<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nedeni | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/nedeni/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/nedeni</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Apr 2026 09:02:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>nedeni | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/nedeni</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuğunuz kulağını çok sık çekiyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-kulagini-cok-sik-cekiyorsa-dikkat-626266</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekiyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kulağı]]></category>
		<category><![CDATA[kulağını]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kulak Enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Kulak]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626266</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda ve bebeklerde sık görülen bir sağlık sorunu olan kulak ağrısının birçok sebebi olabiliyor. Ağrının en önemli nedenlerinden biri olan kulak enfeksiyonları, her 6 çocuktan 5’inde 3 yaşına kadar görülebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-kulagini-cok-sik-cekiyorsa-dikkat-626266">Çocuğunuz kulağını çok sık çekiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ve bebeklerde sık görülen bir sağlık sorunu olan kulak ağrısının birçok sebebi olabiliyor. Ağrının en önemli nedenlerinden biri olan kulak enfeksiyonları, her 6 çocuktan 5’inde 3 yaşına kadar görülebiliyor. Kulak ağrısına yol açan enfeksiyonlara zamanında müdahale edilmediğinde işitme kayıpları yaşanabiliyor. Konuşma yetisi olmayan küçük çocuklar ve bebekler ise ağrının varlığını kulaklarını çok sık çekerek belli edebiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ufuk Ertural, çocuklarda huzursuz ve iştahsızlığın önemli bir nedeni olan kulak ağrısı hakkında bilgi verdi. <strong> </strong></p>
<p><strong>Çocuklarda kulak ağrısının 8 nedeni</strong></p>
<p>Kulak enfeksiyonları ve diğer kulak, burun ve boğaz sorunları nedeniyle ebeveynler çocuklarını doktora çok sık getirmektedir. Çocuklarda kulak enfeksiyonlarının sık görülmesinin nedeni ise kulak zarının arkasında sıvı birikmesine neden olan östaki tüplerinin yetişkinlere oranla iyi çalışmaması ve bağışıklık sistemlerinin henüz gelişme aşamasında olmasıdır. Kulak enfeksiyonları, çocuklarda iştahsızlığa, uyku ve zamanla duyma problemine yol açmaktadır. </p>
<p>Çocuklarda kulak ağrısının nedeni şunlar olabilir;</p>
<ol>
<li>Kulak enfeksiyonu (Orta kulak veya dış kulak enfeksiyonu olarak da adlandırılır).</li>
<li>Kulakta biriken sıvı. </li>
<li>Yüzücü kulağı (Suya maruz kalma).</li>
<li>Kulak kirinin kanalı tıkaması.</li>
<li>Kulağa sokulan ve orada sıkışıp kalan cisimler (Pamuk çubuklarının kullanımında kalan parçalar).</li>
<li>Kulak kanalının tahriş olması ya da ortaya çıkan yaranın olması.  </li>
<li>Diş çürüğü veya diş çıkarma gibi bir diş probleminin varlığı.</li>
<li>Sık tekrarlanan boğaz ağrısı. </li>
</ol>
<p><strong>Enfeksiyon aniden başlar </strong></p>
<p>Çocuklardaki kulak enfeksiyonu çoğu zaman orta kulakta aniden ortaya çıkar. Orta kulak, kulak zarı ile iç kulağın arasında bulunan hava dolu boşluktur. Bu boşlukta, ses titreşimlerini kulak zarından iç kulağa ileten hassas kemikler bulunur. Orta kulağı, boğaz arkasına bağlayan kanalda ise östaki tüpleri vardır. Bu tüpler kulaktaki hava basıncını düzenler ve orta kulak boşluğunda sıvı birikmesini önler. Östaki borusundaki sorunlar ise orta kulak boşluğundan sıvı boşalmasının zorlaşmasına ve bu da işitme kaybına neden olabilir. Kulak enfeksiyonları da orta kulakta sıvı birikmesine yol açar. Sonuç olarak sıvı birikimi orta kulağın enfekte olmasının en önemli nedenidir. </p>
<p><strong>Kulak enfeksiyonları etkili</strong></p>
<p><strong>Orta kulak enfeksiyonları:</strong> Virüsler veya bakteriler çocukların kulak zarının arkasındaki alandaki boşlukta enfekte olarak kulak ağrısına, ateş veya işitme kaybına neden olur. Genellikle 7 yaşın altındaki çocuklarda sık rastlanan bu durum, özellikle de soğuk algınlığı sonrasında etkili olur. Orta kulak ile burnun arka kısmını birbirine bağlayan östaki tüplerinin gelişmemiş olması nedeniyle orta kulakta sıvı birikir. Bu nedenle zararlı bakteriler bu alanda çoğalır.</p>
<p><strong>Dış kulak enfeksiyonları:</strong> En önemli nedeni dış kulak kanalının enfekte olmasıdır. Sonuç olarak ağrı veya akıntı ortaya çıkar. Bu enfeksiyonlar büyük çocuklarda yaygın bir durumdur. Aşırı suya maruz kalma (yüzücü kulağı), tırnak ya da pamuk çubuklarıyla kulak kanalının tahriş edilmesinden kaynaklanabilir. </p>
<p><strong>Oluşmaması için önlem alınmalı</strong></p>
<p>Kulak ağrısı ile başlayan sürecin önlenmesinde, aşağıdaki yöntemler etkili olabilmektedir;</p>
<ul>
<li>Çocuklara grip aşısının sezon başında yaptırılması enfeksiyonun oluşma olasılığını düşürecektir. </li>
<li>Çocukların kulağı, pamuk çubukları veya sivri cisimlerle kesinlikle temizlenmemelidir. </li>
<li>Mevsimsel nezlesi olan kişilerden çocuklar uzak tutulmalıdır.  </li>
<li>Diğer çocuklarla etkileşim halinde olan çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır.</li>
<li>Bebeklere yatar vaziyette kesinlikle biberon verilmemelidir. </li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-kulagini-cok-sik-cekiyorsa-dikkat-626266">Çocuğunuz kulağını çok sık çekiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değişen]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Ekin Çevik, bir ay süren oruç ibadetinin ardından Ramazan Bayramı’nda artan tatlı tüketimini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287">Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Ekin Çevik,<strong> </strong>bir ay süren oruç ibadetinin ardından Ramazan Bayramı’nda artan tatlı tüketimini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Görkemli bayram sofraları biyolojik bir sınav</strong></p>
<p>Ramazan Bayramı’nın, toplumumuzda &#8220;Şeker Bayramı&#8221; olarak da anılmasıyla daha en başından zihnimizde tatlı ve şekerleme çağrışımları uyandırdığını dile getiren Arş. Gör. Ekin Çevik, “Ancak bir ay süren oruç ibadetinin ardından kurulan o görkemli bayram sofraları, sadece kültürel bir gelenek değil, aynı zamanda vücudumuz için biyolojik bir sınav niteliği taşıyor. Yapılan araştırmalar, Ramazan ayı boyunca beslenme düzenindeki değişimlerin bayram sabahı kapımızı farklı bir hormonal tabloyla çaldığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Biyolojik olarak daha aç hissediyoruz</strong></p>
<p>Pek çok kişinin bayramda iştahına hakim olamamaktan şikayet etse de bilimin, bu durumun sadece iradeyle ilgili olmadığını kanıtladığını söyleyen Arş. Gör. Ekin Çevik, “Ramazan sonunda, vücudumuzda ‘açlık hormonu’ olarak bilinen ghrelin seviyelerinde belirgin bir artış yaşanırken; tokluk hissi veren leptin hormonunda ise hafif bir düşüş gözleniyor. Yani biyolojik olarak hem daha aç hissediyoruz hem de doyma sinyali beynimize normalden daha geç ulaşıyor. Vücudumuz adeta ‘depoları doldur’ komutu verirken, insülin dengesi de bu ani şeker yüklemesiyle sarsılmaya açık hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı tatlı isteği değişen hormonların doğal bir sonucu</strong></p>
<p>Bayramda aşırı tatlı tüketme isteğinin aslında değişen hormonların doğal bir sonucu olduğunu kaydeden Arş. Gör. Ekin Çevik, bu biyolojik iştah dalgasını yönetme ve farkındalıkla yemenin ise bayramı sağlıklı atlatmanın anahtarı olduğunu söyledi.</p>
<p>Ramazan ayı boyunca vücudun, bazal metabolizma hızını ve enerji kullanımını düşük bir tempoya göre kalibre ettiğini dile getiren Arş. Gör. Ekin Çevik, “Bayramla birlikte başlayan ani ve yüksek glisemik indeksli tatlı tüketimi, pankreasın üzerinde ciddi bir akut stres yaratır. Kan şekeri hızla yükselirken, vücut bu durumu dengelemek için hiper-insülinemi (aşırı insülin salgılanması) tepkisi verir. Bu ani dalgalanma, sadece enerji düşüklüğüne değil, damar endotel yapısında (damar iç zarı) mikroskobik hasarlara ve oksidatif strese yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Diyabet ve kalp hastaları için &#8216;kırmızı çizgiler&#8217;</strong></p>
<p>Özellikle diyabet, insülin direnci ve kalp hastaları için bayramın &#8220;tadımlık&#8221; ile &#8220;doyumluk&#8221; arasındaki ince çizginin hayati önem taşıdığı bir dönem olduğunun altını çizen Arş. Gör. Ekin Çevik, “En büyük kırmızı çizgi, tatlıyı tek başına ve aç karnına tüketmektir. Tatlı mutlaka ana yemeğin ardından, lifli gıdalar (sebze) ve proteinlerle birlikte tüketilmelidir. Bu, şekerin kana karışma hızını yavaşlatır. Şerbetli ve hamurlu tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Ancak ‘şeker ilavesiz’ olsa dahi meyve şekerinin de insülini yükselttiği unutulmamalıdır. Tatlının yanında içilen asitli/şekerli içecekler glisemik yükü ikiye katlar. Yanında sadece su, sade maden suyu veya ayran tercih edilmelidir. Hazır tatlılar ve hamur işleri sadece şeker değil, gizli sodyum ve trans yağ da içerir. Bu durum kan basıncını (tansiyonu) aniden yükselterek kalbe binen yükü artırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Porsiyonu elinizle ölçün!</strong></p>
<p>Şerbetli tatlıların basit karbonhidrat ve yüksek fruktoz içeriğiyle &#8220;boş enerji&#8221; sınıfında olduğunu, sütlü tatlıların ise protein ve kalsiyum sayesinde kan şekerini daha yavaş yükselttiğini söyleyen Ekin Çevik, şöyle devam etti:</p>
<p>“Puding, muhallebi veya meyve salatası gibi kaseyle yenen tatlılar için ideal porsiyon küçük bir kaseye denk gelen bir avuç içi kadardır. Taze meyveler veya hafif meyve bazlı tatlılar için bir yumruk büyüklüğü idealdir. Baklava, kadayıf gibi enerji yoğunluğu çok yüksek şerbetli tatlılarda ise ölçü, birleştirilmiş iki parmağınız (işaret ve orta parmak) genişliğinde ve uzunluğunda olmalıdır. Bu ölçü, yaklaşık 40-50 gramlık (165-170 kalori) bir porsiyona denk gelir ve karşılığı olan 1-2 adet orta boy baklava dilimi genellikle yeterli bir porsiyondur. Şerbetli tatlılar yüksek oranda yağ içerdiği için porsiyonun kalınlığı başparmağınızın boğumunu geçmemelidir. Eğer tatlı daha kalınsa (örneğin havuç dilimi baklava), boyutu küçültmek gerekir. Bir dilim kekin porsiyonu, avucunuzun ayası (parmaklar hariç orta kısım) büyüklüğünde ve yaklaşık bir parmak kalınlığında olmalıdır.”</p>
<p><strong>Bayram ziyaretlerinde &#8220;seçici denge&#8221; stratejisi</strong></p>
<p>Sosyal baskıyı ve yoğun ikramları yönetmek için kültürel ikramları tamamen reddetmek yerine &#8216;seçici denge&#8217; stratejisi uygulanmasını tavsiye eden Ekin Çevik, “Günlük toplam ilave şeker alımı, toplam kalori ihtiyacının %5-10’unu geçmemelidir. Bu da yetişkin bir birey için günde ortalama 2 dilim baklava veya muadili bir tatlıya tekabül eder. Birden fazla ziyaret yapılacaksa, ikramlar ‘paylaşılarak’ tüketilmelidir (örneğin; bir evde yarım dilim baklava, diğerinde küçük bir kase sütlü tatlı gibi). Vücudunuzun şeker dengesini sarsmamak için kendinize bir &#8220;tatlı seçim hiyerarşisi&#8221; oluşturabilirsiniz. Birinci tercih; meyveli veya sütlü tatlılar (güllaç, sütlaç, kazandibi gibi hafif seçenekler). İkinci tercih; şeker ilavesiz, kuru meyvelerle (incir dolması gibi) hazırlanmış doğal tatlılar. Sınırlı tercih; şerbetli ve hamurlu tatlılar (baklava, kadayıf).” dedi.</p>
<p><strong>Aşırı şeker tüketimi ‘yemek sonrası çöküşü’ denilen ağır uyku haline yol açıyor</strong></p>
<p>Aşırı şeker tüketiminin klinik etkileri hakkında çarpıcı detaylar veren Ekin Çevik, “Kısa vadede,<strong> </strong>yoğun şeker alımı sonrası insülin tavan yapar. Bu aşırı tepki, kan şekerinin normalin altına düşmesine neden olarak; titreme, soğuk terleme, baş dönmesi ve ani acıkma hissini tetikleyebilir. Kan şekerindeki sert dalgalanmalar, nöronal aktiviteyi etkileyerek konsantrasyon güçlüğü ve ‘yemek sonrası çöküşü’ dediğimiz ağır uyku haline yol açabilir. Şeker molekülleri, fiziksel yapıları gereği suyu kendilerine çekme özelliğine sahiptir ve bu nedenle bağırsaklara sıvı çekilir. Bu da bayramda sıkça rastlanan şişkinlik, gaz ve diyare (ishal) şikayetlerine neden olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Şeker karaciğeri yağlandırıyor</strong></p>
<p> Uzun vadede ise sürekli tekrarlanan yüksek şeker döngüsünün; visseral (iç organ) yağlanmayı artırdığını, leptin direncini tetikleyerek obeziteye zemin hazırladığını kaydeden Ekin Çevik, “Buna bağlı olarak hiperinsülinemi dediğimiz kanda insülin seviyelerinin sürekli yüksek olması durumu, hücrelerin bu hormona duyarsızlaşmasına neden olur. Bu nedenle, pankreas yorulur ve şeker hastalığı kronikleşmiş olur. Fazla fruktoz sadece karaciğerde işlenir. Kapasite aşıldığında karaciğer bu şekeri yağa dönüştürür; bu da alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmasına (NAFLD) yol açar. Yüksek şeker, LDL (kötü kolesterol) parçacıklarını küçülterek damar duvarına yapışmasını kolaylaştırır ve trigliseridleri yükseltir. Bu durum, damar sertliği (ateroskleroz) riskini doğrudan artırır. Kandaki ani glikoz artışı, sitokin adı verilen iltihap yapıcı maddelerin salınımını tetikleyerek eklem ağrılarını veya mevcut ödemleri artırabilir. Şeker molekülleri proteinlere bağlanarak ‘Gelişmiş Glikasyon Son Ürünleri’ oluşturur. Bu süreç cildin kolajen yapısını bozar (erken kırışıklık) ve damar esnekliğini kaybettirir.” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><strong>Şekerin panzehiri bol su ve yürüyüş</strong></p>
<p>Tatlı tüketiminin neden olduğu metabolik yükü hafifletmenin iki temel yolunun &#8216;su tüketimi&#8217; ve &#8216;fiziksel aktivite&#8217; olduğunu belirten Arş. Gör. Ekin Çevik, “Yoğun şeker ve karbonhidrat alımı, vücutta ‘ozmotik yük’ yaratarak hücrelerin su dengesini bozar ve böbreklerin fazla glikozu süzmek için normalden fazla çalışmasına neden olur. Bu süreçte yeterli su tüketmek, sadece susuzluğu gidermekle kalmaz; kandaki şeker konsantrasyonunu seyrelterek böbreklerin yükünü hafifletir ve şekerin idrar yoluyla atımını destekler. Ayrıca, tatlı tüketimiyle birlikte vücudun tuttuğu ödemin atılması ve bağırsaklarda şeker kaynaklı oluşabilecek şişkinlik, gaz gibi sindirim şikayetlerinin minimize edilmesi için su, en doğal ve etkili çözümdür. Gün boyu küçük yudumlarla yaygın bir şekilde içilen 2,5-3 litre su, bayram sonrası oluşabilecek ‘metabolik yorgunluğun’ önüne geçmek için temel şarttır.” dedi.</p>
<p><strong>‘Tasarruf moduna’ giren metabolizmayı yeniden canlandırmak için yürüyüş şart</strong></p>
<p>Tatlı bir ikramın ardından yapılan hafif tempolu bir yürüyüşün, vücudun insülin hormonuna olan ihtiyacı azaltan sihirli bir mekanizmayı devreye soktuğunu kaydeden Ekin Çevik, “Kaslar hareket halindeyken, kandaki glikozu insülinin rehberliğine ihtiyaç duymadan doğrudan yakıt olarak kullanmaya başlar; bu da kan şekerindeki ani ve keskin yükselişlerin önüne geçer. Yemeklerden yaklaşık 15-20 dakika sonra yapılacak kısa bir yürüyüş hem pankreasın üzerindeki baskıyı azaltır hem de bayramın getirdiği enerji fazlasının yağ olarak depolanmasını engeller. Hareket etmek, sadece ‘kalori’ yakmak değil, uzun süreli açlık döneminden çıkan ve ‘tasarruf moduna’ giren metabolizmayı yeniden canlandırarak enerji seviyenizi gün boyu dengede tutmaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287">Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duraliler 1 Ana İsale hattı taşınacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duraliler-1-ana-isale-hatti-tasinacak-618865</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:19:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ana]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[duraliler]]></category>
		<category><![CDATA[hattı]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[sale]]></category>
		<category><![CDATA[Su Kesintisi]]></category>
		<category><![CDATA[taşınacak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konyaaltı İlçesi Hürriyet Caddesi üzerinde bulunan Karayolları Katlı Kavşak Çalışması nedeni ile ASAT Genel Müdürlüğü tarafından ana isale hattının taşınma işlemi gerçekleştirilecek. Çalışma kapsamında 11 Mart Çarşamba günü saat 20.00’den 12 Mart Perşembe 06.00’ya kadar su kesintisi ve basınç düşüklüğü yaşanacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duraliler-1-ana-isale-hatti-tasinacak-618865">Duraliler 1 Ana İsale hattı taşınacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Konyaaltı İlçesi Hürriyet Caddesi üzerinde bulunan Karayolları Katlı Kavşak Çalışması nedeni ile ASAT Genel Müdürlüğü tarafından ana isale hattının taşınma işlemi gerçekleştirilecek. Çalışma kapsamında 11 Mart Çarşamba günü saat 20.00’den 12 Mart Perşembe 06.00’ya kadar su kesintisi ve basınç düşüklüğü yaşanacak. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi ASAT Genel Müdürlüğü, Karayolları Katlı Kavşak Çalışması nedeniyle Duraliler 1 Ana İsale Hattı üzerinde taşıma çalışması gerçekleştirecek. 1000’lik çelik  boru deplase bağlantıları çalışmaları nedeniyle  11 Mart 2026 Çarşamba 20.00 – 12 Mart 2026 Perşembe 06.00 saatleri arasında su kesintisi ve basınç düşüklüğü yaşanacak. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>KESİNTİDEN ETKİLENECEK BÖLGELER       </span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Su kesintisi ve basınç düşüklüğünden; Bahtılı (Bir kısmı), Aşağıkaraman, Duraliler, Mollayusuf (Villalar Bölgesi), Avni Tolunay, Siteler, Akdeniz Üniversitesi, Bayındır, Meltem, Bahçelievler, Deniz, Kışla, Kızılsaray, Elmalı, Tahılpazarı, Balbey, Selçuk, Barbaros, Kılıçarslan, Haşimişcan, Sinan, Zerdalilik, Gençlik, Demircikara, Yeşilbahçe, Şirinyalı, Fener, Çağlayan, Güzeloba, Kemerağzı, Kundu, Kundu Oteller Bölgesi etkilenecek. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>VATANDAŞLARA TEDBİRLİ OLUN UYARISI</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ana isale hattı üzerinde yapılacak olan çalışma nedeniyle, Kepez ve Muratpaşa ilçelerindeki bazı ana depolar da su kesintisinden ve basınç düşüklüğünden etkilenebilecek. Çalışmaların belirtilen süre zarfında tamamlanması bekleniyor, ancak deplase edilecek hattın ana isale hattı olması nedeniyle hattın kendini toplamasının zaman alabileceği ve su kesintisinin süresinin uzayabileceği uyarısı yapıldı. ASAT Genel Müdürlüğü, çalışma süresince su kesintisi ve basınç düşüklüğünden olumsuz etkilenmemek için vatandaşları tedbirli olmaya çağırdı.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duraliler-1-ana-isale-hatti-tasinacak-618865">Duraliler 1 Ana İsale hattı taşınacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşmeyen Kilonuzun Nedeni Lodos Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dusmeyen-kilonuzun-nedeni-lodos-olabilir-611777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 08:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çaylar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[düşmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kilonuzun]]></category>
		<category><![CDATA[lodos]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[ödem]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde birçok kişi beslenme alışkanlıklarında belirgin bir değişiklik yapmamasına rağmen yüz, eller, ayak bilekleri ve karın bölgesinde şişkinlik yaşadığını ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dusmeyen-kilonuzun-nedeni-lodos-olabilir-611777">Düşmeyen Kilonuzun Nedeni Lodos Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde birçok kişi beslenme alışkanlıklarında belirgin bir değişiklik yapmamasına rağmen yüz, eller, ayak bilekleri ve karın bölgesinde şişkinlik yaşadığını ifade ediyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca beslenme hatalarından değil, lodos gibi güçlü hava olaylarının vücudun sıvı dengesini etkilemesinden de kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor. Hava basıncındaki ani değişimler, artan nem oranı ve sıcaklık dalgalanmaları, vücutta sıvı tutulumu riskini artırabiliyor. Bu durum halsizlik, baş ağrısı ve huzursuzluk hissiyle birlikte günlük yaşam konforunu da olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Gözde Akın lodosun vücudumuza fiziksel etkileri konusunda bilgi verdi.</p>
<p><strong>Lodos fiziksel dengemizi de etkiliyor </strong></p>
<p>Lodos, birçok kişinin hem ruh halini hem de fiziksel dengesini etkileyen güçlü bir hava olayıdır. Havanın basıncındaki değişim, nem oranının artması ve sıcaklığın beklenmedik dalgalanmaları; baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk gibi etkilerin yanı sıra vücutta ödem oluşumunu da tetikleyebilir. Özellikle lodosun estiği günlerde birçok birey yüzünde, ellerinde, ayak bileklerinde veya karın bölgesinde şişkinlik fark edebilir. Bu durum doğrudan lodosun yarattığı sıvı tutulumuna yatkınlık ile ilişkilendirilebilir. Ancak beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle lodos günlerinde ortaya çıkan ödemi kontrol altına almak mümkündür.</p>
<p><strong>Potasyumdan zengin besinleri tüketin</strong></p>
<p>Bu dönemde yetersiz su tüketimi ve tuz oranı yüksek besinlerin tercih edilmesi, ödemin daha belirgin hale gelmesine yol açabilir. Paketli ve işlenmiş gıdalar vücudun su tutma eğilimini artırırken, potasyumdan zengin ve lifli besinler sıvı dengesinin korunmasına destek olur. Potasyumdan zengin olan muz, avokado, ıspanak, kabak, kuru kayısı, mercimek gibi besinler tüketilebilir. Tuz tüketimini mutlaka azaltın. Paketli, salamura ve işlenmiş ürünlerden uzak durun. Maden suyu tüketiyorsanız sodyum oranı düşük olanları tercih edin.</p>
<p><strong>Lodos yüzünden iştah artabilir</strong></p>
