<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mümkün | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/mumkun/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/mumkun</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Mar 2026 10:28:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>mümkün | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/mumkun</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:28:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırmak]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılığı]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tepkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kanser teşhisi hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’ olabilir!</strong></p>
<p>Meme kanseri teşhisinin, birçok kadın için yalnızca tıbbi bir bilgi olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu teşhis hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’dır. Bu nedenle ilk tepkiler çoğunlukla yoğun, karmaşık ve dalgalı olur.” dedi.</p>
<p>En sık görülen ilk duygular arasında şok, inkâr, korku, kaygı ve kontrol kaybı hissinin yer aldığını ifade eden Aydın, “Pek çok kadın, tanıyı ilk duyduğunda ‘bu bana olamaz’ ya da ‘bir hata olmalı’ düşüncesine kapılır. Bu inkâr tepkisi, psikolojide akut stres tepkisinin doğal bir parçasıdır ve beynin ani tehdide karşı kendini koruma mekanizması olarak değerlendirilir. Araştırmalar, kanser tanısı alan bireylerin önemli bir kısmında ilk haftalarda travma sonrası stres belirtilerine benzer tepkiler görülebildiğini gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Farklı tepkiler, baş etme tarzı ve kişilikle ilgili!</strong></p>
<p>Bu tepkilerin yanında ölüm korkusu, geleceğe dair belirsizlik, ‘çocuklarıma ne olacak?’, ‘hayatım yarım mı kalacak?’ gibi varoluşsal soruların da çok erken dönemde ortaya çıkabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kadınlar bu süreçte aşırı bilgi arayışına girerken, bazıları tam tersine tıbbi konuşmalardan kaçınabilir. Her iki tepki de psikolojik açıdan anlaşılırdır. Bir kadın, tanıdan sonraki ilk günlerde sürekli internette hastalıkla ilgili içerik aradığını, geceleri uyuyamadığını ve zihninin hiç durmadığını ifade edebilir. Bir başka kadın ise tam aksine, ‘hiçbir şey duymak istemiyorum’ diyerek çevresinden gelen bilgileri kapatabilir. Bu farklılıklar, kişinin baş etme tarzı, geçmiş yaşam deneyimleri ve kişilik yapısıyla yakından ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkiler!</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavilerinin, bedeni hedef alıyor gibi görünse de psikolojik dünyayı da derinden etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi süreçleri; bedensel bütünlük algısını, kontrol hissini ve benlik algısını doğrudan etkileyen deneyimlerdir. Cerrahi müdahaleler sonrasında kadınlar sıklıkla bedenlerine yabancılaşma, ‘artık eskisi gibi değilim’ duygusu ve kayıp hissi yaşayabilir. Özellikle mastektomi geçiren kadınlarda bu duygular daha belirgin olabilir.” dedi.</p>
<p>Bilimsel çalışmaların, cerrahi sonrası dönemde depresif belirtilerin ve anksiyetenin artabildiğini gösterdiğini aktaran Aydın, “Kemoterapi süreci ise yalnızca fiziksel yan etkilerle değil, psikolojik açıdan da zorludur. Saç dökülmesi, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler, kişinin kendini ‘hasta’ olarak algılamasını pekiştirir. Bu süreçte kadınlar sıklıkla çaresizlik, öfke, sabırsızlık ve zaman zaman umutsuzluk hissedebilir. Ayrıca ‘kemobeyin’ olarak bilinen dikkat ve hafıza sorunları, kişinin kendine güvenini sarsabilir. Radyoterapi ise daha sessiz ilerleyen ama uzun vadede yorgunluk, tahammülsüzlük ve duygusal dalgalanmalar yaratabilen bir süreçtir. Tedavinin uzaması, ‘bu hiç bitmeyecek mi?’ düşüncesini besleyebilir. Önemli nokta şudur; bu duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkilerdir. Araştırmalar, tedavi sürecinde psikolojik destek alan kadınların hem ruhsal dayanıklılığının hem de tedaviye uyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bedenle yeniden ilişki kurmak zamana ve şefkate ihtiyaç duyar!</strong></p>
<p>Meme kanseri sonrası vücut imajının, kadınlar için en hassas konulardan biri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Meme, kültürel ve bireysel düzeyde kadınlık, annelik, cinsellik ve çekicilik ile ilişkilendirilen bir organdır. Bu nedenle bedende meydana gelen değişimler, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir kayıp olarak da yaşanabilir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sonrası kadınların; ameliyat izleri, meme kaybı, protez kullanımı, kilo değişimleri veya ciltteki farklılıklar nedeniyle aynaya bakmakta zorlanabileceğini dile getiren Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Artık kendimi tanımıyorum’ ya da ‘eşim beni eskisi gibi beğenir mi?’ gibi düşünceler sıkça dile getirilir. Araştırmalar, olumsuz vücut algısının özsaygı düşüşü, cinsel isteksizlik ve ilişkisel mesafelenme ile ilişkili olduğunu gösteriyor. </p>
<p>Tedavi süreci bitmiş, tıbben ‘iyi’ denilen bir kadın, sosyal ortamlardan kaçınmaya başlayabilir, denize girmekten çekinebilir ya da aynada kendine uzun süre bakmaktan kaçınabilir. Bu durum dışarıdan ‘abartı’ gibi algılansa da, aslında derin bir kimlik yeniden yapılanma sürecinin parçasıdır. Burada önemli olan, bedenle yeniden ilişki kurmanın zamana ve şefkate ihtiyaç duyduğunu kabul etmektir.”</p>
<p><strong>Güçlü olmak zorunda değilsiniz; ağlamak ve durmak da iyileşmenin parçası!</strong></p>
<p>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Araştırmalar, bazı baş etme stratejilerinin ruh sağlığını belirgin şekilde desteklediğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Öncelikle duyguları bastırmak yerine ifade etmenin büyük önem taşıdığının altını çizen Aydın, “Üzgün, öfkeli ya da korkmuş hissetmek zayıflık değil; insan olmanın doğal bir sonucudur. Yazmak, güvendiği biriyle konuşmak ya da bir uzmandan destek almak, bu duyguların yükünü hafifletir. İkinci olarak, kontrol edilebilir alanlara odaklanmak önemlidir. Tedavi sürecini yönetmek, randevularını planlamak, beslenme ve uyku düzenine özen göstermek, kişiye ‘aktif bir özne’ olma hissi kazandırır. Bu, kaygıyı azaltan temel faktörlerden biridir. Mindfulness, nefes egzersizleri ve gevşeme çalışmaları gibi yöntemlerin, kanser hastalarında anksiyete ve depresyonu azalttığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Ayrıca destek gruplarına katılmak, ‘yalnız değilim’ duygusunu güçlendirir. En önemlisi ise; güçlü olmak zorunda değilsiniz. Zaman zaman dağılmak, ağlamak, durmak da iyileşmenin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir!</strong></p>
<p>Sosyal desteğin meme kanseri sürecinde en güçlü koruyucu faktörlerden biri olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Güçlü sosyal desteğe sahip kadınlar daha düşük depresyon düzeyleri yaşıyor ve tedaviye psikolojik olarak daha iyi uyum sağıyor.” dedi.</p>
<p>Ancak desteğin her zaman ‘çok konuşmak’ ya da ‘pozitif ol’ demek anlamına gelmediğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazen en iyisi, sadece orada olmak ve dinlemektir. ‘Güçlüsün, atlatırsın’ gibi iyi niyetli cümleler, kadının yaşadığı korkuyu görünmez kılabilir. Yakın çevreye düşen en önemli rol; yargılamadan dinlemek, duygulara alan açmak ve kadının temposuna saygı göstermektir. Yardım teklif etmek ama zorlamamak, bilgi vermeden önce izin almak, bedenle ilgili yorumlardan kaçınmak bu süreçte çok değerlidir. ‘İstersen bugün yanında olabilirim’ demek, ‘ben senin yerinde olsam böyle yapardım’ demekten çok daha destekleyicidir.</p>
<p>Sonuç olarak, meme kanseri yalnızca bireyin değil, bir ilişkiler sisteminin yaşadığı bir deneyimdir. Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 07:52:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulmadan]]></category>
		<category><![CDATA[bulun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[siz]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor. Peki kansere karşı sadece belirtileri takip etmek kanseri önlemek için yeterli olabilir mi? Birçok kanser türünün belirgin şikâyetler ortaya çıkmadan önce, uzun bir süre sessiz ilerlediğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Günümüzde gelişen genetik ve moleküler teknolojiler sayesinde kanserle mücadelede yeni bir yaklaşım öne çıkıyor: riski henüz hastalık ortaya çıkmadan önce ölçmek. Genetik taramalar ve moleküler analizler sayesinde bireylerin kanser yatkınlığı belirlenebiliyor, böylece riskli kişilerin daha erken ve daha sık taranarak kanser oluşmadan önlenmesi ya da çok erken evrede yakalanmasının mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanser genetiğimizde var mı? </strong></p>
<p>Kanserlerin oluşum nedenlerine göre ikiye ayrıldığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bunlar sporadik yani sonradan gelişen kanserler ve kalıtsal kanserlerdir. En sık görülen kalıtsal olmayan kanserlerin gelişiminde; karsinojenik kimyasallar, radyasyon, bazı virüsler ve yaşam tarzına bağlı çevresel risk faktörleri önemli rol oynuyor. Kalıtsal kanserlerde ise kanser gelişimine zemin hazırlayan genetik değişiklikler söz konusu oluyor. Bu tür kanserlerde risk, çoğu zaman anne veya babadan aktarılan, daha nadir durumlarda ise kişinin doğuştan DNA’sında bulunan zararlı bir gen mutasyonundan kaynaklanabiliyor. Bu nedenle bazı bireylerde kanser gelişimi, genetik yatkınlıkla ilişkili olarak daha erken yaşlarda veya daha yüksek riskle ortaya çıkabiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kanser belirteçleri kanda gizleniyor</strong></p>
<p>Genetik bilgilerin ve teknolojilerin sağladığı gelişmeler sayesinde bir kişinin DNA’sında kalıtsal kanserlerden birine yol açabilecek zararlı mutasyon bulunup bulunmadığının tespitinin oldukça kolay olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı,  Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Örneğin, meme ve over kanserine yol açabilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları, endometrium (rahim) ve kolorektal (kalın barsak) kanserlere yol açabilen MLH1, MSH2 kalıtsal (germline) gen mutasyonları gibi kanserlerle ilişkili tüm bilinen genler kandan elde edilen DNA’dan incelenebilmekte. Öte yandan sporadik yani sonradan gelişen kanserlere olan yatkınlığımızın (Poligenik Risk Skoru) toplum riskine göre daha yüksek olup olmadığının ölçülmesi de yine koldan alınan küçük bir kan örneği ile mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>“Ya kanımda kanser riski çıkarsa?”</strong></p>
<p><strong>Kalıtsal genetik taramalar</strong>la<strong> “</strong>aileden aktarılabilen kanser riski”ni taşıyan bireylerin erken dönemde belirlenmesini sağladığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bu sayede yüksek risk grubunda yer alan kişiler daha yakından takip edilebilir; gerekli durumlarda koruyucu cerrahi ya da ilaçla risk azaltıcı tedaviler gibi önleyici yaklaşımlar planlanabilir. Benzer şekilde, <strong>poligenik risk skoru </strong>yüksek olan yani belirli bir kanser türüne yakalanma olasılığı toplum ortalamasına göre daha fazla olan bireyler de standart tarama programlarından farklı olarak daha erken yaşta ve daha sık taranabilir. Böylece kanser gelişmesi durumunda hastalık çok daha erken evrede yakalanabilir; ayrıca o kansere özgü yaşam tarzı değişiklikleriyle riskin azaltılması ve mümkünse hastalığın hiç ortaya çıkmaması hedeflenir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>O testler halen çok önemli. Çünkü…</strong></p>
<p>Günümüzde meme kanseri için mamografi, rahim ağzı kanseri için Pap smear, kalın bağırsak kanserleri için kolonoskopi ve gaitada gizli kan testleri, akciğer kanseri için ise akciğer grafisi ya da düşük doz bilgisayarlı tomografi gibi taramaların kanserin erken yakalanmasında hâlâ en önemli yöntemler arasında yer aldığını belirten <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Gelişen teknoloji sayesinde erken tanı artık yalnızca bu klasik yöntemlerle sınırlı değil. Günümüzde kanda, tümör hücrelerinden dolaşıma karışan DNA parçalarının tespit edilmesi mümkün hale geldi. Bu sayede hem kanserin çok daha erken dönemde fark edilmesi hem de kanser hastalarında tedaviye verilen yanıtın takip edilmesi mümkün olabiliyor. Ayrıca DNA’daki bazı biyolojik değişiklikleri inceleyen yeni nesil testlerle, tek bir kan örneği üzerinden birden fazla kanser türünü erken dönemde saptamayı hedefleyen yöntemler geliştiriliyor. Bu gelişmeler, kanser taramasında gelecekte çok daha erken ve kişiye özel bir sağlık yönetiminin önünü açacak” diyor.</p>
<p><strong>Kanserde “kitle saptama” dönemi yerini “kanserleşme sürecini izleme”ye bırakıyor</strong></p>
<p>Kanserin erken tanısının “kitle saptama” yaklaşımından daha çok “kanserleşme sürecini izleme” yaklaşımına doğru evrildiğini vurgulayan <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Genetik ve moleküler teknolojilerdeki hızlı gelişmeler, kanserin erken tanısında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Günümüzde farklı biyolojik verilerin birlikte değerlendirildiği analizler, yapay zekâ destekli risk hesaplamaları ve çeşitli biyobelirteçlerin takibi giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor. Bu yaklaşımlar sayesinde genetik taramalar ve hücresel düzeydeki değişikliklerin izlenmesi, klasik tarama yöntemlerini tamamlayan güçlü araçlar haline geliyor. Yakın gelecekte sağlık yönetiminin odağı, kanser ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekten ziyade, henüz klinik bir hastalık oluşmadan önce kanser riskini belirleyip yönetmek olacak. Böylece kişiye özel sağlık yaklaşımlarıyla kanserin mümkün olduğunca erken saptanması ve hatta bazı durumlarda ortaya çıkmadan önlenmesi hedefleniyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Su ve Orman: Doğanın, Refahın ve Eşitliğin Temel Taşları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/su-ve-orman-doganin-refahin-ve-esitligin-temel-taslari-621655</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doğanın]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[eşitliğin]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[refahın]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[taşları]]></category>
		<category><![CDATA[tema]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[varlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621655</guid>

					<description><![CDATA[<p>TEMA Vakfı, Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası ile Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, insan faaliyetleri nedeniyle giderek derinleşen orman kaybı ve su yoksunluğunun başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en çok kırılgan toplulukları etkilediğine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/su-ve-orman-doganin-refahin-ve-esitligin-temel-taslari-621655">Su ve Orman: Doğanın, Refahın ve Eşitliğin Temel Taşları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEMA Vakfı, Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası ile Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, insan faaliyetleri nedeniyle giderek derinleşen orman kaybı ve su yoksunluğunun başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en çok kırılgan toplulukları etkilediğine dikkat çekti. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, suyu ve ormanları korumanın toplumsal eşitliği ve ekonomik dayanıklılığı da korumak anlamına geldiğini vurguladı.</strong></p>
<p>Ormanlar ve su varlıkları, yaşamın sürekliliğini sağlayan ekosistemlerin temelini oluştururken, ekonomik yaşamın görünmez altyapısını ve toplumsal refahın güvencesini de sağlıyor. Ancak bugün, gezegenimizin yaşanabilirliği için vazgeçilmez olan bu doğal varlıklar hiç olmadığı kadar baskı altında. Artan nüfus ve insan kaynaklı iklim krizinin etkileri, ormanlar ile su varlıklarını giderek daha kırılgan hale getiriyor. Büyük resme baktığımızda ise acilen önleyici adımların atılması gerekiyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler bu yıl, Ormancılık Haftası’nın da başlangıcı olan 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nün temasını &#8220;Ormanlar ve Ekonomiler&#8221;, 22 Mart Dünya Su Günü’nün temasını ise &#8220;Su ve Cinsiyet&#8221; olarak belirledi. Bu iki tema, ormanlar ve su varlıklarının doğal sistemlerin bir parçası olduğunu yeniden hatırlatırken, toplumsal eşitliğin ve ekonomik refahın temelini de oluşturduklarına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Dünyada 45 milyon insan geçimini ormanlardan sağlıyor</strong></p>
<p>Karbon depolamadan iklimin düzenlenmesine, toprağın korunmasından su üretimine kadar sayısız ekosistem hizmeti sunan ormanlar, aynı zamanda insan refahı ve ekonomik yaşamın ana bileşenlerinden biri. Dünya genelinde 45 milyon insan geçimini doğrudan ormanlardan sağlarken, milyarlarca insanın yaşamı, ormanların sağladığı gıdaya ve düzenlediği su döngüsüne bağlı olarak sürüyor. Tüm bu hizmetlerin ekonomik karşılığını hesaplamak ise mümkün bile değil.</p>
<p>Ancak küresel ölçekte orman kaybı hız kesmeden devam ediyor. 1990–2025 yılları arasında dünyada yaklaşık 489 milyon hektar orman alanı yok edildi. Son 10 yılda ise her yıl yaklaşık 11 milyon hektar, Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi kadar, doğal orman alanı kaybedildi. Yangınların yol açtığı tahribatlar giderek artarken son 20 yılda yangınlardan zarar gören orman alanı iki katına çıktı.</p>
<p><strong>Orman kaybı su güvencesini de zayıflatıyor</strong></p>
<p>Ormanların zayıflaması sadece ekolojik bir kayıp değil, su güvenliği açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Çünkü ormanlar su döngüsünün önemli bir parçasını oluşturuyor; havzaları koruyor, yağışları ve suyun kalitesini artırıyor, kuraklık ve taşkın riskini azaltıyor.</p>
<p>TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, ormanların korunmasının yaşamın sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi: &#8220;Ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret olmayan; suyun sürekliliğini sağlayan, ekonomiyi ayakta tutan ve yaşamı mümkün kılan doğal sistemlerdir. Ormanlar zayıfladığında su güvenliği de zayıflar. Bu nedenle ormanları korumak, suyu ve yaşamın devamlılığını da korumak demektir.&#8221;</p>
<p><strong>Su yoksunluğu en çok kadınları ve çocukları etkiliyor</strong></p>
<p>Suyun coğrafi bölgelere ve ülkelere dağılımı konusunda görülen eşitsizlikler ise toplumsal yaşamda daha da derinleşiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada kadınlar ve kız çocukları her gün yaklaşık 250 milyon saatlerini su bulmak ve taşımak için harcıyor. Bu durum eğitimden kopuş, ekonomik dışlanma ve zaman yoksulluğu gibi eşitsizlikleri derinleştiren sonuçlar doğuruyor.</p>
<p>İklim krizinin etkileriyle artan kuraklık, su kıtlığı ve aşırı hava olayları da özellikle kırılgan toplulukların yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu duruma ilişkin değerlendirmede bulunan Deniz Ataç, &#8220;Su yoksunluğu, bir eşitsizlik krizidir. Suya erişimin zorlaştığı her yerde bakım yükünü en çok kadınlar ve kız çocukları üstleniyor; eğitimden, çalışma hayatından ve yaşam fırsatlarından feragat etmek zorunda kalıyorlar. Oysa suya erişim bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır. Aynı iklim koşullarına sahip toplumlar arasında suya erişim yönetsel nedenlerle üç kata kadar değişebiliyorsa bu bize su yoksunluğunun çözümünde sadece altyapıya değil, adil ve katılımcı yönetime de odaklanmamız gerektiğini gösterir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dünya &#8220;su iflası&#8221; riskiyle karşı karşıya</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından yayımlanan yeni bir rapor ise dünyanın artık, “küresel su iflası” olarak tanımlanan yeni bir döneme girdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre insanlık nehirleri, gölleri ve yer altı su varlıklarını doğanın kendini yenileyebileceğinden çok daha hızlı tüketiyor ve birçok su sistemi geri dönülmesi zor bir eşik noktasına yaklaşıyor. Ataç, endişe verici bu tabloya karşı uyarıda bulundu:</p>
<p>&#8220;Tatlı su varlığı azalan Dünyamız küresel bir su iflası riskiyle karşı karşıya. Ormanları korumadan ise su güvencesini sağlamak mümkün değil.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Doğal varlıkların korunması, birbirini tamamlayan bütüncül politikalarla mümkün&#8221;</strong></p>
<p>Deniz Ataç, su güvencesinin sağlanabilmesi için suyun alınıp satılan bir kaynak olarak görülmesinden vazgeçilmesinin, orman ekosistemlerinin korunmasının, su havzalarının bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesinin ve suya erişimin temel bir insan hakkı olarak ele alınmasının büyük önem taşıdığını söyledi:</p>
<p>&#8220;İklim krizine karşı yaşanabilir bir gelecek için orman kaybını durduracak politikaların güçlendirilmesi, su varlıklarının doğanın yenilenme kapasitesini gözeten bir anlayışla yönetilmesi ve su yönetiminde kadınların ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanması gerekiyor. Doğal varlıkların korunması, su güvencesinin sağlanması ve toplumsal eşitsizliklerin azaltılması ancak birbirini tamamlayan bütüncül politikalarla mümkün.&#8221;</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/su-ve-orman-doganin-refahin-ve-esitligin-temel-taslari-621655">Su ve Orman: Doğanın, Refahın ve Eşitliğin Temel Taşları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 09:53:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünü]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[protezlerin]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzatmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, protezlerin ömrü, diş sıkma ve gıcırdatmanın protezlere etkisi ile ağız bakımı önlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548">Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, protezlerin ömrü, diş sıkma ve gıcırdatmanın protezlere etkisi ile ağız bakımı önlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Protez sorunlarında vakit kaybetmeden diş hekimine başvurulmalı! </strong></p>
<p>Diş protezlerinin ortalama kullanım ömrünün 5 ila 10 yıl arasında değiştiğini ifade eden Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Ancak bu süre dolmadan önce protezlerde kırılma, çatlama ya da sallanma gibi sorunlar ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Bunun yanı sıra zamanla hijyenik özelliklerini kaybeden protezlerin diş etlerinde kanama ve hassasiyete yol açabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Tınastepe, “Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden bir diş hekimine başvurmak, hem protezin onarılabilmesi hem de ağız sağlığının korunması açısından büyük önem taşır. Özellikle protez kırıldığında hastaların kendi imkânlarıyla yapıştırmaya çalışması sık yapılan hatalardandır. Bu tür müdahaleler protezin yeniden tamir edilebilme ihtimalini azaltır ve kullanım ömrünü kısaltır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diş sıkma önlemleri, dişleri ve protezleri uzun süre korur! </strong></p>
<p>Diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) sorunu olan hastalarda dişlere ve protezlere normal çiğneme kuvvetlerinin çok daha üzerinde baskı uygulandığını hatırlatan Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bu durum hem doğal dişlerde hem de restorasyon ve protezlerde kırılma, çatlama ve başarısızlıklara neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle protez tedavisi tamamlandıktan sonra diş hekimlerinin genellikle gece kullanımına uygun bir plak önerdiğini ifade eden Doç. Dr. Tınastepe, şunları söyledi:</p>
<p>“Bazı durumlarda botoks uygulamalarından da faydalanılabilir. Ayrıca hastaya gece plağı kullanımıyla birlikte yaşam tarzına yönelik bazı önerilerde bulunulabilir. Düzenli diş hekimi kontrolleri de protezlerin ve dişlerin uzun ömürlü olması açısından ihmal edilmemeli.</p>
<p>Ağız bakımında yalnızca diş fırçalamak her zaman yeterli olmaz. Günlük rutine diş ipi eklenmeli, diş araları geniş olan kişiler diş arası fırçası kullanmalı. Son yıllarda sıklıkla önerilen ağız duşları da ağız hijyeninin desteklenmesinde etkili bir yardımcıdır. Diş sıkma ve gıcırdatma problemi olan bireylerde gerekli önlemler alındığında hem doğal dişler hem de yapılan protezler daha uzun süre sağlıklı şekilde kullanılabilir. Böylece ilerleyen dönemlerde implant ya da yeni protez tedavilerine duyulan ihtiyaç azaltılabilir.”</p>
<p><strong>Tam dişsizlik ve kemik yetersizliğinde all-on-four önemli bir tedavi seçeneği! </strong></p>
<p>Tam dişsizlik durumunda ve çene kemiğinin yetersiz olduğu hastalarda uygulanan önemli tedavi seçeneklerinden birinin de all-on-four (halk arasında ‘olonfor’) protez sistemi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bu yöntemde genellikle dört implant yerleştirilir; bazı vakalarda beş ya da altı implant da tercih edilebilir.” dedi.</p>
<p>İmplantlar yerleştirildikten sonra çoğu hastada aynı gün geçici protez takılabildiğine işaret eden Doç. Dr. Tınastepe sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İmplantların kemikle kaynaşması için yaklaşık 3 ila 6 ay beklenir. Bu sürecin ardından kalıcı protezlere geçilir ve tedavi genellikle 15 ila 30 gün içerisinde tamamlanır.</p>
<p>İmplantlardan destek alınarak yapılan protezler implant üstü protezler olarak adlandırılır. Bu protezler tek bir implant üzerine uygulanabileceği gibi birden fazla implant üzerine de yapılabilir. Tedavi planlamasına ve hastanın ağız yapısına göre sabit ya da hareketli protez seçenekleri tercih edilebilir. Doğru planlama, düzenli bakım ve kontroller sayesinde implant üstü protezler uzun yıllar konforlu ve güvenli bir şekilde kullanılabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/protezlerin-omrunu-uzatmak-mumkun-617548">Protezlerin ömrünü uzatmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Galaxy Buds Serisi ile kişiselleştirilmiş ses deneyimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/galaxy-buds-serisi-ile-kisisellestirilmis-ses-deneyimi-613833</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[buds]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş]]></category>
		<category><![CDATA[kulaklıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[özelliği]]></category>
		<category><![CDATA[özellikler]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[serisi]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613833</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kablosuz kulaklıklar, aktif ve hareket halinde olan herkes için vazgeçilmez aksesuarlar haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/galaxy-buds-serisi-ile-kisisellestirilmis-ses-deneyimi-613833">Galaxy Buds Serisi ile kişiselleştirilmiş ses deneyimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kablosuz kulaklıklar, aktif ve hareket halinde olan herkes için vazgeçilmez aksesuarlar haline geldi. Sağladığı hareket özgürlüğü, bağlantı kolaylığı ve kompakt gövdelerine sığdırdıkları özellikler sayesinde günlük hayatın en önemli eşlikçisi olan kulaklıklar, Galaxy Buds serisi ile akıllı bir asistana dönüşüyor. 2019&#8217;da Galaxy Buds&#8217;ı piyasaya süren Samsung, giyilebilir teknolojiye inovatif bir yaklaşım getirdi. 25 Şubat 2026 saat 21:00’de ise Unpacked deneyimine davet ediyor. Parlak dokusu ve yuvarlak tasarımıyla dikkat çeken bu giyilebilir cihaz, kullanıcının cebine rahatça sığacak kadar kompakttı. Yıllar içinde özellikleri gelişen ve artan yeni nesil Buds serisi ise Galaxy AI’ın yapay zekâ teknolojisi entegrasyonu ile artık bir kulaklıktan çok daha fazlasını sunuyor. </p>
<p><strong>Yapay zekâ ortamdaki sesleri analiz ederek gürültüyü engelliyor</strong></p>
<p>Galaxy AI dünyasının yapay zekâ özellikleri ile donatılan Buds serisi kulaklıklarla Interpreter özelliği sayesinde yabancı dilde biriyle konuşurken veya bir konferans dinlerken, çeviriyi gerçek zamanlı olarak doğrudan dinlemek mümkün. İster yabancı dilde ders dinleyin ister farklı dilden biriyle sohbet edin, Interpreter in Listening Mode, akıllı telefonunuza bakmanıza gerek kalmadan çeviriyi doğrudan kulaklarınıza takılı Galaxy Buds kulaklığınız aracılığıyla duymanızı sağlıyor. Böylece, yalnızca sohbete odaklanmak ve herkesle yüz yüze iletişim kurmak mümkün hale geliyor. Live Translate özelliği ise telefon görüşmeleri sırasında karşı tarafın konuşmalarını anında kulaklığınıza çevirerek aktarıyor. Çok daha fazlası için Samsung, 25 Şubat 2026’da saat 21:00’de Galaxy Unpacked’e davet ediyor.</p>
<p>Yapay zekâ, ortamdaki sesleri analiz ediyor ve Adaptive ANC özelliği sayesinde istenmeyen sesleri ve gürültüleri de engelliyor. Voice Detect özelliği ise konuşmaya başlandığı anda müziği kısıyor ve kulaklığı çıkarmadan sohbet etmeye imkan tanıyor. Auto Switch özelliği sayesinde Buds serisi kulaklıklar tablette film izlerken telefonunuza bir çağrı geldiğinde, hiçbir işlem yapmaya gerek kalmadan otomatik olarak telefona bağlanıyor. Serinin en kullanışlı ve akıllı ses özellikleri, Samsung’un inovatif yapay zekâ platformu ile birlikte kullanıcılara sunuluyor. Böylece hızlı ayarlar panelinden ses ayarları,nı kolayca değiştirmek ve kullanıcı tercihlerini belirli uygulamalarda devreye almak mümkün hale geliyor. Ayrıca kullanıcılar, Adapt sound özelliği ile daha erişilebilir ve kişiselleştirilmiş ses deneyiminin keyfini çıkarabiliyor. Artık ses ayarı için akıllı telefonundaki Galaxy Wearable uygulamasını açma ihtiyacı ortadan kalkıyor. İlk kez sunulan bu özellikle cihazın hızlı ayarlar panelinden ses seviyesini, gürültü kontrolünü ve ses ayarlarını rahatça yapmayı mümkün hale geliyor.</p>
<p><strong>Eller serbest kontrol imkanı</strong></p>
<p>Kullanıcılar, Bixby ve Gemini gibi yapay zekâ asistanlarını sesli komutla ve eller serbest kontrollerle kolayca başlatabiliyor. Bu entegrasyon sayesinde telefona uzanmadan yapay zekâ özelliklerine erişilebiliyor. Ayrıca dikkati dağıtmadan günlük rutin aktiviteleri kesintisiz bir şekilde sürdürmek de mümkün hale geliyor.<strong> </strong>Galaxy Buds serisi, kullanıcıların ihtiyaçları doğrultusunda sürekli gelişirken, Samsung, yeni inovasyonlarla dinleme deneyimini değiştiriyor. Galaxy Buds serisi, kullanıcıların kulaklıklarını her taktıklarında yeni bir ses dünyasına girmelerine olanak tanıyan, kullanıcı dostu bir araç olmaya devam edecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/galaxy-buds-serisi-ile-kisisellestirilmis-ses-deneyimi-613833">Galaxy Buds Serisi ile kişiselleştirilmiş ses deneyimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABB, Endüstriyel İnovasyonu Süreklilik İle Mümkün Kılan Automation Extended’i Sundu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abb-endustriyel-inovasyonu-sureklilik-ile-mumkun-kilan-automation-extendedi-sundu-611002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 06:54:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[abb]]></category>
		<category><![CDATA[endüstriyel]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kılan]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[novasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[otomasyon]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611002</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsviçre merkezli otomasyon ve elektrifikasyon teknolojileri lideri ABB, endüstride inovasyonu süreklilik ile mümkün kılan Automation Extended programını tanıttı. Endüstrilerin kesinti yaşamadan modernize edilmesine yardımcı olmak üzere tasarlanan dağıtılmış kontrol sistemlerinin (DCS) stratejik evrimi olan Automation Extended programı, geleceğin otomasyon yetkinliklerinin sistem bütünlüğünü koruyarak, aynı zamanda endüstriyel operasyonların yeni çağında ihtiyaç duyulan esnekliği, ölçeklenebilirliği ve verimliliği sağlayacak şekilde kademeli olarak devreye alınmasına yönelik bir yol haritası sunuyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abb-endustriyel-inovasyonu-sureklilik-ile-mumkun-kilan-automation-extendedi-sundu-611002">ABB, Endüstriyel İnovasyonu Süreklilik İle Mümkün Kılan Automation Extended’i Sundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde endüstriyel operasyonlar; hızla değişen pazar koşulları, siber güvenlik tehditleri, mevzuat baskıları ve sürekli değişen bir iş gücü yapısı gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya bulunuyor. ABB’nin dünyanın en büyük DCS kurulu tabanındaki uzun süreli sektör liderliği ve proses otomasyonundaki vizyonu üzerine inşa edilen Automation Extended programı da bu zorluklara yanıt vererek çevik ve hızlı bir inovasyonla üretimde kesinti yaşatmadan gelişmiş analitik ve IoT entegrasyonunu destekleyerek ve farklı yetkinlik seviyelerine sahip çalışanlar için operasyonları sadeleştirerek bu konulara çözüm sağlıyor. </p>
<p>Operatörler; ABB Ability<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> System 800xA®, ABB Ability<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Symphony® Plus ve ABB Freelance gibi halihazırda kullandıkları güvenilir ABB sistemleriyle çalışmaya devam ederken, yeni teknolojileri operasyonda kesinti olmadan kademeli olarak devreye alabiliyor. Böylece hem süreklilik korunurken inovasyon gerçekleştirilebiliyor hem de modernizasyon süreci yapılandırılarak düşük riskle yönetiliyor. </p>
<p>ABB Otomasyon İş Kolu Başkanı Peter Terwiesch, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Hizmet verdiğimiz endüstrilerin çoğu, hayati öneme sahip kaynakları sağlayan büyük ve karmaşık altyapılar işletiyor. Bu sektörlerde müşterilerimiz, operasyonel kesinti olmadan modernizasyona ihtiyaç duyuyor. Automation Extended ise tam olarak bunu sunuyor: Bu program, güvenlik ve birlikte çalışabilirliği merkeze alarak, müşterilerimizin bildiği ve güvendiği sistemlere geleceğe hazır yetenekleri kazandırıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Automation Extended programı; birlikte çalışabilirlik, ölçeklenebilirlik ve endüstriyel alanlar arasında sorunsuz entegrasyon sağlamak üzere tasarlanmış modern, açık ve modüler bir mimari üzerine kurulu şekilde çalışıyor. Görev ayrımı prensiplerine dayanan bu otomasyon ekosistemi, birbirinden farklı ancak güvenli biçimde birbirine bağlı iki ayrı ortamdan oluşuyor:</p>
<p>Kontrol ortamı, yazılım tanımlı ve sürekli güncel kalan yapısıyla kritik süreçlerin sağlam, güvenilir ve deterministik bir şekilde kontrolünü sağlıyor. Dijital ortam ise kontrol katmanına güvenli bir şekilde bağlanarak gelişmiş uygulamaları, edge zekâsını ve gerçek zamanlı analitikleri etkinleştiriyor. Bu yapı, kanıtlanmış kontrol mimarilerini etkilemeden karar destek süreçleri için yapay zeka (AI) ve makine öğrenmesini (ML) kullanıyor.</p>
<p>Bu farklı teknoloji ortamlarının yönetimi ve bakımı, ekosistem yaşam döngüsü yönetimi ve optimizasyonu için tüm sistemi kapsayan tek, bütünleşik ve kapsamlı bir servis yaklaşımıyla yürütülüyor.</p>
<p>Açık Platform İletişimi Birleşik Mimari (Open Platform Communications Unified Architecture-OPC UA) omurgası ve her iki ortamın yönetimine yönelik Bulut‑Yerel (Cloud‑Native) mimarisi gibi yeni teknolojilerin; konteynerizasyon, orkestrasyon ve modüler servislerden yararlanacak şekilde entegre edilmesiyle ekosistem geniş kapsamlı bir iyileştirme yelpazesi sunmaktadır. Bu iyileştirmeler, süreç anormalliklerinin proaktif olarak tespit edilip düzeltilmesinden, kritik varlıkların sürekli durum izleme yoluyla bakım stratejilerinin optimize edilmesine ve çeşitli donanım platformlarında uygulanmaya hazır verimli modüler yaklaşımlarla mühendislik süreçlerinin geliştirilmesine kadar uzanmaktadır. Bu mimari, performansı güvence altına alırken ölçeklenebilirlik ve çeviklik sağlamaktadır.</p>
<p>Automation Extended; ABB Ability<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> System 800xA®, ABB Ability<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Symphony® Plus ve ABB Freelance proses otomasyon sistemlerinin bir sonraki sürümleriyle birlikte kullanıma sunulacak.</p>
<p><strong>ABB </strong>daha sürdürülebilir ve kaynaklar açısından verimli bir gelecek için elektrifikasyon ve otomasyon çözümleri sunan global bir teknoloji lideridir. ABB, mühendislik ve dijitalleşme alanlarındaki uzmanlığını birleştirerek endüstrilerin yüksek performansta çalışırken daha verimli, üretken ve sürdürülebilir hale gelmesine katkıda bulunmaktadır. ABB’de biz buna ‘Engineered to Outrun’ diyoruz. ABB, 140 yılı aşkın geçmişe ve dünya çapında yaklaşık 110.000 çalışana sahiptir. Şirketin hisseleri SIX İsviçre Borsası (ABBN) ve Nasdaq Stockholm’de (ABB) işlem görmektedir. <strong>www.abb.com</strong></p>
<p><strong>ABB Otomasyon iş kolu;</strong> enerji, su ve hammadde temininden ürünlerin üretilmesine ve pazara ulaştırılmasına kadar geniş bir yelpazedeki temel ihtiyaçlara yönelik endüstriyel operasyonları otomatize eder, elektrifikasyonunu sağlar ve dijitalleştirir. Yaklaşık 26.000 çalışanı, lider teknolojileri ve servis uzmanlığı ile ABB Otomasyon iş kolu; proses, hibrit ve denizcilik endüstrilerinin daha yalın ve daha temiz bir şekilde önde gitmesine yardımcı olur. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abb-endustriyel-inovasyonu-sureklilik-ile-mumkun-kilan-automation-extendedi-sundu-611002">ABB, Endüstriyel İnovasyonu Süreklilik İle Mümkün Kılan Automation Extended’i Sundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eforsuz Güzellik Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eforsuz-guzellik-mumkun-mu-607333</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 11:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[eforsuz]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607333</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tek bir enjeksiyonla güzelliğe kavuş.” Bu vaat, uluslararası bir virüsü beraberinde getiriyor ancak bu virüs de cinayete dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eforsuz-guzellik-mumkun-mu-607333">Eforsuz Güzellik Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>“Tek bir enjeksiyonla güzelliğe kavuş.”</strong></em> Bu vaat, uluslararası bir virüsü beraberinde getiriyor ancak bu virüs de cinayete dönüşüyor. Hem de tüm dünyayı etkisi altına alan… Ve <strong>Disney+</strong>, izleyicilerini bugünden itibaren ilk enjeksiyonu paylaşmaya bekliyor. <strong>6 Emmy Ödülü </strong>sahibi ve imza attığı her projeyle tüm dünyanın konuştuğu <strong>Ryan Murphy</strong>’nin uzun süredir heyecanla beklenen dizisi <strong>FX</strong>’ten<strong> ‘The Beauty’</strong>, <strong>ilk 3 bölümü</strong>yle bugünden itibaren sadece <strong>Disney+</strong>’ta seyredilebilir. </p>
<p><strong>11 bölüm</strong>den oluşan dizi, uluslararası süpermodellerin gizemli ve de vahşi şekillerde hayatlarını kaybetmeye başlamalarıyla yüksek moda dünyasının karanlık yüzünü açığa çıkarıyor. FBI ajanları Cooper Madsen <strong>(Evan Peters) </strong>ve Jordan Bennett <strong>(Rebecca Hall)</strong>, bu gizemli ölümle sonuçlanan vakaların ardından gerçeği aydınlatmak üzere Paris’e gönderilir. Soruşturma derinleştikçe, sıradan insanları fiziksel mükemmelliğe ulaştıran ancak ölümcül sonuçları olan bir virüs keşfederler. Bu gerçek onları, gizemli teknoloji milyarderi The Corporation’ın <strong>(Ashton Kutcher) </strong>hedefi haline getirir. Kutcher’ın hayat verdiği karakter, gizlice ‘The Beauty’ olarak bilinen mucizevi bir ilaç geliştirmiştir ve trilyonluk imparatorluğunu korumak için The Assassin kod adlı tetikçisini <strong>(Anthony Ramos) </strong>devreye sokmak dahil her şeyi yapmaya hazırdır. Salgın büyürken kaosun tam merkezinde kalan Jeremy <strong>(Jeremy Pope) </strong>ise kendi amacını bulmaya çalışır. Ajanlar Paris, Venedik, Roma ve New York’u kapsayan dünyanın dört bir yanındaki kovalamacada insanlığın geleceğini değiştirebilecek bu tehdidi durdurmak için zamana karşı yarışır. </p>
<p><strong>Bella Hadid, Ben Platt, Isabella Rossellini, Lux Pescal, Nicola Peltz Beckham </strong>ve <strong>Vincent D’Onofrio </strong>gibi yıldız isimlerin konuk oyuncuları arasında yer aldığı <strong>‘The Beauty’, Ryan Murphy </strong>ile birlikte <strong>Matthew Hodgson</strong>’ın imzasını taşıyor. <strong>Jeremy Haun </strong>ve <strong>Jason A. Hurley</strong>’nin birlikte yazdığı çizgi roman serisinden uyarlandı. </p>
<p>Dünyanın en büyük ticaret malzemesi olan “güzellik” kavramını vahşi şekilde ele alan <strong>FX</strong>’ten<strong> ‘The Beauty’</strong>, ilk 3 bölümüyle şimdi sadece <strong>Disney+</strong>’ta diziseverlerle buluşurken, izleyiciler her hafta Perşembe günü dizinin yeni bölümlerini seyredebilecek.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eforsuz-guzellik-mumkun-mu-607333">Eforsuz Güzellik Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>45 yaş üzerine kolonoskopi uyarısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/45-yas-uzerine-kolonoskopi-uyarisi-602635</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 11:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[45]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolonoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602635</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/45-yas-uzerine-kolonoskopi-uyarisi-602635">45 yaş üzerine kolonoskopi uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kolon kanseri tedavisi mümkün olan ancak düzenli takip gerektiren bir hastalık! </strong></p>
<p>Kolon kanserinin günümüzde en çok karşılaşılan üçüncü kanser çeşidi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yaygın olarak görülmesi nedeniyle takip edilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Kolon kanserinin tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “45 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekir. Ancak ailesinde özellikle birinci derece akrabalarında kolon kanseri olan kişiler, akrabalarının kolon kanserine yakalandığı yaşın on yıl gerisinden başlayarak düzenli olarak kolonoskopi yaptırmaları önerilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kolon kanserleri genellikle belirti vermeden ilerliyor! </strong></p>
<p>Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kolonoskopi yapılarak düzenli takip edilen kişilerde hastalığı erken yakalamak mümkündür.” dedi.</p>
<p>Kolon kanserinin genellikle belirti vermediğini hatırlatan Prof. Dr. Atamer, “Kanserler polip olarak başlar. Bu nedenle kolonoskopi yapıldığında polip aşamasındayken yakalanırsa polibi çıkartmak suretiyle hastalığı önlemek mümkün. Çünkü kolon kanserleri genellikle sinsi seyreder. Sol kolon tarafını tutan kanserler kanamayla erken belirti verdiğinde doktora gelinir. Ancak sağ tarafı tutan kolon kanserleri geç belirti verir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kolonoskopi, kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart! </strong></p>
<p>Kolon kanserinin sadece genetik faktörlere bağlı olarak oluşmadığının altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Beslenme alışkanlıkları, özellikle sigara ve alkol tüketimi de riski artırır.” dedi.</p>
<p>Kırmızı et tüketimi, şarküteri ürünleri, yağlı gıda tüketimi, aşırı kilo ve hareketsizliğin kolon kanserinin gelişmesinde rol oynadığını aktaran Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle yanmış et ürünleri kolon kanserleri oluşma riskini artırır. Bu nedenle yanmış gıdalardan uzak durmakta fayda var. Kolon kanserinden korunmak için özellikle düzenli egzersiz, kilo kontrolü, sigara ve alkolden uzak durmak ve yanmış gıdalardan kaçınmak önemlidir. Ayrıca Akdeniz diyeti dediğimiz bol lifli gıdalar ile sebze tüketilmesinde fayda vardır. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa dahi 45 yaşını geçen her bireyin kolonoskopi yaptırmasında fayda vardır ve hâlâ günümüzde kolonoskopi kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart olarak rol oynar.</p>
<p>Kolonoskopiyi erteleyen ya da yaptırmaktan çekinen bireylere özellikle belirtmek gerekir ki kolonoskopi genellikle anestezi altında, tam uyutarak yapıldığı için hasta hiçbir şey hissetmez.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/45-yas-uzerine-kolonoskopi-uyarisi-602635">45 yaş üzerine kolonoskopi uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı bir yılbaşı gecesi mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-yilbasi-gecesi-mumkun-602053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 10:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Yılbaşı Gecesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yılbaşı gecesi, umut ve yeni başlangıçlarla birlikte keyifli sofraların kurulduğu özel zamanlardan biri olarak görülür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-yilbasi-gecesi-mumkun-602053">Sağlıklı bir yılbaşı gecesi mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yılbaşı gecesi, umut ve yeni başlangıçlarla birlikte keyifli sofraların kurulduğu özel zamanlardan biri olarak görülür. Ancak bu gecede fazla kalori alımı ve geç saatlere kadar uyanık kalınmasının ertesi gün baş ağrısı ve tartıda beklenmedik sonuçlara yol açabildiğini belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Basit önlemlerle, yılbaşı gecesini kalp sağlığını riske atmadan geçirmek ve yeni yılın ilk sabahına daha enerjik uyanmak mümkün” dedi.</strong></p>
<p>Yeni yıla girerken kişinin kendisine verebileceği en değerli hediyelerden biri sağlığını korumasıdır. Ancak bunun için yılbaşı gecesinin tamamen kısıtlamalarla geçirilmesi gerekmediğini ifade eden Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Bu anlamlı günde, önemli olan porsiyon kontrolünü elden bırakmamak, hareketi ihmal etmemek ve tüketilen besinler konusunda bilinçli davranmak. Bu denge sağlandığında hem keyifli bir yılbaşı gecesi geçirmek hem de kalp sağlığını korumak mümkün” dedi.</p>
<p><strong>Akşam yemeğine kadar aç kalınmamalı</strong></p>
<p>En sık yapılan hatalardan birinin yeni yıl akşamı çok yeneceği için gün boyu aç kalmak olduğunu vurgulayan Koylan, “Tüm gün aç kalmak, akşam yemeğinde kontrolsüz bir iştaha ve kan şekerinin düşmesine yol açabiliyor. Güne lif ve protein ağırlıklı bir kahvaltıyla başlamak, öğle yemeğinde sebze çorbası gibi hafif seçenekler tercih etmek ve ara öğünleri atlamamak bu dengeyi korumaya yardımcı oluyor. Metabolizmanın gün içinde düzenli çalışması, akşam alınan yükün daha kolay tolere edilmesini sağlıyor” dedi.</p>
<p><strong>Hindi eti kalp dostu</strong></p>
<p>Yılbaşı sofralarında meze ve ana yemek seçimlerinin önemli olduğunu dile getiren Koylan, “Mayonezli, kızartılmış veya ağır soslu mezeler yerine yoğurtlu, közlenmiş veya zeytinyağlı seçeneklere yönelmek kalori yükünü azaltır. Tabağın yarısını salata ve sebze ağırlıklı mezelerle doldurmak tokluk hissini artırır. Ana yemek olarak da hindi etinin kalp dostu bir seçenek olduğunu bilmekte fayda var. Pilav gibi karbonhidratların da porsiyonuna dikkat edilmeli. Tatlı tercihlerinde ise ağır şerbetli seçenekler yerine fırınlanmış meyve tatlıları, hafif sütlü tatlılar ya da taze meyveler çok daha uygun olacaktır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oturarak eğlenmeyin</strong></p>
<p>Yılbaşı gecesinin yalnızca sofraya odaklı geçirilmemesi gerektiğini açıklayan Koylan, “Gece boyunca hareketsiz kalmak yerine küçük hareketlerle vücudu aktif tutmak sindirimi destekler ve alınan kalorilerin yakılmasına yardımcı olur” dedi. Dans etmenin hem stres hormonu olarak bilinen kortizol seviyelerini düşürdüğünü hem de endorfin salgısını artırarak daha iyi hissettirdiğinin altını çizen Koylan, “Gece yarısına doğru yapılacak kısa bir yürüyüş de kan şekerini dengelemeye katkı sağlayabilir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevrez Koylan, sağlıklı bir yılbaşı eğlencesinin kurallarını esnetenler için, ertesi gün vücudu toparlayacak 4 öneriyi paylaştı:</p>
<p>Vücudun kendini onarabilmesi yeterli uykuya bağlı olduğundan, yılbaşı gecesinin ardından mümkünse erken kalkılmamalı.</p>
<ol>
<li>Güne büyük bir bardak limonlu suyla başlanmalı, gün boyunca 2,5–3 litre su tüketilerek sıvı dengesi desteklenmeli.</li>
<li>Yağlı ve hamur işi ağırlıklı bir kahvaltı yerine; haşlanmış yumurta, bol yeşillik, avokado ve peynirden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı.</li>
<li>Mideyi rahatlatmak amacıyla rezene, papatya veya zencefil çayı tüketilmeli. Yeşil çay ise antioksidan etkisiyle ölçülü şekilde tercih edilmeli.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-yilbasi-gecesi-mumkun-602053">Sağlıklı bir yılbaşı gecesi mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[akut]]></category>
		<category><![CDATA[çıkış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824">Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Depresyondan ‘acil çıkış’, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklenti!</strong></p>
<p>Depresyonun, modern yaşamın en yaygın ve zorlayıcı ruh sağlığı sorunlarından biri olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özellikle kriz anlarında veya belirtilerin aniden şiddetlendiği akut dönemlerde, bireyler doğal olarak ‘hemen bir çözüm’ veya ‘acil çıkış’ arayışına girerler.” dedi. </p>
<p>‘Depresyondan acil çıkış’ ifadesinin klinik olarak mümkün olup olmadığını değerlendiren Demir, “Klinik psikoloji ve psikiyatri açısından bakıldığında, depresyondan ‘acil çıkış’ ifadesi, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklentidir. Depresyon, beyindeki nörotransmiter dengesizlikler, bilişsel çarpıtmalar ve davranışsal döngülerle karakterize karmaşık bir hastalıktır. Birkaç saat içinde tamamen iyileşmek, kırık bir kemiğin anında kaynaması gibi, biyolojik ve psikolojik süreçlere aykırıdır. Ancak, bu karamsar olmak gerektiği anlamına gelmez. Gerçekçi olan, akut kriz anlarında belirtileri hızlıca hafifletmek, yıkıcı davranışları önlemek ve profesyonel yardım alana kadar stabilizasyonu sağlamaktır. Bu, ‘acil çıkış’ değil, ‘acil durum yönetimi’ olarak adlandırılabilir. Burada amaç duygusal çöküşün derinleşmesini durdurmak ve kişiyi güvenli bir zemine çekmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamak!</strong></p>
<p>Bireyleri en çok ‘hemen bir çözüm’ arayışına iten akut depresyon belirtilerinden bahseden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hayattan zevk alamama halinin dayanılmaz bir boyuta ulaşması, sanki fizikselmiş gibi hissedilen yoğun bir iç sıkıntısı ve ruhsal acı, aniden ve zorlayıcı bir şekilde ortaya çıkan intihar düşünceleri ile saatlerce süren uykusuzluk veya tam tersi, yataktan çıkamama hali en acil çözüm arayışının tetikleyicileridir.” dedi.</p>
<p>Ani bir depresif çöküş yaşayan kişinin ilk 24 saat içinde uygulayabileceği, bilimsel olarak desteklenen ve Davranışsal Aktivasyon (Behavioral Activation) ile Duygusal Düzenleme (Emotion Regulation) ilkelerine dayanan adımlar olduğunu aktaran Demir, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlk adım acil güvenlik önlemi alınmasıdır. Profesyonel yardım aranmalı, intihar düşüncesi varsa, 112 veya bir kriz hattı aranmalı ya da acil servise başvurulmalı. En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamaktır. Bu, hayat kurtarıcı ilk adımdır. İkinci adım ‘5 dakika kuralı’dır. O anki görevi (yataktan çıkmak, duş almak, bir bardak su içmek) sadece 5 dakika boyunca yapmayı hedefleyin. Bu davranışsal aktivasyon ilkesidir. Depresyon, hareketsizlikle beslenir. Küçük bir başarı bile beynin ödül sistemini hafifçe tetikleyebilir. Üçüncü adım biyolojik düzenleme yapılmasıdır. Vagus siniri aktivasyonu yardımcı olabilir. Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın veya ensenize soğuk bir kompres uygulayın. Vagus siniri uyarımı, vücudun ‘savaş ya da kaç’ tepkisini yavaşlatarak, sakinleşme tepkisini hızlandırır. Bu, akut anksiyete ve panik durumunda etkilidir. Nefes egzersizlerinden özellikle kare nefes (4 saniye al, 4 saniye tut, 4 saniye ver, 4 saniye tut) tekniği, vücudun otonom sinir sistemini bilinçli olarak kontrol etmenin ve kalp atış hızını yavaşlatmanın en hızlı yoludur.”</p>
