<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kronik | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kronik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kronik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Mar 2026 12:53:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>kronik | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kronik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Araz]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ergene]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622851</guid>

					<description><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde ciddi komplikasyonlara ve erken ölümlere yol açtığını vurguladı.</p>
<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş KİGEM Kadın İşgücünü Geliştirme Merkezi’nde Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, Servier Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla Türkiye’de ilk defa 14 derneğin iş birliği ile hayata geçen “Türkiye 2030’da yüzde 50” projesi kapsamında vatandaşlarla bir araya geldi. Hasta, hasta yakını, sağlık profesyonelinin katıldığı ve katılımcıların tansiyon değerlerinin ölçülmesiyle başlayan etkinliğin moderatörlüğünü tiyatro sanatçısı-yönetmen Mert Öner yaptı.</p>
<p><strong>Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Araz, </strong>Dünya Tedaviye Uyum Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Kronik hastalıkların uzun vadede organ ve dokularda ciddi hasarlara yol açtığını ifade eden Araz, “En sık görülen hastalıklar arasında hipertansiyon ve diyabet yer alıyor. Bu hastalıklar; kalp, damar, böbrek ve sinir sistemi gibi birçok organda hasara neden olarak uzun vadeli komplikasyonlara ve ölüm riskinde artışa yol açıyor” dedi.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de kronik hastalık oranları yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de hipertansiyonun erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 31’inde, diyabetin ise yüzde 16’sında görüldüğünü aktaran Araz, bu oranların yüksekliğine dikkat çekti. Kontrol oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Araz, kronik hastalıklarda hedef değerlere ulaşma oranının yüzde 30-40 civarında olduğunu kaydetti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de tedaviye uyum oranı yüzde 36&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun hem dünyada hem de Türkiye’de yeterli düzeyde olmadığını dile getiren Araz, “Hastaların tedaviye uyum oranı dünya genelinde yüzde 30 ila 50 arasında. Türkiye’de ise bu oran yaklaşık yüzde 36 seviyesinde” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Uyum artarsa ölüm ve komplikasyonlar azalıyor&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun artırılmasının önemli kazanımlar sağlayacağını vurgulayan Araz, “Tedaviye uyum sayesinde ölüm oranlarında yaklaşık yüzde 21 azalma, organ hasarı ve komplikasyonlarda ise yüzde 30 ila 50 oranında düşüş sağlamak mümkün” dedi.</p>
<p>&#8220;2030’da tedavi başarı hedefi yüzde 50&#8221;</p>
<p>2030 yılına yönelik hedeflere de değinen Araz, tedaviye uyumu artırarak tedavi başarısında artışa yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirtti ve “Amacımız Türkiye’de tedavi başarı oranını diyabette yüzde 36,7’den, hipertansiyonda ise yüzde 22,2’den %50’ye çıkarmak. Bu sayede hastalıkların uzun vadede oluşturduğu zararları azaltmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> &#8220;Metabolik hastalıklar erken ölümlerin başlıca nedeni&#8221;</p>
<p><strong>Kalp Damar Hastalıklarından Korunma ve Farkındalık Derneği Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene</strong> ise diyabet, obezite ve hipertansiyonun birbiriyle bağlantılı olduğunu belirterek, bu hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde erken ölüm riskinin ciddi şekilde arttığını söyledi.</p>
<p>Metabolik hastalıkların temelinde obezite ve glikoz kontrol bozukluğunun yer aldığını belirten Ergene, “Diyabet, kalp ve böbrek hastalıkları birbiriyle ilişkili. Bu hastalıklar orta ve uzun vadede ciddi organ hasarlarına yol açarak dünyada erken ölümlerin en önemli nedenlerinden biri haline geliyor” dedi.</p>
<p>&#8220;50 yaş sonrası risk hızla artıyor&#8221;</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırmaya değinen Oktay Ergene, belirli yaşın üzerindeki bireylerde bu hastalıklardan en az birinin görülme oranının yüzde 90’ların üzerine çıktığını belirterek, “50 yaş sonrası 10 kişiden 9’unda bu hastalıklardan en az biri görülüyor” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de obezite ve diyabet oranı yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de obezite oranının erişkin nüfusta yüzde 36-40 seviyelerinde olduğunu, diyabetin ise yaklaşık yüzde 17 oranında görüldüğünü aktaran Ergene, bu oranların Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de yaşam süresi daha kısa&#8221;</p>
<p>Türkiye’de yaşam süresinin gelişmiş ülkelere göre daha kısa olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oktay Ergene, “Gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 80’li yaşların üzerine çıkarken, Türkiye’de bu rakam 77 civarında. Arada 10 yıla varan farklar bulunuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Sağlıklı yaşam alışkanlıkları erken yaşta kazanılmalı&#8221;</p>
<p>Hastalıkların önlenmesinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine işaret eden Ergene, yaşam tarzının genç yaşlarda düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Hastalık geliştikten sonra ise ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.</p>
<p>&#8220;Hipertansiyon çoğu zaman ciddiye alınmıyor&#8221;</p>
<p>Hipertansiyonun çoğu zaman hafife alındığını dile getiren Prof. Dr. Oktay Ergene, “Hipertansiyon, dünyadaki ölümlerin ve kalp hastalıklarının önemli bir kısmından sorumlu. Ancak toplumda yeterince ciddiye alınmıyor ve ilaç kullanımı ihmal ediliyor. Türkiye’de sağlık sisteminde ilaca erişim çok iyi durumda iken kronik hastalıklar için düzenli ilaç kullanım oranlarımız çok düşük.” dedi.</p>
<p>&#8220;Tuz tüketiminin azaltılması önemli&#8221;</p>
<p>Toplumsal önlemlerin önemine de değinen Ergene, tuz tüketiminin azaltılmasının hipertansiyonla mücadelede önemli bir adım olduğunu belirtti.</p>
<p>&#8220;70 yaşında hipertansiyon oranı yüzde 70&#8221;</p>
<p>İleri yaşlarda hipertansiyon görülme sıklığının arttığını ifade eden Ergene, “30 yaşındaki bireylerde hipertansiyon görülme oranı %30 iken, 40 yaşındaki bireylerde %40, 70 yaşındaki bireylerde ise bu oranı %70’i buluyor. Yani 10 kişiden 7’sinde hipertansiyon var” dedi. </p>
<p> &#8220;Tansiyon kontrolü hayati önem taşıyor&#8221;</p>
<p>Kan basıncının kontrol altına alınmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Ergene, “Günümüzde artık biliyoruz ki tansiyonun 130/80 mmHg’nin altına indirilmesi gerekiyor. Aksi halde kalp krizi ve inme riski ciddi şekilde artıyor. Basit bir ilaç tedavisiyle bu riskleri büyük ölçüde azaltmak mümkün” diye konuştu.</p>
<p>“Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır.”</p>
<p><strong>Tiyatro sanatçısı Mert Öner</strong> ise aynı takvimde buluşan Dünya Tedaviye Uyum Günü ve Dünya Tiyatro Günü’nün adeta hayatın dengesine vurgu yaptığını söyledi: “27 Mart’ın iki anlamı var: Dünya Tiyatro Günü ve Tedaviye Uyum Günü. Aynı günde buluşmaları, hayatın hem sahnede hem bedenimizde aynı incelikli dengeyle aktığını hatırlatıyor; bu rastlantının içinde tuhaf bir sevinç, derin bir anlam var.   Sahne, insanın doğayla yeniden aynı ritmi aradığı yerdir. Bir nefes, bir söz, bir beden…  Hepsi görünmeyen bir uyumun parçası. Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır. Hikâyeler ise unuttuklarımızı iyileştirir. Bizi birbirimize, toprağa, hayata yeniden bağlar. Çünkü dünya, ancak hikayelerimizi paylaştığımız sürece dengede kalır.” diye konuştu.</p>
<p>“Türkiye 2030’da yüzde 50 projesi”</p>
<p>Dünyada veriler her iki hastadan birinin tedaviye uyumsuz olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre dünyada 1.3 milyar kişi hipertansiyon, 800 milyondan fazla kişi de diyabet hastası. Her 9 kişiden biri diyabetle yaşadığının farkında değil. OECD verileri, tedaviye uyumun artmasıyla uzun dönemde ölüm oranlarının yüzde 21 azaltılabileceğini gösteriyor. Aynı araştırma, yüksek hasta uyumunun sağlık harcamaları üzerinde yıllık 125 milyar Euro katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.  </p>
<p>Türkiye’de ise tüm erişkinlerin yüzde 31’i hipertansiyon, yüzde 16,6’si diyabet hastası. Hipertansiyon tedavisine başlayan hastaların yarısı ilk iki yılda tedavilerini yarım bırakıyor. Tedaviye uyum sağlamayan hastaların hastaneye yatışlar üzerindeki artış oranı yüzde 20’ye varıyor. Alarm veren bu tablonun değişmesine katkı sağlamak için hayata geçen Türkiye 2030’da %50 projesi 13 uzmanlık 1 hasta derneğinin katılımıyla ortaya çıkan ve hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda hastanın tedaviye uyumu ve tedavi başarısının yükselmesini hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesidir.  Servier Türkiye’nin koşulsuz desteklediği bu projenin amacı 2030 yılına kadar hipertansiyonda %22,2, diyabette yüzde 36,7 olan tedavi başarı oranını %50’ye çıkartmaktır.</p>
<p>“14 dernek ortak amaç için birleşti”</p>
<p>Hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda tedaviye uyum oranlarını yükselterek hastalık kontrol başarısını 2030&#8217;a kadar en az yüzde 50&#8217;ye ulaştırmayı hedefleyen bu projede, Ateroskleroz Derneği, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, Dahiliye Uzmanları Derneği, İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği, Kalp Damar Hastalıklarıyla Mücadele ve Farkındalık Derneği, Kardiyovasküler Akademi Derneği, Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, Metabolik Sendrom Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Girişimsel Kardiyoloji Vakfı, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği yer alıyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[donma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[günleriniz]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İşlevsel Donma]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[pilotta]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dış işlevsellik korunurken içsel regülasyon bozuluyor!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, bireyin dış dünyadaki sorumluluklarını sürdürebilmesine rağmen içsel denge ve regülasyonunun bozulduğu; zihin, duygu ve beden arasındaki entegrasyonun zayıfladığı, iyilik hâlinin askıya alındığı bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu hâl, travmatik bir deneyimle ilişkili olabileceği gibi travma dışı, kronik stres temelli de gelişebilir. Kişi günlük işlevselliğini korur ancak içsel olarak donukluk, kopukluk ve otomatik pilotta yaşama hissi yaşar.” dedi.</p>
<p>Stresin, bireyin bedensel ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden uyaranlar karşısında ortaya çıkan zihinsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünü olduğunu hatırlatan Aytop, “Hans Selye’ye göre stres, bedenin değişim talebidir; stresörü izleyen bu tepkiler uyum sağlamaya yöneliktir. Bedenin stresle başa çıkma kapasitesi allostaz olarak tanımlanır. Ancak stres kronikleştiğinde allostatik yük birikir ve bu durum fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar! </strong></p>
<p>Akut stres durumlarında beyin ve beden alarm sisteminin devreye girdiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kortizol, adrenalin ve noradrenalin salınımı artar ve ‘savaş, kaç, donma ya da ödün verme’ tepkileri ortaya çıkar. Donma tepkisi, başlangıçtaki yüksek uyarılmanın ardından sinir sisteminin aktivasyonu belirgin biçimde azaltmasıyla oluşur. Hareket, duygu ve düşünce yavaşlar; dikkat dağılır, bedende ağırlık ve uyuşma hissi ön plana çıkar.” dedi.</p>
<p>Polyvagal teoriye göre bu tepkinin, parasempatik sinir sisteminin dorsal vagal yoluyla ilişkili olduğunu dile getiren Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Evrimsel olarak en ilkel savunma yanıtlarından biridir. İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar. Kişi iş, okul ve sosyal yaşamını sürdürebilir; ancak içsel olarak kopuk, donuk ve regülasyonu bozulmuş hisseder. Günler otomatik pilotta geçiyormuş gibi yaşanır; başlanmış işleri sürdürmek görece kolayken yeni başlangıçlar zorlayıcıdır.</p>
<p>Zihinsel olarak dikkat ve karar verme zorlaşır; duygulara erişim azalır. Bedensel olarak yorgunluk ve ağırlık hissi görülür. Bu durum çoğu zaman dışarıdan fark edilmez ve kişi de yaşadığı kopukluğu net biçimde tanımlayamayabilir. Uzun vadede yaşam kalitesi, ilişkiler ve kişisel gelişim olumsuz etkilenir.”</p>
<p><strong>Bazı bireylerde alarm sistemi kapanmaz ve işlevsel donma gelişebilir!</strong></p>
<p>Travmanın gerçek ya da tehdit edilen ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete maruz kalma durumlarını kapsadığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Travmatik yaşantılar tek seferlik, kronik veya karmaşık biçimde ortaya çıkabilir. Travma sonrası belirtiler, olayın kendisinden çok beynin ve bedenin verdiği stres yanıtlarıyla ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Bazı bireylerde bu alarm sisteminin tehdit ortadan kalksa bile kapanmadığına; stresin kronikleştiğine ve işlevsel donmanın bu süreçte ortaya çıkabilen durumlardan biri hâline geldiğine işaret eden Aytop, bu tablonun depresyon ve travma ile ilişkili bozukluklarla birlikte ya da bağımsız olarak görülebildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Modern yaşam koşulları, beyin ve bedeni işlevsel donma moduna itebilir!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, erken dönem ihmal ve istismar, güvensiz bağlanma, kronik stres, tekil ya da karmaşık travmalar, yetersiz psikolojik dayanıklılık ve öz-değer gibi faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Modern yaşam koşulları da bu durumu tetikleyebilir. Dijital yük, sürekli ekran ve haber maruziyeti, yoğun iş temposu, belirsizlik, ekonomik kaygılar ve yüksek beklentiler beynin ve bedenin kendini koruma amacıyla işlevsel donma moduna geçmesine zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donmanın, depresyon ve tükenmişlik sendromu ile benzer belirtiler gösterebileceğini vurgulayan Aytop, “Ancak temel fark işlevsellik düzeyidir. Depresyon ve tükenmişlikte işlevsellik belirgin biçimde azalırken, işlevsel donmada kişi dışarıdan ‘iyi işleyen’ biri gibi görünebilir. Bu nedenle tanınması daha zordur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması!</strong></p>
<p>İşlevsel donmada sorunun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Daha fazla çabalamak, zaten yorgun olan sistemi zorlayarak donma hâlini derinleştirebilir ve ek psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donma fark edildiğinde, daha çok zorlamak yerine regülasyonu yeniden inşa etmek gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Topraklama, farkındalık, nazik fiziksel aktivite, ekran ve stres yükünü azaltma, sosyal destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, sinir sisteminin güvenliğe yeniden dönmesini destekler.</p>
<p>Psikolojik destek, bireyin içsel kaynaklarını güçlendirmesine, regülasyon becerilerini geliştirmesine ve travmatik ya da kronik stres deneyimlerini güvenli bir bağlamda işlemesine olanak tanır. Bu süreç yalnızca belirtileri hafifletmekle kalmaz; kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla yeniden temas kurmasını sağlayarak travma sonrası büyümeyi mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnegöl Belediyesi&#8217;nden Ücretsiz Hastane Servisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inegol-belediyesinden-ucretsiz-hastane-servisi-606977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 09:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bulunan]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[İnegöl Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[negöl]]></category>
		<category><![CDATA[servisi]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606977</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi, kronik hastalığı bulunan ve hastalıkları süreklilik arz eden vatandaşlar için Bursa’daki hastanelere ulaşımı kolaylaştırmak adına “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulaması kapsamında 2025 yılında 302 sefer düzenledi, 5400 hastanın ücretsiz transferini sağladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegol-belediyesinden-ucretsiz-hastane-servisi-606977">İnegöl Belediyesi&#8217;nden Ücretsiz Hastane Servisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>İnegöl Belediyesi, kronik hastalığı bulunan ve hastalıkları süreklilik arz eden vatandaşlar için Bursa’daki hastanelere ulaşımı kolaylaştırmak adına “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulaması kapsamında 2025 yılında 302 sefer düzenledi, 5400 hastanın ücretsiz transferini sağladı.</span></span></p>
<p><span><span>İnegöl Belediyesi, kronik hastalığı bulunan ve tedavileri kapsamında Bursa’daki hastanelere düzenli olarak gitmek zorunda olan vatandaşlara yönelik önemli bir sosyal destek hizmeti olan “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulamasını sürdürüyor. Tedavisi süreklilik arz eden vatandaşların ulaşım sorununu ortadan kaldıran uygulama kapsamında 2025 yılında 302 ayrı sefer düzenlendiği ve toplamda 5400 vatandaşın ücretsiz transferinin sağlandığı duyuruldu.</span></span></p>
<p><span><span><b>HAFTA İÇİ HER GÜN ÜCRETSİZ ULAŞIM İMKANI</b></span></span></p>
<p><span><span>İnegöl Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sunduğu bu hizmetten hafta içi her gün faydalanmak mümkün. Servisler, belirlenen gün ve saatlerde İnegöl’den Bursa’daki hastanelere ücretsiz olarak ulaşım sağlıyor. Uygulama kapsamında; Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri saat 07.00’de Ziraat Bankası önünden hareket eden servisler Bursa Şehir Hastanesi ile Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne ulaşım sağlıyor. Salı ve Perşembe günleri ise saat 08.00’de yine Ziraat Bankası önünden kalkan servisler Bursa Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne hasta taşımacılığı gerçekleştiriyor.</span></span></p>
<p><span><span><b>BİR GÜN ÖNCESİNDEN TELEFONLA KAYIT YAPTIRMAK YETERLİ</b></span></span></p>
<p><span><span>Ücretsiz hastane servisi hizmeti, kronik hastalığı bulunan veya tedavisi süreklilik gerektiren vatandaşlara yönelik olarak sunuluyor. İnegöl Belediyesi’ne ait araçlarla gerçekleştirilen ulaşım hizmeti sayesinde vatandaşlar hem maddi yükten kurtuluyor hem de güvenli ve konforlu bir şekilde sağlık kuruluşlarına ulaşıyor. Bu uygulamadan faydalanmak isteyenlerin bir gün öncesinden 153 Çözüm Merkezini arayıp kayıt oluşturması yeterli.</span></span></p>
