstünde yaşayan pek çok hasta vardır. İyi bir tıbbi ve sosyal destek ile 20 yıldan fazla yaşayan ALS hastaları vardır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hastalığın ilerleme hızını azaltmaya yönelik etkili tedavi seçenekleri bulunuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde ALS’yi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, ancak hastalığın ilerleme hızını azaltmaya yönelik etkili tedavi seçeneklerinin mevcut olduğunu söyledi. Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Gutamat salınımı engelleyen Riluzol’ün, serbest radikalleri temizleyerek ve lipid peroksidasyonunu önleyerek oksidatif stresi azaltan Edaravon’un ve ALS’de hastalık gidişini modifiye ettiği gösterilen ve FDA onayı alan Sodyum Fenilbütirat-tauroursodeoksikolik asitin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı, hastanın ömrünü uzattığı, hastanın daha uzun süre iş görmesini sağladığı kanıtlanmıştır. ALS’nin oluşmasında birçok faktör etkili olduğu için hastalığı kesin tedavi etmeye yönelik birçok yeni ilaç çalışmaları yoğun olarak sürmekte, gen terapileri ve kök hücre tedavilerine yönelik araştırmalar da devam etmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Rehabilitasyon ve psikolojik destek büyük önem taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS tedavisinde yalnızca ilaç kullanımının yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, solunum rehabilitasyonu, fizik tedavi uygulamaları, konuşma ve yutma terapileri ile psikolojik destek programlarının hastaların yaşam kalitesini artırmada önemli rol oynadığını söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Erken tanı, düzenli takip ve multidisipliner tedavi yaklaşımı sayesinde ALS hastalarının daha uzun süre bağımsız ve aktif bir yaşam sürdürebilmeleri mümkün olabilmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873">ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! En sık ilk 3 yaşta görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-en-sik-ilk-3-yasta-goruluyor-642126</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:15:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aslan]]></category>
		<category><![CDATA[ateşli]]></category>
		<category><![CDATA[Ateşli Havale]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetler oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-en-sik-ilk-3-yasta-goruluyor-642126">Dikkat! En sık ilk 3 yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetler oluyor. Genellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülen bu tablo aileleri paniğe sevk edebiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan</strong>, ateşli havalenin çoğu zaman iyi huylu seyretmesine rağmen, doğru müdahale edilmezse risk oluşturabildiğini belirterek “Ebeveynlerin, ateşli havalenin özellikle ilk dakikalarında doğru adımları atması kritik öneme sahiptir” diyor. Doç. Dr. Aslan, ateşli havalede, nöbet anında uyulması gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Ateşli havale, çocukluk çağında en sık görülen, belirli yaş aralığıyla sınırlı, genellikle iyi huylu seyreden ve ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik nöbetler arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan</strong>, “Ateşli havale, 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda, özellikle viral enfeksiyonların eşlik ettiği ateşli hastalık dönemlerinde görülüyor. Vücut ısısının rektal ölçümde 38.3 derece, koltuk altı ölçümünde 37.8 derece ve üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıkan nöbetler, ateşli havale olarak ifade ediliyor” diyor. Çocukların yaklaşık yüzde 2-5’inde görülen ve en sık 18–22 ay arasında ortaya çıkan ateşli havalenin, yüzde 90 gibi büyük bir oranla ilk 3 yaş içinde meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Aslan, nöbetlerin genellikle ateşli hastalığın ilk 24 saatinde geliştiğini söylüyor. Doç. Dr. Aslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Nöbetlerin büyük kısmı 5 dakikadan kısa sürmekte ve kalıcı bir hasar bırakmadan sonlanmaktadır. Ancak yaklaşık yüzde 5’lik grupta “uzamış nöbet” gelişebilmekte ve bu durum 30 dakikayı aşarak yoğun bakım ihtiyacı gerektirebilmektedir. Bu nedenle çok dikkatli olunmalı ve zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır. Özellikle 39 derece ve üstü hızlı yükselen ateşlerde çok daha dikkatli olunmalıdır.”</p>