<p><strong>Bu teknikler belirtileri azaltır ama depresyonun nedenini çözmez! </strong></p>
<p>Dördüncü adım olarak ortam değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Evdeyseniz odanızı değiştirin, mümkünse 10 dakikalık kısa bir yürüyüş yapın. Beyin, bulunduğu ortamla güçlü bir şekilde ilişki kurar. Fiziksel ortamı değiştirmek, beynin düşünce döngüsünü kırmasına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Dikkat dağıtma tekniklerinin de etkili olabileceğini ifade eden Demir, “5-4-3-2-1 Topraklama Tekniğini (5 gördüğün, 4 dokunduğun, 3 duyduğun, 2 kokladığın, 1 tattığın şeyi söyleme) deneyin. Bu teknik, zihni yıkıcı düşünce döngüsünden o anki gerçekliğe odaklanmaya zorlar. Kısa vadede hızlı etki gösteren müdahaleler, ‘acil çıkış’ sağlamasa da, çöküş anının şiddetini azaltmada oldukça etkilidir. Bu teknikler belirtileri yönetmede son derece etkilidir, ancak depresyonun temel nedenini ortadan kaldırmazlar. Bir ağrı kesici gibidirler; ağrıyı dindirir ama kırığı tedavi etmezler.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bu belirtiler acil müdahale gerektiriyor!</strong></p>
<p>Depresyonun acil müdahale gerektirdiği durumlar olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişinin aktif olarak kendini yaralama veya intihar planları yapması, başkalarına zarar verme düşüncelerinin ortaya çıkması, gerçeklikle bağın koptuğu sanrılar veya halüsinasyonlar görmeye başlaması, günlerce banyo yapmamak, yemek yememek veya su içmemek gibi belirtilerde kişi vakit kaybetmeden acil yardım veya bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalı.” dedi.</p>
<p>Demir ayrıca, bu durumların sadece psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik ve sosyal bir acil durum olduğunun ve hastane yatışını gerektirebileceğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Toplumda sıkça duyulan ‘moralini yükselt, düşünme, kafanı dağıt’ gibi önerilerin, depresyon yaşayan bir kişi için yetersiz ve hatta zararlı olabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığıdır. Kişinin ‘moralini yükseltme’ gücü, hastalığın kendisi tarafından bloke edilmiştir. Bu tür öneriler, kişiye ‘yeterince çabalamıyorsun’ mesajını verir. Bu da var olan suçluluk ve değersizlik duygularını pekiştirir, kişiyi daha da izole eder.” uyarısını yaptı.</p>
<p>Depresyondaki kişiye acil durumlarda nasıl destek olunması gerektiği konusunda önerilerde bulunan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Doğrulama ve empati önemli. ‘Şu an ne kadar acı çektiğini anlamaya çalışıyorum. Yalnız değilsin’ gibi ifadelerle duygularını doğrulayın. ‘Kafanı dağıt’ yerine, ‘sana su getireyim mi?’ veya ‘hastaneyi birlikte arayalım mı?’ gibi somut ve basit görevler teklif edin. İntihar riski varsa, kişiyi yalnız bırakmayın ve profesyonel yardım almasını sağlayın. Unutmayın, bu teknikler tedavi değil, akut kriz anını atlatma becerileridir. Depresyon bir maratondur, sprint değil. ‘Acil çıkış’ yerine, ‘güvenli yönetim’ ve profesyonel yardım arayışı en bilimsel ve gerçekçi yaklaşımdır. Kriz anında atılacak her bilinçli küçük adım, iyileşme yolculuğunun bir parçasıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824">Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rosatom, RITM-200 Reaktör Tesisine Ekipman Üretecek 3D Baskı Teknolojisini Tanıttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rosatom-ritm-200-reaktor-tesisine-ekipman-uretecek-3d-baski-teknolojisini-tanitti-596393</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 14:51:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[3d]]></category>
		<category><![CDATA[Bileşen]]></category>
		<category><![CDATA[Bileşenleri]]></category>
		<category><![CDATA[ekipman]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[reaktör]]></category>
		<category><![CDATA[ritm-200]]></category>
		<category><![CDATA[rosatom]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojiler]]></category>
		<category><![CDATA[tesisine]]></category>
		<category><![CDATA[üretecek]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596393</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reaktör ünitesinin ilk bileşeninin katmanlı üretim kullanılarak üretilmesi, RITM-200 için daha karmaşık bileşenlerin üretimindeki deneyimin tekrarlanmasına olanak tanıyacak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rosatom-ritm-200-reaktor-tesisine-ekipman-uretecek-3d-baski-teknolojisini-tanitti-596393">Rosatom, RITM-200 Reaktör Tesisine Ekipman Üretecek 3D Baskı Teknolojisini Tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Reaktör ünitesinin ilk bileşeninin katmanlı üretim kullanılarak üretilmesi, RITM-200 için daha karmaşık bileşenlerin üretimindeki deneyimin tekrarlanmasına olanak tanıyacak</em></p>
<p>Rosatom Makine Mühendisliği Bölümü Afrikantov Deneysel Makine Mühendisliği Tasarım Bürosu (OKBM) RITM-200 reaktör tesisi için yerli bir 3D yazıcı kullanarak ekipman bileşenleri üretme izni aldı. Katmanlı teknolojiler kullanılarak üretilen ilk bileşen, bir nükleer güç santralindeki pompa ekipmanının bileşeni olan terminal kutusu oldu. </p>
<p>Prototipler, ana malzeme bilimi kuruluşuyla kararlaştırılan program ve test metodolojisine uygun olarak kapsamlı bir çalışma yelpazesinden geçti ve tesisinin bileşenlerinin üretiminde 3D baskı yönteminin kullanılabileceğini doğruladı. Ayrıca, düzenleyici belgeler hazırlanıp onaylandı ve Rusya Gemi Sicil Müdürlüğünden ilk sertifika da alındı. Bu projenin hayata geçirilmesi, katmanlı teknolojileri kullanarak reaktör ekipmanı bileşenlerinin üretiminde deneyim kazanmayı, bu yönde düzenleyici belgeler geliştirmeyi ve RITM-200 için bir 3D yazıcıda daha karmaşık ve güvenilir ürünler üretmeyi mümkün kıldı. </p>
<p>Afrikantov OKBM Baş Teknoloji Sorumlusu Yuri Vytnov konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Katmanlı teknolojiler kullanılarak üretilen RITM-200 reaktör tesisinin ilk bileşeni için düzenleyici belgelerin alınması, gelecekte 3D baskı teknolojisinin deniz nükleer güç santralleri için çeşitli ekipmanların yanı sıra diğer tip ve amaçlara yönelik nükleer endüstri ekipmanlarının üretilmesinde kullanılmasını mümkün kılıyor” dedi. </p>
<p>Rosatom Yakıt Bölümü Katkı Maddesi Teknolojileri İş Birimi Müdürü Ilya Kavelashvili ise RITM-200 için bileşen üretiminde katkı maddesi teknolojilerinin kullanılmasının Rus endüstrisinin yüksek teknolojik hazırlığını gösterdiğini belirterek, “3D baskının kullanımı tasarım ve üretim için yeni fırsatlar sunuyor. Optimize edilmiş geometriye ve geliştirilmiş özelliklere sahip parçalar üretmek mümkün. Bu, ekipmanın verimliliğini ve güvenilirliğini artırmanın yanı sıra ağırlığını ve maliyetini de azaltmayı mümkün kılıyor” diye konuştu. </p>
<p>Rus nükleer endüstrisinde reaktör ünitelerinin bileşenleri ilk kez 3D yazıcıda üretildi. Bu teknoloji, öncesinde tezgah ekipmanları, proses takımları ve prototip modeller için parça üretiminde kullanılıyordu. Endüstride katmanlı üretim teknolojilerinin kullanımı, ürünlerin kullanım ömrünü uzatmayı, ekonomik verimliliği artırmayı ve işçilik maliyetlerini düşürmeyi mümkün kılıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rosatom-ritm-200-reaktor-tesisine-ekipman-uretecek-3d-baski-teknolojisini-tanitti-596393">Rosatom, RITM-200 Reaktör Tesisine Ekipman Üretecek 3D Baskı Teknolojisini Tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 21:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[konforlu]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594581</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar üreterek kandaki atıklar, mineraller ve sıvıyı filtreleyip vücuttan uzaklaştıran böbrekler bu filtreleme yeteneğini kaybettiğinde, vücutta zararlı seviyelerde sıvı ve atık birikebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581">Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar üreterek kandaki atıklar, mineraller ve sıvıyı filtreleyip vücuttan uzaklaştıran böbrekler bu filtreleme yeteneğini kaybettiğinde, vücutta zararlı seviyelerde sıvı ve atık birikebiliyor. Bu durum da kan basıncını yükseltebiliyor ve son dönemde böbrek yetmezliği gelişebiliyor. İşlev görme yeteneklerinin %90&#8217;ını kaybeden böbrek vücuda fayda sağlayamadığı için de böbrek nakil ihtiyacı doğabiliyor. Böbrek nakli sonrasında yaşam kalitesi ve süresi artıyor, hastalar günlük hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ümit Çakmak, böbrek nakli ve nakil sonrasında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çalışmayan böbrekler alınmıyor</strong></p>
<p>“Son dönem böbrek yetmezliği”, böbreklerin görevini yapamadığı ve bu durumun en az üç ay süreyle devam ettiği durumlar olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle Glomerüler Filtrasyon Hızı (GFH)≤ 15 ml/dk, dakikada böbrek süzme hızının 15ml’nin altında olduğu durumlar olarak ifade edilir. Bu durumda böbrek nakline başvurulur. Nakil, son dönem böbrek yetmezliği tanısı kesinleştikten sonra canlı vericinden veya kadavradan yapılır. Canlı vericilerden yapılan böbrek nakillerinde hasta ve vericiler ayrıntılı olarak değerlendirilip hazırlanır ve nakil en uygun şartlarda yapılır. Nakil ameliyatı öncesinde çoğu zaman hastanın kendi böbrekleri yerinde bırakılır ve yeni böbrek kasığın hemen üzerinde sağ ve sol tarafa yerleştirilir. Özetle böbrek nakilli hastada kendine ait çalışmayan 2 böbrek ve nakledilmiş 1 böbrek olmak üzere üç böbrek bulunur. </p>
<p><strong>Nakil sonrası ilaç kullanımına dikkat!</strong></p>
<p>Böbrek nakli ameliyatından sonra her şeyin normal geliştiği koşullarda hastanede kalma süresi 1-2 haftadır. Ameliyatın üzerinden yaklaşık 3 ay geçtikten sonra ise hasta iş ve sosyal yaşantısına dönebilir. Nakil ameliyatından sonra uzun süreli genellikle ömür boyu hastalar bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmaktadırlar. Bu ilaçlar nakil olan böbreğin reddedilmesini engelleyici ilaçlardır ve hastaların ilaçlarını doktorlarının söylediği şekilde ve aynı saatlerde alması önerilmektedir. Kendi kendilerine ilaç dozunu ve miktarını değiştirmemeleri ve doktorunun bilgisi dışında hiçbir ilaç almamaları önemle vurgulanmalıdır.</p>
<p><strong>Nakil sonrası bu şikayetleri önemseyin</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında nakledilmiş böbreğin çalışmasını ve genel sağlık durumunu gözden geçirmek üzere düzenli aralıklarla poliklinik kontrollerine gidilmesi gerekmektedir. Poliklinik kontrolleri birinci yılın sonuna kadar sıklıkla yapılırken sonrasında sıklık azalmaktadır. Ancak hastada yüksek ateş, nefes darlığı, öksürük, balgam, bulantı, kusma, ishal, idrar yaparken yanma ve sızlama, idrar miktarında azalma, bacaklarda ödem, kilo alma, idrarın kanlı gelmesi gibi belirtiler görülmesi durumunda doktora başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>Dengeli beslenme ve spor ile sağlıklı bir yaşama adım atın</strong></p>
<p>Nakil sonrası dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de beslenmedir. Böbrek nakli sonrasında sağlığın geri gelmesi, kullanılan ilaçlardan biri olan kortizonun su ve tuz tutucu etkisi ve iştahı artırması gibi nedenlerle kilo artışı sık görülür. Yemeklerin az tuzlu olmasına ve mümkün olduğu kadar iştahı azaltacak öğünler hazırlamaya ve basitçe kalori hesabı yapmaya özen gösterilmelidir.</p>
<p>Böbrek nakilli hastalar için ilk dönemde hareketli bir yaşam önemlidir. Bunun için yürüyüş en iyi ve güvenilir egzersizdir. Haftada en az 3 kez 30-40 dakikalık tempolu yürüyüşlerle hastalar kalp, kemik ve psikolojik sağlıkları üzerinde faydalı olur. Böbrek naklinin üzerinden 3 ay geçtikten sonra tenis, bisiklete binmek ve yüzmek gibi sporlara başlanabilir. Vücuda ani darbeler getirebilecek veya düşmeye sebep olabilecek futbol, voleybol, basketbol ve judo benzeri sporlardan ve ağırlık kaldırmalı egzersizlerden kaçınmaları uygun olacaktır.</p>
<p><strong>Nakil sonrası böbreğin reddetmesi sizi korkutmasın</strong></p>
<p>Böbrek nakilli hastalarda gözlemlenen ve hastalar için endişe kaynağı olan bir diğer durum da nakledilen böbreğin reddidir. Ancak uygulanan yeni tedavi yöntemleri ile ret atakları daha nadir gelişmekte ve ortaya çıktığı anda da etkin olarak tedavi edilebilmektedir. Ret geliştiği için tekrar diyaliz tedavisine dönen hastalarda da ikinci, üçüncü veya daha fazla böbrek nakilleri yapılabilmektedir. Son dönem böbrek yetersizliği farklı tedavi yöntemleri ile artık hayatı tehdit eden bir problem olmaktan çıkmıştır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581">Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alışveriş bağımlılığını bilinçli farkındalıkla yenmek mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alisveris-bagimliligini-bilincli-farkindalikla-yenmek-mumkun-590598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığını]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalıkla]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[maddi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yenmek]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, alışveriş bağımlılığının belirtileri, bilinçli farkındalıkla nasıl yönetilebileceği ve sağlıklı alışveriş alışkanlıkları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alisveris-bagimliligini-bilincli-farkindalikla-yenmek-mumkun-590598">Alışveriş bağımlılığını bilinçli farkındalıkla yenmek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, alışveriş bağımlılığının belirtileri, bilinçli farkındalıkla nasıl yönetilebileceği ve sağlıklı alışveriş alışkanlıkları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bilinçli farkındalık oluşturmadan alışveriş yapmak, tüketim tuzağına düşmek demek!</strong></p>
<p>Sağlıklı bir alışverişin nasıl olması gerektiğinden bahseden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sağlıklı alışverişte kendimize üç tane soru sorabiliriz.” dedi.</p>
<p>‘Benim bu alışverişe ihtiyacım var mı?’, ‘Bu alışveriş benim maddi durumumu zorlayacak mı?’ ve ‘Bu alışverişi yaptığımda gerçekten gerekli, maddi durumumu zorlamamış ve aynı zamanda hedeflerimi engellemeyecek, gittiğim yolu, ilerlediğim yolu engellemeyecek bir alışveriş yapmış olmuyor muyum?’ sorularının değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Taşkın, “Çünkü bazen alışveriş kaynaklı kişiler maddi anlamda o kadar çok açılıyor ki, normalde hayatına, yaşam gereçlerini, o hiyerarşi listesindeki birinci basamakta olan yeme, içme, barınma listesindeki gereklilikleri yerine getiremeyecek kadar ilerlemiş oluyor. Haliyle bu üç soruya bakmadan yani bilinçli farkındalık oluşturmadan alışveriş yapmak tüketim tuzağına düşmek demektir.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Alışveriş bağımlısı kişiyi suçlamak, o kişiye yapılabilecek en büyük kötülük! </strong></p>
<p>Alışveriş bağımlılarına yapılabilecek en büyük kötülüğün onları eleştirmek olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Kesinlikle eleştirilmemeli. Sadece ne hissettiği, ne istediği ve neden bu alışverişe ihtiyaç duyduğu sorulmalı.” dedi.</p>
<p>Bu durumun aile bütçesini sarması halinde gerekçeleriyle beraber anlatılması gerektiğine vurgu yapan Taşkın, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Aile bütçesinde böyle bir maddi imkana ihtiyaç olduğu ama alışveriş kaynaklı bu maddi imkanın sağlanamadığı açık açık anlatılmalı, sebepler belirtilmeli. Burada kişiyi suçlamak, kişiye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Eğer suçlayacaksak bu iletişime hiç girmemek daha mantıklı. Ama suçlamayıp bilinçli farkındalık boyutuna kişiyi ulaştıracaksak zaten işlevsel olacaktır. İşlevsel olamadığı durumlarda da artık burada demek ki biz yakınlarımıza yardımcı olamıyoruz anlamına gelir. Bu durum da bir psikolog ya da psikiyatrist desteğine, bir bağımlılık desteğine ihtiyaç duyduğunu gösterir.” </p>
<p><strong>Kişinin zor duruma düşmesine neden olacak kadar alışveriş yapması bir bağımlılık…  </strong></p>
<p>Alışveriş bağımlılığı gerçekten bir bağımlılık olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Çünkü kişi alışveriş yaptıkça dopamin salgılanır, bu da ödül sistemini oluşturur.” dedi.</p>
<p>Beynin bu durumu ödül olarak algıladığını aktaran Taşkın, “Hatta bazı kişiler, ‘kendimi bugün ödüllendirdim, kendim için alışveriş yaptım’ derler. Ancak o mutluluğun anlık olduğunu hissederler. ‘Bir sürü şey aldım ama aslında gereksizdi, çok da gerek yoktu. Bir anda heyecanlandım ve aldım. İyi de hissettim ama şu anda ben bunları ne yapacağım, zaten kullanamayacağım’ noktasına kadar gidebilirler. Bağımlılık dediğimiz durum, kişinin zor duruma düşmesine neden olacak kadar alışveriş yapmasıdır. Acil ihtiyaçları varken ya da birikim yapması gerekirken bu durumu göz ardı edip, sadece duygusal bir boşlukta hissettiği için ya da dopamin ihtiyacından kaynaklanan bir dürtüyle alışveriş yapmasıdır. Eğer bu durum kişinin hayatını ciddi anlamda etkiliyorsa, buna bağımlılık diyebiliriz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>‘Ne hissediyorum ve neden alışveriş yapıyorum?’ sorusu tatmini erteler!</strong></p>
<p>Anlık tatmin duygusunun nasıl kırılabileceği konusunda bilgi veren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Anlık tatmin duygusunu farkındalıkla değil, bilinçli farkındalıkla kırabiliriz.” dedi.</p>
<p>Konuya açıklık getiren Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yani bu şu demek oluyor; farkındalığımız, bize o alışverişi yapmamamız gerektiğini, maddi imkânımızın olmadığını söyleyebilir. Ancak bilinçli farkındalık, ‘bu alışverişi yaptıktan sonra başına bunlar gelecek, zorlanacaksın, sıkıntıya düşeceksin, depresif hissedeceksin’ gibi maddeleri de açar. Orada duyguyu bastırmak yerine ‘ben şu anda ne hissediyorum ve neden bu alışverişi yapıyorum?’ sorusunu sormak, sizi üç saniyeliğine de olsa alışverişten uzaklaştırır. Ardından nefes teknikleriyle beraber, alışveriş yapma arzusu geldiğinde veya haz tetiklendiğinde kendimizi rahatlatabiliriz. Yani alışveriş yapmaya gittik, baktık, beğendik, alacağız ama buna uygun bir bütçemiz yok. O zaman o alışveriş ortamından biraz uzaklaşmak, belki bir kahve molası vermek, biraz düşünmek, maddi süreci ve bunu nasıl karşılayacağımızı değerlendirmek gerekir. Hâlâ o ihtiyacımızın devam ettiğini düşünüyorsak, bilinçli farkındalıkla bir bütçe planı yapıp alışveriş yapmak doğru bir örnektir.</p>
<p>Özetle; hazzı erteliyoruz. Hazzı ertelediğimizde, o haz hâlâ bir ihtiyaç hâlindeyse, bu durumda onun için doğru ve uygun yolları bulmaya çalışıyoruz.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alisveris-bagimliligini-bilincli-farkindalikla-yenmek-mumkun-590598">Alışveriş bağımlılığını bilinçli farkındalıkla yenmek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabilir]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nsan]]></category>
		<category><![CDATA[ömrü]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583049</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya basınında bir süre önce gündem yaratan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin lideri Şi Cinping arasında geçen “ömür uzatma” diyaloğu, insan yaşam süresinin gerçekten 150 yıla kadar çıkıp çıkamayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049">İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya basınında bir süre önce gündem yaratan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin lideri Şi Cinping arasında geçen “ömür uzatma” diyaloğu, insan yaşam süresinin gerçekten 150 yıla kadar çıkıp çıkamayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Biyogüvenlik Anabilim Dalı Başkanı, Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, ömrün uzamasında genetik bilim, biyoteknoloji ve organ yenilenmesinin rolünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsan yaşam süresi son 70 yılda uzadı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu, insan yaşam süresinin son 70 yılda belirgin biçimde uzadığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>“1950’li yıllardan beri insan ömrü zaten uzadı. Ortalama yaşam süresi 50’li, 60’lı yaşlardan 83-85 yaşlara kadar çıktı. Yapılan bilimsel çalışmalar, organların dayanıklılığı ve biyoteknolojik gelişmeler dikkate alındığında insan ömrünün 150 yıla kadar uzayabileceğini gösteriyor. Rockefeller neredeyse 100 yaşına kadar yaşamıştı ve yaşamı boyunca birden fazla organ nakli geçirmişti. Karaciğer, böbrek gibi organlar sayesinde o yaşa kadar dayanabildi. Bu da gösteriyor ki organ nakliyle bir noktaya kadar idare edebilmek mümkün olabiliyor.”</p>
<p><strong>Konu uzun yaşamak değil, sağlıklı yaşamak</strong></p>
<p>Ömrü uzatma araştırmalarının artık sadece “yaş almak” değil, sağlıklı yaşlanmak üzerine yoğunlaştığını vurgulayan Yılancıoğlu, “Longevity yani uzun ama kaliteli yaşam bilimi, bugünlerde çok revaçta. İnsan ömrü uzadıkça nörolojik, kalp ve hücresel düzeyde sağlığı korumak daha önemli hale geliyor. Artık sadece uzun yaşamak değil, sağlıklı yaşlanmak tartışılıyor. Bunun öncüleri var dünyada. Brian Johnson her gün 2000’in üzerinde test yaparak vücudunu sürekli izliyor ve buna göre yaşam biçimini düzenliyor. Kendini adeta bir bilimsel denek gibi konumlandırdı. Sağlıklı yaşlanmanın sınırlarını bu tür örnekler üzerinden göreceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Organ nakliyle değil, genetikle ulaşabiliriz</strong></p>
<p>Organ nakillerinin insan ömrünü uzatmada geçici bir çözüm sunduğunu belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Başkasının organını aldığınızda vücudun bu organı kabul etmesi için uzun süre immün süpresif yani bağışıklık baskılayıcı tedavi görmeniz gerekir. Bu da sizi bakteriyel, viral, mantar enfeksiyonlarına açık hale getirir. Bu nedenle sadece organ nakliyle yüzyıllarca yaşamak mümkün değil. Geleceğin çözümü genetik mühendislik ve hücresel yenilenmede. Yaşlanmayı geciktiren moleküller yani senolitikler üzerinde çalışmalar hızla ilerliyor. Japonya’da yeniden diş çıkarmayı sağlayan ilaç denemeleri başladı. Benzer şekilde yaşlanmayı yavaşlatan hatta geriye çevirebilen moleküller üzerinde çalışmalar yürütülüyor.” dedi.</p>
<p><strong>Kendi organlarımızı üretme dönemi yaklaşıyor</strong></p>
<p>Gelecekte insanların kendi kök hücrelerinden organ üretmesinin mümkün olacağını belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Tissue regeneration dediğimiz doku yenileme teknikleri gelişiyor. IPS teknolojileri sayesinde bireyin kendi hücresinden organ üretmek mümkün hale gelecek. Böylece artık başkasının organını almak yerine kendi organımızı yeniden üretebileceğiz.” diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca, genetiği değiştirilmiş hayvanlardan organ nakli çalışmalarının da ilerlediğini belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Domuzlarda insan bağışıklık sisteminin tanıyıp saldırdığı proteinler genetik olarak silindi. Bu organlar insanlara nakledilebilir hale geliyor. Yani hayvan kaynaklı organ nakli çok yakın bir gelecekte klinik aşamaya gelecek.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>150 yıl ilk Asya’da mümkün olabilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu, insan ömrünün 150 yıla ulaşmasının ilk olarak Batı’da değil, Asya ülkelerinde gerçekleşeceğini ifade ederek, “Regülasyonlar (düzenleme) Batı’da çok sıkı ama Asya ülkelerinde daha esnek. Genetiği değiştirilmiş ilk insanlar da Çin’de doğdu. Bu nedenle 150 yıllık ömür hedefi ilk olarak Çin gibi ülkelerde uygulanabilir. Orada bilimsel riskler daha serbest test ediliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Putin–Şi arasındaki diyaloğun “sadece bir sohbet değil, aynı zamanda bir mesaj” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Biyoteknoloji ilk olarak bu ülkelerde hızlı gelişecek. Bilimsel etik ve yasal sınırlamalar Batı’da daha katı olduğu için orada bu gelişmeleri daha geç göreceğiz.” dedi.</p>
<p><strong>Bugün doğan çocuklar 150 yılı görebilir</strong></p>
<p>İnsan ömrünün 150 yıla ulaşmasının 2030’da değil ama gelecek 50 yıl içinde mümkün olabileceğini belirten Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“2030 yılı biraz erken. Belki 90’lı yaş ortalamalarına ulaşabiliriz ama 150 yıl için 50 yıl daha gerekiyor. Bugün doğan çocuklar bu gelişmelere şahit olacak. Onların 150 yaşına kadar yaşayabileceğini görebiliriz. Bizim kuşak için sınır hala 100 yaş civarında.”</p>
<p><strong>Gen düzenleme hızla ilerliyor ama sağlıkta süreçler yavaş</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, CRISPR ve PA (Prime Editing) gibi gen düzenleme teknolojilerinin insan ömrünü uzatmada devrim yaratacağına işaret ederek, “Bozuk genetik materyali çıkarıp yerine sağlıklı genleri takabiliyoruz. Tek bir mutasyonu bile değiştirmek artık mümkün. Ancak sağlıkta mevzuat çok yavaş. Bir ilacın klinik uygulamaya girmesi 5 ila 15 yıl sürüyor. Dolayısıyla laboratuvardaki buluşları biz ancak 15-20 yıl sonra klinikte görebiliyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>Yapay zeka (AI) teknolojilerinin hızla ilerlemesine karşın sağlıkta aynı hızın mümkün olmadığını vurgulayan Yılancıoğlu, “Yapay zekada güvenlik regülasyonu yok, o yüzden çok hızlı. Ama sağlıkta etik ilkeler, onay süreçleri ve regülasyonlar var. Bu da ilerlemeyi doğal olarak yavaşlatıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049">İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Güçlendirme seçeneği teknik olarak da mevzuat açısından da mümkün değil&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guclendirme-secenegi-teknik-olarak-da-mevzuat-acisindan-da-mumkun-degil-582652</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 20:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[mevcut]]></category>
		<category><![CDATA[mevzuat]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[otopark]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[seçeneği]]></category>
		<category><![CDATA[teknik]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582652</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Çankaya Katlı Otopark ve Alışveriş Merkezi binası, 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olarak tespit edilmiştir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guclendirme-secenegi-teknik-olarak-da-mevzuat-acisindan-da-mumkun-degil-582652">&#8220;Güçlendirme seçeneği teknik olarak da mevzuat açısından da mümkün değil&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Çankaya Katlı Otopark ve Alışveriş Merkezi binası, 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olarak tespit edilmiştir. Kamuoyundan gelen talepler doğrultusunda binanın yıkımı yerine güçlendirme alternatifinin değerlendirilebilmesi amacıyla son bir yıl içinde kapsamlı çalışmalar yürütülmüştür. Geçen süre içerisinde fizibilite çalışmaları gerçekleştirilmiş, altyapı bilgileri temin edilmiş ve yapının güçlendirilmesi ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmalara eş zamanlı olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Ziraat Bankası’nın muvafakatleri temin edilmiş, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararları doğrultusunda gerekli sondaj ve incelemelere ilişkin izin süreçleri tamamlanmış, ilgili Daire Başkanlıkları arasında protokol taslakları ve mali ön onay işlemleri yürütülmüştür.</em></p>
<p><em>Yapıya ilişkin son bir yılda yürütülen idari, mali ve teknik işlemler kapsamında, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ilkesi doğrultusunda güçlendirme seçeneği yeniden değerlendirilmiştir. Bu süreçte, performans analizleri, güçlendirme projeleri ve uygulama aşamasına ilişkin fizibilite çalışmaları yapılmış; artan inşaat maliyetleri ve enflasyon koşulları nedeniyle daha önce yapılan mali hesapların güncelliğini yitirdiği belirlenmiştir.</em></p>
<p><em>Mühendislik ön incelemelerinde, mevcut taşıyıcı sistemde, binanın kolonlarının aynı yönde (tek doğrultuda) sıralanmış olması, düşey yüklerin ve deprem kuvvetlerinin aktarımında belirli bir hat üzerinde yoğunlaşmasına neden olduğu görülmüştür. Bu durum yapıda düzensizlik (rijitlik düzensizliği) oluşturmakta ve sistemin genelinde bir zayıflık meydana getirmektedir. Bu nedenle, kolonların mantolanması ve perde ilavesi ile güçlendirebileceği düşünülmüştür. Yapılan ön tasarımda,  otopark olarak kullanılan yapının işlevselliği değerlendirilmiş; uygulama sonrası mevcut kapasitenin azalması nedeniyle işletme ve erişim açısından kullanım verimliliğinin düşeceği ve uygulamanın ekonomik olmaktan çıkacağı öngörülmüştür.</em></p>
<p><em>Ayrıca, güçlendirme sonrası yapının bodrum ve zemin katındaki depo ve dükkan olarak kullanılan bağımsız bölümlerin de etkileneceği düşünülmüştür.</em></p>
<p><em>Bu değerlendirmeler sonucunda, önerilen güçlendirme ve genel onarım maliyetinin yeni yapım maliyetine oranının yaklaşık yüzde 60 seviyesine ulaştığı, ülkemizde geçerli uygulama kriterleri ve Bakanlık görüşlerine göre güçlendirme maliyetinin ekonomik olarak kabul edilebilir sınır olan yüzde 40 oranını geçtiği belirlenmiştir. Ayrıca, yapılması muhtemel temel ve zemin iyileştirme çalışmalarının bu oranı daha da artıracağı öngörülmektedir. Yapının mevcut durumu, önerilen müdahalelerin yapı bütünlüğü ve kullanım işlevi üzerindeki olumsuz etkileri ile birlikte değerlendirildiğinde, güçlendirme seçeneğinin ekonomik açıdan sürdürülebilir olmadığı ve bu nedenle kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı açısından uygun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</em></p>
<p><em><strong><u>Plan kararlarına göre de güçlendirme çalışması mümkün değil!</u></strong></em></p>
<p><em>Çankaya Katlı Otoparkı’nın bulunduğu alan, Agora ve çevresini içeren koruma amaçlı imar planlarında ‘Arkeoloji ve Tarih Parkı’ olarak belirlenmiştir.  Agora ve çevresi 1. Derece ve 3. Derece arkeolojik sit alanlarını kapsamaktadır. Bölgenin tarihi ve kültürel mirasını yaşatmak üzere plan bütünlüğü içerisinde kararlar oluşturulmuştur. Bu kapsamda, ‘Arkeoloji ve Tarih Parkı’ olarak belirlenen bölgede yer alan Çankaya Katlı Otoparkı’nın, mevcut plan kararları ve bütünlüğü yönünden yıkılıp yeniden ‘Katlı Otopark’ olarak yapılması mümkün olmamakla birlikte güçlendirme yapılması da plan kararıyla çelişmektedir.</em></p>
<p><em><strong>Bu veriler ışığında özetlemek gerekirse;</strong></em></p>
<ul>
<li><em>Sistemsel sorunlar ve taşıdığı riskler itibariyle binanın güçlendirme çalışmasıyla dahi güvenli bir hale getirilmesi mümkün görünmemektedir.</em></li>
<li><em>Güçlendirme yapılsa bile yapılan müdahaleler sonrası bina işlevselliğini kaybedecektir.</em></li>
<li><em>Güçlendirme maliyetinin yeni yapım maliyetinin yüzde 60 seviyesine ulaşması nedeniyle bu seçenek ekonomik olarak da kabul edilebilir sınırı aşmaktadır.</em></li>
<li><em>Tüm bunların ötesinde imar planlarında ‘Arkeoloji ve Tarih Parkı’ olarak belirlenen bu alanda ne güçlendirme ne de yeniden yapım gibi bir faaliyetin söz konusu edilmesi mümkün değildir.</em></li>
</ul>
<p><em><strong>Sonuç olarak;</strong></em></p>
<p><em>Çankaya Katlı Otoparkı’nın yıkılması halinde İzmir Ulaşım Ana Planı ve Otopark Eylem Planı’nda öngörülen çözüm, mevcut otoparkların daha verimli kullanılması ve kapasite artırımıdır. Hazırlanan alternatif plan çerçevesinde Kahramanlar Katlı Otoparkı ve Eşrefpaşa Katlı Otoparkı arasında yalnızca otopark kullanıcılarına özel bir ring sistemi kurulması planlanmaktadır. İki otopark arası mesafe: yaklaşık 3 km, yolculuk süresi 15 dakikadır. Ayrıca Konak Alsancak bölgesinde İzelman AŞ tarafından işletilen otopark alanları yer almakta olup bu süreçte onların da bu iki otopark alanını desteklemek için kullanılması düşünülecektir. Çankaya Otoparkı kullanıcılarının Kahramanlar ve Eşrefpaşa otoparklarına yönlendirilmesi ve ring sistemi kurularak desteklenmesinin İzmir trafiğine olumlu bir etki yaratacağı öngörülmektedir.”</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guclendirme-secenegi-teknik-olarak-da-mevzuat-acisindan-da-mumkun-degil-582652">&#8220;Güçlendirme seçeneği teknik olarak da mevzuat açısından da mümkün değil&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki kişiye aynı anda aşk mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iki-kisiye-ayni-anda-ask-mumkun-mu-564855</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 09:09:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anda]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk ve yeni terimler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iki-kisiye-ayni-anda-ask-mumkun-mu-564855">İki kişiye aynı anda aşk mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk ve yeni terimler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Aşk beynin karar alma mekanizmalarını etkiliyor</strong></p>
<p>Aşkın, beynin karar alma mekanizmasını doğrudan etkilediğini ve mantıksal muhakemeyi bastırdığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk anında beynin çalışma prensibini şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>“Aşkın coştuğu yerde akıl ikinci planda düşüyor birdenbire. Ön beyin Kaptan Köşkü gibi duygusal beyin ile hisseden beyin arasında dengeyi sağlıyor. Ama aşk halinde duygusal beyin coşuyor, mantıksal beyni bastırıyor. Ve karar verici kaptan köşkü olan frontal beyin bölgesi böyle durumlarda sağlıklı karar vermeye zorlanıyor.”</p>
<p><strong>Aşkın zirvesinde beyinde &#8220;nörolojik sessizlik&#8221; oluyor</strong></p>
<p>Aşk duygusunun zirveye ulaştığı anlarda beyinde &#8220;nörolojik sessizlik&#8221; adı verilen özel bir durumun ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aşık bir kimsenin beyniyle ilgili yapılan çalışmalarda, doruk aşkı yaşadıktan sonra kişinin beyninde nörolojik sessizlik oluyor. Nörolojik sessizlik dediğimiz, beynin bir anda kendini bırakmasıdır. Müthiş bir gevşemiş, rahatlamış, bütün problemler çözülmüş, bütün ihtiyaçlar karşılanmış bir uçma duygusu içerisine giriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Leyla ile Mecnun’u psikiyatri kliniğine yatırırdık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Leyla ile Mecnun&#8217;un &#8220;ölümüne aşk&#8221; olarak tanımlanan ilişkisinin modern psikiyatri tarafından bir hastalık olarak görüleceğini dile getirerek, “Leyla ile Mecnun bu zamanda yaşasaydı, biz onları psikiyatri kliniğine yatırırdık. Çünkü onlarınki patolojik aşktı. Şu anki aşk ölçülerine göre ölümüne âşık oluyorlar. Böyle bir aşk gelse, biz psikiyatrik tedavi ile onların beynindeki aşkın kimyasallarını bloke ederdik. Patolojik aşktan sağlıklı aşka çevrilebilirdi, tedavi de yapılabilirdi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Olgun aşk insan hayatına katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Aşkın doğru yönetildiğinde &#8220;olgun aşk&#8221; formuna dönüşerek insan hayatına muazzam bir katkı sağlayabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer yaşadığımız aşkı ‘olgun aşk’ tanımlaması içerisinde belirlersek, o aşk bizim için bir nükleer enerji olur, bizi harekete geçirir, motivasyon kaynağı olur. Aşktaki hormonları doğru yönettiğimiz zaman aşk, insana müthiş bir 24 saat enerji verir, müthiş hareket ve haz verir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Aşk kelimesinin kökenine de değinen Pof. Dr. Tarhan, kelimenin &#8220;körü körüne bağlanmak&#8221; anlamı taşıyan sarmaşık kökünden geldiğini hatırlatarak, bu duygunun hem yapıcı hem de yıkıcı potansiyeline işaret etti.</p>
<p><strong>Güvenli bağlanma kalıcı aşkın anahtarı</strong></p>
<p>Aşk ve ilişkilerin psikolojik temellerini analiz eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir ilişkinin kaderini büyük ölçüde kişilerin &#8220;bağlanma stillerinin&#8221; belirlediğini ifade etti. Güvenli bağlanmanın kalıcı bir aşkın anahtarı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yanlış bağlanma modellerinin ilişkilere zarar verdiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kaçıngan bağlanma modeline sahip kişilerin yaşadığı ikilemi şu sözlerle anlattı: “Bağlanma modeli kaçıngan bağlanmaysa o kişi âşık olduğu kişiyi seviyor, ölümüne seviyor ama onun yanına gittiği zaman bırakıyor. Burada iki sebep var: Birisi reddedilme korkusu, diğeri de kavuştuğu zaman aşktaki o heyecanın gittiğini görmesi. O aşk, maşukuna kavuştuktan sonra sönüyor.”</p>
<p><strong>&#8220;Sürdürülebilir aşk&#8221; var</strong></p>
<p>&#8220;Aşk dönüşür mü?&#8221; sorusuna &#8220;evet&#8221; yanıtı veren Prof. Dr. Tarhan, popüler tabirle &#8220;sürdürülebilir aşkın&#8221; var olduğunu ve bunun bir formülü olduğunu söyledi. Aşkın ömür boyu devam etmesinin önündeki en büyük engelin ego savaşları olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, kalıcı aşkın sırrını şöyle açıkladı:</p>
<p>“Aşk sevginin bir doruk yaşanmasıdır. Sevgi artı iyi iş birliği eşittir sürdürülebilir aşk. Bütün formül iyi iş birliği kurabilmekte. Bakıyorsun iyi niyet var, birbirlerini seviyorlar, aşkla başlamışlar ama bir müddet sonra ego savaşları başlıyor, kişilik savaşları başlıyor. Aşkı en çok sürdürülebilir olmaktan uzaklaştıran şey ego savaşlarıdır.”</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, derin ve kalıcı aşkın içerisinde dostluk ve güven gibi unsurların da barındığını, kültürel kodlarımızda &#8220;meveddet&#8221; olarak tanımlanan bu derin sevginin, tıpkı ateşi beslemek gibi sürekli duygusal yatırım gerektirdiğini ekledi.</p>
<p><strong>İlk görüşte aşkın sırrı</strong></p>
<p>&#8220;Yıldırım aşkı&#8221; olarak bilinen ilk andaki yoğun çekimin nörolojik bir gerçeklik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bu, nörolojik bir gerçektir. Kişi, bazı kişilerin beyniyle karşılaştığı zaman konuşmaya başlar. Kendileri konuşmaz ama beyinleri konuşur. Bunun nörobiyolojik araştırmalarında duygusal ayna nöronların beyinde konuştuğu görülüyor. Sevgiye iyi niyet ve samimiyet eklendiği zaman karşı tarafın beynindeki ayna nöronları etkiliyor. İyi niyet ve samimiyet olmayan aşklar ise genellikle erotik aşklardır.” dedi.</p>
<p><strong> &#8220;Love Bombing&#8221; tuzağı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle manipülatif kişiliklerin ve &#8220;avcı&#8221; olarak tanımladığı karakterlerin kullandığı tehlikeli bir yöntem olan &#8220;Love Bombing&#8221;e dikkat çekerek, bu kişilerin, karşı tarafın sevgi ihtiyacını kullanarak onları tuzağa düşürdüğünü belirtti.</p>
<p>“Avcı erkekler romantizm verirler, erotizm isterler. Avcı kadınlar ise erotizm verirler, romantizm isterler. Bu kişiler, karşı tarafın sevilmeye çok ihtiyacı olduğunu anlar ve onu sevgi bombardımanına tutar. ‘Love bombing’ dedikleri&#8230; Aşırı ilgi gösterir, inanılmayacak kadar abartılı övgülerle yaklaşır.” diyen Prof. Dr. Tarhan, bu tuzağa özellikle çocukluğunda yeterli övgü ve takdir görmemiş kişilerin kolayca düştüğünü ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, manipülasyon döngüsünü, “Bu tuzağa düşen kişiyi kendine bağlar. Bağladıktan sonra birdenbire ilgisini keser. Kestikten sonra o kişi kovalamaya başlar. Kovalamaya başladıkça da onu aşağılar, değersizleştirir ve kendisine &#8216;Ben olmasam sen bir hiçsin&#8217; der. Duygularını sömürerek bir köle-efendi ilişkisi kurar.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Duygusal sınırlarınızı iyi çizerseniz narsist haddini bilir</strong></p>
<p>İlişkilerde yaşanan sorunların temelinde, partnerini bir birey olarak değil, bir &#8220;uzuv&#8221; gibi gören anlayışın yattığını dile getiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu durumu bir köle-efendi ilişkisine benzetti. Narsistik eğilimlere karşı baştan itibaren sağlıklı sınırlar konulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, sorumluluğun tek taraflı olmadığını söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Eşini uzvu gibi görüyor, &#8216;yat&#8217; deyince yatmasını, &#8216;kalk&#8217; deyince kalkmasını istiyor. Çoğu zaman bunu da kasten yapmıyor, karakterinin gereği olarak yapıyor. Burada ilk baştan sağlıklı sınırlar koyamazsanız köleleşirsiniz. Bütün kusuru narsistlere vermemek gerekir. Duygusal sınırlarınızı iyi çizerseniz narsist haddini bilir. Kızar ama saygı duyar ve sevgiyle saygı dengesini oluşturabilir.”</p>
<p><strong>Aşkı yönetebilmek, beyindeki eczaneyi yönetebilmek gibi </strong></p>
<p>Aşkın nöropsikolojik temellerine inen Prof. Dr. Tarhan, ilk andaki yoğun duygunun beyinde yüksek miktarda dopamin salgılanmasından kaynaklandığını söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu hormonun etkilerini ve aşkın bir sonraki aşamasını şöyle anlattı:</p>
<p>“Aşk duygusunda ilk anda beyin müthiş dopamin salgılar. Dopaminin iki özelliği vardır: Müthiş bir haz verir ve müthiş bir odaklanma verir. Kişi başka bir şey düşünemez hale geliyor. Eğer kişi aşkına anlam katarsa serotonin devreye giriyor. O kişi onun dışında, kadınlarda bağlanma hormonu olan oksitosin, erkeklerde ise başarı ve sahiplenme hormonu olan vasopresin salgılanır. Aslında aşkı yönetebilmek, beynimizdeki eczaneyi yönetebilmek gibi bir şeydir.”</p>
<p><strong>“Aşkı bir tehdit gibi görmeyelim, bir kriz gibi görelim”</strong></p>
<p>Aşk duygusunun mantığı devre dışı bırakabilen gücüne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, bu durumu bir tehdit olarak görmektense, yönetilmesi gereken bir &#8220;kriz&#8221; olarak ele almayı önerdi. Hazırlıklı olmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, şu tavsiyelerde bulundu:</p>
<p>“Aşkı bir tehdit gibi görmeyelim, bir kriz gibi görelim. Çünkü krizlerin tehdit boyutu vardır, fırsat boyutu vardır. Hayatımızdaki bu olağanüstü durum için kriz planı gibi bir hazırlığımız olması lazım. Sadece hazza odaklanırsanız aşkı kendi elinizde mahvedersiniz.”</p>
<p><strong>Mükemmel aşk var mı?</strong></p>
<p>&#8220;Mükemmel aşk&#8221; arayışının baştan kaybetmek anlamına geldiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, gerçekçi beklentilerin ve ortak hedeflerin sürdürülebilir bir ilişki için şart olduğunu belirtti. Mevlana&#8217;nın pergel benzetmesine atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, sağlıklı aşkın formülünü şöyle özetledi:</p>
<p>“Mükemmel aşk yoktur. Bunu kabul edeceğiz. Aşık olduğunuz kişiyi olduğu gibi kabul etmelisiniz. Onu değiştirerek kabul etmeliyim derseniz yine aşkı kaybedersiniz. Âşık olmak birbirinin gözünün içine bakmak değil, birlikte ortak bir hedefe bakmaktır. Mevlana’nın örneğidir; pergel gibi olmak&#8230; Bir ayağın realitede olsun, bir ayağın idealizmde. Gerçeklerden korkmayan bir ilişki, sürdürülebilir aşkı ortaya çıkarır.”</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle 22 yaşından önceki aşkların daha çok &#8220;kara sevda&#8221; niteliği taşıdığını ve pek çok insanın hayatında karşılıksız veya travmatik bir aşk deneyimi olduğunu belirterek, bu durumun insani ve doğal bir süreç olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yaşanan aşk deneyimi bir öğretmendir</strong></p>
<p>İlişkilerde kontrolcü ve narsist kişiliklere karşı sağlıklı sınırlar çizmenin önemine değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yaşanan fırtınalı aşkların kişiyi geliştiren birer öğretmene dönüşebileceğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Yaşanan aşk deneyimi bir öğretmendir. O kişiye bir şeyler öğretir ve oradan duygusal olarak güçlenerek çıkabilir. NB tarzdaki yaşanan duygusal travmalara geliştiren travma diyoruz. Güçleniyor, geliştiriyor, bir şeyler öğreniyor. Duyguları ya yönetmeyi öğreniyor. Duyguları yönetmeyi öğrendiği zaman insan hayatında dibe vurmaz, tekrar yüzeye çıkmayı başarır. Buradaki kötü şey aşkı hiç yaşamamış olmaktır.” dedi.</p>
<p><strong>Vazgeçmeye başlamak, büyümenin işareti</strong></p>
<p>Gerçek aşkın, yanıcı hidrojenle patlayıcı oksijenin birleşip hayat kaynağı olan suya dönüşmesine benzediğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Hidrojen ve oksijen atmosferde özgürdür. Biri yanıcı, diğeri patlayıcıdır. Ama ikisi bir araya gelince söndürücü su olurlar. Özgürlükleri gider ama başka bir yaşam formuna, hayat kaynağına dönüşürler. Aşık olan kişiler de kendi hayalindeki aşk nesnelerinden ve vasıflarından vazgeçtikçe aşk, olgun aşka dönüşüyor. Vazgeçmeye başlamak, büyümenin işaretidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Empati olmayan sevgi bencilce</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sevginin olgun bir aşka dönüşmesi için en temel unsurun empati olduğunu dile getirerek, empatinin Türkçedeki en doğru karşılığının &#8220;insaf&#8221; kelimesi olduğunu ve “Hayatı insaflı bir insan, sadece kendi penceresinden bakmaz, karşı tarafın penceresinden de bakar. %50 ben, %50 o diye bakar. Empati olan sevgi aşka dönüşür. Empati olmayan sevgi ise bencilcedir ve kırılmalara neden olur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Platonik aşklar patolojik hale dönebilir</strong></p>
<p>Karşılıksız ve platonik aşkların tehlikelerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, bu durumlarda kişinin karşısındakine değil, kendi zihninde yarattığı ideale aşık olduğunu söyledi. Bu durumun tedavi gerektiren patolojik bir hale dönüşebileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “O kişiler aşkın kendisini seviyor, aşk duygusunu onda uyandırdığını seviyor. Kendi kendini hipnotize ediyor ve sahte bir dünya oluşturuyor. Bu, otistik bir yaşam biçimine dönüşüyor. Beyin görüntülemelerinde bu kişilerde aşırı stres hormonu salgılandığını görüyoruz ve bu durum ilaç, hatta hastaneye yatış gerektiren vakalar haline gelebiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Biten aşkın travmaya dönüşmemesi için…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, biten bir aşkın travmaya dönüşmemesi için zihinsel bir çerçeveye oturtulması ve vedalaşılması gerektiğini dile getirerek, “Kişi, biten aşkı mantıksal bir çerçeveye oturtursa onu uzak belleğe koyar. Bunu yapamayanlar vedalaşamıyor, ayrışamıyorlar. Aşkın bitmesinin travmatik olmaması için bir acı çekilir. Eğer bu acı 6-8 haftadan uzun sürerse, tedavi gereken bir durumdur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bir erkek iki kadına aşık olabilir mi?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bir erkeğin iki kadına birden romantik anlamda aşık olmasının gerçekçi olmadığını da kaydederek, “Bu yeni aşk değildir, yeni bir maceraya girmektir. Aşk, dürüstlük olursa sürdürülebilir. İlişki tanımlanmalıdır; sözlü müsün, nişanlı mısın, evli misin? Tanımlanmayan ilişki, tarafların kendini hep ‘harcanabilir’ görmesine neden olur ve travmalara açık hale gelir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iki-kisiye-ayni-anda-ask-mumkun-mu-564855">İki kişiye aynı anda aşk mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5G/6G ve Yapay Zeka ile Depremlerde Daha Fazla Hayat Kurtarmak Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5g-6g-ve-yapay-zeka-ile-depremlerde-daha-fazla-hayat-kurtarmak-mumkun-564116</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2025 09:37:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[depremlerde]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarmak]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564116</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim insanları, 5G/6G ve yapay zeka teknolojilerinin afet anlarında hayat kurtarmadaki kritik rolüne dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5g-6g-ve-yapay-zeka-ile-depremlerde-daha-fazla-hayat-kurtarmak-mumkun-564116">5G/6G ve Yapay Zeka ile Depremlerde Daha Fazla Hayat Kurtarmak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, 5G/6G ve yapay zeka teknolojilerinin afet anlarında hayat kurtarmadaki kritik rolüne dikkat çekiyor.</p>
<p>Türkiye, depremlerin sık yaşandığı bir coğrafyada yer alıyor. Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Bayat, özellikle afet sonrası &#8220;altın saatler&#8221; olarak bilinen ilk 72 saatin hayati önem taşıdığını belirterek şu uyarıda bulundu:</p>
<p>“Arama-kurtarma çalışmalarının hızı ve etkinliği, kurtarılan hayatların sayısını doğrudan etkiliyor. Ancak afet anlarında kablosuz iletişim altyapısı, trafik yoğunluğu ve baz istasyonlarının kapasite sınırları nedeniyle yetersiz kalabiliyor.”</p>
<p><strong>5G/6G ve Yapay Zeka’nın Kritik Rolü</strong></p>
<p>Prof. Dr. Oğuz Bayat, bu sorunu aşmak için yapay zekâ destekli ağ yönetimi ve 5G/6G iletişim teknolojilerinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:</p>
<p>“5G/6G’nin ultra güvenilir düşük gecikmeli iletişim (URLLC) özelliği, yapay zeka ile desteklendiğinde ve hassas konum tespitiyle birleştirildiğinde, afet bölgelerinde iletişim çok daha hızlı ve güvenilir bir şekilde sağlanabilir. Yeni teknolojiler sayesinde, operatörler ağ alan trafik kapasitesini 4G teknolojilerine kıyas ile 100 kata kadar artırabilir.”</p>
<p>“Ayrıca, ağ planlamasında kullanılabilecek ağ dilimleme (network slicing), yapay zeka destekli dinamik trafik çizelgeleme ve akıllı anten teknolojileriyle, bölgeye özel ihtiyaçlara dinamik şekilde yanıt verebilecek ağlar oluşturulabilecek. ‘Dikey uygulama’ olarak adlandırılan yapay zeka ağ araçlarıyla değişken durumlara otonom olarak müdahale edilip ağ kalitesi artırılabilir.”</p>
<p>“1-10 milisaniye seviyelerinde gecikme süreleri sayesinde, drone ve robotlar büyük hücre ağları üzerinden grup halinde yönetilebilir. Böylece, arama-kurtarma operasyonlarında bu araçlar çok daha etkin kullanılabilir ve enkaz altındaki kişilerin tespiti anlık olarak sağlanabilir.”</p>
<p><strong>Dünyadan 5G/6G ve Afet Yönetimi Örnekleri</strong></p>
<p>Bu teknolojilerin afet yönetiminde nasıl kullanıldığına dair çeşitli ülkelerde yapılan pilot çalışmalar dikkat çekiyor:</p>
<p><strong>Japonya ve Güney Kore</strong></p>
<ul>
<li>Deprem ve tsunami risklerine karşı, 5G/6G’nin düşük gecikmeli iletişim olanakları test ediliyor.</li>
<li>Özellikle drone tabanlı arama-kurtarma sistemleri ve akıllı sensör ağları üzerinde çalışılıyor.</li>
</ul>
<p><strong>Çin</strong></p>
<ul>
<li>5G/6G destekli acil iletişim araçları geliştirildi.</li>
<li>Deprem ve sel gibi durumlarda hızlı kurulum yapılabilen mobil baz istasyonları kullanılıyor.</li>
</ul>
<p><strong>ABD</strong></p>
<ul>
<li>FEMA ve bazı üniversiteler, yapay zeka ile eğitilmiş sensörler ve robotları enkaz altındaki kişilerin yerini tespit etmek için deniyor.</li>
</ul>
<p><strong>Avrupa</strong></p>
<ul>
<li>Horizon 2020 projeleri kapsamında yapay zeka ve robotik sistemler afet senaryolarında test ediliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Geleceğin Afet Yönetimi: Akıllı, Hızlı ve Etkili</strong></p>
<p>Teknolojik çözümlerle desteklenen afet yönetimi, kriz anlarında toplumun direncini artırıyor. 5G/6G tabanlı acil iletişim merkezleri sayesinde iletişim hatlarının çökme riski en aza indirilecek.</p>
<p>Ayrıca:</p>
<ul>
<li>Akıllı şehir uygulamaları sayesinde altyapılar otomatik olarak yeniden yönlendirilebilecek.</li>
<li>Yapay zeka tabanlı simülasyonlarla riskler önceden öngörülebilecek ve müdahale planları daha etkin hazırlanabilecek.</li>
</ul>
