<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>neden | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/neden/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/neden</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Sep 2025 11:19:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>neden | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/neden</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 10:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmaya]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kalp Derneği'nin dergisi Journal of the American Heart Association'da yayınlanan çalışmaya göre, eşlerden birinde yüksek tansiyon olan çiftlerde diğer partnerde de sıklıkla aynı sorun görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041">Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin dergisi Journal of the American Heart Association&#8217;da yayınlanan çalışmaya göre, eşlerden birinde yüksek tansiyon olan çiftlerde diğer partnerde de sıklıkla aynı sorun görülüyor. Bu ilginç çalışmanın detayları hakkında bilgi veren Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, ortak hayatların ortak riskleri de beraberinde getirebilmesinin çok şaşırtıcı olmadığını söyleyerek bu riski yaşam tarzı değişiklikleri ile fırsata çevirmenin mümkün olduğunu anlattı. </em></p>
<p>Dünyanın dört bir yanından on binlerce çiftin verilerinin analiz edildiği çalışma hakkında bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr.  Mehmet Fatih Yılmaz, “ABD, İngiltere, Çin ve Hindistan’da toplam 67 bine yakın bireyin katıldığı dev çalışmanın sonuçları, hipertansiyonun sadece bireysel değil, çift olarak da ele alınması gerektiğini gösterdi.” Dedi.  Doç. Dr. Fatih Yılmaz, araştırmanın çarpıcı sonuçlarını şöyle aktardı: “Çalışma, heteroseksüel ve aynı evde yaşayan çiftlerde, eşlerden birinde hipertansiyon varsa, diğerinde de bu hastalığın görülme riskinin anlamlı ölçüde arttığını ortaya koyuyor. Örneğin Çin’de, eşlerden biri hipertansiyonsa, diğerinde bu risk yüzde 26 daha fazla olduğu gösterilmiş. Araştırma çiftlerin sadece hipertansiyonu değil, diyabet, obezite, kolesterol yüksekliği, depresyon gibi durumların da çiftler arasında benzer oranlarda görülebileceğini gösteriyor.” </p>
<p><strong>“KÜLTÜREL FARKLAR DA BELİRLEYİCİ”</strong></p>
<p>Sonuçlarda toplumların kültürel farklılıkların da etkili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, “Çin, Hindistan gibi kolektivist toplumlarda çiftlerin birbirine etkisi daha fazla. ABD ve İngiltere gibi bireyci toplumlarda ise bu etki daha zayıf kalabiliyor. Araştırma da benzer göstergeler bulunuyor” değerlendirmesini yaptı. </p>
<p><strong>“ORTAK HAYATLAR ORTAK RİSKLERİ DE BERABERİNDE GETİRİYOR”</strong></p>
<p>“Ortak yaşam tarzı ve çevre faktörler bu eğilimi artırır. Dolayısıyla bu bulgular çok şaşırtıcı olmadığını anlatan Doç. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çiftler yalnızca bir evi değil, aynı zamanda alışkanlıkları, sofraları, stres kaynaklarını ve uyku düzenlerini de paylaşıyor. Bu da yaşam tarzına bağlı hastalıklarda benzerliklere yol açıyor.” Beslenme biçimi, egzersiz alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı gibi davranışsal faktörlerin çoğu zaman çiftler arasında örtüştüğünü belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Ailede tuzlu yemek tercih ediliyorsa, her iki eş de risk altındadır. Aynı şekilde sigara, alkol gibi alışkanlıklar, uyku düzeni ya da düzensizliği de eşler arasında benzerlik göstererek her iki eşin tansiyonunu etkileyebilir. Bunun yanında birlikte spor yapan çiftlerde tansiyon kontrolü daha başarılı olabilir” diyor.</p>
<p><strong>DUYGUSAL YÜKLER TANSİYONA DOĞRUDAN ETKİ EDİYOR!</strong></p>
<p>Paylaşılan duygusal yüklerin de tansiyona doğrudan etki ettiğine işaret eden Doç. Dr. Yılmaz, “Bir eşin yaşadığı stres, diğer eşin de fizyolojik yanıtlarını etkileyebilir. Bu duruma ‘empatik stres’ diyoruz. Maddi sorunlardan çocuklarla ilgili kaygılara kadar birçok ortak stres kaynağı, çiftlerin tansiyonunu birlikte yükseltebilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>GENETİKTEN ÇOK ÇEVRE ETKİLİ</strong></p>
<p>Eşlerin genetik olarak akraba olmaması nedeniyle hipertansiyonun çiftlerde görülme benzerliğinin genetikten ziyade çevresel ve davranışsal faktörlere dayandığını belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Ancak bazı toplumlarda akraba evliliği yaygınsa, bu durum genetik etkileri artırabilir. Aynı şekilde, hava kalitesi, gürültü seviyesi, ısıl konfor, yerleşim yeri (kırsal/kentsel) gibi çevresel faktörleri ortak hale getirir. Gelir düzeyi, sağlık hizmetlerine erişim, beslenme bütçesi gibi sosyoekonomik koşullar da aynıdır. Bu ortak çevresel etkiler, tansiyon düzeylerinin benzer olmasına katkı sağlar” diye konuştu. </p>
<p><strong>HEM RİSK HEM FIRSAT!</strong></p>
<p>Kalp hastalıkları, inme, böbrek yetmezliği, yaşam kalitesinde düşüş ve artan sağlık harcamaları gibi her iki eşin de hipertansiyon hastası olmasının risklerinin büyük olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yılmaz’a göre bu durumu avantaja çevirmek de mümkün. “Bu konuda yapılan çalışmalar, ortak egzersiz planları, birlikte tuz tüketimini azaltma, sağlıklı yemek hazırlama ya da birlikte meditasyon yapmak, diyetisyen, fizyoterapist ya da doktor ziyaretlerine birlikte gitmek, birbirini teşvik etme ve izlemek gibi çift olarak yapılan programların daha uzun vadeli başarı sağladığını gösteriyor.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>HİPERTANSİYONU PAYLAŞMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ!</strong></p>
<p>“Sonuç olarak eğer eşinizde hipertansiyon varsa, sizin de olma ihtimaliniz anlamlı şekilde artıyor, bunun için gerekli önlemlerin alınması önemli” diyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, çiftlere şu önerilerde bulundu: “Birlikte egzersiz yapmaya çalışın, sağlıklı beslenin ve tuzu sofranızdan azaltın, varsa sigara alkol gibi zararlı alışkanlıklarınız bırakın, stresle baş etmenin yollarını birlikte keşfedin ve düzenli uyku ve rutin sağlık kontrollerini ihmal etmeyin. Unutmayın hipertansiyonu paylaşmak zorunda değilsiniz ama sağlıklı bir yaşamı birlikte paylaşabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041">Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;ın kadınları neden daha çok &#8216;vurduğunun&#8217; arkasındaki 4 neden!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-kadinlari-neden-daha-cok-vurdugunun-arkasindaki-4-neden-564839</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 08:56:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimerın]]></category>
		<category><![CDATA[arkasındaki]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[vurduğunun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564839</guid>

					<description><![CDATA[<p>NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının kadınları erkeklerden neden daha fazla etkilediğini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-kadinlari-neden-daha-cok-vurdugunun-arkasindaki-4-neden-564839">Alzheimer&#8217;ın kadınları neden daha çok &#8216;vurduğunun&#8217; arkasındaki 4 neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının kadınları erkeklerden neden daha fazla etkilediğini anlattı.</p>
<p><strong>Neden kadınlarda daha sık görülüyor?</strong></p>
<p>Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, “Alzheimer hastalığı kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Bunun nedenleri tartışmalıdır. Bugüne kadar bu konuda ileri sürülen düşünceler şunlardır: Kadınlar erkeklere oranla ortalama 10 yıl daha uzun yaşarlar. Bu uzun yaşama genç yaşlarda değil, 60’dan sonra ortaya çıkan bir farktır. Alzheimer hastalığı ise 60 yaşından itibaren görülmeye başlar ve yaşlanmayla birlikte sıklığı giderek artar. Bu görüşe göre hastalığın kadınlarda daha sık rastlanmasının nedeni bu olabilir.” dedi.</p>
<p>Menopoz döneminde ortaya çıkan östrojen eksikliğinin yol açtığı zihinsel problemler içinde bellek zayıflaması, dikkat eksikliği, konuşurken kelime bulma güçlüğü, duygusal hareketlenme ve sinirlilik gibi belirtiler olduğunu anlatan Prof. Dr. Tanrıdağ, “Bu belirtiler aynı zamanda genel anlamda depresyonun ve belirli bir yaştan sonra da Alzheimer hastalığının başlangıç belirtileri olabilir. Kadınlarda bu dönemde kullanılan östrojenin hem genel anlamda hem de Alzheimer hastalığı sırasında bu belirtilere iyi geldiği araştırmalar tarafından gösterilmiştir. Bu nedenle, östrojen eksikliği hastalık sıklığına etki eden ana neden olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon da kadınlarda 2 kat fazla görülüyor</strong></p>
<p>Kadınlarda depresyonun da erkeklere oranla en az iki kat daha fazla görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bunun gerçek nedeni bilinmemekle birlikte en fazla üzerinde durulan düşünce bir önceki maddede belirtildiği üzere hormonal etkidir. Araştırmalar yaşam içinde depresyon öyküsü olanlarda Alzheimer hastalığı riskinin iki kat fazla olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak, depresyon ve erken Alzheimer hastalığının başlangıç belirtileri birbirine çok benzemektedir. Bu bulgular depresyonun hastalık başlangıcı üzerine etkisini gündeme getirmektedir. Kadınlarda hipotiroidi ve anemi erkeklere oranla daha sık görülür. Hipotiroidi belirtileri depresyonun ve erken Alzheimer hastalığının belirtilerine çok benzer. Kadınlardaki tiroid problemlerinde östrojen dengesizliğinin de rol alması bu belirtilerle Alzheimer belirtileri arasındaki bağın nedenidir. Kadınlar bilinen nedenlerle erkeklere oranla daha kansızdırlar. Kansızlık belirtileri depresyon ve zihinsel durgunluk belirtileriyle karışabilir.”</p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, bu dört faktörün bir araya gelerek kadınları Alzheimer hastalığına karşı daha savunmasız hale getirdiğini, bu nedenle özellikle orta yaş ve üzeri kadınların yaşadığı zihinsel ve duygusal değişimlerin dikkatle takip edilerek bir uzmana danışılmasının hayati önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerin-kadinlari-neden-daha-cok-vurdugunun-arkasindaki-4-neden-564839">Alzheimer&#8217;ın kadınları neden daha çok &#8216;vurduğunun&#8217; arkasındaki 4 neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Portekiz&#8217;e İlgi Artarak Devam Ediyor: Peki Neden?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/portekize-ilgi-artarak-devam-ediyor-peki-neden-564796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 08:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[artarak]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[peki]]></category>
		<category><![CDATA[portekize]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Portekiz, sunduğu yüksek yaşam kalitesi, güvenli ortam, Schengen bölgesinde serbest dolaşım hakkı ve cazip vergi avantajlarıyla Türk yatırımcılar ve profesyoneller için giderek daha popüler bir yaşam ve yatırım destinasyonu haline geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/portekize-ilgi-artarak-devam-ediyor-peki-neden-564796">Portekiz&#8217;e İlgi Artarak Devam Ediyor: Peki Neden?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Portekiz, sunduğu yüksek yaşam kalitesi, güvenli ortam, Schengen bölgesinde serbest dolaşım hakkı ve cazip vergi avantajlarıyla Türk yatırımcılar ve profesyoneller için giderek daha popüler bir yaşam ve yatırım destinasyonu haline geliyor. Özellikle <strong>D2 Girişimci Vizesi</strong>, <strong>D7 Pasif Gelir / Emekli Vizesi</strong> ve <strong>D8 Remote Work / Dijital Göçmen Vizesi</strong>, farklı profil ve ihtiyaçlara hitap eden esnek çözümler sunuyor.</p>
<p>Harvey Law Group Türkiye Ülke Müdürü <strong>Çiğdem Sarıoğlu Ergut</strong>, konuya ilişkin şunları söyledi:</p>
<p>“Son yıllarda Portekiz’e olan ilginin katlanarak arttığını gözlemliyoruz. Aileleriyle birlikte daha güvenli, istikrarlı ve kültürel açıdan zengin bir yaşam arayışında olan, aynı zamanda işini Avrupa’ya taşımak isteyen girişimciler, pasif gelir sahipleri ve uzaktan çalışan profesyoneller için Portekiz benzersiz fırsatlar sunuyor. Beş yıl sonunda kalıcı oturum ve vatandaşlık hakkı, Schengen serbest dolaşımı ve NHR programıyla sağlanan vergi avantajları da bu ilgiyi güçlendiriyor.”</p>
<p>HLG, her üç vize türünde de başvuru sürecinin stratejik olarak planlanmasının önemine dikkat çekiyor:</p>
<ul>
<li><strong>D2 vizesi</strong>, kendi işini kurmak veya serbest meslek yürütmek isteyenlere,</li>
<li><strong>D7 vizesi</strong>, düzenli gelirle yaşamak isteyenlere,</li>
<li><strong>D8 vizesi</strong> ise Portekiz dışında işveren veya müşterilere hizmet veren profesyonellere hitap ediyor.</li>
</ul>
<p>Tüm bu vizeler, aile üyelerini kapsayabilmesi ve 5 yıl sonunda ikamet şartı yerine getirildiğinde vatandaşlık başvurusu hakkı tanımasıyla öne çıkıyor. Ayrıca, özellikle Golden Visa (Altın Vize) başvurularında Portekiz’de ikamet zorunluluğu olmaması, talebin devam etmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>Vatandaşlık Sürecinde Dil Şartı ve Online Çözüm</strong></p>
<p>Portekiz’de vatandaşlık başvurusu öncesinde <strong>A2 seviyesinde Portekizce dil yeterliliği</strong> aranıyor. Bu şart, başvuru sırasında değil, genellikle <strong>kalıcı oturum ya da vatandaşlık aşamasında</strong> geçerli oluyor.</p>
<p>HLG Türkiye Ülke Müdürü Çiğdem Sarıoğlu Ergut, bu konuda şunları ekliyor:</p>
<p>“Dil şartı pek çok başvuru sahibi için göz korkutucu görünse de, günümüzde bunu Türkiye’den online olarak tamamlamak mümkün. SEF ve IRN tarafından tanınan A2 seviyesinde resmi sertifika veren kurslar, süreci kolaylaştırıyor. Böylece vatandaşlık için gerekli dil yeterliliği, Portekiz’e taşınmadan önce bile sağlanabiliyor.”</p>
<p>Resmi yeterlilik için tercih edilebilecek çözümler arasında; <strong>EdproPT’nin PLA (Português Língua de Acolhimento) online kursu</strong>, <strong>Camões Enstitüsü</strong> ve <strong>Coimbra Üniversitesi</strong> gibi kurumların uzaktan eğitim programları yer alıyor. Bu kurslar sonunda alınan resmi belgeler, vatandaşlık sürecinde geçerli oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/portekize-ilgi-artarak-devam-ediyor-peki-neden-564796">Portekiz&#8217;e İlgi Artarak Devam Ediyor: Peki Neden?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Karın Ağrısı Neden Olur?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-karin-agrisi-neden-olur-558783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:11:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk karın ağrısı neden olur? Uzmanlar yaz aylarında gelişen karın ağrısının nedenleri hakkında önemli bilgiler verdi.   </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-karin-agrisi-neden-olur-558783">Çocuk Karın Ağrısı Neden Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuk karın ağrısı neden olur? Uzmanlar yaz aylarında gelişen karın ağrısının nedenleri hakkında önemli bilgiler verdi.   </strong></p>
<p><b>Karın Ağrısına Dikkat</b></p>
<p>Çocuklarda görülen karın ağrısı, çoğunlukla basit nedenlere bağlı olsa da, cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıkların da belirtisi olabilir. Yaz aylarında artan sıcaklık ve enfeksiyon riskiyle birlikte bu şikayetler daha sık görülmeye başlamaktadır. Çocuklarda karın ağrısının altında yatan nedenin mutlaka dikkatle araştırılması ve tedavi planının buna göre belirlenmesi önemlidir. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mithat Günaydın, çocukluk çağında karın ağrısına neden olabilecek hastalıklar ve dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Çocukluk çağında karın ağrısına genellikle idrar yolu enfeksiyonu, ishal veya bağırsak parazitleri gibi ilaçla tedavi edilebilecek nedenler yol açar. Ancak karın ağrısına neden olabilecek yaklaşık 50 farklı hastalık bulunduğu unutulmamalıdır. Bu vakaların yalnızca %1 ila %3’ü cerrahi müdahale gerektiren durumlardır. Yine de, erken tanı hayati önem taşır.</p>
<p><b><strong>İnvajinasyon: Sessiz ilerleyen tehlike</strong></b></p>
<p>Cerrahi müdahale gerektiren karın ağrısı nedenlerinin başında akut apandisit ve invajinasyon (bağırsakların iç içe geçmesi) gelir. Özellikle invajinasyon, daha çok süt çocukluğu döneminde görülür ve ishal sonrası gelişebilir. Yaz aylarında bakteriyel ve viral ishallerin artmasıyla bu risk daha da yükselir.</p>
<p><b><strong>Belirtileri tanıyın, gecikmeden harekete geçin</strong></b></p>
<p>İshal sonrası ortaya çıkan kıvranır tarzda karın ağrısı, kusma, karında “sucuk gibi” kitlenin hissedilmesi ve zamanla çilek jölesi şeklinde kanlı dışkı görülmesi invajinasyonun habercisi olabilir. Bu durumda vakit kaybetmeden çocuk cerrahisine başvurulmalıdır. Tedavi edilmediği takdirde bağırsakta kangren gelişebilir ve çocuğun genel durumu hızla bozulabilir. Tanıda; kan tahlilleri, direkt karın grafisi ve karın ultrasonu yardımcı olur. Tanı konduğunda ağızdan beslenme kesilir, mideye tüp yerleştirilir, sıvı-elektrolit tedavisine başlanır ve hasta yakından izlenir. Tedavide öncelikle invajinasyonun kendillğinden açılıp açılmadığı takip edilir. Açılmadığı durumlarda radyoloji eşliğinde su (hidrostatik) veya hava (pnömatik) redüksiyon yöntemleri uygulanır. Bu işlemlerde çocuk cerrahı ve deneyimli bir radyologun birlikte çalışması gerekir. Nadir durumlarda bağırsak delinmesi olabileceğinden cerrahi müdahale gerekebilir. Cerrahi müdahale laparoskopik (kapalı) ya da açık yöntemle yapılabilir. Laparoskopide bağırsakların dolaşımı sağlıklıysa işlem burada sonlandırılır. Açık ameliyatta ise iç içe geçmiş bağırsaklar elle açılır; dolaşımı bozulmuşsa bu kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar yeniden birleştirilir.</p>
<p><b><strong>Apandisit yaz aylarında daha sık görülüyor</strong></b></p>
<p>Yaz döneminde çocuklarda daha sık karşılaşılan bir diğer cerrahi durum ise apandisittir. Kalın bağırsağın başlangıcında yer alan apendiksin iltihaplanmasıyla oluşan bu tablo, genellikle göbek çevresinde başlayan ve sağ alt karna yerleşen karın ağrısı ile kendini belli eder. Ağrıya iştahsızlık, ateş ve bazen kusma eşlik edebilir.</p>
<p>Apandisit, öykü ve fizik muayene ile birlikte yapılan laboratuvar tetkikleri ve ultrasonografiyle teşhis edilebilir. Bazı durumlarda bilgisayarlı tomografi de gerekebilir. Tedavisi cerrahidir. Ameliyat açık ya da laparoskopik yöntemle yapılabilir. Patlamamış apandisit durumunda çocuk genellikle 1-2 gün içinde taburcu edilebilir.</p>
<p><b><strong>Ciddi hastalıkların habercisi olabilir</strong></b></p>
<p>Özellikle yaz aylarında karın ağrısı yaşayan çocuklar, cerrahi olasılık göz önünde bulundurularak dikkatle izlenmelidir. Gerekirse tekrar tekrar muayene edilmeli ve klinik tablo yakından takip edilmelidir. Erken tanı ve doğru müdahale sayesinde, ciddi komplikasyonların önüne geçilmesi mümkündür. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-karin-agrisi-neden-olur-558783">Çocuk Karın Ağrısı Neden Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Empatlar Neden Bu Kadar Çabuk Tükeniyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/empatlar-neden-bu-kadar-cabuk-tukeniyor-555624</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2025 12:38:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çabuk]]></category>
		<category><![CDATA[empatlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadar]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[tükeniyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=555624</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, empat bireyler ile psikopat kişilerin ilişkilerinde karşılaşılabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/empatlar-neden-bu-kadar-cabuk-tukeniyor-555624">Empatlar Neden Bu Kadar Çabuk Tükeniyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, empat bireyler ile psikopat kişilerin ilişkilerinde karşılaşılabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Empat-psikopat ilişkisi güçlü gibi görünse de aslında toksik!</strong></p>
<p>Empatların, derin bir anlayış ve şefkat duygusuyla hareket ettiğini, psikopatlarınsa, bu derin anlayış ve şefkat duygusunu kendi çıkarı için kullanabileceği bir manipülasyon aracı olarak gördüğünü dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Empat, başlangıçta sanki yaralı bir ruh gibi görünen psikopatı iyileştirmek amacıyla çekici bulur.” dedi.</p>
<p>Ancak zamanla, empatın sürekli veren, psikopatınsa sürekli alan ve kullanan biri olması sebebiyle ilişkinin bir kısır döngüye gireceğini ifade eden Şen, “Dışarıdan bakıldığında güçlü bir çekim gibi görünse de, aslında içten içe tüketen ve yıpratan toksik bir ilişkidir. Bu nedenle, bu durum bir çekim değil, yalnızca bir yanılgıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikopatlar karşı tarafın duygularını araç olarak kullanıyor, sevgi vermiyor!</strong></p>
<p>‘Psikopat biriyle mi birlikteyim?’ sorusunun cevabının nasıl anlaşılabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Psikopatlık aslında bir hastalık değil. Çoğu zaman anti-sosyal kişilik bozukluğunu tanımlamaya çalıştığımız bir durum gibi. Ama her anti-sosyalde psikopat değil.” dedi.</p>
<p>Psikopatların, genelde manipülatif davranışlar sergileyen, vicdan yoksunluğu ve empati eksikliği olan davranışlar gösterdiklerini aktaran Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Başlangıçta bu kişiler çok karizmatik, çekici, güven verici olabilir. Günümüz deyimiyle böyle çok cool görünebilirler. Ancak zamanla aşırı kontrolcü, yalan söyleyen, sürekli suçluluk hissettiren, karşı tarafı sürekli suçlayan ve manipüle eden kişilere dönüşürler. Eğer ilişkide olduğunuz insanla kendinizi sürekli suçlu hissediyorsanız, sürekli kafanız karışık, ‘bir şey var ama ne olduğunu anlayamıyorum’ durumundaysanız, ‘ne yaparsam yapayım karşı tarafa yaranamıyorum, onu memnun edemiyorum’ duygusu içindeyseniz ve en önemlisi de sürekli ama sürekli kendinizi eksik, yetersiz ve değersiz hissediyorsanız karşınızdaki kişi bir psikopattır. En kısa zamanda ondan uzaklaşmanın bir yolunu bulmanız gerekiyor. Unutmayın psikopat kişiler duygularınızı araç olarak kullanırlar. Sevgi vermezler. Sadece sevgiymiş gibi yaparlar, sadece ve sadece sizi tüketirler.”</p>
<p><strong>Empatlar, iyileştirme güdüsüyle hareket ediyor!</strong></p>
<p>Empat kişilerin neden hep yardıma muhtaç kişilere çekildiği sorusunun cevabının, ‘şimşek neden hep paratonere düşer?’ gibi bir durum olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen,  “Gerçekten bir şimşeğin paratonere çekilmesi gibidir bu kişilerin yardıma muhtaç kişilere çekilmesi. Çünkü empat kişiler başkalarının duygularını çok derinlemesine hissederler, acıyı adeta içselleştirirler ve bu onlarda doğal bir duyarlılıktır.” dedi.</p>
<p>Empatların otomatik olarak yardım etme rolüne girdiklerine vurgu yapan Şen, “Yaralı, kırılgan ya da dengesiz insanlar da bu enerjiyi çok doğal bir şekilde fark eder ve onlara doğru gider. Bu durum bir denge kurmak yerine, daha çok toksik ilişkilerin oluşmasına neden olur. Çünkü empat kişi sürekli vermek ister ve verici rolündedir. Karşı tarafsa sadece almayı bilir ve alıcı rolündedir. Zamanla empat kişi tükenir. Sonuç olarak empatlar, iyileştirme güdüsüyle hareket eder ama bu, onların zamanla kendilerini tüketmekten başka bir işe yaramaz.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/empatlar-neden-bu-kadar-cabuk-tukeniyor-555624">Empatlar Neden Bu Kadar Çabuk Tükeniyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Labubu figürleri neden ilgi görüyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/labubu-figurleri-neden-ilgi-goruyor-553424</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 15:54:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[figürleri]]></category>
		<category><![CDATA[görüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[labubu]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553424</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyanın da etkisiyle gündemde olan Labubu figürleri, görüntüsünden yüksek fiyatına, pazarlama ve satış yöntemlerine kadar pek çok yönüyle tartışılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/labubu-figurleri-neden-ilgi-goruyor-553424">Labubu figürleri neden ilgi görüyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyanın da etkisiyle gündemde olan Labubu figürleri, görüntüsünden yüksek fiyatına, pazarlama ve satış yöntemlerine kadar pek çok yönüyle tartışılıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, figürlere her yaştan gösterilen ilginin popüler kültürün gücünü ve bireylerin ruhsal ihtiyaçlarını ortaya koyduğunu söyledi. Bu figürlere yönelik kontrolsüz alma davranışının, zaman zaman obsesif-kompulsif spektrumda yer alan “koleksiyonculuk” davranışına ya da alışveriş bağımlılığına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sosyal medyada bu figürlerin yaygın şekilde idealize edilmesinin, çocuk ve ergenlerde sahip olma baskısını artırarak, erken yaşta maddi değerler üzerinden kimlik oluşturma riskini doğurabileceğini vurguladı.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, Labubu figürlerine gösterilen ilgi ve nedenlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Bireylerin ruhsal ihtiyaçlarını ortaya çıkarıyor<br />Günümüzde sosyal medya dinamikleriyle şekillenen tüketim davranışlarının, bireylerin sadece estetik tercihlerine değil, aynı zamanda psikolojik yapılarına da ayna tuttuğunu belirten Doğan Bektaş, “Özellikle Labubu figürleri gibi yüksek fiyatlı koleksiyon objelerine yönelik yoğun ilgi, bir yönüyle popüler kültürün gücünü, diğer yönüyle ise bireylerin ruhsal ihtiyaçlarını ortaya koyuyor” dedi.<br />Koleksiyonculuk patolojik hale gelebilir<br />Bu figürlere yönelik kontrolsüz alma davranışının, zaman zaman obsesif-kompulsif spektrumda yer alan bir “koleksiyonculuk” davranışına dönüşebileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Koleksiyonculuk tek başına bir psikopatoloji belirtisi olmasa da işlevselliği bozacak düzeye geldiğinde patolojik hale gelir. Sahip olma isteğinin arkasında; içsel boşluk hissi, anksiyete, doyurulmamış çocukluk ihtiyaçları ya da benlik değerini nesneler aracılığıyla inşa etme çabası yer alabilir. Bu tür davranışlar, zaman zaman narsisistik yapılarda görülen ‘kendilik değerini dışsal nesnelerle düzenleme’ eğiliminin bir dışavurumu olabilir. Özellikle markalı ürünlerle birlikte sergilenen figürler, kişinin sosyal onay alma arzusunu besleyen araçlara dönüşebilir. Burada ‘Ben buradayım, değerliyim, çünkü bu objeye sahibim’ diyebilen kırılgan bir benlikten söz edebiliriz” uyarısında bulundu.<br />“Dijital emzik” işlevi görebilir<br />Yetişkin bireylerin bu figürlere yönelik ilgisinin çoğu zaman psikolojik bir “yeniden çocuklaşma” ya da “nostaljiyle kendini yatıştırma” mekanizmasına dayanabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Modern yaşamın getirdiği stres, yalnızlık ve kimlik karmaşası, bireyleri kontrol edebildikleri, somut ve sevimli nesnelere yöneltebilir. Bu, psikanalitik açıdan bakıldığında regresif bir savunma olabilir: Kendi benliğini tehdit altında hisseden birey, çocukluk dönemine ait korunaklı, anlaşılır ve keyif verici alanlara yönelerek geçici rahatlama sağlamaya çalışır. Labubu figürlerinin çocuk oyuncaklarını andırması, bir tür “dijital emzik” işlevi görebilir. Birey, dış dünyanın karmaşasıyla baş edemezken kendini bu figürlerle sakinleştirebilir. Bu, olumsuz bir durum olmak zorunda değildir ancak regresyon uzun süreli ve işlevselliği bozan biçimde yaşanıyorsa psikopatolojik bir savunma mekanizması haline gelir” dedi.<br />Alışveriş bağımlılığına zemin hazırlayabilir<br />Labubu figürlerinin satış ve pazarlama yöntemini de değerlendiren, bu figürlerin bazılarının kutulu, “sürpriz” içerikli ya da sınırlı sayıda üretilmiş olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, şunları söyledi:<br />“Tüketici her seferinde ne çıkacağını tam bilemediği yani değişken oranlı pekiştirmeye maruz kaldığı bir alışveriş davranışı sergiliyor. Davranışçı psikolojiye göre değişken oranlı pekiştirme, örneğin kumar makinelerinde olduğu gibi bağımlılık geliştirme açısından en güçlü öğrenme biçimlerinden biridir. Kimi zaman çok özel bir figür çıkıyor, kimi zaman sıradan… Bu belirsizlik ve ‘nadide olana ulaşma ihtimali’, dopamin sistemini güçlü biçimde tetikleyerek tekrar tekrar satın alma davranışını motive ediyor. Bu durumun alışveriş bağımlılığına zemin hazırlaması şaşırtıcı değildir. Alışveriş bağımlılığı (oniomani), dürtü kontrol bozuklukları kategorisinde değerlendirilir ve genellikle geçici bir rahatlama, heyecan veya tatmin arayışı ile başlar ancak daha sonra suçluluk, pişmanlık, borçlanma ve sosyal işlev kaybı gibi sonuçlara yol açar.”<br />Bu tür akımlar, sosyal karşılaştırma mekanizmalarını tetikliyor<br />Sosyal medya ve dijital platformlarda kendi takipçi kitlesine sahip olan ve bu takipçileri etkileyebilme gücüne sahip kişiler olarak tanımlanan influencer&#8217;lar aracılığıyla yayılan bu akımların sosyal karşılaştırma mekanizmalarını tetiklediği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Influencer’ların idealize edilmiş hayatları, bireylerde ‘yetersizim’ duygusunu pekiştirir. Bu yetersizlik duygusuyla baş etmek isteyen bireyler, onların sahip olduklarına ulaşmaya çalışarak psikolojik bir ‘denk olma’ arzusu geliştirir. “Ben de onlara benziyorsam, değerliyim” düşüncesi, narsisistik kırılganlığı olan bireylerde yaygındır. Lacanyen bakış açısında, bireyler iç dünyalarında ulaşmak istedikleri bir ideal benlik imajı taşırlar. Sosyal medya, bu ideal benlik imajını dışa yansıtmak ve başkalarına göstermek için bir sahne işlevi görür. Influencer’lar, ‘ideal benlik’ temsili olarak görülür ve onların sahip oldukları şeyler (figürler, kıyafetler, estetik görünüm) bu ideale ulaşmak için birer araç haline gelir. Labubu gibi figürlere sahip olmak, o idealle özdeşleşmeye bir adım daha yaklaşma çabası olabilir. Bu, bireyin narsisistik ihtiyaçlarını (onaylanma, beğenilme, görünür olma) tatmin etmeye yöneliktir” dedi.<br />Sosyal medya içerikleri bazı kişileri daha güçlü etkileyebilir<br />Bu davranışların tümünün patolojik olmadığını ancak yoğunluk, süreklilik, işlevsellik kaybı ve kişinin psikososyal hayatındaki etkilerine göre patolojik hale gelebileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Sosyal medya içerikleri, borderline kişilik yapılanmaları, narsisistik savunmalar, dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB), duygu durum bozuklukları gibi psikiyatrik sorunları olan kişiler üzerinde daha güçlü etkiler yaratabilir. Örneğin duygularını kontrol etmekte zorlanan, dikkatini toplamakta güçlük çeken ya da kendini yetersiz hisseden bireyler; sosyal medyadaki akımlardan, influencer’ların paylaşımlarından ve popüler ürünlerden daha kolay etkilenebilir. Dışarıdan onay alma isteği, dürtüsellik ve boşluk hissiyle başa çıkmakta zorlanan bireyler, ani ve düşünmeden alışveriş yapma gibi davranışlara daha yatkın olabilir” diye konuştu.<br />Çocuk ve ergenleri olumsuz etkileyebilir<br />Labubu figürleri gibi hem sevimli hem grotesk karakterlerin, çocuklar için kafa karıştırıcı olabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Duygusal gelişim sürecinde çocukların “iyi” ve “kötü” imajları net ayırabilmeleri önemlidir. Bu figürlerin sevimli ama aynı zamanda ürkütücü görünümleri, özellikle gelişimsel olarak savunmasız çocuklarda kaygı, kabus ve duygusal karmaşaya yol açabilir. Aynı zamanda sosyal medyada bu figürlerin yaygın şekilde idealize edilmesi, çocuk ve ergenlerde sahip olma baskısını artırarak, erken yaşta maddi değerler üzerinden kimlik oluşturma riskini doğurur” uyarısında bulundu.<br />Bu akımlara ilgi, işlevselliği etkiliyorsa dikkat!<br />Labubu ve benzeri figürlere olan ilgi ve davranışların her zaman psikiyatrik bir hastalık göstergesi olduğunun söylenemeyeceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Ancak birey bu objelere ya da akımlara sürekli zaman, para ve zihinsel enerji harcıyor; sosyal ilişkileri ya da işlevselliği zarar görüyorsa mutlaka profesyonel destek alınmalıdır. Özellikle alışveriş bağımlılığı, duygusal yeme ya da sosyal medya bağımlılığı gibi durumlarla birlikte görülüyorsa psikiyatri ve psikoterapi süreçleri oldukça etkili olabilir” dedi.<br />Dijital detoks öneriliyor<br />Sosyal medyanın olumsuz etkilerinden korunmada alınabilecek önlemlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Sosyal medya kullanımı sınırlandırılmalı, dijital detoks süreçleri desteklenmeli, sanat, spor, doğa, sosyal ilişki gibi alternatif haz kaynakları geliştirilmelidir” dedi. <br />Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sözlerini şöyle tamamladı: “Sonuç olarak Labubu figürleri gibi popüler kültür nesneleri, sadece bir trend değil; bireyin iç dünyasındaki çok daha derin psikolojik süreçlerin bir yansıması olabilir. Bu davranışlar,  bir ‘moda’nın ötesinde, bireyin benlik arayışının, aidiyet ihtiyacının, onaylanma arzusunun ve kimi zaman da bastırılmış boşluklarının görünür hale gelmesidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/labubu-figurleri-neden-ilgi-goruyor-553424">Labubu figürleri neden ilgi görüyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 08:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[buz]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[zehirlenmesine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yaz aylarında özellikle içeceklere konulan ve uygun koşullarda depolanmayan buzlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek besin zehirlenmeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764">Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yaz aylarında özellikle içeceklere konulan ve uygun koşullarda depolanmayan buzlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek besin zehirlenmeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>“Buz da bir besindir ve zararlı mikroorganizmaları barındırabilir”</strong></p>
<p>Yaz sıcaklarının artması ile birlikte besin zehirlenmeleri daha sık yaşanmaya başladığını hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ancak son zamanlarda soğuk içecek tüketiminin artması ile birlikte besin zehirlenmelerinin yanı sıra buz zehirlenmeleri ile de karşılaşmaktayız. Buz da bir besindir ve zararlı mikroorganizmaları barındırabilir.” dedi.</p>
<p>Buzlar dondurulurken genellikle çeşme sularının kullanıldığını kaydeden Yiğit, “Eğer buz dondurulurken kullanılan su temiz değilse, buzlar bardaklara konulurken çıplak el ile dokunuluyorsa, buza dokunan kişinin elleri temiz değilse ve buzlar uygun koşullarda depolanmıyorsa zararlı mikroplar için de bir yaşam alanı haline gelebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Buz, hijyen koşullarına uygun olarak depolanmalı! </strong></p>
<p>Buz kullanılırken, buzların çözdürülüp tekrar dondurulmadığından ve temiz sudan yapıldığından emin olunması gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “İşletmeler buz yapmak için kullandığı makinelerin temizliğine özen göstermeli. Evde ise buz kalıplarını temizlerken koku oluşmaması için karbonatlı su kullanılabilir.” dedi.</p>
<p>Besin zehirlenmelerinin bozulmuş besinin tüketiminden birkaç saat veya birkaç gün sonra ortaya çıkabildiğini aktaran Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Besin zehirlenmelerinde sıklıkla mide bulantısı, karın ağrısı, ishal gibi semptomlara rastlanır. Besin zehirlenmelerinde vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koymak ve düşük yağlı beslenmek önemlidir. Buzun da bir besin olduğu, hijyen koşullarına uygun olarak depolanması ve tüketiciye sunulurken dikkatli olunması gerektiği unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764">Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazır Kahve Görme Kaybına Neden Oluyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hazir-kahve-gorme-kaybina-neden-oluyor-mu-551503</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 09:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551503</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşik Krallık Biobank veri tabanından alınan 500 binden fazla kişinin sağlık verileri incelendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazir-kahve-gorme-kaybina-neden-oluyor-mu-551503">Hazır Kahve Görme Kaybına Neden Oluyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşik Krallık Biobank veri tabanından alınan 500 binden fazla kişinin sağlık verileri incelendi. Araştırmada, özellikle hazır kahve tüketen bireylerde, ileri yaşlarda görme kaybına yol açan kuru tip yaşa bağlı sarı nokta riskinin arttığı saptandı. Diğer yandan, filtre kahve veya kafeinsiz kahve tüketen bireylerde benzer bir risk gözlemlenmedi.</p>
<p>Sarı nokta hastalığı, merkezi görmeden sorumlu bir retina hastalığı olduğunu belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Genellikle bu hastalık 55 yaşından sonra ya da kalıtsal olarak daha erken görülebiliyor. Hastalık tedavi edilmezse görme kayıplarına yol açabiliyor. Araştırmaya katılanların görme merkezinde bir kısmının yıprandığını ve insanların okuma, araba kullanma ve yüzleri tanıma yeteneğinin etkilediği görüldü. Hazır kahvede kullanılan katkı maddeleri ya da üretim sürecine bağlı bazı bileşenlerin retina sağlığı üzerinde zararlı etkileri olabilir. Özellikle 50 yaş üstü bireylerde, görme merkezi olan makula bölgesi zamanla zayıflar. Hazır kahve bu süreci hızlandırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Türk kahvesi tercih edilebilir</strong></p>
<p>Yaşa bağlı sarı nokta hastalığının esas risk etkenlerini anlatan Op. Dr. Fevzi Akkan, “Esas risk nedenleri yaş ve kalıtımsal özelliklerdir. Diğer risk etkenleri ise hipertansiyon, sigara, beslenme şekli, lipid &#8211; kolesterol yüksekliği, güneş ışığına uzun süre maruz kalma ve şişmanlıktır. Yaşa bağlı ve kalıtımsal etkenleri ortadan kaldırmak mümkün değildir ancak diğer risk etkenleri kontrol edilebilir. Özellikle günümüzde beslenme bozukluğu olan kişilerde sarı nokta hastalığına rastladığımızda Akdeniz diyeti öneriyoruz. Bu nedenle yaşa bağlı sarı nokta riski yüksek olan kişiler hazır kahveden kaçınmalıdır. Ailesinde hastalık öyküsü olan, aşırı kilolu, sigara içen veya yüksek tansiyonu olan kişilerin tümü bu durum için daha yüksek risk altındadır. Hazır kahve yerine filtre, Türk kahvesi ya da espresso tercih edilebilir. Sarı nokta hastalığı, özellikle 60 yaş üstü bireylerde körlüğün en yaygın nedenlerinden biridir. Hastalık erken fark edilmezse kalıcı görme kaybına yol açabilir. Kuru ve yaş tip olmak üzere iki tipi olan sarı nokta hastalığında tedavinin başarısını etkileyen en önemli unsur; göz doktoru tarafından yapılacak damlalı göz dibi muayenesi ve detaylı incelemeler sonucunda doğru hastaya doğru tedavinin tespitine dayanır” diyerek uyarılarda bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazir-kahve-gorme-kaybina-neden-oluyor-mu-551503">Hazır Kahve Görme Kaybına Neden Oluyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern çağda ilişkiler neden kısa ömürlü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/modern-cagda-iliskiler-neden-kisa-omurlu-550414</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 07:35:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[ömürlü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern çağda ikili ilişkilerin büyük bir kısmı, adeta bağ kurulamadan başlıyor ve aynı hızla son buluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-cagda-iliskiler-neden-kisa-omurlu-550414">Modern çağda ilişkiler neden kısa ömürlü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern çağda ikili ilişkilerin büyük bir kısmı, adeta bağ kurulamadan başlıyor ve aynı hızla son buluyor. Tahammülsüzlük ve kişisel önceliklerin ilişkiden öne geçirilmesi, dijital çağın getirdiği sürekli bağlantıya rağmen gerçek iletişimin kurulamaması yani iletişim çağında derin iletişimsizlik, empati eksikliği ve sabırsızlık ilişkileri yıpratan başlıca unsurlar arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Aycan Koç</strong> “Günümüzde ne yazık ki ikili ilişkilerde her iki taraf da çoğunlukla yalnız hissediyor. İlişkilerde artık samimiyet değil, strateji belirleyici oluyor. İnsanlar birine yaklaşırken dahi “nasıl görünüyorum, yeterince ilgi çekiyor muyum, kaybedersem nasıl toparlarım?” gibi hesaplarla hareket ediyor. Öte yandan sosyal medyanın ikili ilişkilerdeki yıkıcı etkisi de göz ardı edilemez. Çünkü ilişkiler günümüzde artık sadece iki kişi arasında yaşanmıyor; görünürlük, beğeni ve onay arayışı da sürecin içine dahil olmuş durumda. Bir hikayede etiketlenmemek, birlikte çekilen fotoğrafın paylaşılmaması ya da geç gelen bir mesaj bile, ilişkinin kolaylıkla derinden sarsılmasına neden olabiliyor” diyor. Özellikle Z kuşağında bu durumun daha da belirgin olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Aycan Koç, günümüzde ikili ilişkileri tüketen 6 yaygın hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Eleştiriyi iletişim sanmak </strong></li>
</ul>
<p>Birçok kişi rahatsızlığını dile getirirken, aslında karşısındakini yargılıyor. “Bu davranışın beni etkiledi” demek yerine “Sen zaten hep böylesin” cümleleriyle konuşmak, iletişimi çözüm değil, saldırı haline getiriyor. Uzman Klinik Psikolog Aycan Koç “Eleştiri, duygu temelli bir farkındalık içermediğinde savunmaya neden olur. Partnerini sürekli yetersiz gören bir yaklaşım, bir süre sonra ilişkiyi de değersizleştirir. İletişim; suçlamak değil, paylaşmaktır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Susarak mesafe koymak</strong></li>
</ul>
<p>Susmak her zaman sakinlik değil, çoğu zaman uzaklaşmadır. “Konuşacak bir şeyim yok”, “Zaten anlamıyorsun”, “Ne fark edecek ki?” Bu tür cümlelerin ardında genellikle çözümden değil, kopuştan beslenen bir tavır yatar. Konuşulmayan her mesele, zamanla birikerek ilişkiyi sessizce tüketir. İlişkiler, duyguların dolaşıma girebildiği kadar yaşar. </p>
<ul>
<li><strong>Partnerini toplum içinde küçük düşürmek</strong></li>
</ul>
<p>Partnerini başkalarının yanında alaya almak, ima yollu eleştirmek ya da küçümsemek ilişkideki güven zeminini zedeler. Daha da yıpratıcı olan ise bu davranış sonrası gelen şu cümledir: “Çok alıngansın, şaka yaptım.” İlişkide yaşanan kırgınlık değil, o kırgınlığı dile getirince suçlanmak asıl yarayı oluşturur. Saygı, ilişkide sevgi kadar onarıcıdır. </p>
<ul>
<li><strong>“Ben Böyleyim” cümlesiyle değişime direnç göstermek </strong></li>
</ul>
<p>“Beni böyle kabul et” cümlesi, çoğu zaman değişime dirençtir. Oysa ilişki, iki tarafın da birlikte gelişmesiyle güçlenir. Sabit kalan bir kimlik yapısı, zamanla ilişkiyi esnetilemeyen bir alana dönüştürür. Ve esnemeyen her yapı, ilk sarsıntıda kırılır. </p>
<ul>
<li><strong>Duyguların adını koymadan anlaşılmayı beklemek </strong></li>
</ul>
<p>“Ben söylemeden anlamalı”, “Seviyorsa hisseder” Bu tür düşünceler, duygusal beklentiyi romantize ederken iletişimi yok sayar. Oysa ifade edilmeyen her duygu, zamanla kırgınlığa dönüşür. İlişkiler, sezgilerle değil, açıklıkla güçlenir. </p>
<ul>
<li><strong>Dijital tuzağa düşmek!</strong></li>
</ul>
<p>Uzman Klinik Psikolog Aycan Koç “Sosyal medya, yalnızca tanışmaları kolaylaştırmadı; bağ kurmanın değerini de azalttı. Artık biriyle sorun yaşandığında çözüm aramak yerine, “yerine koyulabilecek başka biri” fikri devreye giriyor. İlişkiler derinleşmeden tüketiliyor, bir ‘tıkanıklık’ anında vazgeçmek, beklemekten daha kolay geliyor. Çünkü dijital çağda herkes ulaşılabilir ama kimse vazgeçilmez değilmiş gibi bir algı hakim. Öte yandan, görünürlük ve beğenilme isteğinin ilişkilerin önüne geçmesiyle; bir hikayede etiketlenmemek, birlikte çekilen fotoğrafın paylaşılmaması ya da geç gelen bir mesaj bile, ilişkinin kolaylıkla derinden sarsılmasına neden olabiliyor. Oysa ilişki, dışarıdan nasıl göründüğünden çok, içeride nasıl hissedildiğiyle yaşanır. Bağ, beğeniyle değil, güvenle kurulur” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/modern-cagda-iliskiler-neden-kisa-omurlu-550414">Modern çağda ilişkiler neden kısa ömürlü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 08:19:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülen diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) probleminin nedenleri, zararları, erken müdahale yöntemleri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138">Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülen diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) probleminin nedenleri, zararları, erken müdahale yöntemleri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Diş sıkma sorunu, çocukların da yaşam kalitesini düşürebilir! </strong></p>