<p><strong>Ateşli havale her çocukta aynı şekilde görülmüyor</strong></p>
<p>Ateşli havalenin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan şöyle konuşuyor: “Bazı çocuklarda tüm vücutta kasılma şeklinde belirgin bir nöbet tablosu izlenirken, bazı çocuklarda ise çok daha silik belirtiler olabiliyor. Bu durum sadece kısa süreli boş bakma, gözlerde kayma ya da birkaç saniyelik dalma şeklinde kendini gösterebiliyor. Nöbetler de her zaman aynı şiddette ya da aynı şekilde ilerlemiyor. Özellikle uzun süren, tekrarlayan ya da vücudun yalnızca bir tarafını etkileyen nöbetlerin daha dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor. Bu tür durumlarda ileri inceleme ve nörolojik değerlendirme önem taşıyor.”</p>
<p><strong>Nöbetler tek taraflı oluyorsa! </strong></p>
<p>Nöbetlerin ikiye ayrıldığını belirten Doç. Dr. Aslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Nöbetlerin tüm vücutta olduğu, 24 saatte bir kez olan ve 15 dakikadan az süren gruba ‘basit ateşli nöbetler’ diyoruz. Basit nöbet grupları için genellikle beyin MR ve EEG gibi tetkikler gerekmemektedir. ‘Komplike ateşli nöbet grubunu’ yani; 24 saatte birden fazla olan veya 15 dakikadan uzun süren ya da tek taraflı kasılma şeklinde gerçekleşen nöbetleriyse daha dikkatli incelemek gereklidir. Özellikle tek taraflı kasılmalarda beyin MRG ve EEG çekimi yapmak gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Ateşli havalade, nöbet anında aileler ne yapmalı!</strong></p>
<p><strong>Doç. Dr. Zeynep Selen Aslan</strong>, “Basit ateşli havaleler iyi huylu nöbetlerdir. Çocuğun gelişimde bir sorun yaratmayacaktır. Risk faktörleri ile hastayı ve ailesini birlikte değerlendirmek gerekir” derken, nöbet anında 5 kritik kuralı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Çocuk yan yatırılmalı.</li>
<li>Çocuğu sarsma, sallama ya da nöbet esnasında suyun altına sokmaktan kaçınılmalı.</li>
<li>Dişi kenetlenirse el sokularak açma gibi davranışlarda bulunulmamalı (Hasta yan yatırıldığı zaman dil yana düşmekte olup hava yolu açılacaktır.)</li>
<li>Üzerine su dökülmemeli, yüzüne kolonya sürülmemeli.</li>
<li>Nöbet bitinceye kadar yanında durulmalı. Nöbet bitince ve tam kendine geldikten sonra, ağızdan bol sıvı ve ateş düşürücü verilir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-en-sik-ilk-3-yasta-goruluyor-642126">Dikkat! En sık ilk 3 yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnmede &#8220;Yüz, Kol, Konuşma Testi&#8221; hayat kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inmede-yuz-kol-konusma-testi-hayat-kurtariyor-633578</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[nmede]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında felç olarak da adlandırılan inmenin en basit anlatımıyla, “beynin bir bölgesine giden kan akışının kesilmesi” olarak tanımlanabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, inme belirtilerini tanımanın hayat kurtaracağını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmede-yuz-kol-konusma-testi-hayat-kurtariyor-633578">İnmede &#8220;Yüz, Kol, Konuşma Testi&#8221; hayat kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında felç olarak da adlandırılan inmenin en basit anlatımıyla, “beynin bir bölgesine giden kan akışının kesilmesi” olarak tanımlanabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, inme belirtilerini tanımanın hayat kurtaracağını söyledi. “İnme geldiğinde size haber verir. Bu belirtileri tanımak hayat kurtarır” diyen Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, yüz, kol ve konuşma testi yapılmasını önerdi. “Yüz testinde kişiden gülümsemesini isteyin. Yüzün bir tarafında kayma veya sarkma var mı? Her iki kolunu havaya kaldırmasını isteyin. Bir kol aşağıya doğru düşüyor mu? Konuşmayla ilgili olarak da basit bir cümleyi tekrarlatın (&#8220;Bugün hava çok güzel&#8221; gibi). Kelimeler peltekleşiyor mu, konuşma tuhaflaşıyor mu? Eğer bu belirtilerden biri bile varsa vakit kaybeden 112 Acil Servisi arayın” dedi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, 10 Mayıs Dünya İnme Önleme ve Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada inmenin önlenmesine ilişkin alınacak tedbirleri değerlendirdi.</p>