<p>Dünyadaki örnekler gösteriyor ki, <strong>5G/6G teknolojileri ve yapay zeka</strong>, afet anlarında en büyük yardımcılarımızdan biri olacak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5g-6g-ve-yapay-zeka-ile-depremlerde-daha-fazla-hayat-kurtarmak-mumkun-564116">5G/6G ve Yapay Zeka ile Depremlerde Daha Fazla Hayat Kurtarmak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anılarınızı silemezsiniz, ancak değiştirmeniz mümkün olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anilarinizi-silemezsiniz-ancak-degistirmeniz-mumkun-olabilir-562551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 20:09:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ancak]]></category>
		<category><![CDATA[anılarınızı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmeniz]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[silemezsiniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, değiştirilemeyeceği düşünülen uzun süreli bellekteki anıların, yapılan çalışmalarla değiştirilebilir olduğunun ortaya çıkması hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anilarinizi-silemezsiniz-ancak-degistirmeniz-mumkun-olabilir-562551">Anılarınızı silemezsiniz, ancak değiştirmeniz mümkün olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, değiştirilemeyeceği düşünülen uzun süreli bellekteki anıların, yapılan çalışmalarla değiştirilebilir olduğunun ortaya çıkması hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uzun süreli bellekteki bilgiler değiştirilebilir!</strong></p>
<p>Belleğimizin çalışan, kısa süreli ve uzun süreli bellek süreçleri aracılığıyla bilgiyi işlediğini dile getiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Uzun süreli bellekte depolanan anılar sabit kalmaz; bunlar güçlendirilebilir, zayıflatılabilir ve hatta değiştirilebilir.” dedi.</p>
<p>Yakın zamana kadar, uzun süreli bellekteki bilgilerin değiştirilemeyeceğinin varsayıldığını kaydeden Eryılmaz, “Ancak 2000’lerde yapılan bir çalışma, belli ilaçların belleği yeniden düzenleyebileceğini ortaya koyarak belleğin modifiye edilebilir olduğu fikrine ışık tuttu.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Amaç anıları silmek değil, anılarla sağlıklı ilişki kurulmasını sağlamak </strong></p>
<p>Günümüzde duygusal bellekte depolanan travmatik anıların yeniden yapılandırılmasının mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Özellikle EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) terapisi, otobiyografik değil ama duygu yüklü (örtük) bellek içeriklerini hedef alarak bu anıların yükünü azaltmayı amaçlar.” dedi.</p>
<p>Bu yaklaşımda amacın, anıları silmek değil, kişilerin anılarla sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlamak ve travmanın duygusal etkisini azaltmak olduğunu vurgulayan Eryılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Böylesine hassas bir süreçte, yalnızca alanında uzman terapistlerin müdahalesi etik açıdan da kritik önem taşır. Amatör müdahaleler, kişiyi daha fazla travmatize edebilir. Dolayısıyla bireylerin bu tür terapötik müdahalelerde ehil kişilerle çalışması hem güvenlik hem de etkinlik açısından en doğru yaklaşımdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anilarinizi-silemezsiniz-ancak-degistirmeniz-mumkun-olabilir-562551">Anılarınızı silemezsiniz, ancak değiştirmeniz mümkün olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fibromiyaljide İlaçsız Tedavi Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fibromiyaljide-ilacsiz-tedavi-mumkun-mu-560482</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Aug 2025 18:19:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[fibromiyaljide]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçsız]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fibromiyaljide ilaçsız tedavi mümkün mü? Uzmanlar, fibromiyalji hastalığında ilaçsız tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fibromiyaljide-ilacsiz-tedavi-mumkun-mu-560482">Fibromiyaljide İlaçsız Tedavi Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fibromiyaljide ilaçsız tedavi mümkün mü? Uzmanlar, fibromiyalji hastalığında ilaçsız tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Her sabah yorgun uyanıyor, özellikle boynunuzda, belinizde ve sırtınızda bazen de tüm vücudunuzda ağrılar hissediyor, gün içerisinde aktivitelerinizi gerçekleştirirken zorlanıyor musunuz? <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ</strong>, tüm dünyada yaygın görülen bu hastalığın fibromiyalji olduğunu belirterek “Kadınlarda erkeklerden çok daha fazla görülen bu hastalıkla son yıllarda çocuklarda da sık karşılaşılıyor. Günlük yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyen, depresyona neden olarak sosyal ilişkilerin bozulmasına, okul ve iş hayatında başarının düşmesine yol açabilen bu hastalığın tedavisini ilaçla ve ilaç dışı yöntemler olarak sınıflandırabiliriz. Ancak ilaç kullanılsa dahi tek başına yetersiz kalacağından mutlaka ilaç dışı tedavi yöntemlerini de beraberinde uygulamak gerekir” dedi.</p>
<p><b>Fibromiyaljinin Tek Tip Tedavisi Yok</b></p>
<p>Fibromiyaljinin tek tip tedavisi olmadığını, her bireyin ihtiyaçlarına göre tedavi uygulanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydoğ “Fibromiyalji tedavisi zor bir hastalıktır. Hastalığın nedeni hakkında sınırlı bilgiye sahip olmamız ve geleneksel ağrı kesicilere yanıtın olmaması tedaviyi güçleştirmektedir. Öncelikli olarak fibromiyalji gerçek bir hastalık olarak kabul edilmeli, hasta hastalık hakkında bilgilendirilmeli ve bu hastalığı yönetmesi öğretilmelidir” diye konuşuyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, ilaçsız tedavide öne çıkan, ilaç kullananların da mutlaka uygulaması gereken 7 etkili yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu</p>
<p><b><strong>Hafif tempolu, düzenli egzersiz yapın</strong></b></p>
<p>Fibromiyalji tedavisinde en etkili yöntemlerden biri olan düzenli egzersiz (aerobik egzersizler, kas kuvvetlendirme egzersizleri, su içinde yapılan egzersizler vb), kasları güçlendiriyor, ağrıyı azaltıyor, beyin ve vücut arasındaki iletişimi düzenliyor ve uyku kalitesini artırıyor. Ağır egzersiz değil, hafif tempolu bir yürüyüş, yüzme, bisiklet, yoga ya da pilates yapılmasında fayda var</p>
<p><b><strong>Kafeini sınırlayın</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ece Aydoğ “Fibromiyalji tedavisinde uyku düzeni çok önemlidir. Fibromiyalji hastalarının büyük çoğunluğu gece boyunca derin uykuya dalamadıkları için, bu durum da ağrı eşiğinin düşmesine ve ağrının daha yoğun hissedilmesine neden oluyor. Bu nedenle, gün içinde aşırı kafein tüketiminden kaçının, özellikle akşamları kafein içeren içeceklerden uzak durun, gün içinde şekerleme yapmayın, kendi yatağınızda ve karanlık bir ortamda yatın. Ayrıca mutlaka yatağa her gün aynı saatte girip, aynı saatte uyanmaya özen gösterin” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Beslenmenize dikkat edin</strong></b></p>
<p>Özellikle D vitamini, B12 vitamini ve magnezyum başta olmak üzere bazı vitamin ve mineral eksiklikleri fibromiyalji ağrılarını artırabildiğinden dolayı, beslenmenize dikkat edin, gerekirse tetkiklerinizi yaptırarak eksik vitaminlerinizi doktor önerisiyle takviye olarak alın. Rafine şekerden ve işlenmiş gıdalardan kaçının.</p>
<p><strong>Stresinizi yönetmeyi öğrenin</strong></p>
<p>Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan stres, belirli düzeyde olduğunda fayda sağlıyor ancak aşırı, yönetilemeyen stres fibromiyalji ağrılarını artırıyor. Bu nedenle stresinizi yönetmeyi öğrenin, gerekirse bu konuda uzman desteği alın. Nefes terapileri ve meditasyon da fayda sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Fizik tedaviden destek alın</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ece Aydoğ “Tedavi süreci mutlaka doktor kontrolünde ilerletilmelidir. Yanlış ve gereksiz tedaviler hastalığın daha komplike hale gelmesine neden olurken, maddi ve manevi kayıplarla sonuçlanır” diyor. Fizik tedavi yöntemlerinin, kas ve iskelet sistemi üzerindeki yükleri azaltarak fibromiyalji ağrılarını kontrol etmede büyük rol oynadığını belirten Prof. Dr. Aydoğ, ihtiyaca göre belirlenecek seanslarda, fizyoterapist eşliğinde uygulanacak yöntemlerin, kişinin günlük yaşam kalitesini artırdığını söylüyor.</p>
<p><strong>Gün ışığından mutlaka faydalanın</strong></p>
<p>Özellikle yaz güneşi vücutta D vitamini sentezini destekleyerek kas ve kemik sağlığını koruyor, fibromiyalji kaynaklı ağrıların hafifletilmesine yardımcı olabiliyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında, öğle saatlerinde sadece kollar ve bacakları 15-20 dakika güneşe maruz bırakarak vücutta D vitamini üretimi sağlanabilir.</p>
<p><strong>Oturuş pozisyonunuza dikkat edin</strong></p>
<p>Özellikle bilgisayar karşısında uzun süre yanlış pozisyonda oturmak fibromiyalji ağrılarının tetiklenmesine neden oluyor. Prof. Dr. Ece Aydoğ “Masa başında çalışırken omuzları öne düşürmek ya da kambur durmak kasları gerer ve ağrıyı artırır. Bu nedenle bilgisayar karşısında otururken ve ayaktayken dik durmaya ve omuzlarınızı geride tutmaya, belinizi yastıkla desteklemeye özen gösterin” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fibromiyaljide-ilacsiz-tedavi-mumkun-mu-560482">Fibromiyaljide İlaçsız Tedavi Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal gerçeklik gözlüğü ile yeme bozukluklarından bağımlılığa yenilikçi destek tedavisi mümkün…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanal-gerceklik-gozlugu-ile-yeme-bozukluklarindan-bagimliliga-yenilikci-destek-tedavisi-mumkun-553100</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 07:39:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığa]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarından]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[gözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553100</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz ile Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, VR gözlükler kullanılarak beden algısını düzeltmeye yönelik uygulanan tedavi yönteminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-gerceklik-gozlugu-ile-yeme-bozukluklarindan-bagimliliga-yenilikci-destek-tedavisi-mumkun-553100">Sanal gerçeklik gözlüğü ile yeme bozukluklarından bağımlılığa yenilikçi destek tedavisi mümkün…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz ile Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, VR gözlükler kullanılarak beden algısını düzeltmeye yönelik uygulanan tedavi yönteminden bahsetti.</p>
<p><strong>Beden algısı bozukluğu kaygı, utanç ve üzüntüye neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Beden algısı bozukluğu yaşayan bireylerin, algıladıkları fiziksel kusurlarının anlamını ve önemini akılcı olmayacak şekilde abartarak yorumladıklarını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişiler, küçük sayılabilecek kusurlarını kendilerinin sevilmeyebileceği, değer görmeyebileceği şeklinde sağlıklı olmayan bir tarzda yorumlarlar.” dedi.</p>
<p>Bu düşüncelerle oluşan algının sebebiyet verdiği kaygı, utanç ve üzüntü duyguları ile baş edebilmek adına birtakım ritüelleşebilen davranışlar sergilediklerini aktaran Beyaz, “Sürekli aynaya bakma yahut tartıya çıkma, art arda estetik operasyonlar geçirme gibi davranışlar görülebilir. Ayrıca sosyal ortamlardan geri durma, insanlarla daha az temas gibi kaçınma davranışları geliştirerek geçici rahatlamaya yönelip, rahatsızlığın derinleşmesine hizmet eden bir döngüye girerler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>VR gözlükler ile kişiye sıkıntıya tahammül edebilmesi öğretiliyor!</strong></p>
<p>VR gözlüklerin, nasıl kullanıldığına açıklık getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“VR gözlükler danışanın oluşan ritüellerine karşı maruz kalabileceği sanal bir gerçeklik senaryosu oluşturur. Davranışların azaltılıp, bırakılması için duyarsızlaştırılması ve kaçındığı durumlara karşı sıkıntıya tahammül etme pratiği yapmalarına ve olumsuz algılarının değişmesine yardımcı olur. Bu yöntemin temel prensibi, sanal bir ortamda görsel-işitsel duyuların uyarılarak etkileşimli ortamlarla danışanın kaygı, utanç duygularını hissettiren durumlara maruz bırakılması ve ritüel/kaçınma davranışlarını azaltarak sıkıntıya tahammül edebilmeyi öğrenmesidir.”</p>
<p><strong>VR teknolojisi birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılabiliyor… </strong></p>
<p>VR teknolojisinin sadece beden imajı bozukluklarında kullanılmadığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Birçok farklı sorunlarda da kullanılabiliyor. Yükseklik, hayvan, araç kullanımı, enjeksiyon ve kan, MRI cihazı, asansör, otobüs, uçak, sınıf ve etkinlik alanları gibi sosyal durumlar üzerine özgül fobiler, alkol-madde kullanımı gibi bağımlılıklar, depresyon, çeşitli yeme bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluklar, anksiyete bozuklukları gibi çeşitli rahatsızlıkların çalışılması üzerine oldukça geniş bir yelpazesi bulunuyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>VR ile yapılan terapiler ruh sağlığı uzmanı gözetiminde gerçekleştiriliyor!</strong></p>
<p>VR terapilerde minimal seviyelerde de olsa risk faktörleri bulunduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Güvenlik önlemleri, terapiyi uygulayan ruh sağlığı uzmanının gözetiminde alınır.” dedi.</p>
<p>Terapiye başlamadan önce alınan anamnez ve muayene bulgularında danışanın psikolojik ve travma geçmişinin öyküsü, halihazırdaki ruhsal durumu gibi faktörler dikkate alınarak güvenli bir yol haritası belirlendiğini dile getiren Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu vesileyle tetikleyici olabilecek senaryolar uzun sürmeyecek şekilde kontrollü ve hiyerarşik bir modelle uygulandığı için danışanın dissosiye olması gibi risklerini oldukça azaltıyor. Terapist seans esnasında danışanla etkileşim içinde olduğu için danışanın tepkileri takip edilerek stres seviyesi kontrol altında tutuluyor. Psikoz teşhisi olan danışanlar için de durumlarını tetiklemeyecek şekilde senaryolar tasarlandığı için gerçeklik algısında bozulmaya sebebiyet vermiyor.”</p>
<p><strong>Farklı ruhsal sorunlar için farklı senaryolar… </strong></p>
<p>Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi ise tedavi sırasında bireylere ne tür sanal sahneler ya da görseller sunulduğu hakkında bilgi verdi. Çebi, “Tedavi sırasında fobilere yönelik iş görüşmesi simülasyonu, topluluk önünde konuşma, sınıf ortamında öğretmenle konuşma gibi senaryolar bulunuyor. Asansör, uçak, araba, yükseklik, hayvan, MRI cihazı, diş kliniği olarak yapılandırılmış güvenli ortamlarda fobilere ait sahneler yer alıyor.” dedi.</p>
<p>Bağımlılıklara yönelik senaryolar arasında ise süpermarkette alkol reyonunda dolaşma, alkolle temas etme, gece kulübü tuvaletinde maddeyi klozete atıp sifonu çekebilme, özel parti senaryosunda maddeyi ve alkolü reddetme ve sigara içmeme alıştırmasına yönelik senaryolar yer aldığını aktaran Çebi, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Depresyona yönelik sahneler arasında doğa yürüyüşü, kürek çekme, parkta vakit geçirerek fotoğraf çekme, bir görevi yerine getirme gibi sahnelerle hedef ve motivasyon sağlanıyor. Yeme bozukluğuna ait sahneler arasında pizza, hamburger, kurabiye gibi yüksek kalorili yiyeceklerin bulunduğu ortama maruz kalarak yiyecekleri yiyebilir veya yemeyi reddedebilirler.  Ayrıca bir tartı üzerinde durup farklı vücut ağırlıklarını deneyimlerken aynada değişen vücut imajlarını görebilirler. Kişilerin sağlıklı yiyeceklerin, sebzelerin olduğu alternatiflere yöneltileceği senaryolar da bulunuyor. Zorlanmalar/Kompulsiyonlara yönelik senaryolarda oda içerisindeki eşyalarla temas, objeleri dağıtabilme ve düzenleyebilme, çöplerle dolu metro istasyonu senaryosu, oda ve banyo senaryoları yer alıyor.” </p>
<p><strong>VR ile kişi korktuğu nesne ve durumlara kontrollü bir şekilde maruz bırakılıyor!</strong></p>
<p>Sanal gözlükle en çok fobiler üzerine çalışıldığına değinen Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “VR ile kişi korktuğu nesne ve durumlarla kontrollü bir şekilde karşılaştırılıp maruz bırakılarak kişinin korku ve kaygısının azalması hedeflenir.” dedi.</p>
<p>Bir diğer hastalık grubunun sosyal anksiyete bozukluğu olduğunu ifade eden Çebi, “VR ile sosyal etkileşim senaryoları planlanarak sosyal beceri kazanımı ve anksiyetenin azalması; panik bozuklukta, travma sonrası stres bozukluğunda kişinin travmatik olayları güvenli bir ortamda tekrar yaşaması ve kaçınmanın azalması; nörogelişimsel bozukluklarda özellikle Otizm spektrum bozukluğunda sosyal iletişim senaryoları ile duyusal entegrasyon ve sosyal beceri eğitiminin kazanımı; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda sanal sınıf ortamlarında okul motivasyonu, dikkat, zaman yönetimi ve dürtü kontrolünün kazanımı hedeflenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>VR uygulaması çocuk ve ergenlerde de kullanılabiliyor!</strong></p>
<p>Sanal gerçeklik gözlüklerinin kullanımının kişinin hastalık grubu ve hangi durum için uygulandığına göre farklılık gösterdiğini kaydeden Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Kişiye uygun bir tedavi planı oluşturulur. Yer alan araştırmalar paralelinde fobiler, travma sonrası stres bozukluğu gibi hastalık grubunda etkiler 4-10 seansta gözlemlenirken, nörogelişimsel bozukluklarda etkisi daha ileri seanslarda gözlemlenebiliyor. Kişinin hastalık seyri, bilişsel fonksiyonları ve tedaviye olan direncine göre sonuçların gözlemlenme düzeyi kişiden kişiye farklılık gösterir.” dedi. </p>
<p>Tedavinin çocuk ve ergenler üzerinde kullanılması hakkında da bilgi veren Çebi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuk ve ergen grubunda VR kullanımı çocuğun gerçeklik algısı, bilişsel fonksiyonları ve duyusal profili göz önünde bulundurularak uzman kontrolü eşliğinde bireyselleştirilmiş bir şekilde kullanıldığında oldukça etkilidir. Çocuk ve ergenin gerçeklik ve hayal arasındaki ayrımı iyi yapması ve özellikle nörogelişimsel bozukluğa sahip çocuklarda ani seslerin, karmaşık görsellerin ve hızlı uyaranların kontrollü bir şekilde planlanması gerekir. Tüm bu parametreler uzman eşliğinde planlandığında çocuk ve ergen grubunda oldukça keyifli ve etkili bir tedavi süreci açığa çıkar.</p>
<p>Teknolojik gelişmelere ve ruh sağlığında artan dijitalleşme eğilimi göz önünde bulundurularak önümüzdeki 5-10 yıl içerinde VR teknolojisinin psikiyatrik tedavilerdeki rolünün büyük ölçüde artacağı düşünülüyor. Özellikle fobiler, anksiyete, travma, bağımlılık, yeme bozukluğu ve nörogelişimsel bozukluklarda kişi odaklı, güvenilir ve kolay ulaşılabilir mekanlar ve durumlar oluşturduğundan yaygınlaşması öngörülüyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-gerceklik-gozlugu-ile-yeme-bozukluklarindan-bagimliliga-yenilikci-destek-tedavisi-mumkun-553100">Sanal gerçeklik gözlüğü ile yeme bozukluklarından bağımlılığa yenilikçi destek tedavisi mümkün…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göğüs Ağrısı Olmadan da Kalp Krizi Geçirmek Mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisi-olmadan-da-kalp-krizi-gecirmek-mumkun-547275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 13:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[geçirmek]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp krizi denildiğinde genellikle göğüs ağrısı akla gelse de her zaman tek belirti olmayabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisi-olmadan-da-kalp-krizi-gecirmek-mumkun-547275">Göğüs Ağrısı Olmadan da Kalp Krizi Geçirmek Mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kalp krizi denildiğinde genellikle göğüs ağrısı akla gelse de her zaman tek belirti olmayabilir. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, kalp krizinin sırt ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, mide bulantısı gibi göğüs dışı belirtilerle de ortaya çıkabildiğine dikkat çekti. Özellikle kadınlar, yaşlılar ve diyabet hastaları gibi bazı gruplarda bu atipik belirtilerin daha sık görüldüğüne işaret eden Doç. Dr. Yılmaz, bu durumun tanı sürecini zorlaştırabildiğine dikkat çekerek uyarılarda bulundu. </em></p>
<p>Kalp ve damar hastalıkları hem Türkiye’de hem de dünyada yaşam kayıplarına neden olan hastalıkların başında geliyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, Türkiye’de her yıl yaklaşık 300 bin kişinin kalp krizi geçirdiğini belirterek, özellikle son yıllarda genç yaşlarda görülen kalp krizi vakalarında artış olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Yılmaz, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Son zamanlarda 30’lu yaşlarda kalp krizi vakalarında artış gözlemliyoruz. Bunun en sık nedenleri arasında hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, erken yaşta sigara ve madde kullanımı ile genetik yatkınlık yer alıyor. </p>
<p><strong>DİYABET HASTALARINDA SESSİZ KALP KRİZİ ÖNEMLİ BİR RİSK!</strong></p>
<p>Kalp krizinin farklı belirtilerle de ortaya çıktığını ve en sık görülen ve hastaların da en çok bildiği belirtinin göğüs ağrısı olduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, bunun yanında hastaların yaklaşık yüzde 20-30’unda kalp krizinin göğüs ağrısı olmadan seyredebileceğine dikkat çekti. Doç. Dr. Yılmaz, “Nefes darlığı, soğuk terleme, mide bulantısı, sırt ya da çeneye vuran ağrılar kalp krizinin habercisi olabilir. Özellikle kadınlarda mide bulantısı ve terleme gibi belirtiler öne çıkabiliyor. Diyabet hastalarında ise “sessiz kalp krizi” olarak bilinen, fark edilmeden geçirilen krizler ciddi risk oluşturuyor. Bu hastalar kalp krizi geçirmiş bir şekilde karşımıza geldiği için kalpte artık hasar geri dönüşümsüz olur ve hastalarda kalp yetmezliği gelişir. Sonrasında ritim bozuklukları ya da ani ölüm gibi komplikasyonlarla hastaneye başvuru olabilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>GÖĞÜSTEKİ BASKI EFORLA ARTIYORSA DİKKAT!</strong></p>
<p>Son yıllarda 30’lu yaşlarda kalp krizi vakalarındaki artışa işaret eden Doç. Dr. Yılmaz, genç hastalarda da göğüs ağrısı dışı belirtilerin öne çıkabildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti; “Örneğin, eforla artan göğüste baskı hissi, yanma, genellikle mide problemleriyle karıştırılabiliyor. Ancak bu tür şikayetlerin ciddiye alınması gerekir. Bu belirtiler, özellikle risk faktörleri varsa, kalp krizine işaret edebilir. Mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmelidir.” </p>
<p><strong>‘KALP KRİZİNİN İLK SAATLERİ ÇOK KRİTİK’</strong></p>
<p>Kalp krizinde ilk saatlerin, hatta dakikaların kritik olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, “Her geçen dakika kalp hasarını artırır. Erken tanı ve hızlı müdahale, kalbin zarar görmesini önleyebilir. Özellikle bu şikayetler ani başladıysa ve hastanın yaşı ve belirli risk faktörleri varsa tabii ki kalp krizi olabilir. Bu nedenle ani başlayan sırt ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya mide bulantısı gibi belirtiler, özellikle diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı ya da ailede kalp hastalığı öyküsü gibi risk faktörleri varsa, mutlaka ciddiye alınmalı.” Dedi. </p>
<p><strong>‘ŞİKAYETLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’</strong></p>
<p>Kalp krizinin bilinmeyen işaretlerine karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Yılmaz, erken teşhisin önemine dikkat çekerek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Özellikle 40 yaş sonrası, diyabet, tansiyon, kolesterol yüksekliği ya da sigara kullanımı gibi risk faktörleri olan kişiler, şikayetleri olmasa bile yıllık kontrollerini ihmal etmemeli. Şikayetlerin göz ardı edilmemesi ve herhangi bir şüphede doktora başvurulması, hayat kurtarıcı olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisi-olmadan-da-kalp-krizi-gecirmek-mumkun-547275">Göğüs Ağrısı Olmadan da Kalp Krizi Geçirmek Mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Geniş kapsama ve yüksek internet hızı, ancak makul ihale bedelleriyle mümkün.&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genis-kapsama-ve-yuksek-internet-hizi-ancak-makul-ihale-bedelleriyle-mumkun-546878</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2025 08:06:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ancak]]></category>
		<category><![CDATA[bedelleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[geniş]]></category>
		<category><![CDATA[hızı]]></category>
		<category><![CDATA[ihale]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kapsama]]></category>
		<category><![CDATA[makul]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546878</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, 2026’da kullanıma sunulması planlanan 5G’ye yönelik hazırlıklarını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genis-kapsama-ve-yuksek-internet-hizi-ancak-makul-ihale-bedelleriyle-mumkun-546878">&#8220;Geniş kapsama ve yüksek internet hızı, ancak makul ihale bedelleriyle mümkün.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren <strong>Vodafone,</strong> 2026’da kullanıma sunulması planlanan 5G’ye yönelik hazırlıklarını sürdürüyor. 5G&#8217;ye geçiş sürecinde spektrum politikalarının önemine dikkat çeken <strong>Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel</strong><strong>,</strong> “Spektrum kaynaklarının hem tüketici refahını hem de sektörde uzun vadeli yatırımları teşvik edecek bir yöntemle operatörlere tahsis edilmesi yönünde bir politika benimsenmesi kritik. Ancak bu şekilde teknolojinin yaygınlaşması ve beklenen ekonomik katma değerin ortaya çıkması mümkün olacaktır” dedi.<strong> </strong></p>
<p><strong>“Diğer ülkelerden ders çıkarmalıyız” </strong></p>
<p>Türkiye’nin diğer ülkelerin deneyimlerinden ders çıkarmak için bir fırsata sahip olduğunu söyleyen <strong>Süel,</strong> “5G ihalesinin makul fiyat ve koşullarda, yatırım-yükümlülük dengesi gözetilerek operatörlerin yatırıma ayıracakları sermaye kapasitelerini kısıtlamadan yapılması önem taşıyor. İhalede çok yüksek lisans bedeli alan ülkelerde 5G yatırımları yavaşladı ve vatandaşların yeni nesil teknolojiye erişimi kısıtlandı. İhalenin makul lisans bedeliyle yapıldığı ülkelerde ise operatörlere makul ve dengeli yatırım yükümlülükleri getirildi. Kullanıcılara uygun fiyatlarla kaliteli hizmet sunmak üzere gereken yatırım bedellerinin karşılanabilmesi için bu ülkelerin spektrum ücretlerini daha makul seviyelere indirdiğini görüyoruz”dedi. </p>
<p><strong>“Dünyada spektrum fiyatları düşüyor”</strong></p>
<p>GSMA’in bu yıl yayınladığı <strong>“Küresel Spektrum Fiyatlandırma”</strong> raporunu referans gösteren <strong>Süel,</strong> “Rapor, küresel spektrum fiyatlarında %75’e varan düşüşü ortaya koyuyor. Son 8-10 yıllık süreçte operatörlerin GB başına gelirleri %96 ve MHz başına gelirleri %67 azaldı. Rapor, spektrum fiyatlarının bu yeni piyasa gerçeğini ve azalan gelirleri yansıtması gerektiğinin; tarihsel fiyatlara dayalı bir modelin sürdürülebilir olmadığının; yüksek spektrum fiyatları, yapay spektrum kıtlığı yaratma ve operatörlere aşırı yükümlülükler getirme gibi sürüdürülebilir olmayan politika tercihlerinden kaçınmak gerektiğinin altını çiziyor. Operatörlerin yeterli spektruma erişiminin sağlanması, 5G hizmet kalitesini ve kapsama alanını doğrudan iyileştiren kritik bir politika tercihi. Spektrum maliyetleri, vatandaşın aldığı hizmetin kalitesini etkiliyor. Yüksek fiyatlar, şebekeye gitmesi gereken yatırımın kısılması, dolayısıyla daha az kapsama ve daha yavaş internet anlamına geliyor. Spektrum fiyatlarının son on yıldır düştüğü göz önüne alındığında bugünün piyasa gerçekliğini yansıtmayan geçmiş fiyatları baz alarak bedel belirlenmesi hatalı olacaktır. Diğer yandan, ücretsiz lisans uzatma ve yatırım taahhütleri karşılığında uzatmalar da spektrumun verimli kullanımını sağlamayı ve bağlantının faydalarını en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan alternatif yaklaşımlara örnek oluşturuyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yatırımlara daha fazla kaynak ayırabilmeliyiz”</strong></p>
<p><strong>Süel,</strong> Türkiye’de izlenebilecek spektrum politikasına ilişkin görüşlerini ise şöyle dile getirdi: “Türkiye’de de frekans tahsislerinin yüksek 5G performansını sağlayacak miktarda, orantılı ve ekonomik olarak uygun seviyede olan spektrum ücretleriyle yapılması, operatörlerin şebeke yatırımına daha fazla odaklanmasını sağlayacak. Operatörlerin makul bedellerle spektrum kullanım hakkını elde etmesi ve şebeke kurulumuna ilişkin yatırımlara daha fazla kaynak ayrılabilmesi için her yeni banta yönelik tahsis edilecek frekans miktarının azami derecede olması önem arz ediyor. Spektrum bedeli olarak ödenecek yüksek bir rakamdan ziyade bu kaynağın en verimli şekilde yatırıma dönüşerek vatandaşlara ve ekonomiye fayda sağlaması öncelikli hedef olmalı.”</p>
<p><strong>“3 temel talebimiz var”</strong></p>
<p>Spektrum politikasına ilişkin taleplerini “makul fiyatlandırma”, “yeterli spektrum arzı”, “dengeli yükümlülükler” olmak üzere 3 başlıkta toplayan <strong>Süel,</strong> “5G ihale muhammen bedellerinin operatörlerin şebeke yatırımlarına odaklanmasını sağlayacak makul bir seviyede belirlenmesi; her operatöre minimum 5G&#8217;nin gerektirdiği kapasiteyi sunacak miktarda spektrumun operatörlerin kullanımına sunulması; kapsama ve kalite yükümlülükleri belirlenirken operatörlerin yatırım yapma kapasitesinin kısıtlanmayıp dengeli, stratejik ve gerçekçi hedefler belirlenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genis-kapsama-ve-yuksek-internet-hizi-ancak-makul-ihale-bedelleriyle-mumkun-546878">&#8220;Geniş kapsama ve yüksek internet hızı, ancak makul ihale bedelleriyle mümkün.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ogmentasyon ile implant mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ogmentasyon-ile-implant-mumkun-540916</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 10:14:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[ogmentasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540916</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, diş çekimi sonrası implant uygulamasına engel oluşturabilecek çene kemiği erimesine karşı uygulanabilecek ogmentasyon işlemleriyle ilgili bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogmentasyon-ile-implant-mumkun-540916">Ogmentasyon ile implant mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, diş çekimi sonrası implant uygulamasına engel oluşturabilecek çene kemiği erimesine karşı uygulanabilecek ogmentasyon işlemleriyle ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kemik erimesi sonrası ogmentasyon işlemi ile implant yapılabiliyor…</strong></p>
<p>Diş çekimlerinden sonra, uzun dönemde karşılaşılan en büyük problemlerden biri çene kemiklerinde görülen erime olduğuna dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Ancak İmplant uygulayabilmek için  belirli yükseklikte ve kalınlıkta kemik varlığına ihtiyaç duyulur.” dedi.</p>
<p>Bu tarz vakalarda sıklıkla hastanın kendi kemiğinden alınan ya da yapay biomateryaller kullanılarak sorunun giderildiğini dile getiren Altop, “Basit vakalarda sentetik kemik greftleri ve bariyerlerini   kullanılırken, daha geniş hacimde kemiğe ihtiyaç duyulduğunda hastanın kendi çenesinden doku  alarak kemik naklini gerçekleştirilebiliyor. Cerrahi prosedür, kemik yetersizliğinin miktarına,  yatay yada dikey yönde oluşuna göre değişebiliyor. Ogmentasyon işleminden 4 ila 6 ay sonrasında çene kemiği implant yapımına uygun hale geliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Vakanın durumu ogmentasyon tercihinde belirleyici!</strong></p>
<p>Otojen greftleme işlemlerinde, hastanın kendi kemiği ve kemik vidalarının kullanıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Bekleme süresinin 4-4.5 ay sürmesi, yüksek biyouyum, düşük komplikasyon riski gibi avantajlar sağlarken, ikinci bir cerrahi alanın oluşması dezavantajına sahip.” dedi.</p>
<p>Yapay biomateryallerin ise sentetik yada hayvan ve insan kaynaklı olarak üretildiğini aktaran Altop, “Operasyonda kemik tozu, bariyer ve fiksasyon vidaları kullanılır. Yeni kemik oluşum süreci 6-7 ay kadar sürebilir, biyouyumu daha düşüktür. Ancak cerrahi prosedürü daha kolaydır.  Tercih vakanın durumuna ve hekimin deneyimine  göre şekillenir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogmentasyon-ile-implant-mumkun-540916">Ogmentasyon ile implant mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Huylu Prostat Büyümesini Yeni Nesil Cerrahi Tedavilerle İyileştirmek Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesini-yeni-nesil-cerrahi-tedavilerle-iyilestirmek-mumkun-538957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 May 2025 06:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesini]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[tedavilerle]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=538957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostatın iyi huylu büyümesi, genellikle 50 yaş sonrası ortaya çıkan ve altta yatan nedenlerini henüz tam olarak bilemediğimiz bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesini-yeni-nesil-cerrahi-tedavilerle-iyilestirmek-mumkun-538957">İyi Huylu Prostat Büyümesini Yeni Nesil Cerrahi Tedavilerle İyileştirmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prostatın iyi huylu büyümesi, genellikle 50 yaş sonrası ortaya çıkan ve altta yatan nedenlerini henüz tam olarak bilemediğimiz bir hastalık. Prostatın iç kısmındaki bezlerin büyümesiyle mesanenin alt kısmındaki idrar yollarını daraltarak idrar akışını azaltmasıyla kendini gösteren hastalık, mesanenin tam boşalamaması nedeniyle zaman içinde böbrek sağlığını da bozabiliyor. En çok görülen belirtileri ise; sık idrara çıkma isteği (özellikle geceleri), idrar yaparken zorlanma, idrar akışında zayıflık ve mesaneyi tamamen boşaltamama hissidir.</p>
<p>İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde birinci yöntem ilaç tedavisi. Ancak ilaç tedavisine yanıt vermeyen veya ilacın yetersiz kaldığı durumlarda ya da ilacı yan etkileri nedeniyle kullanamayan hastalara cerrahi tedavi yöntemleri uygulanabilir.</p>
<p><strong>İyi Huylu Prostat Büyümesinde Hangi Cerrahi Yöntemler, Ne Zaman Uygulanmalı? </strong></p>
<p>Günümüzde iyi huylu prostat büyümesinin cerrahi tedavisinde; kazıma (rezeksiyon), içini boşaltma (enükleasyon), buharlaştırma (vaporizasyon) ve yakma (ablasyon) prensipleri gibi çeşitli yöntemlerin kullanıldığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaba</strong>,<strong> </strong>en çok kullanılan<strong> </strong>bu<strong> </strong>cerrahi yöntemlere dair önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>TUR: </strong>Açık cerrahi yerine herhangi bir kesi yapılmadan uygulanan <strong>TUR (Transüretral Rezeksiyon Prostatektomi) sıkça başvurulan bir yöntem. </strong>Kapalı yapılan bu yöntem, daha çok 0-80 ml hacmindeki iyi huylu prostat büyümesi olan hastalar için kullanılıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TUIP: </strong>30 ml’den küçük hacimli iyi huylu prostat  hastaları için kullanılan TUIP (Transüretral Prostat İnsizyonu) yöntemi, boşalma fonksiyonlarına zarar vermediği için özellikle şikayetleri olan genç hastaların tercihi. Kısa ameliyat süresi ve kanama ihtimalinin çok az olması gibi avantajları da var. </p>
<p><strong>HoLEP: </strong>80-100 ml hacmin üzerindeki prostatlar için açık prostatatektomi ameliyatına iyi bir alternatif olan HoLEP, <strong>kısa yatış süresi, kısa sonda süresi (ortalama 2 gün) ve hızlı iyileşme</strong> avantajlarıyla öne çıkan yöntemlerden biri. </p>
<p><strong>ThuLEP: </strong>HoLEP benzeri bir yöntem olan ThuLEP; prostatın içinin boşaltılmasını ve idrar yolunda tıkanıklığa ya da daralmaya neden olan dokunun prostat kapsülüne kadar çıkarılmasını sağlıyor. </p>
<p><strong>Buharlaştırma Yöntemleri: </strong>Prostatın içindeki idrar kanalının genişletilmesi amacıyla kanala komşu prostat dokusunun buharlaştırılması, kan sulandırıcı kullanan hastalar için geliştirilen bir yöntem. Etkinliği henüz yeterince kanıtlanmamış olan, özellikle anestezi alması çok riskli olan yaşlı hastalarda lokal anestezi ile dahi yapılabilen termal su buharı ile prostat dokusunun buharlaştırılması ise cerrahi tedavilerdeki bir diğer alternatif. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesini-yeni-nesil-cerrahi-tedavilerle-iyilestirmek-mumkun-538957">İyi Huylu Prostat Büyümesini Yeni Nesil Cerrahi Tedavilerle İyileştirmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç boyutlu beyin haritalamasıyla kişiye özel tedavi mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uc-boyutlu-beyin-haritalamasiyla-kisiye-ozel-tedavi-mumkun-530398</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 09:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[haritalamasıyla]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=530398</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, modern tıbbın sunduğu en etkileyici yeniliklerden biri olarak adlandırılan üç boyutlu beyin haritalaması teknolojisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uc-boyutlu-beyin-haritalamasiyla-kisiye-ozel-tedavi-mumkun-530398">Üç boyutlu beyin haritalamasıyla kişiye özel tedavi mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, modern tıbbın sunduğu en etkileyici yeniliklerden biri olarak adlandırılan üç boyutlu beyin haritalaması teknolojisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Üç boyutlu beyin haritalaması ile sadece semptomlar değil, işlev bozuklukları da görülebiliyor  </strong></p>
<p>Klasik saçlı deriden kaydedilen EEG’den (beyin grafiğinden) elde edilen verilerin ileri düzeyde bir analizle üç boyutlu beyin haritasına dönüştürülebildiğini dile getiren Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yani beyin yüzeyinden alınan elektriksel sinyaller, yeni bir teknoloji sayesinde beynin derinliklerine kadar takip edilebilir hale geldi.” dedi.</p>
<p>Klasik EEG’nin ‘nerede bir sorun olabilir?’ sorusuna yüzeysel yanıtlar verirken, üç boyutlu beyin haritalaması yapan yeni teknolojinin bu sinyalleri işleyerek beynin iç bölgelerinde hangi alanın ne ölçüde çalıştığını milimetrik hassasiyetle gösterdiğini kaydeden Tarlacı, “Bu, sanki düz bir film yerine, detaylı bir üç boyutlu MR görüntüsüne geçmek gibi ama görüntü değil, işleyiş haritasıdır. Böylece sadece semptomları değil, beynin sessiz ama belirleyici bölgelerindeki işlev bozukluklarını da görebiliyoruz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Şikâyet başlamadan bile beyin işleyişindeki düzensizlikleri tespit edip önlem almak mümkün!</strong></p>
<p>“Üç boyutlu beyin haritalaması, EEG’nin bilgeliğini alır, derinliğini artırır ve doktor-hasta ilişkisine yepyeni bir boyut katar.” diyen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, beynin artık sadece anlaşılmakla kalmayacağını, konuşup yol göstereceğini kaydetti.</p>
<p>Üç boyutlu beyin haritalamasının, modern tıbbın sunduğu en etkileyici yeniliklerden biri olduğunu vurgulayan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Çünkü artık sadece hastalığın dışa yansıyan belirtilerine değil, beynin derinliklerinde neler olup bittiğine de bakabiliyoruz. ‘Beynin haritasını çıkarıyoruz’ demek, artık bir mecaz değil, gerçek. Bu teknoloji sayesinde kişiye özel, isabetli tedavi planları yapmak mümkün hale geldi. İlaçlar işe yaramadığında nedenini görebiliyor, hangi beyin bölgesinin desteğe ihtiyaç duyduğunu anlayabiliyoruz. Özellikle dikkat eksikliği, depresyon, anksiyete gibi görünmeyen ama yaşam kalitesini düşüren hastalıklarda bu teknoloji adeta görünmeyeni görünür kılıyor. Kimi zaman şikâyet henüz başlamamışken bile beyin işleyişindeki düzensizlikleri tespit edip önlem almak mümkün. Artık hastalıkla savaşta elimizde daha net bir harita, daha sağlam bir pusula var. Beynin kendisi bize ne olduğunu anlatıyor.”</p>
<p><strong>Birçok psikiyatrik hastalığın tanı, tedavi ve takibinde kullanılabiliyor!</strong></p>
<p>Bu yeni teknolojinin, beynin iç bölgelerindeki elektriksel aktiviteleri detaylı bir şekilde haritaladığını ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bir beyin filmi gibi çalışır ama görüntü yerine elektriksel işleyişi gösterir. Bu sayede beynin hangi bölgelerinin normal çalıştığını, hangilerinde sorun olduğunu ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlar. Kişiye özel harita çıkardığı için tedavi planları daha isabetli olur. Yani hastalığın kökenine inerek, sadece semptomları değil, altta yatan beyin işleyişini hedef alır.” dedi.</p>
<p>Sağladığı bu avantajın hangi hastalıkların tanı, tedavi ve takibinde kullanılabildiğine de açıklık getiren Tarlacı, “Özellikle dikkat eksikliği, depresyon, anksiyete (kaygı bozukluğu), epilepsi, travma sonrası stres bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk (takıntılar) gibi ruhsal ve nörolojik hastalıkların tanı ve takibinde kullanılır. Ayrıca Alzheimer gibi bazı hafıza hastalıklarında ya da beyin travmaları sonrasında da oldukça değerlidir. Tedavi öncesi ve sonrası beyin haritaları karşılaştırılarak, tedavinin işe yarayıp yaramadığı net biçimde görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sadece tedavi değil, koruyucu sağlık için de önemli bir araç!</strong></p>
<p>Bir hastalığı sadece belirtiler üzerinden değil, beyinde neye yol açtığını görerek anlamanın hem teşhiste doğruluğu artırdığını hem de kişiye özel, etkili bir tedavi yolu açtığını vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Hekim, hangi bölgenin ne kadar aktif olduğunu görünce, ilaç mı gerekir, beyin eğitimi mi (neurofeedback gibi) gerekir kararını daha sağlıklı verir. Hasta da iyileşme sürecini somut verilerle görüp, güven duyar, tedaviye daha istekli yaklaşır.” dedi.</p>
<p>Bu yeni teknolojinin sadece tanı koymakla kalmadığını aynı zamanda kişiye özel bir yol haritası sunduğunu yineleyen Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazı hastalar ilaç tedavisine dirençli olabilir veya ilaç kullanmak istemeyebilir. Bu gibi durumlarda beynin çalışmasını doğrudan görüp, beyin eğitimi (neurofeedback) gibi yöntemlerle doğal bir müdahale yapılması mümkün olur. Ayrıca, kişinin şikâyeti olmasa bile, ileride sorun yaratabilecek beyin işleyişlerini erken fark ederek önlem alınmasını sağlar. Yani sadece tedavi değil, koruyucu sağlık için de önemli bir araçtır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uc-boyutlu-beyin-haritalamasiyla-kisiye-ozel-tedavi-mumkun-530398">Üç boyutlu beyin haritalamasıyla kişiye özel tedavi mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polikistik böbrek hastalığında geleceği değiştirmek mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-gelecegi-degistirmek-mumkun-528176</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2025 10:14:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=528176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Polikistik böbrek hastalığı (PBH), toplumda yeterince tanınmayan ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen, genetik kaynaklı bir böbrek rahatsızlığıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-gelecegi-degistirmek-mumkun-528176">Polikistik böbrek hastalığında geleceği değiştirmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Polikistik böbrek hastalığı (PBH), toplumda yeterince tanınmayan ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen, genetik kaynaklı bir böbrek rahatsızlığıdır. Böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kist oluşumuyla karakterize edilen hastalık, zamanla organın büyümesine ve işlev kaybına yol açabiliyor. Kişiye özel tedavi ve yeni nesil ilaçlarla hastalık artık daha yönetilebilir hale geliyor.</strong></em></p>
<p><strong>GENETİK</strong> kaynaklı böbrek hastalığı olan polikistik böbrek hastalığının seyri çoğu zaman sessiz olsa da karın ve yan ağrısı, yüksek tansiyon, kanlı idrar, sık idrara çıkma, idrar yolu enfeksiyonları ve karında dolgunluk hissi gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Bazı bireylerde halsizlik, baş ağrısı ve böbrek taşı oluşumu da görülebiliyor ve ilerlemiş vakalarda diyaliz ya da böbrek nakli gibi yaşamı sürdürücü tedavi seçeneklerine başvurulması gerekiyor.</p>
<p><strong>Diyalize giden yolu yavaşlatmak hayati önem taşıyor</strong></p>
<p>Hastalığın en büyük riski, böbrek fonksiyonlarının kaybı ve buna bağlı olarak diyalize duyulan ihtiyaçtır. Ancak diyaliz tedavisi her ne kadar yaşamı sürdürse de oldukça zorlayıcı. Hastaların haftada birkaç gün hastaneye veya diyaliz merkezine gitmesini gerektirir, her seans saatlerce sürer ve günlük yaşamı önemli ölçüde kısıtlıyor. Ayrıca enfeksiyon riski, damar yolu problemleri, tansiyon düzensizlikleri, kas krampları ve beslenme sorunları gibi çeşitli komplikasyonlar da yaygın şekilde görülüyor. Bu nedenle diyalizi mümkün olduğunca geciktirmek hem fiziksel hem de psikolojik açıdan hastalar için önemli bir kazanç.</p>
<p><strong>Hastalığın seyrini genetik yapı belirliyor</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalığı çoğunlukla otozomal dominant kalıtımla nesilden nesile geçiyor. Hasta bir ebeveynin çocuğuna hastalığı aktarma olasılığı %50. Bu nedenle ailesinde PBH öyküsü bulunan bireylerin erken yaşlardan itibaren düzenli doktor kontrolü yaptırması büyük önem taşıyor. Hastalığın seyrini belirleyen temel faktörlerden biri de genetik mutasyonlar. PBH genellikle PKD1 ya da PKD2 genlerindeki mutasyonlarla ilişkili. PKD1 mutasyonu taşıyan bireylerde hastalık daha erken yaşta ortaya çıkıp ve daha hızlı ilerlerken, PKD2 mutasyonu olanlarda süreç genellikle daha yavaş seyrediyor. Genetik testler sayesinde mutasyon tipi belirlenerek kişiye özel tedavi planları oluşturulabilir.</p>
<p><strong>Yeni tedavi seçenekleriyle yaşam kalitesinde artış mümkün</strong></p>
<p>Tıp dünyasındaki ilerlemeler sayesinde PBH ile yaşamak artık daha yönetilebilir hale geliyor. Gelişen görüntüleme teknolojileri, genetik analiz olanakları ve yeni ilaçlar sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabiliyor. Özellikle bazı ilaçlarla diyaliz ya da böbrek nakli ihtiyacı ortalama 7 yıl ertelenebiliyor. Bu gelişme hem hastaların umutlarını artırıyor hem de yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileştiriyor.</p>
<p>PBH yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik yönden de yıpratıcı bir hastalık. Hastalar ve yakınları, sürecin belirsizliğiyle başa çıkarken duygusal destek ihtiyacı duyabiliyor. Bu nedenle hastalığın yönetiminde tıbbi tedavilerin yanı sıra psikososyal desteklerin de yer aldığı bütüncül bir yaklaşım tercih edilmeli.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-gelecegi-degistirmek-mumkun-528176">Polikistik böbrek hastalığında geleceği değiştirmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mac + İle Her Yerde Spor Artık Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mac-ile-her-yerde-spor-artik-mumkun-458071</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 May 2024 21:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[maç]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yerde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=458071</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin lider spor ve iyi yaşam markası MAC, Türkiye’de ve dünyada benzeri olmayan uygulaması MAC+ ile evde, açık havada, kulüpte, istenilen her yerde spor yapma ayrıcalığı sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mac-ile-her-yerde-spor-artik-mumkun-458071">Mac + İle Her Yerde Spor Artık Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ücretsiz indirilebilecek MAC+ uygulaması, benzersiz içerikleriyle spor deneyimini günlük yaşamın her anına taşıyor. </strong></p>
<p>Türkiye’nin lider spor ve iyi yaşam markası MAC, geniş kapsamlı MAC+ uygulaması ile bütünsel bir spor deneyimini kullanıcılar ile buluşturuyor. Dünyada benzeri olmayan MAC+ uygulaması ile ev, açık hava, kulüp fark etmeksizin istenilen tüm mekanlar antrenman alanına dönüşüyor.  </p>
<p><strong>MAC Co-CEO’su Mümtaz Demirci, </strong>MAC+ uygulamasıyla 1 milyonu aşkın aktif kullanıcıya ulaştıklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti:<strong> </strong>“MAC olarak ‘İyi Yaşam Topluluğu’ odağımız ile her gün daha fazla insanın hayatına dokunarak, daha iyi bir yaşama adım atmalarını sağlamak amacıyla sporun yaşamın her alanına entegre olması için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Bu amaç doğrultusunda, MAC+ kullanıcılara uzman eğitmenler tarafından hazırlanmış antrenman programları, zengin egzersiz kütüphanesi, sağlık entegrasyonu gibi pek çok ayrıcalık sunarken, yapay zekâ ile entegre Fitbot özelliği sayesinde beslenmeden antrenman önerilene kişiye özel bir fitness deneyimi ile evde, kulüpte, açık havada özetle her yerde sporu günlük yaşamın her anına taşıyor. MAC+ uygulamamızla<strong> </strong>zihnen, ruhen ve bedenen daha iyi bir yaşama adım atmak isteyen herkesi tamamen ücretsiz uygulamamızı deneyimlemeye davet ediyoruz.”</p>
<p>&#8220;<strong>Evde, açık havada, istediğin yerde spor sana gelsin, sen kendine gel!</strong>” söylemi ile her yerde sporu sahiplenen MAC+’da kategori, süre, seviye, eğitmen ve hedef gibi detaylarda filtreleme yapılarak en uygun antrenman programını oluşturmak mümkün. </p>
<p>Şehir hayatının akışına uygun esneklikte evde ve kulüpte antrenmanı bir arada sunan esnek program özelliği, her seviye özelinde kazanılabilen rozetler ve antrenman geçmişinin takip edilmesi gibi ayrıcalıklarla kullanıcılarına kolay ve keyifli bir antrenman deneyimi sunan MAC+ ile açık havada spor etkinliklerine katılmak isteyenler de MACTeam ile şehrin farklı noktalarında bir araya gelerek, ücretsiz olarak birbirinden farklı antrenmanları uzman MAC eğitmenleriyle deneyimleyebiliyor.  </p>
<p>Beslenme ve iyi yaşama dair önerilerin de yer aldığı spora dair uzman blog yazıları da MAC+’da daha iyi bir yaşama adım atmak isteyen herkesi bekliyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mac-ile-her-yerde-spor-artik-mumkun-458071">Mac + İle Her Yerde Spor Artık Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>N Kolay ile 60&#8217;tan fazla ülkeye hızlı para transferi mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/n-kolay-ile-60tan-fazla-ulkeye-hizli-para-transferi-mumkun-456566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 May 2024 09:24:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[transferi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkeye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=456566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin en kapsamlı finansal teknolojiler ekosistemi Aktif Bank’ın dijital bankası N Kolay’ın mobil uygulamasına yine ekosistem markalarından UPT’nin para transferi fonksiyonu eklendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/n-kolay-ile-60tan-fazla-ulkeye-hizli-para-transferi-mumkun-456566">N Kolay ile 60&#8217;tan fazla ülkeye hızlı para transferi mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aktif Bank’ın 176 ülkede 400 bin işlem noktasında hizmet veren lider yurt dışı para transferi markası UPT ile, N Kolay kullanıcıları uygulama üzerinden 1 EUR/USD’den başlayan ücretlerle, 7/24 döviz transferi işlemlerini anlık olarak kolayca gerçekleştirebilecek. </strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük özel sermayeli yatırım bankası Aktif Bank’ın dijital bankası N Kolay, mobil uygulamasına Türkiye’nin ilk lisanslı ödeme kuruluşu olan UPT aracılığıyla yurt dışına para transferi fonksiyonunu ekledi. N Kolay kullanıcıları ilk etapta 60’ın üzerinde ülkeye; USD, EURO ve GBP para cinsiyle banka hesabına veya alıcı ismine kolayca döviz gönderebilecek. İşlem sonunda verilen referans kodu ile alıcı, binlerce hizmet noktasından parasını çekebilecek. N Kolaylı olan herkes, UPT’nin transfer alt yapısıyla çok daha hızlı, güvenli ve 1 EUR/USD’den başlayan ücretlerle, 7/24 döviz transferi işlemlerini anlık olarak kolayca gerçekleştirebilecek.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/n-kolay-ile-60tan-fazla-ulkeye-hizli-para-transferi-mumkun-456566">N Kolay ile 60&#8217;tan fazla ülkeye hızlı para transferi mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Check-Up ile Erken Teşhis Mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/check-up-ile-erken-teshis-mumkun-454372</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Apr 2024 08:38:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[checkup]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=454372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda giderek büyüyen çevre kirliliği, hazır gıda tüketimi, sigara ve alkol tüketimindeki artış beraberinde kanser, kalp krizi, diabet vb. birçok kronik hastalığın da artmasına, giderek daha küçük yaşlarda görülmesine yol açmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/check-up-ile-erken-teshis-mumkun-454372">Check-Up ile Erken Teşhis Mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda giderek büyüyen çevre kirliliği, hazır gıda tüketimi, sigara ve alkol tüketimindeki artış beraberinde kanser, kalp krizi, diabet vb. birçok kronik hastalığın da artmasına, giderek daha küçük yaşlarda görülmesine yol açmaktadır. Bu tür kronik rahatsızlıkların çok sinsice ilerlemesi ve belirli bir aşamadan sonra kendini göstermesi hepimiz için en büyük tehlike.</p>
