<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>klinik | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/klinik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/klinik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 07:49:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>klinik | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/klinik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hissediyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[misiniz]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınızdan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yorgun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaş almak denince aklımıza çoğunlukla kırışıklıklar ya da fiziksel değişimler gelir. Oysa bazen bedenimiz genç görünse de kendimizi yorgun, isteksiz, umutsuz ya da olduğumuz yaştan daha “yaşlı” hissedebiliriz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613">Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaş almak denince aklımıza çoğunlukla kırışıklıklar ya da fiziksel değişimler gelir. Oysa bazen bedenimiz genç görünse de kendimizi yorgun, isteksiz, umutsuz ya da olduğumuz yaştan daha “yaşlı” hissedebiliriz. Uzun süreli stres, çözümlenmemiş duygular, yoğun yaşam temposu ve zayıflayan sosyal bağlar daha yaşlı hissetmenize neden olabilir. Bilimsel araştırmalar, kronik stresin beyin üzerinde iz bırakabildiğini ve ruhsal yaşlanmayı hızlandırabildiğini gösteriyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik,</strong> ruhsal yaşın değiştirilemez bir kader olmadığını, doğru destek ve alışkanlıklarla ruhun yeniden güçlenebileceğini vurguluyor. </p>
<p><strong>YAŞLANMAK SADECE FİZİKSEL GÜÇ KAYBI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Yaşlanma denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak biyolojik değişimler, kırışıklıklar ya da fiziksel güç kaybı gelebilir. Yaş alma sürecinin yalnızca bedende değil, zihinde ve duygularda da yaşandığını belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Kimi insanlar takvim yaşı genç olmasına rağmen kendini yorgun, isteksiz ya da olduğundan daha yaşlı hissedebilirken; bazıları ilerleyen yaşına rağmen hayata karşı enerjik ve esnek kalabilir. Buradaki farkı ise biyopsikososyal yani biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin her birini bütüncül şekilde ele alarak tabloyu daha iyi okuyabiliriz.” diyor. </p>
<p><strong>KENDİNİZİ DAHA YAŞLI HİSSETMENİZİN 5 NEDENİ</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kronik Stres:</strong> Uzun süre devam eden stres, vücudun sürekli “tehdit altında” olduğu algısını yaratır. Bu durum kortizol seviyesini artırarak zihinsel yorgunluk, motivasyon düşüklüğü ve ruhsal tükenmişlik hissine neden olabilir.</li>
<li><strong>Sosyal İzolasyon:</strong> İnsanın sosyal bir varlık olduğunu belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Sağlıklı güçlü ilişkiler psikolojik dayanıklılığı artırır. İzolasyon ve zayıflayan sosyal bağlar ise stres tepkisini artırarak kişinin kendini daha yorgun ve yaşlı hissetmesine yol açabilir” diyor. </li>
<li><strong>Zorlayıcı Deneyimler: </strong>Geçmişte yaşanan ve uygun şekilde ele alınmamış bazı travmatik deneyimler, zamanla kişinin tehdit algısının hassaslaşmasına yol açabilir. Bu durum bazı kişilerin duygusal olarak daha kırılgan, kaygıya daha açık olmasına ya da zihinsel olarak daha yorgun hissetmesine sebep olabilir.</li>
<li><strong>Anlam Duygusunda Azalma:</strong> Hayatta amaç ve anlam duygusunun zayıflaması, motivasyon ve yaşam enerjisinde belirgin bir düşüş yaratabilir. Bu durum kişinin günlük yaşamda daha isteksiz, yorgun ve yaşlı hissetmesine yol açabilir.</li>
<li><strong>Uzun Süreli Yüksek Kortizol:</strong> Stres hormonu olarak bilinen kortizolün uzun süre yüksek seyretmesi, uyku düzenini, hafızayı ve duygusal dengeyi olumsuz etkileyebilir. Bu durum hem zihinsel hem de duygusal olarak erken yaşlanma hissini artırabilir.</li>
</ul>
<p><strong>UZUN SÜRELİ STRES BEYNİ DEĞİŞTİRİYOR</strong></p>
<p>Psikolojik zorlanmaların yalnızca “duygusal” bir yük olmadığını, beynin yapısında ve işleyişinde de iz bırakabildiğinin nörobilimsel araştırmalarla desteklendiğini ifade eden <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik</strong>, “Uzun süreli stres ve travmatik yaşantılar, beynin özellikle korku ve tehdit algısından sorumlu olan amigdala ile hafıza ve öğrenmede kritik rol oynayan hipokampus bölgelerinde yapısal ve işlevsel değişimlere yol açabiliyor. Bu değişimler, kişinin olayları daha tehditkâr algılamasına, risk değerlendirmesinde zorlanmasına, karar alma süreçlerinde daha kaygı temelli hareket etmesine neden olabiliyor. Sürekli tetikte olma hali ve yüksek kortizol düzeyi, zamanla hem zihinsel esnekliği hem de duygusal dayanıklılığı zayıflatabilirken; bireyin ruhsal olarak daha yorgun, daha kırılgan ya da kendini olduğundan daha “yaşlı” hissetme deneyimine yol açabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>YAŞLI HİSSETMEK KADERİNİZ DEĞİL! </strong></p>
<p>Sürecin geliştirilebilir olduğuna dikkat çeken <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Sosyal destek ağlarının güçlü olması, duygusal farkındalık geliştirmek, esnek düşünebilmek ve problem çözme becerilerini artırmak ruh sağlığını korumada ve genç tutmada etkili faktörlerdir. Benzer şekilde 80 yılı aşkın süredir devam eden Harvard yetişkin çalışmaları, bireylerin mutluluk oranlarının pozitif sosyal ilişkiler ve sahip olunan anlamlı bağlarla arttığını, hatta biyolojik stres yanıtını düzenlediğini göstermektedir. Yani stres, izolasyon ve çözümlenmemiş duygusal yükler ruhu yaşlandırabilirken; anlamlı ilişkiler, psikolojik dayanıklılık ve duygusal işleme becerileri ruhsal gençliği destekleyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>SAĞLIKLI YAŞLANMAK YALNIZCA HASTALIKLARDAN UZAK KALMAK DEĞİLDİR!</strong></p>
<p>Ruhsal yaşın kronolojik yaştan farklı olabileceğini ancak stres yönetimi, duygusal işleme becerileri ve güçlü sosyal bağların ruhsal gençliği ve sağlıklı yaş almayı desteklediğini ifade eden <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik</strong>, “Bu bulgular, yaşlanma sürecinin yalnızca kaç yıl yaşandığıyla değil, bu yılların nasıl deneyimlendiğiyle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bireyin stresle baş etme biçimi, duygularını işleme kapasitesi, yaşamda anlam ve amaç duygusu geliştirmesi ile kurduğu sosyal ilişkilerin niteliği; psikolojik dayanıklılığı güçlendiren temel unsurlar arasındadır. Bu nedenle sağlıklı yaşlanma, yalnızca hastalıklardan uzak kalmayı değil; zihinsel esnekliği korumayı, duygusal dengeyi sürdürebilmeyi ve sosyal bağları canlı tutmayı da kapsayan bütüncül bir iyi oluş halini ifade etmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613">Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağda tehlikeli trend!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-tehlikeli-trend-624050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:38:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bölüm]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Ergoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624050</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda otizm spektrum bozukluğu ile ilgili farkındalığın artması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de dijital dünyanın kontrolsüz yapısı yeni ve tehlikeli bir trendi beraberinde getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-tehlikeli-trend-624050">Dijital çağda tehlikeli trend!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda otizm spektrum bozukluğu ile ilgili farkındalığın artması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de dijital dünyanın kontrolsüz yapısı yeni ve tehlikeli bir trendi beraberinde getirdi. Çocuklar ve gençler sosyal medyada gördükleri içeriklerden yola çıkarak kendi kendilerine otizm tanısı koymaya başladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Öğr. Gör. Mitra Niazi, uluslararası akademik yayınevi IGI Global tarafından yayımlanan “Clinical Perspectives on Recent Trends in Autism Assessment, Diagnosis, and Treatment” (Otizm Değerlendirmesi, Tanısı ve Tedavisindeki Son Trendlere İlişkin Klinik Bakış Açıları) adlı kitaba yazar olarak önemli bir katkı sundu.</p>