<p>İnme bir kader değildir</p>
<p>Halk arasında felç olarak bilinen inmenin bir kader olmadığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şunları söyledi: “Her yıl binlerce insan, hayatını bir anda değiştiren o sessiz düşmanla karşılaşıyor: İnme. Oysa birçoğumuzun &#8220;felç&#8221; olarak bildiği bu tablo, aslında çoğu zaman bağıra bağıra geliyor. 10 Mayıs Dünya İnme Önleme Günü vesilesiyle, bir nöroloji uzmanı olarak size en net mesajımı başta vermek istiyorum: İnme bir kader değildir; önlenebilir, tedavi edilebilir ve en önemlisi zamanla yarışarak yenilebilir!”</p>
<p>İnme Nedir? Beyinde Neler Oluyor?</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, en basit anlatımıyla inmenin, beynin bir bölgesine giden kan akışının kesilmesi olduğunu belirterek “Bunu bir sulama sistemine benzetebiliriz. Eğer boru tıkanırsa (İskemik İnme) veya boru patlarsa (Hemorajik İnme), bahçedeki bitkiler (yani beyin hücrelerimiz) susuz kalır ve hızla kurumaya başlar. Beyin hücreleri ölürse, o bölgenin yönettiği konuşma, hareket veya hafıza gibi fonksiyonlar da ne yazık ki durur” diye konuştu.</p>
<p>Belirtileri Ezberleyin: &#8220;Yüz, Kol, Konuşma!&#8221;</p>
<p>İnme geldiğinde yapılması gereken üç test olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti: </p>
<p>“İnme geldiğinde size haber verir. Bu belirtileri tanımak hayat kurtarır. Kendinizde veya yakınınızda şu üç testi yapın:</p>
<p>• Yüz: Kişiden gülümsemesini isteyin. Yüzün bir tarafında kayma veya sarkma var mı?</p>
<p>• Kol: Her iki kolunu havaya kaldırmasını isteyin. Bir kol aşağıya doğru düşüyor mu?</p>
<p>• Konuşma: Basit bir cümleyi tekrarlatın (&#8220;Bugün hava çok güzel&#8221; gibi). Kelimeler peltekleşiyor mu, konuşma tuhaflaşıyor mu?</p>
<p>Eğer bu belirtilerden biri bile varsa, &#8220;biraz uyusun geçer&#8221; ya da &#8220;tansiyonu çıkmıştır, limonlu su içirelim&#8221; diyerek vakit kaybetmeyin! Tek yapmanız gereken derhal 112 Acil Servis&#8217;i aramaktır.”</p>
<p>Risk faktörlerine dikkat!</p>
<p>İnmede çeşitli risk faktörleri olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Bazı riskleri değiştiremeyiz; yaşımız, cinsiyetimiz veya aile geçmişimiz gibi. Ancak asıl suçluları kontrol etmek bizim elimizdedir” diyerek bu faktörleri şöyle sıraladı:</p>
<p>Yüksek Tansiyon: İnmenin bir numaralı dostu, sizin ise baş düşmanınızdır.</p>
<p>Sinsi Şeker Hastalığı: Damarların yapısını bozarak pıhtı oluşumuna zemin hazırlar.</p>
<p>Kalp Ritim Bozuklukları: Kalpte oluşan bir pıhtının beyne fırlatılmasına neden olabilir.</p>
<p>Kötü Alışkanlıklar: Sigara, aşırı alkol ve hareketsiz yaşam, beyin damarlarını hızla yaşlandırır.</p>
<p>İnme yüzde 80 oranında önlenebilir!</p>
<p>İnmenin yüzde 80 oranında önlenebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, yaşam tarzında yapılacak küçük değişikliklerin inmeden büyük oranda koruyucu etkisi olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>Hareket Edin: Günde 30 dakikalık tempolu bir yürüyüş bile damarlarınızı genç tutar.</p>
<p>Tabağınızı Renklendirin: Akdeniz mutfağına (zeytinyağı, sebze, balık) şans verin.</p>
<p>Tuzu Azaltın: Tansiyonunuzu dengede tutmanın en kısa yolu budur.</p>
<p>Zaman Beyindir!</p>
<p>İnme geçiren bir hastada her dakika yaklaşık 1,9 milyon beyin hücresinin öldüğünü kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Bu yüzden nörolojide bizim bir mottomuz vardır: Zaman beyindir! Eğer hastaneye ilk 4,5 saat içinde ulaşılırsa, damar açıcı ilaçlarla veya anjiyo benzeri yöntemlerle (trombektomi) pıhtıyı çekip almak mümkündür. Erken müdahale edilen hastaların birçoğu, hiçbir hasar kalmadan normal hayatına dönebilmektedir” dedi.</p>
<p>İnme karşısında en güçlü silahınız bilgi ve hızdır</p>