<p>Her ne kadar tıp gelişse, sağlık sistemimiz iyileşse de belli bir aşamadan sonra ilaç kullanarak kaçınılmaz sonu uzatmaktan başka bir şey kalmıyor elimizde. Bu yüzden önleyici tedbirler almak ve erken teşhis bu tür hastalıklar için çok önemli.</p>
<p>Özellikle; düzenli Check-Up yaptırmak önleyici ve erken teşhis imkânı sağlaması açısından hayat kurtaran bir yöntem.</p>
<p>Peki, ama neye göre ve nasıl Check-Up yaptırmamız lazım? Konunun uzmanından sizler için detaylı bilgiler aldık.</p>
<p>Galen Laboratuvar ve Görüntüleme Merkezi’nden Biyokimya Uzmanı Prof. Dr. Ayşegül AKBAY, Check-Up bu önemli konu ile ilgili sorularımızı yanıtladı ve önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Check-Up nedir, nasıl yapılır ve neden önemlidir? İşte detaylar&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Nedir?</strong></p>
<p>Check-Up, halk arasında sağlık taraması olarak bilinen, herhangi bir hastalık belirtisi olmayan kişilerde sağlık sorunu yaşayıp yaşamadığını öğrenmek için yapılan işlemlerdir. Bu tarama sayesinde pek çok hastalığın erken tanısı konulabilir. Kişiye özel olarak yapılan bu tarama için muayene, test ve tetkikler yapılır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Neden Check-Up Yaptırmalısınız?</strong></p>
<p>Zaman zaman insan vücudunda belirli hastalıklar meydana gelse de belirti göstermeden vücut içinde gizlice büyümeye ve ilerlemeye devam edebilir. Bu nedenle düzenli olarak Check-Up yaptırmak önemlidir. Yılda bir ya da iki defa hiçbir hastalık belirtisi olmasa bile yapılan detaylı sağlık testleri, olası hastalıkların erken teşhisine olanak sağlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Nasıl Yapılır?</strong></p>
<p>Günümüzde sıklıkla yapılan Check-Up işlemi yalnızca tahlil ve tetkik içeren işlemlerdir. Kişinin cinsiyetine, yaşına, taşıdığı risk faktörlerine, hastalığı varsa hastalığın belirtilerine göre en uygun<br />testler uygulanır. Laboratuvar testlerinin yanı sıra radyolojik görüntülemeler ile birlikte tarama işlemi desteklenir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Ne Kadar Sürer?</strong></p>
<p>Birçok testten meydana gelen Check-Up, kişilerin hastalık belirtisi olmasa bile sağlık taraması için yaptırdıkları testlerdir. Kan testleri, idrar testleri, tomografi, MR, ultrasonografi gibi farklı testler yapılır. Vücudun her sistemi için ayrı ayrı yapılan bu testler ile vücuda sağlık taraması yapılmış olur.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Ne Zaman Yaptırmalısınız?</strong></p>
<p>Hiçbir hastalık belirtisi ve şikâyeti olmadan yapılması gereken Check-Up, genel olarak her yetişkin bireyin yılda 1 kez düzenli ve detaylı olarak yaptırması önerilmektedir. Ancak kişisel risk faktörleri, sağlık öyküsü ve genetik yapısı gibi faktörler nedeniyle uzman doktor gerek görürse Check-Up testlerinin 1 yıldan daha kısa sürede düzenli olarak yapılmasını tavsiye edebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check up Öncesi Yapılması Gerekenler</strong></p>
<p>Eğer herhangi bir sağlık sorunu yoksa da bu rapor sayesinde kişi sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olur. Bu sayede olası bir hastalığın önüne geçmek için gerekli önlemleri alabilir.</p>
<p>Check-Up taraması sonucunda çıkan raporun yanı sıra doktor da gerekli değerlendirmeyi yapar. Eğer herhangi bir sağlık sorunu varsa tedavi süreci planlanır. Aynı zamanda doktor, kişiye sağlıklı yaşam önerileri de sunabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, Check-Up taraması yaptırmak her birey için önemlidir. Sağlıklı bireylerin de düzenli olarak Check-Up yaptırması, olası hastalıkların erken teşhis edilmesine ve tedavi sürecinin başlamasına yardımcı olur. Bu sayede sağlıklı bir yaşam sürmek ve hastalıkların önüne geçmek mümkün olur. Unutmayın, sağlık her şeyden önemlidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Fiyatları</strong></p>
<p>Check-Up hizmetleri genellikle devlet hastanelerinde ve özel sağlık kuruluşlarında sunulmaktadır. Her sağlık merkezinde farklı özelliklerde çeşitli Check-Up paketleri oluşturulur ve bu paketler kampanyalar dâhilinde hastalara sunulur. Fiyatlar, paket özelliklerine ve yapılan testlere göre değişiklik gösterebilir. 2024 yılı itibarıyla Check-Up fiyatları 3000 ile 4000 TL arasında değişmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/check-up-ile-erken-teshis-mumkun-454372">Check-Up ile Erken Teşhis Mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sabriye Yuşan, &#8220;Radyasyona maruz kalma düzeyi, mümkün olan en düşük seviyede tutulmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabriye-yusan-radyasyona-maruz-kalma-duzeyi-mumkun-olan-en-dusuk-seviyede-tutulmali-448466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Apr 2024 08:54:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[düzeyi]]></category>
		<category><![CDATA[kalma]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyona]]></category>
		<category><![CDATA[sabriye]]></category>
		<category><![CDATA[seviyede]]></category>
		<category><![CDATA[tutulmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yuşan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabriye Yuşan, günlük hayatın rutini içinde karşılaşılan ve kimi zaman faydaları, kimi zaman zararları ile gündeme gelen radyasyon ve radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik açıklamada bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabriye-yusan-radyasyona-maruz-kalma-duzeyi-mumkun-olan-en-dusuk-seviyede-tutulmali-448466">Prof. Dr. Sabriye Yuşan, &#8220;Radyasyona maruz kalma düzeyi, mümkün olan en düşük seviyede tutulmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabriye Yuşan, günlük hayatın rutini içinde karşılaşılan ve kimi zaman faydaları, kimi zaman zararları ile gündeme gelen radyasyon ve radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik açıklamada bulundu. </span></p>
<p><span>Prof. Dr. Yuşan, “Radyasyonun temel olarak, fizik, kimya, biyoloji, tıp, eczacılık, tarım ve diğer bilimsel alanlarda araştırma yapmak için önemli bir araçlardan biridir ve gelecekte bu bilimsel alanların daha da genişleyeceği kaçınılmazdır. Ancak unutulmamalıdır ki radyasyonun kullanımıyla ilgili güvenlik ve çevresel endişeler de göz önünde bulundurulmalı ve uygun önlemler çerçevesinde ve protokollere bağlı kalınarak çalışmalar sürdürülmelidir” diye konuştu.</span></p>
<p><span>         Radyasyonun bir kaynaktan enerjinin elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde yayılması veya aktarılması olduğunu söyleyen Prof</span>.<span> Dr. Yuşan, “Genellikle elektromanyetik dalga ve parçacık olmak üzere iki ana tipe ayrılır. Elektromanyetik radyasyon, elektromanyetik alanlar aracılığıyla yayılan enerjinin bir formudur. Güneşten gelen ışık, radyo ve televizyon sinyalleri, X ışınları ve cep telefonlarından yayılan sinyaller elektromanyetik radyasyona örnektir. Parçacık radyasyonu ise atomik ve nükleer olaylar sonucunda ortaya çıkan yüklü parçacıkların yayılmasıdır. Bu tür radyasyon, genellikle nükleer reaktörler, radyoaktif maddeler ve kozmik ışınlardan kaynaklanmaktadır. Ayrıca, parçacık radyasyona alfa ve beta ışınları ile nötronlar örnek verilebilir” dedi.</span></p>
<p><span>         İnsanın günlük hayatında radyasyonun önemli bir yer kapladığını vurgulayan</span> <span>Prof. Dr. Yuşan, “Tıpta hastalıkların teşhis ve tedavi edilmesi için X ışınları ve radyoterapi gibi teknikler, gıdaların işlenmesi, korunması, raf ömrünün uzatılması, tohum-bitki ıslahı, tarım verimliliğinin artırılması, yeraltı suyunun akışının izlenmesi, yeraltı kaynaklarının haritalanması ve malzeme dayanıklılığının arttırılması gibi alanlarda kullanılmaktadır” dedi.  </span></p>
<p><b><span>“Yasal düzenlemelere uyulmalı”</span></b></p>
<p><span>         Radyasyon kullanımının, belirli güvenlik protokolleri ve lisanslama süreçleriyle düzenlendiğine dikkat çeken</span> <span>Prof. Dr. Yuşan, “Radyasyon kullanımıyla ilgili yasal düzenlemelere uyulmalı ve yetkilendirilmiş kuruluşlar tarafından verilen lisanslar alınmalıdır. Uyulması gereken temel prensiplerden biri de Radyasyon Dozunun Kontrolü olup; radyasyona maruz kalma düzeyi, mümkün olan en düşük seviyede tutulmalı ve radyasyon dozunu kontrol etmek için dozimetri cihazları kullanılmalı, maruz kalma seviyeleri izlenmelidir. Personel, radyasyonun potansiyel riskleri konusunda bilgi sahibi olmalı ve güvenli çalışma prosedürlerini mutlaka uygulamalıdır. Radyasyon yayan cihazlarla çalışan kişiler Radyasyondan Korunma Sorumlusu belgesi mutlaka almalıdır. Ayrıca, gereksiz radyasyon uygulamalarından kaçınılmalı ve yalnızca gerekli durumlarda kullanılmalıdır. Radyasyon kullanımında, çevresel ve toplumsal etkilerin dikkate alınması ve bu süreçte özellikle radyasyon kaynaklarının depolanması, taşınması ve imhası gibi prosesler çevresel etkileri en aza indirmek için uygun prosedürler çerçevesinde yönetilmelidir. Bu nedenle, radyasyonun kullanımıyla ilgili herhangi bir faaliyet, titizlikle planlanmalı, uygulanmalı ve izlenmelidir ” diye konuştu.</span></p>
<p><b><span>“Çevresel endişeler göz önünde bulundurulmalı”</span></b></p>
<p><span>Nisan 1986’da gerçekleşen; insan, hayvan ve bitki dünyasını derinden etkileyen Çernobil Nükleer Kazasında radyasyon nedeniyle pek çok genetik değişim meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Yuşan, “Radyasyon genetik dizilimi DNA hasarı, kromozom kırılması ve gen ekspresyonu değişmesi şeklinde etkilemektir. DNA hasarı, genetik materyalin bozulmasına ve hücrelerin normal işlevlerini yerine getirememesine yol açabilir. Bu hasar, hücre bölünmesi sırasında kalıcı mutasyonlara ve genetik değişikliklere yol açabilir. Yüksek düzeyde radyasyon maruziyeti, kromozomlarda kırılmalar ve anormalliklere neden olmaktadır. Bu, hücre bölünmesi sırasında yanlış kromozom dağılımına ve genetik materyalin değişmesine yol açmaktadır. Son olarak da Gen Ekspresyonunu değiştirebilmekte ve bu süreçte hücrelerin normal fonksiyonlarını etkilenip, genetik materyaldeki değişiklikler ortaya çıkabilir” dedi.   </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabriye-yusan-radyasyona-maruz-kalma-duzeyi-mumkun-olan-en-dusuk-seviyede-tutulmali-448466">Prof. Dr. Sabriye Yuşan, &#8220;Radyasyona maruz kalma düzeyi, mümkün olan en düşük seviyede tutulmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[grupta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerin]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önceden]]></category>
		<category><![CDATA[özellikle]]></category>
		<category><![CDATA[özveren]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada ve Türkiye’de kalp krizi görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Her yaş grubunda kalp krizi görülebildiğini söyleyen ve risk faktörleri hakkında açıklamalarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, çene ile göbek arasındaki herhangi bir ağrının kalp krizi habercisi olabileceğini ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677">Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünyada ve Türkiye’de kalp krizi görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Her yaş grubunda kalp krizi görülebildiğini söyleyen ve risk faktörleri hakkında açıklamalarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, çene ile göbek arasındaki herhangi bir ağrının kalp krizi habercisi olabileceğini ifade etti. Soğuk havalar ve sabaha karşı saatlere de dikkat çeken ve uyarılarda bulunan Prof. Dr. Özveren, </em>özellikle risk faktörlerine sahip kişilerin bazı görüntüleme yöntemleriyle kalp krizi riskini önceden belirlemenin mümkün olduğunun bu sayede olası krizlerin de önün geçmenin mümkün olduğunun altının çizdi. </p>
<p> </p>
<p>Dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla kalp hastası olduğunu ve 2 milyardan fazla kişinin ise kalp hastalığı riski taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, risk faktörleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye’deki istatistiklerin dünyadaki verilerle paralellik gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Dünyada ve Türkiye’de tüm yaşam kayıplarının yaklaşık yüzde 33’ünün kardiyovasküler hastalıklar kökenli olduğunu biliyoruz. Obezite, sedanter yaşam tarzı, sigara kullanımı, ailesinde kalp hastalığı hikayesi, diyabet varlığı kalp krizi risk faktörleri arasında yer alıyor. Kalp krizinden korunmak değiştirilebilir risk faktörlerini elemine etmek gerekiyor” uyarısında bulundu.</p>
<p>Özellikle risk faktörlerine sahip kişilerin bu konuda daha dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Özveren, “Bu grupta yer alan kişilerde bazı görüntüleme yöntemleriyle kalp krizi riskini önceden belirlemenin mümkün olduğunun bu sayede olası krizlerin de önün geçmek mümkün olabiliyor” ifadesini kullandı. </p>
<p><strong>&#8220;TEK BAŞINA SİGARANIN BIRAKILMASI, RİSKİ YÜZDE 36’YA VARAN ORANDA AZALTIYOR&#8221;</strong></p>
<p>Sigara kullanımının kalp krizi risk faktörleri arasında büyük bir yeri olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Tek başına sigaranın bırakılması bile kalp krizi riskini yüzde 36’ya varan oranda azaltıyor. Yüksek kolesterol düzeyleri kalp krizi ve kalp damar hastalıkları riskini artıyor. Bunun tedavi edilmesi ve kolesterol düzeylerinin düşürülmesi de tek başına kalp krizi riskini azaltan faktörlerden bir tanesi. Diyabet varsa diyabet regülasyonu çok önemli. Yüksek kan şekeri, damar duvarında aterom plağının oluşmasına neden olur. Bu da kalp krizine giden yolda en belirgin durumlardan bir tanesidir. Bu durumun regüle edilmesi, kalp krizi riskini azaltan faktörler arasında yer alıyor. Egzersiz, kalp sağlığı açısından önem teşkil ediyor. Günlük 10-13 bin adım ya da 5 kilometre saat hızda günlük egzersiz yapılması da kalp krizi riskini azaltıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;10 BİN ADIM EFSANE DEĞİL&#8221;</strong></p>
<p>10 bin adımın bir efsane olmadığını söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Yeni yapılan çalışmalarda bunun bir efsane olmadığı teyit edildi. Bir değer vermek gerekirse 5.2 kilometre saat hızla yapılan egzersizler, kalp damar hastalıkları ve kalp krizine giden yolda risk faktörlerini azaltıyor” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;KAS KÜTLESİNİ ARTIRMAYA YÖNELİK YOĞUN EGZERSİZLER KALP KRİZİ RİSKİNİ ARTIRIYOR&#8221;</strong></p>
<p>Yoğun egzersizin kalp krizine gidişatı artırdığını ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, “Kalp krizi dediğimiz aslında kalp damarının tıkanmasıyla ortaya çıkan bir durum. Özellikle genç sporcularda yaşadığımız ani ölümlerle sonuçlanan durumlar, kalp damar hastalıkları dışındaki hastalık gruplarından kaynaklanıyor. Birtakım ritim problemleri veya kalp kasının kalınlaşmasıyla seyreden hipertrofik kardiyomiyopati dediğimiz hastalık kökenli oluyor. Dengeli beslenme ve düzenli egzersiz bu anlamda önem arz ediyor. Özellikle izotonik egzersizleri bu anlamda tavsiye ediyoruz. Yani kalp kasını kalınlaştırmaya yönelik değil de kas uzunluğunu artırmaya yönelik egzersizlerin yapılması gerekiyor. Bunlar; yüzme, koşu, hızlı yürüme, bisiklet sürme gibi egzersizler. Bu tür egzersizlerin kalp krizi riskini engellediğini biliyoruz. Ama ağırlık kaldırmayla yapılan kas kütlesini artırmaya yönelik egzersizler, kan basıncını yükseltiyor ve kalp krizine gidişatı artırıyor. Yapılan çalışmalarda bunları gözlemliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;HER YAŞTA GÖRÜLEBİLİR&#8221;</strong></p>
<p>Kalp krizinin her yaşta görülebileceğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “18-75 yaş aralığında biz bunu daha çok görüyoruz. Genç popülasyonda kalp krizi vakalarını sıklıkla görmemizin nedenlerinden bir tanesi fast food kültürünün yaygınlaşması. İkincisi sigara ve tütün mamullerinin kullanımının artması. Son zamanlarda ise kovid enfeksiyonları da pıhtılaşma faktörlerini etkiledi. Bu durum da kalp krizi riskini ve kovide bağlı ölümlerdeki kalp krizi kökenli ölümlerin artmasına sebep oldu” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“SESSİZ BİR ŞEKİLDE KALP KRİZİ GEÇİRİLEBİLİR”</strong></p>
<p>Kalp krizi belirtilerinin geniş bir spektrumdan oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, “Bir tarafta ani ölüm dediğimiz durumla karşılaşıyoruz bir tarafta ise hasta aslında sessiz bir şekilde kalp krizi geçirebilir. Özellikle diyabetik hastalar ve ileri yaş gruplarında daha sık rastlanıyor. Bu tür hasta gruplarında kalp damarı tıkanabiliyor ama kişi bunu fark etmeyebiliyor. Farklı nedenlerle hekime başvurduğunda birtakım görüntüleme yöntemleri veya fizik muayene ile bu durumu saptayabiliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>GÖĞÜSE, SIRTA, KOLLARA, OMUZLARA VE ÇENEYE YAYILAN AĞRILARA DİKKAT</strong></p>
<p>Hastalarda en sık göğüs ağrısı belirtisiyle karşılaştıklarını söyleyen Prof. Dr. Özveren, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çene ile göbek arasındaki herhangi bir yerdeki ağrı kalp krizi buluntusu olabilir. Bunu biz tanımlarken daha çok göğüs ön duvarında, sırta, kollara, omuzlara, çeneye, mide ve yemek borusu bölgesine yayılan ve yansıyan ağrılar ile saptıyoruz. En az 5 dakika kadar sürer. Çoğunlukla eforla artar, istirahatle geçer. Eğer böyle bir klinik bulgu varsa en yakın hekime başvurulmasında fayda var.”</p>
<p><strong>&#8220;YAPILMASI GEREKEN EN TEMEL ŞEY SAKİN KALMAK&#8221;</strong></p>
<p>“Kalp krizi durumuyla karşılaştığınızda yapılması gereken en temel şey sakin kalmaktır” diyen Prof. Dr. Olcay Özveren, “Çünkü stres, heyecan ve korku durumunda kalp hızlanıyor ve iş yükü artıyor. Bu anlamda kişiyi sakinleştirmek ve 112’ye başvurup ambulans çağırarak krizi yönetmek gerekiyor. Öte yandan elinizin altında bir aspirin var ise 300 miligram olacak şekilde hastaya uygulanabilir. Hastayı yatırıp ayaklarını kaldırmak veya öksürtme gibi manevraların bir karşılığı yok” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;KİŞİ BİR KEZ KALP KRİZİ GEÇİRDİYSE TEKRARLAMA İHTİMALİ ARTIYOR&#8221;</strong></p>
<p>İlk kez kalp krizi geçiren bir kişinin, seyreden 10 yıl içinde çok yüksek risk grubu içinde yer aldığını belirten Prof. Dr. Özveren, “Kalp krizi geçirdikten sonra tekrarlayan kalp krizi riski artıyor. İkinci veya üçüncü kalp krizi riskiyle karşılaşma ihtimali bu anlamda artıyor. Bir kez kalp krizi geçirdiyseniz veya kalp damarınızın tıkalı olduğu tespit edildiyse çok yüksek riskli grupta yer alıyorsunuz. Seyreden 10 yılda tekrar kalp krizi geçirme oranı neredeyse yüzde 30’lara varan oranda artabiliyor. Yani kalp krizi geçirmiş 10 hastadan 3’ünün 10 yıl içinde tekrar kalp krizi geçirme riski artıyor. Bunu önlemek için mevcut risk faktörlerini tedavi ederek minimize ediyoruz, tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabiliyor. Risk faktörlerini modifiye edip tedavi ederseniz kalp krizi geçirme oranı oldukça azalıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>SOĞUK HAVALAR VE SABAHA KARŞI SAATLERE DİKKAT</strong></p>
<p>Soğuk havalar ve sabaha karşı saatlere karşı da uyaran Prof. Dr. Özveren,  “Çalışmalarda ve klinik pratiklerde kış aylarında havanın soğumasıyla beraber özellikle vazospazm dediğimiz damarın büzüşme oranının arttığını görüyoruz. Bu da göğüs ağrısı semptomlarının oluşmasına ve haliyle kalp krizi riskinin artmasına neden oluyor. Hepimizin vücudunun bir sirkadiyen ritmi var. Sabaha karşı bu sirkadiyen ritimde nörohormanal dengenin değişmesinden dolayı kalp krizi riski daha da artıyor” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;STRES, EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİNDEN BİRİ&#8221;</strong></p>
<p>“Tek başına stres bile kalp krizine giden yolda minör risk faktörüdür” diyen Özveren, “Yoğun stres hem hormonal dengeyle alakalı sorunlar yaratabiliyor hem kalp hızının artmasına sebep olabiliyor hem de koroner damarlardaki vazomotor yanıtın değişmesine sebep oluyor. Dolayısıyla stres, kalp krizine giden yolda en önemli risk faktörlerinden biri” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KALP KRİZİ BAŞKA HAASTALIKLARA DA YOL AÇABİLİYOR”</strong></p>
<p>Kalp krizinin kalple ilgili diğer hastalıklara da yol açabildiğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Örneğin kalbin ön yüzüyle ilgili geçirilen kalp krizi ve kalp damar tıkanıklığı, ilerleyen dönemde tedavi edilmezse kalp yetersizliğine de sebep olabilir. Kalp krizi aynı zamanda kalp kapak hastalıklarının bir kısmının da sebeplerinden bir tanesi” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>&#8220;KALP KRİZİ RİSKİNİ ÖNCEDEN BELİRLEYEBİLİYORUZ&#8221;</strong></p>
<p>Kalp krizi risklerini belirlemeye yönelik uygulanan girişimlerden de söz eden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özveren, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Teknolojinin gelişmesiyle görüntüleme yöntemlerinin daha kolay ulaşılabilir ve ucuz hale gelmesiyle beraber kalp krizi riskini önceden belirleyebiliyoruz. Özellikle tomografik anjiyografinin çok fazla kullanılmasıyla beraber damar hastalığının varlığı, neredeyse yüzde 100’e varan doğruluk oranlarıyla tespit edilebiliyor. Tabi bu da bizim kalp krizi riskini belirleyip önlememizde fayda sağlıyor. Tabi görüntüleme yöntemlerinin komplikasyon ve yan etki durumları da var. Radyasyon kullanılarak yapılan görüntüleme yöntemleri olduğu için herkese yapmıyoruz. Hastaları risk faktörlerine göre seçiyoruz. Örneğin diyabetik atipik göğüs ağrısı olanlar, yoğun sigara içenler, ailesinde hastalık geçmişi olanlar, 65 yaş altında kişiler gibi. Yaş önemli bir faktör. Çünkü 65 yaşın üzerinde özellikle koroner damarlarda kireçlenme fazla görüyoruz. Kalp damarındaki kireçlenme, tanı koymamızı zorlaştırıyor. Bu durumdaki kişilerde de nükleer tıp yöntemleri veya ilaçlı ekokardiyografik yöntemler veya kardiyak MR gibi yöntemler kullanılıyor. Son dönemlerde dünyadaki sağlık kılavuzlarında risk faktörleri bulunan kişilere yapılması yönünde gelişmeler yaşandığını da biliyoruz.”</p>
<p><strong>&#8220;RİSK FAKTÖRLERİNİ BELİRLEMEDE YAPAY ZEKA GÜNDEMDE&#8221;</strong></p>
<p>Risk faktörlerini belirlemede yapay zekanın da gündemde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Olcay Özveren, “Önümüzdeki 10 yıl içinde görüntüleme yöntemlerinin içerisinde yapay zekayı sıklıkla kullanabiliriz. Ama şimdi yapay zekayı kullanan donanımlı elektrokardiyografik yöntemler var. Bunlar da kalp krizi ve kalp damar tıkanıklığı riskini belirlemede kullanılıyor. Önümüzdeki süreçte yapay zekanın bu anlamda kullanımıyla çok sık karşılaşacağız” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677">Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evcil dostların deri ve tüy sağlığını zengin birleşenli takviyelerle güçlendirmek mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/evcil-dostlarin-deri-ve-tuy-sagligini-zengin-birlesenli-takviyelerle-guclendirmek-mumkun-436809</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2024 09:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birleşenli]]></category>
		<category><![CDATA[deri]]></category>
		<category><![CDATA[dostların]]></category>
		<category><![CDATA[evcil]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirmek]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[takviyelerle]]></category>
		<category><![CDATA[tüy]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=436809</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evcil dostların sağlığında önemli bir gösterge olan deri ve tüy yapısı, çoğunlukla pire ve kene gibi etmenlere maruz kalıyor. Dış uyaranlara karşı bariyer işlevi gören deri ve tüyler, kedi ve köpeklerin bağışıklığından vücut ısısını dengelemeye, su ve nem tutma miktarından besin depolamaya kadar birçok bedensel sürecinde hayati rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/evcil-dostlarin-deri-ve-tuy-sagligini-zengin-birlesenli-takviyelerle-guclendirmek-mumkun-436809">Evcil dostların deri ve tüy sağlığını zengin birleşenli takviyelerle güçlendirmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evcil dostların sağlığında önemli bir gösterge olan deri ve tüy yapısı, çoğunlukla pire ve kene gibi etmenlere maruz kalıyor. Dış uyaranlara karşı bariyer işlevi gören deri ve tüyler, kedi ve köpeklerin bağışıklığından vücut ısısını dengelemeye, su ve nem tutma miktarından besin depolamaya kadar birçok bedensel sürecinde hayati rol oynuyor. Evcil dostların cilt ve tüy sağlığını kaliteli mama, düzenli parazit kontrolü gibi çeşitli önlemlerin yanı sıra doğal içerikli gıda takviyeleriyle desteklemek önem taşıyor. Evcil dostların yaşam kalitesini artırmaya yönelik özel olarak formüle edilmiş gıda takviyeleri sunan Bonafel’in Kurucusu Uğur Peker, omega, multivitaminler, çinko gibi bileşenlere sahip doğal takviyelerin, evcil dostların cilt sağlığında önemli bir anahtar görevi gördüğünden bahsediyor. </strong></p>
<p>Vücudun tamamını kapsayan deri ve tüy, dışarıdan gelecek etmenlere karşı bir savunma hattı olsa da evcil dostların günlük yaşamında pire ve kene gibi parazitlere yakalanma riski barındırıyor. Sağlık problemlerine yönelik önemli sinyaller veren deri ve tüy, evcil dostların toplam vücut ağırlığının yaklaşık %10 ila %15’ini oluşturuyor. Aynı zamanda evcil dostların deri ve tüyleri alerjilere karşı koruma, vücudun nem ve ısı dengesi gibi bedensel süreçlerde önemli bir rol oynadığından etkili bir bakımla desteklenmesi gerekiyor. Kedi ve köpeklerin çoğunlukla pul pul dökülme, akıntı, tahriş gibi belirtilerle ortaya çıkan cilt rahatsızlıklarına, doğru şekilde müdahale etmek önem taşıyor. Bu noktada düzenli parazit kontrolü, banyo sıklığı, güneşten koruma gibi faktörlerin yanı sıra gıda takviylerine başvurmak, kedi ve köpeklerin cilt sağlığında tam ve dengeli bir koruma sağlıyor. Evcil dostların yaşam kalitesini artırmaya yönelik özel olarak formüle edilmiş gıda takviyeleri sunan Bonafel’in Kurucusu Uğur Peker, omega, vitamin ve mineraller açısından zengin takviyelerin cildi toksinlerden arındırarak alerjiden koruduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>Gıda Takviyeleri, Deri ve Tüy Sağlığını Optimize Ediyor</strong></p>
<p>Evcil dostların deri ve tüy sağlığı, dış görünüşün yanı sıra optimal sağlık için üstün bir koruma sağlıyor. Kedi köpeklerin bağışıklığı zayıfladığında cilt üzerinde zararlı bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlar ve potansiyel hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Vücut üzerinde nem dengesini koruyan deri ve tüy aynı zamanda yalıtım görevi görerek evcil dostların vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı oluyor. Ter bezi olmadığı için su kaybı yaşayabilen kedi ve köpekler, deri ve tüy yoluyla vücudunun ihtiyaç duyduğu su miktarını düzenleyebildiği gibi metabolizmasını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu enerji miktarını da artırıyor. Bu sebeple evcil dostların yaşam alanlarının her zaman temiz tutulmasına, güneşe maruz kalma süresine, banyo sıklığına ve onlara uygun olacak ürünlerin kullanılmasına özen göstermek gerekiyor.</p>
<p><strong>“Evcil Hayvanların Cilt Problemlerini Genel Vücut Sağlığı Etkileyebilir”</strong></p>
<p>Cilt sağlığının, evcil hayvan ebeveynlerinin önemle yaklaşması gereken bir konu olduğunu söyleyen Peker, “Deri ve tüy, evcil hayvanların optimal sağlığında önemli bir yere sahip olduğundan bu noktada bütünsel olarak vücut sağlığına odaklanılması gerektiğine inanıyorum. İnsanlar cildi için krem, serum gibi ürünler kullanırken bir yandan da beslenmesine ve düzenli vitamin alımına dikkat ediyorsa evcil hayvanlar için de aynı durum geçerli. İnsanlarda olduğu gibi evcil hayvanlarda da birçok cilt problemi genel vücut sağlığından kaynaklanabilir. Bu sebeple sadece deri ve tüy sağlığına etki eden ürünlerle birlikte kaliteli mama ve mineraller açısından zengin takviyeler kullanmak önem teşkil ediyor. Özellikle kolajen, omega, çinko, multivitamin gibi bileşenlerden oluşan takviyeler evcil dostların metabolizmasını güçlendirmekten bağışıklığını artırmaya kadar pek çok fayda sunacağı için deri ve tüy sağlığında da daha etkin bir koruma sağlıyor.” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/evcil-dostlarin-deri-ve-tuy-sagligini-zengin-birlesenli-takviyelerle-guclendirmek-mumkun-436809">Evcil dostların deri ve tüy sağlığını zengin birleşenli takviyelerle güçlendirmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Yücel, &#8220;Tarım eğitimi olmadan üretim ve gıda güvenliği mümkün değildir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yucel-tarim-egitimi-olmadan-uretim-ve-gida-guvenligi-mumkun-degildir-435437</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2024 08:08:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yücel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de Mekteb-i Zirai Şahane’nin açılması ile başlayan tarım eğitiminin 178’nci yıl dönümü dolayısıyla Ege Üniversitesinde “Tarım Bayramı” programı düzenlendi. Ziraat Fakültesi Prof. Dr. Feyzi Önder Konferans salonunda gerçekleştirilen etkinliğe EÜ Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Banu Yücel, İzmir İl Tarım ve Orman Müdür Yarımcısı Ayhan Temiz, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yucel-tarim-egitimi-olmadan-uretim-ve-gida-guvenligi-mumkun-degildir-435437">Prof. Dr. Yücel, &#8220;Tarım eğitimi olmadan üretim ve gıda güvenliği mümkün değildir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de Mekteb-i Zirai Şahane’nin açılması ile başlayan tarım eğitiminin 178’nci yıl dönümü dolayısıyla Ege Üniversitesinde “Tarım Bayramı” programı düzenlendi. Ziraat Fakültesi Prof. Dr. Feyzi Önder Konferans salonunda gerçekleştirilen etkinliğe EÜ Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Banu Yücel, İzmir İl Tarım ve Orman Müdür Yarımcısı Ayhan Temiz, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan Prof. Dr. Banu Yücel, “Tarım eğitimi ülkemizde ilk olarak 10 Ocak 1846 tarihinde başlamıştır. Bu vesileyle her yıl 10 Ocak gününü kapsayan hafta ülkemizde tarım haftası olarak kutlanmaktadır. Tarımın önemi geçen küresel pandemi sürecinde daha fazla idrak edilmiş, sürdürülebilir, nitelikli ve sağlıklı tarımsal üretimin önemi ortaya konmuştur. Yapılan tahminlere göre 2050’li yıllarda dünya nüfusunun 9 milyar olacağı göz önünde bulundurulursa tarım ve gıdanın milli güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesinin yanı sıra artık sağlık, gıda güvencesi, çevre, doğal kaynaklar, enerji lojistik, finansman, kırsal kalkınma gibi çok farklı açılardan da toplumumuzu etkileyecektir. Yapılan araştırmalar, önümüzdeki yıllar için önlem alınmadığında, bireylerin beslenme için yeterli gıdaya ulaşmakta ciddi düzeyde zorlanacağını ortaya koymaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ülkemizi bağımsızlığa kavuşturduktan sonra, ‘milli ekonominin temeli tarımdır’ diyerek ülke tarımının kalkınmada ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmıştır” dedi.</p>
<p>“Günümüzde sürdürülebilir tarımın önemi ortaya çıktı” Prof. Dr. Yücel, “Türkiye Yüzyılı olarak nitelendirilen günümüzde; ekonomik kalkınma hedefleri, yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik için çağa uygun tarımsal üretimin önemi daha fazla ortaya çıkmaktadır. Farklı bilim disiplinlerinin etkileşimi ve kadim bilgiyle bezenmiş yetkin teknolojinin daha fazla kullanılmasının sağlanmasıyla; tarımsal üretimde verimliliği artırmak, üretimin izlenebilirliğini sağlamak, kalite ve gıda güvenliğini sürdürülebilir hale getirmek mümkün olabilecektir.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki bilim odaklı ve nitelikli bir tarım eğitimi olmadan  tarımsal üretim dolayısıyla sağlıklı beslenme ve gıda güvenliği mümkün olmamaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Ziraat Fakültesinin yarım asrı aşkın süredir nitelikli mühendisler yetiştirdiğini dile getiren Prof. Dr. Yücel, “Öğrencilerimiz teknolojik yenilikleri ve eğitimle aldıkları bilgi birikimi ve tecrübeyi gelecekte tarım politikalarına yön verebilecek yetkinliğe erişmek için kullanacaklardır. Bu amaçla dünyada tarım bilimleri alanında 288’inci, ülkemizde ise ilk sırada bulunan fakültemiz, tarımda sürdürülebilir kalkınma amaçlarına öncülük eden fakültelerden birisi olma hedefiyle köklü ve deneyimli akademik kadrosu, kaliteli ve güncellenmeye sürekli açık eğitim planı, etik değerlerden ödün vermeden hayat boyu öğrenmeyi kendine amaç edinerek, ülke tarımının gelişimine yüksek düzeyde katkı sağlayacak donanımlı ziraat mühendisleri yetiştirerek ülkemize hediye etmektedir. Bu eğitim günümüzde Azerbaycan ve Özbekistan ile lisans, İspanya ile lisansüstü düzeyde sürdürdüğümüz çift diploma programları ve yurt dışından gelen 28 ülkeden 383 öğrencimizle uluslararası görünürlüğü ve repütasyonu artmış, bilim ihraç eder noktaya ulaşmıştır. Bugün fakültemizde 24’ü uluslararası olmak üzere toplam 87 Ar- Ge projesi devam etmektedir. Aynı zamanda üniversite-sanayi iş birlikleri ile çeşitli tescil çalışmaları yapılmaktadır. Fakültemiz 2023-2024 öğretim yılında taban puan sıralamasında 8 bölümü ile birinci, 2 bölümü ile ikinci sırada öğrenci kaydı alarak Türkiye’de bu başarıyı elde eden tek ziraat fakültesi olmanın gururunu ve mutluluğunu bize yaşatmaktadır” dedi.</p>
<p>“Tarım insanlık tarihindeki en temel ve hayati faaliyetlerden biridir” Tarım eğitiminin önemine değinen İzmir İl Tarım ve Orman Müdür Yarımcısı Ayhan Temiz ise, “Tarım eğitiminin 178 Yılını kutlamak için bugün burada bir araya gelmiş bulunuyoruz. Tarım insanlık tarihindeki en temel ve hayati faaliyetlerden biridir. Bu alandaki eğitim ise sadece bitkileri ve hayvanları yetiştirmekle kalmayıp aynı zamanda doğal kaynakların yönetimi, robotik, iklim değişikliği gibi pek çok önemli konuyu da kapsamaktadır. 178 yıl önce başlayan tarım eğitimi, modern tarımın temellerini atmamıza, verimliliği artırmamıza ve kırsal bölgelerin kalkınmasına katkı sağlamıştır. Tarım eğitimi; bilim, teknoloji ve inovasyonla birleşerek tarım sektörünü daha sürdürülebilir, verimli ve çevre dostu hale getirmiştir. Ancak son zamanlarda tarımın karşısında bulunan zorluklara karşı hazırlıklı olmamız gerektiğini unutmamalıyız. İklim değişikliği, nüfus artışı, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, tarımda yeni teknolojilerin kullanımı gibi konularda daha fazla çalışma ve çaba sarf etmemiz gerekiyor. Henry Kissinger’in dediği gibi, ‘Petrolü kontrol edersen ulusları,  tarımı kontrol edersen insanlığı kontrol edersin’ bu noktada genç nesilleri tarım bilimleri alanlarına teşvik etmek büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>
<p>Program kapsamında 2022-2023 Eğitim Öğretim Yılında unvan değişikliği olan ve EÜ Ziraat Fakültesine yeni katılan akademisyenlere berat belgeleri, 2022-2023 Eğitim Öğretim Yılında gerçekleştirdikleri ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara katkı sağlayan akademisyenlere ve sınıf temsilcilerine teşekkür belgeleri takdim edildi. Belge takdimlerinin ardından Grup Ortam müzik dinletisiyle katılımcılara keyifli anlar yaşattı. Tarım Eğitiminin 178 Yılı’nın kutlandığı etkinlikte, “Tarım Eğitiminde Uluslararasılaşma Ege Üniversitesi ve Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi Örneği” konferansı ve “Tarım Eğitiminde Ege-ADAU Çift Diploma Örneğinin Öğrettikleri” paneli gerçekleştirildi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yucel-tarim-egitimi-olmadan-uretim-ve-gida-guvenligi-mumkun-degildir-435437">Prof. Dr. Yücel, &#8220;Tarım eğitimi olmadan üretim ve gıda güvenliği mümkün değildir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sakız Çiğneyerek Çürük Riskini Azaltmak Mümkün Mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sakiz-cigneyerek-curuk-riskini-azaltmak-mumkun-mu-435184</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2024 15:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[çiğneyerek]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sakız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435184</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların çok sevdiği bir alışkanlık, sakız çiğnemek.  Peki bu durumu çocuklarda diş sağlığının korunması yönünde lehimize çevirebilir miyiz? Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Sakız çiğneyerek çocuklardaki çürük riskini düşürmek mümkün müdür?” sorusunun cevabını veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sakiz-cigneyerek-curuk-riskini-azaltmak-mumkun-mu-435184">Sakız Çiğneyerek Çürük Riskini Azaltmak Mümkün Mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların çok sevdiği bir alışkanlık, sakız çiğnemek.  Peki bu durumu çocuklarda diş sağlığının korunması yönünde lehimize çevirebilir miyiz? <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “</strong>Sakız çiğneyerek çocuklardaki çürük riskini düşürmek mümkün müdür?” sorusunun cevabını veriyor.</p>
<p>Market raflarında rengârenk ambalajlarla, birçok markanın şekerli veya tatlandırıcılı sakızlarını görmek mümkün. Çocuklarda diş çürükleri bu kadar yaygın bir hastalık haline gelmişken, ilk amaç her zaman şeker tüketimini sınırlamak, diyet alışkanlıklarını düzenlemek ve çocuğun ağız hijyeni alışkanlıklarının devamlılığını sağlamak olmalıdır. “Bunlara ek olarak, sakız çiğnemenin olumlu etkilerini de çocuklarda bir avantaj olarak değerlendirmekte fayda var” açıklamasında bulunan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir sözle</strong>rine şöyle devam etti: “Sakızların içeriklerini bilerek satın almak, çocuklar için faydalı olabilecek tercihi yapmak ya da çocuklar bir seçim yaparken yönlendirici olmak bu noktada çok önemli hale geliyor. Çünkü bazı sakızlar, çürük riskini azaltabilecek ve dişleri koruyucu özelliklere sahipken; bazı sakızlar içerdikleri şeker cinsi ve miktarıyla çürük riskini arttırabilir. Üzerinde ‘diş dostu’ anlamına gelen ‘gülen diş’ sembolü olan sakızların dişler için zararlı bir etkisi bulunmaz.”</p>
<p><strong>Çürük yapmayan şeker seçilmeli</strong></p>
<p>Küçük yaştaki çocukların sakız çiğneme alışkanlıklarının, oyun oynarken aspire etme gibi, farklı riskleri de olabileceğini hatırlatan <strong>Dt. Nurgül Demir</strong> çocuklarda diş sağlığının korunması için sakız seçiminde dikkat edilmesi gereken hususları da şu şekilde sıraladı.</p>
<p>-Çürük yapmayan şekerler arasında, dişler üzerinde koruyucu etkisi en fazla olan şeker alkolü: ‘Xylitol’. Dolayısıyla çocuklar için tercih edilecek olan sakızlarda bulunması gereken tatlandırıcı Xylitoldür.  Xylitol, şeker kamışından elde edilmiş doğal bir şeker alkolüdür. Yıllardır diş macunu, gargara gibi ağız hijyeni ürünlerinin bileşiminde yer aldığı gibi, sakızlara tatlandırıcı olarak da eklenmektedir. Xylitol, ağızdaki bakteriler tarafından kolay yıkılamadığı için ‘çürük yapmayan şeker’ olarak tanımlanabilir.</p>
<p>-Xylitol, sakızlarda, çiğneme tabletlerinde, naneli drajelerde, diş macunlarında, gargaralarda, öksürük şuruplarının içeriğinde bulunabilir. Xylitollü sakızların, çiğnemeyle birlikte çürükler üzerinde durdurucu etki göstermesi, sakız çiğnemeyi seven küçük yaş grubundaki hastalarımız ve yüksek çürük riski grubundaki hastalarımızda; düzenli diş fırçalama ve karbonhidrattan uzak diyet düzenlemesine ek olarak ağız hijyeninin devamlılığının sağlanmasında, ek bir koruyucu yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Uluslararası alanda yapılan çalışmalar da xylitolün, ağızdaki çürük oluşumuna sebep olan bakteri seviyelerini düşürerek, dişleri çürümeye karşı koruyabileceğini göstermiştir.</p>
<p>-Kslitollü sakızlar, çiğneme sırasında tükürük akışını da arttırarak, ağız içi yumuşak dokuların ve diş yüzeylerinin temizlenmesini sağladığı gibi; ağız içindeki asiditenin tamponlanmasını sağlayarak çürüklerin önlenmesinde de aktif rol oynar. Aynı zamanda diş yüzeylerine bakteri tutulumunu azaltır. Marketlerde satılan Xylitollü ürünler ‘Sağlık Bakanlığı Onaylı’dır ve içerdikleri Xylitol miktarı kontrol edilmiştir.</p>
<p><strong>Hangi sakızlar çürükler için risk oluşturur?</strong></p>
<p>-Sukroz, glikoz ve fruktoz gibi şekerler, ağızdaki çürük yapıcı bakteriler tarafından besin olarak kullanılarak kolaylıkla asite yıkılarak çürük riskini arttırdığını ifade eden Demir, özellikle yüksek çürük risk grubundaki çocuk hastalarda şekerli sakızların kesinlikle tercih edilmemesi gerektiğini belirtti. <strong>Dt. Nurgül Demir </strong>diğer dikkat edilmesi gereken hususları şu şekilde sıraladı:</p>
<ol>
<li>Yüksek çürük riski olan çocuklarda, xylitollü sakızların çiğnenmesi çürük oluşumunun önlenmesinde koruyucu rol oynar.</li>
<li>Çocukların çiğneyeceği sakızların içeriğinde; çürük riskini arttıran sukroz, glikoz, fruktoz gibi tatlandırıcıların bulunmamasına dikkat edilmelidir.</li>
<li>Üzerinde ‘diş dostu’ anlamına gelen ‘gülen diş’ sembolü olan sakızların dişler için zararlı bir etkisi bulunmaz.</li>
<li>Küçük yaştaki çocukların sakız çiğnemesi yutma, soluk yoluna kaçma gibi riskler açısından sakıncalı olabilir.</li>
<li>Çocuklarda diş sağlığının korunmasında en temel unsurun, dişlerin düzenli olarak ve doğru teknik kullanılarak florlü macunla ‘günde 2 kere’ fırçalanması olduğu unutulmamalıdır.</li>
</ol>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sakiz-cigneyerek-curuk-riskini-azaltmak-mumkun-mu-435184">Sakız Çiğneyerek Çürük Riskini Azaltmak Mümkün Mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2023 08:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[damarı]]></category>
		<category><![CDATA[edilerek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[geçmek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığının]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önüne]]></category>
		<category><![CDATA[şah]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçların]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[yarattığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sadece yaşlıların değil gençlerin de karotis arter -şah damarı- hastalığı ile karşı karşıya kalabileceğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Özellikle hareketsiz hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması gibi durumlar şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor” dedi.   </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942">&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sadece yaşlıların değil gençlerin de karotis arter -şah damarı- hastalığı ile karşı karşıya kalabileceğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Özellikle hareketsiz hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması gibi durumlar şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor” dedi.   </em></p>
<p>İnme geçiren hastaların büyük bir bölümünden sorumlu tutulan karotis arter, yaygın bilinen ismiyle şah damarı hastalığı yarattığı etkiler büyük olmasına karşın yeterince tanınmayan bir hastalık. Bununla birlikte hastalık sinsi seyrettiği için fark edilmediği takdirde yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek bir tabloyla karşı karşıya kalındığına söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, hastalığın erken tespit edildiğinde tedavisinin mümkün olduğunu anlattı. Tüm dünyada yaşam kayıplarında hala kardiyovasküler hastalıkların ilk sırada yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Özveren, şah damarı hastalığının da bu hasta grupları içinde yaklaşık yüzde 36’lık orana sahip olduğunu belirtti. </p>
<p><strong>“GENÇLERİ VE SPORCULARI DA ETKİLİYOR”</strong></p>
<p>Şah damarı hastalığında ileri yaş risk faktörleri arasında yer alsa da bu sorunun gençleri de etkilediğini anlatan Prof. Dr. Özveren, “Karotis arter hastalığının cinsiyetler açısından görülme farklılığı bulunmuyor. Kadın erkek arasındaki oran neredeyse eşit. Daha çok yaşlı popülasyonda görülmekle birlikte genç popülasyonda bu hastalıkla karşı karşıya kalabiliyor. Özellikle sedanter hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor. Bununla birlikte genç aktif sporcularda ani boyun hareketleri ile damar içerisinde yırtıklar oluşabiliyor. Romatizmal hastalıkların seyrinde de vaskülit dediğimiz damar tutulumları olabiliyor. Dolayısıyla bu grubunda dikkatli olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>“ÇOĞUNLUKLA SİNSİ SEYREDER” </strong></p>
<p>Karotis arterin felç geçirmiş hastaların büyük bir bölümünden sorumlu olan bir damar hastalığı olduğunu anlatan Prof. Dr. Özveren, &#8220;Özellikle koroner arter hastalığı açısından da riskli grupta yer alan; diyabet hastaları, sigara kullananlar,75 yaş üstü kişiler, yüksek tansiyon hastaları, sedanter hayat sürenler ve obez kişiler şah damarı hastalığı açısından da risk altında yer alıyor. Çoğunlukla sinsi seyreden bu sorun bazen klinikte muayene sırasında fark edilen üfürümle ortaya çıkar. Sonrasında ayrıntılı muayeneye geçilir” dedi. </p>
<p><strong>“GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ HASTALIĞIN ORTAYA ÇIKMASINDA ÖNEMLİ” </strong></p>
<p>Hastalığın görüntüleme yöntemleriyle açığa çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Bu hastalığı ultrasonografi, tomografik, anjiyografi, klasik anjiyografi, konvansiyonel anjiyografi yöntemlerle açığa çıkartabiliyoruz. Daralma çok tıkayıcı değilse, klinik sonlanım olmadıysa ya da damarı tıkayan segmentte yüzde 50’den daha az bir daralma söz konusuysa biz bunu ilaç tedavisi ile tedavi edebiliyoruz. İlaç tedavisi bunun küratif olarak olmasını engelleyebiliyor” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>“TEDAVİ ŞEKLİ KİŞİYE GÖRE BELİRLENİR”</strong></p>
<p>Şah damarı hastalıklarının tedavi edilebilir hastalıklar grubu arasında yer aldığının altını çizen Prof. Dr. Özveren, tedaviyle ilgili şu bilgileri verdi: “Tedavide üç farklı yöntem kullanıyoruz. İlaç tedavisi, boyun damarına stent takılması ya da karotis endarterektomi dediğimiz cerrahi yöntemlerle plağı tedavi edebiliyoruz. Akut inme geliştiği zaman ise trombüs aspirasyon yöntemleri dediğimiz atan pıhtıyı alıp hastanın tamamen düzelmesini sağlayabiliyoruz. Bu tedavi yöntemlerinin çeşitlenmesinde hastanın klinik durumu, damar yapısı, ek hastalıkların varlığına göre değişebilir. Bazı hastalarda sekel -doku bozukluğu- kalabiliyor. Trombüs dediğimiz pıhtı atmasından sonra ilk 6 saat içerisinde girişim yapmak gerekiyor. Bu durumda hastalara tamamen iyileşme sağlanabiliyor.” </p>
<p><strong>TEKRARLAMASINI ÖNLEMEK İÇİN KLİNİK TAKİP ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Erken tedaviyle şah damarı hastalığının neden olabileceği yaşam kaybı ya da inme gibi sonuçların önüne geçilebildiğini ancak hastalığın tekrar etme riskinin olduğunun da bilinmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Özveren konuşmasına şöyle devam etti: “İki şah damarı olduğu için tek taraflı olan problemi çözdüğünüz zaman diğer tarafta da aynı problemle karşı karşıya kalma ihtimali var. Biz bunu klinik takiplerde engellemeye çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>“5 YILLIK PERİYOTLARLA BOYUN DAMAR ULTRASONOGRAFİ YAPTIRMALARINI ÖNERİYORUZ” </strong></p>
<p>Diğer kardiyovasküler hastalıklar gibi şah damarı hastalıkları da önlenebilir hastalıklar grubu içerisinde olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, korunma amacıyla yapılması gerekenleri şöyle sıraları: “45 yaş üstü popülasyonda da koroner arter risk faktörleri olan özellikle diyabet hastaları, sedanter yaşamı olanlar, obez kişiler, hipertansiyonu olanlar ve sigara içenlerin 5 yıllık periyotlarla boyun damar ultrasonografi yaptırmalarını öneriyoruz. Yaptığımız ultrasonografi incelemede boyun damarlarında ateroskleroz plak sapladığımız hastalarda bu takip sürecini yıllık periyotlarla indiriyoruz. Diğer kardiyovasküler hastalıklarda olduğunu gibi kişinin yaşam tarzı değişiklikleri de son derece önem taşıyor. Günlük hayatımızda sporu aktif etmek, beslenmemize dikkat etmek, obezite var ise diyet ve egzersizle obeziteden kurtulmak, diyabetin kontrolü, sigarayı bırakmak gibi faktörlerle aslında şah damarı hastalığını engelleyebiliyoruz.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942">&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2023 09:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[güldürücü]]></category>
		<category><![CDATA[lenfoma]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanıyla]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adını duyan birçok kişinin korkmasına neden olan lenfomanın aslında yüz güldürücü sonuçlarla tedavi edilebildiğini söyleyen Hematoloji Uzm. Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu,” Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891">&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün” </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Adını duyan birçok kişinin korkmasına neden olan lenfomanın aslında yüz güldürücü sonuçlarla tedavi edilebildiğini söyleyen Hematoloji Uzm. Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu,” Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tanı konulduğu sürece tedaviyle uzun süreli sağ kalım elde edebiliyoruz” dedi. Hastanın gece uyanıp çamaşır değiştirecek kadar terlemesi, 6 ayda kilosunun yaklaşık yüzde 10’undan fazlasını kaybetmesi, sebepsiz ateşlerinin olması ve dirençli kaşıntıların lenfoma açısından önemli bulgular olduğunu anlatan Prof. Dr. Ateşoğlu, bu bulgular ortaya çıktığı zaman ayrıntılı değerlendirme için hekime başvurulması gerektiğine dikkat çekti. </em></p>
<p> </p>
<p>Lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ve tedaviyle yüz güldürücü sonuçlar alınabileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, farklı hastalıklarla karıştırılma riskine karşın lenfomanın belirtilerinin çok iyi tanınması gerektiğine işaret etti. </p>
<p>Yaygın olarak lenf kanseri olarak bilinen lenfomanın çok iyi tanınmadığı için korkulan bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. B. Ateşoğlu, bununla birlikte çoğunlukla yüz güldürücü ve iyi tedavi yanıtıyla sonuçlanan bir hastalık grubu olduğuna işaret etti.  Prof. Dr. B. Ateşoğlu, hastalığın belirtilerini ve tedavi yöntemlerini anlattı. </p>