<p>Kitapta, Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin kaleme aldığı “Unmasking Autism in the Digital Age: Occupational Therapy Responses to Social Media-Informed Self-Diagnosis in Children” (Dijital Çağda Otizmin Maskesini Kaldırmak: Çocuklarda Sosyal Medya Kaynaklı Kendi Kendine Tanı Koymaya Yönelik Ergoterapi Yanıtları) başlıklı bölüm, çağımızın en karmaşık sorunlarından birini ergoterapi perspektifiyle masaya yatırıyor.</p>
<p><strong>“Sosyal medya anlatıları, çocukların kimlik oluşumunu derinden etkiliyor”</strong></p>
<p>Ana akım medya ve dijital platformların otizm algısını baştan aşağı yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Öğr. Gör. Mitra Niazi, sosyal medyada dolaşıma giren gayri resmî tanı söylemlerinin çocuklar üzerindeki etkisini şu sözlerle değerlendirdi:</p>
<p>“Günümüzde dijital platformlar, otizm ile ilgili bilgiye erişimde en hızlı fakat bir o kadar da filtresiz kaynaklar haline geldi. Araştırmamızda özellikle sosyal medyadaki anlatıların, çocukların kimlik oluşum süreçlerini nasıl etkilediğini inceledik. Birçok çocuk ve ergen, çevrimiçi platformlarda izledikleri kısa videolar veya okudukları kişisel deneyimler üzerinden kendilerinde otizm belirtileri olduğuna inanarak kendi kendilerine tanı koyma yoluna gidiyor. Bu durum sadece klinik karşılaşmaları karmaşıklaştırmakla kalmıyor; aynı zamanda aile dinamiklerinde gerilimlere, toplumsal düzeyde farklı tepkilere ve ciddi etik ikilemlere yol açıyor.”</p>
<p><strong>“Amacımız deneyimi geçersiz kılmak değil, kanıta dayalı destek sunmak”</strong></p>
<p>Kitap bölümünde, klinisyenlerin ve ergoterapistlerin bu yeni durum karşısında nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğine dair bir yol haritası çizen Niazi, dengeli bir yaklaşımın şart olduğunu vurguladı ve şöyle devam etti:</p>
<p>“Klinik pratikte karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri, sosyal medya söylemleriyle şekillenmiş bu öz-tanı iddialarını doğru yönetebilmek. Burada mesleki terapi (ergoterapi) uygulamaları açısından kritik bir çizgi var. Çocukların yaşanmış deneyimlerini, hissettikleri farklılıkları veya zorlukları kesinlikle göz ardı etmemeli ve bunları geçersiz kılmamalıyız. Ancak bu doğrulama süreci, bilimsel dayanaktan yoksun çevrimiçi testlere veya fenomenlerin söylemlerine bırakılamaz. Yapılması gereken; çocuğun deneyimini onaylarken, müdahaleleri ve asıl teşhisi mutlaka kanıta dayalı, titiz bir klinik değerlendirme ve profesyonel destek zeminine oturtmaktır.”</p>
<p><strong>Profesyoneller için dijital çağ rehberi</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin çalışması, dijital kültür ile çocuk gelişiminin kesiştiği bu zorlu alanda çalışan sağlık profesyonelleri, eğitimciler ve politika yapıcılar için bir rehber niteliği taşıyor. Bölümde, artan dijital klinik manzarada gelecekteki klinik uygulamalar ve araştırmalar için yönlendirici stratejiler de sunuluyor.</p>
<p>Niazi çalışmasının hedefini, “Klinik uygulamalarımızda dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisini artık dışarıda bırakamayız. Bu çalışma ile amacımız; klinik karar alma süreçlerinde bilimsel titizlikten ödün vermeden, dijital çağın getirdiği bu yeni &#8216;kendi kendine tanı&#8217; olgusuna karşı kapsayıcı, etik ve kanıta dayalı stratejiler geliştirmektir.” sözleriyle özetledi.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi’nden küresel çapta bilimsel üretim</strong></p>
<p>Otizm değerlendirme, tanı ve tedavi süreçlerine güncel, eleştirel ve çok boyutlu bir bakış kazandıran bu akademik katkı; Üsküdar Üniversitesinin toplumsal duyarlılığı yüksek, güncel sorunlara odaklanan ve uluslararası bilimsel literatüre yön veren vizyonunun önemli bir örneğini oluşturuyor. Profesyoneller, klinisyenler ve akademisyenler için başvuru kaynağı olacak bu eser, otizm alanında dijitalleşmenin getirdiği zorluklara karşı güçlü bir bilimsel duruş sergiliyor.</p>
<p><strong>“İstediği tanıyı alana kadar uzman değiştirenler var”</strong></p>
<p>Kitabın önsözünde yer alan genel klinik tespitler de Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin uyarılarının ne denli haklı olduğunu gözler önüne seriyor. Son on yılda otizm teşhis oranlarındaki keskin artışın arkasında yalnızca farkındalığın değil, davranışların “kimlik temelli” açıklamalarına yönelik kültürel bir eğilimin de yattığı belirtiliyor.</p>
<p>Kitabın giriş bölümünde, otizmin nörolojik ve gelişimsel temel yapısının değişmediği, ancak sosyal medya etkisiyle kavramın &#8220;sonsuz esnek&#8221; bir hale getirilmeye çalışıldığı vurgulanarak şu çarpıcı tespitlere yer veriliyor:</p>
<p>“Klinik kanıtlardan ziyade sosyal medyadaki anlatılarla şekillenen kesin bir inançla uzmanlara başvuranların sayısı hızla artıyor. Hatta bir uzmandan otizm tanısı alamayan bireyler, istedikleri onayı alana kadar uzman değiştirmeye (doktor doktor gezmeye) başlıyor. Sosyal medyada ampirik kanıtlardan yoksun şekilde popülerleşen ‘maskeleme’ veya ‘nöroçeşitlilik’ gibi terimler, ayırıcı tanıyı belirsizleştiriyor ve otizmin diğer psikiyatrik veya kişilik temelli durumlarla karıştırılmasına yol açıyor.”</p>
<p>Bu bağlamda kitap, yaşanmış deneyimleri küçümsemeden, sınırları giderek bulanıklaşan otizm kavramını yeniden bilimsel ve titiz bir klinik zemine oturtmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Otizme çok disiplinli ve uluslararası bakış</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin 8. bölümünü kaleme aldığı kitap, sadece dijital çağın getirdiği sorunlarla sınırlı kalmıyor. Uluslararası bir yazar kadrosu tarafından hazırlanan 9 bölümlük eser, otizm spektrum bozukluğuna dair güncel teşhis ve tedavi tartışmalarını tıp, ergoterapi, fizyoterapi ve sanat bağlamında çok disiplinli bir şekilde masaya yatırıyor:</p>
<p>Dr. Sanam Hafeez (Bölüm 1 ve 2), otizmin DSM-III&#8217;ten günümüze uzanan tarihsel sürecini ve ergenlik/yetişkinlik döneminde tanı arayışının karmaşıklığını ele alıyor. Kyriaki Stavrou (Bölüm 4) ise klinik tanıda nörobiyolojik ve davranışsal yaklaşımların nasıl entegre edilebileceğini inceliyor.</p>
<p>Scott M. Sokol (Bölüm 3) otizm ile cinsiyet çeşitliliği arasındaki kesişimi ve birlikte görülme oranlarını analiz ederken; Ryan Tessier (Bölüm 5) klinisyenleri en çok zorlayan konulardan biri olan otizm ve bipolar bozukluk birlikteliğine odaklanıyor.</p>
<p>Mogulla Archana ve ekibi (Bölüm 6), kısıtlı kaynaklara sahip bölgelerde maliyet etkin bir çözüm olarak &#8220;ebeveyn aracılı erken müdahaleyi&#8221; anlatıyor. Preeti Shrinivas Ganachari (Bölüm 7) motor ve duyusal işlev bozukluklarında fizyoterapi trendlerini ele alırken; Dunola Tri Nugraeni ve ekibi (Bölüm 9) Cava folklorik tiyatrosunun otizmli çocuklarda empati ve sosyal becerileri geliştirmedeki &#8220;dönüştürücü&#8221; gücünü bilimsel literatüre sunuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-tehlikeli-trend-624050">Dijital çağda tehlikeli trend!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Bed Rotting&#8217; Sanıldığı Kadar Masum Değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bed-rotting-sanildigi-kadar-masum-degil-605872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 20:20:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bed]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[rotting]]></category>
		<category><![CDATA[sanıldığı]]></category>
		<category><![CDATA[Yatakta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde sosyal medyada ‘bed rotting’ akımı ile sıkça karşılaşıldığını belirten uzmanlar, bu durumun masum bir dinlenme hali değil; çoğu zaman ruhsal zorlanmaların sessiz bir işareti olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bed-rotting-sanildigi-kadar-masum-degil-605872">&#8216;Bed Rotting&#8217; Sanıldığı Kadar Masum Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu davranışın, kişinin dış dünyadan izole bir şekilde kendini yenileme çabası gibi görülebileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bir kimsenin günlerini yatakta geçirmesi, onun duygularını düzenleme konusunda zorlandığı anlamını taşıyabilir. Bu kavramın özünü ortaya koyan davranış, kişinin ‘duygularım o kadar yoğun ya da o kadar boş ki, onlarla yüzleşmek yerine kendimi uyuşturmayı seçiyorum’ deme şeklidir.” dedi. Dinlenme kişiyi yenilerken, bed rottingin daha yorgun, suçlu ve hayattan kopuk hissettirebildiğini aktaran Beyaz, özellikle depresyonda bu durumun, hem hastalığın sonucu hem de onu besleyen bir kısır döngüye dönüşebildiğini vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaşılan ‘bed rotting’ kavramı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bed rotting bir tanı değil, uzadığında zararlı olabilen bir geri çekilme davranışı!</strong></p>
