<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kullanımı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kullanimi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kullanimi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 18:00:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>kullanımı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kullanimi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Saygınlar&#8217;a &#8216;güvenli dijital dünya&#8217; tanıtıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sayginlara-guvenli-dijital-dunya-tanitildi-625784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 18:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[katılımcı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[saygınlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 65 yaş üzeri vatandaşlara yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sayginlara-guvenli-dijital-dunya-tanitildi-625784">Saygınlar&#8217;a &#8216;güvenli dijital dünya&#8217; tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 65 yaş üzeri vatandaşlara yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bu kapsamda Büyükşehir’e bağlı Saygınlar Kulübü üyelerinin dijital teknolojileri; güvenli, bilinçli ve bağımsız şekilde kullanabilmelerini desteklemek amacıyla planlanan üç haftalık eğitim programı başarıyla tamamlandı.</p>
<p><b>KUŞAKLAR ARASI ETKİLEŞİM GÜÇLENDİ</b><br />Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Şube Müdürlüğü ve Kocaeli Üniversitesi Anı Elinde Tutanlar Kulübü iş birliğiyle gerçekleştirilen eğitimler, uygulamalı ve katılımcı odaklı yapısıyla büyüklerimizden tam not aldı. Üniversite öğrencilerinin eğitmen olarak yer aldığı program, kuşaklar arası etkileşimi artıran örnek bir sosyal sorumluluk çalışması oldu. Genç eğitmenler ile Saygınlar Kulübü üyeleri arasında kurulan güçlü iletişim, eğitim sürecine ayrı bir değer kattı.</p>
<p><b>EĞİTİM, TEMEL TELEFON KULLANIMINDAN BAŞLANDI</b></p>
<p>Eğitimin ilk haftasında katılımcılara akıllı telefonların temel kullanımına yönelik bilgiler aktarıldı. Telefon ayarları, rehber oluşturma, arama işlemleri ve mesajlaşma uygulamaları uygulamalı olarak anlatıldı. WhatsApp üzerinden mesaj gönderme, fotoğraf paylaşma ve görüntülü arama gibi günlük hayatta sık kullanılan özellikler birebir uygulamalarla pekiştirildi.</p>
<p><b>DİJİTAL GÜVENLİK VE İNTERNET KULLANIMI ANLATILDI</b></p>
<p>Program süresince katılımcılara internet kullanımı, wi-fi bağlantısı, arama motorları ve günlük dijital uygulamalar hakkında kapsamlı bilgiler verildi. Özellikle dolandırıcılık mesajları, bilinmeyen bağlantılar ve güçlü şifre oluşturma konularında farkındalık kazandırıldı. Senaryo temelli çalışmalar sayesinde katılımcıların karşılaşabilecekleri risklere karşı doğru davranış geliştirmeleri sağlandı.</p>
<p><b>E-DEVLET VE BANKACILIK İŞLEMLERİ ÖĞRENİLDİ</b></p>
<p>Eğitimin ikinci haftasında e-Devlet sistemi detaylı şekilde ele alındı. Katılımcılar; sisteme giriş yapma, bilgi sorgulama ve belge görüntüleme gibi işlemleri uygulamalı olarak öğrendi. Ayrıca temel bankacılık işlemleri kapsamında hesap kontrolü, para transferi ve fatura ödeme gibi konular anlatılırken, olası dolandırıcılık yöntemlerine karşı dikkat edilmesi gereken hususlar da paylaşıldı.</p>
<p><b>SOSYAL MEDYA KULLANIMI VE DİJİTAL HAYATA UYUM</b></p>
<p>Eğitimin son haftasında sosyal medya kullanımı ele alındı. Katılımcılara Facebook ve Instagram gibi platformlarda hesap oluşturma, paylaşım yapma, etkileşim kurma ve gizlilik ayarlarıA uygulamalı olarak gösterildi. Programın kapanış bölümünde ise görüntülü görüşme uygulamaları, dijital iletişim ve sosyal bağların güçlendirilmesi konularına değinildi. Saygınlar Kulübü üyeleri, edindikleri bilgiler sayesinde dijital dünyaya daha güvenli ve bilinçli bir şekilde adapte olma imkânı buldu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sayginlara-guvenli-dijital-dunya-tanitildi-625784">Saygınlar&#8217;a &#8216;güvenli dijital dünya&#8217; tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka su tüketimine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 11:42:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaynağı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[soğutma]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimine]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624399</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, yapay zeka (YZ) kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik önerileri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399">Yapay zeka su tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, yapay zeka (YZ) kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik önerileri anlattı.</p>
<p><strong>Soğutma teknolojisi su tüketimini doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>YZ kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik ilk önerinin “Veri Merkezi Soğutmasını Daha Verimli Hale Getirmek” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, şunları söyledi:</p>
<p>“Sıvı ortam soğutma yerine hava soğutma, kapalı çevrim sistemler ve ‘daldırma soğutma’ gibi su ihtiyacını azaltan teknolojilerin tercih edilmesi önemlidir. Daldırma soğutma yönteminde sunucular, iletken olmayan özel bir sıvıya tamamen daldırılır. Bu sistem, hava soğutmaya kıyasla ısıyı çok daha verimli biçimde uzaklaştırır; sıcaklıkların dengeli kalmasını sağlar ve donanımın uzun süre yüksek performansta çalışmasına imkan tanır.”</p>
<p><strong>Enerjinin kaynağı da su tüketimini belirliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, ikinci önerinin “Enerji Kaynağını Seçmek” olduğunu ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Kömür ve doğalgaz santralleri, buhar türbinleriyle çalışır ve türbin döndükten sonra buharın tekrar yoğunlaşması gerekir. Bu yoğunlaşma süreci için büyük miktarda su kullanılır. Bunun yerine yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgar vb.) kullanmak, çalışma sırasında soğutma suyu gerektirmediğinden dolaylı su tüketimini önemli ölçüde azaltır.”</p>
<p><strong>Veri merkezleri su stresi düşük bölgelere kurulmalı</strong></p>
<p>Üçüncü önerinin “Veri Merkezi Konumunu Su Stresi Düşük Bölgelere Taşımak” olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Su kaynakları kısıtlı bölgelerde yoğun YZ altyapısı kurmak yerine su açısından daha güvenli lokasyonları seçmek etkili olur.” dedi.</p>
<p>Dördüncü başlığın “Operasyonel ve Yazılım Verimliliği” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Gereksiz model çalıştırmayı azaltmak, sadece amacı net olan ve yüksek değer üreten sorgulara odaklanmak, Gereksiz YZ etkileşimlerini minimize etmek tüm su tüketimini düşürmeye katkı sağlamaktadır.” vurgusunda bulundu.</p>
<p>Beşinci önerinin “Soğutma Verimliliğini Artırmak” olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Evaporatif soğutma, yani suyun buharlaştırılmasıyla yapılan soğutma, en çok su harcayan yöntemlerden biridir. Buna karşın doğrudan sıvı soğutma veya daldırma soğutma gibi yöntemler, buharlaşma gerektirmediği için su tüketimini ciddi şekilde azaltır. Evaporatif soğutmada yüksek su kullanılırken, sıvı soğutma daha düşük, daldırma soğutma ise çok düşük su kullanımı sağlar. Bu nedenle soğutma teknolojisini değiştirmek, su tüketimini önemli ölçüde düşürür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Enerji kaynağını değiştirmek su tasarrufu sağlar</strong></p>
<p>Altıncı önerinin “Enerji Kaynağını Değiştirmek” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Elektrik üretimi genellikle suyla soğutulan santraller tarafından gerçekleştirilmektedir. Yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgâr) su tüketimi açısından çok daha avantajlıdır çünkü operasyonel olarak neredeyse hiç su kullanmazlar. Dolayısıyla yalnızca soğutma değil, enerjinin kaynağı da su tüketimini etkilemektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yedinci önerinin “Verimli Altyapı Planlaması ve Bölgesel Su Koşulları” olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Veri merkezlerinin su kıtlığı yaşanan bölgelere kurulması mevcut su kaynakları üzerindeki baskıyı artırır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Politika ve standartlar belirlenmeli</strong></p>
<p>Sekizinci önerinin “Politika ve Standartlar” olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Belirlenecek politikalarla veri merkezlerinin su kullanımı şeffaf raporlanmalı, su kullanım verimliliği standart haline getirilmeli ve yeni altyapılar su açısından hassas olmayan bölgelere yönlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Bireysel kullanıcılar da katkı sağlayabilir</strong></p>
<p>YZ kullanımında bireylerin de sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, bireysel düzeyde yapılabilecekleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Gereksiz sorgu ve tekrarları azaltmak; aynı soruyu küçük varyasyonlarla defalarca sormak yerine tek, net ve kapsamlı soru yöneltmek.</p>
<p>Uzun metinleri parça parça değil, tek seferde analiz ettirmek.</p>
<p>Büyük dosya işleme taleplerini azaltmak.</p>
<p>Yüksek çözünürlüklü gereksiz görsel ve uzun video üretiminden kaçınmak.</p>
<p>Tekrar tekrar görsel revizyonu istememek.</p>
<p>Bulut depolamada veri temizliği yapmak; kullanılmayan büyük dosyaları silmek ve gereksiz yedeklemeleri azaltmak.”</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, mümkünse yenilenebilir enerji kullanan internet ve hosting servislerinin tercih edilmesinin de su ve enerji tasarrufuna katkı sağlayacağını sözlerine ekledi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399">Yapay zeka su tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 14:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilerde]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[psikozu]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, yapay zekâ sohbet robotlarının yaygın kullanımı, olası psikolojik etkileri, riskli gruplar ve güvenli kullanımına dair bilgiler paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919">Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, yapay zekâ sohbet robotlarının yaygın kullanımı, olası psikolojik etkileri, riskli gruplar ve güvenli kullanımına dair bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Yoğun sohbet robotu kullanımı bazı kişilerde ruhsal belirtileri etkileyebilir mi?</strong></p>
<p>Son yıllarda yapay zekâ teknolojilerinin günlük hayatın önemli bir parçası hâline geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Özellikle ‘sohbet robotları’ olarak adlandırılan ve kullanıcılarla yazılı veya sözlü iletişim kurabilen sistemler, milyonlarca insan tarafından bilgi edinmek, sohbet etmek veya duygusal destek almak amacıyla kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Sohbet robotlarının; insanların yazdığı metinleri analiz ederek olası cevaplar üreten yazılım sistemleri olduğunu ve günümüzde çok gelişmiş dil modellerine dayandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Özellikle son yıllarda klinisyenler ve araştırmacılar, yoğun sohbet robotu kullanımının bazı kişilerde ruhsal belirtileri etkileyip etkileyemeyeceğini tartışmaya başladı. 2023 yılında bazı araştırmacılar, sohbet robotu kullanımının psikotik belirtilerle ilişkili olabileceğini ifade ederek ‘yapay zekâ psikozu’ kavramını gündeme getirdi. Ancak bu kavram henüz resmi bir psikiyatrik tanı değil ve bu konuda kesin bilimsel veriler oldukça sınırlı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sohbet robotu kullanmak tek başına ruhsal hastalığa yol açmaz!</strong></p>
<p>Bugün yapay zekâ sistemlerinin dünya genelinde çok büyük bir kullanıcı kitlesine ulaştığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bazı araştırmalar, özellikle genç yetişkinlerin önemli bir kısmının ruh sağlığıyla ilgili sorular için yapay zekâ sistemlerine başvurduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Bununla birlikte, uzmanların önemli bir noktaya dikkat çektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Sohbet robotu kullanmak tek başına ruhsal hastalığa yol açmaz. Bugüne kadar yapay zekânın doğrudan psikoz başlattığını gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmamakta. Mevcut bilgiler daha çok vaka raporları, klinisyen gözlemleri ve medya haberlerinden elde edilmekte.</p>
<p>Ancak bazı vakalarda yoğun ve uzun süreli kullanımın mevcut psikiyatrik hassasiyetleri etkileyebileceği düşünülmekte. Örneğin bazı klinisyenler, günler boyunca çok yoğun yapay zekâ sohbeti yapan kişilerde sanrısal düşünceler veya gerçeklik algısında bozulma gibi belirtilerin arttığını bildirmiştir.”</p>
<p><strong>Bazı kullanıcılar sistemi insan gibi algılayıp ona bilinç atfedebilir!</strong></p>
<p>Sohbet robotlarının insan gibi düşünmediğini veya bilinç sahibi olmadığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu sistemler yalnızca büyük veri kümelerinden öğrendikleri dil kalıplarına dayanarak istatistiksel olarak en olası cevabı üretirler. Yani kullanıcıya doğru ya da yanlış olduğuna bakmadan, konuşmayı sürdürmeye en uygun yanıtı vermeye çalışırlar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bazı problemlere neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Çünkü sohbet robotları çoğu zaman kullanıcıya karşı çıkmak yerine onu onaylayan cevaplar verebilir. Araştırmalar, bazı yapay zekâ modellerinin kullanıcı davranışlarını insanlarınkinden daha sık onayladığını gösteriyor. Ayrıca yapay zekâ sistemlerinin konuşma tarzı oldukça akıcı ve insan benzeridir. Bu durum bazı kullanıcıların sistemi bir insan gibi algılamasına, hatta ona özel bir bilgi veya bilinç atfetmesine neden olabilir. Psikolojide buna antropomorfizm, yani insan özelliklerinin cansız varlıklara atfedilmesi denir.</p>
<p>Uzun ve kesintisiz sohbetler de başka bir sorun yaratabilir. Araştırmalar, uzun süreli etkileşimlerde bazı yapay zekâ modellerinin tutarsız veya hatalı cevaplar verme eğiliminin arttığını gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bazı kişilerde daha dikkatli olunmalı!</strong></p>
<p>Genel nüfus için sohbet robotu kullanımının çoğu zaman güvenli kabul edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Ancak bazı kişilerde daha dikkatli olunması gerekir.” dedi.</p>
<p>Özellikle bazı grupların daha hassas olabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Psikotik bozukluklara yatkın kişiler, yoğun sosyal izolasyon yaşayan bireyler, duygusal destek ihtiyacı yüksek olan kişiler, uzun süre ve yoğun biçimde yapay zekâ ile sohbet eden kullanıcılar risk altında sayılabilir. Bu kişilerde yapay zekâ ile kurulan ilişki bazen gerçek sosyal ilişkilerin yerini alabilir veya mevcut düşünce kalıplarını güçlendirebilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ sistemleri psikiyatrist veya psikologların yerini tutamaz!”</strong></p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin tamamen zararlı olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Aksine, doğru tasarlanmış ve sınırları belirlenmiş sistemlerin ruh sağlığı alanında faydalı olabileceğini gösteren çalışmalar da bulunmakta. Bazı klinik araştırmalar, yapılandırılmış sohbet robotlarının depresyon ve anksiyete belirtilerinde iyileşme sağlayabildiğini gösteriyor.” dedi. </p>
<p>Ancak bu teknolojileri kullanırken bazı temel noktaların unutulmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapay zekâ bir insan değildir.<strong> </strong>Bu sistemler düşünmez, hissetmez ve profesyonel klinik değerlendirme yapamaz. Ruh sağlığı sorunlarında profesyonel destek esastır.<strong> </strong>Yapay zekâ sistemleri psikiyatrist veya psikologların yerini tutamaz. Kullanım süresine dikkat edilmelidir.<strong> </strong>Uzun ve yoğun sohbetler gerçek sosyal ilişkilerin yerini almamalıdır. Gerçek ilişkiler korunmalıdır.<strong> </strong>Aile, arkadaş ve profesyonel destek ağları ruh sağlığı için temel unsurlardır. Şüpheli belirtiler ortaya çıkarsa yardım alınmalıdır.<strong> </strong>Gerçeklik algısında bozulma, sosyal hayattan uzaklaşma veya yoğun yapay zekâ bağımlılığı gibi durumlarda bir uzmana başvurmak önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919">Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 11:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kıskacında]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617799</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799">Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dünya Sağlık Teşkilatı’nın raporları okul şiddetinin küresel ölçekte arttığını gösteriyor. Siber zorbalık belirgin biçimde artıyor. Fiziksel şiddet bazı ülkelerde azalırken bazı ülkelerde artıyor. Türkiye’de de fiziksel şiddetin arttığı gözlemleniyor” dedi.</p>
<p><strong>Ergenlik dönemi nöropsikolojik olarak riskli bir evre</strong></p>
<p>Ergenlik döneminin beyin gelişimi açısından kritik bir süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, dürtü kontrolü ve karar verme süreçlerinin henüz tam olgunlaşmadığını ifade etti ve “Ergenlikte beynin prefrontal korteks dediğimiz, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgesi tam gelişmemiştir. Bu bölge beynin kaptan köşküdür. Bedensel gelişim ruhsal gelişimin önüne geçebilir. Bu nedenle ergenlik bazı literatürde ‘normal şizofrenik dönem’ olarak tanımlanır. Sıra dışı ve rasyonel olmayan davranışlar bu çağın doğasında vardır.” diye konuştu.</p>
<p>Ancak bu nöropsikolojik risklerin tek başına belirleyici olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukta adalet algısı varsa, sıcak, tutarlı ve sınır koyan ebeveynlik varsa, açık iletişim ortamı bulunuyorsa şiddet davranışı azalır. Adalet algısı zedelendiğinde çocuk kendini güvende hissetmez, ahlaki dışlanma yaşar ve şiddeti meşrulaştırır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Hem evde hem okulda adalet algısı bozulursa risk artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuğun hem evde hem okulda adaletsizlik algısı yaşamasının şiddet riskini ciddi şekilde artırdığını ifade ederek, “Eğer çocuk hem evde hem okulda kendini haksızlığa uğramış hissediyorsa depresyon ve şiddet eğilimi daha da artar. Bir tarafta güvenli alan varsa denge sağlanabilir. Ancak iki alanda da zedelenme varsa risk büyür.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Açık iletişimin olmadığı, çocuğun zorla konuşturulduğu ya da baskı altında tutulduğu ortamlarda riskin arttığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, özgürlük ve özerklik ihtiyacı karşılanmayan çocuğun kendini tehdit altında hissettiğini ve bu durumun ahlaki kuralları dışlamasına yol açabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk kendi ahlaki kurallarını oluşturmaya başlar ve şiddeti normalleştirir. Ailede, okulda ya da toplumda adalet algısının bozulması, şiddet artışında çok önemli bir rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Ergen zaten nöropsikolojik olarak hazır değil</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu prefrontal korteks bölgesinin henüz tam olgunlaşmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, adaletsizlik algısının bu süreci daha da zorlaştırdığını söyledi ve “Ergen adaletsizliğe uğradığını düşündüğünde mantıksal ve duygusal muhakemeyi birlikte kullanarak sağlıklı karar verme kapasitesi zaten sınırlıdır. Bunun üzerine bir de madde kullanımı eklenirse risk katlanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Alkol ve madde kullanımının beynin ön bölgesini devre dışı bıraktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde, en sağlıklı insanda bile beynin kaptan köşkü olan prefrontal korteksi baskılar. Kişi düşünmeden konuşur, düşünmeden davranır, birikmiş öfkesini kontrolsüz biçimde dışa vurur. Yanlış senaryolar üretir ve yanlış bir mağduriyet duygusu geliştirir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Bu mağduriyet algısının hem evde hem okulda yaşanması durumunda depresyon ve şiddet riskinin daha da arttığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer çocuk yalnızca bir alanda sorun yaşıyorsa diğer alan denge sağlayabilir. Ancak hem evde hem okulda adalet algısı zedelenmişse şiddet ihtimali yükselir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Madde kullanımının riski ciddi biçimde artırdığını da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde kullanan bir çocuğun okula gitmesi sakıncalıdır. Tedavi gören bir öğrencinin ‘okula gidebilir’ raporu olmadan okula dönmemesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Okul iklimi adalet algısıyla doğrudan bağlantılı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, adalet algısının zedelenmesinin okul iklimini de olumsuz etkilediğini belirterek, “Açık, şeffaf, hesap verebilir ve sorgulanabilir bir sistem yoksa adalet algısı bozulur. Aidiyet duygusu zayıflar. Öğretmenle güven ilişkisi zarar görür. Öğrenci kendini güvende hissetmez.” diye konuştu.</p>
<p>Araştırmaların zorbalık eğilimleri ile okul iklimi arasında güçlü bir ilişki gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr.  Tarhan, adil kurallara sahip, herkese eşit davranan bir okul yönetiminin öğrencilerin güven duygusunu artırdığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Gençler sorunlarının çözülebileceğine inanırsa şiddete başvurma ihtimali azalır.” dedi.</p>
<p><strong>Travmaya duyarlı okullar yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ABD’de “travmaya duyarlı okul” modelinin yaygınlaşmaya başladığını dile getirerek, “Okul şiddeti ABD’de çok yüksek. Okula silah götüren öğrenci sayısının yüz binlerle ifade edildiği bir tablo var. Bu nedenle travmaya duyarlı okullar açılıyor. Bu okullarda sadece akademik disiplin değil, sosyal ve duygusal öğrenme programları uygulanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu kapsamda öğrencilere sosyal-duygusal beceriler, mindfulness uygulamaları ve pozitif psikoloji temelli çalışmalar yapıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlığı artan bir çocuk hem kendi içindeki şiddeti hem de başkasının şiddetini yönetebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital çözüm merkezleri kurulmalı</strong></p>
<p>Okul ikliminde normların net biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Haksızlığa uğrayan öğrenciler için dijital çözüm merkezleri oluşturulmalı. Çocuk yaşadığı sorunu mesaj yoluyla iletebilmeli ve belirli süre içinde geri dönüş alabilmeli. Böyle bir sistem işlerse çocuk duygularını biriktirmez, ifade eder ve şiddet riski azalır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dili ile “çember etkisi”…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençlerin davranış repertuarını doğrudan etkilediğini belirterek, buna “çember etkisi” adını verdi.</p>
<p>Toplumu iç içe geçmiş halkalara benzeten Prof. Dr. Tarhan, “En iç halkada yöneticiler vardır. Yöneticinin küçük bir hatası ya da kullandığı bir öfke dili, geniş halkalara büyüyerek yansır. Çocuklar ve gençler model alarak öğrenir. Makro modelde öfke varsa mikro modelde de öfke olur.” dedi.</p>
<p>Lider konumundaki kişilerin öfkeyi sorun çözme ya da hak arama yöntemi gibi kullanmasının gençler üzerinde güçlü bir model etkisi oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beynin karar verici bölgesi olan frontal korteks 20-25 yaşına kadar tam olgunlaşmaz. 12-15 yaş en riskli dönemdir. 15-25 yaş ikinci derecede risklidir. Bu süreçte gençlerin yaptığı davranışın sonucunu fark etme ve doğru-yanlışı ayırt etme kapasitesi henüz gelişim halindedir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hukuki, sosyal ve ahlaki normlar birlikte korunmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, şiddetin yalnızca bireysel değil normatif bir sorun olduğuna işaret ederek, üç temel normun korunması gerektiğini söyledi ve “Hukuki normlara uymamak en ağır şiddet davranışıdır. Sosyal normlara uymamak, psikolojik taciz gibi davranışları artırır. Ahlaki normların zedelenmesi de farklı şiddet türlerine yol açar. Bu üç norm dengeli biçimde korunmalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toplumsal travmaların bu normları zayıflatabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Pandemide yetişkinler yeni düzene adapte oldu ancak ergenler zorlandı. Beklenti ileri yaş gruplarının daha çok etkileneceği yönündeydi fakat en çok ergenler etkilendi. Sosyal medya ile aşırı temas kurdular, gelişimlerine uygun olmayan içeriklere maruz kaldılar.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Ailede açık iletişim, sınır ve duygu koçluğu eksikliği olduğunda gençlerin stresle başa çıkmak için sosyal medyaya yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “15 yaş altına sosyal medya hesabı açılması mutlaka sınırlandırılmalı. Sosyal medya şiddeti anonimleştiriyor ve sıradanlaştırıyor. Bu çok tehlikeli. Kötülüğü normalleştiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Siber zorbalık davranış eşiğini düşürüyor</strong></p>
<p>Siber zorbalığın çevrimiçi ortamda oluşan bir “cesaret” duygusu ürettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çevrimiçi ortamda anonimlik hissi oluşuyor. Şiddet sıradanlaşıyor ve normalleşiyor. Oysa yüz yüze ortamda kişi ‘dur, düşün, eyleme geç’ mekanizmasını kullanabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu mekanizmanın beynin ön bölgesiyle ilgili olduğunu vurgulayarak, “Beynin fren mekanizması GABA sistemiyle, gaz mekanizması ise glutamat sistemiyle ilgilidir. Ergenlerde fren sistemi zayıf, gaz sistemi daha aktiftir. Bu nedenle gençler freni zayıf bir otomobil gibi hareket edebilir.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Aile ortamında sıcak, tutarlı ve sınır koyan bir iletişim varsa çocuğun dürtülerini daha iyi yönetebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk böyle bir ortamda yaşadığında öfkesini ailesiyle konuşur, ‘dur ve düşün’ becerisini geliştirebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Alkol beyindeki fren sistemini zayıflatıyor</strong></p>
<p>Alkol ve bağımlılık yapan maddelerin beynin “fren mekanizmasını” bozduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Alkol, beyindeki birçok reseptöre bağlanır ancak en belirgin etkisi GABA sistemi üzerindedir. Bu sistem beynin fren mekanizmasıdır. Fren devre dışı kaldığında kişi, gaz sistemi olarak tanımlanan glutamat sisteminin etkisiyle hareket eder. Bu da kontrol kaybına yol açar.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Bağımlılık beynin ödül sistemiyle ilgili</strong></p>
<p>Bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle bağlantılı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, dopaminin bu süreçte temel rol oynadığını ifade etti. Özellikle ergenlik döneminde anlık haz arayışının yüksek olduğuna dikkat çeken Tarhan, sosyal ve duygusal becerilerin yeterince gelişmemiş olması halinde riskin arttığını söyledi ve “Eğer aile yalnızca akademik başarıya odaklanıyorsa ve sosyal-duygusal öğrenme ihmal ediliyorsa, çocukta dürtü kontrolü zayıf olur. Bu beceriler yaşayarak ve aile içindeki psikolojik iklimle gelişir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Üç ebeveynlik tarzı şiddeti tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyi niyetle benimsenen bazı ebeveynlik tutumlarının çocuklarda öfke ve şiddet davranışlarını artırabildiğini belirterek, üç modele dikkat çekti. Baskıcı ve itaati yücelten aile yapısında sürekli eleştirilen çocukların duygularını bastırdığını, ergenlik döneminde ise ya yoğun bir isyan geliştirdiğini ya da öfkesini kendinden daha zayıf kişilere yönelttiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu durumun aile içinde adalet algısını zedeleyerek korku ve güvensizlik kültürüne yol açabileceğini vurguladı.</p>
<p>İhmalkâr ve gevşek disiplinli ailelerde ise sınırların belirsizliği ve yetersiz ilgi nedeniyle çocuğun ilgiyi sevgiyle karıştırdığını, dikkat çekmek için öfke ve şiddet davranışlarına başvurabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aşırı koruyucu, “helikopter” ebeveynlikte ise çocuğun problem çözme becerilerinin yeterince gelişmediğini engellenme karşısında daha kolay şiddete yönelebileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Okullarda akran zorbalığına karşı dijital çözümler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığıyla mücadelede dünyada çeşitli yazılımların geliştirildiğini de aktararak, bu sistemlerde zorbalığa maruz kalan öğrencilerin dijital platformlar üzerinden sorular sorabildiğini, yönlendirmeler alabildiğini ve ihtiyaç halinde rehber öğretmene başvurabildiğini söyledi.</p>
<p>Şiddetin önlenmesinde aile, okul ve toplumsal normların birlikte ele alınması gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde sosyal ve duygusal eğitimin güçlendirilmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Okullarda sosyal-duygusal öğrenme programları uygulanmalı</strong></p>
<p>Travmaya duyarlı okul modelinin özellikle gelişmiş ülkelerde yaygınlaştığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu okullarda öğrencilere bilinçli farkındalık (mindfulness), öz bilinç, öz yönetim, empati ve ilişki yönetimi gibi becerilerin kazandırıldığını ifade etti.</p>
<p>Rehber öğretmenler eşliğinde uygulanan programlarda çocukların önce kendilerini tanımayı, ardından duygu ve dürtülerini yönetmeyi öğrendiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, sosyal bilinç ve empati çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu söyledi ve “Bu beceriler okulda ve ailede öğretilmezse çocuklar sosyal medyadan yanlış sosyal-duygusal modeller öğreniyor. Günümüzde çocuklar en çok neye maruz kalıyorsa onu modelliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Madde kullanımı ve ruhsal bozukluk birlikteliği risk artırıyor</strong></p>
<p>Çocuk ruh sağlığı tedavisinden taburcu edilen ergenlerde okul ve kurumlarla etik çerçevede bilgilendirme mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Duygu durum bozukluğu duyguları yönetememe hastalığıdır. Buna bir de madde kullanımı eklendiğinde şiddet davranışı riski yükselir. Bu grup en çok intihar vakalarında ve şiddet olaylarında karşımıza çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu nedenle yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bağımlılık tedavisinde rehabilitasyonun ve “üçüncül koruma” programlarının zorunlu olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Güç gösterisini yücelten kültürler riski artırıyor</strong></p>
<p>Toplumda güç gösterisinin erkeklik normu olarak sunulmasının da şiddeti beslediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Şiddetin erkeklik hakkı gibi sunulduğu bir kültürde çocuğun şiddete yönelmemesi çok zor. Hem aileden hem çevreden bunu öğreniyor ve onay görüyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlık eğitimi önerisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çözüm olarak sıcak, tutarlı ve sınır koyan aile ve okul ortamlarının oluşturulması gerektiğini dile getirerek, açık iletişimin hâkim olduğu, sosyal ve duygusal becerilerin sistematik şekilde öğretildiği bir eğitim modeline ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<p>Bilimsel metodolojisi “psikolojik sağlamlık eğitimi” olan programların müfredata eklenmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, empati eğitiminin özellikle önem taşıdığını vurguladı ve “Empati yoksunluğu şiddetin temel nedenlerinden biridir. Çocuğa yaptığı davranışın karşı tarafta ne hissettireceğini öğretmeden kalıcı değişim sağlanamaz” dedi.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde çocuk rehabilitasyon merkezlerinde empati farkındalığı oluşmadan taburcu işlemi yapılmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kalıcı çözüm için tedavi ile birlikte rehabilitasyon ve sosyal-duygusal eğitim programlarının birlikte yürütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799">Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonu değerlendirirken öncelikle depresif hissetmenin herkes için doğal bir deneyim olduğunun altını çizerek, “Moral bozukluğu dediğimiz depresif ruh hali zaman zaman herkeste olur. Bu bazen birkaç saat sürer, bazen kaygıyla birlikte yaşanır. Depresyon dediğimiz çökkünlük hâlinin birçok alt tipi var. Bir şeyden zevk alamama, hüzün, elem, keder gibi duygular bu hâlin temelini oluşturur. Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Üç gün sürerse minör, 15 günü aşarsa majör depresyon</strong></p>
<p>Depresyonun süresinin klinik değerlendirmede kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üç gün süren çökkünlük minör depresyon olarak tanımlanır. Eğer 15 günü geçer ve devamlılık gösterirse majör depresyon kabul edilir. Eğer bu ruh hali kronikleşirse distimi adını verdiğimiz daha hafif ama uzun süreli depresyon türüyle karşı karşıya kalırız.” diye konuştu.</p>
<p>Distimide kişide sürekli bir çökkünlük hâli bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Siklotimi ise kişinin bir dönem depresif, bir dönem aşırı neşeli olmasıyla karakterize ediliyor. Sabah çocuğunu sevgiyle kucaklayıp öğleden sonra ‘Seni neden doğurdum?’ diyebilecek kadar değişken ruh hâli gösterebilen kişiler, borderline kişilik örüntüsünde görülebiliyor. Anksiyete bozuklukları çoğu zaman moral bozukluğu olarak algılansa da depresyonun temelinde çökkünlük hissi yer alıyor.” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, klasik anlamda majör depresyonun oranının dünya literatüründe yüzde 17 civarında olduğuna işaret ederek, “Ancak antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor. Birçok kişi antidepresanı farklı gerekçelerle kullanıyor. Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor. Günümüzde fizik tedavi uzmanlarından dahiliyecilere kadar birçok branş hekimi antidepresan reçete ediyor. Kalp rahatsızlığı geçiren bir hastaya dahi çoğu zaman hemen antidepresan yazılabiliyor. Kullanım son 10 yılda kutu bazında yüzde 50’nin üzerinde artmış durumda. Bu artış küresel ölçekte gözlenirken Türkiye’de çok daha hızlı ilerliyor.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Örtülü depresyon mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrılarıyla görülüyor</strong></p>
<p>Depresyonun farklı biçimleri bulunduğunu, örtülü (maskeli) depresyonun en dikkat çekici olanlardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi depresyonda olduğunun farkında olmuyor; yakın çevresi tarafından da anlaşılmayabiliyor. Belirtiler çoğu zaman mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrıları gibi fiziksel şikâyetlerle kendini gösteriyor. Kronik strese bağlı gelişen bu psiko-fizyolojik tablolar antidepresan kullanımına yönlendiriyor. Bağırsak–beyin aksı depresyonun oluşumunda kritik bir role sahip. Serotoninin hammaddeleri bağırsakta üretiliyor; faydalı bakteriler bu süreçte belirleyici. Bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma depresyonu tetikleyebiliyor. Farelerle yapılan deneylerde, depresyondaki bir insanın bağırsak mikrobiyotasının aktarılmasıyla hayvanlarda depresif davranış modellerinin oluştuğu gözlemlenmiş durumda. Yani bağırsak sağlığı ile duygu durum arasındaki ilişki artık bilimsel olarak net biçimde ortaya konuluyor. Bu nedenle bazı hastalar dahiliyeye başvurduğunda antidepresan tedavisinden fayda gördüklerini ifade ediyor ve hekimler de benzer şikâyetlerde antidepresan reçete etmeye devam ediyor.”</p>
<p>Antidepresanların beyindeki ağlama devresini bloke edebildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İçiniz ağlar ama gözünüzden yaş gelmez. Bu nedenle herkese rastgele verilmemesi gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aynı olayı yaşayan herkes aynı şekilde depresyona girmiyor</strong></p>
<p>Depresyonun hafif türlerinin çoğu zaman psikoterapiyle iyileşebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Beslenme bozukluklarının düzeltilmesi ve beslenme psikiyatrisi kapsamında yapılan düzenlemeler de depresif belirtileri azaltabilir. Bu nedenle depresyon belirtileri görülür görülmez hemen ilaç başlamak doğru değildir; belirtilerin süresi mutlaka değerlendirilmelidir. Kişinin ne zamandır depresif hissettiği tanıda kritik öneme sahiptir. Bazı kişiler genetik olarak depresyona daha yatkındır. Bu kişiler küçük streslerle bile depresyona girebilir. Bu nedenle depresyon tedavisine direnç gösteren vakalarda genetik analiz yapılır; kişilerin depresyon yatkınlığı bu genler üzerinden değerlendirilir. Aynı olayı yaşayan herkesin aynı şekilde depresyona girmemesinin nedeni de budur. Kimileri depresyonu açık ve belirgin şekilde yaşarken, kimileri örtülü şekilde yaşayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Konformizm mi antidepresan kullanımını artırdı?</strong></p>
<p>Depresyonu tetikleyen nedenlerin çeşitli olduğunu, travmatik yaşantılar, şok edici deneyimler veya çocukluk çağı travmalarının depresyon başlangıcına zemin hazırlayabileceğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ancak depresyon her zaman bir stresle ilişkilendirilmez. Hiçbir problemi, travması veya üzülme sebebi olmayan kişilerde bile depresyon aniden başlayabilir. Çünkü depresyonun altıdan fazla alt tipi tanımlanmıştır ve bunların bazıları stresle tamamen bağımsızdır. Beyindeki büyüme faktörlerinin azalması depresif bir tabloya yol açabilir. Demans gibi nörodejeneratif süreçlerde de benzer mekanizmalar görülür. Erkeklerin depresyonu atipik yaşanır, öfkelilik şeklinde yaşanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Depresyonun yaygınlaşmasından çok konformizmin yaygınlaşmasının antidepresanların küresel patlamasının nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar en ufak olumsuz duyguya bile tahammül edemiyor. Hayatın bir parçası olan sıkıntı, hüzün ve çökkünlük hemen ilaçla bastırılmaya çalışılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bir günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil</strong></p>
<p>Modern yaşamın getirdiği konforculuk ve kolaycılık kültürünün, bireylerin en küçük zorlukta hızla psikiyatrik çözümlere yönelmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Konformizm, yani konforculuk ve rahatçılık tüm dünyada yaygınlaşıyor. Toplum olarak biz de bu akıma kapıldık. İnsanlar ufak bir engelle karşılaşınca hemen antidepresana yöneliyor. Çocukları bile böyle büyütüyoruz. Halbuki düşmeden çocuk büyümez; su yutmadan yüzme öğrenilmez. Bir günlük, yarım günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil. Kişi önce kendi çözüm üretmeye çalışmalı. Eğer bu durum 15 gün boyunca sürer ve majör depresif belirtiler gösterirse o zaman uzman desteğine başvurmak gerekir. Depresif ruh hali herkeste olur; insan robot değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sermaye, finansal sermaye gibi yönetilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik sermayenin, finansal sermaye gibi yönetilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beynin default mode networkünün depresif süreçlerde aşırı çalıştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu ağı en iyi düzenleyen şey, kişinin amaçlı yaşaması. Sabah uyandığında bir amacı olan, orta-uzun vadeli hedefleri bulunan kişiler psikolojik sermayesini iyi yönetir ve depresyona zemin bırakmaz. Akış deneyimini yakalayan kişi daha dayanıklı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, anlam ve amaç peşinde koşmanın psikolojik dayanıklılığın beş ayağından biri olduğunu hatırlatarak, “Kişi bir sorunla karşılaştığında çözebiliyorsa çözer. Çözemiyorsa onu zihninde bir kutuya koyar, rafa kaldırır. Zamanı gelince o rafı açar ve çözer. Devamlı takıntı yapmaz. Bu, terapilerde kullandığımız yöntemlerden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>İnançlar bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynuyor</strong></p>
<p>İnançların bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynadığını da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kişinin zihnindeki Tanrı tasavvurunun güven duygusunu etkilediğini söyledi ve “Her şeyi kontrol eden güçlü bir ilahi tasavvur kişide huzur ve huşu duygusu uyandırır. Bu, terapide ‘radikal kabullenme’ dediğimiz mekanizmayı doğal olarak çalıştırabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Avrupa’da antidepresan kullanım oranları incelendiğinde Portekiz’in dikkat çekici şekilde öne çıktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yedi yıl içinde hem kullanım miktarı hem de artış hızı bakımından Portekiz öne çıkıyor. Bunun arkasında kültürel kırılganlık mı var, yoksa o bölgede özel bir genetik duyarlılık mı bulunuyor, araştırmak lazım.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon unutkanlık ile de ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonun beklenmedik şekillerde ortaya çıkabileceğini belirterek, “Hiç depresyona girmeyen bir kimsede birden depresyon başlıyor. ‘Hayatımda antidepresan kullanmadım, şimdi neden kullanayım?’ diyor. Oysa depresyon bazen unutkanlık gibi bile ortaya çıkabiliyor. Buna ‘sekonder unutkanlık’ deniyor. Depresyonda dikkat bozulduğu için hafıza yavaşlar, kişi kendini unutkan zanneder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Duyguların depresyondaki belirleyici rolüne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi kedisi öldüğü için bile ciddi depresyona girebilir. Çünkü sevgi yatırımını ona yapmıştır. Duygular depresyonda çok önemlidir. Damasio’nun deyimiyle: ‘Hissediyorum, öyleyse varım.’ Hisler aklın önüne geçer.” diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte depresyonun yükselişinde sosyal medyanın payının çok büyük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal medya insanların beklenti seviyesini çok yükseltti. İnsanlar ihtiyacı olmayan bir şeyi ihtiyaç sanıyor. Filtrelenmiş görsellere bakan kişi kendini değersiz hissediyor. Mükemmeliyetçi kişiler 60 dakikanın 50 dakikasını olumsuz düşünür, beyin depresif moda girer.” dedi.</p>