<p>Öğün atlamayın çünkü uzun süre aç kalmak vücudun su tutma eğilimini artırabilir. Sebze ağırlıklı, liften zengin öğünler tüketin. Örneğin; brokoli, kabak, enginar, semizotu, salatalık gibi. Şekerli ve rafine karbonhidratlı gıdaları (beyaz ekmek, hamur işleri, tatlılar) sınırlandırın. Lodos nedeniyle artan iştah dalgalanmalarını kontrol etmek için yanınızda sağlıklı atıştırmalıklar bulundurun. Badem, ceviz, yoğurt, meyve, tam tahıllı kraker bu konuda en doğru tercihler olabilir.</p>
<p><strong>Bitki çayları destekleyici rol oynar</strong></p>
<p>Bazı bitki çaylarının vücudun sıvı dengesini destekleyebilir. Ancak bu çayların bilinçsiz ve aşırı bir şekilde tüketilmemesi gerekir. Ödem azaltmaya yardımcı çaylar kontrollü bir şekilde tüketilebilir. Maydanoz, kiraz sapı, zencefil, adaçayı, yeşil çay bu konuda destekleyicidir. Bu çayları günde 1-2 fincan ile sınırlayın. Kronik bir hastalık varsa tüketmeden önce mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Sabah aç karnına 1 bardak ılık su ve limon içmek de sindirimi ve dolaşımı destekleyebilir.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı faktörleri ödemi etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Uzun süre hareketsiz kalmak, stres düzeyinin artması ve düzensiz uyku lodoslu günlerde ödem şikayetlerini artıran unsurlardandır. Günlük rutinlerde yapılacak küçük düzenlemeler, bu etkilerin hafiflemesine yardımcı olabilir. Örneğin gün içinde en az 20-30 dakika yürüyüş yapmaya çalışın. Bacaklarda şişlik varsa gün içinde birkaç kez bacakları kalp seviyesinin üzerine kaldırarak dinlenin. Uzun süre oturmaktan kaçının ve her 45 dakikada bir kısa hareket molası verin. Lodosun getirdiği stres ve gerginliği azaltmak için nefes egzersizi veya hafif esneme hareketleri uygulayın.</p>
<p><strong>Lodos günlerinde ödemi azaltmaya yönelik öneriler</strong></p>
<ul>
<li>Günlük 8-10 bardak su tüketmeye özen gösterin.</li>
<li>Tuz oranı yüksek, paketli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun.</li>
<li>Potasyumdan zengin besinlere beslenmenizde yer verin.</li>
<li>Öğün atlamadan, liften zengin sebze ağırlıklı beslenin.</li>
<li>Gün içinde 20-30 dakika yürüyüş yaparak dolaşımı destekleyin.</li>
<li>Uzun süre oturmaktan kaçının, düzenli hareket molaları verin.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dusmeyen-kilonuzun-nedeni-lodos-olabilir-611777">Düşmeyen Kilonuzun Nedeni Lodos Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilinçsiz Yapılan Egzersizler Bel Fıtığı ve Menisküs Nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-yapilan-egzersizler-bel-fitigi-ve-meniskus-nedeni-605253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçsiz]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[egzersizler]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[menisküs]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Spor ve egzersiz yapmak sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Ancak bilinçsiz ve kontrolsüz yapılan egzersizler sakatlanmaya yol açabildiği gibi, çeşitli hastalıklara da kapı aralıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-yapilan-egzersizler-bel-fitigi-ve-meniskus-nedeni-605253">Bilinçsiz Yapılan Egzersizler Bel Fıtığı ve Menisküs Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Spor ve egzersiz yapmak sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Ancak bilinçsiz ve kontrolsüz yapılan egzersizler sakatlanmaya yol açabildiği gibi, çeşitli hastalıklara da kapı aralıyor. Özellikle doktora danışmadan, alanında uzman olmayan kişilerin sosyal medyaya paylaştıkları egzersiz videolarında yer alan hareketleri bilinçsizce yapmak bel fıtığı, omuz eklem hasarları ve menisküs gibi ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. İnci Şenses, kişiye özel planlanmayan egzersizlerin oluşturduğu riskler hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Yanlış plank ve squat hareketleri sakatlanma nedeni</strong></p>
<p>Fiziksel tıp ve rehabilitasyon kliniklerine başvuran hastalarda egzersize bağlı yaralanmalar belirli hareketlerde yoğunlaşmaktadır. Yanlış teknikle yapılan plank egzersizleri bel fıtığını tetiklemektedir. Uygun olmayan direnç lastikleriyle yapılan egzersizler omuz ekleminde hasara neden olabilir. Kontrolsüz ve yanlış formda uygulanan squat hareketleri ise diz ekleminde menisküs ve bağ yaralanmalarına yol açabilir.</p>
<p><strong>Sosyal medya paylaşımlarındaki egzersizlere dikkat!</strong></p>
<p>Dijital platformlarda paylaşılan egzersiz videoları, bireyin mevcut sağlık durumu değerlendirilmeden uygulandığında sakatlanma riskini artırmaktadır. Bu içeriklerin büyük bölümü; yaş, fiziksel kapasite, omurga sağlığı, eklem yapısı, kilo ve geçirilmiş hastalıkları dikkate almadan hazırlandığı için her birey için güvenli değildir</p>
<p><strong>Yanlış egzersize yol açan temel hatalar</strong></p>
<p>Egzersiz kaynaklı sakatlıkların temelinde üç ana hata öne çıkmaktadır:</p>
<ul>
<li>Ağrının kas, fıtık ya da kemik kaynaklı olup olmadığı belirlenmeden yapılan egzersizler. </li>
<li>“Herkese aynı egzersiz” anlayışıyla kişiye özel planlama yapılmaması.</li>
<li>Yanlış hız, uygunsuz yük ve hatalı tekrar sayılarıyla yapılan uygulamalar.</li>
</ul>
<p><strong>Egzersiz öncesi klinik değerlendirme önemli</strong></p>
<p>Egzersizin koruyucu ve tedavi edici etkilerinden güvenli şekilde yararlanabilmek için uygulama öncesinde klinik değerlendirme büyük önem taşımaktadır. Bireyin egzersize başlamadan önce mevcut şikâyetlerinin kaynağının netleştirilmesi gerekir. Ağrının kas-iskelet sistemi, disk patolojisi ya da eklem yapılarıyla ilişkili olup olmadığı doğru egzersiz planlamasını belirlemektedir.</p>
<p>Planlanan programın bireyin yaşı, fiziksel kapasitesi, eşlik eden kronik hastalıkları ve geçmiş travmalarıyla uyumlu olması gerekir. Standart egzersiz protokollerinin bireysel farklılıklar dikkate alınmadan uygulanması sakatlanma riskini anlamlı ölçüde artırmaktadır.</p>
<p>Egzersizin süresi, sıklığı, yoğunluğu ve hızı klinik açıdan temel parametreler arasında yer alır. Yanlış yükleme, kontrolsüz tempo ve uygunsuz tekrar sayıları kas, tendon ve eklem dokularında aşırı zorlanmaya bağlı hasarlara yol açabilir. Egzersiz sırasında ortaya çıkan ağrının fizyolojik bir adaptasyon mu yoksa patolojik bir sürecin göstergesi mi olduğunun ayırt edilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Uygun tedavi planlaması şart!</strong></p>
<p>Kas-iskelet sistemi ağrılarında sosyal medyada görülen veya kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmesi ciddi riskler barındırmaktadır. Ağrı, hareket kısıtlılığı ya da performans kaybı yaşayan bireylerin sosyal medya içerikleriyle değil, mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilerek tedavi sürecine başlaması gerekir.</p>
<p>Egzersizin sağlık için etkili ve güvenli bir araç olabilmesi; doğru tanı, kişiye özel planlama ve uzman kontrolü ile mümkün olabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-yapilan-egzersizler-bel-fitigi-ve-meniskus-nedeni-605253">Bilinçsiz Yapılan Egzersizler Bel Fıtığı ve Menisküs Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 08:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısının]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[divertikülit]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597289</guid>

					<description><![CDATA[<p>Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289">Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor. Genellikle hiçbir belirti vermeyen bu kesecikler; hafif karın kramplarına, şişkinliğe ve gaz ya da dışkılama alışkanlıklarında değişikliklere (kabızlık veya ishal) yol açabiliyor. Ancak kesecikler iltihaplandığında (Divertikülit) tablo ciddileşerek; şiddetli karın ağrısı, ateş, titreme, mide bulantısı, kusma ve iştah kaybı gibi belirtiler ortaya çıkıyor.   Özellikle şiddetli karın ağrısı ve ateş durumunda vakit kaybetmeden bir doktora başvurulması hayati öneme sahip. </p>
<p>Lif yönünden fakir beslenmeye bağlı sürekli kabızlığın oluşması ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin hastalığa davetiye çıkardığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş</strong>, aynı zamanda genetik faktörlerin ve yaşa bağlı olarak bağırsak duvarlarının zayıflaması sebebiyle de 60 yaş üstü bireylerde bu durumla sıklıkla karşılaşıldığının altını çiziyor. </p>
<p><strong>Divertikülit Tedavisinde Cerrahi Yöntemler </strong></p>
<p>Divertiküller genellikle başka bir sebeple yapılan taramalarda tesadüfen bulunurken, tanı için kolonoskopi ve bilgisayarlı tomografiden (BT) faydalanılıyor. Tedavi şekli ise hastalığın evresine göre değişmekte. Keseciklerin olduğu sessiz evrede (Divertikülozis), ilaç tedavisine gerek yokken, bu evrede yaşam tarzı değişikliği (bol lifli diyet, su tüketimi) yeterli oluyor. Hafif atakların başladığı evrede istirahat, sıvı ağırlıklı beslenme ve uzman doktorun reçete edeceği antibiyotikler kullanılıyor. Şiddetli ataklarda hastaneye yatış, damardan antibiyotik tedavisi ve bağırsağın dinlendirilmesi gerekebiliyor. Nadiren bağırsak delinmesi, iki defadan fazla tekrarlayan divertikülit atağı, sık tekrarlayan kanama gibi komplikasyonların gelişmesi gibi durumlarda ise cerrahi müdahale gerekebiliyor. Cerrahi yöntemler, hastalıklı (divertiküllü ve iltihaplı) bağırsak bölümünün çıkarılmasına ve kalan sağlıklı uçların birbirine dikilmesine dayanıyor. Ancak bu işlemin nasıl yapılacağı hastanın durumuna göre değişiyor. Cerrahlar, mümkün olan her durumda hastanın daha hızlı iyileşmesini sağlayan kapalı yöntemleri tercih ederken, bazı durumlarda açık cerrahiye de başvurulabiliyor. Karın bölgesine 3-4 adet çok küçük kesi açılarak yapılan laparoskopik cerrahi (kapalı yöntem); daha az ağrı, daha küçük ameliyat izi ve daha kısa hastanede yatış süresiyle hastaların normal hayatlarına daha hızlı dönmelerini sağlıyor. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş</strong>, cerrahi süreçte hastaların en büyük korkusunun, bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılmasıyla dışkının bir torbaya (stoma) dolması olduğunu söylüyor. Oysa laparoskopik yöntemle gerçekleştirilen ameliyatlarda genellikle torba takılmıyor. Hastalıklı kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar birbirine dikilebiliyor. Acil ameliyatlarda ise, eğer karın içi çok iltihaplıysa, dikişlerin tutmama riski yüksek olduğu için, hasta güvenliğini sağlamak amacıyla geçici olarak bağırsağın karın cildine ağızlaştırılması söz konusu olabiliyor. Ancak enfeksiyon temizlenip hasta iyileştikten yaklaşık 3-6 ay sonra ikinci bir küçük ameliyatla bağırsak içeri alınıyor ve torba iptal ediliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289">Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 yaş altı çocuk ölümlerinin en sık nedeni!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-yas-alti-cocuk-olumlerinin-en-sik-nedeni-596571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 09:51:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[ölümlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prematüre Bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tamer]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış ayları prematüre yani 37 haftadan önce doğan bebekler için her zaman daha zorlu geçiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-yas-alti-cocuk-olumlerinin-en-sik-nedeni-596571">5 yaş altı çocuk ölümlerinin en sık nedeni!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış ayları prematüre yani 37 haftadan önce doğan bebekler için her zaman daha zorlu geçiyor. Kapalı ortamlarda hızla yayılan virüsler, minik bedenlerin bağışıklık sistemini kolayca etkiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy Hastanesi (Dr. Şinasi Can) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Tamer</strong>, prematüre bebeklerin akciğer ve kalp gibi hayati organlarının gelişimleri tamamlanmadan dünyaya geldiklerini, bağışıklık sistemlerinin çok zayıf olduğunu, dolayısıyla ani ısı değişimleri ve virüsler gibi çevresel risklerden çok daha fazla etkilendiklerini belirterek “Kış mevsimi prematüre bebekler gibi aileleri için de çok daha yüksek risk oluşturmakta ve çok daha zor geçmektedir. Ailelerin günlük rutinlerinde bile çok daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir” diyor. </p>
<p>5 yaş altı çocuk ölümlerinin en sık nedeninin prematüre doğum olduğuna dikkat çeken Dr. Tamer, kış aylarında tehlikenin arttığına dikkat çekerek “Beslenmesinden giyimine, bulunduğu ortamın ısısı ve havalandırmasından sağlık kontrollerinin ve gerekli aşılarının zamanında yapılmasına, ziyaretçilerden sigara dumanına dek birçok konuda çok dikkatli olunmalıdır. Anne babalar sıkça “sigarayı sadece balkonda içiyorum, bebeğime hiç duman gelmiyor” deseler de, yapılan çalışmalar, dışarıda veya balkonda içmenin dumanın içeri sızmasını, giysi ve saç yoluyla kalıntı taşınmasını, hatta yüzeylerde biriken toksik kalıntıların bebeği olumsuz etkilemesini engellemediğini gösteriyor” diyor. </p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Tamer, kış aylarında prematüre bebekleri tehdit eden 5 etken ile sağlıklı bir kış mevsimi geçirilebilmesi için alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Kalabalık ortam</strong></p>
<p>Prematüre bebeklerin sağlığını tehdit eden kış etkenlerinin başında kalabalık ortam gelmektedir. Çünkü kalabalık ortam RSV, influenza, grip ve covid gibi önemli viral enfeksiyonlara davetiye çıkarır. Bağışıklık sistemi hassas olan bebekler kalabalık ortamlarda bu tür enfeksiyonları çok daha kolay alırlar. Dolayısıyla bu bebekleri özellikle kış aylarında hasta kişilerin yanında, mümkünse kalabalık ortamlarda da bulundurmamak gerekir. Influenza ve RSV gibi enfeksiyonlarda da koruyucu aşı uygulamaları doktorunuzun kontrolüyle yapılabilir.</p>
<p><strong>Aşı ve doktor kontrollerinin aksatılması</strong></p>
<p>Dr. Reyhan Tamer “Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın önerdiği aşılar, zatürre, menenjit, tetanoz, çocuk felci gibi aşılar prematüre bebeklerde hayat kurtarıcıdır. Doktor kontrollerinin düzenli yapılması, erken dönemli büyüme ve gelişme ile ilgili sıkıntıların erken dönemde saptanıp tedavi edilmesi açısından da önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Ortam ısısı</strong></p>
<p>Prematüre bebekler ısı kaybına karşı çok duyarlıdır çünkü yağ dokusu azdır, vücut ısısını koruyamazlar. Soğuk havalarda solunum problemleri tehdit eder, bağışıklık sistemi çok iyi çalışmaz ve vücut strese girer. Ama bebeklerin kalın giydirilmesi yerine, oda ısısını doğru ayarlamak çok daha önemlidir. Prematüre bebeklerde oda ısısı 22-24 derece idealken, çok düşük doğum ağırlıklı bebekler, 1500 gramın altındaki doğum ağırlıklı bebeklerde 24-26 derece olması gerekir. Nem oranının da yüzde 40-60 arasında olmasına özen gösterilmelidir.</p>
<p><strong>Beslenme bozuklukları</strong></p>
<p>Kış aylarında önemini daha da artıran bir faktör de beslenme bozuklukları, kilo almamadır. Bebeklerin hem tartı alması hem de boy uzama ve baş çevresinde sağlıklı büyümesi önemlidir. Özellikle anne sütüyle beslenme prematüre bebeklerde büyüme, gelişme açısından çok önemlidir. Ama anne sütünün olmadığı durumlarda prematüre bebekler için doktor önerisiyle özel mamaların kulllanılması büyük önem taşır. Çünkü düşük ağırlıklı prematüre bebeklerde enerji ihtiyacı daha fazladır. Kilo alma, büyüme çok daha önemlidir.</p>
<p><strong>Sigara dumanı</strong></p>
<p>Dr. Reyhan Tamer, özellikle de kış aylarında prematüre bebekleri bekleyen en önemli tehlikelerden birinin sigara dumanı olduğunu vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Anne babalar bebeğin yanında sigara içmeyip balkonda içtiklerini belirtiyorlar. Ama yapılan çalışmalar; balkonda içmekle bebeğin yanında içmenin benzer zarar etkilerine sahip olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla lütfen sigara dumanının olduğu ortamdan, hava kirliliğinin olduğu ortamdan çocuklarımızı, bebeklerimizi uzak tutalım. Zira bunlar bebeklerde büyüme ve gelişmenin yavaşlamasından, enfeksiyonların artmasına dek ciddi tehlikelere davetiye çıkarıyor. Prematüre bebeklerin kalp ve akciğer gibi hayati organları gelişmediği, bağışıklık sistemleri çok zayıf olduğu için onlar açısından hayati önem taşıyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-yas-alti-cocuk-olumlerinin-en-sik-nedeni-596571">5 yaş altı çocuk ölümlerinin en sık nedeni!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En etkili korunma yöntemi sigaradan uzak durmak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-588618</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 10:38:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[durmak]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Evre]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigaradan]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her yıl 2 milyondan fazla ülkemizde de yaklaşık 41 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konuluyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-588618">En etkili korunma yöntemi sigaradan uzak durmak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada her yıl 2 milyondan fazla ülkemizde de yaklaşık 41 bin kişiye akciğer kanseri tanısı konuluyor. Erkeklerde en sık görülen kanser türü olan akciğer kanseri kadınlarda da meme ve kolorektal kanserlerinden sonra 3. sıklıkta görülüyor. Kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer alan akciğer kanserinin en önemli nedeni olarak sigara gösteriliyor. Öyle ki akciğer kanserinin yüzde 85&#8217;inin sigara kullanımı nedeniyle geliştiği belirtiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,</strong> akciğer kanserinden korunmanın veya riski azaltmanın en etkili yolunun  sigara ile tütün ürünlerinin bırakılması ve mümkün olduğunca pasif içicilikten kaçınılması olduğuna dikkat çekerek, “Sigara ve tütün ürünlerinin bırakılmasıyla akciğer kanseri önlenebilmektedir. Ayrıca çevresel risk faktörlerini kontrol etmek ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek riskin azaltılmasında büyük bir önem taşımaktadır” diyor. Akciğer kanserinin genellikle erken dönemlerinde belirti vermemesi ve en tipik sinyali olan öksürüğün sigara kullanımına bağlanması nedeniyle sıklıkla ileri evrede teşhis edildiğine vurgu yapan <strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,</strong> “Tanının gecikmesi de tedaviden etkin sonuç alınamamasına ve bunun sonucunda hastanın yaşamını yitirmesine neden olabilmektedir. Her kanserde olduğu gibi akciğer kanseri de ne kadar erken teşhis edilirse tam şifa şansı o kadar yükselmektedir. Bazen tarama yöntemleriyle tespit edilen çok erken evre akciğer kanserinde hastalarda sadece ameliyat ile şifa sağlanabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Risk grubundaki 50 yaş ve üzeri kişilere tarama önerisi</strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, akciğer kanserine aslında tarama yöntemleriyle erken dönemde tanı konulabildiğini belirterek, “Erken evrede teşhis edilebilmesi için yüksek riskli olarak belirlenmiş; yoğun sigara içen veya geçmişte içmiş olan 50 yaş ve üzeri kişilere her yıl düşük radyasyon dozlu bilgisayarlı akciğer tomografi çekimi yapılması önerilmektedir. Bu sayede henüz belirti vermemiş erken evre akciğer kanserinin yakalanması mümkün olabilmektedir” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Kadınlarda akciğer kanseri artıyor, çünkü… </strong></p>
<p>Akciğer kanseri, akciğer dokusundaki hücrelerin genetik olarak bazı değişimlere uğradıktan  sonra kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan bir kanser türü. Genel olarak erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3 ila 3,5 kat daha sık görülüyor. Erkeklerin sigara ve tütün kullanımının kadınlardan çok daha yaygın olmasının bunun başlıca nedeni olduğu düşünülüyor. Ancak, günümüzde kadınlarda sigara kullanımının artmasıyla birlikte akciğer kanseri oranları kadınlarda da yükseliyor ve iki cinsiyet arasındaki fark giderek azalıyor.</p>
<p><strong>Bu kanserin yüzde 85’inden sigara sorumlu!</strong></p>
<p>Akciğer kanserinin en önemli nedeni olarak sigara kullanımı gösteriliyor. Öyle ki akciğer kanserinin yaklaşık yüzde 85&#8217;inin sigarayla ilişkili olduğu belirtiliyor. Sigara dumanında bulunan çok sayıda kimyasal maddenin bir kısmı kanserojen özellik taşıyor. Bu kanserojen maddeler akciğer dokusunda hücrelerin genetik yapısını bozarak akciğer kanserine yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane,<strong> </strong>sigaranın bırakılması sonrasında akciğer kanseri riskinin azalması için üzerinden uzun bir süre geçmesi gerektiğini anlatarak, “Ayrıca, uzun dönem yoğun sigara içen kişilerde sigaranın bırakılması riski azaltsa da bu risk hiçbir zaman içmeyenler seviyesine düşmez; çünkü akciğerlerde bir miktar hasar mutlaka oluşmuştur. Bu nedenle, sigaraya hiç başlamamak en doğrusudur” diyor.  Prof. Dr. Faysal Dane, sigaranın yanı sıra hava kirliliği, radon gazı veya asbest maruziyeti, genetik faktörler, pasif içicilik ve ev içi duman maruziyetinin de risk faktörleri arasında yer aldığını söylüyor. </p>
<p><strong>Genellikle tesadüfen teşhis ediliyor</strong></p>
<p>Akciğer kanseri şikayete yol açtığında sıklıkla ileri evrede oluyor. Geç teşhis edilmesinin nedeni ise kanserin çoğunlukla uzun süre belirti vermemesi veya öksürük gibi yakınmaların sigaraya bağlanarak önemsenmemesi. Ayrıca yoğun sigara kullanan hastalarda tarama yöntemlerinin olmaması da geç teşhisin bir diğer sebebini oluşturuyor. Erken evrede çoğunlukla belirti vermemesi nedeniyle bu dönemde ancak rastlantısal çekilen bir görüntüleme yöntemi sonrasında fark ediliyor. İleri evrelerde ise uzun süreli öksürük, kan tükürme, nefes darlığı, boyunda şişme, göğüs bölgesinde ağrı, hırıltı veya ses kısıklığı gibi belirtilerle kendini belli ediyor.  Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, bu tür belirtilerin mutlaka akciğer kanseri yönünden tetkik edilmesi gerektiğine işaret ederek, “Akciğer grafisi bazı büyük kitleleri veya sıvı toplanmasını gösterebilmektedir. Şüphe olan hastalarda düşük doz bigisayarlı tomografi çekilmesi en uygun olan yöntemdir. Asıl teşhis ise görülen kitleden biyopsi yapılarak alınan numunenin mikroskop altında incelenmesiyle konulmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Tedavide çığır açan gelişmeler yaşanıyor! </strong></p>