<p>İnme geçirmiş olmanın damar sistemindeki bir zafiyeti gösterdiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak doktorunuzun verdiği kan sulandırıcı ilaçları düzenli kullanır, risk faktörlerini kontrol altına alırsanız, ikinci bir inme riskini çok düşük seviyelere çekebilirsiniz. Sonuç olarak; İnme geliyorum der. Belirtileri öğrenin, sevdiklerinize anlatın ve unutmayın; inme karşısında en güçlü silahınız bilgi ve hızdır. Beyniniz vücudunuzun komuta merkezidir. Onu korumak için bugün bir adım atın.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmede-yuz-kol-konusma-testi-hayat-kurtariyor-633578">İnmede &#8220;Yüz, Kol, Konuşma Testi&#8221; hayat kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuzluğun]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her az uyunan gecenin insomni olmadığını vurgulayan Meltem Can İke, bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edilmesi için haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması, sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması ve kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada uykusuzluk, uykusuzluk tedavisi ve uyku hijyeni ile ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Dünya Uyku Cemiyeti tarafından her yıl düzenlenen Dünya Uyku Günü vesilesiyle, toplumumuzun büyük bir kesimini etkileyen ancak çoğu zaman &#8220;yapısal bir özellik&#8221; sanılarak ihmal edilen uykusuzluk yani insomni konusuna dikkat çekmek istiyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun sadece bir belirti değil, başlı başına bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tıbbi literatürde &#8220;İnsomni&#8221; olarak adlandırılan bu durum; uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme zorluğu veya sabah çok erken uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterir. Bu durum kişinin gün içindeki konsantrasyonunu, duygu durumunu ve genel sağlık kalitesini bozuyorsa klinik bir tablo olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşırı derecede odaklanma görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yakınması olan kişilerde (özellikle geceleri) uyku sorunlarına aşırı derecede odaklanma ve uykusuzluğun olumsuz sonuçları hakkında kaygı duyma vardır.  Yetersiz uyku süresi ve kalitesi, ileri derecede sıkıntıya veya günlük aktivitelerde eksilmeye neden olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kadınlarda daha fazla görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınlarda bir miktar daha fazla görülen bu durumun yaşla arttığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Yaş ilerledikçe derin (yavaş) uyku miktarında azalma, dolayısıyla uykunun çok yüzeysel ve kırılgan hale gelmesine neden olur. Ayrıca sirkadiyen ritimdeki değişikliklere (uyku fazının erkene kayması), yaşlı bireylerde özellikle gecenin ikinci yarısında uykunun çok sık bölünmesine ve sabah çok erken saatlerde uyanma ile sonuçlanır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Haftada en az 3 gece uykusuzluk yaşanıyorsa dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluk tanı kriterlerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Her az uyunan gece, insomni değildir. Bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edebilmemiz için:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerekir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun üç temel nedeni var </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun çok faktörlü bir sorun olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, başlıca nedenleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>1. Psikolojik Faktörler: Kaygı bozuklukları, stres ve depresyon.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>2. Tıbbi Durumlar: Kronik ağrılar, nefes darlığı, huzursuz bacaklar sendromu ve uyku apnesi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>3. Yaşam Tarzı: Düzensiz çalışma saatleri (vardiyalı sistem), aşırı kafein tüketimi ve hareketsizlik.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk genetik bir miras mıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun genetik bir boyutu olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke. “Araştırmalar, ailesinde uykusuzluk öyküsü olan bireylerin bu soruna daha yatkın olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum sadece genlerle açıklanamaz; aile içindeki uyku alışkanlıkları ve çevresel faktörler de bu mirası tetikler” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Modern çağın kabusu: Mavi ışık ve sosyal medya</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde uyku düzenini bozan en büyük düşman yatağa bizimle birlikte giren akıllı telefonlardır” diyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke teknoloji kullanımının olumsuz etkilerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Melatonin Baskılanması: Ekranlardan yayılan mavi ışık, beynimize &#8220;hala gündüz&#8221; sinyali göndererek uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını engeller.