<p><strong>Antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor</strong></p>
<p>Antidepresan kullanımındaki hızlı artışı değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, <strong>“</strong>2024–2034 arasında antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor. Şu anda 37 milyar dolarlık pazar var. Beyne etki eden diğer ilaçlarla birleştirince, neredeyse silah sanayisinden sonra en büyük sektör haline geldi. Küresel sistem ruh sağlığımızı bozuyor. Depresyon artıyor çünkü koruma ve önleme çalışmalarına yatırım yapılmıyor; ilaç pazarlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak yıllardır psikolojik sağlamlık üzerine eğitim verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlık artık yeni bir bilim dalı. Biz 2013’ten beri üniversitede tüm öğrencilere Pozitif Psikolojiyi ders olarak okutuyoruz. Harvard 2015’te, Yale 2018’de bu dersi koydu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, geliştirdikleri yeni projeyi şöyle anlattı:</p>
<p>“Dijital detoks ve dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz. Kişi programa giriyor, pozitif pekiştirmelerle psikolojik sağlamlık çalışıyor. Bunlar adeta dijital hap gibi. Depresyona girmeden önce kişinin zihinsel sağlığını koruyor. Bu büyük bir proje, üniversiteyi aşan bir yatırım gerektiriyor.” dedi.</p>
<p>Herkesin kolayca uygulayabileceği bir zihinsel sağlık formülü de paylaşan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın dört parametreye dikkat etmesi lazım: Güzel bak, güzel hisset, güzel düşün, iyi yaşa. Hissetmek düşünmekten önce gelir. Güzel his uyandırırsan güzel düşünce kendiliğinden gelir. O nedenle ‘İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol’ diyoruz… ” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağın görünmez tehlikesi: Teknoloji bağımlılığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-gorunmez-tehlikesi-teknoloji-bagimliligi-617067</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 13:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[çağın]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[görünmez]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamı kolaylaştırmak için kullanılan dijital teknoloji araçlarının yanlış kullanımının önemli riskleri beraberinde getirdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, her yaştan kişiyi etkileyen teknoloji bağımlılığının evrensel bir sorun olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-gorunmez-tehlikesi-teknoloji-bagimliligi-617067">Dijital çağın görünmez tehlikesi: Teknoloji bağımlılığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Günlük yaşamı kolaylaştırmak için kullanılan dijital teknoloji araçlarının yanlış kullanımının önemli riskleri beraberinde getirdiğini belirten </span></b><b><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, her yaştan kişiyi etkileyen teknoloji bağımlılığının evrensel bir sorun olduğunu söyledi. Dijital teknoloji bağımlılığının problemli online kumar bağımlılığı, cinsellik, alışveriş ve ekran bağımlılığı, dijital oyun ve sosyal medya bağımlılığı şeklinde görülebildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, dijital teknoloji bağımlılığından korunmanın ve teknolojiden dengeli bir şekilde yararlanmanın bazı önlemlerle mümkün olduğunu söyledi.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, Yeşilay Haftası kapsamında bir bağımlılık türü olan teknoloji bağımlılığının etkileri ve dijital teknolojinin doğru kullanımına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Dijital teknolojinin yanlış kullanımı evrensel bir sorun</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yaşamı kolaylaştırmak ve fayda sağlamak amacı ile geliştirilen dijital teknolojilerin hızlı bir şekilde günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirten </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “Dijital teknoloji araçları, amacı </span></span><span>dışında kullanılması nedeniyle maalesef günümüzde her yaş grubunun yaşamını tehdit eden bir tehlikeye dönüşmüştür. Bu nedenle evrensel bir sorundur ve dünya genelinde farkındalığın artırılması, <span>koruyucu ve önleyici önlemlerin alınması zorunluluk haline gelmiştir” dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Denetimsiz, sınırsız ve amaçsız kullanımının yıkıcı sonuçları var</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Dijital teknolojiler, denetimsiz, sınırsız ve amaçsız kullanıldığında her yaştaki bireylerde yıkıcı etkileri olduğunu belirten </span></span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu</span></span><span><span>, “Konuyla ilgili yapılan çalışmalar ve uzmanların hazırladığı raporlar, teknolojinin kötüye kullanımı ve bağımlılığın; fiziksel, psikolojik, sosyal, zihinsel </span></span><span>ve manevi gelişim süreçlerini derinden sarstığını ortaya koymaktadır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yaşam kalitesini düşürüyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bu etkilerin farklı şekillerde görüldüğünü ifade eden </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “</span></span><span>Bireylerde uyku düzeninin bozulması, obezite, dikkat eksikliği ve öz bakımın ihmal edilmesi gibi fiziksel sorunların yanı <span>sıra; irade zayıflığı, yalnızlaşma, gerçek ilişkilerden kopma ve hayal gücünün körelmesi gibi psikolojik ve sosyal sorunlar gözlemleniyor. Kısacası, teknolojiye hapsolmak, kişinin gerçek yaşam kalitesini her anlamda düşürüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Problemli online kumar, online cinsellik ve online alışveriş davranışlarına dikkat!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dijital teknoloji bağımlılığının çeşitli şekillerde görüldüğünü belirten </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “</span></span><span>Dijital teknoloji bağımlılığının türleri oldukça çeşitlidir. Problemli online kumar kategorisinde her türlü online bahis ve oyunlar yer almaktadır. Bunlar tüm yaş grupları için sorunlu kabul edilmektedir. Problemli online cinsellik ve aşırı harcamalara yol açan problemli online alışveriş öne çıkan başlıklar arasında yer almaktadır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Problemli ekran kullanımı, ekran sürelerine göre belirleniyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Problemli ekran kullanımının yaş gruplarına göre tanımlandığını kaydeden </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “Ö</span></span><span>zellikle çocuk ve ergenlerde görülen yaşa uygun olmayan problemli ekran kullanımı riskler barındırmaktadır. Problemli ekran kullanımı yaş gruplarına göre tanımlanmıştır. 2-6 yaş arası günde 1 saatten fazla, 6-12 yaş arası günde 1,5 saatten fazla, 12-18 yaş arası ise günde 2,5 saatten fazla kullanım problemli olarak değerlendirilmektedir. Teknolojik cihazların sınırsız ve kontrolsüz kullanımı çocukların fiziksel ve sosyal gelişimini olumsuz etkilemektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Dijital oyun bağımlılığında rekabet ve şans pekiştirici rol oynuyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Problemli dijital oyun oynama bağımlılığında yaşa uygun olmayan içerikler ve aşırı sürelerin kritik faktör olduğunu söyleyen </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “R</span></span><span>ekabet ve şans faktörleriyle kişiyi ekrana kilitleyen dijital oyun bağımlılığında oyunların şans odaklı yapısı, zorluk seviyesinin giderek artması ve sosyal hissettiren mekanizmaları bu davranış bozukluğunu pekiştirmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sosyal <span>medya bağımlılığı da sıkça görülüyor</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Dijital teknoloji bağımlılıkları arasında yer alan problemli sosyal medya kullanımının ise fiziksel ve sosyal sonuçlarıyla kişinin yaşamını etkilediğini kaydeden </span></span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu</span></span><span><span>, “Sosyal medya bağımlılığı, sürekli bağlantı ihtiyacı, kaçırma korkusu, gerçek hayatın aksatılması ve kimliğin yapay olarak inşası ile karakterize bir durumdur. Gelişmeleri kaçırma korkusu ile beslenen sosyal medya bağımlılıkları günümüzün en yaygın türlerini oluşturuyor” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Dijital teknoloji bağımlılığının </span></span></b><b><span>farklı nedenleri var</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dijital teknolojik araçların bağımlılık oluşturacak şekilde kontrolsüz bir şekilde kullanımının nedenlerine değinen </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “</span></span><span>Bu tehlikeli tabloya yol açan nedenlerin başında bilinçsizlik ve merak duygusu geliyor. Bireylerin kontrolsüz kullanımın sonuçlarını bilmemesi, can sıkıntısına alternatif bulamaması, dışlanma korkusuyla arkadaş çevresine uyum sağlama çabası ve gerçek hayattaki sorunları çözmek yerine sanal dünyaya kaçma eğilimi, bağımlılığa zemin hazırlıyor. Sosyal ilişki kurmakta zorlanan ve gerçek hayatta başaramadıklarını sanal ortamda elde etmeye çalışan kişiler, bu tuzağa çok daha kolay düşüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık dört aşamada gelişiyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bağımlılığın bir anda ortaya çıkmadığını, dört aşamalı bir süreçle geliştiğini ifade eden </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “</span></span><span>İlk adım olan ‘Deneysel Kullanım’ evresinde kişi merak ettiği bir uygulama veya oyunu deniyor. Ardından, çevresindeki kullanıcılara uyum sağlamak amacıyla ‘Sosyal Kullanım’ evresine geçiliyor. Üçüncü aşamada, zevk almak veya sorunlardan kaçmak gibi belirli amaçlar güdülerek ‘Operasyonel Kullanım’ başlıyor. Son aşama olan ‘Bağımlı Kullanım’ evresinde ise artık bir sebebe ihtiyaç duyulmuyor; kişinin tüm zamanı ve eylemleri teknolojiye göre şekilleniyor ve kontrol tamamen kaybediliyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Teknoloji bağımlılığının belirtilerine dikkat!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bağımlılık sürecine giren bireylerde belirgin davranış değişiklikleri gözlemlendiğini kaydeden </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu</span></span><span>, “Teknoloji başında geçirilen sürenin giderek artması, cihazdan uzak kalındığında öfke, huzursuzluk ve uykusuzluk gibi yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması en temel göstergelerdir. Bireyler çevreleriyle iletişimlerini asgari düzeye indiriyor, yeme-içme, temizlik ve okul/iş gibi günlük sorumluluklarını aksatıyor. Ciddi bedensel veya sosyal sorunlar yaşasalar bile kullanıma devam etmeleri ve cihaz başında geçirdikleri süreyi inkar etmeleri, tablonun ciddiyetini ortaya koyuyor” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu</span></span><span>, şunları söyledi: “Teknoloji bağımlısı olup olmadığımızı anlamanın bazı işaretleri var: Eğer cep telefonunuzu sık sık kontrol etme ihtiyacı hissediyor, onu her zaman yanınızda veya yatağınızın başucunda tutuyorsanız bu bir uyarı işareti olabilir. Telefon veya bilgisayar kullanmaktan günlük işlerinize vakit ayıramıyor, kendinizi kötü hissettiğinizde teknolojiye sarılıyor, uzak kaldığınızda ise huzursuzluğunuz artıyorsa risk altındasınız demektir. Başkalarıyla sohbet ederken veya yemek yerken bile ekrandan kopamamak, bağımlılığın eşiğinde veya içinde olduğunuzun en somut göstergelerindendir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Teknolojiden dengeli bir şekilde yararlanmak mümkün </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dijital teknoloji bağımlılığından korunmanın ve teknolojiden dengeli bir şekilde yararlanmanın mümkün olduğunu belirten </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “T</span></span><span>eknolojik cihazların kullanımına net zaman sınırlar konulmalı ve ekran başında geçirilen sürenin yerine spor, hobi, aile içi oyunlar gibi alternatif aktiviteler yerleştirilmeli. Alışkanlıkları gözden geçirmek, kullanım saatlerini ve mekanlarını değiştirmek oldukça etkili olabilir. Ayrıca ortak kullanım alanlarında sosyalleşmek, öfke kontrolü gibi sosyal beceriler edinmek ve gerekiyorsa kullanım sonrası yapılması zorunlu dış motive edicileri planlamak koruyucu kalkan işlevi görüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Uzman desteği alınmalı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bireyin kendi kendine bu süreci yönetememesi halinde mutlaka destek alması gerektiğini kaydeden </span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Leman Kutlu, “Bu konuda okulların </span></span><span>rehberlik servislerinden yardım alınabilir. 12 yaş ve üzeri bireylere ücretsiz destek sağlayan, hem bireyle hem de bireyin ailesiyle görüşmeler gerçekleştiren Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) bu konuda ücretsiz hizmet sunmaktadır. 115 YEDAM Danışma Hattından ücretsiz randevu alınabilir. Hastanelerin teknoloji ve davranışsal bağımlılık polikliniklerine başvurulup destek alınabilir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-gorunmez-tehlikesi-teknoloji-bagimliligi-617067">Dijital çağın görünmez tehlikesi: Teknoloji bağımlılığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seralarda sel felaketine Elara Tarım&#8217;dan dirençli çözüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seralarda-sel-felaketine-elara-tarimdan-direncli-cozum-611698</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[dirençli]]></category>
		<category><![CDATA[elara]]></category>
		<category><![CDATA[felaketine]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sel]]></category>
		<category><![CDATA[sera]]></category>
		<category><![CDATA[seralarda]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611698</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya’da etkisini gösteren aşırı yağış ve sel, tarım alanlarında önemli hasara neden olurken yaklaşık 5 bin 200 dekar tarım alanı olumsuz etkilendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seralarda-sel-felaketine-elara-tarimdan-direncli-cozum-611698">Seralarda sel felaketine Elara Tarım&#8217;dan dirençli çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya’da etkisini gösteren aşırı yağış ve sel, tarım alanlarında önemli hasara neden olurken yaklaşık 5 bin 200 dekar tarım alanı olumsuz etkilendi. Hortum ve fırtına nedeniyle yaklaşık bin 900 dekarlık alan etkilenirken Tarım ve Orman Bakanlığı ekipleri sahadaki durumu yerinde incelemeyi sürdürüyor. Özellikle örtü altı üretimin yoğun yapıldığı seralarda zarar oluşurken hava koşullarının üretimi doğrudan etkilediği bölgede gün ışığının azalmasına bağlı olarak ürün miktarında düşüş yaşanıyor. Doğayla uyumlu, sürdürülebilir ve yenilikçi tarım modelleriyle geleceğe ilham veren <strong>Lokman Group </strong>bünyesinde hizmet veren <strong>Elara Tarım</strong>, seralarında uyguladığı yöntemlerle üretimde kaynak verimliliğini sağlamanın yanı sıra çevresel etkiyi de en üst düzeyde optimize ediyor.</p>
<p><strong>Çok kanallı su yönlendirme sistemi kullanılıyor</strong></p>
<p>Sürdürülebilir ve ekolojik tarım yaklaşımıyla faaliyetlerini yürüten, <strong>Elara Tarım,</strong> tarım alanlarında su kontrolü ve drenaj yönetimini öncelikli gündem olarak ele alıyor. <strong>Elara Tarım</strong> <strong>Kurucu Ortağı Hatice Öz</strong>, yaptığı açıklamada, “Mevcut drenaj yetersizliklerine karşı çevrede çok kanallı su yönlendirme sistemleri kuruyoruz. Böylelikle suyun kontrollü şekilde tahliyesini sağlayabiliyoruz. Ayrıca sera çatılarından akan yağmur sularını belirli alanlarda toplayarak ters ozmos teknolojisi ile arıtıyor ve yeniden sera sulama sistemlerinde kullanıyoruz. Bu yöntem, suyun döngüsel kullanımını mümkün kılarken sürdürülebilir tarım için kritik bir avantaj sağlıyor. Enerji tarafında ise güneş ve Jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklardan faydalanarak konvansiyonel enerji kullanımını azaltmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Spektrum aydınlatma sistemi fotosentez verimliliğini artırıyor</strong></p>
<p>Elara Tarım, seralarda spektrum aydınlatma sistemlerinin kullanımıyla bitkilerin ideal gelişimi için ihtiyacı olan günlük 12-16 saat ışık gereksinimini de karşılıyor. Doğal güneşlenme süresinin 9-10 saat olduğu Antalya’da bitkinin ihtiyaç duyduğu ışık spektrumu yapay aydınlatma ile desteklenip fotosentez verimliliği artırılıyor. Bunun yanında tarımda yenilikçi yöntemler arasında yer alan manyetik alan uygulamaları ile bitki kök bölgesine enerji desteği sağlayan marka, bitki gelişimi doğal yollarla destekliyor. Bu uygulamaların tamamı, daha sağlıklı ürünler elde edilmesini ve pestisit kullanımının en az seviyeye indirilmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>Elara Tarım’ın karbon sıfır üretim için hedef yıl 2036</strong></p>
<p>Benimsediği Ar-Ge çalışmaları kapsamında doku kültürü uygulamalarını yürüterek bilimsel temelli üretim süreçlerini geliştirmeye devam eden Elara Tarım, seralarda yararlı böceklerin aktif kullanımı ile biyolojik mücadele yöntemleri uygulayıp kimyasal ilaç kullanımına alternatif çözümler üretiyor. Bunlar doğrultusunda sıfır pestisitli üretim ve karbon nötr tarım hedefiyle ilerleyen marka, 2036 yılında karbon sıfır üretim hedefine ulaşmak için çalışmalarını ve üretim süreçlerini kararlılıkla sürdürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seralarda-sel-felaketine-elara-tarimdan-direncli-cozum-611698">Seralarda sel felaketine Elara Tarım&#8217;dan dirençli çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[parçası]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir” dedi. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımının tedavinin en kritik parçası olduğunu vurgulayan Bilgin Topçuoğlu, ilaçların doğru şekilde alınmasının nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağladığını ve yaşam kalitesini yükselttiğini söyledi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 9 Şubat Uluslararası Epilepsi Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada epilepsi hastalarında düzenli kontrol ve ilaç kullanımının önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişiyor</p>
<p>Epilepsi hastalığında düzenli doktor kontrolünün önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Epilepsi hastalarında düzenli doktor kontrolü, nöbetlerin kontrol altında tutulması, ilaçların etkinliğinin ve yan etkilerinin izlenmesi, yaşam kalitesinin artırılması açısından kritik öneme sahiptir. Tedavi süreci kişiye özel olduğu için düzenli takip, hastalığın seyrini doğrudan etkiler. Epilepsi hastalarında doktor kontrolü için tek bir standart süre yoktur çünkü bu hastalığın seyri kişiden kişiye değişir” diye konuştu. </p>
<p>Kontrol dönemleri her hasta için farklılık gösterebilir</p>
<p>Doktor kontrolünün hastalığın tanı ve tedavi süreçlerine göre farklılık gösterebileceğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, bu dönemleri şöyle sıraladı: </p>
<p>Tanı ve tedavi başlangıcı: İlaç başlandıktan sonra genellikle ilk birkaç ay içinde sık kontroller yapılır. Bu dönemde ilacın etkinliği ve yan etkileri yakından izlenir.</p>
<p>Tedavi oturduktan sonra: Nöbetler kontrol altına alındığında kontroller 3–6 ayda bir yapılabilir.</p>
<p>İlaç değişikliği veya yeni şikâyetler olduğunda: Daha sık kontroller gerekebilir.</p>
<p>Çocuk ve genç hastalarda: Gelişim ve öğrenme süreci izlendiği için kontroller daha düzenli ve sık yapılır.</p>
<p>İlaç tedavisiyle nöbetlerin sıklığı ve şiddeti azalır</p>
<p>Epilepsi tedavisinde en temel yöntemin antiepileptik ilaçlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ilaçlar nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da çoğu hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltır. Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımı, tedavinin en kritik parçasıdır. İlaçların doğru şekilde alınması nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağlar ve yaşam kalitesini yükseltir” diye konuştu.</p>
<p>İlaç kullanımında 6 önemli nokta!</p>
<p>İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli noktalara değinen Bilgin Topçuoğlu, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>1. Düzenli ve zamanında kullanım: İlaçlar doktorun belirttiği saatlerde alınmalıdır. Doz atlamak veya ilacı geç almak, nöbet riskini artırır.</p>
<p>2. İlacı kendi kendine bırakmamak: Antiepileptik ilaçlar ani şekilde kesilmemelidir. Doktor kontrolü olmadan ilaç bırakmak, nöbetlerin şiddetlenmesine ve “status epileptikus” gibi hayati risklere yol açabilir.</p>
<p>3. Yan etkileri takip etmek: Baş dönmesi, yorgunluk, kilo değişiklikleri gibi yan etkiler görülebilir. Şiddetli yan etkilerde mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>4. Düzenli doktor kontrolü: İlaçların kan düzeyleri ve organ fonksiyonları (karaciğer, böbrek) düzenli testlerle izlenmelidir. Doktor, gerektiğinde doz ayarlaması veya ilaç değişikliği yapar.</p>
<p>5. İlaç etkileşimlerine dikkat: Bazı ilaçlar (antibiyotikler, doğum kontrol hapları vb.) antiepileptik ilaçlarla etkileşebilir. Yeni bir ilaç başlanmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.</p>
<p>6. Yaşam tarzı ile desteklemek: Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi ilaçların etkinliğini artırır. Alkol ve uyarıcı maddelerden uzak durulmalıdır.</p>
<p>İlaçların aksatılması ya da bırakılması önemli riskler oluşturabilir</p>
<p>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, doktor önerisi olmadan ilacın bırakılması ya da ilaç dozlarının düzensiz kullanımının olumsuz pek çok etkiye yol açabileceği uyarısında da bulunarak “Antiepileptik ilaçlar, beynin elektriksel aktivitesini dengelemeye çalışır; bu denge bozulduğunda nöbetler yeniden ortaya çıkabilir veya şiddetlenebilir. Olası etkiler arasında nöbetlerin tekrarı ve şiddetlenmesi, tedaviye direnç gelişmesi, yan etkilerin artması ve günlük yaşamı etkileyecek önemli riskler oluşabilir” uyarısında bulundu. </p>
<p>Oruç tutmak isteyen, mutlaka doktoruna danışmalı</p>
<p>Ramazan ayında oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Açlık ve susuzluk, kan şekeri düşüklüğü ve ilaçların kandaki seviyesinin değişmesi, nöbet riskini artırır ve uyku düzensizliği, nöbetleri tetikleyebileceği için oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka nöroloji uzmanına danışmaları gerekir. Epilepsi hastaları için oruç tutmak kişisel sağlık durumuna bağlıdır. Uzun süredir nöbet geçirmeyen ve doktor onayı alan bazı hastalar oruç tutabilir ancak ilaçların düzenli kullanımı, uyku ve beslenme düzeni mutlaka korunmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den ilaçlama personeline biyosidal ürün kullanımı eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ilaclama-personeline-biyosidal-urun-kullanimi-egitimi-607581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 09:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[biyosidal]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlama]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[personeline]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sertifika]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[yapan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607581</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi, vektör ve haşerelerle mücadele çalışmaları kapsamında bünyesinde görev yapan ilaçlama personeline biyosidal ürün kullanımı eğitimi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ilaclama-personeline-biyosidal-urun-kullanimi-egitimi-607581">Büyükşehir&#8217;den ilaçlama personeline biyosidal ürün kullanımı eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi, vektör ve haşerelerle mücadele çalışmaları kapsamında bünyesinde görev yapan ilaçlama personeline biyosidal ürün kullanımı eğitimi verdi. Eğitimin ardından sahada görev alan Çevre Sağlığı Şube Müdürlüğü personeline “Biyosidal Ürün Uygulayıcı Sertifikası” verildi.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi, vektörel mücadeleye yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Yıl boyu sahada görev yapan Çevre Sağlığı Şube Müdürlüğü personeline vektörler ve haşereler konusunda güncel bilgilerin aktarıldığı “Biyosidal ürün kullanımı” eğitimi verildi. Antalya Büyükşehir Belediyesine vektörler ve haşereler konusunda danışmanlık yapan Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Çetin, Akdeniz Üniversitesi’nin Sağlık Bakanlığı adına biyosidal ürün uygulayıcı eğitimleri verme yetkisine sahip kurumlar arasında yer aldıklarını söyledi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>PERSONELİN SERTİFİKALARI YENİLENDİ</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi ile ortak çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Prof. Dr. Çetin, “Antalya İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda, 10 yıl önce eğitim almış ve sertifika süresi dolmuş personelimizin belgelerini yenileyebilmesi için bir günlük temel eğitim almaları gerekiyor. Bu eğitimlerle personelimiz güncel gelişmelerden haberdar olarak hem kendi sağlıklarını hem de vatandaşlarımızın sağlığını daha iyi koruyacaklar. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan tüm ilaçlama personelimizin bu sertifikası bulunuyor. Eğitimler düzenli olarak takip ediliyor ve sertifikası yenilenmeyen kişiler çalıştırılamıyor. Ayrıca sivrisinek, karasinek, hamam böceği, fare ve diğer haşerelerle ilgili yeni gelişmeleri anlatarak personellerin bilgilerinin güncellenmesini sağlıyoruz” diye konuştu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>VATANDAŞLARA BİLİNÇSİZ İLAÇLAMA KONUSUNDA UYARI</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Vatandaşların özellikle sahada görev yapan personellere yardımcı olmalarını isteyen Prof. Dr. Çetin “Kullanılan ürünlerin zehirli olduğu unutulmamalı ve kesinlikle rastgele ilaçlama yapılmamalıdır. İlaçlama hizmetinin, Sağlık Bakanlığından ruhsatlı firmalar ve Sağlık Bakanlığı tarafından eğitim verilmiş yetkili kişiler tarafından yapılması gerekiyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi bu konuda büyük bir hassasiyet gösteriyor ve görev yapan tüm personelimiz gerekli eğitimleri almış durumdadır” dedi.</span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ilaclama-personeline-biyosidal-urun-kullanimi-egitimi-607581">Büyükşehir&#8217;den ilaçlama personeline biyosidal ürün kullanımı eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biyometrik sistemlerin kullanımı sayesinde yılbaşı ve takip eden günlerde çok sayıda şüpheli şahıs tespit edildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/biyometrik-sistemlerin-kullanimi-sayesinde-yilbasi-ve-takip-eden-gunlerde-cok-sayida-supheli-sahis-tespit-edildi-604967</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[biyometrik]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[sistemlerin]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<category><![CDATA[üye]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604967</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teknoloji, özel güvenlik sektörünün ayrılmaz bir parçası. Son dönemde öne çıkan teknolojik güvenlik çözümlerinin başında ise biyometrik sistemlerin kullanımı geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/biyometrik-sistemlerin-kullanimi-sayesinde-yilbasi-ve-takip-eden-gunlerde-cok-sayida-supheli-sahis-tespit-edildi-604967">Biyometrik sistemlerin kullanımı sayesinde yılbaşı ve takip eden günlerde çok sayıda şüpheli şahıs tespit edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teknoloji, özel güvenlik sektörünün ayrılmaz bir parçası. Son dönemde öne çıkan teknolojik güvenlik çözümlerinin başında ise biyometrik sistemlerin kullanımı geliyor. Güvenlik Servisleri Organizasyon Derneği (GÜSOD) Başkanı Turgay ŞAHAN, “Biyometrik sistemlerin en önemli unsurlarından birisi olan yüz tanıma sistemleri, güvenlik sektöründe en sık kullanılan unsurlar arasında bulunuyor. Özellikle kalabalık mekanlarda bu sistemler genel kolluk kuvvetlerine ve bizlere oldukça yardımcı oluyor. Bu sistemlerin kullanımında, genel kolluk tarafından özellikle CCTV altyapısının imkân ve kabiliyetleri ön plana çıkarılmış; buna paralel olarak bizler de yapay zekâ destekli çözümlerle önleyici hizmetler alanındaki etkinliğimizi ve operasyonel kapasitemizi önemli ölçüde artırmış bulunmaktayız. Örnek vermek gerekirse, özellikle yıl sonu döneminde yoğun alışveriş trafiğinin yaşandığı günlerde bu sistemlerin kullanımı sayesinde, birçok şüpheli durum ve şahıs genel kolluk tarafından tespit edilmiş ve gerekli tedbirler alınmıştır. Bu sebeple tüm üye şirketlerimiz en son teknolojik çözümleri hizmetlerine entegre ederek güvenliği en üst seviyeye taşımaya devam edecek.” diyor.</strong></p>
<p>GÜSOD üyesi şirketlerin, karmaşık güvenlik ihtiyaçlarına sahip stratejik lokasyonlarda teknolojik çözümleriyle güvenlik hizmetlerini en üst seviyeye taşıdığının altın çizen GÜSOD Başkanı Turgay ŞAHAN, “Bu teknolojik çözümlerin başında biyometrik sistemler (yüz tanıma ve benzeri) yapay zeka destekli şüpheli durum analizleri ve olağan dışı durumların tespiti bulunuyor. Bu sistemler sayesinde böylesine kritik bir dönemde özel güvenlik görevlilerinin genel kolluğa destek ve yardımcı olması büyük önem taşıyor.” dedi.</p>
<p>GÜSOD üyelerinin teknolojiyi yakından takip ettiklerini belirten Turgay ŞAHAN, “Üyelerimiz, son teknoloji kamera sistemleri, video analitik yazılımları, x-ray, metal kapı dedektörleri, kişi sayaç yoğunluk tespit sistemleri, parmak izi tarayıcıları, yüz tanıma sistemleri ve iris tarama gibi güvenlik çözümleri sunuyor. Önümüzdeki dönemde, sektördeki teknolojik donanımlarla birlikte özellikle yapay zekâ başta olmak üzere drone kullanımı ve biyometrik güvenlik sistemlerinin ön planda olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle de yapay zekâ ve makine öğrenimi gibi teknolojilerin sektörümüzde daha fazla benimsenmesi gerekiyor. Bu paralelde, özel güvenlik hizmetlerinde yapay zekaya dayalı mühendislik faaliyetleri, yeni nesil güvenlik teknolojileriyle bütünleşmiş güvenlik uygulamalarının kullanımının teşviğine yönelik yasal düzenlemeler yapılarak, bu yönde kullanılacak teknolojilerin eğitimlere eklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Özel güvenlik görevlilerinin nitelikli bir eğitimden geçmeleri gerekiyor</strong></p>
<p>Turgay ŞAHAN, “Önümüzdeki yıllarda gelişmiş alarm ve algılama sistemleri, gürültü filtreleme yetenekleri, daha hassas sensörleri ve hızlı tepki süreleriyle öne çıkma potansiyeline sahip. Tüm bu faktörlerin üye şirketlerimiz aracılığıyla sektörümüzde ağırlıklı olarak kullanılmasıyla birlikte, daha etkili ve güçlü bir güvenlik altyapısı oluşturulacağına inanıyoruz. Ancak, bu teknolojik gelişmelerin başarıyla uygulanması için güvenlik profesyonellerinin eğitilmiş olmaları ve gizlilik konularına özen göstermeleri gerekiyor. Bu nedenle sektörümüzün en büyük kaynağı olan özel güvenlik görevlilerinin nitelikli bir hizmet verebilmeleri için alacakları eğitimlerin içine bu konuların da dahil edilmesi gerekiyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/biyometrik-sistemlerin-kullanimi-sayesinde-yilbasi-ve-takip-eden-gunlerde-cok-sayida-supheli-sahis-tespit-edildi-604967">Biyometrik sistemlerin kullanımı sayesinde yılbaşı ve takip eden günlerde çok sayıda şüpheli şahıs tespit edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Eğer]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[Madde Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[Toksikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı tarafından “Ergenlikte Madde Kullanımı” başlıklı hibrit konferans düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151">Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı tarafından “Ergenlikte Madde Kullanımı” başlıklı hibrit konferans düzenlendi. Akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı etkinlikte, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Yurtsever sunum gerçekleştirdi. Etkinlikte, ergenlik döneminde artan madde bağımlılığı riskine karşı erken teşhis ve düzenli taramanın önemi vurgulanırken, sürecin yönetiminde ailelerin yargılayıcı değil destekleyici bir yaklaşım sergilemesinin gerekliliğine dikkat çekildi.</p>
<p>         Ergenlerde madde kullanımını anlatan Çocuk Acil Uzmanı Doç. Dr. Ali Yurtsever, “Hepimizin bildiği gibi ergenlik, insan hayatının en özel, en hassas ancak bir o kadar da kritik dönemlerinden biridir. Gençlerimiz bu süreçte çok ciddi sosyal ve psikolojik değişimler yaşıyorlar. Ne yazık ki bu değişim süreci, onları riskli davranışlara yönelmeye ve zararlı alışkanlıklar edinmeye daha meyilli hale getiriyor. Burada en belirleyici faktörlerden biri sosyal çevredir. Ergenler, çevrelerinden çok kolay etkilenebiliyorlar. Eğer sosyal çevrelerinde madde kullanımı varsa, gençlerimiz ciddi bir risk altında demektir. Unutmamalıyız ki madde kullanımı, gelişmekte olan ergen beynini doğrudan ve olumsuz etkiliyor. Bu durum sadece geçici bir heves olarak kalmıyor; bilişsel bozukluklara, psikozlara ve hatta ne yazık ki intihara kadar varabilen çok ağır sonuçlar doğurabiliyor. Şunu net bir şekilde ifade etmeliyim. Eğer madde kullanımına bu dönemde başlanırsa, bu durum ileride çok ağır bağımlılıklara yol açabilir. Erken teşhis edilmezse, sürecin engellenmesi çok zorlaşır. Profesyonel destek olmadan bu sorunun kendiliğinden çözülmesini beklemek hatadır; destek verilmezse madde kullanımı erişkinlik döneminde de devam eder. Dünyadaki tabloya, özellikle gelişmiş batı toplumlarına baktığımızda durum gerçekten endişe verici. Avrupa ve Amerika’da ergenlerin yaklaşık yarısı en az bir kez yasa dışı madde kullanmış durumda. Bu inanılmaz bir rakam. Özellikle alkol ile birlikte yasa dışı madde kullanımının yaygınlığına dikkat etmemiz gerekiyor” dedi</p>
<p><b>“Testlerin amacı risk altındaki gençleri tespit etmek”</b></p>
<p>Yapılması gerekenleri anlatan Doç. Dr. Ali Yurtsever, “Ergenlerin düzenli olarak değerlendirilmesi şart. Gençlerin yılda en az bir kez, sadece toksikolojik testlerle değil, genel bir değerlendirmeden geçmesi gerekiyor. Özellikle riskli gruplara bu taramayı mutlaka uygulamalıyız. Biz bu noktada CRAFFT tarama ölçeğini kullanıyoruz. Bu tarama ölçeğindeki soruların amacı, gencin risk altında olup olmadığını anlamaktır. Örneğin gence şunu soruyoruz. ‘Daha önce alkol veya madde kullandıktan sonra araç kullandın mı ya da kullanmış birinin sürdüğü araca bindin mi?’ Buradaki temel amacımız, çevresinde bu tür insanların olup olmadığını görmektir. Eğer varsa, o gençte de kullanım ihtimali artıyor demektir. Bunun yanı sıra şu soruların cevaplarını arıyoruz. ‘Rahatlamak için alkol veya madde kullanıyor musun?’ ‘Yalnızken kullandığın oldu mu?’ ‘Kullandıktan sonra yaptıklarını hatırlamadığın oldu mu?’ ‘Ailen veya arkadaşların sana azaltmalısın dedi mi?’ ‘Bu kullanım yüzünden başın hiç belaya girdi mi?’ Bu taramada iki veya daha fazla soruya ‘evet’ yanıtı verilmesi durumunda, riskli madde kullanım bozukluğu açısından detaylı bir değerlendirme yapılması gerekir. Unutmayın, bu bir tanı testi değil, bir tarama aracıdır; ancak bize yol gösterir” diye konuştu.</p>
<p><b>“En büyük görevlerden biri ailelere düşüyor”</b></p>
<p> Ailelerin ergenlerle iletişiminin önemli rol üstlendiğini söyleyen Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Annette Akgür, “Bu noktada en büyük görevlerden biri de ailelere düşüyor. Madde bağımlılığının engellenmesinin ilk aşaması aslında ailede başlar. Ailelerin çocukları üzerinde daha gözlemci ve dikkatli olması gerekiyor. Eğer çocuğunuzla ilgili bir şüphe duyuyorsanız, takınacağınız tavır her şeyi belirleyecektir. Böyle bir durumda suçlayıcı ve yargılayıcı bir dil kullanmak yerine, uzlaşmacı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemelisiniz. Eğer sert ve dışlayıcı davranırsanız, ergen ailesinden uzaklaşır. Bu kopuş ise, ergenlikte başlayan bağımlılığın yetişkinlik döneminde de devam etmesine zemin hazırlar. İletişim kapılarını açık tutmak, tedavinin en önemli adımıdır” dedi</p>
<p>Konferansın sonunda Prof. Dr. Serap Annette Akgür, Doç. Dr. Ali Yurtsever’e hediye taktim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151">Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 09:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[iğnelerinin]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[seren]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598942</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, son dönemde popülerleşen “zayıflama iğneleri”ne yönelik önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942">Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, son dönemde popülerleşen “zayıflama iğneleri”ne yönelik önemli uyarılarda bulundu. GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen semaglutid, liraglutid ve tirzepatid gibi ilaçların aslında tip 2 diyabet için geliştirildiğini hatırlatan Şeren, bu ilaçların obezite tedavisinde etkili olduğunu ancak bilinçsiz kullanımın ciddi halk sağlığı riski doğurduğunu vurguladı. </p>
<p>GLP-1 agonisti ilaçların dünya çapındaki kullanımı son beş yılda 6 kat arttı. Türkiye’de de özellikle 2023–2024 döneminde talep yükseldi. Türkiye, nüfusa göre kullanım hızında orta-yüksek grupta. Özellikle şehir merkezlerinde endikasyon dışı talep artışı dikkat çekiyor. Avrupa ülkeleri ile benzer bir eğilim olduğuna dikkat çeken Şeren, sosyal medya etkisinin Türkiye’de daha güçlü olduğunu ve bu nedenle kontrolsüz kullanımın daha büyük bir risk oluşturduğunu belirtti.                                   </p>
<p><strong>“Sosyal medya yönlendirmesiyle kullanım tehlikeli”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Şeren, son aylarda sosyal medya üzerinden yönlendirilen kontrolsüz ilaç kullanımının artığını, merdiven altı ve sahte ürünlerin piyasada çoğaldığını belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Bu ilaçlar güçlü farmakolojik etkilere sahip. Yanlış doz, yanlış kullanım veya sahte ürünler; ağır bulantı ve kusmadan akut pankreatite, safra kesesi sorunlarından gastropareziye kadar ciddi yan etkilere yol açabiliyor. Avrupa İlaç Ajansı, sosyal medyadan temin edilen ürünlerin önemli kısmının sahte olduğu konusunda uyardı.”</p>
<p><strong>Doğru hastada etkili, yanlış kullanımda risk yüksek</strong></p>
<p>GLP-1 agonistlerinin doğru hastada, doğru dozla ve hekim takibi altında son derece etkili olduğunu belirten Şeren, klinik çalışmaların bunu doğruladığını ifade etti:</p>
<p><strong>“</strong>Semaglutid kullanılan STEP-1 çalışmasında yüzde 14.9 ortalama kilo kaybı; Tirzepatid kullanılan SURMOUNT-1 çalışmasında yüzde 20’nin üzerinde kilo kaybı görülüyor. Ancak, bu sonuçlar düzenli takip ve yaşam tarzı değişikliği olmadan elde edilemez. Sosyal medyadaki ‘hızlı zayıflama’ anlatılarının bilimsel hiçbir karşılığı yok.”</p>
<p><strong>18 yaş altına önerilmiyor     </strong></p>
<p>Bu iğnelerin 18 yaş altına önerilmediğini, 75 yaş üzerinin ise dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ekleyen Şeren, “Bu ilaçlar tıbbi endikasyon dışında kesinlikle kullanılmamalı” dedi. Bu iğnelerin kullanımının kimler için uygun, kimler için riskli olduğuyla ilgili ise şunları söyledi:</p>
<p>“Uluslararası kılavuzlara göre bu ilaçların önerildiği gruplar vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan kişiler ya da 27’nin üzerinde olup diyabet, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği gibi ek hastalıkları olanlar bu ilaçları kullanabilecek gruba giriyor.<br /> Ama daha önce pankreas iltihabı geçirmiş olanlar, mide boşalması çok yavaş olanlar (mide tembelliği), çok sayıda ilaç kullananlar, hamileler, emzirenler ve ailesinde tiroit kanseri öyküsü bulunanlar riskli grupta kabul ediliyor.”</p>
<p>Şeren yan etkilerle ilgili, “Yan etkiler geçici olanların yansı sıra hayati tehlike olarak değerlendirilecek sonuçlara kadar uzanıyor. Sık görülen yan etkiler arasında bulantı, kusma, ishal, kabızlık, baş dönmesi bulunuyor. Daha ciddi yan etkiler ise şöyle: Akut pankreatit, safra kesesi taşları ve safra yolu sorunları, gastroparezi, nadiren hipoglisemi. Bu yan etkiler nedeniyle düzenli takip ve doz ayarlaması zorunlu” diyerek uyarıda da bulundu. </p>
<p><strong>Verilen kilonun yüzde 60–70’i geri dönebilir</strong></p>
<p>Tedavinin genellikle en az 6–12 ay sürmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Şeren, ilacın kesilmesiyle birlikte birçok kişide 12 ay içinde verilen kilonun yüzde 60–70’inin geri dönebildiğini aktardı. “İğne tek başına kalıcı zayıflama sağlamaz; yaşam tarzı değişikliği şart” diyen Şeren’e göre şu belirtiler ise acil değerlendirme gerektiriyor: Geçmeyen veya şiddetli karın ağrısı. Tekrarlayan kusma. Sarılık, koyu idrar. Bayılma, aşırı halsizlik. Kan şekeri düşüklüğü belirtileri. Şiddetli kabızlık veya yemek yiyememe.</p>
<p><strong>“Mucize değil, tıbbi bir tedavi”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Sema Ketenci Şeren, sözlerini şu uyarıyla tamamladı:</p>