<p><span><span><b>“ÖNCELİĞİMİZ HEMŞERİLERİMİZİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMAK”</b></span></span></p>
<p><span><span>Uygulamaya ilişkin açıklamalarda bulunan İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, insan odaklı hizmet anlayışıyla hareket ettiklerini ve özellikle sağlık alanında vatandaşların hayatını kolaylaştırmanın önemine dikkat çekti. İnegöl Belediyesi’nin ücretsiz hastane servisi uygulamasının vatandaşlar tarafından da memnuniyetle karşılandığını kaydeden Başkan Taban “İnegöl Belediyesi olarak en büyük önceliğimiz, hemşerilerimizin hayatını kolaylaştırmak ve her koşulda onların yanında olmaktır. Özellikle sağlık gibi hayati bir konuda, kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımızın tedavi süreçlerinde yaşadığı ulaşım sıkıntılarını biliyoruz. Bu nedenle, onlara ücretsiz hastane servisi desteği sunarak, sadece bir ulaşım hizmeti değil; aynı zamanda gönüllere dokunan, güven veren bir destek sağlamayı amaçlıyoruz. Bizler için her vatandaşımız çok değerli. Hastalıkla mücadele eden hemşerilerimizin yanında olmak, onların yükünü biraz olsun hafifletmek, sorumluluğumuzun ve insanlık görevimizin gereğidir. Onların sağlıklarına kavuşmaları için gereken desteği sağlamak, bizlerin en büyük mutluluğudur. İnegöl Belediyesi olarak sosyal belediyecilik anlayışımızla, her zaman vatandaşımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Zor zamanlarda destek olmak, dayanışmanın ve gerçek hizmetin en güzel örneğidir. Bu hizmetimizin, kronik hastalarımıza ve ailelerine biraz olsun rahatlık getirmesini temenni ediyorum” dedi.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegol-belediyesinden-ucretsiz-hastane-servisi-606977">İnegöl Belediyesi&#8217;nden Ücretsiz Hastane Servisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[proloterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tendon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor. Cerrahi işlem gerektirmeyen bu yöntem, kronik ağrı sorunu yaşayan hastalar ve sporcular için doğal bir tedavi yöntemi olarak etkili oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Özlem Köroğlu, proloterapinin uygulanması ve sağladığı avantajlar hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p>Proloterapi, kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. </p>
<p><strong>Proloterapinin iyi geldiği 11 sorun</strong></p>
<ol>
<li>Omurga ağrılarına neden olan ligament, bağ sorunları,</li>
<li>Diz, kalça kireçlenmeleri,</li>
<li>Omuz, dirsek yaralanmaları,</li>
<li>Epikondilitler (tenisçi, golfçü dirseği),</li>
<li>Bağ, tendon yaralanmaları,</li>
<li>Kronik ve akut bel ağrıları, tekrarlayan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları (fıtıklar, kireçlenmeler, boyun, bel düzleşmeleri )</li>
<li>Omurga, göğüs kafesi ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament kaynaklı ağrıları,</li>
<li>Boyun kas ve bağlarındaki sorunlardan kaynaklanan baş ağrıları, migrenöz tip ağrılar,</li>
<li>Topuk dikeni, plantar fasiitis, kulunç ağrıları</li>
<li>Yumuşak doku spor yaralanmalarına bağlı ağrılar</li>
<li>Remisyondaki kanser hastalarının bağ dokusu kökenli sorunlarına bağlı ağrılar</li>
</ol>
<p><strong>Hem ağrıyı kesiyor hem de dokuları iyileştiriyor </strong></p>
<p>Proloterapi, vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Eklemin sabit, sağlıklı çalışmasını sağlayan bağların onarılmasına yönelik doğal bir tedavi yöntemidir. Amacımız yalnız ağrıyı kesmek değil doku iyileşmesini hedeflemektir.</p>
<p><strong>Kişiye göre 3-4 haftada bir tekrarlanıyor</strong></p>
<p>Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. Enjeksiyonlar, kişinin iyileşme süreçleri ile uyumlu olarak bireysel değerlendirmeler yapılarak 3-4 haftada bir olacak şekilde planlanır. Seans sayısı kişiye özel değişkenlik gösterir. İyileşme potansiyeli iyi, genç ve ek hastalığı olmayan kişilerde tek seans yeterli olabiliyorken, tam tersi durumlarda seans sayısı 6‘ya kadar uzayabilmektedir. </p>
<p><strong>Egzersiz ve fizik tedavi eşliğinde daha etkili!</strong></p>
<p>Enjeksiyonlar, kişiye özel bir egzersiz programı ve diğer fizik tedavi yöntemleri ile kombine edilmesi durumunda daha etkili olmaktadır. Ayrıca, kullanılan solüsyon vücut sıvılarına çok yakın bir içerikte olduğundan diğer ilaçlarla yapılan (kortizon, lokal anestezik gibi) enjeksiyonlara göre çok daha güvenlidir.</p>
<p>Proloterapi sonrasında, hasta günlük hayatına devam edebilmektedir. Ancak aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınmak ve eklemi fazla zorlamamaya özen göstermek, iyileşme sürecini hızlandırıp tedavinin etkisini artırabilir. </p>
<p><strong>Bu hastalıklar varsa proloterapi uygun değildir</strong></p>
<ol>
<li>Kanama bozukluğu,</li>
<li>Derin ven trombozu,</li>
<li>Stabil olmayan kan basıncı,</li>
<li>Epilepsi öyküsü olan hastalar,</li>
<li>Açık yaralar,</li>
<li>Son dönem kalp yetmezliği,</li>
<li>Antikoagülan tedavi (kan sulandırıcı ) alanlar</li>
<li>Böbrek yetmezliği</li>
<li>Aktif kanser, iltihaplı romatizma ve enfeksiyon mevcut hastalar</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda Enfeksiyona Neden Olan Bu 8 Etkene Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-enfeksiyona-neden-olan-bu-8-etkene-dikkat-595878</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 07:51:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyona]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[etkene]]></category>
		<category><![CDATA[flora]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vajinal]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Enfeksiyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595878</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların büyük çoğunluğu hayatının bir döneminde jinekolojik bir rahatsızlık olan vajinal enfeksiyonlara yakalanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-enfeksiyona-neden-olan-bu-8-etkene-dikkat-595878">Kadınlarda Enfeksiyona Neden Olan Bu 8 Etkene Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların büyük çoğunluğu hayatının bir döneminde jinekolojik bir rahatsızlık olan vajinal enfeksiyonlara yakalanıyor. Hastaların bazıları bu enfeksiyonları uygun tedavi planlaması ile kısa sürede atlatabiliyorken, bir kısmı da tanı ve tedaviyi ihmal ederek hastalığın kronik hale gelmesine yol açabiliyor. Yılda 4 kez ve üzeri tekrarlarla kronik hale gelen enfeksiyonlar kadınların iş, aile ve sosyal yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Tekrarlayan enfeksiyonlar, nedeni hedef alan bütüncül ve hastaya özel yaklaşımlarla tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Ecem Eren, vajinal enfeksiyonların nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kadınların 3’te 1’i vajinal enfeksiyon riski altında</strong></p>
<p>Kadınların en az 3’te 1’i hayatının bir döneminde vajinal enfeksiyon, yetişkin kadınların %75’inden fazlası vajinal mantar enfeksiyonu ve her 100 kadından 5’inden fazlası ise bakteriyel vajinozis enfeksiyonuna maruz kalmaktadır. Vajinanın sağlıklı yapısını koruyan en önemli unsur, içerdiği doğal bakteri florasıdır. Bu florada özellikle Lactobacillus türü bakteriler, hafif asidik bir ortam oluşturarak zararlı mikroorganizmaların çoğalmasını engeller. Ancak bazı dış veya iç etkenler bu florayı bozarak enfeksiyonlara zemin hazırlamaktadır. Hamile kadınlar, vücutlarındaki hormonal değişiklikler nedeniyle daha fazla mantar enfeksiyonu riski ile karşı karşıya kalmaktadır.  </p>
<p><strong>Dar pantolon da enfeksiyona neden olabilir</strong></p>
<p>Vajinal enfeksiyonlar halk arasında daha çok vajinit olarak tanımlanır. Bakteriler, mayalar ve virüslerin neden olduğu vajinal enfeksiyonların en önemli sebepleri şunlardır;</p>
<ol>
<li>Kontrolsüz ve fazla antibiyotik kullanımı</li>
<li>Vajinal duş veya sabunlarla iç temizlik</li>
<li>Vajinal kuruluk</li>
<li>Bağışıklık sisteminde zayıflama</li>
<li>Kontrolsüz diyabet (şeker hastalığı)</li>
<li>Hormonal değişiklikler (doğum kontrol hapları veya menopoz)</li>
<li>Korunmasız cinsel ilişki</li>
<li>Sentetik iç çamaşırı ve dar kıyafetler</li>
</ol>
<p><strong>Daha önceki reçeteyi kullanmanız enfeksiyonu kronik hale getirebilir</strong></p>
<p>Tekrarlayan enfeksiyonlarda birçok kadın, daha önce kendileri için düzenlenmiş bir reçeteyi tekrar kullanarak ya da eczaneden kendi başlarına ilaç alarak sorunu geçici olarak bastırmaya çalışır. Ancak bu yöntem hem yanlış tedaviye hem de enfeksiyonların kronikleşmesine neden olabilir. </p>
<p><strong>Enfeksiyona özel planlama tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Tekrarlayan vajinal enfeksiyonlarda artık sadece mantar ilacı veya antibiyotikle tedavi yerine nedeni hedef alan, bütüncül ve kişiye özel yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Bu tedaviler şunlardır; </p>
<ul>
<li><strong>Vajinal Flora Analizi ve Dengeleme: </strong>Antibiyotik tedavisinden sonra florayı korumak ve mantar oluşumunu önlemek için laktobasil içeren vajinal probiyotikler (fitil veya kapsül) ve ağızdan alınan özel probiyotik kombinasyonları kullanılır.  </li>
<li><strong>Tekrarlayan mantar enfeksiyonlarında uzun süreli baskılama tedavisi: </strong>Sık mantar enfeksiyonlarında, klasik 1-3 günlük tedaviler yerine; haftalık veya aylık düşük doz ilaçlarla enfeksiyonların yeniden oluşması engellenebilir. Antibiyotik sonrası vajinal laktobasil ya da borik asit uygulaması, östrojen düzeyi düşük olan hastalarda lokal hormon desteği verilir.  </li>
<li><strong>Lokal Vajinal Lazer ve Rejeneratif Tedaviler: </strong>Özellikle menopoz sonrası vajinal kuruluk, yanma, tekrarlayan enfeksiyon ve cinsel ilişki sırasında ağrı yaşayan kadınlar için, klasik kremlerin dışında fraksiyonel CO₂ lazer veya Er:YAG vajinal lazer uygulamaları ile vajinal dokuda yenilenme ve florada denge sağlanarak enfeksiyon riskini azaltabilir. </li>
<li><strong>Bağışıklık Sistemini Güçlendirici Destekler: </strong>Tekrarlayan enfeksiyonlarda, altta yatan sistemik nedenlerinde tedavi edilmesi gerekir. Bu rahatsızlıklar tanı konmamış diyabet, vitamin/mineral eksiklikleri (özellikle D vitamini, çinko), kronik stres ve uyku düzensizliğidir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-enfeksiyona-neden-olan-bu-8-etkene-dikkat-595878">Kadınlarda Enfeksiyona Neden Olan Bu 8 Etkene Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Adımda Kışın Sağlıklı Kalın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-adimda-kisin-saglikli-kalin-593917</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 08:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalın]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kışın]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593917</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında soğuk havanın etkisi ile kapalı ortamlarda uzun süre bulunmak ve güneş ışığından daha az yararlanmak gibi durumlar nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflayabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-adimda-kisin-saglikli-kalin-593917">5 Adımda Kışın Sağlıklı Kalın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında soğuk havanın etkisi ile kapalı ortamlarda uzun süre bulunmak ve güneş ışığından daha az yararlanmak gibi durumlar nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflayabiliyor. Bu dönemde grip, soğuk algınlığı, zatürre ve bronşit gibi solunum yolu enfeksiyonları da artış gösteriyor. Başta kronik rahatsızlığı olan bireyler olmak üzere günlük yaşamda uygulanabilecek basit fakat etkili önlemlerle bu hastalıkların büyük bir kısmının önüne geçilebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mahir Cengiz, kışın sağlıklı kalmak için dikkat edilmesi gereken temel adımları anlattı.</p>
<p><strong>1. Bağışıklık sisteminizi güçlendirin</strong></p>
<p>Güçlü bir bağışıklık sistemi için dengeli beslenme şarttır. Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, yağsız protein ve zeytinyağı, ceviz, avokado gibi sağlıklı yağları içeren bir beslenme düzeni tercih edilmelidir. C vitamini ve çinko alımı artırılmalıdır. Portakal, kivi, brokoli, kırmızıbiber ve fındık gibi besinler bağışıklık sistemini destekler. D vitamini eksikliği önlenmelidir. Kış aylarında güneşlenme süresi azaldığı için D vitamini düzeyleri düşebilir. Gerekirse doktor önerisiyle takviye alınmalıdır. Yeterli kalitede uyumak önemlidir. Günde 7-8 saat uyku, bağışıklık fonksiyonlarının sağlıklı çalışması için gereklidir.</p>
<p><strong>2. Enfeksiyonlardan korunun</strong></p>
<p>Kış döneminde enfeksiyon riskini azaltmanın en etkili yollarından biri el hijyenine dikkat etmektir. Grip ve nezlenin en sık bulaşma yolu eller olduğu için sabunla en az 20 saniye el yıkamak büyük koruma sağlar. Kapalı ve kalabalık ortamlarda maske takmak, ortamı sık sık havalandırmak ve hasta kişilerle temastan kaçınmak da enfeksiyonların yayılımını azaltır. Hasta bireylerin çevrelerine karşı sorumlulukla maske kullanması önemlidir. Ayrıca grip aşısının her yıl sonbaharda yapılması ve 65 yaş üstü ile kronik hastalığı olan bireylerin zatürre aşılarını ihmal etmemesi, ciddi enfeksiyonlara karşı etkili bir koruma sağlar.</p>
<p><strong>3. Solunum yollarını koruyun</strong></p>
<p>Solunum yollarının sağlıklı kalması için ortamın nem dengesi önemli bir rol oynar. Kuru hava, solunum yollarını tahriş ederek enfeksiyonlara yatkınlığı artırır; bu nedenle ev içi nem oranının yüzde 40–50 seviyesinde tutulması önerilir. Sigara ve sigara dumanına maruz kalmak solunum yolu enfeksiyonlarını artırdığından hem aktif hem pasif içicilikten uzak durulmalıdır. Ayrıca günde en az 1.5-2 litre kadar su içmek, solunum yollarının nemli ve dirençli kalmasına katkı sağlar.</p>
<p><strong>4. Kronik hastalıklarınızı kontrol altında tutun</strong></p>
<p>Diyabet, hipertansiyon, KOAH veya kalp hastalığı gibi kronik rahatsızlıkları olan bireylerde kış aylarında görülen enfeksiyonlar daha ağır ve hızlı seyredebilir. Bu nedenle ilaçların düzenli kullanılması, kan şekeri ve tansiyonun yakından takip edilmesi ve rutin doktor kontrollerinin aksatılmaması büyük önem taşır. Kronik hastalıkların iyi yönetilmesi, enfeksiyonlara karşı vücudun direncini artırarak komplikasyon riskini azaltır.</p>
<p><strong>5. Fiziksel aktivite ve ruhsal sağlığı desteklemek önemli</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz yapmak bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi kalp ve damar sağlığını da destekler. Haftada en az üç gün 30 dakikalık egzersiz ya da günde 8-10 bin adım atmak, genel sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratır. Kış aylarında güneş ışığından yeterince yararlanmak için öğle saatlerinde kısa yürüyüşler yapmak hem D vitamini sentezini artırır hem de ruh halini iyileştirir. Stresin bağışıklık üzerinde olumsuz etkileri bilindiği için nefes egzersizleri, meditasyon ve hobi aktiviteleriyle stres yönetimi sağlanması kışın daha sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürdürmeye yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-adimda-kisin-saglikli-kalin-593917">5 Adımda Kışın Sağlıklı Kalın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOAH&#8217;tan korunmak için sigara ve pasif içicilikten uzak durulmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koahtan-korunmak-icin-sigara-ve-pasif-icicilikten-uzak-durulmali-592917</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 14:27:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[içicilikten]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[pasif]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592917</guid>

					<description><![CDATA[<p>Solunum yollarında hava akışının kısıtlanmasıyla oluşan, ilerleyici ve sürekli bir solunum yolu hastalığı olan KOAH’ın en önemli nedenleri arasında, tütün ve tütün ürünleri kullanımı ilk sırada yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahtan-korunmak-icin-sigara-ve-pasif-icicilikten-uzak-durulmali-592917">KOAH&#8217;tan korunmak için sigara ve pasif içicilikten uzak durulmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Solunum yollarında hava akışının kısıtlanmasıyla oluşan, ilerleyici ve sürekli bir solunum yolu hastalığı olan KOAH’ın en önemli nedenleri arasında, tütün ve tütün ürünleri kullanımı ilk sırada yer alıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, tütün ve tütün ürünleri kullanımının KOAH&#8217;ın ana nedeni olduğunu vurgulayarak “KOAH&#8217;ı önlemenin en etkili yolu, sigarayı bırakmak, tütün ve tütün ürünlerinden tamamen uzak durmaktır” dedi. Pasif içicilikten korunmanın da önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, başkalarının sigara dumanına maruz kalmaktan kaçınılmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>20 Kasım Dünya KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) Günü, tüm dünyada milyonlarca insanı etkileyen ancak büyük ölçüde önlenebilir olan bu kronik akciğer hastalığı hakkında farkındalığı artırmak için her yıl tüm dünyada kutlanıyor. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, 20 Kasım Dünya KOAH Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada KOAH hastalığı, önlenmesi ve tedavi yöntemlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nefes alma ve verme zorlaşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığının (KOAH), solunum yollarında hava akışının kısıtlanmasıyla oluşan ilerleyici ve sürekli bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, “Bu kısıtlanma, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) hasar görmesi (amfizem) ve/veya hava yollarının iltihaplanıp daralması (kronik bronşit) sonucu gelişir. Hastalar ilk aşamada nefes vermekte zorlanırken, zamanla hem nefes alma hem verme giderek zorlaşır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tütün ürünleri kullanımı ilk sırada yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH&#8217;ın nedenleri arasında en belirleyici olan faktörlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tütün ve tütün ürünleri kullanımı</span></span></span></b><span><span><span>: KOAH&#8217;ın ana nedenidir. Sigara, e-sigara içiciliği, pasif içicilik, puro veya pipo kullanımı, nargile ya da diğer tüm tütün ürünleri, vakaların büyük çoğunluğundan sorumludur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hava kirliliği</span></span></span></b><span><span><span>: Hem iç (biyoyakıt, odun, tezek gibi yakıtlar ya da tandır dumanı), hem de dış mekan hava kirliliği önemli risk faktörleridir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mesleki maruziyet</span></span></span></b><span><span><span>: İş yerinde toz, kimyasal madde ve dumanlara uzun süre maruz kalmak KOAH gelişimine yol açabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genetik yatkınlık</span></span></span></b><span><span><span>: Nadir de olsa, &#8220;Alfa-1 Antitripsin&#8221; adlı bir proteinin eksikliği, özellikle genç yaşta KOAH gelişimine neden olabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İki aydan uzun süren öksürük ciddiye alınmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH&#8217;ın belirtilerinin genellikle yavaş başladığını ve zamanla kötüleştiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, hastaların bu belirtileri sıklıkla &#8220;yaşlanmanın doğal bir parçası&#8221; veya &#8220;sigara öksürüğü&#8221; olarak görmesi nedeniyle doktora başvurmakta gecikebildiğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, “En yaygın belirtileri şöyle sıralayabiliriz: Özellikle fiziksel aktivite sırasında artan nefes darlığı; kronik (iki aydan uzun süren) öksürük; balgam üretimi, bu genellikle sabahları daha belirgindir. Nefes alırken veya verirken hırıltı veya ıslık sesi; göğüste sıkışma hissi; sık tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları; ileri evrelerde yorgunluk, kilo kaybı ve ayak bileklerinde şişlik (ödem)” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>KOAH yönetilebilir bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH’ın nezle ya da grip gibi atlatılan bir hastalık olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, “KOAH, adı üstünde kronik bir hastalıktır. Akciğerlerde oluşan hasar kalıcıdır ve tam olarak geri döndürülüp tamamen iyileştirilemez (kür sağlanamaz). Bu nedenle KOAH, nezle veya grip gibi &#8220;atlatılabilen&#8221; bir hastalık değildir. Hastalık teşhis edildikten sonra ömür boyu devam eder. Bu nedenle en önemli adım, KOAH oluşumunun engellenmesidir. Ancak KOAH olduktan sonra hastalık kesinlikle tedavi edilebilir ve yönetilebilir bir hastalıktır” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tedavide öncelikle nefes açıcı ilaçlar kullanılıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH tedavisinin temel amaçlarına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, bu hedefleri belirtileri (nefes darlığı, öksürük) hafifletmek, hastalığın ilerleyişini yavaşlatmak, “alevlenme&#8221; adı verilen ani kötüleşme dönemlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmak ve hastanın efor kapasitesini ve genel yaşam kalitesini artırmak olarak sıraladı. Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, “Tedavide öncelikle nefes açıcı (bronkodilatatör) ilaçlar (genellikle inhaler-solunum yoluyla alınan cihazlar), pulmoner rehabilitasyon (fiziksel egzersiz ve eğitim), gerekirse; kortizon tedavileri, oksijen tedavisi ve enfeksiyon tedavileri kullanılır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigara bırakılmalı ve pasif içicilikten korunulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH’ın büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, hastalığın önlenmesi için yapılması gerekenler ve alınacak tedbirleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigarayı bırakmak:</span></span></span></b><span><span><span> KOAH&#8217;ı önlemenin en etkili yolu, tütün ve tütün ürünlerinden tamamen uzak durmaktır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Pasif içicilikten korunmak:</span></span></span></b><span><span><span> Başkalarının sigara dumanına maruz kalmaktan kaçının.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Temiz hava solumak:</span></span></span></b><span><span><span> İç ve dış ortam hava kirliliğinden mümkün olduğunca kaçının. Evinizi düzenli havalandırın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İşyeri güvenliği:</span></span></span></b><span><span><span> Riskli iş kollarında (madencilik, tekstil, inşaat, egzoz tamirciliği vb.) çalışanlar mutlaka koruyucu maske kullanmalı ve işyeri havalandırma kurallarına uymalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>KOAH&#8217;lı hastalar nelere dikkat etmelidir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, KOAH tanısı alan hastaların yaşam kalitelerini korumak için dikkat etmeleri gereken altın kuralları da şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigarayı derhal bırakmak</span></span></span></b><span><span><span>: Tedavinin temel taşıdır. Sigarayı bırakmak, hastalığın ilerleyişini yavaşlatan kanıtlanmış tek yöntemdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İlaçları doğru kullanmak</span></span></span></b><span><span><span>: Doktorun verdiği inhaler (nefes açıcı) cihazları doğru teknikle ve düzenli olarak kullanmak hayati önem taşır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşılarını yaptırmak</span></span></span></b><span><span><span>: KOAH hastaları enfeksiyonlara karşı çok hassastır. Alevlenmeleri önlemek için mutlaka doktorun uygun gördüğü takvimde zatürre (pnömokok) aşısı ve yıllık grip (influenza) aşısı yaptırmalıdırlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aktif kalmak:</span></span></span></b><span><span><span> Nefes darlığı nedeniyle hareketten kaçınmak bir kısır döngü yaratır. Doktorun önerdiği şekilde pulmoner rehabilitasyon (akciğer rehabilitasyonu) programlarına katılmak veya düzenli yürüyüş yapmak kas gücünü ve nefes kapasitesini artırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sağlıklı beslenmek</span></span></span></b><span><span><span>: İdeal kiloyu korumak, dengeli ve sağlıklı beslenmek solunum kaslarının daha verimli çalışmasına yardımcı olur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tetikleyicilerden kaçınmak:</span></span></span></b><span><span><span> Duman, keskin kokular (parfüm, deterjan), soğuk hava ve hava kirliliği gibi tetikleyicilerden uzak durulmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düzenli doktor kontrolü: </span></span></span></b><span><span><span>Hastalığın seyrini izlemek için düzenli olarak göğüs hastalıkları uzmanına kontrole gitmek şarttır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>KOAH’ta erken tanı kritik önemde</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, sözlerini şöyle tamamladı: “Dünya KOAH Günü&#8217;nde vurgulamak istediğimiz en önemli mesaj erken tanının kritik önemidir. Eğer 40 yaşın üzerindeyseniz, sigara içiyorsanız veya içtiyseniz ve basit bir merdiven çıkarken bile nefesiniz daralıyorsa, sık öksürüyorsanız veya balgam çıkarıyorsanız; bu durumu ‘sigara öksürüğü’ veya ‘yaşlılık’ olarak geçiştirmeyin. Bu belirtiler KOAH&#8217;ın habercisi olabilir. &#8220;Nefes Ölçüm Testi&#8221; (Solunum Fonksiyon Testi &#8211; SFT) adı verilen basit ve ağrısız bir test ile KOAH tanısı kolayca konulabilmektedir. Erken tanı, akciğer fonksiyonları henüz ciddi düzeyde bozulmadan tedaviye başlama ve yaşam kalitesini koruma şansı demektir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahtan-korunmak-icin-sigara-ve-pasif-icicilikten-uzak-durulmali-592917">KOAH&#8217;tan korunmak için sigara ve pasif içicilikten uzak durulmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 09:09:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[edilmezse]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[venöz]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yetmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle günün sonuna doğru artan bacak ağrısı ve şişlik sadece yorgunluk belirtisi olmayabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794">Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle günün sonuna doğru artan bacak ağrısı ve şişlik sadece yorgunluk belirtisi olmayabilir. Bu şikayetlerin, toplardamar kapakçıklarındaki bozulmaya bağlı gelişen kronik venöz yetmezliğin ilk sinyalleri olabileceğine dikkat çeken Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Baran Şimşek, kadınlarla daha sık rastlanan bu sorunun hareketsiz yaşam ve obezitenin artmasıyla birlikte gençlerde de arttığını söyledi. Hastalığın ilerlemesini önlemede erken tanı kilit rol oynuyor. </em></p>
<p>Toplardamarlardaki kapakçık bozukluklarına bağlı gelişen kronik venöz yetmezlik, sadece estetik bir sorun değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık tehdidi oluşturabiliyor. Özellikle genç ve ayakta sabit pozisyonda çalışan bireylerde görülme sıklığının arttığını belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Baran Şimşek, “Kronik venöz yetmezlik, venöz kapakçıkların bozulması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle ortaya çıkan, ilerleyici bir damar hastalığıdır. Bu durum kronik ve ilerleyici olduğu için özellikle çalışan, genç yaş grubunda tedavi edilmediği taktirde ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu yüzden önlenmesi gereken bir hastalık” dedi.</p>
<p><strong>‘KRONİK VENÖZ YETMEZLİK TEDAVİ EDİLMEDİĞİNDE CİDDİ SORUNLARA YOL AÇABİLİR’</strong></p>
<p>Kronik venöz yetmezliğin özellikle genç ve çalışan bireylerde tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Şimşek, “Kapakçıkların bozulması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle ortaya çıkan kronik venöz yetmezlik, ilerleyici bir damar hastalığıdır. Bu durum kronik olduğu için özellikle çalışan, genç yaş grubunda tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu yüzden önlenmesi gereken bir hastalık.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>GENÇLERDE DE GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR</strong></p>
<p>Kadınların östrojen hormonunun etkilerine bağlı olarak toplardamar duvarlarında gevşeme ve genişlemeye daha yatkın olduğunu ve bunun da kadınları daha riskli hale getirdiğini anlatan Doç. Dr. Şimşek, sözlerine şöyle devam etti: “Kadınlarda ayrıca gebelik döneminde bebeğin özellikle 6. Aydan itibaren karın içi ana toplar damarlara yaptığı bası nedeniyle venöz yetmezlik daha sık görülebiliyor. Gebelik sayısı arttıkça venöz yetmezliğin derecesi ve şiddeti de artıyor. Yaş ilerledikçe risk artsa da artık gençlerde, hatta 21 yaş altı bireylerde bile damar gelişim anomalilerine bağlı olarak venöz yetmezliğe rastlayabiliyoruz” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Şimşek, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının hastalığın görülme sıklığını artırdığını vurgulayarak, “Özellikle COVID-19 döneminden sonra bu etkileri daha net gördük. Obeziteyi kontrol altına almak, hastalığın seyrini belirgin şekilde değiştiriyor. Obezite cerrahisi geçiren ve sonrasında diyetine, egzersizine dikkat eden hastalarda ilerleme durabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> ‘İLK BELİRTİLER: AĞRI, DOLGUNLUK HİSSİ VE GECE KRAMPLARI’</strong></p>
<p>Hastaların genellikle bacaklarda ağrı, dolgunluk hissi, gece krampları ve özellikle bacak ve ayaklarda şişlik şikayetleriyle başvurduğunu ifade eden Doç. Dr. Şimşek, “Bu şikayetler sabahları genellikle olmaz ama gün içinde, özellikle ayakta kalma süresi uzadıkça oluşmaya başlar ve artış gösterir. Başlangıçta dinlenmeyle rahatlasa da hastalık ilerledikçe sabahları da devam eden ağrılar ve şişlikler ortaya çıkabilir.”</p>
<p>Hastalığın bazen kas, kemik veya eklem problemleriyle karıştırılabildiğini ve görmezden gelinebildiğini anlatan Doç. Dr. Şimşek, “Tanı; hastanın öyküsü, fizik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle netleşir. Özellikle venöz doppler ultrasonografi tetkiki, hastalığın tanısını ve tedavi yöntemlerini belirlememizde en önemli görüntüleme yöntemidir. Tedavi edilmezse ciltte renk değişiklikleri, sertleşme ve yaralar gelişebilir ki bizim amacımız o aşamaya gelmeden hastalığı tedavi edebilmek. Uygun ve doğru zamanda tanı koyulup, tedaviye başlandığında hastalık bu evrelere ilerlemeden durdurulabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“VARİS BU HASTALIĞIN SONUCUDUR”</strong></p>
<p>Venöz yetmezlik ve varisin de karıştırılan kavramlar olduğunun altını çizin Doç. Dr. Şimşek, konuya şöyle açıklık getirdi: Kronik venöz yetmezliğin temelinde toplar damarlardaki kaçak ve buna bağlı artmış basınç var. Varisler bu hastalığın sonucu olarak ortaya çıkar diyebiliriz. Varislerde, C0’dan C6’ya kadar giden uluslararası bir evreleme sistemi kullanıyoruz. C0’da hiçbir belirti yokken, C1’de örümcek ağı şeklinde telenjiektazi adını verdiğimiz damarlar, C2’de retiküler ven dediğimiz daha geniş damarlar görülür. C3’te ödem, C4’te cilt değişiklikleri, C5’te iyileşmiş, C6’da ise iyileşmeyen yaralar ortaya çıkar.” </p>
<p><strong>“TEDAVİDE ÖNCELİK KORUYUCU YÖNTEMLERDİR”</strong></p>
<p>Tedavide öncelikle koruyucu yöntemlere başvurulduğunu ifade eden Doç. Dr. Şimşek, “En bilinen yöntem varis çoraplarıdır. Bacaktan yukarıya doğru basınç uygulayarak kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır. Erken evre hastalarda ilerlemeyi önler, şikayetleri azaltır. İkinci aşamada ağızdan alınan ilaçlarla venöz yetmezliğe ikincil gelişen ağrı, şişlik ve kramp gibi bulguları rahatlatabiliyoruz. Aynı zamanda orta ve ileri evre venöz yetmezlikte mutlaka kan sulandırıcı tedavide başlıyoruz. Üçüncü aşamada ise cerrahi tedaviye geçiyoruz. Artık klasik açık cerrahi yerine endovenöz lazer ablasyonu (EVLA) veya radyofrekans ablasyon (RFA) gibi modern yöntemleri kullanıyoruz. Bu işlemlerle kaçak yapan damar kapatılarak hastalık tamamen ortadan kaldırılıyor ve şikayetler azaltılıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> ‘ERKEN TANI, OBEZİTEYLE MÜCADELE VE HAREKETLİ YAŞAM ŞART’</strong></p>
<p>Kronik venöz yetmezliğin erken dönemde fark edilip tedaviye başlandığı taktirde kontrol altına alınabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı: “Cerrahi yöntemler dışında ayrıca Köpük tedavisi (skleroterapi) dediğimiz yöntemi kullanarak, küçük çaplı varislerin içine ince iğnelerle köpük haline getirilmiş ilaç enjekte ediyoruz. Böylece varisler kayboluyor ve görünmez hale geliyor. Hem estetik hem de fonksiyonel olarak hastalara fayda sağlıyor. Sonuç olarak kronik venöz yetmezlik, erken dönemde fark edilip tedaviye başlandığında kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Obeziteyle mücadele, hareketli yaşam, spor yapmak ve düzenli takip bu sürecin en önemli parçalarıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794">Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlığınızın Patronu Nasıl Olursunuz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sagliginizin-patronu-nasil-olursunuz-589299</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:42:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[ölürsünüz]]></category>
		<category><![CDATA[patronu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınızın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589299</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sadece Beslenme ile Hastalıklar Yönetilebilir mi?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sagliginizin-patronu-nasil-olursunuz-589299">Sağlığınızın Patronu Nasıl Olursunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sadece Beslenme ile Hastalıklar Yönetilebilir mi?</strong></p>
<p>Kronik hastalıkların yönetiminde en etkili faktörün tek başına beslenme, düzenli kontroller ya da ilaç kullanımı olmadığını belirten <strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş</strong>, “Başarı, genellikle birbirine bağlı temel bileşenlerin – doğru beslenme, düzenli kontroller ve ilaç uyumu – birlikte yürütülmesiyle mümkündür. Ancak bu üçlünün etkili olabilmesi için kişinin tedavi planına bağlılığı ve kendi sağlığını yönetme becerisi kritik öneme sahiptir” diyor. Dijital sağlık sistemleri (e-sağlık/tele-sağlık) bu süreci kolaylaştıran temel araçlar arasında yer aldığına dikkat çeken <strong>Doç. Dr. Karakuş</strong>, “Örneğin kalp hastalarında tele-sağlık sayesinde ilaç dozları daha hızlı ayarlanabilir, sorunlar erken fark edilerek tedavi kalitesi artırılabilir. Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve düzenli kontrollerin yapılması da hem klasik sağlık hizmetleri hem de dijital çözümlerle desteklenebilir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kronik Hastalıklarda Küçük Ama Etkili Adımlar </strong></p>
<p>Kronik hastalıkların kontrolünde en kritik noktaların öz izleme, tedaviye bağlılık ve sağlık ekibiyle sürekli iletişim olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Danışmanı Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>“Günlük tansiyon ve nabız ölçmek, ilaçları aksatmamak, adım sayısını takip etmek küçük ama düzenli yapıldığında büyük fark yaratan adımlardır. Örneğin hipertansiyonu olan bir hasta için cep telefonu mesajları ilaç uyumunu artırabilirken, kalp yetmezliği olan bir hasta için günlük adım sayısını görmek motivasyon sağlayabilir” diyor. </p>
<p><strong>Hayat Kurtaran Teknolojiler </strong></p>
<p>Sağlığı takip etme yönteminde tek bir “en iyi” seçeneğin olmadığını belirten <strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>“Bu tercih, kişinin hastalığına, yaşına, teknolojiye erişimine ve kullanım kolaylığına bağlıdır. Dijital uygulamalar ve giyilebilir cihazlar sayesinde kalp hızı ve tansiyon gibi veriler anlık takip edilebilir, erken uyarılar alınabilir ve doktorla uzaktan iletişim kurulabilir. Geleneksel yöntemler ise yüz yüze muayene ve kişisel rehberlik avantajı sunar. En verimli sonuç dijital çözümler ve giyilebilir teknolojilerin, sağlık profesyonellerinin desteğiyle birlikte kullanıldığı karma yaklaşımlarda elde edilir” ifadelerini kullanıyor </p>
<p><strong>Kronik Hastalıklarda Motivasyon Düşüyor Ama… </strong></p>
<p>Kronik bir hastalıkla hayatı sürdürürken motivasyonu korumanın oldukça önemli olduğunun altını çizen <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Danışmanı Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>”Bireyin yalnız olmadığını hissetmesi, tedaviye bağlılığını güçlendiren en önemli unsurdur. Dijital uygulamalar ve giyilebilir teknolojilerle verilerinin sağlık ekibi tarafından izlendiğini bilmesi hastaların motivasyonunu artırır, güven sağlar ve bu da bireylere güç verir. Mobil uygulamalardan gelen hatırlatmalar öz yönetimi destekler, sosyal destek grupları ve dijital topluluklar ise “yalnız değilim” duygusunu pekiştirir. Bu nedenle motivasyonu korumak için hem dijital hem de insani destek mekanizmalarının birlikte işlemesi gerekir” diyor. </p>
<p><strong>Dijital Teknolojilerle Sağlığınızın Patronu Olun</strong></p>
<p>Sağlığın tamamen kontrol edilemeyeceğini ancak doğru yöntemlerle büyük ölçüde yönetilebileceğine vurgu yapan <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>“Özellikle kardiyovasküler hastalıklar ve diğer kronik rahatsızlıklar; beslenme, düzenli kontroller, ilaç uyumu ve dijital sağlık araçlarının desteğiyle kontrol altına alınabilir. Bugün elimizde geçmişte hayal bile edilemeyecek imkânlar var: Giyilebilir cihazlar, mobil sağlık uygulamaları, tele-sağlık sistemleri ve güçlü sağlık ekipleri sayesinde kronik hastalıklarla yaşamak artık çok daha güvenli, sürdürülebilir ve kaliteli hale geliyor. Ancak bu yönetilebilirlik, kişinin teknolojiye erişimine, kullanım becerisine ve psikolojik destek mekanizmalarına bağlıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sagliginizin-patronu-nasil-olursunuz-589299">Sağlığınızın Patronu Nasıl Olursunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 07:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramında]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı'nda et tüketiminin artmasıyla birlikte bazı hastalıklarda da artış görülür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710">Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketiminin artmasıyla birlikte bazı hastalıklarda da artış görülür. Bu dönemde özellikle mide-bağırsak, kalp-damar ve metabolik hastalıklar daha sık tetiklenebilir.</p>