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Duygusal Uyarılma: Sosyal medyada karşılaşılan içerikler beyni tetkikte tutar ve uykuya geçiş için gereken gevşemeyi imkansız kılar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku hijyeni için altın kurallar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzlukla mücadelede ilk adımın uyku hijyeninin sağlanması olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Rutin Oluşturun: Her gün (hafta sonu dahil) aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Yatağı Sadece Uyku İçin Kullanın: Yatakta yemek yemeyin, çalışmayın veya sosyal medyada vakit geçirmeyin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Işık ve Isı Kontrolü: Yatak odanız zifiri karanlık, sessiz ve serin olmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kafeine Sınır Koyun: Öğleden sonra saat 14:00’ten sonra çay ve kahve tüketimini kesin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun sağlık açısından riskleri nelerdir? </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, bu sorunları kardiyovasküler hastalıklar (HT, MI, kronik kalp yetmezliği), Tip 2 diyabet, obezite, nörolojik hastalıklar (kortikal atrofi, demans) ve psikiyatrik hastalıklar (depresyon, suicidal düşünceler) olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesini etkiliyorsa uzmana danışılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun kişinin yaşam kalitesini önemli derecede etkilemesi halinde mutlaka bir uzmana danışılması gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Eğer uykusuzluk probleminiz;</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Gün içinde iş performansınızı düşürüyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğüne neden oluyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Araç kullanırken veya çalışırken uyuklamalara yol açıyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* İlişkilerinizde tahammülsüzlük ve gerginlik yaratıyorsa vakit kaybetmeden bir Nöroloji Uzmanına başvurmalısınız” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Unutmayın: Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmek mümkündür. İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beynin detoksu kaliteli uyku!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 11:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[detoksu]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091">Beynin detoksu kaliteli uyku!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. </p>
<p><strong>Beyin detoksu olarak adlandırılan süreçler, bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade ediyor!</strong></p>
<p>‘Beyin detoksu’ kavramının, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış, klinik olarak kullanılan bir terim olmadığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda beyni belirli bir sürede toksinlerden arındırmayı hedefleyen standart bir detoks yaklaşımından söz edilmez.” dedi.</p>
<p>Bu kavramın toplumda ilgi görmesinin altında yatan nedenin, beynin gerçekten de kendi iç dengesini koruyan ve kendini düzenleyen bir yapıya sahip olması olduğunu dile getiren Alp, “Günlük dilde ‘detoks’ olarak adlandırılan süreçler, aslında beynin doğal fizyolojik işleyişine atıfta bulunan, ancak bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade eder. Bu nedenle mesele, kavramın kendisinden çok, nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ‘detoksu’, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkili!</strong></p>