<p>Bilinçsizce diş sıkma veya gıcırdatma olarak bilinen bruksizmin tipik olarak stresle bağdaştırıldığını hatırlatan Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Yetişkin nüfusun yüzde 20’si gün içinde farkında olmadan dişlerini sıktığını bildiriyor. Ancak bruksizm sadece yetişkinlerin karşılaştığı bir sorun değil.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağında da diş sıkmanın görüldüğünü belirten Üçem, “Bu durum başka hastalıkların da habercisi olabilir. Hızla tedavi edilmeyen diş sıkma sorununun, çocukların yaşam kalitesini düşürdüğünü söyleyebiliriz.” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Bruksizmin temelinde stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk gibi psikolojik nedenler yatıyor! </strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda görülen bruksizmin ve diş gıcırdatma durumunun her 100 çocuktan 25’inde görülebildiğine dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Çocuklarda bruksizm ile uyku halinde veya uyanıkken olmak üzere iki şekilde karşılaşılabiliyor. İki durumun da sebepleri stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk olarak biliniyor. Diş gıcırdatması ve diş sıkma tedavi edilmediğinde ise ciddi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Tedavinin temelinde ise diş sıkan kişinin karşılaştığı sorunun psikolog gözetiminde giderilmesi yatıyor.” dedi.</p>
<p>Çocuklardaki bruksizmin ortalama 12 yaşından sonra görülme sıklığının azaldığını ifade eden Üçem, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Genellikle ebeveynler çocukların uykularında dişlerini gıcırdattıklarını ve sesten dolayı fark ettiklerini ifade ederler. Çocuklarda bruksizm nedenleri arasında duygusal ve psikolojik stresin yanı sıra, lokal ve sistemik pek çok neden bulunabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma, her yaşta ortaya çıkabilen genellikle uyku sırasında, dişleri bilinçsizce sıkarak yapılan bir eylem. Normal olmayan bu durum, oldukça rahatsız edici bir sesin duyulmasıyla ortaya çıkar. Genellikle bu alışkanlık, kişinin kendisi tarafından pek algılanmaz. Ancak aileler, çocukların uyku sırasında dişlerini gıcırdattığını rahatça fark edebilir. Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı gündüz saatlerinde, gece uykuda veya hem gece hem gündüz ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong>Diş gıcırdatma, diş ve çene sağlığına zarar verdiği için önemli! </strong></p>
<p>Çocuklarda bruksizmi tetikleyebilecek durumlara değinen Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Özellikle dişlerin değişme dönemlerinde, çok miktarda diş çürüğü oluştuğunda ve yapılmış olan dolgu gibi restorasyonların eskiyerek uyumunu kaybettiğinde ortaya çıkan dişsel nedenlerle, solunum ve sindirim sisteminin kronik rahatsızlıklarında veya hormonsal bozukluklarda görülen sistemik sorunlarda, çocuğu strese sokan kardeşinin doğması, aile içi geçimsizlik, okul problemleri gibi durumların varlığında oluşan psikolojik etkenler nedeniyle diş sıkma ve gıcırdatma görülebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Üçem ayrıca, diş sıkma ve gıcırdatma probleminin dişlerde aşınma ve çürüklere, uyku sorunlarına, özellikle de alt çene ekleminde aşınma ve kazanılmış yapı bozukluğuna neden olması sebebiyle çok önemli olduğunu vurguladı. </p>
<p><strong>Gece uykusunda hafif dokunuşlarla uyarılarak çocuğun diş gıcırdatması azaltılabilir!</strong></p>
<p>Diş gıcırdatma problemi olan çocuklarda yapılması gereken ilk uygulamanın, gece çocuğu izlemek olduğunu ifade eden Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Böylece çocuk diş gıcırdatmaya başladığında hafif dürterek derin uykudan normal uykuya geçmesi sağlanabilir. Bu uygulamayı diş gıcırdatma sıklığı azalana ya da tamamen bitene kadar her gece sabırla yapmak gerekir.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemle zaman içinde çocuğun diş gıcırdatmasının azalmasının beklendiğini belirten Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Medikal plakların çocuklarda kullanımı gelişim döneminde önerilmez. Çocuğunuzun diş gıcırdatma ve diş sıkma problemi varsa öncelikle bir çocuk diş hekimine gitmelisiniz. Çocuk diş hekiminiz muayene sırasında dişlerde hasar olup olmadığını kontrol edecektir. Ayrıca muayene sırasında çocuğunuzun stresli olup olmadığını anlamak için bazı sorular sorulabilir. Gerekli görülmesi durumunda çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine başvurmanız tavsiye edilebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138">Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 08:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boy]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kısalığına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların bedensel, ruhsal ve sosyal olarak yetişkinliğe adım attığı doğal bir gelişim dönemi olan ergenlik yaşı kız çocuklarında ortalama 10 yaş, erkek çocuklarında ise 11 yaş civarında başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590">Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların bedensel, ruhsal ve sosyal olarak yetişkinliğe adım attığı doğal bir gelişim dönemi olan ergenlik yaşı kız çocuklarında ortalama 10 yaş, erkek çocuklarında ise 11 yaş civarında başlıyor. Üreme hormonlarının etkisiyle bir dizi değişimin yaşandığı ergenlik belirtilerinin kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından daha erken başlaması ise “erken ergenlik” olarak tanımlanıyor. Dünyada ve ülkemizde her bin çocuktan 2-6’sını etkileyen erken ergenliğin görülme oranı, çağımızın önemli bir sorunu olan obezite ile bazı kimyasal ve hormonal ürünlerin tüketiminin artmasına paralel olarak yükseliyor. Erken ergenlik, bazı çocuklarda boy kısalığına neden olabildiği için ebeveynlerin son yıllarda en çok kaygılandıkları konuların başında geliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi</strong><strong> Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya,</strong> aslında erken ergenliğin erken ve doğru tedaviyle yönetilebilen bir durum olduğunu belirterek, “Ayrıca, erken ergenliğin sadece küçük bir bölümünde tedaviye ihtiyaç duyulur. Tedaviden etkin sonuç alınmasında ise ailenin bilinçli ve dikkatli olması, gereksiz korkuya kapılmadan, ancak geç kalmadan uzman görüşü alması çok önemlidir. Bu nedenle, çocuğun büyümesi düzenli olarak takip edilmeli; boy ve kilo takibi aksatılmamalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Kızlarda 10 kat fazla görülüyor</strong></p>
<p>Erken ergenlik; gerçek ergenlik ve yalancı ergenlik olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Gerçek erken ergenlik; beyindeki hipotalamus-hipofiz sisteminin zamanından önce aktive olmasından kaynaklanıyor. Hipotalamus-hipofizden hormonların salınımının artmasıyla kız ve erkeklerde yumurtalar uyarılıyor ve bu tablo cinsellik hormonlarının artışına neden oluyor. Erken ergenlik kızlarda 10 kat fazla görülüyor ve çoğunlukla sebebi bulunamıyor. Erkek çocuklarında nadir rastlanırken, daha çok santral sinir sistemi lezyonları, kist, iyi veya kötü huylu tümör, travma veya enfeksiyon gibi patolojik etkenlerden kaynaklanıyor. Yalancı erken ergenlik ise hipofiz uyarısından bağımsız olarak, cinsiyet hormonlarının farklı nedenlerle artması olarak tanımlanıyor.   İyi veya kötü huylu tümörler,   kongenital  adrenal hiperplazi (Böbrek üste bezinin bir hastalığı ) ile Mc Cune Albright sendromu yalancı erken ergenlik sebebi olabiliyor. </p>
<p><strong>Ani ve hızlı boy uzamasına dikkat! </strong></p>
<p>Kız çocuklarında memede tek veya çift taraflı büyüme, erkek çocuklarında testis hacmindeki artış, erken ergenliğin ilk habercileri oluyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, “Kız çocuğunda sekiz yaşından önce meme gelişimi başladıysa, erkek çocuğunda dokuz yaşından önce testislerde büyüme oluştuysa, her iki cinsiyette ani ve hızlı boy uzaması dikkat çekiyorsa, ⁠davranışsal ve ruhsal değişiklikler belirginleştiyse, çocuk endokrinolojisi uzmanı olan hekime başvurmakta gecikmeyin” uyarısında bulunuyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite erken ergenliğin yaygın bir sebebi</strong></p>
<p>Ailede erken ergenlik öyküsünün olması riski artırsa da çevresel etkenler çok daha<strong> </strong>fazla etkili oluyor.<strong> </strong>Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, çocuklarda son yıllarda hızla artış gösteren obezitenin erken ergenliğin  yaygın ve önemli bir sebebini oluşturduğuna dikkat çekerek, “Bunun nedeni ise vücuttaki yağ oranının artması ile adipoz dokudan salgılanan leptin hormonunun artarak   hipotalamik GnRH salgısını uyarabilmesidir” diyor.   </p>
<p><strong>Kimyasal ürünlerden ekran kullanım süresine…</strong></p>
<p>Bazı hormonal ve kimyasal ürünlerin de erken ergenliğe yol açabildiği uyarısında bulunan<strong> </strong>Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken sebepleri şöyle özetliyor: “Gıda ambalajındaki bazı kimyasallar, plastik ürünler, tarım ilaçları, hormon içeren kozmetik ürünler ve temizlik ürünlerindeki kimyasallar, artan ekran kullanım süresi ile uyku düzeni bozukluğu da vücuttaki hormonal   dengeyi etkileyebilir ve bunun sonucunda erken ergenliğe yol açabilir. Bunların yanı sıra anne baba ayrılığı, aile içi şiddet, duygusal ihmal, sevgisizlik gibi aile içindeki sorunlar  hipotalamus üzerinden nöro endokrin aksı etkileyip, ergenliği başlatabilir. Uyku düzeninin bozulması ve stresli ortam melatonin azalması yapabilir. Melatonin ergenliği baskılayıcıdır ve seviyesinin düşmesi ergenliği uyarabilir.”</p>
<p><strong>Erişkin boyu kısa kalmasın! </strong></p>
<p>Erken ergenlik, tedavide gecikildiği takdirde, çocuklarda fiziksel ve ruhsal olarak önemli sorunlara neden olabiliyor. Örneğin, kemik yaşı hızlı ilerlediği için büyüme plakları erken kapanabiliyor ve erişkin boyu kısa kalabiliyor. Bunun yanı sıra yaşıtlarına uygun olmayan fiziksel ve ruhsal gelişimleri sosyal uyumu zorlaştırabiliyor. Ancak, hemen telaşa kapılmanıza gerek yok!  Zira, bu sorunlar erken ergenlik yaşayan her çocukta görülmüyor, ayrıca erken dönemde tedaviye başlandığında önlenebiliyor. </p>
<p><strong>Tedaviyle ergenlik süreci yavaşlıyor! </strong></p>
<p>Ergenlik belirtilerinin erken yaşlarda başlaması ebeveynlerin kaygılanmalarına yol açabiliyor. Aslında, erken ergenlik sorunu yaşayan çocukların sadece küçük bir kısmında tedaviye ihtiyaç duyuluyor<strong>. </strong>Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, ayrıca erken ergenliğin tedavi edilebilen bir durum olduğunu, bu nedenle ebeveynlerin hemen endişeye kapılmamaları gerektiğini belirterek, süreci şöyle özetliyor:  “Tedavide amaç ergenlik sürecini yavaşlatmak, bu sayede boy uzamasına zaman tanımak ve çocuğun psikolojik gelişiminin yaşına uygun şekilde devam etmesini sağlamak.  Gerçek erken ergenlik tanısı alan çocuklarda hipofizden salgılanan LH ve FSH hormonlarının baskılanmasını sağlayan, genellikle ayda bir veya üç ayda bir uygulanan iğne tedavileri (GnRH analogları) ile ergenlik süreci yavaşlatılmaktadır. ”  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590">Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İleri yaştaki bireylerde doğru teknoloji kullanımı neden önemli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ileri-yastaki-bireylerde-dogru-teknoloji-kullanimi-neden-onemli-547570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 16:44:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerde]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ileri]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaştaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknoloji kullanımı, ileri yaştaki bireyler için de önemli fırsatlar sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-yastaki-bireylerde-dogru-teknoloji-kullanimi-neden-onemli-547570">İleri yaştaki bireylerde doğru teknoloji kullanımı neden önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknoloji kullanımı, ileri yaştaki bireyler için de önemli fırsatlar sunuyor. Yaşlı bireyler için dijital teknolojinin sosyal bağlantıları artırmak ve yaşlanmaya bağlı zorlukları hafifletmek için önemli bir araç olabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. T. Gül Şendil, sosyal izolasyon ve yalnızlıkla baş etmede dijital teknolojiden doğru şekilde yararlanmanın önemini vurguladı. Dijital araçların, özellikle görüntülü görüşme, e-posta ve sosyal medya gibi uygulamaların, bireylerin aile ve arkadaşlarıyla bağlarını güçlendirebileceğini kaydeden Prof. Dr. Şendil, dijital okuryazarlık ve doğru teknoloji kullanımı gibi konularda bilinçli olmanın altını çizdi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. T. Gül Şendil, ileri yaşlarda teknoloji kullanımına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital teknolojilerin etkileri, herkes için farklı olabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital teknolojinin, her yaştan bireyin iletişim, etkileşim ve günlük yaşamlarını şekillendirme biçimlerini önemli ölçüde etkilediğini belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Çocuk ve ergenlerin sosyal medya platformlarına yoğun ilgisinden yaşlı bireylerin bağımsızlıklarını artırmak için dijital araçları kullanmasına kadar teknoloji, modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bununla birlikte, dijital teknolojinin bireylerin iyi oluşu üzerindeki etkileri herkes için aynı değildir. Bu etkiler, teknoloji kullanım şekli, bireysel özellikler ve çevresel faktörlere göre değişkenlik göstermektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital teknolojiler yaşlı bireyler için fırsatlar sunabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yaşlı bireyler için dijital teknolojinin sosyal bağlantıları artırmak ve yaşlanmaya bağlı zorlukları hafifletmek için önemli bir araç olabileceğini belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Sosyal izolasyon ve yalnızlık, yaşlı bireylerde sık görülen sorunlardır ve bu durumlar, depresyon ve yaşam memnuniyetinin azalmasıyla ilişkilidir. Dijital araçlar, özellikle görüntülü görüşme, e-posta ve sosyal medya gibi uygulamalar, bireylerin aile ve arkadaşlarıyla bağlarını güçlendirebilir. Ancak, dijital okuryazarlık eksikliği, karmaşık arayüzler ve yaşlanmaya dair olumsuz algılar, yaşlı bireylerin bu avantajlardan tam anlamıyla yararlanmasını zorlaştırmaktadır. Araştırmalar, daha kolay anlaşılabilir ve kullanımı basit tasarımlar, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına yönelik özel eğitim programları ve toplum temelli destek mekanizmalarının bu sürece önemli katkılar sunduğunu göstermektedir” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Zihinsel ve duygusal sağlığı da destekliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Toplum temelli destek mekanizmalarının, yerel toplulukların yaşlı bireylere teknoloji eğitimi sağlaması, gönüllü rehberlik hizmetleri sunması ve erişilebilir teknoloji imkanları oluşturması gibi girişimleri içerdiğini kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Bu tür çözümler, yaşlı bireylerin hem yaşam kalitelerini artırmaya hem de sosyal bağlarını güçlendirmeye önemli ölçüde yardımcı olmaktadır. Dijital araçlarla zaman geçirmek, yalnızca sosyal bağları güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda zihinsel ve duygusal sağlığı da destekleyebilir. Özellikle bu araçları yeni şeyler öğrenmek veya yaratıcı faaliyetler için kullanan yaşlı bireyler, zihinlerini aktif tutma ve hayatlarına anlam katma açısından büyük faydalar sağlayabilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Temel dijital beceriler öğrenilebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ancak bu sürecin genellikle aile üyelerinin desteğine veya yerel toplulukların sunduğu eğitim ve rehberlik programlarına bağlı olduğunu ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Örneğin, yaşlı bireyler, teknoloji kullanımında karşılaştıkları sorunları çözmek için ailelerinin sabırlı bir şekilde rehberlik etmesine ihtiyaç duyabilir veya yerel toplum merkezlerinde düzenlenen teknoloji eğitimlerine katılarak temel dijital beceriler öğrenebilir. Bu tür dış destekler, onların dijital dünyaya daha rahat uyum sağlamalarını ve bu araçlardan tam anlamıyla fayda sağlamalarını mümkün kılar. Bu nedenle, yaşlı bireylerin dijital dünyaya uyum sağlayabilmeleri için onların ihtiyaçlarını bir bütün olarak ele alan bir yaklaşım büyük önem taşımaktadır” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital teknolojinin nasıl kullanıldığı önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Dijital teknolojinin nasıl kullanıldığı, ne kadar kullanıldığından çok daha önemlidir” diyen Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Örneğin, anlamlı içerik paylaşmak, eğitimle ilgili faaliyetlere katılmak veya sosyal ilişkileri sürdürmek gibi bilinçli ve aktif kullanım, genellikle olumlu etkiler yaratırken; uzun süre ekrana bakmak ya da sadece zaman geçirmek için kullanmak gibi aşırı veya amaçsız teknoloji kullanımı genellikle zararlı sonuçlara yol açabilir” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yalnızlık, kaygı ve depresyon, olumsuz etkilere açık hale getiriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital teknolojinin bireyler üzerindeki etkisinin, kişinin kişisel özelliklerine, ruhsal durumuna ve çevresinden aldığı desteğe bağlı olarak değişebildiğini ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Örneğin kendine güvenen, sağlıklı bir ruh hali içinde olan ve geniş bir arkadaş veya aile desteği bulunan bireyler, dijital araçları daha verimli bir şekilde kullanarak olumlu sonuçlar elde edebilir. Buna karşılık, yalnızlık hisseden, kaygı veya depresyon gibi ruhsal zorluklar yaşayan ya da yeterince sosyal desteği olmayan bireyler, dijital teknolojinin olumsuz etkilerine daha açık hale gelebilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gençlerin yardımıyla kuşaklar arası bağlar güçlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu bulguların teknoloji geliştiricileri, politika yapıcılar ve yerel yönetimler için önemli mesajlar içerdiğini vurgulayan Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Yaşlı bireylerin dijital teknolojilere daha kolay erişim sağlaması için daha uygun fiyatlı cihazların sunulması, basit ve anlaşılır teknolojilerin geliştirilmesi ve yerel topluluklar tarafından destek programlarının organize edilmesi gerekir. Ayrıca, gençlerin yaşlı bireylere cihazların kullanımı konusunda yardım ettiği projeler hem yaşlı bireylerin teknolojiyi benimsemesine hem de kuşaklar arasında sosyal bağların güçlenmesine katkı sağlayabilir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uygun stratejiler geliştirilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital teknolojinin, yaşamın farklı evrelerinde bireyler için hem fırsatlar hem de zorluklar sunduğunu ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Paydaşlar, bu fırsatları maksimize etmek ve riskleri minimize etmek için dengeli, erişilebilir ve amaca uygun stratejiler geliştirmelidir. Bu çabalar, yaşam kalitesini artıran ve herkes için daha kapsayıcı dijital çözümler sunan bir geleceğin kapılarını aralayabilir” diyerek sözlerini tamamladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-yastaki-bireylerde-dogru-teknoloji-kullanimi-neden-onemli-547570">İleri yaştaki bireylerde doğru teknoloji kullanımı neden önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gümüş, 13 yıl aradan sonra rekor kırdı: Gümüş fiyatları neden yükseldi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gumus-13-yil-aradan-sonra-rekor-kirdi-gumus-fiyatlari-neden-yukseldi-545812</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 15:41:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aradan]]></category>
		<category><![CDATA[fiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[gümüş]]></category>
		<category><![CDATA[kırdı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[rekor]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yükseldi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gümüşün ons fiyatı uluslararası piyasalarda 37.2 dolara kadar yükselerek Şubat 2012'den bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Fiyat artışında endüstriyel talep, arz kısıtlamaları ve jeopolitik belirsizlikler etkili oldu. Yıl başından bu yana gümüş yatırımcısına yüzde 28 getiri sağladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gumus-13-yil-aradan-sonra-rekor-kirdi-gumus-fiyatlari-neden-yukseldi-545812">Gümüş, 13 yıl aradan sonra rekor kırdı: Gümüş fiyatları neden yükseldi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Uluslararası piyasalarda gümüşün ons fiyatı 37.2 dolara kadar yükselerek Şubat 2012&#8217;den bu yana en yüksek seviyesini test etti.</p>
</div>
<div>
<p>Değerli metallerde son aylarda görülen yukarı yönlü hareketler gümüş piyasasına da yansıdı. Özellikle <strong>güneş enerjisi, elektronik ve elektrikli araçlar</strong> gibi alanlardaki artan talep, gümüşün endüstriyel kullanımını artırarak fiyatlara doğrudan yansıdı. Gümüş, bu yönüyle yalnızca yatırım aracı olarak değil, aynı zamanda <strong>kritik bir sanayi bileşeni </strong>olarak da öne çıktı.</p>
</div>
<div>
<p>Uzmanlara göre yatırımcılar, altının yüksek fiyatı nedeniyle alternatif olarak gümüşe yönelirken, gümüş yıl başından bu yana yatırımcısına <strong>yüzde 28 getiri</strong> sağladı.</p>
</div>
<p>
Kaynak: <a href="https://tr.sputniknews.com/20250617/gumus-13-yil-aradan-sonra-rekor-kirdi-gumus-fiyatlari-neden-yukseldi-1097093896.html">TR Sputnik<br />
</a></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gumus-13-yil-aradan-sonra-rekor-kirdi-gumus-fiyatlari-neden-yukseldi-545812">Gümüş, 13 yıl aradan sonra rekor kırdı: Gümüş fiyatları neden yükseldi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran gece boyunca füze saldırısı düzenledi: Bat Yam&#8217;da 14 katlı binaya isabet eden füze büyük hasara neden oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iran-gece-boyunca-fuze-saldirisi-duzenledi-bat-yamda-14-katli-binaya-isabet-eden-fuze-buyuk-hasara-neden-oldu-544909</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 12:26:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bat]]></category>
		<category><![CDATA[binaya]]></category>
		<category><![CDATA[boyunca]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[düzenledi]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[füze]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hasara]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[isabet]]></category>
		<category><![CDATA[katlı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[saldırısı]]></category>
		<category><![CDATA[yamda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544909</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsrail’in İran’a yönelik 13 Haziran'da başlattığı saldırısı ve İran'ın misillemesi üçüncü gününde sürüyor. İran gece boyunca balistik füze saldırıları gerçekleştirdi. İran tarafından fırlatılan füzelerden bazıları hava savunma sistemini aşarak İsrail'in farklı bölgelerine isabet etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iran-gece-boyunca-fuze-saldirisi-duzenledi-bat-yamda-14-katli-binaya-isabet-eden-fuze-buyuk-hasara-neden-oldu-544909">İran gece boyunca füze saldırısı düzenledi: Bat Yam&#8217;da 14 katlı binaya isabet eden füze büyük hasara neden oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>İsrail ile İran</strong> arasında dün de tansiyonu yüksek bir gece yaşandı.<strong> İran İsrail&#8217;e yeni füze saldırıları düzenledi ve birçok hedef vuruldu</strong>. Füzelerin Tahran ve Şiraz&#8217;dan ateşlendiği bilgisi verildi.</p>
</div>
<div>
<p>İran lideri Ayetullah <strong>Ali Hamaney</strong>, İsrail’e balistik füze saldırılarının yeniden başlatıldığı sırada, &#8216;<strong>çaresiz kalacaksınız</strong>&#8216; mesajını paylaştı.</p>
</div>
<div>
<p>İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise sosyal medya hesabından İsrail&#8217;in Tahran&#8217;da saldırı düzenlediğini açıkladı ve &#8220;Tahran yanıyor.&#8221; paylaşımı yaptı. Katz, durum değerlendirme toplantısı yapmış, İran&#8217;ın misillemelerine ilişkin &#8220;<em>Hamaney, İsrail&#8217;e füze fırlatmaya devam ederse Tahran yanacak.&#8221; tehdidinde</em> bulunmuştu</p>
</div>
<p>
Kaynak: <a href="https://tr.sputniknews.com/20250615/iran-gece-boyunca-fuze-saldirisi-duzenledi-bat-yamda-14-katli-binaya-isabet-eden-fuze-buyuk-hasara-1097037058.html">TR Sputnik<br />
</a></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iran-gece-boyunca-fuze-saldirisi-duzenledi-bat-yamda-14-katli-binaya-isabet-eden-fuze-buyuk-hasara-neden-oldu-544909">İran gece boyunca füze saldırısı düzenledi: Bat Yam&#8217;da 14 katlı binaya isabet eden füze büyük hasara neden oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hava Kirliliğine Neden Olan 53 Tesise 38 Milyon TL Ceza Kesildi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hava-kirliligine-neden-olan-53-tesise-38-milyon-tl-ceza-kesildi-544199</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 12:16:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kesildi]]></category>
		<category><![CDATA[kirliliğine]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[tesise]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, çevre kirliliğiyle mücadele kapsamında denetimlerini sıkılaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hava-kirliligine-neden-olan-53-tesise-38-milyon-tl-ceza-kesildi-544199">Hava Kirliliğine Neden Olan 53 Tesise 38 Milyon TL Ceza Kesildi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli İzleme Merkezi (SİM) üzerinden Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi (SEÖS) ile Türkiye’deki 414 sanayi tesisine ait 802 bacanın emisyon değerleri anlık olarak takip ediliyor. Kirletici gaz ve partikül madde ölçümleri 7/24 kaydediliyor, yasal sınır aşımları ise merkeze anında bildiriliyor.</p>
<p><strong>MAYIS’TA 53 TESİSE CEZA</strong></p>
<p>Bakanlık, saha denetimlerinin yanı sıra teknolojik izleme sistemleriyle kirliliği önlemeyi hedeflerken, Mayıs 2025’te yapılan incelemeler sonucu hava kirliliğine yol açtığı tespit edilen 53 sanayi tesisine toplam 38 milyon 114 bin 589 TL idari ceza uygulandı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/12/bakan-kurum-8230-20250612103550-1749724187-241-x750.jpeg"></p>
<p>Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, &#8220;Çevremizi korumak için gece gündüz çalışıyor, hava kirliliğiyle mücadelede taviz vermiyoruz. Kurallara uymayan sanayi tesislerine gerekli cezaları uyguladık. Denetimlerimizi her alanda artıracağız. Halkımızın sağlığı ve doğamız için mücadelemiz sürecek&#8221; ifadelerini kullandı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hava-kirliligine-neden-olan-53-tesise-38-milyon-tl-ceza-kesildi-544199">Hava Kirliliğine Neden Olan 53 Tesise 38 Milyon TL Ceza Kesildi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Stresi Görme Problemine Neden Oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-gorme-problemine-neden-oluyor-543974</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 08:12:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[problemine]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543974</guid>

					<description><![CDATA[<p>YKS’nin yaklaşmasıyla birlikte öğrencilerde artan stres, yalnızca psikolojik değil, fiziksel sağlık üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-gorme-problemine-neden-oluyor-543974">Sınav Stresi Görme Problemine Neden Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>YKS’nin yaklaşmasıyla birlikte öğrencilerde artan stres, yalnızca psikolojik değil, fiziksel sağlık üzerinde de ciddi etkiler yaratıyor. Özellikle lise ve üniversite sınavlarına hazırlanan gençlerde göz yorgunluğu, bulanık görme, çift görme, ışığa hassasiyet ve göz seğirmesi gibi problemlerin görüldüğünü belirten Op. Dr. Şenay Yılmaz, “Sınav stresi vücuttaki kortizol seviyesini yükseltiyor. Bu durum, göz kaslarının kasılmasına ve odaklanma sorunlarına yol açabiliyor. Uzun süreli ekran kullanımı ve yetersiz uyku ile birleştiğinde görsel rahatsızlıklar kaçınılmaz hale geliyor. Akıllı telefon ve tabletler, artık iletişimin yanı sıra birer öğrenme cihazı olarak gençler tarafından gerek evlerinde gerek okullarında sıklıkla kullanılıyor. Ancak bu cihazlar, uzun süreli ve kontrolsüz kullanımlar sebebiyle gözlerde sorunlar oluşmasına sebep oluyor. Akıllı telefon, bilgisayar ve tablet ekranlarına uzun süre bakmak, göz kırpma sıklığını ve göz kuruluğunu doğrudan etkiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sınav esnasında 20-20-20 kuralı uygulanmalı</strong></p>
<p>Göz yorgunluğu, konsantrasyon eksikliği ve artan stres, sınav başarısını olumsuz etkileyebiliyor. Göz sağlığı ve sınav verimliliğini artırmak için Op. Dr. Şenay Yılmaz, sınav esnasında uygulanabilecek pratik önerilerde bulundu.</p>
<p>“Sınav süresince gözlerinizin dinlenmeye ihtiyacı olabilir. Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzağa bakarak göz kaslarınızı rahatlatabilirsiniz. Bu basit uygulama, göz yorgunluğunu azaltmada oldukça etkili oluyor. Sınav esnasında birkaç saniyelik göz egzersizleri, göz kaslarının gevşemesine yardımcı olur. Gözlerinizi farklı yönlere hareket ettirerek veya bir nesneye odaklanıp sonra uzağa bakarak basit egzersizler yapabilirsiniz. Derin nefes almak, birkaç saniye gözleri kapatıp zihni toparlamak stres seviyesini düşürür ve daha net düşünmenizi sağlar.</p>
<p>Sınavdan önceki gece mutlaka en az 7-8 saat uyumaya özen gösterin. Uykusuzluk hem gözlerin işlevini hem de beyin performansını olumsuz etkiler. Işık yayan ekranlara uzun süre bakmak göz sağlığını olumsuz etkileyebilir. O nedenle sınav öncesi dijital ekranlardan kendinizi korumanız göz yorgunluğunu azaltacaktır.” </p>
<p><strong>Öğretmenler bu belirtilere dikkat etmeli</strong></p>
<p>Göz problemi yaşayan, fakat ailesi tarafından muayeneye yönlendirilmeyen çocukların tespit edilmesinde öğretmenlerin rolünün büyük olduğunu açıklayan Op. Dr. Şenay Yılmaz, “Görme problemleri, ders notlarının yanı sıra davranış bozuklukları oluşmasına da yol açabilir. Miyopi sorunu yaşayan çocuklar tahtayı okumakta zorluk yaşarken, hipermetropa sahip olan çocuklar ise yazı yazma ve yakını okumadan sıkıntılar yaşarlar. Bu durumdaki çocuklarda rahatsızlıkların anlaşılabilmesi için öğretmenlere de önemli bir görev düşüyor. Öğrencilerde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında; göz seğirmeleri, sık baş ağrıları, bulanık veya çift görme şikayetleri, okul notlarında keskin bir düşüş, gözlerin sıklıkla ovalanması, bir türlü sahip olduğuna inanılan potansiyele ulaşamaması ve bir gözü kullanmamak için kafanın çevrilmesi veya yana yatırılması bulunuyor. Okul ve sınıf ortamlarında rahatlıkla gözlemlenebilen bu durumlarda, öğretmenlerin sürece dahil olarak velileri bilgilendirmesi, bu çocuklarda gelecekte görme kayıplarına ulaşabilecek sonuçların oluşmasının önüne geçilmesini sağlayacaktır. Eğitim çağındaki çocukların rutin göz muayenelerine götürülmesi, gelecekteki başarılarını da ciddi ölçüde etkileyecek bir önlem olarak görülmeli” diyerek sözlerini tamamlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-gorme-problemine-neden-oluyor-543974">Sınav Stresi Görme Problemine Neden Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ferdi Zeyrek Neden Öldü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ferdi-zeyrek-neden-oldu-543371</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 22:36:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ferdi]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[zeyrek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543371</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ferdi Zeyrek neden öldü? Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek elektrik çarpması sonrası kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ferdi-zeyrek-neden-oldu-543371">Ferdi Zeyrek Neden Öldü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ferdi Zeyrek neden öldü? Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek elektrik çarpması sonrası kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.</p>
<p><b>Bakan Memişoğlu Açıkladı</b></p>
<p>Sağlık Bakanı Prof.Dr. Kemal Memişoğlu, yaptığı açıklamada, “Yaşadığı kaza sonucu kaldırıldığı hastanede bir süredir tedavi gören Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz” dedi. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in kardiyak arrest (ani kalp durması) nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi. Hastanenin başhekimlik toplantı salonunda gazetecilere açıklama yapan Prof. Dr. Topçu, Zeyrek’in tedavisinin cuma günü saat 23.30’dan itibaren hastanelerinde sürdüğünü ifade etti.</p>
<p><b>İmamoğlu Ferdi Zeyrek’in Cenaze Törenine Katılabilmek İçin Adalet Bakanlığı’na Başvurdu</b></p>
<p>Anka’nın haberine göre İmamoğlu, Zeyrek’in cenaze törenin katılmak için Adalet Bakanlığı’na başvurdu.</p>
<p>Avukat Mehmet Pehlivan’ın aracılığıyla yapılan başvurunun dilekçesi şöyle:</p>
<p>“Sayın yetkili, Müvekkil Ekrem İmamoğlu, uzun yıllardır siyasi yol arkadaşlığı yaptığı, aynı zamanda mensubu bulunduğu partinin Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yapmakta iken vefat eden merhum Ferdi Zeyrek’in, Manisa ilinde düzenlenecek olan cenaze törenine katılmak istemektedir. Müvekkilin, hem kişisel yakınlığı hem de siyasi sorumluluğu gereği bu törene katılımı büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, müvekkilin cenaze törenine iştirak edebilmesi adına gerekli iznin verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ferdi-zeyrek-neden-oldu-543371">Ferdi Zeyrek Neden Öldü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doktor Anıl Canbaş neden öldü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doktor-anil-canbas-neden-oldu-541677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Jun 2025 15:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anıl]]></category>
		<category><![CDATA[canbaş]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doktor Anıl Canbaş hayatını kaybederken, tıp camiasını da yasa boğuldu. Dr. Anıl Canbaş'ın ölüm nedeni otopsi ile ortaya çıktı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doktor-anil-canbas-neden-oldu-541677">Doktor Anıl Canbaş neden öldü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doktor Anıl Canbaş hayatını kaybederken, tıp camiasını da yasa boğuldu. Dr. Anıl Canbaş’ın ölüm nedeni otopsi ile ortaya çıktı.</p>
<p>Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nde görevli asistan doktor Anıl Canbaş’tan haber alamayan yakın çevresi, durumu 112 Acil Yardım Merkezi’ne haber verdi. İhbar üzerine Canbaş’ın Kötekli Mahallesi TOKİ konutlarındaki ikametine güvenlik güçleri ve sağlık personeli yönlendirildi. Konuta giren ekipler, cansız vaziyette buldukları Anıl Canbaş’ın yaşamını yitirdiğini saptadı.</p>
<p><b>Ölüm Nedeni Kalp Krizi</b></p>
<p>Cumhuriyet Savcılığı ve olay yeri inceleme ekiplerinin tetkiklerinin ardından, bedeninde herhangi bir yara yahut darp izine rastlanmayan Canbaş’ın naaşı, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi maksadıyla Muğla Adli Tıp Kurumu morguna nakledildi. Gerçekleştirilen otopsi sonucunda Canbaş’ın kalp krizi sonucu vefat ettiği kesinleşti. Hekim Birliği Sendikası üzücü olaydan sonra şu paylaşımı yaptı, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Kulak Burun Boğaz Asistanı olarak görev yapan meslektaşımız Dr. Anıl Canbaş’ın genç yaşta vefat ettiğini öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve camiamıza başsağlığı diliyoruz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doktor-anil-canbas-neden-oldu-541677">Doktor Anıl Canbaş neden öldü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 15:04:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[izolasyona]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günlük yaşamda giderek daha da yaygınlaşan yapay zekanın, psikoloji üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277">Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günlük yaşamda giderek daha da yaygınlaşan yapay zekanın, psikoloji üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka içeren ürünleri hepimiz kullanıyoruz!</strong></p>
<p>Yapay zekanın günümüzde gündelik yaşantısını süren sıradan insanlar tarafından bile görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çalışmalar yapay zekanın da tıpkı insandaki doğal zeka gibi insana ait olan tüm eylemleri gerçekleştirmesini hedefliyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zeka içeren ürünleri hepimizin kullandığını kaydeden Demir, “Sesli komut verebildiğimiz cep telefonlarımız buna en büyük örnek. Bunun dışında arama motorları, navigasyon, robot süpürgeler, akıllı ev sistemleri, yabancı dili çevirmek için kullanılan uygulamalar alt yapısında yapay zekayı barındırıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka, insanların özel alanlarına müdahale etmek üzere kullanılmamalı!</strong></p>
<p>Bu hikayenin 1950’lerin başında başladığını ve günümüzde yapay zekanın dahil olmadığı hane sayısının çok az olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Gelişen teknoloji ile yapay zekâ türlerinin psikoloji, sinirbilim, mühendislik alanı ile  duygu, irade, yaratıcılık, kişilik gibi insana ait olan özellikleri taklit etmeyi amaçlamaktadır.” dedi.</p>
<p>Yapay zekânın işleyişi kontrol edilebilir olduğu sürece insanların hizmetinde çok yararlı amaçlar için kullanılabileceğini dile getiren Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Yapay zekanın gündelik yaşamımızı kolaylaştırdığı bir gerçek ancak bu teknolojiyi geliştirirken uzmanlar ve sonrasında kullanıcılar muhakkak etik konularda hassas olmalı. Yapay zeka insanların özel alanlarına müdahale etmek, insanların davranışlarını, tüketim alışkanlıklarını yönlendirmek üzere kullanılmamalı. Yapay zekanın doğal zekayı kontrolü mutlaka engellenmeli. Etik kurallar konusunda insanlarla ile çakışan kararlar almasının önüne geçilmeli.”</p>
<p><strong>Yapay zekanın psikolojiye etkisinde duygusal faktörler kısmen ihmal ediliyor!</strong></p>
<p>İnsana ait bir sinir sistemi olmadığı için yapay zeka ile duygusal paylaşımlar yapmanın zor olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Günün sonunda insan insana iletişime mecburuz. Ancak özellikle yaşlı bakımında farklı ülkelerde evde bir yardımcı robotun bulunması yaşlının yaşamını kolaylaştırdığı görülmüştür.” dedi.</p>
<p>“Eğer insani ilişkilerimizi kaybetmeden yapay zekayı kullanırsak bu durum lehimize olacaktır.” diyen Demir, “Bir yandan da yapay zeka psikolojisi ile ilgili literatürdeki araştırmalara bakıldığında çalışmaların genellikle insan beynindeki kontrol ve karar verme süreçlerine odaklanmaktadır.  Duygusal faktörler kısmen ihmal edilmektedir. İnsanın kontrol ve karar verme becerisini duygusal faktörler önemli ölçüde etkiler. Duygular, sosyal etkileşim olmadan yapay zekanın insana ait olan doğal zekaya sahip olması mümkün görünmemektedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yapay zekanın yaygınlaşması olumsuz hislerde artışa neden olabilir! </strong></p>
<p>Sosyalliğin, bir arada olmanın, göz teması kurarak iletişime geçmenin insanların sinir sistemleri üzerinden etkileşime girmesi ve bu durumun da kişiyi daha sağlıklı kılmasını getirdiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çoğumuz bir kurumu aradığımızda karşımıza çıkan otomatik sesli yanıt sisteminden rahatsız oluyoruz, derdimizi anlatacak bir çağrı merkezi personeline bağlanmak istiyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu durumun yaygınlaşmasının, yapay zekaların pek çok alanda hayatımıza girmesi ile karşımızda iletişime geçecek bir doğal zeka olmadığında ilişkilerde güçlükler, kişinin anlaşılmadığına dair olumsuz hisleri, beraberinde değersizlik, yalnızlık, sosyal izolasyon gibi duygularında artış görülebileceğine vurgu yapan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hala bazı alanlarda yapay zekanın kullanımı mümkün değildir. Bununla beraber yapay zekanın fazlaca kullanımı kişinin yaratıcılığını azaltabilir ve özellikle cep telefonları, sosyal medya ve yapay zeka destekli diğer teknolojiler insanlarda dikkat eksikliği, bağımlılık, dürtü kontrol güçlükleri gibi psikopatolojilere sebep olabilir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277">Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 12:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[eksik]]></category>
		<category><![CDATA[etkilere]]></category>
		<category><![CDATA[haberciliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[irvan]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[veya]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=526796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, özellikle deprem gibi afet durumlarında medyanın hız ve doğruluk dengesini koruyarak toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerinin önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, özellikle deprem gibi afet durumlarında medyanın hız ve doğruluk dengesini koruyarak toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerinin önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Deprem gibi afetlerde medyanın sorumluluğu daha çok artıyor  </strong></p>
<p>6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, medyada sorunlu habercilik pratikleri görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Bu haberler ile sosyal medya paylaşımları konusunda Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak bir ‘Deprem Haberciliği Rehberi’ oluşturmuştuk. Bu rehberde de vurguladığımız gibi, deprem gibi afetlerde medyanın sorumluluğu daha çok artıyor.” dedi.</p>
<p>Bir deprem meydana geldiğinde insanların bir an önce ne olup bittiğini öğrenmeye çalıştığını aktaran İrvan, “Bu nedenle medyanın son dakika haberciliğinde hem yeterince hızlı olması hem de teyitsiz bilgiler aktarmaması beklenir. Bu ikisi arasındaki dengeyi kurabildiği oranda medya başarılı olacaktır. Deprem haberciliğinde, ‘haberi hızlı ver ama doğru ver’ şeklinde özetleyebileceğimiz bir yayıncılık anlayışını oturtmamız gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hız anlayışını teyide dayalı habercilik anlayışıyla değiştirmek kolay değil! </strong></p>
<p>Doğruluk ve hız arasında denge kurarken, doğruluktan ödün vermemenin ilkesel olarak kabul edilmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Maalesef günümüzde habercilik pratiği büyük oranda sosyal medya platformları üzerinden yürüyor ve sosyal medyanın birinci ilkesi hız. Aynı şekilde, internet üzerinden yayın yapan haber siteleri de hıza dayalı bir yayıncılık anlayışına sahipler. Bu anlayışı, teyide dayalı habercilik anlayışıyla değiştirmek çok kolay değil.” dedi.</p>
<p>Deprem haberlerinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımının toplum üzerinde birçok olumsuz etkisi söz konusu olduğuna dikkat çeken İrvan, şöyle devam etti:</p>
<p><strong>Yalan haberler medyanın itibarını sarsıyor</strong></p>
<p>“İlk olarak, toplumda korku ve paniğe yol açabiliyor. Bunun örneğini Hatay’da gördük. Barajın patladığına ilişkin olarak yayılan bir söylenti halk arasında paniğe yol açmıştı. İkincisi, kurtarma ve yardım faaliyetlerini sekteye uğratabiliyor. Örneğin kurtarma ekipleri paniğe kapılıp çalışma yerlerini terk edebiliyorlar ya da ekipler yanlış yerlere yönlendirilebiliyor. Üçüncüsü, toplumun medyaya duyduğu güveni zedeliyor. Yalan haberler medyanın itibarını sarsıyor.”</p>
<p><strong>Afet anlarında medyada ‘önleyici habercilik’ yapılmalı</strong></p>