<p>Akciğer kanserinin tedavisinde; ameliyat, radyoterapi, kemoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi yöntemlerine başvuruluyor.  Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, kanser tedavisinde çığır açan immünoterapi ve hedefe yönelik ilaçların son yıllarda akciğer kanserinde de uygun hastalarda hem erken evrede hem de ileri evrelerde  kullanılmaya başlandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eskiden immünoterapi tedavisi bu hastalıkta daha ileri evrede fayda sağlarken, son birkaç yıldır erken evrede de temel oyunculardan biri haline gelmiştir. Aynı şekilde, eğer hastanın tümörü hedefe yönelik ilaçlar için uygunsa,  bu ilaçlara artık hem erken evre hem de ileri evre hastalıkta başvurabilmektedir. Bunların yanı sıra günümüzde hastanın tümöründen alınan bir parçadan kapsamlı gen analizi yapılarak hangi ilacın bu hastanın kanserinde etkili olduğunu tespit etmek mümkün olmaktadır. Tüm bu gelişmeler sayesinde  son yıllarda akciğer kanserinde hastaların yaşam sürelerinde ciddi artışlar kaydedilmiştir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-etkili-korunma-yontemi-sigaradan-uzak-durmak-588618">En etkili korunma yöntemi sigaradan uzak durmak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemlerinizdeki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi Ve Travmatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793">Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir! Zira, vücudumuzun en önemli eklemlerinden biri olan kalça eklemleri çeşitli sebeplerden dolayı hasar görebiliyor. Kalça eklemlerinde en sık görülen problemlerden biri ise kıkırdak kaybına bağlı kireçlenme oluyor. Bu tablo, kalça eklemi çevresinde, özellikle de kasık bölgesinde ağrı ve hareket kısıtlılığıyla kendini belli ediyor.  İlaç, fizik tedavi ve yürümeye destek olan cihazlarla kalça eklemlerindeki kireçlenmeye ve diğer problemlere çözüm sağlanabilse de bu yöntemler bazen yetersiz kalabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,</strong> bu noktada kalça protezi ameliyatının gündeme geldiğini belirterek, “Son yıllarda bu ameliyatlar uygun hasta grubunda oldukça başarılı sonuçlar vermekte ve hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırmaktadır. Üstelik, günümüzün yeni nesil protezleri daha kaliteli üretilmekte ve vücuda çok daha kolay uyum sağlamaktadır. Ayrıca, protezler modern ameliyat teknikleriyle artık milimetrik hassasiyetle vücuda yerleştirilmektedir. Bu gelişmeler sayesinde protezlerin ömrü 30 yıla kadar uzamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kalça kırıklarından kireçlenmeye…</strong></p>
<p>Kalça eklemleri, yaşam kalitemiz için vazgeçilmez eklemlerden biri olarak nitelendiriliyor. Ayakta dururken dengede kalmayı sağlıyor, yürürken çok yönlü hareketlere izin veriyor ve koşma sırasında ani yüklenmeleri yumuşatarak eklemleri koruyor. Ayrıca, diz ile kalçalara aşırı ve dengesiz yük binmesini önlüyor. Merdiven çıkmak, yürümek ve spor yapmak gibi günlük faaliyetlerimizde kalça eklemi büyük bir önem taşıyor.   Dolayısıyla, kalça eklemlerinde gelişen hastalıklar veya kırıklar yol açtıkları şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığı nedeniyle yaşam kalitemizi ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Kalça eklemlerinde oluşan sorunlarda ilaç, fizik tedavi ve ameliyat olmak üzere üç tedavi yönteminden faydalanılıyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi ameliyatına başvurulabilen sorunları “Kalça eklemi kireçlenmesi, doğuştan veya sonradan oluşan kalça çıkıkları, bazı romatizmal hastalıklar, kalça kırıkları, tümör, enfeksiyon veya avasküler nekroz gibi sebeplerle geri dönüşsüz olan kıkırdak ve eklem bozulmaları” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Hastalar en çok şiddetli ağrıdan yakınıyor</strong></p>
<p>Kalça eklemi hastalıklarında en sık rastlanan ve hastaları en çok rahatsız eden sorun, hareketleri kısıtlayacak şiddete ulaşabilen ağrı oluyor. Ağrı genellikle kasık bölgesinde hissediliyor ve bazen dize kadar yayılabiliyor. Bununla birlikte, topallama ve eklemde hareket kısıtlılığı nedeniyle günlük aktivitelerde zorlanma gibi şikayetler de doktora başvurma sebeplerinden. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, hastaların şikayetlerini genellikle “Kasığımda ve kalçamda ağrı var. Dizim ağrıyor, yürürken kilitleniyorum. Bazen kalçama  bir şey takılıyor, topallıyorum. Bacağım diğerine göre kısaldı. Tam çömelemiyor, oturamıyor ve bağdaş kuramıyorum”  gibi cümlelerle dile getirdiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Protez hastaya ve hastalığa göre seçiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı hasar gören kalça ekleminin çıkarılması ve yerine yapay eklem yerleştirme ameliyatıdır. Hangi tür protezin yerleştirileceği ise hastaya ve hastalığa göre değişiyor. Genç ve kemik kalitesi iyi olan hastalarda genellikle çimentosuz ve uzun ömürlü protezler tercih ediliyor. Seramik-polietilen ve seramik-seramik yüzeyli protezler en sık tercih edilen türleri oluşturuyor. Standart protezlerin yeterli olmadığı nadir durumlarda ise kişiye özel protezler kullanmak  veya düzenlemek gerekebiliyor.  </p>
<p><strong>Çok genç hastalar da ameliyat olabiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı için özel bir yaş sınırı bulunmuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi cerrahisine karar verilirken hastanın yaşından ziyade eklemin durumunun dikkate alındığını belirterek, “Genellikle orta ve ileri yaş grubunda daha çok başvuruluyor olsa da bazı hastalıklarda çok genç hastalarda da kalça protezi ameliyatı yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Yeni nesil protezlerin ömrü 30 yılı bulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, yeni nesil protezler daha kaliteli malzemelerden yapılıyor; minimal invaziv, robotik ve navigasyon destekli ameliyatlar gibi hassas cerrahi teknikleri kullanılıyor. Bunların yanı sıra ağrıyı gidermeye yönelik uygulanan tedavilerdeki gelişmeler ameliyat sonrasında hızlı rehabilitasyonu mümkün kılıyor, böylece hastalar günlük yaşamlarına daha erken dönebiliyorlar. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong> tüm bu gelişmeler sayesinde günümüzde yeni nesil protezlerin ömrünün 30 yıla kadar uzadığını vurgulayarak, “Hastanın yaşı, yaşam tarzı, protezin kalitesi ve ameliyat tekniği protezlerin ömrünü etkileyen faktörleri oluşturmaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında spor yapmak mümkün, ancak…</strong></p>
<p>Hastalar ameliyat sonrasında ertesi gün ayağa kaldırılıyor ve yürüteç veya koltuk değneğinin desteğiyle, ağrının izin verdiği ölçüde yürütülüyor. Genel olarak, ameliyattan bir ay sonra da desteksiz yürümeye başlayabiliyor ve  günlük yaşamlarına dönüş yapabiliyorlar. Kalça protezi ameliyatı olan hastaların spor yapmalarında bir sakınca görülmese de aşırı ve ani yüklenmelerden mutlaka kaçınmak gerektiği uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyattan 6 hafta sonra yüzmekte, bisiklete binmekte ve ağırlıklarla kontrollü egzersizler yapmakta bir sakınca yoktur. 3-6 ay arasında hafif tempolu sportif aktiviteler güvenle yapılabilir.  Ancak, düşme riski yüksek olan futbol ve basketbol gibi sporlardan uzak durulması önem taşımaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793">Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 12:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıların]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[halsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Paratiroid Adenomu]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halsizlik, yorgunluk, geçmeyen sırt ve bel ağrısı… hayat kalitemizi ciddi şekilde bozan bu şikâyetlerin aslında kalp ve böbrekleri sessizce çökerten bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “Paratiroid adenomu, yıllarca fark edilmeyebilen, ancak basit bir kan testiyle bile teşhis edilebilen sinsi bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102">Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Halsizlik, yorgunluk, geçmeyen sırt ve bel ağrısı… hayat kalitemizi ciddi şekilde bozan bu şikâyetlerin aslında kalp ve böbrekleri sessizce çökerten bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “<strong>Paratiroid adenomu,</strong> yıllarca fark edilmeyebilen, ancak basit bir kan testiyle bile teşhis edilebilen sinsi bir hastalıktır. Ne yazık ki, teşhis geciktiğinde kalıcı sağlık sorunlarıyla da karşı karşıya kalabiliyoruz.” Dedi. Prof. Ayşan, bu nedenle halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan hastalarda mutlaka kalsiyum değerine bakılması gerektiğine işaret etti. </em></p>
<p>Toplum tarafından da bilinmeyen paratiroid adenomunun, paratiroid bezinden kaynaklanan iyi huylu bir tümör olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri, Genel Cerrahi ve Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “Biz ‘tümör’ dediğimizde hastalarımız hemen kanseri düşünüyor. Oysa bu bir kanser değildir ancak sinsi ilerleyen ve bu nedenle vücuttaki birçok organda kalıcı hasarlar bırakabilen bir hastalıktır. Şüphe edildiğinde ise basit bir kan testi ile tanı koymak mümkün. Bu hastaların kanında kalsiyum yüksek çıkar. Kandaki yüksek kalsiyum başta kalp ve damarlar olmak üzere vücuttaki birçok sisteme ciddi hasarlar verir. Halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan hastalarda mutlaka kandaki kalsiyum değerine bakılmalı” dedi. Prof. Erhan Ayşan, “gizli hastalık” olarak tanımladığı paratiroid adenomunun sinsi seyreden ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayarak hastalık hakkında detaylı bilgiler verdi.</p>
<p><strong>BULGULAR ÇOK SİNSİ SEYREDİYOR</strong></p>
<p>Prof. Ayşan, “Paratiroid bezleri vücudun en küçük organlarıdır ve temel görevleri kalsiyum dengesini sağlamaktır. Bunu da parathormon isimli bir hormonu salgılayarak yaparlar. Paratiroid adenomu ise bu bezlerden kaynaklanan ve kana fazla miktarda parathormon salgılayarak zarar veren iyi huylu bir tümördür. İyi huylu olması önemli çünkü ‘tümör’ kelimesi hastalarda hemen kanser kaygısı yaratıyor. Fazla parathormon salgılanması sonucu kanda kalsiyum yükseliyor. Yüksek kalsiyum damarlarda ve organlarda birikerek çeşitli hasarlar oluşturuyor. Bu hastalık ‘gizli hastalık’ olarak da bilinir. Bunun üç nedeni var: Paratiroid bezlerinin çok küçük olması, belirtilerin sinsi ilerlemesi ve ameliyat sırasında bu küçük bezleri bulmanın zorluğudur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KÖTÜ HUYLU BİR HASTALIK OLMASA DA TEDAVİ İÇİN AMELİYAT OLMAK GEREKİYOR”</strong></p>
<p>Hastalığın seyrinin sinsi olması nedeniyle teşhis koymanın güç olduğunu ve dolayısıyla tedavinin de geciktiğini söyleyen Prof. Ayşan, “İnsanlar bize genellikle kötü huylu bir hastalıkları olduğu endişesiyle geliyorlar. Ancak bu kesinlikle kötü huylu bir hastalık yani kanser değildir. Burada bizim ilk işimiz hastalarımızı bu konuda rahatlatmak oluyor” diye konuştu. Bu hastalığın tedavisinde ameliyatın mutlaka gerekli olduğunu ise şu cümlelerle anlattı: “Çünkü kandaki kalsiyum yüksekliği çok önemli bir sorun. Dünya Sağlık Örgütü son yıllarda kalsiyumun kandaki üst sınırını 10,5&#8217;dan 10&#8217;a indirdi. Bu çok önemli. Çünkü biz tıpta normal değerlerin revize edilmesi durumuyla çok az karşılaşırız. Bu durum, gelişen teknolojiyle kandaki yüksek kalsiyumun vücuda ne tür zararlar verdiğinin son yıllarda daha iyi anlaşılmasıyla gerçekleşti. Sadece bu olay bile kandaki yüksek kalsiyumun ve buna neden olan paratiroid adenomunun ne kadar önemli bir hastalık olduğunu gösteriyor ve adenomun ameliyatla biran önce vücuttan uzaklaştırılmasının önemini ortaya koyuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong> ŞİKAYETLER BİRÇOK HASTALIKLA KARIŞTIRILIYOR</strong></p>
<p>Prof. Ayşan, kandaki yüksek kalsiyumun en büyük hasarı kalp ve damar sistemine verdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Kandaki fazla kalsiyum, damar duvarlarına tutunarak katmanlar oluşturuyor ve önce damarı daraltarak sonra da tıkayarak kan geçişini azaltıyor ya da engelliyor. Bu durum kalp damarlarında olursa kalp krizi, beyin damarlarında olursa inme yani felçler, böbrek damarlarında olursa kalıcı böbrek yetmezliği ve buna bağlı ömür boyu diyalize girme gibi sonuçlara neden oluyor. Paratiroid adenomu halsizlik, yorgunluk, sırt ve bel ağrısı gibi çok genel şikayetlere neden olduğu için çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırılabiliyor. Teşhis konulamadığında hastalar gereksiz tetkiklerle vakit kaybediyor. Oysa sadece kandaki kalsiyum düzeyinin 10’un üzerinde olması paratiroid adenomunu düşündürmeli.”</p>
<p><strong>AMELİYAT TEK ÇÖZÜM</strong></p>
<p>Kalsiyum değerinin 10’un üzerinde olmasının tanıda çok kritik olduğunun altını çizen Prof. Ayşan, “Paratiroid adenomu teşhisi konmuşsa mutlaka ameliyat gerekir. Ameliyatla adenom dediğimiz iyi huylu tümörün vücuttan çıkartılması gerekiyor. İlaçla tedavi mümkün değildir. Ameliyat öncesi ultrasonografi ve sintigrafi ile adenomun yeri tespit edilmeye çalışılır. Ancak bu her zaman başarılı olmaz. Yani ameliyat öncesi tetkiklerde her zaman adenomun yerini tespit edemiyoruz ne yazık ki! Böyle hastalarımızda ameliyat süresi uzayabilir, zorluk derecesi artabilir. Nitekim Endokrin Cerrahide meşhur bir söz vardır: Paratiroid ameliyatı ya 30 dakika sürer ya da 3 saat!”</p>
<p><strong>“TEDAVİDEN SONRA HASTA KENDİNİ HEMEN İYİ HİSSEDİYOR”</strong></p>
<p>Başarılı bir ameliyattan sonra hastalarda hızlı bir iyileşme görüldüğünü söyleyen Prof. Ayşan, yüksek kalsiyum kandan hemen çekildiği için hastaların ameliyattan sonra yataktan ilk kalkışlarında bile kendilerini daha iyi hissettiklerini söyledi. Prof. Ayşan, “Yıllardır devam eden halsizlik, yorgunluk, depresif bulgular da hızla düzeliyor ve hasta kendini çok daha dinç ve enerjik hissediyor. Özellikle genç ve orta yaş grubunda iyileşme süreci çok daha hızlı oluyor. İleri yaşta ise kemik döngüsü yavaş olduğu için iyileşme biraz daha uzun sürebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“HALSİZLİĞİ OLANLAR KALSİYUMUNA BAKTIRMALI”</strong></p>
<p>Başarılı bir ameliyattan sonra hastalığa bağlı kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği gibi risklerin de ortadan kalktığına işaret eden Prof. Dr. Erhan Ayşan, sözlerini şu uyarılarla sonlandırdı: “Nadir görülen bir hastalık olduğu için meslektaşlarımızın bu hastalığı düşünmesi ve ayırıcı tanıda yer vermesi de zorlaşıyor. Bu nedenle halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan kişilerin sabah aç karna kalsiyum testi yaptırması çok önemli. Aile Sağlığı Merkezilerinde bile yapılabilen bu basit test, hayat kurtarıcı olabilir. Kalsiyum değeri 10’un üzerindeyse mutlaka bir endokrin uzmanına başvurulmalıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102">Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klima Serinlik Sağlarken Hastalık Nedeni Olmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/klima-serinlik-saglarken-hastalik-nedeni-olmasin-556872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2025 07:51:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olmasın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlarken]]></category>
		<category><![CDATA[serinlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Klimaların neden olduğu hastalıklardan en önemlisi kuşkusuz atipik pnömoni olarak da bilinen zatürre. Ancak sadece bu değil; baş ağrısı, kas tutulmaları, yüz felci ve bazı alerjik sorunlarda da klimaların etkisi büyük. Oysa klimaların doğru kullanımı, olası hastalık risklerinin düşürülmesini sağlıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klima-serinlik-saglarken-hastalik-nedeni-olmasin-556872">Klima Serinlik Sağlarken Hastalık Nedeni Olmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klimaların neden olduğu hastalıklardan en önemlisi kuşkusuz atipik pnömoni olarak da bilinen zatürre. Ancak sadece bu değil; baş ağrısı, kas tutulmaları, yüz felci ve bazı alerjik sorunlarda da klimaların etkisi büyük. Oysa klimaların doğru kullanımı, olası hastalık risklerinin düşürülmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fidan Yıldız Ünal</strong>, klimaların periyodik bakımlarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, olası klima hastalıklarına yönelik belirtiler olduğunda mutlaka doktora başvurulması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uzun Süre Çok Düşük Isıda Kullanmayın</strong></p>
<p>İnsan vücudu, ani ısı değişikliklerinden kolaylıkla etkilenebilir. Örneğin soğuk bir ortam, vücudun direncini düşürür, bakterilerin varlıklarını göstermesine neden olur. Özellikle sıcak ortamdan soğuk ortama geçiş, hiç istediğimiz bir durum değildir. Bu yüzden klima ısı derecelerinin çok iyi ayarlanması ve düşük ısılarda kullanılmaması gerekir.</p>
<p><strong>Yüz Felci Geçirme İhtimalini Unutmayın </strong></p>
<p>Çocukları, yaşlılar, üst ve alt solunum yolu ile ilgili rahatsızlığı olan kişiler klima kullanımı konusunda daha dikkatli davranmalı. Klimalardan yüze direkt gelen soğuk hava üflemesi, yüzün sinir kılıfına etki edebilir, ödem ve yüz felçleri ile sonuçlanabilir.</p>
<p><strong>Alerjik Rahatsızlığı Bulunan Kişiler Dikkat!</strong></p>
<p>Klimalar üflediği soğuk hava ile beraber ortama toz da yayar. Bu durum özellikle, alerjisi olan kişilerin şikayetlerini artırır ve krizlerini tetikler. Şiddetli kuru öksürükler, yaşamayı istemeyeceğimiz bir durum. Bu nedenle alerjik bir bünyeniz varsa, ani ısı değişimlerine karşı dikkatli olmanız ve çok soğuk ortamlarda bulunmamanız gerekir.</p>
<p><strong>Sigara Kullananlar Risk Altında</strong></p>
<p>Büyük otellerde çalışan kişiler, havalandırma görevlileri ve sağlık personelleri risk altında olan gruplardır. Bebek, çocuk ve yaşlılar, diyabet hastaları, alkol kullananlar, kortizon tedavisi görenler, kemoterapi tedavisi alanlar, böbrek yetmezliği ve KOAH hastalığı olan kişiler çok dikkat etmeli ve sigara kullanımından kaçınmalıdırlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klima-serinlik-saglarken-hastalik-nedeni-olmasin-556872">Klima Serinlik Sağlarken Hastalık Nedeni Olmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kasık Bölgesinde Hissettiğiniz Ağrının Nedeni Kalça Sorunları Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kasik-bolgesinde-hissettiginiz-agrinin-nedeni-kalca-sorunlari-olabilir-556555</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:09:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrının]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[hissettiğiniz]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yaştan bireyin yaşam kalitesini etkileyen kaçla çevresindeki ağrılar önemsenmeyip göz ardı edilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasik-bolgesinde-hissettiginiz-agrinin-nedeni-kalca-sorunlari-olabilir-556555">Kasık Bölgesinde Hissettiğiniz Ağrının Nedeni Kalça Sorunları Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Her yaştan bireyin yaşam kalitesini etkileyen kaçla çevresindeki ağrılar önemsenmeyip göz ardı edilebiliyor. Özellikle kasık bölgesinde hissedilen ağrıların, kalça eklemiyle doğrudan ilişkili olabileceğini işaret eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, “Kalça eklemi ağrısı sıklıkla bel ağrısıyla karıştırılabiliyor. Ancak bu bölgede özellikle aktiviteyle artan ağrılar kalça problemlerinin erken belirtisi olabilir” dedi. </em></p>
<p>Günlük yaşamın rutinleri olan yürüme, oturma, merdiven çıkma, araçtan inip binme, çorap giyme gibi en basit hareketler kalça çevresindeki ağrılar nedeniyle ciddi şekilde etkilenebiliyor. Bu durumun yarattığı hareket kısıtlılığının kişinin yaşam kalitesi üzerinde de olumsuz etkiler yarattığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, “Ancak ne yazık ki hastalar bu durumu basit bir kas yorgunluğu zannedip göz ardı edebiliyor” dedi. Özellikle kasık bölgesine yayılan ağrılara dikkat çekti. “Ağrı 3 aydan uzun sürüyorsa, gece uyandırıyorsa, çorap giyme, merdiven inme gibi basit hareketlerde zorlanılıyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı” diyen Dr. Aksu, bu noktada en kritik adımın erken tanı ile eklem hasarının önüne geçmek olduğunu söyledi. </p>
<p><strong>EN YAYGIN BELİRTİ: KASIK AĞRISI</strong></p>
<p>“Kalça sıkışma sendromu, kireçlenme ve osteoartrit gibi rahatsızlıkların en sık görülen belirtisinin kasık bölgesinde ağrı olduğunu anlatan Dr. Aksu, “Oturup kalkarken, merdiven çıkarken, çorap giyerken ya da araçtan inerken hissedilen zorlanmalar kalça problemlerinin habercisi olabilir. Bu tür belirtiler, özellikle genç yaşlarda görülüyorsa, mutlaka bir uzmana başvurulması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>YAŞLA BİRLİKTE RİSK ARTIYOR!</strong></p>
<p>Kalça bölgesindeki ağrıların altta yatan sebebe göre her yaşta ortaya çıkabileceğini söyleyen Dr. Öğr. Ü. Aksu, özellikle 40 yaş sonrasında kalça eklemi sorunlarının belirgin şekilde arttığına dikkat çekti. Dr. Öğr. Ü. Aksu sözlerini şöyle sürdürdü: “Kalça hastalıkları bebeklikten ileri yaşlara kadar farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Çocukluk döneminde  sıklıkla yüksek fizik aktiviteye bağlı  gelişen kalça eklemi problemleri kasık ağrısı ile kendini gösterebilse de çocuklarda bu durum her zaman ciddiye alınmalı ve bir hekim kontrolü planlanmalıdır. 40 yaş sonrasında kalça eklemi sorunlarında belirgin şekilde artış gözleniyor. Kıkırdak yapısındaki zayıflık, kas gücünün zayıflaması gibi nedenler bu artışta etkili olur.”</p>