<p><strong>TANI BİYOYSİ SONUCU KONULUR</strong></p>
<p>Hastaların çoğunlukla vücudun farklı bölgelerindeki lenf bezlerindeki şişlik nedeniyle hekime başvurduğunu anlatan Prof. Dr. B. Ateşoğlu, “İlk yapılan değerlendirmeler sonrasında tanı biyopsi sonucunda konulur. Lenfomanın çok çeşitli alt tipleri olduğu için doğru tedavi uygulanmasında doğru tanı çok önemlidir. Tedavi sonrasında hastalığın nasıl seyredeceği tamamen bu patolojik tanıya bağlıdır” dedi.<strong> </strong></p>
<p><strong>“GÖRÜLME YAŞI LENFOMANIN ALT TİPİNE GÖRE DEĞİŞİYOR”</strong></p>
<p>Lenfomanın alt tipine göre görüldüğü yaş gruplarının değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Lenfomanın Hodgkin ve Non-Hodgkin lenfoma olarak iki alt tipi bulunuyor.  Hodgkin lenfoma sıklığı genelde 30 yaş altı gençlerde ve 60 yaş üzerindeki kişilerde artış gösteriyor Non- hodgkin lenfoma ise; gençlerde görülen alt tipleri olmakla birlikte çoğunlukla ileri yaş hastalığıdır. Daha çok 60 yaş üzerindekilerde sıklık artar.” Diye konuştu. </p>
<p>Non-hodgkin lenfoma bütün kanserlerin yaklaşık yüzde 4’ünü oluştururken, Hodgkin lenfoma, Non-hodgkin lenfomaya göre daha nadir görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. B. Ateşoğlu hastalığın ortaya çıkma nedenlerine ilişkin şu bilgileri verdi: “Lenfomanın neden oluştuğu net olarak bilinmese de bazı çevresel faktörlerin etken olduğu düşünülmektedir. Radyasyon maruziyeti ve bazı enfeksiyonlar lenfomaya neden oluşturabiliyor. Marjinal zon lenfoma dediğimiz alt-grupta bazı bakterilerle hastalığın ortaya çıkışı arasında bir ilişki olduğu biliyor. Bu tip lenfomayı antibiyotik tedavisiyle bile kontrol altına alabiliyoruz.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“HASTALAR FARK ETMEDİKLERİ İÇİN ÇOĞUNLUKLA İLERİ EVREDE HEKİME BAŞVURUYOR”</strong></p>
<p>Lenfomaların evre 1 ve evre 4 arasında evrelendiğini söyleyen Uzm. Dr. Ateşoğlu, “Erken evrelerde lenf bezi bölgelerine göre sınırlı bölgelerde ya da evre 3-4 dediğimiz yaygın bölgelerde tutulum görebiliyoruz. Bazı lenfoma alt tiplerinde büyük lenf bezleri erken evrede yakalanılabilirken bir kısım lenfomanın alt tiplerinde ileri evrede tanı koyuyoruz. </p>
<p>Hasta fark etmedikçe yapılan rutin laboratuvur tetkiklerinden lenfomanın fark edilemeyebileceğine işaret eden Prof. Dr. Ateşoğlu, “Örneğin hastada gece terlemesi, kilo kaybı, ateş gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Lenfatik sistem bütün vücutta yaygın olduğu ve hastalık yayılımı hızlı olduğu için eğer hasta önceden fark edip hekime başvurmazsa hastaya tanı ancak ileri evrede konulabiliyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“EN KISA SÜREDE TEDAVİYE BAŞLANMALI” </strong></p>
<p>Zamanında tanı ve doğru tedavi ile lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun bilinmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ateşoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Kedi ve köpeklerden bulaşan Toksoplasma dediğimiz sorun ya da öpücük hastalığı olarak bilinen Epstein-Barr virüsü gibi enfeksiyonlar da yaygın olarak lenf nodu büyümesi yapabilir. Bu nedenle ayırıcı tanıda öncelikle bu hastalıkları dışlarız. Sonrasında ise biyopsi ile tanı ve tedavi protokolü belirlenir. Hastalarımızın hatırlaması gereken nokta ise lenfomanın tedavi yanıtı oldukça iyi olan bir kanser türü olduğudur. Doğru tanı ve doğru tedavi ile hastalar çok uzun süre sağlıklı olarak yaşamlarını sürdürebilmektedir. Bu nedenle tanıyı koymak ve mümkün olan en kısa sürede tedaviye başlamak çok önemlidir.” </p>
<p><strong>“UZUN SÜRELİ HASTALIKSIZ BİR SAĞ KALIM ELDE EDİYORUZ” </strong></p>
<p>Lenfomanın bazı tiplerinin çok yavaş ilerlediğini söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Yavaş ilerleyen tiplerde, hastalık hastaya zarar vermediği sürece sadece bekle gör dediğimiz yöntemle hastalar tedavisiz gözlem altında tutulabilmektedir. Ama hızlı ilerleyen tiplerde kemoterapiyle akıllı ilaçların beraber kullanıldığı tedavi yöntemleri söz konusudur. Bu konuda her gün yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Erken dönemde, ilk basamakta kullanılmasa bile hastalık tekrarladığı dönemde artık kullanılabilecek çok sayıda alternatifimiz var. Bunun ötesinde, bazı lenfoma alt-tiplerinde, hastalık tekrarladığı zaman bu hastalarda lenfomayı tekrar tedavi edip sonrasında otolog kök hücre nakli nakli gerçekleştirmek gerekmektedir. Bu yöntemle de uzun süreli hastalıksız bir sağ kalım elde edebilmekteyiz.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GENETİK BİR HASTALIK DEĞİL” </strong></p>
<p>Lenfomanın ailesel geçiş gösteren bir kanser tipi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “O yüzden anne babada lenfoma olması çocuklara geçiş göstermiyor. Ancak ailede bir kanser vakasının olması diğer aile bireylerinde daha sık kanser riskine yol açıyor. Lenfoma hastalarında bazı genetik bozukluklar görülebiliyor. Hatta tanı koymak için de bunları kullanabiliyoruz ama genetik bozukluklar hastalıkla beraber ortaya çıkan bozukluklardır. Bu hastadan çocuğuna geçecek genetik bozukluklar değildir” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>LENFOMA İÇİN BU BELİRTİLERE DİKKAT”</strong></p>
<p>Tüm kanser türlerinde olduğu gibi lenfomada da erken tanının tedavi başarısını ve sağ kalım oranlarını etkilediğinin altını çizen Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, lenfoma için dikkat edilmesi gereken işaretleri sıraladı: “Eğer bir kişi boyun, koltuk altı, kasık bölgeleri gibi yerlerde beze kıvamında büyüme hissediyorsa bu önemli bir bulgudur. Bu dönemde mutlaka bir hekime başvurmalıdır. Bu belirtiye sahip olan bir kişinin mutlaka lenfoma olacağı anlamına gelmemektedir. Ancak mutlaka araştırılması gerekir. Bunun dışında hastanın gece uyanıp çamaşır değiştirecek kadar terlemesi, 6 ayda kilosunun yaklaşık yüzde 10’undan fazlasını kaybetmesi, sebepsiz ateşlerinin olması ve dirençli kaşıntılar lenfoma açısından önemli bulgulardır. Bu bulgular varsa zaman kaybedilmemelidir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891">&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dr. Türktemiz; İyonlaştırıcı Radyasyonun Olumsuz Etkilerini Azaltmak Mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-turktemiz-iyonlastirici-radyasyonun-olumsuz-etkilerini-azaltmak-mumkun-423819</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[etkilerini]]></category>
		<category><![CDATA[iyonlaştırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyonun]]></category>
		<category><![CDATA[türktemiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=423819</guid>

					<description><![CDATA[<p>X-ışınlarının insan üzerinde kullanılması, tıbbi görüntülemenin temelini oluşturuyor. Bu sayede, insan vücudunun iç yapısının görüntülenmesi sağlanarak bazı hastalık ya da rahatsızlıkların tespit edilmesi kolaylaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-turktemiz-iyonlastirici-radyasyonun-olumsuz-etkilerini-azaltmak-mumkun-423819">&#8220;Dr. Türktemiz; İyonlaştırıcı Radyasyonun Olumsuz Etkilerini Azaltmak Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>DR. TÜRKTEMİZ; “İYONLAŞTIRICI RADYASYONUN OLUMSUZ ETKİLERİNİ</p>
<p>AZALTMAK MÜMKÜN”</p>
<p>X-ışınlarının insan üzerinde kullanılması, tıbbi görüntülemenin temelini</p>
<p>oluşturuyor. Bu sayede, insan vücudunun iç yapısının görüntülenmesi sağlanarak bazı</p>
<p>hastalık ya da rahatsızlıkların tespit edilmesi kolaylaşıyor. Konya Ticaret Odası (KTO)</p>
<p>Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi Görüntüleme Teknikleri</p>
<p>Programı akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Halil Türktemiz, iyonlaştırıcı radyasyonun</p>
<p>olumsuz etkilerinden korunma yolları hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p>“İyonlaştırıcı Radyasyon, Birçok Sağlık Sorununa Neden Olabiliyor”</p>
<p>X-ışınlarının; röntgen, bilgisayarlı tomografi (BT), skopi, mamografi gibi tıbbi cihazlarda</p>
<p>kullanıldığını belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi</p>
<p>Görüntüleme Teknikleri Programı akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Halil Türktemiz;</p>
<p>“Radyasyon, boşlukta elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar halinde enerji yayımı ya da</p>
<p>aktarımı şeklinde tanımlanıyor. Radyasyon, iyonlaştırıcı radyasyon ve iyonlaştırıcı olmayan</p>
<p>radyasyon olarak iki grupta inceleniyor. İyonlaştırıcı radyasyonlar, insan vücudunda hücrelerin</p>
<p>ölmesi ya da zarar görmesi, DNA’da kalıcı bozuklukların meydana gelmesi, gözde katarakt</p>
<p>oluşması ve kanser ile karşı karşıya kalınması gibi birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Tıbbi</p>
<p>tanı ve tedavi süreçlerinde, iyonlaştırıcı radyasyon grubunda yer alan x-ışınları ve gama ışınları</p>
<p>kullanılıyor. Dolayısıyla iyonlaştırıcı radyasyon alanında görev yapan sağlık çalışanlarının</p>
<p>kendilerini, hastaları ve yakınlarını iyonlaştırıcı radyasyonun olumsuz etkilerinden mümkün</p>
<p>olduğunca korumaları gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>“Maruz Kalınan Radyasyon, Mümkün Olduğunca Azaltılmalı”</p>
<p>Radyasyon alanında görev yapan sağlık çalışanlarının, koruyucu ekipman kullanmasının</p>
<p>gerekliliğinin altını çizen Türktemiz; “Radyasyon alanlarında görev yapan sağlık çalışanları</p>
<p>kurşun paravan, kurşun önlük, tiroit koruyucu, gonad koruyucu, kurşun gözlük gibi koruyucu</p>
<p>ekipmanların kullanımına özen göstermelidir. Hasta yakınlarının çekim esnasında gereksiz</p>
<p>radyasyona maruz kalmaması için çekim odasında bekletilmemesine dikkat edilmelidir. Hasta</p>
<p>yakınlarının, çekim esnasında hastanın yanında durmasını gerekli kılan durumlarda kendilerine</p>
<p>koruyucu ekipmanlar verilerek, maruz kalınan radyasyonun mümkün olduğunca azaltılmasına</p>
<p>önem verilmelidir” ifadelerine yer verdi. </p>
<p>“Gereksiz BT Çekimlerinden Kaçınılması Gerekiyor”</p>
<p>Türktemiz, BT çekimlerinde hastaların röntgene göre daha fazla radyasyona maruz</p>
<p>kaldığını söyleyerek; “Gereksiz BT çekimlerinden kaçınılması gerekiyor. Hastanın rahatsızlığı,</p>
<p>daha zararsız olan ultrasonografi, manyetik rezonans görüntüleme gibi alternatif yöntemlerle</p>
<p>tespit edilecek durumda ise öncelikle onlar tercih edilmelidir. Hamileler ve hamilelik şüphesi</p>
<p>olanlar radyasyon alanlarında bulunmamalı, ayrıca hastalar radyoloji ünitelerindeki uyarı</p>
<p>levhalarına dikkat etmelidir. Hamilelere röntgen ve BT çekilmesi önerilmiyor. Fakat hamilelerin</p>
<p>acil ya da hayati durumları söz konusu olduğunda, fayda zarar dengesi göz önünde</p>
<p>bulundurularak röntgen ve BT çekimleri yapılabiliyor. Bu durumlardaki çekimlerde mutlaka</p>
<p>hastanın karın bölgesi, kurşun önlükle korumaya alınmalıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p>“Sağlık Sorunları Ortaya Çıkmadan Önce Radyasyona Yönelik Önlem Alınmalı”</p>
<p>Radyasyon duyu organlarıyla algılanamadığı için ömür boyu radyasyondan korunmaya</p>
<p>dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Türktemiz; “Yapılan her çekimde gereksiz radyasyona</p>
<p>maruz kalmak ya da radyasyondan korunma önlemlerine dikkat etmemek, geri dönüşü olmayan</p>
<p>sağlık sorunları ile karşı karşıya kalma ihtimalini artırıyor. Unutulmamalıdır ki, sağlık sorunları</p>
<p>ortaya çıkmadan önce radyasyona yönelik önlem almak, sorunlar ortaya çıktıktan sonra onlarla</p>
<p>mücadele etmekten daha ucuz ve daha kolaydır” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-turktemiz-iyonlastirici-radyasyonun-olumsuz-etkilerini-azaltmak-mumkun-423819">&#8220;Dr. Türktemiz; İyonlaştırıcı Radyasyonun Olumsuz Etkilerini Azaltmak Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Torbalı&#8217;da İZELMAN Anaokulu açıldı &#8220;Başka Bir Eğitim Mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/torbalida-izelman-anaokulu-acildi-baska-bir-egitim-mumkun-422414</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Nov 2023 16:08:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[anaokulu]]></category>
		<category><![CDATA[başka]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[izelman]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[torbalıda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=422414</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZELMAN Anaokulları’nın Torbalı şubesi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in katıldığı törenle açıldı. Sayıları 13’e ulaşan İZELMAN Anaokulları ile İzmir’in bu alanda da Türkiye’ye öncülük ettiğini söyleyen Başkan Soyer, yakında özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar için kooperatif modeliyle anaokulu kuracaklarını duyurdu.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/torbalida-izelman-anaokulu-acildi-baska-bir-egitim-mumkun-422414">Torbalı&#8217;da İZELMAN Anaokulu açıldı &#8220;Başka Bir Eğitim Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Torbalı’da İZELMAN Anaokulu açıldı</strong></p>
<p><strong>“Başka Bir Eğitim Mümkün”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZELMAN Anaokulları’nın Torbalı şubesi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in katıldığı törenle açıldı. Sayıları 13’e ulaşan İZELMAN Anaokulları ile İzmir’in bu alanda da Türkiye’ye öncülük ettiğini söyleyen Başkan Soyer, yakında özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar için kooperatif modeliyle anaokulu kuracaklarını duyurdu.  </p>
<p>Kent merkezinin yanı sıra çevre yerleşimlerde de hizmet veren İZELMAN A.Ş. bünyesindeki anaokullarına Torbalı şubesi de eklendi. İş insanı hayırsever Levent Üstüntaş tarafından bağışlanan arsada Torbalı Belediyesi işbirliğiyle kurulan İZELMAN Anaokulu ve Kreşi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in katıldığı törenle açıldı. Törene ayrıca Torbalı Belediye Başkanı Mithat Tekin, İZELMAN Genel Müdürü Burak Alp Ersen, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ertuğrul Tugay, siyasi parti temsilcileri, muhtarlar ve yurttaşlar katıldı. Tören çocukların “Ben Türk Çocuğuyum” adlı gösterisiyle başladı.</p>
<p><strong>Eğitim seferberliği başlatıyoruz</strong></p>
<p>Törende konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, okul öncesi eğitimi 30 ilçeye yaymak için çalıştıklarını söyledi. İzmir’in bir çocuk şehri olduğunu da belirten Başkan Soyer, “İZELMAN Anaokulları bunun temelini oluşturuyor. Biz sadece bir eğitim kurumu açmış olmuyoruz. Aynı zamanda memleketin geleceğini değiştirecek umut adımı atmış oluyoruz. Dünyanın içinde bulunduğu krizlere ve savaşa karşı eğitim seferberliği başlatıyoruz. Gazze&#8217;de akranları bombalar altında can verirken, biz burada çocuklarımız için, onların geleceğini aydınlatmak için bir anaokulu açıyoruz. Bunu elbette Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e borçluyuz. Yüz yıldır bize kesintisiz barış yaşatan Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e borçluyuz” dedi. Başkan Soyer, konuşmasında İZELMAN Anaokulu için arsasını bağışlayan iş insanı hayırsever Levent Üstüntaş’a da teşekkür etti.</p>
<p><strong>“Söz verdik, yaptık”</strong></p>
<p>Okul öncesi eğitimde İzmir&#8217;in Türkiye&#8217;ye öncülük ettiğini görmenin gurur verici olduğunu vurgulayan Başkan Soyer, “Göreve başladıktan sonra anaokulları sayısını iki katına çıkardık. Bu okul Torbalı&#8217;nın en büyük ihtiyaçlarından biriydi. Vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını rehber kabul ederek anaokulumuzu ilçeye kazandırdık. Söz verdik ve yaptık. Sizlere müjdeli bir haber daha vermek isterim. Özel eğitime gereksinim duyan çocuklarımız için çok yakında bir anaokulu daha açıyoruz. İzmir Eğitim Kooperatifi ile yaptığımız ortaklıkla pırıl pırıl çocuklarımızın okul öncesi eğitim ihtiyacını karşılayacağız.  İzmir yakında yeni bir kooperatif okul modeline kavuşmuş olacak. Artan ekonomik krize rağmen bunları başarmamızın bir sırrı var. O da İzmir&#8217;in eğitimdeki örgütlü gücünü büyütme kararlılığımız” diye konuştu.</p>
<p><strong>İlçenin en önemli ihtiyacı</strong></p>
<p>Torbalı Belediye Başkanı Mithat Tekin de ilçenin hızla geliştiğini belirterek, “Torbalı geliştikçe nüfusu da artıyor. Bu nedenle anaokulu çok önemli bir ihtiyacımızdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçenin en önemli ihtiyaçlarından birini Torbalı&#8217;ya kazandırdık” dedi.</p>
<p>Konuşmaların ardından Başkan Soyer, sağlık sorunları nedeniyle törene katılamayan arsa bağışçısı Levent Üstüntaş adına İbrahim Çakır&#8217;a teşekkür plaketi verdi.</p>
<p><strong>Tüm gün eğitim</strong></p>
<p>Torbalı İZELMAN Anaokulu ve Kreşi, 2 bin 540 metrekarelik alan üzerinde kurulu müstakil binada hizmet veriyor. 670 metrekare kapalı alana sahip okulda idare ve rehberlik odası, 4 sınıf, 2 uyku odası, sosyal etkinlik salonu ve yemekhane bulunuyor. Okulda ayrıca basketbol sahası, hobi bahçesi ve 2 park yer alıyor.  Okulda 18-36 ay arasında kreş grubu ile 3,  4 ve 5 yaş sınıfı olmak üzere 87 öğrenci sabah 07.00 ile akşam 18.00 arasında eğitim görüyor.</p>
<p><strong>14. okul Kiraz’da</strong></p>
<p>13 farklı şubede 18-68 ay aralığında 813 öğrenciye eğitim veren İZELMAN Anaokulları, tecrübeli eğitim kadrosu ile kreş grubundan başlayarak çocukları ilkokula hazırlıyor. Rehberlik birimi ile çocukların duygusal gelişimlerini destekleyen İZELMAN Anaokulları 3 psikolojik danışman ve rehberlik uzmanı, 1 psikolog, 2 sosyolog ile çalışarak çocukları yakından gözlemliyor. Okullarda ayrıca yabancı dil, görsel sanatlar, robotik kodlama, jimnastik ve yaratıcı drama gibi branş dersleri de yer alıyor. Aliağa, Ataşehir, Balçova, Beydağ, Bornova, Buca, Dikili, Evka-2, Evka-4, Girne, Görece, Güzelyalı ve Torbalı’da İZELMAN Anaokullarına Aralık ayında Kiraz şubesi eklenecek. Gaziemir, Tire, Bergama, Bayındır, Urla ve Menemen şubelerinin açılması için de çalışmalar sürüyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/torbalida-izelman-anaokulu-acildi-baska-bir-egitim-mumkun-422414">Torbalı&#8217;da İZELMAN Anaokulu açıldı &#8220;Başka Bir Eğitim Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim krizini durdurma ve hafifletme mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-krizini-durdurma-ve-hafifletme-mumkun-422279</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Nov 2023 09:54:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[durdurma]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletme]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[krizini]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=422279</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim yıkımının, dünya çapında artan sıcaklık, doğal felaketlerin artışı ve ekosistemlerin bozulması gibi faktörlerle karakterize edilen bir çevresel kriz olduğunu dile getiren uzmanlar, ekosistemlerin bozulması olduğunu da söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizini-durdurma-ve-hafifletme-mumkun-422279">İklim krizini durdurma ve hafifletme mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İklim krizini durdurma ve hafifletme mümkün!</strong></p>
<p><strong>İklim yıkımının, dünya çapında artan sıcaklık, doğal felaketlerin artışı ve ekosistemlerin bozulması gibi faktörlerle karakterize edilen bir çevresel kriz olduğunu dile getiren uzmanlar, ekosistemlerin bozulması olduğunu da söylüyor. İklim yıkımının sosyal ve ekonomik sorunlara da yol açtığını ifade eden Çevre Etiği Forumu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Dünyada artan mülteci sayısına bir de bu açıdan bakılmalı. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar doğal olarak daha iyi bir yaşam için ülkelerini terk ediyor.”</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. İbrahim Özdemir: “Hep birlikte çalışarak, gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir gezegen bırakabiliriz.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Çevre Etiği Forumu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in ‘iklim yıkımı başladı’ sözüne atıfta bulunarak, iklim krizine dair değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Guterres’in ifade ettiği gibi tüm dünyanın sıcak bir yaz geçirdiğini, tahminlerin üzerinde gerçekleşen sıcaklıkların bir yandan büyük yangınlara, diğer yandan da kuraklıklara sebep olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Özdemir, iklim değişikliğinin sonucu olarak bu yıl büyük sel felaketlerine tanık olunduğunu, sadece Libya’da yaşanan sel felaketinin maddi-manevi kayıplara neden olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>İklim yıkımı bir çevresel kriz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özdemir, şunları kaydetti:</p>
<p>“Öncelikle iklim yıkımı, dünya çapında artan sıcaklık, doğal felaketlerin artışı ve ekosistemlerin bozulması gibi faktörlerle karakterize edilen bir çevresel krizdir. Bu fenomen, insan etkisinin büyük bir parçasıdır ve atmosferdeki sera gazlarının artması, fosil yakıtların aşırı kullanımı, ormansızlaşma ve endüstriyel faaliyetler gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>İklim yıkımının temel nedenlerinden biri, sera gazlarının atmosferde birikmesi ve gezegenimizin ısınmasına yol açmasıdır. Fosil yakıtların yanması, endüstriyel tesislerin sera gazları salınımı ve ormanların kesilmesi bu gazların artmasına katkı sağlamaktadır. Bu, sera etkisinin güçlenmesine neden olur ve sonucunda deniz seviyelerinin yükselmesi, sıcaklık artışı, aşırı hava olayları ve kuraklık gibi iklim değişiklikleri meydana gelir.”</p>
<p><strong>Tüm güzelliklerin kaynağı olan ekosistemlerin bozulması da bir iklim yıkımı </strong></p>
<p>İklim yıkımının bir diğer yönünün de dünyadaki tüm güzelliklerin kaynağı olan ekosistemlerin bozulması olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özdemir, artan sıcaklıkların doğal yaşam alanlarını yok ettiğini ve birçok türün soyunun tükenmesine yol açtığını da söyledi.</p>
<p>Denizlerdeki asitlenmenin, mercan resiflerinin zarar görmesine ve deniz canlılarının yaşamını zorlaştırmasına neden olduğunu, ormanların yok olmasının, karbon emme kapasitesini azalttığını ve bunun da sera gazlarının daha hızlı birikmesine yol açtığını anlatan Prof. Dr. Özdemir, şunları dile getirdi:</p>
<p><strong>Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar ülkelerini terk ediyor</strong></p>
<p>“İklim yıkımı, aynı zamanda sosyal ve ekonomik sorunlara da yol açar. Kuraklık, tarım alanlarını etkiler ve gıda üretimini azaltır, bu da gıda fiyatlarının yükselmesine ve açlığın artmasına neden olur. Aşırı hava olayları, milyonlarca insanın evini kaybetmesine ve ekonomik zarara yol açar. Deniz seviyelerinin yükselmesi, kıyı bölgelerini tehdit eder ve milyonlarca insanı yerinden edebilir. Dünyada artan mülteci sayısına bir de bu açıdan bakılmalı. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar doğal olarak daha iyi bir yaşam için ülkelerini terk ediyor.”</p>
<p><strong>İklim yıkımının sonuçları neler? </strong></p>
<p>Prof. Dr. Özdemir, iklim yıkımı devam ettiği takdirde, gezegenimizin geleceğinin ciddi tehlikede olacağını belirterek, “Geleceğimiz derken, çocuklarımızın ve torunlarımızın içinde yaşayacağı bir zamandan bahsediyoruz. Deniz seviyelerinin yükselmesi, kıyı bölgelerini sular altında bırakabilir ve büyük şehirlerin sular altında kalmasına neden olabilir. Aşırı sıcaklık, tarım alanlarını verimsiz hale getirebilir ve gıda krizlerine yol açabilir. Ekosistemlerin bozulması, biyoçeşitliliği azaltır ve türlerin soyunun tükenmesine neden olur. Sosyal çatışmaların artması, göç dalgalarını tetikleyebilir ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Umutsuzluk yerine eyleme geçilmeli…</strong></p>
<p>Umutsuzluğa kapılmak yerine, iklim yıkımını önlemek ve hafifletmek için eyleme geçmenin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Özdemir, ilk adımın, sera gazı emisyonlarını azaltmak ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçiş yapmak olduğunu, ardından fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynakları kullanmanın sera gazlarının salınımını azaltabileceğini, ayrıca enerji verimliliğini artırmanın ve sürdürülebilir ulaşım sistemlerini teşvik etmenin de önemli olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Bu krizi durdurma ve hafifletme şansımız var</strong></p>
<p>İklim değişikliği ile mücadelede uluslararası iş birliğinin hayati önem taşıdığının altını çizen Prof. Dr. Özdemir, “Sonuç olarak, iklim yıkımı gezegenimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biridir. Ancak bu krizi durdurma ve hafifletme şansımız vardır. Sera gazı emisyonlarını azaltmak, sürdürülebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak, ormanları korumak, sürdürülebilir tarım uygulamalarını teşvik etmek ve uluslararası iş birliği sağlamak, iklim değişikliği ile mücadelede önemli adımlardır. Hep birlikte çalışarak, gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir gezegen bırakabiliriz.” dedi</p>
<p>Sınırlı bir dünyada sınırsız büyümenin mümkün olmadığını dile getiren Prof. Dr. Özdemir, bilimin, dünyadaki her şeyin bir sınır ve miktarı olduğunu söylediğini, dünyadaki tatlı suların, deniz ve okyanuslardaki suların miktarının bilindiğini, sınırsız kalkınma modelleri ile çevre sorunlarının çözülemeyeceğini vurguladı.</p>
<p><strong>İklim değişikliğinin doğal afetlere etkisi</strong></p>
<p>İklim değişikliğinin doğal afetlere etkisini, sıcaklık artışı ve aşırı sıcak hava dalgaları, artan deniz seviyeleri ve seller, kuraklık, aşırı hava olayları ve orman yangınları olarak sıralayan Prof. Dr. Özdemir, bu nedenle, iklim değişikliği ile mücadele ve çevresel sürdürülebilirlik çabalarının çok önemli olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>İklim değişiminin doğal afetlere etkisinin, bu afetlerin daha sık ve şiddetli olmasına yol açarak toplumları, ekosistemleri ve ekonomileri daha fazla tehdit eder hale getirdiğini de anlatan Prof. Dr. Özdemir, iklim değişikliğinin, insan sağlığı üzerinde çeşitli etkileri olan karmaşık bir sorun olduğunu da söyledi.</p>
<p>Aşırı sıcaklıklar ve sebep olduğu hastalıklar, hava kirliliği, su ikmalinde değişiklikler gibi konulara da işaret eden Prof. Dr. Özdemir, iklim değişikliğinin kuraklık ve içme suyu kaynaklarının azalmasına yol açabildiğini, temiz suya erişimin zorlaşmasının, su kaynaklı hastalıkların riskini de artırabileceğini ayrıca sıcaklık artışının, gıda üretimini olumsuz etkileyebileceğini, bunun da gıda fiyatlarının yükselmesine ve gıda güvencesi sorunlarına yol açabileceğini kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Özdemir, “Günümüzün gelişmiş ülkeleri bu konularda ciddi tedbirler almakta ve iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçlarının etkisini azaltmaya çalışmaktadır. Doğal felaketlerin kalkınmış ülkeler ile az kalkınmış ülkelerde sebep olduğu maddi-manevi kayıplara bakıldığında bu fark daha iyi görülebilir. İklim yıkımın en büyük kurbanları çocuklarımız ve torunlarımız olacak. Onların bizleri hayırla mı, yoksa lanetle mi anacakları bugün yapacaklarımıza bağlı görünüyor. İklim yıkımını önlemek için harekete geçmeliyiz. Karar verme merciinde olanlarla olumlu bir iletişime geçip demokratik haklarımızı ve gücümüzü kullanmalıyız.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizini-durdurma-ve-hafifletme-mumkun-422279">İklim krizini durdurma ve hafifletme mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerikan Rüyasını Mümkün Kılan Efsane: Inc. Amerika&#8217;nın en iyi iş ve girişimcilik dergisi Inc. artık Türkiye&#8217;de</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/amerikan-ruyasini-mumkun-kilan-efsane-inc-amerikanin-en-iyi-is-ve-girisimcilik-dergisi-inc-artik-turkiyede-419617</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Nov 2023 21:03:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[amerikan]]></category>
		<category><![CDATA[amerikanın]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[inc]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[kılan]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[rüyasını]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419617</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerika’nın en iyi iş ve girişimcilik dergisi Inc. artık Türkçe. Steve Jobs’tan Bill Gates’e, Bobby Brown’dan Shaquille O’Neal’a iş dünyasına damgasını vurmuş figürlere, yenilikçi stratejilerine, özgün iş modellerine ve zengin içgörülerine sayfalarında yer veren Inc. artık Türkiye’de.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amerikan-ruyasini-mumkun-kilan-efsane-inc-amerikanin-en-iyi-is-ve-girisimcilik-dergisi-inc-artik-turkiyede-419617">Amerikan Rüyasını Mümkün Kılan Efsane: Inc. Amerika&#8217;nın en iyi iş ve girişimcilik dergisi Inc. artık Türkiye&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Amerikan Rüyasını Mümkün Kılan Efsane: Inc.</strong></p>
<p><strong>Amerika’nın en iyi iş ve girişimcilik dergisi Inc. artık Türkiye’de</strong></p>
<p>Amerika’nın en iyi iş ve girişimcilik dergisi <em>Inc.</em> artık Türkçe. Steve Jobs’tan Bill Gates’e, Bobby Brown’dan Shaquille O’Neal’a iş dünyasına damgasını vurmuş figürlere, yenilikçi stratejilerine, özgün iş modellerine ve zengin içgörülerine sayfalarında yer veren <em>Inc.</em> artık Türkiye’de. Yarım asırlık tecrübesiyle Zuckerberg ve Musk gibi aktörleri daha yolun başındayken fark edip kapağa taşıyan <em>Inc.</em>, trendleri sezen dinamik yaklaşımı, küçük-büyük işletmeci ayrımı gözetmeksizin sunduğu içerik çeşitliliği ve asla elden bırakmadığı rehber olma misyonuyla, Avustralya, Afrika ve Orta Doğu’dan sonra Türkiye yayıncılık ekosistemine yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Inc.Türkiye: Birlikte büyüme ve girişim platformu</strong></p>
<p>İş dünyasının her ölçekten oyuncusuna yeni bir bakış açısı kazandırmayı amaçlayan <em>Inc. Türkiye</em>, tartışmak ve birlikte büyümenin yeni ve sürdürülebilir yollarını bulmak hedefiyle yola çıkıyor. Tüm paydaşları, çözüm odaklı, güncel bir sesle konuşmaya ve hakiki bir özeleştiri verip kolektif ruhu canlandırmaya çağırıyor. </p>
<p><strong>incturkiye.com</strong></p>
<p>İlk adım olarak incturkiye.com ile dünyanın girişimcilik ana üssü Amerika’dan çevrilen makale ve video seçkisiyle küresel gündemi Türkiye’de okurlarla buluşturmanın yanı sıra, usta yerli kalemlerden makaleler ve ekosistemin farklı yüzlerinden videolarla Türkiye’ye özgü sorunları ve çözümleri taze bir zihinle tartışmaya açılacak. </p>
<p><strong>Özel Etkinlikler ve Projeler</strong></p>
<p><em>Inc. Türkiye</em>’nin ikinci ayağında ise etkinlikler olacak. Yayıncılıkla konuşturulan iş dünyası, çeşitli etkinliklerle bir araya getirilerek “Kimle birlikte yapabiliriz?” sorusuna yeni seçenekler eklenmesi sağlanacak. Amerika iş camiasının dört gözle beklediği Inc. 5000, Kadın Kurucular, En İyi İşyerleri ve KOBİ Expo’ları gibi çok katmanlı projelerin yerli versiyonlarıyla sağlanacak “etkili temas” öğesi analiz, yayın dizisi ve raporlara dayanan “içgörü” öğesiyle derinleştirilecek. Projeler 2024 yılının ilk yarısında hayata geçmeye başlayacak.</p>
<p><strong>Inc. Türkiye Dergisi</strong></p>
<p>Platformun üçüncü ayağında ise <em>Inc. Türkiye Dergisi olacak</em>. Basılı yayında; iş dünyasının duayenlerine, pazarlamanın keskin gözlerine, stratejinin yaratıcı zihinlerine, inatçıların başarısızlıktan yılmaz hâllerine ve liderlerin büyüme sancısını nasıl göğüslediklerine dair özel bir seçki yer alacak. İki aylık periyotlarda yayımlanması planlanan derginin içeriğine iş dünyasının yerel ve global aktörlerinin başarabildikleri ve başaramadıkları üzerine analizler, dünyayı dönüştüren trendler, verimli iş modelleri ve heves uyandırıcı iş birlikleri hakim olacak. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Merkezdeki Kavram: Ekosistemi Yeniden Tasarlamak</strong></p>
<p><em>Inc. Türkiye</em>, editoryal yayın ve etkinlik takvimiyle iş dünyasının ajandasına girmeye ve bugüne kadar yanlış giden her şeyi enine boyuna incelemeye aday bir platform olacak. <em>Inc.</em>’in neredeyse yarım asırlık mirasını iş ekosistemini yeniden tasarlayacak bir ruhla Türkiye’ye entegre eden bu platformun Genel Yayın Yönetmeni koltuğunda Dr. M. Attila Sevim oturacak. Sevim, Türkiye’nin nitelikli yeteneklerinin burada bir gelecek yaratabileceğine dair inancıyla, çok sayıda paydaşa ihtiyaç duyduğu kapıyı açacak bir anahtar rolü üstlenecek. Tasarım odaklı entegre çözüm ajansı Manastır<u>’la</u> etkinlik sahnesinde edindiği iş tecrübesini yayıncılıkla test edecek.  <em>Inc. Türkiye</em>’yi çok yönlü bir platform olarak ele almaya sürükleyen itici güç hepimizin bildiği bir mesele: Yerel iş dünyasının dinamiklerine dair hoşnutsuzluğun konuşulmamasından beslenen atıllık. Birbirinden habersiz yüzlerce, binlerce figürü bir araya getirmeyi ve geleceği birlikte tasarlamayı hedefleyen <em>Inc. Türkiye</em>’nin en büyük destekçilerinden biri de pazarlama duayeni Prof. Dr. İbrahim Kırcova olacak.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amerikan-ruyasini-mumkun-kilan-efsane-inc-amerikanin-en-iyi-is-ve-girisimcilik-dergisi-inc-artik-turkiyede-419617">Amerikan Rüyasını Mümkün Kılan Efsane: Inc. Amerika&#8217;nın en iyi iş ve girişimcilik dergisi Inc. artık Türkiye&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğurganlığı Korumak Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogurganligi-korumak-mumkun-mu-413712</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2023 12:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğurganlığı]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413712</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakın zamana kadar doğurganlığın korunması ütopik bir kavram olarak görülürken son yıllarda hızla gelişen teknoloji ile güncel klinik uygulamalar arasında yerini aldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogurganligi-korumak-mumkun-mu-413712">Doğurganlığı Korumak Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yakın zamana kadar doğurganlığın korunması ütopik bir kavram olarak görülürken son yıllarda hızla gelişen teknoloji ile güncel klinik uygulamalar arasında yerini aldı. İleri yaş, kanser tedavisi planlanan, bağışıklık sistemi (otoimmün) hastalıkları olan kadınlarda doğurganlığın korunması gerekebileceğini söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Kemal Atasayan etkili tedavi yönntemlerinden bahsetti.</strong></p>
<p><strong>Doğurganlığın korunması nedir?</strong></p>
<p>Hastaların gelecekteki üreme şanslarını korumalarına yardımcı olmak amacıyla yapılan tıbbi uygulamalardır. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda doğurganlığın korunması gerekebilir?</strong></p>
<p><strong>Yaş en önemli faktörlerden biridir</strong>: Çünkü birçok kadın kariyeri nedeniyle ya da doğru eşle tanışmadığı için doğum yapmayı erteler. Her kadının doğduğunda yumurtalıklarında yaklaşık 1-2 milyon oosit (yumurta) bulunur ve yaşla beraber azalarak ergenlik çağında yaklaşık 400.000&#8217;e kadar düşer. Doğurganlık 37 yaşından sonra keskin bir şekilde azalır ve özellikle 40 yaş ve üzerinde gebe kalmak önemli ölçüde zorlaşır çünkü yumurtaların hem sayısı hem de kalitesi düşer. Bu nedenle kadınlar ileride kullanmak üzere yumurtalarını dondurabilir.</p>
<p><strong>Kanser üreme organlarını etkileyebilir</strong> veya yumurtalıklardaki hasar kemoterapi veya radyoterapinin türü ve dozundan kaynaklanabilir. Günümüzde kanser için geliştirilen etkili tedavi protokolleri göz önüne alındığında, hastaların çoğunluğu hastalıklarından kurtulabilmekte ve bu da gelecekteki doğurganlık seçeneklerini kemo veya radyoterapinin potansiyel zararlı etkisinden korumayı çok önemli hale getirmektedir.</p>
<p><strong>Doğurganlığın azalmasına neden olabilecek en önemli risk faktörleri:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Üreme organları, özellikle yumurtalıklar, kemoterapi gibi tedavilere karşı son derece hassastır. Bazı ilaçlar yumurtalık veya testis hasarına neden olabilir. Bu ilaçlar kanser hücrelerini öldürmenin yanı sıra yumurta ve sperm hücrelerini de öldürebilir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Bu tedavide kanser hücrelerinin DNA&#8217;sına zarar vermek için yüksek enerjili X-ışınları, gama ışınları ve/veya yüklü parçacıklar kullanılır. Radyasyon bölgesi üreme organlarına yakınsa doğurganlığı etkileyebilir. Kemik iliği nakli hazırlığı için tüm vücut ışınlaması da doğurganlığı etkiler.</li>
<li><strong>Cerrahi tedavi:</strong> Üreme organlarının cerrahi olarak çıkarılması, oositleri ve embriyoları kriyoprezerve etmedikçe bir kadının hamile kalmasını zorlaştırabilir veya imkansız hale getirebilir. Kanser nedeniyle yumurtalıkları alınanacak veya başka bir patolojiye bağlı yumurtalık cerrahisi yapılması planlanan bir kadın, gelecekte çocuk sahibi olma şansını korumak için ameliyattan ve tedaviden önce yumurtalarını dondurmalıdır.</li>
<li><strong>Geç yaşlarda çocuk doğurma isteği:</strong> Değişen yaşam koşullarına bağlı artık aile kurma yaşı ilerlemekte ve ilk doğumların 35 yaşından sonra gerçekleşmesi giderek yaygınlaşmaktadır. Bir kadının doğurganlığı her geçen yıl azaldığı için, birçok kişi 30&#8217;lu ve 40&#8217;lı yaşlarının sonlarında aile kurabilecekleri umuduyla doğurganlığın korunmasını düşünmektedir.</li>
<li><strong>Otoimmün hastalıklar:</strong> Romatoid artrit gibi bazı otoimmün hastalıklar bir kadının veya erkeğin doğurganlığına zarar verebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Doğurganlığın korunması için ne zaman doktora başvurmak gerekir? </strong></p>
<p>Doğurganlığını tamamlamamış hastalar risk faktörlerinden herhangi birine sahip olduğunda en kısa zamanda  konunun uzmanıyla görüşmelidir. Bu hem erkekler hem de kadınlar için geçerlidir. Doğurganlık tedavileri zaman ve planlama gerektirir ve tedavinin diğer tıbbi ekiplerle koordine edilmesi gerekebilir.</p>
<p><strong>Doğurganlığı korumak için ne tür tedaviler kullanılır?</strong></p>
<ul>
<li><strong>Embriyo kriyoprezervasyonu (Embriyo dondurma):</strong> Bu prosedürle hasta, yumurtalıkların birden fazla yumurta geliştirmesi için uyarılması, bunların toplanması ve ardından embriyo oluşturmak için sperm hücreleriyle birleştirilmesiyle başlayan bir in-vitro fertilizasyon döngüsünden geçer. Embriyolar daha sonra kriyoprezervasyon sırasında buz kristallerinin zarar görmesini önlemek için kriyoprotektan maddelerle muamele edilir ve ileride kullanılmak üzere muhafaza edilir.</li>
<li><strong>Oosit kriyoprezervasyonu (Yumurta dondurma):</strong> Bu prosedür için, hastalar birden fazla yumurta geliştirmek için yumurtalık stimülasyonuna tabi tutulur ve bu yumurtalar toplandıktan sonra dondurularak saklanır. </li>
<li><strong>Yumurtalık dokusu kriyoprezervasyonu:</strong> Bazı kanser türleri nedeniyle acil tedaviye ihtiyaç duyan ve hiç bekleyecek zamanı olmayan hastalarda tek seçenek yumurtalık dokusunu dondurmaktır. Bu yöntemle yumurtaların bulunduğu yumurtalık kortikal dokusunu çıkarılır ve bu doku daha sonra hastanın ihtiyacı olana kadar dondurulabilir.</li>
<li><strong>Sperm kriyoprezervasyonu (Sperm dondurma):</strong> Yumurta ve embriyolara benzer bir işlemle spermler de dondurularak saklanabilir. Sperm daha sonra hasta babalık için hazır olunca kullanılır.</li>
</ul>
<p>Ülkemizde de doğurganlığın korunması amacıyla üreme hücre ve dokularının saklanmasının yasal prosedürleri yönetmelikle belirlenmiştir. Buna göre kemoterapi ve radyoterapi gibi üreme hücrelerine zarar veren tedaviler öncesinde, üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak olan ameliyatlar (Yumurtalıkların alınması gibi) öncesinde ve düşük over rezervi olup henüz doğurmamış veya aile öyküsünde erken menopoz hikayesi olanlarda bu prosedürler uygulanabilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogurganligi-korumak-mumkun-mu-413712">Doğurganlığı Korumak Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2023 10:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimerda]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bülteninde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hafta]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, birbirinden ilginç konular ele alınıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, birbirinden ilginç konular ele alınıyor. Binlerce yıl önce geleneksel Çin tıbbının bir parçası olarak geliştirilen Çigong (Qigong) egzersizleri, çağımızın en büyük toplumsal sağlık sorunlarından Alzheimer’da erken tanı çalışmaları ile Akdeniz tarzı beslenmenin kanser ve kalp hastalıkları üzerindeki etkileri, son sayının öne çıkan başlıkları. </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em>TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in Medikal Direktörlüğü’nce hazırlanan ve 2 hafta bir yayımlanan, “Bilimsel Gündem” bültenlerinin son sayısı, her zamanki gibi çok yararlı bilgileri ve tıptaki önemli yeni gelişmeleri ele alıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Akdeniz tarzı beslenme, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyor</strong></p>
<p>“Bilimsel Gündem”in yeni sayısında, özetle şu içerikler yer alıyor: </p>
<ul>
<li><strong>Çin kökenli, sağlık için egzersiz felsefesi</strong>: Binlerce yıl önce geleneksel Çin tıbbının bir parçası olarak geliştirilen Çigong (Qigong) egzersizlerin insan sağlığına etkisi ve inme hastaları üzerinde yapılan çalışmaların sonuçları.</li>
<li><strong>Alzheimer’a erken tanı: </strong>Alzheimer hastalığının semptomlar ortaya çıkmadan önce erken tespit edilmesi için sürdürülen kinik çalışmalar.</li>
<li><strong>Akdeniz Yaşam Tarzı:</strong> Akdeniz yaşam tarzı ile kanser, kardiyovasküler hastalık (KVH) ve tüm nedenlere bağlı mortalite arasındaki ilişkinin incelendiği araştırmadan elde edilen sonuçlar.</li>
</ul>
<p><strong>Spotify ve YouTube’a da yükleniyor</strong></p>
<p>Tıbbın popüler alanındaki tüm yeni gelişmelerin, sade, kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yapıda kamuoyu ile paylaşıldığı bültenler, 25 bin KVKK onaylı kişiye mail yoluyla iletiliyor. Tıp alanındaki gelişmelerin yanı sıra Türk ve yabancı bilim insanları hakkında da bilgi paylaşımı yapılan referans kaynak niteliğindeki bültenler, Abdi İbrahim web sitesinde yayımlanıyor. Bunun yanı sıra her yeni sayısı podcast formatında Spotify’a yükleniyor ve sonrasında bu podcastler Youtube üzerinden de paylaşılıyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HPV Virüsünden Aşı ile Korunmak Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hpv-virusunden-asi-ile-korunmak-mumkun-409593</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2023 09:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[virüsünden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409593</guid>

					<description><![CDATA[<p>HPV (Human Papilloma Virüsü) virüsünün kadınlarda cinsel yolla bulaşan, en sık görülen virüs olduğunun altını çizen VM Medical Park Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gunel Alıyeva, “HPV’nin Türkiye’de görülme sıklığı yüzde 3-4 oranında değişmektedir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpv-virusunden-asi-ile-korunmak-mumkun-409593">HPV Virüsünden Aşı ile Korunmak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HPV (Human Papilloma Virüsü) virüsünün kadınlarda cinsel yolla bulaşan, en sık görülen virüs olduğunun altını çizen VM Medical Park Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gunel Alıyeva, “HPV’nin Türkiye’de görülme sıklığı yüzde 3-4 oranında değişmektedir. Uykusuzluk, alkol, sigara, stres, kemoterapi öyküsü gibi immün sistemi baskılayan durumlarda daha sık görülür” dedi.</strong></p>
<p>HPV virüsünün 200’den fazla çeşidinin olduğunu ve her HPV tipi virüsün kanser olarak düşünülmemesi gerektiğini ifade eden VM Medical Park Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alıyeva, “HPV virüsü, 15 onkolojik tip kansere sebep olmaktadır. Uykusuzluk, alkol, sigara, stres, kemoterapi öyküsü gibi immun sistemi baskılayan durumlarda daha sık görülür ve vücuttan daha geç atılır. Başlıca genital siğil ve serviks kanseri, vajen, vulva, anorektal, baş boyun kanserlerinden sorumludur. Bu virüsünün hastalık yapabilmesi için vücudun uzun süre virüse maruz kalması gerekmektedir.   HPV virüsü tamamen asemptomatik (belirtisiz) olabileceği gibi, yoğun kaşıntı, ele gelen kadın ve erkeklerde karnabahar şeklinde siğil oluşturabilmektedir” diye konuştu.</p>
<p><strong>JİNEKOLOJİK MUAYANE İHMAL EDİLMEMELİ</strong></p>
<p>21 yaş üzeri veya 3 yıllık evli kadınlar için jinekolojik muayenenin önemli olduğunu belirten Op. Dr. Alıyeva, düzenli olarak her 3 yılda bir smear testi ve 30 yaş üzerinde her kadının 5 yılda bir HPV tiplendirme için örnek alınarak tarama yaptırması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>HPV ŞÜPHESİ VARSA BİYOPSİ ALINABİLİR</strong></p>
<p>Anormal smear ya da yüksek onkojen (kanser yapıcı) olan HPV tip 16 ve tip 18 pozitifliği tespit edilen hastalarda, ilişki sonrası kanama durumlarında, servikste şüpheli oluşum tespit edildiğinde kolposkopi yapılmasının önemini vurgulayan Op. Dr. Gunel Alıyeva, “Kolposkopi serviksin asetik asit veya lügol solüsyonu eşliğinde biyomikroskop ile görüntülenmesi, ihtiyaç halinde şüpheli alanlardan biyopsi alınması işlemidir. Sonuca göre takip sıklığı düzenlenir” dedi.</p>
<p><strong>AŞI YAPTIRMAK KORUNMADA ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Son olarak HPV aşısının kimlere uygulanabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Alıyeva, “HPV virüsünün neden olduğu siğillerde, siğillerin alınması, dondurulması, yakılması tamamen virüsü yok etmez. HPV aşısı yapılması virüsten korunmada önem arz etmektedir. Bu yüzden de 11-15 yaş kız çocuklarına 6 ay arayla 2 doz, 15 yaş üzeri durumlarda ise 0. 2. ve 6.ayda olmak üzer 3 doz Gardasil Nonavalent aşı (9’lu aşı) önerilmektedir.  Bu aşı hem siğil hem de yüksek kanser yapıcı virüslerden koruma sağlar. Aşı uygulanması HPV enfeksiyonu yaratmaz ve aşı uygulanan hastalarda taramaya devam edilmelidir. Herhangi bir HPV pozitifliği tespit edilen hastalarda da diğer virüslerle karşılaşma ihtimaline karşı koruma sağlayacağı için aşı uygulanmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpv-virusunden-asi-ile-korunmak-mumkun-409593">HPV Virüsünden Aşı ile Korunmak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü: Polistik Böbrek Hastalığının Seyrini Değiştirmek Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-medikal-direktorlugu-polistik-bobrek-hastaliginin-seyrini-degistirmek-mumkun-408221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Sep 2023 11:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[direktörlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığının]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[medikal]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[otsuka]]></category>
		<category><![CDATA[polistik]]></category>
		<category><![CDATA[seyrini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=408221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Otsuka, Türkiye’de her 10 kişiden birinde görülen ve kalıtsal bir hastalık olan polikistik böbrek hastalığının, tedavi edilmediği sürece diyalize veya böbrek nakline kadar ilerlediğine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-medikal-direktorlugu-polistik-bobrek-hastaliginin-seyrini-degistirmek-mumkun-408221">Abdi İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü: Polistik Böbrek Hastalığının Seyrini Değiştirmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Otsuka, Türkiye’de her 10 kişiden birinde görülen ve kalıtsal bir hastalık olan polikistik böbrek hastalığının, tedavi edilmediği sürece diyalize veya böbrek nakline kadar ilerlediğine dikkat çekiyor. Diyalize ihtiyaç duyan ya da organ nakli olan hastaların %5-10&#8217;unda, böbrek yetersizliğinin nedeni, polikistik böbrek hastalığıdır. Ancak yaşam tarzı değişikliği ve tansiyon kontrolü gibi basit ama etkili yöntemlerle hastalığın seyri yavaşlatılabilir.</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p>ABDİ İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü, polikistik böbrek hastalığına dair çok faydalı bilgiler derledi. Kronik, ilerleyici ve kalıtsal bir hastalık olan polikistik böbrek hastalığı Böbrekler ve özellikle karaciğer olmak üzere diğer organlarda kist denilen sıvı dolu keselerin çoğalıp büyüdüğü karmaşık bir hastalık. Anne veya babadan birinde bu hastalık varsa, çocuğa geçiş riski ise %50. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bazı hastalarda bulgu ve şikâyet olmayabilir</strong></p>
<p> </p>
<p>Polikistik böbrek hastalığı olan hastaların bazılarında hiçbir şikâyet ve bulgu olmayabilir. Hatta bazı hastalarda, hastalık yaşam boyu fark edilmeyebilir. Bazı hastalarda ise çeşitli şikâyet ve bulgular gelişebilir. Yaş ilerledikçe, şikâyet ve bulguların ortaya çıkma riski artar. Bunlar arasında en sık görülenler böbrek (yan) ağrısı, kanlı idrar, idrar yolu enfeksiyonu bulguları, böbrek taşı oluşumu ve yüksek tansiyondur.</p>
<p> </p>
<p><strong>60 yaşından önce böbrek nakli veya diyaliz ihtiyacı doğar</strong></p>
<p> </p>
<p>Hastalarda, uzun yıllar içinde böbrek fonksiyonlarında giderek bir azalma görülebilir. Bazı hastalarda gelişebilecek olan böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz tedavisine ihtiyaç duyan ya da böbrek nakli yapılmış olan hastaların %5-10&#8217;unda, böbrek yetersizliğinin nedeni, polikistik böbrek hastalığıdır. Hastaların büyük kısmında ortalama 60 yaşından önce böbrek nakli veya diyaliz ihtiyacı doğar. Bu nedenle, polikistik böbrek hastalığı birey ve toplum sağlığı açısından önemli bir hastalıktır.</p>
<p> </p>
<p>Yüksek tansiyonu olanlarda böbrek yetersizliği gelişmesi riski daha fazla olduğu için, yüksek tansiyonun tedavisi çok önemlidir. Ayrıca, sigara içen böbrek hastalarında, böbrek yetersizliği daha kolay geliştiği için, hastalar kesinlikle sigara içmemelidir.</p>
<p>Polikistik böbrek hastalığında, idrar yolu enfeksiyonu gelişmesi ve taş oluşması riski normal bireylere göre daha yüksektir. Bazen idrar yollarında oluşan bir taşa bağlı olarak çok şiddetli ağrı ile karşılaşılabilir. Böyle durumlarda hasta mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı ve kendisinde polikistik böbrek hastalığı olduğunu söylemelidir. Bu riski azaltmak amacıyla, hastaların günlük sıvı alımını artırmaları önerilir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hastalığın seyrini yavaşlatmak mümkün</strong></p>
<p> </p>
<p>Bazı önlemlerle hastalığın seyrini belirgin bir şekilde yavaşlatmak mümkün. Örneğin yaşam tarzı değişikliği (uygun diyet, hastaların ideal kiloda olması, artmış su tüketimi, sigara içilmemesi vb.), tansiyon kontrolü gibi yöntemlerle bile hastalık seyri yavaşlayabilir ve böbrek yetersizliği daha geç yaşta gelişebilir.   Ayrıca son zamanlarda polikistik böbrek hastalığı tedavisinde kist gelişimini önleyen veya kistlerin büyüme hızını yavaşlatan ve hastalığın seyrini uzatan tedavilerin geliştirilmesi ile birlikte diyaliz ve böbrek nakline kadar geçen süre de uzatılabilir.</p>