<p>Beynin temel temizlik sisteminin, glimfatik sistem olarak adlandırılan ve beyin omurilik sıvısı aracılığıyla çalışan bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu sistem, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan atık maddelerin beyinden uzaklaştırılmasını sağlar ve en aktif olduğu dönem derin uyku evreleridir. Özellikle öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Buna ek olarak kan-beyin bariyeri zararlı maddelerin beyne geçişini sınırlandırırken, mikroglial hücreler hücresel düzeyde temizlik ve onarım süreçlerinde rol alırlar. Dolayısıyla beynin ‘detoksu’, uyanıkken yapılan uygulamalardan ziyade, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamaları, faydadan çok zarara yol açabilir!</strong></p>
<p>Detoks adı altında sunulan besinler, kürler ya da takviyelerin beyni doğrudan temizlediğini gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dengeli ve yeterli beslenme, beynin enerji ihtiyacını karşılamak ve sinaptik işlevleri desteklemek açısından önemlidir; ancak bu, belirli bir ürünün kısa sürede zihinsel arınma sağlayacağı anlamına gelmez.” dedi.</p>
<p>Kontrolsüz kullanılan takviyelerin, özellikle yüksek dozda alındığında, karaciğer ve böbrek üzerinde yük oluşturabileceğini ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Alp, kullanılan ilaçlarla etkileşime girme riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Alp, bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamalarının, faydadan çok zarara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>‘Doğal’ ürünlerin güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değil!</strong></p>
<p>Nörolojik hastalığı olan bireylerde beyin dengesinin zaten hassas bir sistem üzerinden korunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, migren ya da multipl skleroz gibi durumlarda ani beslenme değişiklikleri, uzun süreli açlık uygulamaları veya kontrolsüz takviye kullanımı bazı semptomları artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle bu tür uygulamaların, genel öneriler yerine kişiye özel olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Alp, “‘Doğal’ olarak tanımlanan ürünlerin her koşulda güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir. En sağlıklı yaklaşım, bu tür girişimleri mutlaka hekim ve alan uzmanlarıyla birlikte değerlendirmektir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sürekli ekrana maruz kalmak toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâli!</strong></p>
<p>Sürekli ekrana maruz kalmanın beyin üzerinde kimyasal anlamda bir toksin birikimine yol açtığının söylenemeyeceğini dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak uzun süreli ekran kullanımı, beynin dikkat, uyanıklık ve bilgi işleme sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturur.” dedi.</p>
<p>Özellikle sürekli değişen görsel uyaranların ve bildirimlerin, beynin dinlenme ağlarının yeterince devreye girmesini zorlaştırabileceğine işaret eden Alp, “Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulmalar şeklinde kendini gösterebilir. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâlidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Beyin sağlığı, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur!</strong></p>
<p>Beyin sağlığını korumak en önemli alışkanlığın düzenli ve kaliteli uyku olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Uyku sırasında beyin, gün içinde edinilen bilgileri düzenler, gereksiz uyarıları ayıklar ve kendini yeniler. Ayrıca duygusal düzenleme ve stresle başa çıkma kapasitesi de büyük ölçüde uyku kalitesiyle ilişkilidir. Yeterli uyku olmadığında, sağlıklı beslenme, egzersiz ya da diğer destekleyici alışkanlıkların etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle beyin sağlığı, kısa süreli çözümlerden çok, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091">Beynin detoksu kaliteli uyku!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsinin en sinsi belirtisi: Sessiz ve kısa nöbetler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsinin-en-sinsi-belirtisi-sessiz-ve-kisa-nobetler-599148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsinin]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetler]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi, beynin elektriksel aktivitesinin zaman zaman kontrolden çıkarak tekrarlayan nöbetlere yol açtığı nörolojik bir hastalık. Dünyada yaklaşık 65 milyon, Türkiye’de de yaklaşık bir milyon epilepsi hastası olduğu belirtiliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsinin-en-sinsi-belirtisi-sessiz-ve-kisa-nobetler-599148">Epilepsinin en sinsi belirtisi: Sessiz ve kısa nöbetler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi, beynin elektriksel aktivitesinin zaman zaman kontrolden çıkarak tekrarlayan nöbetlere yol açtığı nörolojik bir hastalık. Dünyada yaklaşık 65 milyon, Türkiye’de de yaklaşık bir milyon epilepsi hastası olduğu belirtiliyor.  