<p>‘Bed rotting’ kavramının, özellikle son zamanlarda sosyal medyada akım şeklinde popülerleşip karşımıza çıkan, bireylerin yorganın altına saklanmış, yanında atıştırmalıkları, elinde telefonuyla saatlerce yataktan çıkmayan hali olarak tarif edilebileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum bir nevi psikolojide geri çekilme savunma mekanizmasının modern ve biraz da dijitalleşmiş bir hali.” dedi.</p>
<p>Klinik literatürde böyle resmi bir tanı söz konusu olmadığını, bunun daha çok bir davranış biçimi olduğunu ifade eden Beyaz, “Bu durum bir tanı olmasa da, bu davranışın bir semptom olma ihtimali olabilir. Yani kişinin dış dünyanın hızı, gürültüsü ve talepleri karşısında, bunaldığı ve yetişemediğini düşündüğü durumlarda bir çeşit rahatlama kaçınması; dış dünyadan izole bir şekilde kendini yenileme çabası gibi. Buradaki önemli husus,  kişinin rahatlayabilmek için bu eyleme yöneldikten sonra bunun uzaması onun lehine işlemeyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yatakta kalmak kişiyi daha yorgun hissettiriyorsa bu dinlenme değil, psikolojik bir alarmdır!</strong></p>
<p>Yatakta uzun süre kalmanın ne zaman dinlenme ne zaman psikolojik bir sorun sinyali olarak değerlendirilmesi gerektiğine değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu ikisi arasında önemli bir fark var ve bunu fark etmek mümkün.” dedi.</p>
<p>Bu farklara açıklık getiren Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Dinlenme, şarj olmak, yenilenmek gibidir. Bittiğinde yataktan daha enerjik, tazelenmiş vaziyette gündelik hayata dönmeye istekli kalkılır. Dinlenme bir onarım sürecidir. Ama bed rotting dediğimiz şeyde durum daha farklı. Eğer yataktan çıkıldığında ya da yatmaya devam edilirken daha yorgun, daha uyuşmuş, suçlu ve zihinsel olarak bulanık hissediliyorsa, bu artık bir dinlenme değil de bir tür kaçıştır. Yatakta geçirilen zaman keyif vermekten ziyade, zamanı öldürmeye ve düşüncelerini susturmaya yarıyorsa, burada psikolojik bir alarm çalıyor denilebilir. Vücut burada ‘baş edemiyorum’ demektedir. Yatakta keyif yapmakla, birkaç gün boyunca duş almadan yatmak arasındaki fark, niyet ve sonuçtaki duygudur aslında.”</p>
<p><strong>Depresyonu besleyen bir kısır döngüye neden oluyor!</strong></p>
<p>Yatakta çürüme davranışının depresyon, tükenmişlik sendromu ve anksiyete ile etkileşimi bulunduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Tükenmişlik sendromunda, bu davranış bedenin iflas bayrağını çekmesidir. Öz enerji o kadar bitmiştir ki, kişi biyolojik olarak hareket edemez hale gelir.” dedi.</p>
<p>Anksiyetede ise yatağın bir tür sığınak gibi görüldüğünü dile getiren Beyaz, “Dış dünya tehditlerle doludur ve yorganın altı, o tehditlerin ulaşamayacağı güvenli bir liman olarak algılanabilir. Ancak en güçlü bağ depresyonla kurulur. Depresyonda olan çökkünlük hali nedeniyle kişiye kolunu kaldırmak bile büyük yük kaldırmak gibi gelir. ‘Bed rotting’, depresyonun hem bir sonucu hem de onu besleyen bir etkeni gibi. Kişi depresif olduğu için yatar, yattıkça hayatı kaçırır, hayatı kaçırdıkça daha çok depresif hisseder. Bu kısır döngü, kişiyi yavaş yavaş daha da olumsuz bir hale getirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bed rotting, kişinin hayata katılım isteğinin azaldığını gösterir! </strong></p>
<p>Bed rottingin, kişinin duygusal olarak ne yaşadığının bir göstergesi olabileceğine işaret eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bed rotting kavramı tanımıyla uyumlu olacak şekilde bir kimsenin günlerini yatakta geçirmesi, onun duygularını düzenleme konusunda zorlandığı anlamını taşıyabilir. Bu kavramın özünü ortaya koyan davranış, kişinin ‘duygularım o kadar yoğun ya da o kadar boş ki, onlarla yüzleşmek yerine kendimi uyuşturmayı seçiyorum’ deme şeklidir. Yani  bunu kişinin hayattan kopmaya başladığının, daha doğrusu hayata katılım gösterme isteğinde bir azalma olduğunun işareti olarak görebiliriz. Bu izole hal ile kişi yatakta kaldıkça, dış dünyadaki rolünü donduruyor gibi olur ve bu hal uzadıkça da, o rollere geri dönmek daha endişe edilesi bir hale gelir.”</p>
<p><strong>Bed rotting, bir semptom olarak başlar; kontrolsüz bırakıldığında bir probleme dönüşür! </strong></p>
<p>Bed rottingin bir semptom mu, yoksa başlı başına ele alınması gereken bir problem mi olduğu konusunu değerlendiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Aslında her ikisinin de bir karşılığı bulunmakta. ‘Bed rotting’, günlük hayatın stresi veya tükenme gibi altta yatan bir sorunun semptomudur; bir sonuçtur. Ancak kontrolsüz bırakıldığında da, kendi başına bir problem haline dönüşebildiğini söyleyebiliriz. Çünkü uzun süre yatakta vakit geçirmek uyku hijyenini bozar, beslenme düzenine zarar verir, sosyal bağlar zayıflayabilir ve fiziksel sağlığı da bir miktar tehdit eder. Yani yangının dumanı olarak başlar ama müdahale edilmediğinde de yangının kendisi haline gelebilir. Bu yüzden terapide bunu sadece bir depresyon belirtisi olarak geçiştirmeyiz; aynı zamanda davranışsal aktivasyon teknikleriyle kırılması gereken, başlı başına zararlı bir alışkanlık döngüsü olarak ele alırız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sorunlardan kaçınmak onların olduğundan daha şiddetli algılanmasına neden olur!</strong></p>
<p>Bed rotting eğilimi olan bireylerin öncelikle gerçekçi, basit ancak ısrarlı adımlarla başlaması gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bazı kurallar belirlemeli ve buna uymaya gayret gösterilmeliler.” dedi.</p>
<p>Yatağın sığınılacak bir liman olmadığının altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yatak sadece uyku için kullanılmalı. Film izlemek, yemek yemek ya da telefona bakmak için yatak yerine muhakkak koltuğa geçilmeli. Bed rotting hali oluyorsa da kısa süreliğine de olsa yataktan çıkaracak diş fırçalama, markete gidip gelme gibi bazı hedefler koyulabilir. Sonrasında yataktan çıkmak daha kolaylaşacaktır. Odanın karanlık veya loş olmaması sağlanmalı bu vesileyle de özellikle sabahları uyanınca güneş ışığını alabilmek, beynindeki ‘uyan’ sinyallerini tetikler ve ruh halini düzenleyen serotonin üretimini artırır. Bu öneriler işe yaramadığında, ruhsal bir çökkünlük ve beraberinde de isteksizlik baş gösterdiğinde, günlük sorumluluklar hatta kişisel hijyen ihmal edilmeye başlandığında yardım için sinyaller çalıyor demektir. Unutulmamalı ki sorunlardan kaçınmak onları olduğundan daha şiddetli bir şekilde algılamamızla sonuçlanır.” </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bed-rotting-sanildigi-kadar-masum-degil-605872">&#8216;Bed Rotting&#8217; Sanıldığı Kadar Masum Değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[defalarca]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[şeyi]]></category>
		<category><![CDATA[sıkı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor… Günümüzde pek çok kişinin ortak şikâyeti aynı: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Uzmanlara göre bu durum yalnızca yoğun düşünce trafiğiyle açıklanmıyor; duygusal sıkışmışlık, stresin artması ve bedenin sessiz tepkileri zihni daha da yoruyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, zihinsel ve bedensel yükün birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulayarak ruh sağlığını korumak için önemli uyarılarda bulunuyor.</p>
<p><strong>DÜŞÜNCELERİN HIZINA DUYGULAR YETİŞEMİYOR</strong></p>
<p>Günlük hayatta pek çok kişiden aynı cümleyi duyarız: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Düşüncelerin durmaması çoğu zaman fazla düşünmekten çok daha derin bir sürecin işaretidir. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>’ ye göre zihnin hızlanması, kişinin duygularına yaklaşmakta zorlandığı ya da içsel bir sıkışmışlık yaşadığı dönemlerde belirginleşiyor. “Zihin, duygulara temas etmekte güçlük çektiğinde devreye girer ve düşünce üretimini artırarak kendini korumaya çalışır” diyen <strong>Gözeri</strong>, bu durumun stres sisteminin doğal bir sonucu olduğunu vurguluyor. Tehdit algısı yükseldiğinde zihnin fark edilmez bir tempo artışına girdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog</strong> <strong>Gözeri</strong>, “Bu nedenle aynı düşüncenin defalarca tekrarlanması, detaylarda kaybolma ya da durmak bilmeyen iç konuşmalar çoğu zaman zihnin yardım çağrısı niteliğinde. İnsan bir çıkış yolu bulamadığında düşünceler hızlanır; içteki gürültü dış dünyanın sesini bastırmaya başlar” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>ÇOK DÜŞÜNMEK ZİHNİNİZİ YORMUYOR; </strong></p>