<p>Sizde veya yakınlarınızda bu hastalığın olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir nefroloji uzmanına görününüz.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-medikal-direktorlugu-polistik-bobrek-hastaliginin-seyrini-degistirmek-mumkun-408221">Abdi İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü: Polistik Böbrek Hastalığının Seyrini Değiştirmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filiz Dağ &#8220;Dünya, Robotları, Uzayı, Genetiği, Yapay Zekayı ve Dijital Sanatları Konuşurken, Bizlerin Buna Seyirci Kalması Mümkün Olamaz!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/filiz-dag-dunya-robotlari-uzayi-genetigi-yapay-zekayi-ve-dijital-sanatlari-konusurken-bizlerin-buna-seyirci-kalmasi-mumkun-olamaz-398544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Aug 2023 11:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bizlerin]]></category>
		<category><![CDATA[buna]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[filiz]]></category>
		<category><![CDATA[genetiği]]></category>
		<category><![CDATA[kalması]]></category>
		<category><![CDATA[konuşurken]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olamaz]]></category>
		<category><![CDATA[robotları]]></category>
		<category><![CDATA[sanatları]]></category>
		<category><![CDATA[seyirci]]></category>
		<category><![CDATA[uzayı]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zekayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=398544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali; geleceğin teknolojik araçları ve bilimin sınırsız imkânlarının sanatla bir araya geldiği unutulmaz bir deneyim için gün sayıyor. Festivalin İdari Direktörü; Filiz Dağ, festival ile ilgili önemli noktaların altını çizdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/filiz-dag-dunya-robotlari-uzayi-genetigi-yapay-zekayi-ve-dijital-sanatlari-konusurken-bizlerin-buna-seyirci-kalmasi-mumkun-olamaz-398544">Filiz Dağ &#8220;Dünya, Robotları, Uzayı, Genetiği, Yapay Zekayı ve Dijital Sanatları Konuşurken, Bizlerin Buna Seyirci Kalması Mümkün Olamaz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali; geleceğin teknolojik araçları ve bilimin sınırsız imkânlarının sanatla bir araya geldiği unutulmaz bir deneyim için gün sayıyor. Festivalin İdari Direktörü; Filiz Dağ, festival ile ilgili önemli noktaların altını çizdi.</strong></p>
<p>T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla düzenlenen, <strong>2.Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali</strong>; Uluslararası Bilim ve Sanat Yaratıcıları Derneği’nin organizasyonu ile 26-29 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek. </p>
<p><strong>Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali</strong>’nin Cumhuriyet tarihinde alanında ilk olma özelliğini taşıdığını ifade eden <strong>Filiz Dağ</strong>, ülkemizi bilim kurgu yüklü fantastik bir yolculuğa çıkarmanın mutluluğunu ve heyecanını taşıdıklarını dile getirdi. Ekip olarak bilim ve sanat diyerek adadıkları hayatın meyvelerini topladıklarını sözlerine ekleyen Dağ, cümlesine şöyle devam etti; “Özellikle yeni neslimizin de ilgi duyduğu görsel efektlerin, bilimsel içeriklerin hatta oyun dünyasının hikâyelerinde onları karşılamayı, bu alanda içerik üretenleri desteklemek istiyoruz. Dünya, robotları, uzayı, genetiği, yapay zekayı, dijital sanatları kısaca geleceği ve toplumları tasarlamayı konuşurken, bizlerin seyirci kalması mümkün olamaz.” şeklinde belirtti.</p>
<p>Festivalde yer alan uzman ekibi üzerine de değinen Filiz Dağ; “İsmimizden de anlaşıldığı üzere uzay turizminin konuşulduğu günümüzde, festivalimizde uluslararası değil evrenselliğe vurgu yapıyoruz. Bakarsınız birkaç yıl sonra bir jüri üyemiz bir uzay istasyonundan katılımda bulunur. Şimdiden festivalimizin tüm katılımcıları, yarışmacılarından jürilerine hatta ekip arkadaşlarımıza kadar dünyanın farklı ülkelerindenler.” Geçen sene olduğu gibi bu sene de dünyada bir ilk olarak yapay zeka destekli bir afiş ürettiklerini ifade eden Filiz Dağ, film afişi şeklinde düzenlenen festival afişlerini ilk seneden itibaren ethereum üzerinden NFT olarak katılımcılara hediye ve birer anı olarak verdiklerinin altını çizdi. Festivalin ilk senesinden itibaren film izleme kültürünü ileriye taşıdıklarını belirten Dağ, teknoloji ve sanatın birleştiği festivalde katılımcıları VR gözlükler, 3D yazıcılar, metaverse deneyimi, dijital sanatlar eşliğinde söyleşiler ve müzik performansların beklediğini belirtti.</p>
<p> Festivalin gelecek dönemlerde ne gibi yeniliklerle sahneye çıkacağına değinen Filiz Dağ; “Önümüzdeki sene festivalimizin tam bir şenlik olmasını hedefliyorum. Uluslararası bir müzik grubunun konseri, sokaklarda kortejler, tematik kostüm partisi, 3D ve 5D deneyim alanları, bilim insanlarıyla söyleşiler, Güney Kore, Hollywood ve Bollywood oyuncuları, senaristler ve dijital sanatçılarla atölyeler ile VFX kampları… Hayalim ise festivalimizin yurt dışına bir marka olarak açılması, bunu yaparken de her sene seçeceğimiz izleyici ve yarışmacılarımızdan bazılarını yurt dışında planladığımız yerlere de gönderebilmek. Örnek vermek gerekirse: Universal Stüdyoları, Kanada, Avustralya ve Güney Kore VFX merkezleri hatta NASA, MIT Motion Lab’ler, kimi zaman da Mısır piramitleri ve Çin Seddi. Dünyayı, tarihini, mimarisini, kullanılan teknolojileri görmelerini, o havayı deneyimlemelerini sağlayıp yaratıcılıklarının gelişmesini sağlayacağız.” </p>
<p>Festivallerin tekelleşmesi ve tekdüzeleşmesini istemediklerini ve bunun değişmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Filiz Dağ, “Yeni nesil içerikleri, üreticileri ve diğer festivalleri kendimize rakip olarak görmüyoruz. Aksine her birini desteklemek amacında ve arzusundayız çünkü yapacağımız çok şey var.” </p>
<p>Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali” ile ilgili detaylı bilgi için https://us3f.com/ adresli internet sitesini ziyaret edebilirler. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/filiz-dag-dunya-robotlari-uzayi-genetigi-yapay-zekayi-ve-dijital-sanatlari-konusurken-bizlerin-buna-seyirci-kalmasi-mumkun-olamaz-398544">Filiz Dağ &#8220;Dünya, Robotları, Uzayı, Genetiği, Yapay Zekayı ve Dijital Sanatları Konuşurken, Bizlerin Buna Seyirci Kalması Mümkün Olamaz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Ahmet Adiller: &#8220;Su fakiri olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.&#8221; 1 günde milyonlarca metreküp su tasarrufu yapılması mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ahmet-adiller-su-fakiri-olma-yolunda-emin-adimlarla-ilerliyoruz-1-gunde-milyonlarca-metrekup-su-tasarrufu-yapilmasi-mumkun-397670</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 11:40:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adiller]]></category>
		<category><![CDATA[adımlarla]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[fakiri]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[metreküp]]></category>
		<category><![CDATA[milyonlarca]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[yapılması]]></category>
		<category><![CDATA[yolunda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397670</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yılların en sıcak günlerinin yaşandığı ülkemizde İstanbul başta olmak üzere özellikle büyük şehirlerde su tasarrufu yapılması konusunda art arda uyarılar yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ahmet-adiller-su-fakiri-olma-yolunda-emin-adimlarla-ilerliyoruz-1-gunde-milyonlarca-metrekup-su-tasarrufu-yapilmasi-mumkun-397670">Dr. Ahmet Adiller: &#8220;Su fakiri olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.&#8221; 1 günde milyonlarca metreküp su tasarrufu yapılması mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son yılların en sıcak günlerinin yaşandığı ülkemizde İstanbul başta olmak üzere özellikle büyük şehirlerde su tasarrufu yapılması konusunda art arda uyarılar yapılıyor. Su kullanım miktarlarının rekor seviyelerde artmasının endişe verici olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, bireysel olarak yapılacak tasarrufların çok yüksek miktarda suyun korunmasında önemli olduğuna vurgu yapıyor. Evde, işyerinde ve bahçede kullanılan su miktarının çeşitli yöntemlerle azaltılabileceğinin altını çizen Adiller, aksi halde gelecek nesillere kalmadan mevcut nesillerin susuzluğun farklı boyutlarda yaşandığına şahit olacakları konusunda uyarıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, ülke genelinde yaşanan su sorunu karşısında bireysel olarak su tasarrufu sağlamanın önemine değindi ve su tasarrufu sağlamak için neler yapılabileceğini anlattı.</p>
<p><strong>Su sorunu endişe verici</strong></p>
<p>Son yılların en sıcak yaz aylarından birini geçirdiğimiz bu dönemde susuzluğun aklımıza gelen ilk sorunlardan biri olduğunu belirten Çevre Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerimizde her yaz bu sorun gündeme geliyor. Bu yıl, kış ve bahar aylarında yağışların geçtiğimiz yıllara göre daha düşük seviyede kalmasıyla etkisini daha tehlikeli bir şekilde gösteriyor. İstanbul, Ankara, İzmir gibi yüksek nüfus yoğunluğuna sahip şehirlerimizin barajlarının doluluk oranının yüzde 40 seviyelerinin altına düştüğünü görüyoruz. Bir yandan da İSKİ’den 12 gün arayla yapılan iki rekor haberi alıyoruz. 14 Temmuz günü tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşan su kullanımı, 26 Temmuz’da bir üst seviyeye çıkıyor. Bu durumun benzerleri tabii ki farklı şehirlerimizde de yaşanıyor. Bu durum oldukça endişe verici.” dedi.</p>
<p><strong>Bireysel olarak yapılacak tasarruflar çok yüksek miktarda suyu korumaya yardımcı olur</strong></p>
<p>Ülkemizin sanılanın aksine su zengini bir ülke olmadığına dikkat çeken Adiller, “Su fakiri olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Bu yıl büyük ölçekli bir susuzluk yaşamasak da önümüzdeki yıllarda artan sıcaklıklar ve nüfusun etkisiyle susuzluk sorunu bizlere zor günler yaşatabilir. Bu noktada yetkililerin alacağı önlemler dışında vatandaş olarak bizlere de görev düşüyor. Bireysel olarak yapabileceğimiz birkaç litrelik tasarruflar bile bütüncül olarak ele aldığımızda çok yüksek miktarda suyumuzu korumamıza yardımcı oluyor.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>1 günde milyonlarca metreküp su tasarrufu yapılması mümkün</strong></p>
<p>Gündelik hayatta yapılacak küçük değişikliklerin bile büyük etkiler yaratabileceğini yineleyen Adiller, “Yıllardır herkes tarafından bilinen en basit tasarruf yöntemi olan ‘diş fırçalarken musluğu kapalı tutma’ alışkanlığını ele alalım. Normal bir musluk dakikada 10-15 litre arasında su akıtıyor. Diş fırçalama süresinin 1 dakika olduğunu düşündüğümüzde günde 2 kez diş fırçalayan bir kişi musluğu açık bıraktığında günde 20 ila 30 litre arasındaki suyu boşa harcıyor. 4 kişilik bir ailede bu miktar 80-100 litre, ülke nüfusunun dörtte biri göz önüne alındığında ise 400 ila 600 bin metreküp seviyelerine ulaşıyor. Bu miktara tasarruf edilebilecek diğer alanlar da katıldığında ülke genelinde 1 günde milyonlarca metreküp su tasarrufu yapılmasının mümkün olduğunu görüyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Evde basitçe uygulanabilecek farklı yöntemlerle tasarruf sağlanabilir</strong></p>
<p>Evimizde, işyerimizde hatta bahçemizde kullandığımız su miktarını nasıl azaltabileceğimiz konusunda çeşitli tasarruf yöntemlerinden bahseden Çevre Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, şöyle devam etti:</p>
<p>“Evde yemek yaparken, sebze ve meyvelerin yıkanması sırasında akan muslukta yıkama yapmak yerine bir kap içerisinde yıkama yaptığımızda tükettiğiniz su miktarı önemli ölçüde azalacaktır. Ayrıca yıkama yaptığınız suyu çiçeklerinizi sulamak amacıyla da kullanabilirsiniz. Evde en çok su kullanılan yerler arasında kuşkusuz banyo ve tuvaletler yer alıyor. Banyoda geçirilen süreyi kısaltmak, banyo sırasında suya doğrudan ihtiyaç duymadığımız anlarda musluğu kapatmak, tuvaletlerin rezervuarlarının içine rezervuarınızın kapasitesine göre dolu bir pet şişe koymak yine kolaylıkla uygulanabilecek tedbirlerdendir. Çamaşır ve bulaşık da evlerde çok su kullanılmasına neden olur. Günümüzde çamaşır ve bulaşık makinelerinin kullanımı yüksek miktarda su tasarrufu sağlıyor. Ancak bu noktada tasarrufu arttırmak için alınabilecek tedbirler de mevcut. Çamaşırların yıkanması noktasında çamaşır makinesinin ya da bulaşık makinesinin az miktarda çamaşır ya da bulaşık için çalıştırılmaması dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri. Bunun dışında çok kirli olmayan çamaşır ya da bulaşıklarda kısa programlar tercih edilebilir. Kısa programlarda yıkama yapmak su dışında elektrik tasarrufu da sağlar.”</p>
<p><strong>Bahçede tasarruf için kısa sürede fazla sulama yerine sık ve az sulama yapılmalı</strong></p>
<p>Ev içinde olduğu gibi bahçede de büyük oranda su tasarrufu sağlanabileceğine vurgu yapan Adiller, “Bahçemize bulunduğumuz bölgenin iklimsel koşullarına uyumlu ve yüksek su ihtiyacı olmayan bitkilerin seçilmesi ilk önemli nokta. Sonrasında ise sulama şartları büyük önem arz eder. Bahçe sulamaları sırasında en sık yapılan yanlış uygulamalardan biri kısa sürede yüksek miktarda su ile sulama yapılmasıdır. Kısa sürede yüksek miktarda sulama yapıldığında bitkinin ihtiyaç duyduğu suyun fazlası toprağın alt katmanlarına bitkilerin köklerinin ulaşamadığı bölümlere gitmektedir. Bu yüzden bahçe sulamalarında daha sık aralıklarla daha az miktarda su verilmesi daha uygundur. Ayrıca sulama saatlerinin sabah erken saatlerde ya da akşam geç saatlerde yapılması sulama sırasında güneş etkisiyle buharlaşan su miktarını da azaltacaktır. Bu önlemler dışında damlama sulama sistemlerinin kullanımı da geleneksel sulama yöntemlerinden daha az su tüketimine sebep olduğundan uygulanabilecek diğer bir tasarruf yöntemi olarak düşünülebilir.” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p><strong>Musluğa yerleştirilecek küçük bir aparatla daha az su harcanabilir</strong></p>
<p>Su tasarrufu konusunda evlerde su kullanan cihazların verimliliğinin de oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bildiğimiz gibi teknolojinin gelişmesiyle birlikte her geçen gün enerji verimliliği konusunda daha az enerji tüketip, daha fazla iş yapan pek çok cihaz geliştiriliyor. Bu durum su kullanımında da benzer bir yapıya sahip. Günümüzde üretilen çamaşır ve bulaşık makineleri pek çok üstün özellikleri dışında su tüketimi konularındaki cimrilikleri ile de birbirleri ile yarışıyorlar. Bu tasarruf yarışı sadece bu cihazlarla da sınırlı kalmıyor. Günümüzde kullandığımız muslukların da büyük bir kısmı daha az su verip daha fazla tasarruf yaratmaya odaklanıyor. Bu tasarruf sadece yeni alınan musluklar için de geçerli değil. Günümüzde eski tip musluğunuza yerleştireceğiniz küçük bir aparat size daha az su tüketerek aynı performansı alma imkânı sunuyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sürdürülebilir bir yaşam için kararlılık önemli…</strong></p>
<p>Dr. Adiller sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu noktada üzerimize düşen görev, en önemli doğal kaynaklarımızdan biri olan suyumuzu korumak için su tasarrufunu ön planda tutan ürünler tercih etmek. Alışkanlıklarımızı değiştirmek her ne kadar zor olsa da sürdürülebilir bir yaşam için kararlı olmamız gerekiyor. Aksi halde gelecek nesillere kalmadan mevcut nesillerimiz susuzluğun farklı boyutlarda yaşandığına şahit olacaktır.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ahmet-adiller-su-fakiri-olma-yolunda-emin-adimlarla-ilerliyoruz-1-gunde-milyonlarca-metrekup-su-tasarrufu-yapilmasi-mumkun-397670">Dr. Ahmet Adiller: &#8220;Su fakiri olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.&#8221; 1 günde milyonlarca metreküp su tasarrufu yapılması mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Veri taşınabilirliğinin gücünü ortaya çıkarma: Platformlar arasında etkili veri kurtarma mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/veri-tasinabilirliginin-gucunu-ortaya-cikarma-platformlar-arasinda-etkili-veri-kurtarma-mumkun-395698</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Aug 2023 13:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarma]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[gücünü]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarma]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[platformlar]]></category>
		<category><![CDATA[taşınabilirliğinin]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395698</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda veri, farklı sektörlerdeki işletmeler için kritik bir varlık haline geldi. Verileri toplama, analiz etme ve bunlara göre hareket etme becerisi, rekabette kalabilmek için kritik bir faktör haline dönüştü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/veri-tasinabilirliginin-gucunu-ortaya-cikarma-platformlar-arasinda-etkili-veri-kurtarma-mumkun-395698">Veri taşınabilirliğinin gücünü ortaya çıkarma: Platformlar arasında etkili veri kurtarma mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda veri, farklı sektörlerdeki işletmeler için kritik bir varlık haline geldi. Verileri toplama, analiz etme ve bunlara göre hareket etme becerisi, rekabette kalabilmek için kritik bir faktör haline dönüştü. Veriler benzeri görülmemiş bir hızda artarken, işletmeler yalnızca verileri toplamakta değil, aynı zamanda verilere hızlı ve verimli bir şekilde erişmekte de zorluk yaşıyorlar. Oysa verilere gerçek zamanlı olarak erişebilme yeteneği, bilinçli iş kararları almak için yararlanılabilecek değerli içgörüler sağlayabilir. </p>
<p>Veri taşınabilirliği, işletmelerin verilerine birden fazla kaynaktan ve platformdan erişebilmelerini sağlamada önemli bir rol oynadığını ifade eden <strong>Veeam Kurumsal Strateji Başkan Yardımcısı Dave Russell, </strong>“Böylece işletmeler operasyonlarında daha çevik, duyarlı ve verimli olabiliyor ve rekabet avantajı elde edebiliyor. Öte yandan, verilerine hızlı ve kolay bir şekilde erişemeyen işletmeler kendilerini rekabetin gerisinde kalmış bulabiliyor.” dedi ve ekledi: “Sonuç olarak veri taşınabilirliği, işletmelerin günümüzün veri odaklı dünyasında başarılı olabilmeleri için kritik bir gereklilik haline geldi.”</p>
<p><strong>Veri taşınabilirliğinin önemini anlamak: nedir ve neden önemlidir?</strong></p>
<p>Veri taşınabilirliği, verilerin bir sistemden veya platformdan diğerine taşınabilmesini ifade ettiğini aktaran Dave Russell, “Bu, verilerin farklı depolama platformları arasında taşınabileceği anlamına gelir ve bu da birincil depolama sistemlerindeki ek yükün azaltılmasına yardımcı olur. Kuruluşlar topladıkları ve depoladıkları verileri kolayca içe ve dışa aktarabilmeli, gerektiğinde farklı format ve standartlara dönüştürebilmelidir. Bu konu önemlidir çünkü işletmelerin, depolandıkları platform veya sistemden bağımsız olarak verilerine hızlı ve verimli bir şekilde erişebilmelerini sağlar.” şeklinde konuştu ve sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>Veri taşınabilirliğinin önemi, verileri birden fazla platformda erişilebilir hale getirme becerisinde yatmaktadır. Bu, tek bir platform veya sistemle sınırlı olmadıkları için işletmelerin daha verimli ve üretken olmalarına yardımcı olabilir. Ayrıca, işletmelerin verilerini kaybetme endişesi yaşamadan yeni teknolojiler ve platformlar kullanıma sunulduğunda bunlardan yararlanmalarına olanak tanır.</p>
<p><strong>Veri taşınabilirliğine ilişkin temel zorluklar</strong></p>
<p>Veri taşınabilirliği konusundaki en önemli zorluklardan biri, dijital dönüşümü tam olarak benimseyememek ve yeni dünya gerçeklerine uyum sağlayamamaktır. Birçok işletme hala veri taşınabilirliği için tasarlanmamış eski sistemleri kullanıyor. Bu sistemlerin birçoğu diğer platformlarla uyumlu olmadığı için sistemler arasında veri aktarımı zor olabilir.</p>
<p>Ayrıca, bulut bilişim hizmetlerinin yükselişi de veri taşınabilirliği konusundaki teknik endişeleri artırdı. İşletmelerin belirli bir bulut hizmeti sağlayıcısına bağlı olduğu satıcı kilitlenmesi, verilerin başka bir platforma taşınmasını zorlaştırabilir. Çünkü bulut sağlayıcıları genellikle diğer platformlarla birlikte çalışamayan tescilli formatlar ve teknolojiler kullanıyorlar.</p>
<p><strong>Yeterli düzeyde veri taşınabilirliğine sahip olmak ile gerçekçi olmak arasındaki çizgi nasıl aşılır?</strong></p>
<p>Dave Russell’ın işletmelere kapasiteleri konusunda gerçekçi olarak yeterli düzeyde veri taşınabilirliğine sahip olduklarından emin olmak için önerdiği bazı ideal uygulamalar şöyle:</p>
<ol>
<li><strong>Bir felaket kurtarma planı/müdahalesi hazırlayın &#8211; </strong>Kuruluşlar öncelikle bir iş etki analizinden yola çıkarak iş sürekliliği planlaması yaptıklarından emin olmalıdır. Bu, siber saldırı veya doğal afet gibi bir felaket durumunda uygun bir felaket kurtarma müdahalesine sahip olmak anlamına gelir. Şirketler, önemli verileri geri getirmek için en iyi senaryonun belirlenmesi ve neyin kabul edilebilir bir kayıp olduğunun tespit edilmesi gibi konulara öncelik vererek ve bu konular üzerinde biraz kafa yorarak işlerinin devam etmesini sağlayabilirler. </li>
<li><strong>Verileri mümkün olduğunca birlikte çalışabilir formatlar kullanarak depolayın ve aktarın, ayrıca bir alandan diğerine aktarılırken güvenliğini sağlayın &#8211; </strong>Bu, farklı platformlar tarafından yaygın olarak desteklenen açık standartlar ve formatlar kullanmak anlamına gelir. Ayrıca, verilerin bir platformdan diğerine aktarılırken güvenliğinin sağlanmasını da içerir. Şifreleme ve diğer güvenlik önlemleri veri ihlallerini ve yetkisiz erişimi önlemeye yardımcı olabilir.</li>
<li><strong>Verilere öncelik verin ve bir olaydan sonra nelerin geri getirilmesi gerektiğine dair bütünsel bir görüşe sahip olun &#8211; </strong>Bu, işletme için kritik olan verilere öncelik vermek ve bir felaket durumunda bu verilerin kurtarılabilir olmasını sağlamak anlamına gelir. Ayrıca, verilere ek olarak uygulamalar ve sistemler gibi bir olaydan sonra nelerin geri getirilmesi gerektiğine dair bütünsel bir görüşe sahip olmak anlamına gelir.</li>
<li><strong>Veri güvenliğini ve bütünlüğünü sağlayın &#8211; </strong>Bu, hem depolama hem de aktarım sırasında verilerin güvenliğini her zaman sağlamak anlamına gelir. Ayrıca, verilerin tüm platformlarda doğru ve tutarlı olmasını sağlamak için veri bütünlüğünü korumak anlamına da gelir.</li>
</ol>
<p>Çoklu bulut stratejilerinin daha fazla kuruluş tarafından benimsenmesiyle birlikte, etkili veri taşınabilirliği çözümlerine duyulan ihtiyaç daha da artmıştır. İşletmeler, verilerini hızlı ve verimli bir şekilde kullanabilmek için verileri farklı platformlar arasında zahmetsizce aktarabilmelidir. Böylece işletmeler, verilerinin nerede depolandığından bağımsız olarak verilerine hızlı ve etkili bir şekilde erişebilir.</p>
<p>Platformlar arasında etkili veri kurtarma elde etmek için işletmeler, yetenekleri konusunda gerçekçi olurken yeterli düzeyde veri taşınabilirliğine sahip olduklarından emin olmalıdır. Bu, bir felaket kurtarma planının uygulanmasını, birlikte çalışabilir formatların kullanılmasını, kritik verilere öncelik verilmesini ve veri güvenliği ile bütünlüğünün korunmasını içerir. Eski sistemler ve sağlayıcı kilitlenmesi gibi veri taşınabilirliğiyle ilgili zorluklar olsa da, bu en iyi uygulamaları takip etmek işletmelerin bunları aşmasına ve veri taşınabilirliğinin avantajlarından yararlanmasına yardımcı olabilir. Veriler kurumlar için kritik bir kaynak olduğundan, hangi platform veya sistemde depolandıklarına bakılmaksızın bu verilere hızlı ve verimli bir şekilde erişebilmelerini sağlamak çok önemlidir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/veri-tasinabilirliginin-gucunu-ortaya-cikarma-platformlar-arasinda-etkili-veri-kurtarma-mumkun-395698">Veri taşınabilirliğinin gücünü ortaya çıkarma: Platformlar arasında etkili veri kurtarma mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5G&#8217;ye Geçiş Güçlü Fiber Altyapı ile Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5gye-gecis-guclu-fiber-altyapi-ile-mumkun-395578</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Aug 2023 10:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[altyapı]]></category>
		<category><![CDATA[fiber]]></category>
		<category><![CDATA[geçiş]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[gye]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER), 5G teknolojisinin fiber internet altyapısı ile hayata geçeceğine dikkat geçerek fiber internet altyapısının yaygınlaşmasının ve güçlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5gye-gecis-guclu-fiber-altyapi-ile-mumkun-395578">5G&#8217;ye Geçiş Güçlü Fiber Altyapı ile Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER), 5G teknolojisinin fiber internet altyapısı ile hayata geçeceğine dikkat geçerek fiber internet altyapısının yaygınlaşmasının ve güçlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Dijitalleşen dünya ve gelişen teknolojiler özelinde, iletişim ve internet altyapısının sürekli olarak güçlenmesi, yaygınlaşması ve hızlanması hayati öneme sahip bulunuyor. Son yıllarda, kablosuz iletişim teknolojileri hızlı bir şekilde evrimleşiyor, yeni nesil ağlar olan 5G&#8217;nin ve fiber internetin birbirleriyle olan ilişkisini güçlendiriyor.</p>
<p>5G teknolojisi, yüksek hızlı kablosuz bağlantılar sağlıyor ve veri transferini de bu biçimde oldukça hızlı olmasını mümkün kılıyor. TELKODER, 5G&#8217;nin tam potansiyelini elde etmek için yaygın ve güçlü bir fiber altyapı gerektiğine dikkat çekiyor. Fiber optik kablolar, verileri ışık hızında ileterek ve diğer geleneksel kablo türlerine göre daha yüksek kapasite sunarak iletişim hatlarını güçlendiriyor.</p>
<p><strong>5G teknolojisinin fiber internetle olan ilişkisi nedir?</strong></p>
<p><strong>Altyapı Geliştirmesi:</strong> 5G baz istasyonları ve altyapısı, daha hızlı ve güçlü bir internet bağlantısı sağlamak için fiber optik altyapıya bağımlıdır. Fiber internetin yaygınlaşması ve altyapıdaki gelişmeler, 5G&#8217;nin kapsama alanını ve performansını artırır ve bu şekilde teknolojinin gücünü destekler.</p>
<p><strong>Yüksek Hız ve Düşük Gecikme:</strong> 5G, düşük gecikme süreleri ile yüksek hızlı bağlantılar sağlıyor. Ancak, verilerin bu kadar hızlı aktarılabilmesi için fiber altyapıya ihtiyaç duyar. Fiber optik kablolar, yüksek bant genişliği ve düşük gecikme süreleriyle, 5G cihazları arasındaki veri alışverişini hızlandırır ve bu sayede iletişim hızını kuvvetlendirir.</p>
<p><strong>Yüksek Kapasite:</strong> 5G, büyük miktarda verinin hızlıca aktarılmasını sağlar. Fiber optik internet, yüksek veri kapasitesi sayesinde yoğun veri trafiği ile başa çıkar ve kesintisiz bir deneyim sunar, böylece ağın gücünü arttırır.</p>
<p><strong>Geleceğe Hazırlık:</strong> Fiber optik altyapı, gelecekteki iletişim teknolojileri için de sağlam bir temel oluşturur. 5G&#8217;nin önündeki engelleri kaldırarak, gelecekte geliştirilecek daha hızlı ve gelişmiş kablosuz teknolojilere geçiş için bir köprü görevi görür ve bu şekilde iletişimin gücünü yükseltir.</p>
<p>5G teknolojileri için önemli bir unsur olan fiber altyapı gündemi konusunda görüşlerini paylaşan<strong> TELKODER Yönetim Kurulu Başkanı Halil Nadir Teberci</strong>, “Günümüzde pek çok ülke, fiber optik altyapının 5G teknolojisinin yaygınlaşmasında oynadığı önemli rolü fark ediyor. Fiber internetin hızı, kapasitesi ve düşük gecikme süresi, 5G&#8217;nin tam potansiyelini ortaya çıkarıp, kritik bir unsur olarak ön plana çıkıyor ve bu sayede teknolojinin gücünü arttırıyor. Yakın gelecekte, fiber optik altyapının daha da yaygınlaşması ve 5G teknolojisindeki gelişmeler, insanların daha hızlı ve güvenilir bir internet deneyimi yaşamalarını sağlayacak ve bu şekilde iletişimin gücünü yükseltecektir. İletişim gücü kadar dijitalleşen ekonomiler de bu biçimde güçlü bir altyapı ile gelişimini sürdürebilecektir. Gelişmiş ve gelişmekte olan diğer ülkeler gibi Türkiye’nin dünyadaki rekabet gücüne güç katmak da 5G’ye geçiş sürecinde fiber altyapının hızlıca büyütülmesiyle mümkün olacaktır. Karar vericilerin fiber konusunu artık ciddi biçimde ele alıp çözmesini dört gözle bekliyoruz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5gye-gecis-guclu-fiber-altyapi-ile-mumkun-395578">5G&#8217;ye Geçiş Güçlü Fiber Altyapı ile Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soyer: Daha güzel bir hayatın mümkün olduğunu biliyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soyer-daha-guzel-bir-hayatin-mumkun-oldugunu-biliyoruz-394860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2023 13:11:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[biliyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hayatın]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olduğunu]]></category>
		<category><![CDATA[soyer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=394860</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Sosyal Demokrasi Vakfı'nın (SODEV) Yerel Yönetimler Okulu Eğitim Programı'nda kapanış konuşmasını yaptı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soyer-daha-guzel-bir-hayatin-mumkun-oldugunu-biliyoruz-394860">Soyer: Daha güzel bir hayatın mümkün olduğunu biliyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Sosyal Demokrasi Vakfı&#8217;nın (SODEV) Yerel Yönetimler Okulu Eğitim Programı&#8217;nda kapanış konuşmasını yaptı. Başkan Tunç Soyer, “Nazım&#8217;ın dediği gibi &#8217;70&#8217;inde bile zeytin dikeceksin, hem de öyle çoluk çocuğa kalacak diye değil hayata inandığından ölüme inat&#8217; diyor. Yürüttüğümüz bütün bu hikâyenin arkasındaki ana cümle budur. Hayata inanıyoruz, daha güzel bir hayatın mümkün olduğunu biliyoruz” diye konuştu.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Sosyal Demokrasi Vakfı&#8217;nın (SODEV) İzmir Sanat&#8217;ta düzenlediği Yerel Yönetimler Okulu Eğitim Programı&#8217;na katıldı. Kapanış konuşmasını yapan Başkan Tunç Soyer, 2019 yılında göreve geldiğinden bu yana yaptığı çalışmaları ve hedeflerini anlattı. Başkan Soyer&#8217;in konuşmasını, geçmiş yıllarda devlet bakanlığı, dışişleri bakanlığı, başbakan yardımcılığı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevlerini yürütmüş, eski Sosyal Demokrat Halk Partisi Genel Başkanı Murat Karayalçın, CHP 26. Dönem Milletvekili Zeynep Altıok, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Emeritus Prof. Dr. Korel Göymen, akademisyenler, bürokratlar ve vatandaşlar da takip etti. Program sonunda eğitime katılanlara sertifika takdim edildi. </p>
<p><strong>Soyer: “Doğayla uyumlu bir model ortaya çıkartmamız gerekiyor”</strong></p>
<p>2019 yılında BM’nin 17 sürdürülebilir kalkınma hedefi doğrultusunda stratejik önceliklerini belirlediklerini belirten Başkan Tunç Soyer, ekoloji olmadan ekonominin iyi olamayacağına işaret etti. Doğayla iç içe, barışık ve doğanın haklarını koruyan bir yeni tarife ihtiyaç olduğunu söyleyen Başkan Soyer, “Gezi&#8217;den beri, Kaz Dağları&#8217;nda, Akbelen&#8217;de, birçok yerde devam eden mücadelelere de yeni bir perspektif ve içerik getirilebilir diye ümit ediyorum. Doğayla uyumun çok temel başka bakış açısı gerektirdiğini ifade etmek istiyorum” dedi.</p>
<p><strong>“Fabrika bizim kalemiz”</strong></p>
<p>Bayındır&#8217;da hayata geçirilen Süt İşleme Tesisi ile ilgili konuşan Başkan Soyer, “Biz Tarım Bakanlığı değiliz, Büyükşehir Belediyesiyiz. Ama bu şehirde tarımsal üretimin tasarlanması için, doğru tercihlerin yapılması için bir rol üstlenebileceğimizi gördük. Fabrika o nedenle aslında bizim kalemiz. Deniyor ya her fabrika kaledir, bu o kalelerin en güçlülerinden biri. Biz hem fiyatı regüle ediyoruz. Hem küçükbaş hayvancılığa yönlendirmiş oluyoruz, hem büyükbaş hayvancılığı böylece biraz daha ötelemiş oluyoruz. Tarihimizi bilsek büyükbaş doğuda yapılır, burada sadece küçükbaş yapılırdı. Kısa vadeli çıkarlar ve karlar uğruna bu hikayeyi bitirdik. 50 senede bitirdik üstelik. Bu bir kader değil diye düşünüyoruz. Kurduğumuz bir merkez var, bu merkez havza bazında ne üretim yapılabileceğine dair üreticilerimize hizmet veriyor. Bir tarımsal araştırma merkezi bu” dedi. </p>
<p><strong>“İçinde yaşadığımız mecburiyet değil”</strong></p>
<p>Başka bir dünyanın, başka bir yerel yönetimin, başka bir memleketin mümkün olduğunu göstermeye çalıştıklarını belirten Başkan Soyer, “İçinde yaşadığımız şeyin ne bir mecburiyet, ne de bir kader olmadığını biliyoruz. Yerelden başlayarak değişebileceğine inanıyoruz. Nazım&#8217;ın dediği gibi; &#8217;70&#8217;inde bile zeytin dikeceksin, hem de öyle çoluk çocuğa kalacak diye değil hayata inandığından ölüme inat&#8217; diyor. Yürüttüğümüz bütün bu hikâyenin arkasındaki ana cümle budur. Hayata inanıyoruz daha güzel bir hayatın mümkün olduğunu biliyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soyer-daha-guzel-bir-hayatin-mumkun-oldugunu-biliyoruz-394860">Soyer: Daha güzel bir hayatın mümkün olduğunu biliyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title> Siber tehdit ve izleme istihbaratı olmadan siber koruma mümkün değil </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-tehdit-ve-izleme-istihbarati-olmadan-siber-koruma-mumkun-degil-389521</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jul 2023 09:40:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[istihbaratı]]></category>
		<category><![CDATA[izleme]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389521</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber tehdit istihbaratı ve izleme, modern bir siber saldırıya karşı kuruluşların hazırlıklı olma, eyleme geçirilebilir bilgi toplama ve durdurma aşamalarında kritik önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-tehdit-ve-izleme-istihbarati-olmadan-siber-koruma-mumkun-degil-389521"> Siber tehdit ve izleme istihbaratı olmadan siber koruma mümkün değil </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber tehdit istihbaratı ve izleme, modern bir siber saldırıya karşı kuruluşların hazırlıklı olma, eyleme geçirilebilir bilgi toplama ve durdurma aşamalarında kritik önem taşıyor. Birçok kuruluş, konu hakkında yeterli bilgi sahibi olmamakla birlikte, saldırıları önlemek için gereken personele ya da uzmanlığa bütçe ayırmadığı için saldırılara karşı savunmasız kalıyor. Siber koruma alanında küresel bir lider olan Acronis, kuruluşların siber tehdit istihbaratı ve izleme çözümleri hakkında bilmesi gerekenleri paylaşıyor.</strong></p>
<p>Siber saldırılar artık sadece kişi ve kuruluşlar için değil, devletleri de kapsayan küresel bir tehdit haline geldi. Uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasıyla, korumasız ağların kullanılması ve çalışanların kendi cihazlarıyla şirket ağına bağlanması, siber tehdit istihbaratı ve izleme çözümlerine duyulan ihtiyacı her geçen gün daha fazla ortaya koyuyor. Stratejik zeka tabanlı siber tehdit istihbaratı ve izleme çözümleri, kötü amaçlı yazılım saldırılarına karşı kuruluşların güvenlik açıklarını daha iyi anlamalarına, saldırı halinde uygun önlemlerin alınmasına, şirketin ağını ve uç noktalarını gelecekteki saldırılara karşı korumalarına yardımcı oluyor. Aynı işlemlerin gerçekleştirilmesi için 8 bin 774 analistin bir yıl boyunca tam zamanlı çalışması gerekiyor. Doğru bir güvenlik duvarı oluşturmak amacıyla yapay zeka (AI) ve makine öğrenimi ile çalışan siber tehdit istihbaratı ve izleme çözümleri en etkili yöntemler arasında. Siber koruma alanında küresel bir lider olan Acronis, siber tehdit istihbaratı ve izleme çözümleri hakkında bilinmesi gerekenleri paylaşıyor.</p>
<p><strong>Siber Tehdit İstihbaratı Yaşam Döngüsü ve Süreci </strong></p>
<p>Sektör uzmanları, ham verileri istihbarata dönüştüren siber tehdit istihbaratı yaşam döngüsünün beş veya altı yinelemeli süreç adımı olduğunu belirtiyor. CIA ilk önce altı adımlı bir yaşam döngüsü süreci geliştirirken, diğer güvenlik uzmanları yaşam döngüsü sürecini aşağıdaki gibi birleştirerek 5 adıma indiriyor.</p>
<p><strong>1.</strong> <strong>Planlama ve yön</strong>: CISO veya CSO, siber tehdit istihbarat programının amaçlarını ve hedeflerini belirliyor. Bu aşama, korunması gereken hassas bilgilerin ve iş süreçlerinin tanımlanmasını, verileri ve iş süreçlerini korumak için gereken güvenlik operasyonlarını ve neyin korunacağına öncelik verilmesini içeriyor.</p>
<p><strong>2.</strong> <strong>Koleksiyon</strong>: Veriler, açık kaynak aktarımları, şirket içi tehdit istihbaratı, dikey topluluklar, ticari hizmetler ve karanlık web istihbaratı gibi birden çok kaynaktan toplanıyor.</p>
<p><strong>3.</strong> <strong>İşleme</strong>: Toplanan veriler daha sonra daha fazla analiz için uygun bir formatta işleniyor.</p>
<p><strong>4. Analiz</strong>: Veriler farklı kaynaklardan birleştirilerek, analistlerin kalıpları belirleyebilmesi ve bilinçli kararlar alabilmesi için eyleme geçirilebilir istihbarata dönüştürülüyor.</p>
<p><strong>5.</strong> <strong>Yaygınlaştırma:</strong> Tehdit verileri analizi daha sonra uygun şekilde yayınlanıyor ve şirketin paydaşlarına veya müşterilerine dağıtılıyor.</p>
<p>Siber tehdit istihbarat ve yaşam döngüsü, dijital saldırılarla mücadele için tek seferlik bir süreç değil, her siber deneyimi alıp bir sonrakine uygulayan döngüsel bir süreç olarak kuruluşlara destek veriyor.</p>
<p><strong>Siber Güvenlikte Tehdit Modelleme İle İlgili Yanılgılar Neler?</strong></p>
<p>&#8220;Tehdit modelleme&#8221; terimi birçok kullanıcı için çeşitli yanlış anlamalara yol açabiliyor.   Bazıları bu yaklaşımın yalnızca bir uygulama tasarlanırken uygulanabileceğini ya da kod incelemesi ve sızma testi ile kolayca çözülebilen, isteğe bağlı bir görev olarak görüyor. Süreci aşırı karmaşık gereksiz bir faaliyet olarak gören kuruluşlar da bulunuyor. Acronis, genel kanı olarak yerleşen, doğru bilinen yanlışları aşağıdaki şekilde sıralıyor. </p>
<p><strong>1.</strong> <em><strong>Kod incelemesi ve sızma testi, tehdit modellemenin yerini tutmaz</strong></em><strong>. </strong>Kod incelemesi ve sızma testi, herhangi bir uygulama geliştirme sürecinin temel bir parçası olarak koddaki hataları bulmada etkili oluyor. Ancak tehdit modellemesi ile başlatılan özel güvenlik değerlendirmeleri düzeltilmediği takdirde güvenlik ihlali yaratan karmaşık tasarım kusurlarını beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><em><strong>2. Tehdit modellemesi dağıtımdan sonra da yapılabilir.</strong></em><strong> </strong>Tehdit modellemesini tasarım aşamasının başında başlatmak en iyi yöntem olarak görülüyor. Bu işlem, dağıtım sonrasında da ilgili yaklaşıma başvurulması gerektiği anlamına geliyor. Uygulama dağıtımdan sonra daha erişilebilir hale geldikçe yeni siber tehditler ortaya çıkabiliyor. Uygulamaya yönelik mevcut tüm tehditlerin değerlendirmesi olmadan, onu tüm olası risklere karşı güvence altına alınamıyor. Dağıtım sonrası aşamadaki zayıflıkların izlenerek uygulama için daha hızlı ve daha etkili iyileştirme sağlanabiliyor.</p>
<p><em><strong>3. Tehdit modelleme, makul bir şekilde yaklaşılırsa karmaşık bir süreç değildir</strong>. </em>Mevcut süreç, bir plan yapılmadan önce incelendiğinde zaman alıcı ve yorucu görünebiliyor. Ancak sistematik adımlar halinde sınıflandırıldığında uygulanabilir görevlere bölünebiliyor. Her görev bir öncekini takip ediyor. Bu nedenle &#8220;komut dosyasına&#8221; uyulduğu sürece tehdit modelleme fazla güçlük çekmeden tamamlanabiliyor.</p>
<p>Siber koruma, araştırma ve tehdit izleme özelliklerini tek bir çatı altında birleştiren Acronis, geliştirdiği Acronis Cyber Protect ürünü ile tüm verileri, uygulamaları ve sistemleri korumak için yedekleme ve siber güvenlik yeteneklerini tek bir çözümde birleştiriyor. Acronis, sektörde ilk kez geliştirdiği bu çözümle siber suçlara karşı mücadele ediyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-tehdit-ve-izleme-istihbarati-olmadan-siber-koruma-mumkun-degil-389521"> Siber tehdit ve izleme istihbaratı olmadan siber koruma mümkün değil </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimsel ihracat ile Finansal artış mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilimsel-ihracat-ile-finansal-artis-mumkun-384536</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 07:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[finansal]]></category>
		<category><![CDATA[ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384536</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmaların sonucu Türkiye ekonomisinin ihracatta kur/fiyat rekabeti değil, dıştan alınanı dışa satmaya dayalı bir ekonomik özelliğe sahip olduğunu gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilimsel-ihracat-ile-finansal-artis-mumkun-384536">Bilimsel ihracat ile Finansal artış mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmaların sonucu Türkiye ekonomisinin ihracatta kur/fiyat rekabeti değil, dıştan alınanı dışa satmaya dayalı bir ekonomik özelliğe sahip olduğunu gösteriyor. Finans uzmanları küresel rekabet ortamında, güçlü bir finansal alt yapının ve bilimsel ihracatın uzun süreli karlılığa götüreceğinin önemini vurguluyor.</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;deki ihracat firmaları, küresel pazarda pek çok zorluğa göğüs germek zorunda kalıyorlar. Bu zorlukların en başında ise; ‘Küresel Ekonomik Dalgalar’ geliyor. Dünya ekonomisindeki dalgalanmalar, yabancı pazarda kendini göstermek isteyen işletmeler için sarsıcı bir etki oluşturabiliyor. İşletmeler ise rekabet ortamında kayıp yaşamamak adına geleneksel çözümler yerine bilimsel ihracata yöneliyor.</p>
<p><strong>İşletmelerin finansal büyüme süreçlerine destek veren en önemli unsur ‘İhracat’</strong></p>
<p>Yüksek rekabet, ticaret engelleri, ödeme riskleri ve lojistik sorunlar işletmelerin global pazarda sıklıkla karşılaştıkları sorunlar arasında yer alıyor. İhracat piyasasındaki diğer ülkelerin ihracatçılarıyla başa çıkmak için finansal planlamanın doğru hazırlanmasının önemine dikkat çeken Finansal Yönetim Danışmanı Bikem İnce İnanç: ‘İşletmeler kıt kaynaklarını sonsuz ihtiyaçlarını karşılamak için kullanırken ‘bilimsel ihracata’ ağırlık vererek, bilinçli ve kontrollü şekilde yurt dışına adım atmalı. Teşvikler konusunda hem yurt içinde hem de yurt dışında çok fazla fırsat ve imkân var. İşletmeler finansa dokunan konulara gereken özeni gösterir ise global pazarda karlılıklarını rahatça artırabileceklerdir. Yaklaşık 200 ülke çapında yapılabilen detaylı pazar araştırmaları ile bilimsel bir ihracat geliştirme süreci izlemek, bu alanda hızla ilerlemeyi de beraberinde getirecektir. <em><strong>2023 yılı Mart ayı verilerine göre, ihracat rakamları geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla %2,5 artarak toplamda 61 milyar 588 milyon dolarlık tutara ulaştı.</strong></em> İşletmelerin ihracat konusunda daha planlı hareket etmeleri ve bu alanı önceliklendirmeleri finansal anlamda güçlenmeleri için en önemli hamlelerin başında geliyor.’ sözlerine yer verdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>200 ülke çapında yapılan detaylı pazar araştırması kaynakların doğru kullanılmasına olanak sağlıyor</strong></p>
<p>İnanç: ‘Bildiğiniz gibi herkes artık bir şekilde ihracat yapmak ya da ihracatı geliştirmek istiyor. Ama maalesef doğru gidiş yolları kullanılarak ilerlenmiyor. Bu sebep ile işletmeler, kıt kaynaklarını doğru yönetemiyor ve istedikleri noktaya varamıyor. İhracat yapmak için artık körlemesine bir metot ile rakiplerinizin hareketlerini takip etmek, gereksiz fuar katılımları göstermek, yine boşa planlanmış seyahatlerle zamanınızı ve paranızı boşa harcamanız yeterli ve doğru değil. Bunun yerine biz bilimsel ihracat öneriyoruz, her bir ürün özelinde ayrı ayrı hazırlanan ve 200 ülke çapında yapılan detaylı pazar araştırması raporları ile potansiyel alıcı ülkelerin kim olduklarına, bu ülkelerin ticaret dengelerine ve bu ülkelerdeki potansiyel alıcılara ulaşmak mümkün. Buna ek olarak e-ihracat dediğimiz yurtdışı pazar yerlerinde de doğru platformlarda, algoritmalara uygun şekilde yer almak bu alana girişteki en önemli konu. E-ihracat yapılacak platformların tespiti, doğru mağaza konumlandırma, reklamlar ve müşteri yönetimi e-ihracatı geliştirmeniz için dikkat edilmesi gereken önemli alanlar. ‘açıklamasında bulundu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilimsel-ihracat-ile-finansal-artis-mumkun-384536">Bilimsel ihracat ile Finansal artış mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 11:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağca]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[fehmi]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ortamın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlanması]]></category>
		<category><![CDATA[suriyede]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=376544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Suriye’de barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel ABD!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544">Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriye’de barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel ABD! </strong></p>
<p><strong>Suriye’nin 12 yıl aradan sonra yeniden Arap Birliği’ne katılmasını değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca bu durumun Suriye sorununun çözümüne katkı sağlayabileceğini belirtti. “Tarafların iyi niyetli çabaları ile özellikle mültecilerin Suriye’ye geri dönüşü konusunda, bir anlaşmaya varılabilirse Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir.” diyen Ağca Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasına ilişkin durumu değerlendirdi. Suriye’nin, 7 Mayıs 2023 tarihinde yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldığını, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, ev sahibi Suudi Arabistan Kralı tarafından 19 Mayıs’ta yapılan zirveye çağrıldığını da sözlerine ekleyen Ağca, Arap ülkelerinin yanı sıra, Türkiye’nin de Suriye ile normalleşme yönünde adımlar attığını söyledi. Ağca, Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasının önündeki en önemli engelin ABD olduğunu da sözlerine ekledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca Suriye’nin 12 yıl aradan sonra Arap Birliği’ne katılmasını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Türkiye daimi gözlemci statüsünde</strong></p>
<p>Arap Birliği’nin Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye devletleri tarafından 22 Mart 1945’te Kahire’de kurulduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “Merkezi Kahire&#8217;de olan Arap Birliği&#8217;nin bugün 22 üyesi var. 2006 yılından beri Türkiye daimi gözlemci statüsünde.” dedi.</p>
<p>Arap Birliği’nin daimi merkezinin Kahire’de olmasına karşın her yıl Arap Birliği zirvelerinin farklı şehirlerde yapıldığını söyleyen Ağca, 2023 yılındaki ilk toplantının 19 Mayıs 2023’te, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yapıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>Arap Birliği, her konuda üyelerin desteklenmesi amacıyla kuruldu</strong></p>
<p>Arap Birliği’nin kurulma amacının üyelerin siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal programlarını güçlendirmek, koordine etmek ve aralarında veya üçüncü taraflarla oluşabilecek uyuşmazlıklara aracılık etmek olduğunu aktaran Ağca, iş birliği konularını da “Ticaret, gümrükler, döviz kurları, tarım ve sanayi alanlarını kapsayan ekonomik ve mali konular, demiryolları, karayolları, havacılık, denizcilik, posta ve telgraf dâhil iletişim alanında işbirliği, kültürel işbirliği, vatandaşlık, pasaport, vizeler, mahkeme kararlarının icrası ve suçluların geri iadesi, sosyal güvenlik konularında işbirliği ve sağlık alanında işbirliği.” olarak sıraladı. </p>
<p><strong>Her Arap Devleti, Arap Birliği’ne katılma hakkına sahiptir</strong></p>
<p>Arap Devletleri Birliği Paktı olarak da bilinen Arap Birliği Şartı’nın, Arap Birliği&#8217;nin kurucu antlaşması olduğunu belirten Ağca, “Buna göre, Arap Devletleri Birliği bu anlaşmayı imzalayan bağımsız Arap Devletleri&#8217;nden oluşacaktır. Her Arap devleti, Arap Birliği’ne katılma hakkına sahiptir ve katılma için müracaatını, Arap Birliği Konseyi’nin ilk toplantısında görüşülmek üzere Genel Sekreterliğe yapar.” diyerek Arap Birliği’ne katılma şartlarını açıkladı.</p>
<p><strong>7 Mayıs 2023’te, Suriye</strong><strong> yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldı </strong></p>
<p>Suriye&#8217;nin üyeliğinin 16 Kasım 2011 tarihinde askıya alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “6 Mart 2013 tarihinde Arap Birliği, Suriye Ulusal Koalisyonu&#8217;nun Suriye&#8217;yi temsil ettiği gerekçesiyle Arap Birliği&#8217;ndeki yerini verdi. 9 Mart 2014 tarihinde, Genel Sekreter Nabil Al-Arabi, muhalefet kurumlarının oluşumunu tamamlayana kadar Suriye&#8217;nin sandalyesinin boş kalacağını söyledi. 7 Mayıs 2023 tarihinde, Suriye yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ev sahibi Suudi Arabistan Kralı tarafından 19 Mayıs’ta yapılan zirveye çağrıldı. Arap ülkelerinin yanı sıra, Türkiye de Suriye ile normalleşme yönünde adımlar atmaktadır. Türkiye, Rusya, İran ve Suriye Dışişleri bakan yardımcıları ve savunma bakanları düzeyindeki görüşmelerin ardından 10 Mayıs’ta, Moskova’da üçüncü tur görüşmeler için dışişleri bakanları buluştu.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Barışçıl protestoları kanlı şekilde bastırma girişimi nedeniyle Suriye’nin üyeliğini askıya alınmıştı </strong></p>
<p>22 üyeli Arap Birliği’nin 18 üyesinin, barışçıl protestoları kanlı şekilde bastırma girişimi nedeniyle Kasım 2011’de Şam’ın üyeliğini askıya aldığını kaydeden Ağca, “O dönem Esad lehine Suriye dışında, İran etkisindeki Lübnan ve Yemen oy kullanmıştı. Irak ise çekimser kalmıştı. İç savaş boyunca 500 binden fazla insan öldü, milyonlarca kişi yerinden oldu. Halen, Suriye’nin kuzey kısımları Esad’ın kontrolü dışında ve ABD tarafından desteklenen YPG terör örgütü tarafından kontrol edilmektedir. Kuzey Suriye’nin Fırat nehrinin batısında kalan kesimi ise, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolü altındadır.” dedi.</p>
<p>12 yıllık iç savaşın ardından Şam rejiminin, diğer bölgelerde büyük ölçüde kontrolü sağlamış durumda olduğunu da sözlerine ekleyen Ağca, en önemli sorunun, muhalifler ve mültecilerin durumu ile kuzeydeki topraklara dair siyasi çözümün belirsizliği olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir”</strong></p>
<p>Suriye’nin birliğe yeniden katılmasının, Suriye sorununun çözümüne katkı sağlayabileceğini dile getiren Ağca, “Arap Birliği ülkelerinin ve sorunun tarafları olan Rusya, İran ve Türkiye’nin iyi niyetli çabaları ile özellikle mültecilerin Suriye’ye geri dönüşü konusunda, bir anlaşmaya varılabilirse Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir.” dedi.</p>
<p>“Şu an itibarıyla, Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasına en önemli engelin ABD olduğu görülmektedir.” diyen Ağca, “ABD sorunun en başından itibaren Suriye’nin parçalanmasını istemektedir. Fırat nehrinin doğusunda kalan bölgede ve ülkenin Türkiye sınırına bitişik kuzey bölgesinde PKK terör örgütünün kontrol ettiği bir terör devleti kurmak hedefindedir. ABD, NATO müttefiki Türkiye ile ilişkileri son derece olumsuz etkileyen bu süreçte, geri adım atmamakta, aksine PKK terör örgütüne silah yardımlarını ve siyasi desteğini artırarak devam etmektedir. Suriye sorununun çözümünde Arap Birliği kararlı biçimde, Türkiye ile işbirliği yaptığı takdirde, ABD’nin bölücü politikalarına karşı bir direnç oluşturulması ve Suriye’nin demokratik dönüşümü doğrultusunda yeni bir anayasanın hazırlanması ve müteakiben yapılacak demokratik seçimlerle ülkede yeniden barış, güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması mümkün olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544">Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Zeynep Azaklı: Gençliğinizi Geri Kazanmak Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-zeynep-azakli-gencliginizi-geri-kazanmak-mumkun-mu-376237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 May 2023 13:28:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaklı]]></category>