<p><em><strong>YYÜ Gaziosmanpaşa Hastanesi İç Hastalıkları Bölümünden Uzman Dr. Gülnar Zeynalova, kurban bayramının doğasına uygun olarak artacak et tüketimi konusunda dikkat edilmesi gerekenleri hatırlattı. Özellikle  kronik hastalıkları olan kişilerin çok daha hassas ve özenli beslenmesi konusunda uyarılarda bulundu. </strong></em></p>
<p><strong><u>Kurban Bayramı&#8217;nda Sık Görülen Hastalıklar:</u></strong></p>
<p><strong>Mide ve Bağırsak Sorunları:</strong></p>
<p>   &#8211; Aşırı ve hızlı et tüketimi; hazımsızlık, mide yanması, şişkinlik ve kabızlık gibi sorunlara yol açabilir.  </p>
<p>   &#8211; Yağlı ve kızartılmış etler mideyi daha fazla rahatsız eder.  </p>
<p><strong>Gıda Zehirlenmeleri:</strong></p>
<p>   &#8211; Etin uygun olmayan koşullarda kesilmesi, saklanması ya da pişirilmemesi sonucu bakteri üreyebilir.  </p>
<p>   &#8211; Özellikle yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim sistemi açısından risklidir.</p>
<p><strong>Kalp ve Tansiyon Problemleri:</strong></p>
<p>   &#8211; Yağlı etlerin sık tüketimi, kolesterol ve tansiyon değerlerini artırabilir.  </p>
<p>   &#8211; Kalp hastaları, hipertansiyon ve kolesterol hastaları dikkatli olmalıdır.</p>
<p><strong>Şeker Hastalarında Denge Bozulması:</strong></p>
<p>   &#8211; Et tüketimiyle birlikte tatlılar ve karbonhidratların da fazlalaşması, kan şekerini olumsuz etkileyebilir.  </p>
<p><strong>Gut Hastalığı Atakları:</strong></p>
<p>   &#8211; Yüksek proteinli kırmızı et, gut hastalığını tetikleyebilir.   </p>
<p><strong>Et Tüketiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>
<p>Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketimi artar. Ancak yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi sindirim sorunlarına yol açabilir. Etin, kesildikten sonra en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi önerilir. Bu süreç, etin sertliğinin azalmasına ve sindiriminin kolaylaşmasına yardımcı olur</p>
<p>Pişirme yöntemleri de sağlık açısından önemlidir. Etlerin haşlama, ızgara veya fırında pişirilmesi önerilirken, kızartma ve mangalda pişirme yöntemlerinden kaçınılmalıdır. Bu yöntemler, etin besin değerini azaltabilir ve sindirim sistemini zorlayabilir.</p>
<p><strong>Kronik Hastalığı Olanlar İçin Öneriler</strong></p>
<p>Kalp-damar hastalığı, diyabet, hipertansiyon ve böbrek hastalığı gibi kronik rahatsızlıkları olan bireylerin et tüketiminde daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Bu bireyler, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolüne özen göstermelidir. Ayrıca, etin yanında lif açısından zengin sebzelerin tüketilmesi, sindirimi kolaylaştırabilir.</p>
<p><strong>Tatlı ve Şeker Tüketimi</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde ikram edilen tatlı ve şekerlemelerin aşırı tüketimi, kan şekerinde ani yükselmelere neden olabilir. Özellikle diyabet hastalarının bu konuda dikkatli olmaları gerekmektedir. Tatlı tüketiminde, sütlü ve meyveli tatlılar gibi daha hafif seçenekler tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Etin Saklanması ve Hijyen Kuralları</strong></p>
<p>Etlerin uygun koşullarda saklanması, gıda zehirlenmelerinin önlenmesi açısından önemlidir. Etler, buzdolabında -2 derecede 1-2 hafta, derin dondurucuda ise -18 derecede 6 ay süreyle saklanabilir. Çözdürülen etler hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Ayrıca, çiğ etle temas eden mutfak gereçleri, diğer gıdalarla temas etmeden önce iyice temizlenmelidir</p>
<p><strong>Nelere Dikkat Etmeli?</strong></p>
<p>Eti hemen tüketmeyin. En az 24 saat buzdolabında dinlendirin.</p>
<p>Haşlama, ızgara veya fırında pişirme tercih edin. Kızartmadan kaçının.</p>
<p>Yanında mutlaka salata, sebze veya yoğurt tüketin. Lif dengesi için önemli.</p>
<p>Porsiyonlara dikkat edin. Günde 100-150 gramdan fazla kırmızı et önerilmez.</p>
<p>Bol su tüketin. Sindirimi destekler.</p>
<p>Tatlılarda aşırıya kaçmayın. Şekerli hamur işlerinden ziyade meyve tercih edin.</p>
<p>Bu dönemde özellikle kronik hastalığı olan bireylerin, doktorlarının beslenme önerilerine sadık kalmaları önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710">Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 07:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılıkta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Yaşlı Bakımı Programı Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının ve günlük yaşamın bağımsız sürdürülebilmesinin önemine değindi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285">Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Yaşlı Bakımı Programı Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının ve günlük yaşamın bağımsız sürdürülebilmesinin önemine değindi.</p>
<p><strong>Yaşlılara yönelik fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Büşra Kul, fiziksel aktivitenin sağlıkta kritik rol oynadığını belirtti. Kul; “Yaşlılık dönemi bireylerin sağlık durumlarının korunması, geliştirilmesi ve günlük yaşantılarının mümkün olduğunca bağımsız sürdürülmesi için kritik bir süreçtir. Bu dönemde düzenli ve doğru biçimde yapılan fiziksel aktivite ve egzersizler hem bedensel hem zihinsel sağlığın korunmasına önemli katkılar sunar. Yaşlılara yönelik fiziksel aktivite ve egzersiz programları; kronik hastalık riskini azaltırken aynı zamanda yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefler.” dedi.</p>
<p><strong>Zihinsel gerileme azalıyor…</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, bu bağlamda yaşlı sağlığına katkı sağlayacak şekilde zihinsel gerilemeyi azaltacak aerobik egzersizleri, düşme riskini azaltacak esneklik ve denge egzersizleri, zihinsel sağlık için ev işleri ve bahçecilik gibi farklı egzersiz türleri önerdi.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşlanma sadece fiziksel sağlık değil…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşlanmada fiziksel sağlığın yanında zihinsel ve sosyal sağlığın da önemli olduğunu vurgulayan Dr. Büşra Kul, aynı zamanda farklı aktivitelerle aktif bir yaşamın mümkün olduğu ve böylece yaşam kalitesinin artabileceğini de belirtti.</p>
<p><strong>Yaşlı sağlığında uyku kalitesi oldukça önemli!</strong></p>
<p>Yaşlı bireylerin her gün aynı saatte yatıp kalkması, gündüz uykularından kaçınması ve yatmadan önce ağır yemeklerden uzak durmasının sağlıklı uyku düzeni açısından önemli olduğundan Kul, “Uyku, bedensel ve zihinsel yenilenmenin en önemli süreçlerinden biridir. Yaşlı bireylerde görülen uykusuzluk, insomnia, uyku apnesi ve huzursuz bacak sendromu gibi problemler hem psikolojik hem de bilişsel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle uyku hijyeni, uyku ortamının düzenlenmesi ve uyku saatlerinin planlanması oldukça önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Düşmeler doğru önlemlerle azaltılabilir!</strong></p>
<p>Son olarak yaşlılarda düşme olaylarının önlenebileceğine dikkat çeken Dr. Büşra Kul, “Düşmeler yaşlı bireylerin yaşam kalitesini düşüren, fiziksel ve psikolojik olarak olumsuz etkiler bırakan ciddi olaylardır. Ancak alınacak basit çevresel önlemler ve uygun egzersiz programlarıyla büyük oranda önlenebilirler. Evin ışıklandırmasından tutun, kaymaz paspaslara ve baston kullanımına kadar birçok konuda bilinçli hareket edilmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285">Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı uyardı! Kronik kabızlık kasık fıtığı riskini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-kronik-kabizlik-kasik-fitigi-riskini-artiriyor-461486</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2024 11:38:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[kabızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461486</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonradan gelişen kasık fıtığının kas tabakasında veya karın duvarındaki zayıflıktan kaynaklandığını dile getiren uzmanlar, bunlar arasında doğum, kilo fazlalığı, kronik kabızlık, ağır egzersizler, obezite, yaşlanma, sedanter yaşam tarzı ve bazı bağ doku hastalıklarının yer aldığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-kronik-kabizlik-kasik-fitigi-riskini-artiriyor-461486">Uzmanı uyardı! Kronik kabızlık kasık fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hamilelik döneminin de kasık fıtığı riskini artırabildiğini kaydeden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Ayrıca, ağır işlerde ayakta uzun süre kalanlar ve sigara içenlerde de kasık fıtığı riski artabilir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, kasık fıtığı hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kasık fıtığı tek taraflı veya çift taraflı şişliğe neden olabiliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, kasık fıtığının, kasık bölgesinde, tek taraflı veya çift taraflı şişlik, hassasiyet veya kabarıklık gibi belirtilere yol açabildiğini ifade ederek, “Bazen, kişi bölgede baskı hissi veya rahatlama hissi yaşar, bu da kasık fıtığı şüphesini uyandırabilir. İlerleyen durumlarda, bu şişlik testislere doğru yayılabilir ve bağırsaklarda sıkışırsa kabızlık atağı gibi belirtiler görülebilir. Ayrıca, kaslarda şişkinlik ve karın ağrıları da ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Doğumsal ve sonradan gelişen olmak üzere iki şekilde ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Kasık bölgesindeki kaslarda meydana gelen zayıflık, spermatik kordonun veya kanalın genişlemesi gibi durumların kasık fıtığına yol açabildiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Bu fıtık, doğumsal ve sonradan gelişen olmak üzere iki şekilde ortaya çıkabilir. Doğumsal kasık fıtığı, kanalın genişlemesinden kaynaklanır ve iç organların fıtık kesesine doğru hareket etmesine neden olabilir. Bu durumda, fıtık kesesine bağırsaklar veya yağlı dokular girebilir.” şeklinde bilgi verdi. </p>
<p><strong>Ağır egzersizler kasık fıtığına neden oluyor</strong></p>
<p>Sonradan gelişen kasık fıtığının kas tabakasında veya karın duvarındaki zayıflıktan kaynaklandığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Zayıflık, çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir; bunlar arasında doğum, kilo fazlalığı, kronik kabızlık, ağır egzersizler, obezite, yaşlanma, sedanter yaşam tarzı ve bazı bağ doku hastalıkları yer alır. Hamilelik dönemi de kasık fıtığı riskini artırabilir. Ayrıca, ağır işlerde ayakta uzun süre kalanlar ve sigara içenlerde de kasık fıtığı riski artabilir. Bu iki tür kasık fıtığı, farklı nedenlerden kaynaklanır ve belirli risk gruplarında daha yaygın olabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Kasık fıtığının çok erken başlangıç dönemlerinde bile fark edilemeye bildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Özellikle kilolu hastalarda bu durum daha da zor olabilir. Bu durumda, ultrason tetkiki kullanılarak kasık fıtığının tanısı konulabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Cerrahi tedavi gerekiyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, kasık fıtığının, kasık bölgesindeki bir yırtık veya kanal genişlemesi nedeniyle oluştuğunu ve cerrahi tedavi gerektirdiğini belirterek, “Aksi takdirde, bağırsakların bu alana girmesi ve düğümlenme gibi istenmeyen komplikasyonlarla karşılaşılabilir.” dedi.</p>
<p>Kasık fıtığı oluştuğunda, yaşam kalitesinin etkilenebildiğini de söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, şunları vurguladı:</p>
<p>“Belirtiler arasında bölgede şişlik, zaman zaman kramplar ve hassasiyetler yer alabilir. Ayrıca, bu durum kişinin cinsel hayatını da etkileyebilir; baskı nedeniyle ağrı hissedebilir ve yaşam kalitesi bu belirtilerden dolayı olumsuz etkilenebilir. Kasık fıtığının teşhis edilmesi durumunda, cerrahi tedavi gereklidir. Fıtık boşluğuna bağırsakların girmesi mümkündür; bu durumda bağırsaklar testislere kadar inebilir ve bağırsak tıkanıklığına yol açabilir. Ağrı ve gaz çıkarma problemleri de ortaya çıkabilir. Bağırsakların bu alanda sıkışması durumunda ise ciddi riskler söz konusudur; bu durumda acil cerrahi müdahale gereklidir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-kronik-kabizlik-kasik-fitigi-riskini-artiriyor-461486">Uzmanı uyardı! Kronik kabızlık kasık fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cilt Lekesi Kronik Bir Hastalıktır ve Kişiye Özel Tedavi Gerektirir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cilt-lekesi-kronik-bir-hastaliktir-ve-kisiye-ozel-tedavi-gerektirir-440734</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Feb 2024 08:38:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[gerektirir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıktır]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[lekesi]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=440734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cilt lekelerinin farklı faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabileceğini ve bazı tip lekelerin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, boyut, şekil ve renk değiştiren cilt lekelerine karşı uyardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cilt-lekesi-kronik-bir-hastaliktir-ve-kisiye-ozel-tedavi-gerektirir-440734">Cilt Lekesi Kronik Bir Hastalıktır ve Kişiye Özel Tedavi Gerektirir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Boyut, Şekil Ve Renk Değiştiren Cilt Lekelerine Dikkat: Basit Bir Leke Olmayabilir</strong></p>
<p> </p>
<p><em>Cilt lekelerinin farklı faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabileceğini ve bazı tip lekelerin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem  Gülcan, boyut, şekil ve renk değiştiren cilt lekelerine karşı uyardı. Bazı lekelerin cilt kanserinin habercisi olabileceğini ifade eden Dr. Aliye Sevdem  Gülcan, “Eğer cildinizdeki basit bir güneş lekesi boyut, şekil ve renk değiştiriyorsa mutlaka dermatoloji uzmanı bir doktora gitmeniz gerekiyor. Her leke basit bir leke olmayabilir ve cilt kanserinin bir işareti olabilir. Bazen kişiler, bu tip ciddi lekeleri güzellik merkezlerinde tedavi ettirmeye çalışıyorlar ve iş işten geçmiş oluyor” uyarısında bulundu.  </em></p>
<p> </p>
<p>Güneş maruziyeti, genetik faktörler, hormonal dengesizlikler ve cilde uygulanan kontrolsüz işlemlerin cilt lekelerine sebebiyet verebileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, uzman olmayan ellerde yapılan işlemlere karşı uyarılarda bulundu. Hekimler dışında uzman olmayan kişiler tarafından yapılan işlemlerin çok daha kötü sonuçlara yol açabileceğine işaret eden Dr. Gülcan, risk faktörleri ve leke tedavisinde kişiye özel uygulanan işlemler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>“YÜZ BÖLGESİNE YAPILAN AĞDA VE KİMYASAL PEELİNG CİLT LEKELERİNE SEBEP OLABİLİYOR” </strong></p>
<p>Cilde rengini veren melanin pigmentinin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucunda cilt lekelerinin oluştuğunu söyleyen Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, “Cilt lekelerinin oluşmasında tetikleyici birkaç risk faktörü bulunuyor. En önemli risk faktörlerinden biri güneş maruziyeti, yani ultraviyole ışık. Bunun dışında cilde verdiğimiz kontrolsüz hasarlar da lekelere sebebiyet veriyor. Yüz bölgesine yapılan ağda, güzellik merkezlerinde yapılan dermapen, kimyasal peeling gibi işlemlerin kontrolsüz yapılması da cilt lekelerine neden olabiliyor. Bunun dışında doğum kontrol hapları gibi bazı ilaçların kullanımı ile gebeliğin sebep olduğu bazı hormonal durumlar da cilt lekelerine oluşmasında etken olabiliyor” dedi.  </p>
<p><strong>UZMAN OLMAYAN ELLERDE YAPILAN İŞLEMLER GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN SONUÇLARA YOL AÇABİLİR” </strong></p>
<p>“Düşük bütçeler nedeniyle işlem yaptırılmasındansa hiç yapılmamasını öneririm” diyen Dr. Aliye Sevdem Gülcan, sözlerine şöyle devam etti: “Bunun yerine cildinizi güneşten korumanız çok daha faydalı olacaktır. Cilt lekelerine karşı yapılan işlemlerin alanında uzman hekimler tarafından yapılmasını tavsiye ediyorum. Çünkü uzman olmayan hekimler dışında yapılan işlemler çok daha kötü sonuçlara yol açabiliyor. Örneğin geçtiğimiz gün bize bir hasta geldi. Güzellik merkezinde kimyasal peeling yaptırmış ve güzellik merkezindeki kişiler üç gün boyuncu yüzünü yıkamaması gerektiğini söylemiş. Bunun sonucunda da yüzünde inanılmaz bir leke oluşmuştu. Bu şekilde daha az maliyetli diye yaptırılan işlemler sonrasında maliyetli çok daha yüksek olan bir sürece neden oluyor. En önemlisi de bilinçsiz işlemler sonrasında bazen ciltte geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlar yaşanabilmesi.” </p>
<p><strong>“SİGARA VE KÖTÜ BESLENME CİLT LEKELERİNE MEYİLLİ HALE GETİRİYOR” </strong></p>
<p>Beslenme faktörünün cilt lekeleriyle doğrudan bir ilişkisi olmadığını belirten Gülcan, “Kötü ve sağlıksız beslenme sonucunda vücudumuzdaki iltihap ve oksidasyon bizi cilt lekelerine daha meyilli bir hale getiriyor. Sigara da çok önemli bir faktör. Sigara vücutta inflamasyonu artırıyor ve cilt lekelerine karşı yatkınlığı tetikliyor. Diğer yandan su tüketimi her şeyde olduğu gibi cildimiz için de son derece önemli. Bu nedenle bol bol su tüketilmesini öneriyorum“ diye konuştu.  </p>
<p><strong>“HER LEKE BASİT BİR LEKE OLMAYABİLİR” </strong></p>
<p>Ciltteki bazı lekeleri ciddiye almak gerektiğini ifade eden Dr. Aliye Sevdem Gülcan, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Lekeden lekeye çok fark var. Bazı lekeler cilt kanserinin belirtisi olabiliyor. Eğer cildinizdeki basit bir güneş lekesi boyut, şekil ve renk değiştiriyorsa mutlaka dermatoloji uzmanına başvurmak gerekiyor. Yapılan ilk inceleme sonrasında eğer ciddi ve tehlikeli bir problem tespit edilirse patolojik inceleme gerekebiliyor. Kısaca her leke basit bir leke olmayabilir ve cilt kanserinin bir işareti olabilir.”  </p>
<p><strong> “LEKE, KRONİK BİR HASTALIKTIR; TEKRARLAYABİLİR” </strong></p>
<p>Hamilelik döneminde melazma denilen cilt lekelerine rastladıklarını anlatan Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem  Gülcan, “Bu lekeler, hormonal faktörler sonucu ortaya çıkan lekelerdir. Doğum kontrol haplarının kullanımı da bu lekeleri tetikliyor. Hamilelik döneminde güneşten korunma dışında cilt lekelerine karşı tedavi önermiyoruz. Hamilelik sonrası tedaviye başlayabiliyoruz. Leke tedavisinde elimiz güçlü. Fakat şunu iyi bilmek gerekiyor. Leke tıpkı şeker hastalığı gibi kronik bir hastalıktır. Bu nedenle tedavinin düzenli bir şekilde uygulanması son derece önem arz ediyor. Çünkü melazma, genellikle tekrarlıyor. Hamilelikte görülen melazmadan tek bir seferde yapılan işlemle kurtulmak mümkün değil. Sosyal medyada bu yönde de yanlış bir algı var” diye konuştu.  </p>