<p>Zihinsel yorgunluğun yalnızca “çok düşünmekle” açıklanmadığını, kişinin içten içe sıkıştığında, duygularına yaklaşmakta zorlandığında ya da stres yükü arttığında zihnindeki trafiğin hızlandığını ifade eden <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, “Zihin yorulduğunda beden sessizce devreye girer. Stres sistemi sık aktive olduğunda yalnızca kafa karışmaz; uyku düzeni bozulur, kaslar gerilir, mide hassaslaşır, nefesin ritmi değişir. Yani zihin ve beden birbirinden bağımsız değildir, biri zorlandığında diğeri mutlaka bir yerden sinyal verir” diyor. </p>
<p><strong>ZİHNİNİZ YARDIM ÇIĞLIĞINI UYKUSUZLUK, KALP, MİDE SORUNLARIYLA YANSITABİLİR</strong></p>
<p>Kişinin çıkış yolu bulamadığında düşüncelerinin hızlandığını ve içteki gürültünün dış dünyanın sesini bastırmaya başladığını belirten Gözeri; “Bu dönemde stres yavaş yavaş birikir ve biriken bu yük sonunda kendini bedende gösterir: baş ağrısı, mide yanması, kalp çarpıntısı, omuz–boyun gerginliği, uykuya dalma güçlüğü… Bunların her biri zihinsel yorgunluğun bedensel yankılarıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>BEDENİNİZ DUYGULARI İŞARET EDİYOR</strong></p>
<p>Her insanın taşıyabileceği yükün farklı olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>; “Üstelik bu yük çoğu zaman fark ettirmeden, sessizce artar. Bu tablonun merkezinde duygular yer alır. <strong>Pek çok kişi duygusunu söylemediğinde sorunun çözüldüğünü sanır; oysa bastırılan duygu kaybolmaz, yalnızca başka bir yerden geri döner. B</strong>u psikolojide <em>duygusal bastırma</em> olarak tanımlanır. Bilimsel araştırmalar da bu durumu doğruluyor: Bastırılan duygular, bedenin stres tepkisini artırarak <strong>kortizol seviyelerini yükseltiyor</strong>. Yani kişi o duyguyu kelimelere dökmese bile, <strong>beden o yükü taşımayı sürdürüyor</strong> ve bir noktada farklı belirtiler üzerinden sinyal vermeye başlıyor” diyor. </p>
<p><strong>STRES DÜŞÜNCELERİ, DÜŞÜNCELER DUYGULARI BESLİYOR</strong></p>
<p>Stres, düşünceler ve duyguların birbirini sürekli besleyen üç halka olduğunu söyleyen <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>; “Kişi içsel olarak sıkıştığında, en basit günlük işler bile gözünde büyüyebilir; zihinsel gürültü, normalde kolaylıkla yönetilebilecek işleri zorlaştırır. Bu noktada duyguları bastırmak yerine onları tanımaya çalışmak, gün içinde kendimize kısa nefes molaları ya da birkaç dakikalık zihinsel ara yaratmak bu yükü hafifletebilir. Uzun süren, kişiyi sosyal hayattan koparan ve günlük hayat akışını engelleyen süreçlerde ise mutlaka uzmana başvurmak, yardım almaktan çekinmemek gerekir ” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, iyileşme sürecindeki en kritik adımın farkındalık olduğunu belirtiyor: “Zihinsel ve bedensel yüklerinizi fark ettiğiniz an, değişim başlamış demektir. Görünür olan her duygu ve stres faktörü, dönüşümün kapısını aralar.” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:36:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578">Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı.</p>
<p><strong>Kanser tanısı, bedeni ve ruhu sarsan bir deneyim!</strong></p>
<p>Kanser tanısı almanın, insanın yaşamını yalnızca bedensel değil ruhsal anlamda da sarsan bir deneyim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişinin hayatındaki pek çok alanın yeniden yapılanmasıyla birlikte en temel inanç sistemleri de değişir.” dedi.</p>
<p>Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Erol, “Bu süreçlerde çoğu hastanın zihninde beliren yaygın otomatik düşünceler ‘artık eskisi gibi olamayacağım’ ya da ‘bunu hak ettim’ gibi yıkıcı olumsuz inançlardır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır. ‘Neden ben?’ sorusu zihinde yankılanırken, ölüm korkusu, belirsizlik, bedensel kontrolün kaybedilmesi ve sosyal rollerin değişmesi gibi faktörler duygusal yükü artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik destek, hastanın duygusal yükünü hafifleterek, tedaviye uyumunu artırıyor!</strong></p>
<p>Bu süreçte hastaların genellikle anksiyete, depresyon, öfke patlamaları, uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı, umutsuzluk ve sosyal izolasyon gibi psikolojik belirtiler yaşadığına dikkat çeken Erol, “Bu noktada psikolojik desteğin devreye girmesi, hem duygusal yükün hafiflemesi hem de tedavi sürecine uyumun artması açısından kritik bir önem taşır.” dedi.</p>
<p>Bilimsel verilerin, psikolojik desteğin yaşam kalitesini artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve tedaviye uyumu arttırdığını ortaya koyduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ruhsal olarak iyi hisseden bir hastanın, kemoterapi ve radyoterapi gibi zorlu tedavi süreçlerine daha dayanıklı olduğu gözlenmiştir. Klinik deneyimlerde de sıkça görüldüğü üzere, psikoterapi desteği alan hastalar yan etkilerle daha iyi baş edebiliyor. İlaçlarını düzenli kullanıyor ve hastalığa rağmen günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor. Psikolojik desteğin etkisi, beynin stres ve bağışıklık sistemleri arasındaki bağlantıyla da açıklanabilir; çünkü yüksek stres, kortizol düzeylerini artırarak bağışıklık sistemini zayıflatırken, duygusal dengeyi korumak bu biyolojik mekanizmayı da olumlu etkiler.”</p>
<p><strong>Psikoterapi, hastaların kontrol edilebilir yönlere odaklanmasını sağlar!</strong></p>
<p>Psikoterapinin kanser hastalarında sıkça görülen olumsuz otomatik düşünceleri fark etmeyi ve yeniden yapılandırmayı hedeflediğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yani yıkıcı inanışlar yerine hastalığın kontrol edilebilir yönlerine ve yaşamın halen sürdürülebilir değerlerine odaklanma sağlanır.” dedi.</p>
<p>Kabul ve Kararlılık Terapisinin (ACT) ise hastalığın getirdiği belirsizlik ve acı karşısında duygusal kabul geliştirmeye, kişinin yaşamına anlam katan değerlere yeniden yönelmesine yardımcı olduğuna işaret eden Erol, “Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin şu ana odaklanmasını ve bedeninde olan değişimlerle savaşmak yerine onlarla birlikte var olmayı öğrenmesini destekler. Bu sayede kaygı düzeyi azalır, duygusal regülasyon artar ve yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme gözlenir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır! </strong></p>
<p>Psikolojik desteğin yalnızca bireysel terapiyle sınırlı olmadığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri, sanat terapisi ve aileye yönelik psiko-eğitim programları da büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Grup terapilerinin, hastaların benzer deneyimlerden geçen kişilerle paylaşım yapmasını sağlayarak yalnızlık hissini azalttığını ve umut duygusunu güçlendirdiğini vurgulayan Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sanat terapisi, hastalığı söze dökmenin zor olduğu durumlarda duyguların ifade edilmesine olanak tanır. Aileye verilen psiko-eğitim ise hastanın yakın çevresinin de sürece bilinçli ve destekleyici şekilde katılmasını sağlar. Çünkü kanser yalnızca bireyi değil, ailesini ve sosyal çevresini de etkileyen bir krizdir.</p>
<p>Kanserle başa çıkmak, hastalığı yenmek kadar, yeniden yaşama tutunmayı, yeniden umut etmeyi öğrenmektir. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değil; iyileşme de yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ruhsal bir süreçtir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-ruhsal-destek-sart-589578">Kanser tedavisinde ruhsal destek şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi&#8217;nden Antibiyotik Direncine Karşı Dev Adım: Yeni Nesil Antibiyotikler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesinden-antibiyotik-direncine-karsi-dev-adim-yeni-nesil-antibiyotikler-571564</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 09:17:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[Moleküller]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotik direnci, modern tıbbın karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri. Öyle ki, dünyada yılda yaklaşık 1,5 milyon kişi antibiyotik direnci nedeniyle hayatını kaybediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesinden-antibiyotik-direncine-karsi-dev-adim-yeni-nesil-antibiyotikler-571564">Acıbadem Üniversitesi&#8217;nden Antibiyotik Direncine Karşı Dev Adım: Yeni Nesil Antibiyotikler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Antibiyotik direnci, modern tıbbın karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri. Öyle ki, dünyada yılda yaklaşık 1,5 milyon kişi antibiyotik direnci nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de ise bu sayı yılda 35 bin civarında. Ancak Acıbadem Üniversitesi bilim insanları bu küresel krize umut olacak bir gelişmeye imza attı. Bağışıklık sisteminden ilham alarak geliştirilen ve bakterilerin direnç geliştiremediği yeni nesil antibiyotikler, laboratuvar ve klinik örneklerde olağanüstü başarı sağladı. Pek çok ölümcül enfeksiyon üzerinde etkili olan bu yenilikçi teknoloji, yakın gelecekte dünya ilaç endüstrisinin de odağına yerleşerek hastaların hizmetine sunulacak</strong></em>.</p>