		<category><![CDATA[gençliğinizi]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=376237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençliğinizi geri kazanmak mümkün mü? Dr. Zeynep Azaklı, bu sorunun cevabını araştıran ve insanlara gençliklerini yeniden hissettirmeyi hedefleyen önemli bir çalışma gerçekleştirmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-zeynep-azakli-gencliginizi-geri-kazanmak-mumkun-mu-376237">Dr. Zeynep Azaklı: Gençliğinizi Geri Kazanmak Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gençliğinizi geri kazanmak mümkün mü? Dr. Zeynep Azaklı, bu sorunun cevabını araştıran ve insanlara gençliklerini yeniden hissettirmeyi hedefleyen önemli bir çalışma gerçekleştirmektedir. Dr. Zeynep Azaklı, gençliğin çoğunluğunun okuyarak ve kendine yatırım yaparak geçtiğini belirtiyor. Çalışan, meslek sahibi insanlar için üniversite, iş hayatı, kariyer, evlilik, çocuk gibi birçok faktörün hayatın içinde yer aldığına dikkat çekiyor.</p>
<p>Yaşanmışlıkların ve tecrübelerin insanı oluşturduğu bir gerçektir. Ancak bu süreçte ödenen bedel genellikle gençliktir. Dr. Zeynep Azaklı, gençliğini geride bırakmış insanların aynaya baktıklarında tanıyamadıkları bir görüntüyle karşılaştıklarını ifade ediyor. Olgunlaşma, deneyim kazanma, hayata dair bir fikir edinme gibi süreçler zamanla birlikte gelişirken, bu sürecin yorgunluğunun yüzden okunduğunu belirtiyor.</p>
</p>
<p>Dr. Zeynep Azaklı, gençliğin tazeliğini, freshliğini ve doğal güzelliğini geri verebilmeyi hedefleyen bir misyona sahip olduğunu vurguluyor. İnsan ömrünün ilaç teknolojileri, önleyici tedaviler ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde uzadığına dikkat çekiyor. Fonksiyonel tıp çözümleri, aromaterapi, sağlıklı beslenme ve spor gibi yöntemlerle insanların ömrünü daha da uzatabildiğini belirtiyor.</p>
<p>Dr. Zeynep Azaklı, anti-aging tedavilerin gelişmesiyle birlikte insanların genetik olarak sahip oldukları DNA zincirlerinin uzunluğunu korumanın mümkün olduğunu ifade ediyor. Telomer kaybı hipotezine göre, yaşlanmanın temel sebeplerinden birinin telomerlerin kısalması olduğunu belirten Dr. Azaklı, telomerazların DNA&#8217;nın tamamlanmasında önemli bir rol oynadığını açıklıyor. Bu nedenle, yaşlanmayı önleyici mekanizmaların bulunmasının önemli olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Dr. Zeynep Azaklı, gençliğin kaybıyla birlikte ortaya çıkan değişimleri düzeltmek için enerji bazlı cihazlar, kırışıklık önleyici tedaviler, mezoterapi, dolgu uygulamaları gibi çeşitli yöntemlerin kullanılabildiğini ifade ediyor. Ayrıca, cilt yaşlanmasını önleyen kök hücre tedavileriyle de gençlik etkisinin sürdürülebileceğini belirtiyor.</p>
<p>Dr. Zeynep Azaklı&#8217;nın vurguladığı gibi, insanların gençliğini geri kazanma süreci tamamen kendi ellerinde. Geçen zamanın yüzlerinde okunmasına gerek olmadığını ifade ediyor ve gençliğin tazeliğini korumak için sunulan çeşitli yöntemlerle birlikte tecrübelerin de yanlarında kalmaya devam edeceğini belirtiyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-zeynep-azakli-gencliginizi-geri-kazanmak-mumkun-mu-376237">Dr. Zeynep Azaklı: Gençliğinizi Geri Kazanmak Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem kentleri &#8220;Başka Bir Tarım Mümkün&#8221; anlayışı ile kalkınıyor İzmir&#8217;den Osmaniye&#8217;ye 20 bin zeytin fidanı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-kentleri-baska-bir-tarim-mumkun-anlayisi-ile-kalkiniyor-izmirden-osmaniyeye-20-bin-zeytin-fidani-374262</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2023 17:18:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[başka]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[fidanı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[izmirden]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kentleri]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[osmaniyeye]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=374262</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, depremin vurduğu Osmaniye’de tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak için desteklerine devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-kentleri-baska-bir-tarim-mumkun-anlayisi-ile-kalkiniyor-izmirden-osmaniyeye-20-bin-zeytin-fidani-374262">Deprem kentleri &#8220;Başka Bir Tarım Mümkün&#8221; anlayışı ile kalkınıyor İzmir&#8217;den Osmaniye&#8217;ye 20 bin zeytin fidanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, depremin vurduğu Osmaniye’de tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak için desteklerine devam ediyor. İzmirli üreticilerin yetiştirdiği, bölge iklimine uygun ve gelir getirici 20 bin zeytin fidanı Osmaniyeli çiftçilere dağıtıldı. Başkan Tunç Soyer, “Deprem felaketinden bu yana Osmaniye bizim kardeş kentimiz. Osmaniye’ye her türlü desteğimiz sürecek. Bu zeytin fidanları aynı zamanda ebedi dostluğumuzun simgesi olacak” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in 6 Şubat depremlerinden etkilenen kentleri “Başka Bir Tarım Mümkün” vizyonuyla yeniden ayağa kaldırma hedefiyle Osmaniye’ye tarımsal destekler devam ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, üretimin sürdürülebilirliğini ve çeşitliliğini artırmak için, bölgenin doğal yapısına uygun 20 bin zeytin fidanını Osmaniye’ye ulaştırdı.</p>
<p><strong>“Ebedi dostluğumuzun simgesi olacak”</strong><br />Başkan Tunç Soyer, depremin yaralarını sarmak için genel koordinasyonunu İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üstlendiği Osmaniye&#8217;ye desteklerin süreceğini belirterek “Deprem felaketinden bu yana Osmaniye bizim kardeş kentimiz. Osmaniye’ye her türlü desteğimiz sürecek. Pandemi ve depremler tarımsal üretimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Toplumun bu yıkımın etkilerinden bir an önce kurtulması için üretimin sürmesi gerekiyor. Geçen hafta Hataylı üreticilerin isteği üzerine süt tankları göndermiştik. Osmaniyeli üreticilerimizi de başta fıstık ve ürünleri olmak üzere destekliyoruz. Bu zeytin fidanları aynı zamanda ebedi dostluğumuzun simgesi olacak” dedi.</p>
<p><strong>Üretilen ürünleri de alacak</strong><br />İzmir’de faaliyet gösteren tarımsal kalkınma kooperatifleri tarafından yetiştirilen 20 bin zeytin fidanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından alınarak Osmaniye’deki üreticilere dağıtıldı. Osmaniyeli çiftçiler, zeytin fidanlarını toprakla buluşturarak elde edilen mahsulleri kooperatifler aracılığıyla işleyecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi, depremzede çiftçilerin ürettiği ürünleri yine kooperatifler aracılığıyla alarak hem destek olacak hem de Osmaniye ürünlerinin tanıtılmasını sağlayacak.</p>
<p><strong>Geçici değil kalıcı destek</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi, depremlerin ardından 11 Büyükşehir Belediyesi içinde eşleştiği Osmaniye başta olmak üzere yıkım yaşanan illerde tarımsal hasar tespitleri yaptı. Bu kentlerde faaliyet gösteren kurum, kuruluş, birlik ve kooperatiflerle temasa geçip geride kalan 3 ayı aşkın sürede destek olmaya devam etti. Köylere yem, gıda, erzak gibi birçok ihtiyacı ulaştıran ekipler, kooperatiflerin yeniden ayağa kaldırılması için seferberlik başlattı. Osmaniye’de yer fıstığının katma değerli ürünlere dönüştürülmesi için yer fıstığı ezme ve yağ çıkarma makinesi verildi. Dokuma tezgahları yeniden canlandırıldı. Kooperatiflere tamirat ve tadilat desteği verildi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-kentleri-baska-bir-tarim-mumkun-anlayisi-ile-kalkiniyor-izmirden-osmaniyeye-20-bin-zeytin-fidani-374262">Deprem kentleri &#8220;Başka Bir Tarım Mümkün&#8221; anlayışı ile kalkınıyor İzmir&#8217;den Osmaniye&#8217;ye 20 bin zeytin fidanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polikistik böbrek hastalığının ilerlemesini önlemek veya yavaşlatmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginin-ilerlemesini-onlemek-veya-yavaslatmak-mumkun-373938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2023 09:16:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığının]]></category>
		<category><![CDATA[ilerlemesini]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<category><![CDATA[veya]]></category>
		<category><![CDATA[yavaşlatmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Polikistik böbrek hastalığı, en sık karşılaşılan kalıtsal böbrek hastalığı ve böbrek yetersizliğinin de önde gelen nedenlerinden biri konumunda.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginin-ilerlemesini-onlemek-veya-yavaslatmak-mumkun-373938">Polikistik böbrek hastalığının ilerlemesini önlemek veya yavaşlatmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Polikistik böbrek hastalığı, en sık karşılaşılan kalıtsal böbrek hastalığı ve böbrek yetersizliğinin de önde gelen nedenlerinden biri konumunda. Abdi İbrahim Otsuka da 10 Mayıs Polikistik Böbrek Hastalığı Günü’nde, Türkiye’de her 1000 kişiden birinde görülen ve kalıtsal bir rahatsızlık olan polikistik böbrek hastalığının, tedavi edilmediği takdirde diyalize veya böbrek nakline kadar ilerlediğine dikkat çekiyor. </strong></em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>POLİKİSTİK böbrek hastalığı, günümüzde en sık görülen yaşamı tehdit edici kalıtsal hastalıklardan ve böbrek yetersizliğinin de önde gelen nedenlerinden biri. Abdi İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü de 10 Mayıs Polikistik Böbrek Hastalığı Günü kapasımda yaptığı açıklamada polikistik böbrek hastalığının Türkiye’de her bin sağlıklı insandan 1&#8217;inde görülebileceğine işaret etti ve hastalıkla ilgili kritik bilgileri derledi.</p>
<p> </p>
<p>Polikistik böbrek hastalığı, kronik, ilerleyici ve kalıtsal bir hastalık. Anne veya babadan birinde bu hastalık varsa, çocuğa geçiş riski ise %50. Böbrekler ve özellikle karaciğer olmak üzere diğer organlarda kist denilen sıvı dolu keselerin çoğalıp büyüdüğü karmaşık bir hastalık olan polikistik böbrek hastalığında böbrek, sağlıklı bireylerdekinin birkaç katı daha büyük hale gelebilir ve hastalarda ağrı, kanama ve kist içinde enfeksiyon başta olmak üzere birçok şikâyete ve belirtiye neden olur. </p>
<p>Zamanla hastaların çoğunda böbrek yetersizliği gelişir. Ayrıca ODPBH hastalarında kan basıncı yüksekliği ve kardiyovasküler hastalıklara yatkınlık da sık rastlanan bir tablodur. Hastalığa hem yetişkin dönemde hem de çocukluk çağında tanı konabilir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Nakil gerektiren her 10 vakadan birinin nedeni, polikistik böbrek hastalığı</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Böbrek nakli gerektiren her 10 vakadan 1’inde böbrek yetmezliğinin temel nedeni polikistik böbrek hastalığıdır. Erken tanı ve tedavi ile hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması mümkünken, hastaların çoğunda ise ortalama 60 yaşından önce böbrek nakli veya diyaliz gereksinimi doğar.</p>
<p> </p>
<p>ODPBH&#8217;nin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilecek, ömür boyu devam eden fiziksel ve psikolojik etkileri vardır. Erken dönemlerde bile çoğu hasta iş yaşamına ve fiziksel aktiviteye engel olan belirtiler yaşar. Polikistik böbrek hastalığı; kayıp, belirsizlik ve korku gibi derin duygusal etkilere yol açabilir ve bu durum kaygı bozukluğu veya depresyon yaratabilir.</p>
<p> </p>
<p>Yüksek tansiyon, bel ve/veya sırt ağrısı, sık idrar yolu enfeksiyonu, kanlı idrar, sık taş düşürme gibi şikâyetleri olan ya da birinci derece akrabalarında ve ailesinde polikistik böbrek hastalığı bulunan kişilerin, bir nefroloji uzmanına başvurmaları, erken teşhis ve tedavi açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginin-ilerlemesini-onlemek-veya-yavaslatmak-mumkun-373938">Polikistik böbrek hastalığının ilerlemesini önlemek veya yavaşlatmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Binalarda %60&#8217;a varan enerji tasarrufu mümkün: &#8216;Dalmaçyalı ile sıfır enerjili binaların çözüm ortağıyız&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/binalarda-60a-varan-enerji-tasarrufu-mumkun-dalmacyali-ile-sifir-enerjili-binalarin-cozum-ortagiyiz-373113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 10:40:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[binalarda]]></category>
		<category><![CDATA[binaların]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[dalmaçyalı]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[enerjili]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[ortağıyız]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır]]></category>
		<category><![CDATA[tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[varan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373113</guid>

					<description><![CDATA[<p>4. Uluslararası Sıfır Enerji Binalar Zirvesi - ZeroBuild Summit 2023 açılış oturumuna katılan Nippon Paint – Betek Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Arzu Uludağ, “21. yüzyılda insanlık olarak Küresel Isınma ve İklim Değişikliği sorunuyla karşı karşıya kalsak da çözümler bulmaya çalışıyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/binalarda-60a-varan-enerji-tasarrufu-mumkun-dalmacyali-ile-sifir-enerjili-binalarin-cozum-ortagiyiz-373113">Binalarda %60&#8217;a varan enerji tasarrufu mümkün: &#8216;Dalmaçyalı ile sıfır enerjili binaların çözüm ortağıyız&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>4. Uluslararası Sıfır Enerji Binalar Zirvesi &#8211; ZeroBuild Summit 2023 açılış oturumuna katılan Nippon Paint – Betek Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Arzu Uludağ, “21. yüzyılda insanlık olarak Küresel Isınma ve İklim Değişikliği sorunuyla karşı karşıya kalsak da çözümler bulmaya çalışıyoruz. İnsanlık tarihinde ilk kez karşılaşılan; insan faaliyetlerine bağlı olarak gezegenimizin ısısının artması tüm yaşam biçimimizi yeniden ele almayı gerektiriyor” dedi.</strong></p>
<p>Sıfır Enerji Binalara dönüşüm konusunda dünyanın dört bir yanından birçok akademisyen, STK, bina profesyonelleri, üreticiler ve tedarikçilerin bir araya geldiği 4. ZeroBuild Summit’23 – Uluslararası Sıfır Enerji Binalar Zirvesi, 26-29 Nisan 2023 tarihleri arasında Yapı Fuarı–TurkeyBuild ev sahipliğinde TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi&#8217;nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Zirvenin açılış oturumunda söz alan Nippon Paint-Betek Genel Müdür Yardımcısı Arzu Uludağ, “21. yüzyılı insanlık olarak Küresel Isınma ve İklim Değişikliği sorunu ile yaşıyoruz ve çözümler bulmaya çalışıyoruz. İnsanlık tarihinde ilk kez karşılaşılan; insan faaliyetlerine bağlı olarak gezegenimizin ısısının artması tüm yaşam biçimimizi yeniden ele almayı gerektiriyor. Filli Boya’dan Dalmaçyalı olarak sürdürülebilirliği işimizin merkezinde görüyor, bu nedenle mimari ve şehirciliği hem küresel hem de bireysel ölçekte çözümler için bu yönde desteklemeyi misyonumuz olarak değerlendiriyoruz. Hem enerji verimliliği hem de esenlikli yapılarda yaşamaya katkı sunacak çözümler sunmaya Nippon Paint-Betek Boya bünyesindeki, endüstri lideri Filli Boya’dan Dalmaçyalı markamız ile 20 yılı aşkın süredir emek veriyoruz ve yatırım yapıyoruz” ifadelerini kullandı. </p>
<p>Arzu Uludağ sözlerine şu şekilde devam etti: “Avrupa Birliği başta olmak üzere ısı yalıtımı, modern şehircilik ve inşaat düzenlemelerinde zorunlu olmakla kalmıyor, ısı yalıtımı için destek paketleri ve fonlar da kullanıma sunuluyor. Yüzde 70 oranında yalıtımsız binanın bulunduğunu tahmin ettiğimiz ülkemizde de 2000 yılından bu yana yeni yapılan binalarda ısı yalıtımı zorunludur. Devletimizin Haziran 2022 tarihinde duyurduğu ısı yalıtımı destek kredi paketi açıklamasını da olumlu buluyoruz. Enerji verimliliğinin devlet tarafından gündeme getirilmesinin ve desteklenmesinin, tüketicileri ısı yalıtımı yaptırmaları konusunda teşvik edeceğine ve talebi tetikleyeceğine inanıyoruz.”</p>
<p><strong>Sıfır Enerji Binalar için ZeroBuild’e destek</strong></p>
<p>Dalmaçyalı, tüm tüketici kitlelerindeki bilinç seviyesini yükselterek enerji verimliliğine vurgu yapmak ve ülkemizin ve dünyamızın karşı karşıya olduğu iklim krizi ile mücadeleye katkıda bulunmak üzere Zero Build Yapı Fuarı’na gün sponsoru olarak da destek verdi. Dalmaçyalı gün sponsorluğu kapsamında Arzu Uludağ’ın moderatörlüğü ile gerçekleştirilen “Sıfır Enerjili Binalar, Isı Yalıtımı ve İnsan Sağlığı’na Etkileri” oturumuna İTÜ Meteoroloji ve Afet Yönetim Üyesi Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakultesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent KARADAĞ katılarak ısı yalıtımının insan sağlığına, enerji verimliliğine ve çevreye etkilerini uzun dönemli bir araştırma ile nasıl belgelediklerini anlattılar. </p>
<p><strong>Binalarda %60’a varan enerji tasarrufu mümkün</strong></p>
<p>Dalmaçyalı gün sponsorluğunda düzenlenen diğer bir oturum da “Sıfır Enerjili Binalar ve Mantolama”oldu. Bu oturuma Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2014-2018 dönemi müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Yapılarda Enerji Verimliliği Derneği (VERİMDER) Başkanı Çağdaş Korkmaz, Dalmaçyalı Yalıtım Ürün Yöneticisi Sanem Şenler Özbil katıldı. </p>
<p>VERİMDER olarak enerji tasarrufu için yasa ve mevzuatların ülkemizde hayata geçirilmesi ve destek faaliyetlerinin yürütülmesi hususunda kamu otoriteleri ve tüketiciler nezdinde çalışmalar yaptıklarını belirten Çağdaş Korkmaz: “Enerjiyi yapılar, sanayi ve ulaşım olmak üzere üç ana alanda harcıyoruz. 2018-2019 yıllarında yapılarda kullanılan enerjinin sanayiyi geçtiğini gördük. Yapılarda ağırlıklı olarak fosil yakıt tükettiğimiz için bunun sera gazı salımına etkisi ile beraber çevrenin korunması açısından enerji tasarrufunun önemi yadsınamaz bir boyutta. Yapılarda %80 oranında ısıtma ve soğutma amaçlı yakıtlar tüketiyoruz. Bu alanda dış cephe ısı yalıtımı uygulamaları ile binalarda %60’a varan enerji tasarrufu mümkün” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/binalarda-60a-varan-enerji-tasarrufu-mumkun-dalmacyali-ile-sifir-enerjili-binalarin-cozum-ortagiyiz-373113">Binalarda %60&#8217;a varan enerji tasarrufu mümkün: &#8216;Dalmaçyalı ile sıfır enerjili binaların çözüm ortağıyız&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung&#8217;un One UI 5 Watch güncellemesiyle uyku kalitenizi artırmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsungun-one-ui-5-watch-guncellemesiyle-uyku-kalitenizi-artirmak-mumkun-373101</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 10:26:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[artırmak]]></category>
		<category><![CDATA[güncellemesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[samsungun]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[watch]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha kişisel ve sezgisel bir sağlık deneyimi sunmak için tasarlanan yeni One UI 5 Watch yazılımı, bu yılın sonlarına doğru Galaxy Watch akıllı saatlerde kullanılmaya başlanacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsungun-one-ui-5-watch-guncellemesiyle-uyku-kalitenizi-artirmak-mumkun-373101">Samsung&#8217;un One UI 5 Watch güncellemesiyle uyku kalitenizi artırmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Daha kişisel ve sezgisel bir sağlık deneyimi sunmak için tasarlanan yeni One UI 5 Watch yazılımı,<br /> </strong></em><strong>bu yılın sonlarına doğru Galaxy Watch akıllı saatlerde kullanılmaya başlanacak. <br />Genel sağlık üzerinde belirleyici etkisi olan uyku düzenine yönelik iyileştirmeler içeren<br /> One UI 5 Watch güncellemesi, kullanıcılara uyku kalitesini artırma konusunda yardımcı olacak.<br /> Böylece Galaxy Watch kullanıcıları her güne zinde ve motive bir şekilde başlayabilecek.</strong></p>
<p>Samsung Electronics, bu yılın sonlarına doğru Galaxy Watch akıllı saatlerde kullanılmaya başlanacak yeni One UI 5 Watch güncellemesini tanıttı. Daha kişisel ve sezgisel bir sağlık deneyimi sunmak için tasarlanan yeni yazılım, genel uyku düzenini destekleyecek iyileştirmeleri de içeriyor. Genel sağlığa yaklaşımda sıklıkla gözden kaçırılan uyku düzenine yönelik iyileştirmelerin yanında, zindelik ve güvenliğe odaklanan yeni özellikler de One UI 5 Watch ile Galaxy Watch akıllı saatlere geliyor. </p>
<p>Samsung Electronics Mobil Deneyim Birimi Dijital Sağlık Ekibi Başkanı Hon Pak şunları söyledi: “Samsung, kullanıcılarını sağlık hedeflerine ulaşma konusunda destekleme ve onlara kapsamlı bir sağlık deneyimi sunma noktasında çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Sağlıklı olmanın en önemli koşullarından birinin de kaliteli bir gece uykusu olduğunun farkındalığıyla hareket ediyoruz. Yeni One UI 5 Watch güncellemesi, kullanıcılara uyku kalitesini artırma konusunda yardımcı olacak. Böylece Galaxy Watch kullanıcıları her güne zinde ve hazır bir şekilde başlayabilecek.” </p>
<p><strong>Sağlıklı yaşamın temeli daha kaliteli bir uyku düzeni</strong></p>
<p>Samsung, sağlıklı uyku alanındaki çalışmalarının odağını daha iyi uykunun üç temel bileşenine yoğunlaştırdı. Öncelikle kişisel uyku alışkanlıklarının farkında olmak ve uyku dostu bir ortam oluşturmak gerekiyor. One UI 5 Watch, bu unsurları karşılayarak daha bütünsel bir uyku deneyimi vadediyor. </p>
<p>Yeni geliştirilen Sleep Insights (Uyku Tablosu) Arayüzü, kullanıcının uyku puanını oluşturarak bedenin bir önceki gece ne kadar dinlendiğini ölçüyor. Bunun yanında uyku aşamaları, horlama süresi, kandaki oksijen seviyeleri gibi diğer ilgili ölçümlerin de dökümünü sunuyor. Ayrıca sekiz farklı uyku tipinin belirlendiği Uyku Koçluğu özelliğine hem Galaxy Watch akıllı saat hem de eşleştirilmiş bir akıllı telefon üzerinden doğrudan erişilebiliyor. Bu özellik sayesinde kullanıcılar kendilerine uygun uyku kategorilerinden birini tercih ederek, kendi uyku alışkanlıklarını her an ve her yerden kolayca takip edebiliyor. Bu özellik ayrıca kendilerine özgü uyku düzenini devam ettirme konusunda kullanıcılara motivasyon da sağlıyor. </p>
<p>Kaliteli uyku için konforlu bir uyku ortamı da son derece belirleyici. En küçük bir ses ya da rahatsızlık, uyku düzeni açısından olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Samsung bu nedenle Galaxy Watch akıllı saatlerin diğer birçok cihazla olan bağlantısını daha da kusursuz hale getirdi. Kullanıcının Galaxy Watch akıllı saati, uyku haline geçildiğini tespit ettiğinde Samsung SmartThings uygulaması, diğer bağlı cihazları sessize alarak, uyku için en elverişli ortamı otomatik olarak oluşturuyor. Uyku Modu, bildirimleri hızlıca sessize alarak kullanıcının telefon ve saat ekranlarını anında karartıyor. Yeni One UI 5 Watch güncellemesi bu özelliği daha da ileriye taşıyarak, yeşil LED ışık yerine kızılötesi sensör kullanıyor. Böylece kullanıcılar uykudayken kendilerini uyandırabilecek en ufak bir rahatsızlık hissetmiyor. </p>
<p><strong>Fitness partneriniz artık daha akıllı </strong></p>
<p>Kişiselleştirilmiş Kalp Atış Hızı Bölgesi, Galaxy Watch akıllı saatin çeşitli koşu araçlarına eklendi. Bu yeni özellik, gerçek zamanlı koşu analizi ve kişiye özel aralıklı egzersiz programı oluşturuyor. Ayrıca kullanıcının bireysel fiziksel kabiliyetlerini analiz ederek ısınma, yağ yakımı, kardiyo, ağır egzersiz ve maksimum efor olmak üzere beş farklı optimal egzersiz yoğunluğu seviyesi belirliyor. Bu da kullanıcıların yağ yakımından yüksek etkili kardiyoya uzanan yelpazede bireysel olarak yapabildikleri doğrultusunda kendi egzersiz hedeflerini belirleyebilmesini sağlıyor. </p>
<p>Outdoor meraklıları içinse Galaxy Watch Pro akıllı saate yeni özellikler eklendi. Genişletilmiş Rota Egzersizi doğa yürüyüşü ve bisiklet rotalarının yanında koşu ve yürüyüş rotalarını da içeriyor. Galaxy Watch Pro kullanıcıları Samsung Health uygulaması üzerinden artık GPX Dosya Veritabanına doğrudan erişebiliyor. Bu sayede kullanıcılar yeni rotalar için konum, süre, puan ve popülerlik gibi tavsiyeleri de burada görüntüleyebiliyor. </p>
<p><strong>Güvenliğiniz daima birinci sırada </strong></p>
<p>Konu sağlık ve zindelik olduğunda, güvenlik de olmazsa olmaz bir unsur haline geliyor. Yeni One UI 5 Watch güncellemesi güvenlik konusunda içinizin rahat olması için daha gelişmiş araçlar sunuyor. SOS özelliğine gelen güncelleme, bir acil durum telefon numarasıyla doğrudan iletişim kurulabilmesini ve konumun bildirilmesini sağlıyor. Bunun yanı sıra kullanıcıya ait medikal bilgilere de SOS aktifleştirildikten sonra hemen erişilebiliyor. Ayrıca, Düşme Algılama özelliği de ileri yaştaki kullanıcılar için ön tanımlı olarak aktif hale getirildi. Bu sayede ileri yaştaki kullanıcılar için oluşabilecek acil durum riskleri de azaltılmış oldu. Tüm bu yeni özellikler Samsung’un kullanıcılarının güvenliği konusunda devam eden çalışmalarının yalnızca birkaç örneği. </p>
<p>One UI 5 Watch, ilk olarak önümüzdeki dönemde piyasaya sunulacak yeni Galaxy Watch akıllı saatlerde bu yılın sonunda kullanılabilecek. Diğer modeller için güncelleme tarihleriyse yakın zamanda duyurulacak. ABD ve Kore’deki Galaxy Watch5 ve Galaxy Watch4 akıllı saat kullanıcıları Samsung Members uygulaması üzerinden beta programı kullanmaya başlamak için Mayıs ayından itibaren kayıt yaptırabilecek. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsungun-one-ui-5-watch-guncellemesiyle-uyku-kalitenizi-artirmak-mumkun-373101">Samsung&#8217;un One UI 5 Watch güncellemesiyle uyku kalitenizi artırmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyunun renkleriyle ışıkları senkronize etmek Philips Hue ile mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oyunun-renkleriyle-isiklari-senkronize-etmek-philips-hue-ile-mumkun-371976</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 21:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[hue]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ışıkları]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[oyunun]]></category>
		<category><![CDATA[philips]]></category>
		<category><![CDATA[renkleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[senkronize]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=371976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yayıncıların ve fenomenlerin ilk tercihi Philips Hue akıllı aydınlatma sistemleri, oyun dünyasına yeni giriş yapanlar, oyun odasını dekore edenler ve gaming dünyasına yeni heyecanlar katmak isteyenler için Ambiance Gamer Pack, Pro PC Gamer Pack ve Pro Console Garmer Pack oluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyunun-renkleriyle-isiklari-senkronize-etmek-philips-hue-ile-mumkun-371976">Oyunun renkleriyle ışıkları senkronize etmek Philips Hue ile mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yayıncıların ve fenomenlerin ilk tercihi Philips Hue akıllı aydınlatma sistemleri, oyun dünyasına yeni giriş yapanlar, oyun odasını dekore edenler ve gaming dünyasına yeni heyecanlar katmak isteyenler için Ambiance Gamer Pack, Pro PC Gamer Pack ve Pro Console Garmer Pack oluşturdu.  </strong></p>
<p><strong>Philips Hue, evlerdeki ışıklandırmayı akıllı hale getirerek kullanıcıların aydınlatmalarını uzaktan kontrol etmelerine, renk tonlarını ve parlaklıklarını ayarlamalarına ve hatta oyun ve müzik gibi etkinliklere uygun şekilde senkronize etmelerine olanak tanıyor. Philips Hue, bilgisayar oyunları dünyasında da oldukça iddialı bir marka olarak öne çıkıyor.</strong> </p>
<p>Philips Hue, renkli ışıklar ile oyun deneyimini zenginleştirmek için kullanılabilen akıllı aydınlatma sistemi olarak öne çıkıyor. Bu sistemin kişiselleştirme özelliği sayesinde renkli ışık ayarları ile oyun oynarken farklı renkler, efektler ve modlar kullanarak oyun deneyimini daha eğlenceli hale getiriyor.  </p>
<p><strong>Philips Hue, oyun dünyasına yeni giriş yapanlar, ya da ilk oyun odasını dekore edenler için Ambiance Gamer Pack oluşturarak, oyuncuların beğenisine sunuyor.  </strong></p>
<p>Philips Hue ışıklarını bilgisayar oyunlarında kullanmak için bir Philips Hue Bridge&#8217;e ve uyumlu Hue ışıklarına sahip olunması gerekiyor. Pro PC Gamer Pack’te de Philips Hue dünyasının kalbi Hue Bridge’e ek olarak bilgisayar ekranına uyumlu LED şerit ve LED tüp ambiyans ürünleri yer alıyor.<strong> </strong>Ardından, kullanıcılar Hue Sync uygulamasını bilgisayara indirerek en sevdikleri oyunları oynamaya başlayabilir. </p>
<p>Konsol oyunlarında ise Philips Hue Bridge’in yanı sıra Sync Box’a ihtiyaç duyuluyor. Kullanıcılar, Pro Console Pack satın aldıklarında Hue Bridge ve LED tüp ile birlikte sahip olacakları Hue Sync Box sayesinde televizyonlarındaki renkler ile Philips Hue ışıklarını senkronize edebiliyor.  </p>
<p>Philips Hue Gamer Pack’ler avantajlı fiyatlara Trendyol üzerinden satışa sunuldu. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyunun-renkleriyle-isiklari-senkronize-etmek-philips-hue-ile-mumkun-371976">Oyunun renkleriyle ışıkları senkronize etmek Philips Hue ile mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>40 Saniyelik Doğru El Yıkama İle Hastalıklardan Korunmak Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/40-saniyelik-dogru-el-yikama-ile-hastaliklardan-korunmak-mumkun-371772</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 08:54:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklardan]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[saniyelik]]></category>
		<category><![CDATA[yıkama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=371772</guid>

					<description><![CDATA[<p>El hijyeni, enfeksiyonların önlenmesi ve antibiyotik direncinin yayılmasıyla mücadelede en etkili çözümü oluşturmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/40-saniyelik-dogru-el-yikama-ile-hastaliklardan-korunmak-mumkun-371772">40 Saniyelik Doğru El Yıkama İle Hastalıklardan Korunmak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>El hijyeni, enfeksiyonların önlenmesi ve antibiyotik direncinin yayılmasıyla mücadelede en etkili çözümü oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalarda el hijyenine uyumun artmasıyla bu enfeksiyonların %50 oranında azaltılabileceği gösterilmiştir. El hijyeninin iyileştirilmesi, etkin enfeksiyon kontrolünün kritik bir parçasıdır. Bu nedenle hasta ve sağlık çalışanlarının güvenliği için vazgeçilmezdir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü olarak belirlenmiştir. Memorial Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Funda Timurkaynak, el hijyeninin önemi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Elleri doğru yıkamamak hastalıklara yol açıyor </strong></p>
<p>El hijyeni hastalıklardan korunmada önem taşımaktadır. Ellerin doğru ve uygun bir biçimde yıkanmaması bulaşıcı hastalıklara yol açabilmektedir. Temas edilen yüzey veya maddelerden alınan mikroplar bulaşıcı hastalıkların yayılmasında rol oynamaktadır. </p>
<ul>
<li>Grip </li>
<li>Nezle</li>
<li>İshal </li>
<li>Göz enfeksiyonları </li>
<li>Cilt enfeksiyonları</li>
</ul>
<p>Gibi hastalıklar el hijyeninin yanlış uygulanması veya uygulanmamasıyla ortaya çıkabilmektedir. </p>
<p><strong>Yemek hazırlarken eller mutlaka yıkanmalı </strong></p>
<p>Dışarıdan eve gelindiğinde, yemek yemeden önce ve sonra, tuvalet ihtiyacı giderildikten sonra, çöp veya kimyasal maddelerle temas edildikten sonra, para ile temas sonrası, hastalarla veya vücuttaki yaralarla temas öncesi ve sonrası, öksürdükten veya hapşırdıktan sonra eller yıkanmalıdır. </p>
<p><strong>Hastane enfeksiyonlarına (SHİE) dikkat etmek gerekiyor </strong></p>
<p>Sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyonlar (SHİE), hasta güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturmakta ve sağlık hizmetinin kalitesini etkileyen önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.  Hastalar için iş gücü kaybı,  sakatlık, ölüm gibi olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Yapılan çalışmalarda ABD’de yılda 99.000, Avrupa’da ise 37.000 kişinin SHİE nedeniyle hayatını kaybettiği gösterilmiştir. Aynı zamanda hastanede yatışın uzaması ve uygulanan antibiyotikler gibi ek tedaviler sağlık sistemi üzerine ciddi bir mali yük getirmektedir. ABD’de yapılan bir çalışmada en sık görülen 5 SHİE yani hastane enfeksiyonlarının, yıllık toplam maliyetinin 9.8. milyar dolar olduğu hesaplanmıştır. Aynı zamanda SHİE için yoğun antibiyotik kullanımı antibiyotik direncinde artışı da beraberinde getirmekte, bu da SHİE’in daha zor tedavi edilir hale gelmesine neden olmaktadır. </p>
<p>Tüm bunlar göz önüne alındığında; sağlık bakımı sırasında doğru uygulandığında, el hijyeninin milyonlarca yaşamı kurtaran ve SHİE’ın mali yükünü azaltan iyi bir yatırım olduğu anlamına gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından sağlık hizmetlerinde el hijyeninin önemini vurgulamak ve farkındalığı artırmak amacıyla, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü olarak kutlanmakta ve her yıl konuyla ilgili farklı bir tema ve slogan belirlemekte ve başta sağlık çalışanları olmak üzere, hastane yönetimi, kanun yapıcılar,   infeksiyon kontrol ekip liderleri ve sivil toplum kuruluşları için ayrı mesaj ve sloganlarla tüm paydaşlarda farkındalığı artırmak amaçlanmaktadır. </p>
<p><strong>40 saniye ve 10 adımda hastalıklardan korunmak mümkün!</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre el hijyenini sağlayabilmek için el yıkamada dikkat edilmesi gerekenler bulunmaktadır. El yıkarken bu kriterlere dikkat etmek hayat kurtarabilmektedir. </p>
<p>El yıkama süreniz en az 40 saniye olmalıdır. </p>
<ol>
<li>Su ile ellerinizi ıslattıktan sonra sabunu alın. </li>
<li>Avuç içlerinizi dairesel hareketlerle ovalayın. </li>
<li>Sağ avuç içi sol el sırtına gelecek şekilde, parmak aralarınızı ovalayın. </li>
<li>Her iki el için de aynı hareketleri yapın. </li>
<li>Avuç içlerinizi birleştirerek parmak aralarınızı temizleyin. </li>
<li>Elleri birbirine kilitleyerek, el içlerini ve parmak arkasını yıkayın. </li>
<li>Başparmaklarınızı dairesel hareketlerle ovalayın. </li>
<li>Tırnakları ve parmak uçlarını diğer elin avuç içine temas ettirerek dairesel hareketlerle ovalayın. </li>
<li>Ellerinizi su ile duruladıktan sonra tek kullanımlık kağıt havlu veya havlu ile kurulayın. </li>
<li>Kağıt havlu ile musluğu kapattıktan sonra elleriniz artık güvenlidir</li>
</ol>
<p><strong>El yıkamayı öğrenmek hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü’nün bu yılki slogan “El hijyeni eylemini birlikte hızlandıralım. Ellerinizi Temizleyin- HAYAT KURTARIN” olarak belirlendi.  Bu sloganla, yalnızca sağlık çalışanları değil<em>, </em>politikacılar ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan güçlü toplulukların da katkısıyla SHİE ve antimikrobiyal direncinin önlenmesinde daha hızlı aksiyon alınabileceğine vurgu yapılmaktadır. Sağlık hizmetlerinde el hijyeninin iyileştirilmesi için el hijyeni alt yapısı (alkol bazlı el antiseptiği, temiz su temini) ve enfeksiyon kontrol programlarını güçlendirilmesi adına gerekli düzenlemelerin yapılmasının öneminin altı çizilmekte ve bunun iyi bir yatırım olduğuna vurgu yapılarak her 1 dolarlık sağlık harcaması için 7 ila 16,5 dolar tasarruf sağlanabileceği belirtilmektedir. Benzer şekilde değerleri ve güçlü sosyal adalet gündemleriyle hareket eden ve genellikle hizmet ettikleri topluluklara yakın olan sivil toplum kuruluşlarının yerel, ulusal ve uluslararası düzeylerde değişime öncülük edebilir ve sağlık hizmetlerinde etkili el hijyeni sağlamaya yönelik ilerlemeyi hızlandırabileceği vurgulanmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/40-saniyelik-dogru-el-yikama-ile-hastaliklardan-korunmak-mumkun-371772">40 Saniyelik Doğru El Yıkama İle Hastalıklardan Korunmak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknolojiye Dayalı Yaklaşımlarla Afetin Etkilerinin Hafifletilmesi Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/teknolojiye-dayali-yaklasimlarla-afetin-etkilerinin-hafifletilmesi-mumkun-371117</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2023 12:28:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[afetin]]></category>
		<category><![CDATA[dayalı]]></category>
		<category><![CDATA[etkilerinin]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlarla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=371117</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi’nin bu yıl üçüncüsünü düzenlediği “Teknolojinin Gücüyle Geleceğe” Webinar Serisi’nin 2023 programı başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknolojiye-dayali-yaklasimlarla-afetin-etkilerinin-hafifletilmesi-mumkun-371117">Teknolojiye Dayalı Yaklaşımlarla Afetin Etkilerinin Hafifletilmesi Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sabancı Üniversitesi’nin bu yıl üçüncüsünü düzenlediği “Teknolojinin Gücüyle Geleceğe” Webinar Serisi’nin 2023 programı başladı. “Afetlere Karşı Teknolojinin Gücü” başlığıyla gerçekleşen bu yılın ilk seminerinde Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Erchan Aptoula, Berrin Yanıkoğlu ve İbrahim Tekin, teknolojiye dayalı yaklaşımlarla afetin etkilerinin azaltılabileceğine ve iletişim alt yapısının kesintisiz çalışabileceğine dikkat çekti.</strong></em></p>
<p>Sabancı Üniversitesi’nin kamu ve özel sektör yöneticilerini bilim ve teknoloji ile buluşturmak üzere bu yıl üçüncüsünü düzenlediği <strong>“Teknolojinin Gücüyle Geleceğe”</strong> Webinar Serisi’nin 2023 programı başladı. Webinar Serisi’nin ilk semineri 27 Nisan Perşembe günü “<strong>Afetlere Karşı Teknolojinin Gücü</strong>” konusunda gerçekleşti. </p>
<p>Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Öğretim Üyeleri <strong>Erchan Aptoula</strong>, <strong>Berrin Yanıkoğlu</strong> ve <strong>İbrahim Tekin</strong>’in katılımıyla gerçekleşen seminerde, uzaktan algılamadan yapay zekaya, bilgisayarla görülen iletişim teknolojilerine kadar afetlere karşı kullanılabilecek güncel teknik olanaklar üzerinde duruldu. </p>
<p>Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Berrin Yanıkoğlu, </strong>çevrim içi bağlandığı seminerin açılışında yaptığı konuşmada, “Tüm ülkeyi yasa boğan Kahramanmaraş merkezli depremin ardından Sabancı Üniversitesi&#8217;nde öğretim üyeleri olarak biz kendi alanlarımızda neler yapabiliriz? diye konuşmaya başladık. Bu seminerlerin konusu da aslında biraz böyle ortaya çıktı” dedi. </p>
<p>Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. İbrahim Tekin, </strong>yaklaşık 20 yıldır<strong> </strong>elektromanyetik, anten, mikrodalga gibi konular üzerinde ders verdiğini ve bu konularda araştırmaları olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Ben birebir afet konusunda araştırma yapmıyorum ama sonuçta en büyük kullandığımız günümüzün en büyük teknolojisi, iletişim teknolojisi. Elekromanyetik dalgalar iletişim teknolojisinin temelinde olan teoridir. Frekans yükseldikçe ve çoğumuzun bir noktadan bir noktaya bilgi iletişimi için kullanmamız gereken milimetrik dalga, mikro dalga mobil telefonların kullanıldığı frekanslara ulaşıyoruz. Çok düşük frekansta bir pili kullanarak bir yerden bir yere bilgiyi iletemezsiniz. Türkiye’de herhalde 85 milyonun 60 -70 milyonun cep telefonu vardır. Bu da geri planda olan şebekelerin çok iyi olmasını gerektiriyor.”</p>
<p><strong>VAR OLAN BAZ İSTASYONLARININ RÖNTGENİNİ ÇEKMELİYİZ</strong></p>
<p>Depremde cep telefonu şebekesinin kullanılamadığını hatırlatan <strong>Prof. Dr. İbrahim Tekin,</strong> “Bunun nedenlerini iyi anlamak ve aynı sorunları yaşamamak için önlem almalıyız. Yani var olan şebekelerin bir röntgenini çekmeliyiz” diyerek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Türkiye&#8217;de yaklaşık 200 bin, dünyada 20 milyon baz istasyonu var. Bunun yüzde 1’i Türkiye’de, 50 bini İstanbul’da. Deprem bölgesindeki 9 bin baz istasyonunun üçte biri yıkılmış. Çoğunlukla bu baz istasyonlarını binaların üzerine koyuyorlar. Baz istasyonlarının çok daha sağlam yerlerde olması ve elektriğinin kesilmemesi gerekir. Enerjisinin en azından bir süre kesilmemesini sağlayacak şekilde yapılması lazım. Şebekede enerji olsa bile afetlerde yangın çıkmasın diye şebekenin enerjisini kapatıyorsunuz. O zaman da baz istasyonu çalışmıyor. Baz istasyonları ya sağlam binaların üstüne ya da baz istasyonlarına has direklere kurulmalı. Örneğin İstanbul’da baz istasyonları aydınlatma direklerinin üstüne rahatlıkla kurulabilir. İletişim alt yapısını diğer alt yapılardan bağımsız hale getirmeniz lazım. Her şey birbirine bağlı olduğu zaman bir şey koptuğunda hiçbir şey çalışamaz hale geliyor.”</p>
<p><strong>UZAKTAN ALGILAMA TEKNOLOJİLERİYLE AFETİN ETKİLERİ AZALTILABİLİR </strong></p>
<p>Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Öğretim Üyesi <strong>Doç. Dr. Erchan Aptoula </strong>ise bilgisayar mühendisi olarak 10 yıldan fazladır uydu görüntülerinin çözümlenmesi üzerine çalıştığını belirterek, uzaktan algılama teknolojilerinin afet yönetiminde nasıl katkı sağlayabileceğini şöyle anlattı:</p>
<p>“Uzaktan algılama teknolojileri, uzaydan tarlalardaki hastalıkların tespit edilmesini mümkün kılabiliyor. Elbette en önemli uygulamalardan biri de afet yönetimi.  Uzaktan algılama afet yönetiminde neler yapabiliyor? Afetten hemen sonra müdahale aşaması ilk adım. Bu afet nelere sebep oldu? Hasar nerede? Hangi seviyede? Biraz daha uzun vadede ise iyileşme aşaması; bu da artık yeniden yapılanmaya doğru geçilen aşamayı ifade ediyor. Afet öncesinde ise yakın vadede tabii ki hazırlık; örneğin erken uyarı sistemi. Yağmur yağıyor, yağmur miktarına ve zeminin durumuna bağlı olarak acaba bir sel gerçekleşecek mi? Gerçekleşecek ise tabii ki bir erken uyarının verilmesi gerekiyor. Veya daha uzun vadede hafifletmeye yönelik hazırlıklar; örneğin, risk haritalarının hesaplanması. Evet İstanbul’da da bir depremin gerçekleşmesini bekliyoruz. Ne zaman olacağını bilmiyoruz. Hafifletmek için risk haritalarını çıkarabiliriz. Elbette ki doğal afetlerin tam olarak engellenmesi mümkün değil. Fakat teknolojiye dayalı yaklaşımlarla afet yönetim teknikleriyle bu etkilerin hafifletilmesi gayet mümkün.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknolojiye-dayali-yaklasimlarla-afetin-etkilerinin-hafifletilmesi-mumkun-371117">Teknolojiye Dayalı Yaklaşımlarla Afetin Etkilerinin Hafifletilmesi Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta Şiddete Hayır! Şiddetin Olmadığı Bir İletişim Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-siddete-hayir-siddetin-olmadigi-bir-iletisim-mumkun-370385</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Apr 2023 08:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olmadığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[şiddete]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=370385</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzm. Kln. Psk. Tuğçe Dabağer Dilek, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre her yıl dünyada yarım milyona yakın insan öldürülmekte ve milyonlarca kişi şiddete maruz kalmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-siddete-hayir-siddetin-olmadigi-bir-iletisim-mumkun-370385">Sağlıkta Şiddete Hayır! Şiddetin Olmadığı Bir İletişim Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzm. Kln. Psk. Tuğçe Dabağer Dilek, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre her yıl dünyada yarım milyona yakın insan öldürülmekte ve milyonlarca kişi şiddete maruz kalmaktadır.<strong> </strong>Sağlık alanında yaşanan şiddeti toplumda var olan şiddetten ayrı düşünmek olanaksızdır. Yapılan çalışmalar, her 3 sağlık çalışanından birinin şiddete maruz kaldığını göstermekte olup, sağlık kurumlarında çalışmanın; şiddete uğrama açısından, diğer işyerlerine göre 16 kat daha riskli olduğu saptanmıştır. Türkiye’de sağlık alanındaki şiddetin %49-91 arasında değiştiği görülmektedir. Sağlık kurumlarındaki şiddetin olduğundan daha az oranda bildirilme sebebi ise sağlık çalışanlarının çalışırken saldırıya uğramayı mesleğin doğası gibi algıladığı, yalnızca yaralanma gibi ciddi olayları şiddet olarak değerlendirdiği tespit edilmiştir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Eğitimsizlik, düşük sosyo-ekonomik durum, psikolojik ve toplumsal sorunlar ve yasal düzenlemeler sağlıkta şiddet artışının nedenlerindendir”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Dilek,” Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin nedenlerinin; sağlık çalışanları ve hastalar arasında iletişim eksikliği, yüksek stres seviyesi, güvenlik önlemlerinin eksikliği gibi eksiklikler olduğu görülürken bir diğer yandan eğitimsizlik, düşük sosyo-ekonomik durum, psikolojik ve toplumsal sorunlar, güvenlik önlemlerinin yetersizliği de şiddeti arttırmaktadır” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Sağlık çalışanları psikolojik açıdan olumsuz yönde etkilenmektedir”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Dilek, “Yaşanılan bu çeşit kötü tecrübelerin sağlık çalışanını psikolojik açıdan travmatize ettiği açıktır ve çalışanın düşük motivasyon ile işini yapmasına ve çevresine karşı tahammülünün azalmasına yol açmaktadır. Yapılan çalışmalar, sağlık çalışanların şiddet sonrasındaki duygu, düşünce, davranış ve tutumlarına yönelik sorgulamalarının olumsuz yönde değiştiği yönündedir” diye söyledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Şiddetin nedeni ve çözümüne yönelik atılacak adımlar, farklı açılardan ele alınması gerekir”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Dilek, “Sağlık çalışanlarının hasta ve yakınlarına sağlık hizmetini en iyi şekilde verebilmeleri için çalıştıkları ortamın sağlıklı ve güvenli olması önemlidir. Ayrıca sağlık çalışanı fiziksel ve ruhsal anlamda sağlıklı olabilirse, işini daha verimli yapabilecektir. Bu noktada, gelen hastalarla kurulan iletişimin daha özenli olması için çaba gösterilebilir, çalışan personel sayısı artırılabilir. </p>
<p> </p>
<p>Şiddetin bir sonucu olarak, sağlık çalışanlarının fiziksel ve ruhsal olarak olumsuz etkilenmesine, işgücünde azalmaya ve ekonomik kayıplara, sağlık kuruluşlarına yönelik güvensizliğin artmasına yol açmaktadır. Bu olumsuz durumun düzelebilmesi için işbirliği içinde hareket edebilmek ve bilinçlendirme çalışmalarında bulunmak oldukça önemlidir.</p>
<p> </p>
<p>Şiddetin hiçbir alanda olmadığı, sağlık çalışanlarımızın kutsallığını her zaman hissettiğimiz, sağlık dolu günler diliyorum” diye sözlerini noktaladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-siddete-hayir-siddetin-olmadigi-bir-iletisim-mumkun-370385">Sağlıkta Şiddete Hayır! Şiddetin Olmadığı Bir İletişim Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş ile Bir Saatte Dünyanın Enerji İhtiyacından Fazlasını Üretmek Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-ile-bir-saatte-dunyanin-enerji-ihtiyacindan-fazlasini-uretmek-mumkun-368867</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2023 09:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[fazlasını]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacından]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[saatte]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=368867</guid>

					<description><![CDATA[<p>ÜÇAY Grup bünyesinde faaliyet gösteren AR-GE Merkezi, 22 Nisan Dünya Günü dolayısıyla tüm dünyayı etkisi altına alan iklim krizi ile mücadelede güneş enerjisi yatırımlarının önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-ile-bir-saatte-dunyanin-enerji-ihtiyacindan-fazlasini-uretmek-mumkun-368867">Güneş ile Bir Saatte Dünyanın Enerji İhtiyacından Fazlasını Üretmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÜÇAY Grup bünyesinde faaliyet gösteren AR-GE Merkezi, 22 Nisan Dünya Günü dolayısıyla tüm dünyayı etkisi altına alan iklim krizi ile mücadelede güneş enerjisi yatırımlarının önemine dikkat çekti.</strong></p>
<p><strong>Üçay Grup AR-GE Direktörü Volkan Demir, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi ile birlikte yürüttükleri TÜBİTAK onaylı AR-GE çalışmalarından biri olan “Pv panellerin maksimum verimde çalışması için IOT tabanlı optimize edici (optimizer) sistemin geliştirilmesi” projesi ile güneş panellerinin maksimum verimlilikte çalışmasını sağlayarak, enerji üretimini optimize ettiklerini açıkladı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İklim krizi, kutuplardan tropik bölgelere kadar dünyamızın her yerini tehdit ediyor. Su kaynakları tükeniyor, aşırı hava olaylarının sıklığı artıyor, ormanlar yanıyor ve yaşanan tüm bu doğal afetler, dünyanın farklı bölgelerinde birçok insanın hayatına mâl oluyor.<br />Hükümetler, şirketler ve topluluklar harekete geçmek için bir araya geliyor, çeşitli aksiyonlar alınıyor; ancak daha fazlasını yapmak ve daha hızlı aksiyon almak gerekiyor. En önemlisi, iklim değişikliğinin en büyük nedeni olan fosil yakıtları kullanmaktan vazgeçip, biran önce temiz enerjiye geçilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>“Dünyamızı karbondan arındırmak için en ideal çözüm”</strong></p>
<p>22 Nisan Dünya Günü kapsamında açıklamalarda bulunan <strong>Üçay Grup AR-GE Direktörü Volkan Demir</strong>, elektrik üretiminde güneş enerjisinin önemine dikkat çekti:</p>
<p><em>“Dünya genelinde ki karbon emisyonlarının yüzde 75’ini; kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtlar oluşturuyor. Bu durumla mücadele etmek yani dünyamızı karbondan arındırmak ve ekosistemi korumak için en ideal çözüm güneş enerjisidir. Çünkü güneş enerjisi, yenilenebilir bir enerji kaynağıdır ve bir saatte dünyanın ihtiyacından daha fazla enerji üretebilecek kapasitededir. Fosil yakıtlar gibi çevreye zararlı emisyonlar üretmez. Bu nedenle güneş enerjisi santralleri, doğal kaynakların korunmasına katkıda bulunur.</em></p>
<p><em>Ayrıca güneş enerjisi santralleri, elektrik üretimi için kullanılan fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltarak, ülkelerin enerji maliyetlerini de düşürüyor. Böylece ülkelerin enerjide dışa bağımlılığını da azaltarak, enerji güvenliğinin artmasına yardımcı oluyor.</em></p>
<p><em>Güneş enerjisi santralleri, uzun vadede ekonomik faydalar da sağlıyor. Güneş enerjisi, ücretsiz bir enerji kaynağı olduğu için, güneş enerjisi santrallerinin işletme maliyetleri, diğer enerji kaynaklarına kıyasla daha düşük oluyor. </em></p>
<p><em>Sonuç olarak, güneş enerjisi santralleri; sürdürülebilir, temiz, sınırsız ve ekonomik bir enerji kaynağıdır. Güneş enerjisi santrallerinin dünya genelinde yaygınlaşması, küresel iklim değişikliği ile mücadelede, doğal kaynakların korunmasında ve enerji güvenliğinin sağlanmasında önemli rol oynuyor.” </em>dedi.</p>
<p><em>“Üçay Grup olarak, Üçay Mühendislik firmamız ile iş ortaklarımıza; planlamadan tasarıma kurulumdan bakıma kadar oldukça kapsamlı bir hizmet sunuyoruz. Müşterilerimizin bütçesine ve enerji ihtiyaçlarına uygun çözümler sunuyoruz”</em> diyen <strong>Volkan Demir,</strong> güneş enerjisi santrallerinin geniş bir uygulama alanına sahip olmakla birlikte farklı amaçlar için kullanıldığını belirtti: </p>
<p><em>“Ticari ve endüstriyel amaçlı kullanımlar; işletmelerin, fabrikaların ve endüstriyel tesislerin, elektrik maliyetlerini azaltarak, kar marjlarını artırır. Aynı zamanda işletmelerin karbon ayak izinin düşürülmesinde önemli rol oynuyor. </em></p>