Epilepsi ani gelişen nöbetler nedeniyle hastaların iş, aile ve sosyal yaşamlarında ciddi sorunlara neden olabilirken, nadiren de olsa yaşamı tehdit eden tablolara da yol açabiliyor.  <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aykut Kural,</strong> oysa epilepsi nöbetlerinin doğru tanı ve kişiye özel tedaviyle çoğunlukla kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek, ”Ancak, tedaviden başarılı sonuç alınabilmesinde erken tanı büyük önem taşımaktadır. Erken tanı ile nöbetler daha hızlı kontrol altına alınmakta, nöbetlerin direnç kazanmaları ve beynin tekrarlayan nöbetlerden zarar görmesi önlenebilmektedir. Bunlar sayesinde hastalarımızın çoğu nöbetsiz bir yaşam sürebilmekte ve eğitim ile iş yaşamlarına sorunsuz devam edebilmektedirler. Erken tanı için özellikle gözden kaçabilen belirtilerin bilinmesi ve zaman kaybetmeden hekime başvurulması çok değerlidir” diyor.  </p>
<p><strong> “Dalgın bakışlar” epilepsi sinyali olabilir! </strong></p>
<p>Epilepsi nöbetleri denildiğinde aklımıza ilk olarak ’ağızdan gelen köpükler, bilinç kaybı ve sert kasılmalar’ geliyor. Yaygın inanışın aksine, her epilepsi nöbeti bu şekilde gerçekleşmiyor. Epilepside birçok farklı nöbet tipi mevcut. Belirtiler sorunun beynin hangi bölgesinde başladığı ve ne hızla yayıldığıyla ilgili olarak gelişiyor. Bilinç kaybı, kasılma, dalma, uykuda ani sıçrama, konuşmanın durması, kötü koku duyulması veya déjà-vu gibi tuhaf hisler, epilepsinin en sık görülen belirtilerinden. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aykut Kural,<strong> </strong>aslında nöbetlerin toplum tarafından bilinmeyen pek çok sinyali de olduğuna işaret ederek, ”Sadece saniyeler süren kısa donakalma, dalgın bakışlar ve sıçrama nöbetleri de epilepside sık görülür ve çoğu zaman fark edilmez. Bu belirtilerin gözden kaçması ise tanıyı ve tedaviyi geciktirmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Uzayan nöbetlerde her dakika çok kritik! </strong></p>
<p>Epilepsi nöbetlerinin çoğu 1–2 dakika içinde geçiyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aykut Kural, ancak 5 dakikadan uzun süren nöbetlerde acil müdahalenin son derece önemli olduğunu vurgulayarak ”Zira, nöbet süresi uzadıkça beynin oksijensiz kalmasına bağlı olarak kalıcı beyin hasarı riski artmaktadır. Bu nedenle, uzayan nöbetlerde her dakika çok kritiktir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Yapay zeka destekli analizler tanıyı güçlendiriyor</strong></p>
<p>Epilepsinin en yaygın nedenlerini genetik yatkınlık, doğum sırasında oksijen yetersizliği, inme, travma, beyin tümörleri, enfeksiyonlar ve yapısal beyin bozuklukları oluşturuyor. Bazı hastalarda ise belirgin bir neden saptanamayabiliyor ve bu tablo ”idiopatik epilepsi” olarak tanımlanıyor. Epilepsi hastalığında beynin elektriksel sinyallerini kaydederek anormal paternleri gösteren elektroensefalografi (EEG) temel tanı yöntemi olarak kullanılıyor. Gerekli durumlarda manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve video-EEG yöntemlerine başvuruluyor. Yapay zekâ destekli EEG analizleri tanıyı güçlendiriyor ve tedaviyi hastaya özel hale getiriyor. </p>
<p><strong>Tedaviyle nöbetsiz bir yaşam mümkün! </strong></p>
<p>Günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Tedavide amaç nöbetleri tamamen durdurmak ve yan etkisiz bir yaşam sağlamak. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aykut Kural, epilepsi hastalarının yüzde 65–70’inin doğru ilaç tedavisiyle tamamen nöbetsiz bir yaşam sürebildiklerini vurguluyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsinin-en-sinsi-belirtisi-sessiz-ve-kisa-nobetler-599148">Epilepsinin en sinsi belirtisi: Sessiz ve kısa nöbetler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