<p>“Bu ilaçlar reçeteli tıbbi ürünlerdir. Sadece doğru hasta, doğru endikasyon ve hekim takibiyle kullanılmalıdır. Sosyal medyadan alınmaz, arkadaş tavsiyesiyle başlanmaz. Merdiven altı ürünler hayati risk taşır. Bunlar mucize değil; bilimsel protokollerle uygulandığında etkili ilaçlardır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-zayiflama-ignelerinin-kullanimi-son-bes-yilda-6-kat-artti-598942">Dünyada &#8216;zayıflama iğnelerinin&#8217; kullanımı son beş yılda 6 kat arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite öğrencilerinde tütün kullanımı araştırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-ogrencilerinde-tutun-kullanimi-arastirildi-595012</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 21:02:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[araştırıldı]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma Ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerinde]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595012</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olan tütün kullanımı ile ilgili üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırma, sonuçlarıyla dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-ogrencilerinde-tutun-kullanimi-arastirildi-595012">Üniversite öğrencilerinde tütün kullanımı araştırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olan tütün kullanımı ile ilgili üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırma, sonuçlarıyla dikkat çekti. İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, Uzman Wayne Dinn ve ekibi, bu alanda yürüttükleri güncel araştırmada üniversite öğrencilerinde tütün kullanımının yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda kişilik, nöropsikolojik işlevler ve bilişsel süreçlerle de yakından ilişkili olduğunu ortaya koydu.</span></b> <b><span>18-30 yaş aralığındaki 271 katılımcıyla yürütülen araştırmada, üniversite öğrencilerinin yüzde 36’sının başta sigara olmak üzere, nargile ve elektronik sigara gibi çeşitli tütün ürünlerini kullandıkları görüldü. Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 45’i ise herhangi bir tütün ürünü kullanmıyor. Tütün kullanan öğrencilerin çoğunun bu ürünlere karşı düşük düzey bağımlılık gösterdiğini belirten araştırma ekibi, “Üniversite öğrencilerinin tütün ürünlerine karşı henüz ileri düzey bağımlılık geliştirmemiş olması, müdahale için hala fırsat olduğunu gösteriyor. Gençlere sadece sigara değil, tüm tütün ürünleri hakkında doğru bilgilendirmenin sağlanması, bağımlılıkla mücadelede doğru kaynakların ve desteklerin sunulması, risk grubu olan gençler arasında tütün salgının kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir” dedi. </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Laboratuvarı’nda İTBF Dekanı Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ekibinin yürüttüğü araştırmalarda, sigara içme alışkanlıkları ile bazı kişilik özelliklerinin ilişkili olabileceği görüldü. Araştırmacılar, sigara kullanan üniversite öğrencilerinin daha çok risk almayı seven, heyecan arayan ve kuralları zorlamaya eğimli bireyler olabileceklerine dikkat çekti. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tütün bağımlılığında önemli beyin bölgeleri</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ve ekibinin yürüttüğü nöropsikolojik araştırmalar, sigara içen öğrencilerin çalışma belleği, dikkat gibi bilişsel süreçlerde başarılı olduğunu gösterdi. Araştırmacılar orbitofrontal korteksin önemini şu şekilde açıkladı: “Orbitofrontal korteks, kurallara uyma, davranışları-dürtüleri kontrol etme ve bastırma, ödül-ceza değerlendirmesi yapma ve sosyal davranış ile ilişkilendirilen beyin bölgesi. Araştırmalarımızda sigara içen öğrencilerin bu bölge için kullanılan nöropsikolojik testlerde içmeyenlere göre, daha kötü performans gösterdiğini bulguladık. Bu bulgular, nikotin kullanımında orbitofrontal korteksin kritik bir rol oynadığını ve davranışsal disinhibisyonun bağımlılıkla ilişkili olabileceğini gösteriyor.” </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Katılımcıların yüzde 36’sı tütün ürünleri kullanıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, Uzm. Wayne Dinn ve Arş. Gör. Şeyma Aydın Öztürk’ün 271 katılımcıyla yürüttükleri araştırmada, 18-30 yaş aralığındaki üniversite öğrencilerinin tütün kullanım alışkanlıkları ile ilgili sonuçlar elde edildi. Araştırma bulguları, üniversite öğrencilerinin yüzde 36’sının başta sigara olmak üzere, nargile ve elektronik sigara gibi çeşitli tütün ürünlerini kullandıklarını gösterdi. Katılımcıların yüzde 45’i ise herhangi bir tütün ürünü kullanmadığını belirtti. Araştırma ekibi, bu bulguların üniversite öğrencilerinin tütünle verdikleri mücadelede kritik bir dönemde olduklarını ve erken müdahalenin önemini ortaya koyduğunu ifade etti. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erkek öğrenciler arasında daha yaygın kullanım </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Araştırmada üniversite öğrencilerinin tütün kullanım alışkanlıkları incelendi. Araştırma sonuçlarına göre tütün ürünü kullanan öğrencilerin yüzde 45’inin erkek, tütün ürünü kullanmayan öğrencilerin sadece yüzde 21’inin erkek olduğunu belirten araştırma ekibi,  “Bu veriler, erkek öğrencilerin kadın öğrencilere kıyasla tütün kullanımına daha eğilimli olduğunu göstermekte ve uluslararası literatürü desteklemektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sosyal çevrenin tütün kullanımına etkisi araştırıldı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ve ekibi, üniversite öğrencilerinin tütün kullanım alışkanlıklarında ailelerinin ve yakın arkadaşlarının rolüne odaklandı. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 71’inin ailesinde en az bir kişinin tütün ürünü kullandığı belirlendi. Araştırma ekibi, bu sonuçla ilgili de “Özellikle baba ve kardeşlerin tütün kullanım oranları yüksek. Bu durum, gençlerimizin tütün kullanımına başlamasında ve sürdürmesinde aile içindeki rol modellerin etkili olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla gençlerin tütün ile mücadelelerini kapsayan çalışmaların aileleri de kapsayacak şekilde düzenlenmesine ihtiyacımız var” değerlendrmesini yaptı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İlk deneme arkadaş ortamında yapıldı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Araştırmada katılımcılara ilk tütün ürününü ne zaman ve nerede kullandıkları da soruldu. Katılımcılar, ilk denemelerinde arkadaş ortamında bulunduklarını belirtirken; tütün ürünü kullanan öğrencilerin yakın arkadaşlarının yüzde 41’inin sigara kullandığı da ortaya çıktı. Araştırma ekibi, bu bulguları şöyle yorumladı: “Ailedeki rol modeller kadar, risk grubu olarak değerlendirdiğimiz üniversite öğrencilerinin sigara, nargile veya elektronik sigara kullanımında yakın arkadaşlar da teşvik edici rol üstleniyor. Sosyalleşme ihtiyacı, akranlar tarafından kabul görme, yetişkin gözükme istekleriyle üniversite öğrencilerinin tütün ürünlerine ilgisi daha çok artıyor. Tabii, bir de nargile kafeler ve satışı her geçen gün artan elektronik sigaralar var. Nargile kafeler hem sosyalleşme hem de nikotin tüketim imkanı sunarken, elektronik sigaraların zararları azımsanıyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Henüz şiddetli bağımlılık yok ancak önlem alınmalı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Araştırmanın umut verici bulgularından birinin, tütün kullanan öğrencilerin çoğunun bu ürünlere karşı düşük düzey bağımlılık göstermesi olduğunu belirten araştırma ekibi, “Üniversite öğrencilerinin tütün ürünlerine karşı henüz ileri düzey bağımlılık geliştirmemiş olması, müdahale için hala fırsat olduğunu gösteriyor. Gençlere sadece sigara değil, tüm tütün ürünleri hakkında doğru bilgilendirmenin sağlanması, bağımlılıkla mücadelede doğru kaynakların ve desteklerin sunulması, risk grubu olan gençler arasında tütün salgınının kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir” şeklinde değerlendirdi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Gençler tehlikenin farkında, peki ne yapılmalı?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Araştırmanın ilginç bulgularından birinin tütün kullanan öğrencilerin yüzde 67&#8217;sinin bu ürünlerin sağlıklarına oldukça fazla zarar verdiğini düşünmesi olduğunu belirten araştırma ekibi, “Öğrenciler tütünün zararları konusunda bilinçli ancak yine de kullanmaya devam ediyorlar. Bu, sadece bilgilendirmenin yeterli olmadığını, kapsamlı müdahale programlarına ihtiyaç olduğunu gösteriyor”  değerlendirmesinde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atlas Psikoloji Laboratuvarı araştırmacıları, bu araştırmanın, üniversite gençliğinin tütün kullanım alışkanlıklarını anlamak ve etkili müdahale stratejileri geliştirmek için önemli veriler sunduğunu belirterek araştırma sonuçlarının, sadece bireysel değil, aynı zamanda sosyal faktörleri de dikkate alan bütüncül yaklaşımların gerekliliğini vurguladığını kaydetti. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tütün ile mücadelede yeni bir yöntem: Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, Uzm. Wayne Dinn ve Dr. Öğr. Üyesi Fatma Göral tarafından yürütülen son araştırmada ise transkraniyal doğru akım cihazı kullanarak dorsolateral prefrontal korteks bölgesi uyarıldı. Bu çalışmayla sigara kullanan üniversite öğrencilerinin sigara isteklerini azaltmak ve davranış kontrolünü güçlendirmek amaçlandı. Araştırma sonuçları, tütün ile mücadelede kullanılacak yeni yöntemlerin kültürden etkilenebileceğini gösterdi. Araştırmacılar bu bulguları da şöyle yorumladı: “Türkiye’de sigara içmek sosyal yaşamda çok yaygın ve normalleşmiş durumda. Batı toplumlarında ise sigara uzun süredir ‘olumsuz’ bir alışkanlık olarak damgalanıyor. Bu fark, beynin verdiği tepkilerden tedavi yöntemlerinin etkinliğine kadar uzanabilir. Biz bunu “nörokültürel hipotez” çerçevesinde değerlendiriyoruz. Yani, aynı beyin uyarım tekniği farklı kültürel ortamlarda farklı sonuçlar doğurabiliyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Çok boyutlu bir mücadele gerekiyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ve ekibi, Atlas Psikoloji Laboratuvarı’nda yürüttükleri çalışmaların, sigarayı bırakmanın yalnızca nikotin bağımlılığıyla ilgili olmadığını; kişilik, düşünme biçimi, duygular, kültürel faktörlerle bağlantılı olduğunu ortaya koyduğunu belirterek bu nedenle risk grubu olarak değerlendirilen gençlerin tütünle mücadelesinde “sağlığa zararlıdır” sloganının ötesinde adımlar atmak gerektiğini vurgulayarak önerilerini şöyle sıraladı: </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Aile odaklı müdahale programları</span></b><span>: Ailelerin tütün kullanımının gençler üzerindeki etkisi göz önünde bulundurularak, ebeveyn ve kardeşleri de kapsayan farkındalık programları geliştirilmeli.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Akran desteği ve sosyal ağların gücünden yararlanma</span></b><span>: Arkadaş çevrelerinin tütün kullanımını teşvik etme rolünün aksine, sağlıklı yaşam biçimlerini destekleyen sosyal ortamlar oluşturulmalı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken dönem müdahale:</span></b><span> Düşük bağımlılık düzeylerinin avantajından yararlanarak, üniversiteye giriş döneminde yoğun bilgilendirme ve destek programları uygulanmalı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kapsamlı farkındalık çalışmaları:</span></b><span> Sadece bilgi vermek değil, davranış değişikliğini destekleyen interaktif programlar tasarlanmalı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Nargile ve elektronik sigara odaklı özel yaklaşımlar</span></b><span>: Bu ürünlerin &#8220;daha az zararlı&#8221; algısına karşı özel bilgilendirme kampanyaları düzenlenmeli.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Üniversite içi destekleyici ortamlar:</span></b><span> Sigara bırakma danışmanlık hizmetleri, stresle başa çıkma teknikleri ve sosyal alternatifler sunulmalı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Stresle başa çıkma becerilerini geliştirmek:</span></b><span> Üniversite yılları, yeni sorumluluklar ve roller ile pek çok zorlukları beraberinde getirmektedir. Bu zorluklar gençlerin stres düzeylerini artırırken uzmanların ve ailelerin desteği ile stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeleri için gerekli destek sağlanmalı. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bu önerilerin üniversiteler, eğitimciler, sivil toplum kuruluşları işbirliği ile hayata geçirilmesi, üniversite öğrencilerinin tütün salgını ile mücadelede güçlenmesini sağlayacaktır. </span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-ogrencilerinde-tutun-kullanimi-arastirildi-595012">Üniversite öğrencilerinde tütün kullanımı araştırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;le temiz hava ve konfor dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirle-temiz-hava-ve-konfor-donemi-594279</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 13:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[doğalgaz]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[konfor]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurulum]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[Soba]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594279</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Dilovası’nda yürütülen doğalgaz dönüşüm projesi kapsamında 250 hanede ücretsiz doğalgaz kurulumu tamamlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirle-temiz-hava-ve-konfor-donemi-594279">Büyükşehir&#8217;le temiz hava ve konfor dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Dilovası’nda yürütülen doğalgaz dönüşüm projesi kapsamında 250 hanede ücretsiz doğalgaz kurulumu tamamlandı. Bölgede doğalgaz kurulumu gerçekleştirilen ailelerin kış aylarında soba ve tüp kullanımında karşılaştıkları zorluklar ortadan kalkarken, hava kalitesinin iyileşerek daha sağlıklı bir yaşam ortamı oluşturması hedefleniyor.</p>
<p><b>DİLOVASI’NA TEMİZ HAVA VE KONFORLU YAŞAM</b></p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı desteğiyle Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen “Doğalgaz Teşvikleri ile Kömür Kullanımının Azaltılması ve Hava Kalitesinin İyileştirilmesi Projesi’nde” çalışmalar tam zamanlı ilerliyor. Proje kapsamında pilot bölge olarak belirlenen Dilovası ilçesinde katı yakıt kullanımına bağlı hava kirliliğini azaltmak amacıyla belirli kriterleri karşılayan hanelerin büyük bir kısmında doğalgaz kullanımı başladı.</p>
<p><b>250 HANEDE DOĞALGAZ KURULUMU TAMAMLANDI</b></p>
<p>Kış aylarında soba kullanımına bağlı olarak artan hava kirliliğini azaltmayı amaçlayan çalışma kapsamında Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı’na yapılan başvurular değerlendirilmiş ve 1 Ağustos itibarıyla yüklenici firma tarafından dönüşüm sürecine başlanmıştı. Proje kapsamında şu ana kadar 300 haneden 250’sinde doğalgaz kurulumu başarıyla tamamlandı.</p>
<p><b>ÜCRETSİZ DOĞALGAZ DESTEĞİ YIL SONUNDA TAMAMLANACAK</b></p>
<p>Çevreye duyarlı ve sürdürülebilir projelere büyük önem veren Büyükşehir Belediyesi’nin koordinasyonunda yürütülen destek programının Aralık ayı sonu itibarıyla tamamlanması planlanıyor. Projenin hayata geçmesiyle birlikte bölgede karbon salınımının kayda değer ölçüde azaltılması, hava kalitesinin iyileştirilmesi ve daha sağlıklı bir yaşam ortamının oluşturulması hedefleniyor. Ayrıca doğalgaz kullanımının başladığı evlerde vatandaşlar, hem artan konfor hem de sağlanan ücretsiz kurulum nedeniyle yüksek memnuniyetlerini dile getiriyor.</p>
<p><b>YAŞLI ÇİFT DOĞALGAZ KONFORUNA KAVUŞTU</b></p>
<p>Dilovası Orhangazi Mahallesi’nde eşi ile birlikte yalnız yaşayan 81 yaşındaki Cemal Polat, mahallede doğalgaza sahip olmayan tek evin kendilerine ait olduğunu söyleyerek, “Büyükşehir ekipleri başvurumuz ardından gelip hiçbir ücret almadan doğalgazı döşediler” dedi. Esmer Polat ise, “Bu yaşımıza geldik ama sıcak suyun yüzünü görmemiştik. Banyoya bile bazen su kaynatmak zorunda kalıyorduk. Doğalgazı hayal bile edemiyorduk” ifadelerinde bulunarak rahatlığa kavuştuklarını söyledi.</p>
<p><b>24 YILLIK SOBA VE TÜP ÇİLESİ SONA ERDİ</b></p>
<p>Turgut Özal Mahallesi’nde 24 yıldır ikamet eden 51 yaşındaki Rıskiyet Gürbüz ise hastalığı sebebi ile soba yakarken zorlandığını ifade ederek, ücretsiz olarak doğalgazı ulaştıran Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. Gürbüz, “Kaymakamlık bize ulaştı. Büyükşehir’e giderek başvurduk, kısa süre içerisinde gelip döşediler. Her ay tüp değiştirmek ile uğraşıyordum. Hem tüpten hem sobanın zorluğundan kurtuldum. Çok şükür rahatladım” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirle-temiz-hava-ve-konfor-donemi-594279">Büyükşehir&#8217;le temiz hava ve konfor dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağın kapıları yaş almış bireylere açılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-kapilari-yas-almis-bireylere-aciliyor-591523</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 11:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[açılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı Telefon]]></category>
		<category><![CDATA[aktif]]></category>
		<category><![CDATA[almış]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[bireylere]]></category>
		<category><![CDATA[çağın]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[kapıları]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591523</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi, Aktif Yaşlı Merkezi’nde 60 yaş üstü bireylere “Akıllı Telefon Kullanımı Eğitimi” vererek dijital dünyaya katılımlarını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-kapilari-yas-almis-bireylere-aciliyor-591523">Dijital çağın kapıları yaş almış bireylere açılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi, Aktif Yaşlı Merkezi’nde 60 yaş üstü bireylere “Akıllı Telefon Kullanımı Eğitimi” vererek dijital dünyaya katılımlarını sağlıyor. Bu sayede 60 yaş ve üstü bireyler, akıllı telefonun olanaklarını kolayca keşfediyor. Eğitimlerde, yaşlı bireylerin öğrenme hızına uygun şekilde birebir destek sağlanıyor.</span></span></p>
<p><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi, yaş almış bireylerin sosyal hayata aktif katılımını sağlamak amacıyla yürüttüğü çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Aktif Yaşlı Merkezi’nde düzenlenen “Akıllı Telefon Kullanımı Eğitimi” sayesinde 60 yaş üstü bireyler artık hem torunlarıyla görüntülü görüşüyor hem de bankacılık işlemlerini kendi başlarına yapabiliyor. </span></span></p>
<p><span><span>KATILIMCILARA BİREBİR DESTEK</span></span></p>
<p><span><span>Eğitimlerde katılımcılara akıllı telefonun temel kullanımı, mesajlaşma, görüntülü konuşma, sosyal medya kullanımı, mobil bankacılık ve e-Devlet işlemleri gibi konularda adım adım anlatım yapılıyor. Alanında uzman eğitmen, her bir katılımcıya birebir destek sağlayarak teknolojiyi daha kolay öğrenmelerini sağlıyor. Böylece teknolojiyle arası mesafeli olan yaşlı bireyler, artık torunlarıyla görüntülü görüşebiliyor, fatura ödemelerini ve banka işlemlerini kimseye ihtiyaç duymadan gerçekleştirebiliyor.</span></span></p>
<p><span><span>“ÇOCUKLARIMIZLA ARAMIZDAKİ MESAFEYİ KISALTTIK”</span></span></p>
<p><span><span>Eğitimlere aksatman katılan Emekli Profesör Doktor Selahattin Uslucan “Eğitimlere eşimle beraber geliyoruz ve eve gidince de hocamızdan aldığımız örnekleri uygulamaya çalışıyoruz. Büyük de faydasını görüyoruz. Çocuklarımızla aramızdaki mesafeyi kısalttık. Dünyayı görmekte biraz daha kolaylık kazandık. Belediyenin yaptığı bu hizmet gerçekten takdire şayan” diyerek memnuniyetini dile getirdi.  </span></span></p>
<p><span><span>SOSYAL MEDYA KULLANIMI ARTIK ÇOK KOLAY</span></span></p>
<p><span><span>Her gün Aktif Yaşlı Merkezi’ndeki eğitimlere katılan Gülşen Dilaver “Benim için çok güzel ve önemli bir alan oldu burası. Hoş vakit geçiriyorum. Kendimi de çok geliştirdiğimi düşünüyorum. Şimdi de akıllı telefon kullanmayı öğreniyorum. Bana evde öğretebilecek kimse yok. Burada telefon nasıl kullanılır, bankacılık işlemleri nasıl yapılır, mesaj nasıl gönderilir, sosyal medya nasıl kullanılır onları öğreniyorum. Telefonda bana yol açacak her şeyi öğrenmeye çalışıyorum. Büyükşehir Belediyesi’ne bizleri düşündüğü ve birçok alan açtığı için çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı. </span></span></p>
<p><span><span>EĞİTİMLERE YOĞUN İLGİ</span></span></p>
<p><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi Aktif Yaşlı Merkezi’nde Birim Sorumlusu olarak görev yapan Ayben Şahinsoy ise katılımın ve talebin çok fazla olduğunu belirterek “Dersler oldukça verimli geçiyor. Faydalanmak isteyen vatandaşlarımızı kimlik belgeleriyle beraber kurumumuza bekliyoruz” dedi. </span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-kapilari-yas-almis-bireylere-aciliyor-591523">Dijital çağın kapıları yaş almış bireylere açılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 18:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı. Dijital dünyada dikkati korumak için tavsiyelerde bulunan Doğan Bektaş, süre sınırlaması getirilmesini, bildirimlerin azaltılmasını, fiziksel planlayıcılar kullanılmasını, düzenli egzersiz yapılmasını, ekransız zaman dilimleri oluşturulmasını, uyku ve beslenme düzeninin korunmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, yetişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile teknoloji kullanımı arasındaki bağlantıya ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ekim ayının Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Farkındalık Ayı olarak kutlandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, çocukluk çağında başlayan ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde de devam eden DEHB’nin yalnızca ‘dikkatini toplayamama’ sorunu olmadığını söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>DEHB, yetişkinlikte de belirti verebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Bu bozukluk; planlama, organize olma, dürtüleri kontrol etme, zamanı yönetme ve duygusal dengeyi sürdürme becerilerini etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Bugün artık biliyoruz ki DEHB çocuklukta tanı konmamış olsa bile yetişkinlikte de belirti verebilir. Ancak bu belirtiler çoğu zaman günlük hayatın karmaşasında gözden kaçar. Kişi, sürekli dağınık hissedebilir, yaptığı işleri tamamlamakta zorlanabilir, e-posta yazarken veya bir toplantıya hazırlanırken kolayca başka bir şeye kayabilir. Zaman kavramı bulanıklaşır; ‘sadece beş dakika’ diye başlayan bir sosyal medya gezintisi, farkına bile varmadan bir saati bulabilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yetişkinlerde DEHB’nin yaşamsal etkileri</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yetişkin DEHB’sinin genellikle üç temel alanda belirti verdiğini ancak bu belirtilerin çocuklukta olduğu kadar gözle görülür olmayabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, bunları dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik olarak sıraladı: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dikkat eksikliği:</span></span></span></b><span><span><span> Uzun süre odaklanmayı gerektiren görevlerde çabuk sıkılma, yapılan işleri yarım bırakma, unutkanlık ve organize olamama sık görülür. Kişi genellikle dağınık hisseder ve öncelik belirlemekte zorlanır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dürtüsellik:</span></span></span></b><span><span><span> Düşünmeden hareket etme, sabırsızlık, söz kesme veya acele karar verme gibi davranışlar iş ve sosyal ilişkileri zorlayabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hiperaktivite (içsel huzursuzluk):</span></span></span></b><span><span><span> Çocukluktaki yerinde duramama hali, yetişkinlikte sürekli bir “zihinsel hareketlilik” olarak kendini gösterebilir. Kişi dinlenmekte zorlanır, sürekli bir şeylerle meşgul olma ihtiyacı duyar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İş hayatında sorunlar ortaya çıkabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>DEHB’li yetişkinlerin genellikle “potansiyelini kullanamadığını” ifade ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş,             “İş performansında dalgalanmalar, sık iş değişiklikleri, randevulara geç kalma, finansal planlama güçlükleri veya ilişkilerde sabırsızlık gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Bu durum, zamanla benlik saygısını da etkileyebilir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital kullanım DEHB’li bireyleri daha fazla etkiler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformları, beynimizin ‘ödül sistemi’ni sık sık uyarır. DEHB’li bireylerde bu etki daha belirgindir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Çünkü beyinleri dopamin gibi ödül ve motivasyonla ilişkili kimyasallara karşı daha duyarlıdır. Hızlı geri bildirim sağlayan içerikler, bu kişiler için adeta çekim alanı oluşturur. Ancak bu durum, dikkat süresinin daha da kısalmasına, odaklanma kapasitesinin azalmasına ve erteleme davranışlarının artmasına yol açabilir. Kaydırılan ekranlar, yeni uyarıcılara kolay geçiş olanağı sunduğu için beyni sürekli bir ‘yenilik arayışında’ tutar. Bu, uzun süreli konsantrasyon gerektiren işlerde performansın düşmesine neden olur” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku düzeni de olumsuz etkileniyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, teknoloji kullanımının aynı zamanda uyku düzenini de etkileyebileceğine dikkat çekerek “Özellikle akşam saatlerinde ekran ışığına maruz kalmak uykuya dalmayı güçleştirir, sabahları yorgun uyanmaya sebep olabilir. Bu da DEHB belirtilerini —dikkat dağınıklığı, sabırsızlık, unutkanlık— daha da belirgin hale getirir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital dünyada dikkati korumak için 6 tavsiye</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak gerçekçi değil; ancak onu bilinçli yönetmek mümkün” diyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Süre sınırlaması getirin: </span></span></span></b><span><span><span>Pomodoro gibi zaman yönetim teknikleri (25 dakika odaklanma, 5 dakika mola) üretkenliği artırabilir. Sosyal medya için ekran süresi sınırlayıcı uygulamalar kullanmak da faydalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Bildirimleri azaltın: </span></span></span></b><span><span><span>Anlık mesajlar ve bildirimler, DEHB’li bireylerin odaklarını en çok bozan etkenlerdendir. Gerekli olmayan bildirimleri kapatmak, dikkat bölünmesini azaltır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Fiziksel planlayıcılar kullanın: </span></span></span></b><span><span><span>Dijital uygulamalar yerine ajanda, defter veya yazılı listeler, zihni sabitlemeye yardımcı olur. “Yapılacaklar listesi”ni görmek, görev tamamlamayı kolaylaştırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Düzenli egzersiz yapın: </span></span></span></b><span><span><span>Fiziksel aktivite, dopamin ve noradrenalin düzeylerini artırarak dikkat ve motivasyonu destekler. Günlük yürüyüşler, yoga, bisiklet veya dans gibi aktiviteler ruh halini dengelemeye de yardımcı olur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Ekransız zaman dilimleri oluşturun: </span></span></span></b><span><span><span>Yemek saatlerinde, yatmadan önce veya sabah uyanır uyanmaz ekransız kalmak, zihinsel dinlenme sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Uyku ve beslenme düzenini koruyun: </span></span></span></b><span><span><span>Kafein tüketimini azaltmak, düzenli uyku saatleri oluşturmak ve akşamları ekran maruziyetini sınırlamak, belirtileri hafifletebilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Teknolojiyi yönetmek, kendini yönetmektir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Teknoloji doğru kullanıldığında DEHB’li bireylerin yaşamını kolaylaştırabildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Hatırlatma uygulamaları, zamanlayıcılar, görev yöneticileri ya da dikkat artırıcı uygulamalar doğru şekilde kullanıldığında işlevselliği destekler. Burada önemli olan, teknolojinin kişiyi yönetmemesi; kişinin teknolojiyi kendi yararına kullanmasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Farkındalık, anlama ve destek zamanı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sözlerini şöyle tamamladı: “DEHB bir karakter özelliği ya da ‘disiplin eksikliği’ değildir; biyolojik temeli olan bir nörogelişimsel farklılıktır. Erken farkındalık, uygun tedavi ve yaşam düzenlemeleriyle, bu bireyler potansiyellerini en verimli şekilde ortaya koyabilirler. Bu farkındalık ayı, DEHB’li yetişkinler ve yakınları için bir hatırlatma niteliğinde:<br />Dijital dünyanın hızına kapılmadan, kendi ritmini bulmak mümkündür ve çoğu zaman, iyileşmenin ilk adımı kendini anlamaktan geçer.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 20:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[esrar]]></category>
		<category><![CDATA[ettiğini]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşturucu]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi 2025-2026 Akademik Yılı Oryantasyon Günleri kapsamında, Türkiye'nin ve dünyanın en saygın adli bilimcilerinden Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, "Bağımlılıkla Mücadele Konferansı" verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi 2025-2026 Akademik Yılı Oryantasyon Günleri kapsamında, Türkiye&#8217;nin ve dünyanın en saygın adli bilimcilerinden Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, &#8220;Bağımlılıkla Mücadele Konferansı&#8221; verdi. Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu&#8217;nda gerçekleşen konferans NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu ve Çarşı Yerleşke Emin Nebi Salonu&#8217;ndan hibrit olarak takip edildi.</p>
<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy, konuşmasına öğrencilere &#8220;Merhaba, hoş geldiniz&#8221; diyerek başladı ve Üsküdar Üniversitesi&#8217;nin yaşamlarının en keyifli yıllarını geçirecekleri bir yuva olduğunu belirtti. Öğrencileri başarılı bir dört yıl geçirmeye ve bu dönemin tadını çıkarmaya davet eden Prof. Dr. Atasoy, çap yapanların veya yüksek lisans, doktora programlarına devam edenlerin üniversiteyle bağlarının süreceğini ifade etti.</p>
<p>Uyuşturucu ve genel olarak bağımlılıkla mücadelenin tüm dünyada, her yaş grubunda karşılaşılan küresel bir sorun olduğunu, mücadelenin zorunluluğunu ve günümüzde artan önemini ele alan Prof. Dr. Atasoy, bağımlılığın günümüzün sorunu olmadığını, on binlerce yıl önce bile insanoğlunun bitkileri farklı amaçlarla tükettiğini aktardı.</p>
<p><strong>Uluslararası sözleşmeler ve denetim</strong></p>
<p>Hiçbir ülkenin tek başına bu salgınla mücadele edemeyeceğinin anlaşılması üzerine, 1900&#8217;lerin başından itibaren uluslararası iş birliğinin başladığını anlatan Prof. Dr. Atasoy, günümüzde Türkiye&#8217;nin de imzacısı olduğu 1961, 1971 ve 1988 tarihli üç büyük uluslararası sözleşmenin bağımlılıkla mücadelede temel teşkil ettiğini, bu sözleşmelerin arz ve taleple mücadele ettiğini, denetim altındaki maddelerin (esrar, kokain, morfin, eroin, LSD, metamfetamin gibi) sadece bilimsel ve tıbbi amaçla kullanılması gerektiğini öngördüğünü ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, bu sözleşmelerin uygulanmasını denetleyen 13 kişilik bir müfettişler grubunun (Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu) bulunduğunu ve kendisinin de bu kurulun başkanı olduğunu açıkladı.</p>
<p><strong>Güncel durum ve yeni tehditler</strong></p>
<p>Günümüzde de madde bağımlılığı sorununun devam ettiğini, bazı ülkelerin madde kullanıcılarına hapis hatta idam cezası verdiğini, ancak buna rağmen bağımlılık oranlarının yüksek olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atasoy, son dönemde Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde yüz binlerce ölüme neden olan, eroinden 50-100 kat daha güçlü fentanil maddesinin tehlikelerine dikkat çekti.</p>
<p>“Bir toplu iğne başı kadar kullanımı bile insanları felç edip ölüme götürebiliyor” diyen Prof. Dr. Atasoy, Fentanil&#8217;in şu anda Doğu Avrupa ülkelerine doğru geldiğini ve küresel bir tehdit oluşturduğunu ifade etti. Prof. Dr. Atasoy, sadece arzla mücadelenin (satıcıları toplama, gümrük kontrolleri vb.) yeterli olmadığını, kaçakçıların denizaltılar gibi akıl almaz tekniklerle madde taşıdıklarını belirterek, &#8220;Bir ürüne talep varsa eğer mutlaka bir şekilde insanlar onu bulurlar veyahut da ona benzer başka bir maddeyi ararlar ve kullanırlar&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığı</strong></p>
<p>Bağımlılığın orta çağda ve geçtiğimiz yüzyılın başına kadar bir &#8220;ahlaki mesele&#8221; olarak görüldüğünü, bağımlı kişilerin ahlaksızlıkla suçlandığını anlatan Prof. Dr. Sevil Atasoy, ancak günümüzde bu algının değiştiğini ve bağımlılığın &#8220;zararlı sonuçlarına rağmen tekrarlayan madde kullanımıyla karakterize edilen tıbbi bir durum&#8221; olarak tanımlandığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır&#8221; diyerek, Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere tüm tıp sektörünün bağımlılığı bir beyin hastalığı olarak kabul ettiğini, bu kronik hastalığın nüks edebileceğini ve engellenemediği takdirde ölümcül sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Küresel uyuşturucu kullanımı artıyor</strong></p>
<p>Tüm mücadelelere rağmen dünya genelinde uyuşturucu kullanımının arttığını dile getiren Prof. Dr. Atasoy, “Artmasının elbette değişik nedenleri var. Yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik, tabii ki bunların başta gelen sebepleri arasında. Stresin yüksekliği, savaşlar vesaire bir sürü parametre insanların kimi zaman daha az uyumak, daha çok çalışmak, daha uzun aç kalmak ya da dertlerini unutmak için başvurduğu bir çözüm yolu.” diye konuştu.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl dünya genelinde bilinen yaklaşık 316 milyon kişinin uyuşturucu kullandığını açıklayan Prof. Dr. Atasoy, “Bu kişilerin oranı, 15–64 yaş arasındaki nüfusun yaklaşık yüzde 6’sına tekabül ediyor; başka bir deyişle, bu yaş grubundaki her 100 kişiden 6’sı en az bir madde kullanmış durumda. Bu oran muhtemelen daha da yüksek; çünkü istatistikler genellikle 15 yaş altı ve 64 yaş üstü grupları kapsamıyor; oysa bu yaş aralıklarında da madde kullananlar bulunuyor. Geçen yıl madde kullanıcılarının yaklaşık 244 milyonu esrar kullanımıyla öne çıktı; yani esrar, küresel madde kullanımında bir numaralı madde konumunda. Bazı ülkelerde esrarın serbestleştirildiği yönünde algılar olabilse de gerçek şu ki, esrar kullanımı hiçbir ülkede koşulsuz ve kayıtsız serbest değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anne karnından itibaren tehlike başlıyor</strong></p>
<p>Esrarı sentetik opioidler, doğal opiatlar, amfetaminler ve kokain gibi maddelerin takip ettiğini anlatan Prof. Dr. Atasoy, &#8220;10 bağımlıdan dokuzu madde kullanımına 21 yaşından önce başlamıştır. Bu çok tehlikeli bir şey. Niye tehlikeli? Çünkü demek ki önleme ve farkındalık yapılacaksa eğer, 21 yaşından çok önce başlamak gerekir. Çünkü bağımlıların yüzde 90&#8217;ı çok daha küçük bir yaşta. Yani lisede, ortaokulda, hatta ilkokulda belki de… Veyahut da annesi hamileyken diyelim ki bir madde kullanmışsa, o yüzden ta o noktadan, anne karnından itibaren böyle bir tehlikenin içinde yaşamaya başlıyor.” dedi.</p>
<p>Üniversite yıllarının bir dönüm noktası olduğunu ve bu dönemde verilen kararların sağlık, eğitim, kariyer ve aile hayatını ciddi şekilde etkileyeceğini söyleyen Prof. Dr. Atasoy, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Şu anda doğru karar vermek durumundasınız. Nasıl vereceksiniz doğru kararları? Ama öncelikli olarak hayır demesini öğrenmeniz gerekir. Alkol, kuşkusuz toplumda en fazla zarar veren maddeler arasında yer alıyor. Neyse ki Türkiye’de alkol kullanımı Batı ülkelerindeki veya bazı başka bölgelerdeki düzeylere ulaşmamış durumda.”</p>
<p><strong>Antidepresan bağımlılığı yaygın bir sorun</strong></p>
<p>Öte yandan “yasadışı maddeler” olarak adlandırılan ve kullanım/üretim/dağıtımı sınırlandırılan çok çeşitli kimyasal ve doğal maddeler bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Atasoy, “Mantar veya bitki kaynaklı bileşenlerden, laboratuvar ortamında sentetik olarak üretilmiş tozlara kadar geniş bir yelpaze insanlarda bağımlılık geliştirebilir. Ayrıca bağımlılık yalnızca yasadışı maddelerle sınırlı değil: reçeteyle verilen bazı ilaçlara da bağımlılık gelişebiliyor. Antidepresanlar, anksiyolitikler ve uyku ilaçları gibi reçeteli müstahzarların kötüye kullanımı ve bağımlılığı yaygın bir sorun. Türkiye’de özellikle kadınların karşılaştığı bağımlılık vakalarında, esrar, eroin veya sentetik uyuşturucular kadar reçeteli ilaç bağımlılığının da önemli bir yer tuttuğu gözleniyor. Reçeteli ilaçların arkadaşlara verilmesi, reçetesiz kullanım, kaçakçılık ve sahte ilaç dolaşımı gibi sorunlar da mevcut; bu nedenle ilaçların doğru kullanımının denetlenmesi ve toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ödül sistemini ele geçiren her şey bağımlılık yapar! </strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, sosyal medya (günde 6-7 saat Instagram, Twitter, TikTok kullanımı gibi) gibi davranış bağımlılıklarının da iş, eğitim, gündelik yaşam ve sağlığı olumsuz etkilediğini kaydederek, “Beynin ödül sistemini ele geçiren her şey bağımlılık yapar. Yiyecekler de bağımlılık yapar&#8221; diyerek konunun genişliğine işaret etti.</p>
<p><strong>Bağımlılığın nedenleri neler?</strong></p>
<p>&#8220;Acaba ben bağımlı olur muyum?&#8221; sorusuna yanıt arayan Prof. Dr. Atasoy, bağımlılığın tek bir nedeni olmadığını, genetik yatkınlık, ailede madde kullanımı, arkadaş çevresi ve toplumdaki kabul gibi birçok risk faktörünün bulunduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Size uzatılan bir şeye ‘hayır demeyi’ öğrenin!</strong></p>
<p>Konferansının sonunda öğrencilere somut tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Atasoy şunları dile getirdi:</p>
<p>“Uyuşturucu bulunduğunu tahmin ettiğiniz ortamlardan mutlaka uzak durun (pasif içicilik riskine dikkat çekti). Uyuşturucu kullanmayan arkadaşlıklar edinin ve madde kullanan arkadaşlarınızı profesyonel destek almaya yönlendirin. Bir hayat kurtarırsınız bu sayede. En sıkıntılı ya da keyifli anlarınızda size uzatılan bir şeye ‘hayır demeyi’ öğrenin. Stresle başa çıkmayı öğrenin. Spor, basit egzersizler, yürüyüşler, nefes egzersizleri ve müzik dinleme stresi azaltır. Kısacası, beyninizi koruyun çünkü bu bir beyin hastalığıdır. Sağlık en değerli hazinedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Antidepresan kullanımı son 10 yılda iki katına çıktı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/antidepresan-kullanimi-son-10-yilda-iki-katina-cikti-583153</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 13:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[katına]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583153</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ruh sağlığı sorunlarına dikkat çekmek için her yıl 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak anılıyor. İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, bugün vesilesiyle Türkiye’deki ruh sağlığını değerlendirirken, güncel verileri de paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/antidepresan-kullanimi-son-10-yilda-iki-katina-cikti-583153">Antidepresan kullanımı son 10 yılda iki katına çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ruh sağlığı sorunlarına dikkat çekmek için her yıl 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak anılıyor. İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, bugün vesilesiyle Türkiye’deki ruh sağlığını değerlendirirken, güncel verileri de paylaştı.</p>
<p><strong>Antidepresan kullanımı son 10 yılda iki katına çıktı</strong></p>
<p>Türkiye’de antidepresan kullanımının son 10 yılda neredeyse iki katına çıktığını belirten Şalcıoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“2010’ların başında her 100 kişiden yaklaşık 3’ü düzenli antidepresan kullanırken, bugün bu sayı 6’ya yaklaştı. Pandemiyle birlikte bu artış daha da hızlandı: 2020 sonrası sadece iki yıl içinde piyasaya sürülen antidepresan miktarında yaklaşık 10 milyon kutuluk bir artış yaşandı. Bu veriler, toplumda ruh sağlığı sorunlarının artışıyla birlikte sosyal koşulları ve sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıkları da düşündürüyor.”</p>
<p><strong>Antidepresan kullananların yüzde 70’i kadın</strong></p>
<p>Antidepresan kullanımında en büyük farkın kadınlarda görüldüğünü belirten Prof. Dr. Şalcıoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Reçetelerin yaklaşık yüzde 70’i kadınlara yazılıyor. Yani antidepresan kullanan her 10 kişiden 7’si kadın. Bu fark, kadınların daha fazla ruh sağlığı sorunları geliştirmesinden mi yoksa erkeklere göre tedavi aramaya daha fazla açık olmalarından mı kaynaklanıyor, bu hâlâ tartışmalı bir konu. Yaş grubunda ise 35 yaş üstü bireyler öne çıkıyor. Özellikle 36-50 yaş aralığında kullanım yaygın. Ancak gençler arasında da son yıllarda artış olduğu gözleniyor. Bu gençlerin gittikçe daha fazla ruh sağlığı sorunları için risk altında olduğuna işaret ediyor. İllere göre dağılımda dikkat çeken farklar var: Büyükşehirlerde kullanım oranları daha yüksek. Bazı şehirlerde, özellikle batı ve iç Anadolu bölgelerinde, kişi başına düşen antidepresan kullanımı diğer illere göre iki kata kadar çıkabiliyor. Büyük şehirlerde yaşamın zorlukları burada belirleyici bir faktör olabilir.”</p>