<p>Sosyal medyada yalan ve dezenformasyonu tümüyle ortadan kaldırmanın mümkün olmadığına değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan, afet zamanlarında sosyal medya platformlarına kısıtlama getirmenin de doğru olmadığını vurguladı. Bu uygulamanın olumsuz etkilerinin de Kahramanmaraş depremleri sırasında görüldüğünü dile getiren İrvan, “Yapılması gereken, şeffaf bir kriz yönetimi gerçekleştirebilmektir. Bu ne demek? Öncelikle yetkili birimlerden doğru bilgi akışının hızla sağlanması gerekir. Doğru bilgi akışını sağlamazsanız söylentiler hızla devreye girecektir. Doğru bilgi akışı da iyi organize olarak sağlanabilir. İkincisi, tıpkı pandemi sürecinde olduğu gibi, deprem uzmanlarından oluşan bir bilim kurulu oluşturulmalı, medyaya bu kurulda yer alan uzmanlar bilgi vermelidir. Her kafadan farklı bir ses çıktığında toplum çaresiz kalır. Yurttaşların deprem anında yapması gerekenler iyi anlatılmalı, medyada ‘önleyici habercilik’ yapılmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kaynaklar ulaşılabilir olmalı ve gazeteciler sorularına cevap alabilmeli…</strong></p>
<p>Resmi kaynaklardan teyit edilmemiş bilgiler paylaşmanın deprem anında kurtarma çalışmalarını olumsuz etkileyebildiğini, halkta paniğe yol açabildiğini kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Ancak resmi kaynakların da medyaya zamanlı ve doğru bilgi vermesi beklenir. Kaynaklar ulaşılabilir olmalı ve gazeteciler sorularına cevap alabilmeliler. Türkiye’de maalesef zaman zaman resmi makamların olumsuzlukları gizleme gibi bir kötü alışkanlığı söz konusu.” dedi.</p>
<p><strong>Deprem anında ve sonrasında yayın yaparken gazeteciler nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Deprem anında ve sonrasında yayın yaparken gazetecilerin dikkat etmesi gereken konulara da değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan, şunları söyledi:</p>
<p>“Göçük başında yakınlarının enkazdan kurtarılmasını bekleyen insanlarla konuşurken dikkatli bir dil kullanılmalı. Depremzedelerle röportaj yaparken ve haberleri aktarırken duyarlı olunmalı, insani duygu ve değerler göz ardı edilmemeli. Yakınları halen göçük altında olan insanlara mikrofon uzatırken çok dikkatli davranılmalı. Depremde hayatını kaybedenlerin görüntülerini ve özellikle de yüzlerini gösteren görüntüleri vermekten kaçınılmalı. Depreme ilişkin haberleri verirken, görüntülere müzik ekleyerek dramatikleştirmek<strong> </strong>doğru değildir. Göçük altında bulunan insanlarla, habercilik uğruna sağlıklarını tehlikeye atacak şekilde gereksiz temas kurmaya çalışmamak gerekir.”</p>
<p><strong>Reyting uğruna, toplumda infial oluşturacak bir dil kullanılmamalı!</strong></p>
<p>Deprem anında gazetecilerin şok edici nitelikte görüntüler çekebileceklerini ifade eden İrvan, “Ancak bu görüntüleri verirken toplumsal sorumluluk anlayışı ile hareket edilmeli, haber diline dikkat edilmelidir. Sırf reyting uğruna, bağıra çağıra haber sunmak, ‘şok görüntüler’, ‘gördüklerinize inanamayacaksınız’ gibi toplumda infial oluşturacak bir dil kullanmak yanlıştır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş temizliğindeki eksikler diş eti büyümesine neden oluyor! Ağızdan nefes alanların ön dişlerindeki et büyüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-temizligindeki-eksikler-dis-eti-buyumesine-neden-oluyor-agizdan-nefes-alanlarin-on-dislerindeki-et-buyuyor-461748</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 May 2024 08:54:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağızdan]]></category>
		<category><![CDATA[alanların]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesine]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişlerindeki]]></category>
		<category><![CDATA[eksikler]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[temizliğindeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461748</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş eti büyümesini, ‘diş etinin normal halinden daha büyük, daha çıkıntılı, daha kanamalı olması durumu’ olarak nitelendiren uzmanlar, diş eti büyümelerinin ilaca bağlı ya da iltihabi birtakım temizlik eksikliğine bağlı olabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-temizligindeki-eksikler-dis-eti-buyumesine-neden-oluyor-agizdan-nefes-alanlarin-on-dislerindeki-et-buyuyor-461748">Diş temizliğindeki eksikler diş eti büyümesine neden oluyor! Ağızdan nefes alanların ön dişlerindeki et büyüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özellikle burnunda problem olup ağız solunumu yapan hastalarda ön dişlerde diş eti büyümesi görülebildiğini kaydeden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, tedavinin ardından eğer büyüme görünümü varsa diş etine estetik operasyonlar yapıldığını ve diş etindeki fazlalıkların alındığını dile getirdi.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş eti büyümesi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Diş eti büyümeleri iltihabi birtakım temizlik eksikliğine bağlı olabiliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş eti büyümesini, ‘diş etinin normal halinden daha büyük, daha çıkıntılı, daha kanamalı olması durumu’ olarak nitelendirerek, “Diş eti büyümeleri ilaca bağlı olabilir. Kullanılan bazı ilaçlar diş eti büyümesi yapabilir. Ayrıca diş eti büyümeleri iltihabi birtakım temizlik eksikliğine bağlı da olabilir. Özellikle burnunda problem olup ağız solunumu yapan hastalarda ön dişlerde diş eti büyümesi görülebiliyor. Dokunun sürekli kuru kalması sebebiyle ortaya çıkıyor ve bazı insanlarda bölgesel diş eti büyümeleri olabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>İltihabi büyümeler kanamaya meyilli</strong></p>
<p>Bölgesel diş eti büyümelerinin genellikle irritan faktörlerle ortaya çıktığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Örneğin küçük bir diş taşı vardır ve bu o kısımda bölgesel bir diş eti büyümesine sebep olur. İltihabi büyümeler az yerde kanamaya meyilli. İlaca bağlı büyümeler ise daha sert oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Diş eti büyümelerinin temizliği zorlaştıran durumlar olduğunu da kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Diş etinin daha çok büyümesi, içlerinde daha çok şeyin birikmesine neden olur. Böylece kişinin ağız hijyenini sürdürebilmesini olumsuz olarak etkiler ve sürdürememesine neden olur.” dedi.</p>
<p><strong>Nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş eti büyümesinin tedavisini şöyle anlattı:</p>
<p>“Bu bölgelerde eğer ağız bakımı açısından çok etkili bir bakım sağlanamadıysa ve diş taşları birikimi varsa öncelikle diş taşı temizliği yapılır. Hastaya gerekli ağız bakım önerilerinde bulunulur. Bunlarla birlikte diş eti büyümeleri oldukça azalacaktır. Diş eti tamamen toparlanıp kanamaz bir hale geldiğinde eğer kalan büyüme görünümü varsa gerekli işlemlerle diş etine estetik operasyonlar yapılır ve diş etindeki fazlalıklar alınır. Daha sonrasında kişi ağız bakımını sürdürdüğü sürece bir daha diş eti büyümesi görülmez. İlaca bağlı büyümelerde ise kullanılan ilaç kesilmediği sürece tamamen iyileşmez. Ne kadar gerekli tedaviler yapılsa da ilaç bırakılmadığı sürece bu büyümeler artabilir. Dolayısıyla hekimine danışarak ilaç değiştirilebilir. İlaç kesilmesinden sonra, 2-4 haftalık süre boyunca büyümeler durabilir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-temizligindeki-eksikler-dis-eti-buyumesine-neden-oluyor-agizdan-nefes-alanlarin-on-dislerindeki-et-buyuyor-461748">Diş temizliğindeki eksikler diş eti büyümesine neden oluyor! Ağızdan nefes alanların ön dişlerindeki et büyüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 14:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kalkıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizine]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[sabahları]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<category><![CDATA[yorgun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku apnesi olan kişilerin sabah kalktığında yorgun ve uykusunu almamış hissettiklerini dile getiren uzmanlar, apnelerin en büyük tehlikesinin, hastaların gece oksijensiz kalması olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888">Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Apnenin, öncelikle şişman, kısa boylu ve kısa boyunlu insanlarda görüldüğünü kaydeden KBB Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Uyku apnesi, erken yaşta kalp krizine sebep olabilecek ciddi bir sağlık sorunu.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, uyku apnesi hakkında bilgi vererek, tedavisi konusunda da değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Nefes kesilmesine bağlı beyne uyarı gönderiliyor</strong></p>
<p>Uyku esnasında horlama ve nefesin kesilmesine apne dendiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Apnelerin en büyük tehlikesi, hastaların gece oksijensiz kalması, uykularının bölünmesi ve nefes kesilmesine bağlı beyne uyarı gönderilirken, beyin uyanmaya çalışır. Apneler genellikle 20-30 defa tekrarlanır ve sabah kalktıklarında kişiler yorgun ve uykusunu almamış hissederler. Gece boyunca satürasyonun düşmesi (kanda oksijen), sürekli olarak kalbin hipoksiye girmesine (kalp dokularında oksijen azalması) neden olabilir ve uzun süre devam ederse kalp sorunlarına yol açabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kısa boylu ve kısa boyunlularda görülüyor</strong></p>
<p>Apnenin, öncelikle şişman, kısa boylu ve kısa boyunlu insanlarda görüldüğünü kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Tedavi yöntemleri arasında kilo vermek ve spor yaparak karın kaslarını güçlendirmek bulunmaktadır. Ayrıca, alkol tüketenler, alerji ilaçları veya antidepresan kullananlar beyni etkilediği için santral horlamaları yaşayabilirler. Bu kişilere, yatarken 2 yastıkla veya yan yatmaları önerilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dil büyüklüğü ve çenenin geride olması da apne nedeni</strong></p>
<p>Apnenin nedenleri arasında kilo, dil büyüklüğü, çenenin geride olması, geniz etinin varlığı ve burun etlerinin büyük olması gibi birçok faktör bulunduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Hastalar bu şikayetlerle geldiklerinde, ilk olarak uyku odasında bir gece geçirmeleri önerilir ve bu sayede apne indeksi belirlenir. Tedavide, ilk üç ana yöntem şunlardır: birincisi, kilo vermek; ikincisi, sipak basınçlı oksijen kullanımı; üçüncüsü ise ameliyatla tıkanık olan yerlerin açılmasıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Erken yaşta kalp krizine sebep olabiliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, uyku apnesi, erken yaşta kalp krizine sebep olabilecek ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ifade ederek, “Bu nedenle, belirtileri olan kişilerin erken teşhis edilmesi ve uygun tedavi yöntemleriyle yönetilmesi önemlidir. Ayrıca, apne riskini azaltmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapmak da gereklidir. Bu şekilde, uyku apnesi ile ilişkili komplikasyonların önüne geçilebilir ve kişinin yaşam kalitesi artırılabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888">Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezitenin ortaya çıkmasına neden olan 1.000&#8217;den fazla gen varyantı var</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezitenin-ortaya-cikmasina-neden-olan-1000den-fazla-gen-varyanti-var-457278</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2024 07:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmasına]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[obezitenin]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[varyantı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457278</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada 988 milyon kişiyi etkileyen obezite, insan sağlığını tehdit eden en kritik hastalıklardan biri olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezitenin-ortaya-cikmasina-neden-olan-1000den-fazla-gen-varyanti-var-457278">Obezitenin ortaya çıkmasına neden olan 1.000&#8217;den fazla gen varyantı var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya Obezite Federasyonu dünyada her yıl 4,7 milyon kişinin obezite ile ilişkilendirilen hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini bildiriyor. Bu kadar büyük boyutları olan obezite hastalığı ile ilgili doğru bilgiler edinmenin önemli olduğunu vurgulayan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sinem Kıyıcı, “Toplumda, obezitenin sadece hareketsiz yaşama ve yeme davranışındaki iradesizliğe bağlı olarak geliştiği bilgisi çok yaygındır. Ancak obezite ile ilgili yapılan araştırmalar, iç ve dış kaynaklı pek çok etkenin, obezitenin ortaya çıkmasını tetiklediğini ortaya koymuştur” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Küresel bir salgın olarak görülen obezite, ülkemizde ortalama her 3 kişiden 1’inin sağlığını etkilemektedir. Çocukluk çağındaki bireyleri de etkisi altına alması bakımından önem kazanan obezite, genetik, fizyolojik, psikolojik ve çevresel olmak üzere birden fazla etkenin bir araya gelmesiyle bütün coğrafyalarda hızlı bir şekilde artış gösteriyor. </p>
<p>Sağlık otoritelerini harekete geçiren obezite riski ile ilgili doğru bilgiye ulaşmanın, obezitenin çözümündeki önemine dikkat çeken Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sinem Kıyıcı, “Doğru bilgiye ulaşabilen ve bilinçlenen toplumlar obezite ile mücadelede daha başarılı oluyor” dedi ve obezitenin nedenleri ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>“OBEZİTE, KRONİK HASTALIKLAR ARASINDA GÖSTERİLİYOR”</strong></p>
<p>Birden fazla etkenin bir arada görülmesiyle ortaya çıkan obezite, kompleks bir hastalık olarak kabul ediliyor. “Vücutta normal sınırların üzerinde yağ birikmesi olarak tanımlanan obezitede, global olarak kullanılan Vücut Kütle İndeksi (VKİ) hesaplaması sonucunun 30 kg/m2 ve daha fazla olması durumunda teşhis konuluyor. Obezitenin tüm coğrafyalarda ve hemen her yaş grubunda artış göstermesi, küresel bir sağlık krizi olarak görülmesine neden olmaktadır. Dünya Obezite Federasyonu’na göre 2035 yılında dünya nüfusunun yarısının fazla kilolu veya obeziteli olacağı öngörülmektedir. Bu nedenle de obezite, geleceği tehdit eden bir hastalık olarak dikkat çekmektedir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Kıyıcı, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p><strong>“</strong>Obezite, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından kronik hastalıklar arasında gösteriliyor. Bu tanıma bağlı olarak obezitenin, sadece bireylerin irade eksikliğine bağlı olarak gelişmediğini söyleyebiliriz. Obezite, diğer bütün kronik hastalıklarda olduğu gibi ilerleyici, vücudun bazı fonksiyonlarının işleyişinde bozulmaya ve organ hasarına neden olabilen ve aynı zamanda başka birçok sağlık sorununu da beraberinde getiren bir hastalıktır. Özellikle kalp ve damar hastalıkları, diyabet, kronik böbrek hastalığı, bazı kanser türleri, solunum sistemi hastalıkları gibi hayati fonksiyonlarda hasara neden olabilen hastalıkları tetiklemesi bakımından da sağlık otoriteleri tarafından, obezitenin insan sağlığını tehdit eden en kritik hastalıklar arasında görülmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Obezite hastalığına yönelik farkındalığı artırmayı amaçlayan ‘Bu İş Sandığından Büyük’ kampanyası da bu konuya dikkat çekerek, obezitenin sanıldığından daha büyük bir hastalık olduğu, bireylerin obezite ile tek başlarına mücadele etmek zorunda olmadıkları, bir hekime başvurmalarının önemli olduğu mesajlarını vermektedir.”</p>
<p><strong>OBEZİTENİN NEDENLERİ NELERDİR?</strong></p>
<p>Obezitenin ortaya çıkmasında kişilerin iradesi ne kadar etkili? Bu konuda toplumda yanlış bilgilerin yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Kıyıcı, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Toplumda, obezitenin sadece hareketsiz yaşama ve yeme davranışındaki iradesizliğe bağlı olarak geliştiği önyargısı çok yaygındır. Ancak obezite ile ilgili yapılan araştırmalar psikolojik, biyolojik, genetik, sosyal, kültürel ve çevresel birçok faktörün obezitenin gelişiminde rol oynadığını göstermektedir. ”</p>
<p><strong>“1.000’DEN FAZLA GEN VARYANTI OBEZİTE İLE İLİŞKİLENDİRİLİYOR”</strong></p>
<p>Obezitenin genetik nedenleri ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Kıyıcı, şu bilgileri aktardı:</p>
<p>“Obezitenin genetik nedenleri ile ilgili araştırmalar devam ederken, bugün 1.000’den fazla gen varyantının obezite ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Toplumda yaygın olarak görülen obezite tipinde, bireyde kilo artışına eğilim yaratan birden fazla gen varyantının birlikte bulunduğunu yani poligenik nedenli olduğunu biliyoruz. Obezitenin genetik etkenlerle ilişkisini çift taraflı açıklayabiliriz. Obezite ile ilişkilendirilen birden fazla gen varyantının bulunması, vücutta daha az kalori yakılmasına, yağ depolama eğiliminin artmasına ve enerji için gereken yağ yakma yeteneğinin azalmasına neden olabilmektedir. Bu da fazla yağ birikimine ve VKİ’de artışa neden olacaktır. Diğer tarafta ise, günümüzde yaygın olan hareketsiz yaşam biçimi ve yüksek yağlı beslenme alışkanlığının açlık ve tokluk hormonlarını düzenleyen sistemlere ve diğer vücut fonksiyonlarındaki normal işleyişe olumsuz olarak etki etmesi, kilo alınmasına ve yağlanmaya neden olabilir.” </p>
<p><strong>OBEZİTE  İLE MÜCADELEDE ERKEN VE DOĞRU AKSİYON ALMAK ÖNEMLİDİR</strong></p>
<p>Obezitenin, genetik etkenler gibi bireylerin iradesi dışı nedenleri olabilse de bazı önlemler ile bu riskin azalabileceğine ve vakit kaybetmeden doğru desteği almanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Kıyıcı, şunları söyledi: </p>
<p>“Obeziteyi etkileyen birçok genetik faktör bulunmakta. Ancak beslenme alışkanlıklarımızda ve yaşam biçimimizde yapacağımız bazı olumlu düzenlemeler obezite riskimizi azaltmamıza yardımcı olabilir. Obezite hastalığının geliştiği durumlarda ise hastaların vakit kaybetmeden bir hekime başvurması ve kendi ihtiyaçlarına özel farklı tedavi metotlarının hekim kontrolü ve yönetiminde belirlenmesi çok önemlidir. Hastaların kilo vermelerini takiben genel sağlık durumlarında da hızlıca olumlu etkiler görülür. Örneğin İngiltere’de yapılan bir çalışmaya göre, VKİ’si 40 kg/m2 olduğu tahmin edilen bireylerde, başlangıç kilosundan ortalama %13 oranında kilo kaybedilmesi durumunda Tip 2 diyabet riskinde %41, uyku apnesi riskinde %40, hipertansiyon riskinde %22, dislipidemi riskinde %19 ve astım riskinde %18 azalma sağlandığı görülmüştür. ”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezitenin-ortaya-cikmasina-neden-olan-1000den-fazla-gen-varyanti-var-457278">Obezitenin ortaya çıkmasına neden olan 1.000&#8217;den fazla gen varyantı var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 May 2024 12:22:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arası]]></category>
		<category><![CDATA[bunamaya]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yalancı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<category><![CDATA[yatkın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=456710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyonun 25 ila 44 yaş arasında daha sık görüldüğü ifade eden uzmanlar, bu yaş aralığındaki kadınlarda, erkeklere göre iki kat daha fazla depresyon vakasının rapor edildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710">Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depresyon tedavisinde her 3 danışandan 1’inde, tedaviye yeterli yanıt alınamadığını vurgulayan Psikiyatri Uzmanı ifade eden Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “İyileşmeyen depresyon, tedaviye dirençli bir depresyon anlamına gelmiyor. Bu durumda, tedavi planı güçlendirilebiliyor veya değiştirilebiliyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, geçmeyen depresyon konusunu değerlendirerek, tedavi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>25-44 yaş arası kadınlarda erkeklere göre 2 kat fazla görülüyor </strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, depresyonun belirli yaş aralıklarında daha sık görülme eğiliminde olduğunu kaydederek, “Özellikle 25 ila 44 yaş arasında, diğer yaş gruplarına kıyasla daha sık görüldüğü biliniyor. Bu yaş aralığındaki kadınlarda, erkeklere göre iki kat daha fazla depresyon vakası rapor edilmiştir. Bu farklılık, kadınların kültürel ve sosyal açıdan daha dezavantajlı olmalarından kaynaklanıyor.” dedi. </p>
<p><strong>Çevresel faktörler de depresyon riskini artırabiliyor</strong></p>
<p>Depresyon riski altında olan kişiler ve nedenleri incelendiğinde karmaşık bir tablo ortaya çıktığını dile getiren Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Depresyonun nedenleri genellikle birden fazla faktörün etkileşimiyle ortaya çıkıyor. Genetik yatkınlık, çevresel etmenler ve yaşam olayları, depresyon gelişiminde önemli rol oynuyor. Ailede depresyon öyküsü olan bireylerde, depresyon riski diğerlerine kıyasla daha yüksek oluyor. Ancak, tek bir gen ya da kromozomun depresyonla ilişkili olduğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Çevresel faktörler de depresyon riskini artırabiliyor. Çocukluk çağındaki travmatik olaylar, aile içi çatışmalar, iş kaybı, finansal sorunlar gibi stresörler depresyon riskini artırabiliyor. Ayrıca, yoğun iş yükü, iş yerinde mobbing, toplumsal baskı gibi faktörler de depresyonun ortaya çıkma olasılığını artırabiliyor.” diye depresyonun nedenleri hakkında bilgi verdi.   </p>
<p><strong>Depresyonla ilişkili olan serotonin ve noradrenalin de önemli rol oynuyor</strong></p>
<p>Depresyonun nedenleri arasında yaşam olaylarının da önemli bir yer tuttuğunu anlatan Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Yakın birinin kaybı, boşanma, ilişki sorunları, sağlık sorunları gibi yaşam olayları depresyon riskini artırabiliyor. Depresyonla ilişkili olarak bilinen nörotransmitterler serotonin ve noradrenalin, depresyonun nörobiyolojik temelleri üzerinde önemli rol oynar. Bu kimyasalların dengesizliği depresyon semptomlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Depresyon tedavisinde iyileşme süreci…</strong></p>
<p>Depresyonun, serotonin ve noradrenalin gibi nörotransmitterlerin dengesizliği sonucu ortaya çıkan bir durum olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Serotonin azaldığında acı ve ıstırap artarken, serotonin arttığında bu belirtiler azalıyor. Noradrenalin ise odaklanma ve uyanıklıkla ilişkilendiriliyor ve depresyon sürecinde dikkat ve konsantrasyonun azalmasına neden olabiliyor.” diye bilgi verdi.</p>
<p>Depresyonda tedavi planı oluşturulmasına karşın her üç danışandan birinde, tedaviye yeterli yanıt alınamayabildiğini ifade eden Doç. Dr. Serdar Nurmedov, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yanıt alamama durumunda, tedavi planının yeniden değerlendirilmesi gerekebiliyor. Bu süreçte, doğru tanının konulduğundan ve doğru tedavi yaklaşımının belirlendiğinden emin olunmalı. İyileşmeyen depresyon, tedaviye dirençli bir depresyon anlamına gelmiyor. Bu durumda, tedavi planı güçlendirilebiliyor veya değiştirilebiliyor. Ayrıca, nöromodülasyon yöntemleri veya hastane yatışı gibi alternatif stratejiler de değerlendirilebiliyor. </p>
<p><strong>Tam bir iyileşme için belirtilerin en az 6 ay boyunca geçmiş olması gerekiyor</strong></p>
<p>İyileşme sürecinde, danışanın belirtilerinin yüzde 50&#8217;sinden fazlasının 4 hafta içinde düzelmesi ‘yanıt almak’ olarak değerlendiriliyor. Yüzde 25 ile yüzde 49 arası düzelme ‘kısmi yanıt’ olarak kabul edilirken, yüzde 25&#8217;in altında düzelme ‘yanıt alamama’ olarak adlandırılıyor. Tam bir iyileşme için belirtilerin en az 6 ay boyunca geçmiş olması gerekiyor.”</p>
<p><strong>İyileşmeyen depresyon durumunda, tedavi planının yeniden gözden geçirilmeli</strong></p>
<p>Doç. Dr. Serdar Nurmedov, tedavi sürecindeki başarıyı değerlendirirken, doğru tanı, uygun tedavi yaklaşımı ve yeterli süre ve dozun sağlanmasının yanı sıra alternatif stratejilerin de göz önünde bulundurulmasının önemli olduğunu dile getirerek, “İyileşmeyen depresyon durumunda, tedavi planının yeniden gözden geçirilmesi ve farklı yaklaşımların değerlendirilmesi gerekmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Gençlik depresyonu farklı, yaşlılık depresyonu farklı</strong></p>
<p>Depresyonun, yaşamın farklı dönemlerinde farklı semptomlarla ortaya çıkabildiğini anlatan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gençlik dönemindeki depresyon genellikle gerginlik, sinirlilik, öfke ve artmış psikomotor aktivite gibi semptomlarla kendini gösterebiliyor. Bununla birlikte, yaşlılık dönemindeki depresyon genellikle bilişsel işlevlerde bozukluklar ve hatta bazen ‘yalancı bunama’ olarak adlandırılan psödo-demans semptomlarıyla ilişkilendiriliyor. </p>
<p><strong>Her yaşta depresyonla başa çıkmak mümkün</strong></p>
<p>Ancak, her iki dönemde de depresyonun ortaya çıkmasında hormonların etkisi, büyüme faktörlerinin rolü ve çevresel etmenlerin önemi var. Gençlik döneminde depresyon genellikle ergenlikle ilişkili hormonal değişikliklerle ilişkilendirilirken, yaşlılık döneminde depresyon genellikle yaşlılıkla ilişkili yaşam değişiklikleri ve sosyal izolasyonla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle, gençlik ve yaşlılık dönemlerinde depresyonun farklı semptomları ve gelişme şekilleri olabiliyor. Ancak, her iki durumda da depresyonun tedavisi ve yönetimi önemli. Profesyonel destek almak, terapi ve ilaç tedavisi gibi yöntemlerle depresyonla başa çıkmak mümkün.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710">Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören&#8217;de sağanak yağışın neden olduğu taşkınlarda evini su basan vatandaşların yardımına Keçiören Belediyesi koştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/keciorende-saganak-yagisin-neden-oldugu-taskinlarda-evini-su-basan-vatandaslarin-yardimina-kecioren-belediyesi-kostu-455905</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 May 2024 11:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[basan]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[evini]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[keçiörende]]></category>
		<category><![CDATA[koştu]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olduğu]]></category>
		<category><![CDATA[sağanak]]></category>
		<category><![CDATA[taşkınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşların]]></category>
		<category><![CDATA[yağışın]]></category>
		<category><![CDATA[yardımına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağanak yağıştan olumsuz etkilenen evlerde hasar tespit çalışmalarını sürdürdüklerini kaydeden Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, “Hiçbir vatandaşımızı mağdur etmeyeceğiz. Hasar tespit çalışmaları neticelenince afetten etkilenen vatandaşlarımıza gereken desteği elimizden geldiğince vereceğiz” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-saganak-yagisin-neden-oldugu-taskinlarda-evini-su-basan-vatandaslarin-yardimina-kecioren-belediyesi-kostu-455905">Keçiören&#8217;de sağanak yağışın neden olduğu taşkınlarda evini su basan vatandaşların yardımına Keçiören Belediyesi koştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Çalışmalar koordinasyon merkezinden yönetildi</b></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde aniden bastıran sağanak yağış, Keçiören’in bazı noktalarında su baskınlarına neden oldu. Şiddetli yağışın başlamasıyla kurulan koordinasyon merkezine başkanlık eden ve yağıştan olumsuz etkilenen vatandaşların evlerine giden Özarslan, yaraların hızla sarılacağını söyledi. Özarslan, gün içinde de vatandaşların evlerinde ve işyerlerinde yürütülen sel sonrası temizlik çalışmalarını yakından takip etti.</p>
<p><b>Evler hızlıca temizlendi</b></p>
<p>Keçiören Belediyesi tarafından oluşturulan temizlik ekipleri, sağanak yağıştan etkilenen evlerde bir yandan kullanılamaz hale gelen eşyaları tespit ederken diğer yandan da temizlik çalışması yürüttü. Yaraların hızla sarıldığı ilçede, cadde ve sokaklarda da sel sularının biriktirdiği kum ve taş birikintileri de belediye ekiplerince temizlendi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-saganak-yagisin-neden-oldugu-taskinlarda-evini-su-basan-vatandaslarin-yardimina-kecioren-belediyesi-kostu-455905">Keçiören&#8217;de sağanak yağışın neden olduğu taşkınlarda evini su basan vatandaşların yardımına Keçiören Belediyesi koştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2024 13:39:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akmasının]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[etinin]]></category>
		<category><![CDATA[geniz]]></category>
		<category><![CDATA[horlamaya]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[salya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağızdan su gelmesi veya salya akması olarak bilinen droolingin daha çok çocuklarda görülen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken uzmanlar, droolingin nedeninin geniz etinin büyümesi olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587">Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geniz eti büyürse çocuğun nefes almak için ağzını kullanmak zorunda kaldığını ve özellikle gece horladığında ağzı açık kalacağı için tükürüğün yastığına aktığını anlatan KBB Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu ailelerin en çok fark ettiği nedenlerin başından gelir. Nedeni geniz etinin burnu tıkamasıdır.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, ağızdan su gelmesi olarak bilinen drooling hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Droolingin daha çok çocuklarda görülüyor</strong></p>
<p>Ağızdan su gelmesi olarak bilinen droolingin daha çok çocuklarda görülen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Droolingin nedeni geniz etinin büyümesidir. Eğer geniz eti büyürse çocuk da nefes almak için ağzını kullanmak zorunda kalır. Özellikle gece horladığında ağzı açık kalacağı için tükürük yastığına akar. Bu ailelerin en çok fark ettiği nedenlerin başından gelir. Nedeni geniz etinin burnu tıkamasıdır. Çocuklarda görülen ağızdan su gelmesinin diğer nedeni de mental problemler. Hem pozisyon olarak hem de yutmayı tam öğrenemedikleri için ağızlarından su akmaya başlar. Bunun herhangi bir tedavi şekli yoktur. Ancak fizik tedaviyle, pozisyon düzenleyerek ağızdan su gelmesi engellenebilir. Erişkinlerde en çok görülen drooling de yine pozisyona bağlıdır.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Hastanın pozisyonunu düzelirse sorun çözülüyor</strong></p>
<p>Droolingi önlemek veya azaltmak için hastalara önerilen yaşam tarzı değişiklikleri ve ev bakım önerilerine de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Özellikle sandalye üzerinde yatan yaşlılar, tek pozisyonda yatanlar, burnunda tıkanıklık olanlar tükürüğünü yeteri kadar yutamaz ve yutamadığı için pozisyon bozukluğundan dolayı üstlerine tükürükleri akabilir. Bu herhangi bir tedaviye gerek olan bir hastalık değildir. Hastanın pozisyonunu düzeltmekle, yatağına yatırmakla bu pozisyonu çözebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Bazı durumlarda bağırsak parazitlerini incelemek gerekiyor</strong></p>
<p>Droolingin altında bir sağlık sorunu varsa ne yapılması gerektiği konusunda da Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, şunları anlattı:</p>
<p>“Bazı hastalıklarda yutma güçlükleri gelişir. Bu yemek borusu hastalıklarıdır. Hasta oluşturulan tükürüğü yutamadığı için ağızında fazla birikir ve gece akmaya başlar. Çok nadiren görülen tükürük bezinin fazla salgılanması var. Tükürük fazla salgıladığı için hasta onu yutamaz ve ağızındaki tükürük dışarıya doğru akar. Bunun cerrahi bir operasyonla düzeltilmesi gerekiyor. Bazı ağızdan akmalar bağırsak hastalıklarıyla da ilişkilendirilebilir. Özellikle çocuklarda eğer geniz eti yoksa ve droolingi varsa o zaman bağırsak parazitlerini incelemek gerekir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587">Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Takvimlerdeki 24.04.2024 tarihi nikah başvurularında Selçuklu Belediyesi&#8217;nde de yoğunluğa neden oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/takvimlerdeki-24042024-tarihi-nikah-basvurularinda-selcuklu-belediyesinde-de-yogunluga-neden-oldu-453766</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 14:10:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başvurularında]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesinde]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[nikah]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[takvimlerdeki]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[yoğunluğa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453766</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evlendikleri tarihin akılda kalıcı olmasını isteyen 43 çift bugüne randevu alarak Selçuklu Belediyesi Nikah Salonu’nda mutluluğa evet dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/takvimlerdeki-24042024-tarihi-nikah-basvurularinda-selcuklu-belediyesinde-de-yogunluga-neden-oldu-453766">Takvimlerdeki 24.04.2024 tarihi nikah başvurularında Selçuklu Belediyesi&#8217;nde de yoğunluğa neden oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan hayatının önemli bir dönüm noktası olan evlilikte bazı tarihler akılda kalıcı oluyor. Selçuklu’da evliliklerine özel ve akılda kalıcı bir tarihte başlamak isteyenler 24.04.2024 tarihinde Selçuklu Belediyesi Evlendirme Memurluğu’nun nikah salonlarına akın etti.  Bu özel günde 43 çift dünya evine girdi. Nikah salonunda sabah saatlerinde başlayan yoğunluk gün boyunca devam etti. Konukların biri çıkarken bir diğeri girdi, gelin ve damat masası bir an olsun boş kalmadı.</p>
<p>24.04.2024 tarihine randevu alan çiftler bu tarihi özellikle seçtiklerini belirterek,“ Bugünün özel ve akılda kalıcı bir gün olması nedeniyle en güzel günümüzde bu tarihte evlenmeyi tercih ettik, çok mutluyuz” dediler.</p>
<p>Selçuklu Belediyesi Evlendirme Memurluğu’ndan yapılan açıklamada, 24.04.2024’ün nikah işlemleri için özel bir tarih olduğu belirtildi. Açıklamada, “Yıl içerisinde birçok nikah kıyıyoruz ama hatırlanması kolay ve özel tarihlerde nikah yoğunluğu daha fazla oluyor. 43 çiftimizden bu tarihte nikahlarının kıyılması için müracaat aldık ve nikah işlemlerini gerçekleştiriyoruz. Çiftlerimizin mutluluklarına tanıklık etmek çok keyifli ve mutluluk verici bir anı. Evliliğe ilk adımlarını atan tüm çiftlerimize mutluluklar diliyoruz” ifadelerine yer verildi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/takvimlerdeki-24042024-tarihi-nikah-basvurularinda-selcuklu-belediyesinde-de-yogunluga-neden-oldu-453766">Takvimlerdeki 24.04.2024 tarihi nikah başvurularında Selçuklu Belediyesi&#8217;nde de yoğunluğa neden oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Astigmat bulanık görme ve baş ağrısına neden oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/astigmat-bulanik-gorme-ve-bas-agrisina-neden-oluyor-453186</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 13:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[astigmat]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bulanık]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda yaygın rastlanan bir görme sorunu olan astigmat, günlük yaşantıda gözün görme işlevini olumsuz etkileyerek bulanık görmeye sebep oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astigmat-bulanik-gorme-ve-bas-agrisina-neden-oluyor-453186">Astigmat bulanık görme ve baş ağrısına neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toplumda yaygın rastlanan bir görme sorunu olan astigmat, günlük yaşantıda gözün görme işlevini olumsuz etkileyerek bulanık görmeye sebep oluyor.</strong></p>
<p><strong>Astigmat belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini ancak en yaygın belirtisinin bulanık görme olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Usta Uslu “Astigmata bağlı görülebilen diğer semptomlar; geceleri görme zorluğu, okurken erken yorulma, baş ağrısı, nesneleri ve şekilleri kenarları uzamış şekilde görme, gözü kısarak bakma ihtiyacı, çift görme ve gözde ağrı, yanma veya rahatsızlık, ışıklarda dağılma hissi, olarak sıralanabilir” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Astigmat, gözün kornea veya içindeki lensin eğriliğindeki uyumsuzluktan kaynaklanan bir görme kusurudur. Astigmatın genellikle doğuştan geldiğini ve miyop veya hipermetropi ile birlikte görülebildiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Usta Uslu, “Tedavi için bir göz doktoru tarafından gözlük veya lens reçete edilebilir. Bununla birlikte gerekli durumlarda cerrahi yöntemlere de başvurulabilir” dedi.</p>
<p>Hastalığın çoğunlukla yapısal olarak aktarıldığı için önleyici önlemler bulunmadığının altını çizen Dr. Burcu Usta Uslu, “Ancak semptomlardan bir veya birden fazlasının ortaya çıkması durumunda bir sağlık kuruluşuna başvurmak altta yatan nedenin erken dönemde teşhis ve tedavi edilmesi açısından önemli. Alerjik bireylerde çocukluk çağında gözü kaşımak korneada dikleşme ve incelme yaratarak astigmata sebep olabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Astigmata sahip bireyler uzaktaki nesneleri dalgalı görüyor</strong></p>
<p>Göz küresinin yuvarlak bir topa benzer ama elipsoid bir şeklinde olduğunu paylaşan Dr. Burcu Usta Uslu, “Bu durumda göz küresine gelen ışık eşit şekilde bükülerek net bir görüntünün oluşmasını sağlar. Korneanın ideal yuvarlak şeklini kaybetmesi ise göze gelen ışığın bir yöne daha fazla bükülmesine sebep olur. Işığın bir tarafta daha fazla bükülmesi nesnelerin yalnızca bir kısmının odakta olduğu anlamına gelir. Bu durum sonucunda uzakta bulunan nesneler bulanık ve dalgalı görünebilir. Astigmat kornea yapısının normalden daha kavisli olması anlamına gelen tıbbi bir terimdir. Bazı durumlarda lensin yapısından kaynaklanabilen astigmat da olabilir. Bu durum göze giren ışığın dengesiz bir şekilde bükülmesine ve mesafe fark etmeksizin görmenin etkilenmesine neden olur. Astigmat, kornea veya mercekte oluşan bir problem sonucunda ortaya çıkabilir. Korneada bir kusur veya çarpıklık olması durumunda kornea astigmatizması meydana gelir. Mercekte bir bozulma olduğunda ise merceksi astigmatizma oluşur” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ailede astigmat vakası varsa risk artıyor</strong></p>
<p>Astigmatizmaya neyin sebep olduğunun henüz net olarak bilinmediğini hatırlatan Dr. Burcu Usta Uslu, “Genetik faktörler kadar göz kapaklarının kornea üzerinde çok fazla baskı oluşturması da astigmat oluşumuna yol açabiliyor. Bebeklikten yetişkinlik dönemine kadar farklı yaş aralığına sahip bireylerde görülebilen rahatsızlığın oluşumunu tetikleyen risk faktörlerinden bazılarını aile geçmişinde astigmatlık gibi göz hastalıkları öyküsü, miyop veya hipermetrop görme kusurları, korneanın hasar görmesi, katarakt ve gözü kaşımak, travmatize etmek de oluşturuyor” dedi.</p>
<p><strong>Hastalığın ilerlemesini önlemek için düzenli muayene şart</strong></p>
<p>Astigmat tedavisinde astigmatın derecesine ve bireysel özelliklere göre farklı yöntemler uygulanabildiğini anlatan Dr. Burcu Usta Uslu, “Şiddetli olmayan astigmat sonucunda ortaya çıkan belirtiler gözlük veya lens kullanımı ile iyileştirilebilir. Tedavide kullanılan gözlük camları bulanık görmeye neden olan kornea veya merceğin şekline karşı koymak için kavislidir. Astigmatın daha şiddetli olduğu durumlarda gaz geçirgen özelliğe sahip sert kontakt lensler veya hibrid lensler tercih edilebilir. Bu tedavide uyurken kullanılan lensler ile kornea yeniden şekillendirilir. Korneada oluşan yeni şekli korumak için lens kullanımının belirli aralıklarla devam etmesi gerekir. Korneada incelme ile birlikte seyreden astigmatik bazı vakalarda (kertakonus) crosslinking tedavisi de akla getirilmeli” şeklinde konuştu. </p>
<p>Astigmatın yüksek olduğu yaşam kalitesini bozan bazı durumlarda tedavi için cerrahi uygulamalar kullanılabileceğini paylaşan Dr. Burcu Usta Uslu, “Lazer göz ameliyatı, gözün ışığı daha iyi odaklayabilmesi için korneayı yeniden şekillendirir. Düzenli aralıklarla doktor muayenesine gitmek astigmatın erken dönemde teşhis ve tedavi edilmesine, böylelikle ilerleyişinin önlenmesine yardımcı olabilir” hatırlatmasında bulundu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astigmat-bulanik-gorme-ve-bas-agrisina-neden-oluyor-453186">Astigmat bulanık görme ve baş ağrısına neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beşiktaş&#8217;ta 29 ölüme neden olan yangın faciası iş kazası mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/besiktasta-29-olume-neden-olan-yangin-faciasi-is-kazasi-mi-448619</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Apr 2024 11:38:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaşta]]></category>
		<category><![CDATA[faciası]]></category>
		<category><![CDATA[kazası]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[ölüme]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448619</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde 16 katlı binanın bodrum katındaki gece kulübünde tadilat sırasında çıkan yangında 29 kişi hayatını kaybetmesi ve 1 kişinin de ağır yaralanması iş sağlığı ve güvenliği konusunu yeniden gündeme getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besiktasta-29-olume-neden-olan-yangin-faciasi-is-kazasi-mi-448619">Beşiktaş&#8217;ta 29 ölüme neden olan yangın faciası iş kazası mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul&#8217;un Beşiktaş ilçesinde 16 katlı binanın bodrum katındaki gece kulübünde tadilat sırasında çıkan yangında 29 kişi hayatını kaybetmesi ve 1 kişinin de ağır yaralanması iş sağlığı ve güvenliği konusunu yeniden gündeme getirdi.</strong></p>
<p><strong>Yanıcı bir ortam varsa ortamda çok ufak bir kıvılcımın bile yangını başlatabildiğini kaydeden İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Yangın başladıktan sonra bir anda hızlıca ilerlemiş gözüküyor. Ama öyle bile olsa bir kısmının arka kaçış kapılarından kaçabilmiş olması lazım. Burada görünen hiçbiri kaçamadı.” dedi.</strong></p>
<p><strong>“Hızlı yanan, kolay parlayan, birden alevlenen bir malzeme ortalığı cehennemvari bir ateş topuna döndürmüş olabilir.” diyen İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, tadilat işlemlerine başlamadan önce tedbirler alınması gerektiğini ve bu tedbirlerde eksiklikler olduğunu söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ve İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, İstanbul&#8217;un Beşiktaş ilçesinde 16 katlı binanın bodrum katındaki gece kulübünde tadilat sırasında çıkan yangında 29 kişi hayatını kaybetmesi ve 1 kişinin de ağır yaralanmasını iş sağlığı ve güvenliği açısından<strong> </strong>değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Kapalı alanda 29 kişiyi ani bir yangında kurtaramadık ya bin kişi olsaydı&#8230;”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, olay yerinde yaptığı değerlendirmede, “Hepimize geçmiş olsun, hakikaten çok acı bir olay. Kapalı alanda 29 kişiyi ani bir yangında kurtaramadık. Şöyle düşünün burası çok yoğun olduğunda, içeride 500, bin kişi olduğu vakit 29 kişinin tahliyesi olmazken bu bin kişiyi nasıl tahliye edecektik?” dedi.</p>
<p>Yangın olayına iki yönlü bakmak gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Birincisi proaktif. Böyle bir olay olmadan bunun önlenmesi&#8230; Bu tür işletmelerin çıkışlarında problem varsa olay olmayan kapatılması lazım. Esas problem buna benzer ne kadar yerimiz var Türkiye&#8217;de? Irak&#8217;ta 143 kişi bir düğün sırasında yanarak vefat etti. Biz de buna benzer bir olay olmaması için ne yapmamız gerektiğini çok iyi incelenmesi lazım. Bu bize örnek olacak. Keşke olmasaydı.” diye konuştu.  </p>
<p><strong>“Bir yangın tüpü de mi yoktu?”</strong></p>
<p>Olayla ilgili müfettişlerin evrak üzerinden izinleri inceleyeceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, bu işyerinin kapasitesi neyse bu tür bir olayda çok kısa sürede, 2-4 dakikada tahliye edebilecek bir yapıya sahip olması gerektiğini, ona göre çıkış kapılarının olması ve bir olay anında hemen oraların tahliyesinin sağlanabilmesi gerektiğini anlattı.</p>