<p><strong> “ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ DERİN SİVİLCELER TEDAVİ EDİLMEZSE LEKE BIRAKABİLİR” </strong></p>
<p>Ergenlik dönemindeki sivilcelerin de ciltte leke oluşumuna neden olabileceğini belirten Dr. Aliye Sevdem Gülcan, “Ergenlik döneminde görülen sivilceler konusunda ailelerin tedaviye gerek olmadığı yönünde genel bir yanılgısı oluyor. Ancak tedaviye mutlaka erken dönemde başlanması gerekiyor. Eğer tedaviye geç kalınırsa nodülokistik dediğimiz derin sivilceler ciltte leke bırakabilir. Ergenlik döneminde görülen sivilcelerle kesinlikle oynanmamalı ve güneş maruziyetine karşı önlem alınmalıdır.” şeklinde konuştu.  </p>
<p><strong>“LEKEYE VE KİŞİYE GÖRE TEDAVİ PLANLANMALIDIR”</strong></p>
<p>Leke tedavisinin kişiye özel olduğunu ve lekenin tipine göre değişkenlik gösterdiğini de sözlerine ekleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, şu bilgileri paylaştı:  </p>
<p>“Lekenin tipine göre tedavi yöntemi de değişiyor. Lentigo dediğimiz güneş lekelerinde broad band light (BBL) dediğimiz lazerden çok ciddi fayda görüyoruz. Ortalama 3 hafta ara ile yapılan 3 seansla güneş lekelerinde belirgin azalma görebiliyoruz. Bunun dışında hamilelik döneminde rastlanan melazma dediğimiz lekelerde daha çok mezoterapilerden (cilt içine yapılan vitamin enjeksiyonları), enzimatik peeling tedavilerinden fayda görüyoruz. Aynı zamanda deri bariyerini kuvvetlendirmek ve deride kolajen üretimini arttırıp melanin sentezini baskılamak amacıyla fraksiyonel lazer ve mikroiğneli radyofrekans diğer bilinen adıyla altın iğne de sıklıkla kullandığımız tedavi yöntemleri arasında yer alıyor. Leke tedavisi kişiye özel yapılan bir uygulamadır. Tedavinin uzunluğu ve seans sıklığı lekenin tipine göre farklılık gösteriyor. Her tedavi her lekeye iyi gelmez. Hastaların bir uzmana danışmadan rastgele bir krem kullanarak evde tedavi uygulamasını kesinlikle önermiyoruz. Leke bir hastalık ve bunun tedavisinin uzmanlar tarafından yapılması gerekiyor. Sosyal medya fenomenlerinin ürün önerileriyle hareket edilmesi de bu anlamda doğru değil.” </p>
<p><strong>“CİLT LEKELERİNDE GENETİK ÖNEMLİ BİR FAKTÖR” </strong></p>
<p>Özellikle melazma olarak adlandırılan cilt lekelerinde genetiğin son derece önemli bir faktör olduğunu söyleyen Gülcan, “Şu an bu konuda gen tedavisine yönelik çalışmalar da yapılıyor. Bu işin kesin çözümü de bu çalışmalar sonucunda bulunacak” dedi.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cilt-lekesi-kronik-bir-hastaliktir-ve-kisiye-ozel-tedavi-gerektirir-440734">Cilt Lekesi Kronik Bir Hastalıktır ve Kişiye Özel Tedavi Gerektirir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Yorgunluktan Kurtulmanın 8 Püf Noktası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluktan-kurtulmanin-8-puf-noktasi-440641</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Feb 2024 07:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmanın]]></category>
		<category><![CDATA[noktası]]></category>
		<category><![CDATA[püf]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluktan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=440641</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günde yedi-sekiz saat uyumanıza rağmen yataktan dinlenememiş olarak kalkıyor, gün içinde kendinizi çok halsiz ve mutsuz hissediyor, en basit fiziksel uğraşta takatsiz kalıyor, dün ne yediğinizi bile hatırlamıyor, odaklanmakta zorluk mu yaşıyorsunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluktan-kurtulmanin-8-puf-noktasi-440641">Kronik Yorgunluktan Kurtulmanın 8 Püf Noktası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günde yedi-sekiz saat uyumanıza rağmen yataktan dinlenememiş olarak kalkıyor, gün içinde kendinizi çok halsiz ve mutsuz hissediyor, en basit fiziksel uğraşta takatsiz kalıyor, dün ne yediğinizi bile hatırlamıyor, odaklanmakta zorluk mu yaşıyorsunuz? Üstelik bu ve benzeri sorunlar en az altı aydır peşinizi bırakmıyor mu? Kronik Yorgunluk Sendromu sizin de kapınızı çalmış olabilir! <strong>Fonksiyonel Tıp çalışmaları yürüten</strong> <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Uzmanı Dr. Aynur Ketene </strong>Kronik Yorgunluk Sendromunun son yıllarda görülme sıklığının hızla yaygınlaştığını belirterek “Eğer sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırıyorsanız ve herhangi bir hastalık tespit edilmemesine rağmen geçmeyen bir yorgunluk sorunu yaşıyorsanız nedeni Kronik Yorgunluk Sendromu olabilir” diyor. Günümüzde yanlış yaşam alışkanlıklarının yanı sıra çevresel faktörlerin de bu soruna yol açtığını belirten Dr. Ketene, ancak umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini çünkü tedavinin mümkün olduğunu söylüyor. Dr. Aynur Ketene, kronik yorgunluğa yol açan etkenleri sıraladı, kronik yorgunluk sendromundan kurtulmaya yönelik 8 etkili öneri ve uyarıda bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Akdeniz diyeti uygulayın</strong></li>
</ul>
<p>Kronik yorgunluk altta yatan pek çok sorunun değerlendirilmesi gereken komplike bir süreçtir. Ancak burada sindirim sisteminin dinlenmeye ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. </p>
<p>Sorunun kaynağı tam olarak teşhis edilemediyse sindirim sistemine bakmak ve dolayısıyla beslenme düzenini iyileştirmek gerekir. Beslenme düzeninizi Akdeniz diyetine uygun yani taze mevsim sebze ve meyveleri, baklagiller, kaliteli proteinler (et, balık, yumurta), omega 3’den zengin fırında balık, soğuk sıkım zeytinyağı, avokado yağı ve çörekotu yağı gibi sağlıklı yağlardan zengin olacak şekilde düzenleyin. </p>
<ul>
<li><strong>İşlenmiş, hazır gıdalardan kaçının</strong></li>
</ul>
<p>Toksinlerden kendinizi korumak için işlenmiş karbonhidrat ve şeker içeren hazır, katkı maddeli, paketli gıdalardan ve bol tuz ve yağ içeren cips, kraker, bisküvi gibi atıştırmalıklardan uzak durun.  </p>
<ul>
<li><strong>Her gün en az 8 saat ve kaliteli uyuyun</strong></li>
</ul>
<p>En geç saat 23:00’da uykuya dalmış olmak kaydıyla, sessiz ve karanlık ortamda en az 8 saat deliksiz uyuyun. Çünkü uyku sırasında salgılanan melatonin vücudu temizleyip, dinlenmiş uyanmamızı sağlayan güçlü bir antioksidan hormondur. Yatmadan 2 saat önce cep telefonlarını kapatmak, akşamları bir bardak melisa çayı ya da papatya çayı gibi rahatlatıcı  çaylardan tüketmek de rahat bir uyku uyumanızı sağlayacaktır. </p>
<ul>
<li><strong>Mutlaka egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz ile sürdürülen aktif bir yaşam hem vücudumuza hem de zihnimize iyi gelir. Eğer kronik yorgunluğunuz varsa egzersiz yapma düşüncesi bile size çok zor geliyor olabilir ama aslında egzersiz bedeninizi canlandırır ve harekete geçirir. Egzersizle birlikte endorfin hormonu salgılanır ve endorfin doğal bir ağrı kesici işlevi görür. O nedenle her gün mutlaka en az 30 dakika olmak üzere yürüyüş yapın. Mümkün oldukça toprağa basarak negatif iyon alın. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Sigara ve alkolden kaçının</strong></li>
</ul>
<p>Alkol ve sigaradan kaçının. Kimyasal deterjanlar, florlu diş macunları ve parfüm gibi kozmetiklerden mümkün olduğunca uzaklaşın. Klorla dezenfekte edilen havuzlarda uzun süre yüzmemek de bağışıklık sisteminizi daha güçlü tutmanıza fayda sağlayacaktır. </p>
<ul>
<li><strong>Öğle saatlerinde güneşlenin</strong></li>
</ul>
<p>Kronik yorgunluğun ortaya çıkmasına; altta yatan hastalıklar neden olabileceği gibi vücudun işleyişini bozan vitamin-mineral ve mikrobesin eksiklikleri de zemin hazırlamaktadır. D vitamini sentezlemek için ultraviole B ışınlarının hakim olduğu öğle saatlerinde güneş ışınlarının dik geldiği zamanda 15-20 dakika güneşlenebilirsiniz. Bunu yaptığınızda ertesi güne kadar sabunlanmamaya özen gösterin. </p>
<ul>
<li><strong>Doktor kontrollerinizi aksatmayın  </strong></li>
</ul>
<p>Dr. Aynur Ketene “Doktor kontrollerinizi aksatmayın ve herhangi bir kronik hastalığınız varsa doktor önerisi olmadan tedavinizi kesinlikle yarıda bırakmayın. İyi bir sindirim ve emilim sistemi için gerekmedikçe antibiyotik ve mide ilacı kullanmayın. Kullanılan diğer ilaçları ve yan etkilerini de gözden geçirebilirsiniz. Örneğin; antidepresan gibi bazı ilaçlar vücutta fazlaca magnezyum tüketilmesine neden olur. Bu nedenle zindelik hissi veren ve kasları güçlendiren magnezyumu yeterince aldığınızdan emin olun. Gerekli testleri yaptırdıktan sonra doktorunuzun önerisiyle vitamin ve mineral takviyesi kullanabilirsiniz” diyor. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Bağırsak sağlığınızı koruyun</strong></li>
</ul>
<p>‘İkinci beyin’ olarak adlandırılan bağırsaklarda gelişen sorunlar da kronik yorgunlukla ilişkili olabilir. Şişkinlik, gaz, kabızlık ve ishal yaşamayacak şekilde mide ve bağırsak sağlığına dikkat etmek gerekir. Şişkinlik, yorgunluk, karın ve baş ağrısı gibi semptomlar geçirgen bağırsağın en yaygın belirtileridir. Eğer varsa geçirgen bağırsak sendromu tedavi edilmelidir. </p>
<p><strong>Kronik yorgunluğa yol açan 10 önemli etken!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Fonksiyonel Tıp çalışmaları yürüten Dr. Aynur Ketene, </strong>kronik yorgunluğun altında yatan 10 temel etkeni şöyle sıralıyor; </p>
<p> </p>
<ol>
<li>Hazır paketli, katkı maddeli gıdaların aşırı tüketilmesi</li>
<li>Manyetik alanlara ve toksinlere bolca maruz kalınması</li>
<li>Gece 23’den sonra hala uyanık olmak, yetersiz ve kalitesiz uyku</li>
<li>Stresin yönetilememesi, </li>
<li>Spordan uzak, hareketsiz bir yaşam tarzı</li>
<li>Toprakta suni gübreler nedeniyle minerallerin azalması, hibrit tohumlar kullanılması</li>
<li>Gıdaların soğuk hava depolarında kimyasallar ilave edilerek uzun süre bekletilmesi</li>
<li>Tüm bunların neticesinde kişilerde sindirim ve emilim sorunları görülmesi, </li>
<li>Kansızlık, tiroit hastalıkları, insülin direnci gibi metabolik bozukluklar ve vücuttan toksin atılımını zorlaştıran karaciğer yağlanması</li>
<li>Bağışıklık sisteminin düşük olması</li>
</ol>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluktan-kurtulmanin-8-puf-noktasi-440641">Kronik Yorgunluktan Kurtulmanın 8 Püf Noktası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik bel ağrıları RFA yöntemi ile hafifletilebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-bel-agrilari-rfa-yontemi-ile-hafifletilebilir-430891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2023 08:41:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[rfa]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik bel ağrısını hafifletmek için kullanılan tıbbi bir işlem olan Lomber Radyofrekans Ablasyonu’nun (RFA),  özellikle alt sırt veya bel (lomber) bölgesindeki ağrıları hafifletmek için uygulandığını belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Akarca, “RFA ilaç, fizik tedavi gibi yöntemler ile geçmeyen ağrılar için kullanılabilecek bir metottur” dedi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-bel-agrilari-rfa-yontemi-ile-hafifletilebilir-430891">Kronik bel ağrıları RFA yöntemi ile hafifletilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik bel ağrısını hafifletmek için kullanılan tıbbi bir işlem olan Lomber Radyofrekans Ablasyonu’nun (RFA),  özellikle alt sırt veya bel (lomber) bölgesindeki ağrıları hafifletmek için uygulandığını belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Akarca, “RFA ilaç, fizik tedavi gibi yöntemler ile geçmeyen ağrılar için kullanılabilecek bir metottur” dedi.</strong> </p>
<p>VM Medical Park Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Akarca, Lomber Radyofrekans Ablasyonu tedavisi hakkında bilgilendirmede bulundu. RFA yönteminin ne olduğundan bahseden Op. Dr. Akarca, “RFA, eğitimli bir tıbbi profesyonel tarafından gerçekleştirilen minimal invaziv bir işlemdir. Radyofrekans enerjisinin ürettiği ısıyı kullanarak, bel bölgesinden beyne ağrı sinyallerini ileten sinirleri hedef alır ve bozar. İlaç ve fizik tedavi gibi yöntemlerle geçmeyen ağrılar için kullanılabilecek bir metottur” diye konuştu.</p>
<p><strong>RADYO FREKANS ENERJİSİ UYGULANIYOR</strong></p>
<p>İşlemin nasıl yapıldığını anlatan Op. Dr. Akarca, “İşlem sırasında özel bir iğne, görüntüleme (röntgen) rehberliğinde etkilenen bölgeye yerleştirilir. İğne doğru bir şekilde konumlandığında, sinir dokusuna termal bir lezyon oluşturmak için radyo frekans enerjisi uygulanır. Bu durum sinirlerin beyne ağrı sinyali gönderme yeteneğini bozar” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>ORTA VE UZUN VADEDE RAHATLAMA SAĞLAYABİLİR</strong></p>
<p>Lomber RFA&#8217;nın amacının kalıcı bir tedavi sunmak değil, uzun süreli ağrı rahatlaması sağlamak olduğunu belirten Op. Dr. Akarca, “Yöntem orta ve uzun vadede rahatlama sağlayabilir. RFA, hastanın aynı gün evine gidebileceği ayaktan yapılan bir işlemdir. Lomber RFA&#8217;nın faydaları azalan ağrı, artan hareketlilik ve ağrı kesici ilaçlara olan ihtiyacın azalmasıdır. Ayrıca hastanın fizik tedavi ve diğer rehabilitasyon programlarına katılma yeteneğini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>UZMAN HEKİME DANIŞMAK ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Genellikle güvenli kabul edilse de herhangi bir tıbbi işlem gibi RFA’da potansiyel riskler ve komplikasyonlar olabileceğini söyleyen Op. Dr. Akarca, “Bunlar arasında enfeksiyon, kanama, sinir hasarı veya geçici ağrının kötüleşmesi bulunabilir. Bu riskleri sağlık uzmanınızla tartışmak önemlidir. İşlemden sonra, hastalar genellikle iyileşmeyi en üst düzeye çıkarmak ve ağrı rahatlamasını sürdürmek için fizik tedavi ve rehabilitasyon geçirirler. Unutmayalım ki, RFA&#8217;nın bir tedavi seçeneği olarak uygunluğu, kişinin rahatsızlığının derecesine bağlıdır. Bu yüzden hastanın hekimine başvurarak detaylı muayene olması mutlaka gereklidir” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-bel-agrilari-rfa-yontemi-ile-hafifletilebilir-430891">Kronik bel ağrıları RFA yöntemi ile hafifletilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik stres, anksiyete ve depresyonla mücadelede soğuk duşun etkisi büyük</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-stres-anksiyete-ve-depresyonla-mucadelede-soguk-dusun-etkisi-buyuk-423559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Nov 2023 10:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonla]]></category>
		<category><![CDATA[düşün]]></category>
		<category><![CDATA[etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=423559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Wim Hof Metod (İrade, Nefes ve Soğuk Terapileri) Eğitmeni Doruk Taraktaş “Düzenli soğuk duşlarla zihin ve beden, soğuk su içinde nefesini kontrol etmeyi dolayısıyla, stres tepkisini kontrol edebilmeyi öğreniyor ve egzersiz ediyor” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-stres-anksiyete-ve-depresyonla-mucadelede-soguk-dusun-etkisi-buyuk-423559">Kronik stres, anksiyete ve depresyonla mücadelede soğuk duşun etkisi büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Kronik stres, anksiyete ve depresyonla mücadelede soğuk duşun etkisi büyük</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Wim Hof Metod (İrade, Nefes ve Soğuk Terapileri) Eğitmeni Doruk Taraktaş “Düzenli soğuk duşlarla zihin ve beden, soğuk su içinde nefesini kontrol etmeyi dolayısıyla, stres tepkisini kontrol edebilmeyi öğreniyor ve egzersiz ediyor” diyor.</strong></p>
<p> </p>
<p>Kas ağrıları, daha hızlı iyileşme, bağışıklık sisteminde gelişme, soğuk toleransı artması için soğuk duşlar alındığını duymuş olabilirsiniz. Buna ek olarak, soğuk su terapilerinin kronik stres, anksiyete ve depresyon tedavisindeki faydaları da araştırılmakta ve pozitif sonuçlar gözlenmekte.</p>
<p> </p>
<p>Anksiyete ve depresyon, kronik strese bağlı olarak da ortaya çıkan, aşırı korku ve endişelere neden olan ve bizi hayattan koparan ruh sağlığı durumlarıdır. Ara sıra yaşanan anksiyete ve stres hayatın normal bir parçası olsa da, anksiyete bozuklukları ve depresyon günlük hayatımız iş ve sosyal hayatımızı zorlaştırabilir.</p>
<p> </p>
<p>Depresyon ve kronik anksiyete, ruh sağlığı uzmanları tarafından çeşitli şekillerde tedavi edilebiliyor. Tedavilere tamamlayıcı bir yöntem olarak soğuk duşları da ekleyebiliyorlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>Soğuk duşlar gerçekten işe yarıyor mu?</strong></p>
<p> </p>
<p>&#8220;Soğuk duşların anksiyete ve depresyon semptomlarını en aza indirmeye yardımcı olacak fizyolojik ve zihinsel etkileri üzerine yapılan bir çok çalışma mevcut. Çalışmaların ortak yanı ise, soğuk duşların, kronik stresi azalttığı, anksiyete ve depresyon semptomlarında iyileşme sağladığıdır.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Wim Hof Metod (İrade, Nefes ve Soğuk Terapileri) Eğitmeni Doruk Taraktaş konuyu şöyle açıklıyor:  “Düzenli soğuk duşlarla zihin ve beden, soğuk su içinde nefesini kontrol etmeyi dolayısıyla, stres tepkisini kontrol edebilmeyi öğreniyor ve egzersiz ediyor” </p>
<p> </p>
<p>“Soğuk suya adapte olan beden, bize kendimizi güçlü, mutlu ve sağlıklı hissettirecek dopamin, endorfin ve nor adrenalin hormonlarını salgılıyor.” diyen Taraktaş, bedendeki enflamasyonu azaltıyor ve uzun süre salgılanması zihinsel ve bedensel olarak bize zarar veren stres hormonu kortizolü azalttığını belirtiyor. </p>
<p> </p>
<p>Soğuk duştan çıktığımız zaman Depresyon ve anksiyeteye neden olan düşünceler yerine başarmış olmanın harika hissiyatı geliyor. Stres seviyeleri (hormonları) azalıyor.</p>
<p> Kronik stresin zihinsel ve fizyolojik etkileri kontrol altına alındıkça kronik enlamasyonda azalma ve zihin beden sağlığında iyileşme başlıyor.</p>
<p> </p>
<p>Depresyon ve anksiyete zihinde düşünce olarak başlıyor ve bedenimizi etkiliyor. Her sabah soğuk duş önüne gelince zihnimiz “Yapma” diyor. Bu düşünceye adım atmak ve konforsuzun (soğuk suyun) içinde kontrolde kalabilmek irademizi güçlendirmeye başlıyor. Beden zihni değil, zihin bedeni kontrol etmeye başlıyor. İşte bu beceri ile iyileşme başlıyor”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Doruk Taraktaş’ın, kronik stres, anksiyete ve depresyon için devam eden tavsiyeleri şu şekilde;</p>
<p> </p>
<ul>
<li>Bir uzmanla görüşmekten çekinmeyin.</li>
<li>Uyku bir numaralı ilaç, iyi uyuyun. Uykusuzluk stres, depresyon ve anksiyetenizi arttırır.</li>
<li>Abur cubur yemeyin, diyetinize dikkat edin. Haftada 1-2 gün aralıklı su orucu yapın.</li>
<li>Mutlaka egzersiz ve spor yapın. Zihin beden sağlığı için çok önemli dopamin ve endorfin hormonlarını bolca salgılarsınız, stres hormonları seviyeleriniz azalır.</li>