<p><em>Ev sahipleri de güneş enerjisi panellerini kullanarak, evlerinde elektrik üretebilir. Güneş enerjisi santralleri, evlerin elektrik ihtiyacını karşılamaya yardımcı olarak, elektrik faturalarını düşürüyor.</em></p>
<p><em>Güneş enerjisi santralleri, tarım sektörü için de olukça önemli. Güneş enerjisi panelleri, tarım makineleri ve ekipmanlarının çalışması için gereken elektriği de sağlıyor. Ayrıca seralarda ve sulama sistemlerinde de kullanılabiliyor</em>” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Optimizer projesi, enerji üretiminde verimliliği artırıyor</strong></p>
<p><strong>Volkan Demir,</strong> Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi ile birlikte EVREKAA Ar-Ge Merkezi’nde yürüttükleri TÜBİTAK onaylı AR-GE çalışmalarından biri olan “Pv panellerin maksimum verimde çalışması için IOT tabanlı optimize edici (optimizer) sistemin geliştirilmesi”<strong> </strong>projesi hakkında da önemli bilgiler paylaştı:</p>
<p>“Optimizer sistemini, güneş enerjisi santrallerinde verimliliği ve enerji üretimini artırmak amacıyla tasarladık. Günümüzde kullanılan sistemlerden farklı algoritmaların ve haberleşme protokollerinin kullanıldığı sistem, IOT tabanlı bir yazılım ve donanım ürünüdür. </p>
<p>Optimizer, güneş enerji santrallerinde kullanılan çeşitli bileşenlerin performansını izleyerek, tesisin enerji üretim verimliliğini artırmak için gerekli durumlarda operatörü uyarıyor ve otomatik olarak ayarlamalar yapıyor. Bu bileşenler arasında; güneş panelleri, invertörler, güneş izleme sistemleri yer alıyor.</p>
<p><strong>Yapılan yatırımdan maksimum fayda sağlanması hedefleniyor</strong></p>
<p>Özellikle güneş panellerinin performansı; sıcaklık ve ışık düzeyi ile panel arızaları gibi faktörlerden etkilenebiliyor. Optimizer, bu faktörleri izleyip, güneş panellerinin maksimum verimlilikte çalışmasını sağlayacak sistemsel önlemler alıyor ve gerekli bilgilendirmeleri yapıyor. Bu sayede enerji üretiminin optimize edilmesine destek oluyor. Kısacası yapılan yatırımdan maksimum fayda sağlanması noktasında önemli rol oynuyor” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-ile-bir-saatte-dunyanin-enerji-ihtiyacindan-fazlasini-uretmek-mumkun-368867">Güneş ile Bir Saatte Dünyanın Enerji İhtiyacından Fazlasını Üretmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adet dönemi sancılarıyla baş etmek mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adet-donemi-sancilariyla-bas-etmek-mumkun-368858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2023 09:24:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adet]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sancılarıyla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=368858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adet dönemlerinde kadınlarda uykusuzluk, baş ağrısı, açlık hissi, şişkinlik, ruhsal değişiklikler, göğüslerde ağrı ve özellikle yüzde akne gibi şikayetler görülebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adet-donemi-sancilariyla-bas-etmek-mumkun-368858">Adet dönemi sancılarıyla baş etmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adet dönemlerinde kadınlarda uykusuzluk, baş ağrısı, açlık hissi, şişkinlik, ruhsal değişiklikler, göğüslerde ağrı ve özellikle yüzde akne gibi şikayetler görülebiliyor. Adet döngüsünün bir kadının üretkenliği açısından çok önemli olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meltem Çam, “Bu süreçte ortaya çıkan sorunlar ve şikayetler tedaviyle çözülebilir. Bir kadın-doğum hekimi bir kadının aile hekimi gibi olmalı ve bu durumlarda kadının sorunlarını multidisipliner bir yaklaşımla farklı tıbbi branşların desteğini alarak çözmeli. Uygun diyet, egzersiz ve gerekli hallerde ilaç tedavileri denenebilir” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Adette sancıya neden olan farklı nedenlerin olabileceğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meltem Çam, “Adet sancılarını yoğun olarak yaşayan kadınlar bir kadın-doğum hekimi tarafından muayene edilmelidir. Ağrı adet döngüsüne bağlı fizyolojik yani doğal olabileceği gibi rahim ve yumurtalıklarda bulunan miyom ve kistler de bu ağrılara neden olabilir. Bu gibi durumlarda tedavi nedene yönelik olarak farklılık gösterebilir. Adet sancıları genellikle yumurtlama fonksiyonu ile ilgilidir. Ağrı kesiciler ve doğum kontrol hapları ağrıları azaltır. Özellikle ağrı kesicilere beklenen adetten 1-2 gün önce başlamak şikayetlerin azalmasına yardımcı oluyor. Adet dönemindeki şikayetler kadının yaşam kalitesini bozuyor ise bir kadın-doğum hekimi ile görüşmesi gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Adet ertelemek için sıkça ilaç kullanılmamalı</strong></p>
<p>Adeti ertelemenin bazı ilaçlarla mümkün olabileceğini dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meltem Çam,<strong> </strong>“Özel durumlar haricinde sıkça bu yönteme başvurmak uygun değil.<strong> </strong>Kist ve miyomların tedavisi; bunların yeri, büyüklüğü, hastanın şikayetlerinin şekli, yoğunluğu ve en önemlisi de kadının yaşı ve doğurganlığına göre farklılık gösterir. İlaç tedavileri ve bazen de cerrahi tedaviler gerekebiliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Adet döneminde spor yapmak vücuda iyi geliyor</strong></p>
<p>Adet döngüsü zaman zaman kadının hayatını zorlaştıran bir süreç olabildiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meltem Çam,<strong> </strong>“Bu dönemin, kadın hayatının belli bir süresinde yaşanması gereken ve kadına doğurganlığını sağlayan yumurtlama döngüsünün bir sonucu olduğunu unutmayıp bu dönemde karbonhidrat ve tuzdan uzak beslenmeli. Bu dönemi, özellikle de keyif alabileceğiniz; yürüme, koşma, dans gibi aktivitelerle daha keyifli ve mutlu bir zaman haline getirmek mümkün” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adet-donemi-sancilariyla-bas-etmek-mumkun-368858">Adet dönemi sancılarıyla baş etmek mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital dünyada siber risklerden uzak bir çalışma ortamı mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-siber-risklerden-uzak-bir-calisma-ortami-mumkun-363431</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2023 09:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[ortamı]]></category>
		<category><![CDATA[risklerden]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363431</guid>

					<description><![CDATA[<p>Palo Alto Networks'ün dünya genelinde ve farklı sektörlerden C-Level 1.300 üst düzey yöneticiyle gerçekleştirdiği "Siber Güvenlikte Sırada Ne Var?" araştırmasına katılan yöneticilerin yüzde 84'ü, kurumlarının hibrit çalışma ortamlarına yönelmesi nedeniyle güvenlik sorunlarında artış yaşandığını kaydediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-siber-risklerden-uzak-bir-calisma-ortami-mumkun-363431">Dijital dünyada siber risklerden uzak bir çalışma ortamı mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Palo Alto Networks&#8217;ün dünya genelinde ve farklı sektörlerden C-Level 1.300 üst düzey yöneticiyle gerçekleştirdiği &#8220;Siber Güvenlikte Sırada Ne Var?&#8221; araştırmasına katılan yöneticilerin yüzde 84&#8217;ü, kurumlarının hibrit çalışma ortamlarına yönelmesi nedeniyle güvenlik sorunlarında artış yaşandığını kaydediyor.</strong></p>
<p><strong>Siber güvenlik teknolojilerinde Zero Trust (Sıfır Güven) yaklaşımını uygulayarak, dijital ortamda gerçekleştirilen tüm işlemlerin güvenli olduğu yanılsamasını ortadan kaldırmayı hedefleyen Palo Alto Networks, ZTNA 2.0 standardına sahip güvenlik platformları sayesinde kurumların yenilikçi iş uygulamaları ve hibrit iş gücü için siber risklerden arınmış bir çalışma ortamı sağlıyor.</strong></p>
<p>Dünya çapında binlerce müşterisine kendi veri merkezlerinde ve bulut üzerinden siber güvenlik çözümleri sunan <strong>Palo Alto Networks, </strong>geniş alan, mobil ve IoT ağlar arasında kesintisiz, performanslı ve güvenli erişim sunan <strong>SASE</strong> (Secure Access Service Edge) teknolojilerine her geçen gün bir yenisini ekliyor.  Şirket en son olarak kurumları, yeni erişim çağının standardı olmaya aday <strong>Sıfır Güven Temelli Ağ Erişimi 2.0&#8217;a (ZTNA 2.0) geçmeye çağırdı.</strong></p>
<p>Palo Alto Networks&#8217;ün dünya genelinde ve farklı sektörlerden C-Level 1.300 üst düzey yöneticiyle gerçekleştirdiği <strong>&#8220;Siber Güvenlikte Sırada Ne Var?&#8221;</strong> araştırmasına katılan <strong>yöneticilerin yüzde 37&#8217;sine göre, 2023’teki siber güvenlik atakları ağırlıkla tedarik zincirlerini hedefleyecek</strong>. Araştırmaya yanıt verenlerin <strong>yüzde 96&#8217;sı son bir yılda en az bir kez saldırı yaşadığını </strong>ifade ederken, <strong>yarıdan fazlası (yüzde 57) üç veya daha fazla ihlal olayı yaşadığını </strong>söylüyor. Her üç yöneticiden biri ise bir saldırı sonucu operasyonel kesinti yaşadıklarını kabul ediyor. Yöneticilerin <strong>yüzde 84&#8217;ü, kurumlarının hibrit çalışma ortamlarına yönelmesi ile birlikte güvenlik sorunlarında artışlar gördüklerini vurguluyor. </strong></p>
<p><strong>Zero Trust</strong> yaklaşımının detaylarıyla ilgili açıklama yapan <strong>Palo Alto Networks Türkiye, Rusya CIS Direktörü Vedat Tüfekçi</strong>, “ZTNA (Zero Trust Network Access) mimarisinin geliştirilmesinin nedeni, eski sanal özel ağların (VPN) belli noktalarda gerekli ölçeklenmeyi yeterince sağlayamaması ve bazı ağ geçişlerine izin vermesidir. Eski ZTNA 1.0 çözümlerinde ise kullanıcıya bir kez erişim yetkisi verildiğinde, bağlantının dolaylı olarak sonsuza kadar güvenli olduğu varsayılıyor. Bu zayıflık siber güvenlik tehditleri, kötü niyetli eylemler ve davranışlar için kullanılabiliyor. <strong>Palo Alto Networks’ün Prisma Access gibi ZTNA 2.0 yeteneklerine sahip güvenlik platformları </strong>ise bütün bu ön kabulleri ortadan kaldırarak <strong>Zero Trust (Sıfır Güven)</strong> yaklaşımıyla gerekli bütün iç denetimleri yapan bir mekanizmayı teknolojiye dahil ediyor. Teknoloji ve hizmetlerimize yansıyan Zero Trust (Sıfır Güven) yaklaşımımız ile kurum genelindeki dijital tüm işlemlerin bir ön kabul olarak güvenli bir ortamda yapıldığı yanılsamasını ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. Palo Alto Networks <strong>Prisma Access</strong> gibi ZTNA 2.0 özellikli ürünlerimiz, kuruluşlara, çağdaş iş uygulamalarına ve hibrit iş gücüne siber güvenlik tehditlerinden uzak bir çalışma ortamı sağlıyor” dedi.</p>
<p><strong>Yapay Zeka ile siber güvenlik otomasyonu yapıyor</strong></p>
<p>Prisma Access, Prisma SASE&#8217;nin sınır güvenlik hizmeti (SSE) olarak öne çıkıyor. Geniş alan ağ üzerinde tüm güvenlik denetimlerini bir veri merkezi olmadan yapma olanağı sunan Prisma SASE ile kullanıcılar hangi cihazı veya hangi ağı kullanırsa kullansın ağ sorunlarına takılmadan güvenli ve performanslı bir iletişimin rahatlığını yaşıyorlar. Prisma SASE’nin yapısında yer alan yapay zeka ve makine öğrenimi teknolojileri, anormallik tespitini otomatikleştirip, kurum genelinde siber güvenlik görünürlüğünü ve denetimini düzenli olarak iyileştiriyor.  Prisma SASE, uygulamalardaki ya da kodlardaki bir açığın kötü niyetli kişiler tarafından keşfedildiği Sıfırıncı Gün (Zero Day) saldırılarına karşı güvenlik güncellemelerini otomatik olarak yaparken, kullanıcı ve yöneticileri de bu tür sıra dışı ataklara karşı önceden uyarıyor.</p>
<p><strong>Sıfır Güven Ağ Erişimi ne sağlıyor?</strong></p>
<p>ZTNA 2.0 güvenlik yöneticilerini rahatlatan birçok avantajı bünyesinde barındırıyor:</p>
<p><strong>Yeterli yetki ile  erişim —</strong> IP adresleri ve bağlantı noktaları gibi ağ bileşenlerinden bağımsız olarak uygulama ve alt uygulama düzeylerinde hassas erişim denetimi sağlıyor.</p>
<p><strong>Sürekli güvenlik doğrulaması</strong> <strong>—</strong> Herhangi bir uygulamaya erişim yetkisi verildikten sonra bile cihaz görünümünde, kullanıcı ve uygulama davranışındaki değişikliklere bağlı olarak güvenlik değerlendirmesi kesintisiz devam ediyor.</p>
<p><strong>Sürekli güvenlik araştırması—</strong> Sıfırıncı gün (Zero Day) tehditleri de dahil olmak üzere bütün kötü niyetli atakları önlemeye yardımcı olmak için izin verilmiş bağlantılar için dahi tüm uygulama trafiğinin derinlemesine ve sürekli denetimi söz konusudur.</p>
<p><strong>Verilerin eksiksiz korunması —</strong> Merkezi veri kaybını önleme (DLP) ilkesiyle özel uygulamalar ve SaaS uygulamaları da dahil olmak üzere tüm uygulamalarda tutarlı veri kontrolü sağlar.</p>
<p><strong>Tüm uygulamalar için güvenlik —</strong> Yalnızca bulut için yazılmış uygulamalar, kurumun kendine özel uygulamaları ve çeşitli SaaS uygulamaları da dahil olmak üzere kuruluş genelinde kullanılan her tür uygulamayı düzenli ve tutarlı bir şekilde korumaya alır.</p>
<p><strong>Güvenlik duvarları ile 11. kez lider</strong></p>
<p>Endüstriye yönelik raporlarıyla ünlü, araştırma kuruluşu Gartner’ın <strong>Leader in the 2022 Gartner® Magic Quadrant<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> for Network Firewalls</strong> araştırmasında Palo Alto Networks, 2022&#8217;de üst üste 11. kez lider seçildi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-siber-risklerden-uzak-bir-calisma-ortami-mumkun-363431">Dijital dünyada siber risklerden uzak bir çalışma ortamı mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omurga kırığından çimentolama ile kurtulmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omurga-kirigindan-cimentolama-ile-kurtulmak-mumkun-359489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 10:32:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çimentolama]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kırığından]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medical Park Karadeniz Hastanesi’nden Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, “Çimentoloma (kifoplasti) yöntemiyle hastanın kırık omurgasının içine özel bir balon şişirilir ve çöken omurganın yüksekliği düzeltildikten sonra kemik çimentosu verilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omurga-kirigindan-cimentolama-ile-kurtulmak-mumkun-359489">Omurga kırığından çimentolama ile kurtulmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Medical Park Karadeniz Hastanesi’nden Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, “Çimentoloma (kifoplasti) yöntemiyle hastanın kırık omurgasının içine özel bir balon şişirilir ve çöken omurganın yüksekliği düzeltildikten sonra kemik çimentosu verilir. </p>
<p>20-25 dakika süren işlem sonrasında 1 gün istirahat ettirilen hasta hiçbir sorun yaşamadan normal yaşantısına devam edebilir&#8221; dedi</p>
<p><strong>Kemik erimesi hastalarında tamamen parçalanmamış kırıklar olduğunda halk arasında “çimento” olarak tanımlanan dolgu tedavilerinin başarılı sonuçlar verdiğini vurgulayan Medical Park Karadeniz Hastanesi’nden</strong> <strong>Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, “Çimentoloma (kifoplasti) yöntemiyle hastanın kırık omurgasının içine özel bir balon şişirilir ve çöken omurganın yüksekliği düzeltildikten sonra kemik çimentosu verilir.</strong></p>
<p><strong>Ameliyathane şartlarında ve lokal anestezi altında gerçekleştirilen, 20-25 dakika süren işlem sonrasında 1 gün istirahat ettirilen hasta, hiçbir sorun yaşamadan normal yaşantısına devam edebilmektedir” dedi.</strong></p>
<p>Osteoporozun kemik yapımının azaldığı, yıkımının arttığı bir kemik hastalığı olduğunu ifade eden Medical Park Karadeniz Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, “Normal şartlarda kemik dokusu sürekli yapılıp yıkılarak kendini yenileyen bir dokudur. Bu dengenin bozularak kemik yıkımının daha fazla olduğu veya yapımının azaldığı durumlarda kemik dokusunda kalsiyum gibi mineraller ve kemik çatıyı oluşturan kolajen doku azalır. Bu durumda kemik dokusunun yoğunluğu azalarak zayıflar ve kemik erimesi (osteoporoz) oluşur” diye konuştu. </p>
<p><strong>KEMİK ERİMESİ SİNSİ İLERLER</strong></p>
<p>Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, kemik erimesi belirtilerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p>“Kemik erimesi çoğu zaman belirti vermeden ilerler. Belirti verdiğinde genellikle sırtta, belde mikro  (küçük) kemik kırıklarına bağlı sırt ve bel ağrısı olur. İlerlemiş kemik erimesi olan hastalarda omurgada kırıklara bağlı şiddetli ağrılar, gittikçe ilerleyen kamburlaşma, boy kısalması gibi bulgular ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong>KIRIKLARIN YÜZDE 80’İ TESADÜFEN SAPTANIYOR</strong></p>
<p>Kemik erimesi (osteoporoz) olan hastaların omurganın kompresyon kırıklarına eğilimli olduğunu söyleyen Medical Park Karadeniz Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, “Kemik erimesi hastalarının bazılarında omurga basınç altında ezilir ve çöker, bu da yükseklik kaybına yol açar. Bu tip kırıklar genellikle ciddi bir travma olmadan ortaya çıkar. Osteoporoz nedeniyle zayıflamış omurga gövdesinde meydana gelen bu kırıkların büyük çoğunluğu (yaklaşık yüzde 80’i) bel ve sırt ağrısı nedeni ile başvuran hastaların araştırılmasında tesadüfen tespit edilmektedir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>1 GÜN SONRA TABURCU OLUNABİLİR</strong></p>
<p>Kemik erimesi hastalarında tamamen parçalanmamış kırıklar olduğunda halk arasında “çimento” olarak tanımlanan dolgu tedavilerinin başarılı sonuçlar verdiğini vurgulayan Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, bu tedavide uygulanan iki yöntemi şöyle anlattı:</p>
<p>“Vertebroplasti:<strong> </strong>Röntgen eşliğinde ciltten özel iğnelerle girilir ve kırık omurga içine kemik çimentosu verilir. Bu sayede kemik güçlendirilmiş olur.</p>
<p>Kifoplasti:<strong> </strong>Kifoplastide ise vertebroplastiden farklı olarak kırık omurga içinde özel bir balon şişirilir ve çöken omurganın yüksekliği düzeltildikten sonra kemik çimentosu verilir. Ameliyathane şartlarında ve lokal anestezi altında gerçekleştirilen, 20-25 dakika süren işlem sonrasında 1 gün istirahat ettirilen hasta, hiçbir sorun yaşamadan normal yaşantısına devam edebilmektedir.”</p>
<p><strong>DOLGU TEDAVİSİNİN AVANTAJLARI</strong></p>
<p>Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, dolgu tedavisinin avantajlarını ise şöyle sıraladı: </p>
<ul>
<li>“Lokal anestezi ile yapılır. </li>
<li>Kesi yapılmamaktadır, sadece iğne ile girilir.</li>
<li>İşlem sonrası ağrının hemen kesilmesi.</li>
<li>İşlemden 24 saat sonra normal hayata geri dönüş.</li>
<li>Komplikasyon oranı çok düşük.”</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omurga-kirigindan-cimentolama-ile-kurtulmak-mumkun-359489">Omurga kırığından çimentolama ile kurtulmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 09:15:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=356935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları erkeklerde 40’lı yaşlardan itibaren, kadınlarda ise daha çok menopoza girdikten yaklaşık 5-6 yıl sonra gelişiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935">Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp ve damar hastalıkları erkeklerde 40’lı yaşlardan itibaren, kadınlarda ise daha çok menopoza girdikten yaklaşık 5-6 yıl sonra gelişiyor. Kalp hastalığı riskinin yaş ilerledikçe arttığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelenin temelini, kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin tespiti ve risklere karşı önlem alınması oluşturuyor. Günümüzde kullanılan çeşitli skorlama yöntemleriyle kalp ve damar hastalıkları riskini öğrenmek ve alınacak bazı önlemlerle bu riski düşürmek mümkün” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Türkiye’de tüm yaş grupları için değerlendirildiğinde her iki ölümden birinin kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleştiğini, üstelik bu erken ölümlerin yüzde 80’inin önlenebilir nitelikte olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde kuşkusuz pek çok faktörün rolü var. Özellikle diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, tütün ürünleri kullanımı ve ileri yaş ana risk faktörleri arasında. Ayrıca erken yaşta kalp ve damar hastalık öyküsünün bulunması, fiziksel hareketsizlik, obeziteye yol açabilen sağlıksız beslenme gibi risk faktörleri de kalp-damar hastalıkları için önemli” dedi.</p>
<p><strong>Aile bireylerindeki kalp-damar hastalıkları riski arttırıyor</strong></p>
<p>ABD’de 20 yıldan uzun süredir takip edilen 49.255 erkek hastayla yapılan bir çalışmaya göre, aile risk faktörü olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında, aile üyelerinde 50 yaş öncesi kalp ve damar hastalık öyküsü olan grupta, aile risk faktörü olmayan gruba kıyasla yüzde 50 oranında daha yüksek kalp ve damar hastalığı gelişme riskinin görüldüğünü dile getiren Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Aile bireyleri ne kadar erken yaşta kalp krizi, stent veya bypass öyküsüne sahipse hastanın riski de buna paralel olarak artıyor” diye konuştu.</p>
<p>Ailesel yüksek kolesterolün genetik olduğunu, belirgin yüksek kolesterol seviyelerinin izlendiği ve kalp krizi riskinin yüksek olduğu bir hastalık olduğunu ifade eden Dr. Alagiç, “Bu sorunu yaşayan kadınların yüzde 30’u 60 yaşına kadar; erkeklerin ise yüzde 50’si 50 yaşına kadar kalp krizi geçiriyor. Bir diğer yandan ailesel hiperlipidemisi olan kişilerde erken tanı ve tedavi ile koroner arter hastalığını yüzde 80 oranla azaltmak mümkün. Bu nedenle ileride kalp krizi geçirme riskini azaltmak adına olası risk faktörleri için koruyucu önlemlerin alınması önemli. Alınacak koruyucu önlemler hastanın risk faktörlerine ve sahip olduğu riske bağlı olarak değişiyor. Bu, sadece yaşam tarzı değişikliği olabilirken bazen de buna ek olarak ilaç başlamayı içerebiliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Riskin ölçülmesi korunmak için önemli</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelenin temelini kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin tespiti ve risklere karşı önlem alınmasının oluşturduğunun altını çizen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Fakat önlem ve tedaviden ne kadar yarar elde edileceğini belirleyen en önemli faktörlerden biri erken tanı. Kalp ve damar hastalıklarının oluşmasına sebep olan risk faktörlerinin araştırılması ve etkisinin daha kolay anlaşılabilir hale gelmesi amacıyla çeşitli skorlama sistemleri mevcut. Örneğin bireylerin kalp ve damar hastalıkları risklerini belirlemek için kullanılan, 12 Avrupa ülkesinin çalışmalarından elde edilen verilerin incelenmesiyle oluşturulan risk skorlamasında, kişiye ait farklı parametrelere bakılarak 10 yıllık risk düzeyi belirlenebiliyor. Dolayısıyla 40-69 yaşları arasında olup görünürde sağlıklı kişilerde 10 yıllık ölümcül ve ölümcül olmayan kalp hastalıklarıyla karşılaşma riski ölçülebiliyor. Yükselmiş riske sahip olmak maalesef kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve diğer sorunlara dair risklerin arttığını gösteriyor. Risk belirlemede ve tanıda kullanılan ana görüntüleme yöntemleri arasında koroner arter kalsiyum skoru, kontrastlı bilgisayarlı tomografi, koroner anjiyografi, karotis ultrasonu ve ekokardiyografi var. Amaç, önleyici müdahalelerden en fazla yararlanması gereken riski yüksek kişileri belirlemek. Özellikle belirtilerin olmadığı bireylerde riskin ölçülmesi, korunma açısından çok önemli” hatırlatmasında bulundu.</p>
<p><strong>Kalp-damar riskini azaltmanın 9 yolu</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıkları riski yüksek çıkan hastalara öncelikle hayat tarzı değişikliğinin önerildiğini ve yüksek risk faktörlerin azaltılması için gerekirse ilaç tedavisi başlatılıp hastanın yakın takibe alındığını vurgulayan Dr. Nermina Alagiç kalp damar hastalıklarından korunmanın yollarını paylaştı:</p>
<p>• Tütün ürünleri kullanıyorsanız bırakın. </p>
<p>• Haftada 150-300 dakika orta şiddette (yürüme, yüzme, jogging vb.) veya 75- 150 dakika yüksek tempoda egzersiz yapın.</p>
<p>• Kilonuzu koruyun.</p>
<p>• Her gün en az 200 gram meyve ve sebze tüketin.</p>
<p>• Haftada 2 kez somon, uskumru, sardalya gibi omega-3 miktarı yüksek balık tüketin.</p>
<p>• Kırmızı et tüketiminizi haftada en fazla 350-500 gram ile sınırlandırın. </p>
<p>• Günde 30 gram çiğ kuruyemiş tüketin. </p>
<p>• Diyabetiniz varsa önerilere uyun ve şeker dengenize dikkat edin.</p>
<p>• Tansiyonunuzu korumak için günde 5 gramdan fazla tuz tüketmeyin.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935">Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Felç ve Kalp Yetmezliğine Karşı Önlem Almak Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/felc-ve-kalp-yetmezligine-karsi-onlem-almak-mumkun-354916</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 13:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[yetmezliğine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354916</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova - İzmir şubesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Yusuf Altınkaynak kalp ritim bozukluklarını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/felc-ve-kalp-yetmezligine-karsi-onlem-almak-mumkun-354916">Felç ve Kalp Yetmezliğine Karşı Önlem Almak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova &#8211; İzmir şubesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Yusuf Altınkaynak  kalp ritim bozukluklarını anlattı. Bazı kalp ritim bozukluklarının  süreç içerisinde kalp krizi, felç, organ yetmezliği gibi ölümcül tablolara sebebiyet verebileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, “Alanında uzman bir kardiyolog tarafından yapılacak rutin kalp muayeneleri sayesinde tanı almak ve tedavi olmak çok önemlidir” diye konuştu.</p>
<p><b> KALP İŞLEVİNDE BOZUKLUĞA NEDEN OLABİLİR</b></p>
<p>Kalp ritim bozukluğu, kalp kasına iletilen sinirsel sinyallerin işlev bozuklukları nedeniyle kalp atışlarının düzensiz seyretmesi durumudur. Bu durum aritmi olarak ifade edilmektedir. Aritminin erken dönemde fark edilerek alta yatan nedenlerin araştırılması ve uygun şekilde tedavi edilmesi kalp yetmezliği felç ve ölüm riskini azaltır.</p>
<p>Sağlıklı bireylerde kalp atışları belli bir ritimde sürer ve kan dolaşımı olağan şekilde sağlanır. Ancak aritmi durumunda anormalleşen kalp ritimleri kalbin kan pompalama işlevinde  bozukluğa neden olur.</p>
<p>Aritminin seyrine göre kategorize edilen farklı türleri bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Taşikardi,</strong>  kalp atışlarının dakikada 90’dan yukarıya çıkmasıdır. Kalp atış hızı strese, troid hastalıkları kansızlık egzersiz ve bazı kalp ve kalp dışı hastalilarda artabilmektedir.</p>
<p> Aritmi ise bir kalp ritim bozukluğudur. Tedavi edilmediğinde kalp yetmezliği. kalp krizi, inme ve ani ölüm gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Taşikardi hastalarında kalbin çalışma hızının artması nedeniyle, kalp vücuda kan pompalama işlevinde azalma sonucunda kişinin kendi kalp atışlarını hissetmesi, yorgunluk, kalp ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, bilinç kaybı, sersemlik, düşük tansiyon belirtileri ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><strong>Bradikardi,</strong> kalp atış hızının normalin altında seyretmesini ifade eder. Normal kalp atış hızı 1 dakikada 60-90 aralığındayken, bradikardi hastalarının kalp atışları 1 dakikada 60’ın altına düşmektedir. Bradikardi nedeniyle kalbin beyne ve diğer organlara ihtiyaç duyduğu kanı pompalayamayabilir. Bu nedenle nabzın sıklıkla 60’ın altında seyretmesi durumunda bir kardiyoloji uzmanına muayene olmak gerekmektedir.</p>
<p><strong>Ventriküler Fibrilasyon,</strong> kalbin alt odacıklarının kasılma işlevlerini yitirmesi nedeniyle oluşan ve kanın hayati organlara ulaşmasını engelleyen acil ölüm riski yüksek olan acil mudahele gereken  bir aritmi çeşitidir. Ani bilinç kaybı ve ölüme neden olabilen ventriküler fibrilasyonun acilen tedavisi hayati önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Atriyal Fibrilasyon, </strong>kalbin üst odacıklarını etkileyen ve normal kan akışının bozulmasına neden olan  ve  sık karşılaşılan yaş ilerledikçe sıklığı artan   aritmi sorunudur. Kanın alt odacıklara geçişinde bozulma ile seyreden atriyal fibrilasyon tüm vücudun kan dolaşımını etkileyerek kalp yetmezliğ, kalpte pıhtı oluşumuna neden olarak ölümcül sonuçlara neden olabilmektedir.</p>
<p><strong>Atriyal Flutter, </strong>kalbin üst bölümlerini etkileyen bir aritmi sorunudur. Kalbin üst bölümlerinin alt bölümlerine oranla çok daha hızlı attığı atriyal flutterin kalpte yol açtığı senkronizasyon bozukluğu nedeniyle hayatı tehdit eden sonuçlar oluşabilmektedir.</p>
<p><b>ARİTMİ VE SONUCUNDA OLUSAN AĞIR TABLOLAR ERKEN TANI İLE ÖNLENEBİLİR </b></p>
<p>Aritmiler ,süreç içerisinde kalp krizi, felç, organ yetmezliği gibi ölümcül tablolara sebebiyet verebilir. Bu nedenle bir kardiyolog tarafından yapılacak rutin kalp muayeneleri sayesinde tanı almak ve tedavi olmak çok önemlidir. Aritmi tedavilerinde, hekiminizin yönlendirmeleri doğrultusunda sadece ilaç tedavisi uygulanabileceği gibi, elektriksel prosedürler, açık veya kapalı cerrahi girişimler.kalbe yerleştirilen akım düzenleyici cihazlar veya kalp pili  gibi çözümler de önerilebilmektedir. Erken dönemde aritmi tanısı ve uygulanan tedaviler sayesinde kalp sağlığını korumak ve kalp yetmezliği kalp krizi, felç gibi olumsuz sonuçları azaltmak mümkün olmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/felc-ve-kalp-yetmezligine-karsi-onlem-almak-mumkun-354916">Felç ve Kalp Yetmezliğine Karşı Önlem Almak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 tır yem daha bölgeye gönderildi &#8220;Başka Bir Tarım Mümkün&#8221; vizyonu depremzede üreticilere de nefes aldıracak&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-tir-yem-daha-bolgeye-gonderildi-baska-bir-tarim-mumkun-vizyonu-depremzede-ureticilere-de-nefes-aldiracak-352063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2023 09:27:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aldıracak]]></category>
		<category><![CDATA[başka]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bölgeye]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[depremzede]]></category>
		<category><![CDATA[gönderildi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tır]]></category>
		<category><![CDATA[üreticilere]]></category>
		<category><![CDATA[vizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352063</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in deprem bölgesinde üretimin sürmesi için kırsalın desteklenmesi yönündeki hedefi doğrultusunda çalışmalar hızlandırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-tir-yem-daha-bolgeye-gonderildi-baska-bir-tarim-mumkun-vizyonu-depremzede-ureticilere-de-nefes-aldiracak-352063">5 tır yem daha bölgeye gönderildi &#8220;Başka Bir Tarım Mümkün&#8221; vizyonu depremzede üreticilere de nefes aldıracak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in deprem bölgesinde üretimin sürmesi için kırsalın desteklenmesi yönündeki hedefi doğrultusunda çalışmalar hızlandırıldı. Deprem bölgesinde yaşamın devam etmesi için dün itibariyle 5 tır yem daha yola bölge üreticisine dağıtılmak üzere yola çıkarıldı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, tarımsal üretimin devam etmesini sağlamak için “Başka Bir Tarım Mümkün” projesini depremin etkilediği köylere taşıyor. Bir yandan Acil Çözüm Ekipleri’yle köyleri dolaşarak eksikleri tespit eden İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, bir yandan da köylerde kooperatifleşme sürecini planlayıp altyapı oluşturuyor.   Deprem bölgesinde kırsalda yaşayan üreticilerin desteklenmesi için dün 5 tır yem daha yola çıkarıldı.</p>
<p><strong>“Kırsaldaki üretimin asla durmaması gerekiyor”</strong><br />Osmaniye’de çalışmaları yürüten İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Şevket Meriç, “Tarifi imkânsız bir deprem felaketiyle karşı karşıyayız. Ama şuna inanıyoruz ki, bir arada olduğumuzda, dayanışmanın gücünü ortaya koyduğumuzda bunu aşacağız. İzmir Büyükşehir Belediyemizin dört ilde kurduğu koordinasyon merkezlerinde ihtiyaçları görüyoruz. Ama Osmaniye’de özellikle kırsal üretimin sürmesi gerekiyor.  Başkanımız Tunç Soyer’in ortaya koyduğu Başka Bir Tarım Mümkün vizyonu doğrultusunda kırsalda tek tek üreticilerle görüşüyoruz. Onlarla birlikte ne yapabiliriz ona bakıyoruz ve kooperatifçiliğin tam manasıyla nasıl işleyebileceği konusunda kafa yoruyoruz. Ayrıca küçükbaş üreticiliği için yem yardımımız yola çıktı. Osmaniye bölgesindeki küç ;ükbaş üreticimize yem desteğini sağlamış olacağız. Bu, burada bitmeyecek. Tarımsal üretimin devamı için de elimizden ne geliyorsa yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Turp, yer fıstığı, kilim kooperatiflerle gelişecek”</strong><br />Osmaniye’den alımı yapılacak çok değerli ürünlerin olduğuna dikkat çeken Şevket Meriç, “Türkiye turp üretiminin yüzde 25’i bu bölgeden. Bunun yanında yer fıstığının dünya piyasasında da yurt içi piyasada da inanılmaz bir yeri var. Bölgenin coğrafi işaretli kilimi de var. Her yönüyle bereketli topraklardayız. Bunların kooperatif eliyle değerlendirilmesi için elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz” dedi.</p>
<p><strong>“Nereye adım atsak teşekkür alıyoruz”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin depremin olduğu andan itibaren bölgede verdiği hizmetlerin takdirle karşılandığını vurgulayan Şevket Meriç, “Biz nereye adım atarsak atalım, Başkanımız Tunç Soyer’in adını duyuyor ve teşekkür alıyoruz. O yüzden İzmir’de çalışıyormuş gibi karşılanıyoruz. Deprem anından beri İzmir Köy-Koop Birliği’nin bölgeye yardımları da sürüyor. İzmir Köy-Koop. Birliği, tüm kooperatiflerin çatısı olması ve onları koordine edebilmesi konusunda da çok büyük bir yetenek ortaya koyuyor. Bir Kira Bir Yuva’da olduğu gibi kooperatiflerin de bir araya gelerek dayanışma örneği sergilediğini görebiliyoruz. Osmaniye’de geçmişe ait kooperatifler var ama yanlış uygulamalar, girdi maliyetleri ve örgütlü hale gelebilmedeki eksiklikler ayakta kalmalarının önüne geçmiş. Bizim üzerimize dü ;şen, gerekirse yeni kooperatifler kurmak ve mevcut kooperatifleri aktif hale getirmektir” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-tir-yem-daha-bolgeye-gonderildi-baska-bir-tarim-mumkun-vizyonu-depremzede-ureticilere-de-nefes-aldiracak-352063">5 tır yem daha bölgeye gönderildi &#8220;Başka Bir Tarım Mümkün&#8221; vizyonu depremzede üreticilere de nefes aldıracak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Migren botoksu ile kronik baş ağrılarından kurtulmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/migren-botoksu-ile-kronik-bas-agrilarindan-kurtulmak-mumkun-347520</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 09:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarından]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[botoksu]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347520</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik baş ağrılarının hastaların yaşam kalitesini bozarak günlük yaşam aktivitelerini etkilediğini ve kişilerin sosyal yaşamdan çekilmelerine neden olduğunu belirten Medical Park Gebze Hastanesi Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Duygu Özer, “Bu durum zamanla psikiyatrik semptomların gelişmesine de neden olur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/migren-botoksu-ile-kronik-bas-agrilarindan-kurtulmak-mumkun-347520">Migren botoksu ile kronik baş ağrılarından kurtulmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik baş ağrılarının hastaların yaşam kalitesini bozarak günlük yaşam aktivitelerini etkilediğini ve kişilerin sosyal yaşamdan çekilmelerine neden olduğunu belirten Medical Park Gebze Hastanesi Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Duygu Özer, “Bu durum zamanla psikiyatrik semptomların gelişmesine de neden olur. Migren botoksu ile kişilerin ağrı sıklığı, şiddeti azalmakta ve hastalar daha çok sosyal yaşamda kalabilmektedirler. Bunun yanı sıra, bu tedavi ile baş ağrısı için alınan ağrı kesici tedaviler azalacağı için buna bağlı gelişebilecek sistemik yan etkiler de ortadan kalkacaktır” dedi.</strong></p>
<p>Migren botoksunun ne olduğundan bahseden Medical Park Gebze Hastanesi Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Duygu Özer, “Botoks olarak bilinen botulinum toksin enjeksiyonu, kronik migren baş ağrısı olan kişilerde ağrı iletiminde rol oynayan kimyasalların etkisini engelleyerek santral sinir sisteminin ağrı duyarlılığını azaltan ve buna bağlı olarak baş ağrılarında azalmaya neden olan bir tedavi yöntemidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>KRONİK BAŞ AĞRILARINA İYİ GELEBİLİR</strong></p>
<p>Migren botoksunun avantajlarına değinen Uzm. Dr. Özer, “Kronik baş ağrıları hastaların yaşam kalitesini bozarak günlük yaşam aktivitelerini etkilemekte ve kişilerin sosyal yaşamdan çekilmelerine neden olmaktadır. Bu durum zamanla psikiyatrik semptomların gelişmesine de neden olur. Migren botoksu ile kişilerin ağrı sıklığı, şiddeti azalmakta ve hastalar daha çok sosyal yaşamda kalabilmektedirler. Bunun yanı sıra, bu tedavi ile baş ağrısı için alınan ağrı kesici tedaviler azalacağı için buna bağlı gelişebilecek sistemik yan etkiler de ortadan kalkacaktır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>GEBELER VE EMZİREN ANNELERE UYGULANMAZ</strong></p>
<p>Migren botoksun, kronik baş ağrısı olan baş ağrısı nedeniyle günlük yaşam aktiviteleri bozulan 18 yaş üzeri kişilere uygulanabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Özer, “Gebeler, emziren anneler, kas kavşak hastalığı olan kişilere botoks tedavisi yapılmamaktadır” dedi.</p>
<p><strong>İĞNELERLE UYGULANAN BİR TEDAVİ</strong></p>
<p>İşlem hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Özer, “Botoks uygulaması baş ağrısına neden olan şakaklar, alın, boyundaki belirli kaslar ve baş arka kısmına küçük iğnelerle uygulanan bir tedavi yöntemidir. Standart tedavide 31 noktaya uygulama yapılır. Yapılacak doz hastanın semptomlarına göre doktor tarafından belirlenmektedir. İşlem süresi uygulayıcı doktora göre değişmekle birlikte 15-30 dakika arasında sürmektedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>ETKİSİ 10-14 GÜN CİVARINDA BAŞLAR</strong></p>
<p>Botoks etkisinin uygulama sonrası 10-14. günde başlamakta olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özer, şu bilgileri paylaştı: </p>
<p>“Baş ağrısı tedavisinde bazı hastalarda etkinlik ilk doz sonrası başlarken bazı hastalarda 12 hafta sonra 2. dozun yapılması sonrasında etkinliğe karar vermek gerekebilir. Tedaviden fayda gören hastalarda etkin tedavi için ilk yıl 3 veya 4 seans uygulanması önerilir. Sonraki süreçte hastanın ihtiyaçları doğrultusunda 6 ay ya da daha uzun aralıklarla işlem tekrarlanabilir.”</p>
<p><strong>CİDDİ YAN ETKİLERİ YOKTUR</strong></p>
<p>Migren botoksunun ciddi yan etkisi olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Özer, “Uygulama sonrası enjeksiyon bölgesinde geçici ağrı kızarıklık, geçici sırt ve baş ağrısı görülebilir. Migren botoksu uygulamasının ciddi yan etkileri bulunmamaktadır. Uygulamanın konusunda uzman ve bu konuda deneyimli doktorlar tarafından yapılması önemlidir” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/migren-botoksu-ile-kronik-bas-agrilarindan-kurtulmak-mumkun-347520">Migren botoksu ile kronik baş ağrılarından kurtulmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Soyer: &#8220;Ortak akılla ortak gelecek tahayyül etmek mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-soyer-ortak-akilla-ortak-gelecek-tahayyul-etmek-mumkun-346953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 17:20:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akılla]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[soyer]]></category>
		<category><![CDATA[tahayyül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek İstişare Kurulu ikinci toplantısı umudu büyüttü</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-soyer-ortak-akilla-ortak-gelecek-tahayyul-etmek-mumkun-346953">Başkan Soyer: &#8220;Ortak akılla ortak gelecek tahayyül etmek mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yüksek İstişare Kurulu ikinci toplantısı umudu büyüttü</strong><br /> </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin düzenleyeceği İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi hazırlıkları kapsamında ana kongrenin içeriğini ve programını belirlemek için oluşturulan Yüksek İstişare Kurulu ikinci toplantısını tamamladı. Toplantının ülkenin umudunu büyüttüğünü ifade eden Başkan Tunç Soyer, “Ortak akılla ortak gelecek tahayyül etmek mümkün” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından “Geleceğin Türkiyesi’ni inşa ediyoruz” sloganıyla 15-21 Şubat tarihlerinde düzenlenecek İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin Yüksek İstişare Kurulu ikinci toplantısını tamamladı. Arkas Holding’in katkılarıyla İzmir’de Swissotel’de düzenlenen toplantıya Türkiye’nin önde gelen iktisatçıları, bilim insanları ile iş dünyası, sendika ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.</p>
<p><strong>Ana kongre programı masaya yatırıldı</strong><br />Toplantının ilk oturumunda, açılış konuşmalarının yanı sıra ağustos ayından bu yana düzenlenen toplantılar ve deklarasyonlar hakkında görüşler bildirildi. Toplantının ikinci kısmında ise uzman toplantılarının sonuçları ile ana kongrenin programı ve kongre sonuç metni masaya yatırıldı. Kurul üyeleri, uzman toplantılarından gelen verileri değerlendirerek sadece Türkiye’nin değil, küresel dünyanın da temel sorunlarına çözüm önerilerini aktardı.</p>
<p><strong>“Biz yapmazsak kimse yapmıyor”</strong><br />Toplantının kapanış konuşmasını yapan Başkan Tunç Soyer, “Ben sabahları kalktığımda İzmir’e sarılasım gelir. Bugün sizleri dinledikten sonra Türkiye’yi kucaklamak geldi içimden. Ben de o umuda, o heyecana katılıyorum. Ortak akılla ortak bir gelecek hayali tahayyül etmek mümkün. Bütün bu siyasi farklılaşmalara, kutuplaşmalara rağmen görüyoruz ki, birçoğu yapay ve yaşadığımız acılardan daha küçük. Topyekûn yaşadığımız şeye dair topyekûn bir şey üretebiliriz. Bu rasyonel bir şey. Bu mümkün. Hele ki yüzyıl önce atalarımızın yaptığını düşünürsek bugünün koşullarında elbette başarmamız mümkün. Bu kadim kültürün evlatları olarak başarabiliriz. Bu umudu taşıyorum. Sizlere ne kadar teşekkür etsem az. Çok renkli, çok sesli ve zihin açıcı bir buluşma oldu” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Toprağı nasıl işleyeceğimizi en iyi şekilde planlamamız lazım”</strong><br />Tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı ise Türkiye’nin geleceği için kaynakların doğru kişiler tarafından yönetilmesi ve doğru yöntemlerin kullanılması gerektiğini ifade ederek “Toprak, şu anda dünyada en kıymetli şey. Bunu nasıl işleyeceğimizi en iyi şekilde planlanmamız lazım. Türkiye’de bunu yapacak insanlar çok geride kalıyor. Siz bir memleket düşünebiliyor musunuz; zeytinde en büyük potansiyele sahip olacaksınız, Tarım Bakanı gelip zeytin ağaçlarını keserek kömür madeni açacak. Kimse de demiyor ki Türkiye’nin kömürü beş para etmez. Tartışma konularının bunlar olması lazım. Türkiye’nin belli üretim bölgelerinde taş ocakları açmak mantıklı bir iş değildir. Bu bölgede kimin sesi çok çıkıyor; zeytincilerin mi Ankara’daki sanayicilerin mi? Neden yüzyıl önce İktisat Kongresi İzmir’de toplandı? Çünkü belirli sanayi bölgelerimiz sınırlarımızın dışında kalmış. Mali bir boşluk içindeyiz. İzmir’i gelecek Türkiyesi’nin inşa edileceği bir yer olarak görmüşler” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Yerel yönetimler öncülüğünde yeni bir ekonomi modeli geliştirilebilir”</strong><br />Toplantıya çevrim içi olarak katılan gazeteci ve yazar Fikret Bila, 1923’te İzmir’de yapılan İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlarla laik bir Cumhuriyet’in temellerinin atıldığını, günümüzde ise Türkiye’nin Atatürk ilkelerinden ve laiklikten uzaklaştığını ifade etti. Rahmetli eski başbakan Bülent Ecevit’in  “Ekonomik Demokrasi” kavramını işaret eden Bila, “Yerel yönetimlerin sosyal devlet görevi görmeleri mümkündür. Ekonomik demokrasiyi de hayata geçirmeliyiz. Katılımcı demokrasinin ilk adımı ekonomik demokrasidir. Halkın ekonomiye örgütlü girişimci olarak girmesidir. Bunun yolunun kooperatifler olduğunu biliyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu örnekleri hayata geçirdiğini biliyoruz. Ekonomik demokrasiden hareketle yerel yönetimler öncülüğünde yeni bir ekonomi modeli ge liştirilebilir. Geçim sıkıntısını, eğitimsizliği, işsizliği giderme noktasında büyük katkılar sağlanabilir” dedi.</p>
<p><strong>“Demokrasi, iktisat politikaları açısından temel eksenimizdir”</strong><br />DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise en uzun çalışma saatlerinin, en düşük asgari ücretin olduğu ülkelerden bir tanesi olduğumuzu belirterek “Buna mahkum değiliz, değiştirmemiz lazım. Demokrasi meselesi iktisat politikaları açısından da temel eksenimizdir. Demokrasi başta işçi sınıfı olmak üzere toplumun her kesiminin her alanda söz sahibi yapılmasını gerektirir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Toplantıya kimler katıldı?</strong><br />Yüksek İstişare Kurulu’nun ikinci toplantısına, Ali İhsan Özgürman, Ali Rıza Ersoy, Alphan Manas, Arzu Çerkezoğlu, Prof. Dr. Ayça Tekin Koru, Bekir Ağırdır, Prof. Dr. Bilge Yılmaz, Burak Dalgın, Dr. Burcu Ünüvar, Prof. Dr. Bülent Gültekin, Fikret Bila, Prof. Dr. Fuat Keyman, Dr. Gülfem Saydan Sanver, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Dr. M. Murat Kubilay, M. Salim Kadıbeşegil, Mahmut Özgener, Dr. Mehmet Aktaş, Mehmet Bozgeyik, Muhittin Bilget, Murat Karayalçın, Prof. Dr. Mustafa Tanyeri, Nur Batur, Önder Türkkanı, Prof. Dr. Refet Gürkaynak, Selçuk Sarıyar, Prof. Dr. Selva Demiralp, Dr. Serdar Şahinkaya, Sıtkı Şükürer, Süleyman Sönmez adına vekaleten Dr. Betül Çelikkaleli ve Mehmet Salih Özen, Şükrü Ünlütürk, Prof. Dr. Taşansu Türker, Uğur Gürses, Ünal Ersözlü, Yusuf Işık, Yusuf Kanlı katıldı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-soyer-ortak-akilla-ortak-gelecek-tahayyul-etmek-mumkun-346953">Başkan Soyer: &#8220;Ortak akılla ortak gelecek tahayyül etmek mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Robotik Kalp Cerrahisi ile Ağrısız ve Hızlı İyileşme Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/robotik-kalp-cerrahisi-ile-agrisiz-ve-hizli-iyilesme-mumkun-346332</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2023 08:52:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısız]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[yileşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Robot teknolojileri günümüzde kalp hastalıklarının tedavisinde de kullanılıyor ve göğüs kafesinin açılmasına gerek olmadan küçük kesilerle gerçekleştirildiği için; kısa sürede iyileşme, daha az ağrı, daha az yara izi gibi önemli avantajlar sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-kalp-cerrahisi-ile-agrisiz-ve-hizli-iyilesme-mumkun-346332">Robotik Kalp Cerrahisi ile Ağrısız ve Hızlı İyileşme Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Robot teknolojileri günümüzde kalp hastalıklarının tedavisinde de kullanılıyor ve göğüs kafesinin açılmasına gerek olmadan küçük kesilerle gerçekleştirildiği için; kısa sürede iyileşme, daha az ağrı, daha az yara izi gibi önemli avantajlar sağlıyor. Genç yaştaki kalp hastaları, kadınlar ve iş temposu yüksek olan bireyler tarafından da sıkça tercih edilen robotik kalp ameliyatları pek çok hastalık için uygulanabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Onan, robotik kalp cerrahisi ile ilgili önemli bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Kozmetik kaygılar son buluyor</strong></p>
<p>Robotik kalp cerrahisi; özel olarak geliştirilmiş robotik cerrahi sistem yardımıyla, göğüs kafesinde açılan 8-10 mm’lik küçük deliklerden robotik aletler kullanılarak, yüksek çözünürlüklü bir kamera yardımıyla gerçekleştirilen en ileri cerrahi yaklaşımdır. Göğüs kemiği (iman tahtası adı verilen) önden açılmaz, yani kapalı kalp ameliyatları arasındadır. Hastanın sağlıklı bir ameliyat geçirmesi ve sorunsuz bir iyileşme dönemi çok önemlidir. Kritik olan nokta ameliyat sırasında daha az travmadır. Yani kesiler ne kadar küçükse iyileşme o kadar çabuk olmaktadır. Robotik kalp ameliyatı minimal invaziv (mini-kesiler ile yapılan kapalı kalp operasyonlarının) ameliyatların en az cerrahi travma oluşturan şeklidir. Çok küçük delikler yardımıyla ameliyat yapılmaktadır ve bu teknik mini kesilerle yapılan tüm operasyonlardan daha hızlı yara iyileşmesi sağlar. Bu da ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırır ve üstün kozmetik sonuçlar verir. Hasta bir süre sonra ameliyat geçirdiğini dahi unutmakta, psikolojik olarak da oldukça rahat bir süreç geçirmektedir. </p>
<p><strong>Günümüzde birçok kalp ameliyatında kullanılabiliyor</strong></p>
<p>Robotik cerrahi günümüzde uygun olan kalp hastalıklarının birçoğuna uygulanmaktadır. Koroner arter bypass ameliyatlarında, mitral ve triküspit kapak tamirleri ya da kapak değişimi ameliyatlarında, kalp içindeki deliklerin kapatılmasında ve tümör ameliyatlarında robotik cerrahi yapılabilmektedir. Ayrıca, uygun hastalarda kalp içindeki deliklerin kapatılması, tümör ameliyatları, atriyal fibrilasyon için ablasyon işlemleri, sol atriyal apendiksin kapatılması ve sol atriyal remodelling prosedürleri güvenli ve etkin bir şekilde yapılabilmektedir.</p>
<p><strong>Cerrahi deneyim çok dönemli</strong></p>
<p>Robotik kalp cerrahisi robotik cerrahi sistemlerinin bulunduğu robotik cerrahi merkezlerinde uygulanır. Bu ameliyatların yapılabilmesi için merkezde alanında uzmanlaşmış anestezi doktorları, ameliyat hemşireleri, perfüzyonistler ve robotik kalp cerrahlarının bulunması gerekir. Robotik cerrahi bir ekip işi olup, güvenli merkezlerde uygulanmaktadır. Merkezlerin senede 50’den fazla robotik kalp ameliyatı yapması o merkezin aktif bir robotik kalp cerrahisi merkezi olduğunu gösterir.  </p>
<p><strong>Her hasta uygun olmayabilir</strong></p>
<p>Robotik cerrahi olacak hastaların bu yönteme uygun olup olmadıkları bu yöntemi aktif olarak uygulayan robotik kalp cerrahları tarafından değerlendirilir. Robotik cerrahiye karar verme aşamasında fizik muayene bulguları ve radyolojik görüntüleme çalışmaları çok kıymetlidir. Hastaların ekokardiyografi, anjiyo ve tomografi tetkikleri de değerlendirilmelidir. Elektif bir kalp ameliyatı olunacaksa yani operasyon acil değil ise kişi robotik cerrahi adayı olabilir. </p>
<p><strong>Günlük yaşama kısa sürede dönüş  </strong></p>
<p>Robotik cerrahi; kalp ameliyatının riskini artırmaz, aksine tecrübeli ellerde daha fazla fayda sağlar. Her kalp cerrahının robotik cerrahi ile uğraşmadığının unutulmaması gerekir. Ameliyat sonrasında hastalar cerrahi yoğun bakıma alınır ve takipleri sağlanır. Hasta ameliyat sonrası dönemde herhangi bir sıkıntı olmaması halinde en kısa sürede servis odasına alınır. Bir süre daha servis şartlarında takip edilen hasta en uygun zamanda önerilerle taburcu edilir ve kontrol randevusu planlanır. Robotik cerrahi tekniği kalp cerrahisinde güvenli bir yaklaşımdır. En önemli avantajı çok küçük kesiler kullanılmasından dolayı travmanın daha az olması ve ameliyat sonrası sürecin daha hızlı geçmesidir. Ameliyat sonrasında hastaların günlük yaşamlarına dönüşü daha hızlı olmaktadır. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-kalp-cerrahisi-ile-agrisiz-ve-hizli-iyilesme-mumkun-346332">Robotik Kalp Cerrahisi ile Ağrısız ve Hızlı İyileşme Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