<p>“Burada görünen 30 kişi tahliye edememişler. Yangın çıktığı yerden başka bir yerde kapısı yok muydu?  Nasıl oldu anlayamıyoruz. Detaylı incelemelerle çıkacak ama görünen ki tahliye yapamamışlar. Bir yangın tüpü de mi yoktu?” diyen Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Bir iki dakika içinde yangını söndüremiyorsan bir anda çok büyüyor. Burada çok yanıcı malzemeler var. Tiner var. Alev hızlı büyümüş olabilir. Tahliye koridorları var mı, yok mu bilemiyoruz.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, tadilat alanında oksijen oranı normal seviyenin daha üstündeyse çok ufak bir alev kaynağının bile bir anda parlamaya neden olabileceğini ve insanların kaçamayacağını dile getirerek, “Öyle bir durumla da karşılaşmış olabiliriz. O ancak detaylı araştırmayla bulunacak bir olay. Yani sadece yanıcı maddeler değil ses izolasyonu için malzemeler var. Büyük elektrik spotları var, kabloları var. Çok miktarda yanmaya uygun malzeme var. İlk an bir şey yapamamışlar ve hatta bu kişilerde yangın söndürme bilgisi olan hiç kimse yok gibi de anlaşılıyor. Yani ilk anda bir söndürme çalışması yapılamamış.” diye anlattı.</p>
<p><strong>“Çok ufak bir kıvılcım bile yangını başlatabiliyor”</strong></p>
<p>Yanıcı bir ortam varsa ortamda çok ufak bir kıvılcımın bile yangını başlatabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Yani telefon açılması bile başlatabiliyor. Burada eğer kaynak yapılıyorsa o kaynak ateşi zaten ilk yangın kıvılcımını başlatması için yeterli. Zaten ilk başladıktan sonra bir anda hızlıca ilerlemiş gözüküyor. Ama öyle bile olsa bir kısmının arka kaçış kapılarından kaçabilmiş olması lazım. Burada görünen hiçbiri kaçamadı. 29 kişi vefat ediyor.” diye konuştu. </p>
<p>Kaçış yollarının kilitli olmuş olma ihtimaline de değinen Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, pahalı malzemelerin, elektronik aletlerin çalınma korkusundan kilitli olabileceğini de söyledi.</p>
<p><strong>“En az üç tane kaçış yolu olmalı. Ne yazık ki yok. Varsa da kapalıydı!”</strong></p>
<p>16 katlı bir binanın altında böyle bir yerin olmasını da değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Kaçış yollarının olmaması veya kaçış yollarının uygun olmaması çok büyük problem. Burada tahliyeyle ilgili bir çalışmanın daha önceden yapıldığını gösteren bir durum görünmüyor. Kaçabilecekleri yer bile yok. Kapıdan çıkamamışlar.” dedi.</p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: “Birden alevlenen bir malzeme ortalığı ateş topuna döndürmüş olabilir”</strong></p>
<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl de konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, tadilat işlemi sırasında kullanılan malzemelerin bu yangında önemli hale geldiğini kaydederek, “Muhtemelen kolay yanıcı veya parlayıcı bir takım tiner benzeri malzemeler kullanılmış olabilir. Kaçamadıkları için de bu tahmini kullanıyoruz. Dolayısıyla hızlı yanan, kolay parlayan, birden alevlenen bir malzeme ortalığı cehennemvari bir ateş topuna döndürmüş olabilir.” dedi. </p>
<p><strong>“Kimyasal bir fabrikada çıkabilecek tarzda bir yangına benziyor”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, kimyasal bir fabrikada çıkabilecek tarzda bir yangına benzediğini de dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Herhangi bir binanın bodrum katında bu derece hızlı büyüyen bir yangına rastlamayız. Bir yangının ortalama büyüme hızı iki, iki buçuk dakikayı bulur. İki, iki buçuk dakikada da herkes kaçabilir. Zaten biz iş güvenliği uzmanlığı olarak tahliye tatbikatlarında iki dakika hedefleriz. Burada işçilerin kaçamamasından alevlerin ve dumanların bir anda ortalığı sarmasından tahmin yapabiliyoruz.  İşçilerin kaçış yolundan çıkamamaları da olması gereken ikinci veya üçüncü kaçış yolunu bulamadıklarından, belki de kilitli olduklarını tahmin ediyorum. Bunun ötesini tahmin etmek de biraz zor. Problem şu; önce tedbir alınması gerekiyordu bu işlemlere başlamadan önce. Bu tedbirlerde eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Diskotek veya gece kulübü tarzı bir yerde mutlaka ikinci ve üçüncü yangın kapılarının yangın çıkışların olması gerekir. Tabii işçiler bunları ne derece biliyordu. Bu yangın çıkışları açık mıydı? İçeriden malzeme çalınmasın diye kilitlenmiş bile olabilir. Yangında ateşten ölen sayısı çok azdır. Genelde dumandan boğularak ölürsünüz.”</p>
<p><strong>Denetim eksiği mi var?</strong></p>
<p>Binanın ruhsatının 2018’de yenilendiğinin, ancak itfaiye raporunun 2016’da alındığı bilgisinin geldiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “İtfaiye raporu 2016’dan beri sabit duruyor. O zamandan bugüne kadar hiç kimse ne denetlemiş ne bakmış. Sıkıntıların başında o geliyor. Net bir şey söyleyemiyorum ama bakmak gerekiyor. Bazen görüyoruz ki 3-5 sene sonra kurulan sistemler denetlenmediği için işlevsiz hale geliyor.” dedi.</p>
<p>Orada ciddi bir inceleme gerektiğini de söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Buradaki en büyük sorunlardan bir tanesi böyle bir yerde otomatik yangın söndürücü sistemlerinin olması gerekiyordu. Her ne kadar tadilat olsa bile. Bir yangın çıktığında otomatik olarak su basarlar. Başarı oranı da yaklaşık yüzde 97’dir. Yani çok etkilidir. Dolayısıyla bu bina 16 katlı bir bina. Bu tür bir iş yerinde bunun zorunlu tutulması gerekir. Bunların bulunup bulunmadığı, çalışıp çalışmadığını, çalışıyorsa şu anda neden çalışmadığını bilirkişi raporları açıklayacaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besiktasta-29-olume-neden-olan-yangin-faciasi-is-kazasi-mi-448619">Beşiktaş&#8217;ta 29 ölüme neden olan yangın faciası iş kazası mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353">Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor.</p>
<p>Yaygın görülen yakınmalar olduğu için endometriozis başka hastalıklarla karıştırılabiliyor, bu nedenle tanı konulması 8-10 yıl gibi uzun bir süreyi alabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör</strong>,  endometriozisin bir türü olan derin endometriozisin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürmesinin yanı sıra ciddi sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekerek, “Endometriozis hastalarının yüzde 10 -20’sinde görülen derin endometriozis   tutulum yaptığı  organlarda ciddi hasarlar oluşturabilir.  Öyle ki tedavisinde gecikildiğinde yumurtalık, rahim ve bağırsaklar gibi organların bir bölümünün ameliyatla çıkarılması gerekebilir. Bunların yanı sıra idrar borusunu tıkayarak böbrek yetmezliğine de neden olabilir. Dolayısıyla, özellikle ağrılı adet şikayetleri olağan karşılanmayıp, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Mesane ve bağırsaklara yerleşebiliyor </strong></p>
<p>Endometriozis, rahim iç tabakası olan endometriumun normalde rahmin içinde bulunması gereken yer dışında büyümesi; derin endometriozis ise bu doku büyümesinin daha derin dokulara, rahim, yumurtalıklar, tüpler, bağırsaklar ve mesane gibi yapılara ilerlemesi olarak tanımlanıyor. Bu lezyonlar kronik pelvik ağrı, adet ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı gibi semptomlar ile kendini belli ediyor. Endometriozise genellikle doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unda rastlanıyor, bu oran derin endometriozis vakalarını da içeriyor.</p>
<p><strong>Önemli bir infertilite nedeni! </strong></p>
<p>Endometriozis hastalığına sahip kadınların yüzde 30 ila 50’si doğurganlık sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Çünkü rahmin dışına yayılmış hastalıklı dokular tüplere ve yumurtalığa zarar vererek infertilite, yani kısırlığa sebep olabiliyor. Bu nedenle endometriozis hastalığında çocuk sahibi olmak isteyen anne adaylarının hamile kalma kararlarını ertelememeleri öneriliyor.</p>
<p><strong>Bu belirtileri asla ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Tedavi edilmeyen derin endometriozisin günlük yaşamı önemli ölçüde etkilediğine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığın yol açtığı sorunları “adet dönemi sırasında artan ağrı, ağrılı ve uzun süren adet dönemleri, bel ağrısı, bacağa vuran ağrı, dışkılamada ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, cinsel işlev bozuklukları ve sorunları,  bağırsaklarda tıkanıklık, idrar yolu problemleri, yumurtalık kistleri, depresyon, anksiyete ve stres” şeklinde sıralıyor.</p>
<p><strong>Tedavi kişiye özgü planlanıyor </strong></p>
<p>Endometrioziste tedavi planı hastanın semptomlarına, yaşına, fertilitesine, hastalığın şiddetine ve diğer bireysel faktörlere bağlı olarak kişiye özgü hazırlanıyor. Tedaviyle hastanın semptomlarını hafifletmek, komplikasyonları önlemek, gebelik şansını sağlamak ve yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektiren tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “İlaç tedavisinde ağrıyı hafifletici ilaçlar yer alırken, endometriozisin büyümesini yavaşlatan ve semptomları kontrol altına alan hormonal tedavi de tercih edilebilir. Cerrahi tedavide lezyonları çıkarmak için laparoskopi; büyük veya daha karmaşık lezyonların çıkarılması için laparotomi ya da şiddetli semptomlara sahip hastalarda veya başka tedavi seçenekleri başarısız olduğunda histerektomi, yani rahmin cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir”  Prof. Dr. Mete Güngör, ilaç ve cerrahi tedavinin yanı sıra pelvik ağrısını hafifletmek için fizik tedavi, egzersiz programları, beslenme programı ile psikolojik destek ve danışmanlığının da tedavi sürecinde etkili olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Düzenli doktor kontrolü çok önemli!</strong></p>
<p>Nüks etme riski bulunan endometriozis hastalığında potansiyel tekrarlamaları erken tanımak ve hızlı bir şekilde müdahale etmek için tedavi sonrasında düzenli doktor kontrolleri önem taşıyor. Tedavinin ardından hormonal tedavi almak, endometriozisin tekrarlamasını önlemeye yardımcı olabiliyor. Özellikle çıkarılamayan veya tam olarak çıkarılamayan lezyonlar durumunda hormon tedavisi önerilebiliyor. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, stresten kaçınmak ve sigara içmemek gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, hastalığın tekrarlama riskini azaltıyor. Derin endometriozisin hayat boyu sürebileceğine işaret eden Prof. Dr. Mete Güngör, “Tekrarlama riski her durumda gelişebilir ve hiçbir tedavi yöntemi tamamen garanti etkili değildir. Bu nedenle, kadınlar endometriozisin hayat boyu süren bir hastalık olduğunu bilmeli; tedavi sonrası düzenli olarak doktorlarıyla iletişimde kalmalı ve semptomlarını izlemelidirler” uyarısında bulunuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353">Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İleri yaşlarda baba olma otizme neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ileri-yaslarda-baba-olma-otizme-neden-olabiliyor-448066</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 10:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[ileri]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[otizme]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizmde pek çok genin etkilendiği düşünüldüğünü dile getiren Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “Nasıl biz artık otizmi; Otizm Spektrum Bozukluğu olarak adlandırıyorsak, otizmin nedenlerini saydığımızda da artık genetik faktörleri ilk sıraya almış durumdayız.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-yaslarda-baba-olma-otizme-neden-olabiliyor-448066">İleri yaşlarda baba olma otizme neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Otizmde pek çok genin etkilendiği düşünüldüğünü dile getiren Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “Nasıl biz artık otizmi; Otizm Spektrum Bozukluğu olarak adlandırıyorsak, otizmin nedenlerini saydığımızda da artık genetik faktörleri ilk sıraya almış durumdayız.” dedi. Otizmin çevresel faktörlerine bakıldığında ise ileri baba yaşının otizmi etkileyen en önemli çevresel faktör olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “İleri baba yaşı tek başına bir neden olmamakla birlikte, biyolojik özellikleri ortaya çıkarıcı ve arttırıcı bir faktör olarak gözlemleniyor.” diye bilgi verdi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, 2 Nisan ‘Dünya Otizm Farkındalık Günü’ dolayısıyla otizm spektrum bozukluğunun genetik özellikleri ve genetik yatkınlığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Otizm Spektrum Bozukluğunun genetik özellikleri ve genetik yatkınlığı…</strong></p>
<p>Otizm Spektrum Bozukluğunun genetik özellikleri ve genetik yatkınlığına değinen Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “Otizm Spektrum Bozukluğunun genetik araştırmaları, özellikle son yıllarda oldukça artmıştır. ‘Otizmin belirli bir geni var mı, otizmin genetik özellikleri ne kadar sık ve ne kadar önemli?’. Bu konu üzerinde oldukça yoğun çalışmalar yapılmakta ve hâlâ da devam etmektedir.” dedi. </p>
<p><strong>“Tek yumurta ikizlerinde yüzde 36 ve üzerinde bir genetik geçiş olduğu gözlemlenmiş”</strong></p>
<p>İkizlerle yapılan çalışmalar, aile çalışmaları, kromozom anomalileri üzerinde olan çalışmalar ve moleküler genetik çalışmalarının otizmin genetik özelliklerini tespit etmek üzere pek çok yol kat ettiğini de dile getiren Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “Tek yumurta ikizlerinde yüzde 36 ve üzerinde bir genetik geçiş olduğu; çift yumurta ikizlerinde ise bunun yüzde 5’lerde görüldüğü gözlemlenmiştir. Bu da bize aslında otizmin genetik olarak nasıl etkilendiği üzerinde bir fikir sahibi olmamıza yol açar.” diye bilgi verdi.</p>
<p><strong>“Otizmli çocukların birinci derecede akrabalarında sosyal özellikleri gözlemlenebiliyor”</strong></p>
<p>Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, otizm ve gen konusunda şunları kaydetti:</p>
<p>“Otizmde pek çok genin etkilendiği düşünülmektedir. Nasıl biz artık otizmi, Otizm Spektrum Bozukluğu olarak adlandırıyorsak, otizmin nedenlerini saydığımızda da artık genetik faktörleri ilk sıraya almış durumdayız. </p>
<p>Otizmli çocukların birinci derecede akrabalarında yüzde 12-20 arasında ‘geniş fenotip’ dediğimiz bütün otizmin özelliklerini taşımayan, fakat sosyal özelliklerini taşıyan, belki zihinsel olarak iyi durumda olan, diğer otizm özelliklerini göstermeyen bireylerin mevcut olduğunu, kardeşlerde de yüzde 3 arasında otizm bulunduğunu, yüzde 3 oranında da geniş fenotip yani geniş özellik dediğimiz sosyal kısıtlılık özelliklerinin devam ettiğinin görülmekte olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu da otizmin genetik özelliklerine dair veri olarak önümüzde duruyor.” </p>
<p><strong>Otizm ve akraba evliliği arasındaki ilişki nedir?</strong></p>
<p>Otizm ve akraba evliliği konusunun da merak edildiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, şunları anlattı:</p>
<p>“Akraba evliliği genetik geçiş özelliğini artırdığı için önem teşkil ediyor. Çünkü bütün genetik hastalıklarda olduğu gibi otizminde de genetik özellikler akraba evliliklerinde daha sık ortaya çıkıyor. </p>
<p><strong>“İleri yaşlarda baba olma otizmi etkiliyor”</strong></p>
<p>Otizmin çevresel faktörlerine baktığımızda ise ileri baba yaşının otizmi etkileyen en önemli çevresel faktör olduğunu görüyoruz. Araştırmalarda diğer çevresel faktörler incelenmiş ve otizmle bir bağlantısı bulunamamış. İleri baba yaşı tek başına bir neden olmamakla birlikte, biyolojik özellikleri ortaya çıkarıcı ve arttırıcı bir faktör olarak gözlemleniyor. Bunun bir diğer nedeni de artık sosyoekonomik şartlarla baba olma yaşının biraz daha ileri olmasıdır. Ayrıca birçok farklı yardımcı metotlarla da bireylerin çocuk sahibi olabilmeleri ileri baba yaşını artırabiliyor.”</p>
<p><strong>“Türkiye’de otizm yüzde 2-3 arasında görülüyor” </strong></p>
<p>Türkiye’de otizmin yüzde 2-3 arasında görüldüğünü dile getiren Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “Bütün bu çevresel ve genetik faktörlere baktığımızda hepsinin de aslında ülkemizde, diğer ülkelere oranla neredeyse eşit bir oranda çocuklarımızı etkilemiş olduğunu görüyoruz. Ailelere, çocuğunuzda en ufak bir şüpheyle karşılaştığınızda en yakın bir çocuk ergen psikiyatristine başvurmanızı önemle hatırlatıyoruz.” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-yaslarda-baba-olma-otizme-neden-olabiliyor-448066">İleri yaşlarda baba olma otizme neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık Korkusu: Gerçekten Neden Olur?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-korkusu-gercekten-neden-olur-445858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2024 21:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yalnızlık korkusu, herkes için farklı anlamlar taşır ve ilişkileri karmaşık bir hale getirebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-korkusu-gercekten-neden-olur-445858">Yalnızlık Korkusu: Gerçekten Neden Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlık korkusu, herkes için farklı anlamlar taşır ve ilişkileri karmaşık bir hale getirebilir. Psikolojik Danışman Ekrem Çağrı Öztürk, yalnızlık duygusunun üstesinden gelmenin önemini vurguluyor ve kendimize yatırım yapmanın önemini vurguluyor.</p>
<p><b><strong>Yalnızlık ve İlişkiler: Nasıl Bir Bağ Var Aralarında?</strong></b></p>
<p>Psikolojik Danışman Ekrem Çağrı Öztürk, yalnızlık korkusuyla ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Sosyal varlıklar olarak, ilişkilerimizle şekilleniriz. İlk olarak ailemizle ve ardından çevremizle bağlar kurarız. Hayatı gözlemleyerek öğrenir, deneyimlerimizle zenginleşiriz. Bu süreç, yetişkinlik döneminde dünyayı algılayışımızı etkileyen birçok öğreti ve değer yargısıyla şekillenir. Ancak, her bireyin farklı öğretilere sahip olduğu bir dünyada, olaylara atfettiğimiz anlamlar da farklılık gösterir, bu da ilişkileri karmaşık hale getirir.</p>
<p> YAŞLILARDA YALNIZLIK </p>
<p>Bu karmaşık yapıdaki bir başkasını anlamanın yolu, genellikle kendimizi anlamaktan geçer. Kendimizle kurduğumuz bağı anlamak için, bazen yalnız kalmamız gerekebilir. Yalnızlık duygusundan kaçan kişi, genellikle kaçınma davranışları sergiler. Bazen, kalabalık ortamlarda bile yalnızlık hissi yaşanabilir. Kimi insanlar, sürekli plan yaparak kendilerinden kaçmaya çalışır. Ancak kaçtığımız her duygu ve davranış, aslında onları anlamamızı zorlaştırır.</p>
<p><b><strong>Yalnızlık: Farklı Anlamlar, Farklı Deneyimler</strong></b></p>
<p>Yalnızlık herkes için farklı anlamlar taşır. Örneğin, bazı ilişkilerde bir partner, diğerine hiç alan tanımaz ve sürekli beraber olmayı tercih eder. Bu kişi, yalnız kaldığında aldatılacağını veya terk edileceğini düşünebilir. Kimi, bir planın dışında kaldığında kendini dışlanmış hisseder, arkasından kötü konuşulacağını ve sevilmeyeceğini düşünür. Kimi insanlar, yalnız kaldıklarında yaşadıkları zorlukları düşünmekten kaçınmak için sürekli olarak arkadaşlarıyla plan yapar. Bazıları ise kendi başlarına kaldıklarında zamanı nasıl geçireceklerini bilemezler ve bu nedenle sürekli olarak başkalarıyla plan yaparlar.</p>
<p><b><strong> Yalnızlık ve Kaygı Arasındaki Bağlantı</strong></b></p>
<p>Psikolojik Danışman Ekrem Çağrı Öztürk’e göre, yalnızlık korkusuyla başa çıkmak için önemli olan, kendimize yatırım yapmaktır. Yalnızlık korkusuyla başa çıkmak için, bir başkasına aşırı bağımlı olmak yerine kendi iç dünyamızı keşfetmeliyiz. Kendi yalnızlığımızı kabul etmek ve ondan keyif almaya başladığımızda, kaygılarımızın yerini huzurlu ilişkilere, üretken bir yaşama bırakabiliriz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-korkusu-gercekten-neden-olur-445858">Yalnızlık Korkusu: Gerçekten Neden Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spor Yaralanmalarına Neden Olan 7 Önemli Hata!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/spor-yaralanmalarina-neden-olan-7-onemli-hata-444629</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 08:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanmalarına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444629</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yoğun iş temposuna rağmen spora zaman ayıran kişilerin sayısı gün geçtikçe artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spor-yaralanmalarina-neden-olan-7-onemli-hata-444629">Spor Yaralanmalarına Neden Olan 7 Önemli Hata!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde yoğun iş temposuna rağmen spora zaman ayıran kişilerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Zira, sportif faaliyetler bedensel ve psikolojik sağlığımıza çok önemli katkı sağlıyor. Öyle ki düzenli yapılan spor sağlıklı bir vücut yapısı, güçlü kaslar ve düzgün bir postüre sahip olmamızın yanı sıra günlük yaşamın stresiyle daha kolay baş etmemizde ve daha üretken çalışmamızda önemli bir rol üstleniyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya, </strong>sporun pek çok faydası olsa da hatalı yapıldığı takdirde spor yaralanmalarına neden olabileceğine dikkat çekerek, “Özellikle soğuk hava kaslarımızın elastikiyetini ve reaksiyon süresini azaltması nedeniyle yaralanma riskini artırır. Kasların ve tendonların kopması, kemikleri birbirine bağlayan doku bantlarının gerilmesi, omuz, diz ve ayak bileğinde yaralanmalar ile kırıklar en yaygın görülen spor yaralanmaları arasında yer alır. Ayrıca herkesin vücut ve kas iskelet sistemi yapısı aynı değildir. Dolayısıyla beden ve sağlık durumunuzla ilgili uzmandan detaylı bilgi sahibi olduktan sonra size uygun olabilecek sporlara yönelmeniz gerekir” diyor. <strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya,</strong> spor yaparken kaçınmanız gereken hataları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hata: Spora ısınmadan başlamak </strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Spora başlamadan önce, ısınma egzersizlerini yaparak kaslarınızı hazır hale getirmeyi alışkanlık edinmeniz çok önemli. Bu egzersizler vücuttaki kan akışı ile dokulardaki oksijen miktarını artırarak kaslara esneklik kazandırıyor. Bunun aksine soğuk kaslarla yapılan ani hareketler ise kas yaralanmaları, esneklik kazanılmadan yapıldığında menisküs yırtığı gibi sorunlara zemin hazırlıyor. Yine aynı problemleri önlemek için spor sonrasında germe egzersizleriyle vücudunuzu yavaş yavaş soğutmayı da ihmal etmemeniz gerekiyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hata:  Sporun hemen öncesinde aşırı yemek </strong></p>
<p><strong>Doğrusu</strong>: Spor yaparken kullanacağınız enerjiye uygun beslenmeye özen gösterin. Spor saatine çok yakın zamanda aşırı tüketilen yemeğin ardından kan dolaşımı kaslardan uzaklaşıp daha çok sindirim sistemine yöneliyor. Bu durum da hem rahatsızlık hissi, hem de erken yorulmalara neden oluyor. Özellikle basit şekerin tüketilmesi ise insülinin hızla yükselmesine yol açıyor ve egzersiz sırasında kan şekeri bu kez hızlıca düşerek baş dönmesi ile bayılma hissine sebep olabiliyor.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Hata: Vücudu susuz bırakmak </strong></p>
<p><strong>Doğrusu</strong>: Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmeyi ihmal etmeyin. Prof. Dr. Alper Kaya, sportif faaliyetlerde, aktivitenin şiddeti ve süresine bağlı olarak, vücutta çeşitli düzeylerde sıvı kaybı yaşandığına işaret ederek, “Aşırı susamışlık hissi, yorgunluk, baş ağrısı ile bedensel olarak ağırlaşma hissi veya idrar renginde koyulaşma su kaybının işaretleridir.  Bu durumda spora devam etmemeli ve mutlaka hızlıca sıvı alarak vücuttaki kayıp yerine konmalıdır. Aksi halde kas krampları gibi önemli sorunlar gelişebilir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hata: Aşırı yorgun ve bitkin günlerde spor yapmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu</strong>: Aşırı yorgun ve bitkin haldeyken dikkat ile denge duyusu azaldığı için bu dönemlerde spor yapmak yaralanma riskinin artmasına sebep oluyor. Dolayısıyla kendinizi aşırı yorgun ve bitkin hissettiğinizde basit fiziksel aktiviteler dışında spor yapmayı ertelemeniz gerekiyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hata: Kısa sürede sonuç almaya çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Özellikle spora yeni başlayan kişilerin yaptıkları en önemli hatalardan biri, spordan kısa sürede yüksek bir verim alma hayali oluyor.  Ortopedi  ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya,  kısa sürede sonuca ulaşma düşüncesiyle çok kısa aralıklarla ve aşırı antrenman yapmaktan mutlaka kaçınmanız gerektiği uyarısında bulunarak,  “Vücut yapısına uygun olmayan ya da aşırı yüksek tempo ve sıklıkta yapılan sporlar yine aşırı kullanım yaralanmaları olan kas ve eklem hasarlarının yanı sıra kalp ve dolaşım sisteminde önemli sorunlara yol açabilir. Dolayısıyla sporu mutlaka uzmanın önerisi doğrultusunda bir program halinde uygulamalısınız” diyor.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Hata:  Geç saatlerde spor yapmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu</strong>: Geç saatlerde ve şiddetli yapılan spor uyku düzenini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Özellikle sabahları güneşin doğuşuyla başlayan hormonal ritmin bozulmasına ve kortizolün artmasına sebep olarak vücudun iç dengesinin bozabiliyor. Prof. Dr. Alper Kaya, bu nedenle antrenman günleri arasındaki sürenin iyi düzenlenmesinin ve dinlenmek için vücuda yeterli süre verilmesinin önemini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Vücudun haftada en az bir-iki gün dinlenmesi çok önemlidir. Dinlendirmeden yapılan yüksek aktiviteli sporlarda ‘aşırı kullanım yaralanmaları’ dediğimiz sorunlar ortaya çıkabilir, örneğin bazı kemiklerin belli bölgelerinde oluşan kemik ödemleri, hatta ‘stres kırığı’ adını verdiğimiz ince kırıklar gelişebilir. Stres kırıkları, sporun yanı sıra günlük aktiviteleri kısıtlayan, uzun süre dinlenmeyi, hatta koltuk değneği kullanmayı gerektiren sorunlardır. Nadiren de olsa bazı hastalarda ameliyat da gerekebilir. Aşırı kullanımla birlikte ayrıca özellikle eklemlerdeki yüklenme sonucu kıkırdak ve yumuşak doku sorunları da görülebilir. Bu yüzden bedeninizin özelliklerine, metabolik durumunuza, kas ile eklem yapınıza ve yorgunluğunuza göre bir tempo seçmelisiniz”</p>
<p> </p>
<p><strong>Hata: Spora uygun olmayan kıyafet ve ekipman kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu</strong>: Soğuk havalarda dışarıda spor yapacaksanız çok kalın ve yünlü kıyafetleri tercih etmeyin. Bunun yerine terletmeyen ama vücut ısısını koruyan kıyafetler giyin. Ayrıca ayakkabınızın yapacağınız sporun zeminine uygun özelliklere sahip olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Alper Kaya, “Sporda kullanılacak olan ekipmanlar konusunda mutlaka bilgi edinilmeli ve bilinçli seçimler yapılmalıdır. Örneğin, tenis oynarken gelişebilecek olan omuz ve dirsekteki sorunları önlemek için raketin büyüklüğü, ağırlığı veya zeminin uygunluğu açısından mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır. Ayrıca basketbol ayakkabısıyla da tenis oynanmamalıdır. Bu hata ayak bileğinde bağ ve tendon zedelenmelerine yol açabilir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spor-yaralanmalarina-neden-olan-7-onemli-hata-444629">Spor Yaralanmalarına Neden Olan 7 Önemli Hata!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal ortam Türkçe&#8217;nin yozlaşmasına neden oldu! Gençlerin &#8216;tmm&#8217;, &#8216;nbr&#8217;, &#8216;tşk&#8217; ve emojilerle yazışması giderek artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanal-ortam-turkcenin-yozlasmasina-neden-oldu-genclerin-tmm-nbr-tsk-ve-emojilerle-yazismasi-giderek-artiyor-444008</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Feb 2024 21:05:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[emojilerle]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[nbr]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[tmm]]></category>
		<category><![CDATA[tsk]]></category>
		<category><![CDATA[türkçenin]]></category>
		<category><![CDATA[yazışması]]></category>
		<category><![CDATA[yozlaşmasına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444008</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dilin sürekli değişime açık ve yaşayan bir varlık olduğunu ifade eden uzmanlar, sosyo-kültürel, coğrafi, mali ve teknolojik faktörlerin dildeki değişimlerin temel nedenlerini oluşturduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-ortam-turkcenin-yozlasmasina-neden-oldu-genclerin-tmm-nbr-tsk-ve-emojilerle-yazismasi-giderek-artiyor-444008">Sanal ortam Türkçe&#8217;nin yozlaşmasına neden oldu! Gençlerin &#8216;tmm&#8217;, &#8216;nbr&#8217;, &#8216;tşk&#8217; ve emojilerle yazışması giderek artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dilin sürekli değişime açık ve yaşayan bir varlık olduğunu ifade eden uzmanlar, sosyo-kültürel, coğrafi, mali ve teknolojik faktörlerin dildeki değişimlerin temel nedenlerini oluşturduğunu söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Araştırmalara göre yazı dilinde kullanılan kısaltma, argo ve jargonun özellikle yeni kuşakların okuma ve yazma becerilerinin zayıflamasına kapı açabildiğini dile getiren ÜSTÖMER Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Ne var ki gençlerimizin yazılı ve sözlü anlatımlarında hatalı yazım ve anlatım bozukluğu gibi dil deformasyonlarını biz eğitimciler olarak gözlemliyoruz.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, yeni neslin dil kullanımı ve dilin deformasyonu konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Dil sürekli değişime açık ve yaşayan bir varlık”</strong></p>
<p>Dilin değişimi konusunda “Dil sürekli değişime açık ve yaşayan bir varlıktır. Sosyo-kültürel, coğrafi, mali ve teknolojik faktörler dildeki değişimlerin temel nedenlerini oluşturur.” diyen Öğr. Gör. Selçuk Duman, özellikle 2000’li yılların başından itibaren sosyal medya ve dijital iletişim kanallarının gelişmesiyle birlikte dünya toplumlarının temaslarının yoğunlaştığını ve bu durumun kültürümüzde ve bunun en önemli taşıyıcısı olan dilimizde de birtakım değişimlerin ortaya çıkmasını beraberinde getirdiğini anlattı.</p>
<p>Özellikle genç nüfusun resmi olmayan yazışmalarında ünlü harflerin terkiyle ‘’tmm’’, ‘’nbr’’, ‘’tşk’’ gibi çok sayıda kullanımının yaygınlaşması, yabancı kökenli kelimelere sıkça yer vermesi ve emoji figürlerine başvurmalarının artarak devam ettiğini de dile getiren Duman, “Sanal ortam Türkçemizin yozlaşmasına müsait bir alan açmıştır.” dedi.</p>
<p><strong>Kısaltma, argo ve jargon yeni kuşakların okuma ve yazma becerilerini zayıflatıyor… </strong></p>
<p>Argo, jargon ve özellikle kısaltma kullanımının iletişimde amaca giden en kısa yolu kullanmak ve meramı etkileyici bir biçimde ifade etmek için hız çağı olan zamanımızın gençleri tarafından başvurulan bir yöntem olarak görüldüğü dile getiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Bunu elbette kültürel etkileşimlerin sonucu olarak tezahür eden bir ifade şekli olarak görebiliriz. Kısaltmalar ve internet argosu çevrimiçi iletişimi bizler için daha uygun hale getirebilir. Fakat bu gibi ifade şekillerinin dildeki yansımaları özellikle uzun vadede olumsuz etkiler bırakabilir. Araştırmalara göre yazı dilinde kullanılan kısaltmalar, argo ve jargon özellikle yeni kuşakların okuma ve yazma becerilerinin zayıflamasına kapı açabiliyor. Ne var ki gençlerimizin yazılı ve sözlü anlatımlarında hatalı yazım ve anlatım bozukluğu gibi dil deformasyonlarını biz eğitimciler olarak gözlemliyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Günlük dilin üslubu daha samimi ve sıcaktır”</strong></p>
<p>Akademik ve günlük dil kullanımının farklı niteliklere sahip dil kullanım şekilleri olduğunu kaydeden ÜSTÖMER Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, şöyle devam etti:</p>
<p>“Akademik dil, bilimsel, teknik, hukuki ve edebi metinlerde kullanılır. Bu dilde günlük yaşamda yaygın olarak kullanılmayan bilimsel ve teknik terimler kullanılır. Daha nesnel ve objektiftir. Bu dildeki cümle yapıları daha karmaşık ve daha uzundur. Üslup resmidir. Günlük dil ise günlük hayatımızda kullandığımız konuşma dilidir. Günlük dilin cümle yapıları daha kısadır. Daha öznel ve kişisel bir dildir. Kullanımı yaygın olup bu dilde basit kelimeler kullanılır. Üslup daha samimi ve sıcaktır. Eğitim dili sürekli ve hızlı bir gelişim içindedir. Eğitim ve bilim geliştikçe dilimizde yeni kavramlara karşılık gelen kelimelere yenileri eklenir. Günlük iletişim dilinin gelişimi daha sınırlıdır ve bu gelişim toplumun kapasitesiyle orantılı olarak seyreder.”</p>
<p><strong>“Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ifadesiyle ‘ses bayrağımız Türkçe’yi gelecek kuşaklara hakkıyla teslim etmeliyiz”</strong></p>
<p>ÜSTÖMER Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, dildeki değişim ve gelişimin dilin doğası gereği kaçınılmaz olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Öncelikle her birey, devraldığı bu dil mirasını, şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ifadesiyle ‘ses bayrağımız Türkçe’yi bir bayrak yarışı gibi gelecek kuşaklara hakkıyla teslim etme bilinciyle yetiştirilmelidir. Bu, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir devlet politikası olmalıdır. </p>
<p>Dildeki yozlaşmaya karşı birtakım yasaklamalarla mücadele etmek yerine yeni neslin tercihlerine uygun seçeneklerin farkındalığını sağlamak isabetli olacaktır. Bu da edebiyat ve fikir dünyamızın zenginliklerini keşfetmelerini sağlayacak okumalar ve bu okumaların iz sürümleri olan söyleşileri takip etmelerini sağlamakla olacaktır.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-ortam-turkcenin-yozlasmasina-neden-oldu-genclerin-tmm-nbr-tsk-ve-emojilerle-yazismasi-giderek-artiyor-444008">Sanal ortam Türkçe&#8217;nin yozlaşmasına neden oldu! Gençlerin &#8216;tmm&#8217;, &#8216;nbr&#8217;, &#8216;tşk&#8217; ve emojilerle yazışması giderek artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyadan ve Türkiye&#8217;den uzmanların görüşleri: Çocuklarla doğa eğitimi neden önemli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyadan-ve-turkiyeden-uzmanlarin-gorusleri-cocuklarla-doga-egitimi-neden-onemli-443819</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Feb 2024 21:13:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarla]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[görüşleri]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyeden]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanların]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443819</guid>

					<description><![CDATA[<p>TEMA Vakfı’nın, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) iş birliğinde hayata geçirdiği İklim TEMA Eğitim Portalı’nda, doğa eğitimi konusunda dünyaca tanınan David Sobel ve Richard Louv ile Türkiye’den Prof. Dr. Gelengül Haktanır, Prof. Dr. Yankı Yazgan ve Dr. Özgür Bolat’ın da aralarında olduğu çok sayıda değerli uzmanın görüşleri paylaşılıyor. Portalda herkese açık olarak yayınlanan yazılarda, çocuklarla doğa eğitimine dair önemli bilgilere yer veriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyadan-ve-turkiyeden-uzmanlarin-gorusleri-cocuklarla-doga-egitimi-neden-onemli-443819">Dünyadan ve Türkiye&#8217;den uzmanların görüşleri: Çocuklarla doğa eğitimi neden önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEMA Vakfı’nın, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) iş birliğinde hayata geçirdiği İklim TEMA Eğitim Portalı’nda, doğa eğitimi konusunda dünyaca tanınan David Sobel ve Richard Louv ile Türkiye’den Prof. Dr. Gelengül Haktanır, Prof. Dr. Yankı Yazgan ve Dr. Özgür Bolat’ın da aralarında olduğu çok sayıda değerli uzmanın görüşleri paylaşılıyor. Portalda herkese açık olarak yayınlanan yazılarda, çocuklarla doğa eğitimine dair önemli bilgilere yer veriliyor.</strong></p>
<p>TEMA Vakfı, çocukların iklim değişikliğinin nedenlerini, sonuçlarını, etkilerini öğrenmeleri ve iklimdeki değişikliklerin diğer sistemleri nasıl etkilediği konusunda farkındalık geliştirmeleri amacıyla geliştirdiği İklim TEMA Eğitim Portalı’nı (iklimtema.org), 2022 yılının mayıs ayında tüm öğretmenlerin kullanımına açmıştı.</p>
<p>Çocukların, sadece iklim değişikliği değil; kuraklık, biyolojik çeşitlik kaybı, atıkların yarattığı kirlilik gibi farklı ekolojik krizlere karşı da farkındalık kazanmalarını hedefleyen portalda, dünyadan ve Türkiye’den iklim değişikliği ve doğa eğitimi konusunda uzman isimlerin görüşlerine yer veriliyor. Bu görüşlerin öğretmenlere “çocukların doğa ile ilişkisi, doğa eğitimi, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik” gibi konularda rehberlik etmesi amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Uzman isimler yazı ve görüşleriyle rehberlik ediyor</strong></p>
<p>“Ekofobiyi Aşmak” kitabının yazarı, akademisyen ve doğa eğitimcisi David Sobel, “Doğadaki Son Çocuk” kitabının yazarı Richard Louv, TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gelengül Haktanır, çocuk/genç ve yetişkin psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan, TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Özgür Bolat, akademisyen Doç. Dr. Deniz Kahriman Pamuk, Eğitimde Sistem Düşüncesi Derneği’nden Dr. Ülkem Yararbaş ve Emre Göktepe portalda doğa eğitimiyle ilgili görüşlerine başvurulan uzmanlar arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>“Çocukların açık havada, serbestçe oyun oynamalarına izin vermeliyiz”</strong></p>
<p>İklim TEMA Eğitim Portalı’nda söyleşisi yayınlanan isimlerden David Sobel, etkili bir doğa eğitiminin; kilometrelerce ötedeki bir çevre sorununu konuşarak değil, çocukların içinde yaşadıkları çevreyle güçlü bağlar kurarak sağlanabileceğini belirtiyor.</p>
<p>Doğa sevgisi olmadan, çocukların dünyayı korumak için harekete geçmeye hevesli olmayacaklarını savunan Sobel, “Çocukların her gün doğal ortamlarda, açık havada serbest oyun oynamalarına izin vermeliyiz. Çocuklara hayvan bakımı ve bahçe işleri için fırsatlar vermeliyiz. Doğada koşmayı, yürüyüş yapmayı, yüzmeyi, bisiklete binmeyi öncelik haline getirmeliyiz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Sobel, çocuklara iklim değişikliğini anlatmak konusuna “umudu çoğaltan bir perspektiften” yaklaştığını da belirterek “İklim değişikliğinin bütün trajik etkilerini öne çıkarırsak çocukları umutsuzluğa sürükleme riskiyle karşı karşıya kalırız” eklemesinde de bulunuyor.</p>
<p><strong>“Çocuklar için doğa kendi başına bir laboratuvardır”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gelengül Haktanır, portalda yayınlanan söyleşisinde çocuklar için doğanın kendi başına bir laboratuvar olduğuna vurgu yaparak “Bu zengin laboratuvarın, onlarla yapılacak farkındalık ve bilgi kazandırıcı bütün eğitimlerde kullanılması son derece önemlidir” ifadelerini kullanıyor. “İnsan sevdiğini korur, bu nedenle çocuklara hayvanları ve bitkileri sevdirmek, çevre eğitiminin en temel amaçlarından birisi olmalıdır” diyen Haktanır, “Çevre eğitimi, belirli bir etkinlik saatiyle sınırlandırılmayıp her etkinlikle ilişkilendirilerek sunulmalıdır. Bunun için de her öğretmen çevre sorunlarına karşı duyarlı olmak yani çevre bilincine sahip bir birey olmak zorundadır” sözleriyle doğa eğitiminde öğretmenlerin önemini anlatıyor.</p>
<p><strong>“Doğa deneyimi çocuk obezitesi için bir tampon olabilir”</strong></p>
<p>Çocukların doğada geçirdikleri zamanın psikolojik ve fiziksel yararlarının yanı sıra akademik başarı açısından da önemine dikkat çeken Richard Louv ise “Doğada zaman geçirmenin, çocuğun kendine güven duymayı öğrenmesinde, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun semptomlarını azaltmada, sakinleşme ve odaklanmada faydaları var. Doğal oyun alanlarına ve doğal öğrenme alanlarına sahip okulların, çocukların akademik olarak daha iyi performans göstermelerine yardımcı olduğu düşünülüyor” ifadelerini kullanıyor. Doğal oyun alanlarının zorbalığı azaltabileceğine dair bazı göstergeler olduğunu belirten Louv, “Doğa deneyimi aynı zamanda çocuk obezitesi ve fazla kilo problemleri için bir tampon olabilir. Doğada geçirilen zaman açıkça bir tedavi değildir, ancak özellikle kontrollerinin ötesindeki koşullar nedeniyle stresli olan çocuklar ve yetişkinler için çok büyük bir yardımcı olabilir” diyor.</p>
<p><strong>“Dijital dünyaya doğan bir nesil yetiştirdiğimiz gerçeğini kabullenmeliyiz”</strong></p>
<p>Tüm dünyada çocukların açık havada oyun oynama sürelerinin giderek azaldığını ve oyun alışkanlıklarındaki dengesizliklerin artığını belirten Prof. Dr. Yankı Yazgan ebeveynlere düşen sorumluluğu, “Dijital dünyaya doğan bir nesil yetiştirdiğimiz gerçeğini kabullenmeliyiz. Çocukların dijital teknolojiyle iç içe büyümesine karşı çıkmak hayatın akışına aykırı. Burada dikkat edilmesi gereken, teknolojiyi ve ekranları çocuk bakıcısı olarak ya da ilişkiyi, sahici deneyimi engelleyici biçimde kullanmamak. Ekran ile ilişki artıp, ekran hem bir oyun yeri ve hem de oyun arkadaşı haline gelince oyun dengesizliği karşımıza çıkıyor. Ebeveynlere düşen sorumluluk içeride ve açık alanda oynanan oyunlar ile ekran başında ve ekran dışında oynanan oyunlar arasında bir zaman dengesi kurabilmeleri için çocuklarına rehber olmak” sözleriyle özetliyor.</p>
<p><strong>“Amaç tam olarak doğada olmak değil, doğanın parçası olmak”</strong></p>
<p>Dr. Özgür Bolat da İklim TEMA Eğitim Portalı’nda yayınlanan söyleşisinde, öğretmenlerin doğa eğitimindeki rolünü değerlendirerek “Öğretmenlerin sadece çocukların doğada olmasını sağlamamalı, aynı zamanda onlara her canlıya saygı duymayı, canlıları beslemeyi, doğaya fidan kazandırmayı, evde doğal beslenmeyi, doğal materyaller kullanmayı, geri dönüşüme önem vermeyi, suni materyallerden uzak durmayı, kendi besinlerini yetiştirmeyi ve hazırlamayı öğretmelidir. Aslında amaç tam olarak doğada olmak değil, doğanın parçası olmak” diyor.</p>
<p>Uzman isimlerin doğa eğitimiyle ilgili yazı ve söyleşilerine iklimtema.org’da yer alan “Uzman Görüşleri” bölümünden ulaşmak mümkün.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyadan-ve-turkiyeden-uzmanlarin-gorusleri-cocuklarla-doga-egitimi-neden-onemli-443819">Dünyadan ve Türkiye&#8217;den uzmanların görüşleri: Çocuklarla doğa eğitimi neden önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üzerine kaynar su dışında hiçbir şey dökmeyin! Lavabo açıcı neden patlıyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzerine-kaynar-su-disinda-hicbir-sey-dokmeyin-lavabo-acici-neden-patliyor-429291</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 13:04:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dışında]]></category>
		<category><![CDATA[dökmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[kaynar]]></category>
		<category><![CDATA[lavabo]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[patlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429291</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lavabo açıcıların ‘sodyum hidroksit’ yani ‘Kostik’ olduğunu ve kendi kendine patlamayacağını ifade eden uzmanlar, zıt bir kimyasal maddeyle bir araya getirildiğinde çok şiddetli kimyasal tepkime meydana geleceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzerine-kaynar-su-disinda-hicbir-sey-dokmeyin-lavabo-acici-neden-patliyor-429291">Üzerine kaynar su dışında hiçbir şey dökmeyin! Lavabo açıcı neden patlıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lavabo açıcıların ‘sodyum hidroksit’ yani ‘Kostik’ olduğunu ve kendi kendine patlamayacağını ifade eden uzmanlar, zıt bir kimyasal maddeyle bir araya getirildiğinde çok şiddetli kimyasal tepkime meydana geleceğini söylüyor. Kimyasal temizlik malzemelerinin mutfak için olanların mutfakta, banyo için olanların da banyoda kullanılacağını, ikisinin hiçbir zaman birbirine karıştırılmaması gerektiğini kaydeden Kimya Mühendisi İSG Uzmanı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, Covid döneminde kullanılan maskelerin de işe yaramayacağını vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İş Sağlığı ve Güvenliği Yüksek Lisans Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, İstanbul’da önceki gün tıkanan lavaboya dökülen açıcının patlamasını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Lavabo açıcılar kendi kendine patlamıyor</strong></p>