<p><strong>UZUN SÜRE OTURARAK ÇALIŞANLAR DA RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Ü. Aksu’nun verdiği bilgiye göre kalça ağrılarını sıklığı yaşa ve cinsiyetlere göre değişiklik gösteriyor. Erişkinlerin yüzde 10-15’inde hayatlarının bir döneminde kalça ağrısı şikayeti görüldüğünü, bu oranın 40 yaş üstü kişilerde daha sık olduğunu anlatan Dr. Öğr. Ü. Aksu sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle genç ve orta yaş grubunda spor yaralanmaları dikkat çekiyor. Futbol, bale, buz hokeyi gibi tekrarlayan kalça hareketi gerektiren sporcuların bu anlamda risk altında olduğunu söylemek mümkün. Bunun yanında uzun süre oturmak zorunda kalan ofis çalışanları veya inşaat işçileri gibi ağır kaldırmak zorunda kalan kişilerde de mesleki zorlanma nedeniyle kalça ağrılarına maruz kalabiliyor. Fiziksel aktivitedeki azalma ve obezite artışı nedeniyle kalça kireçlenmesi ve buna bağlı ağrı sıklığının da 60 yaş üstünde yüzde 20-25’e kadar çıktığı görülüyor.”</p>
<p><strong>GÖZ ARDI EDİLEN AĞRILAR DAHA BÜYÜK SORUNLARA YOL AÇABİLİR</strong></p>
<p>Zamanla ilerleyen kalça ağrılarının hareket kısıtlılığına, denge problemlerine ve hatta diğer eklemlerde aşırı yüklenmeye bağlı sorunlara neden olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Ü. Aksu, sözlerine şöyle devam etti: “Tedavi edilmeyen kalça problemleri yaratacağı fiziksel sorunların yanında psikolojik olarak da kişinin yaşamını olumsuz etkiler. Sürekli ağrı nedeniyle bağımsız olarak hareket edememe, istediği gibi sosyalleşememe hastayı depresyona kadar götürebiliyor.”</p>
<p><strong>KORUYUCU ÖNLEMLER ŞART!</strong></p>
<p>“Kalça sağlığınız için erken teşhis ve doğru tedavi, yaşam kalitenizi korumanın anahtarı olabilir” diyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, şu uyarılarda bulundu: “Kalça ağrısı yaşayan kişilerin, tedavi sürecine başlamadan önce yaşam tarzlarını gözden geçirmesi çok önemli. Özellikle aşırı zorlayıcı aktivitelerden uzak durmak, ideal kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak, kasları güçlendirmek ve gerektiğinde profesyonel destek almak bu sürecin temel adımları arasında yer alıyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasik-bolgesinde-hissettiginiz-agrinin-nedeni-kalca-sorunlari-olabilir-556555">Kasık Bölgesinde Hissettiğiniz Ağrının Nedeni Kalça Sorunları Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet Gözleri Tehdit Ediyor: 50 Yaş Altı Körlüğün Ana Nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-gozleri-tehdit-ediyor-50-yas-alti-korlugun-ana-nedeni-555964</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 08:58:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[ana]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[gözleri]]></category>
		<category><![CDATA[körlüğün]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=555964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Washington Üniversitesi Sağlık Ölçüm ve Değerlendirme Enstitüsü'nün yaptığı araştırmada 2050'de yılına kadar diyabet vakalarının 1,3 milyarı aşacağı öngörülürken önümüzdeki 30 yıl içinde hiçbir ülkenin diyabet oranında düşüş görülmesi beklenmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-gozleri-tehdit-ediyor-50-yas-alti-korlugun-ana-nedeni-555964">Diyabet Gözleri Tehdit Ediyor: 50 Yaş Altı Körlüğün Ana Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Washington Üniversitesi Sağlık Ölçüm ve Değerlendirme Enstitüsü&#8217;nün yaptığı araştırmada 2050&#8217;de yılına kadar diyabet vakalarının 1,3 milyarı aşacağı öngörülürken önümüzdeki 30 yıl içinde hiçbir ülkenin diyabet oranında düşüş görülmesi beklenmiyor.</p>
<p>Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olmasının yanı sıra küçük damarları etkileyen bir hastalık olduğunu hatırlatan Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Diyabet, retinanın küçük damarlarını tıkayarak beslenmesini engeller. Diyabetik retinopati denilen bu durum eğer zamanında müdahale edilmezse retinanın tamamen kaybına ve körlüğe kadar ilerleyebilir. Geçici görme bozukluklarından kalıcı görme kaybına kadar birçok göz sorununa yol açan diyabet, özellikle sebep olduğu diyabetik retinopati hastalığıyla Türkiye’de ve dünyada 50 yaş altı körlüğün birinci nedeni olarak karşımıza çıkıyor” diyor.</p>
<p><strong>Diyabet göze sinsice zarar veriyor!</strong></p>
<p>Diyabetik retinopatinin erken başladığını ancak göze yavaş yavaş hasar verdiğini belirten Op. Dr. Fevzi Akkan, “Retinadaki kılcal damarların yapısını bozan diyabet, hücre kaybına yol açarak damar geçirgenliğinin bozulmasına, sarı nokta bölgesinde sıvı ve yağlı maddelerin birikmesine ve beraberinde kılcal damarların tıkanarak beslenmeyen alanların ortaya çıkmasına neden olur. Beslenmeyen alanlardan salgılanan bazı faktörler ise retinada yeni küçük damarların gelişmesine yol açar. Normal retina damarlarından farklı olan bu küçük damarlar çok kolay kanama eğilimindedir. Göz içindeki bu kanamalar, retina yüzeyinde zarların gelişmesi ve retinanın yerinden ayrılması gibi birçok sorunu da beraberinde getirir” diyor.</p>
<p><strong>10 yıllık diyabet hastasında görülme riski yüzde 90</strong></p>
<p>Diyabetik retinopatinin gelişmesindeki temel faktörün hastalığın süresi olduğuna vurgu yapan Op. Dr. Fevzi Akkan, hastalık yaşı uzadıkça diyabetik retinopatinin gelişme riskinin de arttığına dikkat çekiyor. 5 yıldan bu yana diyabet hastası olan bir kişide diyabetik retinopati gelişme riskinin yüzde 50 olduğunu söyleyen Op. Dr. Fevzi Akkan, 10 yıllık bir diyabet hastasında ise bu oranın yüzde 90’lara kadar çıktığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Gebelik ve hipertansiyon hastalığın tablosunu ağırlaştırıyor</strong></p>
<p>Diyabetik retinopatide kan şekeri kontrolünün önemli bir faktör olduğunu söyleyen Op. Dr. Fevzi Akkan, “Kan şekerinin düzensiz seyretmesi, ani kan şekeri yükselmesi ve düşmesi, retinanın bozulmasını ve hastalığın ilerlemesini kolaylaştırırken; gebelik, hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği (hiperlipidemi) ve böbrek hastalıkları ise retinopatiyi ağırlaştıran diğer faktörler arasında yer alıyor” diyor.</p>
<p><strong>Diyabet hastaları için göz dibi muayenesi şart!</strong></p>
<p>Diyabetin komplikasyonlar oluşmadan kontrol altına alınması gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Fevzi Akkan, Tip 1 diyabet hastalarının hastalığın beşinci yılından itibaren, Tip 2 diyabet hastalarının ise tanı konur konmaz göz muayenesine gitmesi gerektiğini belirtiyor. Op. Dr. Fevzi Akkan, diyabetik retinopati tanısı konulduğunda hastaların zaten yaklaşık 5 yıldır fark edilmemiş diyabeti olduğunun da altını çiziyor. Özellikle diyabetik retinopati teşhisi konulan hastaların 3-4 ay aralıklarla kontrole gitmesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Akkan, “Diyabetik retinopati düzenli takip edilmesi gereken ciddi bir hastalıktır. Retinada meydana gelen değişikliklerin erken safhada tespit edilebilmek ve tedavideki başarı oranını korumak için özellikle diyabet hastalarının göz dibi muayenelerini aksatmamaları büyük önem taşıyor” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-gozleri-tehdit-ediyor-50-yas-alti-korlugun-ana-nedeni-555964">Diyabet Gözleri Tehdit Ediyor: 50 Yaş Altı Körlüğün Ana Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liverpool&#8217;un yıldız futbolcusu Diogo Jota&#8217;nın ölüm nedeni belli oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/liverpoolun-yildiz-futbolcusu-diogo-jotanin-olum-nedeni-belli-oldu-552030</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 20:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[belli]]></category>
		<category><![CDATA[diogo]]></category>
		<category><![CDATA[futbolcusu]]></category>
		<category><![CDATA[jotanın]]></category>
		<category><![CDATA[liverpoolun]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=552030</guid>

					<description><![CDATA[<p>İspanyol polisi, Liverpool'un yıldız futbolcusu Diogo Jota'nın geçen hafta İspanya'nın kuzeyinde kardeşi Andre Silva'yla birlikte hayatını kaybettiği kazada, Jota’nın kullandığı 185 bin sterlinlik Lamborghini marka aracın 'hız sınırının çok üzerinde' gittiğini açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/liverpoolun-yildiz-futbolcusu-diogo-jotanin-olum-nedeni-belli-oldu-552030">Liverpool&#8217;un yıldız futbolcusu Diogo Jota&#8217;nın ölüm nedeni belli oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Diogo Jota&#8217;nın ölümüne neden olan kazada hız limitinin çok üzerinde gittiği ortaya çıktı.</p>
</div>
<div>
<p>Kazanın yaşandığı A-52 otoyolunda yapılan teknik incelemelerde, aracın<strong> 120 km/s (74 mil/s)</strong> olan yasal hız sınırını ciddi şekilde aştığı tespit edildi. Teker izleri ve diğer fiziksel kanıtların da bu durumu desteklediği ifade edildi. Yetkililer, araçta Jota’nın direksiyonda olduğunu ve kazanın büyük ihtimalle <strong>aşırı hız ve lastik patlaması sonucu</strong> meydana geldiğini belirtti.</p>
</div>
<div>
<p>Kazadan hemen önce Jota&#8217;nın doktor tavsiyesiyle uçak yerine karayolunu tercih ettiği ve İngiltere’ye dönmek için <strong>Santander</strong> limanına gitmekte olduğu bildirildi. Kazada araç alev alarak tamamen yanarken hem Jota hem kardeşi olay yerinde yaşamını yitirdi. </p>
</div>
<div>
<p>Jota, ölümünden sadece birkaç gün önce çocukluk aşkı <strong>Rute Cardoso&#8217;yla </strong>evlenmişti. Ünlü çiftin üç küçük çocuğu vardı.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/liverpoolun-yildiz-futbolcusu-diogo-jotanin-olum-nedeni-belli-oldu-552030">Liverpool&#8217;un yıldız futbolcusu Diogo Jota&#8217;nın ölüm nedeni belli oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Python&#8217;un popüler olmasının 5 nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pythonun-populer-olmasinin-5-nedeni-458593</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 May 2024 07:52:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olmasının]]></category>
		<category><![CDATA[popüler]]></category>
		<category><![CDATA[pythonun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=458593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzay araştırmalarından, Netflix önerileri ve otonom arabaların geliştirilmesine kadar geniş bir yelpazede tercih ediliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pythonun-populer-olmasinin-5-nedeni-458593">Python&#8217;un popüler olmasının 5 nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Python programlama dili, çok yönlülüğü ve kısa öğrenme eğrisiyle bu dilin siber güvenlik alanındaki hakimiyetini açıklayan faktörlerden sadece ikisi. Dijital güvenlik şirketi ESET, Python’un  profesyoneller ve siber güvenlik uzmanları arasında neden popüler olduğunu inceledi. </strong></p>
<p>Yaklaşık 35 yıl önce Guido van Rossum’un yaratıcı dehasından doğan Python programlama dili, yazılım geliştirme, veri bilimi, yapay zekâ ve özellikle siber güvenlik dahil olmak üzere çeşitli alanlarda çalışan profesyoneller için çok önemli bir araç haline geldi.  Yüksek seviyeli, genel amaçlı programlama dili, kullanıcı dostu olması ve en az 8,2 milyon kişiden oluşan bir geliştirici topluluğunun yanı sıra kapsamlı bir dizi araç ve kütüphane ile ünlü hale geldi. Uzay araştırmaları, Netflix önerileri ve otonom arabaların geliştirilmesi gibi çok çeşitli uygulamalar için güçlü yönlerinden yararlanılıyor.</p>
<p><strong>Python’u profesyoneller için tercih edilen dil haline getiren avantajlar</strong></p>
<p><strong>1. Kullanım kolaylığı ve özlülük  </strong></p>
<p>Python’un erişilebilirliği, basitliği ve hafif yapısı sayesindedir. Kısa öğrenme eğrisi göz önüne alındığında yeni başlayanlar bile Python’u sezgisel ve kavraması kolay buluyor. Python’un açık söz dizimi ve özlü kod yapısı, geliştirme süreçlerini kolaylaştırarak programcıların dilin incelikleriyle boğuşmak yerine problem çözmeye odaklanmalarını sağlar. Buna ek olarak, kolay okunabilirliği ekip üyeleri arasında iş birliğini kolaylaştırıyor ve üretkenliklerini artırıyor.  </p>
<p><strong>2. Çok Yönlülük </strong></p>
<p>Python’un çok yönlülüğü sınır tanımaz. Çok çeşitli görevler için kapsamlı bir araç seti sunarak, siber güvenlik uzmanları için evrensel bir dil olabilir. İster güvenlik açığı değerlendirmeleri ve diğer güvenlik testleri, adli analizler, kötü amaçlı yazılım analizleri gerçekleştiriyor isterse de komut dosyaları sayesinde ağ ve bağlantı noktası taraması ve diğer tekrarlayan görevleri otomatikleştiriyor olsun Python çeşitli güvenlik alanlarında becerisini kanıtlıyor. Uyarlanabilirliği, güvenliğe özgü görevlerin ötesine geçer ve diğer programlama dilleri ve teknolojileriyle sorunsuz bir şekilde entegre olur. </p>
<p><strong>3. Uyarlanabilirlik ve entegrasyon </strong></p>
<p>Esneklik ve entegrasyon yetenekleri Python’un gücünün bir başka kaynağıdır. Veritabanları, web hizmetleri ve API’ler gibi sistem ve teknolojilerle sorunsuz bir şekilde arayüz oluşturarak birlikte çalışabilirliği ve iş birliğini geliştirir. Geliştiriciler, Python’un kapsamlı kütüphanelerinden ve çerçevelerinden yararlanarak geliştirme döngülerini hızlandırmak ve işlevselliği artırmak için önceden oluşturulmuş modüllerden yararlanabilirler. Ayrıca platformdan bağımsız olduğu için Python tüm yaygın işletim sistemlerinde  çalışabilir ve Java ve C gibi diğer popüler dillerle uyumludur, bu da mevcut altyapıya entegrasyonunu sağlar ve iş operasyonlarında kesintilerin önlenmesine yardımcı olur. </p>
<p><strong>4. Görev otomasyonu </strong></p>
<p>Otomasyon, verimli siber güvenlik uygulamalarının temel taşıdır ve Python bu alanda mükemmeldir. Sağlam otomasyon yetenekleri, güvenlik ekiplerinin güvenlik açığı taraması, tehdit tespiti ve olay müdahalesi gibi tekrarlayan görevleri kolaylaştırmasını sağlar. Kuruluşlar rutin süreçleri otomatikleştirerek operasyonel verimliliği artırabilir, insan hatasını en aza indirebilir ve genel güvenlik duruşlarını güçlendirebilirler. Ancak Python’un çok yönlülüğü güvenliğe özel otomasyonun ötesine geçerek kuruluşların kullanıcı sağlama ve sistem yapılandırma yönetimi gibi idari görevleri de kolaylıkla otomatikleştirmesini sağlar. </p>
<p><strong>5. Kapsamlı kütüphaneler ve aktif topluluk </strong></p>
<p>Python’un canlı açık kaynak ekosistemi, çeşitli güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan ve çeşitli ortak zorluklar için hazır çözümler sunan kapsamlı modülleri, paketleri, kütüphaneleri ve çerçeveleri ile bir kaynak hazinesi sağlar. Python’un kütüphaneleri, tehdit istihbaratı analizinden güvenlik düzenlemesi ve otomasyonuna kadar ekiplerin ve kuruluşların karmaşık güvenlik sorunlarını etkili bir şekilde ele almalarına yardımcı olur. Ayrıca Python’un aktif topluluğu, dünya çapındaki geliştiricilerin evrimine ve geliştirilmesine katkıda bulunarak sürekli geliştirme ve destek sağlar. </p>
<p>Diğer taraftan, PyPI olarak bilinen resmi Python deposuna herkesin katkıda bulunabilmesi bazı dezavantajları da beraberinde getirebilir. Yaygın olmasa da kötü amaçlı yazılımların meşru projeler gibi görünmesi, son ESET araştırmasının ve 2017 ve 2023‘teki diğer iki vakanın da gösterdiği gibi duyulmamış bir şey değil. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pythonun-populer-olmasinin-5-nedeni-458593">Python&#8217;un popüler olmasının 5 nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2024 13:39:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akmasının]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[etinin]]></category>
		<category><![CDATA[geniz]]></category>
		<category><![CDATA[horlamaya]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[salya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağızdan su gelmesi veya salya akması olarak bilinen droolingin daha çok çocuklarda görülen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken uzmanlar, droolingin nedeninin geniz etinin büyümesi olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587">Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geniz eti büyürse çocuğun nefes almak için ağzını kullanmak zorunda kaldığını ve özellikle gece horladığında ağzı açık kalacağı için tükürüğün yastığına aktığını anlatan KBB Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu ailelerin en çok fark ettiği nedenlerin başından gelir. Nedeni geniz etinin burnu tıkamasıdır.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, ağızdan su gelmesi olarak bilinen drooling hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Droolingin daha çok çocuklarda görülüyor</strong></p>
<p>Ağızdan su gelmesi olarak bilinen droolingin daha çok çocuklarda görülen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Droolingin nedeni geniz etinin büyümesidir. Eğer geniz eti büyürse çocuk da nefes almak için ağzını kullanmak zorunda kalır. Özellikle gece horladığında ağzı açık kalacağı için tükürük yastığına akar. Bu ailelerin en çok fark ettiği nedenlerin başından gelir. Nedeni geniz etinin burnu tıkamasıdır. Çocuklarda görülen ağızdan su gelmesinin diğer nedeni de mental problemler. Hem pozisyon olarak hem de yutmayı tam öğrenemedikleri için ağızlarından su akmaya başlar. Bunun herhangi bir tedavi şekli yoktur. Ancak fizik tedaviyle, pozisyon düzenleyerek ağızdan su gelmesi engellenebilir. Erişkinlerde en çok görülen drooling de yine pozisyona bağlıdır.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Hastanın pozisyonunu düzelirse sorun çözülüyor</strong></p>
<p>Droolingi önlemek veya azaltmak için hastalara önerilen yaşam tarzı değişiklikleri ve ev bakım önerilerine de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Özellikle sandalye üzerinde yatan yaşlılar, tek pozisyonda yatanlar, burnunda tıkanıklık olanlar tükürüğünü yeteri kadar yutamaz ve yutamadığı için pozisyon bozukluğundan dolayı üstlerine tükürükleri akabilir. Bu herhangi bir tedaviye gerek olan bir hastalık değildir. Hastanın pozisyonunu düzeltmekle, yatağına yatırmakla bu pozisyonu çözebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Bazı durumlarda bağırsak parazitlerini incelemek gerekiyor</strong></p>
<p>Droolingin altında bir sağlık sorunu varsa ne yapılması gerektiği konusunda da Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, şunları anlattı:</p>
<p>“Bazı hastalıklarda yutma güçlükleri gelişir. Bu yemek borusu hastalıklarıdır. Hasta oluşturulan tükürüğü yutamadığı için ağızında fazla birikir ve gece akmaya başlar. Çok nadiren görülen tükürük bezinin fazla salgılanması var. Tükürük fazla salgıladığı için hasta onu yutamaz ve ağızındaki tükürük dışarıya doğru akar. Bunun cerrahi bir operasyonla düzeltilmesi gerekiyor. Bazı ağızdan akmalar bağırsak hastalıklarıyla da ilişkilendirilebilir. Özellikle çocuklarda eğer geniz eti yoksa ve droolingi varsa o zaman bağırsak parazitlerini incelemek gerekir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587">Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Çınlamasının 10 Önemli Nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-cinlamasinin-10-onemli-nedeni-451237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2024 11:38:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çınlamasının]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=451237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerçekte olmayan zil sesi, hışırtı ve uğultu gibi seslerin duyulması ‘kulakta çınlama’ ya da tıp dünyasındaki adıyla ‘tinnitus’ olarak tanımlanıyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-cinlamasinin-10-onemli-nedeni-451237">Kulak Çınlamasının 10 Önemli Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçekte olmayan zil sesi, hışırtı ve uğultu gibi seslerin duyulması ‘kulakta çınlama’ ya da tıp dünyasındaki adıyla ‘tinnitus’ olarak tanımlanıyor.  </p>
<p>Çok fazla gürültülü ortamda bulunmanın yanı sıra cep telefonuyla fazla konuşmak, kulaklık ile yüksek volümlü müzik dinlemek, çevredeki ses kirliliğinin artışı ve geçirilmiş Covid-19 enfeksiyonu gibi etkenler nedeniyle kulakta çınlama sorununun son yıllarda giderek yaygınlaştığı belirtiliyor. Öyle ki günümüzde her 15 kişiden biri, hayatının bir döneminde kulak çınlaması problemi yaşıyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan,</strong> yaşam kalitesini düşürebilecek şiddete ulaşabilen kulak çınlamasının genellikle dış kulak yolundaki kir gibi  basit ve kolayca müdahale edilebilen nedenlerden kaynaklansa da bazen ciddi bir hastalığa da işaret edebileceğini belirterek, “Dolayısıyla kulak çınlamasında erken tanı ve tedavi son derece önemlidir. Çınlamaya yol açan etkenin erken dönemde tespit edilmesi tedaviye cevabı kolaylaştırır. Geç kalındığında ise örneğin çınlama kulak tansiyonu gibi hastalığa bağlı gelişmişse işitme kaybı gelişebilir. Çınlamada tedavi sebebine yönelik yapılmaktadır. Nedeni tespit ve tedavi edildiğinde çınlama çoğu zaman sorun olmaktan çıkmaktadır” diyor. <strong>Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, </strong>kulak çınlamasına yol açan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Akustik travma</strong></p>
<p>Ani ve şiddetli şiddetli ses dalgalarına maruz kalma sonucu gelişen akustik travma, işitme kaybının yanı sıra kulakta çınlamaya da sebep olabiliyor. Genellikle aşırı yüksek sese maruz kalan müzisyenlerde, gürültülü ortamda çalışan kişilerde ve avcılarda oluşan akustik travma tedavi edilmezse işitme kaybı kalıcı hale gelebiliyor. </p>
<p><strong>Meniere hastalığı</strong></p>