<p>Acıbadem Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özge Can ve Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz’ün öncülüğünde farklı branşlardan uzmanların oluşturduğu multidisipliner bir ekibin iş birliğiyle geliştirilen yeni nesil antibiyotikler, dünyayı tehdit eden antibiyotik direncine karşı umut ışığı oldu. Bakterilerin genetik olarak direnç geliştiremediği bu özel moleküller, bağışıklık sisteminden ilham alınarak üretildi. Geliştirilen antibiyotiklerin, hiçbir mevcut tedaviye yanıt vermeyen çoklu ilaç dirençli mikroorganizmalara karşı etkili olduğu klinik örneklerle ve deneysel çalışmalarla kanıtlandı. “Aslında dünya şu an, antibiyotiklerin gereksiz bir şekilde yaygın kullanımı sorunuyla mücadele ediyor” diyen Prof. Dr. Özge Can,<strong> “</strong>Piyasada var olan birçok antibiyotik artık etkili değil. Çünkü bakteriler bu ilaçlara karşı genetik değişikliklerle direnç geliştiriyor. Büyük ilaç firmaları yeni moleküller geliştirmekten çekiniyor; çünkü her yeni moleküle karşı kısa sürede direnç oluşuyor. İşte biz bu döngüyü kıracak bir çözüm bulduk” şeklinde sözlerini sürdürüyor.</p>
<p><b><strong>“Bakteriler bu moleküllere karşı savunmasız”</strong></b></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi’nde bu teknoloji üzerinde 10 yılı aşkın bir süredir çalıştıklarını ve bu moleküllerin TÜBİTAK destekli büyük bir proje ile geliştirildiğini anlatan Prof. Dr. Özge Can, “Geliştirdiğimiz antibiyotikler, bağışıklık sistemimizin doğal savunma mekanizmalarında yer alan peptit moleküllerden esinlenilerek üretildi. Bu moleküllerin yapısı helikal, yani matkap ucu gibi. Bakterinin çeperine girip delik oluşturuyor. Bu mekanizma nedeniyle bakteriler direnç geliştiremiyor. Çünkü bakteri, çeper yapısını genetik olarak kolayca değiştiremiyor” diyor.</p>
<p><b><strong>245 klinik örnekte yüzde 100 başarı</strong></b></p>
<p>Geliştirilen peptit moleküller, yalnızca bakterilere değil, mantar türlerine karşı da etkili. “<em>E. coli</em>, <em>S. aureus</em>, <em>Pseudomonas aeruginosa</em> gibi dirençli bakterilerin yanı sıra <em>Candida</em> gibi mantar türleri üzerinde de etkili oldu. Toplamda 245 farklı klinik örnek üzerinde çalıştık. Hepsi çoklu ilaç direnci taşıyan ve piyasada var olan hiçbir antibiyotiğin işe yaramadığı bakterilerdi. Bizim antibiyotiğimiz hepsine karşı etkili oldu” diyen Prof. Dr. Özge Can, çalışmanın gücünü vurguluyor.</p>
<p><strong>Gerçek hasta örneklerinde de test edildi</strong></p>
<p>Bu antibiyotiklerin yalnızca laboratuvar ortamında değil, gerçek klinik örneklerde ve deney hayvanlarında da test edildiğini belirten Prof. Dr. Özge Can, “Hiçbir antibiyotiğin işe yaramadığı hastane enfeksiyonu örneklerinde bile antibiyotiğimizin etkili olduğunu gördük. Bu çok büyük bir gelişme” diyor.</p>
<p><b>Üstelik bu moleküllerin insan hücreleri üzerinde toksik etki yaratmadığına ve üretimlerinin oldukça kolay olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Özge Can, “Moleküller için patent başvurusu tamamlandı ve iş birliği için dünya çapında ilaç firmalarıyla görüşmeler başlatıldı” şeklinde konuştu. <strong>“5 yıl içinde klinik kullanıma geçebiliriz”</strong></b></p>
<p>“Amacımız, bu antibiyotiği 5 yıl içinde klinik kullanıma sunmak. Çok düşük bir ihtimalle bile olsa bakterilerin bu moleküllere direnç geliştirmesi oldukça zor. Çünkü hedef bakteri çeperi ve bu yapı, genetik olarak kolay kolay değiştirilemez. Bu açıdan geliştirdiğimiz antibiyotik molekülleri, çoklu ilaç dirençli mikroorganizmalara karşı oldukça etkili” diyen Prof. Dr. Özge Can, bu çalışmalarının tıp dünyasında büyük bir boşluğu doldurabilecek nitelikte olduğunu vurguluyor. Bilim dünyası, şimdi bu yeniliğin hastalara ulaşmasını ve dirençli enfeksiyonlara karşı yeni bir çağın başlamasını bekliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesinden-antibiyotik-direncine-karsi-dev-adim-yeni-nesil-antibiyotikler-571564">Acıbadem Üniversitesi&#8217;nden Antibiyotik Direncine Karşı Dev Adım: Yeni Nesil Antibiyotikler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmde yeni sınıflandırma! Otizmin alt tipleri ailelere yol gösterebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmde-yeni-siniflandirma-otizmin-alt-tipleri-ailelere-yol-gosterebilir-568103</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 13:43:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aileler]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[Luş]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[zorluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, otizmin biyolojik olarak farklı alt tipler halinde sınıflandırılmasının hem tedavi yaklaşımlarını hem de ailelerin kişiselleştirilmiş bakım ve gelecek planlamalarını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-yeni-siniflandirma-otizmin-alt-tipleri-ailelere-yol-gosterebilir-568103">Otizmde yeni sınıflandırma! Otizmin alt tipleri ailelere yol gösterebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, otizmin biyolojik olarak farklı alt tipler halinde sınıflandırılmasının hem tedavi yaklaşımlarını hem de ailelerin kişiselleştirilmiş bakım ve gelecek planlamalarını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Otizmin klinik ve biyolojik olarak farklı dört alt tipi tanımlandı!</strong></p>
<p>Araştırmacıların, otizmin klinik ve biyolojik olarak farklı dört alt tipini tanımladıklarını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Her alt tip, farklı gelişimsel, tıbbi, davranışsal ve psikiyatrik özellikler sergiliyor.” dedi.</p>
<p>Luş, otizmin genetiğini anlamanın, hastalığa katkıda bulunan biyolojik mekanizmaları ortaya çıkarmak, daha erken ve daha doğru tanı koymak ve kişiselleştirilmiş bakımı yönlendirmek için çok önemli olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Otizm, biyolojik olarak farklı alt tiplerden oluşan bir bütün! </strong></p>
<p>Bu alt tiplerin genetik ve klinik özellikleri arasındaki farklılıkların, tedavi yaklaşımlarını nasıl etkileyebileceği konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Bu sonuçlar, otizmin tek bir rahatsızlık olmadığına dair güçlü kanıtlar sunuyor. Otizmin, biyolojik olarak temellendirilmiş, farklı alt tiplerden oluşan bir bütün olduğunu gösteriyor.”  dedi.</p>
<p>Bundan sonraki bilimsel çalışmalarla araştırmacıların, genetik ve klinik verileri büyük ölçekte entegre ederek otizmin biyolojik mekanizmalardan klinik tabloya kadar olan seyrini haritalamaya başarabilme yolunda ilerleyeceklerini ifade eden Luş, şunları söyledi:</p>
<p>“Artık tüm otizmli bireyleri kapsayan biyolojik bir açıklama aramak yerine, her alt türü yönlendiren farklı genetik ve biyolojik süreçleri inceleyebilme imkanı elde edebileceğiz. Otizmin genetik etkisinin büyük bir kısmının doğumdan önce meydana geldiği düşünülüyor. Ancak yeni tanımlarlar gördüğümüz, genellikle önemli sosyal ve psikiyatrik zorluklar, gelişimsel gecikmeler ve daha geç tanı konulan Sosyal ve Davranışsal Zorluklar alt tipilerinde, çocukluk döneminin ilerleyen dönemlerinde aktif hale gelen genlerde mutasyonlar bulundu. Bu durum, bu çocuklarda otizmin biyolojik mekanizmalarının doğumdan sonra ortaya çıkabileceğini ve daha sonraki klinik tablolarıyla uyumlu olabileceğini düşündürüyor. Bu bilgiler, klinik tablo oluşmadan önce klinisyenin fikir sahibi olmamız yönünde oldukça önemli bir gelişme.”</p>
<p><strong>Otizmin alt tipini bilmek, ailelere kişiye özel bakım ve gelecek planlamasında yol gösterebilir…</strong></p>