<p><strong>Birçok kişi terapiye değil, sadece reçeteye ulaşabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Şalcıoğlu, bu artışın nedenlerini ise şöyle özetledi:</p>
<p>“Ruh sağlığı sorunları hem Türkiye’de hem dünyada artıyor. Pandemi sonrası dönemde, ekonomik kriz, işsizlik, belirsizlik, göç ve doğal afetler gibi toplumsal koşullar, özellikle Türkiye’de kaygı, umutsuzluk ve depresyon gibi ruhsal sorunların daha görünür hale gelmesine yol açtı. Böyle bir ortamda antidepresan kullanımındaki artış bir yönüyle toplumun ruh sağlığına dair farkındalığının artması, damgalayıcı tutumların zayıflaması ve bireylerin yardım arayışına daha açık hale gelmesiyle ilişkili olabilir. Ancak madalyonun öteki yüzünde sistemsel sınırlılıklar var. Süresi kısıtlı poliklinik muayenelerinde, ilaç reçete etmek genellikle en hızlı müdahale biçimi haline geliyor. Birçok kişi terapiye değil, sadece reçeteye ulaşabiliyor. </p>
<p>İlaçların bir kısmı reçetesiz temin edilebildiği için, kendi kendine ilaca başlama veya sürdürme davranışı da yaygınlaşıyor. Bu durum, resmi kullanım verilerinin bile ötesinde bir tabloyu işaret ediyor. İlaç daha erişilebilir olsa da araştırmalar, özellikle bilişsel ve davranışçı terapi gibi bilimsel temelli psikoterapi yaklaşımlarının daha uzun vadeli ve kalıcı çözümler sunduğunu gösteriyor. Ne yazık ki hem maddi hem de yapısal engeller, toplumun geniş kesimlerinin bu tür bilimsel temelli terapilere ulaşmasını zorlaştırıyor. Bu noktada ilaç endüstrisinin rolü de göz ardı edilemez. Psikolojik sorunların yalnızca biyolojik ya da kimyasal temelli hastalıklar gibi çerçevelenmesi (medikalizasyon), antidepresanların yaygın biçimde önerilmesini kolaylaştırıyor. Elbette ilaç tedavisi bazı durumlarda gerekli ve faydalı olabilir. Ancak bu faydanın bireyler arası farkları, yan etkileri ve alternatif müdahale yolları göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekir.”</p>
<p><strong>Kişi başına düşen</strong> <strong>antidepresan tüketimi iki yıl içinde yaklaşık yüzde 25 yükseldi</strong></p>
<p>Pandemiyle birlikte Türkiye’de antidepresan kullanımının belirgin şekilde artığına değinen Profesör, “Kişi başına düşen tüketim sadece iki yıl içinde yaklaşık yüzde 25 yükseldi. Ancak aynı dönemde psikiyatri reçetelerinde düşüş gözlemlendi. Bu da birçok kişinin doktora başvurmadan, kendi kararıyla ilaç kullanmaya yöneldiğini gösteriyor. Nitekim pandemi sırasında dünya genelinde kendi kendine ilaç kullanma oranının yüzde 48’in üzerine çıktığını görüyoruz. Pandemi sırasında ilaç kullanımdaki artışın arkasında kapanmaların yol açtığı yalnızlık ve belirsizlik, hastalığa yakalanma korkusu, kayıplar, ekonomik zorluklar ve işsizlik gibi etkenler var. Ayrıca ev içi çatışmaların artması, kadınların artan bakım yükü ve sosyal desteğin zayıflaması da bu tabloyu derinleştirdi. Antidepresan kullanımındaki bu sıçrama toplumun kolektif olarak yaşadığı zorlanmayı yansıtıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Türkiye’de antidepresan kullanımı birçok Avrupa ülkesinin gerisinde</strong></p>
<p>Türkiye’deki antidepresan kullanımını dünya genelinde değerlendiren akademisyen, şunları söyledi:</p>
<p>“Türkiye’de antidepresan kullanımı artıyor ama hâlâ birçok Avrupa ülkesinin gerisindeyiz. OECD verilerine göre Türkiye, üye ülkeler arasında antidepresan kullanım oranı en düşük ülkelerden biri. Örneğin, İzlanda, Portekiz, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde kişi başına düşen antidepresan kullanımı Türkiye’nin 3 ila 4 katı kadar. Ancak bu fark, Türkiye’de toplumun daha sağlıklı olduğunu değil, psikoterapiye ve psikiyatrik hizmetlere erişimin daha sınırlı olduğunu gösteriyor da olabilir. Batı ülkelerinde psikoterapi hizmetleri daha yaygın ve erişilebilir düzeyde olduğu için insanlar, Türkiye’de örneğindeki gibi, sadece ilaca yönelmiyor. Yani düşük oranlar her zaman olumlu bir tabloya işaret etmiyor.”</p>
<p><strong>Antidepresanların yanlış ya da gereksiz kullanımı riskli</strong></p>
<p>Antidepresan kullanım süresi ve miktarlarıyla ilgili de konuşan Şalcıoğlu,<strong> </strong>“Elimizdeki bilimsel kaynaklarda, Türkiye’de antidepresanların ortalama kullanım süresi ya da bireysel doz tercihlerine dair güvenilir bir veri bulunmuyor. Klinik rehberlerde genellikle 6 ay ve üzeri kullanım önerilir, ancak bu süre vakaya göre değişir. Genellikle kişilerin bu süreyi aştığını, yıllarca ilaç kullanabildiğini görüyoruz. Antidepresan kullanımını anlayabilmek için daha detaylı saha araştırmalarına ihtiyaç var” dedi. Gereksiz kullanımın riskler taşıdığını belirten Şalcıoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Antidepresanlar yanlış ya da gereksiz kullanıldıklarında ciddi riskler taşırlar. Öncelikle biyolojik açıdan, yan etkiler (uyku bozuklukları, kilo değişimi, cinsel işlev sorunları, mide‑bağırsak yakınmaları vb.) görülebilir; bazı ilaçlarda ani kesilme sendromu yaşanabilir. Uzun süreli ve kontrolsüz kullanım, beynin kimyasal dengesini yapay biçimde değiştirebilir. Psikolojik açıdan ise en önemli risk, duygusal dayanıklılığın ve başa çıkma becerilerinin zayıflamasıdır. Kişi her zorlanmada ilaca yönelme eğilimi geliştirebilir; bu da psikoterapi veya yaşam koşullarını değiştirme gibi daha kalıcı çözümleri geciktirebilir. Toplumsal düzeyde ise, ‘hızlı çözüm’ kültürü ve sağlık sisteminin ilaca dayalı yapısı güçlenir; böylece ruhsal sıkıntıların altında yatan sosyo‑ekonomik nedenler görünmez hale gelir. Bu nedenle ilaçlar, doğru tanı, düzenli izlem ve gerektiğinde psikoterapi desteğiyle birlikte kullanıldığında anlamlı bir fayda sağlar.”</p>
<p><strong>Ruh sağlığı hizmetlerinin, psikoterapilerle desteklenmesi gerekiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Şalcıoğlu ruh sağlığını korumak için atılması gereken adımlarla ilgili ise şöyle konuştu:</p>
<p>“Ruh sağlığını sadece bireysel değil, kamusal bir iyilik hali olarak görmek zorundayız ve bu da yapısal çözümler gerektiriyor. Önleyici adımlar bu çerçevede büyük önem taşıyor: Okullarda duygusal okuryazarlık eğitimlerinin verilmesi, sosyal bağları güçlendiren topluluk temelli programların hayata geçirilmesi, ekonomik güvencesizlikle mücadele edilmesi, bireysel dayanıklılığı artırmakla kalmaz, toplumsal ruh sağlığını da güçlendirir. Bu noktada Türkiye’de sayısı 100 bini aşan psikoloji lisans mezunu önemli bir kaynak oluşturuyor. Etkili psikoterapi yaklaşımları alanında eğitilen psikologlar farkındalık ve erken müdahale programlarında etkin biçimde değerlendirilerek toplum ruh sağlığına katkı sunabilir. Sorunlar ortaya çıktığında ise, müdahale kapasitesinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu aşamada yalnızca ilaca dayalı kısa süreli çözümler kalıcı iyilik halini sağlamak için yeterli değil. Ruh sağlığı hizmetlerinin, bilimsel etkinliği kanıtlanmış psikoterapilerle desteklenmesi gerekir. Bilimsel temelli psikoterapilerin sağlık sistemine entegre edilmesi ve bu alanda çalışan personelin psikolojik müdahale konusunda eğitilmesi, Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerinin ilaç odaklı yaklaşımdan iyileşme odaklı bir modele dönüşmesi için en kritik adımdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/antidepresan-kullanimi-son-10-yilda-iki-katina-cikti-583153">Antidepresan kullanımı son 10 yılda iki katına çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 09:46:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 17:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574717</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, boyun fıtığının nedenleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve önleme yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717">Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, boyun fıtığının nedenleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve önleme yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Boyundan kollara uzanan ağrı boyun fıtığı belirtisi olabilir!</strong></p>
<p>Boyun fıtığının iki kemiğin arasındaki kıkırdak topunun yerinden çıkıp kola giden sinirleri bası altına almasıyla ortaya çıktığını aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Genellikle genç yaş grubundaki kişilerin özellikle bilgisayarı, cep telefonunu çok kullanmalarıyla yaşlı hastalarda da yaşlanmayla birlikte kıkırdak dokusunun eskisi kadar esnek olmamasıyla ortaya çıkan mekanik bir durum.” dedi.</p>
<p>Boyun fıtığı belirtilerinin genellikle boyunda ağrı ile başladığını kaydeden Yaman, “Boyundan başlayan ağrı başa doğru yayılır. Yine fıtığın olduğu yere göre kürek kemiklerinde ve omuzlarda ağrı ortaya çıkabilir. Bazen sinirin üzerindeki basıyla birlikte kollarda ve parmaklarda ağrı, uyuşukluk ve ilerleyen dönemlerde de kuvvetsizlik şikayetleri oluşabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Boyun fıtığı ameliyatı önden ya da arkadan yapılabilir! </strong></p>
<p>Boyun fıtığı ameliyatlarının iki şekilde yapılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ameliyatın ön taraftan ya da arka taraftan yapılmasına karar verilebilir. Bu karar hastanın yaşı, boyun fıtığının sayısı ve yerine göre verilir.” dedi.</p>
<p>Ameliyatın yapılacağı bölgeye göre risklerin değiştiğini de dile getiren Yaman, “Ön taraftan yapıldığında yemek borusu, nefes borusu, konuşma siniri, şah damarı gibi yapılar ön bölgede yer aldığı için bu hayati organların yaralanmalarına bağlı sorunlar görülebilir. Ancak bu tür sorunların görülme oranı oldukça düşük. Arka taraftan yapıldığında ise enfeksiyon, omurilik zarının yaralanması, kola giden sinirlerin hasar görmesi gibi riskler var. Günümüzde kullanılan teknolojilerle de bu riskler oldukça azalmış durumda.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Boyun fıtığını önlemek ve tekrarını engellemek için yaşam tarzında düzenlemeler şart!</strong></p>
<p>Boyun fıtığını tetikleyen sebeplere değinen Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, “Özellikle boynu öne doğru getirme hareketi, boyun fıtığı oluşma ve tekrarlama riskini arttırır. Dolayısıyla cep telefonuyla uzun süre kullanılacaksa kulaklık kullanılmalı. Bilgisayar başında çok fazla kalınıyorsa ekranı göz hizasına getirilmeli. Boynu öne doğru eğecek hareketlerden mümkün olduğunca uzak durulmalı.” dedi.</p>
<p>Özellikle ön taraftan yapılan boyun fıtığı ameliyatlarından sonra, aynı yerde fıtığın tekrar etme olasılığının düşük olduğunu kaydeden Yaman, “Ancak komşu segment hastalığı denilen, ameliyat edilen yerin bir üst bölgesinin sorun çıkma olasılığı yaklaşık yüzde 20. Dolayısıyla ameliyatlardan sonra hastaların özellikle yaşam tarzlarını düzenlemeleri gerekir. Başlarını çok fazla öne eğmelerine neden olacak pozisyonlardan kaçınmalılar.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Boyun fıtıklarının çoğu cerrahiye gerek kalmadan tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Boyun fıtıklarının büyük bir kısmının ameliyatsız tedavi edilebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu yöntemlerden biri boyunluktur. Fizyoterapi yöntemleriyle sırt ve boyun kaslarını kuvvetlendirerek hastaların şikayetleri geriletilebilir. Bunun dışında ağrıyı ortadan kaldırabilecek enjeksiyonlar da şikayetleri azaltarak fıtığın ilerleyişini durdurabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717">Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 09:24:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[boynu]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[zorluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=573625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teknolojik cihazlara giderek daha bağımlı hale gelinmesiyle birlikte, omurganın boyun bölgesindeki ilk yedi omuru kapsayan servikal bölgede görülen şikayetlerin de arttığını söylemek mümkün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625">Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teknolojik cihazlara giderek daha bağımlı hale gelinmesiyle birlikte, omurganın boyun bölgesindeki ilk yedi omuru kapsayan servikal bölgede görülen şikayetlerin de arttığını söylemek mümkün. Bu yaygın sağlık sorununun “Tech neck” olarak adlandırıldığından bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Bu kavram; teknolojinin getirdiği yaşam tarzı değişiklerinin özellikle kas ve iskelet sistemimiz üzerindeki olumsuz etkilerini anlatır. Bu viral sağlık sorununa karşı ev veya iş yerlerinde alınabilecek en iyi önlem ergonomik şartlara dikkat etmek. Bilgisayar karşısında oturuş, telefon kullanımı, günlük pozisyon değişiklikleri büyük önem taşır. Hareketsiz yaşam, kas ve iskelet sisteminde yıllar içinde kalıcı hasarlar bırakır. En uygun pozisyon, bir sonraki pozisyondur yani sürekli hareket etmek genel sağlık için çok kıymetli” dedi.</strong></p>
<p>Özellikle telefonu ellerinden düşürmeyen gençler, başlarını öne eğerek uzun süre aynı pozisyonda kalırlar. Bu tehlikeli alışkanlığın boyun kaslarına 5 ila 8 kat daha fazla yük bindirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Trafikte uzun süre oturmak, ergonomik olmayan toplu taşıma araçlarında yolculuk etmek ya da televizyon karşısında fazla vakit geçirmek de tehlikeli davranışlardır. Hipertansiyon ya da diyabet gibi kronik bir rahatsızlık olan Teck Neck’in tedavisinde sabırlı olmak ve egzersizi bir yaşam biçimine dönüştürmek şarttır. Şikâyetler, egzersiz yaptığınız sürece azalır, bıraktığınızda ise geri döner. Bu nedenle kas-iskelet sisteminin ömür boyu ihtiyaç duyduğu ilaç, egzersiz ve spordur” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Beldeki eğrilikler bağırsak sağlığını etkileyebilir</strong></p>
<p>Saatlerce aynı pozisyonda kalındığında boyun kasları ve disklerinin aşırı yüklenmeye maruz kalarak zorlanacaklarını vurgulayan Prof. Dr. Akı, “İnsanlar genellikle ekran karşısında saatlerini aynı pozisyonda geçirir. Bu durum da en sık karşılaşılan şikâyet olan boyun ağrısına yol açar. Omurga bir çadır direği gibidir; buradaki bir sorun akciğer, kalp, mesane ve bağırsak gibi organlara da yansır. Örneğin sırt bölgesindeki eğrilikler akciğer kapasitesini azaltır, ileri vakalarda kalbi etkiler. Beldeki eğrilikler mesaneye baskı yapar, bağırsak dolaşımını bozar. Omurgayla bağlantılı olarak kürek kemiği, omuz, kalça ve diz eklemleri de olumsuz etkilenebilir. Vücuttaki kas-iskelet sistemi bir domino taşı gibi birbirine bağlı” dedi.</p>
<p><strong>Sabit duruş gerektiren işlerde risk daha fazla</strong></p>
<p>Bu tür kas-iskelet sistemi problemlerinin uzun süre aynı pozisyonda kalmayı gerektiren her meslek grubunun risk altında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Akı, “Örneğin hareket edemeyen hastalara yardımcı olmak zorunda olan ya da evde hasta bakımını üstlenen sağlık çalışanları sıklıkla bel ve sırt ağrıları yaşar. Omurga problemleri genel olarak her yaşta ortaya çıkabilir hatta 17–18 yaşındaki gençlerde bile görülebilir. Ancak gençlerde yapısal bozukluklar, orta yaşta fıtıklar ve ileri yaşta eklem kireçlenmeleri daha ön planda” dedi.</p>
<p><strong>Tedaviye geç kalınırsa postür bozuklukları ortaya çıkabilir</strong></p>
<p>Teck Neck tedavi edilmezse; kas ve bağ kısalması, eklem hareketlerinin azalması ve deformasyonların ortaya çıkması gibi ciddi sıkıntılarla karşılaşılabileceğini vurgulayan Akı, “Özellikle boyun hareketleri belirgin şekilde azalır. Hasta günlük yaşamında bu durumun hemen farkına varmayabilir çünkü ihtiyaç duymadığı hareketleri yapmaz. Ancak muayene sırasında kısıtlılık ortaya çıkar. Boyun düzleşmesi, yanlış kullanım ve postür bozukluklarının tipik sonucudur. Boynun öne doğru gitmesi kasları aşırı yük altında bırakır. Normalde omurganın hafif C şeklinde kıvrımı normaldir, bu kaybolduğunda veya tersine döndüğünde ise ciddi postür bozuklukları ortaya çıkar. Boyun düzleşmesi zamanla sırtı ve beli de etkiler, omuz hareketlerini kısıtlar” dedi.</p>
<p><strong>Her gün 10 dakikalık egzersiz ağrıları azaltıyor</strong></p>
<p>Günlük 10–15 dakikalık egzersizlerin hastaların şikayetlerini azaltarak yaşam kalitesini ciddi şekilde artıracağını açıklayan Akı, “Fizik tedavi programları, kayropraktik veya manuel terapi yöntemleri, kas spazmını azaltmaya yönelik enjeksiyonlar, gerekirse kısa süreli ilaç kullanımı da tedaviyi destekleyebilir. Ek olarak kısa süreli korse kullanımı da tavsiye edilebilir fakat mutlaka egzersizle desteklenmelidir. Aksi halde kaslarda erime olur ve alışkanlık gelişir. Asıl amaç kasları güçlendirerek doğal bir korse oluşturmaktır. Pilates, yüzme, tempolu yürüyüş ve bisiklet sürme omurga kaslarını çalıştırarak en doğal korumayı sağlayan aktiviteler arasında” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625">Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık Tedavisi Bireysel Özelliklere Göre Planlanmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisi-bireysel-ozelliklere-gore-planlanmali-572090</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 12:43:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılığın]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=572090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, bağımlılığın çok yönlü bir beyin hastalığı olduğundan bahsetti ve tedavi ile anlayışlı yaklaşımın önemine vurgu yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisi-bireysel-ozelliklere-gore-planlanmali-572090">Bağımlılık Tedavisi Bireysel Özelliklere Göre Planlanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, bağımlılığın çok yönlü bir beyin hastalığı olduğundan bahsetti ve tedavi ile anlayışlı yaklaşımın önemine vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Bağımlılık, beyindeki değişimlerle kontrol kaybına yol açıyor!</strong></p>
<p>Bağımlılığın, toplumda genellikle bireyin iradesiyle yaptığı bir ‘tercih’ olarak görülse de, bilimsel açıdan bir beyin hastalığı olarak tanımlandığını dile getiren Prof. Dr. Onur Noyan, “Bunun temel nedeni, madde kullanımının zamanla beyinde kalıcı biyolojik değişikliklere yol açmasıdır.” dedi.</p>
<p>İlk kullanımın çoğu zaman bilinçli bir tercih olsa da, devam eden süreçte beynin ödül merkezi olan mezolimbik sistemdeki işleyişin bozulduğunu aktaran Noyan, “Özellikle dopamin düzeylerindeki değişiklikler, kişinin yemek, sosyal ilişki gibi doğal haz kaynaklarına olan duyarlılığını azaltır ve maddeye karşı aşırı bir motivasyon gelişmesine neden olur. Aynı zamanda prefrontal kortekste, yani beynin ‘fren mekanizması’ olarak görev yapan bölgede bozulmalar meydana gelir. Bu da dürtü kontrolünü ve sağlıklı karar almayı zorlaştırır. Sonuç olarak bireyin bilişsel işlevleri zayıflar, madde kullanımı üzerinde kontrol kaybı yaşanır ve bağımlılık, bir tercih olmaktan çıkarak tedavi gerektiren nörobiyolojik bir beyin hastalığına dönüşür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Karar alma ve dürtü kontrolü bozulduğu için birey madde kullanımını durduramıyor!</strong></p>
<p>Psikoaktif maddeler olarak tanımlanan uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin, beynin haz alma, karar verme, öğrenme ve duyguları kontrol etme gibi önemli bölgelerini etkileyerek bağımlılığa yol açtığını vurgulayan Prof. Dr. Onur Noyan, “Özellikle beynin ‘ödül sistemi’ olarak bilinen yapılar dopamin adlı kimyasalın aşırı salınmasıyla devreye girer ve kişiye yoğun bir haz duygusu verir. Zamanla bu sistem bozulur; kişi doğal yollarla mutlu olamaz hale gelir ve sürekli madde arayışına girer.” dedi.</p>
<p>Karar alma ve dürtü kontrolünü sağlayan prefrontal korteks zayıfladığı için, bireyin zararlarını bilse bile madde kullanımını durduramadığını aktaran Noyan, “Aynı zamanda amigdala ve hipokampus gibi bölgeler, maddeyle ilgili anıları ve duygusal deneyimleri pekiştirerek bağımlılığı daha kalıcı hale getirir. Bu nörobiyolojik değişiklikler sonucunda kişi, maddeden başka hiçbir şeye ilgi duymamaya başlar ve kullanım üzerinde kontrolünü kaybeder. Bu nedenle bağımlılık, sadece bir alışkanlık değil, tedavi gerektiren bir beyin hastalığıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağımlılık, anlayış ve profesyonel destek gerektiren bir hastalık!</strong></p>
<p>Bağımlılığın bir hastalık olduğunu anlamanın, kişinin sadece kendi iradesiyle bu durumdan kurtulmasının çoğu zaman mümkün olmadığının kabul edilmesine yardımcı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Onur Noyan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bağımlı birey iyileşmek isteyebilir, ancak beyindeki değişimler nedeniyle tıbbi ve psikolojik destek olmadan bu süreçle başa çıkmakta zorlanacaktır. Bu noktada toplumda sıkça karşılaşılan ‘istersen yaparsın’ ya da ‘kendine hakim ol’ gibi ifadeler, hem kişide suçluluk ve yetersizlik duygusu yaratır hem de aile içinde anlaşmazlık ve tartışmalara yol açabilir. Oysa hastalık modeli, bağımlılığın kişinin iradesini zayıflatan nörobiyolojik temelleri olduğunu kabul ederek, daha anlayışlı, destekleyici ve profesyonel bir yaklaşımın önemini vurgular. Bu da hem tedavi sürecini kolaylaştırır hem de hasta ile ailesi arasındaki ilişkiyi iyileştirir.”</p>
<p><strong>Bağımlılıkla mücadelede bütüncül ve bilimsel bir yaklaşım gerekir!</strong></p>
<p>Bağımlılığın sadece bireysel tercihlere değil; genetik, çevresel ve psikolojik etmenlerin bir araya gelmesine bağlı olarak gelişen çok yönlü bir hastalık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Onur Noyan, “Genetik yatkınlık, bazı bireylerin maddelere karşı daha duyarlı olmasına neden olurken; aile içi çatışmalar, çocukluk travmaları, arkadaş çevresi ve maddeye kolay erişim gibi çevresel etkenler de riski artırır. Ayrıca depresyon, anksiyete gibi psikiyatrik sorunlar, bireyin maddeyi bir baş etme aracı olarak kullanmasına zemin hazırlar.” dedi.</p>
<p>Bu etmenlerin bir bütün olarak ele alınmasının, etkili, bireye özel ve sürdürülebilir bir tedavi yaklaşımı geliştirilmesini sağladığını dile getiren Noyan, bu nedenle bağımlılıkla mücadelede tek boyutlu değil, bütüncül ve bilimsel bir bakış açısı benimsenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Bağımlılık bir irade zayıflığı değil, nörobiyolojik değişimlerle ortaya çıkan bir beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Toplumda bağımlılığın ‘iradesizlik’ olarak damgalanmasının, hem bireylerin yardım aramasını engellediğini hem de tedavi sürecini zorlaştırdığını kaydeden Prof. Dr. Onur Noyan, “Oysa bağımlılık, beynin ödül, karar verme ve dürtü kontrolü sistemlerinde meydana gelen nörobiyolojik değişimlerin sonucu ortaya çıkan bir beyin hastalığıdır.” dedi.</p>
<p>Bu bilgilerin  aktarılmasının, bağımlı bireylerin suçlanmadan, anlayışla karşılanmasını sağlayacağına ve onların tedaviye yönelme olasılığını artıracağına işaret eden Noyan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca ailelerin de daha yapıcı, destekleyici bir tutum benimsemelerine katkı sunar. Bağımlılıkla mücadelede iyileşme sürecinin başarılı olabilmesi için, bireylere karşı anlayışlı bir yaklaşım sergilemek kadar, aynı zamanda net, tutarlı ve sınırları belli bir tutum benimsemek de büyük önem taşır. Çünkü bağımlılık davranışı çoğu zaman inkâr, kaçınma ve dirençle birlikte seyreder. Bu nedenle tedavi sürecinde kararlılık, süreklilik ve düzenli profesyonel takip, hem bireyin motivasyonunu koruması hem de nüks riskinin azaltılması açısından kritik rol oynar. Toplumsal farkındalığı artırmak için bilim temelli kamu spotları, okullarda eğitim programları, medyada uzman görüşlerine yer verilmesi ve bağımlılık yaşayan kişilerin deneyimlerini paylaşabildiği güvenli alanların oluşturulması önemlidir. Bu sayede, damgalama yerine empati ve bilgiye dayalı bir yaklaşım yaygınlaşabilir, toplum bağımlılıkla daha etkili bir şekilde mücadele edebilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisi-bireysel-ozelliklere-gore-planlanmali-572090">Bağımlılık Tedavisi Bireysel Özelliklere Göre Planlanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasat Öncesi Pestisit Denetimi İçin Numuneler Alınıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hasat-oncesi-pestisit-denetimi-icin-numuneler-aliniyor-568039</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 09:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığınca hatalı zirai ilaç kullanımının önlenmesi için tarla, bağ, bahçe ve seralarda ‘Hasat Öncesi Pestisit Denetimi uygulanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hasat-oncesi-pestisit-denetimi-icin-numuneler-aliniyor-568039">Hasat Öncesi Pestisit Denetimi İçin Numuneler Alınıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığınca hatalı zirai ilaç kullanımının önlenmesi için tarla, bağ, bahçe ve seralarda ‘Hasat Öncesi Pestisit Denetimi uygulanıyor. Uygulama kapsamında 81 İlde biber, domates, hıyar, patlıcan, kabak, maydanoz, marul, soğan, patates, ıspanak, fasulye, roka, tere, brokoli, börülce, karnabahar, lahana, enginar, pazı, bamya, havuç, patates, mantar, erik, kayısı, kiraz, vişne, limon, mandalina, portakal, greyfurt, nar, armut, şeftali, nektarin, üzüm, elma, incir, fındık, çilek, asma yaprağı, muz, kivi, ayva, kekik gibi yaş meyve ve sebzelerden hasat öncesinde alınan numuneler Bakanlığa bağlı Gıda Kontrol Laboratuvarlarında analiz ediliyor. Analiz sonucunda uygunsuzluk tespit edilmesi durumunda idari para cezası ve/veya ürün imhası işlemleri uygulanıyor.</p>
<p>İzmir’de üzümde hasat öncesi numune alımı sırasında açıklama yapan İzmir Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Şahin hasat öncesi pestisit denetimi için yetkilendirilen Kontrol Görevlilerinin numuneleri aldığını belirterek ”Kontrol Görevlisi bitkisel üretimde yasaklı, tavsiye dışı veya hatalı bitki koruma ürünü kullanımını denetlemek amacıyla  üretim yerinin tamamını temsil edecek şekilde değişik yerlerinden ve farklı bitkilerden tesadüfen seçilen ürünleri poşetlere almakta, plastik mühürle mühürlemekte, etiketi ile birlikte Bakanlığımız İl Kontrol Laboratuvar Müdürlüğüne en kısa sürede göndermektedir. Hasat Öncesi Denetim kapsamında yapılan analiz sonucunda; Tavsiye dışı Bitki Koruma Ürünü kullanımı tespit edilmesi durumunda üreticiye idari para cezası uygulanmaktadır. İdari yaptırım sonrasında tespit edilen Bitki Koruma Ürününün Ülkemizde kullanımı yasaklı olması durumunda tüm ürün imha edilmektedir” dedi.</p>
<p>Üreticilerin, zirai ilaçları etiket bilgilerine göre uygulamalarının önemini vurgulayan Şahin şunları söyledi: “Tavsiye dışı ilaç kullanılmaması, ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süreye uyulması oldukça önemli. Hatalı Zirai İlaç Kullanımı birçok olumsuzluğu beraberinde getiriyor. Faydalı organizmalar zarar görüyor, Doğal denge bozuluyor, Ürünlerin ekonomik değeri düşüyor.</p>
<p>Bu nedenle üreticilerimiz Kalıntıyı Önlenmek İçin; Zirai ilaçları reçete ile almalı, etiket bilgilerine uygun doz ve zamanda kullanmalı, ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süreye mutlaka uymalıdırlar. Bu topraklar, bu topraklarda bin bir emekle üretilen bu ürünler geleceğimiz. Hiç birimiz bu emeğin zayi olmasını istemeyiz. O yüzden de bu üretimi kuralına uygun olarak yapmak zorundayız.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hasat-oncesi-pestisit-denetimi-icin-numuneler-aliniyor-568039">Hasat Öncesi Pestisit Denetimi İçin Numuneler Alınıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 13:26:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[cihazların]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566850</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı telefon ve tablet gibi dijital cihazların yoğun kullanımıyla ortaya çıkan Text Neck Sendromu, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850">Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Akıllı telefon ve tablet gibi dijital cihazların yoğun kullanımıyla ortaya çıkan </b><b>Text Neck Sendromu, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına yol açıyor. </b><b>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, </b><b>sendromun özellikle gençler ve çocuklar arasında daha yaygın hale geldiğini söyledi. Kaya, “Çocuklar ve gençler, gelişim dönemlerinde oldukları için kas-iskelet sistemi daha esnektir ve kötü postür alışkanlıkları bu süreçte ciddi deformasyonlara yol açabilir” uyarısında bulundu. Önleyici tedbirlerin hastalığın gelişimini engellemekte büyük bir rol oynadığını kaydeden Kaya, teknolojik cihazların kullanımında ergonomiye dikkat edilmesi, cihazların göz hizasında tutulması ve düzenli egzersiz yapılmasının sendromun önlenmesinde etkili olduğunu söyledi.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya teknolojik cihazların kullanımıyla ortaya çıkan Text Neck Sendromuna ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><b>Kas-iskelet sistemi sorunları ve omurga eğriliklerine yol açabilir</b></p>
<p>Günümüzde dijital cihazların yoğun kullanımıyla birlikte ortaya çıkan Text Neck Sendromunun, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına neden olan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Kaya, “Bu sendrom, özellikle telefon, tablet veya bilgisayar ekranına uzun süre boyunca başın öne eğilerek bakılmasıyla gelişir. Normalde omurgamız, başın ağırlığını taşımaya uygun şekilde hizalanmıştır. Ancak başın öne eğik pozisyonda tutulması durumunda, boyun omurları ve çevresindeki kaslar üzerine normalden çok yüksek bir yük biner. Bu durum, uzun vadede kas-iskelet sistemi sorunlarına, omurga eğriliklerine ve kronik ağrılara yol açabilir” dedi.</p>
<p><b>Teknoloji bağımlılığında risk yükseliyor</b></p>
<p>Text Neck Sendromunun temel nedenleri arasında kötü duruş alışkanlıkları, uzun süre sabit bir pozisyonda kalma ve cihazların ergonomik olmayan şekilde kullanılmasının yer aldığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Bu sendromun belirtileri yalnızca boyun ve omuz ağrısı ile sınırlı kalmaz; sırt sertliği, baş ağrıları, hareket kısıtlılığı, hatta ileri vakalarda ellerde uyuşma ve karıncalanma gibi nörolojik etkiler de görülebilir. Özellikle iş ortamında sürekli bilgisayar başında çalışan bireylerde ve teknolojik cihaz bağımlılığı olan kişilerde risk daha yüksektir” uyarısında bulundu.</p>
<p><b>Gençler ve çocuklar arasında yaygın hale geliyor</b></p>
<p>Her yaş grubunda görülebilmesine rağmen sendromun özellikle gençler ve çocuklar arasında daha yaygın hale geldiğini kaydeden Kaya, bunun başlıca nedenlerinin bu yaş gruplarının dijital cihazları yoğun ve bilinçsiz şekilde kullanması olduğunu söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Çocuklar ve gençler, gelişim dönemlerinde oldukları için kas-iskelet sistemi daha esnektir ve kötü postür alışkanlıkları bu süreçte ciddi deformasyonlara yol açabilir. Eğitim sürecinde ekran başında geçen sürelerin artması, dijital oyunlar ve sosyal medya kullanımındaki yoğunluk, bu yaş grubunu sendroma daha yatkın hale getirmektedir. Araştırmalar, 8-18 yaş arasındaki bireylerin günde ortalama 7 saatten fazla dijital ekran karşısında vakit geçirdiğini ve bunun Text Neck Sendromu gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir” dedi.</p>
<p><b>Toplum sağlığını tehdit ediyor</b></p>
<p>Yetişkinlerde ise ofis ortamında uzun süre bilgisayar kullanımı, cihazların ergonomik olmayan şekilde yerleştirilmesi ve mola verilmeden çalışılmasının sendromun yaygın nedenleri arasında yer aldığını belirten Kaya, “Ayrıca, pandemi döneminde evden çalışma sistemine geçişle birlikte bu sendromun görülme oranında artış olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan bir çalışmaya göre, boyun ağrısı şikayetleri ile doktora başvuran bireylerin yüzde 58’i dijital cihaz kullanımıyla ilişkili problemlerden muzdarip olduğunu bildirmiştir. Bu durum, Text Neck Sendromunun toplum sağlığı açısından ciddi bir sorun haline geldiğini ortaya koymaktadır” dedi.</p>
<p><b>Postür eğitimi, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili oluyor</b></p>
<p>Text Neck Sendromunun genellikle konservatif yöntemlerle yani ameliyata başvurmadan tedavi edilebilen bir durum olduğunu ifade eden Kaya, “Bu durum erken dönemde fark edilirse, postür eğitimi, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Tedavi süreci kişinin durumuna, semptomların şiddetine ve semptomların ne kadar süredir devam ettiğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Tedavi sürecinde fizyoterapi ve rehabilitasyon önemli bir yer tutar. Boyun, omuz ve sırt kaslarını güçlendiren egzersizler özellikle duruş bozukluklarını düzeltir. Ayrıca mobil cihaz kullanımı sırasında ergonomik önlemlerin alınması ve düzenli aralıklarla mola verilmesi de tedaviyi destekleyen önemli adımlardır” dedi.</p>
<p><b>Ellerde karıncalanma ve kronik ağrılarda cerrahi müdahale gerekebilir</b></p>
<p>Text Neck Sendromunda cerrahi müdahalenin nadiren gerekli olduğunu belirten Kaya, “Genellikle konservatif tedavi yöntemleriyle semptomlar kontrol altına alınabilir. Ancak hastalık ilerlemişse ve omurga üzerinde ciddi hasar ya da sinir sıkışması oluşmuşsa, cerrahi müdahale bir seçenek olabilir. Bu tür durumlarda genellikle, sinir üzerindeki baskıyı azaltmak veya omurgadaki deformasyonu düzeltmek amacıyla cerrahi tedavi uygulanır. Özellikle, ellerde karıncalanma, güç kaybı veya omurga deformasyonlarına bağlı kronik ağrı gibi ileri semptomlar gelişmişse, cerrahi müdahale tedavi seçeneklerinden biri olarak düşünülmektedir. Ancak bu tür vakalar oldukça nadir görülür ve çoğu hasta yaşam tarzı değişiklikleri ve fizyoterapi ve rehabilitasyon ile sağlığına kavuşur” dedi</p>
<p><b>Tedavide başarının anahtarı: Erken müdahale ve önleme</b></p>
<p>Text Neck Sendromunda tedavi sürecinin erken müdahaleyle çok daha etkili hale geldiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Bu nedenle boyun ve sırt ağrıları yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir sağlık profesyoneline başvurması önemlidir. Bununla birlikte, önleyici tedbirler, hastalığın gelişimini engellemekte büyük bir rol oynar. Teknolojik cihazların kullanımında ergonomiye dikkat edilmesi, cihazların göz hizasında tutulması ve düzenli egzersiz yapılması durumun önlenmesinde etkili yöntemlerdir. Her yaş grubunda görülebilen bu hastalık, bilinçli bir yaşam tarzı ve ergonomik alışkanlıklarla önlenebilir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850">Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klimanın doğru kullanımı ile akciğer sağlığı korunabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/klimanin-dogru-kullanimi-ile-akciger-sagligi-korunabilir-565577</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 14:09:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[klimanın]]></category>
		<category><![CDATA[korunabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[kuru]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Klima kullanımının akciğer sağlığı için belirli riskler oluşturabileceğini ancak bu risklerin doğru farkındalık ve proaktif önlemlerle yönetilebileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, alınacak önlemlerle solunum sağlığının ve konforun bir arada sağlanabileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klimanin-dogru-kullanimi-ile-akciger-sagligi-korunabilir-565577">Klimanın doğru kullanımı ile akciğer sağlığı korunabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klima kullanımının akciğer sağlığı için belirli riskler oluşturabileceğini ancak bu risklerin doğru farkındalık ve proaktif önlemlerle yönetilebileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, alınacak önlemlerle solunum sağlığının ve konforun bir arada sağlanabileceğini söyledi. Optimum nem seviyelerini koruyarak, düzenli bakım yaparak, hava temizleyicileri kullanarak, uygun havalandırma sağlayarak, sıcaklıkları düzenleyerek ve iç mekan bitkileri kullanarak solunum sağlığının desteklenmesi mümkün olabilir.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, klima kullanımında dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<h3>
Solunum sağlığıyla ilgili endişeler ortaya çıkabiliyor</h3>
<p>Klima sistemlerinin iç mekan havasından ısı ve nem çektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Bu, içerideki ısıyı dışarıya aktaran kapalı bir devredeki soğutucu akışkan sirkülasyonu ile sağlanır. Ayrıca sistemde nem seviyelerini düşürmek için nem gidericilerin yanı sıra toz ve diğer partikülleri toplamak için filtreler bulunur. Klima ve solunum sağlığıyla ilgili endişeler çok yönlüdür. Klima akciğerleri etkileyebilecek kuru hava, havada artan partiküller ve kirleticiden kaynaklanan düşük hava kalitesi gibi çeşitli potansiyel mekanizmaları içerir” dedi.</p>
<h3>
Kuru hava mukoza zarlarını kurutabilir</h3>
<p>Klima sistemlerinin havayı soğuturken genellikle iç mekan nem seviyelerini düşürdüğünü, nemin uzaklaştırılmasının ise iç mekan ortamlarının aşırı kurumasına yol açabileceğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Kuru havaya uzun süre maruz kalmak, solunum yollarındaki mukoza zarlarını kurutabilir. Bu durum, tahrişe ve iltihaplanmaya yol açarak solunum yolu enfeksiyonlarının daha kolay yerleşmesine neden olabilir. Belirtiler arasında boğaz kuruluğu, öksürük ve soğuk algınlığı ile gribe karşı artan duyarlılık yer alabilir” uyarısında bulundu.</p>
<h3>
Havada artan partiküller, alerji semptomlarını şiddetlendirebilir</h3>
<p>Klima sistemlerinin toz, polen, evcil hayvan tüyü ve diğer alerjenleri tekrar dolaşıma sokabileceğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Bu durumun etkisiyle alerjisi veya astımı olan kişiler, bu partiküllere maruz kaldıklarında semptomlarının şiddetlendiğini görebilirler. Alerjenler, bağışıklık tepkilerini tetikleyerek hapşırma, öksürme ve ciddi vakalarda astım atakları gibi semptomlara yol açabilir” dedi.</p>
<h3>
Bakımı yapılmayan klima sistemleri hava kalitesini düşürür</h3>
<p>Uygun şekilde bakımı yapılmayan klima sistemlerinin küf, bakteri ve diğer zararlı mikroorganizmaların üreme alanı haline gelebileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Bu maddelerin havada dolaşmasından dolayı iç mekan hava kalitesi düşük olabilir. Küf sporları ve bakterileri astımı şiddetlendirebilir, alerjik reaksiyonlara ve solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. Aşırı durumlarda, küfe uzun süre maruz kalmak uzun vadeli solunum sorunlarına neden olabilir” uyarısında bulundu.</p>
<h3>
Klima kullanımı bu hastalıkları etkiliyor</h3>
<p>Çok sayıda çalışmanın, klima ile solunum sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyerek hem potansiyel riskleri hem de faydaları vurguladığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, klima kullanımının astım ve alerjiler, lejyoner hastalığı ve Hasta Bina Sendromu ile bağlantılı etkilerine dikkat çekti.</p>
<p>Astım ve Alerjiler: Çevre Sağlığı Araştırmaları Dergisi&#8217;nde yayınlanan bir araştırmaya göre, klimalı ortamlarda yaşayan kişilerde hırıltı ve nefes darlığı gibi solunum yolu semptomları daha sık görülmektedir. Çalışmanın sonuçları, iç mekanlarda kirletici maddelere ve alerjenlere daha fazla maruz kalmaya bağlanmıştır.</p>
<p>Lejyoner Hastalığı: Lejyonella bakterisinin neden olduğu ciddi bir zatürre türü olan Lejyoner hastalığı, bakımı kötü yapılan klima sistemlerindeki salgınlarla ilişkilendirilmiştir. Büyük klima sistemlerinin soğutma kuleleri, bu bakterilerin büyümesini destekleyebilir ve bu bakteriler daha sonra atmosfere yayılabilir.</p>
<p>Hasta Bina Sendromu HBS: &#8220;Hasta Bina Sendromu&#8221; (HBS) terimi, bina sakinlerinin orada geçirdikleri zamanla ilişkili gibi görünen akut sağlık semptomları yaşadığı ancak belirli bir rahatsızlık veya nedenin bulunamadığı bir durumu tanımlar. Baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi ve solunum problemleri semptomlar arasında yer alır. Klima, içerideki kirleticilerin dolaşımına neden olduğundan, klimanın HBS&#8217;ye katkıda bulunduğu öne sürülmüştür.</p>
<h3>
Bu önerilere kulak verilmeli</h3>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, potansiyel risklere rağmen klimanın solunum sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı.</p>
<p>Optimum nem seviyeleri korunmalı: İç mekan nem seviyelerini yüzde 30-50 arasında tutmak için bir nemlendirici kullanın. Bu, mukoza zarlarının kurumasını önlemeye ve solunum yolu tahrişini azaltmaya yardımcı olabilir. İç mekan nemini bir higrometre ile izleyin ve nemlendirici ayarlarını buna göre ayarlayın.</p>
<p>Klima sistemlerinin düzenli bakımı yapılmalı: Klima ünitelerinin düzenli olarak kontrol edilmesini, temizlenmesini ve bakımının yapılmasını sağlayın. Bu, filtrelerin değiştirilmesini, kanalların temizlenmesini ve küf ve bakteri üremesinin kontrol edilmesini içerir. Yılda en az iki kez profesyonel bakım planlayın ve kullanıma ve iç mekan hava kalitesine bağlı olarak filtreleri 1-3 ayda bir değiştirin.<br />
Hava temizleme: Toz, polen ve diğer alerjenler dahil olmak üzere havadaki partikülleri gidermek için Yüksek Verimli Partikül Hava (HEPA) filtreleriyle donatılmış hava temizleyicilere yatırım yapın. Hava temizleyicileri yatak odası ve oturma odası gibi sık kullanılan alanlara yerleştirin ve odanın boyutuna uygun olduğundan emin olun.</p>
<p>Uygun havalandırma:  Temiz havanın dolaşımına izin vermek için pencere ve kapıları periyodik olarak açarak yeterli havalandırma sağlayın. Bu, iç mekan kirleticilerini seyreltmeye ve hava kalitesini iyileştirmeye yardımcı olur. Mutfaklarda ve banyolarda aspiratör kullanın ve enerji verimliliğini korurken kirli iç mekan havasını temiz dış hava ile değiştirmek için bir enerji geri kazanım vantilatörü (ERV) takmayı düşünün.<br />