<p>Meniere iç kulaktaki keselerde basınç artışından dolayı ortaya çıkan bir hastalık. İşitme kaybı, çınlama ve baş dönmesi, ataklar halinde gelişen bu hastalığın en belirgin işaretlerini oluşturuyor. Pek çok tedavi seçeneğinin olduğu meniere hastalığında stres kontrolü  ve diyet önem taşıyor. </p>
<p><strong>Kulak zarında oluşan delik</strong></p>
<p>Dış kulak yolunda oluşan kir ya da kulaktaki saç gibi yabancı maddeler de kulak çınlamasına yol açabilen etkenlerden. Bunların yanı sıra kulak zarında oluşan delik nedeniyle de çınlama sorunu gelişebiliyor.  </p>
<p><strong>Orta kulak yolu enfeksiyonları</strong></p>
<p>Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen orta kulak yolu  enfeksiyonları, işitme kayıplarının yanı sıra sıklıkla kulakta uğultu tarzında gelişen çınlama da yapıyor. Bunun nedeni ise enfeksiyonların kulak yolunu tıkayabilecek şişlik veya sıvı içermeleri.  Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan<strong>, </strong>orta kulak enfeksiyonlarında nedene yönelik tedavi uygulandığını ve çoğu zaman yüz güldüren sonuçlar alındığını söylüyor. </p>
<p><strong>İç kulak kireçlenmesi</strong></p>
<p>Halk arasında ‘kulak kireçlenmesi’ olarak da bilinen otoskleroz, orta kulaktaki kemikçiklerin kireçlenmesi sebebiyle gelişiyor. Daha çok işitme kaybı ve çınlama belirtileri ile kendini belli eden otoskleroz, kadınlarda ve genetik yatkınlığı olan kişilerde daha yaygın görülüyor<strong>.  </strong>Prof. Dr. Dilaver Özturan,<strong> </strong>kadınlarda hamilelik döneminde işitme kaybının arttığı otoskleroz hastalığına ameliyat ile kesin çözüm sağlanabildiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Kulak sinirinin iyi huylu tümörü</strong></p>
<p>Kulak sinirinin iyi huylu tümörü olan akustik nörinomlarda, işitme sinirinin kulak kanalında sıkışmasına bağlı olarak, işitme kaybının yanı sıra çınlama sorunu da oluşabiliyor.  Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Genellikle yerleştikleri bölgede tek taraflı işitme kaybı ve çınlamaya yol açan bu iyi huylu tümörler ameliyat ile tedavi ediliyor ve çoğunlukla ek bir tedaviye ihtiyaç duyulmuyor” diyor. </p>
<p><strong>Bazı hastalıklar</strong></p>
<p>Kan damarlarını doğrudan etkileyen yüksek tansiyon, kontrolsüz diyabet ve yüksek kolesterol de çınlama sebepleri arasında yer alıyor. Bu hastalıkların tedavi edilmesi çınlama sorununun ortadan kalkmasını çoğunlukla sağlayabiliyor. Anemi ve demir eksikliğinin yanı sıra B12 vitamini ile D vitamini eksikliği de kulakta çınlama yapabiliyor. </p>
<p><strong>Kullanılan ilaçlar </strong></p>
<p>Hastalıkların tedavisinde başvurulan çeşitli ilaçlar da kulakta çınlama nedeni olabiliyor.  Örneğin bazı antibiyotiklerin, idrar sökücü veya kan sulandırıcı ilaçların kullanımıyla birlikte kulaklarda çınlama sorunu gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Ağır metal zehirlenmeleri </strong></p>
<p>Beslenme ya da solunum yoluyla oluşan bu toksik tablo denge bozukluğu, işitme sorunu, bulantı ve kusmayla ortaya çıkabiliyor. Ağır metal zehirlenmeleri bu yakınmaların yanı sıra kulak çınlamasını da tetikliyor. </p>
<p><strong>Beyin tümörleri</strong></p>
<p>Beyin tümörlerinde baş ağrısı, kusma, çift görme ve denge bozukluğu belirtileri ön planda oluyor. Ancak çok nadir de olsa bu tümörler kulakta çınlamayla da kendini belli edebiliyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-cinlamasinin-10-onemli-nedeni-451237">Kulak Çınlamasının 10 Önemli Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:08:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buzdolabında]]></category>
		<category><![CDATA[çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeli]]></category>
		<category><![CDATA[olduğunuzda]]></category>
		<category><![CDATA[sorunun]]></category>
		<category><![CDATA[üzgün]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeniyle kontrol kaybedildiğinde, beslenme sorunları yaşandığına işaret eden uzmanlar, bunlar arasında en sık görülenin duygusal yeme olduğunu söylüyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059">Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeniyle kontrol kaybedildiğinde, beslenme sorunları yaşandığına işaret eden uzmanlar, bunlar arasında en sık görülenin duygusal yeme olduğunu söylüyor.</strong> </p>
<p><strong>Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Duygusal yeme özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği biliniyor.” dedi. </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 26 Şubat-3 Mart 2024 tarihleri arasındaki Yeme Bozukluğu Farkındalık Haftasına dikkat çekerek, yeme bozuklukları ve psikoloji konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>En sık görülen yeme bozukluğu; duygusal yeme…</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu ifade ederek, “Bu kontrolü bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeni ile kaybettiğimizde çeşitli beslenme sorunları yaşanıyor. Bunlar arasında en sık karşımıza çıkan çeşidi ise duygusal yemedir.” dedi.</p>
<p>Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ruh halinde gelişen olumsuzlukları kontrol etme dürtüsü ile ortaya çıkan bu yeme davranışında normalden çok daha fazla yemek yeme, gerekenden daha yağlı, tuzlu ve şekerli yeme davranışları gözleniyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal yemeyi özellikle olumsuz emosyonlar tetikliyor</strong></p>
<p>Bilim insanlarının farklı duygu durumlarının yemek yeme sürecinde, bireylerin yemek davranışını nasıl etkilediğini araştırdığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bunun sonucunda ise duygusal yemenin özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği ortaya çıkarmıştır.” dedi. </p>
<p><strong>Yalnızlık duygusunda boşluk hissi yemek yiyerek doldurulmaya çalışılıyor</strong></p>
<p>Duygusal yemenin düşük benlik saygısı ve yetersizlik duygularıyla ilişkili olduğunun da saptandığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişilerin hayatlarında yaşadıkları olumsuzluklar yemek alışkanlıklarını ciddi anlamda etkiliyor. Ayrılıklar, aldatılmalar, kayıplar, işsizlik gibi yaşanan olumsuzluklar kişide ciddi anlamdan bir boşluk hissi yaratıyor. Yalnızlık duygusuyla baş edilememesiyle yeme bozuklukları başlayabiliyor ve sonrasında kişiler aidiyet duygusunu yitirebiliyor.  Bu noktada boşluğu yemek yiyerek doldurmaya çalışıyorlar.</p>
<p><strong>“Bitkin ya da sıkılmış olduğunuzda sorunun çözümünü bulacağınız adres buzdolabı değil”</strong></p>
<p>Oysa üzgün, öfkeli, yalnız, bitkin ya da sıkılmış olduğunuzda sorunun çözümünü bulacağınız adres buzdolabı değil. Bilmemiz gereken en önemli nokta, duygusal açlığın yiyecekler ile doldurulamayacağıdır.  İnsan yemek yediği anda kendini iyi hissedebilir ama yemek bittiğinde duygular bitmez üstelik kötü duyguların üstüne bir de fazladan alınan kilolar eklenebilir.”</p>
<p><strong>“Bilinçsizce yemek yeme yerine bilinçli yemeyi öğrenebilirsiniz”</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sorunun çözümüne ilişkin de şunları kaydetti:</p>
<p>“Duygularınızı ele almanın sağlıklı yollarını bulabilir, bilinçsizce yemek yeme yerine bilinçli yemeyi öğrenebilir, kilonuzu kontrol altına alıp duygusal gıda tüketimine son verebilirsiniz. Eğer siz de duygusal yeme noktasında kendinizi durduramıyorsanız mutlaka psikolojik destek almalısınız.” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059">Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebeğinizin Uyumamasının 5 Önemli Nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bebeginizin-uyumamasinin-5-onemli-nedeni-430507</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2023 07:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğinizin]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[uyumamasının]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebeğin dünyaya gözlerini açtığı ilk dönemler olarak bilinen 0-12 ay arasında gün içinde ağlaması oldukça doğal karşılanıyor. Kelime dağarcığı henüz oluşmamış bebekler bu dönemde isteklerini el işaretleri, göz teması, surat ifadeleri ve bilindik şekli ile ağlama sayesinde elde edebiliyor. Ancak bebeklerde ağlamanın sık ve süreklilik içerisinde görülmesi ebeveynlerde bebeğin sağlığına dair şüphelere ve paniğe yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeginizin-uyumamasinin-5-onemli-nedeni-430507">Bebeğinizin Uyumamasının 5 Önemli Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bebeğin dünyaya gözlerini açtığı ilk dönemler olarak bilinen 0-12 ay arasında gün içinde ağlaması oldukça doğal karşılanıyor. Kelime dağarcığı henüz oluşmamış bebekler bu dönemde isteklerini el işaretleri, göz teması, surat ifadeleri ve bilindik şekli ile ağlama sayesinde elde edebiliyor. Ancak bebeklerde ağlamanın sık ve süreklilik içerisinde görülmesi ebeveynlerde bebeğin sağlığına dair şüphelere ve paniğe yol açıyor. Bebeklerde uyumama nedeni birbirinden farklılık gösterebiliyor. Ancak çok az bebek nedensiz uyumama durumunu yaşıyor. Uyku probleminin altında ise mutlaka bebeği huzursuz edecek bir neden oluyor. Diyarbakır Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mehmet Celaloğlu, bebeklerde ortaya çıkan uyku problemlerinin önemli nedenlerini paylaştı.</p>
<p><strong>Sağlıklı gelişim için uyku şart </strong></p>
<p>Uyku ve gelişim birbirinden koparılamayan iki önemli unsur olarak bilinmektedir. Bebeklik döneminde yeteri kadar uyku fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişimin desteklenmesi hususunda önem arz eder. Sağlıklı gelişimin önemli bir parçası olan uykunun yeteri kadar gerçekleşmesi gerekmektedir. Bebek için yeteri kadar beslenme ve uyku zeka gelişimini destekleyecektir. Aynı zamanda bebekte ortaya çıkan uyku problemli yalnızca bebeği değil, ebeveynleri de oldukça olumsuz etkilemektedir. Bu süreçte huzursuz olan ebeveynler uyku düzenin oluşması için bazı bitkisel yöntemler veya ilaçlar denemesi olumsuz sonuçlar doğurabilir. Hekim önerisi dışında bu tür ilaçlar kişi tavsiyesi üzerine alınmamalıdır. Burada en önemli basamak bebeğin uyku probleminin temelinde yatan sorunu bulmaktır. Sorun odaklı çözümler ile ilerlemek sağlıklı bir uyku düzeninin oluşturulmasına da yardımcı olacaktır. </p>
<p><strong>Uyku probleminin nedeni bu durumlar olabilir</strong></p>
<p>Bebeğin uyumama nedeni veya nedenleri kısaca şu şekilde sıralanabilir;</p>
<p><strong>Diş çıkarma: </strong>Bebeklerde 6. ay ve sonrasında yavaş yavaş diş çıkarmaya başladığından bu dönemde asabi ve huzursuz olabilirler. Ağzından salya akması ve ağzını kaşımaya çalışması diş çıkarma belirtileri arasındadır. Bu dönemde ishal, emme isteğinin azalması, uyumama veya uykudan ağlayarak uyanma sık görülen belirtilerdir.<strong> </strong>Hekim onaylı ateş düşürücü ilaçlara ek olarak kaşınan yerler parmağa takılan bebek diş fırçaları ile fırçalanarak ağrıyı azaltma önerilir. Soğuk bir bez ya da kaşıyıcı oyuncak yardımı ile kaşınan dişlerin kaşınması ağrı ve acıyı azaltacaktır. </p>
<p><strong>Yeme isteği: </strong>Bazı bebekler anne sütü emmeyi ve ek gıda tüketmeyi reddeder. Bazı bebeklerde ise az az sık sık emme isteği ve yeme isteği görülebilir. Özellikle ilk aylarda neredeyse tüm bebeklerde açlık nedeniyle uykusuzluk görülebilir. Aç karna uyumayı sevmeyen bu bebekler hızlı doyduğu gibi hızlıca da acıkabilir ve özellikle geceleri emme isteği ile uyanabilir. Uyandıktan sonra beslenmesine rağmen uyumayabilir. Bu süreçte sabırlı davranarak bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak ve sakin kalmak sürecin kolay atlatılması ve bebeğin huzurlu olması oldukça önemlidir. Anne ne kadar gergin ve rahatsız olursa bebek de kadar gergin olacaktır. </p>
<p><strong>Uyku düzeni:</strong> Gündüz ve gece ayrımı olmayan bebeklerin gün içerisinde uyanık olması ebeveynler için pek sorun olmayabilir. Ancak gece hiç uyumayan ve sürekli ağlayan bebek bu dönemde ebeveynleri zorlayabilir. Bu duruma eşlik eden farklı bir sağlık sorunu yoksa, bebeğin uyku düzeninin oluşması için gün içerisinde tam anlamıyla uyumaması doğumdan sonra ilk dönemde gündüz 6 saat olmak ile birlikte yavaş yavaş bu sürenin azaltılarak gece uykularına eklenmesi önerilir. </p>
<p><strong>Alt ıslaklığı: </strong>Alt bezi temiz olmadığında veya değişim süresi geldiğinde bebekler rahatsız olur.<strong> </strong>Bu rahatsızlık uyku kaçırma ve ağlama nöbetleri ile sonuçlanır. Devam eden bir ıslaklık ve bunun getirdiği soğukluk rahatsız etmekle kalmaz, aynı zamanda dışkıda ya da idrarda yer alan bakterilerin ve zararlı mikroorganizmaların hastalığa neden olmasıyla sonuçlanır.<strong> </strong>Temiz ve aralıksız bir uyku için alt ıslaklığı kontrol edilmelidir. </p>
<p><strong>Oda sıcaklığı:</strong> Soğuk ve sıcak kavramını algılayamayan ve anlatamayan bebeğiniz çareyi ağlayarak ya da uyanık kalarak anlatmaya çalışmakta bulur. Yetişkinler nasıl giyiniyorsa bebeklerde de giyim şekli onlara yakın olmalıdır. </p>
<p><strong>Deliksiz bir uyku için yapılması gerekenler</strong></p>
<p>Bebeğinizin deliksiz bir uyku çekebilmesi için yapılması gerekenler şu şekilde sıralanabilir;</p>
<ul>
<li>Bebeğinizin az gürültü bir ortamda uyutulması önemlidir. Çok sessiz ortamlarda uyku düzenini oluşturmak daha sonrasında hafif gürültülü ortamlarda dahi bebeğin uyumamasına ve huzursuz olmasına neden olabilir.</li>
<li>Alt bezinin temiz olması önemlidir.</li>
<li>Beslenme ihtiyacının karşılanmış olması gerekir. Aç karna uyuyamayacağı gibi midesinin aşırı şiş olmaması gerekir.</li>
<li>Anne asabi ve gergin olmamalıdır. Anne sütü emen bebek bu huzursuzluğu hisseder ve gerginleşir. </li>
<li>Uygun oda sıcaklığı gereklidir. Sıcak hava terleme ve bunalma hissi yaratacağından soğuk hava ise üşüme kaynaklı uykusuzluk yapabilir.</li>
<li>Ninni, şarkı söylenebilir,</li>
<li>Ayakta ve beşikte sallanabilir. Ancak sık sık uygulanması alışkanlık haline getirebilir,</li>
<li>Uyku öncesi banyo yaptırılması rahatlatıcı olacaktır.</li>
<li>Gece gündüz ayrımının anlaşılabilmesi için ortamın karanlık olması gerekir.</li>
<li>Bebek yağı ile baş, boyun, bacaklara ve sırta masaj yapılması uykuya rahatlıklar geçmeye yardımcı olur.</li>
<li>Uyku arkadaşı pelüş ayı, bebek vb. uykuya geçişi kolaylaştırıcı olacaktır.</li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeginizin-uyumamasinin-5-onemli-nedeni-430507">Bebeğinizin Uyumamasının 5 Önemli Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>D vitamini eksikliğinin nedeni araştırılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/d-vitamini-eksikliginin-nedeni-arastirilmali-427915</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2023 10:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliğinin]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427915</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücuttaki kalsiyumun emilimini sağlayan D vitamini, sinir kaslarının çalışmasına ve bağışıklık sistemine kadar önemli bir yere sahip.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/d-vitamini-eksikliginin-nedeni-arastirilmali-427915">D vitamini eksikliğinin nedeni araştırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>D vitamini eksikliğinin nedeni araştırılmalı</strong></p>
<p><strong>Vücuttaki kalsiyumun emilimini sağlayan D vitamini, sinir kaslarının çalışmasına ve bağışıklık sistemine kadar önemli bir yere sahip. Baş dönmesi, kas güçsüzlüğü veya kemik ağrılarının D vitamini eksikliğinden kaynaklanabileceğini ve şikayetlerden kurtulmak için bir uzmana görünmenin ve tanı sonrası uygulanacak tedaviye uyum göstermenin çok önemli olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Türkiye’de her 10 kişiden 9’unda D vitamini eksikliğine rastlanıyor. D vitamini eksikliği bazen bir hastalığın habercisi bazen de doğrudan bir nedeni olabiliyor. D vitamini eksikliğinde tedavi mutlaka bir uzman tarafından düzenlenmeli. Tedavide kullanılan D vitamini ilaçlarının ve takviyelerin gelişigüzel kullanılması doğru değil” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Vücut D vitaminini sadece doğrudan güneş ışığına maruz kaldığında kendi üretebiliyor. Bu durumun bazı insanlar için yaz aylarında mümkün olabildiğini ancak daha karanlık kış aylarında bunun oldukça zor olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Çok fazla dışarı çıkmayan, koyu tenli veya hayvansal ürünler yemeyen kişilerde doğal olarak D vitamini eksikliği riski daha yüksek olabiliyor. Vegan beslenmeyi tercih edenlerde ve 50 yaş üstü olanlarda da D vitamini eksikliği sıkça görülüyor. Ayrıca yetersiz D vitamini bazı önemli sağlık sorunları için de risk faktörü. Örneğin çocuklarda raşitizme yol açarken yetişkinlerde kemik erimesine, kas güçsüzlüğüyle düşme riskinde artışa neden olabiliyor. Yaş ilerledikçe vücuttaki düzeyi azalan D vitaminini yerine koymak da hayati bir öneme sahip. D vitamini eksikliği yetişkinlerde kemik yumuşaması riskini de artırabiliyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>D vitamini eksikliği kanserle ilişkili olabilir</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan bilimsel araştırma sonuçlarının D vitamini yetersizliğinin yaygın kanserler, kardiyovasküler hastalıklar, metabolik sendrom, enfeksiyöz ve bağışıklık sistemine dair bazı hastalıkların dahil olduğu çok sayıda kronik sorunla ilişkisi olduğunu gösterdiğini söyleyen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Kalsiyum, fosfor metabolizması ve kemik mineralizasyonu üzerine olumlu etkileri olan D vitamininin vücutta eksik olması durumunda kemik ve kas ağrısı, kas güçsüzlüğü, baş dönmesi, yorgunluk, omurga ağrısı, proksimal kas güçsüzlüğü, miyopati, iskelet deformiteleri (pelvis, kaburga, bacak) ve kırıkları, dengesizlik, kalsiyum düşüklüğü ile ilişkili şikayetler, uyuşma, karıncalanma, kasılma, değişken ruh hali, uykusuzluk, sık sık hastalanma, kilo alma, tükenmişlik ve baş bölgesinde terleme belirtileri görülebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>En önemli D vitamini kaynağı güneş</strong></p>
<p>Başlıca D vitamini kaynağının güneş olduğunu ve D vitamininin ayrıca bitkilerde bulunan ergokalsiferol (vitamin D2) ve hayvan dokularında bulunan kolekalsiferol (vitamin D3) ile alınabildiğini hatırlatan Dr. Eyyüp Kenan Özok, besinlerin ise daha az düzeyde D vitamini içerdiğini belirterek D vitamini açısından en zengin besinleri şöyle sıraladı:</p>
<p> </p>
<p>• Yağlı balıklar (sardalye, alabalık, ton balığı, ringa balığı, somon, uskumru ve tütsülenmiş balık). </p>
<p>• Yumurta sarısı, kırmızı et ve karaciğer.</p>
<p>• D vitamini ile takviye edilmiş (çoğu süt) et, balık sütü ve yumurta gibi hayvansal ürünler (D3).</p>
<p>• Yabani mantarlar.</p>
<p>• UV ışığı altında yetiştirilen ürünler (D2).</p>
<p> </p>
<p><strong>D vitamini tedavisi bir uzman tarafından oluşturulmalı</strong></p>
<p>Tanı için muayenenin yanı sıra basit bir kan testiyle D vitamini düzeylerine bakılabildiğini ve eğer D vitamini eksikliği varsa hastanın yaşına, genel durumuna ve eksikliğin seviyesine göre en uygun dozlarla tedaviye başlanabildiğini paylaşan Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Ağızdan ya da enjeksiyon ile uygulanan tedavilerde, tablet ilaç almak istemeyen hastalar, etki süresi 6 ayı bulan enjeksiyon tedavisini tercih edebiliyor. Ağızdan alınan ilaç tedavilerinin ise doktorun belirleyeceği doz ve sürelerde kullanılması önemli. Bunların dışında D vitamini takviyeleri de kullanılıyor. Ancak bu ürünlerin de yağ içeren yemekler eşliğinde alınması daha faydalı. Unutulmamalı ki, D vitamini tedavisi mutlaka bir uzman tarafından düzenlenmeli. D vitamini ilaçlarını ve takviye ürünleri gelişigüzel kullanmak doğru değil. Aşırı kullanımına bağlı olarak vücutta fazla birikmeye neden olur. Yağda eriyen bir vitamin olduğu için vücut fazla olan D vitaminini hemen atamaz. Hatta bu bazı durumlarda bir yıla kadar uzayarak kemiklerde kalsiyum yüksekliğine neden olabilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/d-vitamini-eksikliginin-nedeni-arastirilmali-427915">D vitamini eksikliğinin nedeni araştırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2023 08:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[direncinin]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426275</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275">İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÇOCUKLARDA İNSÜLİN DİRENCİ</p>
<p>İNSÜLİN DİRENCİNİN EN SIK NEDENİ: OBEZİTE</strong></p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA İNSÜLİN DİRENCİNİN GÖSTERGESİ NEDİR?</strong></p>
<p><strong>“İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur. Fakat yüksek insülin düzeylerinin yağ dokusunu artırıcı etkisiyle kilo vermek daha zor hale gelir.“ diyen Liv Hospital Çocuk Endokrinolojisi ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Kara, insülinin tanımını yaparak çocuklarda insülin direnci hakkında merak edilenleri anlattı.</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>İnsülin nedir?</strong><br />İnsülin pankreasta üretilen ve tüm vücut dokularında şeker, yağ ve protein metabolizmasını etkileyen önemli bir hormondur.</p>
<p><strong>İnsülin direnci nedir?</strong><br /> İnsülin direnci insülin hormonunun hücresel etkilerine karşı doku yanıtının azalması durumudur.</p>
<p>İnsülinin birinci işlevi karbonhidratlı öğünlerle vücuda alınan ve kan dolaşımına giren şekerin (glikozun) kas ve yağ dokusuna geçişini sağlamaktır. Böylece bir yandan yemek sonrası yükselen kan şekerini düşürürken diğer yandan hücrelerin glikoz kullanımını sağlayarak enerji ihtiyacını karşılar.</p>
<p>Dokularda insülin duyarlılığı azalmış ise insülinin normal düzeyleri yeterince etki göstermez ve tüm vücudun glikoz kullanım kapasitesi düşer, kan şekeri yükselir. Pankreas daha fazla çalışıp insülin üretimini artırarak bu direnci kırmaya çalışır. Böylece yüksek insülin düzeyleri sayesinde kan şekeri düzeylerinin normal sınırlarda tutulduğu durum insülin direnci olarak tanımlanır.</p>