<p>Kimya Mühendisi Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, lavabo açıcıların ‘sodyum hidroksit’ yani ‘Kostik’ olduğunu ve kendi kendine patlamayacağını belirterek, “Kostiktir, yani beyaz Ayvalık sabunu ham maddesidir. Kostiktir ama çok kuvvetli yakıcı ve dağlayıcıdır. Bu kimyasal madde, paketlerin içinde topuzlu iğne başı gibi boncuk şeklindedir. Bunu biz zıt bir kimyasal maddeyle bir araya getirirsek çok şiddetli kimyasal tepkime olur. Tepkime sonucunda ısı açığa çıkar, toksik gazlar açığa çıkar ve yakıcılığı dağlayıcılığı daha şiddetlenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Sadece kaynar su dökülmeli! </strong></p>
<p>Lavabo açıcıların kullanımını anlatan Gezen, şöyle devam etti:</p>
<p>“Lavabo açıcı tıkanan lavabo içerisine dökülür. Üzerine 50 santimetre uzaktan veya 1 metre kadar uzaktan kaynar su dökülerek, sadece kaynar su başka hiçbir madde değil, oradaki yolu açar. Kostiğin bir özelliği de yağları çözmesinin yanında saçları, kılları, vücuttan sökülen artık deri parçalarını da yakarak o yolu açar. Lavabonun giderini açar.” </p>
<p><strong>Sirke ve karbonat etkili mi?</strong></p>
<p>Karbonatın lavabo açmada kısmen işe yaradığını da ifade eden Gezen, “Sodyum karbonat ya da sodyum bikarbonat daha düşük riskli kimyasallardır. Kimyasal maddedir ama tehlikesi ve doğurabileceği riskler daha sınırlıdır. Sirke de asittir ama daha zayıf bir asittir. Yani tuz ruhundan ya da kezzap denilen nitrik asitten çok daha zayıf, organik bir asittir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Klor gazı havadan 2-2,5 kere ağırdır, yere doğru çöker</strong></p>
<p>Çamaşır suyuna da işaret eden Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, çamaşır sularında sodyum hipoklorit bulunduğunu ve kesinlikle yabancı maddelerle karıştırılmaması gerektiğini çünkü zehirli gazlar çıkacağını söyledi.</p>
<p>Klor gazının ölüme neden olan bir gaz olduğunu hatırlatan Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, “Çok yüksek risklidir. Bunu Birinci Dünya Savaşında Almanlar Fransızlara, Fransızlar Almanlara karşı cephede kullanmışlar. Bu şekilde 150 bin asker ölmüş. Klor gazı havadan 2-2,5 kere ağırdır, yere doğru çöker. İnsan düştüğü yerde, bayıldığı yerde solunum refleks olarak devam ettiği için klor gazını yutar, akciğerlerde klor gazı hidroklorik asite dönüşür yani tuz ruhuna dönüşür ve klor gazı soluyan kişiler kan kusarak, can çekişerek 48 saat içinde kesin ölür.”</p>
<p><strong>Yağ çözücüleri de başka bir malzemeyle karıştırmamak gerekiyor</strong></p>
<p>İstanbul’da gerçekleşen patlama olayında birbirine çok şiddetli tepkime veren iki maddenin karıştırıldığını anlatan Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, bu kişinin vücudunun doktorların ifade ettiği üzere yüzde 35’inin bu nedenle yandığını dile getirdi.</p>
<p>Kimyasal tepkime sonucunda klor gazı gibi zehirli gazlar ortaya çıktığını, kişinin onu solumasıyla o anda bayılabileceğini anlatan Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, klor gazı çıkışı devam ettiği taktirde bunun ölüme kadar gidebileceğini kaydetti.</p>
<p>Yağ çözücülere de dikkat çeken Kimya Mühendisi Gezen, yağ çözücülerde amonyak türevi kimyasalların var olduğunu, bunları da kesinlikle başka bir malzemeyle karıştırmamak gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Öğretilmediği sürece rastgele karıştırırlar…”</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, “İnsanlar bu malzemelerden bihaber bir şekilde. Bunların öğrenileceği yer okullardır.  Ama okullarda öğretilmediği sürece insanlar bu kimyasal maddeleri rastgele karıştırır. Başımıza böyle işler gelir.” dedi.</p>
<p><strong>En az 15 dakika duru su ile temizlenmeli…</strong></p>
<p>Bu tür bir lavabo açıcı patlama olayı yaşanması durumunda ilk müdahalenin en az 15 dakika akan suyla vücutta bulaşan yerlerin yıkanması olduğunu ifade eden Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, “Yani kişinin bilinci yerindeyse o kimyasal maddeyi cilt üzerinden atmak önemli. Bilinci yerinde değilse derhal 112 aranarak acil yardım istenmeli. En az 15 dakika akan duru suyla temizlemesi gerekiyor. Ondan sonra en yakın sağlık merkezine gidilmeli.”</p>
<p><strong>Mutfaktaki mutfakta, banyodaki banyoda kullanılır</strong></p>
<p>Mutfak ve banyolarda kullanılan kimyasallar konusunda çok riskler olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, “Bu tür kimyasallara mutfakta da banyoda da var. Ben diyorum ki, mutfak için olanlar mutfakta, banyo için olanlar banyoda kullanılır. İkisi hiçbir zaman birbirine karıştırılmaz. Mutfaktakiler mutfakta kullanılsın, mutfakta kalsın, banyodakiler banyoda kalsın. Riski görüyoruz.” İfadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Alan iyi havalandırılmalı!</strong></p>
<p>Temizlik aşamasında temizlik yapılan alanın havalandırılmasının çok önemli olduğuna vurgu yapan Gezen, şu uyarılarda bulundu: “Kimyasalların kullanıldığı alanı çok iyi havalandırmak gerekiyor. Maske konusunda da ne tür maske takacak? Covid döneminde taktığımız maskeler hiçbir işe yaramaz, onlar toz maskesi.  Bize aktif karbon, filtreli, kartuşlu, gaz maskesi lazım. Havalandırması çok iyi olan bir yerde bu iş uygulanmalı.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzerine-kaynar-su-disinda-hicbir-sey-dokmeyin-lavabo-acici-neden-patliyor-429291">Üzerine kaynar su dışında hiçbir şey dökmeyin! Lavabo açıcı neden patlıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 07:08:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte artan enfeksiyon hastalıkları çocuklarda kulak ağrısının en yaygın nedeni olan ve tıp dilinde ‘otitis media’ olarak adlandırılan orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebiliyor. Hemen her yaş grubunda görülse de bu enfeksiyon en sık 3 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597">Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>           ÇOCUKLARDA ORTA KULAK ENFEKSİYONU </strong></p>
<p><strong>                         İŞİTME KAYBINA NEDEN OLABİLİR!</strong></p>
<p> </p>
<p>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte artan enfeksiyon hastalıkları çocuklarda kulak ağrısının en yaygın nedeni olan ve tıp dilinde ‘otitis media’ olarak adlandırılan orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebiliyor. Hemen her yaş grubunda görülse de bu enfeksiyon en sık 3 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkıyor. Öyle ki 3 yaşındaki çocukların yüzde 50-85’i en az bir kez orta kulak enfeksiyonu geçirmiş oluyor. Bu yaş grubundaki çocuklarda daha yaygın görülmesinin nedeni ise östaki borusunun kısa ve yatay olması, tam gelişmemiş bağışıklık sistemi ile alerji oluyor. Çoğunlukla bakteri kaynaklı gelişen orta kulak enfeksiyonu çocuklarda kendiliğinden geçebileceği gibi kötü bir seyir de izleyerek şiddetli ağrılara ve ciddi tablolara neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker,</strong> çocuklarda orta kulak enfeksiyonlarında tedaviye mutlaka erken dönemde başlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Zira enfeksiyon ilerlerse yol açtığı şiddetli kulak ağrısının yanı sıra kulak zarının delinmesi, işitme kaybı ile menenjite neden olabiliyor. Dolayısıyla çocuklarda kulak ağrısı, ateş, genel durum bozukluğu, kulak akıntısı gözlendiğinde hekime başvurmak çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Kulağını sık sık çekiyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Kulak zarının arkasında yer alan ve içinde seslerin duyulmasını sağlayan küçük kemiklerin titreştiği orta kulakta gelişen enfeksiyon, orta kulak enfeksiyonu olarak adlandırılıyor. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu genellikle soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının ardından aniden başlayan kulak ağrısıyla kendini belli ediyor. Ayrıca hastalığın şiddetine göre; yüksek ateş, kulaktan ses gelmesi, kulakta tıkanıklık veya akıntı, kulakla sık sık oynama veya kulağı çekme, işitme azlığı, huzursuzluk, sürekli ağlama, dengesizlik, iştahsızlık ile uykuya dalmakta güçlük çekme gibi belirtiler gelişebiliyor.</p>
<p><strong>Pek çok etken neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Orta kulak enfeksiyonu pek çok farklı nedenden dolayı gelişebiliyor. Kış aylarında en sık görülen nedenin üst solunum yolları enfeksiyonu olduğunu belirten Dr. Berna Yayla Özker, enfeksiyonu tetikleyen etkenleri de şöyle sıralıyor: “Alerji, anne sütüyle beslenmeme, genetik yatkınlık, geniz eti büyümesi, reflü, emzik kullanma, biberon ile beslenme ve sigara dumanı maruziyeti enfeksiyonu tetikleyen faktörlerdir.”</p>
<p><strong>Kulağına asla soğan suyu damlatmayın!</strong></p>
<p>Dr. Berna Yayla Özker, ebeveynlerin kulak ağrısında hekime başvuruncaya dek ağrı kesici şurup ya da ağrı kesici etkisi olan kulak damlaları kullanabileceklerini belirtiyor. Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine, kulağa soğan suyu veya zeytinyağı damlatılmasının kulak ağrısında fayda sağlamadığı uyarısında bulunan Dr. Berna Yayla Özker, “Soğan suyu, sirke ya da zeytinyağı gibi yabancı maddelerin damlatılmaları yararlı olmadığı gibi dış kulak yolunda ve kulak zarında tahribata yol açabiliyor. Özellikle kulak zarı tahribatı ile orta kulak ve iç kulağa ulaşan bu maddeler işitme kaybı ve denge kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla kulağa damlatılmalarını asla önermiyoruz“ diyor.</p>
<p><strong>Antibiyotik tedavisi gerekebiliyor</strong></p>
<p>Çocuklarda gelişen orta kulak enfeksiyonu genellikle hafif seyrediyor ve tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden geçiyor. Ancak yüksek ateş varsa veya belirtiler şiddetleniyorsa zaman kaybetmeden tedaviye başvurmak önem taşıyor. Dr. Berna Yayla Özker, orta kulak enfeksiyonunda, 6 aya kadar olan bebeklerde bağışıklık sistemi tam gelişmediği, aşılar tam tamamlanmadığı ve kafa kemikleri tam birleşmediği için enfeksiyonun beyine yayılma riski nedeniyle antibiyotik tedavisinin önerildiğine işaret ederek şöyle devam ediyor: “Ancak 6 ay ile 2 yaş arasındaki çocuklarda kesin tanı konulmamışsa veya ciddi bulgular yoksa, 2 yaşından büyük çocuklarda da kesin tanı olsa bile bulgular şiddetli değilse, antibiyotik tedavisi için bekliyoruz. Tüm yaş gruplarında 3 günü geçen kulak ağrısı, ateş, genel durum bozukluğunda ise antibiyotik tedavisi öneriyoruz”</p>
<p> <strong>Enfeksiyon sık tekrarlıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker, çocuklarda orta kulak enfeksiyonu sık tekrarlıyorsa altta yatan etkenin mutlaka tespit edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. “Sık tekrarlayan enfeksiyonun nedeni, geniz eti büyümesi veya orta kulak ile burun boşluğu arasında bağlantı sağlayan östaki tüpünün yetersiz çalışması olabiliyor” diyen Dr. Berna Yayla Özker, bu tablolarda geniz eti ameliyatı ve kulaklara tüp uygulaması yöntemlerine başvurulduğunu belirtiyor.</p>
<p> <strong>Ellerinizi sık sık yıkayın</strong></p>
<p>Çocuklarda orta kulak enfeksiyonunu önlemek için hijyen kurallarına uyulması büyük öneme sahip. Bu nedenle hem çocukların hem de çocuklar ile temas eden kişilerin ellerinin sık sık yıkanması gerekiyor. Ayrıca çocuğun sigara dumanına maruziyetinin önlenmesi, hasta kişilerden uzak tutulması, pnömokok aşısının yaptırılması ve bebekleri biberon ile oturur pozisyonda beslemek orta kulak enfeksiyonu riskini azaltan diğer etkenler arasında yer alıyor</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597">Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogum-kontrol-haplari-depresyona-neden-olabiliyor-425977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2023 09:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[hapları]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tedavide yararlanılan birçok etkinin sağlıklı insanlar için bir yan etki olduğunu belirten Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bazen bir ilacın yan etkisi tedavide işimize de yarayabilir.” dedi. Doğum kontrol haplarının sürekli kullanılması durumunda depresyona neden olduğunun bilindiğini ifade eden Uzbay, “Bunun dışında, bu tip hapları kullanan kadınların kesinlikle sigara içmemesi, kilo kontrolü ve hipertansiyon konusunda da uyarılması gerekir.” uyarısında bulundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-kontrol-haplari-depresyona-neden-olabiliyor-425977">Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Bir ilacın yan etkisi tedavide işe yarayabiliyor</strong></p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</strong></p>
<p><strong>Tedavide yararlanılan birçok etkinin sağlıklı insanlar için bir yan etki olduğunu belirten Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bazen bir ilacın yan etkisi tedavide işimize de yarayabilir.” dedi. Doğum kontrol haplarının sürekli kullanılması durumunda depresyona neden olduğunun bilindiğini ifade eden Uzbay, “Bunun dışında, bu tip hapları kullanan kadınların kesinlikle sigara içmemesi, kilo kontrolü ve hipertansiyon konusunda da uyarılması gerekir.” uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, ilaçların yan etkileri konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İlaç ruhsatını Sağlık Bakanlığı veriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Uzbay, herhangi bir hastalığı veya bir hastalığın herhangi bir belirtisini iyileştiren bir ilacın reçeteye yazılmadan önce ruhsat alması gerektiğini dile getirerek, “Ruhsat ilacın tedavide kullanılacağı Sağlık Bakanlığı tarafından verilir. Yani ruhsat alıncaya kadar herhangi bir ilaç adayı ‘ilaç’ statüsünde değildir. Ruhsat aşamasına gelene kadar ilaç adayı bir etkili maddenin (ya da molekülün) çeşitli bilimsel yöntemler kullanılarak test edilmesi gerekir. Bu süreç aşama aşamadır.” dedi.</p>
<p><strong>Klinik öncesi süreçte ilacın başarılı olup olmadığına bakılır</strong></p>
<p>Önce klinik öncesi süreçte hücre kültürlerinde, izole edilmiş çeşitli organ ve dokularda ilaç adayının tahmin edilen etkiyi gösterip göstermediğine bakıldığını kaydeden Uzbay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Örneğin düz kas gevşetici özelliği olan bir ilaç hipertansiyona karşı etkili olabilir. Sonrasında in vivo (canlının içinde) yöntemlerle canlı deney hayvanlarında ilaç adayının etkilerine bakılır. Hastalıklar ve hastalık belirtileri deney hayvanlarında oluşturulur ve ilacın buna etkisi değerlendirilir.  Bu süreçte de etkili olan ilaç adayı eğer herhangi bir zararlı ve toksik etki göstermiyorsa klinik öncesi süreci başarı ile tamamlamış olur. Bu sırada karşılaşılacak sıra dışı olumsuz bir etki ya da hastalık belirtilerine karşı etkisizlik ilaç adayının elenmesine neden olur.”</p>
<p><strong>Sağlıklı gönüllüler üzerinde etkilerine bakılıyor</strong></p>
<p>Klinik öncesi dönemi geçen ilaç adayının klinik süreç testlerine girdiğini anlatan Uzbay, “Burada öncelikle sağlıklı gönüllüler üzerindeki etkilerine bakılır. Buna Faz 1 diyoruz. Faz 1&#8217;de sağlıklı gönüllülerde herhangi bir ciddi sorun oluşturmayan molekül Faz 2 dediğimiz süreçte ilgili hastaların sınırlı bir sayısında kullanılarak faydalı olup olmadığı araştırılır. İlaç hastalık belirtilerini yeterince iyileştiriyorsa daha geniş bir kesimde etkileri test edilir ki bu sürece de Faz 3 diyoruz. Faz 3 sonunda ilaç yeterli klinik etkiyi sağlamış yani hastayı ya da hastalığın hedeflenen bir belirtisini tatminkâr şekilde tedavi etmiş ise ve daha da önemlisi izlenen popülasyonda kullanmamayı gerektirecek ciddi bir yan etkisi ya da toksik etkisi yoksa yaygın kullanıma girmek üzere ruhsat alır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviden edilecek yarar, yan etkilerin hastaya verebileceği zararla karşılaştırılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Faz 1&#8217;den Faz 3&#8217;e gözlenen bazı yan etkiler ortaya çıkabildiğini ve bunların not edildiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Bu yan etkilerin şiddeti, geçici olup olmaması ve görülme sıklığı son derece önemlidir. Bir de tedavide elde edilecek yararın derecesi ve hastaya katkısı ile yan etkinin hastaya verebileceği zarar da mukayese edilir. Yan etkiler geçici, tahammül edilebilir, sıklığı düşük ve hasta konforunu çok bozmayan nitelikte ise prospektüste belirtilmek koşulu ile ilaca izin verilir. Burada en önemli koşullardan biri de ilacın tedavide sağlayacağı faydanın yan etkilerle mukayese edildiğinde çok daha yüksek olmasıdır.</p>
<p>Hastanın hayatını tehdit eden bir durumu tamamen ortadan kaldıran bir ilaç örneğin, baş ağrısı, sedasyon, baş dönmesi veya uyuşukluk gibi yan etkileri için kullanılmaktan kaçınılmaz. Bu tip belirtilerin çoğuna zaten zamanla tolerans gelişir ancak hastanın hayatta kalması çok değerli bir sonuçtur. Ancak bu ilacın artık tamamen emniyetli olduğu ve izlenmeyeceği anlamına gelmez.</p>
<p><strong>İlacın ruhsatı hangi durumda askıya alınır?</strong></p>
<p>Her yeni ilaç farmakovijilans dediğimiz bir sistem tarafından izlenir ki bu sürece Faz IV diyoruz. Bazen ilaçların bazı yan etkilerinin görülme sıklığı çok düşüktür ve ancak Faz IV&#8217;te çok geniş bir popülasyonda kullanıldığında ortaya çıkar. Bu durumda ortaya çıkan yan etki çok ciddi ise ilacın ruhsatı askıya alınır ya da iptal edilerek tedaviden çekilir. Prospektüste yer almayan, farklı ancak tolere edilebilir yan etkiler gözlenirse bunlar prospektüse ilave edilerek ilaç tedavide kullanılmaya devam edilir.”</p>
<p><strong>Kullanılan ilaç mevcut hastalığın belirtilerini ağırlaştırıyorsa ilacın yan etkisinden söz edilebilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Uzbay, ilaçların yan etkileri konusuna da dikkat çekerek, “Bazen bir ilacın yan etkisi tedavide işimize de yarayabilir. Aslında tedavide yararlandığımız birçok etki sağlıklı insanlar için bir yan etkidir. Örneğin, bir ilaç damarları genişleterek sağlıklı bir insanda tansiyonun düşmesine yol açabilir. Bu hipertansiyon hastası için gerekli bir etkidir. Tansiyonu yüksek bir hastaya verdiğimizde onun tansiyonunu normale getirir. Normal insanda kabızlığa yol açabilen ilaçlar ishali durdurmada ve su kaybını önlemede etkili iken normal insanda ishale yol açan ilaçlar kabızlığı tedavi etmek için kullanılabilir.  Bazı ilaçlar ise ilginç olarak etkilerini sağlıklılarda değil sadece hastalarda oluştururlar. Kullanılan ilaç mevcut hastalığın belirtilerini hafifletmek yerine daha da ağırlaştırıyorsa ilacın yan etkisinden söz edilebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Yan etkiler ortaya çıkmışsa mutlaka hekimle görüşmek gerekir</strong></p>
<p>Bunun çoklu ilaç kullanımında ilaç etkileşmeleri veya ilaç besin etkileşmeleri gibi durumlarda daha sık karşılaşılan bir durum olduğunu da anlatan Uzbay, “Bu durumda ilacı veren hekim ile mutlaka diyalog kurmak gerekir. Örneğin ilaç sonrası şiddetli baş ağrısı, kusma, geçmeyen mide ağrısı, ishal vb. durumlar ortaya çıkmış ise izleyen dozu almadan önce mutlaka hekim ile görüşmek gerekir.  Yan etkiler ile hastalık belirtileri arasındaki illiyet bağını kendi kendimize kurmak yerine uzmanlardan destek almak çok daha doğrudur.” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Prospektüs okunmalı mı, okunmamalı mı?</strong></p>
<p>Propektüs okumanın ilaca karşı ön yargılı oluşturabileceğini dile getiren Uzbay, şöyle dedi:</p>
<p>“Kullanıcılar daha çok yan etkiler ile ilişkili bölümü okuyor ve buralara takılarak ilaçlarını bırakıyorlar. Halbuki burada gördükleri yan etkilerin çoğu nadir karşılaşılan ve zamanla ortadan kaybolan belirtilerdir. Öte yandan hekim ilacı reçete ederken mutlaka hastanın göreceği faydanın ağırlığını değerlendirmiştir. Prospektüste en çok dikkat edilmesi gereken yer bence eğer çoklu ilaç kullanılıyorsa başka ilaçlar ile olan etkileşimdir. Eğer ciddi ilaç etkileşimi söz konusu ile mutlaka ilacı yazan hekim ile diyaloğa girilmelidir. Ancak hekim ilacı reçete etmeden önce size kullandığınız başka ilaçlar olup olmadığını sormuş ve buna göre bir değerlendirme yapmış olmalıdır.</p>
<p>Besinlerle etkileşimler söz konusu ise ilacı kullandığınız sürece prospektüste belirtilen besinlerden uzak durmalısınız. Bazı ilaçlar çay ve kahve ile etkileşir. Bu tip bilgiler de prospektüste yer alır. Prospektüste ilaca özgü geçici, tehlikeli olmayan ancak kullananı paniğe sevk edebilecek bazı özellikler de yer almaktadır. Örneğin bazı ilaçlar idrarı kırmızıya boyar. Hasta kanaması olduğunu düşünerek paniğe kapılabilir. Bu bilgiye sahip olmak önemlidir ve bu tip bilgiler prospektüse yer alır.”</p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları reçetesiz kullanılmamalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Uzbay, doğum kontrol haplarının hormon dengeleri ve salınımları değiştiren dolayısı ile cinsiyet hormonlarına bağlı biyokimyasal sistemlerde önemli değişiklikler yapabilen ilaçlar olduğunu kaydederek, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Reçetesiz ve ezbere kullanılmaları doğru değildir. Farklı etki mekanizmalarına sahiptirler ve her kadın için aynı etki mekanizması işe yaramayabilir, hatta zararlı olabilir. Bir kadının nasıl bir doğum kontrol yöntemi ya da hapı kullanacağının kararını onu değerlendirerek bir kadın-doğum uzmanı vermelidir. Bazı özel durumlarda endokrinoloji uzmanının da konsültasyonu gerekir.</p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</strong></p>
<p>Bu ilaçların sürekli kullanımda bazı kadınlarda monoamin sistemini olumsuz etkileyerek depresyona neden olduğu eskiden beri biliniyor. Her kadında böyle bir etki ortaya çıkmıyor ancak bazılarında görülüyor. Kullanan kadın isteksizlik, enerji kaybı, kötümserlik ve sürekli bezginlik hissine dayalı bir haleti ruhiye içine giriyorsa mutlaka hekimini bilgilendirmelidir. Ne yazık ki burada kadın doğum doktorları bazen durumu depresyon olarak değerlendirmiyor ve kullanımda ısrarcı olabiliyor.”</p>
<p><strong>Bu hapları kullanan kadınlar kesinlikle sigara içmemeli</strong></p>
<p>Bu ilaçların depresyon yapıcı yan etkilerinin de olabildiğinin ilgili tıp kongrelerinde daha çok konuşulması ve hekimlere bu konuda daha fazla veri sunmak gerektiğini de kaydeden Uzbay, “Bunun dışında, bu tip hapları kullanan kadınların kesinlikle sigara içmemesi, kilo kontrolü ve hipertansiyon konusunda da uyarılması gerekir. Eğer tansiyon artma eğilimindeyse ya da artmışsa ve kilo alımı söz konusuysa ilaç kesilmeli veya değiştirilmeli, değiştirilen ilaçla da sorun yaşanıyorsa ilaçsız doğum kontrolü yöntemleri kullanılmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-kontrol-haplari-depresyona-neden-olabiliyor-425977">Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Panik Atak Nedir, Neden Olur ve Nasıl Geçer?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/panik-atak-nedir-neden-olur-ve-nasil-gecer-415664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Oct 2023 08:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atak]]></category>
		<category><![CDATA[geçer]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Panik atak hakkında sıkça sorulan sorulara, Uzman Klinik Psikolog Ege Ece Birsel cevaplar veriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/panik-atak-nedir-neden-olur-ve-nasil-gecer-415664">Panik Atak Nedir, Neden Olur ve Nasıl Geçer?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sıkça karşılaşılan ve hayatın olağan akışını etkileme boyutuna dahi ulaşabilen panik atak veya panik bozukluk nedir? Panik atak neden olur? Her kaygı bozukluğu panik atak olabilir mi? Bu sorunun giderilmesinde hangi yöntemler kullanılabilir? Panik atak hakkında sıkça sorulan sorulara, Uzman Klinik Psikolog Ege Ece Birsel cevaplar veriyor.</p>
<p>Panik atak, herhangi bir zamanda ve herhangi bir duruma karşı ortaya çıkabilecek endişe/korku nöbetleri olarak tanımlanır. Kişi bu atakları yaşarken, gerçeklikten uzaklaşır ve hatalı düşünceler üretir. Genellikle panik atak, bireyin tehlikeli olarak koşullandığı bir durum üzerine geliştirdiği felaketleştirme düşünceleri nedeniyle tetiklenir ve bireyin panik atağı karşılayış biçimine göre de giderek şiddetlenir. Kişi kimi zaman gerçek olayları olmayacak boyuta getirirken, kimi zaman gerçekte var olmayan ihtimalleri felaket senaryoları biçiminde yorumlar ve reaktif hale gelir. Bunun sonucu olarak, fiziksel ve bilişsel tepkiler ortaya çıkar. Ancak her reaksiyon veya stres periyodunun panik atak olarak tanımlanması söz konusu olamaz. Panik bozukluk, düzenli ve devamlı ortaya çıktığında tanısı konulan bir durumdur. Olağan dışı hallerde, bir defaya mahsus veya uzun dönemde birkaç kez yaşanan ataklara, panik atak tanısı koymak doğru olmaz.</p>
<p>Kişinin devamlı endişe halinde olması ve dışarıdan gelen tüm sinyalleri bir panik atak tetikleyicisi olarak görmesi, bunu aşırı stres ve kaygı seviyesine taşıması panik atağın başlıca belirtisidir. Hasta olma kaygısı, ölmek korkusu, birilerini veya sahip olduklarını kaybetme korkusu düzenli olması halinde reaksiyon gösterilmesi durumu sıklaşır ise uzman görüşü gereklidir.</p>
<p>Panik atak; çarpıntı, terleme, baş dönmesi, nefes alamama hissi, karıncalanma veya his kaybı gibi semptomlara sebep olabilir. Kişi bu esnada fiziksel koordinasyonunu kaybederken, doğru düşünme yetileri de sınırlanır. Herhangi bir kaynak olmaksızın veya bir soruna karşı bu türlü reaksiyon hali, ayda bir defadan fazla olması halinde, tanı gerektirir. Tanı için mutlaka uzmana başvurulması gerekir.</p>
<p>Panik Atak Neden Olur?</p>
<p>Panik bozukluğun tek bir nedeninden söz edilemez. Psikolojik rahatsızlıklar, birçok farklı nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Panik atak sorunu, genetik yatkınlığı söz konusu olan bir durum olmakla birlikte, herhangi bir genetik aktarım olmasa da bazı sebeplerle ortaya çıkabilir.</p>
<p>Geçmiş yaşantıda, özellikle çocuklukta yaşanan travmaların yetişkinlikte panik atak olarak ortaya çıkması mümkündür. Bununla birlikte, güncel koşullarda yaşanan ciddi kayıp ve travmalar da panik atağı tetikleyebilir. Sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ise beynin kimyasal normallerini etkilediği için bu durumu tetikleyebilir. Kimi bireylerde ise bu faktörlerin herhangi birisi olmasa dahi, panik atak problemi söz konusu olabilir. Bunun nedeni, insanın hayatta kalma içgüdüsünün abartılı biçimde ortaya çıkmasıdır.</p>
<p>Panik bozuk, çocukluktan itibaren görülebileceği gibi, yaşantının herhangi bir döneminde çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Örneğin; bir yakının kanser nedeniyle kaybedilmesinden sonra, kanser olup ölme endişesinin panik atak durumuna dönüşmesi söz konusu olabilir. Bu durumda, yaşam konforu sürdürebilmek için uzman görüşü almak gerekli olacaktır. Zira panik atak, hayatı ciddi anlamda etkileyen sonuçları doğurabilir.</p>
<p>Panik Atak Nasıl Geçer?</p>
<p>Panik atak, beraberinde farklı mental problemlerle birlikte seyredebilir. Bireysel olarak uygulanacak yöntemler, sorunun panik bozukluğa dönüşmüş olması halinde etkili olmayacaktır. Panik bozukluk tanısı almış veya bu semptomları gösteren kişilerin, psikolog ve psikiyatr denetiminde bir tedavi sürecine tabi olmaları gerekir. Elde edilecek veriler ışığında yapılacak değerlendirme, tedavi sürecini şekillendirecektir.</p>
<p>Panik bozukluk tedavisinde, bazı vakaların ilaçlı tedavisi gerekirken, tüm vakaların terapi alması uygun görülür. Psikoterapide, farklı yaklaşımlar söz konusudur ki, uzmanın hangi yöntemi kullanacağına karar verebilmesi için kişi ile belli bir süre görüşmesi gerekir.</p>
<p>Psikolog ve psikiyatrlar, panik bozukluk tedavisini koordineli olarak gerçekleştirebilirler. Sorunun boyutuna bağlı olarak belirlenecek tedavi periyodunda, nefes terapisi ve düzenli yürüyüş gibi; bireyin kendisinin gerçekleştirebileceği terapiler de uygulanabilir.</p>
<p>Panik atak; ciddiye alınması gereken bir sorun olmakla birlikte, kişinin mevcut endişelerinin içerisine bir de bunu eklemesi doğru değildir. Bu sorunun tedavisinde uzman kontrolünde ciddi yol kat edilmesi mümkündür. Semptomları, düzenli ve devamlı görmeniz durumunda, uzmanlardan destek almanız halinde, kalıcı çözümlere de ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Yapılması gereken, sadece uzmanlardan görüş almak ve bilimsel yöntemleri kullanmaktır. Bu şekilde etkili çözümleri elde etmek mümkün olabilecektir. Açık kaynaklardan elde edilen, kaynağı belli olmayan ve sorumluluk taşımayan bilgiler, daha olumsuz durumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle, bu sorunun giderilmesine yönelik olarak yalnızca, psikolog ve psikiyatrlardan bilgi ve destek alınız.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/panik-atak-nedir-neden-olur-ve-nasil-gecer-415664">Panik Atak Nedir, Neden Olur ve Nasıl Geçer?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deniz Zeyrek ve Yalçın Karatepe Hesabın Neden Halka Kaldığını Anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deniz-zeyrek-ve-yalcin-karatepe-hesabin-neden-halka-kaldigini-anlatti-408455</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Sep 2023 17:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[halka]]></category>
		<category><![CDATA[hesabın]]></category>
		<category><![CDATA[kaldığını]]></category>
		<category><![CDATA[karatepe]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[zeyrek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=408455</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok yazar, şair ve gazetecinin konuk olduğu Gemlik Kitap Limanı’nda, bu yıl da Türk medyasının ve ekonomisinin güçlü isimleri de kitapseverlerle buluştu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deniz-zeyrek-ve-yalcin-karatepe-hesabin-neden-halka-kaldigini-anlatti-408455">Deniz Zeyrek ve Yalçın Karatepe Hesabın Neden Halka Kaldığını Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok yazar, şair ve gazetecinin konuk olduğu Gemlik Kitap Limanı’nda, bu yıl da Türk medyasının ve ekonomisinin güçlü isimleri de kitapseverlerle buluştu.<br /> </p>
<p>Gemlik Kitap Limanı adıyla gerçekleştirilen fuar, bu yıl 16 &#8211; 24 Eylül tarihleri arasında, Gemlik İskele Meydanı’nda gerçekleşti. Fuarın ilk gününden itibaren birbirinden önemli konuklar yer alırken ziyaretçiler yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Medya dünyasının önemli isimlerden, yaptığı haber programlarıyla ve yazdığı köşe yazılarıyla gündem olan Deniz Zeyrek ile özellikle Türk ekonomisine ilişkin önemli analizleri bulanan ekonomist Yalçın Karatepe &#8220;Hesap Size Kaldı&#8221; başlığıyla söyleşi gerçeştirdi.  </p>
<p>&#8220;Halk fatura kesme gücüne sahip&#8221;<br />Seçim sonrasında izleyicilerinin ve okurlarının hem kendilerine hem de siyasete küstüklerini aktaran gazeteci Deniz Zeyrek sözlerine, &#8220;Panelin başlığı Hesap Size Kaldı ama aslında hesap bize de kaldı. Yalçın Bey size kesilen faturayı anlatmanın yanında bir de faturanın kesildiği hep sizin olmadığınızı sizin de fatura keseceğinizi anlatacak.&#8221; diyerek başladı. <br /> </p>
<p>Hesap neden size kaldı?<br />Özellikle Türkiye&#8217;nin içerisinde bulunduğu ekonomik sorunlara değinen ekonomist Yalçın Karatepe açıklamalarında, &#8220;Ekonomi hepimizin hayatını doğrudan etkileyen bir alan olduğu için çok yakından takip ediyoruz. Ekonominin yanında yakından takip edilen bir diğer konu ise siyaset çünkü bunlar birbirleriyle oldukça bağlantılıdır. Söyleşi başlığını &#8216;Hesap Size Kaldı&#8217; olarak belirlememin nedeni ortalama vatandaş olarak uygulanan ekonomik programların sonuçlarına maruz kalıyorsunuz. Karar vericilerin verdiği kararlara katlanmak zorundasınız. Hesap size neden kaldı biraz buna değinmek istiyorum. 2018 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi&#8217;ne geçildiğinden beri ülke ekonomisinde çok ciddi sorunlar yaşadık. Bu sorunların bizi getirdiği noktaya gelirsek; enflasyon yükseldi, Türkiye ekonomisi yeterince büyüyemiyor, yoksulluk gittikçe derinleşiyor. Bunlar bir şekilde seçimlere kadar idare edildi. Fakat seçimlerden sonra denildi ki biz yeni bir ekonomi programı kuracağız ve mevcut sorunlar tamamı çözülerek refaha doğru hep beraber yürüyeceğiz. Aslında ekonomide kurguladıkları şey vatandaşın yoksullaşmanın üzerine yapacakları programlardan bir refah çıkmayacağını size aktarmak isterim&#8221; şeklinde konuştu. <br /> </p>
<p>&#8220;İktidarı yoksullar ayakta tutar&#8221; <br /> </p>
<p>Konuşmanın devamında iktidar konusuna değinen gazeteci Zeyrek, &#8220;Zenginlerin oyun hiçbir zaman hiç kimseyi iktidarda tutmaya yetmez. İktidarı yoksullar ayakta tutuyor. Kılıçdaroğlu&#8217;nun çıkıp dediği en fazla 3 sandığın olduğu küçük yerleşim yerlerinde AK Parti iktidarı bizden iki katı oy aldı tespiti bunun bir sonucudur&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deniz-zeyrek-ve-yalcin-karatepe-hesabin-neden-halka-kaldigini-anlatti-408455">Deniz Zeyrek ve Yalçın Karatepe Hesabın Neden Halka Kaldığını Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigara Tükürük Bezi Tümörüne Neden Olabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sigara-tukuruk-bezi-tumorune-neden-olabiliyor-404719</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 08:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bezi]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tükürük]]></category>
		<category><![CDATA[tümörüne]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız ve yutak bölgesinin nemliliğini sağlayan tükürüğün konuşma, beslenme ve tat almada da önemli görevleri bulunuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-tukuruk-bezi-tumorune-neden-olabiliyor-404719">Sigara Tükürük Bezi Tümörüne Neden Olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve yutak bölgesinin nemliliğini sağlayan tükürüğün konuşma, beslenme ve tat almada da önemli görevleri bulunuyor. Ancak tükürük salgısını üreten tükürük bezlerinde oluşan iyi ya da kötü huylu bazı tümörler kişinin sosyal konforuyla birlikte sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Tükürük bezleri tümörlerinin büyük çoğunluğunu iyi huylu tümörler oluşturuyor. Sebebi tam olarak bilinmeyen kötü huylu tümörlerin ise ileri yaş, sigara, radyasyon maruziyeti ve alkolden kaynaklandığı düşünülüyor. İyi huylu tümörler tükürük bezi etraftaki sinir ağına zarar vermeden ameliyatsız şekilde temizlenebiliyor. Kötü huylu tümörlerde ise kitle cerrahi yöntemle tam olarak çıkarıldıktan sonra hastaya multidisipliner konseyin vereceği karar doğrultusunda radyoterapi ve kemoterapi uygulanabiliyor. Ameliyattan hemen sonra normal beslenmeye devam edebilen hastalar 1-2 günlük hasta yatıştan sonra normal hayatlarına dönebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Selçuk Güneş, tükürük bezleri tümörleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tükürük bezinin salgıladığı tükürük diş sağlığınızı da koruyor</strong></p>
<p>Tükürük bezleri baş boyun bölgesine yerleşmiş konuşma, tat alma, sindirime yardımcı olan ve ağız ile yutak bölgesinin nemliliğini sağlayan sıvılar salgılayan bezlerdir. Tükürük bezleri minör ve majör tükürük bezleri olarak ikiye ayrılmaktadır. Minör tükürük bezleri ağız içi, yutak ve gırtlağın üst bölgesinde yaygın halde bulunan ve sayıları 700 ile 1000 arasında olan bezlerdir. Majör tükürük bezleri ise ağız tabanı ve yanakta iki taraflı yerleşmiş olan 6 adet büyük bezden oluşmaktadır. Tüm bu bezlerin salgıları sadece sindirime yardımcı olmaz aynı zamanda ağız ve diş sağlığı için gerekli önemli görevleri bulunmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Yüz siniri de tükürük bezlerinin içinden geçer</strong></p>
<p>Tükürük bezlerinin en büyüğü her iki yanakta yer alan parotis bezidir. Bu bezi diğerlerinden ayıran en önemli özellik içinden mimik kaslarını hareket ettiren yüz sinirinin (nervus fasialis) geçmesidir. Diğer bir majör tükürük bezi ise submandibuler bezdir. Bu bez çene altında yer alır. İki önemli özelliği vardır. Birincisi hemen üzerinden yüz sinirinin alt dudağı hareket ettiren sinirinin geçmesi diğer bir özelliği ise en sık taş oluşumu görülen bez olmasıdır. Üçüncü sıradaki majör tükürük bezi sublingual bezdir. Sublingual bezler dil altında yer alır ve diğer iki tükürük bezinden farklı olarak birçok kanalla ağız içine tükürük salgılar. Diğer iki bezde ise salgı tek bir kanalla ağız içine iletilir. Bu üç çift büyük tükürük bezlerinin dışında ağız içi yutağı kaplayan minör tükürük bezlerimiz vardır. Bu bezler ağız ve yutak bölgesini örten dokunun içinde yerleşen mikroskobik boyuttaki bezlerdir, temel görevleri bu bölgelerin nemliliğini sağlamaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>İyi huylu olanlar yavaş, kötü huylu tükürük bezi tümörleri ise hızlı büyüyebilir</strong></p>
<p>Tükürük bezlerinde yer kaplayıcı iyi ya da kötü huylu lezyonları olabilmektedir. İyi huylu olan tükürük bezi kitleleri genellikle aylar ya da yıllar içinde yavaş yavaş büyür. Çevre dokuların içine girmez ve genellikle kendisine yer açarak boyutunu artırır. Ayrıca bu tümörlerin ağrı yapmaları beklenmez ve yakın veya uzak dokulara sıçrama yapmazlar. Ancak kötü huylu hızlı büyüyerek özellikle boyun lenf nodlarına sıçrama, ileri evrede diğer ise organlara sıçrama görülebilmektedir. Tükürük bezi tümörlerinin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte sigara, alkol ve radyasyondan kaynaklanabildiği düşünülmektedir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tükürük bezi tümörleri çevredeki sinirlere zarar vermeden temizlenebiliyor</strong></p>
<p>Tükürük bezi tümörleri genellikle çene altı, ağız içi, yutak, yanak veya kulak altında oluşan şişliklerle kendisini belli etmektedir. Alanında uzman KBB doktoru tarafından muayene edilen hasta ultrason, BT ve kontrastlı MR, iğne biyopsisi ile teşhis edilebilmektedir. İyi huylu tümörlerde tedaviye hemen başlanır. Çevredeki sinir ağına zarar vermeyen, sinir takibini kolaylaştıran nöromonitör cihazı kullanılarak yapılan ameliyat ile minimum sinir hasarıyla iyi huylu tümörler tedavi edilebilmektedir. Kötü huylu tümörlerde ise vücuda yayılımının olup olmadığını belirlemek için Pet-CT çekilir. Pet-CT sonucunda vücut yayılımı yoksa tedavi aşamasına geçilir. Kötü huylu tümörlerde siniri korumayı ve tümörü tam olarak çıkarmayı hedefleyen cerrahinin yanında boyun diseksiyonu da yapmak gerekir. Tamamlayıcı olarak yapılacak radyoterapi ve kemoterapi için nihai patoloji sonucu ile yapılacak konsey sonucu önemlidir. Multidisipliner konseyin vereceği karar ile verilecek tamamlayıcı tedavinin şekli ve miktarı belirlenir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hastalar konforlu bir iyileşme süreci geçiriyor</strong></p>
<p>İyi ya da kötü huylu tükürük bezi tümörlerinin ameliyatlarında öncelikli amaç çevredeki sinirlere minimum zarar verilerek iyileşmenin sağlanmasıdır. Hastalar ameliyattan sonra normal beslenmelerine devam edebilmektedirler. Genellikle 1-2 günlük hastane yatışından hemen sonra taburcu edilen hastalar kısa sürede normal hayatlarına dönebilmektedir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-tukuruk-bezi-tumorune-neden-olabiliyor-404719">Sigara Tükürük Bezi Tümörüne Neden Olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 13:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gargara]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmamalı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmamalı8230]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[süreli]]></category>
		<category><![CDATA[tat]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız gargarasının ağız ve diş temizliği için kullanılabilecek bir ürün olmadığını belirten uzmanlar, gargaraların hekim tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572">Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağız gargarasının ağız ve diş temizliği için kullanılabilecek bir ürün olmadığını belirten uzmanlar, gargaraların hekim tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Uzun süreli kullanımının ağız içi mikroorganizmalarının dengesini bozabildiğini ifade eden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, farklı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabileceğini ve tat kaybı ya da kötü tat hissi oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Güler ayrıca gargaraların yutulması halinde sağlık problemlerine neden olabileceğinin de altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, ağız gargaralarının hangi durumlarda ve ne şekilde kullanılması gerektiğine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Gargara öncesinde ve sonrasında diş fırçalanmamalı</strong></p>
<p>Diş bakımına özen gösterenlerin sıklıkla tercih ettikleri gargaraların nasıl kullanılması gerektiğine değinen Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bir ölçek gargara ağıza alınır ve yarım dakika boyunca çalkalandıktan sonra tükürülür. Öncesinde ve sonrasında yarım saat boyunca diş fırçalamamak gerekir. Çünkü bazı gargaraların diş macunları ile etkileşimi vardır ve bu etkileşim neticesinde etkinlikleri azalabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Gargara rutin olarak kullanılmamalı </strong></p>
<p>Ağız gargarasının ağız kokusu veya diş arası temizliği için kullanılmaması gerektiğine dikkat çeken Güler, “Gargara rutinde kullanılması gereken bir ürün değildir ve asla diş fırçalama, diş ipi ya da ağız duşu kullanımının yerine geçemez. Çürük oluşumuna çok yatkınlığı olan bireylerde ya da şiddetli diş eti problemi olan hastalarda hekim reçete ederse gargara kullanılmalıdır.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Fazla miktarda yutulması hayati tehlikeye neden olabilir</strong></p>
<p>Ağız gargarasının yutulması durumunda sağlığı olumsuz etkileyebilecek sorunlara neden olabileceğini belirten Güler, az miktarda yutulması halinde midede yanma ve bulantı oluşabileceğini söyledi. 5-6 kapak gibi yüksek miktarlarda yutulması durumunda ise hemen bir hastaneye ulaşılması gerektiğini ifade eden Güler, fazlaca yutulmasının hayati tehlike doğurabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Diş etlerinin de gargaradan etkilenebileceğini belirten Güler, “1-2 haftadan uzun süreli kullanımları ağız içi mikroorganizmalarının dengesini bozarak farklı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilirken, bunun yanı sıra ağızda tat kaybı ya da kötü tat hissi oluşturabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kekik suyu veya az tuzlu ılık su da diş etlerini rahatlatabilir </strong></p>
<p>Gargaraların hekim tavsiye etmedikçe kullanılmaması gerektiği uyarısını yineleyen Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Gargaralar hekim tavsiyesine göre edinilip, hekimin önerdiği sürece kullanılmalı. Gargara yaklaşık 30 saniye ağızda tutulmalı ve çalkalama yapılmalı. Ticari ürünler yerine kekik suyu ya da az tuzlu ılık su tercih edilebilir. Bu şekilde gargara yapmak da diş etlerini rahatlatabilir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572">Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dezenfektanla silinen klozetler alerjiye neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dezenfektanla-silinen-klozetler-alerjiye-neden-oluyor-402531</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 08:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiye]]></category>
		<category><![CDATA[dezenfektanla]]></category>
		<category><![CDATA[klozetler]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[silinen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Belgin Usta Güç, özellikle okul öncesi çocuklarda deri yakınmalarının arttığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dezenfektanla-silinen-klozetler-alerjiye-neden-oluyor-402531">Dezenfektanla silinen klozetler alerjiye neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Belgin Usta Güç, özellikle okul öncesi çocuklarda deri yakınmalarının arttığını söyledi. Sadece bacakların arka kısımlarında deri üzerinde plaklar şeklinde ortaya çıkan ve irritan kontak dermatit şeklinde tanımlanan bu reaksiyonların, klozetlerin dezenfektanlarla silinmesi sonrası yüzeyde kalan dezenfektanların cildi tahriş etmesiyle ortaya çıktığını belirterek ebeveynleri dikkatli olmaları konusunda uyardı. </strong></p>