Sıcaklık düzenlemesi: Klima ünitelerini aşırı düşük sıcaklıklara ayarlamaktan kaçının. Soğuk havaya doğrudan maruz kalmayı önleyen konforlu ve orta bir sıcaklık hedefleyin. Termostatları 22-26°C (72-78°F) arasına ayarlayın ve gün boyunca sabit sıcaklık sağlamak için programlanabilir termostatlar kullanın.</p>
<p>İç mekan bitkileri: Kirleticileri emerek ve nem seviyelerini artırarak hava kalitesini iyileştirebilen iç mekan bitkileri kullanın. Yılan bitkisi, örümcek bitkisi ve barış zambağı gibi bakımı kolay bitkileri seçin ve bunları gelişebilecekleri alanlara yerleştirin.<br />
Konfor ve sağlık arasındaki denge sağlanabilir</p>
<p>Klimanın sağladığı konfor ile potansiyel sağlık riskleri arasında bir denge kurmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, sözlerini şöyle tamamladı: “Farkındalık ve proaktif önlemler, solunum sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri önemli ölçüde azaltırken, bireylerin serin ve konforlu bir iç mekan ortamının faydalarından yararlanmasını sağlayabilir. Klima, aşırı hava koşullarından korunmamızı sağlayarak ve iç mekan konforunu artırarak yaşam tarzımızda devrim yaratmıştır. Ancak akciğer sağlığı üzerindeki potansiyel etkisi, dikkate alınması gereken geçerli bir endişedir. Klimanın solunum sağlığını nasıl etkileyebileceğini anlayarak ve bu riskleri azaltmak için pratik stratejiler uygulayarak, bireyler sağlıklarından ödün vermeden klimanın faydalarından yararlanabilirler. Düzenli bakım, doğru havalandırma ve dikkatli sıcaklık düzenlemesi, klima ikileminin üstesinden gelmenin ve herkes için sağlıklı ve konforlu bir yaşam ortamı sağlamanın anahtarıdır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klimanin-dogru-kullanimi-ile-akciger-sagligi-korunabilir-565577">Klimanın doğru kullanımı ile akciğer sağlığı korunabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ordu’da Sayaçsız Su Kullanımı Tespit Edildi: Hukuki Süreç Başlatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/orduda-sayacsiz-su-kullanimi-tespit-edildi-hukuki-surec-baslatildi-560184</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 10:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başlatıldı]]></category>
		<category><![CDATA[edildi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[orduda]]></category>
		<category><![CDATA[sayaçsız]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560184</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ordu'da denetimlerde suyun sayaca gelmeden takılan ek borularla başka yere yönlendirildiği sayacın bypass edildiği, çoklu kullanım için kaçak bağlantıları ve eklentiler yapıldığı, sayaçsız su kullanımı için mekanizma oluşturulduğu gözlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/orduda-sayacsiz-su-kullanimi-tespit-edildi-hukuki-surec-baslatildi-560184">Ordu’da Sayaçsız Su Kullanımı Tespit Edildi: Hukuki Süreç Başlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>OSKİ Genel Müdürü Murat Us, kaçak su kullanan şahıslar hakkında yüksek para cezaları uygulanarak yasal işlem başlatıldığını belirtti. Genel Müdür Us, vatandaşların kaçak su kullanımıyla ilgili şüpheli durumları Alo 185 hattına bildirmelerini isteyerek, &ldquo;Kaçak su kullanımı sadece bir fatura meselesi değil aynı zamanda yasa ihlali, kamu malına zarar verme, ahlaki, vicdani ve kul hakkı meselesidir.&#8221; dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/08/orduda-sayacsiz-su-kullanimi-tespit-edildi-hukuki-surec-baslatildi-0-bKKTUdRp.jpeg"></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/orduda-sayacsiz-su-kullanimi-tespit-edildi-hukuki-surec-baslatildi-560184">Ordu’da Sayaçsız Su Kullanımı Tespit Edildi: Hukuki Süreç Başlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dassault Systèmes ve Airbus, Yeni Nesil Projelerde Sanal İkiz Kullanımı İçin Stratejik Ortaklıklarını Genişletiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dassault-systemes-ve-airbus-yeni-nesil-projelerde-sanal-ikiz-kullanimi-icin-stratejik-ortakliklarini-genisletiyor-558796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:16:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[airbus]]></category>
		<category><![CDATA[dassault]]></category>
		<category><![CDATA[genişletiyor]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ikiz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[ortaklıklarını]]></category>
		<category><![CDATA[projelerde]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<category><![CDATA[systmes]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dassault Systèmes (Euronext Paris: FR0014003TT8, DSY.PA) ile Airbus, uzun vadeli stratejik iş birliklerini genişletti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dassault-systemes-ve-airbus-yeni-nesil-projelerde-sanal-ikiz-kullanimi-icin-stratejik-ortakliklarini-genisletiyor-558796">Dassault Systèmes ve Airbus, Yeni Nesil Projelerde Sanal İkiz Kullanımı İçin Stratejik Ortaklıklarını Genişletiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dassault Systèmes (Euronext Paris: FR0014003TT8, DSY.PA) ile Airbus, uzun vadeli stratejik iş birliklerini genişletti. Bu kapsamda, Airbus’ın yeni sivil ve askeri uçakları ile helikopter programlarının yaşam döngüsü yönetiminin merkezine 3DEXPERIENCE platformu konumlandırıldı.</p>
<p>Bu uygulama, Airbus’ın tüm sivil ve askeri uçakları ile helikopterlerine yönelik geliştirme zincirinin tamamını destekleyecek. Airbus bünyesindeki tüm iş alanlarından ve tedarikçi ağından 20.000’den fazla kullanıcı, şirket içinde veya veri kontrolünün kurumda olduğu bir bulut ortamında  sanal ikiz teknolojisini kullanarak daha etkin iş birliği gerçekleştirebilecek. Bu sayede ürün geliştirme döngülerinin kısaltılması, üretim verimliliğinin öngörülerek artırılması, satış sonrası destek süreçlerinin iyileştirilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi hedefleniyor.</p>
<p>“Dijitalleşme, Airbus olarak en kritik önceliklerimizi hayata geçirmemizde stratejik bir itici güç konumunda,” diyerek ekliyor Airbus CEO’su Guillaume Faury. “İster ticari uçak üretim kapasitemizi hızla artırmak, ister sektörümüzün karbonsuz geleceğine yön verecek yeni nesil platformları geliştirmek ya da savunma ve güvenlik alanında çığır açacak çözümleri şekillendirmek olsun, sanal teknolojiler bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Dassault Systèmes ile yenilenen bu güçlü iş birliği, bizi bu hedeflere çok daha hızlı ve etkili biçimde ulaştıracak. Aynı zamanda, ürün ve çözümlerimizin tüm yaşam döngüsü boyunca tasarımdan operasyonel kullanıma kadar en yüksek kalite, güvenlik ve emniyet standartlarını da güvence altına alacak.”</p>
<p>“Airbus ile uzun yıllara dayanan iş birliğimiz, şimdi yeni bir döneme giriyor. Bu yeni aşamada, tüm organizasyon ve değer zinciri, önümüzdeki yıllar boyunca küresel ölçekte, verimli ve sanal olarak inovasyon yapma gücüne kavuşacak,” dedi Dassault Systèmes İcra Kurulu Başkanı Bernard Charlès. “Airbus, 3DEXPERIENCE platformumuz sayesinde yapay zeka destekli üretken deneyimlerden, malzeme bilimi, modelleme, simülasyon, üretim ve operasyon sistemlerindeki bilimsel gelişmelere kadar geniş bir yelpazede tam kapasiteyle faydalanabilecek. Bu iş birliği, havacılık ve uzay endüstrisinin geleceğini tanımlayacak deneyimlerin hayal edilmesi, tasarlanması ve üretilmesi için yeni olanakların önünü açacak.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dassault-systemes-ve-airbus-yeni-nesil-projelerde-sanal-ikiz-kullanimi-icin-stratejik-ortakliklarini-genisletiyor-558796">Dassault Systèmes ve Airbus, Yeni Nesil Projelerde Sanal İkiz Kullanımı İçin Stratejik Ortaklıklarını Genişletiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göç Alanında Temel Yapay Zekâ Kullanımı Eğitimi İstanbul’da Başarıyla Tamamlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goc-alaninda-temel-yapay-zeka-kullanimi-egitimi-istanbulda-basariyla-tamamlandi-557572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2025 09:30:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulda]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlandı]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=557572</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi’nde düzenlenen etkinliğe; UNESCO Türkiye Millî Komisyonu MOST ve Göç İhtisas Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Kireçci, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu MOST ve Göç İhtisas Komitesi Üyesi ve MOST Okulu koordinatörü Prof. Dr. Ayselin YILDIZ, Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet İçduygu, Göç İdaresi Başkanlığı İ</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goc-alaninda-temel-yapay-zeka-kullanimi-egitimi-istanbulda-basariyla-tamamlandi-557572">Göç Alanında Temel Yapay Zekâ Kullanımı Eğitimi İstanbul’da Başarıyla Tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi’nde düzenlenen etkinliğe; UNESCO Türkiye Millî Komisyonu MOST ve Göç İhtisas Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Kireçci, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu MOST ve Göç İhtisas Komitesi Üyesi ve MOST Okulu koordinatörü Prof. Dr. Ayselin YILDIZ, Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet İçduygu, Göç İdaresi Başkanlığı İletişim Danışmanı Doç. Dr. Özgü Yolcu, Göç İdaresi Başkanlığı Göç Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mustafa Karataş, Göç İdaresi Başkanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanı Veysel Dağlar ve IOM Türkiye Göç ve Sınır Yönetişimi Programı Kıdemli Koordinatörü Ivanka Spadına’nın yanı sıra, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademisyen ve uzman katılım sağladı. Katılımcılar, teknolojik gelişmelerin göç politikalarına etik ilkelere uygun olarak nasıl entegre edilebileceğine odaklandı.</p>
<p><strong>“Türkiye’nin göç yönetimi anlayışında teknoloji önemli bir boyuttur”</strong></p>
<p>Göç Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mustafa Karataş yaptığı açılış konuşmasında, Türkiye’nin göç yönetiminde teknolojinin giderek artan rolüne dikkat çekti. Göç İdaresi Başkanlığının teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Karataş, “Göç İdaresi Başkanlığı olarak, kuruluşumuzdan bu yana göçle ilgili iş ve işlemlerin hızlı ve etkin bir şekilde yürütülebilmesi adına teknolojik gelişmeleri uygulamalarımıza entegre etmeye özen göstermekte; aynı zamanda güncel dijital çözümleri göç yönetim süreçlerinde etkin biçimde kullanabilmek amacıyla yakından takip etmekteyiz. Günümüz teknolojik gelişmeleriyle birlikte, birçok alanda yaygınlaşan ve küresel ölçekte önemi giderek artan yapay zekânın göç yönetimi alanına nasıl entegre edilebileceği konusu, pek çok bilimsel platformda ele alınmaya başlanmıştır. Bu eğitimle birlikte, yapay zekâ teknolojilerinin göç alanında insan haklarına duyarlı ve etkili kullanımına yönelik kurumsal farkındalığımızın daha da artacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Veriyi yöneten bir geleceğin inşasında bilim öncü olmalı” </strong></p>
<p>UNESCO Türkiye MOST Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Kireçci ise yaptığı konuşmada, MOST Okulu’nun vizyonuna, amaçlarına ve geleceğe dönük hedeflerine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme sundu. Aynı zamanda MOST Okul programının uluslararası boyutunu ve stratejik önemini ortaya koyan Prof. Dr. Kireçci “Göç olgusu, yalnızca insani bir mesele değil; aynı zamanda çok boyutlu, disiplinler arası ve uluslararası hukukla doğrudan ilişkili küresel bir konudur. MOST Okulu gibi, 46 ülkenin katılımıyla sürdürülen programlar aracılığıyla yürütülen iş birlikleri, küresel ölçekte ortak sorunlara çözüm üretme çabasının somut bir örneğidir. Günümüz dünyasında, verinin bizi değil; bizim veriyi yönettiğimiz bir sistemin inşasında öncü olmalıyız” İfadelerini paylaştı.</p>
<p><strong>“Türkiye göç yönetiminde bilimi ön planda tutuyor”</strong></p>
<p>IOM Türkiye Göç ve Sınır Yönetişimi Kıdemli Koordinatörü Ivanka Spadina yaptığı konuşmada yapay zekânın göç yönetimi açısından taşıdığı öneme ve MOST Okulu’nun vizyonuna vurguda bulundu. Ayrıca Türkiye’nin göç yönetimindeki kurumsal kapasitesine ilişkin değerlendirmesinde Spadina, “Göçün düzenli, güvenli ve insan haklarına saygılı bir şekilde yönetilmesi temel önceliğimizdir. Türkiye, bu süreci etkin biçimde yürüten ülkeler arasında yer almaktadır. Burada bulunmaktan ve akademik dünyanın bu alana sunduğu katkıları görmekten büyük memnuniyet duyuyorum. Bu tür girişimler, kamu politikalarının bilimsel temellerle desteklenmesi açısından son derece değerlidir” ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>Gelişen yapay zekâ, toplumsal faydaya dönüşüyor </strong></p>
<p>İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi ve MOST Okulu Koordinatörü Prof. Dr. Ayselin Yıldız ise, yapay zekâ teknolojilerinin etkili ve sorumlu kullanımının Türkiye’nin göç yönetimine önemli katkılar sunacağına işaret etti. Konuşmasına MOST Okulu programın temel hedefleriyle devam eden Prof. Dr. Yıldız, “Yapay zekâ teknolojilerinin göç yönetişiminde kullanımı, büyük ölçekli toplumsal fayda yaratma potansiyeline sahiptir. MOST Okulu ile bu potansiyeli etik, etkin ve insan hakları temelli bir yaklaşımla ele alma fırsatı bulduk. İstinye Üniversitesi olarak böylesine önemli bir sürece ev sahipliği yapmaktan gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Göç yönetiminde yapay zekâ kullanımı her açıdan tartışıldı” </strong></p>
<p>Üç gün süren MOST Okulu kapsamında, göç alanında yapay zekâ teknolojilerinin etik, yasal ve uygulamaya dönük boyutları çok yönlü biçimde ele alındı. Program kapsamında; “yapay zekânın etik boyutları ve yasal çerçevesi”, “Göç İdaresi Başkanlığı’nın yapay zekâ tabanlı proje ve uygulamaları” ve “göç alanında yapay zekâ destekli otomatik karar alma mekanizmaları” gibi birçok başlık tartışıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goc-alaninda-temel-yapay-zeka-kullanimi-egitimi-istanbulda-basariyla-tamamlandi-557572">Göç Alanında Temel Yapay Zekâ Kullanımı Eğitimi İstanbul’da Başarıyla Tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deniz Alanlarının Sürdürülebilir Kullanımı İçin Koordinasyon Kurulu Kuruldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deniz-alanlarinin-surdurulebilir-kullanimi-icin-koordinasyon-kurulu-kuruldu-557430</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2025 08:16:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alanlarının]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[koordinasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[kuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=557430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanan 2025/12 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Deniz Mekânsal Planlama Koordinasyon Kurulu’nun kurulduğu duyuruldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deniz-alanlarinin-surdurulebilir-kullanimi-icin-koordinasyon-kurulu-kuruldu-557430">Deniz Alanlarının Sürdürülebilir Kullanımı İçin Koordinasyon Kurulu Kuruldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan genelgeye göre, Kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında; Dışişleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar, İçişleri, Kültür ve Turizm, Milli Savunma, Tarım ve Orman, Ulaştırma ve Altyapı Bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nden oluşacak.</p>
<p>Kurul, Türkiye’nin çevre denizlerinde deniz alanlarının uyumlu ve sürdürülebilir kullanımını sağlamayı, deniz faaliyetlerinin çevresel etkilerini değerlendirmeyi ve deniz yetki alanları ile hakların korunmasına yönelik çalışmaları yürütmeyi hedefliyor.</p>
<p>Ayrıca, kurumlar arası iş birliğini güçlendirecek, temel stratejiler ve eylem planları hazırlayacak.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/07/deniz-mek-nsal-planlama-koordinasyon-kurulu-resmen-kuruldu-0-6KbuqfCE.png" /></p>
<p>Kurul, 6 ayda bir toplanacak; ihtiyaç halinde Kurul Başkanı tarafından ek toplantılar düzenlenebilecek ve alt kurullar ile çalışma grupları oluşturulabilecek.</p>
<p>Sekreterya hizmetleri ise Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deniz-alanlarinin-surdurulebilir-kullanimi-icin-koordinasyon-kurulu-kuruldu-557430">Deniz Alanlarının Sürdürülebilir Kullanımı İçin Koordinasyon Kurulu Kuruldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya ve Mali, Nükleer Enerjinin Barışçıl Kullanımı İş Birliği Anlaşması İmzaladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rusya-ve-mali-nukleer-enerjinin-bariscil-kullanimi-is-birligi-anlasmasi-imzaladi-549044</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 12:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[barışçıl]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[enerjinin]]></category>
		<category><![CDATA[imzaladı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[mali]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549044</guid>

					<description><![CDATA[<p>İş birliğinin bu yeni aşaması Mali'de nükleer teknolojilerin daha da geliştirilmesinin önünü açıyor ve ikili ilişkileri güçlendiriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rusya-ve-mali-nukleer-enerjinin-bariscil-kullanimi-is-birligi-anlasmasi-imzaladi-549044">Rusya ve Mali, Nükleer Enerjinin Barışçıl Kullanımı İş Birliği Anlaşması İmzaladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>İş birliğinin bu yeni aşaması Mali&#8217;de nükleer teknolojilerin daha da geliştirilmesinin önünü açıyor ve ikili ilişkileri güçlendiriyor</em></p>
<p>Mali Cumhuriyeti Geçiş Dönemi Başkanı Assimi Goïta&#8217;nın Moskova’yı resmi ziyareti sırasında, Rusya ve Mali hükümetleri, nükleer enerjinin barışçıl kullanımı iş birliği anlaşması imzaladı. Anlaşmaya, Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev ile  Mali Enerji ve Su Kaynakları Bakanı Boubacar Diané imza attı.   </p>
<p>Anlaşma, Rusya ve Mali arasında atom enerjisinin barışçıl kullanımıyla ilgili birçok  alanda iş birliğine kapsamlı bir yasal çerçeve sağlıyor. Bu kapsamda anlaşma, Mali&#8217;nin nükleer altyapısının uluslararası standartlara uygun olarak kurulması ve geliştirilmesinin desteklenmesini; nükleer ve radyasyon güvenliğinin düzenlenmesini, endüstri, tıp ve tarımda radyoizotopların üretimi ve uygulanmasını; radyasyon teknolojileri ve nükleer tıpta iş birliğinin yanı sıra nükleer sektördeki uzmanların eğitimi, öğretimi ve mesleki gelişimini kapsıyor.  </p>
<p>Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, konuyla ilgili açıklamasında, “Bu anlaşmanın imzalanması, Rusya ve Mali arasındaki stratejik ortaklıkta önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Mali&#8217;nin enerji ve bilimsel alanlarındaki sürdürülebilir büyümeyi desteklemek için uzmanlığımızı ve teknolojilerimizi sunmaktan gurur duyuyoruz. Barışçıl nükleer enerji alanındaki ortak çabalarımız her iki ülke için de geniş kapsamlı fırsatlar yaratıyor,  dostluğu ve karşılıklı güveni güçlendirmeye yardımcı oluyor” dedi. </p>
<p>Bu anlaşma, Rosatom ile Mali Enerji ve Su Kaynakları Bakanlığı arasında, 25 Mart 2024 tarihinde, Soçi&#8217;de düzenlenen XIII. Uluslararası Forum ATOMEXPO sırasında imzalanan Rusya-Mali İş Birliği Yol Haritası üzerine inşa ediliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rusya-ve-mali-nukleer-enerjinin-bariscil-kullanimi-is-birligi-anlasmasi-imzaladi-549044">Rusya ve Mali, Nükleer Enerjinin Barışçıl Kullanımı İş Birliği Anlaşması İmzaladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İleri yaştaki bireylerde doğru teknoloji kullanımı neden önemli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ileri-yastaki-bireylerde-dogru-teknoloji-kullanimi-neden-onemli-547570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 16:44:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerde]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ileri]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaştaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknoloji kullanımı, ileri yaştaki bireyler için de önemli fırsatlar sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-yastaki-bireylerde-dogru-teknoloji-kullanimi-neden-onemli-547570">İleri yaştaki bireylerde doğru teknoloji kullanımı neden önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknoloji kullanımı, ileri yaştaki bireyler için de önemli fırsatlar sunuyor. Yaşlı bireyler için dijital teknolojinin sosyal bağlantıları artırmak ve yaşlanmaya bağlı zorlukları hafifletmek için önemli bir araç olabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. T. Gül Şendil, sosyal izolasyon ve yalnızlıkla baş etmede dijital teknolojiden doğru şekilde yararlanmanın önemini vurguladı. Dijital araçların, özellikle görüntülü görüşme, e-posta ve sosyal medya gibi uygulamaların, bireylerin aile ve arkadaşlarıyla bağlarını güçlendirebileceğini kaydeden Prof. Dr. Şendil, dijital okuryazarlık ve doğru teknoloji kullanımı gibi konularda bilinçli olmanın altını çizdi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. T. Gül Şendil, ileri yaşlarda teknoloji kullanımına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital teknolojilerin etkileri, herkes için farklı olabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital teknolojinin, her yaştan bireyin iletişim, etkileşim ve günlük yaşamlarını şekillendirme biçimlerini önemli ölçüde etkilediğini belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Çocuk ve ergenlerin sosyal medya platformlarına yoğun ilgisinden yaşlı bireylerin bağımsızlıklarını artırmak için dijital araçları kullanmasına kadar teknoloji, modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bununla birlikte, dijital teknolojinin bireylerin iyi oluşu üzerindeki etkileri herkes için aynı değildir. Bu etkiler, teknoloji kullanım şekli, bireysel özellikler ve çevresel faktörlere göre değişkenlik göstermektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital teknolojiler yaşlı bireyler için fırsatlar sunabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yaşlı bireyler için dijital teknolojinin sosyal bağlantıları artırmak ve yaşlanmaya bağlı zorlukları hafifletmek için önemli bir araç olabileceğini belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Sosyal izolasyon ve yalnızlık, yaşlı bireylerde sık görülen sorunlardır ve bu durumlar, depresyon ve yaşam memnuniyetinin azalmasıyla ilişkilidir. Dijital araçlar, özellikle görüntülü görüşme, e-posta ve sosyal medya gibi uygulamalar, bireylerin aile ve arkadaşlarıyla bağlarını güçlendirebilir. Ancak, dijital okuryazarlık eksikliği, karmaşık arayüzler ve yaşlanmaya dair olumsuz algılar, yaşlı bireylerin bu avantajlardan tam anlamıyla yararlanmasını zorlaştırmaktadır. Araştırmalar, daha kolay anlaşılabilir ve kullanımı basit tasarımlar, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına yönelik özel eğitim programları ve toplum temelli destek mekanizmalarının bu sürece önemli katkılar sunduğunu göstermektedir” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Zihinsel ve duygusal sağlığı da destekliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Toplum temelli destek mekanizmalarının, yerel toplulukların yaşlı bireylere teknoloji eğitimi sağlaması, gönüllü rehberlik hizmetleri sunması ve erişilebilir teknoloji imkanları oluşturması gibi girişimleri içerdiğini kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Bu tür çözümler, yaşlı bireylerin hem yaşam kalitelerini artırmaya hem de sosyal bağlarını güçlendirmeye önemli ölçüde yardımcı olmaktadır. Dijital araçlarla zaman geçirmek, yalnızca sosyal bağları güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda zihinsel ve duygusal sağlığı da destekleyebilir. Özellikle bu araçları yeni şeyler öğrenmek veya yaratıcı faaliyetler için kullanan yaşlı bireyler, zihinlerini aktif tutma ve hayatlarına anlam katma açısından büyük faydalar sağlayabilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Temel dijital beceriler öğrenilebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ancak bu sürecin genellikle aile üyelerinin desteğine veya yerel toplulukların sunduğu eğitim ve rehberlik programlarına bağlı olduğunu ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Örneğin, yaşlı bireyler, teknoloji kullanımında karşılaştıkları sorunları çözmek için ailelerinin sabırlı bir şekilde rehberlik etmesine ihtiyaç duyabilir veya yerel toplum merkezlerinde düzenlenen teknoloji eğitimlerine katılarak temel dijital beceriler öğrenebilir. Bu tür dış destekler, onların dijital dünyaya daha rahat uyum sağlamalarını ve bu araçlardan tam anlamıyla fayda sağlamalarını mümkün kılar. Bu nedenle, yaşlı bireylerin dijital dünyaya uyum sağlayabilmeleri için onların ihtiyaçlarını bir bütün olarak ele alan bir yaklaşım büyük önem taşımaktadır” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital teknolojinin nasıl kullanıldığı önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Dijital teknolojinin nasıl kullanıldığı, ne kadar kullanıldığından çok daha önemlidir” diyen Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Örneğin, anlamlı içerik paylaşmak, eğitimle ilgili faaliyetlere katılmak veya sosyal ilişkileri sürdürmek gibi bilinçli ve aktif kullanım, genellikle olumlu etkiler yaratırken; uzun süre ekrana bakmak ya da sadece zaman geçirmek için kullanmak gibi aşırı veya amaçsız teknoloji kullanımı genellikle zararlı sonuçlara yol açabilir” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yalnızlık, kaygı ve depresyon, olumsuz etkilere açık hale getiriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital teknolojinin bireyler üzerindeki etkisinin, kişinin kişisel özelliklerine, ruhsal durumuna ve çevresinden aldığı desteğe bağlı olarak değişebildiğini ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Örneğin kendine güvenen, sağlıklı bir ruh hali içinde olan ve geniş bir arkadaş veya aile desteği bulunan bireyler, dijital araçları daha verimli bir şekilde kullanarak olumlu sonuçlar elde edebilir. Buna karşılık, yalnızlık hisseden, kaygı veya depresyon gibi ruhsal zorluklar yaşayan ya da yeterince sosyal desteği olmayan bireyler, dijital teknolojinin olumsuz etkilerine daha açık hale gelebilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gençlerin yardımıyla kuşaklar arası bağlar güçlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu bulguların teknoloji geliştiricileri, politika yapıcılar ve yerel yönetimler için önemli mesajlar içerdiğini vurgulayan Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Yaşlı bireylerin dijital teknolojilere daha kolay erişim sağlaması için daha uygun fiyatlı cihazların sunulması, basit ve anlaşılır teknolojilerin geliştirilmesi ve yerel topluluklar tarafından destek programlarının organize edilmesi gerekir. Ayrıca, gençlerin yaşlı bireylere cihazların kullanımı konusunda yardım ettiği projeler hem yaşlı bireylerin teknolojiyi benimsemesine hem de kuşaklar arasında sosyal bağların güçlenmesine katkı sağlayabilir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uygun stratejiler geliştirilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital teknolojinin, yaşamın farklı evrelerinde bireyler için hem fırsatlar hem de zorluklar sunduğunu ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Paydaşlar, bu fırsatları maksimize etmek ve riskleri minimize etmek için dengeli, erişilebilir ve amaca uygun stratejiler geliştirmelidir. Bu çabalar, yaşam kalitesini artıran ve herkes için daha kapsayıcı dijital çözümler sunan bir geleceğin kapılarını aralayabilir” diyerek sözlerini tamamladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ileri-yastaki-bireylerde-dogru-teknoloji-kullanimi-neden-onemli-547570">İleri yaştaki bireylerde doğru teknoloji kullanımı neden önemli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de İkinci El Kullanımı 2024&#8217;te 11,6 Milyon Ton Karbon Salımını Engelledi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-ikinci-el-kullanimi-2024te-116-milyon-ton-karbon-salimini-engelledi-542729</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2025 12:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[engelledi]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[karbon]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[salımını]]></category>
		<category><![CDATA[ton]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542729</guid>

					<description><![CDATA[<p>sahibinden.com sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda İsveç Çevre Araştırmaları Enstitüsü (IVL) ile birlikte hazırladığı "İkinci Elin Sürdürülebilirliğe Katkısı Raporu"nun çıktılarını paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-ikinci-el-kullanimi-2024te-116-milyon-ton-karbon-salimini-engelledi-542729">Türkiye&#8217;de İkinci El Kullanımı 2024&#8217;te 11,6 Milyon Ton Karbon Salımını Engelledi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>sahibinden.com sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda İsveç Çevre Araştırmaları Enstitüsü (IVL) ile birlikte hazırladığı &#8220;İkinci Elin Sürdürülebilirliğe Katkısı Raporu&#8221;nun çıktılarını paylaştı. Bu yıl 5. defa yayınlanan rapor, sahibinden.com platformu aracılığıyla ikinci el ürünlerin tercih edilmesinin çevresel etkilerini somut verilerle ortaya koyuyor ve döngüsel ekonomiye sağlanan katkıyı ölçümlüyor.</p>
<p>Yayınlanan rapora göre, platform bünyesindeki 24 ana kategori ve 204 alt kategorideki ikinci el satışlar sayesinde yaklaşık 11,6 milyon ton CO2 eşdeğeri sera gazı emisyonu önlendi. Bu etkileyici rakam, İstanbul&#8217;daki tüm binek araçların yaklaşık 6 ay boyunca trafikten çekilmesine eşdeğer bir çevresel kazanım sunuyor. İkinci el ekonomisinin hammadde tasarrufuna katkısı da çarpıcı boyutlara ulaştı. 673 bin ton çelik tasarrufu, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü&#8217;nün inşasında kullanılan çelik miktarının 25 katına denk geliyor. Raporda öne çıkan bir diğer veri ise 126 bin ton alüminyum tasarrufu oldu. Bu miktar, 1.909 adet Boeing 747 uçağının üretiminde kullanılabilecek alüminyum miktarına eşdeğer. Ayrıca platform üzerinden yapılan alışverişler 189 bin ton plastik tasarrufuna olanak sağladı. Tasarruf edilen bu plastik miktarıyla, dünyanın en yüksek binası Burj Khalifa&#8217;nın yaklaşık 1/4&#8217;ü büyüklüğünde bir Lego gökdeleni inşa edilebiliyor.</p>
<p>Hesaplama yöntemi, yeni bir ürünün üretiminden, taşınmasından ve kullanım ömrü sonundaki atık yönetiminden kaynaklanan çevresel etkilerin, ikinci el ürün kullanımıyla önlenmesi prensibine dayanıyor. IVL&#8217;in kapsamlı veri tabanları ve bilimsel metodolojisi kullanılarak yapılan analizler, ikinci elin çevresel faydalarını net bir şekilde ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>&#8220;İKİNCİ EL, SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAMA İNANMANIN SOMUT İFADESİ&#8221;</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliğin sadece çevresel bir zorunluluk değil, toplumsal bir hak olarak görünmesi gerektiğini belirten <strong>sahibinden.com İnsan ve Sürdürülebilirlik Genel Müdür Yardımcısı Güntulu Peker</strong>, &#8220;Platform olarak &#8216;Geleceği Sahiplen&#8217; mottosuyla belirlediğimiz sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda &#8216;Dünyayı Sahiplen&#8217;, &#8216;Dönüşümü Sahiplen&#8217; ve &#8216;Eşitliği Sahiplen&#8217; başlıkları altında çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında çalışmalarımızı yürütüyoruz. sahibinden.com olarak ikinci el ürün alışverişinin yaygınlaşmasını desteklerken; bu alışkanlığın ardındaki değer sistemini de güçlendirmek istiyoruz. Bir ürünün tekrar kullanılmasını sağlamak kadar, bu süreci çevreleyen farkındalık, erişilebilirlik ve toplumsal bilinç de bizim için çok önemli. Çünkü biz inanıyoruz ki ikinci el, sadece ekonomik bir tercih değil; kaynaklara saygının, emeğe değer vermenin ve sürdürülebilir bir yaşama inanmanın somut ifadesidir.&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-ikinci-el-kullanimi-2024te-116-milyon-ton-karbon-salimini-engelledi-542729">Türkiye&#8217;de İkinci El Kullanımı 2024&#8217;te 11,6 Milyon Ton Karbon Salımını Engelledi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailede sigara kullanımı, bağımlılık riskini 2-3 kat artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-541363</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 May 2025 11:58:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ailede]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını” olarak tanımlanan sigara bağımlılığının tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, “Nikotin 10 saniyede beyne ulaşarak dopamin salgılatır ve bu yolla daha fazla keyif vererek daha fazla içme isteği uyandırır” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-541363">Ailede sigara kullanımı, bağımlılık riskini 2-3 kat artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını” olarak tanımlanan sigara bağımlılığının tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, “Nikotin 10 saniyede beyne ulaşarak dopamin salgılatır ve bu yolla daha fazla keyif vererek daha fazla içme isteği uyandırır” dedi. Sigara bağımlılığında ailenin önemli bir faktör olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Araştırmalar ailesi sigara içen çocukların ileride sigara kullanma ihtimalinin içmeyenlere göre 2-3 kat fazla olduğunu söylüyor” uyarısında bulundu. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen 31 Mayıs Dünya Sigarasız Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, sigara bağımlılığının bir hastalık olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigara, en hızlı yayılan ve en uzun süren salgın</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), sigarayı “dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını” olarak tanımladığını kaydeden Prof. Dr. Dilek Toprak, “Bağımlılık, kullanım üzerinde kontrol kaybı ile karakterizedir. Durmadan kullanmak değildir, kullanmaya başlayınca bırakamamaktır ve bir hastalıktır. Sigara bağımlılığı, tedavi gerektiren, relapslarla seyreden, mortalitesi yüksek, kronik, salgın bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü, sigarayı ‘dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını’ olarak tanımlamaktadır. Sigara içimi/bağımlılığı, DSÖ tanımıyla bir hastalık olan sigara bağımlılığının tedavisi hekimin görevleri arasındadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigaraya bağımlılığı, özel testle belirleniyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara içiminin sosyal, fiziksel ve psikolojik bağımlılık boyutları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Yani kişi sadece ruhsal olarak sigara içme bağımlısı değildir. Aynı zamanda sigara içinde bulunan nikotin, kişiyi biyolojik olarak da sigaraya bağımlı yapar. Nikotin, bağımlılık yapıcı, psikoaktif yani uyarıcı bir maddedir. Biz sigara bağımlılığını değerlendirirken özel bir test kullanırız. Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (FBNT) Sigara bağımlılığının değerlendirilmesinde oldukça yaygın kullanılan 6 soruluk bir testtir. Bu testte aşağıda belirtilen durumlar göz önüne alınarak puanlama yapılır. Kişinin aldığı puan ne kadar yüksekse bağımlılığı da o kadar fazla olarak değerlendirilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Günde içilen sigara miktarı </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Sabah uyanınca 30 dakika içinde ilk sigaranın içilmesi; </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Sabah saatlerinde daha fazla sigara içilmesi; </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Sigara içmenin yasak olduğu toplu yerlerde sıkıntı yaşanması; </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Kişiyi yatağa bağlayan hastalık durumlarında bile sigara içiminin sürdürülmesidir </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p> </p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nikotin 10 saniyede beyne ulaşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının esas nedeninin sigara içindeki nikotin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Nikotin çok güçlü bir uyarıcı, bağımlılık yapıcı maddedir. 10 saniyede beyne ulaşarak dopamin salgılatır ve bu yolla daha fazla keyif vererek daha fazla içme isteği uyandırır. Nikotin yani sigara, kolay ulaşılabilir ve ucuzdur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ailesinde sigara kullanan çocukta risk 2-3 kat fazla</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığında ailenin önemli bir faktör olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Araştırmalar ailesi sigara içen çocukların ileride sigara kullanma ihtimalinin içmeyenlere göre 2-3 kat fazla olduğunu söylüyor. Ailedeki problemler, aile içi iletişim ve bağların zayıf olması, düşük özgüven, stresle başa çıkmada zorlanma, hayır diyememe gibi faktörler de gençlerin sigaraya yönelmesinde etkili. Eğer arkadaşları sigara kullanıyorsa, çocuğunuza sigara teklif edilmiş veya edilecek olma ihtimali yüksek” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kardeşler arasında farklılık görülebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığında kimi zaman iki kardeş arasında bile farklılık görülebildiğini, bunda çevresel faktörlerin etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Sigara bağımlılığında aile çok önemlidir. Anne ve/veya babanın sigara içmesi, çocuklara rol model olması elbette önemli. Ancak özellikle ergenlik dönemi ve daha sonrasında kişinin çevresi, arkadaşları, sosyoekonomik durumu, stresle baş etme gücü, yalnız yaşayıp yaşamaması gibi faktörler önem taşır. Bu faktörler de iki kardeş arasında bile fark yaratabilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genetik geçiş, yüzde 56 etkili</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının diğer birçok bağımlılık gibi hem genetik hem de çevresel yönleri olan kompleks bir davranış olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Sigara bağımlılığında genetik geçiş; aile çalışmaları, ikiz çalışmaları ve moleküler genetik çalışmalar ile araştırılmıştır. Sigara bağımlılığının genetiğinde klasik kalıtım örüntüsü izlenmemektedir. İkizlerle yapılmış 14 farklı çalışmanın değerlendirildiği bir gözden geçirme çalışmasında nikotin bağımlılığının yüzde 56 genetik, yüzde 24 ailesel, yüzde 29 çevresel faktörlerden kaynaklandığı ifade edilmiştir.  Yapılan çalışmalar sigara bağımlılığının gelişiminde çevresel faktörlerin sigara içmeye başlama ile, genetik faktörlerin ise düzenli içicilikten bağımlılığa geçişte daha belirgin bir rol oynadığını göstermiştir. Farklı çevresel faktörlere ek olarak, küçük etkiye sahip birçok genin nikotin bağımlılığına olan genetik yatkınlıktan sorumlu olduğuna inanılmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigarayı bırakmak mümkündür</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Toprak, “Sigarayı elbette bırakmak mümkündür. Sigaranın bıraktırılması, en az sigaranın neden olduğu hastalıkları tedavi etmek kadar (hatta daha fazla) önemlidir. Tedavide amaç, sigara kullanımın azaltılması değil tümden bırakılmasıdır. Sigara alışkanlığından vazgeçmek için her şeyden önce kişinin sigarayı bırakma konusunda istekli olması gerekir. Her hastaya etkin tedavilerin varlığı anlatılmalı ve tedavi önerilmelidir. Tek tek, grup ya da telefon görüşmeleri tedavi etkinliğini artırır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigara bırakmada iki tedavi yöntemi var</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigaranın bırakılmasına yardımcı olmak için birçok yöntem geliştirildiğini kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Bütün sigara bırakma yöntemlerinin sigaranın bırakılmasındaki başarıları farklı olmakla birlikte amaçları kişide sigara içimine bağlı gelişen psikolojik bağımlılığın ve fiziksel bağımlılığının üstesinden gelmektir. Sigara bırakmada kullandığımız, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yöntemleri ruhsal (davranışsal) tedavi ve ilaç tedavisi olarak iki ana başlıkta toplayabiliriz. En başarılı sonuçlar ruhsal tedavilerin ilaç tedavileriyle birlikte kullanımı ile elde edilmektedir. Bunların başlıcaları bilişsel davranışçı terapi, bireysel ya da grup terapileri, hipnoz, ruhsal eğitim ve bilgilendirme yaklaşımlarını içerir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bilimsel olarak kanıtlanmamış yöntemlere başvurulmamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara kullanımında etkili olduğu iddia edilen ancak bilimsel olarak kanıtlanmamış yöntemler konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Toprak, “Bilimsel olmayan yöntemlerin, kulaktan dolma önerilerle denenmemesi gerekir.  Özellikle internetten ne olduğu bilinmeyen bitki ve macun gibi öneriler son derece tehlikeli olabilmektedir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle Sağlık Bakanlığı destekli, Türkiye genelinde 400’den fazla sigara bırakma polikliniklerinin bu konuda en önemli ve güvenilir merkezler olduğunu ifade eden Prof. Dr,. Toprak, “Bakanlık kontrolünde sıkı bir eğitim sonrası verilen sertifika ile bu merkezlerde çalışan hekimlerimize vatandaşlarımız güvenle başvurabilirler. Bilimsel olarak henüz kanıtlanmamış, evrensel kabul görmemiş yöntemlere karşı dikkatli olunmalıdır. Yüksek derecede nikotin bağımlılığı, düşük sosyoekonomik ve eğitim düzeyi, genç yaş grubu, yalnız yaşayanlar, sigara içenler ile birlikte yaşayanlar ve fazla zaman geçirenler, sigara bağımlılığında yüksek riskli olarak  tanımlanan grupta yer alırlar. Bu gruptaki bireylere daha yoğun yardım, daha sıkı takip, daha uzun süreli takip gerekebilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Elektronik sigara ile daha fazla nikotin alınıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Elektronik sigaranın Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nca önerilmeyen, zararlı olarak bildirilen bir ürün olmasına rağmen kullanımının giderek yaygınlaştığını kaydeden Prof. Dr. Toprak, elektronik sigara ile daha fazla nikotin alındığına dikkat çekti: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Elektronik sigara, nikotin bağımlılığını ortadan kaldırmadığı gibi bağımlılık yapıcı bir üründür. Sigaraya alternatif olarak pazarlanmaya çalışılan elektronik sigarayla birlikte nikotin bağımlılığı tekrar artmıştır. Son yıllarda giderek yaygınlaşan elektronik sigara, görünüşü, hareketi ve dumanı ile sigarayı taklit etmek üzere tasarlanmıştır. Genellikle nikotin, aroma maddeleri ve diğer kimyasalların aerosolünü çekmesini sağlarken, solunabilir nikotin buharı salmaktadır. Elektronik sigara ile her nefeste 0-36 mg/mL arasında nikotin alınır. Böylece 30 puf çekildiğinde bir sigaradan alınan miktar kadar nikotin alınmaktadır. Bu nedenle elektronik sigara, sigaraya göre daha fazla nikotin alınmasına neden oluyor. Elektronik sigaranın kartuşunun içindeki sıvıda ayrıca propilen glikol, etanol, nitrozamin, tütün çiçeği, nane, kahve, çikolata, meyve aromaları gibi tat ve koku içeren farklı kimyasallar bulunabiliyor.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara kullanımı ve sigara bağımlılığının önlenebilir bir sorun olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dilek Toprak, “S</span></span></span><span><span><span>igarayı bırakmasına yardımcı olduğunuz her iki kullanıcı için bir erken ölüm önlenir. </span></span></span><span><span><span>Sağlık kuruluşlarına başvuran olguların hangi nedenle gelmiş olursa olsun sigara içme durumları kesinlikle sorgulanmalı ve hastanın hazır olduğu, kabul ettiği zaman da bıraktırma tedavisinde destek olunmalıdır.  Anne-babalar da sigara içmeyerek çocuklarına örnek olmalıdır. Bir nefes ve merak ile başlayan bu bağımlılık sürecinde önemli olan hiç başlamamaktır. Sigara bağımlılığı ile mücadelede en önemli konu tedavi değil, sigaraya başlamayı önlemedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-541363">Ailede sigara kullanımı, bağımlılık riskini 2-3 kat artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rosatom ve Roscongress Vakfı, Düşük Karbonlu Enerji Kullanımı Alanında İş Birliği Anlaşması İmzaladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rosatom-ve-roscongress-vakfi-dusuk-karbonlu-enerji-kullanimi-alaninda-is-birligi-anlasmasi-imzaladi-539499</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 May 2025 15:52:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[imzaladı]]></category>