<p>İnsülin direnci tip 2 diyabet gelişmesinde temel özelliktir ve hastalığın erken evresini temsil eder. İnsülin direnci olan kişilerde yıllar içinde pankreasın insülin üretimi azalmaya başlar, kan şekeri düzeyleri giderek yükselir ve sonunda tip 2 diyabet (şeker hastalığı) gelişir.</p>
<p><strong>İnsülin direncinin en sık nedeni nedir?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin en sık nedeni obezitedir. Ancak obezitesi olan her bireyde insülin direnci yoktur ve nadiren fazla kilolu olmayan çocuk ve erişkinlerde de görülebilir.</li>
<li>Ayrıca insülin direnci fizyolojik bir durum olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin, ergenlik döneminde büyüme ve cinsiyet hormonlarının artışına bağlı olarak fizyolojik insülin direnci gelişir ve ergenliğin tamamlanmasıyla düzelir.</li>
<li>Yüksek kalorili beslenme, aşırı şeker (karbonhidrat) tüketimi ve hareketsiz yaşam biçimi obezite ile birlikte insülin direncine neden olur.</li>
<li>Çocuklarda vücuttaki yağ dokusu miktarı (yağ deposu) arttıkça insülin duyarlılığı azalır.</li>
<li>Özellikle göbek çevresinde, karın boşluğunda ve karın içi organların çevresinde biriken yağ dokusu insülin direncinin nedenidir.</li>
<li>İnsülin direncine sıklıkla karaciğer yağlanması eşlik eder. Genelde düşünülenin aksine çocuklarda insülin direnci olduğu için obezite oluşmaz, obezite nedeniyle insülin direnci oluşur. Fakat yüksek insülin düzeylerinin yağ dokusunu artırıcı etkisiyle kilo vermek daha zor hale gelir.</li>
</ul>
<p><strong>İnsülin direnç sendromu nedir?</strong><br /> Obezite, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve dislipidemi (kan yağ bozuklukları) birlikteliği metabolik sendrom olarak adlandırılır. Bu hastalıkları birbirine bağlayan ortak mekanizma insülin direncidir. İnsülin direnç sendromu da denilen bu durum;</p>
<ul>
<li>Damar sertliği ve koroner kalp hastalığı gibi kalp-damar hastalıklarının görülme sıklığını artırır.</li>
<li>Ayrıca kızlarda polikistik over sendromuna bağlı adet düzensizlikleri ve aşırı kıllanmaya neden olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ölçüm nasıl yapılır?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin tanısı için açlık insülin ölçümü, şeker yükleme testlerinde insülin değerlendirmesi, kan şekeri ve insülin düzeylerinin birlikte ölçülerek bazı endekslerin hesaplanması gibi yöntemler kullanılır. Ancak bu yöntemlerin hiçbiri çocuklarda tüm vücut insülin duyarlılığını ölçmede yeterince başarılı değildir.</li>
<li>Fiziki incelemede; boyun, ense, koltuk altı ve kasık gibi deri kıvrım bölgelerinde kahverengi koyulaşma (akantozis nigrikans) insülin direncinin göstergesidir. Ancak bu belirtinin olmaması insülin direncini dışlamaz ve bazı kişilerde insülin direnci olmadan da görülebilir.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Tedavi sürecinde neler önemli?</strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin tedavisi sağlıklı beslenme ve egzersiz ile kilo vermekten geçer.</li>
<li>Şekerli ve yağlı gıdaların daha az tüketilmesi, tam tahıllı ve lif içeriği yüksek, düşük glisemik endeksli (kan şekerini yavaş yükselten) besinlerin tercih edilmesi insülin duyarlılığını arttırır.</li>
<li>Aeorobik egzersizler kas insülin direncini azaltmada etkilidir.</li>
<li>Sağlıklı beslenme ve egzersize rağmen kilo vermeye de direnç varsa insülin duyarlılığını artıran ilaç tedavileri verilebilir. Bu amaçla onaylı olan tek ilaç metformin olup 10 yaş üzeri çocuklarda kullanılabilir.</li>
</ul>
<p>Sonuç olarak, diyet ve egzersizi içeren yaş biçimi değişiklikleri insülin duyarlılığını artırır ve ilerde ortaya çıkabilecek şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarını önler. Seçilmiş bazı özel durumlarda ilaçlar tedaviye eklenebilir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insulin-direncinin-en-sik-nedeni-obezite-426275">İnsülin direncinin en sık nedeni: obezite</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kilo Verememenizin Nedeni İnsülin Direnci Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kilo-verememenizin-nedeni-insulin-direnci-olabilir-414264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2023 09:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[direnci]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[verememenizin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414264</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsülin hormonunun en önemli görevi kan dolaşımında bulunan glukozun yani şekerin hücreler (özellikle kaslar, karaciğer ve yağ dokusu) tarafından alınmasını ve kullanılmasını sağlamaktır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilo-verememenizin-nedeni-insulin-direnci-olabilir-414264">Kilo Verememenizin Nedeni İnsülin Direnci Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsülin hormonunun en önemli görevi kan dolaşımında bulunan glukozun yani şekerin hücreler (özellikle kaslar, karaciğer ve yağ dokusu) tarafından alınmasını ve kullanılmasını sağlamaktır. İnsülin hormonunun biyolojik etkilerini gösterememesi olan insülin direnci varlığında; yağ metabolizması ile ilgili görevler abartılı bir şekilde yerine getirilir, bunun sonucunda da karın bölgesinde yağlanma görülür. İnsülin direnci olan kişilerin açlığa tahammülü azalır, kolay kilo alıp zor verirler. Ergenlik ve gebelik gibi durumlarda geçici/fizyolojik insülin direnci olabileceğini de söyleyen Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun insülin direnciyle ilgili merak edilenleri anlattı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Neden insülin direnci gelişir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Aşırı kalori alımı: </strong>İnsülin direnci olan kişilerin açlığa tahammülü azalır, kolay kilo alıp zor verirler.</li>
<li><strong>Hareketsiz yaşam: </strong>Hareketsiz yaşam, insülin direncini artırır, egzersiz iyi bir tedavi seçeneğidir. </li>
<li><strong>Obezite:</strong> En önemli insülin direnci nedenidir. Obezite insülin direncine neden olur fakat insülin direnci nedeni ile obezite gelişmez. </li>
<li><strong>Genetik faktörler:</strong> İnsülin direnci veya tip 2 diyabeti olanların birinci derece yakınlarında insülin direncinin daha sık görülmesi genetik faktörlerin önemli bir rolü olduğunu gösteririr. </li>
<li>İnsülin direncinin varlığı kilo vermeyi zorlaştırabilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Ne tür şikayetlere yol açabilir?</strong></p>
<p> </p>
<ul>
<li>Öğün sonrası uyku hali</li>
<li>Sık acıkma ve tatlı krizleri</li>
<li>Ciltte koyulaşma</li>
<li>Kadınlarda adet düzensizliği</li>
<li>Aşırı tüylenme gibi şikayetler görülebilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Tanısı nasıl konulur?</strong></p>
<p> </p>
<p>İnsülin direnci ve ilişkili durumlar hakkında bilgi sahibi olmak için hastanın kilosu, boyu, beden kitle indeksi, bel çevresi, kan basıncı ölçülmeli, hekimin uygun görmesi durumunda açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri, açlık insülin düzeyi, oral glukoz tolerans testi (Şeker yükleme testi), hemoglobin A1C, kolesterol gibi tetkiklerden hatta bazı özel durumlarda daha ileri testlerden faydalanmak gerekebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavisi nasıl yapılır, önerileriniz nedir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin başlıca tedavisi yaşam tarzı değişikliğidir. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Öğün aralarının 3-4 saat kadar olduğu 4-6 öğünden oluşan dengeli bir beslenme programı ve kalori kısıtlaması ile kilo kaybı sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Kısa sürede hızlı kilo vermeyi sağlayan, şok diyetler yapılmamalıdır. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Tek besin ögesinin ağırlıklı olduğu, karbonhidrat ve proteini ayıran proteinden zengin diyetler yapılmamalıdır. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Egzersiz günlük rutinin bir parçası haline gelmelidir. Haftada en az 150 dakika egzersiz yapılmalı, her bir seans en az 30 dakika sürmeli, iki egzersiz seansı arasında 48 saatten fazla süre olmamalıdır. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Egzersiz orta şiddette olmalı, orta şiddetli egzersiz maksimum maksimum kalp hızının %50-70&#8217;ine ulaşılan egzersiz olarak tanımlanır. Hedef kalp hızı hastanın yaşına göre hesaplanır: (220-yaş/%50-70) </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Aerobik (Yürüyüş, hafif koşu, bisiklet, yüzme, hızlı dans) ve yük bindirici (İzometrik) egzersizler (İtme, çekme, kaldırma, germe) egzersizler önerilen egzersiz türleridir. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Yaşam tarzı değişikliğini uygulayamayan veya sonuç alınamayan insülin direnci vakalarında hekimin uygun görmesi durumunda kullanılabilen tedaviler mevcuttur.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilo-verememenizin-nedeni-insulin-direnci-olabilir-414264">Kilo Verememenizin Nedeni İnsülin Direnci Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmeyen sivilcenin nedeni araştırılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-sivilcenin-nedeni-arastirilmali-402640</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 10:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[sivilcenin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402640</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akne ya da bilinen adı ile sivilce, her insanda özellikle ergenlik döneminde kendini gösteren bir cilt hastalığıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-sivilcenin-nedeni-arastirilmali-402640">Geçmeyen sivilcenin nedeni araştırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akne ya da bilinen adı ile sivilce, her insanda özellikle ergenlik döneminde kendini gösteren bir cilt hastalığıdır. Ergenlik döneminde sık görülen bir inflamatuar hastalık olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Ergenlik döneminde daha sık görülmekle birlikte erişkin dönemde de akne görülebiliyor. Akne, yüz, saçlı deri, gövde ve kalçalarda oluşabilir. Özellikle kıllanma artışı, saç dökülmesinin eşlik ettiği, çene bölgesinde daha yoğun olan sivilcelerin varlığında ise zeminde yatan hormonal nedenler için araştırma yapılmalı” dedi.</strong></p>
<p>Aknenin yağ bezi kanallarının cildin yüzeyinde daha yoğun bir yağ tabakası ile tıkanarak salgıladığı yağın cilt dışarısına atılamamasından kaynaklandığını ve hemen hemen her insanda belli dönemlerde görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Genetik olarak yatkın olmak, cilt tipi, hormonal düzensizlikler, bazı ilaçlar, stres, aşırı cilt yağlanması, düzensiz uyku gibi nedenler akne oluşumunun altında yatan sebepler arasında” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Akne yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</strong></p>
<p>Akneli hastalarda beslenme, cilt bakım alışkanlıkları ve rutini, yanlış kozmetik kullanımı, sigara kullanımı gibi nedenlerin sivilcelerin ortaya çıkmasına ya da artmasına neden olabildiğini söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Akne kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler. Kendiliğinden gerilemeyen ve inatçı akneleri olan hastalarda akne tedavisi planlaması yapmak gerekli. Akne tedavisinde bölgesel antibiyotikli kremler, benzoil peroksit, retinoik asit, azelaik asit, antibiyotik tedavisi, sistemik isotretinoin tedavisi medikal tedaviler olarak uygulanıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dermatoloğun tavsiyelerine uyulmalı</strong></p>
<p>Akne tedavisinde ilaçlı tedavilerin yanı sıra bazı dermokozmetik işlem ve uygulamaların da tedavide başrolü oynayabildiğini veya akne/iz tedavisinde önemli destekleyici olabildiğini paylaşan Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Kimyasal peeling, BBL, altın iğne ve fraksiyonel lazer yani akne izi tedavisi uygulanabilecek işlemler arasında yer alıyor. Kronik bir hastalık olan akne tedavisinde dermatoloğun önerileri dikkate alınıp sabrederek tedaviye devam etmek çok önemli” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-sivilcenin-nedeni-arastirilmali-402640">Geçmeyen sivilcenin nedeni araştırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En önemli başlama nedeni arkadaş teşviği!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-onemli-baslama-nedeni-arkadas-tesvigi-400215</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 14:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[başlama]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[teşviği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=400215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elektronik sigaraların görünüşü ve tasarımı bakımından özellikle öğrencileri hedeflediğini belirten uzmanlar bu sigaraların amacının bağımlılık yaratmak olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-onemli-baslama-nedeni-arkadas-tesvigi-400215">En önemli başlama nedeni arkadaş teşviği!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Elektronik sigaraların görünüşü ve tasarımı bakımından özellikle öğrencileri hedeflediğini belirten uzmanlar bu sigaraların amacının bağımlılık yaratmak olduğuna dikkat çekiyor. Araştırmalara göre puff kullanımının ortaokul çağındaki öğrencilere kadar düştüğü bilgisini veren Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Urhan, en önemli başlama nedenlerinin arkadaşların teşvikleri ve özendirmeleri olduğunu vurguluyor. Çocuklarda e-sigara bağımlılığına engel olmak için doğru iletişimin önemli olduğunun altını çizen Urhan, cezaların ve sert tepkilerin ergenlerin üzerinde ters etkilere neden olduğunun unutulmaması gerektiğini söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Urhan, gençler arasında hızla yaygınlaşan hatta ortaokul çağı çocuklarının bile kullanmaya başladığı elektronik sigaralara başlama nedenleri ve bağımlılığı önleme hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Puff kullanımı ortaokul çağına kadar düştü</strong></p>
<p>Görünüşü ve tasarımı bakımından özellikle öğrencileri hedef alan tek kullanımlık elektronik sigaralara gençlerin yönelimi hakkında değerlendirmede bulunan Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Urhan, “Diğer bir adıyla gençlerin dilinde puff olarak bilinen bu sigaraların amacı tıpkı sigara gibi bağımlılık yaratmak. Yaptığımız araştırmalar puff kullanımının ortaokul çağındaki öğrencilere kadar düştüğünü gösteriyor. Kullanımının sigaradan çok daha rahat olması, sigara içilme yasağı olan alanlarda rahatça kullanılması da kullanımını arttıran nedenler arasında.” dedi.   </p>
<p> </p>
<p><strong>En önemli başlama nedeni arkadaş teşviği</strong></p>
<p>Elektronik sigaraya başlama nedenleri arasında arkadaşların birbirlerine karşı olan teşvikleri ve birbirlerini özendirmelerinin başta geldiğine dikkat çeken Urhan, “Bunun yanı sıra puffların hoş kokulu farklı aromaları ve farklı tatları bulunuyor. Gençler bunları merak edip deniyorlar. Böylece sosyal çevrelerinde, gündemlerinde konuşulacak konu olarak bu deneyimleri oluyor. Bu durum da tercih etme nedenlerinin başında geliyor.” dedi.</p>
<p>Bunların dışında da anne babaların hoş kokularından dolayı sigara olmadığını düşündükleri için küçük yaş gruplarında da başlangıç görüldüğünü ifade eden Urhan, kolay ulaşımının olması, tekel gibi yerlerde bulunmasının da elektronik sigara kullanımını artırdığının altını çizdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Çocukların e-sigara bağımlılığına engel olmak için doğru iletişim önemli</strong></p>
<p>Elektronik sigara bağımlılığına engel olmak için öncellikle ailelere büyük görev düştüğünü belirten Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Urhan, “Bir çok noktada rol model olan aileler bu noktada da ergenlik sürecindeki çocuklarına    destek olmamalılar. Örneğin, anne ya da   babaların da sigara bağımlılığı varsa birlikte bağımlılıktan kurtulma sürecine başlayabilirler. En önemli noktalardan biri de doğru iletişimin sağlanması. Yargılayıcı bir tutumdan uzak durularak üzerine konuşulabilecek bir iletişim ortamı sağlanmalı. Cezaların ve sert tepkilerin ergenlerin üzerinde ters etkilere neden olduğu unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-onemli-baslama-nedeni-arkadas-tesvigi-400215">En önemli başlama nedeni arkadaş teşviği!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boğaçayı&#8217;ndaki renk değişiminin nedeni toprak kayması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bogacayindaki-renk-degisiminin-nedeni-toprak-kaymasi-382877</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Jun 2023 12:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[boğaçayındaki]]></category>
		<category><![CDATA[değişiminin]]></category>
		<category><![CDATA[kayması]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[renk]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=382877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğü, Boğaçayı’nda dün meydana gelen renk değişiminin toprak kayması sonucu dereye karışan kırmızı toprak nedeniyle olduğunu açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bogacayindaki-renk-degisiminin-nedeni-toprak-kaymasi-382877">Boğaçayı&#8217;ndaki renk değişiminin nedeni toprak kayması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Antalya Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğü, Boğaçayı’nda dün meydana gelen renk değişiminin toprak kayması sonucu dereye karışan kırmızı toprak nedeniyle olduğunu açıkladı.</p>
<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi ASAT Genel Müdürlüğü, Boğaçayı’nda dün suyun çamurlu akmasıyla ilgili inceleme başlattı.  ASAT Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı Laboratuvar Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Boğaçayı havzasında çeşitli noktalardan numuneler alınarak laboratuvarda analizleri yapıldı. Yapılan araştırmalar sonucu Boğacay&#8217;daki renk değişikliğinin Doyran bölgesinde meydana gelmiş olan küçük bir toprak kaymasından kaynaklı olduğu tespit edildi. Toprak kayması sonucu dereye karışan kırmızı toprağın Boğaçayı’nın suyunun renginde değişikliğe neden olduğu belirlendi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bogacayindaki-renk-degisiminin-nedeni-toprak-kaymasi-382877">Boğaçayı&#8217;ndaki renk değişiminin nedeni toprak kayması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2023 09:10:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsiz]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381445</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel ağrısı, gribal enfeksiyonlarından sonra en yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarından biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445">Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bel ağrısı, gribal enfeksiyonlarından sonra en yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Hareketi kısıtlayarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini ve toplumun büyük bir bölümünün yaşamlarında en az bir kez bel ağrısına maruz kaldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Bel ağrılarının en önemli sebebi olarak hareketsiz yaşam tarzı ve kilo artışı sayılabilir. Bel ve sırt kaslarının güçsüzleşmesine yol açan hareketsiz yaşam ve kilo bel bölgesine binen yükün artmasına neden oluyor. Bel ve boyun ağrısından korunmak, tedavi edilmesinden daha kolay” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Genellikle ani başlayan bel ağrılarının bir kısmının istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi gibi yöntemlerle tamamen iyileştiğini ve kalıcı olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Bel ağrısı ataklarının çoğu geçicidir ve genellikle kalıcı bir sakatlığa sebep olmaz. Ağrıların yüzde 7-10’u 6 ayı geçerek kronik hale dönüşebilir. Kronikleşen bel ve sırt ağrılarında ilaç ile korse kullanımı, enjeksiyonlar, kayropraktik tedavi yöntemi ve cerrahi yöntemleri uygulanabiliyor. Kişilerin yüzde 75’i eğitim programlarına katılarak bel ağrılarından korunabilir” dedi.</p>
<p>Bel ağrılı olgularının yüzde 50’sinin bir haftada, yüzde 90’ının 8 haftada, yüzde 3’ünün ise 1 aydan fazla sürede rahatladığını belirten Prof. Dr. Semih Akı, bel ve boyun ağrısından korunmanın tedavisinden çok daha kolay olduğunu vurgulayarak bel ağrısını önleyecek önerilerde bulundu:</p>
<p> </p>
<p><strong>EVDE </strong></p>
<ul>
<li>Bir eşyayı kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın. Yerden alırken dizlerinizi bükerek ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. </li>
<li>Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşın. </li>
<li>Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak bel gerilmemeli, ipin seviyesi uygun boyda ayarlanmalı.</li>
<li>Ağırlık taşımanız gerekiyorsa, yükü her iki elinize de eşit olarak paylaştırın. Ağır yükü, belden daha yükseğe kaldırmayın.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>YATARKEN</strong></p>
<ul>
<li>Yataktan kalkarken önce tam yan dönün, daha sonra ellerinizle yandan destek alırken bacaklarınızı kıvırarak oturur pozisyona geçin ve kalkın. Yatmak için ise bu işlemleri tersten uygulayıp yatağa uzanın. </li>
<li>Yüzüstü ve sırtüstü dümdüz yatmaktan mümkün olduğunca kaçının. Uygun olanı, kalça ve dizlerinizden çekip bacaklarınızı toplayarak, ana rahmindeki gibi yatmaktır. </li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>OFİSTE </strong></p>
<ul>
<li>Otururken mutlaka dik pozisyonda olun ve bunu alışkanlık haline getirin. </li>
<li>Doğru oturma pozisyonunda diz eklemleriniz kalça eklemlerinden daha yüksekte olmalı, ayak tabanlarınız yere tam olarak temas etmeli. </li>