<li>Meditasyon ve diğer farkındalık tekniklerini benimseyin. Özellikle nefes egzersizlerini hayatınıza ekleyin. Her gün meditasyon ve derin nefes çalışmalarıyla kronik stres, depresyon ve anksiyete semptomlarını hafifletebilirsiniz. Günde sadece birkaç dakika ile başlayabilirsiniz.</li>
<li>Kronik stres, anksiyete ve depresyon semptomlarını her sabah alacağınız kısa soğuk duşlar ve diğer öneriler ile azaltabilir ve çok daha sağlıklı olabilirsiniz.</li>
</ul>
<p> </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-stres-anksiyete-ve-depresyonla-mucadelede-soguk-dusun-etkisi-buyuk-423559">Kronik stres, anksiyete ve depresyonla mücadelede soğuk duşun etkisi büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Nov 2023 11:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gebeler]]></category>
		<category><![CDATA[gripte]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421894</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların açılması ve mevsim değişikliği nedeniyle grip (influenza) vakalarında artış gözlemleniyor.  Prof. Dr. İftihar Köksal, 65 yaş üstü kişilerin, gebelerin ve kronik hastalığı olanların gribin ciddi sonuçları açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çekerek bu nedenle yaygın bir grip salgınının önüne geçmek ve gribin ciddi sonuçlarını önlemek adına grip aşısının önemini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894">&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>“Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Okulların açılması ve mevsim değişikliği nedeniyle grip (influenza) vakalarında artış gözlemleniyor.  Prof. Dr. İftihar Köksal, 65 yaş üstü kişilerin, gebelerin ve kronik hastalığı olanların gribin ciddi sonuçları açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çekerek bu nedenle yaygın bir grip salgınının önüne geçmek ve gribin ciddi sonuçlarını önlemek adına grip aşısının önemini vurguladı.</strong></p>
<p>Prof. Dr. İftihar Köksal, influenza virüsünün sebep olduğu gribin sadece bir solunum yolu enfeksiyonu olmadığını, kanıtların gribin daha geniş kapsamlı sağlık komplikasyonları ile ilişkili olabileceğini, sonbahar mevsimiyle birlikte grip sezonuna da girildiğini söyleyen Prof. Dr. İftihar Köksal, risk grupları ve grip aşısının önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p>“Grip, sağlıklı erişkinler dahil olmak üzere, enfeksiyondan birkaç gün sonra kalp krizi riskini en az 10 kat ve inme riskini en az 8 kat arttırarak şiddetli kardiyovasküler komplikasyonları tetikleyebiliyor. Grip aşısı ise kardiyovasküler olayları yüzde 26-53, kardiyovasküler ölümleri yüzde 56 oranında azaltmakta.” </p>
<p>Bunun yanı sıra bir diğer risk grubu diyabetli hastalarda grip enfeksiyonu hastaneye yatış ve ölüm riskini 6 kat ve hastaneye yatıştan sonra yoğun bakım ünitesine yatış riskini 4 kat arttırıyor. Bu noktada grip aşısı diyabetli kişilerde hastaneye yatışı yüzde 58, grip/zatürre nedeniyle hastaneye yatışı yüzde 43 azaltıyor.</p>
<p>Ayrıca 65 yaş üstü hastalarda, influenza virüsü nedeniyle hastaneye yatırılan her 3 yaşlı yetişkinden birinde zatürre gelişmekte ve bu hastalar grip enfeksiyonundan sonra 2 aya kadar daha yüksek felç riski altındadırlar. Hamile kadınlar da hem kendileri hem de gelişmekte olan bebekleri için grip enfeksiyonunun ciddi sonuçları açısından yüksek risk altındalar.”</p>
<p><strong>‘Okula dönüş ile çocuklarda grip riski artıyor’ </strong></p>
<p>5 yaşından küçük çocuklarda griple ilgili ciddi komplikasyonlar gelişme riskinin yüksek olduğunu söyleyen Prof. Dr. İftihar Köksal, en büyük grip atak hızının tipik olarak okul çağı çocuklarında olduğunu ve gribin esas olarak çocuklardan yetişkinlere yayılma ve epidemilere neden olma eğiliminde olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Eylül – Ocak ayları aşılanma için en uygun zaman”</strong></p>
<p>Grip aşısı zamanlamasıyla ilgili de bilgi veren Prof. Dr. İftihar Köksal, aşıya geç kalındığı algısının yanlış olduğunu, ocak ayı başında vakalarda pik noktayı görmeyi beklediklerinden dolayı bu zaman dilimi içerisinde başta risk grupları olmak üzere aşıya erişebilen herkesin gripten korunmak adına aşı olmasının önemini vurguladı. Ayrıca “Geçen sezon grip salgınları ekim ayının sonlarına doğru başladı ve çok hızlı arttı. 2009 grip pandemisinden beri görülen en kötü grip sezonu yaşandı. Bu nedenle bu sezona hazır olmak için henüz aşılanmamış kişilerde grip aşısı uygulamasına bugün itibariyle başlanarak mart sonuna kadar devam edilmesini öneriyoruz. Böylece nisan-mayıs aylarına kadar devam eden influenza vakalarını önlemek mümkün olacaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>“Grip aşısını daha önce grip geçirenler de olmalıdır”</strong></p>
<p>Grip enfeksiyonu geçiren birinin aşı olmasıyla ilgili de konuşan Prof. Dr. İftihar Köksal, “Türkiye’de bulunan aşıları, 4 ayrı virüs alt tipine karşı koruyuculuk sağlıyor. Toplumda influenza virüsünün farklı alt tipleri hastalığa sebep oluyor. Bu nedenle hasta olsanız bile hangi virüsün sizi hasta ettiğinden bağımsız diğer 3 tipe karşı bağışıklığınız olmayacaktır. Bu nedenle de grip hastalığı geçirilse dahi güvenle grip aşısı olunabilir. Tabii aşı olacak bireyin o esnada ağır ateşli bir hastalık geçirmediği ilgili hekim tarafından kontrol edilmelidir.” dedi.</p>
<p> </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894">&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ile Yaşam: Nasıl Yönetilir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-obstruktif-akciger-hastaligi-koah-ile-yasam-nasil-yonetilir-416430</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Oct 2023 11:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[obstrüktif]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yönetilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416430</guid>

					<description><![CDATA[<p>KOAH, solunum sistemi rahatsızları en korkulan türlerin başında geliyor. Bu hastalığa yakalananların ise bazı tedbirleri uygulaması öneriliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-obstruktif-akciger-hastaligi-koah-ile-yasam-nasil-yonetilir-416430">Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ile Yaşam: Nasıl Yönetilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KOAH, solunum sistemi rahatsızları en korkulan türlerin başında geliyor. Bu hastalığa yakalananların ise bazı tedbirleri uygulaması öneriliyor. KOAH hastalığından korunmak ve hastalık sürecini daha iyi sürdürmek için yapılabilecekleri, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Denizhan Ayatan açıklıyor.</p>
<p>KOAH, yaşam kalitesini etkileyen kronik bir akciğer hastalığıdır. Ancak doğru yaklaşımlar ve yaşam tarzı değişiklikleriyle bu hastalığı yönetmek mümkündür. İşte KOAH&#8217;lı bireyler için daha iyi bir yaşam tarzını benimsemelerine yardımcı olabilecek yöntemleri inceleyelim.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sigarayı Bırakma</strong></p>
<p>Sigarayı bırakmak, KOAH&#8217;ı etkili bir şekilde yönetmenin en önemli adımlarından biridir. Sigara içmek, KOAH&#8217;ın başlıca nedenlerinden biridir ve akciğerler üzerindeki zararlı etkilerini artırır. Sigara içenlerde hastalık daha hızlı ilerleyebilir ve semptomlar daha şiddetli olabilir. Bu nedenle sigara içmeyi bırakmak, KOAH semptomlarını hafifletmede ve hastalığın ilerlemesini durdurmada kritik bir rol oynar. Sigara bırakma süreci zor olabilir, ancak başarılı olmak için birçok destek seçeneği vardır. Nikotin replasman terapileri, sigara içme isteğini azaltabilir ve bırakma sürecini kolaylaştırabilir. Ayrıca destek grupları veya danışmanlık hizmetleri de moral ve motivasyon sağlayabilir. Sigarayı bırakmak, KOAH&#8217;lı bireyler için yaşam kalitesini artırmanın ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın önemli bir yoludur.</p>
<p> </p>
<p><strong>İlaçları Düzenli Kullanma</strong></p>
<p>KOAH&#8217;ı etkili bir şekilde yönetmenin temel adımlarından biri, doktorunuzun reçete ettiği ilaçları düzenli olarak kullanmaktır. KOAH tedavisinde kullanılan ilaçlar, semptomların kontrol altına alınmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına yardımcı olur. Bronkodilatörler, hava yollarını genişleterek nefes almayı kolaylaştırır ve hava akışını artırır. Kortikosteroidler ise akciğerlerdeki iltihabı azaltır. Bu ilaçları düzenli olarak kullanmak, semptomların kötüleşmesini önlemeye yardımcı olur ve acil durumların sık sık ortaya çıkmasını engeller. Ancak ilaçların doğru bir şekilde kullanılması önemlidir. Doktorunuzun önerdiği dozajı ve kullanım sıklığını takip etmek, ilaçların etkili olmasını sağlar. Ayrıca herhangi bir yan etki veya sorunla karşılaşıldığında hemen doktorunuza başvurmalısınız. İlaçları düzenli kullanmak, KOAH yönetiminde önemli bir adımdır ve semptomların kontrol altına alınmasına yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı Beslenme</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) yönetiminde temel bir rol oynar. KOAH&#8217;lı bireyler için dengeli bir diyet benimsemek, semptomların hafifletilmesine ve yaşam kalitesinin artırılmasına yardımcı olabilir. Bu bağlamda, beslenme planı genellikle düşük yağlı ve yüksek lifli gıdalara odaklanmalıdır. Bol miktarda meyve, sebze, tam tahıllı ürünler ve protein kaynakları, KOAH hastalarının enerji seviyelerini korumasına ve bağışıklık sistemlerini güçlendirmesine yardımcı olabilir. Ayrıca tuz alımının sınırlanması, sıvı tüketiminin artırılması ve sağlıksız atıştırmalıklardan kaçınılması da önemlidir. Bu şekilde, vücut ideal kilosunu koruyabilir ve aşırı kilo nedeniyle artan nefes darlığını engelleyebilir. Ancak her bireyin ihtiyaçları farklıdır, bu nedenle beslenme planınızı bir sağlık profesyoneli ile tartışmalı ve bireysel gereksinimlerinize göre uyarlamalısınız. Sağlıklı beslenme, KOAH&#8217;ı etkili bir şekilde yönetmek için önemli bir adımdır ve genel sağlığınızı desteklerken semptomların kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Düzenli Egzersiz</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz, KOAH yönetiminde kritik bir rol oynar. Özellikle solunum sistemi ile ilgili sorunlar yaşayan KOAH&#8217;lı bireyler için kasları güçlendirmek ve solunum kapasitesini artırmak son derece önemlidir. Düzenli egzersiz, kalp-damar sağlığını iyileştirir, kilo kontrolünü destekler ve enerji seviyelerini artırabilir. Ancak KOAH&#8217;lı bireylerin egzersiz programlarını doktorlarıyla tartışmaları önemlidir, çünkü herkesin ihtiyaçları farklıdır. Genellikle aerobik egzersizler, yürüyüş, bisiklet sürme veya yüzme gibi, solunum ve dolaşım sistemini güçlendirebilir. Aynı zamanda nefes egzersizleri, KOAH semptomlarını hafifletmede yardımcı olabilir. Egzersiz sırasında nefes darlığı yaşanıyorsa, uygun bir tempo ve süre seçmek önemlidir. Düzenli egzersiz, genel sağlığı iyileştirebilir ve KOAH&#8217;lı bireylerin bağımsızlığını ve yaşam kalitesini artırabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Solunum Eğitimi</strong></p>
<p>Solunum eğitimi, KOAH&#8217;lı bireyler için önemli bir yaşam tarzı bileşenidir. Bu eğitim, nefes alma tekniklerini ve doğru nefes alışkanlıklarını öğrenmeyi içerir. KOAH, solunum yollarının daralmasına neden olduğu için etkilenen kişilerde nefes darlığı yaygın bir sorundur. Solunum eğitimi, bu nefes darlığını hafifletmek ve daha etkili nefes almayı öğrenmek için tasarlanmıştır. Bu eğitim, nefes alırken hangi kasların kullanılması gerektiğini ve derin ve yavaş nefes almanın nasıl başarılacağını anlatır. Ayrıca nefes darlığı atakları sırasında panik durumlarını yönetmeyi öğretir. Solunum egzersizleri, KOAH semptomlarını azaltabilir, yaşam kalitesini artırabilir ve günlük aktiviteleri daha kolay hale getirebilir. Bu eğitim, bir solunum terapisti veya doktor gözetiminde yapılmalı ve bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanmalıdır. Solunum eğitimi, KOAH&#8217;lı bireylerin yaşamını olumlu bir şekilde etkileyebilir ve semptomları daha iyi yönetmelerine yardımcı olabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Enfeksiyonlardan Kaçınma</strong></p>
<p>KOAH&#8217;lı bireyler, solunum yolu enfeksiyonlarına karşı daha hassastır. Grip aşısı ve pnömokok aşısı gibi bağışıklık sistemini güçlendiren aşıları almak önemlidir. Ayrıca enfeksiyon riskini azaltmak için kalabalık yerlerden kaçınmak ve ellerinizi sık sık yıkamak da gereklidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-obstruktif-akciger-hastaligi-koah-ile-yasam-nasil-yonetilir-416430">Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ile Yaşam: Nasıl Yönetilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Mobil Uygulamalı Rehabilitasyon Programı Tasarlanacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylere-yonelik-mobil-uygulamali-rehabilitasyon-programi-tasarlanacak-415040</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2023 10:11:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bireylere]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[tasarlanacak]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalı]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi TÜBİTAK nezdinde başarılarını sürdürmeye devam ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylere-yonelik-mobil-uygulamali-rehabilitasyon-programi-tasarlanacak-415040">Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Mobil Uygulamalı Rehabilitasyon Programı Tasarlanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi TÜBİTAK nezdinde başarılarını sürdürmeye devam ediyor.  Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği doktora öğrencisi Senem Önol’un yürütücülüğünü yaptığı “Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Geliştirilen Günlük Yaşam Aktiviteleri Mobil Uygulamasının İşlevselliğe Etkisi” projesi, TÜBİTAK 1002 A Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Danışmanlığını Hemşirelik Fakültesi Dekanı ve Ruh Sağlığı ve Hastalıkları  Hemşireliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Dönmez’in üstlendiği projede kronik ruhsal bozukluğu olan bireylerin günlük yaşamda aktivitelerini planlama ve uygulamalarını sağlamaya yönelik dijital mobil uygulamalı rehabilitasyon programı tasarlanacak. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemizde oluşturduğumuz bilimsel ekosistem bizi TÜBİTAK nezdinde başarılı kılmaya devam ediyor. Danışmanlığını Hemşirelik Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Ayşegül Dönmez’in üstlendiği yürütücülüğünü doktora öğrencimiz Senem Önol’un yaptığı proje TÜBİTAK’tan destek aldı. Hocamızı ve öğrencisini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi. </p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, “Projede, kronik ruhsal bozukluğu olan bireylerin günlük yaşamda aktivitelerini planlama ve uygulamalarını sağlamaya yönelik dijital mobil uygulamalı rehabilitasyon programı tasarlamayı amaçlıyoruz. Rehabilitasyon programıyla, bu bireylerin gereksinimlerinin belirlenmesi, bireysel görüşmelerle belirlenen aktivite alanlarının desteklenmesi ve mobil uygulama programıyla bu aktivitelerin takibinin yapılmasını hedefliyoruz. planlanan rehabilitasyon programı bu bireylerin işlevselliklerinin artırmasına katkı sağlayacak” dedi. </p>
<p><b>Eğitim ve mobil uygulama programıyla hastaların takibi yapılacak</b></p>
<p>Şizofreni ve bipolar bozukluk hastalığına sahip bireylerin rehabilitasyon programlarının sürdürülebilir olmasının önemine değinen doktora öğrencisi Senem Önol, “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre yeti yitimine sebep olan ilk 10  hastalık grubunda yer alan şizofreni ve bipolar bozukluk bireylerde öğrenme, kendine bakım, çalışma, insan ilişkileri ve yaşam becerileri gibi birçok işlevsel alanda yetersizliklere, iş ve toplumsal yaşamda sorunlara yol açıyor. Bu nedenle bu hastalara yönelik rehabilitasyon programlarının sürdürülebilir olması büyük önem taşıyor. Bu kapsamda fayda sağlayacağı öngörülen projemiz, Ege Üniversitesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde (TRSM) tedavisi takip edilen ve merkeze kayıtlı olan hastalara yönelik günlük yaşam aktiviteleriyle ilgili teorik eğitim ve mobil uygulama programıyla bu aktivitelerin takibinin yapılacağı rehabilitasyon programından oluşuyor. Bu rehabilitasyon programı ile hastaların nüks sayısı ve tekrarlı hastane yatışlarının azalması, ilaç uyumunun sağlanması, işlevselliklerinin ve yaşam kalitelerinin artırılması, yeti yitiminin ve ailelerin bakım yükü azaltılması sağlanacak” diye konuştu. </p>
<p>Sürdürülebilirlik noktasında hastalık grubunda bakımın kesintisiz sağlanmasının da önemli olduğunu belirten Önol, “Bu doğrultuda teknolojiyle kolaylaştırılmış tedavinin, geleneksel tedavi yaklaşımlarına kıyasla daha etkili ve herkes için daha erişilebilir bir alternatif olacağını düşünmekteyiz. Böylelikle sağlık profesyonelleri arasında hastayla yakın teması olan toplum ruh sağlığı hemşiresi, TRSM’de hizmet sunmasının yanında hastanın merkeze gelmediği günlerde de hastanın takibini yapabilecek. Gerçekleştirilecek pilot çalışmanın başarılı olması ile projenin sonraki ve nihai hedefleri arasında ülkemiz genelindeki TRSM’lerde standart rehabilitasyon programı olarak uygulanmasına öncelik etmesi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylere-yonelik-mobil-uygulamali-rehabilitasyon-programi-tasarlanacak-415040">Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Mobil Uygulamalı Rehabilitasyon Programı Tasarlanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepatitte Aşılama Kronik Enfeksiyonları Önlemede %95 Etkili</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hepatitte-asilama-kronik-enfeksiyonlari-onlemede-95-etkili-391330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jul 2023 11:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşılama]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hepatitte]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[önlemede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=391330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya geneli için ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam eden Hepatit virüsleri gerekli önlem alınmazsa hayatı tehdit eder boyutlara ulaşabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepatitte-asilama-kronik-enfeksiyonlari-onlemede-95-etkili-391330">Hepatitte Aşılama Kronik Enfeksiyonları Önlemede %95 Etkili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya geneli için ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam eden Hepatit virüsleri gerekli önlem alınmazsa hayatı tehdit eder boyutlara ulaşabiliyor. Hepatitte aşılamayla kronik enfeksiyonları yüzde 95 oranında önlemenin mümkün olduğunu hatırlatan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hepatitler semptom vermeden ilerlediği için binlerce kişi Hepatit olduğunu bilmeden hayatını sürdürmeye devam ediyor. Olası riskleri önlemek için aşılanma oranları artırılmalı” diye konuştu. </em></p>