<p>Otizmle mücadele eden aileler için, çocuklarının hangi otistik alt tipine sahip olduğunu bilmenin yeni bir netlik, kişiye özel bakım, destek ve topluluk sağlayabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ailelere, otizmli çocukları henüz küçükken, hangi semptomları yaşayabilecekleri veya yaşayamayacakları, yaşamları boyunca nelere dikkat etmeleri gerektiği, hangi tedavileri uygulayacakları ve gelecekleri için nasıl plan yapacakları konusunda daha fazla bilgi verebilir.” Dedi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bu yeni sınıflandırmanın uygulanabilirliği ve potansiyel zorluklarına da değinen Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Birçok sağlık birimin ailelere test sunmamayı tercih etmesi ve birçok ailenin genetik test seçeneğinden habersiz olması önemli bir zorluk olabilir. Sigorta kapsamının olmaması, genetik test istenmesini engelleyebilir ve dolayısıyla bunların yararlılığı hakkında sorular ortaya çıkarabilir. Yine ilk otizm tanısını kimin koyduğu, genetik testi kimin önerdiği ve genetik test önerisini belirlemek için kullanılan kriterler konusunda tutarsızlıklar da potansiyel zorluklar arasında sayılabilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-yeni-siniflandirma-otizmin-alt-tipleri-ailelere-yol-gosterebilir-568103">Otizmde yeni sınıflandırma! Otizmin alt tipleri ailelere yol gösterebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli araştırmacılardan klinik öngörü gücünü artıran yöntem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-arastirmacilardan-klinik-ongoru-gucunu-artiran-yontem-563089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 08:09:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmacılardan]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[gücünü]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[öngörü]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563089</guid>

					<description><![CDATA[<p> Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Neonatoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Özge Altun ve Araştırma Eğitimi Programı (AEP) öğrencisi Muhammed Arya tarafından geliştirilen yapay zekâ tabanlı veri artırma yöntemi, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-arastirmacilardan-klinik-ongoru-gucunu-artiran-yontem-563089">Egeli araştırmacılardan klinik öngörü gücünü artıran yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Neonatoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Özge Altun ve Araştırma Eğitimi Programı (AEP) öğrencisi Muhammed Arya tarafından geliştirilen yapay zekâ tabanlı veri artırma yöntemi, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillendi. Geliştirilen yöntem ile sayıca az ve karmaşık yapıya sahip tıbbi verileri yapay yollarla çoğaltarak, yapay zekâ modellerinin tanı ve tedavi süreçlerinde daha doğru ve güvenilir sonuçlar üretmesi hedefleniyor.</p>
<p>Araştırma ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemizde oluşturduğumuz bilim iklimi neticesinde üretilen projeler, kağıt üzerinde kalmayıp katma değere dönüşmeye devam ediyor. Ülkemizin en çok patent başvurusu yapan ve bu alanda en çok kabul gören üniversiteleri arasında yer alıyoruz. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyemiz Prof. Dr. Özge Altun ve ekibinin geliştirdiği yapay zekâ tabanlı veri artırma yöntemi, patent tescili almaya hak kazandı. Hocamızı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Geliştirilen yöntem ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Özge Altun, “Bu yöntem, sayıca az ve karmaşık yapıya sahip tıbbi verileri yapay yollarla çoğaltarak, yapay zekâ modellerinin tanı ve tedavi süreçlerinde daha doğru ve güvenilir sonuçlar üretmesini sağlamayı amaçlıyor. Klinik rehberlerde yer alan tıbbi kurallar sayısal hale getirildi; bu sayede gerçek hasta verilerinden yola çıkarak tutarlı, etik açıdan güvenli ve gerçeğe yakın yeni örnekler oluşturuldu. Yöntemin ilk uygulaması, sarılık tedavisi gören yenidoğan bebeklere ait klinik veri seti üzerinde gerçekleştirildi. Geliştirilen yapay zekâ modeli, bu sayede tedavi süresini öngörebilir hale getirdi. Bu tür bir yaklaşım, sadece yenidoğan alanında değil; farklı uzmanlık alanlarında da erken tanı ve doğru tedavi kararlarının desteklenmesine olanak sağlayabilecek önemli bir potansiyel sunuyor” dedi.</p>
<p><b>“Akademisyen ve öğrencinin birlikte yürüttüğü özgün bir çalışma”</b></p>
<p>Patent sürecini anlatan Prof. Dr. Altun, “Patent süreci, Ege Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi aracılığıyla yürütüldü; yazılım geliştirme, model doğrulama ve klinik veri entegrasyonu gibi aşamalar başarıyla tamamlandı. Üniversite-sanayi iş birliği açısından da ticarileşme potansiyeli taşıyan bu çalışma, aynı zamanda yüksek etkili akademik çıktılar üretmeye uygundur. Çalışma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Eğitimi Programı (AEP) kapsamında bir öğretim üyesi ile bir tıp fakültesi öğrencisinin birlikte yürüttüğü özgün bir bilimsel üretim örneğidir. AEP, Tıp Fakültesi öğrencilerine lisans döneminde araştırma kültürü kazandırmayı ve bilimsel üretim süreçlerine erken yaşta katılım sağlamayı amaçlayan seçmeli bir programdır. Üniversitemizin bu kapsamdaki sistemli destekleri, öğrencilerin araştırma yetkinliklerini geliştirmelerine ve yenilikçi projelere imza atmalarına olanak sunmaktadır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Neonatoloji Bilim Dalı Başkanlığını yürüten Prof. Dr. Mete Akisu ve öğretim üyelerinden Doç. Dr. Demet Terek ile birlikte, yapay zekâ uygulamaları da dâhil olmak üzere yenidoğan sağlığı alanında yenilikçi araştırmalar devam ediyor. Bu patent çalışması, bilim dalında yürütülen çok disiplinli iş birliklerinin ve ileriye dönük araştırma hedeflerinin bir parçası olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-arastirmacilardan-klinik-ongoru-gucunu-artiran-yontem-563089">Egeli araştırmacılardan klinik öngörü gücünü artıran yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uludağ Üniversitesi Klinik Beceri Laboratuvarı Açıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uludag-universitesi-klinik-beceri-laboratuvari-acildi-546124</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 12:32:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarı]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi ve Royal Canin Türkiye iş birliğiyle kurulan Klinik Beceri Laboratuvarı, veteriner hekimlik eğitiminde teoriyle pratiği buluşturarak, öğrencilere etik ve bilimsel temelli bir öğrenme ortamı sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uludag-universitesi-klinik-beceri-laboratuvari-acildi-546124">Uludağ Üniversitesi Klinik Beceri Laboratuvarı Açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi ve Royal Canin Türkiye iş birliğiyle kurulan Klinik Beceri Laboratuvarı, veteriner hekimlik eğitiminde teoriyle pratiği buluşturarak, öğrencilere etik ve bilimsel temelli bir öğrenme ortamı sunuyor.</p>
<p>Veteriner fakültesi öğrencilerine güvenli, gerçekçi ve etik bir eğitim ortamı sunmak üzere tasarlanan laboratuvar; dikiş atma, kan alma, kateter uygulamaları, temel tanı prosedürleri gibi klinik becerilerin, simülasyon destekli eğitim araçlarıyla öğrenilebilmesini sağlıyor. 3D modeller, mankenler ve dijital simülatörlerle donatılan laboratuvar, öğrencilerin gerçek hastalara müdahale etmeden önce tekrar tekrar pratik yapmalarına olanak tanıyor. Ayrıca, Royal Canin’in bilimsel beslenme yaklaşımıyla entegre eğitim içeriği sayesinde öğrenciler, kedi ve köpeklerin özel beslenme ihtiyaçları konusunda da kapsamlı bilgi ediniyor. Laboratuvar, yıllık yaklaşık 700 öğrencinin pratik becerilerinin gelişimine katkı sağlayacak.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bayram Şenlik, açılış töreninde gerçekleştirdiği konuşmasında fakültelerinin hem ulusal hem de uluslararası düzeyde akredite bir kurum olduğunu belirterek, bu kaliteyi daha da ileri taşımak için hayata geçirilen projelerin büyük önem taşıdığını vurguladı. Şenlik, “Klinik Beceri Laboratuvarımıza başından sonuna kadar inançla destek veren Royal Canin ailesine içten teşekkür ederim. Bu iş birliği, öğrencilerimize hem etik hem de bilimsel temellerle şekillenen yeni bir öğrenme ortamı sundu,” dedi.</p>
<p><strong>Hayvanların yaşam kalitesi, veteriner hekimlerin bilgi ve becerileriyle artıyor</strong></p>
<p>Royal Canin Türkiye Ülke Müdürü Aslı Çelikkol, törende yaptığı konuşmada, bu projenin yalnızca bugünün değil, geleceğin ihtiyaçlarına da yanıt verdiğini vurguladı:</p>