<p>Kontakt dermatit (KD) genel olarak deriye temas eden çevresel ajanlarla karşılaşmayı izleyerek gelişen inflamatuvar deri hastalığı olarak tanımlanır. Alerjik kontakt dermatit ve irritan kontakt dermatit olmak üzere iki türü bulunan bu hastalık tüm dermatolojik şikayetlerin %4 ila %7’sini oluşturarak toplumda sık görülen cilt problemi olarak öne çıkıyor. Her iki cinsiyette yaklaşık olarak eşit sıklıkta karşılaşılıyor.</p>
<p><strong>Saç derisinden göz çevresine…</strong></p>
<p>İrritan kontakt dermatitin deriye temas eden kimyasal maddeler veya fiziksel travmanın etkisiyle gelişen deri inflamasyonu olduğunu ifade eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Belgin Usta Güç, “İlk karşılaşmada kızarıklık, ödem, deride soyulma, deride içi su dolu kabarcıklar ortaya çıkar. Tahriş devam ederse kızarıklık, derinin üst katmanının kalınlaşması, deri çizgilerinin belirginleşmesi, nasırlaşması ve çatlaklar şeklinde ilerler. İrritan kontakt dermatitin oluşmasında asitler, alkaliler, metal tuzlar, solventler (çözücüler), alkoller, deterjanlar, temizleyiciler, dezenfektanlar, plastikler, gıdalar, su ve bitkiler rol oynayabilir. Günlük hayattan örnek vermek gerekirse; kuaförlerin saç boyalarını uygulaması sebebiyle ellerinde oluşan dermatiti, saç boyası sonrası kafa derisinde oluşabilen reaksiyonları, göz çevresine uygulanan makyaj malzemelerinin sebep olduğu dermatiti ve klozet yüzeyinin üst bacak arka bölgesinde oluşturduğu dermatitleri sıralayabiliriz” dedi.</p>
<p><strong>Deri hasarına neden oluyor!</strong></p>
<p>Klozet yüzeyinin temizliğinde kullanılan deterjanların kimyasal yapısının alkali olduğunu ifade eden Güç, alkali bileşiklerin, asitlere oranla daha şiddetli ve ağrılı deri hasarına neden olduğunu, koyu kahverengi renkte, sert, kuru ve çatlaklarla kaplı bir deri görünümü oluşturduğunu söyleyerek şöyle devam etti: “Sodyum, amonyum ve potasyum hidroksit, sodyum ve potasyum karbonat, kalsiyum oksit gibi güçlü alkaliler sabun ve deterjanlarda bulunurlar. Alkali bileşenler ve deterjanlarla temizliği yapılan klozetlere çocukların tekrarlayan temas ve maruziyeti sonucunda günler içerinde kimi zaman saatler içerisinde deri reaksiyon verir, dermatit oluşur. Ayrıca dermatit bölgesindeki kaşıntı deri bütünlüğünü bozar. Böylelikle irritasyona sebep olan kimyasalların emilimini kolaylaşır ve daha şiddetli dermatit oluşarak bir kısır döngü meydana gelir.”</p>
<p><strong>Tedavi için neler yapılabilir?</strong></p>
<p>Tedavinin önceliğinin deterjan temasından korunmak olduğunu söyleyen Güç, hastanın irritan maddeyle temas eder etmez ılık suyla yıkanması ve iyice kurulanması gerektiğini belirtti. Tekrarlayan alkali maruziyetini azaltmak için klozet yüzeyinin temizliği sonrasında mutlaka suyla durulama işleminin yapılması gerektiğini söyleyen Güç, “Evdeki klozetlerin her kullanımdan önce dezenfekte edilmesi gereksizdir. Anneler bu konuda aşırı hassasiyet gösteriyor. Deterjanlar cildi koruyan bariyerlerin aşınmasına neden oluyor ve dermatit ortaya çıkıyor. Cilt bariyerinin yenilenmesini sağlamak için nemlendiriciler kullanılmalıdır” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dezenfektanla-silinen-klozetler-alerjiye-neden-oluyor-402531">Dezenfektanla silinen klozetler alerjiye neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş makinesi izlemeyi neden çok seviyoruz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/is-makinesi-izlemeyi-neden-cok-seviyoruz-400837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2023 21:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[izlemeyi]]></category>
		<category><![CDATA[makinesi]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[seviyoruz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=400837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplum olarak iş makinesi izlemekten keyif aldığımız yadsınamaz bir gerçek. Bu sadece Türkiye’de değil, İtalya’da da yaygın bir durum.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-makinesi-izlemeyi-neden-cok-seviyoruz-400837">İş makinesi izlemeyi neden çok seviyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toplum olarak iş makinesi izlemekten keyif aldığımız yadsınamaz bir gerçek. Bu sadece Türkiye’de değil, İtalya’da da yaygın bir durum. İş makinesi izlerken insanın ezelden beri var olan bazı dürtülerini tatmin ettiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bizler için büyük anlam ifade eden durumlardan biri güç ve hakimiyete sahip olmak. Tahrip etme, yıkma ve kontrol etme iç güdülerimiz var. İş makinelerini izlerken de bastırdığımız bu dürtüleri tatmin edebiliyoruz.” dedi. Çocukların oyuncak parçalayarak bu dürtüleri dışa vurduğuna dikkat çeken Taşkın, iş makinesi izlemenin psikolojik olarak kişiyi destekleyebileceğini söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, toplum arasında ‘milli sporumuz’ olarak adlandırılan iş makinesi izleme zevkine değindi ve neden bu kadar çok sevildiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>İş makinesi izleme zevkinin altında yatan bazı sebepler var</strong></p>
<p>İtiraf etmeliyiz ki, iş makinelerini izlemeyi birçoğumuz çok seviyoruz. Bu durumun altında yatan bazı sebepler olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Yoldan geçerken inşaat sahasına denk gelince durabiliriz, hatta bir de iş makineleri çalışıyorsa çok daha fazla dikkat çekebilir.” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>İş makinesi izlerken bastırdığımız dürtüleri tatmin ediyoruz</strong></p>
<p>Neredeyse milli sporumuz haline gelen iş makinelerini izleme zevkimizi, sahip olduğumuz dürtülerle bağlantısı açısından ele alan Taşkın, “İnsan, eski çağlardan bugüne kadar olayları ya da diğer insanları kontrol etme iç güdüsüne sahip. Bizler için çok büyük bir anlam ifade eden durumlardan biri de güç ve hakimiyete sahip olmak. Pozitif dürtülerimiz olduğu gibi diğer bir tarafta da tahrip etme, yıkma ve kontrol etme iç güdülerimiz var. İş makinelerini izlerken de farkında olmadan kendimizi onların yerine koyarak bastırdığımız bu dürtüleri tatmin edebiliyoruz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Oyuncak parçalayan çocuklarda yıkma ve tahrip etme dürtüsü olabilir</strong></p>
<p>Yıkma ve tahrip etme duygusunun çocukluktan itibaren gelebildiğine dikkat çeken Taşkın, “Üst benliğin oluştuğu çocukluk yılarında bebeklerin oyuncaklarını parçalaması aslında bu dürtünün dışa vurumu olarak nitelendirilir. Bu olumsuz dürtüler fiziksel aktivitelerle de dışarı atılabilir. Bu aktiviteler dans ve spor olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>İş makinesi izlemek psikolojik olarak kişiyi destekleyebilir</strong></p>
<p>Türk toplumunda iş makinesi izleme alışkanlığının ciddi boyutlara geldiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, bunun için bazı belediyelerin şantiye izleme alanları bile oluşturduklarına dikkat çekti. İş makinesi izlemekten zevk almanın yalnızca Türkiye’de değil İtalya’da da yaygın olduğuna değinen Taşkın, hatta bu duruma ‘Umarell’ adı verildiği bilgisini paylaştı. Taşkın bu sözcüğün anlamını ise şöyle açıkladı:</p>
<p>“Bologna lehçesinde emeklilik yaşındakilerin inşaat veya yol yapım çalışmalarını elleri arkada izlemeleri ve istenmeyen tavsiyelerde bulunmalarına atıf yapan modern bir sözcük.”</p>
<p>Taşkın, “Sonuç olarak, iş makinelerini izlemek, dopamin salınımı, dikkat odaklanması, görsel ve işitsel uyarım, rutin ve rahatlatıcı etki, ilgi ve merak konusunda bizi destekleyebilir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-makinesi-izlemeyi-neden-cok-seviyoruz-400837">İş makinesi izlemeyi neden çok seviyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gömülü 20 yaş dişleri kist oluşumuna neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gomulu-20-yas-disleri-kist-olusumuna-neden-olabilir-400501</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2023 06:10:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dişleri]]></category>
		<category><![CDATA[gömülü]]></category>
		<category><![CDATA[kist]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[oluşumuna]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=400501</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar tamamen sürmüş ve uygun pozisyonda olan 20 yaş dişlerinin çekilmesine gerek olmadığını belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gomulu-20-yas-disleri-kist-olusumuna-neden-olabilir-400501">Gömülü 20 yaş dişleri kist oluşumuna neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar tamamen sürmüş ve uygun pozisyonda olan 20 yaş dişlerinin çekilmesine gerek olmadığını belirtiyor. Ancak, yarı gömülü olan 20 yaş dişlerinde diş eti iltihabı gibi sorunlar ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi M. Seda Altop, “Bu durumda çene yüzünde abseler, yüzde şişlik, ağrı ve ağız açmada kısıtlılık gibi sorunlar ortaya çıkabilir ve çekilmesi gerekebilir.” dedi. Sorun olup olmadığının anlaşılması için radyografik değerlendirme gerektiğine vurgu yapan Altop, çekim kararının anatomik olarak sinirle ilişkisi, kist oluşup oluşmadığı, çevre doku ve dişlere zararı gibi konuların değerlendirilmesinden sonra verilebileceğini söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi M. Seda Altop, 20 yaş dişlerinin çekilip çekilmemesi konusunda değerlendirmelerde bulundu. Altop, bu tür dişlerin asemptomatik olsa dahi çevresinde kese oluşturabileceğini ve her vakanın ayrı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyduğunu belirtti.</p>
<p> </p>
<p><strong>20 yaş dişlerinin çekilmesine her zaman gerek olmuyor</strong></p>
<p>20 Yaş dişleri çenemizin en arka kısmında yer alan dişler olduğunu hatırlatan Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi M. Seda Altop “En geç çıkan dişler oldukları için çene kavsinde sıklıkla yer bulamazlar. 20’li yaşlarda radyografi sonrası genel değerlendirme ile teşhis ve gerekirse müdahale planlanmalıdır.” dedi.</p>
<p>Hangi durumlarda 20 yaş dişlerinin çekilmesine gerek olmadığı konusunda bilgi veren Altop, “Ağızda tamamen sürmüş 20 yaş dişleri; eğer kapanışta ise yani karşılığında diş varsa, düzgün pozisyonda, çevre dokulara zarar vermiyor ve sağlıklı ise çekilmesine gerek kalmaz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yarı gömülü 20 yaş dişlerinde bakteri tehlikesi</strong></p>
<p>Gömülü ya da yarı gömülü 20 yaş dişlerinin çekim gerektirip gerektirmediği konusuna da değinen Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi M. Seda Altop, “Çene kemiği içerisinde yarı gömülü 20 yaş dişlerinde, üzerindeki diş eti ile diş arasında bakteri birikimine bağlı diş eti iltihabı gelişebilir. Bu durumda çene yüz abseleri, yüzde şişlik, ağrı, ağız açmada kısıtlılığa neden olabilir ve çekilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Tamamen çene kemiği içerisinde gömülü 20 yaş dişlerinin de sorun oluşturabileceğine dikkat çeken Altop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tamamen gömülü 20 yaş dişlerinde, asemptomatik olsa bile etrafındaki kese, kistlere dönüşebilir. Bu nedenle radyografik değerlendirme gerekir. Anatomik olarak sinirle ilişkisi, kist oluşup oluşmadığı, çevre doku ve dişlere zararı değerlendirilerek çekim kararı verilir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gomulu-20-yas-disleri-kist-olusumuna-neden-olabilir-400501">Gömülü 20 yaş dişleri kist oluşumuna neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirketler Neden Katmanlı Güvenliğe Yatırım Yapmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirketler-neden-katmanli-guvenlige-yatirim-yapmali-395143</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 09:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliğe]]></category>
		<category><![CDATA[katmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[yapmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395143</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber saldırılar, şirketlerin başına birçok farklı şekilde gelebiliyor. Geçmişte siber güvenlik, doğru önlemlerin uygulanarak siber suçluların engellenebildiği basit ve kolay bir savunma sistemiydi ancak günümüzde kuruluşların tamamen güvende olmaları için saldırıları önleyen, karşı savunma yapabilen ve tehlikeye girdiklerinde hızlı onarım sağlayan katmanlı güvenlik çözümlerine uyum sağlamaları gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirketler-neden-katmanli-guvenlige-yatirim-yapmali-395143">Şirketler Neden Katmanlı Güvenliğe Yatırım Yapmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber saldırılar, şirketlerin başına birçok farklı şekilde gelebiliyor. Geçmişte siber güvenlik, doğru önlemlerin uygulanarak siber suçluların engellenebildiği basit ve kolay bir savunma sistemiydi ancak günümüzde kuruluşların tamamen güvende olmaları için saldırıları önleyen, karşı savunma yapabilen ve tehlikeye girdiklerinde hızlı onarım sağlayan katmanlı güvenlik çözümlerine uyum sağlamaları gerekiyor. Bu sistem siber güvenlik çözümlerinde, birden fazla çözümü entegre bir şekilde kullanarak katmanlar arası iletişim kuran proaktif bir yaklaşım sunuyor. Birçok işletmenin siber saldırılar nedeniyle telafi edilemeyen saldırılara uğradığını ifade eden Bitdefender Antivirüs Türkiye distribütörü Laykon Bilişim’in Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu,</strong> <strong>şirketlerin neden katmanlı güvenliğe yatırım yapmaları gerektiğini paylaşıyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kötü niyetli aktörler, şirket sistemlerinin belirli bir bölümünü tehlikeye atmaya ve potansiyel olarak sisteme girmeye odaklanabiliyor. Bu durum, saldırı yüzeyi olarak da biliniyor. Saldırı yüzeyi ne kadar büyükse, bir şirket o kadar fazla riske maruz kalıyor. Katmanlı güvenlik çözümleri, yalnızca güçlü bir dış koruma değil, tüm sistemle entegre ve proaktif yaklaşımıyla gelişmiş saldırıları savunan güvenilir bir koruma sağlıyor. Bitdefender Antivirüs Türkiye distribütörü Laykon Bilişim’in Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, çalışan temelli spear phishing ve BEC saldırıların evrimleştiğini ifade ederek, “Kimlik avı saldırıları ardından kötü niyetli kişiler, şirketlerdeki kilit kişilerin kimliğine bürünerek diğer çalışanlardan faydalanır. Bu durum gizli verilerin saldırganlara geçmesine neden olarak birçok işletmenin telafi edemeyeceği önemli mali kayıplara neden olabilir.” açıklamasında bulunarak şirketlerin katmanlı güvenliğe yatırım yapmalarının önemini paylaşıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şirketlerin Her Zamankinden Daha Fazla Korunmaya İhtiyacı Var</strong></p>
<p> </p>
<p>Şirketlerin dijital hacmi son birkaç yılda çok fazla artış gösteriyor. Bu durum ortalama saldırı yüzeyini artırarak, şirketleri hedef haline getiriyor. Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu’ya göre saldırganların en çok hedef aldığı cihaz ve sistemler şöyle:</p>
<p> </p>
<p>1. Dizüstü bilgisayarlar, sunucular ve ofis cihazları gibi uç noktalar ile şirket ağına bağlanan çalışanlar, cep telefonu gibi uzak ve kişisel cihazlar ile sıradan güvenlik ağında tehdit oluşturabiliyor.</p>
<p> </p>
<p>2. Office 365, Slack, Zoom ve Google Drive gibi araçları içeren bulut tabanlı hizmetlerin yanı sıra bulut kullanımı da artmaya devam ediyor. Daha küçük şirketlerin hizmetleri ve departmanları düzene sokmak için bulut tabanlı hizmetleri ve iş ortaklarını kullanma olasılığı daha yüksek oluyor.</p>
<p> </p>
<p>3. Akıllı ekranlar, buzdolapları, yazıcılar, kameralar gibi Nesnelerin İnterneti (IoT) kullanan cihazlar, internete bağlı olması nedeniyle güvenlik açıkları oluşturuyor.</p>
<p> </p>
<p>4. Şirketi siber saldırganlardan korumak söz konusu olduğunda, çalışanlar en zayıf halka oluyor. Bu durum şirket için her bireyin potansiyel risk teşkil etmesi anlamını taşıyor.</p>
<p> </p>
<p>5. Evden veya hibrit çalışan personellerin, şirket dışındaki bir ağ aracılığıyla veri paylaşımı yapmaları, artırılmış güvenlik önlemleri gerektiriyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Gelişmiş Saldırılar Uç Nokta Güvenliğinden Fazlasını Gerektiriyor</strong></p>
<p> </p>
<p>Saldırganların, kuruluşlara saldırmak ve sistem ağına sızmak için kullanabileceği alanlar nedeniyle, işletmeler gelişmiş saldırıların tehdidi altında kalıyor. “Bu tür saldırılar, genellikle popüler bulut tabanlı uygulamalardaki güvenlik açıklarını veya bir şirketin bulut altyapısını hedef alarak hassas verilere ve varlıklara doğrudan ulaşmayı amaçlıyor.” diyen Laykon Bilişim Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, bir şirketin verilerini riske atan giriş noktalarını hesaba katmak için önleyici kontroller, proaktif eylemler, tespit ve müdahale stratejilerini içeren katmanlı bir güvenlik oluşturmanın önem taşıdığını söylüyor.. </p>
<p> </p>
<p><strong>1. Görünürlük: </strong>İşletmedeki önemli verilerin ve mali birikimlerin çevredeki tüm tehlikelere karşı açık olduğunu bilmek, gelişmiş önlemlerin alınmasına yardımcı oluyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2. Tespit Etme: </strong>Tehlikelere karşı daha geniş bir bakış açısına sahip olmak için Bitdefender EDR (Uç Nokta Algılama ve Yanıt) ve Bitdefender XDR (Genişletilmiş Algılama ve Yanıt) gibi araçlar kullanılabiliyor. Bunlar, sistemde meydana gelen yetkisiz kullanıcıları veya kötü niyetli saldırıları doğru bir şekilde tespit etmek için tüm sistem ağını ve herhangi bir bulut altyapısını kapsayan analitik araçlardır.</p>
<p> </p>
<p><strong>3. Güçlendirme: </strong>Siber saldırılara karşı güçlendirme yapılması, bilinen güvenlik açıklarından yararlanılmasını önlüyor. Güçlendirme aynı zamanda e-posta güvenliği, istenmeyen e-posta filtreleri ve virüsten koruma araçları gibi sistemleri koruyan yama yönetimi, tam disk şifreleme güvenlik denetimlerini ve araçlarını da içeriyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>4. Bulut Güvenliği:</strong> Bulut sistemini içeren Office 365, One Drive ve Google Apps gibi benzer yazılımları korumak için şirketlerin kendi güvenlik önlemlerini uygulaması gerekiyor. Bunlar bulut tabanlı dosyaların, sunucuların ve servislerin güvenliğini sağlamaya yardımcı olabilecek hedefli güvenlik araçlarıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5. Yanıt Verme: </strong>Olası bir saldırıya nasıl karşılık verildiği, saldırıyı önlemek kadar önem taşıyor. Müdahale araçları bir saldırganın ortadan kaldırılmasına veya verebileceği zararın en aza indirilmesine yardımcı olabiliyor. Buna EDR, XDR gibi araçların yanı sıra yönetilen tespit ve müdahale ya da yönetilen güvenlik sağlayıcıları (MDR) sunan iş ortaklarından alınan müdahale hizmetleri de dahil oluyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirketler-neden-katmanli-guvenlige-yatirim-yapmali-395143">Şirketler Neden Katmanlı Güvenliğe Yatırım Yapmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 09:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[çatlamasına]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişlerin]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kırılmasına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bruksizmin gün içinde ya da uyku sırasında yapılan diş sıkma ve gıcırdatma eylemi olduğunu belirten uzmanlar, bu eylemin diş sağlığı açısından önemli sorunlar ortaya çıkarabileceği konusunda uyarıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145">Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruksizmin gün içinde ya da uyku sırasında yapılan diş sıkma ve gıcırdatma eylemi olduğunu belirten uzmanlar, bu eylemin diş sağlığı açısından önemli sorunlar ortaya çıkarabileceği konusunda uyarıyor. Bruksizmin kadınlarda daha sık görüldüğüne dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, agresif, rekabetçi veya hiperaktif kişilik tipine sahip olanlarda bruksizm riskinin yüksek olduğunu söylüyor. En kötü durumda, bruksizm sonucu dişlerin kaybedilebileceğine vurgu yapan Üçem, bruksizmi olduğunu düşünenlerin, diş hekimine danışmasını öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, diş kaybına kadar gidebilecek bruksizm sorunu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kadınlarda daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Bilinçsizce diş gıcırdatma veya sıkma sorununun bruksizm olarak adlandırıldığını belirten Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Gün içerisinde dişlerinizi sıkabilir ve gıcırdatabilirsiniz. Ya da gece uyurken (uyku bruksizmi) sahip olduğunuzun farkında bile olmayabilirsiniz.” dedi. </p>
<p>Uyanık bruksizmin, nüfusun yüzde 20&#8217;si tarafından bildirilen, esas olarak diş sıkma ile karakterize edilen yarı gönüllü bir eylem olduğunu ifade eden Üçem, “Kadınlarda daha sık görülür ve yaşla birlikte azalır. Tipik olarak stresle veya konsantrasyon gerektiren bir görevi yerine getirirken ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aşınmış dişler, yüz ve baş ağrısı bruksizm belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Uyku bruksizminin uyku ile ilişkili bir hareket bozukluğu olduğuna dikkat çeken Üçem, “Bu sınıflandırmadaki diğerleri, huzursuz bacak sendromu ve periyodik uzuv hareket bozukluğunu içerir. Uyku literatüründe uyku bruksizmi, sağlıklı bireylerde bir hareket bozukluğu veya uyku bozukluğu olmayan, ritmik (fazik) veya ritmik olmayan (tonik) olarak karakterize edilen uyku sırasındaki çiğneme kas aktivitesi olarak tanımlanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Bruksizmi olan hastalarda görülebilecek belirtilerin farklı olabileceğine değinen Üçem, “Aşınmış dişler, yontma veya kırık dişler, yüz ağrısı, aşırı hassas dişler, gergin yüz ve çene kasları, baş ağrısı, çene çıkığı, çenenin kilitlenmesi, diş minesinin aşınması, temporomandibular eklemde bir patlama veya tıklama, dil girintileri, yanağın iç kısmında hasar ve aşınma yüzeyleri gibi belirtiler ortaya çıkabilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Agresif, rekabetçi veya hiperaktif kişilerde bruksizm riski daha yüksek</strong></p>
<p>Bruksizmin küçük çocuklarda daha yaygın olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Bu durum genellikle yetişkinlikte geçer. Agresif, rekabetçi veya hiperaktif bir kişilik tipine sahip bireylerde bruksizm riskinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bruksizm, sigara içenlerde içmeyenlere göre neredeyse iki kat daha yaygındır.” dedi.</p>
<p><strong>Aşırı stres ve diş gıcırdatma sorunu için psikologdan yardım alınabilir</strong></p>
<p>Stres ve diş gıcırdatmanın yan etkilerinden şikayetçi olanların, profesyonel yardım alması gerektiğine vurgu yapan Üçem, tedavi seçeneklerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p>“Diş hekiminiz, dişlerinizi korumak için size geceleri kullanılmak üzere bir diş sıkma plağı verebilir. Ancak öğütmeyi durdurmaz, sorunun altında yatan nedenleri ele almanız gerekir. Kas gevşetici ilaçlar çeneyi gevşetmeye ve gece gıcırdatmayı durdurmaya yardımcı olabilir. Aşırı stres ve diş gıcırdatma sorunu yaşayan kişiler, bir psikologdan veya başka bir profesyonel danışmandan yardım isteyebilir. Biyolojik geri bildirim de dahil olmak üzere stresle başa çıkma ve gevşeme eğitimi konusunda yardım alabilir. Çene botoksu bruksizm olaylarını durdurmaz ama diş sıkmanın şiddetini azaltabilir ve bazı durumlarda fayda sağlayabilir.”</p>
<p><strong>Bruksizm sonucu dişler kaybedilebilir</strong></p>
<p>Bruksizm tedavi edilmediği taktirde dişlere zarar verebileceğinin altını çizen Üçem, “Dişlerinize verilen hasar, yüzey çatlaklarından kırık dişlere veya restorasyonlara kadar değişebilir. Bu diş ağrısına neden olabilir. En kötü durumda, bruksizm sonucu dişler kaybedilebilir. Bruksizmden kaynaklanan stres, dişleri destekleyen dokulara da zarar vererek dişlerin sallanmasına neden olabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Diş hekiminize danışmayı ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Çene veya kas ağrılarının genellikle çene kaslarını aşırı çalıştırabilen dişleri sıkma ve gıcırdatmanın tekrarlanan hareketinden kaynaklandığını belirten Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Bruksizm, özellikle şakaklarda gerilim ve baş ağrılarına da neden olabilir, burası büyük bir kas olan temporalisin oturduğu yerdir. Bruksizm zamanla dişlerin minesini aşındırarak sıcak veya soğuk yiyecek ve içeceklere karşı artan hassasiyete yol açabilir. Aşırı bruksizm, özellikle önceden hasar görmüş veya zayıf noktaları varsa, dişlerin çatlamasına veya kırılmasına neden olur. Sonunda, dişler aşınarak oklüzal dikey boyutun kaybına neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Bruksizmi önlemek için alınabilecek önlemlere de değinen Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bruksizminiz olduğunu düşünüyorsanız, diş hekiminizle konuşun. Size, kas gerginliğini azaltmaya yardımcı olabilecek kas gevşeticiler veya iğneler gibi ilaçlar önerebilir. Soruna katkıda bulunup bulunmadığını görmek için kullandığınız ilaçlar hakkında doktorunuzla konuşun. Üst veya alt dişlerinize uyan, kenetlemeyi veya gıcırdatmayı azaltmaya yardımcı olabilecek özelleştirilmiş splint de kullanabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145">Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2023 11:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayakkabı]]></category>
		<category><![CDATA[barbie]]></category>
		<category><![CDATA[belli]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[giyiyor]]></category>
		<category><![CDATA[gözlü]]></category>
		<category><![CDATA[ince]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[renkli]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[topuklu]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu kız çocuğunun oynadığı Barbie bebeklerin, çocukların beden imajlarında ciddi bozulmaya neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Barbie özelliklerinin özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsendiğini belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777">Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çoğu kız çocuğunun oynadığı Barbie bebeklerin, çocukların beden imajlarında ciddi bozulmaya neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Barbie özelliklerinin özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsendiğini belirtiyor. Barbie Bebek Sendromu’nun yeme bozuklukları ve depresyon gibi çeşitli sağlık sorunlarıyla görülebileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günümüzde yetişkinler arasında da  bu sendromun karşımıza çıktığının altını çiziyor. Kız çocuklarının zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve daha çok sevileceğini düşündüklerini söyleyen Demir, Barbie görünümünün gerçekçi olmadığını fark etmenin önemli olduğuna vurgu yapıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, son dönemde sinema filmiyle yeniden gündeme gelen Barbie Bebek Sendromu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Barbie, kız çocuklarının beden imajını etkiledi</strong></p>
<p>Çocukluk döneminde çoğu çocuğun istisnasız oyuncağı olan Barbie’den adını alan ‘Barbie Bebek Sendromu’nun son günlerde yeniden gündemimizde olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Barbie’nin üretici firması 1959 yılında bu oyuncak bebeği piyasaya sürdüğünde, ‘beden imajı’ henüz gündemde olmayan bir kavramdı. Özellikle Amerika’nın büyüyen ekonomik döneminde çocukların hayatına giren Barbie, kadınların dış görünüşlerine dair sosyal bir norm mesajı veriyordu. Zayıf, ince belli, uzun, beyaz tenli ve renkli gözlü olmak ve sürekli topuklu ayakkabı giymek özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsenmeye başladı.” dedi.</p>
<p><strong>Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</strong></p>
<p>Günümüzde yapılan çalışmalarda bu bebeklerle oynamaya maruz kalan çocukların beden imajlarında ciddi düzeyde bozulmanın gerçekleştiğine vurgu yapan Demir, “Klinik ortama yansıyan kısmıyla yeme bozuklukları, beden algısı bozukluğu, depresyon, anksiyete bozukluklarına neden olabileceği gibi gündelik hayatta, mutsuzluk, içe kapanma, düşük özgüven, çeşitli sağlık sorunları gibi pek çok şekilde kendini gösteriyor. Çünkü Barbie’nin vücut ölçüleri gerçeğe uygun olmayan şekilde tasarlanmış. ‘Mükemmellik’ arayışı genç kızların arasında bebekken oynadıkları Barbie gibi olma arzusu ile yaygınlaşmaya başladı. Beraberinde üretici firma Barbie’nin pek çok farklı meslekten ve beden imajından oluşan versiyonunu üretti. En son ‘Down Sendromlu Barbie’nin piyasaya girmesiyle bu alanda geniş bir repertuar sunmakta diyebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya etkisiyle yetişkinler arasında da devam eden bir durum</strong></p>
<p>Barbie Bebek Sendromu’nun kadınlar arasında ince bel, uzun bacaklar gibi tipik mükemmel vücut ölçüleri ve güzellik anlayışı ile kendi bedenleriyle aşırı meşgul olma eğilimini ifade etiğine dikkat çeken Demir, “Bu sendrom, günümüzde hala mevcut. Bu durum sosyal medya ile de yaygınlaşıyor. Özellikle kadınların kusursuz görünme çabası ile sayısız estetik operasyon geçirmesi, fazlaca kozmetik tüketim içinde olması, güzellikleri ile farklı bir alanda ilerleyemeyecek düzeyde ilgilenmeleri hepimizin gözünün önünde olan, dikkat çekici bir durum. Eskiden sıklıkla ergenler arasında görülürken günümüzde yetişkinler arasında da  karşımıza çıktığını görüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuklar, zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve daha çok sevileceğini düşünüyor </strong></p>
<p>Barbie Bebek Sendromu’nun sadece beden algısını değiştirmekle kalmadığını belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yapılan araştırmalarda 5-8 yaş arasındaki kız çocuklarının yüzde 80’i, zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve toplum tarafından daha çok sevileceğini düşündüklerini dile getiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Barbie görünümünün gerçekçi olmadığını fark etmek önemli</strong></p>
<p>“Son dönemde sinema ile gündeme gelmesiyle beraber de aslında bu dünyanın yapaylığına vurgu yapılıp, gerçek insan olarak dünyada yaşamaya dair bir pencere de açılmış gibi.” yorumunu yapan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Her ne kadar Barbie Bebek Sendromu içinde olan kişi bu durumun farkında olmasa da mükemmel görünüm, mükemmel vücut ölçülerinin gerçekçi olmadığını fark etmek psikolojik sağlığımız açısından önemli. Gerçekçi olmayan pembe bir dünyada olmayı arzulamak yerine, gerçek dünyada gerçek ilişkiler kurmak, benlik değerimizi oluşturmak, hayatı sorgulamak, varoluşu keşfetmek ve Barbie figürünü kendimize göre özgün bir şekilde oluşturmak çok daha sağlıklı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777">Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalça Ağrıları Tedavi Edilmezse Daha Büyük Sorunlara Neden Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalca-agrilari-tedavi-edilmezse-daha-buyuk-sorunlara-neden-olabilir-392612</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2023 08:40:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[edilmezse]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392612</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda özellikle pandemiyle birlikte kişilerin kendi başına spor yapmaya çalıştığını hatırlatan Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, bilinçsizce yapılan sporun kalça ağrılarına ve kalça bölgesindeki bazı sorunlara yol açabileceğine işaret etti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalca-agrilari-tedavi-edilmezse-daha-buyuk-sorunlara-neden-olabilir-392612">Kalça Ağrıları Tedavi Edilmezse Daha Büyük Sorunlara Neden Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Son zamanlarda özellikle pandemiyle birlikte kişilerin kendi başına spor yapmaya çalıştığını hatırlatan Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, bilinçsizce yapılan sporun kalça ağrılarına ve kalça bölgesindeki bazı sorunlara yol açabileceğine işaret etti. </em></p>
<p>Sık karşılaşılan ortopedik sorunlardan olan kalça ağrısı 18-60 yaş arası genç ve erişkin nüfusun hayat kalitesini etkileyen önemli bir sorun. Avrupa’da yıllık kalça ağrısı sebebiyle hastaneye başvuranların oranının ülke nüfuslarına göre yüzde 1-2 civarında olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, “80 milyonluk Türkiye’yi düşünürsek yaklaşık 800 bin kişiyi etkilediğini söylemek mümkün” diye konuştu. </p>
<p>Yaşa göre farklı nedenlerle ortaya çıkabilen bu sorunun özellikle pandemi ve sonrasında bilinçsizce yapılan spora bağlı artışa neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akman, kalça bölgesindeki ağrıların kaynaklandığı sorunlar ve tedavisine yönelik bilgi verdi. </p>
<p><strong>“AĞRI FARKLI NEDENLERDEN KAYNAKLANABİLİR”</strong></p>
<p>Hem gençlerde hem de yaşlılarda kalça ve kalça çevresi ağrılarının nedenlerinin bulunmasının zor olabileceğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, iyi ve kapsamlı bir uzman muayenesinin şart olduğunu ifade etti.</p>
<p>Doç. Dr. Akman, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bu ağrılar kalça ekleminden, kemiklerden, kalçanın çevresindeki kas ve tendonlardan kaynaklanabilir. Aynı zamanda yansıyan ağrılar olabilir. Kalça eklemini direkt ilgilendirmeyen ama bel bölgesinden yansıyan bir ağrı da kalçaya vurabilir. Bununla birlikte idrar yolları, kadınlarda jinekolojik problemler de kalça çevresinde ağrı yaratabilir. Bu nedenle ağrıyı değerlendirmek için öncelikle travmatik mi yoksa travmadan bağımsız bir ağrı mı, buna bakmak gerekir.”</p>
<p><strong>“20-60 YAŞ ARASINDA DAHA ÇOK SPOR VE AKTİVİTEYLE İLGİLİ AĞRILAR ÖN PLANDA” </strong></p>
<p>Gençlerde, çocuklarda ve yaşlılarda görülen kalça ağrılarının farklılık gösterebileceğini söyleyen Doç. Dr. Akman, şunları ekledi: “Genç popülasyonda yapılan birçok çalışmada kalça ağrısı ile başvuran hastalarda ilk sırada Femoraasetabuler impingement dediğimiz kalça sıkışma hastalığı ve kas-tendon zorlanmaları gözleniyor.  60 yaş üzeri kişilerde ise kalça ağrısının sebeplerine baktığımızda gençlerden farklı olarak osteoartrit yani kireçlenme ilk sırada yer alıyor. Tabi ki kas-tendon ağrıları, yansıyan ağrılar da görülebilmektedir. Artroz dünya genelinde sakatlık bırakan hastalıklar arasında dördüncü sırada yer alan önemli bir sorundur. Dünyada yıllık 240 milyon kişinin, Amerika Birleşik Devletlerinde 32 milyon kişinin muzdarip olduğu bildirilmektedir.”</p>
<p><strong>AĞRI HAREKETLE ARTIYORSA SORUN ORTOPEDİK KAYNAKLI OLABİLİR</strong></p>
<p>Kalçanın ön bölgesinde yer alan ve hareketle birlikte artış gösteren kalça ağrısının sorunun ortopedik nedenlerden kaynaklandığının göstergesi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akman, “Ancak ortopedik sorunlarda da sorun ilerlediyse istirahat sırasında da ağrı devam edebilir” dedi. </p>
<p><strong>“KALÇANIN ARKA TARAFINDAKİ AĞRILAR DAHA ÇOK BEL KAYNAKLIDIR” </strong></p>
<p>Kalça ekleminden kaynaklanan sorunlarda kalçanın ön kısmında ağrı yapabileceğini söyleyen Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, “Bu durumda kalçanın yanı ve arkasında ağrı yapmasını beklemeyiz. Hasta geldiği zaman kalçanın arka tarafını da kalça bölgesi olarak adlandırabiliyor. Ancak kalçanın arka tarafındaki ağrılar daha çok bel kaynaklıdır. </p>
<p>Bizim kalça hastasında beklediğimiz şikâyet aslında şudur; C bulgusu (C sign) denen bir şey vardır. Hasta eliyle C şeklini yapıp ön ve yana doğru bir yer gösterir. Hasta ağrısını C işaretinin içerisinde kalan bir bölgede hissediyorsa büyük olasılıkla kalçadan kaynaklanır. Daha çok yan arka veya tamamen arka bölgedeyse aslında kalça patolojisinden biraz uzaklaşırız. Daha farklı hastalıklar düşünmemiz gerekir. Yansıyan ağrıdan dolayı bel sorunları, bel fıtıkları, romatizmaya bağlı patolojilerde kalça çevresinde ağrı yaratabilir” dedi. </p>
<p><strong> “ÇOK NADİR GÖRMEKLE BİRLİKTE BAZI KÖTÜ HUYLU HASTALIKLARIN DA BELİRTİSİ OLABİLİR” </strong></p>
<p>Kalça ve kalça çevresindeki ağrıların çok nadir olmakla birlikte bazı kötü huylu hastalıkların da belirtisi olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Akman, “Hastalığın tanısında fizik muayene bu nedenle çok değerli. İlk değerlendirme sonrasında tanıyı büyük oranda yaklaşıyoruz. Ancak kesin tanı için ek tanı yöntemlerini mutlaka istiyoruz. Özellikle gençlerde röntgen ile birlikte mutlaka MR gerekir.”</p>
<p><strong>&#8220;GÜNÜMÜZDE KALÇA ARTOSKOPİSİNİ ÇOK SIK KULLANIYORUZ&#8221;</strong></p>
<p>Hastalığın tedavi süreçlerinden bahseden Doç. Dr. Akman şu bilgileri verdi, “Gençlerde kalça sıkışma hastalığı, kıkırdak sorunları ve labrum yırtıkları ile karşılaşırsak cerrahi tedaviler ile başarılı sonuçlar alıyoruz. Burada da açık minimal invaziv bir yöntem olan kalça artroskopisini günümüzde çok sık kullanıyoruz. Artık dünyada da altın standart haline geldi. Kalça artroskopisi her yaşta yapılabilir ama tabi ki kalça ekleminde bozukluk ilerlediği osteoartrit geliştiği zaman çok fazla da işe yaramıyor. Daha çok genç hastalarda ve bu olayların ilk evresinde başvurduğumuz bir yöntem olduğunu söyleyebilirim. Gençler ve sporcular, kalça yaralanmaları- labrum yırtıkları ve kalça sıkışması ameliyatlarından sonra spora dönebilirler. Belli bir iyileşme döneminden sonra aktivitelerine kaldıkları yerden devam edebilirler. “</p>
<p><strong>“TEDAVİLERLE HAYAT KALİTELERİNİ YÜKSELTEBİLİYORUZ” </strong></p>
<p>Tedavi edilmediği taktirde hastaların bir süre sonra kalça kireçlenmesiyle karşımıza gelmesi kaçınılmaz olacaktır” diyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, şu önerilerde bulundu: </p>
<p>“Öncelikle sosyal medya üzerinden görülen hareketlerle bilinçsizce spor yapılmamalı. Bununla birlikte sporla birlikte ya da hareketlerin hızını artırdıkları zaman ağrı varsa ‘bir daha spora gideyim, ağrılarım geçer’ diye düşünüp üstüne gidilmemeli. Çünkü bu durumda ağrıların kronikleşmesine ve basit bir tedaviyle geçebilecekken daha kompleks hale gelebilir. O yüzden sporla ilgili bir yaralanma, zorlanma özellikle o bölgede şişlik, morarma gibi bir bulgu oluşursa hemen ortopedi uzmanına başvurmalarında yarar var. İleri yaştaki kalça kireçlenmesi olan hastalarımız da yaşadıkları kalça ağrıları ile devam etmek zorunda değiller. Günümüzdeki tedavi şekilleriyle hayat kalitelerini yükseltebiliyoruz. Ağrılarını azaltıp konforlu bir şekilde yaşamlarına devam edebileceklerini unutmamalılar.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalca-agrilari-tedavi-edilmezse-daha-buyuk-sorunlara-neden-olabilir-392612">Kalça Ağrıları Tedavi Edilmezse Daha Büyük Sorunlara Neden Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektronik cihazlar uykusuzluğa neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/elektronik-cihazlar-uykusuzluga-neden-olabilir-389518</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jul 2023 09:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluğa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389518</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek çok kişi tarafından yaşanabilen bir durum olan uykusuzluk, bazı kişilerde birkaç gün devam ederken bazı kişilerin de hayatlarının her noktasını etkileyebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elektronik-cihazlar-uykusuzluga-neden-olabilir-389518">Elektronik cihazlar uykusuzluğa neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pek çok kişi tarafından yaşanabilen bir durum olan uykusuzluk, bazı kişilerde birkaç gün devam ederken bazı kişilerin de hayatlarının her noktasını etkileyebilir. Ciddi şekilde devam eden uykusuzluğun tedavi gerektirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Özellikle gençler okul, iş ve sosyal yükümlülüklerden kaynaklanan aşırı yoğun tempoya ve strese duyarlı olabilir. Bunun yanı sıra artan elektronik cihaz kullanımı da uykusuzluğa sebep olabilir” açıklamasında bulundu. </strong></p>
<p>Bir bebeğin her gün 17 saate kadar uykuya ihtiyacı olabilirken, yetişkinlerin bir gecede sadece 7-8  saat uyuyabildiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Genel olarak ideal kabul edilen uyku süreleri 0-3 ay arası 14-17 saat, 4-11 ay arası 12-16 saat, 1-2 yaş arası 11-14 saat, 3-5 yaş arası 10-13 saat, 6-12 yaş arası 9-12 saat, 13-18 yaş arası 8-10 saat, 18-64 yaş arası 7-9 saat ve 65 yaş ve üstü 7-8 saattir” dedi. </p>
<p>Düzenli uykunun gün içerisinde kişinin daha enerjik olmasına yardımcı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nihal Işık, “Düzenli uyku bağışıklık fonksiyonunu artırır, metabolizmayı olması gereken şekilde çalıştırır, hafızayı geliştirir, enerjik hissettirir ve ruhsal sağlığı destekler” diye konuştu.</p>
<p><strong>Uykusuzluk problemi herkeste farklı görülebilir</strong></p>
<p>Uykusuzluk probleminin her insanda farklı şekilde görülebildiğini hatırlatan Prof. Dr. Nihal Işık, “Kişinin yaşamı, uyku sorunlarıyla birlikte zaman içinde değişebilir. Uykusuzluk uykuya geçmede zorluk, kısa süren uykular, gece boyu sık uyanmak, uykudan uyanmak, dinlenmiş uyanamamak, yorgunluk ve odaklanma zorluğu şeklinde görülebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Uykusuzluk bağışıklığı düşürüyor</strong></p>
<p>Uykusuzluk ile ilgili en yaygın şikâyetin sürekli yorgunluk hissi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nihal Işık, “Bunun etkisi, normal günlük işlev için yeterince konsantre olabilme ve odaklanabilme ile ilgili sorunlara da katkıda bulunur. Duygudurum bozuklukları geliştirme riski genellikle uykusuzluk dönemlerinde yükselebilir. Uykusuzluk aynı zamanda felç, astım, bağışıklık zayıflaması, iltihaplanma, obezite, diyabet, tansiyon yükselmesi ve depresyona sebep olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Çalışma şartları uykusuzluğa yol açıyor</strong></p>
<p>Çalışma şartları, stres, çeşitli hastalıklar gibi pek çok faktörün kişinin uykusuzluk sorunu yaşamasına neden olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Nihal Işık, “Uykusuzluğun teşhisi için çeşitli testlerin yanı sıra kişiden bir uyku günlüğü tutması istenebilir. Bu günlük, uykuya dalmaya çalıştıkları süreyi, uyku sürelerini ve gün içerisinde yaşadıkları problemleri içerir. Aynı zamanda bazı kişiler uyku laboratuvarlarında tanısal değerlendirmelerden geçilebilirler” diye konuştu.</p>
<p>Uykusuzluğu tedavi etmek için doktor tarafından reçete edilebilen ilaçlar bulunduğu gibi yaşam tarzı değişikliklerinin de tavsiyeler arasında yer aldığının altını çizen Prof. Dr. Nihal Işık, “İlaçlar kısa vadede etkili sonuçlar sağlar fakat uykusuzluk yaşayan her kişi için uygun bir tedavi olarak görülmez. Bazı durumlarda kişilere terapi gibi psikolojik destek de sağlanması gerekebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Elektronik eşyalar yatak odasında kullanılmamalı</strong></p>
<p>Uyku kalitesini artırmanın uyku öncesi ve sonrası yapılan aktivitelerle yakından ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nihal Işık, “Özellikle haftanın her günü mümkün olduğunca aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya çalışmak bir düzen oluşturmaya yardımcı olur. Bunun yanında kişiyi sakinleştirecek aktiviteler ve meditasyon yapması da uykuya dalmayı kolaylaştırabilir. Uyumadan önce besin alımını durdurmak ve kafein alımına saatler önce son vermek de uykusuzluğun önüne geçmeye yardımcı olabilir. Aynı zamanda gün içerisinde egzersiz yapmak, elektronik eşyaları yatak odasında kullanmamak da sağlıklı bir uyku için çok önemli” diye konuştu.</p>
<p><strong>Uykusuzluğu tetikleyen 5 faktör</strong></p>
<ul>
<li><strong>Stres:</strong> Stres kalitesiz uykuya neden olan bir reaksiyona neden olabilir. Vücudun strese verdiği fiziksel ve zihinsel tepki, aşırı uyarılmaya katkıda bulunur ve uykusuzluğu getirebilir.</li>
<li><strong>Uyku Düzeni:</strong> Vücudun sirkadiyen ritmi olarak bilinen iç saati, gece ve gündüzün günlük düzenini ifade eder. Bu ritim bozulduğunda kişide uykusuzluk oluşabilir. Vardiyalı çalışma, bir kişinin gece boyunca çalışmasını ve gündüz uyumasını gerektirebilir ve uyku düzeninin bozulması problemleri yanında getirir. </li>
<li><strong>Ruh Sağlığı:</strong> Anksiyete, depresyon ve bipolar bozukluk gibi ruh sağlığı problemleri sıklıkla ciddi uyku sorunlarına yol açar. Fakat aynı zamanda uykusuzluğun ruh hali ve kaygı bozukluklarını şiddetlendirebileceği de göz ardı edilemez. </li>