<li>Otururken zaman zaman pozisyon değiştirin. Aynı oturma pozisyonuna 30-40 dakikadan fazla devam edilmemeli.</li>
<li>Sandalyeden kalkarken bir ayağınız diğerinin önünde olmalı, bacak kaslarınız ve kollarınızın yardımıyla kendinizi yukarıya doğru iterken sırtınız dik pozisyonda bulunmalı.</li>
<li>Ofiste masa sandalye bilgisayar ilişkisi daima önerilen ölçülere uygun olmalı.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>SOKAKTA </strong></p>
<ul>
<li>Dışarıda ya da kapalı bir yerde bir süre ayakta beklemeniz gerekiyorsa tek ayağınızın altına 15-20 cm yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin. Bir süre sonra diğer ayağınızı koyun. </li>
<li>Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru döndürüp eğilerek yerden bir şey almayın. Dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızla dönün.</li>
<li>Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.</li>
<li>Otomobil kullanırken koltuğunuzu, dizlerinizin ve kalçanızın biraz yukarısında olacak şekilde ayarlayın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445">Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni Bilinmeyen Dirençli Yorgunluk MS&#8217;e İşaret Edebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-bilinmeyen-direncli-yorgunluk-mse-isaret-edebilir-378406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 May 2023 09:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[dirençli]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[işaret]]></category>
		<category><![CDATA[mse]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağışıklık sistemi ile ilişkili olarak gelişen ve merkezi sinir sisteminin bir hastalığı olan Multipl Sklerozun (MS) neden ortaya çıktığına dair belirsizlik hala devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-bilinmeyen-direncli-yorgunluk-mse-isaret-edebilir-378406">Nedeni Bilinmeyen Dirençli Yorgunluk MS&#8217;e İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bağışıklık sistemi ile ilişkili olarak gelişen ve merkezi sinir sisteminin bir hastalığı olan Multipl Sklerozun (MS) neden ortaya çıktığına dair belirsizlik hala devam ediyor. Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Rana Karabudak, her ne kadar belirtileri merkezi sinir sisteminde ortaya çıksa da MS’in aslında bağışıklık sistemimizin bir iletişim hatası olduğunu söyledi. Prof. Dr. Karabudak, MS’in kişiye özel belirtileri olmasına karşın özellikte nedeni bilinmeyen yorgunluğa dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. </em></p>
<p> </p>
<p>MS’in tüm dünyada çoğunluğu genç ve üretken yaşta 2.5 milyon insanı ilgilendiren bir sorun olduğunu söyleyen Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Rana Karabudak, genetiğin etkili olduğu bu hastalıkta Türkiye’nin diğer Akdeniz ülkeleri gibi orta risk bölgesinde yer aldığını söyledi. </p>
<p><strong>“GENETİK YATKINLIĞI YÜKSEK OLANLARDA VİRAL YÜKLENME ÖNEM KAZANIYOR”</strong></p>
<p>MS’in ortaya çıkmasıyla ilgili üzerinde durulan görüşlerle ilgili bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Rana Karabudak, “Hastalığa yakalanma riski için genetik olarak yatkın kişilerde çocukluk ve ergenlik çağının geçirildiği bölgenin ve o dönemde karşılaşılan “viral yüklenme” nin üzerinde durulmaktadır” diye konuştu. “Viral yüklenme derken özellikle çocukluk çağında suçiçeği, kızamıkçık, EBV- enfeksiyoz mononükleozis etkeni Epstein-Barr virüsü ve uçuk yapan herpes tipi virütik bulaşıcı hastalıklarla karşılaşmanın yatkın bireylerde hastalığın çıkışını kolaylaştırabileceği düşünülmektedir” diyen Prof. Dr. Karabudak, sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“Bilim çevrelerinde en çok ağırlık kazanan görüşe göre; Bağışıklık sisteminin de gelişmekte olduğu bu dönemde; henüz tanımlanamamış bir virüsün ya da çeşitli çocukluk çağı virüs hastalıklarının birinin veya birkaçının birlikte görülmesi hastalığa yatkın bireylerde sistemi kırılganlığa itebiliyor. Bu durumun sonuçlarının ise merkezi sinir sisteminde yıllar içinde ortaya çıkabileceği yönünde.”</p>
<p><strong>DİRENÇLİ ve NEDENSİZ YORGUNLUĞA DİKKAT</strong></p>
<p>MS hastalığının seyir açısından bakıldığında çok kişisel yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Karabudak, belirtilerin sıklığı ve şiddetinin kişiden kişiye farklılık gösterdiğine işaret etti. Her ne kadar en ciddi olmasa da en sık görülen belirtinin yorgunluk olduğunun altını çizen Prof. Dr. Karabudak özellikle nedeni bilinmeyen dirençli yorgunluğa dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. </p>
<p>Hastaların yüzde 75’inde yorgunluğun en fazla yakınılan ilk 3 semptomdan biri iken, yüzde 20-25 hastada ise en fazla şikayet edilen yakınma olduğunu belirten Prof. Dr. Karabudak, şu bilgileri verdi: “MS ilişkili yorgunluğun nedeni çok fazla faktöre bağlanır. Birincisi, tam olarak nedeni anlaşılamayan ve muhtemelen myelin zedelenmesine bağlı uyum mekanizmalarının etkilendiği merkezi yorgunluk denen durumdur. Bu noktada kişi ne iş yaptığından bağımsız olarak erken yorgunluktan şikayet eder. Özellikle ısıya karşı hassasiyet gösteren bu hastalar yaşadıkları durumu enerjide azalma hissi olarak tanımlar. Bir diğer yorgunluk nedeni depresyon olabilir. Depresyon motivasyonu azaltan bir durumdur. Ayrıca uyku uyanıklık dengesini bozarak da çabuk yorulmaya neden olabilir.”<br /> </p>
<p><strong>SAĞLIKLI BİREYLERİN YAŞADIĞI YORGUNLUKTAN FARKI NE?</strong></p>
<p>MS ile bağlantılı yorgunluğun nedeninin, immün sistemdeki değişiklikler, sinir sistemindeki değişikliklerin fonksiyonel sonuçları ve nöroendokrin değişiklikler gibi farklı nedenleri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Karabudak, sağlıklı kişilerin yaşadığı yorgunlukla MS’li kişilerin yaşadığı yorgunluğu karşılaştırdı:</p>
<p>“Her iki grubun tanımladığı yorgunluk arasında bazı benzerlikler olmakla birlikte farklılıklar gözlenmektedir. Her iki yorgunlukta da dinlenmeye ihtiyaç, motivasyonda azalma, sabırsızlık tanımlanmaktadır. Yorgunluk egzersiz, stres, depresyon, uzamış fiziksel aktivite ile artmakta ve dinlenme ve kaliteli uyku ile belirgin olarak azalmaktadır. Ancak MS hastalarının tanımladığı yorgunluğun günlük aktivitelere olan etkisi sağlıklı bireylerde izlenen yorgunluk etkilerine göre çok daha ağırdır. MS hastalarının aile yaşamları, sosyal ve profesyonel aktiviteleri bu yorgunluktan ileri derecede etkilenmektedir. Yine hastaların tanımladığı yorgunluk fiziksel aktiviteleri mental aktivitelere göre çok daha fazla etkilemektedir. Özellikle sıcaklık artışı ile yorgunluğun artış göstermesi MS yorgunluğu için tipik olarak saptanmıştır.”</p>
<p><strong>VÜCUT ISISININ ARTIRACAK İŞLERDEN KAÇINILMALI</strong></p>
<p>MS’te hastaların üçte birinde ateşlenme, sıcak ortamlarda bulunma veya zorlayıcı egzersizle ortaya çıkan halsizlikte artma yada bazı belirtilerin kötüleşmesi gibi ısı hassasiyeti olarak tanımlanın durumun yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Karabudak, “Bu hastalar merkezi yorgunluk haline daha açıktır. Bu nedenle vücut ısısını ani artırıcı ağır işler, egzersizlerden kaçınılmalıdır. Ateş olduğunda düşürücü tedbirler hemen alınmalı ve serin ortamlar tercih edilmelidir.”</p>
<p>Prof. Dr. Karabudak, bu nedenle yorgunluk şikayeti olan bir MS hastasında; yeni bir atak olup olmadığı, enfeksiyon varlığı, ağrı, uyku düzeni ve duygu durumunda değişiklik yaşanıp yaşanmadığı, kullandığı ilaçlar, yorgunluğa neden olabilecek immün sistemle ilgili hastalıklar araştırılmalıdır. Yorgunluk subjektif bir semptom olduğu için değerlendirilmesi oldukça zordur. Değerlendirme amacı ile pek çok farklı ölçek, test kullanılabilmektedir.”</p>
<p><strong>YORGUNLUKLA NASIL BAŞA ÇIKILIR?</strong></p>
<p>MS hastarında yorgunluğun hem kişinin kendisini hem de çevresini etkilediğin altını çizin Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Rana Karabudak, alınması gereken önlemlerle ilgili şu bilgileri verdi: “Öncelikle kuvvet kayıpları varsa tedavisi planlanır, atak döneminde kesin istirahat önemlidir. Uzun vadede kuvvet kayıpları yönünden kişiye özel fizyoterapi programları çıkarılmalı ve düzenli olarak sürdürülmesi sağlanmalıdır. Eğer hastada eşlik eden depresyon varsa medikal tedavi seçenekleri ve psikoterapi yine kişiye uygun olarak planlanmalıdır. Ayrıca yüksek karbonhidratlı beyaz un, şeker gibi gıdalardan uzak durarak sağlıklı beslenme kriterlerine uygun beslenmekte de yarar var.”</p>
<p><strong>“HASTANIN ÖDEVİ EGZERSİZ OLMALI”</strong></p>
<p>“Bütün bunlar dışında nedensiz bir merkezi yorgunluk durumu varsa, güne yayılan gerçekçi ve pratik bir aktivite programı planlanmalıdır” diyen Prof. Dr. Rana Karabudak, sözlerini şöyle tamamladı: “Kısa aralıklarla dinlenme ve çalışma, gevşeme teknikleri, günü planlamak önemlidir. Günün sıcak öğle saatlerinde yorucu aktivitelerden uzaklaşmalıdır. Yorgunluk düzenli egzersizden uzak kalmayı gerektirmez. Unutmayın ki kullanılmayan kas, eklem ve kemik yapıları giderek daha çok sınırlanır. Hareketsizliğe bağlı ek sorunların çıkması bir yana çalışmayan, antrene olmayan bir hareket sistemi her defasında daha çok enerji harcanmak durumundadır. Önemli olan her hastanın kendi durumuna uygun makul, gerçekçi ve düzenli bir hareket planı veya egzersiz ödevi sağlanmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-bilinmeyen-direncli-yorgunluk-mse-isaret-edebilir-378406">Nedeni Bilinmeyen Dirençli Yorgunluk MS&#8217;e İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Değişikliğinde Yaşanan Isı Artışının En Önemli Nedeni İnsan Kaynaklı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikliginde-yasanan-isi-artisinin-en-onemli-nedeni-insan-kaynakli-373143</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 11:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[artışının]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklı]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373143</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi’nin düzenlediği seminerde iklim değişiminin tarımsal üretim sistemlerine etkileri değerlendirildi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikliginde-yasanan-isi-artisinin-en-onemli-nedeni-insan-kaynakli-373143">İklim Değişikliğinde Yaşanan Isı Artışının En Önemli Nedeni İnsan Kaynaklı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi’nin düzenlediği seminerde iklim değişiminin tarımsal üretim sistemlerine etkileri değerlendirildi</p>
<p><em><strong>Sabancı Üniversitesi’nin düzenlediği “Teknolojinin Gücüyle Geleceğe” Webinar Serisi’nin 2023 programının ikinci semineri “İklim Değişiminin Tarımsal Üretim Sistemlerine Etkileri” teması ve Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Levent Öztürk’ün katılımıyla gerçekleşti.</strong></em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sabancı Üniversitesi’nin kamu ve özel sektör yöneticilerini bilim ve teknoloji ile buluşturmak amacıyla düzenlediği <strong>“Teknolojinin Gücüyle Geleceğe”</strong> Webinar Serisi’nin 2023 programının ikincisi 4 Mayıs Perşembe günü gerçekleşti. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Dekanı <strong>Erkay Savaş</strong>’ın açılış konuşmasını yaptığı seminere Sabancı Üniversitesi MDBF Öğretim Üyesi Levent Öztürk konuşmacı olarak katıldı. <strong>“İklim Değişiminin Tarımsal Üretim Sistemlerine Etkileri”</strong> temalı seminerde, iklim değişiminin tarımsal üretim sistemlerine etkilerine güncel örneklerle ışık tutuldu.</p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erkay Savaş,</strong> “Dünyada sıcaklıklar artarken, havadaki karbondioksit miktarı artıyor. Bunun tabii ki üzerimizde çeşit çeşit etkileri var. Bunlardan biri de tarımsal üretime etkileri. Tarımsal sistemlerimizi değiştirmemiz gerekiyor mu? İyi yönde mi etkileyecek kötü yönde mi etkileyecek bunları konuşmamız ve üzerine düşünmemiz gerekiyor” dedi. </p>
<p><strong>Sabancı Üniversitesi MDBF Öğretim Üyesi Levent Öztürk, </strong>1968 yılının insanlı uzay ziyaretlerinin başlangıcı ve uzaydan çekilen dünya fotoğrafının birçok hareketin de öncüsü olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi: </p>
<p>“Ben bir biyolojik terimle başlamak istiyorum. “Taşıma kapasitesi” bir biyolojik terimdir. Her türlü ortam, her türlü ekosistemin bir taşıma kapasitesi var. O ortamda bir organizmadan ve bir ekosistemden bahsettiğimizde hep bir taşıma kapasitesinden söz ederiz. Bu bir petri kabı kadar küçük olabilir veya içinde tüm canlılarla birlikte yer alan bir gezegen kadar da büyük olabilir. Peki gezegenin taşıma kapasitesi insanlar için ne kadar? Aslında bu soruyu sadece ben değil Birleşmiş Milletler bile sormuş ki önceden önlem alalım diye. Yapılan çeşitli araştırmaların sonunda ‘Dünya’nın kaynakları sınırlı olsa olsa 4 milyar insan yaşayabilir’ derken, optimist olanlar ‘16 milyar insan rahat rahat yaşar bu gezegende’ diyor. Dünya’nın taşıma kapasitesi yaklaşık 10 milyar diyebiliriz. Peki bu 10 milyar insana ne zaman ulaşacağız? Değişik hesaplama yöntemleriyle 2050 ile 2060’ların ortasında bir yerde dünyanın, gezegenimizin taşıma kapasitesine erişeceğini biliyoruz.”</p>
<p><strong>DOĞAL FAKTÖRLER DÜNYADAKİ ISI DEĞİŞİMİNİ ANLATAMIYOR</strong></p>
<p>Şu anda 8 milyar civarında olan dünya nüfusunun çevreye etkilerinin olduğuna dikkat çeken <strong>Levent Öztürk,</strong> “Dünya ısınıyor. Peki bu ısı artışının sebebi nedir?” diyerek, şöyle devam etti: </p>
<p>“Sebebine baktığımızda bunun aslında doğal sebepleri olabilir. Mesela Dünya’nın güneş etrafındaki çizdiği yörünge. Yaklaşıyor, uzaklaşıyor kısmen değişebiliyor yıllar içerisinde ama o kadar da etkili olmadığını görüyoruz. Başka ne olabilir? Mesela güneşteki değişen olaylar; güneş fırtınaları. Bunun da etkisinin ama çok ciddi anlamda bu gözlemlerin tarif etmediğini görüyoruz. Başka doğal etmenler çok büyük olanlardan mesela volkanik aktiviteler. Volkanik aktiviteler yani küresel ısınmayı bir kenara bırakın aslında soğumaya bile neden olabiliyor. Çünkü çıkarttığı kükürt ve diğer partiküllerin atmosferde soğuma etkisi bile yaptığı biliniyor. Bunların hepsini toplasanız bile tüm natural faktörler dünyadaki ısı değişimini bize anlatamıyor. </p>
<p>Sera gazları neredeyse bizim şu anda yaşadığımız son yüzyıl içerisindeki bir derecelik artışı çok iyi tarif edebiliyor. Demek ki sorumlusu biziz. İnsan kaynaklı ve en büyük bunu açıklayan nedense sera gazları. Sera gazları içerisinde en büyük etkiye sahip olan karbondioksit. Son yüzyılda hiç görmediğimiz şekilde arttı. 280’lerden şu anda bugün itibariyle 421 ppm’e kadar artmış durumda karbondioksit. Ve bunun ne yaptığını da artık iyi biliyoruz artık. Güneşten gelen enerji aslında bir şekilde Infrared radyasyon olarak uzaya geri yansıyacağına bu karbondioksit ve diğer yanındaki sera gazları sayesinde tutularak atmosferin ısınmasına neden oluyor. Sadece karbondioksit artacak olsaydı aslında bitkiler bundan çok mutlu olacaktı. Fakat iklim değişikliği öyle bir şey ki sadece karbondioksit artışıyla gelmiyor. Bunun yanında yağışlardaki düzensizlikler, kuraklıklar, yüksek sıcaklıklar asıl sorunlar bunlardan kaynaklanıyor.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikliginde-yasanan-isi-artisinin-en-onemli-nedeni-insan-kaynakli-373143">İklim Değişikliğinde Yaşanan Isı Artışının En Önemli Nedeni İnsan Kaynaklı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalça Ağrısının 3 Önemli Nedeni!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalca-agrisinin-3-onemli-nedeni-370838</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2023 08:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısının]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=370838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalçada oluşan ağrı, hemen hepimizin hayatımız boyunca bir kez de olsa yaşadığı bir sorun. Ağrı oturup kalkarken, merdiven inip çıkarken, eğilirken ve spor yaparken genellikle daha yoğun hissediliyor. Sorun ilerledikçe gece uykudan uyandıracak şiddete de ulaşabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalca-agrisinin-3-onemli-nedeni-370838">Kalça Ağrısının 3 Önemli Nedeni!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalçada oluşan ağrı, hemen hepimizin hayatımız boyunca bir kez de olsa yaşadığı bir sorun. Ağrı oturup kalkarken, merdiven inip çıkarken, eğilirken ve spor yaparken genellikle daha yoğun hissediliyor. Sorun ilerledikçe gece uykudan uyandıracak şiddete de ulaşabiliyor. Kalça ağrısı sıklıkla egzersizleri hatalı uygulamak ya da ani hareket etmek gibi nedenlerden kaynaklanıyor ve birkaç günde kendiliğinden geçiyor. Ancak bazen önemli sağlık sorunlarının habercisi de olabiliyor. Ağrıya yol açan hastalıklara erken tanı konulması, ilerleyen süreçlerde ortaya çıkabilecek ciddi problemlerin önlenmesinde ve tedavi  başarısında kilit rol üstleniyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tuncay, </strong>bu nedenle<strong> </strong>kalça ağrısının asla ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Günümüzde geliştirilen teknikler ve edinilen tecrübeler sayesinde kalça ağrısına neden olan hastalıklar başarıyla tedavi edilebiliyor, bu sayede hastalar günlük yaşantılarına sorunsuz devam edebiliyorlar. Tedavinin başarısında ise hastalığa erken müdahale edilmesi çok önemli. Dolayısıyla ağrı birkaç gün içinde kendiliğinden veya basit ağrı kesici kullanımına rağmen kaybolmazsa zaman kaybetmeden hekime başvurulmalı” diyor.<strong> Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tuncay, </strong>kalça ağrısına en sık yol açan 3 hastalığı anlattı; önemli uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KALÇA KİREÇLENMESİ</strong></p>
<p>Halk arasında ‘kalça kireçlenmesi’ olarak bilinen osteoartroz, kalça eklemini oluşturan kıkırdağın çeşitli nedenlerle aşınması ve alttaki kemiklerin deforme olmasıyla karakterize bir hastalık. Kalça kireçlenmesi belirtileri arasında hastayı en çok rahatsız eden durum kasık ve/veya kalça çevresinde   gelişen ağrı oluyor. Başlangıçta sadece belirli bir mesafe yürürken, araca binerken ya  da merdiven çıkarken var olan ağrı zamanla istirahat halindeyken de gelişebiliyor, kişiyi uyku sırasında uykudan uyandıracak şiddete ulaşabiliyor. Gündelik hayatta giderek artan hareket kısıtlılığına yol açması nedeniyle hasta merdiven çıkma, ayakkabı ve çorap giyme gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelebiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl tedavi ediliyor?</strong></p>
<p>Kalça kireçlenmesi tedavisi konservatif (ameliyatsız) ve cerrahi olarak iki ana gruptan oluşuyor. İlaç ve fizik tedaviyi kapsayan konservatif yöntemler ağrıyı azaltmayı, cerrahi aşamaya kadar hareket açıklığını ve kas gücünü korumayı amaçlıyor. Cerrahi tedaviler de kemiği yeniden şekillendirici yöntemler olan kalça artroskopisi, osteotomi ve artroplasti (kalça protezi) şeklinde gruplara ayrılıyor. </p>
<p><strong>Kalça Protezi:</strong> Kalça kireçlenmesi tedavisinde uygulanan ve yüzyılın cerrahisi olarak ifade edilen kalça protezi ameliyatında yüzde 90’ların üzerinde başarılı sonuçlar elde ediliyor. Total kalça protezi, kalça ekleminin kireçlenmesi nedeniyle hasar görmüş eklemi yapay bir eklemle değiştirmek için uygulanan ameliyat yöntemine deniyor. Prof. Dr. İbrahim Tuncay, protez ameliyatları doğru yapıldığı takdirde, protezin hastada uzun yıllar şikayet oluşturmayan doğal bir eklem gibi işlev gördüğünü belirterek, “Günümüzde herhangi bir komplikasyon gelişmemiş hastalarda, kaliteli ve uygun protezler 20 yıldan fazla, hatta 30’lu yıllara kadar dayanabiliyor. Yumuşak doku iyileşme süreci olan ortalama 6 haftalık süreç sonunda çoğu hasta desteksiz ve hemen hemen hiç kısıtlamasız normal hayatlarına dönebiliyorlar” diyor. </p>
<p>Son yıllarda başarıyla uygulanan robotik cerrahi de bu sürece çok önemli katkılar sağlıyor. Robotik cerrahinin en önemli özelliği; ameliyattan önce bilgisayar ortamında tasarlanması sayesinde kemik kesilerinin minimal hatayla yapılmasına ve protezlerin bölgeye ideal şekilde yerleşmelerine imkan sağlaması. Bu etkileri sayesinde normalde nadir de olsa kalçanın çıkması ve damar ile sinir lezyonu gibi erken dönem komplikasyonları minimal düzeye iniyor. Ayrıca protezin ideal pozisyonda yerleştirilmesi sayesinde homojen yük dağılımıyla protez aşınmaları ve gevşemeleri daha geç ortaya çıkıyor, böylece protez daha uzun ömürlü oluyor. Son yıllarda popülaritesi gittikçe artan robotik protez cerrahisinin de mükemmeliyetin beklendiği günümüzde, yakın zamanda, artroplastide olmazsa olmaz noktaya ulaşacağı öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>KALÇADA OSTEONEKROZ </strong></p>
<p>Vücudumuzda tüm organlar gibi kemik dokuları da kanla besleniyorlar. Yeterli miktarda kan ulaşmadığı durumlarda kemiğe ait doku ve hücreleri ölüyor, bunun sonucunda kemikte çökmeler oluşuyor. Bu dokunun ölmesi avasküler nekroz veya osteonekroz olarak adlandırılıyor. Uyluk kemiği (femur) başının gücünü kaybetmesi ve zamanla çökmesi kendini kalça çevresinde oluşan ‘ağrı’ ile belli ediyor. Ağrının en belirgin özelliği, kalça hareketleriyle artması ve bacak önünden dize doğru yayılması oluyor. Çökme nedeniyle kişide topallama sorunu baş gösterirken, ilerleyen dönemde gelişebilen kireçlenmeler eklem hareketlerinde ciddi kısıtlamaya neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl tedavi ediliyor?</strong></p>