<p>“Veteriner hekimlik; hayvan sağlığı ve refahına doğrudan etki eden çok yönlü bir uzmanlık alanı. Bu alanda görev yapan profesyonellerin mesleki donanımının güçlendirilmesi, sadece bireysel gelişimleri için değil, aynı zamanda hayvanlar için daha iyi bir dünya inşa etmek adına büyük bir önem taşıyor. Royal Canin olarak, hayvanların yaşam kalitesini artırmanın en etkili yollarından birinin, onların bakımını üstlenen veteriner hekimlere eğitim hayatlarının her aşamasında destek vermek olduğuna inanıyoruz.”</p>
<p>Açılan laboratuvarın, teorik bilgilerin yanı sıra uygulamalı deneyim kazandıran simülasyon destekli yapısıyla öğrencilerin mesleğe daha hazır bireyler olarak adım atmalarını sağlayacağını belirten Çelikkol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu laboratuvarda öğrenciler sadece klinik beceriler kazanmanın yanında, aynı zamanda etik temelli karar alma, çok yönlü düşünme ve profesyonel sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi de öğreniyorlar. Royal Canin olarak bu projeyi, ortak bir bilimsel vizyonun sahaya yansıyan güçlü bir örneği olarak görüyoruz. Veteriner hekim adaylarının gelişimine katkı sunmaktan, onların yolculuğunda güvenilir bir rehber olmaktan büyük gurur duyuyoruz.”</p>
<p>Açılış sonrası gerçekleştirilen panel, veteriner hekimlik eğitiminin dönüşen yapısı, sektördeki beklentiler ve bilimsel bilgiye erişimin önemi gibi başlıklar etrafında şekillendi. Royal Canin yöneticilerinin yanı sıra panele, laboratuvarın sorumlu hocası Prof. Dr. Abdülkadir Keskin de katılım gösterdi. Veteriner hekimlikte eğitimin niteliğinin önemine dikkat çeken Keskin, “Bir veteriner hekim, hastasına müdahale etmeden önce hem kendinden emin olmalı hem de bilimsel olarak donanımlı olmalıdır. Ancak günümüzde artan öğrenci sayısı, azalan uygulama fırsatları ve etik kaygılar nedeniyle öğrencilerin yeterince deneyim kazanamaması, klinik becerilerde ciddi bir boşluk yaratıyor. Bu boşluğu kapatmanın en etkili yollarından biri, simülasyon temelli laboratuvar ortamlarıdır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uludag-universitesi-klinik-beceri-laboratuvari-acildi-546124">Uludağ Üniversitesi Klinik Beceri Laboratuvarı Açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ReGEN International ve Dr. Servet Terziler&#8217;den İstanbul&#8217;da Yeni Bir Klinik: &#8216;ReGEN Uplife – Dr. Terziler Exclusive Clinic&#8217; Açıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/regen-international-ve-dr-servet-terzilerden-istanbulda-yeni-bir-klinik-regen-uplife-dr-terziler-exclusive-clinic-acildi-543845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 11:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[clinic]]></category>
		<category><![CDATA[exclusive]]></category>
		<category><![CDATA[international]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulda]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[regen]]></category>
		<category><![CDATA[servet]]></category>
		<category><![CDATA[terziler]]></category>
		<category><![CDATA[terzilerden]]></category>
		<category><![CDATA[uplife]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rejeneratif tıp ve hücresel tedavi alanında dünya çapında öncü kuruluşlardan biri olan ReGEN International, yurt dışındaki 13’üncü, Türkiye’deki ise 4’üncü şubesini İstanbul Akatlar’da açtı. Dr. Servet Terziler iş birliğiyle hayata geçirilen yeni merkez, “ReGEN Uplife – Dr. Terziler Exclusive Clinic” adıyla hizmete girdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/regen-international-ve-dr-servet-terzilerden-istanbulda-yeni-bir-klinik-regen-uplife-dr-terziler-exclusive-clinic-acildi-543845">ReGEN International ve Dr. Servet Terziler&#8217;den İstanbul&#8217;da Yeni Bir Klinik: &#8216;ReGEN Uplife – Dr. Terziler Exclusive Clinic&#8217; Açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rejeneratif tıp ve hücresel tedavi alanında dünya çapında öncü kuruluşlardan biri olan ReGEN International, yurt dışındaki 13’üncü, Türkiye’deki ise 4’üncü şubesini İstanbul Akatlar’da açtı. Dr. Servet Terziler iş birliğiyle hayata geçirilen yeni merkez, “ReGEN Uplife – Dr. Terziler Exclusive Clinic” adıyla hizmete girdi. Klinik; kök hücre, egzozom, longevity (uzun ve sağlıklı yaşam) ve bütüncül tıp uygulamaları ile alanında fark yaratmayı hedefliyor.</p>
<p>Daha önce Amerika dışında Buenos Aires, Cancun, Dubai, Taşkent, Cakarta, Bakü, Belçika, Burgaz, Kosova, İnguşetya ve Monako gibi şehirlerde faaliyet gösteren ReGEN International, Türkiye’deki ilk kliniğini 2018 yılında İstanbul’da açmıştı.</p>
<p>Akatlar’daki yeni merkezin açılışı kapsamında düzenlenen sempozyumda konuşan ISSCA (International Society for Stem Cell Application) Başkanı ve ReGEN kliniklerinin kurucusu Dr. M. Salih Yıldırım, klinikte yeni nesil enzimatik kök hücre ve egzozom tedavileri uygulandığını belirtti. Dr. Yıldırım, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Tüm dünyada, birçok sistemik hastalık, dejeneratif kas ve eklem rahatsızlıklarında, rejeneratif tıp uygulamalarında; estetik ve rekonstrüktif alanlarda çok sayıda klinik çalışma yürütülüyor. Bu yeni nesil uygulamalar, sağlık alanında yeni bir dönemi başlatıyor. Türkiye’nin de bu tıbbi dönüşümde yerini alması gerekiyordu. Bu sürece öncülük etmekten büyük gurur duyuyoruz.”</p>
<p>Dr. Yıldırım ayrıca, rejeneratif tıbbın ve kişiye özel uygulanan tedavi yaklaşımlarının, gelişime son derece açık olduğunu ve önümüzdeki dönemde daha fazla gündemde olacağını vurguladı.</p>
<p>Dr. Terziler Exclusive Clinic kurucusu Dr. Servet Terziler ise merkezin yalnızca yüksek teknolojili saç ekimi hizmeti sunmadığını; aynı zamanda diş sağlığı, dermatoloji, estetik uygulamalar, longevity ve hücresel tedavi çözümleri ile bütüncül tıp yaklaşımı sunduğunu belirtti. Dr. Terziler, İstanbul’un bir dünya şehri olarak sağlık turizmi alanında daha da güçleneceğine inandığını ifade ederek şunları söyledi:</p>
<p>“Hücresel tedaviler ve longevity uygulamaları ile global düzeyde sağlık çözümleri sunma hedefindeyiz. İstanbul’un bu alandaki potansiyelini ortaya çıkarmak ve ReGEN International iş birliği ile geleceğe uygun bir hizmet modeli yaratmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.”</p>
<p>Yeni klinik, hastaya özel tedavi planları, ileri teknoloji ile donatılmış altyapısı ve alanında uzman hekim kadrosu ile yalnızca Türkiye’ye değil, bölge ülkelerine de sağlık çözümleri sunmayı amaçlıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/regen-international-ve-dr-servet-terzilerden-istanbulda-yeni-bir-klinik-regen-uplife-dr-terziler-exclusive-clinic-acildi-543845">ReGEN International ve Dr. Servet Terziler&#8217;den İstanbul&#8217;da Yeni Bir Klinik: &#8216;ReGEN Uplife – Dr. Terziler Exclusive Clinic&#8217; Açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahçeşehir&#8217;de Estetikte Yeni Merkez: Dr. Mehmet Çelikel ve Deren Yaşar&#8217;dan Sağlık Bakanlığı Onaylı Klinik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahcesehirde-estetikte-yeni-merkez-dr-mehmet-celikel-ve-deren-yasardan-saglik-bakanligi-onayli-klinik-535734</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 May 2025 18:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[bahçeşehirde]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çelikel]]></category>
		<category><![CDATA[deren]]></category>
		<category><![CDATA[estetikte]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[onaylı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşardan]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=535734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahçeşehir, estetik ve sağlık sektöründe yepyeni bir merkezle buluştu. 25 yıllık tecrübesiyle tıp dünyasında saygın bir yer edinmiş olan Dr. Mehmet Çelikel ile güzellik ve estetik alanında uzmanlığıyla tanınan Deren Yaşar, Sağlık Bakanlığı onaylı modern bir klinikle hizmet vermeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahcesehirde-estetikte-yeni-merkez-dr-mehmet-celikel-ve-deren-yasardan-saglik-bakanligi-onayli-klinik-535734">Bahçeşehir&#8217;de Estetikte Yeni Merkez: Dr. Mehmet Çelikel ve Deren Yaşar&#8217;dan Sağlık Bakanlığı Onaylı Klinik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahçeşehir, estetik ve sağlık sektöründe yepyeni bir merkezle buluştu. 25 yıllık tecrübesiyle tıp dünyasında saygın bir yer edinmiş olan Dr. Mehmet Çelikel ile güzellik ve estetik alanında uzmanlığıyla tanınan Deren Yaşar, Sağlık Bakanlığı onaylı modern bir klinikle hizmet vermeye başladı.</p>