<p> </p>
<p>Hepatit, neden olduğu hastalıkları açısından dünya genelinde önemini koruyan ciddi bir sağlık sorunu. A, B, C, D ve E olmak üzere farklı tipleri bulunmakla birlikte özellikle hepatit B ve C’nin yarattığı sonuçlar açısından ayrı önemi olduğuna işaret eden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, dünya genelinde yaklaşık 350 milyon kişinin hepatit B ve C ile hayatını sürdürdüğünü ve beraberinde yüzbinlerce insanda kronik hastalıklara neden olduğuna işaret etti. </p>
<p><strong>“HEPATİTİN TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK OLDUĞU BİLİNMİYOR”</strong></p>
<p>Dünya Hepatit Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Sönmezoğlu, konuyla ilgili toplumsal farkındalığın oluşmadığı sürece bu tablonun değişemeyeceğine işaret etti. “Dünyada her yıl 3 milyon kişinin Hepatit B ve C enfeksiyonuna yakalanmasına ve her yıl 1.1 milyon kişinin hepatit nedeniyle hayatını kaybetmesine karşın kronik Hepatit B vakalarının yüzde 10’u ve kronik hepatit C vakalarının da ancak yüzde 21’i tanı almakta, kalan hastaların hepatit olduklarını bilmeden hayatlarına devam ediyor” diye konuşan Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Hepatit tedavi edilebilir hatta tamamen ortadan kaldırılabilir bir hastalık olmasına rağmen hala yeterince tanınmadığı için ne yazık ki rakamlar her geçen gün atıyor” dedi. </p>
<p><strong>“TEK HAYAT, TEK KARACİĞER”</strong></p>
<p>DSÖ’nün 2023 yılında Hepatit Farkındalık Çalışmaları kapsamında, “Tek Hayat, Tek Karaciğer” temasıyla sağlıklı bir hayat sürdürebilmek için sağlıklı karaciğerin önemine dikkat çektiğini anlatan Prof. Sönmezoğlu, “Bu bağlamda karaciğer sirozu, kanseri gibi hastalıklardan korunabilmek için hepatiti önlemenin, erken tanı ve doğru tedavinin de hayati bir öneme sahip olduğunun altı çiziliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“SEMPTOM VERMEDEN İLERLİYOR”</strong></p>
<p>Hepatit B ve C’nin yıllarda belirti vermeden ilerlediğini ancak fark edilmediği taktirde karaciğer kanseri ve siroza kadar varabilen çok ciddi sonuçlar doğurduğunu söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Dünya Sağlık Örgütü bu konudaki yoğun çalışmalarına devam ediyor. Bazı hepatit türlerinde aşılamanın hastalıkları önlemede çok önemli olduğunu biliyoruz. İşte bu farkındalık konusunda ülkeler bazında politikalar geliştirilmeli. Bu konuda DSÖ’nün üye tüm ülkeler tarafından kabul edilen küresel hepatit stratejisi ile; 2016-2030 yılları arasında yeni hepatit enfeksiyonlarının yüzde 90 ve yaşam kayıplarının da yüzde 65 oranında azaltılması amaçlanıyor.”</p>
<p><strong>“HEPATİT B’DEN KORUNMAK İÇİN AŞILANIN”</strong></p>
<p>Karaciğer sirozu ve karaciğer kanserine kadar ulaşabilen tablonun ortaya çıkmasından sorumlu olan Hepatit B enfeksiyonundan korunabilmek için aşıların çok önemli bir silah olduğun altını çizen Prof. Dr. Sönmezoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Hepatit B’nin bulaş yolları arasında; doğumda anneden bebeğe, çocuktan çocuğa, korunmasız cinsel temas ve güvenli olmayan enjeksiyonlar ve kan transfüzyonu gelir. Bununla birlikte çoğu kişinin yanlış bildiği gibi, emzirmek, el ele tutuşmak, hapşırmak ya da havuzlar gibi ortak kullanım alanlarını kullanarak virüs bulaşmaz. Ancak en önemli korunma yöntemi aşılanmadır. Bugün dünya genelinde yaygın olarak kullanılan Hepatit B aşısı kronik enfeksiyonların gelişmesini önlemede yaklaşık yüzde 95 oranında etkili bir güce sahiptir.”</p>
<p><strong>ÜLKEMİZDE RİSK GRUPLARINDA HEPATİT B AŞISI ÜCRETSİZ YAPILIYOR</strong></p>
<p>Türkiye’de yaklaşık 3 buçuk milyon Hepatit B hastası, 750 bin Hepatit C hastası olduğunun tahmin edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Ülkemizde tüm yeni doğanlara ve risk grubunda kabul edilen kişilere 1998 yılından bu yana Hepatit B aşıları ücretsiz olarak yapılıyor. Bu aşılama programlarıyla birlikte enfekte olmuş kişi sayısında ciddi oranda azalma yaşanmış durumda.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“HEPATİT C’DE ERKEN TANI VE TEDAVİYLE RİSKLERİ AZALTMAK MÜMKÜN”</strong></p>
<p>Karaciğerde yaratabileceği riskler açısından bir diğer önemli virüs olan Hepatit C için aşı bulunmamasına rağmen tedaviyle etkili sonuçlara ulaşılabildiğinin altını çizen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Bugün ülkemizde yaklaşık 750 bin Hepatit C hastası olduğu tahmin ediliyor. Dünya genelinde Hepatit C’nin çoğunlukla kontamine olmuş kan ve kan ürünlerinin transfüzyonuyla bulaştığı görülüyor. Ülkemizde ise en yaygın bulaşma şekliyle ilgili kesin bir bilgi olmamakla birlikte 1996 yılında başlayan ve tüm kanların Hepatit C virüsü açısından taranması kararından sonra bu yolla bulaşmanın ciddi oranda azaldığını söylemek mümkün.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepatitte-asilama-kronik-enfeksiyonlari-onlemede-95-etkili-391330">Hepatitte Aşılama Kronik Enfeksiyonları Önlemede %95 Etkili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik ağrının dört temel direği: Stres, beslenme, egzersiz ve uyku</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-agrinin-dort-temel-diregi-stres-beslenme-egzersiz-ve-uyku-381920</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2023 11:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[direği]]></category>
		<category><![CDATA[dört]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik ağrıların çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirten uzmanlar, üç aydan daha uzun süren ağrılara ‘kronik ağrı’ denilebileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrinin-dort-temel-diregi-stres-beslenme-egzersiz-ve-uyku-381920">Kronik ağrının dört temel direği: Stres, beslenme, egzersiz ve uyku</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik ağrıların çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirten uzmanlar, üç aydan daha uzun süren ağrılara ‘kronik ağrı’ denilebileceğine dikkat çekiyor. Kronik ağrı sorununun ülkemizde de artış gösterdiğine değinen Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, kronik ağrıların stres, kaygı, depresyon, uyku sorunları dahil birçok ruhsal sorunlara yol açabileceğini vurguluyor. Kronik ağrıya yönelik herkese ve her duruma uyan standart bir reçete olmadığının altını çizen Nurmedov, stres, beslenme, egzersiz ve uyku faktörlerinin kontrol altında tutulmasının kronik ağrının en aza indirilmesinde yardımcı olabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, kronik ağrıların nedenleri ve etkilerine dair açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Kronik ağrı belirgin bir neden olmadan da ortaya çıkabilir </strong></p>
<p>Genellikle bir hastalık veya yaralanmanın sonucu olarak ortaya çıkan ve üç aydan daha uzun süren ağrılara ‘kronik ağrı’ denildiğini belirten Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Kronik ağrı, bir yaralanma veya hastalıktan kurtulduktan uzun süre sonra da devam edebilir. Bazen belirgin bir neden olmadan bile ortaya çıkabilir. Kronik ağrı, vücudun bir bölgesinde hissedilen sürekli veya tekrarlayan bir rahatsızlık hissi olarak tanımlanır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kronik ağrı çok yaygın görülen bir sorun</strong></p>
<p>Kronik ağrıların çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Nurmedov, “Yaralanmalar, cerrahi müdahaleler, romatizmal hastalıklar, sinir sistemi bozuklukları, belirli kanser türleri, fibromiyalji, migren, omurga sorunları gibi durumlar kronik ağrıya neden olabilir. Kronik ağrı çok yaygın görülür ve bir kişinin tedaviye başvurmasının en öncelikli nedenleri arasındadır. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 25&#8217;i kronik ağrıdan mustarip. Kronik ağrı ülkemizde de artış gösteriyor. Bu sebeple bir çok kamu ve özel hastanelerde ağrının tedavisi ile uğraşan ‘Algoloji’ bölümleri açılmaya başlandı.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hastalar kronik ağrıları çok farklı şekillerde tanımlayabiliyor</strong></p>
<p>Bazı insanların da bir yaralanma veya fiziksel hastalığa bağlı olmayan kronik ağrıya sahip olduğunun altını çizen Nurmedov, “Biz bunu psikojenik ağrı veya psikosomatik ağrı olarak adlandırırız. Psikojenik ağrı stres, anksiyete ve depresyon gibi psikolojik faktörlerden kaynaklanır. Bununla birlikte <br />birden fazla ağrı nedeninin üst üste gelmesi de mümkündür. Kanseri olan bir bireyin aynı zamanda psikojenik ağrıya sahip olması gibi.” dedi. </p>
<p>Hastaların kronik ağrıları çok farklı şekillerde tanımladığını da sözlerine ekleyen Nurmedov, “Vurma, sıkma, yanma, zonklama, batma, sıkıştırma gibi betimlemeler kullanabiliyorlar. İşin içine kronik ağrının sebep olduğu ruhsal hastalıklar da eklenince tanımlamalar çok daha karmaşık bir hal alabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tanı konması için hastanın detaylı fizik muayenesi yapılır</strong></p>
<p>Kronik ağrıdan söz edilebilmesi için ağrının en az üç aydır devam ediyor olması gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu süre zarfında ağrının sürekli olması şart değil. Eğer yenilenen tarzda oluyorsa da kronik ağrıdan söz edebiliriz. Tanı konması için öncelikle hastadan ayrıntılı hastalık geçmişi alınır ve hastanın detaylı fizik muayenesi yapılır. Devamında kan testleri, MR, BT, Röntgen, EMG, refleks ve denge testleri, idrar ve beyin omurilik sıvısı testleri dahil ağrının kökeninin ortaya çıkarılmasına faydalı olabileceği düşünülen çeşitli testler istenebilir.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Kronik ağrısı olan bireylerle yaşamak yıpratıcı olabilir </strong></p>
<p>Kronik ağrının sadece fiziksel bir sorun olmanın ötesinde, kişinin psikolojisini de önemli ölçüde etkileyebilen bir sorun olduğuna değinen Nurmedov, “Kronik ağrı sürekli olarak var olduğu için kişinin günlük yaşamına, ilişkilere ve genel yaşam kalitesine olumsuz etkileri olabilir. Kronik ağrı stres, kaygı, depresyon, uyku sorunları dahil birçok ruhsal sorunlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Kişiden kişiye ve durumdan duruma değişkenlik gösterse de kronik ağrısı olan bir bireyle yaşamanın kimi zaman oldukça yıpratıcı olabileceğini kaydeden Nurmedov, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişinin ağrı ile baş etmek için harcadığı enerji, zaman ve dikkat o kadar fazla ki, aile üyeleri ve arkadaş çevresine ayıracak ne enerjisi ne zamanı ne de dikkati kalır. Bu da ilişkileri yıpratır. Bununla birlikte, kronik ağrıyla yaşayan bir kişi, sürekli rahatsızlık, stres ve zorluklarla karşı karşıya olduğu için çevresindeki insanların üzerinde duygusal bir yük oluşturabilir. Aile üyeleri veya yakın arkadaşlar, sevdiklerinin acı çektiğini görmekten veya onun ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalmaktan dolayı endişe duyabilirler ve üzülebilirler. Kronik ağrı, kişinin çevresindekilerde çaresizlik hissinin oluşmasına sebep olabilir. Bu da zamanla öfkeye dönüşebilir. Buna bağlı ilişkiler gerilebilir ve kimi zaman kopabilir de.” </p>
<p><strong>Kronik ağrıya yönelik herkese ve her duruma uyan standart bir reçete yok</strong></p>
<p>Öncelikle ağrıların nedenlerinin araştırıldığını ve tespit edilirse neden yönelik tedavi planlandığını vurgulayan Nurmedov, “Bazen ağrının kaynağı bulunamaz, bu durumda ağrı semptomatik bir şekilde tedavi edilir. Kronik ağrının tedavisinde birçok yaklaşım var. Hangi yaklaşımın uygulanacağı ağrının türü, ağrının kaynağı, yaş, genel tıbbi durum ve eşlik eden psikiyatrik rahatsızlıklar gibi birçok faktöre bağlı. Dolayısıyla, kronik ağrı tedavisi bireye özgü ve multidisipliner olmalı. Unutulmamalıdır ki, kronik ağrıya yönelik herkese ve her duruma uyan standart bir reçete yok.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Nurmedov, kronik ağrı tedavisinde genel olarak kullanılan yöntemlerin de ilaç tedavisi, fizik tedavi, bilişsel davranışçı terapi, kabul ve adanmışlık terapisi, bilinçli farkındalık yöntemlerini içerek psikolojik destek, alternatif tıp ve cerrahi müdahaleler olduğunu açıkladı.</p>
<p><strong>Kronik ağrının dört temel direği: Stres, beslenme, egzersiz ve uyku</strong></p>
<p>İnsanların yaşam tarzını etkileyen dört ana faktörün adeta kronik ağrının dört temel direği olduğunu dile getiren Doç. Dr. Serdar Nurmedov, bu faktörlerin kontrol altında tutulmasının kronik ağrının en aza indirilmesinde yardımcı olabileceğine dikkat çekti. </p>
<p>Bu faktörleri stres, beslenme, egzersiz ve uyku olarak sıralayan Nurmedov, “Stres kronik ağrıda önemli bir rol oynayabilir. Bu nedenle stresinizi mümkün olduğunca azaltmaya çalışmak önemli. Herkesin stresini yönetmek için farklı teknikleri vardır. Bugüne kadar denemiş olduğunuz teknikler işe yaramadıysa, sizin için en iyi olanı bulana kadar farklı seçenekleri deneyin. Her gün 30 dakika boyunca düşük yoğunluklu egzersizlere katılmak ağrınızı azaltmaya yardımcı olabilir. Egzersizin aynı zamanda stres giderici özelliği de var. Kronik ağrıdan mustarip bireylerin beslenmesine önem vermelerinde fayda var. Çünkü kırmızı et ve rafine karbonhidratlar enflamasyona neden olur. Enflamasyon da ağrıya neden olur. Bu sebeple enflamasyona neden olan gıdaları ortadan kaldırarak anti-enflamatuar bir beslenmeye geçmeniz önerilir. Uyku eksikliği kilo almanıza neden olabilir ve bu da kronik ağrınızı daha da arttırabilir. Kaliteli uyku stres yönetimi için de önemli.” önerilerinde bulundu.</p>
<p><strong>Kronik ağrının tamamen ortadan kaldırılması her zaman mümkün olmayabilir </strong></p>
<p>Tedavi süresinin, ağrının şiddeti, süresi, altta yatan durumun karmaşıklığı, tedaviye verilen yanıt ve kullanılan tedavi yöntemleri gibi faktörlere bağlı olduğunu belirten Nurmedov, “Kronik ağrının tedavi edilmesi genellikle uzun vadeli bir süreçtir ve tamamen ortadan kaldırılması her zaman mümkün olmayabilir. Bu sebeple sabır, iş birliği ve düzenli kontrol kronik ağrının tedavisinde önem arz eder. Tedavinin amacı, ağrıyı kontrol altına almak, yaşam kalitesini artırmak ve günlük işlevselliği iyileştirmektir. Hatırlatmak isterim ki, kronik ağrı dahil, hayatın en önemli ve en büyük sorunlarının çoğu temelde çözümsüzdür. Onları çözemeyebiliriz ama aşabiliriz. Bu sebeple kronik ağrıyı tamamen ortadan kaldırmak için harcadığımız enerji, zaman ve dikkatimizi bu sorunu aşmaya kanalize etmek daha işlevsel olacaktır. Bu konuda ‘Bilişsel Davranışçı Terapi’, ‘Kabul ve Adanmışlık Terapi’ ve ‘Bilinçli Farkındalık’ yaklaşımlarının son derece etkili olduğunu belirtmekte fayda var.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Ağrı stres düzeyini, stres de ağrının şiddetini arttırabilir</strong></p>
<p>Fiziksel ağrı ve ruh sağlığının birbirini besleyen bir döngü içinde olduğuna dikkat çeken Nurmedov, “Kronik ağrı ruh sağlığını olumsuz etkilediği gibi, ruh sağlığının bozulması da fiziksel iyilik halimizi olumsuz etkiler. Öte yandan ağrı deneyimi sadece fiziksel bir duyum değildir, aynı zamanda psikolojik, duygusal ve bilişsel süreçlerle de ilişkilidir.” dedi. </p>
<p>Fiziksel ağrı ve ruh sağlığı arasındaki etkileşime en iyi örneklerden birinin stres etkisi olduğunu söyleyen Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağrı stres düzeyini arttırabilir ve stres de ağrının şiddetini arttırabilir. Stres hormonlarındaki artış ağrının daha şiddetli algılanmasına sebep olabilir. Aynı zamanda kronik stres, ağrının kronikleşmesini kolaylaştır ve şiddetini arttırabilir. Bir diğer örnek de fiziksel ağrının algılanması ve yorumlanması ile ilgilidir. Şöyle ki; ağrı deneyimi, kişinin algılamasına, yorumlamasına ve ağrıya verdiği anlamına bağlı olarak değişebilir. Ruhsal faktörler, ağrıya odaklanma, ağrıyı tehdit olarak algılama kısmında belirleyici olabileceği gibi, ağrıya karşı başa çıkma stratejilerin geliştirilmesinde de önemli rol oynar.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrinin-dort-temel-diregi-stres-beslenme-egzersiz-ve-uyku-381920">Kronik ağrının dört temel direği: Stres, beslenme, egzersiz ve uyku</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 07:58:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatli]]></category>
		<category><![CDATA[hamileler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte gösterişli iftar sofraları pek çoğumuzu heyecanlandırmaya başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988">Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte gösterişli iftar sofraları pek çoğumuzu heyecanlandırmaya başladı. Kronik hastalığa sahip olanlar ve hamileler için ise durum biraz daha farklı: Onlar, “Acaba oruç tutabilecek miyim?” sorusuyla baş başalar&#8230; Uzmanlara göre, bu soruya mutlaka hekim kontrolünde cevap aranması gerekiyor. Liv Hospital hekimlerinden Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova ile Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç kronik hastalığı olanlar ve hamileler için Ramazan’a özel uyarılarını ve önerilerini paylaştılar.</strong></p>
<p><strong><u>Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk</u></strong></p>
<p><strong>Kalp dostu besinlerden Ramazan’da da vazgeçmeyin! </strong></p>
<p>Sağlıklı oruç konusunu kronik hastalıkların başında gelen kalp-damar hastalıkları açısından değerlendiren Liv Hospital Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk “Bazı kalp-damar hastaları için oruç tutmak tehlikeli olacağından kesinlikle önerilmez. Dolayısıyla hastalar, doktorlarının önerileri doğrultusunda hareket etmeli, eğer doktorları izin vermiyorsa kesinlikle oruç tutmamalılar. Oruç tutabilecek kalp hastalarının ise Ramazan boyunca dikkatli olması gereken konu, beslenme şeklidir” dedi.</p>
<p>Kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltan, iyi kolesterolü artırarak kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olan besinlerin önemini hatırlatan Doç. Dr. Cem Arıtürk, “Vücudumuzun ihtiyacı olan yağ tüketimi için ağırlıklı olarak sağlığımıza &#8216;iyi&#8217; gelen; diğer adıyla doymamış yağlı besinleri tercih edin. Doymuş yağ içeriği yüksek gıdaları ise belirli ve gerekli ölçülerde tüketin, &#8216;kötü&#8217; olarak nitelendirdiğimiz trans yağlardan mutlak suretle kaçının. Buna göre salata ve yemeklerinizde ağırlıklı olarak zeytinyağı ve ayçiçek yağını kullanabilir; zeytin, avokado, badem, ceviz, yer fıstığı, fındık, ay çekirdeği, mısır gibi besinler ile somon, uskumru, hamsi, alabalık gibi balık çeşitlerine beslenme düzeninizde yer verebilirsiniz.” </p>
<p><strong>Pide yerine bol tahıllı ekmek tüketin </strong></p>
<p>Aşırı ve sağlıksız karbonhidrat tüketiminin kan şekeri, kan basıncı, kan yağları seviyelerinin yükselmesine ve uzun vadede şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine de değinen Doç. Dr. Cem Arıtürk karbonhidrat tüketiminde lifli besinleri öneriyor:</p>