<p>Kemiklerde çökme oluşmadan gerekli müdahalenin yapılması durumunda tedavinin başarı oranı artıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tuncay, tedavinin tamamen hasarlanmış alanın güncel durumuna göre planlandığını ifade ederek, “Tedavideki asıl amaç eklem yüzeyindeki çökmeye engel olabilmek. Erken dönemde tespit edildiğinde genellikle kan sulandırıcı gibi ilaç tedavileri, hiperbarik oksijen tedavisi ve fizik tedavi desteğiyle sorun çözülüyor. Bu yöntemlerden sonuç alınamazsa ve yapılan radyolojik değerlendirmelerde eklemde çökme veya öncesi bulgular varsa, cerrahi yöntemlere başvuruluyor” diyor. Tam çökme öncesi tabloda ‘core dekompresyon’ olarak adlandırılan operasyon yapılıyor. Bu operasyonda amaç uyluk kemiğinin başındaki beslenmeyi önleyen basıncı azaltmak, böylelikle başın tekrar kanlanmasını  sağlamak. Operasyona PRP, kemik iliği ve kök hücre gibi hücresel tedavi uygulamaları da eklenebiliyor. Bu tedavilerden fayda görmeyen hastalarda osteotomi denilen ve kemiğin yük binme alanını değiştiren operasyonlar uygulanabiliyor. Çökme gerçekleştiğinde ise tek seçenek olan ve hasta memnuniyetinin en yüksek olduğu total kalça protezi operasyonu yapılıyor. Bu tabloda hem erken dönemde minimal komplikasyon riskiyle ağrının tamamen ortadan kalkması gibi faydalar sunan hem de özellikle genç hastalarda görülen bu patolojide kullanılacak protezin ömrünün uzun olmasını sağlayan robotik uygulamalarını kullanmak önemli bir avantaj oluşturuyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KALÇA SIKIŞMA SENDROMU (FEMOROASETABULAR IMPINGEMENT SENDROMU)</strong></p>
<p>Kalça sıkışması; kalçada oluşan yapısal problemler nedeniyle, hareket sırasında, kalça eklemini oluşturan iki parçanın birbirine anormal teması sonucu ortaya çıkan bir hastalık. Hastalar genellikle pantolon giyerken, araca binerken veya bağdaş kurarken kalça çevresinde C şeklinde oluşan ağrıdan yakınıyorlar. Bu sendrom zamanında tanınmaz ve gerekli müdahale yapılmazsa eklemin geri dönüşümsüz hasarına, yani kalça kireçlenmesine neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl tedavi ediliyor? </strong></p>
<p>Sendromun ilk dönemlerinde fizyoterapi yöntemlerinden faydalanılsa da kalça sıkışması sendromunun tedavisi cerrahi oluyor. Açık veya kapalı (artroskopik) metodlarla patolojinin her iki (uyluk başı ve kalça yuvası) tarafı yeniden şekillendiriliyor ve labrum, yani kalça ekleminin yapısında yer alan üçgen kesitli kıkırdak doku yırtıksa ve tamir edilebilecek türdeyse onarılıyor. Eğer onarılamayacak durumdaysa çıkarılıyor ya da başka bir dokuyla tekrar tamir ediliyor. Ameliyat sonrasında 4-6 hafta belirli hareketler kısıtlanıyor ve bir çift baston kullanılması öneriliyor. Ardından hasta hızlı bir şekilde normal hayata ve spora dönebiliyor. Başarılı bir operasyon sonrasında hastanın erken dönem kalça ağrıları kayboluyor ya da azalıyor ve uzun dönemde de kireçlenmeye gidiş süreci erteleniyor veya tamamen önleniyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalca-agrisinin-3-onemli-nedeni-370838">Kalça Ağrısının 3 Önemli Nedeni!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzm. Dr. Hatice İrem Üzümcü: Kalp ve Damar hastalıklarının tüm dünyada başlıca ölüm nedeni olduğunu belirtti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzm-dr-hatice-irem-uzumcu-kalp-ve-damar-hastaliklarinin-tum-dunyada-baslica-olum-nedeni-oldugunu-belirtti-365432</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2023 08:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıca]]></category>
		<category><![CDATA[belirtti]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarının]]></category>
		<category><![CDATA[hatice]]></category>
		<category><![CDATA[irem]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olduğunu]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[uzm]]></category>
		<category><![CDATA[üzümcü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hastanemizde Kardiyoloji Uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Hatice İrem Üzümcü, Kalp ve Damar hastalıklarının tüm dünyada başlıca ölüm nedeni olduğunu belirterek, hastalıkların henüz oluşmadan önlenebilmesi için toplumda gerekli farkındalığın oluşturulmasının altını çizdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzm-dr-hatice-irem-uzumcu-kalp-ve-damar-hastaliklarinin-tum-dunyada-baslica-olum-nedeni-oldugunu-belirtti-365432">Uzm. Dr. Hatice İrem Üzümcü: Kalp ve Damar hastalıklarının tüm dünyada başlıca ölüm nedeni olduğunu belirtti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hastanemizde Kardiyoloji Uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Hatice İrem Üzümcü, Kalp ve Damar hastalıklarının tüm dünyada başlıca ölüm nedeni olduğunu belirterek, hastalıkların henüz oluşmadan önlenebilmesi için toplumda gerekli farkındalığın oluşturulmasının altını çizdi.</p>
<p>Kalp ve Damar Hastalıklarının her yıl yaklaşık 19 milyon ölüme yol açtığını belirten Uzm. Dr. Hatice İrem Üzümcü, “Kalp ve damar hastalıkları tüm dünyada başlıca ölüm nedenidir. Her yıl yaklaşık 19 milyon ölüme yol açmakta olup toplumun beklenen yaşam süresinin artışı ile birlikte bu oranın giderek yükselmesi beklenmektedir. Oluşturduğu morbidite nedeniyle toplumlara ciddi ekonomik yük oluşturmaktadır. Tüm bu nedenlerle kardiyovasküler hastalıkların henüz oluşmadan önlenebilmesi için toplumda gerekli farkındalığı oluşturmak çok önemlidir. Başta aile hekimleri olmak üzere tüm hekimler; koruyucu hekimlik adına önlenebilir kardiyovasküler risk faktörlerini tespit ederek kişileri uygun yaşam tarzı değişikliğine yönlendirmelidir. Yüksek kardiyovasküler risk faktörlerine sahip bireyler ise erken tespit edilerek ileri inceleme ve tedavi için kardiyoloji hekimlerine sevk edilmelidir” dedi.</p>
<p>Kalp sağlığını olumsuz etkileyen faktörleri sıralayan Uzm. Dr. Üzümcü, “Hayatımızda yapacağımız ufak değişiklikler bizi kalp hastalıklarından koruyabilir. Kalp hastalıklarının temelinde genetik, ırk, yaş, cinsiyet, ailede kalp hastalığı öyküsü olması gibi değiştiremeyeceğimiz faktörlerin yanı sıra yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara-alkol tüketimi, yüksek kan kolesterol seviyeleri, obezite, uygunsuz diyet, hareketsiz yaşam tarzı gibi değiştirilebilir faktörler de bulunmaktadır” dedi.</p>
<p>Sağlıklı bir kalp için önerilerde bulunan Uzm. Dr. Üzümcü, “Dünyada her saniye bir kişi kalp ve damar hastalıklarından hayatını kaybetmektedir. Kötü beslenme alışkanlıkları dünyadaki en sık 10 ölüm nedeninden 4’ü ile doğrudan bağlantılıdır. Bu sebeple sağlıklı beslenme çok önemlidir. Fiziksel aktivite yetersizliğinin sonucu olan obezite, özellikle çocukluk çağından itibaren görüldüğünde ileride kalp hastalığı gelişme riskini büyük oranda artırır. Kendi kalp sağlığınız için haftada en az 5 gün en az 30 dakika orta zorlukta egzersiz önermekteyim. Dünyada tütün içen her iki kişiden biri tütünle ilişkili hastalıklar nedeniyle ölmektedir. Bu sebeple tütün ve tütün ürünlerinden mutlaka uzak durulmalıdır. Tüm bunların yanı sıra kendi vücudunuzu tanıyın ve kan değerinizi sık sık takip edin. Hem kendimiz hem çocuklarımızın geleceği için yaşam tarzımızı değiştirmeye bugünden başlayalım” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzm-dr-hatice-irem-uzumcu-kalp-ve-damar-hastaliklarinin-tum-dunyada-baslica-olum-nedeni-oldugunu-belirtti-365432">Uzm. Dr. Hatice İrem Üzümcü: Kalp ve Damar hastalıklarının tüm dünyada başlıca ölüm nedeni olduğunu belirtti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Büyükakın, Yaşlılara Saygı Haftası nedeni ile bir mesaj yayınladı.</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-baskani-tahir-buyukakin-yaslilara-saygi-haftasi-nedeni-ile-bir-mesaj-yayinladi-358012</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 14:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>
		<category><![CDATA[tahir]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılara]]></category>
		<category><![CDATA[yayınladı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358012</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyüklerimizin hayatımızın kutup yıldızı, yol göstericisi olduğunu ifade eden Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın ” Büyüklerimiz gerektiğinde elimizden tutup ayağa kaldıranımızdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-baskani-tahir-buyukakin-yaslilara-saygi-haftasi-nedeni-ile-bir-mesaj-yayinladi-358012">Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Büyükakın, Yaşlılara Saygı Haftası nedeni ile bir mesaj yayınladı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyüklerimizin hayatımızın kutup yıldızı, yol göstericisi olduğunu ifade eden Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın ” Büyüklerimiz gerektiğinde elimizden tutup ayağa kaldıranımızdır. Gerektiğinde adımlarımıza yön verip ışık tutanımızdır. Bizi, geleceğe emanet edenimizdir” dedi.</p>
<p>Yaşlılara Saygı Haftası münasebetiyle bir mesaj yayınlayan Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın” Büyüklerimiz, o öpülesi elleriyle hayatımıza renk katmış, ses getirmiş en nadide değerlerimizdir. Bu günümüzü inşa eden büyüklerimize hürmet etmek bizlerin en büyük görevlerindendir. Onlara bugün gösterilecek sevgi ve saygı, gelecek kaygılarımızı azaltacak, hangi yaşta olursa olsun, tüm bireylerin yaşama güvenle bakmalarını sağlayacaktır.</p>
<p>Her geçen zaman, bir anı olarak yaşam hanemize ekleniyor. Bugün de, birkaç saat sonra dün olacak. Ve bizler, bir gün daha yaşlanacağız. Hepimiz bugün huzurlu bir ortamda yaşıyorsak bunu en başta yaşlılarımıza borçluyuz. Büyüklerimizi sadece özel gün ve haftalarda değil, yılın her gününde hatırlayarak; onlarla birlikte olduğumuzu hissettirelim. Çocuklarımıza da bu bilinçle büyüklerimize olan sevgi ve saygıyı çok iyi anlatıp, aradaki köprüyü daha da sağlamlaştıralım.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle Yaşlılar Haftası’nı kutluyor, tüm büyüklerimize sağlık ve esenlikler diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-baskani-tahir-buyukakin-yaslilara-saygi-haftasi-nedeni-ile-bir-mesaj-yayinladi-358012">Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Büyükakın, Yaşlılara Saygı Haftası nedeni ile bir mesaj yayınladı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Ayça Tekin Koru: &#8220;Felaketlerin nedeni iktisadi, siyasal ve toplumsal kalkınma sorunlarıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-ayca-tekin-koru-felaketlerin-nedeni-iktisadi-siyasal-ve-toplumsal-kalkinma-sorunlaridir-357610</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2023 14:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ayça]]></category>
		<category><![CDATA[felaketlerin]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadı]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[koru]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlarıdır]]></category>
		<category><![CDATA[tekin]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=357610</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci gününde konuşan TED Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Tekin Koru, afet ile felaketin birbirinden farklı anlamlar taşıdığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-ayca-tekin-koru-felaketlerin-nedeni-iktisadi-siyasal-ve-toplumsal-kalkinma-sorunlaridir-357610">Prof. Ayça Tekin Koru: &#8220;Felaketlerin nedeni iktisadi, siyasal ve toplumsal kalkınma sorunlarıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci gününde konuşan TED Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Tekin Koru, afet ile felaketin birbirinden farklı anlamlar taşıdığını belirtti. Koru, “Maalesef bunları eş anlamlı gibi kullanıyoruz fakat değil. Doğa ve insan kaynaklı afet vardır. Bunların bir kısmı kaçınılmazdır bir kısmı önlenebilir. Afetlerin iyi yönetilememesi felaketle sonuçlanır. Yani felaket kader değildir. İktisadi, siyasi ve toplumsal kalkınma sorunlarının tezahürüdür” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından “Yeniliğe Davet” sloganıyla tüm Türkiye’yi geleceği inşa etmeye çağıran İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin ikinci gününde TED Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Tekin Koru konuştu. “Küreselleşmeyi Yeniden Düşünmek” başlığı altındaki sunumunda küreselleşme ve etkileri ile ilgili bilgiler verdi. İktisat Kongresi’nin siyasi bağımsızlığın iktisadi bağımsızlıkla tamamlanması yolundaki ilk kolektif adım olduğuna da dikkat çekti. Kontrolsüz küreselleşmenin risklerine de değinen Koru, yeni ekonomik krizlere hazır olunması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>“Ekonomik ve insani yıkımın içindeyiz”</strong><br />Ülke olarak hem ekonomik hem insani bir yıkımın içinde olduğumuzu vurgulayan Koru, “Afetle ve felaket arasındaki farkı açıklamak istiyorum. Maalesef bunları eş anlamlı gibi kullanıyoruz fakat değil. Deprem, sel, tsunami, orman yangınları ya da kuraklık gibi doğa kaynaklı veya nükleer sızıntı, biyoterör gibi insan kaynaklı afetler vardır. Bunların bir kısmı kaçınılmazdır bir kısmı önlenebilir. Bu afetlerin iyi yönetilememesi felaketle sonuçlanır. Yani felaket kader değildir. Felaketler toplumun üzerinde etkili olan dışsal, öngörülemeyen olaylardan ziyade iktisadi, siyasi ve toplumsal dinamiklerin yönetilememesinden kaynaklanan kalkınma sorunlarının tezahürüdür” dedi.</p>
<p><strong>“Türkiye’nin ticari açığı 8 kat arttı”</strong><br />Türkiye’nin son kırk yıllık ekonomik durumundan bazı örnekler sunan Koru, “Uluslararası ticaret karnemize baktığımızda Türkiye’nin bu süreçte ticari açıklığı etkileyici bir biçimde 8’e katlanıyor. Buradaki önemli eleştiri; ihracat büyümesinin ithalattaki büyümeye bağlı olması ve bunun yarattığı cari açık sorunu. Son kırk yılda ihracata konu olan mallar daha rekabetçi hale geliyor. 1979’da yüzde 0.15 dünya ihracatındaki payımız 7 kat artarak yüzde 1.05’e çıkıyor. Aynı dönemde dünya gayri safi yurt içi hasılasından (GSYH) aldığımız pay yüzde 0,89’dan yüzde 0,84’e geriliyor. Aslında çok da iyi bir şey yapmamışız. Ticarette kendi çapımızda çok genişlemişiz. Milli hasıla payımız bırakın yerinde saymayı, geriye gitmiş” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-ayca-tekin-koru-felaketlerin-nedeni-iktisadi-siyasal-ve-toplumsal-kalkinma-sorunlaridir-357610">Prof. Ayça Tekin Koru: &#8220;Felaketlerin nedeni iktisadi, siyasal ve toplumsal kalkınma sorunlarıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Ağrınızın Nedeni Bu Sorunlar Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-agrinizin-nedeni-bu-sorunlar-olabilir-346590</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2023 08:36:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağrınızın]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gözlerde ve çevresindeki ağrı çoğu zaman basit göz yorgunluğuna bağlı ortaya çıkabilirken, bazen de ciddi sorunların belirtisi olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-agrinizin-nedeni-bu-sorunlar-olabilir-346590">Göz Ağrınızın Nedeni Bu Sorunlar Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerde ve çevresindeki ağrı çoğu zaman basit göz yorgunluğuna bağlı ortaya çıkabilirken, bazen de ciddi sorunların belirtisi olabiliyor. Göz ağrısına; kızarıklık, kanlanma, kaşıntı, yanma, batma ve şişlik eşlik ediyorsa mutlaka bir göz doktoruna başvurmak gerekiyor. Uzman hekimler tarafından yapılan detaylı bir göz ve görme muayenesiyle sorunun belirlenmesi, olası kalıcı hasarları önlemek adına oldukça önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Mehmet Esat Teker, göz ağrısı ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Sinüzit veya baş ağrısı gözlere yansıyabilir</strong></p>
<p>İnsanların büyük bir bölümünde zaman zaman gözde ağrı şikayetleri olabilmektedir. Gözlerdeki travma, iltihaplanma ve enfeksiyon gibi nedenlerle ağrı ortaya çıkabilmektedir. Ağrı tek gözde olabileceği gibi, her iki gözde de olabilmektedir. Göz ağrısının tam olarak yerini tayin etmek hasta açısından zordur. Dolayısıyla ağrının yeri ve sebebinin belirlenmesi açısından doktor muayenesi şarttır. Ağrının varlığı ve görülen ek belirtiler hastalığın doğru tanısında yardımcı olmaktadır. Ağrı bazen kendiliğinden geçebilmekte bazen de tedavi gerekebilmektedir. Gözlerdeki ağrı genelde sinüzit veya baş ağrısının göze yansıması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Bu durumda hastalar Nöroloji ve Kulak Burun Boğaz bölümlerine yönlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Bazı sorunlar göz ağrısının nedeni olabilir</strong></p>
<p>Birden çok göz hastalığı gözde ağrı ile kendini belli etmektedir. Gözde başlayan ağrının nedeni bazı sorun ve hastalıklar olabilmektedir.</p>
<p><strong>Gözde yabancı cisim</strong>: Göze kaçan yabancı cisimler; ani başlayan ağrı, batma, yanma ve sulanma şikayetlerinin yanında görmede bulanıklık ile kızarıklığa neden olabilmektedir. Bu durumlarda mutlaka göz doktoruna gidilmeli ve yabancı cisim göz doktoru tarafından çıkarılmalıdır. Cisim kendi kendine çıkarılmaya çalışıldığında göze daha fazla hasar verme riski bulundurmaktadır.</p>
<p><strong>Konjonktivit:</strong> Gözün beyaz yapısının üzerindeki dokunun iltihabıdır. Mikrobik, alerjik ve otoimmünite gibi mikrobik olmayan etkenlere de bağlı olabilmektedir. Konjonktivadaki damarların genişlemesi, gözde kızarıklık ile kendini göstermektedir. Bu durumda hastalarda gözde ağrıya ek olarak batma, yanma, sulanma, gözlere kum atılmış gibi bir his, çapaklanma, kaşıntı gibi şikayetler olabilmektedir. Konjonktivit damla tedavileri ile genellikle düzelmektedir.</p>
<p><strong>Korneal abrazyon: </strong>Korneada çizilmeye veya sıyrılmaya bağlı ortaya çıkan bir durumdur. Travma sonrası ciddi ağrı batma yanma sulanma, ışıktan rahatsız olma görme bulanıklığı şeklinde kendini gösterir. Olası delinme kontrolü açısından mutlaka zaman kaybedilmeden doktor muayenesi gereklidir.</p>
<p><strong>Keratit:</strong> Kornea tabakasının mikrobik veya mikrobik olmayan nedenlere bağlı iltihaplanmasıdır. Özellikle hijyenik kullanılmayan yumuşak kontakt lensler sonrası ortaya çıkan keratitler acilen tedavi gerektirmektedir. Aksi takdirde 24 saat içerisinde gözde delinmeyle sonuçlanabilecek enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla lenslerin günlük takılıp çıkarılması, hijyene çok dikkat edilmesi ve havuz ya da denize girilirken lensin çıkarılması çok önemlidir.</p>
<p><strong>Glokom: </strong>Göz tansiyonu hastalığı kriz durumlarında ciddi ağrı (göz patlayacak şekilde), bulantı, kusma ve baş ağrısı ile kendini gösterir. Acil müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Aksi takdirde gözde geri dönüşü olmayan hasarlar bırakabilir.</p>
<p><strong>Üveit: </strong>Üveit gözün ön, orta, arka veya tüm üveal tabakasının birlikte<strong> </strong>tutulabildiği bir durumdur. Hastalarda gözde ağrı, ışık hassasiyeti, görme kaybı ve gözlerde kızarıklıkla kendini gösterir. Travma, enfeksiyon veya bağışıklık sistemi bozukluklarına bağlı ortaya çıkabilmektedir. Erken tanı ve tedavi kalıcı olabilecek hasarları önlemek açısından çok önemlidir.</p>
<p><strong>Optik nevrit:</strong> Göz ile beyin arasındaki iletişimi sağlayan görme sinirinin çeşitli nedenlere bağlı iltihaplanmasıdır. Hastalarda ağrı, özellikle göz hareketiyle artan ağrı, görme bulanıklığı, görme alanında kayıplar ile kendini gösterebilir. Acil tedavi edilmesi gereken bir durumdur.</p>
<p><strong>Blefarit veya hordeolum:</strong> Kirpik diplerine açılan yağ kanallarının tıkanması sonrası kapaklarda şişlik, hassasiyet ve ağrı ile kendini gösteren bir durumdur. Halk arasında arpacık veya it dirseği olarak bilinmektedir. Genellikle birkaç gün içerisinde şişlik alanındaki iltihabın boşalması sonucu rahatlama yaşanır. Boşalma olmadığı durumlarda masaj yapılarak boşaltılması sonrasında cerrahi gerekliliği azaltmak açısından önemlidir.</p>
<p><strong>Sellülit:</strong> Preseptal veya orbital sellülit şeklinde 2 gruba ayrılır. Baş ağrısı, gözde ağrı özellikle göz hareketlerinde ağrı, gözde şişlik, kızarıklık, görme kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkıp, selülitin ilerlemesi sonucu nörolojik semptomlarla da kendini gösterebilir. Acil muayene ve uygun tedavinin başlanması hayatidir.</p>
<p><strong>Sklerit veya episklerit:</strong> Gözün beyaz kısmının derin dokularının iltihaplanmasıdır. Mikrobik veya mikrobik olamayan nedenlere bağlı ortaya çıkabilmektedir. Mutlaka doktor muayenesi sonrası tedavi edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Kuru göz:</strong> Göz kuruluğu, gözün yüzeyini tutan tüm hastalıklara eşlik edebilmektedir. Bazen hafif seyirli olabilmekte, bazen ciddi seviyede olmakta; hastalarda gözde ağrı, yanma, batma, ışık hassasiyeti, görmede bulanıklık ile kendini göstermektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Gözdeki ağrıya ek olarak şu belirtilerin 1 ya da 2’si varsa kesinlikle bir göz hekimine başvurulması gerekir. Detaylı göz ve görme muayenesi sonrası uygun tedavinin düzenlenmesi, olası kalıcı hasarları önlemek açısından hayati önem taşımaktadır.</p>
<ol>
<li>Bulantı, kusma ve karın ağrısı da mevcutsa</li>
<li>Görmede ani ve ciddi azalma söz konusuysa</li>
<li>Gözün öne doğru çıkması durumunda</li>
<li>Göz hareketlerinde kısıtlılık varsa</li>
<li>Ağrı göze dokunulamayacak kadar fazlaysa</li>
<li>Ciddi travma sonrası veya kimyasal madde maruziyeti durumlarında mutlaka uzmana başvurulmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Göz yorgunluğuna iyi gelen öneriler</strong></p>
<p>Eğer göz ağrısının nedeni kronik göz yorgunluğa bağlıysa bazı uygulamalar etkili olabilmektedir:</p>
<ul>
<li>Ortamdaki ışık miktarını artırmak veya azaltmak gözlerini dinlendirebilmektedir.</li>
<li>Uzun süreler monitörlere bakarak iş yapıyorsanız, kısa molalarla gözleri kapatıp açarak gözleri dinlendirmek etkili olabilmektedir.</li>
<li>Eğer göz kusurunuz varsa, doğru numaraları kullandığınızı göz hekimine teyit ettirmeniz gerekebilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-agrinizin-nedeni-bu-sorunlar-olabilir-346590">Göz Ağrınızın Nedeni Bu Sorunlar Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