		<category><![CDATA[karbonlu]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[rosatom]]></category>
		<category><![CDATA[roscongress]]></category>
		<category><![CDATA[vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=539499</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom ve Rus Roscongress Vakfı arasında düşük karbonlu enerji kullanımı alanındaki iş birliği anlaşması, Nevski Uluslararası Ekoloji Kongresi'nin düzenlendiği St. Petersburg'da imzalandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rosatom-ve-roscongress-vakfi-dusuk-karbonlu-enerji-kullanimi-alaninda-is-birligi-anlasmasi-imzaladi-539499">Rosatom ve Roscongress Vakfı, Düşük Karbonlu Enerji Kullanımı Alanında İş Birliği Anlaşması İmzaladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom ve Rus Roscongress Vakfı arasında düşük karbonlu enerji kullanımı alanındaki iş birliği anlaşması, Nevski Uluslararası Ekoloji Kongresi&#8217;nin düzenlendiği St. Petersburg&#8217;da imzalandı.</p>
<p>Anlaşmaya, Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev ile Roscongress Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Müdürü Aleksandr Stuglev imza attı. </p>
<p>Anlaşma, özellikle Roscongress Vakfı tarafından düzenlenen etkinliklerin karbon nötrlüğünün sağlanması için “yeşil” gündem alanında iş birliğini artırmayı hedefliyor. Rus Nükleer Güç Santrallerinin (NGS) 2024 yılının ortasından itibaren tüketicilere sunduğu nükleer sertifikalar bu amaçlar için kullanılacak. Rosatom ve Roscongress, anlaşmanın uygulanması çerçevesinde yeşil gündem konularıyla ilgili etkileşimi geliştirmeyi ve çevre koruma bilincini kolaylaştırmayı planlıyor. </p>
<p>Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, “Rosatom, ülkede düşük karbonlu nükleer enerji üretiminde ulusal liderdir ve yeşil atom kalitesi küresel pazarda büyük ilgi görüyor. Yeşil sertifikalar, birçok ülkede iklim hedeflerine ulaşmak için yaygın olarak kullanılıyor ve atomun ülkemiz için nispeten yeni olan bu araç aracılığıyla iklim verimliliğini gösterebilmesinden mutluluk duyuyoruz” dedi.   </p>
<p>Roscongress Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Müdürü Aleksandr Stuglev de, “Çevre gündemi konularına büyük ilgi olduğunu görüyoruz ve bu eğilime uygun olarak etkinliklerimizin yeşil kalitesini teyit etmek için uygulamayı hayata geçirdik. Rosatom&#8217;un bu alanın geliştirilmesinde bize yardımcı olmaya hazır olmasından memnunuz” diye konuştu.   </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rosatom-ve-roscongress-vakfi-dusuk-karbonlu-enerji-kullanimi-alaninda-is-birligi-anlasmasi-imzaladi-539499">Rosatom ve Roscongress Vakfı, Düşük Karbonlu Enerji Kullanımı Alanında İş Birliği Anlaşması İmzaladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tütün kullanımı her nefeste kansere yaklaştırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tutun-kullanimi-her-nefeste-kansere-yaklastiriyor-538441</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 09:55:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nefeste]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaştırıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=538441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tütün ürünleri sadece akciğere değil baş ve boyun bölgesindeki dokulara da hayati boyutta zarar veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tutun-kullanimi-her-nefeste-kansere-yaklastiriyor-538441">Tütün kullanımı her nefeste kansere yaklaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tütün ürünleri sadece akciğere değil baş ve boyun bölgesindeki dokulara da hayati boyutta zarar veriyor. Baş ve boyun kanserlerinin en önemli sebeplerinden birinin sigara olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, “Bu kanser türünde belli belirsiz şikayetler sebebiyle erken tanı evresi genellikle kaçırılıyor. Erken tanı sağlayan özel bir tarama yöntemi olmasa da tütün ve tütün ürünlerinden uzak durmak gibi koruyucu yaşam tarzı alışkanlıklarına önem vermek ve küçük belirtileri hızlıca fark edebilmek çok kıymetli. Kişi kendini iyi dinlemeli ve inatçı ses kısıklığı, tekrarlayan burun kanamaları, iyileşmeyen yaralar, yeni fark edilen ya da büyümeye devam eden baş boyun kitleleri, geçmeyen nefes darlığı gibi şikayetlerde mutlaka bir sağlık merkezine başvurmalı” dedi.</strong></p>
<p>Boynun alt sınırı olan köprücük kemikleri ile üst sınırı olan kafa tabanına kadar olan bölgede beyin ve omurilik dışındaki geniş bir bölümü kapsayan baş-boyun kanserlerinin erkeklerde daha sık görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, “Erkeklerde daha sık görülmesiyle birlikte genetik yapının ve sonradan gelişen bazı bozuklukların da etkisi büyük. Türkiye’de baş boyun kanserleri içinde erkeklerde en sık gırtlak kanseri kadınlarda ise en sık tiroit kanseri ile karşılaşılıyor. Listenin ikinci sırasında ise her iki cinsiyet için de ağız içi kanserleri var” dedi. </p>
<p><strong>40 yaş ve üzeri daha büyük risk taşıyor</strong></p>
<p>Dünyada en sık görülen kanserlerin arasında 6’ncı sırasında yer alan baş ve boyun kanserlerinin genel olarak 50 ve üstü yaşlarda görüldüğünü açıklayan Erkul, “Yine de erken yaşlarda da boyunda şişlik ya da kitle gibi şikayetlerle gelen hastalar mutlaka baş boyun kanserleri açısından değerlendirilmeli ve kesin tanı için detayı incelenmeli. Çocuklarda bile nadiren de olsa genetik yatkınlık, mutasyonlar ve küçük yaşlarda alınan radyoterapilerin tetikleyici etkileriyle sarkomlar, farklı tümörler ve lenfomalar görülebiliyor” şeklinde konuştu</p>
<p><strong>Geçmeyen ses kısıklığı güçlü bir sinyal</strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde tümörün yerleştiği yere göre belirtilerin de farklılaşabileceğini dile getiren Erkul, “Örneğin en sık karşılaşılan gırtlak ve ağız içi kanserlerinde ses kısıklığı ve ağız içinde geçmeyen yaralar görülüyor. Ya da daha nadir görülen burun içindeki tümörlerde burun kanamaları, burun tıkanıklığı, yüz ve ağızda yaralar gibi şikayetler ortaya çıkabiliyor. Bunlara ek olarak baş ve boyun bölgesinde ortaya çıkan şişlik ve kitleler de takip edilmesi gereken ciddi semptomlar arasında” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tutun-kullanimi-her-nefeste-kansere-yaklastiriyor-538441">Tütün kullanımı her nefeste kansere yaklaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vodafone&#8217;dan Faturalı Müşterilerine Ücretsiz Yurt Dışı Kullanımı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-faturali-musterilerine-ucretsiz-yurt-disi-kullanimi-536741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 08:25:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[dışı]]></category>
		<category><![CDATA[faturalı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[müşterilerine]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[vodafonedan]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarifenin ötesinde bir dünya sunan Vodafone Red, yenilikçi ürün ve hizmetleriyle müşterilerinin hayatını ekonomik ve sosyal yönden kolaylaştırmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-faturali-musterilerine-ucretsiz-yurt-disi-kullanimi-536741">Vodafone&#8217;dan Faturalı Müşterilerine Ücretsiz Yurt Dışı Kullanımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarifenin ötesinde bir dünya sunan <strong>Vodafone Red,</strong> yenilikçi ürün ve hizmetleriyle müşterilerinin hayatını ekonomik ve sosyal yönden kolaylaştırmaya devam ediyor. Vodafone Red’in 2025 yaz dönemine özel sunduğu ayrıcalıklar arasında avantajlı <strong>roaming (uluslararası dolaşım)</strong> paketleri dikkat çekiyor. Buna göre, Vodafone Red’liler 20 Mayıs &#8211; 20 Temmuz tarihleri arasında ücretsiz <strong>Yurt Dışı 3 GB ve 1 GB</strong> paketlerinden yararlanabilecek. Sadece internet değil dakika ve SMS de içeren ücretsiz yurt dışı paketlerden yararlanmak isteyen Red’liler, halihazırda kullandıkları Yanımda uygulaması üzerinden tek tıkla kendilerine en uygun yurt dışı paketini seçebilecek. Vodafone Red, fatura aşımını engellemek için yurt dışı internet hakkı bittiğinde internet kullanımını durduran <strong>ücretsiz yurt dışı internet durma</strong> özelliği sunarken, yurt dışında yardıma ihtiyaç duyan müşterilerine ise <strong>Kırmızı Servis</strong> ile destek olacak. </p>
<p><strong>Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin</strong>, şunları söyledi: </p>
<p>“Vodafone Red, sadece tarifelerden oluşan bir dünya değil. Müşterilerimizin uçtan uca iletişim ihtiyaçlarını karşılarken, onlara seyahatten ulaşıma, eğlenceden yeme içmeye kadar pek çok alanda birçok ayrıcalık sunuyoruz. Araştırmalarımıza göre, roaming yapan müşterilerimizin %65’ini Red’li müşterilerimiz oluşturuyor. Ayrıca, 2,5 milyon müşterimiz ücretsiz sunduğumuz Yurt Dışına Hoş Geldin paketini kullandı. Vodafone Red olarak, müşterilerimize yurt dışında iletişim kurmanın en kolay, güvenilir  ve uygun yolunu sunuyoruz. Onları yurt dışına çıktıklarında ilk kullanımlarında koruyoruz. Yeni kampanyamızla da 2 ay boyunca tüm seyahatlerinde Yurt Dışı 3 GB ve 1 GB paketlerini ücretsiz sunuyoruz. Ayrıca, ücretsiz yurt dışı internet durma özelliği ile aşım endişesinin önüne geçiyoruz. Bu yaz yurt dışı seyahati planlayan tüm Red’li müşterilerimizi avantajlı roaming hizmetlerimizden yararlanmaya davet ediyoruz. Yurt dışı avantajlarından tüm faturalı müşterilerimiz faydalanabilecek. Ayrıca, Her Şey Dahil Pasaport hizmetimizle yurt içindeki tarifesini yurt dışında da doyasıya kullanabilecek.”</p>
<p><strong>Ücretsiz yurt dışı paketler 30 gün geçerli</strong></p>
<p>Vodafone Red’in sunduğu ücretsiz Yurt Dışı 3 GB ve 1GB paketler, 20 Mayıs &#8211; 20 Temmuz tarihleri arasında yapılan tüm seyahatler için geçerli olacak. Normal şartlarda 469 TL’ye sunulan Yurt Dışı 3 GB pakettte 3 GB internet, 30 dakika arama-aranma ve 15 SMS hakkı; normal şartlarda 169 TL’ye sunulan Yurt Dışı 1 GB pakette ise 1 GB internet, 15 dakika arama-aranma ve 10 SMS hakkı yer alıyor. Her iki paket de yurt dışında 200 ülkede kullanılabiliyor. Red’li müşterilerin ücretsiz yurt dışı paketlerden yararlanabilmek için Yanımda uygulamasına girip Ek Paketler bölümünden tıklayarak aktif hale getirmeleri gerekiyor. 30 gün boyunca geçerli olan paketler, ilgili tarihler arasında maksimum 3 kere alınabiliyor.</p>
<p><strong>İlk iniş anı için “Yurt Dışına Hoş Geldin Hediyesi” </strong></p>
<p>Vodafone Red, 2 ay boyunca ücretsiz olan yurt dışı paketler haricinde, tüm faturalı müşterilerine otomatik olarak yüklenen ve yurt dışına ilk iniş anındaki acil iletişim ihtiyaçlarını karşılamaya yeten “Yurt Dışına Hoş Geldin Hediyesi” paketi de sunuyor. Her fatura döneminde aylık olarak yenilenen ve <strong>200 </strong>ülkede <strong>30 </strong>gün geçerli olan bu ücretsiz paket, <strong>50 MB</strong> internet, <strong>5 dakika</strong> arama-aranma ve <strong>2 SMS</strong> hakkı içeriyor. 50 MB internet, yaklaşık 1 saatlik WhatsApp konuşması ve 40 dakikalık görüntülü konuşmaya denk geliyor.</p>
<p><strong>“Her Şey Dahil Pasaport” ile mevcut tarifeyi kullanma imkânı</strong></p>
<p>Ücretsiz yurt dışı paketleri haricinde alternatif arayanlar için Vodafone’un sunduğu ve tarifedeki GB, dakika ve SMS haklarını yurt dışındayken Türkiye&#8217;deymiş gibi kullanma imkânı veren “Her Şey Dahil Pasaport” da <strong>200</strong> ülkede kullanılabiliyor ve günlük <strong>399 TL’den</strong> ücretlendiriliyor. </p>
<p><strong>Uzman müşteri temsilcisi desteği</strong></p>
<p>Vodafone Red, yurt dışındayken yardıma ihtiyaç duyan müşterilerinin yanında olmak ve sorununu çözmek amacıyla 200 ülkede geçerli ücretsiz <strong>Kırmızı Servis</strong> desteği sunuyor. Kırmızı Servis ile müşteriler KIRMIZI yazıp SMS attığında uzman müşteri temsilcisi kısa sürede ücretsiz arayarak müşterinin sorununu çözüyor.</p>
<p>Vodafone Red’in ayrıcalıklar dünyasını keşfetmek için Red’li olan veya olmayan herkes <strong>vftr.co/red</strong> adresini ziyaret edebiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-faturali-musterilerine-ucretsiz-yurt-disi-kullanimi-536741">Vodafone&#8217;dan Faturalı Müşterilerine Ücretsiz Yurt Dışı Kullanımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maşukiye Spor Salonu Otoparkında Gece Kullanımı Artık Daha Güvenli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/masukiye-spor-salonu-otoparkinda-gece-kullanimi-artik-daha-guvenli-530436</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 09:57:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[maşukiye]]></category>
		<category><![CDATA[otoparkında]]></category>
		<category><![CDATA[salonu]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=530436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maşukiye Mahallesi’nde yer alan Maşukiye Spor Salonu’nun otopark alanında gerçekleştirilen aydınlatma çalışmaları başarıyla tamamlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/masukiye-spor-salonu-otoparkinda-gece-kullanimi-artik-daha-guvenli-530436">Maşukiye Spor Salonu Otoparkında Gece Kullanımı Artık Daha Güvenli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maşukiye Mahallesi’nde yer alan Maşukiye Spor Salonu’nun otopark alanında gerçekleştirilen aydınlatma çalışmaları başarıyla tamamlandı. Özellikle gece saatlerinde artan kullanım ihtiyacı göz önünde bulundurularak yapılan yenileme sayesinde, otopark alanı artık hem daha güvenli hem de çok daha konforlu hale getirildi.</p>
<p><b>Ekiplerimiz sahada</b></p>
<p>Çalışmalarla ilgili açıklamalarda bulunan Kartepe Belediye Başkanı Av. M. Mustafa Kocaman  “Vatandaşlarımızın spor tesislerimizi her saat güven içinde kullanabilmesi bizim önceliğimiz. Artık hem sporcularımız hem de aileleri akşam saatlerinde tesise çok daha rahat ulaşabilecek” dedi.</p>
<p>Başkan Kocaman, Kartepe genelinde benzer düzenlemelerin artarak devam edeceğini de ifade ederek “Her mahallede ihtiyaçları tespit ederek çözüme kavuşturmak için ekiplerimizle sahadayız” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/masukiye-spor-salonu-otoparkinda-gece-kullanimi-artik-daha-guvenli-530436">Maşukiye Spor Salonu Otoparkında Gece Kullanımı Artık Daha Güvenli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2025 12:02:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=522253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kısa sürede iyi hissettiren ancak bilinçli sürdürülmediğinde uzun vadede mutluluk yerine tatminsizlik oluşturabilen alışkanlıkların başında sosyal medya ve çevrimiçi alışverişin geldiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Bireylerin dijital platformları bilinçli ve dengeli kullanmaları, psikolojik sağlıklarını korumaları açısından çok önemli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253">Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kısa sürede iyi hissettiren ancak bilinçli sürdürülmediğinde uzun vadede mutluluk yerine tatminsizlik oluşturabilen alışkanlıkların başında sosyal medya ve çevrimiçi alışverişin geldiğini vurgulayan</strong> <strong>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Bireylerin dijital platformları bilinçli ve dengeli kullanmaları, psikolojik sağlıklarını korumaları açısından çok önemli. Sosyal medya bağımlılığı bireylerde kaygı, depresyon ve yalnızlık duygularını artırabilir. Türkiye’nin 2024’te internette geçirdiği günlük 7 saat 6 dakika ile dünyada 19’uncu sırada yer alması, ülkemiz için de ne kadar hayati bir konu olduğunu gözler önüne seriyor” dedi.  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye nüfusunun yüzde 67,4’ünün sosyal medya kullanıcısı olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Sosyal medya gibi anlık dopamin salgılayan kaynakların kişide bağımlılık geliştirme riski yüksektir ve gerçekçi olmayan mutluluk algısı meydana getirebilir. Bu platformlarda sürekli olarak başkalarının ‘mükemmel’ yaşamlarını görmek, kişilerin kendi hayatlarını olumsuz değerlendirmelerine neden olabilir. Aynı zamanda çevrimiçi alışveriş gibi alışkanlıkların abartılması durumunda finansal dengeler de şaşabileceği için oluşabilecek borçlanmalar kaygı ve stresi tetikleyerek ruh sağlığını daha da dibe çekebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dijital dengeyi kurmak gerekiyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ve internetin tamamen kötü olduğunu söylemenin doğru olmadığını ancak bilinçli kullanılması gerektiğinin altını çizen Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Burada önemli olan nokta sosyal medya gibi anlık mutluluk kaynaklarını tamamen reddetmek değil, bunları nasıl ve ne kadar kullandığımızı bilinçli bir şekilde kontrol etmektir. Gerçek mutluluk, denge ve farkındalık ile sağlanır. Dijital detokslar yapmak, farkındalıkla içerik tüketmek ve sosyal medyada geçirilen süreyi kontrol etmek sağlıklı bir zihin için çok kritik. Alışveriş konusunda da ihtiyaç ve istek arasındaki farkı iyi ayırt etmek anlık haz yerine uzun vadeli tatmin sağlayabilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Mutluluk sürdürülebilir olmalı</strong></p>
<p>Gerçek mutluluğun anlamlı ilişkiler, kişisel gelişim ve içsel denge ile daha sürdürülebilir hale geldiğini belirten Unutmaz, “Sürekli mutlu olma beklentisi, doğal ve sağlıklı bir yaklaşım değil. İnsan psikolojisi inişli çıkışlıdır ve her duygu bir ihtiyacımıza işaret eder. Mutsuzluk, kaygı veya üzüntü gibi duygular da anlamlıdır ve işlenmesi gerekir. Ek olarak herkes mutluluk tanımını kendine göre oluşturmalı. Toplumun, sosyal medyanın veya reklamların empoze ettiği mutluluk anlayışına körü körüne kapılmaktansa, kendi değerlerimiz doğrultusunda bizi gerçekten neyin tatmin ettiğini keşfetmemiz gerekir. Gerçek mutluluk, dışarıdan gelen geçici uyaranlarla değil, kişinin kendini anlaması ve geliştirmesiyle mümkün” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253">Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklu Belediyesi tarafından belediye personeline enerji verimliliği farkındalığı oluşturmak adına &#8220;Enerji Verimliliği ve Enerjinin Verimli Kullanımı&#8221; konularında eğitim verildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-tarafindan-belediye-personeline-enerji-verimliligi-farkindaligi-olusturmak-adina-enerji-verimliligi-ve-enerjinin-verimli-kullanimi-konularinda-egitim-verildi-457809</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2024 10:08:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[adına]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[enerjinin]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[konularında]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturmak]]></category>
		<category><![CDATA[personeline]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[verildi]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[verimliliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457809</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağımızın en önemli konularından bir tanesi haline gelen enerji verimliliği ve enerjinin verimli kullanımı Selçuklu Belediyesi’nin de gündeminde. Bu çerçevede enerji tasarrufu bilincinin oluşturulması ve işte, evde, yolda enerjinin verimli kullanılması adına Selçuklu Belediyesi personeline farkındalık eğitimi verildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-tarafindan-belediye-personeline-enerji-verimliligi-farkindaligi-olusturmak-adina-enerji-verimliligi-ve-enerjinin-verimli-kullanimi-konularinda-egitim-verildi-457809">Selçuklu Belediyesi tarafından belediye personeline enerji verimliliği farkındalığı oluşturmak adına &#8220;Enerji Verimliliği ve Enerjinin Verimli Kullanımı&#8221; konularında eğitim verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Enerji tasarrufu bilinçli kullanımdan geçiyor</b></p>
<p>Selçuklu Belediyesi meclis salonunda Enerji Yöneticisi Volkan Uyanık  tarafından verilen eğitime belediye personeli katıld-ı. Enerjiyi doğru kullanmanın önemine dikkat çeken Uyanık, Konya&#8217;da Selçuklu Belediyesi’nin TS EN 50001 Enerji Yönetim Sistemi belgesini ilk alan kamu kurumları arasında olduğuna değinerek, enerji tasarrufu bilincinin oluşturulması için işte, evde, yolda enerjinin verimli kullanılması ve enerji tüketiminin azaltılması için yeni davranışların benimsenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Uyanık sözlerine şöyle devam etti;&#8221; Enerji verimliliği ekonomik büyüme ve sosyal kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesinde doğrudan etkili olması ve sera gazı salınımlarının azaltılması yoluyla dünyamızın korunmasında oynadığı kilit rol nedeni ile önemle ele alınması gereken bir konudur. Isıtma, soğutma, aydınlatma vb. gibi günlük hayatımızın her alanında sürdüreceğimiz olumlu davranışlarla enerji verimliliğini artırarak tasarruf sağlayabilir, aile bütçesine, ülkemizin ekonomisine ve en önemlisi yaşadığımız dünyanın korunmasına katkı sağlayabiliriz.&#8221;</p>
<p>Eğitimde; hizmet binalarında aydınlatma, klima, ısınma, elektronik cihazlar ve bilgisayar kullanımı konularında enerjinin nasıl sarf edileceği, ayrıca iş yeri dışında günlük hayatta çevre dostu bir hayatın nasıl sürdürüleceği ve fosil yakıtların olumsuz etkileri ele alındı.</p>
<p>Eğitim soru cevap bölümüyle sona erdi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-tarafindan-belediye-personeline-enerji-verimliligi-farkindaligi-olusturmak-adina-enerji-verimliligi-ve-enerjinin-verimli-kullanimi-konularinda-egitim-verildi-457809">Selçuklu Belediyesi tarafından belediye personeline enerji verimliliği farkındalığı oluşturmak adına &#8220;Enerji Verimliliği ve Enerjinin Verimli Kullanımı&#8221; konularında eğitim verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bal arıları tehdit altında! Pestisitlerin yaygın kullanımı, bal arılarını tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bal-arilari-tehdit-altinda-pestisitlerin-yaygin-kullanimi-bal-arilarini-tehdit-ediyor-456947</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 May 2024 08:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altında]]></category>
		<category><![CDATA[arıları]]></category>
		<category><![CDATA[arılarını]]></category>
		<category><![CDATA[bal]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[pestisitlerin]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=456947</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bal arılarının azalmasında doğal ortam kaybı ve kentleşmenin genişlemesi gibi faktörler önemli rol oynadığını dile getiren uzmanlar, iklim değişikliğinin, bitki çeşitliliği üzerinde olumsuz etkilere neden olarak arı popülasyonunu etkilediğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bal-arilari-tehdit-altinda-pestisitlerin-yaygin-kullanimi-bal-arilarini-tehdit-ediyor-456947">Bal arıları tehdit altında! Pestisitlerin yaygın kullanımı, bal arılarını tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bal arılarının azalmasının, gıda güvenliği ve ekosistem dengesi üzerinde olumsuz etkilere yol açabildiğini de kaydeden uzmanlar, bal arısı popülasyonlarının azalmasına katkıda bulunan başlıca nedenlerden birinin, pestisitlerin yaygın kullanımı ve bunlara maruz kalınması olduğunu vurguluyor.Formun Üstü</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, arı ölümleri konusunu değerlendirerek, bal arılarındaki azalmanın önlenmesi için yapılması gerekenleri dile getirdi.</p>
<p><strong>Pestisitlerin yaygın kullanımı bal arısı popülasyonlarının azalmasına neden oluyor!</strong></p>
<p>“Bal arısı popülasyonlarının azalmasının başlıca nedenlerden biri, pestisitlerin yaygın kullanımı ve bunlara maruz kalmadır.” diyen Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “Özellikle neonikotinoid gibi insektisitler (böcek ilacı), arıların bağışıklık sistemlerini zayıflatır. Navigasyon yeteneklerini bozarak üreme başarısını etkiler ve bu durum zamanla koloni kayıplarına ve popülasyonun azalmasına neden olabilir. Neonikotinoidlerin yanı sıra organofosfatlar ve piretroidler gibi diğer pestisitler de (tarımda kullanılan kimyasallar) bal arıları için risk oluşturmaktadır. Bu kimyasalların bitkilerin elektrik alanını değiştirdiği ve buna bağlı olarak da arıların çiçekleri algılama şeklinin değiştiği bildirilmiştir. Ayrıca bu kimyasallar arılar üzerinde akut veya ölümcül olmayan etkilere sahip olabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Doğal ortam kaybı azalma nedeni!</strong></p>
<p>Doğal ortam kaybı, kentleşmenin genişlemesi ve mono kültürlü tarım alanları da bal arılarının azalmasına neden olduğunu anlatan Dr. Tuğba Kaman, “Bal arıları, beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için yıl boyunca çeşitli nektar ve polen kaynaklarına güvenir. Bu çeşitli yem kaynaklarının kaybı, temel besin maddelerinin mevcudiyetini sınırlayarak bal arısı kolonilerini zayıflatır ve onları diğer stres etkenlerine karşı daha savunmasız hale getirir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Varroa akarları; arıların bağışıklık sistemlerini zayıflatıyor…</strong></p>
<p>Modern tarım uygulamalarının bal arılarının kritik yiyecek arama dönemlerinde çiçekli bitkileri bulamaması ve beslenme yetersizliklerine neden olabileceğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “Bu da arılarının genel sağlığını ve hayatta kalmasını tehlikeye atabilir. Bal arıları aynı zamanda parazitler ve hastalıklardan kaynaklanan önemli zorluklarla da karşı karşıyadır. Arı akarı (Varroa destructor), dünya çapında bal arısı kolonilerini etkileyen en yıkıcı zararlılardan biridir. Bu parazitik akarlar bal arısı kovanlarını istila ederek arıların kanıyla beslenir ve virüsleri yayar. Varroa akarları; arıların bağışıklık sistemlerini zayıflatıyor ve ömürlerini kısaltıyor. Tedavi edilmezse tüm kolonilerin çökmesine neden olabilir.” diye bilgi verdi.</p>
<p>Bal arılarının çeşitli viral, bakteriyel ve mantar enfeksiyonlarına karşı hassas olduğunu da ifade eden Dr. Kaman, arılarda deformasyonlara ve uçuş yeteneklerinin azalmasına neden olabilen Deforme Kanat Virüsü (DWV) ve arıların sindirim sistemini etkileyen bir mantar hastalığı olan Nosema gibi hastalıkların da bal arısı kolonilerini zayıflattığını kaydetti.</p>
<p><strong>İklim değişikliği de arı popülasyonu etkiliyor…</strong></p>
<p>“İklim değişikliğinin bitki çeşitliliği üzerinde etkileri de arı popülasyonunu doğrudan ve dolaylı olarak etkileyerek arı popülasyonunun azalmasına neden olabiliyor.” diyen Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “İklim değişikliği özellikle bazı bitkilerde çiçeklenme döneminin etkilemesine, bazı bitkilerde çiçeklerin kaybına neden olabiliyor. Yeterli polen ve nektara ulaşamayan bal arılarında ise açlığa bağlı olarak kayıplar yaşanabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Arılar polen aktararak bitkinin üremesini kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Arıların ve diğer böceklerin tozlaştırıcılarının ekosistemlerimiz ve biyoçeşitliliğimiz için önemli bir konu olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “Bal arılarının azalması, ekosistemler içindeki karmaşık etkileşim ağını bozabilir ve potansiyel olarak dengesizliklere ve biyolojik çeşitlilik üzerinde kademeli etkilere yol açabilir. Arılar en önemli tozlaştırıcılardan olup bir bitkiden diğerine polen aktararak bitkinin üremesini kolaylaştırırlar. Arı popülasyonunda azalma tozlaşmanın azalmasına neden olur. Bal arıları tarafından azaltılan tozlaşma, bitki türü çeşitliliğinin azalmasına ve bitki topluluklarının kompozisyonunun değişmesine neden olabilir.” diye anlattı. </p>
<p><strong>Arılar dünyadaki gıda ürünlerinin önemli bir kısmının tozlaşmasından sorumlu</strong></p>
<p>Arı popülasyonunun azalmasının insan sağlığına etkilerini de dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “Arılar gibi tozlayıcılar küresel gıda tedarik zinciri için çok önemlidir. Arılarla tozlaşma sayesinde büyük miktarda diyet çeşitliliği sağlanıyor. Ayrıca tozlaşma, mahsullerin verimini, kalitesini ve dayanıklılığını artırabiliyor. Tüm gıda mahsulleri arılar tarafından tozlaşmaz ancak arılar birincil tozlaştırıcılardır ve dünyadaki gıda ürünlerinin önemli bir kısmının tozlaşmasından sorumludur. Tozlaştırıcılar olmadan, yiyecek olarak ihtiyacımız olan mahsullerin çoğunu yetiştiremeyiz. Bu da birçok meyve, sebze ve yemişin üretiminde düşüş yaşanmasına neden olacaktır. Artan gıda fiyatları ve bazı mahsullerin zor bulunması söz konusu olur.” dedi. </p>
<p>Arılar ve diğer polen taşıyıcıların popülasyonlarının sayısı ve çeşitliliğindeki azalmanın, tarımsal verimde potansiyel kayıplarla birlikte gıda güvenliğini de etkileyeceğini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO<strong>)</strong>, arı popülasyonu azalmasındaki bu eğilimin devam etmesi halinde bunun küresel beslenme ve gıda bulunabilirliği üzerinde büyük bir etkiye sahip olacağı konusunda uyarıyor.” dedi. </p>
<p><strong>Arıcılara, kovan yönetimi ve hastalıkların önlenmesi konusunda eğitim verilmeli</strong></p>
<p>Bal arılarındaki azalmanın nedenlerini ve etkilerini anlamanın ve etkili koruma stratejileri geliştirmenin önemine işaret eden Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, pestisit kullanımını azaltarak, arı dostu yaşam alanları oluşturmanın bal arılarının azalmasının etkilerinin hafifletilmesinde hayati bir rol oynayacağını, ayrıca arıcılara, kovan yönetimi ve hastalıkların önlenmesi konusunda eğitim verilerek, arı sağlığını geliştiren ve koloni kayıplarını azaltan sürdürülebilir uygulamalar benimsetilmesi gerektiğini de dile getirdi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bal-arilari-tehdit-altinda-pestisitlerin-yaygin-kullanimi-bal-arilarini-tehdit-ediyor-456947">Bal arıları tehdit altında! Pestisitlerin yaygın kullanımı, bal arılarını tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOSKİ&#8217;nin Konya&#8217;da Bilinçli Su Kullanımı Seminerleri Emekli Vatandaşlara Ulaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koskinin-konyada-bilincli-su-kullanimi-seminerleri-emekli-vatandaslara-ulasiyor-2-445315</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 21:11:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli]]></category>
		<category><![CDATA[emekli]]></category>
		<category><![CDATA[konyada]]></category>
		<category><![CDATA[koskinin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi himayelerinde başlatılan “Su Verimliliği Seferberliği” kapsamında önemli bir adım atarak bilinçli su kullanımı seminerlerini sürdürüyor. 7’den 77’ye her kesime ulaşmayı hedefleyerek, şehrin farklı noktalarında gerçekleştirilen seminerler kapsamında emeklilere de su kullanımı konusunda tasarruflu olmanın önemi anlatıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koskinin-konyada-bilincli-su-kullanimi-seminerleri-emekli-vatandaslara-ulasiyor-2-445315">KOSKİ&#8217;nin Konya&#8217;da Bilinçli Su Kullanımı Seminerleri Emekli Vatandaşlara Ulaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü, 7’den 77’ye herkesin su tasarrufu konusunda bilinçlenmesini sağlamak amacıyla seminerler düzenliyor.</p>
<p>“Okulumda Tasarruf Var” projesi çerçevesinde öğrencilere su tasarrufu bilincini aşılamak amacıyla düzenlenen seminerlerin başarısının ardından, emekli vatandaşlarla da buluşan KOSKİ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi himayelerinde başlatılan “Su Verimliliği Seferberliği” kapsamında emeklilere verilen seminerleri de tamamladı. Selçuklu, Meram ve Karatay ilçelerinde bulunan Emekli Lokalleri, Bilinçli Su Kullanımı Seminerlerine ev sahipliği yaptı.</p>
<p>“Suyun Hayatımızdaki Önemi”, “Su Döngüsü”, “İklim Krizi”, “Küresel Isınma”, “Su Kirliliği”, “Su Kıtlığı” ve “Su Tasarrufu” gibi önemli konuları kapsayan seminerlerde ayrıca, Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü’nün faaliyetleri, Konya&#8217;daki su durumu, yapılan çalışmalar ve günlük hayatta su kullanımıyla ilgili bilgiler de aktarıldı.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü, “Türkiye Yüzyılına Bir Damla da Sen Ol”, “DoğruSU İsraf Etmemek” ve “Söz KonuSU” sloganlarıyla yürüttüğü projelerle, doğal çevrenin korunması, suyun akılcı kullanımının teşvik edilmesi ve tasarruflu su kullanımının toplumun geniş kesimlerine yayılmasını hedefliyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koskinin-konyada-bilincli-su-kullanimi-seminerleri-emekli-vatandaslara-ulasiyor-2-445315">KOSKİ&#8217;nin Konya&#8217;da Bilinçli Su Kullanımı Seminerleri Emekli Vatandaşlara Ulaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOSKİ&#8217;nin Konya&#8217;da Bilinçli Su Kullanımı Seminerleri Emekli Vatandaşlara Ulaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koskinin-konyada-bilincli-su-kullanimi-seminerleri-emekli-vatandaslara-ulasiyor-445314</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 21:11:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli]]></category>
		<category><![CDATA[emekli]]></category>
		<category><![CDATA[konyada]]></category>
		<category><![CDATA[koskinin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi himayelerinde başlatılan “Su Verimliliği Seferberliği” kapsamında önemli bir adım atarak bilinçli su kullanımı seminerlerini sürdürüyor. 7’den 77’ye her kesime ulaşmayı hedefleyerek, şehrin farklı noktalarında gerçekleştirilen seminerler kapsamında emeklilere de su kullanımı konusunda tasarruflu olmanın önemi anlatıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koskinin-konyada-bilincli-su-kullanimi-seminerleri-emekli-vatandaslara-ulasiyor-445314">KOSKİ&#8217;nin Konya&#8217;da Bilinçli Su Kullanımı Seminerleri Emekli Vatandaşlara Ulaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü, 7’den 77’ye herkesin su tasarrufu konusunda bilinçlenmesini sağlamak amacıyla seminerler düzenliyor.</p>
<p>“Okulumda Tasarruf Var” projesi çerçevesinde öğrencilere su tasarrufu bilincini aşılamak amacıyla düzenlenen seminerlerin başarısının ardından, emekli vatandaşlarla da buluşan KOSKİ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi himayelerinde başlatılan “Su Verimliliği Seferberliği” kapsamında emeklilere verilen seminerleri de tamamladı. Selçuklu, Meram ve Karatay ilçelerinde bulunan Emekli Lokalleri, Bilinçli Su Kullanımı Seminerlerine ev sahipliği yaptı.</p>
<p>“Suyun Hayatımızdaki Önemi”, “Su Döngüsü”, “İklim Krizi”, “Küresel Isınma”, “Su Kirliliği”, “Su Kıtlığı” ve “Su Tasarrufu” gibi önemli konuları kapsayan seminerlerde ayrıca, Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü’nün faaliyetleri, Konya&#8217;daki su durumu, yapılan çalışmalar ve günlük hayatta su kullanımıyla ilgili bilgiler de aktarıldı.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü, “Türkiye Yüzyılına Bir Damla da Sen Ol”, “DoğruSU İsraf Etmemek” ve “Söz KonuSU” sloganlarıyla yürüttüğü projelerle, doğal çevrenin korunması, suyun akılcı kullanımının teşvik edilmesi ve tasarruflu su kullanımının toplumun geniş kesimlerine yayılmasını hedefliyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koskinin-konyada-bilincli-su-kullanimi-seminerleri-emekli-vatandaslara-ulasiyor-445314">KOSKİ&#8217;nin Konya&#8217;da Bilinçli Su Kullanımı Seminerleri Emekli Vatandaşlara Ulaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emzik Kullanımı Ani Bebek Ölümlerini Azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emzik-kullanimi-ani-bebek-olumlerini-azaltiyor-444770</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:09:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[emzik]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ölümlerini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emme alışkanlığı, bebeklerin anne karnında öğrenerek doğuştan sahip oldukları, beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasının yanısıra bebeğin anne ile bağlarını güçlü kılarak güvende hissettiren bir reflekstir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzik-kullanimi-ani-bebek-olumlerini-azaltiyor-444770">Emzik Kullanımı Ani Bebek Ölümlerini Azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Emme alışkanlığı, bebeklerin anne karnında öğrenerek doğuştan sahip oldukları, beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasının yanısıra bebeğin anne ile bağlarını güçlü kılarak güvende hissettiren bir reflekstir. “Bebeklerde Emzik Kullanımı Diş Sağlığını ve Gelişimini Nasıl Etkiler?” sorusu üzerinde önemle durulması gerektiğini söyleyen <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir </strong>emzik kullanımında ve seçiminde dikkat edilmesi gerekenleri paylaştı.</p>
<p> </p>
<p>“Alıştıkları bu fizyolojik tatmin ile bebeklerin, beslenme zamanları dışında da parmak veya dillerini emmeye devam ettiğini görebilirsiniz. Bu alışkanlıkların önüne geçebilmek ve sakinleştirici, yatıştırıcı etkisinden faydalanmak amacıyla emzikler bebeklik döneminde tercih edilebilir. Ancak emzik kullanımına doğru zamanda başlanmalı ve seçilen emziğin, bebeğin damak gelişimine zarar vermeyecek özellikler taşıdığından emin olunmalıdır.” açıklamasında bulunan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir</strong> sözlerine şöyle devam etti: “‘Amerikan Pediatri Akademisi, yeni doğanlarda, bebeğin anne memesini emmeye alışana kadar, memeyi reddetme riskinin önüne geçilebilmesi için emzik kullanımına başlanmamasını önermektedir.’ Emzik kullanımına uzun süre devam eden çocuklarda, çenelerde gelişim bozukluğu ve çeneler kapalıyken ön dişlerin arasına dil ucu girecek kadar açıklık kalması olarak tanımlanan ‘open bite’ görülme riski fazladır. Emzik kullanım süresi uzadıkça, arka dişlerde de kapanış bozukları oluşabilir; kapanış bozukluklarına ön dişlerin orta hatta birleştiği bölgelerde kaymalar da eşlik edebilir. Bu problemlerin önüne geçebilmek için, süt köpek dişlerin çıkmaya başladığı, bebeklerin ortalama 18 aylık dönemlerinde emzik kullanımı bırakılmalı veya sınırlandırılmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Parmak emme kadar risk</strong></p>