<p>“Sahurda nişasta ve şeker gibi karbonhidrat içeriği yüksek olan besinleri tercih edenler gün boyu açlık hissedeceklerdir. Daha uzun süre tok hissetmek için sahurda pide yerine bol tahıllı ekmekler tercih edin. Lif içeriği yüksek, az şekerli tam tahıllardan üretilmiş kahvaltılık gevrek, ekmek, makarna gibi besinler; kahverengi pirinç veya kinoa gibi tahıllar kan şekerini dengede tutacağı için faydalıdır.”</p>
<p><strong>Halsizliğe karşı protein ağırlıklı beslenin </strong></p>
<p>Doyurucu ve daha uzun süre tokluk için ise protein açısından zengin ve yüksek lifli besinleri tavsiye eden Doç. Dr. Cem Arıtürk, “Dengeli ve yeterli miktarda protein almak, gün içinde gelişebilecek halsizliği ve yorgunluğu da engelleyecektir. Yumurta, et, balık, süt ve süt ürünlerinden oluşan hayvansal protein kaynakları ile kuru baklagiller, yulaf ezmesi, fındık, fıstık, badem ve chia tohumu gibi bitkisel protein kaynaklarının beslenme düzeninde dengeli dağılımı sağlanmalıdır” şeklinde bilgi verdi. </p>
<p><strong>Meyve suyu yerine meyve tüketmeyi tercih edin </strong></p>
<p>Doç. Dr. Cem Arıtürk sıvı tüketimi konusunda “Kadınlar için günde 2,5 litre, erkekler için 3,5 litre sıvı tüketimi vücuttaki sıvı dengesinin korunması açısından idealdir. Seçilebilecek en iyi içecek türü ise kaynağı bilinen, temiz sudur. Bunu ayran, taze sıkılmış meyve suları, sade soda, çay ve kahve izleyebilir. Ancak yine de meyvelerin bütün olarak yenmesinin, sadece sularının içilmesinden daha sağlıklı olduğunu unutmamak gerekir. Örneğin bir portakal, bir bardak portakal suyunun iki katı kadar lif; yarısı kadar şeker içerir” diye konuştu.  </p>
<p><strong><u>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova</u></strong></p>
<p><strong>Ramazan’da şiddetli hipoglisemi vakaları artıyor</strong></p>
<p>Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova da oruç tutmanın, Diyabet hastaları için taşıdığı olası ve ciddi riskler hakkında bilgi verdi. Yapılan çalışmalarda Ramazan ayında şiddetli kan şekeri düşüklüğünün (hipoglisemi) yedi kat; şiddetli şeker yüksekliğinin ise dört kat artış gösterdiğine işaret eden Uzm. Dr. Saida Dashdamirova, “Yüksek riskli hastalar, oruç tuttukları zaman ciddi kan şekeri düşüklüğü ve kan şekeri yüksekliğinin yanı sıra vücutta sıvı kaybı (dehidratasyon), tansiyon düşüklüğü, bayılmalar, yaralanmalar, tromboz (kanda pıhtı oluşumu) gibi komplikasyonlar yaşayabilir” diyerek yüksek riskli olarak değerlendirilen Diyabet hastaları için oruç tutmamaları yönünde uyarıda bulundu: </p>
<p><strong>Yüksek riskli Diyabet hastaları oruç tutmamalı </strong></p>
<p>“Tip 1 diyabeti olanlar, akut hastalığı olanlar, diyalize girenler, ciddi şeker düşüklükleri yaşayanlar, şekerinin düştüğünü fark edemeyenler, üç aylık ortalama kan şeker testi yüzde sekizin üzerinde olanlar, son üç ayda diyabete bağlı koma, şeker yüksekliği veya düşüklüğü ile hastaneye yatışı olanlar, şeker hastalığına bağlı organ hasarı gelişenler, yalnız yaşayan insülin veya sulfanilüre grubu ilaç kullananlar, 75 yaş üzeri olan hastalar, çoklu insülin tedavisi alanlar yüksek riskli olarak değerlendirilir. Bu hastaların oruç tutması önerilmez, fakat oruç tutmakta ısrarcı olurlarsa kişiselleştirilmiş bir tedavi planı oluşturulmalı, hasta gerekli eğitimi almalı, her zamankinden daha sık parmak ucu kan şekeri kontrol edilmelidir. Parmak ucu kan şekeri ölçümü ve kan vermek orucu bozmaz. Hasta, kan şekerini ölçtüğünde 70 mg/dL&#8217;nin altında veya 300 mg/dL&#8217;nin üstünde olursa veya kendini kötü hissederse mutlaka orucunu bozmalı; kan şeker düzeyinde düzelme olmazsa hastaneye başvurarak tıbbi yardım almalıdır. Kan şekeri 70 mg/dl altında ölçüldükten sonra oruca devam etmek ise hayati risk getirebilir.”</p>
<p><strong>Düşük riskli Diyabet hastaları gerekli tedavi düzenlemelerini yaptırmalı </strong></p>
<p>Diyabet tanısı olan ve oruç tutmayı planlayan hastalar için ise mutlaka, Ramazan’dan 1-2 ay önce durum değerlendirmesi için doktor kontrolüne gitmiş olmaları gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Saida Dashdamirova, “Düşük hipoglisemi riskine sahip olan ilaçlarla tedavi edilen ve üç aylık ortalama kan şeker testi yüzde sekizin altında olan hastalar son 3 ay içerisinde kan şekeri düşüklüğü veya yüksekliği nedeniyle hastaneye yatışı olmamışsa gerekli tedavi düzenlenmelerinden sonra oruç tutabilirler” şeklinde bilgi verdi. </p>
<p><strong><u>Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum &#8211; Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç </u></strong></p>
<p><strong>Anne adayları oruç tutabilir mi?</strong></p>
<p>Anne adayları için de gebelik döneminde oruç tutup tutamayacakları en sık merak edilen konulardan biri. Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Hamileyim, oruç tutabilir miyim? Tutarsam bunun bebeğime etkisi nasıl olur” gibi soruların cevabının her gebe için farklılık göstereceğini belirtti: </p>
<p>“Birçok çalışma, orucun gebelik ve bebek üzerinde yaptığı etkilerin anlamlı sonuçlar yaratmadığını göstermektedir. Fakat gebelikte düzenli ve kaliteli beslenme ile sıvı tüketimi düzeni oldukça önemlidir. Uzun süreli açlık durumunun ve sıvı alımının olmamasının genel etkilerini, gebelerin doktorları ile birlikte değerlendirmesini ve oruç tutma kararını buna göre almasını öneririm.”</p>
<p>Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç, oruç tutan anne adaylarında gözlemlenebilecek durumlar hakkında da bilgi verdi:</p>
<p><strong>Anne ve bebek için ne gibi olumsuzluklar gelişebilir?</strong></p>
<p>“Uzun süreli açlığa bağlı olarak anne kan şekerinin düşmesi, kan insülin artışı, kan yağ asitlerinde artış, tüm vücutta dolaşan damar içi kan hacminde azalma, kalpten pompalanan kanın azalması, vücut su dengesinin bozulması, böbreklere giden kan akımın azalması, idrar çıkışında azalma gibi olumsuz sonuçlar görülebilir. Gelişen bu değişimlere karşı bebeği korumaya yönelik mekanizmalar devreye girer. Bunun sonucunda bebekte hareket azlığı, bebeğin kanlanmasına destek sağlayan damarların kan hacminde azalma, amnios sıvı hacminde azalma gibi bebek adına olumsuz etkiler ile karşılaşabiliriz.”</p>
<p>Özellikle yaz aylarına denk gelen Ramazan dönemlerinde uzun süreli açlık ve susuzluğun bebek ve anne için negatif etkilenme olasılığını artırdığını hatırlatan Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Anne ve bebek ancak dokuz  saati aşmayan oruç saatlerinde bahsettiğimiz olumsuz etkileri tolere edebilir” dedi. </p>
<p><strong>Oruç tutacak anne adaylarına öneriler</strong></p>
<p>“Oruç tutmak konusunda kararlı olan gebelerin ise iftar ve sahur arasında zamanı bölerek beslenmeleri, yağlı karbonhidratlı gıdalar yerine tok tutucu protein desteği yüksek olan gıdaları tüketmeleri ve su içmeyi ihmal etmemeleri gerekir” şeklinde bilgi veren Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç bazı sağlık problemleri olan anne adaylarının ise kesinlikle oruç tutması gerektiğini hatırlattı. Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Hipertansiyon, böbrek hastalığı, diyabet, erken doğum riski, bebek gelişme geriliği gibi var olan gebelik riskleri ile takip edilen gebeler kesinlikle oruç tutmamalıdır” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988">Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 08:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü bu hastalığın önemine dikkat çekmek amacıyla “Dünya Böbrek Günü” kutlanmaktadır. Kronik böbrek hastalığının oldukça yaygın olduğunu belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Şahin Dünya Böbrek Günü vesilesiyle böbrek fonksiyonlarının sağlıklı çalışabilmesi için önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063">Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü bu hastalığın önemine dikkat çekmek amacıyla “Dünya Böbrek Günü” kutlanmaktadır. Kronik böbrek hastalığının oldukça yaygın olduğunu belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Şahin Dünya Böbrek Günü vesilesiyle böbrek fonksiyonlarının sağlıklı çalışabilmesi için önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Dünyada her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü “Dünya Böbrek Günü” olarak kutlanmaktadır.  Kronik böbrek hastalığı son yıllarda dünya çapında büyük bir artış gösteren ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Diyabet, hipertansiyon, obezite, ileri yaş, çoklu ve kontrolsüz ilaç kullanımı, ailesinde böbrek hastalığı olması, gibi risk faktörleri kronik böbrek yetersizliğinin başlıca nedenleri arasında yer alır. Böbrek hastalıklarının önemli belirtilerine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin,” Ülkemizde yapılan bir çalışmada her 7 erişkinden birinde kronik böbrek hastalığı olduğu gösterilmiştir. İleri dönem böbrek yetersizliğinde nefes darlığı, vücutta şişlik, idrar miktarında azalma, halsizlik, iştah azalması, bulantı, kusma gibi semptomlar var iken birçok hastada hiçbir belirti de göstermeyebilir. Hastalığın erken dönemde saptanması ve koruyucu hekimlik uygulamaları ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir” dedi.</p>
<p><strong>“İnsan vücudu susuzluğa bir hafta dayanabilir”</strong></p>
<p>Ülkemizde meydana gelen depremin böbreklere olan ilişkisine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin, ”6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi ile ülkemiz derinden sarsıldı. 40 binden fazla insanın hayatını kaybettiği bu felaket ile birlikte “Ezilme (Crush) Sendromu” tekrar gündemimize geldi. Bu tabloda en çok etkilenen organların başında ise böbrekler yer almaktadır.  Kas yıkımı ve kişilerin yeterli sıvı alamamaları sonucunda hayatı tehdit eden akut böbrek yetersizliği ve potasyum yüksekliği felaketzedelerde ölüme neden olmaktadır. Yapılan araştırmalar insan vücudunun susuzluğa bir hafta kadar dayanabileceğini göstermektedir. Daha uzun süren susuzluk durumu hayat ile bağdaşmamaktadır. Enkaz altından kurtarılan kişilere daha enkaz yerinde uygun sıvı tedavisi başlanması çok önemlidir” diye söyledi.</p>
<p><strong>“Yeterli sıvı alımı böbrek sağlığı için çok önemlidir”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Şahin,” Böbreklerimizin başlıca görevi vücudumuzun su, sodyum, potasyum gibi çeşitli elektrolitlerin dengesini sağlamaktır. Metabolik atıkların (üre gibi) atılması, kan basıncının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin sağlanması, ilaçların metabolize edilmesi, kan üretimi için gerekli hormonun yapım ve sentezi de diğer görevleri arasında yer almaktadır. Yeterli sıvı alımı böbreklerimizin sağlıklı çalışması için önemlidir. Özellikle risk grubunda olan kişilerin böbrek fonksiyonlarının ve idrar tetkiki ile değerlendirilmesi önemlidir. Altta yatan hastalığın kontrolü, diyet, beslenme ve ilaç rejimlerinin düzenlenmesi ile hastalık kontrol altına alınabilir” diye belirtti.</p>
<p>Ayrıca Doç. Dr. Şahin, “2021 yılı Türk Nefroloji Derneği verilerine göre ülkemizde yaklaşık 85 bin kişi renal replasman tedavisi görmektedir. Yaklaşık 23 bin kişi ise kadavradan böbrek nakli olmak için nakil merkezlerinde beklemektedir. 2021 yılında ülkemizde 15 kişiye kadavradan böbrek nakli yapılmıştır. Bu sayı oldukça düşüktür. Bu önemli gün vesilesi ile tüm halkımızı organ bağışı yapmaya davet ediyorum” diye sözlerini bitirdi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063">Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2023 08:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[magnezyum]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347802</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan vücudunda en çok bulunan hayati öneme sahip dördüncü mikro element olan magnezyum, 300’den fazla enzimin çalışması için önemli bir role sahip.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802">Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan vücudunda en çok bulunan hayati öneme sahip dördüncü mikro element olan magnezyum, 300’den fazla enzimin çalışması için önemli bir role sahip. </strong></p>
<p><strong>Magnezyumun hem hücreler arası hem de hücreler içi sinyaller ilettiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Magnezyumun DNA sentezi, protein sentezi, kas kasılması, insülin mekanizması, kan basıncı, üreme gibi birçok mekanizmaya etkisi vardır. Bu element, kas ve sinir uyarılarına karşı duyarlılığı düzenler. Bu sayede fiziksel ve zihinsel olarak sakinleştirir. Magnezyum eksikliği hareket kabiliyetini bozarak fiziksel performansı düşürür” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Vücuttaki magnezyum düzeyinin düşmesinin nedenlerini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Toprağın magnezyum içeriğinin düşmesiyle sebze ve meyvelerin yetersiz magnezyum içermesi, günlük beslenmede yeterli sebze ve meyve tüketilmemesi, rafine karbonhidrat tüketiminin artması, aşırı kahve tüketimi, bağırsak hastalıkları sebebiyle emilim yetersizliği, gazlı içecekler ve işlenmiş etlerde bulunan fosfatın magnezyum emilimini engellemesi, D vitamini eksikliği, ishal ve aşırı terle vücutta sıvı kaybının fazla olması magnezyum eksikliğinin önemli sebepleridir” dedi.</p>
<p><strong>Magnezyum eksikliği yorgunluk, stres ve migren sebebi</strong></p>
<p>Magnezyum eksikliğinin kronik yorgunluk, kramplar, stres ve anksiyete, migren, diyabet, osteoporoz, konsantrasyon bozukluğu, fibromiyalji, kalp ritminde bozulmalar gibi önemli sorunlara sebep olabildiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Vücudumuzda magnezyum seviyesi yeterli olduğunda kendimizi daha enerjik hissederiz. Kan şekeri dengelenir, uyku kalitesi yükselir, kan basıncı düzenlenir, migren ataklarında azalmalar görülür, depresyona iyi gelir ve adet öncesi sendromları azaltır” şeklinde konuştu.  </p>
<p><strong><u>Magnezyum kaynağı 9 besin: </u></strong></p>
<p>Kabak çekirdeği</p>
<p>Pazı</p>
<p>Avokado</p>
<p>Ispanak</p>
<p>Badem</p>
<p>Muz</p>
<p>İncir</p>
<p>Tam tahıllar</p>
<p>Mineralli sular </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802">Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Migren botoksu ile kronik baş ağrılarından kurtulmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/migren-botoksu-ile-kronik-bas-agrilarindan-kurtulmak-mumkun-347520</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 09:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[botoksu]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347520</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik baş ağrılarının hastaların yaşam kalitesini bozarak günlük yaşam aktivitelerini etkilediğini ve kişilerin sosyal yaşamdan çekilmelerine neden olduğunu belirten Medical Park Gebze Hastanesi Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Duygu Özer, “Bu durum zamanla psikiyatrik semptomların gelişmesine de neden olur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/migren-botoksu-ile-kronik-bas-agrilarindan-kurtulmak-mumkun-347520">Migren botoksu ile kronik baş ağrılarından kurtulmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik baş ağrılarının hastaların yaşam kalitesini bozarak günlük yaşam aktivitelerini etkilediğini ve kişilerin sosyal yaşamdan çekilmelerine neden olduğunu belirten Medical Park Gebze Hastanesi Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Duygu Özer, “Bu durum zamanla psikiyatrik semptomların gelişmesine de neden olur. Migren botoksu ile kişilerin ağrı sıklığı, şiddeti azalmakta ve hastalar daha çok sosyal yaşamda kalabilmektedirler. Bunun yanı sıra, bu tedavi ile baş ağrısı için alınan ağrı kesici tedaviler azalacağı için buna bağlı gelişebilecek sistemik yan etkiler de ortadan kalkacaktır” dedi.</strong></p>
<p>Migren botoksunun ne olduğundan bahseden Medical Park Gebze Hastanesi Nöroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Duygu Özer, “Botoks olarak bilinen botulinum toksin enjeksiyonu, kronik migren baş ağrısı olan kişilerde ağrı iletiminde rol oynayan kimyasalların etkisini engelleyerek santral sinir sisteminin ağrı duyarlılığını azaltan ve buna bağlı olarak baş ağrılarında azalmaya neden olan bir tedavi yöntemidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>KRONİK BAŞ AĞRILARINA İYİ GELEBİLİR</strong></p>
<p>Migren botoksunun avantajlarına değinen Uzm. Dr. Özer, “Kronik baş ağrıları hastaların yaşam kalitesini bozarak günlük yaşam aktivitelerini etkilemekte ve kişilerin sosyal yaşamdan çekilmelerine neden olmaktadır. Bu durum zamanla psikiyatrik semptomların gelişmesine de neden olur. Migren botoksu ile kişilerin ağrı sıklığı, şiddeti azalmakta ve hastalar daha çok sosyal yaşamda kalabilmektedirler. Bunun yanı sıra, bu tedavi ile baş ağrısı için alınan ağrı kesici tedaviler azalacağı için buna bağlı gelişebilecek sistemik yan etkiler de ortadan kalkacaktır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>GEBELER VE EMZİREN ANNELERE UYGULANMAZ</strong></p>
<p>Migren botoksun, kronik baş ağrısı olan baş ağrısı nedeniyle günlük yaşam aktiviteleri bozulan 18 yaş üzeri kişilere uygulanabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Özer, “Gebeler, emziren anneler, kas kavşak hastalığı olan kişilere botoks tedavisi yapılmamaktadır” dedi.</p>
<p><strong>İĞNELERLE UYGULANAN BİR TEDAVİ</strong></p>
<p>İşlem hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Özer, “Botoks uygulaması baş ağrısına neden olan şakaklar, alın, boyundaki belirli kaslar ve baş arka kısmına küçük iğnelerle uygulanan bir tedavi yöntemidir. Standart tedavide 31 noktaya uygulama yapılır. Yapılacak doz hastanın semptomlarına göre doktor tarafından belirlenmektedir. İşlem süresi uygulayıcı doktora göre değişmekle birlikte 15-30 dakika arasında sürmektedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>ETKİSİ 10-14 GÜN CİVARINDA BAŞLAR</strong></p>
<p>Botoks etkisinin uygulama sonrası 10-14. günde başlamakta olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özer, şu bilgileri paylaştı: </p>
<p>“Baş ağrısı tedavisinde bazı hastalarda etkinlik ilk doz sonrası başlarken bazı hastalarda 12 hafta sonra 2. dozun yapılması sonrasında etkinliğe karar vermek gerekebilir. Tedaviden fayda gören hastalarda etkin tedavi için ilk yıl 3 veya 4 seans uygulanması önerilir. Sonraki süreçte hastanın ihtiyaçları doğrultusunda 6 ay ya da daha uzun aralıklarla işlem tekrarlanabilir.”</p>
<p><strong>CİDDİ YAN ETKİLERİ YOKTUR</strong></p>
<p>Migren botoksunun ciddi yan etkisi olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Özer, “Uygulama sonrası enjeksiyon bölgesinde geçici ağrı kızarıklık, geçici sırt ve baş ağrısı görülebilir. Migren botoksu uygulamasının ciddi yan etkileri bulunmamaktadır. Uygulamanın konusunda uzman ve bu konuda deneyimli doktorlar tarafından yapılması önemlidir” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/migren-botoksu-ile-kronik-bas-agrilarindan-kurtulmak-mumkun-347520">Migren botoksu ile kronik baş ağrılarından kurtulmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