<li><strong>İlaç Kullanımı:</strong> Uykusuzluk birçok ilaç türünün yan etkisi olabilir. Özellikle tansiyon, astım ilaçları ve antidepresanlar buna neden olabilen ilaçlardandır. </li>
<li><strong>Yaş:</strong> Artan yaş sağlık sorunlarında çeşitli artışlar ve ilaç kullanımları uykusuzluğun nedeni olabilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elektronik-cihazlar-uykusuzluga-neden-olabilir-389518">Elektronik cihazlar uykusuzluğa neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Maddede Akıllı Güvenlik Gözetimi Sabit Diskleri, CCTV İçin Neden Gerekli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-maddede-akilli-guvenlik-gozetimi-sabit-diskleri-cctv-icin-neden-gerekli-386609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jun 2023 12:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[cctv]]></category>
		<category><![CDATA[diskleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerekli]]></category>
		<category><![CDATA[gözetimi]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[maddede]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=386609</guid>

					<description><![CDATA[<p>En son teknoloji ve yenilikçi çözümler, akıllı video CCTV endüstrisinin büyümesini desteklemeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-maddede-akilli-guvenlik-gozetimi-sabit-diskleri-cctv-icin-neden-gerekli-386609">5 Maddede Akıllı Güvenlik Gözetimi Sabit Diskleri, CCTV İçin Neden Gerekli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En son teknoloji ve yenilikçi çözümler, akıllı video CCTV endüstrisinin büyümesini desteklemeye devam ediyor. Yayınlanan bir raporun gösterdiğine göre güvenlik gözetimi pazarının 2022’de 48,7 milyar dolardan 2027’de 76,4 milyar dolara çıkması1 bekleniyor. </p>
<p>Pazardaki talep, çeşitli sektör ve endüstrilerde yaşam ve çalışma şeklimizi iyileştirmek amacıyla CCTV’lerin yaygın bir şekilde kullanılmasında artış olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Günümüzde, perakende, imalat, akıllı şehirler ve çok daha fazla endüstrinin, operasyonlarını etkin bir şekilde yönetmesi ve kontrol etmesi için CCTV uygulamalarını hayata geçirmelerine yardımcı olacak en iyi uygulamalar ve yönergeler mevcut. CCTV sistemleri sürekli olarak video görüntülerini kaydedip saklıyor, bu da hızla büyük miktarda veri oluşmasına yol açabiliyor. </p>
<p>Bunun sonucu olarak da, 7/24 izleme için standart sabit disk sürücüleri (HDD’ler) yerine bir CCTV veya akıllı video sınıfı depolama çözümü kullanmak çok önemli. Akıllı güvenlik gözetimi sabit diskleri, birden çok akışı işlemek ve sürekli kayıt talebini karşılamak için özel olarak tasarlandığı gibi CCTV sistemlerinin gereksinimlerine yanıt niteliğinde güvenilir ve tutarlı bir performans sağlıyor. </p>
<p>Neden akıllı güvenlik gözetimi sabit diskleri CCTV kullanımı için gerekli? Yanıtları burada: </p>
<p> </p>
<ul>
<li>
<p>7/24 izleme: Güvenlik gözetimi sabit diskleri sürekli çalışacak şekilde tasarlanmıştır ve bu sayede videoların 7/24 tutarlı bir şekilde kaydedilmesini sağlamaya yardımcı olur. Bu sabit diskler gerçek zamanlı sorun tespitine izin verdiğinden, günün her saati video çekimi yaparak operasyonel verimliliği artırmaya yardımcı olabilir. Herhangi bir anormallik, arıza veya standart işletim prosedürlerinden sapma gerçekleşirse durum hemen tespit edilebilir ve uyarılar veya bildirimler devreye alınabilir. Büyük miktarlarda video verisinin sürekli olarak kaydedilmesi ve depolanması gereken güvenlik gözetim sistemlerinde çalışmak üzere özel olarak tasarlanmış olan WD PurpleTM Pro gibi güvenlik gözetimi sabit diskleri, yılda 180 TB’a varan2 bir iş yükü oranına sahiptir ki bu, masaüstü sabit disklerindeki oranın üç katına denk geliyor.  </p>
</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>
<p>Kristal netliğinde video: Hızlı yazma hızları sayesinde akıllı güvenlik gözetimi sabit diskleri, çok sayıda akışın hızlı bir şekilde yakalanmasına ve yüksek kapasiteli depolama ile yüksek kaliteli videonun saklanmasına olanak tanır. Aynı zamanda WD Purple HDD’ler, AllFrameTM teknolojisine de sahiptir ve bu sayede CCTV kameraların videolarında kare kaybı azaltılır ve PC sabit disklerinde depolanan videolara kıyasla yüksek kaliteli ve son derece keskin 4K videolar üretilebilir. </p>
</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>
<p>Ağır iş yüklerini işleme yeteneği: Akıllı güvenlik gözetimi sabit diskleri 7/24 depolama iş yükleri için tasarlandığı gibi işleyişleri, yüzde 90 depolama ve yüzde 10 inceleme ve video verisini yeniden oynatma şeklinde olmak üzere genellikle 90-10 oranında gerçekleşir. Akıllı güvenlik gözetimi HDD’leri, ölçeklenebilirlik için optimize edildiği için sisteme daha fazla kamera eklenmesini mümkün kılar. Örneğin, WD Purple sürücüler gibi bazı güvenlik gözetimi HDD’leri 64 adede kadar tek akışlı HD kamerayı3 (6 TB4 ve üzeri) ve ayrıca temel yapay zeka yetenekleri sunmak için birden çok akış gönderen en yeni kameraların çoğunu destekleyebilir. </p>
</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Ek olarak, WD Purple Surveillance HDD (10 TB’a kadar) gibi belirli Western Digital diskler, 7/24 çalışan ve güvenlik gözetiminde iki ana kategori olan DVR (dijital video kaydedici) ve NVR (ağ video kaydedicisi) sistemleri için tasarlanmıştır ve 1 milyon saate kadar5 arızalar arası ortalama süreye (MTBF değeri) sahip oldukları için ağır iş yüklerini işleyebilirler. </p>
<p> </p>
<ul>
<li>
<p>Sürdürülebilir çözüm: Akıllı güvenlik gözetimi sabit diskleri, düşük güç profilleri sayesinde geleneksel HDD’ler veya genel amaçlı bilgisayar sürücülerine kıyasla daha az güç tüketir. Bu, daha az ısı üretmelerine yardımcı olur ve bu da otomatik olarak daha soğuk çalışma sıcaklıklarına zemin hazırlar. 365 gün, 7/24 işlem yaparken dahi bu HDD’ler bozulmadan, sorunsuzca çalışabilir. </p>
</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>
<p>Birleştirilmiş görüntüler: Akıllı güvenlik gözetimi sabit diskleri, tatmin edici miktarlarda depolama alanı sunar – 22 TB’e kadar4. 22 TB4 WD Purple Pro HDD’ler, birden çok kameradan gelen görüntüleri merkezi bir video sunucusunda veya depolama sisteminde birleştirmek için kullanılabilir; bu da verilerin yönetimini ve analizini kolaylaştırır. Örneğin, WD Purple Pro gibi güvenlik gözetimi HDD’leri, güvenilir yüksek kapasiteli performans ve yapay zeka güdümlü akıllı video ve derin öğrenme analitiğinin çok büyük miktarlarda depolama ihtiyaçları için 22 TB’a kadar depolama alanı sunan OptiNANDTM teknolojisi ile donatılmıştır. </p>
</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Genel olarak, akıllı güvenlik gözetimi sabit diskleri, sürekli kayıt yapan ve 7/24 akış için daha iyi güvenilirlik, dayanıklılık ve depolama kapasitesi gerektiren CCTV sistemleri için önemlidir. Özel depolama çözümleri, yüksek iş yüklerini yönetmeye, verileri uzun süre tutmaya ve daha az güç tüketmeye yardımcı olur, böylece bir CCTV sisteminin potansiyelini maksimum düzeyde kullanabilir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-maddede-akilli-guvenlik-gozetimi-sabit-diskleri-cctv-icin-neden-gerekli-386609">5 Maddede Akıllı Güvenlik Gözetimi Sabit Diskleri, CCTV İçin Neden Gerekli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çizgi filmler çocukların yüzde 33&#8217;ünde şiddet içeren davranışlara neden olabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cizgi-filmler-cocuklarin-yuzde-33unde-siddet-iceren-davranislara-neden-olabiliyor-385699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jun 2023 12:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çizgi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlara]]></category>
		<category><![CDATA[filmler]]></category>
		<category><![CDATA[içeren]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[ünde]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=385699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çizgi filmlerin çocukların psikoloji üzerinde farklı etkilere sahip olduğunu belirten uzmanlar, eğitici içeriğe sahip çizgi filmlerin çocukların akademik başarı ve okuma alışkanlıklarına katkı sağlayabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cizgi-filmler-cocuklarin-yuzde-33unde-siddet-iceren-davranislara-neden-olabiliyor-385699">Çizgi filmler çocukların yüzde 33&#8217;ünde şiddet içeren davranışlara neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukla birlikte içerik hakkında sohbet ederek çizgi film izlenmeli</strong></p>
<p><strong>Çizgi filmlerin çocukların psikoloji üzerinde farklı etkilere sahip olduğunu belirten uzmanlar, eğitici içeriğe sahip çizgi filmlerin çocukların akademik başarı ve okuma alışkanlıklarına katkı sağlayabileceğini söylüyor. Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt iyi hazırlanmış içeriklerin çocukları olumlu yönde desteklerken, cinsellik, şiddet veya alkol tüketimi ile ilgili içeriklere sahip çizgi filmlerin çocuklarda artan saldırganlığa, şiddete karşı duyarsızlaşmaya ve sağlıksız davranışların gelişmesine yol açabileceğine dikkat çekiyor. Çocukların doğaüstü güçlere veya imkânsız becerilere sahip karakterleri tasvir eden çizgi filmlerde, tanık oldukları tehlikeli hareketleri veya gösterileri taklit etmeye çalışabileceklerinin altını çizen Vogt, ailelerin çizgi filmleri çocuklarıyla birlikte, anlamlı sohbetler ederek izlemesini öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, çizgi filmlerin çocukların psikolojisini nasıl etkilediğine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Araştırmalar, çizgi filmlerle çocuk psikolojisi arasındaki ilişkiye ışık tutuyor</strong></p>
<p>Canlı renkleri, sevimli karakterleri ve hayali hikayeleriyle çocukları büyüleyen çizgi filmlerin, uzun zamandır çocukluk eğlencesinin temelini oluşturduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, “Son araştırmalar, çizgi filmlerle çocuk psikolojisi arasındaki karmaşık ilişkiye ışık tutarak ebeveynleri çocuklarının duygusal refahı üzerindeki potansiyel etkilerini dikkatli bir şekilde düşünmeye teşvik ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>Eğitici çizgi filmler akademik başarı ve okuma alışkanlığına katkı sağlayabilir</strong></p>
<p>Çizgi filmlerin, dikkatli bir şekilde tasarlandığında, çocuğun bilişsel ve duygusal gelişimi üzerinde olumlu etkilere sahip olabileceğine değinen Vogt, “Çizgi filmler çocuklara yeni bilgiler, fikirler ve problem çözme senaryoları sunarak bilişsel gelişimi teşvik edebilir. Çocukların dikkat süresini, hafızasını ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirebilir. Araştırmalar, çizgi film içeriğinin ilgi çekici görselleri ve canlı anlatımları nedeniyle daha fazla dikkat çektiğini ve çocukların geleneksel öğrenme yöntemlerine kıyasla bilgiyi daha etkili bir şekilde özümsemelerini sağladığını gösteriyor. Çizgi filmler, çocukları yeni kelimelerle, cümle yapılarıyla ve hikâye anlatma teknikleriyle tanıştırarak dil gelişimine katkıda bulunur. Çocuklara dinleme, konuşma ve anlama gibi dil becerilerini duyma ve uygulama fırsatı sunar.   Eğitici çizgi film programlarını izleyen öğrenciler, daha yüksek akademik notlar alma, artan okuma alışkanlıkları sergileme, rekabet becerileri sergileme ve şiddet içerikli ya da tamamen eğlence temelli televizyon programları arasında ayrım yapmada daha başarılı olma eğilimindedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İyi hazırlanmış çizgi filmler duygusal ifade ve anlayış için değerli araçlar olabilir</strong></p>
<p>Çizgi filmlerin çocukların sosyal ve ahlaki gelişimlerini de etkileyebileceğini belirten Vogt, “Çocukları çeşitli sosyal durumlarla, duygularla ve ahlaki ikilemlerle tanıştırarak empati kurmayı, bakış açısı kazanmayı ve başkalarını anlamayı teşvik ederler. Çocuklara paylaşma, iş birliği yapma ve çatışma çözme gibi sosyal becerileri öğrenmeleri için fırsatlar sunar. Ayrıca araştırmalar, iyi hazırlanmış çizgi filmlerin duygusal ifade ve anlayış için değerli araçlar olarak hizmet edebileceğini öne sürüyor. Çizgi filmlerdeki karakterler genellikle neşe, üzüntü, öfke, korku ve sevgiyi deneyimleyerek çocukların kendi duygularını öğrenmelerini ve yönetmelerini sağlar. Çizgi filmler, ahlaki ikilemleri, etik seçimleri ve eylemlerin sonuçlarını sunarak çocukların ahlaki gelişimini şekillendirmede rol oynar. Çocuklara değerleri, adaleti, dürüstlüğü ve sorumluluğu öğretebilirler. Yaratıcı dünyalar, karakterler ve hikayeler sunan çizgi filmler çocukların hayal gücünü ve yaratıcılığını teşvik eder.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Karakterlerin gerçek olduğuna, anlatılan olayların gerçek hayatta yaşanabileceğine inanabilirler</strong></p>
<p>Çok sayıda fayda sağlasa da çizgi filmlerin dikkatle değerlendirilmesini gerektiren olumsuzlukları olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, “Özellikle okul öncesi çocuklar, hayal ile gerçek arasında ayrım yapmakta daha fazla güçlük çekme eğilimindedir. Çizgi filmlerdeki karakterlerin gerçek olduğuna ya da çizgi filmlerde anlatılan olayların gerçek hayatta yaşanabileceğine inanabilirler. Bunun nedeni, küçük çocukların genellikle çizgi filmlerin kurgusal dünyası ile gerçek dünya arasındaki sınırlar hakkında sınırlı bir anlayışa sahip olmalarıdır. Çocuklar büyüdükçe ve bilişsel yetenekleri geliştikçe, hayal ürünü kavramını anlamaya ve gerçek ile hayali olanı ayırt etmeye başlarlar. 6 ila 7 yaşları arasında, çocuklar genellikle çizgi filmlerin kurgusal doğasını daha iyi kavrar ve hayali unsurlar ile gerçeği ayırt edebilir.” dedi. </p>
<p>Çizgi filmlerde tasvir edilen gerçek ile kurgusal dünya arasında ayrım yapmakta zorlanan çocukların, gerçek hayattaki durumları doğru yorumlamada da zorluklarla karşılaşabileceğini sözlerine ekleyen Vogt, “Çizgi filmler genellikle abartılı ve gerçekçi olmayan senaryolar sunar ve bu senaryolar harfi harfine alındığında gerçek dünyanın nasıl işlediğine dair yanlış kanılara yol açabilir. Bu yanlış yorumlama, bir çocuğun karar verme becerilerini, problem çözme yeteneklerini ve sosyal etkileşimlerini etkileyebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklar, çizgi filmlerde tanık oldukları tehlikeli hareketleri taklit etmeye çalışabilirler</strong></p>
<p>Sıklıkla olağanüstü yeteneklere, doğaüstü güçlere veya imkânsız becerilere sahip karakterleri tasvir eden çizgi filmlerin, çocukların beklentileri üzerindeki etkisine değinen Vogt, “Çocuklar bu tasvirlerin fantastik doğasını kavrayamadıklarında, kendi yetenekleri veya başkalarının yetenekleri hakkında gerçekçi olmayan beklentiler geliştirebilirler. Bu, hayal kırıklığına, hüsrana ve çarpık bir gerçeklik algısına yol açarak çocuğun özgüvenini ve motivasyonunu potansiyel olarak engeller. Gerçekle hayali ayırt etmekte güçlük çeken çocuklar, çizgi filmlerde tanık oldukları tehlikeli hareketleri veya gösterileri taklit etmeye çalışabilirler. İster yüksekten atlamayı ister dövüş sahnelerini taklit etmeyi veya tehlikeli nesnelerle deney yapmayı içeriyor olsun, bu eylemler fiziksel zarar veya kazalarla sonuçlanabilir. Bu tür eylemlerin kurgusal olduğu ve gerçek hayatta güvenli olmadığı konusunda net bir anlayışa sahip olmayan çocuklar, kendilerini gereksiz risklere maruz bırakabilirler.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Gerçek ile hayal arasındaki ayrımı anlamaları çocuklar için hayati öneme sahip</strong></p>
<p>Çizgi filmlerin genellikle öfke, korku veya heyecan gibi yoğun duygular yaşayan karakterleri abartılı bir şekilde tasvir ettiğine dikkat çeken Vogt, “Bu duyguların kurgusal doğasını anlamakta zorlanan çocuklar, kendi duygularını uygun şekilde düzenlemekte zorlanabilirler. Bu, öfke, endişe veya korkuyu yönetmede zorluklara katkıda bulunabilir. Duygusal zekâ ve empati gelişimini engelleyebilir. Gerçeklik ve hayal gücü arasındaki sınırları anlamak, eleştirel düşünme becerilerini geliştirmek için çok önemlidir. Çocuklar tükettikleri içerikleri analiz ederek ve sorgulayarak çizgi filmlerin verdiği mesajları değerlendirebilir ve gerçek ile kurguyu birbirinden ayırabilirler. Bu yetenek olmadan, çocuklar eleştirel düşünce veya şüphecilik olmaksızın gördükleri her şeyi kabul ederek medya tüketimine karşı daha pasif bir yaklaşım sergileyebilirler. Çizgi filmler çocuklar için zengin ve yaratıcı bir deneyim sunabilirken, gerçek ile hayal arasındaki ayrımı anlamaları onlar için hayati önem taşır. Bu sınırı kavrayamamak, gerçek hayattaki durumların yanlış yorumlanmasına, gerçekçi olmayan beklentilere, güvensiz davranışlara, duygusal zorluklara ve eleştirel düşünmeyle ilgili zorluklara yol açabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocukların yüzde 33&#8217;ü şiddet içeren davranışlar sergiliyor </strong></p>
<p>Çizgi filmlerin, cinsellik, şiddet veya alkol tüketimi ile ilgili temalar da dahil olmak üzere uygunsuz içeriklere de sahip olabileceğinin altını çizen Vogt, “Araştırmalar, bu tür içeriklere maruz kalmanın çocuklarda artan saldırganlığa, şiddete karşı duyarsızlaşmaya ve sağlıksız davranışların gelişmesine yol açabileceğini göstermiştir. Çizgi filmlerdeki şiddet eylemlerine tekrar tekrar maruz kalmak, adrenalin üretiminde artışa yol açarak çocuklarda dengesiz ruh hallerine ve artan saldırganlığa neden olabilir. Konuya dair yapılan araştırmalar, çocukların yaklaşık yüzde 33&#8217;ünün çizgi film izlemesi sonucunda şiddet içeren davranışlar sergilediğini ve yüzde 45&#8217;inin izlemeyi bırakması veya alternatif faaliyetlerde bulunması istendiğinde saldırganlık gösterdiğini göstermektedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Aşırı ekran süresi, uyku bozuklukları, hareketsiz davranış ve azalmış fiziksel aktivite ile ilişkili</strong></p>
<p>Çizgi filmler de dahil olmak üzere aşırı televizyon izleme alışkanlığının, çocuklukta obezite ile ilişkilendirildiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, “Çocukların günde dört saatten fazla televizyon izlediği ülkelerde fazla kilolu çocuk oranları daha yüksektir. Ayrıca, çizgi filmlerin çocukların genel refahı ve aile dinamikleri üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Araştırmalar, Avrupa&#8217;da 2 ila 11 yaş arası çocukların her hafta çizgi film izleyerek önemli miktarda zaman geçirdiklerini, birçok ebeveynin çocuklarını başka sorumluluklarla meşgul ederken veya rahatlama ararken televizyona güvendiğini göstermiştir. Öte yandan, çizgi filmlere ayrılan aşırı ekran süresi, uyku bozuklukları, hareketsiz davranış ve azalmış fiziksel aktivite ile ilişkilendirilmiştir. Ekranlara uzun süre maruz kalmak, sosyal etkileşim, yaratıcı oyun ve gerçek dünyayı keşfetme gibi önemli gelişimsel yönleri engelleyebilir.” uyarısını yaptı.</p>
<p><strong>Çocuğunuzla birlikte içerik hakkında sohbet ederek çizgi film izleyin</strong></p>
<p>Ailelerin neler yapabilecekleri konusuna da değinen Vogt, “Dengeli bir yaklaşım benimseyerek, çocuğunuzu çizgi filmlerin olumsuz etkilerinden koruyup olumlu potansiyelinden yararlanabilirsiniz. Çocuğunuzun çizgi film izlemesini aktif olarak izleyerek ve onunla etkileşim kurarak, eleştirel düşünme, empati ve çok yönlü bir bakış açısı geliştirmelerine yardımcı olabilirsiniz. Çocuğunuzun yaşına, değerlerine ve gelişimsel ihtiyaçlarına uygun çizgi filmler seçin. Öğrenmeyi, olumlu sosyal değerleri ve duygusal zekayı destekleyen eğitim içeriği arayın. Çocuğunuzla birlikte çizgi film izleyin ve anlamlı sohbetler yapın. Karakterler, eylemleri ve iletilen mesajlar hakkında diyaloğu teşvik edin. Bu birlikte izleme deneyimi, tüm endişeleri gidermek, olumlu değerleri pekiştirmek ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmek için bir fırsat sağlar.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Çizgi film sırasında reklamlara dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Çocukların çizgi film izlemesi için ebeveynlerin makul zaman limitleri belirlemesi tavsiyesinde bulunan Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, “Ekran başında geçirilen süre ile açık havada oyun oynama, okuma ve aile etkileşimleri gibi diğer etkinlikler arasında bir denge sağlayın. Genel sağlık ve sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarına öncelik veren bir medya planı oluşturun.” dedi.</p>
<p>Çocuğun maruz kaldığı içeriğin düzenli olarak izlenmesini ve yaşa uygun olmayan materyallere erişimi kısıtlamak için ebeveyn denetimleri veya filtreleme mekanizmaları kullanılmasını öneren Vogt sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocukların tercihlerini ve isteklerini etkileyebileceğinden, çizgi film sırasında reklamlara dikkat edin. Çocuklar çizgi filmlerde gösterilen reklamlardan kolayca etkilenirler. Çocuğunuzla reklamların ikna edici doğası hakkında konuşun ve bilinçli seçimler yapmaları için eleştirel düşünme becerilerini geliştirmelerine yardımcı olun. Reklamlara maruz kalmayı sınırlayın veya reklam içeriğini en aza indiren platformları seçin. Ekran başında geçirilen sürenin ötesinde etkinlikleri teşvik ederek zengin ve çeşitli bir ortamı teşvik edin. Hobiler, spor, sanat ve kaliteli aile zamanı yoluyla yaratıcılığı, fiziksel aktiviteyi ve sosyal etkileşimi teşvik edin. Yürüme, bisiklete binme, resim yapma, müzik aletleri çalma ve birlikte kaliteli zaman geçirme gibi alternatif dinlence etkinliklerini teşvik ederek olumlu rol model olun.” DOI numarası</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cizgi-filmler-cocuklarin-yuzde-33unde-siddet-iceren-davranislara-neden-olabiliyor-385699">Çizgi filmler çocukların yüzde 33&#8217;ünde şiddet içeren davranışlara neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel ve Sırtı Rahatlatmak İçin Yapılan Ani Dönme Hareketleri Bu Soruna Neden Olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-ve-sirti-rahatlatmak-icin-yapilan-ani-donme-hareketleri-bu-soruna-neden-olabiliyor-381506</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2023 11:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[dönme]]></category>
		<category><![CDATA[hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[rahatlatmak]]></category>
		<category><![CDATA[sırtı]]></category>
		<category><![CDATA[soruna]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381506</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel ağrısı toplumda en sık görülen ağrıların başında yer alır. Dolayısıyla bel, sırt hatta kalça bölgesinde yaşanan çoğu ağrıların doğal olarak bel kaynaklı olduğu düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-ve-sirti-rahatlatmak-icin-yapilan-ani-donme-hareketleri-bu-soruna-neden-olabiliyor-381506">Bel ve Sırtı Rahatlatmak İçin Yapılan Ani Dönme Hareketleri Bu Soruna Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bel ağrısı toplumda en sık görülen ağrıların başında yer alır. Dolayısıyla bel, sırt hatta kalça bölgesinde yaşanan çoğu ağrıların doğal olarak bel kaynaklı olduğu düşünülüyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Neslihan Kurt Oktay, az bilinen ancak çok yaygın görülen Maigne Sendromunun bel ağrısı ile başvuran hastaların yaklaşık yüzde 40’ının nedeni olduğunu söyledi. Bel ağrısının sıklıkla bel fıtığına, geçmeyen kasık ve testis ağrılarının ise iç organ hastalıklarına yaygın olarak bağlanmasının hastaların yanlış tanı almasına ve doğal olarak da uygun olmayan zaman alıcı yöntemlerle tedavi edilmesine neden olabildiğine dikkat çekti.</em></p>
<p> </p>
<p><strong>BEL AĞRILARININ ÇOK YAYGIN GÖRÜLEN AMA AZ BİLİNEN NEDENİ</strong></p>
<p> </p>
<p>Omurganın “alt sırt-üst bel omurlarının birleşme yerindeki fonksiyon bozukluğu sonucu görülen tüm ağrılı durumların Torakolomber Geçiş Sendromu (TLGS) diğer bir ismi ile Maigne Sendromu olarak tanımlandığı bilgisini veren Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Neslihan Kurt Oktay şunları anlattı: “Bel ağrılarının sık görülen ama az bilinen bu önemli nedenini şöyle açıkladı: “Bu sendrom en sık 11. ve 12. sırt omuru ile 1.bel omuru seviyeleri arasında görülür. Etkilenen bölgedeki omurların birbiri ile arasındaki bağlantıyı sağlayan ve kaymasını engelleyen eklem olan ‘faset eklemde’ tek taraflı bir hassasiyet, ağrıya neden olur. Bu bölgeden çıkan sinirlerin vücutta dağılarak beslediği ilgili kas, kemik ve deri bölgelerinde anormal belirtilerle seyredebilir. Hastalar özellikle bu alt sırt-üst beldeki geçiş bölgesinde değil de daha çok bel, leğen kemiği, popo, kasık ve testis bölgesindeki ağrıdan veya his azalmasından şikayet eder.”</p>
<p>İç organ sorunları dışlanmış ve sebep bulunamamış alt karın ağrısı, yan ağrısı (böğür ağrısı), kasık ve testis ağrısı olan hastaların yanı sıra nedeni bulunamayan bel ağrısı yaşayan kişilerin Maigne Sendromu şüphesiyle fizik tedavi hekimine başvurmaları gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi K. Neslihan Kurt Oktay böylelikle yanlış tanıya bağlı oluşabilecek zaman kayıplarının önüne geçilmesinin mümkün olabildiğini söyledi. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“GÖVDEYİ ANİ DÖNDÜRME HAREKETİ SONRASINDA AĞRI ORTAYA ÇIKIYOR”</strong></p>
<p> </p>
<p>Bu sendromun genellikle rotasyonel gövde döndürme hareketleri sonrası başladığını ve ayakta dururken karşı tarafa yana eğilme ile ağrının arttığını söyleyen Dr. Öğr. Ü. Kurt, “Sırt omurlarımızın rotasyon hareketi kaburgalarımız nedeni ile kısıtlıdır. Belimizin yana eğilme (fleksiyon) ve dönme hareketi (rotasyon) en büyük oranda alt sırt-üst bel geçiş bölgesi seviyesinde gerçekleşir. Bu nedenle ani yana eğilme ve dönme hareketi ile gerçekleşen zorlanmalar bu sendromun oluşmasındaki en önemli sebeptir” dedi. Bel ve sırt bölgesinde ani dönme hareketi yapan oyuncular ya da omurgalarına esneme, germeyle birlikte dönme hareketini yapan sporcularda sıkça görülmekle birlikte toplumun her kesimindeki kişilerde bu sorunun ortaya çıkabileceğine işaret etti. TLGS gençlerde de ortaya çıkabildiği gibi sıklıkla 50 yaş üzeri popülasyonda görülebildiğini belirten Dr. Öğr. Ü. Kurt Oktay bunun temel nedeninin yaşlanma ile birlikte omurga yanlarındaki kas kuvvetlerinde azalmanın yanı sıra, o bölgedeki yaşlanmaya bağlı dejenerasyona bağlı gelişen fonksiyon bozukluğu olabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>BEL FITIĞININ YANI SIRA İÇ ORGAN HASTALIKLARINI TAKLİT EDEBİLİR!</strong></p>
<p> </p>
<p>‘’Hastalar genellikle sırtta yer alan ağrıyı tarif edemez, bununla birlikte en sık görülen yakınma ise bel ağrısıdır’’ diyen Dr. Öğr. Ü. Kurt Oktay, sözlerine şöyle devam etti: “Ağrı alt bel bölgesi, leğen kemiğinin yanı, gluteal bölge (popo ve kaba ette), omurga ve leğen kemiğinin arasında bulunan sakroiliak eklem üzerinde yoğunlaşır bu nedenle bel fıtığında yaygınca görülen siyatik ağrısı ile sıklıkla karışır. Klinik olarak önemi olmayan ama bel MR’ında tesadüfen görülebilecek bel fıtıkları veya bu bölgedeki radyolojik anormallikler bel ağrısının asıl nedeni olarak görülüp de doğru tanının karışmasına neden olup hastalar yanlış tanı alabilmektedir. Uyluğun yan tarafında hissedilen yalancı kalça ağrısı, pubik &#038; kasıkta hassasiyet, testis ağrısı, alt karın ağrısı ve huzursuz barsak semptomları görülebilir. Şikayetler genellikle tek taraflıdır, çok nadiren iki taraflı olabilir. Yalancı kalça ağrısı kalça hastalıklarını taklit edebilir, kasık ve testislere kadar uzanabilir. Ağrı derin, keskin karakterde, hafif veya şiddetli olabilir ve genellikle tekrarlayı karakterdedir. Bu özelliklerinden dolayı organlara bağlı farklı sorunları taklit edebilen bu ağrılar bel ağrısıyla birlikte görülebildiği gibi tek başına da ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> “FARKLI HASTALIKLARLA KARIŞTIRILABİLİYOR”</strong></p>
<p> “Özellikle hastaların bel, leğen kemiği, popo kısmında hissettikleri ağrılarının kaynağının yanlışlıkla bel fıtığı gibi nedenlere bağlanabildiği ve gereksiz yanıt vermeyen cerrahi yöntemlerle tedavi edilmelerine neden olabilmektedir. Hastaların alt karın, kasık ve testis bölgesinde hissetikleri ağrılarının ise kasık fıtığı ve varikosel (testis damarlarının varisi) hastalıklarının yol açtığı ağrıları ile karışabildiğini, bu yüzden tanı ve tedavi süreçlerinin uzayabildiğini” ifade eden Dr. Öğr. Ü. Kurt Oktay, “Kasık fıtığı ve varikosel ameliyatı geçirdikten sonrasında kasık ve testis ağrıları geçmeyen hastaların oldukça yaygın olduğunu” da belirtiyor. “Nedeni net bulunamayan bel, alt karın, kasık ve testis ağrılarında<strong> </strong>gereksiz operasyonlara kadar giden bir süreci önlemek için fizik tedavi hekimi tarafından hastaların ayrıntılı bir fizik muayene ile değerlendirilmelerinin doğru tanı açısından çok önemli olduğunun” altını çizdi. </p>
<p><strong>“OMURGADAKİ FONKSİYON BOZUKLUĞUNA GÖRE FARKLI TEDAVİ YAKLAŞIMLARI UYGULANIR”</strong></p>
<p>Öncelikle tanıyı koyduktan sonra hastanın günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesi özellikle de rotasyonel (dönme) hareketlerden kaçınılmasının çok önemli olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neslihan Kurt Oktay, tedavi yaklaşımı konusunda şu bilgileri verdi: “Fonksiyonel bir restorasyon programı, bel esnekliğini artırıcı ve uyluk kaslarını germeye yönelik egzersizler yanında gövde kaslarını kuvvetlendiren egzersizler, denge ve proprioseptif egzersizler uygulanmalıdır. Fizik tedavi kliniğimizde omurgada fonksiyon bozukluğu görülen seviyedeki faset ekleme ultrason eşliğinde uyguladığımız lokal anestetik ve steroid enjeksiyonları hem tanıyı kesinleştirmede hem de tedavide oldukça etkilidir. Aynı zamanda etkilenmiş alt sırt-üst beldeki bu geçiş bölgesine uygulanan mobilizasyon ve manipülasyon teknikleri ile iyileşme sağlanabilmektedir. Manipülasyon ve enjeksiyon uygulanamadığı durumlarda fizik tedavi programında uygulanan fizik tedavi ajanları etkilidir. İnatçı vakalarda ise radyofrekans ile faset eklemin denervasonu da uygulanabilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-ve-sirti-rahatlatmak-icin-yapilan-ani-donme-hareketleri-bu-soruna-neden-olabiliyor-381506">Bel ve Sırtı Rahatlatmak İçin Yapılan Ani Dönme Hareketleri Bu Soruna Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerin Kabusu Orşite Yol Açan 4 Neden</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erkeklerin-kabusu-orsite-yol-acan-4-neden-378806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 May 2023 10:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerin]]></category>
		<category><![CDATA[kabusu]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[orşite]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Orşit ya da halk arasında testis iltihabı olarak bilinen sorun, tek veya iki testiste birden ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerin-kabusu-orsite-yol-acan-4-neden-378806">Erkeklerin Kabusu Orşite Yol Açan 4 Neden</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Orşit ya da halk arasında testis iltihabı olarak bilinen sorun,</em> tek veya iki testiste birden ortaya çıkabiliyor. Sıklıkla bakterilerin neden olduğu bu hastalık virüslerle de bulaşabiliyor. Testis iltihabına özellikle k<em>abakulak virüsü</em> neden olabiliyor. Orşit, testislerin arka kısmında spermleri taşıyan ve depolayan tüp şeklindeki yapılardan da kaynaklanabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Altunoluk, testis iltihabı ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>İki testiste birden başlayabiliyor</strong></p>
<p>Testislerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan enfeksiyonlara orşit adı verilmektedir. Genellikle bakterilere bağlı gelişmekte iken nadiren kabakulak gibi viral ajanlarla da oluşabilmektedir. Sıklıkla tek bir testis içerisinde ortaya çıkan orşit rahatsızlığı bazen de her iki testiste bulunabilmektedir. Ergenlik döneminden yetişkinliğe geçen erkek bireylerde görülen orşit kimi zaman kabakulak virüsünden kaynaklı olarak çocuklarda da görülmektedir.</p>
<p><strong>İltihap birçok nedene bağlı gelişiyor</strong></p>
<p>Testis iltihabının en sık görülen sebebi, var olan idrar yolları enfeksiyonu sırasında bakterilerin testise taşınması sonucunda oluşmasıdır. Gençlerde cinsel yolla bulaşan hastalıklara sebep olan bakteriler ön sıralardayken, yaşlılarda görülen testis iltihabı ise, prostattan kaynaklanan idrar yolu enfeksiyonunun testise ilerlemesi sonucunda oluşan enfeksiyonlardır. Yine viral sebeplerin en önemlilerinden birisi de, kabakulak orşiti denilen ve kabakulak geçiren hastaların tek testisinin ya da iki testisinin birden iltihaplanması durumudur.</p>
<p>Testis iltihabı birçok nedenden dolayı gelişebilmektedir. Orşite yatkınlık oluşturan durumlar kısaca şu şekilde ifade edilebilir.</p>
<ul>
<li>Üretral kateter (sonda) kullanımı</li>
<li>İyi huylu prostat büyümesi (BPH)</li>
<li>Sık idrar yolları enfeksiyonu geçirmek </li>
<li>Kabakulak aşısı olmamak ya da daha önce kabakulak hastalığı geçirmemek</li>
<li>Birden fazla cinsel partner varlığı</li>
<li>Hijyenik olmayan ortamlarda bulunmak </li>
</ul>
<p><strong>İltihabın belirgin 5 belirtisi</strong></p>
<p>Bakteriyel ve viral kaynaklı olabilen orşitin ilerlemesi epididimoorşit rahatsızlığına sebep olabilmektedir. Orşit belirtileri şunlar olabilmektedir;</p>
<ul>
<li>Testislerde ağrı ve şişlik</li>
<li>Kasık bölgesinde ve alt karında ağrı</li>
<li>Yüksek ateş</li>
<li>İdrarda yanma</li>
<li>Üretral akıntı olması<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Tedavi edilmezse sorun büyüyor</strong></p>
<p>Testis iltihabı tedavi edilmezse kendiliğinden geçmez. Üroloji uzmanı tarafından hastanın öyküsü alınıp gerekli testler yapılıp tanı konduktan sonra hemen tedaviye başlanmalıdır. </p>
<p>Tedavinin genel prensipleri ise şunlardır;</p>
<ul>
<li>Uygun antibiyotik tedavisi</li>
<li>Analjezik ve antiinflamatuar ilaçlar</li>
<li>Yatak istirahati</li>
<li>Skrotal elevasyon (etkilenen taraf testisinin yukarı kaldırılması)</li>
<li>Soğuk kompres uygulaması (önerildiği kadar)</li>
</ul>
<p>Testislerde meydana gelen ağrının nedeninin öğrenilerek soruna uygun tedavi uygulamak önemlidir. Nedeni bilinmeyen testis ağrılarında; ağrı kesici, antibiyotik, kas gevşetici gibi ilaçları kullanmak yerine uzanarak istirahat etmek, ılık su ile duş almak, soğuk kompres uygulamak daha doğru bir yöntemdir. Fakat testis ağrılarının nedeni acil müdahale gerektirebilecek testis torsiyonu (testisin kendi etrafında dönmesi sonucu testise giden kan akımının bozulması) gibi durumların atlanmasına yol açıp testis kaybına neden olabilir. Bu yüzden doğru tanı koyup gerekli tedavi için mutlaka üroloji uzmanına danışmak gerekir.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerin-kabusu-orsite-yol-acan-4-neden-378806">Erkeklerin Kabusu Orşite Yol Açan 4 Neden</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kefir İçmek İçin 15 Neden!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kefir-icmek-icin-15-neden-375761</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2023 10:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[içmek]]></category>
		<category><![CDATA[kefir]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=375761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kefir İçmek İçin 15 Neden: Enfeksiyondan depresyona kadar pek çok faydası bulunuyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kefir-icmek-icin-15-neden-375761">Kefir İçmek İçin 15 Neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Faydası saymakla bitmiyor…</strong></p>
<p><strong>Enfeksiyondan depresyona kadar pek çok faydası bulunuyor…</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş, fermente süt ürünü olan kefirin sayısız faydası olduğunu ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini belirterek “Enfeksiyondan depresyona kadar pek çok soruna çözüm olarak kefir içebilirsiniz. Aynı zamanda sağlıklı besin öğeleri içerdiğinden ve vücut ağırlığını azalttığından dolayı diyetlerin vazgeçilmez parçasıdır” dedi. </p>
<p>Acıbadem Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Renan Güneş, içeriğinde maya ve bakteri bulunan fermente edilmiş süt ürünü olan kefirin aynı zamanda probiyotik özellik taşıdığını ve tarih boyunca sofralardan eksik olmadığını ifade etti. Kefirin faydalarının saymakla bitmeyecek kadar çok olduğunun altını çizen Diyetisyen Güneş “Kefir yüksek miktarda B1, B12, ve K2 vitamini, kalsiyum, magnezyum, biotin, folik asit, amino asitler, enzim ve probiyotik içeriyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Enfeksiyondan depresyona kadar pek çok soruna çözüm olarak kefir içebilirsiniz” dedi. </p>
<p>Diyetisyen Güneş, kefirin 15 faydasını şöyle sıraladı: </p>
<p><strong>1- Probiyotik: </strong></p>
<p>Kefirden izole edilen çeşitli bakterilerin ve mayaların, düşük pH ve safra asitlerine karşı dayanıklı olduğu, bağırsaklara tutunabildiği, patojenlere karşı güçlü antagonistik etki gösterdiği ve sağlık üzerine olumlu etkilerinin olduğu saptanmıştır.</p>
<p><strong>2-Antimikrobiyal: </strong></p>
<p>Antimikrobiyal etki gösterdiği bilinmektedir. Kefirin antimikrobiyal etkisi kefirin pH düzeyi, fermentasyon sonucu oluşan biyoaktif peptitler, organik asitler ve hidrojen peroksit ile ilişkilendirilmektedir. Kullanılan kefir kültürü ve fermentasyon süresi de antimikrobiyal etkinliği etkilemektedir.</p>
<p><strong>3- Anti alerjen: </strong></p>
<p>Ige ve ıgG1 yanıtının baskılanmasına neden olan kefirin, gıda alerjilerinin yanı sıra astım ve atopik dermatit gibi alerjik hastalıklar üzerinde olumlu etki yaptığı görülmüştür.</p>
<p><strong>4-Antikanserojen:</strong></p>
<p>Kefirin meme kanseri, gastrik kanser, kolon kanseri ve lösemi de antikarsinojenik etki gösterdiği bildirilmektedir. Yapılan çalışmalarda kefirin, tümör hücrelerinin büyümesini engellediği ve tümör çapını küçülttüğü görülmüştür. DNA hasarlanması ve mutasyona bağlı olarak kanser hücrelerinin oluşumunda rol oynayan bazı enzimlerin aktivitelerini azalttığı, asiditeyi artırarak, yağ asitlerinin üretimini artırdığı ve hücre ölümünü hızlandırarak kanser oluşumunu engellediği saptanmıştır.</p>
<p><strong>5-Vücut ağırlığını azaltır</strong></p>
<p>Kefirin, yüksek yağlı diyetin neden olduğu aşırı yağ birikimini ve vücut ağırlığı artışını azalttığı gösterilmiştir. </p>
<p><strong>6-Kalp ve damar hastalıklarından korur</strong> </p>
<p>Düzenli kullanımında damar sertliğini önlemeye yardımcı olur. Kalp hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşır.</p>
<p><strong>7- Kan şekerini düşürür</strong></p>
<p>Düzenli kefir tüketen bireylerde açlık kan glikozunun önemli oranda düştüğü gözlemlenmiştir.</p>
<p><strong>8-Kabızlığa karşı birebir</strong></p>
<p>Düzenli kefir tüketen bireylerde dışkılama sıklığı, dışkının kıvamında gelişme sağladığı ve kolon geçişini hızlandırdığı bildirilmiştir. Fakat yapılan bir araştırmada kullanılan kefirin, antibiyotik ilişkili diyareye karşı koruyucu olmadığı bildirilmiştir. Laktoz intoleransı olan bireylerde süt yerine kefir tüketilmesinin intolerans şikayetlerinin azalttığı bilinmektedir.</p>
<p><strong>9-Diyetin vazgeçilmezi</strong></p>
<p>Fermente süt ürünleri arasında oldukça popüler olan kefir hem besin öğesi bileşimi hem probiyotik özelliği ile fonksiyonel bir besin olarak sağlıklı bir diyetin parçası olmalıdır.</p>
<p><strong>10-Kasılmaları önler</strong></p>
<p>Magnezyum içeriğinden kaynaklı kas kasılmalarını önlemede yardımcıdır.</p>
<p><strong>11- Kansızlığı engeller</strong></p>
<p>B12 vitamini ve diğer B grubu vitaminler sayesinde kan yapımına destek olarak kansızlığı önlemeye yardımcı olur.</p>
<p><strong>12- Kemik ve diş sağlığını korur</strong></p>
<p>Yüksek kalsiyum oranı sayesinde kemik ve diş sağlığını korumaya yardımcı olur.</p>
<p><strong>13-Saç ve tırnak bakımı için önemli</strong></p>
<p>İyi bir biyotin kaynağı olduğu için sağlıklı saçlar, tırnaklar ve cilt için önemlidir.</p>
<p><strong>14-Enfeksiyona karşı etkili</strong></p>
<p>Vücutta fazla tuz tutulumunu önleyerek böbrek hastalıkları, safra bozuklukları, sarılık, çeşitli enfeksiyonlar ve egzama tedavisinde etkilidir.</p>
<p><strong>15-Depresyona karşı etkili </strong></p>
<p>Kefirin depresyonu azaltıcı etkisi vardır. Tüketim sonrasında hafif bir gevşeme ve uyku hali verir. Bunun nedeni triptofan, magnezyum ve kalsiyum içeriğinin yüksek olmasına bağlanır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kefir-icmek-icin-15-neden-375761">Kefir İçmek İçin 15 Neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAS Teknolojisi İşletmeler için Neden Önemli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-teknolojisi-isletmeler-icin-neden-onemli-369965</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Apr 2023 11:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[işletmeler]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369965</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenliğe milyonlarca yatırım yapılsa bile, şirketler etkin kullanılamayan güvenlik kontrolleri nedeniyle kötü niyetli saldırganların kurbanı olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-teknolojisi-isletmeler-icin-neden-onemli-369965">BAS Teknolojisi İşletmeler için Neden Önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siber güvenliğe milyonlarca yatırım yapılsa bile, şirketler etkin kullanılamayan güvenlik kontrolleri nedeniyle kötü niyetli saldırganların kurbanı olmaya devam ediyor. Picus Security’nin yakın zamanda yayımladığı The Red Report 2023’e göre<u> </u>yüzlerce farklı atak tekniği kullanan zararlı yazılımlar kurumları tehdit ediyor. Diğer yandan, güvenlik kontrollerini atlatabilen, çok sayıda zararlı aksiyon gerçekleştirebilen ve &#8220;İsviçre çakısı” olarak adlandırılan çok amaçlı zararlı yazılımların artması bekleniyor. Hal böyleyken, organizasyonların siber güvenlik yatırımlarının karşılığını almak için atması gereken en önemli adım Siber İhlal ve Saldırı Simülasyonu (BAS) teknolojilerini kullanmak oluyor. </p>
<p>BAS platformları, otomatik, sürekli ve tekrarlanabilir bir şekilde güvenlik kontrollerinin doğrulanmasını sağlayarak, yatırım getirisini artıran ve güvenlik harcamalarını optimize eden bir çözüm sunuyor. Ancak BAS alanının kurucusu olan <strong>Picus Security Kurucu Ortağı ve Genel Müdür Yardımcısı Dr. Süleyman Özarslan</strong>, bu teknolojilerin bir kez kurulup unutulacak bir çözüm olmadığını ifade ederek şunları aktarıyor: “Sürekli bir siber güvenlik sağlanması için karmaşıklaşarak gelişen siber saldırılara karşı her an hazırlıklı olmak gerekiyor. Bu noktada otomatik olarak, tekrarlanabilir ve sürekli bir şekilde siber güvenliği test edebilen BAS çözümlerinin düzenli olarak kullanılması hayati öneme sahip oluyor”</p>
<p>Güvenlik kontrolü doğrulaması yapan BAS çözümleri, her türlü olası saldırıyı engelleme ve tespit etme katmanlarında hem atomik hem de atak senaryolarıyla performansı test ediyor ve ölçüyor, üstelik kullanılan her güvenlik çözümünün gerektiği gibi çalıştığından emin olmayı da sağlıyor. Gelişmiş BAS platformları, gerçekçi saldırılara ve tehditlere karşı ne kadar hazır olduğunuzu belirlemek için tehdit merkezli doğrulama gerçekleştirebiliyor. Buna ek olarak, saldırıların engellenmesine ve tespit edilmesine yardımcı olmak için kullanılan güvenlik çözümlerine özgü engelleme imzaları ve tespit erme kuralları da sunabiliyorlar. Dolayısıyla, BAS çözümleri şirketlerin güvenlik açıklarını tespit etmek, savunma stratejilerini optimize etmek ve güvenlik yatırımlarının karşılığını tam olarak alabilmeleri için kullanabilecekleri en önemli araç olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Otomatik siber ihlal ve saldırı simülasyonunu dünyada ilk sunan şirket olan Picus, gerçek dünyadaki siber suçluların saldırılarını simüle ederek kurumların tehditlere ne kadar hazır olduklarını ölçmelerine ve gerekli optimizasyonları yapmalarına yardımcı oluyor. Yakın zamanda güvenlik etkinliğini doğrulamayı daha kolay ve daha erişilebilir hale getirmek için Bütüncül Güvenlik Doğrulama Platformu&#8217;nun yeni nesil sürümünü yayınlayan şirket, uzmanlık seviyesi ve büyüklüğü ne olursa olsun tüm güvenlik ekipleri için giriş engellerini ortadan kaldırarak BAS teknolojisinin benimsenmesini de sağlıyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-teknolojisi-isletmeler-icin-neden-onemli-369965">BAS Teknolojisi İşletmeler için Neden Önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişi neden birlikte olduğu kişiyi aldatır?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kisi-neden-birlikte-oldugu-kisiyi-aldatir-369308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2023 11:54:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldatır]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiyi]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olduğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aldatmanın sebepleriyle beraber geniş bir kavram olarak ele alınması gerektiğini söyleyen uzmanlar sebeplerin ve olayın yaşanma şeklinin kişiden kişiye değişkenlik gösterebildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisi-neden-birlikte-oldugu-kisiyi-aldatir-369308">Kişi neden birlikte olduğu kişiyi aldatır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aldatmanın sebepleriyle beraber geniş bir kavram olarak ele alınması gerektiğini söyleyen uzmanlar sebeplerin ve olayın yaşanma şeklinin kişiden kişiye değişkenlik gösterebildiğini söylüyor.  Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dilara Aloğlu, bazı araştırmalara göre kaygılı ya da kaçıngan bağlanmanın görüldüğü bireylerde aldatmaların daha sık yaşandığını söylüyor ve “Bireyin aldatmaya olan yönelimi kişisel ihtiyaçların karşılanmaması ya da bağlanma stilleriyle ilişkili olabilir. Bu nedenle aldatmanın arkasında yatan bazı sağlıksız durumların üstesinden destek alınarak gelinebilir.” önerisinde bulunuyor.  </strong></p>