<p>Bebeğin emzik emme ‘süresinin kısaltılması’ ve ‘sıklığının düşürülmesi’ ile diş ve çene kemiklerinde oluşabilecek bozuklukların önlenebileceğini ifade eden <strong>Dt. Nurgül Demir</strong> “Uzun süreli emzik kullanımı, kemik gelişimi devam eden büyüme çağındaki çocuklarda, üst ön dişlerin olması gerektiğinden daha önde konumlanma riski açısından, parmak emme alışkanlığı kadar büyük risk oluşturur. Çene gelişimini ve diş dizilimini daha az etkileyeceği iddiasıyla piyasaya sürülen ortodontik emzikler de ebeveynler için yeni bir alternatif olarak değerlendirebilir” dedi. Yapılan bilimsel çalışmaların sonuçlarına ait verilerin, ortodontik emzik kullanımının koşulsuz önerilebilmesi için yeterli olmadığını da belirten <strong>Dt. Nurgül Demir</strong> “Emzik kullanım sırasında üst damakla temas halindedir. Bu durum, ortodontik veya geleneksel; hava delikleri olan veya olmayan tüm emzik çeşitlerinde; emziğin üst damağı destekliyor olması gerektiğini önemli bir nokta haline getirir. Bebeğin çene yapısı ve büyüklüğüne uygun olarak seçilen emziğin, fonksiyon sırasında üst damağı yeteri kadar kaplıyor olması; üst damağın boyutsal olarak küçülme riskini azaltabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>  </p>
<p><strong>Ani kazalara karşı koruyor</strong></p>
<p>Tüm bunların yanı sıra, emziğin bebekler için göz ardı edilemeyecek bir yararı olduğunun da altını çizen Nurgül Demir “Bebeklerde uyku sırasında ani bebek ölümlerine karşı koruyucu etkisi bulunmasıdır. Dilin, önde konumlanmasını sağlayarak, hava yolunu açık tuttuğu, bu sayede ani bebek ölümü riskini azalttığı belirtilmektedir. Tabii bu durum bebekler emzik kullanımına zorlanmalı gibi algılanmasın, ancak emzik kullanımının bir avantajı olarak değerlendirilebilir. Diğer bir taraftan, annenin ilaç kullanımı veya bazı sistemik hastalıkları nedeniyle bebeği emziremediği durumlarda da emzik kullanımı bebekte emme refleksinin geliştirilmesinde faydalı olacaktır. 14 aylık döneme kadar devam eden ortodontik emzik kullanımının kalıcı parmak emme alışkanlığının engellenmesinde etkili olması da emzik kullanımının bir diğer avantajı olarak değerlendirilebilir” diyerek dikkat edilmesi gereken 5 maddeyi ise şöyle sıraladı:</p>
<p>1-Bebeğin emzik kullanımına bebeğin ihtiyaçlarına ve genel durumuna göre karar verilmelidir. </p>
<p>2-Bebeğin ilk birkaç aylık döneminde bebeğin emme refleksinin gelişimi, rahatlatılması, yatıştırılması, parmak emme alışkanlığının önüne geçilebilmesi ve ani bebek ölümü riskini düşürebilmesi gibi avantajları göz önünde bulundurulduğunda emzik kullanımı yararlı olabilir. </p>
<p>3-Emziğin 12 aylık dönemi aşan kullanımı akut orta kulak iltihabı riskini arttırabilir.</p>
<p>4-Emzik kullanımına 18 aylık dönemden sonra devam edilmesi çene gelişiminde ve dişlerin diziliminde ciddi problemlere yol açabilir.</p>
<p>5-Emzik seçiminde emziğin bebeğin damak yapısına uygun ve temizlenebilir olmasına özen gösterilmelidir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzik-kullanimi-ani-bebek-olumlerini-azaltiyor-444770">Emzik Kullanımı Ani Bebek Ölümlerini Azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişisel cihaz kullanımı şirketleri riske sokuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kisisel-cihaz-kullanimi-sirketleri-riske-sokuyor-439265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 17:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riske]]></category>
		<category><![CDATA[şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[sokuyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzaktan ve hibrit çalışma modelleri şirketlerin kurallarını çalışanların da alışkanlıklarını değiştirdi. Çalışanlar şirket verilerine her yerden, istedikleri saatte ve ellerinin altındaki herhangi bir cihazdan erişmek istiyor. Kurumsal ağlardaki kişisel cihazlar potansiyel olarak bir tehdit oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisisel-cihaz-kullanimi-sirketleri-riske-sokuyor-439265">Kişisel cihaz kullanımı şirketleri riske sokuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzaktan ve hibrit çalışma modelleri şirketlerin kurallarını çalışanların da   alışkanlıklarını değiştirdi. Çalışanlar şirket verilerine her yerden, istedikleri saatte ve ellerinin altındaki herhangi bir cihazdan erişmek istiyor. Kurumsal ağlardaki kişisel cihazlar potansiyel olarak bir tehdit oluşturuyor. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dijital güvenlik şirketi ESET, çalışanlara ait cihazlarla ilişkili siber risklerin nasıl azaltabileceğini; kurumsal verilerin ve müşteri verilerinin tehlikeye atılmasını nasıl önlenebileceğini inceledi. </strong></p>
<p> </p>
<p>Kişisel cihazların iş için kullanımı, sağlam güvenlik uygulamaları ve önlemlerle desteklenmediği takdirde giderek artan siber güvenlik risklerini beraberinde getiriyor. Kendi cihazını getir (BYOD) düzenlemelerine ilişkin endişeler yeni olmasa da iş için kişisel cihazlara artan bağımlılık, kurumsal verilerin güvenliğini sağlamanın zorluğunu daha da artırdı. Değişen çalışma ortamına uyum sağlamak için mevcut güvenlik politikaların yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kurumsal saldırı yüzeyini azaltın</strong></p>
<p>Çalışanların, bilişim teknolojileri biriminin (BT) yetki alanı dışındaki cihazları kullanması, özellikle kontrol edilmediği takdirde, kurumsal veriler için büyük bir tehdit haline geldi. Kuruluşların ağlarına erişen her cihazın envanterini çıkarması ve temel bir koruma düzeyi sağlamak için çalışan cihazlarının karşılaması gereken güvenlik standartlarını ve yapılandırmalarını belirlemesi gerekiyor. Çalışanların sahip olduğu cihazlardaki onaylanmamış uygulamalar veya diğer yazılımlar, bir bütün olarak BT&#8217;nin kurumsal veri ve sistemlerin bütünlüğü, kullanılabilirliği ve gizliliği için yaygın bir risk kaynağıdır. </p>
<p><strong>BYOD cihazlar için de yazılım ve işletim sistemlerini güncelleyin</strong></p>
<p>Çalışanların, şirket tarafından verilen dizüstü bilgisayarları ve akıllı telefonları kullanırken ve yazılım güncellemeleri yayımlandıktan hemen sonra makinelerine yüklemek için BT departmanının desteğini yanlarında bulmaları önemlidir. Bugünlerde pek çok işletme, yalnızca çalışanların cihazlarına güncellemeleri yüklemeye değil aynı zamanda güvenliklerini genel olarak sıkılaştırmaya da yardımcı olmak için cihaz yönetimi yazılımından yararlanıyor. Cihazlarındaki yazılımları güncel tutma görevi çalışanların kendilerine düşüyorsa, kuruluşlar en azından çalışanlarına yamaların mevcut olduğunu hatırlatmak, güncellemeleri uygulamak için onlara nasıl yapılır kılavuzları sağlamak ve ilerlemeyi izlemek konusunda destek olabilirler.</p>
<p><strong>Güvenli bir bağlantı kurun</strong></p>
<p>Uzaktaki bir çalışanın kuruluşun ağına erişmesi gerekiyorsa, kuruluşun bunun farkında olması gerekir. Uzaktan çalışanlar sadece evlerindeki Wi-Fi ağlarını değil, halka açık Wi-Fi ağlarını da kullanabilirler. Her iki senaryoda da uzaktan çalışanların kurumsal kaynaklara sanki ofiste oturuyorlarmış gibi erişmelerini sağlayan doğru yapılandırılmış bir sanal özel ağ (VPN), kurumun siber suçlular tarafından istismar edilebilecek zayıflıklara maruz kalmasını azaltmanın kolay bir yoludur. Bir kuruluşun BT ortamına uzaktan bağlantı sağlamanın bir başka yolu da Uzak Masaüstü Protokolü&#8217;dür (RDP). Dünya nüfusunun büyük bir kısmı evden çalışmaya geçtiğinde, RDP bağlantılarının sayısı hızla arttı ve RDP uç noktalarına yönelik saldırılar da arttı. Siber suçlu bulduğu açıkları kullanarak fikri mülkiyete sahip verileri ele geçirebilir, kurumsal dosyaları şifreleyip fidye için elinde tutabilir, muhasebe departmanını kandırarak kendi kontrolleri altındaki hesaplara para aktarmalarını sağlayabilir ya da şirketin veri yedeklemelerine zarar verebilir. RDP erişiminin, internete bakan RDP&#8217;nin devre dışı bırakılması ve RDP aracılığıyla oturum açılabilen tüm hesaplar için güçlü ve karmaşık parolalar gerektirmesi de dahil olmak üzere düzgün bir şekilde yapılandırılması gerekir.</p>
<p><strong>Verilerinizi Koruyun </strong></p>
<p>Güçlü parola koruması, otomatik kilitleme, cihazın başkaları tarafından  kullanmasını engelleme şirketin verilerini zarardan korumak için önemli adımlardır.  Gizli bilgilere yetkisiz kişiler tarafından erişilmesi riskini sınırlamak için kuruluşlar hassas verileri hem aktarım sırasında hem de beklemede şifrelemelidir. Çok faktörlü kimlik doğrulama uygulanmalı, ağ bağlantılarını güvenli hale getirmelidir.</p>
<p><strong>Güvenli video konferans</strong></p>
<p>Pandemi sayesinde video konferans hizmetlerinde bir patlama yaşandı ve başlangıçta yüz yüze olan tüm toplantılar sanal dünyaya taşındı. Kuruluşlar, video konferans hizmetlerini kullanmak için hangi yazılımın kullanılacağı ve bağlantının nasıl güvence altına alınacağı gibi yönergeler oluşturmalıdır. </p>
<p>Gizli verileri uçtan uca şifreleme ve aramalar için parola koruması dahil olmak üzere sağlam güvenlik özellikleriyle birlikte gelen yazılımların kullanılması tavsiye edilir. Video konferans yazılımının en son güvenlik güncellemeleriyle güncel tutulması gerekir.</p>
<p><strong>BYOD: Yazılım ve insanlar</strong></p>
<p>Kurumsal sistemlere erişimi olan cihazlarda saygın çok katmanlı güvenlik yazılımları kullanılmalıdır. Bu yazılım en yeni kötü amaçlı yazılım tehditlerine karşı koruma sağlayabilir, kurumsal verileri güvence altına alabilir. Sistem yöneticilerinin cihazları şirketin güvenlik politikalarıyla uyumlu tutmasına yardımcı olabilir. </p>
<p>Cihazların ve verilerin düzenli olarak yedeklenmesini sağlamak, personele güvenlik bilinci eğitimi vermek diğer önemli hususlardır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisisel-cihaz-kullanimi-sirketleri-riske-sokuyor-439265">Kişisel cihaz kullanımı şirketleri riske sokuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ericsson Mobilite Raporu: 5G kullanımı artıyor, küresel mobil veri trafiği altı yıl içinde üçe katlanacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ericsson-mobilite-raporu-5g-kullanimi-artiyor-kuresel-mobil-veri-trafigi-alti-yil-icinde-uce-katlanacak-428058</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2023 13:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ericsson]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[katlanacak]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[mobilite]]></category>
		<category><![CDATA[raporu]]></category>
		<category><![CDATA[trafiği]]></category>
		<category><![CDATA[üçe]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=428058</guid>

					<description><![CDATA[<p>5G abone sayısının 2029’un sonuna dek dünya çapında 5,3 milyarı geçmesi bekleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ericsson-mobilite-raporu-5g-kullanimi-artiyor-kuresel-mobil-veri-trafigi-alti-yil-icinde-uce-katlanacak-428058">Ericsson Mobilite Raporu: 5G kullanımı artıyor, küresel mobil veri trafiği altı yıl içinde üçe katlanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>5G abone sayısının 2029’un sonuna dek dünya çapında 5,3 milyarı geçmesi bekleniyor.</li>
<li>Akıllı telefon başına, küresel ortalama veri kullanımında güçlü artış sürüyor. Tüketimin 2023-2029 yılları arasında ayda 21GB’tan 56GB’a çıkacağı tahmin ediliyor.</li>
<li>2029’un sonuna kadar dünya nüfusunun yüzde 85’i 5G kapsama alanında olacak.</li>
</ul>
<p>Ericsson, süregelen ekonomik zorluklara ve jeopolitik sorunlara rağmen 5G’deki büyümenin güçlü bir şekilde süreceğini tahmin ediyor. 2023’un sonuna kadar da dünya çapında mobil aboneliklerin yaklaşık beşte birinin 5G aboneliği olması bekleniyor. Ericsson bu istatistiklerin yer aldığı Ericsson Mobilite Raporu’nun Kasım 2023 sayısını yayımladı. 2023’ün sonunda yeni 5G aboneliği sayısı, 2022’ye kıyasla yüzde 63 artışla 610 milyon olacak. Böylece toplam abone sayısı 1,6 milyar seviyesine ulaşacak, bu da önceki tahmine kıyasla 100 milyonluk bir artışa işaret ediyor. </p>
<p>Yayınlanan raporun 25’inci sayısındaki tahminler 2028 ve 2029 yılını kapsıyor. Raporun yeni sayısı; geliştirilmiş mobil geniş bant, sabit kablosuz erişim, oyun ve artırılmış gerçeklik ile sanal gerçeklik tabanlı hizmetleri inceliyor. Bu hizmetlerin 5G’ye erken geçişte en yaygın kullanım senaryoları arasında olması bekleniyor. Bu bilgi önceki raporlardaki rakamları destekliyor. </p>
<p>Bölgesel olarak bakıldığında Kuzey Amerika’daki 5G abone sayısı artışı sürüyor. Bölgenin 2023 sonunda yüzde 61 ile küresel olarak en yüksek 5G abone nüfusuna sahip olması bekleniyor. Hindistan’da 2023 yılı boyunca 5G abonelik sayısı büyük bir artış gösterdi. 2023’ün sonunda, 5G’nin ticari kullanıma girmesinden 14 ay sonra, ülkedeki 5G nüfuzunun yüzde 11’i geçeceği tahmin ediliyor. </p>
<p>2023 sonu ile 2029 arasındaki 6 yıllık süreçte, dünya çapındaki 5G aboneliklerinin yüzde 330’un üzerinde bir artışla 1,6 milyardan 5,3 milyara çıkması bekleniyor. 2023 sonunda dünya nüfusunun yüzde 45’inden fazlası, 2029 sonunda ise yüzde 85’inin 5G kapsama alanına gireceği öngörülüyor. 2029’un sonunda Kuzey Amerika ve Körfez İş Birliği Konseyi’nin yüzde 92 oranıyla en yüksek bölgesel 5G nüfuzuna sahip olacağı öngörülüyor. Bu bölgeleri ise yüzde 85 ile Batı Avrupa takip edecek.</p>
<p>Konuyla ilgili yorum yapan<strong> Ericsson Başkan Yardımcısı ve Şebekeler Başkanı Fredrik Jejdling, </strong>şunları söyledi: “Bu yıl, global abone sayısında 600 milyondan fazla bir artış yaşandı. Her bölgede büyümenin devam ettiği göz önüne alındığında, yüksek performanslı bağlantılara olan talebin yoğun olduğu açıkça görülüyor. 5G’nin kullanımı yaygınlaşıyor. Bu doğrultuda hizmete giren bağımsız 5G şebeke sayısındaki artış da hem tüketicilere hem de işletmelere yeni ve daha yüksek bağlantı kapasitesi gerektiren uygulamalardan yararlanma fırsatı sunuyor.”</p>
<p>Akıllı telefon başına küresel ortalama veri kullanımı da artmaya devam ediyor. Toplam mobil veri trafiğinin 2023 sonu ile 2029 sonu arasında üç kat artacağı tahmin ediliyor. Bu artışın temel sebepleri ise cihazlardaki teknolojik gelişim, yoğun veri tüketen içeriklerin miktarındaki artış ve halihazırda hizmetteki şebekelerin performansında yapılan sürekli iyileştirmeler olarak gözlemleniyor. </p>
<p><strong>Ericsson Mobilite Raporu Genel Yayın Yönetmeni Peter Jonsson</strong> ise şu değerlendirmede bulundu: “Mobil şebeke veri tüketim oranındaki artış, tüketicilerin mobil geniş bant kullanan gelişmiş uygulamalara yönelik talebini gösteriyor. Dünya çapında daha fazla tüketici 5G’ye geçtiğinde ve yeni kullanım alanları ortaya çıktığında, bu talebin hız kazanması bekleniyor. Bu durumun, veri trafiğinde daha fazla büyümeyi sağlaması muhtemel. Veri trafiğinin çoğunluğu insanların genellikle vakitlerini geçirdikleri iç mekanlarda üretiliyor. 5G orta bant kapsama alanının hem iç hem dış mekanlarda artırılmasıyla sağlanacak kapsamlı bir 5G deneyimine yönelik talep giderek artıyor.”</p>
<p>Yüksek kapasiteyi iyi bir kapsama alanıyla birleştiren 5G orta bant, eksiksiz bir kullanım sunmak için en ideal çözüm olarak öne çıkıyor. </p>
<p>Dünya genelinde, 5G&#8217;nin orta bant kapsama alanında yer alan nufüsun oranı, 2022&#8217;de yüzde 30 iken bugün yüzde 40&#8217;ın üzerine çıktı. Hindistan’da hizmete giren çok sayıda orta bant ağ (mid- band ) ile Avrupa’daki bazı orta bant(mid- band) ağ kurulumları bu artışın temel sebepleri olarak görülmektedir.</p>
<p>Raporda ayrıca üretim endüstrisi için kablosuz bağlantı, 5G&#8217;nin üretimde temel belirleyici haline gelişi ve hızlı değişikliklerin yanı sıra kaynakların yeniden tahsisini desteklemek için gereken esnekliği nasıl sağladığı da inceleniyor.Ericsson Mobilite Raporu’nun Kasım 2023 sayısında üç ayrıntılı inceleme yer alıyor:</p>
<ul>
<li>Hindistan’da dijital dönüşümü destekleyen büyük ölçekli 5G SA kullanımı.</li>
<li>İç mekan bağlantı talebinin doğurduğu performans artışı gereksinimleri.</li>
<li>Dev üretim tesisleri ve  sürdürülebilir yeşil çelik (Green Steel) tesisislerinde  5G’nin sağladığı çeviklik  ve cevre dostu üretim süreci</li>
</ul>
<p>Ericsson, 30 Kasım Perşembe günü Orta Avrupa saatiyle 9.00 ve 18.00’de Ericsson Mobilite Raporu’nu konu alan çevrimiçi bir seminer düzenledi. </p>
<p>Ericsson Mobilite Raporu, 2011’de yayımlanan ilk sayısından bu yana şebeke verileri, performansı, istatistikleri ve tahminleri konusunda sektörün temel referans kaynağı haline geldi. Rapor, Ericsson ve iş ortaklarının dünya çapındaki şebeke içgörülerini temel alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ericsson-mobilite-raporu-5g-kullanimi-artiyor-kuresel-mobil-veri-trafigi-alti-yil-icinde-uce-katlanacak-428058">Ericsson Mobilite Raporu: 5G kullanımı artıyor, küresel mobil veri trafiği altı yıl içinde üçe katlanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı sosyal medya kullanımı benlik algısını olumsuz etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sosyal-medya-kullanimi-benlik-algisini-olumsuz-etkiliyor-426404</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2023 12:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[algısını]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[benlik]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyanın aşırı kullanımı sonucunda internet bağımlılığı ortaya çıkabildiğini belirten uzmanlar, buna bağlı olarak aile ilişkileri, günlük yaşam aktiviteleri ve sosyal ilişkilerin de olumsuz olarak etkilendiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sosyal-medya-kullanimi-benlik-algisini-olumsuz-etkiliyor-426404">Aşırı sosyal medya kullanımı benlik algısını olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sosyal medyanın aşırı kullanımı sonucunda internet bağımlılığı ortaya çıkabildiğini belirten uzmanlar, buna bağlı olarak aile ilişkileri, günlük yaşam aktiviteleri ve sosyal ilişkilerin de olumsuz olarak etkilendiği uyarısında bulunuyor.</strong> <strong>Gençlerin sosyal medya platformlarında fotoğraf filtreleri kullanmalarındaki asıl amacın kendilerini başkalarına karşı beğendirmeye çalışma, takdir ve övgü toplama olduğunu anlatan Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Çünkü sosyal medyada sıklıkla görülen durumlardan biri güzellik algısı ve zayıf bir vücuda sahip olmanın ideal olduğudur. Bu nedenlerden dolayı fotoğraflarını paylaşırken bedenlerinde sevmedikleri ve kusur buldukları durumları filtreyle düzelterek paylaşımda bulunurlar.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, sosyal medyanın gençlerin duygusal ve psikolojik sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sosyal medyanın aşırı kullanımı sosyal ilişkileri de olumsuz olarak etkiliyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ve yanlış kullanımının gençlerin psikolojik sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkisi bulunduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Özellikle gençlerin karakter gelişimi ve benlik saygısını etkilemekte olup yalnızlık, sevilmeme, kaygı ve yaşam memnuniyeti üzerinde olumsuzluklara yol açabiliyor. Ayrıca sosyal medyanın aşırı kullanımı sonucunda internet bağımlılığı ortaya çıkabiliyor, buna bağlı olarak aile ilişkileri, günlük yaşam aktiviteleri ve sosyal ilişkileri de olumsuz olarak etkiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Gençler bedenlerinde kusur buldukları durumları filtreyle düzelterek paylaşıyor</strong></p>
<p>Gençlerin sosyal medya platformlarında fotoğraf filtreleri kullanmalarındaki asıl amacın kendilerini başkalarına karşı beğendirmeye çalışma, takdir ve övgü toplama durumlarına aşırı önem vermelerinden kaynaklandığını anlatan Konuk, “Çünkü sosyal medyada sıklıkla görülen durumlardan biri güzellik algısı ve zayıf bir vücuda sahip olmanın ideal olduğudur. Bu nedenlerden dolayı fotoğraflarını paylaşırken bedenlerinde sevmedikleri ve kusur buldukları durumları filtreyle düzelterek paylaşımda bulunurlar. Bu sayede kendilerini farklı biri olarak tanıtmaya ve bunun mutluluk, başarı, onay getirdiğini düşünerek güzel, zayıf ve çekici görünmeye çabalarlar.” şeklinde ifade etti.</p>
<p><strong>Gençlerde yeme bozukluklarını da tetikliyor</strong></p>
<p>Aktarılan bu idealler karşısında gençlerin kendilerini başkalarıyla kıyasladığını ifade eden Konuk, gençlerin bu şekilde karşılaştırma yaparak olumsuz bir beden algısına sahip olduklarını, buna bağlı olarak gelişen memnuniyetsizlik ile çeşitli kaygı ve depresif belirtiler yaşayabildiklerini hatta ideal olana ulaşma amacıyla beden üzerinde daha fazla çabalayan gençlerde yeme bozukluklarının da sıklıkla görülebildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Sanal arkadaşlıklar kurup konuşarak değil yazışarak iletişim sağlıyorlar</strong></p>
<p>Yapılan birçok araştırmanın sosyal medyanın sosyal ilişkiler üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu ortaya koyduğunu vurgulayan Konuk, “Gençler zamanlarının büyük bir kısmını sosyal medyada geçirerek, sanal arkadaşlıklar kurar ve konuşarak değil yazışarak iletişim sağlarlar. Gerçek yaşamda ifade bulamayan duygularını, düşüncelerini sosyal medya aracılığıyla daha rahat bir şekilde kendilerini göstermeden ifade ederler. Bu durum onları gündelik yaşamlarındaki arkadaş ortamından ve sosyal çevresinden uzaklaşmaya iter ve ilişkilerinin zayıflamasına neden olarak sosyal ilişkilerden geri çekilmeyi tetikleyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Siber zorbalığa da maruz kalabiliyorlar</strong></p>
<p>Aynı zamanda sosyal medyanın özgür bir ortam olması nedeniyle gençlerin tanımadığı kişilerle iletişim ve ilişki kurarak siber zorbalığa maruz kalabildiklerini de vurgulayan Konuk, “Kolay bir şekilde kişilik haklarına saldırılabilir, izinsiz paylaşımlar, iftira, şantaj, taciz, tehdit, alay etme, küçük düşürme gibi durumlarla karşı karşıya kalabilirler. Bunların sonucunda siber zorbalık davranışlar gençlerin depresyon, içe çekilme, kaygı ve çeşitli travmatik yaşantılar yaşamasına sebep olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek hayatın ve yaşantıların önüne geçiyorsa bağımlılığa dönüşüyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın hızlı biçimde yaygınlaşması ve kolay ulaşılabilir olmasının gençlerin zamanlarının büyük çoğunluğunu sanal ortamda geçirmesine neden olduğunu anlatan Konuk, şöyle devam etti:</p>
<p>“Benzer şekilde sosyal medyanın bağımsız ve çevreden denetimin çok daha az olma özelliği, aktif bir ortam oluşturması, sosyalleşmeyi ve kendini rahat biçimde ifade etmeyi sağlaması, bir gruba ait hissetmesine alan tanıması gibi özellikler nedeniyle de gençler tarafından sıklıkla kullanılıyor ve günlük yaşamlarının merkezi haline geliyor.</p>
<p><strong>Sosyal medyanın sıklıkla kontrol edilmesi odaklanmayı engelliyor</strong></p>
<p>Eğer sosyal medya gerçek hayatın ve yaşantıların önüne geçiyorsa, sürekli olarak sosyal medyayı kontrol etme ve bir şeyler paylaşma ihtiyacı duyuluyorsa, günlük yaşam aktivitelerini yapmayı engelliyor veya kısıtlıyorsa, gerçek hayattaki arkadaşlıkların yerini sanal arkadaşlıklar alıyorsa bağımlılığa dönüşebiliyor. Bu aşırı kullanım onların hem benlik algılarını etkilerken hem de günlük yaşam aktivitelerini kesintiye uğratıyor. Aynı zamanda aşırı kullanım gençlerin zaman yönetimini bozarken sosyal medyanın sıklıkla kontrol edilmesi dikkat dağıtıcı bir unsur olarak odaklanmayı engelliyor ve akademik başarının da düşmesine neden olabiliyor.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sosyal-medya-kullanimi-benlik-algisini-olumsuz-etkiliyor-426404">Aşırı sosyal medya kullanımı benlik algısını olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Elektrikli Diş Fırçası Kullanımı Doğru Mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-elektrikli-dis-fircasi-kullanimi-dogru-mu-426254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2023 08:10:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[elektrikli]]></category>
		<category><![CDATA[fırçası]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebeklerin genellikle 6-12 aylıkken çıkmaya başlayan ilk süt dişleri ile dişlerinin fırçalanmaya başlanması bazı dikkat edilmesi gereken hususları da beraberinde getiriyor. Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, süt dişlerinin düşme yaşına kadar ağızda tutulması ve genç erişkinlik döneminde daimî dişler tamamlanana kadar estetik ve fonksiyonel görevlerini yerine getirebilmeleri açısından önemine dikkat çekiyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-elektrikli-dis-fircasi-kullanimi-dogru-mu-426254">Çocuklarda Elektrikli Diş Fırçası Kullanımı Doğru Mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong><u>Çocuklarda Elektrikli Diş Fırçası Kullanımı Doğru Mu?</u></strong></p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA DİŞ FIRÇASI SEÇİMİNDE BUNLARA DİKKAT!</strong></p>
<p>Bebeklerin genellikle 6-12 aylıkken çıkmaya başlayan ilk süt dişleri ile dişlerinin fırçalanmaya başlanması bazı dikkat edilmesi gereken hususları da beraberinde getiriyor. <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, </strong>süt dişlerinin düşme yaşına kadar ağızda tutulması ve genç erişkinlik döneminde daimî dişler tamamlanana kadar estetik ve fonksiyonel görevlerini yerine getirebilmeleri açısından önemine dikkat çekiyor. </p>
<p>Bebeklik döneminde çürük bakterisiyle tanışan çocuklarda, alınan anne sütü veya hazır mamaların diş çürümelerinde etkin rol oynayabileceğini aktaran <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, </strong>İlk süt dişlerini ağızda görür görmez diş fırçalamaya başlanması gerektiğini vurgulamakta fayda olduğunu belirtti. Piyasadaki marka ve ürün çeşitliliğine bakarak, ‘bebeklerde hangi diş fırçasını tercih etmeliyiz?’ ya da ‘çocuklar için kullanacağımız diş fırçalarının sahip olması gereken özellikler neler?’ gibi, ebeveynlerin sıklıkla sorduğu soruların cevapları yanıtlayan Demir şunlara dikkat çekti: “Bebeklik döneminde diş fırçalamak, tamamen ebeveynlerin devamlılığını sağlamaları gereken bir sorumluluktur. Bebekler için üretilen diş fırçalarının temizleyici uçları, kıl veya silikon yapıdadır. Bebeğin ağız yapısına uygun olarak, kıl uçlu soft/ultra soft diş fırçalarının veya silikon uçlu parmak fırçaların her ikisi de tercih edilerek; çürük risk durumuna göre çocuk diş hekiminin önerdiği tür ve miktarda bir diş macunu ile kullanılabilir. Silikon parmak fırçaları, yeni dişlerin çıkmaya başladığı bölgelerde, diş etlerine masaj yaparak bölgeyi rahatlatabilir ve kanlanmayı arttırarak diş çıkarma sürecinin hızlanmasına, sürecin daha kolay geçmesine yardımcı olabilir.”</p>
<p><strong>Sevdirilerek alışkanlık kazandırılmalı</strong></p>
<p>“Çocukluk döneminde ise, diş fırçalamak, hem çocuklara sevdirerek alışkanlık kazandırmaya çalıştığımız bir sağlık öğretisi, hem de ebeveynlerin takibinden sorumlu oldukları bir ev ödevi gibidir” diyen Dt. Nurgül Demir “Bu dönemde, seçilecek olan diş fırçasına, çocuğun zevklerine, sevdiği renklere ve çizgi film karakterlerine göre; çocuğun da diş fırçası seçimine dahil olmasını sağlayarak karar vermek; diş fırçalamayı eğlenceli bir etkinlik olarak algılaması ve hevesle alışması için önemli bir adımdır. Ebeveynlere düşen görev, çocuğun, yaşı için uygun olarak üretilen diş fırçaları arasından, en ideal seçimi yapmasında yönlendirici olmaktır.”</p>
<p><strong>Diş fırçası ağız yapısına uygun olmalı</strong></p>
<p>Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken durumun diş fırçası başlığının çocuğun yaşı ve ağız yapısına uygun seçilmesi olduğuna dikkat çeken Dt. Nurgül Demir sözlerini şöyle sürdürdü: “Fırça başlığının olası diş eti yaralanmalarına engel olacak şekilde yuvarlak kenarlı olması, fırça kıllarının yumuşak, temizlenebilir olması ve fırça sapının çocuğun kolay kavrayabileceği yapıda tercih edilmesidir. Bu özelliklerin çoğu, piyasada çocuklar için üretilen diş fırçalarında mevcuttur ve çocuk diş fırçalarının üzerinde kullanılması önerilen yaşlar genellikle yer alır.”</p>
<p> <strong>Elektrikli diş fırçası ne zaman kullanılmalı?</strong></p>
<p> ‘Elektrikli diş fırçası kullanmaya ne zaman başlayalım? Çocuklar için uygun mu?’ gibi soruları da yanıtlayan Dt. Nurgül Demir “Manuel diş fırçalarına göre daha kısa sürede temizlediği düşünülen elektrikli diş fırçaları; diş yüzeyi genişliği, sesli ve ışıklı tasarımları ile el becerilerinin gelişmeye devam ettiği dönemde çocuklarda daha etkili diş temizliği yapabileceği düşüncesi ile ön plana çıkıyor. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, diş fırçalamaya yeni yeni alışmaya çalışan çocuklarda; çocuğun döner diş fırçası başlığı ile uyguladığı kontrolsüz basınç veya başlığın dönme hareketinin oluşturabileceği bir travma oluşturmasıdır. Bu durum diş etlerinde ciddi yaralanmalara sebebiyet verebilmektedir. Özellikle karma dişlenme döneminde olan, süt dişlerinin düşüp daimi dişlerin çıkmaya başladığı hastalarımızda, diş etleri daha hassastır. Elektrikli diş fırçasına, bu dönemde, daimi dişler tamamlanana kadar, ara vermek doğru bir yaklaşım olacaktır. Diğer taraftan, çocuk, fırça başlığının dönme hareketini yönlendiremeyeceği ve otomatik fırça hareketlerinin temizleme etkisini öngöremeyeceği için, diş etlerine zarar vermese dahi, etkili fırçalama ve yeterli temizlik sağlayamayabilir. Dişlerinde konum bozukluğu olan, yer darlığı sebebiyle dişlerde çarpık, sıkışık dizilim gördüğümüz çocuk hastalarda bu durum daha fazla önem kazanır. Bu nedenle, çocuklarda elektrikli diş fırçası mutlaka ebeveyn kontrolünde kullanılmalıdır.”</p>
<p><strong> <u>İşte Diş Fırçası ile İlgili Bilmeniz Gerekenler… </u></strong></p>
<p>1.Bebeklik döneminde ilk süt dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren, dişler, bebekler için uygun olan bir diş fırçası ve diş macunu ile günde 2 sefer fırçalanmaya başlanmalıdır.</p>
<p>2.Çocuklar için tercih edilecek diş fırçasının; başlığı çocuğun yaşı ve ağız yapısı için doğru büyüklükte seçilmeli, köşeleri yuvarlak olmalı, kılları yumuşak ve temizlenebilir olmalı, sapı çocuğun kolay kavrayabileceği yapıda tercih edilmeli ve mutlaka 3 ayda 1 değiştirilmelidir.</p>
<p>3.Çocuklara, dişlerini kendilerinin fırçalamasına izin vererek, küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmalı, ancak etkili diş fırçalama mutlaka ebeveynler tarafından yapılmalıdır.</p>
<p>4.Çocukların doğru teknik ve yeterli etkinlikte diş fırçalamaya başlayabilecekleri, ortalama 8-10 yaşına kadar, dişler ebeveynlerin kontrolünde fırçalanmalıdır.</p>
<p>5.Elektrikli diş fırçaları daimi dişlerin tamamlandığı döneme kadar ebeveynlerin kontrolünde kullanılmalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-elektrikli-dis-fircasi-kullanimi-dogru-mu-426254">Çocuklarda Elektrikli Diş Fırçası Kullanımı Doğru Mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijitalleşen dünyada bilinçli medya kullanımı konulu eğitim düzenlendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijitallesen-dunyada-bilincli-medya-kullanimi-konulu-egitim-duzenlendi-424806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 21:09:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşen]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlendi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[konulu]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk Hakları Eylem Planı kapsamında 22 Kasım 2023 Çarşamba günü saat 14.00’te Malkara Belediye Akademisinde “Dijitalleşen Dünyada Bilinçli Medya Kullanımı” konulu eğitim</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijitallesen-dunyada-bilincli-medya-kullanimi-konulu-egitim-duzenlendi-424806">Dijitalleşen dünyada bilinçli medya kullanımı konulu eğitim düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>DİJİTALLEŞEN DÜNYADA BİLİNÇLİ MEDYA KULLANIMI KONULU EĞİTİM DÜZENLENDİ</p>
<p>Çocuk Hakları Eylem Planı kapsamında 22 Kasım 2023 Çarşamba günü saat 14.00’te Malkara</p>
<p>Belediye Akademisinde “Dijitalleşen Dünyada Bilinçli Medya Kullanımı” konulu eğitim düzenlendi.</p>
<p>Malkara Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğünde görevli Psikolojik Danışman Nurten Kocabey</p>
<p>tarafından Malkara Belediye Akademisindeki kursiyerlere, Bilgi Kirliliğinin Tanımı, Bilinçsiz</p>
<p>Paylaşımlar ve Sosyal Medya Etkisi, Doğrulanmamış Kaynaklar ve Yanıltıcı Başlıklar, Bilinçli Medya</p>
<p>Tüketimi Yapmanın Önemi, Medya Okuryazarlığını Geliştirme Yolları, Dijital dünyada bilgi kirliliği</p>
<p>konularında bilgiler verildi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijitallesen-dunyada-bilincli-medya-kullanimi-konulu-egitim-duzenlendi-424806">Dijitalleşen dünyada bilinçli medya kullanımı konulu eğitim düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKÇİMENTO: Alternatif Yakıt Kullanımı Düşük Karbonlu Üretimin Olmazsa Olmazı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkcimento-alternatif-yakit-kullanimi-dusuk-karbonlu-uretimin-olmazsa-olmazi-407251</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Sep 2023 14:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[karbonlu]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[olmazı]]></category>
		<category><![CDATA[olmazsa]]></category>
		<category><![CDATA[türkçimento]]></category>
		<category><![CDATA[üretimin]]></category>
		<category><![CDATA[yakıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=407251</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKÇİMENTO desteği ve uluslararası bir yayın olan Global Cement Dergisi organizasyonuyla düzenlenen “16. Global CemFuels Konferans ve Sergisi” 20-21 Eylül 2023 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkcimento-alternatif-yakit-kullanimi-dusuk-karbonlu-uretimin-olmazsa-olmazi-407251">TÜRKÇİMENTO: Alternatif Yakıt Kullanımı Düşük Karbonlu Üretimin Olmazsa Olmazı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Global CemFuels Konferansı’nda konuşan TÜRKÇİMENTO Çevre ve İklim Değişikliği Müdürü<strong> Canan Derinöz</strong> <strong>Gencel,</strong> dünyanın en büyük özel alternatif yakıtlar konferansı ve sergisi olarak kabul edilen konferansta buluşan dünya çimento sanayicilerine öncelikle Türk çimento sektörü hakkında güncel bilgileri aktardı. </p>
<p>Türk çimento sektörünün yeşil dönüşüme hazırlığının her geçen gün artarak devam ettiğini söyleyen <strong>Canan Derinöz Gencel,</strong> “Bu süreci biz üreticiler olarak bir fırsat olarak değerlendiriyor, çalışmalarımızı bu kapsamda yürütüyoruz” vurgusunu yaptı. Gencel, sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Türk çimento sektörü olarak yeşil dönüşüme uyum, alternatif yakıt ve hammadde kullanımı, enerji verimliliği gibi önemli konular üzerinde çalışıyoruz. Düşük karbonlu üretim noktasında öncü sektörler arasında yerimizi alıyoruz. Emisyon azaltımı amacıyla sektör olarak alternatif yakıt kullanımına büyük önem veriyoruz. Hesaplarımıza göre 2022 yılında 1,6 milyon ton atık kullanarak %10,1 oranında alternatif yakıttan enerji elde ettik. Biyokütle içeren yakıtlar sera gazi emisyonları açısından nötr özelliğe sahiptir. Dolayısıyla biyokütle içeren alternatif yakıtların tedariki ve kullanımı sektörümüzün önceliğidir. Ancak mevcut durumda ülkemizde bu tür alternatif yakıt, sektörümüzün talebini karşılayacak düzeyde değil.”</p>
<p> </p>
<p><strong>TÜRKÇİMENTO’YA GLOBAL CEMFUELS ÖDÜLÜ</strong></p>
<p>Global CemFuels Konferansı etkinliğinde ayrıca düzenlenen ödül töreninde TÜRKÇİMENTO “<strong>Atık Kullanımına Destekte Üstün Çaba Ödülü</strong>”ne layık görüldü. Ödülü TÜRKÇİMENTO adına alan Çevre ve İklim Değişikliği Müdürü<strong> Canan Derinöz</strong> <strong>Gencel, “</strong><em>TÜRKÇİMENTO olarak üyelerimizin atık kullanımını artırmaya yönelik verdiğimiz destekle bugün bu ödülü almaktan mutluluk duyuyoruz. Bu ödül için tüm sektör temsilcilerimize ve çalışma gruplarımıza çok teşekkür ederiz</em>.” şeklinde konuştu. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><em><strong><u>TÜRKÇİMENTO Hakkında</u></strong></em></p>
<p><em>TÜRKÇİMENTO, 1957 yılında Dernek statüsünde kurulmuş sivil toplum kuruluşudur. Türkiye’deki 52’si entegre, 16’sı öğütme tesisi olmak üzere, toplam 68 tesisi temsil etmektedir. TÜRKÇİMENTO, ülkenin kalkınma ve yapılandırılmasında en önemli malzemeyi üreten çimento sektörünün Sivil Toplum Kuruluşu biçiminde örgütlenmiş bir temsilcisidir. Türkiye çimento sektörünün uluslararası temsilcisi olarak Avrupa Çimento Birliği’ne 1972 yılından beri üye olan TÜRKÇİMENTO, aynı zamanda araştırma geliştirme hizmetlerinden başlayarak, eğitim, uluslararası iş birliği, sertifikasyon, sektörel veri derleme, üniversite, sivil toplum örgütleri ve diğer ilgili kuruluşlarla iş birliği gibi birçok sorumluluğu da başarıyla üstlenmiştir. Avrupa Çimento Birliği&#8217;nin (CEMBUREAU) üyesi olan TÜRKÇİMENTO, Türkiye çimento sektörünün uluslararası ilişkilerini de yürütmektedir.</em></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkcimento-alternatif-yakit-kullanimi-dusuk-karbonlu-uretimin-olmazsa-olmazi-407251">TÜRKÇİMENTO: Alternatif Yakıt Kullanımı Düşük Karbonlu Üretimin Olmazsa Olmazı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 13:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gargara]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmamalı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmamalı8230]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[süreli]]></category>
		<category><![CDATA[tat]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız gargarasının ağız ve diş temizliği için kullanılabilecek bir ürün olmadığını belirten uzmanlar, gargaraların hekim tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572">Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağız gargarasının ağız ve diş temizliği için kullanılabilecek bir ürün olmadığını belirten uzmanlar, gargaraların hekim tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Uzun süreli kullanımının ağız içi mikroorganizmalarının dengesini bozabildiğini ifade eden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, farklı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabileceğini ve tat kaybı ya da kötü tat hissi oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Güler ayrıca gargaraların yutulması halinde sağlık problemlerine neden olabileceğinin de altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, ağız gargaralarının hangi durumlarda ve ne şekilde kullanılması gerektiğine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Gargara öncesinde ve sonrasında diş fırçalanmamalı</strong></p>
<p>Diş bakımına özen gösterenlerin sıklıkla tercih ettikleri gargaraların nasıl kullanılması gerektiğine değinen Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bir ölçek gargara ağıza alınır ve yarım dakika boyunca çalkalandıktan sonra tükürülür. Öncesinde ve sonrasında yarım saat boyunca diş fırçalamamak gerekir. Çünkü bazı gargaraların diş macunları ile etkileşimi vardır ve bu etkileşim neticesinde etkinlikleri azalabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Gargara rutin olarak kullanılmamalı </strong></p>
<p>Ağız gargarasının ağız kokusu veya diş arası temizliği için kullanılmaması gerektiğine dikkat çeken Güler, “Gargara rutinde kullanılması gereken bir ürün değildir ve asla diş fırçalama, diş ipi ya da ağız duşu kullanımının yerine geçemez. Çürük oluşumuna çok yatkınlığı olan bireylerde ya da şiddetli diş eti problemi olan hastalarda hekim reçete ederse gargara kullanılmalıdır.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Fazla miktarda yutulması hayati tehlikeye neden olabilir</strong></p>
<p>Ağız gargarasının yutulması durumunda sağlığı olumsuz etkileyebilecek sorunlara neden olabileceğini belirten Güler, az miktarda yutulması halinde midede yanma ve bulantı oluşabileceğini söyledi. 5-6 kapak gibi yüksek miktarlarda yutulması durumunda ise hemen bir hastaneye ulaşılması gerektiğini ifade eden Güler, fazlaca yutulmasının hayati tehlike doğurabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Diş etlerinin de gargaradan etkilenebileceğini belirten Güler, “1-2 haftadan uzun süreli kullanımları ağız içi mikroorganizmalarının dengesini bozarak farklı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilirken, bunun yanı sıra ağızda tat kaybı ya da kötü tat hissi oluşturabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kekik suyu veya az tuzlu ılık su da diş etlerini rahatlatabilir </strong></p>
<p>Gargaraların hekim tavsiye etmedikçe kullanılmaması gerektiği uyarısını yineleyen Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Gargaralar hekim tavsiyesine göre edinilip, hekimin önerdiği sürece kullanılmalı. Gargara yaklaşık 30 saniye ağızda tutulmalı ve çalkalama yapılmalı. Ticari ürünler yerine kekik suyu ya da az tuzlu ılık su tercih edilebilir. Bu şekilde gargara yapmak da diş etlerini rahatlatabilir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572">Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarım Zehirlerinde Alarm: Yasaklı Maddelerin Kullanımı Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tarim-zehirlerinde-alarm-yasakli-maddelerin-kullanimi-devam-ediyor-391200</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jul 2023 08:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[maddelerin]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklı]]></category>
		<category><![CDATA[zehirlerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=391200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarım zehirleri (pestisitler) sebebiyle 2023 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği’nden Türkiye kaynaklı 103 bildirim yapıldı. Bildirimlere göre ülkemizde yasaklanan pestisitlerin kullanımı hâlâ devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarim-zehirlerinde-alarm-yasakli-maddelerin-kullanimi-devam-ediyor-391200">Tarım Zehirlerinde Alarm: Yasaklı Maddelerin Kullanımı Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Tarım zehirleri (pestisitler) sebebiyle 2023 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği’nden Türkiye kaynaklı 103 bildirim yapıldı. Bildirimlere göre ülkemizde yasaklanan pestisitlerin kullanımı hâlâ devam ediyor. Gıda güvenliği ve sağlıklı bir gelecek için mücadele eden Zehirsiz Sofralar Platformu, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan iç pazarda yapılan denetimler ve sonuçlarına dair açıklama bekliyor.</p>