<p>İnsan neden aldatma ihtiyacı hisseder? Çiftlerin ilişkide sadakatlerini sağlaması için olması gereken dinamikler nelerdir? Çiftlere düşen görevler nedir? İşte tüm bu soruların cevapları için Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dilara Aloğlu, çiftler için tespit ve tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><strong>Çiftlerin kendilerini değerli ve güvende hissetmeleri önemlidir</strong></p>
<p>İlişkilerin gelişmesi ve sürdürülebilir olması için sağlıklı iletişime ve beslenmeye ihtiyacı olduğunu söyleyen NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dilara Aloğlu, “Kişilerin karşılıklı olarak kendilerini değerli ve güvende hissetmeleri önemlidir. Gündelik yaşamın telaşı içerisinde kendilerini kaybeden ve ilişkilerini ihmal eden bireyler birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamakta da güçlük çekerler. İlişkinin karşılayamadığı ihtiyaçların dışarıdan alınıyor olması, sevgi ve ilgi gösteren birine karşı koyulamaz hale gelmesine ve aldatmaya zemin oluşturulmasına neden olabilir.” sözleriyle aldatmanın nedenlerini anlattı. </p>
<p><strong>Aldatma bağlanma kavramı ile de yakından ilişkilidir</strong></p>
<p>Aloğlu, “Aldatma bağlanma kavramı ile de yakından ilişkilidir. Bağlanma kuramsal açıdan bakıldığında bebeğin bakım vereni ile ilişkisine bağlı olarak gelişmektedir ve bu durum yetişkinlikte de etkisini korumakta, nesilden nesile de aktarılmaktadır. Dolayısı ile romantik ilişkilerdeki dinamikler, sorunlara çözüm bulma eğilimlerimizi ve iletişim becerilerini belirlemede oldukça etkili olmaktadır. Bazı araştırmalara göre, kaygılı ya da kaçıngan bağlanmanın görüldüğü bireylerde aldatmalar daha sık yaşanıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Nedenler her ilişkide farklılık gösterir </strong></p>
<p>Bireylerin aldatmaya olan meyillerinin kişiden kişiye farklılık gösterdiğini söyleyen Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dilara Aloğlu şu sözlerle devam etti:</p>
<p>“Kişisel ihtiyaçların karşılanmaması ya da bağlanma stilleri ile ilişkili olabilmektedir. Dolayısı ile aldatmanın arkasında yatan bazı sağlıksız durumların olabileceği ve destek alarak bu durumun üstesinden gelinebileceği söylenebilir. İlk adım ise bu durumun farkında olmak olacaktır. Öz farkındalığı olan bir kişi destek için kendisini hazır hissedecektir. Terapi süreci kişinin kendisini hazır hissetmesi ile başlayabilir.” dedi.</p>
<p>İlişkide sadakat duygusunun sağlanması ve sürdürülebilir olması için güvenli bağlanmanın gerçekleşmesi gerektiğini söyleyen Dilara Aloğlu, “Sağlıklı iletişimin kurulması ve çiftlerin birbirlerine saygı duymaları, ihtiyaçlarını anlamaları oldukça önemlidir” dedi ve birlikteliklerde aldatmanın önüne geçmek için şu önerilerde bulundu:</p>
<p>“ <em>Dış dünyaya yatırım yapmaktansa ilişkiye yatırım yapmayı tercih edin </em></p>
<p><em> Rutine dönen ilişkilerde yeniliği partnerle birlikte keşfetmeye çalışın </em></p>
<p><em>İletişim becerilerinizi geliştirin </em></p>
<p><em>Ortak zevk alanları üretin </em></p>
<p><em>Birlikte hobiler edinin ve birlikte sosyalleşin </em></p>
<p><em>Bireysel zamanlarınıza saygı duyun</em></p>
<p><em>Kültürel değerlerinize ve farklılıklarınıza saygı duyun,</em></p>
<p><em>Karşılıklı olarak duygusal ihtiyaçlarınızı anlamaya ve karşılamaya çalışın</em>” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisi-neden-birlikte-oldugu-kisiyi-aldatir-369308">Kişi neden birlikte olduğu kişiyi aldatır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/degisen-beslenme-aliskanliklari-trafikte-uykuya-neden-olabilir-367709</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2023 12:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değişen]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[trafikte]]></category>
		<category><![CDATA[uykuya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=367709</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayram tatillerinde karayolu üzerinde trafik yoğunluğunun artması nedeniyle kaza potansiyelinin yükseldiğine dikkat çeken İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğr. Gör. Özgür Şener, güvenli bir yolculuk için araç servis bakımlarının yapılmasında fayda olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degisen-beslenme-aliskanliklari-trafikte-uykuya-neden-olabilir-367709">Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayram tatillerinde karayolu üzerinde trafik yoğunluğunun artması nedeniyle kaza potansiyelinin yükseldiğine dikkat çeken İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğr. Gör. Özgür Şener, güvenli bir yolculuk için araç servis bakımlarının yapılmasında fayda olduğunu ifade ediyor. Şener, kazaları engellemek için yolda yasal hız limitlerine uyulmasını, öndeki araç ile 4-6 saniye mesafe bırakılmasını ve yerleşim yeri geçişlerinde yaya trafiğine dikkat edilmesini öneriyor. Sürüş için mental olarak da hazır olunması gerektiğini belirten Şener, Ramazanla birlikte değişen beslenme alışkanlıklarının da trafikte uyku haline neden olabileceği uyarısında bulunuyor.   </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğretim Görevlisi Özgür Şener bayram tatilinde yola çıkacaklar için güvenli seyahatin ip uçlarını paylaştı.</p>
<p><strong>Yola çıkmadan araç servis bakımı yaptırılmalı</strong></p>
<p>Bayram tatillerinin karayolu üzerinde artan trafik yoğunluğu ile birlikte trafik kazası potansiyelinin  arttığı dönemler olduğunu belirten İSG Uzmanı Öğr. Gör. Örgür Şener, “Yola çıkmadan önce aracın yolda bırakmayacak şekilde servis bakımlarının yapılması gerekiyor. Lastiklerin yanal yüzeylerinde kesik, yarık, parça kopması olmadığından emin olunmalı. Güvenilir bir lastik tamircisinde diş derinliklerinin minimum 3mm olduğu, lastik basınçlarının araç için verilmiş basınç değerlerinde olduğu kontrol ettirilmeli.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sağlık sorunu varsa önce doktora danışılmalı</strong></p>
<p>Sürüş için mental olarak hazır olunması ve uykusuz olunmaması gerektiğinin altını çizen İSG Uzmanı Örgür Şener, “Herhangi bir rahatsızlık varsa doktora danışmadan sürüşe çıkılmamalı. Sürüşe başlamadan önce yol ve hava durumunu kontrol edilmeli, gidilecek güzergâh üzerinde mola yerleri ve gerekli durumlarda alternatif rotalar yola çıkmadan önce belirlenmeli. Sürüşe başlamadan önce araç yakının da yeterli  olduğundan emin olunmasında fayda var.” dedi.</p>
<p><strong>Yasal hız limitlerine uyulmalı</strong></p>
<p>Trafik kurallarını da hatırlatan Şener, “Bağlantı ve katılım noktaları ile kavşak, trafik ışıkları gibi kritik bölgelere yaklaşırken hız azaltılarak kontrollü geçiş yapılmalı. Özellikle yerleşim yeri geçişlerinde yaya ve çocuk çıkma olasılığına karşı çok dikkatli olunmalı. Yasal hız limitlerine uyun, yağış, karanlıkta sürüş, dar, virajlı yollar gibi zorlayıcı şartlar oluştuğunda hız limitlerinin altında sürüş yapmak kazaları önleyecektir. Güvenli takip mesafesi korunmalı.  Öndeki araç ile minimum 4 saniye, otoyol ve otobanda 6 saniyelik bir mesafe bırakmak gerekiyor. Yolun ilerisini iyi gözlemleyerek aynaları ve çevreyi 5-8 saniyede bir olacak şekilde kontrol etmek de yine güvenli bir sürüş sağlayacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!</strong></p>
<p>Yolculuk sırasında sürücülerin psikolojik zorluklarla da karşılaşabileceğine dikkat çene Şener sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Sıkışık trafik, uzayan bekleme süreleri sebebiyle sürücüler agresif olabilir. Bu sebeple yolda sakin kalmakta fayda var. Oruç tutmaya alışmış olan sürücülerin Ramazan bayramı sonrası değişen beslenme düzenleri sebebiyle uyku hali gibi reaksiyonlar göstermelerine karşın hazırlıklı olunmalı.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degisen-beslenme-aliskanliklari-trafikte-uykuya-neden-olabilir-367709">Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Sürekli Erteliyoruz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/neden-surekli-erteliyoruz-363380</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2023 08:12:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erteliyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde hızla değişen yaşam koşulları bazen kişileri değişimin hızına ayak uydurma konusunda zorlayabilmektedir. Bu durum kişilerde erteleme davranışına neden olabilmektedir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan erteleme davranışı ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-surekli-erteliyoruz-363380">Neden Sürekli Erteliyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde hızla değişen yaşam koşulları bazen kişileri değişimin hızına ayak uydurma konusunda zorlayabilmektedir. Bu durum kişilerde erteleme davranışına neden olabilmektedir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan erteleme davranışı ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, “Hepimiz gün içinde sağlık, duygu durumu ya da kişisel faktörler gibi bazı olay ya da durumlara bağlı olarak erteleme davranışında bulunabiliriz. Ancak her yetiştiremediğimiz ya da sonraki güne aktardığımız işler erteleme bozukluğu yaşadığımız anlamına gelmez.</p>
<p>Erteleme, öngörülebilir olumsuz sonuçlara rağmen gerçekleştirilmesi istenen davranışın bilinçli olarak gerçekleştirilememesidir. Erteleme davranışını, kişilerin yapması gereken işleri zamanında yapmaması ya da yapmaktan kaçınması olarak tanımlayabiliriz. Erteleme davranışında spesifik olay ya da durumlardan ziyade kişinin tüm yaşamında sıklıkla görülüyor olması ve yaşamını önemli ölçüde etkiliyor olması müdahale için önemli bir faktördür” dedi.</p>
<p><strong>‘’Erteleme davranışının başlı başına bir ruhsal hastalık değil, bir ruhsal hastalığın sonucu ve müdahale edilmediğinde de sürdürücüsü olabileceğini söyleyebilirim.’’ </strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Leblebicioğlu Arslan, ”Erteleme davranışı kişiyi kısa vadede rahatlatabilir ancak uzun vadede işlevsel olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. Ödüllendirilen davranışlar tekrarlama eğilimindedirler. Yapmak durumunda olduğumuz şeyin kendisi bazen can sıkıcı ve bunaltıcı olabilir ve bundan kaçınmak için ertelediğimizde geçici bir rahatlama hissederiz. Bu rahatlama hissi insan için bir ödül gibidir ve sürekli hale geldiğinde erteleme alışkanlığı kazanırız. İnsan kısa vadedeki bu rahatlama hissine alışıp sürekli olarak kaçınmaya başlarsa uzun vadede istek ve ideallerinden uzaklaşır” diye söyledi.</p>
<p><strong>“Psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilir”</strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Leblebicioğlu Arslan, “Erteleme davranışının getirdiği sonuçlar sadece kişilerin o anki günlük işi üzerinde değil, kişileri fiziksel, sosyal ve psikolojik açıdan da bütünüyle olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durum uzun vadede kişilerin yaşamdan aldıkları doyumu düşürerek, depresyon, anksiyete ve yüksek stres algısı gibi psikolojik belirtilere; uyku bozukluğu ve şiddetli düzeyde ağrı gibi fiziksel belirtilere, öz güven eksikliği ve sosyal içe çekilme gibi sosyal belirtilerin oluşumuna neden olabilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erteleme davranışına neden olan faktörler/tetikleyiciler:</strong></p>
<ul>
<li>Zaman yönetimi konusunda güçlük yaşayan kişilerde</li>
<li>Mükemmeliyetçi kişilik örüntüsüne sahip kişilerde</li>
<li>Gerçekçi ve ulaşılabilir hedef oluşturmayan kişilerde </li>
<li>Başarısızlık korkusu olan, yetersizlik inancı yüksek ya da özgüveni düşük olan kişilerde</li>
<li>Odaklanmada zorluk çeken, dikkat eksikiliği olan ya da çabuk sıkılan dürtüsel kişilerde</li>
<li>Erken dönemden itibaren sorumluluk verilmemiş kişilerde </li>
<li>Sürekli olarak diğerleri tarafından ihtiyaçları karşılanan kişilerde</li>
<li>Sosyal medya kullanımı yoğun olan kişilerde erteleme davranışının patolojik boyutta görülme ihtimalinin yüksek olduğu söylenebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Erteleme Davranışını Önlemek İçin Neler yapılabilir?</strong></p>
<ul>
<li>Öncelikle varsa erteleme davranışına yol açan yaşam koşulları saptanmalıdır. </li>
<li>İkincisi gerçekçi, ulaşılabilir, olumlu ve esnek bir hedef oluşturmaya özen gösterilmelidir.  </li>
<li>Genel hedeflerden ziyade zaman ve öncelik sırasına uygun spesifik hedefler oluşturulmalıdır. </li>
<li>Ya hep ya hiç düşüncesi yerine esnek düşüncelere yönelmek son derece önemlidir. Örneğin, iki saat ders çalışmayı hedefleyen ancak bu konuda erteleme davranışında bulunan bir öğrencinin hiç çalışmamak yerine yarım saat olsa dahi çalışmak için adımlar atması hatta kitaplarını masaya koyması bu adımlar arasında sıralanabilir.</li>
<li>Aynı anda birden fazla hedef yerine tek bir hedefe odaklanmak erteleme davranışına müdahalede önemli bir adım olduğunu söyleyebilirim. Özellikle bir hedefi gerçekleştirme konusunda zorlanıyorsanız aynı anda birden fazla davranışı gerçekleştirmek kişiyi daha fazla yorabilir ve erteleme davranışını beraberinde getirebilir. </li>
<li>Ertelediğiniz davranışa yönelik yakınlarınızdan destek almak.</li>
<li>Tüm bu adımlara rağmen erteleme davranışınızın devam ettiğini düşünüyorsanız ve bu durum günlük hayatınızda ki işlevselliğinizi olumsuz yönde etkilemeye başladıysa psikoterapi desteği almanız psikolojik iyi oluşunuzun sağlanması açısından oldukça önemli olacaktır.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-surekli-erteliyoruz-363380">Neden Sürekli Erteliyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 17:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimenkul]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[panikle]]></category>
		<category><![CDATA[şule]]></category>
		<category><![CDATA[tercihe]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde yaşadığımız deprem, sel gibi üst üste gerçekleşen afetler sebebiyle deprem bölgelerinden ve özellikle olası İstanbul depreminden daha az riskli bölgelere doğru ciddi bir nüfus hareketliliği yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063">Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde yaşadığımız deprem, sel gibi üst üste gerçekleşen afetler sebebiyle  deprem bölgelerinden  ve özellikle olası İstanbul depreminden daha az riskli bölgelere doğru ciddi bir nüfus hareketliliği yaşanıyor. </p>
<p><strong>Gayrimenkul uzmanı Şule Alp,</strong></p>
<p>“Ani karar ve panikle göç eden vatandaşlarımızın göç ettikleri yerlerin güvenli ve konforlu olması, iş imkanı, eğitim gibi faktörleri de düşünmeleri gerekmektedir. Risklerin  ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılmasına yönelik fikirler var. Göç etmek, riski azaltan bir önlem olarak görülüyor ancak burada ister istemez belli şehirler ön plana çıkacak. Özellikle olası İstanbul depremi sebebiyle insanlar göç etmek için harekete geçtiler,</p>
<p>Deprem bakımından Türkiye’nin en güvenli illeri; Konya, Karaman, Artvin, Rize, Trabzon, Ordu, Giresun, Yozgat, Samsun, Sinop, Kastamonu, Bartın, Kırklareli, Kırıkkale, Kırşehir, Aksaray, Niğde, Mardin, Şırnak, Siirt, Batman, Ardahan, Mersin, Antalya şeklinde açıklama yapılması sebebiyle bu şehirlere yoğun ilgi olduğunu ve olacağını söyleyebiliriz.”</p>
<p><strong>Son yaşanan depremlerin korkuttuğu İstanbullular, alternatif arayışına yöneldi. </strong></p>
<p>Gayrimenkul Uzmanı Şule Alp, “Fay hattından uzaklığı ve İstanbul&#8217;a yakın olması nedeniyle Edirne ve Kırklareli&#8217;ne talep arttı. İstanbul&#8217;da yaşayan çok sayıda vatandaş, Edirne ve Kırklareli&#8217;nden arsa ve ev almaya ya da kiralamaya başladı. Fay hattı üzerinde olan Tekirdağ ise tercih edilmediğini gözlemliyoruz. Deprem sebebiyle istanbulda yaşayan vatandaşlarımızın geçici veya mevsimsel olarak da kalabilecekleri yaşam alanlarına sahip olmak için ikinci  mekanlar alma arayışları bulunuyor. Bağ evi, köy evi, yayla evi, şehir çeperindeki doğala yakın meskenler, yazlıklar şuan da en çok talepler arasında özellikle  okul, hastane ve alışveriş merkezlerine ulaşım kolaylığı olan tek katlı veya az katlı yerlere olan ilginin fazlasıyla arttığını söyleyebiliriz. </p>
<p>Bu hareketlilik bir yandan kalabalık şehirlerin daha da kalabalık hale gelmesine, diğer yandan ise afet yaşanan illerin nüfusunun azalmasına sebebiyet verecektir. Böylelikle şehirler  arasındaki nüfus orantısı dengesiz bir hal alacaktır. Yaşadığımız acı deprem de büyük bir demografik etki uyandırma potansiyeline sahip olduğu için planlama ve takip gerektirmektedir. Nüfus ve göç hareketliliği bağlamında yetkili kurumların verileri sıklıkla ve açık bir şekilde paylaşmaları, bu bölgelerde araştırmacıların daha derinlemesine araştırmalar yapmaları fiziki ve psiko-sosyal çalışmaların dışında ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulan en önemli unsurlardan olacaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063">Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski bina enkazlarındaki asbest lifleri akciğer kanserine neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eski-bina-enkazlarindaki-asbest-lifleri-akciger-kanserine-neden-olabilir-354401</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 10:12:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[asbest]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[enkazlarındaki]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[lifleri]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremden sonra akciğer hastalıkları riskinin artabileceğini belirten VM Medical Park Bursa Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, “Enkazlardaki astbest tehlikesi, göz ardı edilmemesi gereken önemli bir risktir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eski-bina-enkazlarindaki-asbest-lifleri-akciger-kanserine-neden-olabilir-354401">Eski bina enkazlarındaki asbest lifleri akciğer kanserine neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depremden sonra akciğer hastalıkları riskinin artabileceğini belirten</strong> <strong>VM Medical Park Bursa Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, “Enkazlardaki astbest tehlikesi, göz ardı edilmemesi gereken önemli bir risktir. </strong></p>
<p><strong>Asbest lifleri, akciğer zarı hastalıkları ile 15-20 yıl sonra akciğer zarı kanserine neden olabilir. Ülkemizde 2010 yılı ve sonrası yapılan binalarda asbest kullanımı yasaklanmıştır. Ancak daha eski binalarda asbest içeriği olabileceği düşünülerek önlem alınmalıdır” dedi.</strong></p>
<p>Depremin yaşandığı mevsim, hava koşulları, depremzedenin bakımı ile barınma koşullarının yeterliliğinin deprem sonrası akciğer sağlığını etkileyen faktörler olduğunu vurgulayan VM Medical Park Bursa Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>DEPREMZEDELERDE AKCİĞER HASTALIKLARINDA ARTIŞ İHTİMALİ YÜKSEK</strong></p>
<p>Depremde gelişen farklı akciğer sorunları ile karşılaşılabildiğini işaret eden Uzm. Dr. Serap Ket Alkan, “Depremden kurtulan kişilerde enkaz altında kalmaya bağlı gelişen direkt göğüs travmaları, binaların yıkılması sonrası oluşan toz ve partiküllerin solunması ile gelişen bronş ve akciğer hasarı, yangın ve doğalgaz sızıntısı sonucu duman ve zehirli gaz solunumu ile buna bağlı gelişen havayolu hasarı meydana gelebilir. Akciğer doku hasarı ile alveol keseciklerinde kapanma, oksijenlenmede bozulma sonucu pnömoni (zatürre) riskinde artış olur. Ayrıca enkaz altında kalma ve hareketsizliğe bağlı olarak derin ven trombozu ve pulmoner emboli riski artar” şeklinde konuştu. </p>
<p>Uzm. Dr. Alkan, deprem sonrası akciğer sorunlarının klinik olarak öksürük, solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, hırıltılı solunum, morarma ve şuur kaybı ile kendini gösterebileceğinin altını çizdi.          </p>
<p><strong>ENFEKSİYON HASTALIKLARI İÇİN ÖNLEM ŞART!</strong></p>
<p>Deprem sonrası enfeksiyon hastalıklarının da önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Ket Alkan, şunları söyledi:</p>
<p>“Sağlık hizmetlerinin yeterli ve ulaşılabilir olması, su ve el dezenfektanlarına kolay erişim, barınma yerlerinin aşırı kalabalık olmayacak şekilde düzenlenmesi ve havalandırmanın sağlanması,  aşıların riskli bireyler de öncelikli olmak üzere hızla diğer bireylere de uygulanması, semptomatik hasta olan bireylerin izolasyonu önemlidir. Ayrıca deprem sonrası oluşan tsunamiler nedeniyle boğulma-  boğulayazma ile ‘Tsunami akciğeri’ gelişebilir. Bu durumda çoklu mikrop etkenli zatürrelerin sıklığında artış beklenir.”</p>
<p><strong>KOAH VE ASTIM HASTALARININ ATAK SIKLIĞI ARTAR</strong></p>
<p>Depremzede KOAH ve astım hastalarında atak sıklığında artış meydana gelebileceğini de sözlerine ekleyen Uzm. Dr. Ket Alkan, dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu önerilerde bulundu:</p>
<p>“Deprem sonrası astım hastaları stres,  yoğun toz maruziyeti, soğuk hava, düzenli ilaç kullanımına erişim güçlüğü, kalabalık barınaklarda artan enfeksiyon riski, ağrı kesici kullanım artışı nedeniyle daha sık atak yaşayabilirler. Atak riski özellikle ilk bir ay fazladır. KOAH’a bağlı akut atak başvuruları da artar. Depremzede KOAH’lılarda ciddi psikolojik travma gelişme riski yüksektir. Bu nedenle KOAH’lı hastalara iyi bir yaşam düzeni ile psikoterapi desteği sağlanmalıdır. Bakımevlerinde takip edilen KOAH hastalarında influenza gibi viral etken epidemileri artabilir. Aşılama ve hijyen bu nedenle önemlidir.”   </p>
<p><strong>ESKİ BİNA YIKINTILARINDAKİ ASBEST AKCİĞER KANSERİNİ TETİKLEYEBİLİR</strong></p>
<p>Enkazlardaki astbest tehlikesinin de göz ardı edilmemesi gereken önemli bir risk olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ket Alkan, “Asbest lifleri akciğer zarı hastalıkları ile 15-20 yıl sonra akciğer kanserine neden olabilir. Ülkemizde 2010 yılı ve sonrası yapılan binalarda asbest kullanımı yasaklanmıştır. Ancak eski binalarda asbest içeriği olabileceği düşünülerek önlem alınmalıdır. Enkazlarda asbest tespit uzmanları görev alarak enkazdan numune almalı ve asbestin türü belirlenmelidir. Asbestli atıklar, ‘tehlikeli atık’ sınıfında olup uygun koşullarda taşınmalı ve bertaraf edilmelidir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>BARINMA ALANLARI ENKAZ ALANLARINDAN UZAKTA OLMALI!</strong></p>
<p>Depremlerden sonra hem depremzedelerin hem de kurtarma ekiplerinin risk altında olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ket Alkan, “Kurtarma ve enkaz kaldırma faaliyetleri dikkatli sürdürülmeli, toz ve asbest maruziyet riski maske, gözlük, özel kıyafet giyilerek azaltılmalıdır. Mümkün olduğunca iyi havalandırma sağlanmalı, barınma alanları enkaz alanlarından uzak yerde olmalıdır. Sağlık sorunları için kısa ve uzun dönem takipler yapılmalıdır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eski-bina-enkazlarindaki-asbest-lifleri-akciger-kanserine-neden-olabilir-354401">Eski bina enkazlarındaki asbest lifleri akciğer kanserine neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk okula gitmeyi neden reddeder?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-okula-gitmeyi-neden-reddeder-348528</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 08:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[gitmeyi]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[reddeder]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=348528</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki haftalık sömestr tatilinin bitmesine birkaç gün kala uzmanlar, bazı çocuklarda ortaya çıkabilecek okul reddine ilişkin uyarılarda bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-okula-gitmeyi-neden-reddeder-348528">Çocuk okula gitmeyi neden reddeder?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İki haftalık sömestr tatilinin bitmesine birkaç gün kala uzmanlar, bazı çocuklarda ortaya çıkabilecek okul reddine ilişkin uyarılarda bulunuyor. Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, okula gitmek istememe ya da okula gitmemek için karşı koyma davranışı olarak ortaya çıkan okul reddinde altta yatan nedenlerin belirlenmesinin önemine işaret ediyor. Ergür’e göre, okul ya da sınıf değişikliği, arkadaşlar ile yaşanan bir sorun ya da öğretmenin yaklaşımı gibi okulda yaşanan durumların yanı sıra aile içindeki tutumlar ve sorunlar da okul reddine yol açabilir.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, iki haftalık tatilin sona ermesine günler kala bazı çocuklarda ortaya çıkan okul reddine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Okul reddi çeşitli şekillerde ifade edilir</strong></p>
<p>Okul çağına gelmiş çocuklarda görülen okul reddinin, okula gitmek istememe ve gitmemek için karşı koyma davranışı olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Çocuk bunu fiziksel, duygusal ve davranışsal bir şekilde ifade eder. Çocuk evden ayrılmak istemez sabah uyandığı andan itibaren okula gitmek istemediği anlaşılır. Yataktan kalkmakta ve uyanmakta güçlük yaşar, bu zorluklar okul hayatının başında olabileceği gibi eğitim hayatının herhangi bir döneminde de görülebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Okul reddinin pek çok nedeni olabilir </strong></p>
<p>Okula gitmekte zorluk yaşayan ve gitmeyi reddeden çocuğa yardımcı olabilmek için öncelikle altta yatan nedeni tespit etmenin önemli olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür,</p>
<p>“Çocuğun okula gitmek istememesinin nedeni, okul ya da sınıf değişikliği, arkadaşlar ile yaşanan bir sorun ya da öğretmenin yaklaşımı gibi okulda yaşanan bir durum olabilir. Ayrıca aile içinde yaşanan tutumlar ve sorunlar okul reddine sebep olabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Çocuk okula hazır olmayabilir</strong></p>
<p>Çocuğun okula hazır olmaması ve kendi yeterliliklerinin akademik yaşantısına uygun olmamasının da okul reddine yol açabileceğini kaydeden Eda Ergür, “Çocuğun zihinsel, sosyal, duygusal ve fiziksel gelişiminin okula hazır olmaması, altta yatan sebeplerden biri olabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocukla konuşmak, çözüm için yol gösterebilir</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, okula gitmek istemeyen çocuk ile konuşmanın ve kendi duygularını anlatmasını sağlamanın önemine işaret ederek “Böylece çocuk hem anlaşıldığını hisseder hem de sorunun çözümü için ona yol göstermemize yardımcı olur. Küçük çocuklar anlatmakta zorlanabilir. Bu gibi durumlarda oyuncaklar ile oynayarak ya da resim çizmesini sağlayarak iç dünyasına ulaşabilmek mümkündür. Sorunun kaynağını tespit ettikten sonra sorun eğer aile içinden kaynaklanıyorsa aile içi iletişimin güçlenmesi, okuldan kaynaklanıyor ise okul ile iş birliği sağlanarak okuldaki sorunların çözümüne ilişkin düzenlemeler yapılması uygun olacaktır.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-okula-gitmeyi-neden-reddeder-348528">Çocuk okula gitmeyi neden reddeder?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 Kadından 1&#8217;ini Etkileyen Endometriozis Kısırlığa Neden Olmasın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-10-kadindan-1ini-etkileyen-endometriozis-kisirliga-neden-olmasin-346797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 09:22:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyen]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[ini]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlığa]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olmasın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üreme dönemindeki kadınların %10 ile 17’sinde, kısırlık tedavisi gören kadınların ise %50’sinde görülen endometriozis, rahim içi zarının rahim dışında vücudun herhangi bir yerinde oluşmasıyla ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-kadindan-1ini-etkileyen-endometriozis-kisirliga-neden-olmasin-346797">Her 10 Kadından 1&#8217;ini Etkileyen Endometriozis Kısırlığa Neden Olmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üreme dönemindeki kadınların %10 ile 17’sinde, kısırlık tedavisi gören kadınların ise %50’sinde görülen endometriozis, rahim içi zarının rahim dışında vücudun herhangi bir yerinde oluşmasıyla ortaya çıkıyor. Sebebi henüz tam olarak bilinmeyen endometriozis, tedavi edilmediği durumlarda kısırlığın en önemli sebebini oluşturuyor. Şiddetli adet ağrıları, cinsel ilişki sırasında oluşan ağrılar, korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamamayla kendini belli eden endometriozis, alanında uzmanlaşmış hekimler ve multidisipliner anlayışla kişiye özel yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nevin Altuncu Numanoğlu, endometriozisin nedenleri belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Korumasız ilişkiye rağmen gebe kalamıyorsanız </strong></p>
<p>Endometriozis, rahmin içini döşeyen dokunun rahim dışında yerleşmesi ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Endometriozis en sık yumurtalıklar, karın zarı, rahmin ön, arka, yan kısımları ile bağırsaklar ve ameliyat kesi yerlerinde oluşur. Bazen, yumurtalıklarda çikolata kisti (endometrioma) olarak özellikle sezeryan sonrası dikiş yeri gibi vücudun herhangi bir yerinde de ortaya çıkabilir. Endometriozisin semptomları arasında alt karın ağrısı, ağrılı adet, cinsel ilişki sırasında ağrı ve korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamama sayılabilir. </p>
<p><strong>Aşırı zayıf olan kadınlarda daha fazla görülüyor</strong></p>
<p>Üreme çağındaki kadınların %10 ila17’sinde, kronik pelvik ağrısı olan kadınların  % 35 ila 60’nda, pelvik ağrı nedeniyle ameliyat olan kadınların % 10 ila 35’inde, kısırlık nedeniyle ameliyat olan kadınların ise yaklaşık % 50’sinde endometriozis görülür. Kız çocuklarında endometriozis regl başlamadan önce nadiren görülür ve genelde çok şiddetli adet sancısı ya da ara kanamalar nedeniyle doktora başvurulduğu zaman teşhis edilir. Endometrioz hastalığının kesin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak yapılan bazı çalışmalara göre endometrioz riski altında olan gruplar şu şekilde sıralanabilir: </p>
<ul>
<li>Birinci derece akrabasında endometriozis olan kadınlar</li>
<li>Rahimde yapısal anormalliği olanlar</li>
<li>İlk doğumunu 30 yaşından sonra yapanlar ya da hiç doğum yapmayan kadınlar</li>
<li>İlk adet kanaması erken yaşta olanlar ya da menopoza geç yaşta giren kişiler</li>
<li>Adet döngüsü 27 gün veya daha kısa sürede olanlar ve yoğun adet kanaması olan kadınlar</li>
<li>Çok zayıf olan kadınlar</li>
</ul>
<p><strong>Cinsel ilişki sırasındaki ağrıları hafife almayın</strong></p>
<p>Endometriozisin en yaygın belirtisi ağrıdır. Pelvik veya alt karın ağrısı, adetlerde ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, bağırsak hareketleri ve dışkılama sırasında ağrı ile de kendisini belli edebilir. Endometriozisin belirtileri sabit veya döngüsel olabilir. Yani adet öncesi ve sırasında kötüleşir ve sonra düzelir. Kadınlarda sürekli pelvik veya alt karın ağrısı olabilir. Diğer semptomlar arasında kısırlık, bağırsak ve mesane semptomları (şişkinlik, kabızlık, idrarda kan veya idrar yaparken ağrı) ve muhtemelen anormal vajinal kanama sayılabilir. Endometriozis bazı kadınlarda ise hiçbir belirti vermeden rutin kontrollerde tesadüfen teşhis edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Endometriozis hastaya özel yöntemlerle tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Doğurgan yaştaki her 10 kadından 1’ini etkileyen endometriosiz sorununun tedavisinin bu alanda uzmanlaşmış hekimlerin multidisipliner bir çalışma ile yürütülmesi önemlidir. Ağrı, hamile kalmada zorluk, yumurtalık kistleri gibi istenmeyen sağlık sorunlarına yol açan hastalığın kişiye özel belirlenecek tedavi planı ve düzenli kontrollerle ömür boyu yakından takip edilmesi gerekir. Endometriozis tedavisi hastalığın yaygınlığı, seviyesi, bulguları ve gebelik düşünülüp düşünülmemesine göre değişiklik gösterebilir. İlaç tedavisi, ameliyat ya da her iki yöntemin birlikte kullanımı söz konusu olabilir. Gebelik planı varsa; yaş ve yumurtalık kapasitesi değerlendirilerek tedavi planlanır. Hangi tedavinin, kime, ne kadar süreyle uygulanacağı sorularının cevabı hasta ve hastalığın durumuna göre şekillendirilir. Hastanın yaşı ve doğurganlık durumu değerlendirilerek hastaya özel tedavi planı hazırlanmaktadır. Genç kızlar ve doğum yapmamış kadınlarda yumurtalık rezervine zarar vermemek amaçlanır. Doğum kontrol hapları kistin( endometrioma) veya endometriozis odaklarının büyümesi ve ağrının baskılanmasına yardımcı olabilir. Bunun yanı sıra özellikle derin ve yaygın endometrioziste yine hastaya özel ilaçlar da tercih edilmektedir. Süreklilik gösteren ve ilaç tedavisine cevap vermeyen ağrı yakınması olduğunda, mevcut hayat fonksiyonları kısıtlanan, ağır bulguları olan hastalarda, doku tanısının gerekli görüldüğü durumlarda ve bağırsak ya da idrar yolları tıkanıklığının olduğu durumlarda hastaya cerrahi tedavi uygulanır. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-kadindan-1ini-etkileyen-endometriozis-kisirliga-neden-olmasin-346797">Her 10 Kadından 1&#8217;ini Etkileyen Endometriozis Kısırlığa Neden Olmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar Neden Sık Hastalanır?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-neden-sik-hastalanir-346293</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2023 07:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalanır]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346293</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiş olduğu için yetişkinlere göre daha sık hastalanırlar. Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-neden-sik-hastalanir-346293">Çocuklar Neden Sık Hastalanır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukların bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiş olduğu için yetişkinlere göre daha sık hastalanırlar. Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. </strong></p>
<p><strong>Bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesi için düzenli beslenmenin yanı sıra, sağlıklı bir ortamda da büyümesi gerekir. Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz çocukların bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin yollarını anlattı.</strong></p>
<p><b>Bağışıklık sistemi nedir?</b></p>
<p>Bağışıklık sistemi proteinler, çeşitli dokular ve organlardan oluşan bir savunma sistemidir ve bizi mikroplardan korumaya çalışır. Bu sistemin yeterli olamadığı durumlarda hasta oluruz. Kanda dolaşan akyuvarlar (lökositler) mikropları saptayıp, etkisiz hale getirmek için bir dizi operasyon başlatırlar. Akyuvarları yapan organlarımız timus, dalak ve kemik iliğidir. Vücutta lenf bezi adıyla bulunan minik bezlerde de akyuvarlar bulunur. Akyuvarların iki türü vardır; bir grup mikropları etkisiz hale getirir, diğerleri ise vücuda giren mikropları hafızaya yazıp, ona karşı askerler (antikor) geliştirirler ve bir sonraki saldırıda mikrobu öldürürler.</p>
<p>Mikroplar vücuda girdiğinde vücut hemen ona karşı asker (antikor) üretmeye girişir. Bir daha aynı mikrop girmeye çalıştığında askerler hastalığı engeller. Örneğin suçiçeği geçirdikten sonra, bir daha geçirmezsiniz, çünkü artık vücut önlemini almıştır. Aşılar da bu mantıkla çocuğunuzu korur. Aşıyla, vücudu hasta etmeyecek ama bağışıklık sistemini uyaracak kadar mikrop veririz, vücutta hemen antikorlar oluşur ve gerçek hastalıkla karşılaştığında hastalığı engeller. </p>
<p><strong>Anne sütü en önemli besin kaynağı</strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminde en önemli besin kaynağı tabii ki anne sütüdür. Anne sütü içeriğindeki koruyucu faktörleri bebeğe direkt olarak geçmekte ve bireyin ömür boyu onu koruyacak olan bağışıklığının temellerini atar.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemini daha kuvvetli tutmak elinizde</strong></p>
<p><strong>Daha çok meyve ve sebze: Sofrada C vitamini, karoten ve antioksidanların daha fazla olduğu renkli sebzeleri bulundurun. Yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, biberler, havuç, </strong>bal kabağı<strong> portakal, </strong>kayısı, tropik meyveler gibi…<strong> </strong></p>
<p><strong>Daha az şeker ve tatlandırıcı</strong>: Yapılan bilimsel çalışmalar şeker katkılı yiyeceklerin akyuvar çalışmasını olumsuz etkilediğini gösteriyor. Özellikle hastalık dönemlerinde tatlandırıcılar, şekerin her türü, dışarıdan alınan paketli tatlı yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Bunların yerine bal, pekmez ya da doğal meyve şekerinden faydalanmak daha doğrudur. </p>
<p><strong>Yağ asitlerinden en faydalısı Omega 3 yağları: </strong>Özellikle soğuk sularda dolaşan yağlı balıklarda olan bu madde çok değerli bir bağışıklık desteğidir. Omega yağ asitleri, bakterileri yiyen hücrelerin aktivitesini arttırırlar. Haftada 3 gün yağlı balık yemek veya bulunamıyorsa, yine de lokal taze balık ve haftada bir kaç kez balık yağı içeren bir kapsül yeterlidir.  Keten tohumu yağı da, balık yağı kadar kuvvetli olmasa da, iyi bir Omega 3 kaynağıdır.</p>
<p><strong>Yeterli uyku: </strong>Çalışmalar, çocuklarda da erişkinlerde olduğu gibi uykusuzluğun mikrop öldüren hücrelerin gücünü azalttığı gösteriyor. Özellikle gün boyu yuvada değişik aktivitelerle heyecanlı saatler geçiren küçük çocukların uyumadıklarını düşünürsek,  erken yatmalarının çok gerekli ve önemli olduğunu anlarız. Bu yaştaki çocukların 12-13 saat, okul öncesi çocukların 10 saat uykuya gereksinimleri var.</p>
<p><strong>Normal kilo: Şişmanlık antikor yapımını yavaşlatarak bağışıklık sistemine olumsuz etki etmektedir. Çocuğunuzu aktif tutarak hem kilosunu, hem de bağışıklık sistemini kontrol altında tutmaya çalışın.</strong></p>
<p><strong>Kişisel temizliğe önem verin: Bağışıklığı doğrudan arttırmasa da, bağışıklık sisteminin yorulmasını engelleyebilir. Sabunla el yıkamaya önem verin. Okuldan gelince, yemekten önce ve sonra, burun sildikten sonra, tuvaleti kullandıktan sonra mutlaka eller sabunla yıkanmalı. Diş fırçaları beraber duruyorsa, hasta olanın fırçasını atıp yenisini almakta fayda var.</strong></p>
<p><strong>Yanında sigara içmeyin:</strong> Çocuklar sigaranın zararlı etkilerine daha da açıklar çünkü dakikada daha fazla soluyorlar. Bronşit, kulak enfeksiyonu, astım riskini arttırmak istemiyorsanız, çocuğunuzun pasif içici olmasına izin vermeyin.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-neden-sik-hastalanir-346293">Çocuklar Neden Sık Hastalanır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ani ölümler neden kaynaklanıyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ani-olumler-neden-kaynaklaniyor-346136</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2023 10:08:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[ölümler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ani ölümlerin en sık nedeninin kalp krizi olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Kalp krizi, kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu meydana geliyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-olumler-neden-kaynaklaniyor-346136">Ani ölümler neden kaynaklanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ani ölümlerin en sık nedeninin kalp krizi olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Kalp krizi, kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu meydana geliyor” dedi. Prof. Dr. Mehmet Baltalı, erkeklerde kadınlara göre daha sık kalp krizine rastlandığını söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, son günlerde gündeme gelen ani ölümlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Ani ölümlerin en sık nedeni kalp krizidir</strong></p>
<p>Ani ölümlerin en sık nedeninin kalp krizi olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Kalp krizi, kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu meydana geliyor” dedi. Prof. Dr. Mehmet Baltalı, erkeklerde kadınlara göre daha sık kalp krizine rastlandığını söyledi.</p>
<p><strong>Ani kalp durmasına dikkat!</strong></p>
<p>Ani ölümler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Ani ölümlerde sıklıkla ani kalp durması görülüyor. Bunların çok büyük bölümü dakikalar içinde ventrikül taşikardisi veya ventrikül fibrilasyonu gibi ölümcül ritim bozukluklarına bağlı gerçekleşiyor” diye konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Ayrıca saatler içinde gerçekleşen yaygın kalp krizi nedeni ile oluşan kalp kası hasarı sonucu kalp kasının kasılmasında bozukluk ve buna bağlı pompa yetersizliği yani kalp yetersizliği de sık rastlanan nedenler arasında yer alıyor. Genetik nedenleri vardır ancak çok seyrektir. Çok fazla insanda gözükmez ama normal kalp krizine kalp hastalığına yol açan her türlü neden ani kalp durmasına yol açabilir” İfadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Baltalı, ani ölümlerdeki risk faktörlerine de değinerek bunları sigara tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, aileden gelen genetik problemler, erkek cinsiyet, yaş ve kolesterol yüksekliği olarak sıraladı.</p>
<p><strong>Erkeklerde kadınlara göre 3-4 kat daha sık ani ölüme rastlanıyor</strong></p>
<p>Ani ölümlerin çoğunun kalple ilgili ölümler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Yaşlılarda ani kardiyak ölüm daha sık olmakla birlikte genç kişilerde de olarak ani ölüm görülebiliyor. Normalde ani ölümlerin risk faktörünü oluşturan yaş grubu 40 ve üzeri erkeklerdir. Ölümler genellikle kalp kasının kalınlaşması, ritim bozuklukları, künt göğüs duvarı hasarı, doğumsal kalp hastalıklarına bağlı gerçekleşiyor. Erkeklerde kadınlara göre daha sık ani ölüme rastlanıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ailesinde ani ölüm olanlar kontrollerini aksatmamalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Baltalı, ailesinde ani kardiyak ölüm olanların, sık koroner arter hastalığına rastlananların ve risk faktörlerini taşıyanların hiçbir yakınmaları yokken bile düzenli doktor kontrolünden geçmesini ve tavsiyelere uyması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Bu önerilere kulak verilmeli</strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, tütün ve tütün ürünlerini kullanmak veya dumanına maruz kalmanın ve obezitenin risk faktörleri arasında olduğunu belirterek kişilerin sağlıklı beslenmesini ve yaşam tarzını değiştirmesini tavsiye etti. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Hasta olunca yeterli tedavi olmak önemlidir ancak daha değerlisi sağlığımızı korumaktır. Düzenli doktor kontrolünün yanı sıra erken tanı ve tarama programlarına katılmayı, sağlıklı yaşam alışkanlıkları sürdürmeyi, kötü alışkanlıklardan uzak durmayı ve sağlıklı beslenmeyi öneriyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-olumler-neden-kaynaklaniyor-346136">Ani ölümler neden kaynaklanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