<p>Gıda veya yemde belirlenen ciddi risklere karşı alınan önlemler konusunda bilgi alışverişini sağlayan RASFF (Gıda ve Yemler için Hızlı Alarm Sistemi) 2022 raporunda Türkiye menşeili meyve ve sebzede pestisit kaynaklı 430 bildirim yapmıştı. Bu bildirimlerin sayısı 2023’ün ilk yarısında 103’e ulaştı. Bildirimlerden 80 parti ürün sınırda reddedilerek ülkemize iade edildi ve neredeyse yarısı yasaklı pestisit aktif maddelerini içeriyor. </p>
<p>Tablo 1: Bildirimi yapılan aktif maddeler</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>PESTİSİT AKTİF MADDESİ </p>
</td>
<td>
<p>TÜRKİYE’DE KULLANIMI</p>
</td>
<td>
<p>ADET</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>PROCHLORAZ</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FENBUTATİN OXİDE</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>KLORPRİFOS METİL</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>27</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>PİRİMİPHOS METHYL</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>ACETAMİPRİD</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>16</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>KLORPRİFOS</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>METHİCARB</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>SULFOXAFLOR</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>ETHILEN OXIDE</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FOSTHİAZATE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>TEBUFENPYRAD</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>BUPROFEZİN</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FORMETANATE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>IMAZALİL</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>ALDİCARB</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>PROPİCONAZOLE</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>TEBUCONAZOLE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FOSTHİAZATE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>CHLOROTHALONİL</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>CYFLUMETOFEN</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>BUTACHLOR</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>DINICONAZOLE </p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FLONİCAMİD</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>ACRİNATHRİN</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>DİMETHOATE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Resmî Gazete’de yasaklı ilan ettiği aktif maddelerin ülkemizde kullanımının devam etmesi konuya ilişkin gerekli önlemlerin alınmadığını, denetimlerin yeterli ve uygun şekilde yapılmadığını, bu maddelerin piyasadan uygun şekilde toplatılmadığını ve sonuç olarak bir şekilde hâlâ kullanılabildiğini gösteriyor. </p>
<p>PAN Uluslararası Yüksek Tehlikeli Pestisitler Listesi’nde belirtildiği üzere;</p>
<ul>
<li>
<p>Fenbutatin Oxide, Aldicarb, Chlorothalonil pestisit aktif maddeleri solunduğunda ölümcül; </p>
</li>
<li>
<p>Butachlor, Chlorothalonil, Ethylen Oxide sırasıyla insan kanserojeni, yüksek olasılıkla kanserojen, bilinen/varsayılan kanserojen; </p>
</li>
<li>
<p>Klorprifos, Klorprifos metil, Methiocarb, Aldicarb bal arılarına karşı yüksek düzeyde toksik; </p>
</li>
<li>
<p>Propikanazol insan üreme sistemine karşı şüpheli toksik; Ethylen Oxide insan üreme hücrelerinde kalıtsal mutasyona yol açtığı bilinen maddelerdir. </p>
</li>
</ul>
<p>Türkiye’ye en çok iade edilen ürün biber</p>
<p>2023 yılının Ocak &#8211; Haziran ayları arasında biber başta olmak üzere limon, mandalina, domates, greyfurt, nar, portakal, kabak, ayva gibi meyve sebzelerde; ayrıca kimyon, kuru nane, sumak gibi baharatlarda ve asma yaprağı, rezene gibi ürünlerde limit üzeri pestisit kalıntısı tespit edildi.</p>
<p>Tablo 2: Ürünlerin bildirim sayısı</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Ürün adı</p>
</td>
<td>
<p>Bildirim sayısı</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Biber</p>
</td>
<td>
<p>41</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Limon</p>
</td>
<td>
<p>27</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Domates</p>
</td>
<td>
<p>7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Mandalina</p>
</td>
<td>
<p>10</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Greyfurt</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Nar</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Portakal</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ayva</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kabak</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kimyon</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Sumak</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kuru Nane</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Asma Yaprağı</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Rezene</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bildirimlerde pestisit kokteylleri dikkat çekiyor</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda nardaki tarım zehri bir çocuğun ölümüne neden olmuştu. Bildirimlere bakıldığında narda Acetamiprid, Imazalil, Sulfozaflor ve yasaklı olan Propiconazole’un aynı anda kullanıldığı görülüyor. Bu sonuç acı sonuçlardan bile ders çıkarılmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bildirilen diğer meyve ve sebzede de birden fazla pestisit kullanıldığı dikkat çekiyor. Birden fazla pestisit aktif maddesi birbiriyle etkileşime girerek kokteyl etkisi yaratıyor ve böylece daha zararlı hale gelebiliyor. Yasal düzenlemeler için yapılan toksikolojik çalışmalar yalnızca tek bir toksik kimyasal maddenin yol açtığı sağlık sorunlarına odaklanıyor. Aynı gün içerisinde farklı gıdalardan alınan pestisitleri, aynı gıdadan alınan farklı pestisitleri veya çevresel yolla maruz kalınan diğer kimyasalları hesaba katmıyor.</p>
<p>Dış pazarda itibar kaybı, iç pazarda endişe hakim</p>
<p>Rekor seviyelerle tarım zehiri bildirimleri giderek artan Türkiye’nin tarımsal üretim potansiyeli yüksek olmasına rağmen ticari itibarı zarar görüyor.</p>
<p>Bildirimlerin artması ve yasaklı pestisitlere dair bildirimlerin devam etmesi ise denetimler konusunda tüketicide endişe yaratıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı pestisit kalıntıları konusunda iç pazarda denetimler yapsa da denetim sonuçlarının şeffaflıkla paylaşılmaması, ihraç edilen ürünlerde pestisit kaynaklı bildirimlerin artması ve kullanımı sonlandırılan pestisitlerle ilgili bildirimlerin bulunması iç pazara sunulan ürünlerde daha fazla pestisit bulunabileceğine dair endişeleri artırıyor.</p>
<p>Bakanlık yetkilileri tarafından Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’ne (GGBS) ülke genelindeki tüm gıda ve yem işletmeleri, bu işletmelere yönelik denetimler, alınan numuneler, numunelerin analiz sonuçları, işletmelere uygulanan idari cezalar, yaptırımlar, ithalat ve ihracat kayıtları gibi bilgiler giriliyor. Ancak bu bilgiler halkın erişimine açık değil. Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de GGBS verilerinin halkın erişimine açılmasını talep eden Zehirsiz Sofralar Platformu son dönemde rekor seviyeye ulaşan kalıntılı ürünlere ve yasaklı aktif madde kullanımına ilişkin halkın endişelerinin giderilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Tarım zehirlerine mahkûm değiliz</p>
<p>Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Zehirsiz Sofralar Platformu çatısı altında faaliyet gösteren Pestisit Eylem Ağı’nın tüm canlılara zarar veren pestisitlerin yasaklanması ve doğa dostu yöntemler ile bunları kullanan üreticilerin desteklenmesi için başlattığı Zehirsiz Kampanya’ya (Change.org/ZehirsizSofralar) bugüne kadar 180 bini aşkın kişi imza desteği verdi. Kampanya sayesinde pestisitlerin zararları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratıldı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı AB geçiş sürecinde 200’ün üzerinde, kampanya döneminde ise 27 pestisit aktif maddesinin kullanımını yasakladı. Ancak kampanya talepleri arasında yer alan Dünya Sağlık Örgütü’nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği 13 aktif maddeden 9’u hâlâ yasaklanmadı. Zehirsiz Sofralar Platformu, ülkemiz tarımında hâlâ kullanılan 9 pestisit aktif madde ile birlikte başta bebeklerin ve çocukların hormon sistemine zarar veren; havayı, suyu ve toprağı kirleten pestisitlerin ivedilikle yasaklanması için tüm vatandaşları gıdasının sorumluluğunu alarak kampanyaya destek olmaya çağırıyor.</p>
<p>Zehirsiz Sofralar Platformu Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, Pestisit Eylem Ağı tarafından hazırlanan “Zehirsiz Sofralar İçin Yol Haritası”nın dikkate alınmasını talep ediyor. Dünyada ve Türkiye’de pek çok çiftçi zehirsiz gıda üretiyor. Sağlıklı bir gelecek için daha fazla ekolojik, ekonomik kayba ve hastalığa sebep olmadan bir stratejik eylem planı geliştirmeli; doğru politikalar izlenmeli ve böylece pestisitlere dayanan konvansiyonel tarım sisteminin, yerini agroekolojik, organik ve onarıcı tarıma bırakması sağlanmalı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarim-zehirlerinde-alarm-yasakli-maddelerin-kullanimi-devam-ediyor-391200">Tarım Zehirlerinde Alarm: Yasaklı Maddelerin Kullanımı Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Oran&#8217;dan yangın ve plaj kullanımı konusunda uyarı! &#8220;Bulduğumuz gibi bırakalım&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-orandan-yangin-ve-plaj-kullanimi-konusunda-uyari-buldugumuz-gibi-birakalim-388823</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jun 2023 00:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bırakalım]]></category>
		<category><![CDATA[bulduğumuz]]></category>
		<category><![CDATA[gibi]]></category>
		<category><![CDATA[konusunda]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[orandan]]></category>
		<category><![CDATA[plaj]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=388823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl olduğu gibi bu bayramda da milyonları ağırlayan Çeşme ziyaretçi akınına uğradı. Tüm ekibiyle 7/ 24 sahada olan Çeşme Belediye Başkanı M. Ekrem Oran, gerekli çalışmaları yaparak, önlemleri aldıklarını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-orandan-yangin-ve-plaj-kullanimi-konusunda-uyari-buldugumuz-gibi-birakalim-388823">Başkan Oran&#8217;dan yangın ve plaj kullanımı konusunda uyarı! &#8220;Bulduğumuz gibi bırakalım&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl olduğu gibi bu bayramda da milyonları ağırlayan Çeşme ziyaretçi akınına uğradı. Tüm ekibiyle 7/ 24 sahada olan Çeşme Belediye Başkanı M. Ekrem Oran, gerekli çalışmaları yaparak, önlemleri aldıklarını belirtti. Çeşme’deki otel ve restoranlardaki doluluk oranlarının yüzde yüze ulaştığını ifade eden Oran, Çeşmeliler’e seslenerek, şunları söyledi:</p>
<p>Çeşmemiz’in kıymetli misafirleri ve sevgili Çeşmeliler yeşil alanlarımızda ateş yakan misafirlerimizi uyarmanızı sizlerden özellikle rica ediyorum, yangın konusunda özellikle böyle rüzgarlı günlerde tedbirli olmalıyız. Plajların kullanımı konusunda da çöplerimizi çöp konteynerlarına atalım, atmayanları uyaralım. Plajlarımızı bulduğumuz gibi temiz bırakalım. Hepinize yeryüzündeki cennet Çeşme’de güzel bir bayram diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-orandan-yangin-ve-plaj-kullanimi-konusunda-uyari-buldugumuz-gibi-birakalim-388823">Başkan Oran&#8217;dan yangın ve plaj kullanımı konusunda uyarı! &#8220;Bulduğumuz gibi bırakalım&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı Uyardı: &#8220;Gebelikte Kontrolsüz İlaç Kullanımı Çocuklardaki Sakatlık Riskini Artırabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gebelikte-kontrolsuz-ilac-kullanimi-cocuklardaki-sakatlik-riskini-artirabilir-384154</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2023 10:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklardaki]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolsüz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sakatlık]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, Uzmanı Uyardı: "Gebelikte Kontrolsüz İlaç Kullanımı Çocuklardaki Sakatlık Riskini Artırabilir"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gebelikte-kontrolsuz-ilac-kullanimi-cocuklardaki-sakatlik-riskini-artirabilir-384154">Uzmanı Uyardı: &#8220;Gebelikte Kontrolsüz İlaç Kullanımı Çocuklardaki Sakatlık Riskini Artırabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Gebelikte kontrolsüz ilaç kullanımının çocuklardaki sakatlık riskini arttırabildiğini söyleyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, “İlacın içerisindeki madde yanında, gebelik haftası, ilaca devam süresi ve ilacın fetusa ulaşıp / ulaşmadığı gibi faktörler de sakatlık yapıcı etkide önemlidir. Bu nedenle gebelikte kullanılacak her ilaç için kadın hastalıkları ve doğum doktorundan ve gerekirse perinatologdan risk kategorisi ve kullanılıp/ kullanılamayacağı hakkında bilgi alınmalıdır. Özellikle fetüsün organ gelişiminin gerçekleştiği ilk üç ay için bu konu daha fazla önem arz ediyor.” diye konuştu.</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Her 16 gebeden en az birinin gebelikte fetusta sakatlık yapıcı etki artışı olabileceği bilinen ilaç kullandığının ortaya konduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Perinatoloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, gebelikte bilgisiz ve bilinçsiz ilaç kullanımının yaratabileceği risklere dikkat çekti. Bununla ilgili American Journal of Obstetrics and Gynecology dergisinin Ağustos 2022 sayısında yayınlanan araştırmaya işaret eden Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, “Amerika’da yaşayan kadınların ne kadarının gebelikte sakatlık ya da çocukta sorun oluşturabilecek ilaçlara maruz kaldığı incelendi. Sonuç olarak her 16 gebeden en az 1’inin bilmeden veya mecburiyetten maruz kaldığı ortaya çıktı. Bu da çocuklardaki sakatlık riskini artırıyor” şeklinde konuştu.  </p>
<p> </p>
<p><strong>RİSK GRUPLARININ ÖNCEDEN BELİRLENMESİ GEREKLİ</strong></p>
<p>İlaçların sakatlık oluşturma riskleri açısından önceden yapılan gözlemsel çalışmalara göre risk kategorilerine ayrıldığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Başbuğ: “İlacın içerisindeki madde yanında, gebelik haftası, ilaca devam süresi ve ilacın fetusa ulaşıp/ulaşmadığı gibi faktörler de sakatlık yapıcı etkide önemlidir” dedi. Prof. Dr. Başbuğ sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Fetüsün organ gelişimi gerçekleştiği için gebelikte ilk üç ay daha önem arz etmektedir. İlk üç ayda kullanılan bazı ilaçlar sakatlık oluşturma riskine daha fazla sahiptir. Bu yüzden ilk üç ay vitamin dahi olsa kullanılan ilaçlar kadın doğum hekimine gerekirse perinatoloğa sorularak kullanılmalı. Gebe olduğu bilinen bir kadın gelişigüzel ilaç kullanmamalı. Çünkü zorunlu olarak kullanılması gereken ilaçlar A, B, C, D ve X risk gruplarına göre kullanılıyor. Örneğin; D grubuna epilepsi hastalıklarında kullanılan bazı ilaçlar dâhildir. Bu gruptaki ilaçlar çocuklar için belli bir risk yaratsa da anne kullanmak zorunda. Aksi taktirde annede nöbetlere bağlı yaşam kaybı riski bulunur. Dolayısıyla epileptik gebelerde ilaç seçimlerimizde bebeğin en az zarar göreceği ilaçlar tercih edilir. Sonuç itibariyle gebede kullanılacak ilacın risk grubunun önceden belirlemesi çok önemlidir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“RİSKİ OLUŞTURAN İLACIN BEBEĞE ULAŞIP ULAŞMADIĞI DA ÖNEMLİ”</strong></p>
<p>“Gebelikte kullanılacak ilacın sakatlık oluşturucu risk grubunun önceden belirlenmesi kadar önemli bir noktada ilacın emilimidir” diyen Prof. Dr. Başbuğ, sözlerine şöyle devam etti:“Ağızdan alınan bir ilaç mideden emilmiyorsa zararlı olmaz. Örneğin ishal tedavilerinde kullanılan ilaçlar emilmediği için çocuğa zararı olmaz. Fakat aynı maddeyi damar yoluyla verirseniz, maddenin çocuğa ulaşma ihtimali artar.”</p>
<p> </p>
<p><strong>GEBELİKTE ANTİBİYOTİK KULLANILILIR MI?</strong></p>
<p>En çok merak edilen konulardan biri olan gebelikte antibiyotik kullanımıyla ilgili Prof. Başbuğ şu bilgileri verdi: “Gebelikte antibiyotik kullanımı için de özellikle plasentadan geçen ve teratojenik etki potansiyeli olan ilaçların fetal sakatlıklara sebep olduğunu söyleyebiliriz. Bu kapsamda bazı antibiyotikler güvenli kullanım şartıyla verilebilirken bazıları verilmez. Dolayısıyla antibiyotiklerin teratojenik etki potansiyaline, plasentadan geçmediğine, yüksek doza ulaşmadığına ve gebelik haftasına dikkat edilmeli.”</p>
<p>Kronik hastalıkları olup da gebe kalan kadınların rutin kullanmak zorunda olduğu bazı ilaçlarının olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, “Hastalığını takip eden ve gebelikteki takibini yapacak hekimlerin birlikte çalışmasıyla sağlıklı bir bebek dünyaya gelebilir&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>“ÇOCUKTA, İLAÇ KULLANIMINA BAĞLI HASTALIKLAR 6 AY, 1 YIL İÇİNDE DE ORTAYA ÇIKABİLİYOR” </strong></p>
<p>Gebeliğin ilk üç ayının sakatlık oluşturma dönemi olmakla birlikte sonraki aylarda da sorunların ortaya çıkabileceğini kaydeden Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Perinatoloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, konuyla ilgili şunları kaydetti: </p>
<p>“Herhangi bir vitamin verirken bile çok dikkat etmek gerekiyor. Zira vitamin ilaçlarının içindeki katkı maddesinin zararı, çocuklarda uzun dönemde ortaya çıkabiliyor. Şu ana kadar doğuştan gelen sakatlıklardan bahsetsek de bazı hastalıkların geç ortaya çıktığını belirtmekte fayda var. Örneğin bazı kanser türlerinde gebe kadınların kullandığı bir ilacın etkisi olarak kız çocuklarında 8 ya da 10 yaşında vajinal adenozis hastalığı görülebiliyor. İlaç kullanımına bağlı hastalıklar direkt doğumdan hemen sonra değil 6 ay 1 yıl içinde de ortaya çıkabiliyor. Bu yüzden hastanın kendisi görüş almadan bir ilacı kullanmamalı, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ve gerekirse perinatolog görüşünü aldıktan sonra uygun ilaçları kullanmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gebelikte-kontrolsuz-ilac-kullanimi-cocuklardaki-sakatlik-riskini-artirabilir-384154">Uzmanı Uyardı: &#8220;Gebelikte Kontrolsüz İlaç Kullanımı Çocuklardaki Sakatlık Riskini Artırabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hareketsizlik Ve Sigara Kullanımı Damar Tıkanıklığına Yol Açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hareketsizlik-ve-sigara-kullanimi-damar-tikanikligina-yol-acabilir-365507</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2023 09:40:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tıkanıklığına]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atar ve toplardamarlarda oluşan daralma ve tıkanmalar doku, organ ve uzuvlarda beslenme bozukluklarına yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsizlik-ve-sigara-kullanimi-damar-tikanikligina-yol-acabilir-365507">Hareketsizlik Ve Sigara Kullanımı Damar Tıkanıklığına Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atar ve toplardamarlarda oluşan daralma ve tıkanmalar doku, organ ve uzuvlarda beslenme bozukluklarına yol açabiliyor. Periferik arter hastalığı olarak da bilinen bu rahatsızlık ailesel geçişin yanı sıra şeker ve kolesterol yüksekliği olan, sigara kullanan, kilo fazlası olan ve hareketsiz bir yaşam tarzı benimseyen kişilerde daha çok görülüyor.</p>
<p>Bazı hastalarda hiçbir belirti vermeyen bu rahatsızlık, oluştuğu yere göre farklı bulgular gösterebiliyor. Tıkalı damarların anjiyografik yani girişimsel işlemlerle açılması ve uygun tedavinin yapılması büyük önem taşıyor. Açık cerrahi ile benzer oranda başarı sağlayan bu işlem hastalara daha kısa sürede günlük hayata dönüş, daha az ağrı ve daha düşük enfeksiyon riski, kesi olmaması gibi avantajlar sağlıyor.</p>
<p>Memorial Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Gümüş, periferik arter hastalığında anjiyografik girişimsel tedavi yöntemi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Damar rahatsızlıkları doku, organ ve uzuvların beslenmesini bozar</strong></p>
<p>Perifer (çevresel) arter, kalp ve beyin dışındaki diğer tüm doku ve organları besleyen atar damarlara verilen isimdir. Bu damarlarda oluşabilen tıkanıklık ve daralma gibi rahatsızlıklar önemli doku, organ, el ve bacaklarda beslenme bozukluklarına neden olabilir. Bu hastalık durumuna periferik arter hastalığı denmektedir. Damar tıkanıklıkları daha çok şeker ve kolesterolü yüksek olan, yoğun sigara kullanan, uzun süreli tansiyonu olan ve ailesel damar sertliğine yatkın hasta gruplarında daha sık görülmektedir.</p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam tarzı ve tütün kullanımı damar tıkanıklığı risk faktörleridir</strong></p>
<p>Periferik arter hastalığının nedenleri genetik ve kazanılmış nedenlere bağlı olmakla birlikte birçok faktörden kaynaklanabilmektedir. Ailesel damar sertliği (ateroskleroz), sigara kullanımı, buerger hastalığı, yüksek lipid ve kolestrol değerlerine sahip olmak, hareket azlığı, obezite, kontrolsüz şeker hastalığı, gut hastalığı, kronik böbrek yetmezliği bu hastalığa yatkınlık oluşturabilecek ana nedenlerdir. </p>
<p><strong>Belirtiler tıkanıklık oluşan bölgeye göre farklılaşabilir</strong></p>
<p>Periferik damar hastalıkları bazı hastalarda hiçbir şekilde bulgu vermeyebilir. Bununla birlikte tuttuğu atar damarın beslediği organ ve dokulara göre farklı belirtilerle de ortaya çıkabilmektedir. Bacaklarda ortaya çıkan damar tıkanıklığı yürüme mesafesinde kısalma, kas ağrıları, ayak parmaklarında soğukluk, uyuşukluk gibi belirtiler verebilirken; beyin beslenmesine katkıda bulunan karotis arter tıkanıklarında ise ani felç ile kendini gösterebilmektedir.</p>
<p><strong>Anjiyografik işlemler ile tıkalı damarlar hızlı bir şekilde açılabilir </strong></p>
<p>Periferik arter hastalığının tanısı için öncelikle bir kalp ve damar cerrahına başvurulmalıdır. Uzman hekim tarafından yapılan detaylı bir fizik muayene sonrası, nabız kontrolü, doppler ultrasonografi, MRI, bilgisayarlı tomografik anjiografi ve tanısal anjiografik incelemeler sonucunda tanı koyulabilmektedir. Bu hastalığın tedavisinde uygun ilaç düzenlemesinin yanı sıra; tıkalı damarların anjiyografik işlemlerle açılması ve tıkalı bölgelere uygun stentleme/balon dilatasyon işlemlerinin yapılması son derece önemlidir. Bu işlemler deneyimli merkezlerde erken dönemde yapıldığında beslenme bozukluğuna uğramış bölgede ciddi geri dönüşü ve sağlığa hızlı kavuşmayı sağlamaktadır. Anjiyografik işlemlerin yapılamadığı hasta gruplarında açık cerrahi ile yapay veya doğal damarlar kullanılarak da bypass cerrahisi ve tromboendarterektomi işlemlerinin yapılması hayat kurtarıcı olabilmektedir. </p>
<p><strong>Girişimsel anjiyografik işlemler hastaya avantajlar sağlar </strong></p>
<p>Damar tıkanıklıklarında uygulanan girişimsel tedaviler anjiografik işlemlerden açık cerrahi işlemlere kadar geniş bir yelpazede kümelenmektedir. Bu işlemlerin sağladığı avantajlar şu şekilde sıralanabilir:</p>
<ul>
<li>Tıkalı damar bölgeleri stent veya balon anjioplasti yapılarak kısa sürede açılabilir </li>
<li>Açık cerrahiye gitmeden ve kesiye gerek kalmadan girişimsel yolla tedavi edilebilir</li>
<li>Genel anesteziye gerek duyulmadığı için anestezi riskleri söz konusu olmaz</li>
<li>Deneyimli ekip ve uygun ekipmanlar ile yapıldığında cerrahi ile benzer oranda başarı sağlar</li>
<li>Vücutta kesi olmadığı için yara iyileşmesi sorunu oluşmaz ve enfeksiyon riski azalır</li>
<li>Hastanede kalış süresi kısalır ve hasta günlük yaşamına daha kısa sürede döner</li>
<li>Ağrı seviyesi ve kan kaybı daha az olur</li>
<li>Anjiografi ile müdahalenin uygun olmadığı hasta gruplarında açık cerrahi ile damar akımının tekrar sağlanması da tedavinin ana bileşeni olmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Damar tıkanıklığı riskini düşürebilirsiniz</strong></p>
<p>Periferik arter hastalığından korunmak için öncelikle risk faktörlerinden uzak durmak gerekmektedir. Sigara kullanılmaması, yağlı/şekerli diyet beslenmesinin azaltılması, düzenli hekim kontrolünden geçilmesi ve uygun durumlarda destekleyici ilaç kullanılması ile periferik arter hastalığı riski minimalize edilebilir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsizlik-ve-sigara-kullanimi-damar-tikanikligina-yol-acabilir-365507">Hareketsizlik Ve Sigara Kullanımı Damar Tıkanıklığına Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Oftalmoloji Derneği&#8217;nden, deprem bölgesinde kontakt lens kullanımı açıklaması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-oftalmoloji-derneginden-deprem-bolgesinde-kontakt-lens-kullanimi-aciklamasi-362258</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 07:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derneğinden]]></category>
		<category><![CDATA[kontakt]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[oftalmoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362258</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, deprem bölgesinde kontakt lens kullananların dikkat etmesi gereken kurallarla ilgili açıklamalar yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-oftalmoloji-derneginden-deprem-bolgesinde-kontakt-lens-kullanimi-aciklamasi-362258">Türk Oftalmoloji Derneği&#8217;nden, deprem bölgesinde kontakt lens kullanımı açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği, deprem bölgesinde kontakt lens kullananların dikkat etmesi gereken kurallarla ilgili açıklamalar yaptı. Temiz suya ve iyi hijyen koşullarına sahip olmayan kontakt lens kullanıcılarının lens kullanmaya ara vererek, şartlar iyileşinceye dek bir süre gözlük kullanmalarının göz sağlığını korumak için önemli olduğuna dikkat çekti. </strong></p>
<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Kontakt Lens Birim Sekreteri Prof. Dr. Zeynep Özbek</strong> deprem bölgesinde kontakt lens kullanırken dikkat edilmesi gerekenleri hatırlatarak göz sağlığını korumak için alınacak tedbirleri vurguladı. <strong>Prof. Dr. Zeynep Özbek</strong>, kontakt lens kullanımı sırasında hijyen kurallarına uyulmasının göz sağlığı korumak için hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, “Temiz şebeke suyu, sabun, hijyenik musluk gibi şartlara ulaşamayan kişilerin kontakt lenslerini kullanmaya ara vererek bu sorun çözülene kadar tekrar gözlük kullanmasını tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde göz sağlığına ciddi olumsuz etkileri olacaktır” dedi. </p>
<p><strong>Kontakt lensler nasıl kullanılmalı?</strong></p>
<p>Kontakt lensler iyice yıkanmış, durulanmış ve kurulanmış temiz ellerle, kendi solüsyonu ile temizlenip saklandığı lens kabı içinden alınarak sabah göz yüzeyine uygulanır ve kişinin gün boyunca görme ihtiyacını karşıladıktan sonra akşam yatmadan önce yine yıkanmış, durulanmış ve kurulanmış ellerle gözden çıkarılır.  Tekrar özel solüsyonu ile temizlenir ve temiz solüsyon ile saklama kabına konur.</p>
<p>Gözün saydam tabakası olan kornea üzerinde yerleşen kontakt lensler mikrop kapma riski nedeniyle her gece uyumadan önce ve duşa, banyoya girerken çıkarılmalıdır. Güvenli kontakt lens kullanımı için takmadan ve çıkarmadan önce ellerin temiz su ve sabunla yıkanmış, durulanmış olması şarttır.</p>
<p><strong>Deprem bölgesinde kontakt lens kullanımı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Zeynep Özbek, ülkemizde yaşanan deprem felaketi nedeniyle etkilenen bölgelerde yaşamaya devam eden ya da görev yapan kişilerin içinde bulundukları ortamda temiz suya ve solüsyona ulaşımının kısıtlı olması, yaşanan ortamın enkaz nedeniyle tozlu olması kontakt lens kullanımını riskli hale getirdiğini belirtti. Prof. Dr. Özbek şöyle devam etti: </p>
<p>“Kontakt lens kullanan kişilerde kirli sudan veya kirli ellerden göze gelen mikroplar görme kaybına kadar gidebilen ciddi enfeksiyonlara yol açabilir. Bu nedenle mümkünse bu zor dönemde lens kullanmaya ara verilip gözlük kullanılması en doğru seçim olacaktır. Türk Oftalmoloji Derneği olarak hem bölgede görev yapan göz hekimi üyelerimizle hem de mobil göz muayene hizmeti vermek üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kontakt lens kullananların en yakın noktadaki göz hekimine başvurmalarını ve gözlük temin etmek için taleplerini iletmelerini öneriyoruz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-oftalmoloji-derneginden-deprem-bolgesinde-kontakt-lens-kullanimi-aciklamasi-362258">Türk Oftalmoloji Derneği&#8217;nden, deprem bölgesinde kontakt lens kullanımı açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber güvenlikte dış kaynak kullanımı artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlikte-dis-kaynak-kullanimi-artiyor-361516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2023 10:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=361516</guid>

					<description><![CDATA[<p>IT dünyası pandemi sonrası dönemin sorunlarına çözüm arıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlikte-dis-kaynak-kullanimi-artiyor-361516">Siber güvenlikte dış kaynak kullanımı artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>IT dünyası pandemi sonrası dönemin sorunlarına çözüm arıyor</strong></p>
<p><strong>Pandemi sırası ve sonrasında dijital dönüşüm yatırımlarındaki artışın bir sonucu olarak birçok trend ve gelişme hız kazandı. Bu süreçte tehdit ortamı da son derece hızlı bir şekilde gelişti, kurumsal siber saldırı alanları genişledi.  Şirketler güvenlik politikalarını bu yeni tehditlere ve ihtiyaçlara göre yeniden şekillendirmeye çalışıyorlar. Geliştirilen çözümlerden biri de Yönetilen Algılama ve Yanıt (MDR) olarak ön plana çıkıyor. </strong></p>
<p>Siber güvenlik şirketi ESET, şirketlerin ve bilişim uzmanlarının MDR ile ilgili doğru adımları atabilmeleri için dikkat etmeleri gerekenleri bir araya getirdi.  </p>
<p>Şirketler pandemi döneminde çok hızlı karar vermek durumunda kaldıkları için kurumlarını saldırıya açık hale getiren yanlış yapılandırmaları da benimsediler. Bazı kurumlar şirket içi çözümleri arka plana attılar. Hibrit çalışma modeli ile evde kontrol edilemeyen cihazlar ve bunları kullanan dikkatsiz çalışanlardan kaynaklanan sorunlarla boğuştular. Yeni iş yapış şekilleri ve yeni alışkanlıklar ihlallerin yaygınlaşma ihtimalini artırdı. 2021 yılında ABD&#8217;de kamuya açıklanan veri ihlallerinin tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı görüldü. Bu durum, ihlal olaylarının algılanmasını zorlaştırıyor ve kontrol altına alınmasının maliyetini artırıyor. Bir veri ihlalini algılamak ve kontrol altına almak için ortalama süre şu anda 277 gün ve güvenliği ihlal edilmiş 2.200-102.000 kayıt için ortalama maliyet 4,4 milyon ABD Doları olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Yönetilen Algılama ve Yanıt anlamına gelen Managed Detection and Response (MDR), siber saldırıları mümkün olan en hızlı şekilde tespit etmek ve bunlara müdahale edebilmek için dış kaynak sağlayıcı tarafından gerekli teknolojilerin temini, konumlandırılması, işletilmesi ve yürütülmesi olarak tanımlanıyor. MDR, sektör lideri teknolojinin ve insan uzmanlığının birleşimi olarak öne çıkıyor. Yetenekli tehdit avcılarının ve olay yöneticilerinin siber riski en aza indirmeye yardımcı olmak üzere araçların sonuçlarını analiz ettiği Güvenlik Operasyonları Merkezi (SOC) içinde bir araya gelirler. </p>
<p><strong>ESET Türkiye Ürün ve Pazarlama Müdürü Can Erginkurban </strong>kuruluşların günümüzün en önemli IT ihtiyaçlarından olan siber güvenlik konularında çözüm ve hizmet satın alacakları firmalar ile güçlü bir bağları olması gerektiğine inandıklarını söyleyerek şu değerlendirmede bulundu: “Süreçlerin basit alım satım işlemleri dışında güvene dayalı bir iş ortaklığına dönüşmesi gerekiyor. ESET Türkiye olarak MDR hizmetlerimizi katma değerli hizmet sağlayıcılarımız aracılığı ile müşterilerimize ulaştırıyoruz. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde siber güvenlik ve iş sürekliliği başta olmak üzere kuruluşların tüm IT ihtiyaçlarına yanıt verebilecek çok değerli iş ortaklarımız bulunuyor”. </p>
<p><strong>Bir MDR çözüm sağlayıcısında olması gereken 5 özellik</strong></p>
<ol>
<li>Mükemmel algılama ve yanıt teknolojisi: Yüksek algılama oranları, düşük yanlış tespitler ve minimum sistem ayak izi ile tanınan bir üreticinin ürünlerini kullanıyor olmalı. Bağımsız analist değerlendirmeleri ve müşteri incelemeleri yararlı olabilir.</li>
<li>Önde gelen araştırma yetenekleri: Tanınmış virüs laboratuvarları veya benzerlerine sahip üreticiler, ortaya çıkan tehditleri durdurma açısından avantajlıdır. Bunun nedeni, uzmanlarının her gün yeni saldırıları ve bunların nasıl azaltılacağını araştırmasıdır. Bu istihbarat, bir MDR için paha biçilmezdir. </li>
<li>24/7/365 destek: Siber tehditler küresel bir olgudur ve saldırılar her yerden ve her zaman gelebilir, bu nedenle MDR ekipleri tehdit ortamını gece gündüz her zaman izliyor olmalıdır.</li>
<li>Üst düzey müşteri hizmetleri: İyi bir MDR ekibinin işi, yalnızca ortaya çıkan tehditleri hızlı ve etkin bir şekilde algılamak ve bunlara yanıt vermek değildir. Şirket içi güvenliğin veya Güvenlik Operasyonları ekibinin bir parçası gibi de davranmalıdır. Bu sadece ticari bir ilişki değil, bir ortaklık olmalıdır. Müşteri hizmetlerinin devreye girdiği yer burasıdır. Üretici, yerel dil desteği ve dağıtım için dünya genelinde hizmet vermelidir.</li>
<li>İhtiyaca göre hizmet: Her kuruluş aynı değildir. Bu nedenle MDR sağlayıcıları, kuruluşlar için hazırladıkları teklifleri kuruluşun boyutlarına, IT ortamlarının karmaşıklığına ve gerekli koruma düzeyine göre özelleştirebilmelidir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlikte-dis-kaynak-kullanimi-artiyor-361516">Siber güvenlikte dış kaynak kullanımı artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğ. Ü. Mert Yeşiladalı: &#8220;Kadın Hastalıklarında Yatışsız Kapalı Cerrahi Kullanımı Artıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-og-u-mert-yesiladali-kadin-hastaliklarinda-yatissiz-kapali-cerrahi-kullanimi-artiyor-361147</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Mar 2023 11:16:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[mert]]></category>
		<category><![CDATA[yatışsız]]></category>
		<category><![CDATA[yeşiladalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=361147</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıklarında kapalı ameliyatların kullanımı özellikli son yıllarda önemli bir ivmeyle artıyor. Kadın Hastalıkları Doğum, Tüp Bebek uzmanı Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, “Gerek hekim deneyiminin artması gerekse teknolojik anlamla yaşanan gelişmelerle birlikte önümüzdeki yıllarda kadın hastalıklarında açık ameliyatlar tarihe karışacak gibi duruyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-og-u-mert-yesiladali-kadin-hastaliklarinda-yatissiz-kapali-cerrahi-kullanimi-artiyor-361147">Dr. Öğ. Ü. Mert Yeşiladalı: &#8220;Kadın Hastalıklarında Yatışsız Kapalı Cerrahi Kullanımı Artıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kadın hastalıklarında kapalı ameliyatların kullanımı özellikli son yıllarda önemli bir ivmeyle artıyor. Kadın Hastalıkları Doğum, Tüp Bebek uzmanı Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, “Gerek hekim deneyiminin artması gerekse teknolojik anlamla yaşanan gelişmelerle birlikte önümüzdeki yıllarda kadın hastalıklarında açık ameliyatlar tarihe karışacak gibi duruyor” dedi. </em></p>
<p>Günümüzde özellikle kadın hastalıkları ameliyatlarında giderek artan oranda kullanılan minimal invazif cerrahi, endoskopik cerrahi, laparoskopi, histeroskopi, robotik cerrahi gibi kapalı ameliyatların ülke genelinde hasta yatış sürelerini azaltıp iyileşme hızını arttırdığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, bu sonuçların hastalar açısından önemli kazanımları olduğuna işaret etti. Özellikle hızlı iyileşme ve yatış süresinin kısalmasının ameliyat korkusu nedeniyle cerrahiden kaçan hastaların bu korkusunu yenmelerine de yardımcı olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, “Büyük kesi olmamasının getirdiği hızlı iyileşme süreci ile hasta ertesi gün günlük fonksiyonlarını yerine getirecek noktaya geliyor. Daha az kanama ve daha az enfeksiyon oranının yanında çok daha az enfeksiyon süresi de hasta için önemli kazanımlar oluyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“ARAŞTIRMA KOPLİKASYON ORANINI DA AZALTTIĞINI GÖSTERİYOR”</strong></p>
<p>Konuyla ilgili olarak ABD’de 5554 hasta üzerinde yapılan bir çalışmaya işaret eden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı şunları anlattı: “İlgili araştırmada; kapalı ameliyat yöntemi kullanılarak rahimi alınan kadınların gece hastane yatışı olmadan aynı gün taburcu edilmelerinin herhangi bir sorun yaratmadığı, hatta bazı komplikasyon oranlarında azalma görüldüğü bildirildi. Biz de kendi pratiğimizde kapalı yöntemle yaptığımız laparoskopik ameliyatlarda bazen aynı gün bazen ertesi gün taburcu ediyoruz. Hatta kesisiz yapılan ve miyom, polip çıkarılması amacıyla uygulanan histeroskopi operasyonlarında hastamızı işlemden 2 saat sonra taburcu ediyoruz.” </p>
<p><strong> “FARKLI KAPALI AMELİYAT YÖNTEMLERİ VAR” </strong></p>
<p>Kapalı ameliyat çeşitleri ile ilgili bilgi veren Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, “Halk arasında açık ameliyat olarak bilinen geleneksel yöntemde karın bölgesinden açılan kesiden miyom, kist veya kanser ameliyatlarını gerçekleştiriyoruz. Kapalı ameliyatlar ise açık bir kesi oluşturmadan birkaç delikten girip batın içini gaz ile şişirerek yaptığımız ameliyatlardır. Birçok değişik kapalı ameliyat yöntemi bulunuyor. Laparoskopi, histeroskopi ya da robotik cerrahi gibi farklı yöntemler var ve bunlar kist ve miyomların çıkarılmasından jinekolojik kanserlere kadar çoğu jinekolojik hastalığı tedavi etmek için kullanılabiliyor.”</p>
<p><strong>“HASTALARIN AMELİYAT KORKUSUNU AŞMASINA DA YARDIM EDİYOR”</strong></p>
<p>Kapalı ameliyatların kadın doğum ile ilgili ekstrem hastalıklar haricinde bütün durumlarda kullanılabileceğini belirten Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, konuyla ilgili şöyle konuştu: </p>
<p>“Kapalı yöntemlerin kullanımı cerrahlar açısından açık yöntemlere oranla daha zordur ve daha uzun bir eğitim süreci gerektirir. Ancak gerek hekimlerin konuyla ilgili eğitim almaları gerekse hastaya sağladığı kazanımlarla birlikte yaygınlığı arttı. Yakın zamanda Amerika’da rahim alma ameliyatının yaklaşık 5 bin 500 kişi üzerinde kapalı yöntem ile yapıldığı bir çalışmada; kapalı yöntemle rahimleri alınan hastalar aynı gün taburcu edilmiş ve komplikasyon oranlarına bakılmış. Bu ameliyatı normalde açık yöntem ile yaptığımız zaman hastanın 2-3 gece hastanede yatması gerekebiliyor. Çalışma kapsamında kapalı yöntemle ameliyat edilen hastalar aynı gün taburcu edilmiş, hiçbir şekilde komplikasyon oranlarında artma olmadığı hatta bazı komplikasyon oranlarında azalma olduğu görülmüş. Böylece rahim alma ameliyatında bile kapalı yöntemin tercih edilip, hastaların aynı gün taburcu olmasıyla komplikasyonlarda artma değil hatta enfeksiyon gibi bazı komplikasyonlarda azalma olabileceğini görmüş olduk.” </p>
<p><strong>“HASTAYI YAKLAŞIK 2 SAAT SONRA TABURCU EDEBİLİYORUZ” </strong></p>
<p>Kapalı ameliyatın hastalar açısından her durumda çok daha verimli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, “Bu ameliyatlar küçük deliklerden yapıldığı için iyileşmesi gereken bir cilt dokusu olmuyor. Küçük kesinin getirdiği hızlı iyileşme süreci ile hasta ertesi gün günlük fonksiyonlarını yerine getirecek noktaya geliyor. Daha az kanama ve daha az enfeksiyon oranının yanında çok daha az enfeksiyon süresi de hasta için önem taşıyor. Estetik olarak da herhangi bir iz kalmıyor. Miyom çıkarma, kist ameliyatları, rahim alma ameliyatları, polip gibi rahim içi patolojilerin alınması kapalı yöntem ile çok daha kolay gerçekleştirilebiliyor. Sonuçta her yaş grubunda ve tüm jinekolojik sorunlarda kullanılabiliyor. Bu noktada önemli olan hastaların kapalı yöntemler konusunda uzmanlaşmış merkezleri seçmeleridir.”</p>
<p><strong>“YAKIN GELECEKTE AÇIK AMELİYATLAR TARİHE KARIŞABİLİR” </strong></p>
<p>Açık ameliyatların zamanla daha da azalacağını kaydeden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ameliyatların yüzde 90’dan fazlasını artık kapalı yöntemle yapmaya başladık. Önümüzdeki 10 ve 20 yılda özellikle robotik cerrahide yaşanan gelişmelerle muhtemelen kapalı cerrahi standart hale gelecek. Yakın gelecekte, çok spesifik vakalar dışında açık ameliyatların neredeyse tamamen ortadan kalkacağına inanıyorum. Günümüzde bile batına 1 santimetrelik delikten girerek 10-12 santimetre büyüklüğündeki miyomları parçalayarak çıkaracak teknolojiye sahibiz. Durum şu an bile bu haldeyken gelecekte açık ameliyatların büyük oranda tarihe karışacağını söyleyebiliriz.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-og-u-mert-yesiladali-kadin-hastaliklarinda-yatissiz-kapali-cerrahi-kullanimi-artiyor-361147">Dr. Öğ. Ü. Mert Yeşiladalı: &#8220;Kadın Hastalıklarında Yatışsız Kapalı Cerrahi Kullanımı Artıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