<p><strong>Güzellik, Sağlıkla Buluştu</strong></p>
<p>Güzellik uygulamalarının giderek daha fazla tercih edildiği günümüzde, güvenli ve uzman ellere duyulan ihtiyaç da aynı ölçüde artıyor. Bu yeni klinik, yalnızca güzelleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda tıbbi etik, hijyen ve hasta güvenliği konusunda da üst düzey standartlar sunuyor. Klinik bünyesinde botoks, dolgu, ip askı, mezoterapi, PRP ve kök hücre gibi medikal estetik uygulamaları son teknoloji cihazlarla ve deneyimli kadro eşliğinde gerçekleştiriliyor.</p>
<p><strong>Sosyete, Sanat ve İş Dünyasının Yeni Adresi</strong></p>
<p>Klinik, kısa sürede sadece Bahçeşehir ve çevresinin değil, İstanbul’un seçkin çevrelerinin de dikkatini çekmeyi başardı. Mehmet Ali Erbil, Nilay Dorsa, Yeliz Yeşilmen, Murat Övüç, Lara ve Yavuz Seçkin gibi sanat camiasının tanınmış simaları kliniğin müdavimleri arasında yer alıyor. Öte yandan, İstanbul iş dünyasının önde gelen isimleri, özellikle CEO’lar, yönetim kurulu üyeleri ve girişimciler de görünümüne önem veren bir neslin temsilcileri olarak bu prestijli merkeze yoğun ilgi gösteriyor.</p>
<p><strong>“Estetik Bir Lüks Değil, Doğru Ellerde Bir Yatırımdır”</strong></p>
<p>Dr. Mehmet Çelikel, yaptığı açıklamada, estetik müdahalelerin mutlaka tıp etiğine uygun ve yetkin kişilerce yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Bu alanda merdiven altı uygulamalar ne yazık ki büyük riskler barındırıyor. Biz burada güzelliği sağlıkla buluşturuyoruz. Güzellikte güven şart” dedi.</p>
<p>Estetik danışmanı Deren Yaşar ise, kişiye özel çözümler sunduklarını belirterek, “Amacımız insanlara kendilerini daha iyi hissettirmek. Klinik ortamında tamamen kişisel ihtiyaçlara göre planlanmış, doğal ve kalıcı çözümler sunuyoruz. Herkesin hikayesi, ihtiyaçları ve estetik algısı farklı. Biz de bunu önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bahçeşehir’in Yeni Gözdesi</strong></p>
<p>Sunduğu üst düzey hizmet anlayışı, modern donanımı ve deneyimli kadrosuyla bu yeni klinik; sanat, iş ve cemiyet dünyasının buluşma noktası olma yolunda hızla ilerliyor. Bahçeşehir’in estetik haritasında önemli bir yer edinen merkez, güzellik ve sağlığı profesyonel çerçevede birleştiren yaklaşımıyla bölgeye büyük bir değer katıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahcesehirde-estetikte-yeni-merkez-dr-mehmet-celikel-ve-deren-yasardan-saglik-bakanligi-onayli-klinik-535734">Bahçeşehir&#8217;de Estetikte Yeni Merkez: Dr. Mehmet Çelikel ve Deren Yaşar&#8217;dan Sağlık Bakanlığı Onaylı Klinik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Novo Nordisk, Klinik Araştırma Yatırımlarını İkiye Katlayarak Türkiye&#8217;den Geleceğe Yön Veriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/novo-nordisk-klinik-arastirma-yatirimlarini-ikiye-katlayarak-turkiyeden-gelecege-yon-veriyor-534575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 May 2025 09:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe]]></category>
		<category><![CDATA[ikiye]]></category>
		<category><![CDATA[katlayarak]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[nordisk]]></category>
		<category><![CDATA[novo]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyeden]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımlarını]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=534575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Globalde 100 yılı aşkın, Türkiye’de 30 yıllık bir geçmişe sahip sağlık şirketi Novo Nordisk, 20 Mayıs Dünya Klinik Araştırmalar Günü kapsamında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/novo-nordisk-klinik-arastirma-yatirimlarini-ikiye-katlayarak-turkiyeden-gelecege-yon-veriyor-534575">Novo Nordisk, Klinik Araştırma Yatırımlarını İkiye Katlayarak Türkiye&#8217;den Geleceğe Yön Veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Globalde 100 yılı aşkın, Türkiye’de 30 yıllık bir geçmişe sahip sağlık şirketi Novo Nordisk, 20 Mayıs Dünya Klinik Araştırmalar Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Novo Nordisk, hem Türkiye’de yürüttüğü bölgesel klinik çalışmalar hem de küresel Ar-Ge stratejileriyle ciddi kronik hastalıklarla mücadelede bilimsel liderliğini sürdürüyor.</p>
<p><strong>Türkiye, Novo Nordisk’in Klinik Araştırma Üssü Konumunda</strong></p>
<p>Novo Nordisk’in 2018 yılında Türkiye’yi Klinik Araştırmalar Bölgesel Merkezlerinden biri olarak konumlandırması, Türkiye’yi sadece bir uygulayıcı değil, aynı zamanda bölgesel bir koordinasyon noktası haline getirdi. Bugün Türkiye merkezli bu yapı, Cezayir, Fas, Lübnan, Mısır, Umman ve Suudi Arabistan dahil olmak üzere toplam 7 ülkedeki klinik araştırmaları koordine ediyor. Bölgesel merkez yapısı, Türkiye’deki deneyimli ekiplerin, operasyonel altyapının ve uluslararası araştırmalara uyumlu çalışma düzeninin bir sonucu olarak faaliyet gösteriyor.</p>
<p>2024 yılı itibarıyla yalnızca Türkiye&#8217;de 570 hekim ve 462 hastayla 23 uluslararası nitelikli klinik araştırma yürütüldü. Son 5 yılda bu sayı toplamda 822 hekim ve 1838 hastaya ulaştı. Novo Nordisk, bu çalışmalar sayesinde hastalara en gelişmiş tedavilere erken erişim sunarken, sağlık profesyonellerine de yenilikçi ilaçlarla ilgili erken hasta deneyimi kazanma imkânı sağlıyor.</p>
<p><strong>Ar-Ge’ye Büyük Yatırım: Bilimsel Büyümenin Temeli</strong></p>
<p>Novo Nordisk, her yıl global satışlarının yaklaşık %16’sını Ar-Ge’ye ayırarak bu alanda dünyanın en çok yatırım yapan şirketlerinden biri konumunda. Türkiye’deki yatırımlar da bu büyümenin bir parçası. Şirket 2024 yılında Türkiyede gerçekleştirdiği klinik çalışmalar için yatırımlarını bir önceki yıla oranla iki katına çıkardı. </p>
<p>Novo Nordisk’in Türkiye’de yürüttüğü araştırmalar; diyabet, obezite ve nadir hastalıkların yanı sıra kardiyovasküler hastalıklar (KVH), Alzheimer ve alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (MASH) gibi yüksek oranda karşılanmamış tedavi ihtiyaçlarına sahip alanları da kapsıyor.</p>
<p><strong>Novo Nordisk Türkiye Kıdemli Klinik, Medikal ve Ruhsatlandırma Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır, </strong>“Klinik araştırmalar, sadece yeni ilaçların geliştirilmesini değil, aynı zamanda daha geniş bir hasta kitlesine umut olmayı da ifade ediyor. Türkiye’deki klinik araştırma altyapımız, hem uluslararası standartlarda bilimsel üretime hem de yerli sağlık ekosistemine katkı sağlıyor. Bilimi merkezimize alarak sağlıkta sürdürülebilir çözümler sunmayı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p><strong>Global Ortaklıklarla Geleceği İnşa Etmek: Septerna İş Birliği</strong></p>
<p>Novo Nordisk’in bilimsel gücünü pekiştiren adımlardan biri de şirketin son yıllarda gerçekleştirdiği Ar-Ge iş birlikleri ve stratejik yatırımlarının bir parçası olan, yakın dönemde duyurulan Septerna ile stratejik ortaklığı oldu. Bu anlaşma, özellikle obezite ve tip 2 diyabet gibi kardiyometabolik hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere oral küçük moleküllü ilaçlar geliştirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Septerna’nın G proteinine bağlı reseptör (GPCR) uzmanlığı ile Novo Nordisk’in metabolik hastalıklar alanındaki liderliği birleşerek; GLP-1, GIP ve glukagon reseptörlerini hedefleyen çok sayıda aday molekül üzerinde ortak araştırma yürütülmesini mümkün kılıyor. Novo Nordisk, bu iş birliği kapsamında 2,2 milyar ABD doları tutarında yatırım taahhüdünde bulunuyor.</p>
<p><strong>Bilimle Büyüyen Gelecek</strong></p>
<p>Bugün Novo Nordisk, 60 ülkede yürütülen 195 klinik çalışma ile 10.600’den fazla araştırmacı ve 39.000’den fazla hastaya ulaşıyor. Türkiye bu yapının önemli bir parçası olarak, yalnızca bölgesel değil küresel sağlık çözümlerinin geliştirilmesinde de stratejik bir konuma sahip.</p>
<p>Klinik araştırmalar sayesinde yalnızca yeni tedaviler geliştirmekle kalmayıp, aynı zamanda hastalıkların seyrini değiştiren çözümleri topluma kazandıran Novo Nordisk, sağlıklı bir geleceği bilimle inşa etmeye devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/novo-nordisk-klinik-arastirma-yatirimlarini-ikiye-katlayarak-turkiyeden-gelecege-yon-veriyor-534575">Novo Nordisk, Klinik Araştırma Yatırımlarını İkiye Katlayarak Türkiye&#8217;den Geleceğe Yön Veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afet psikolojisi: Toplumsal dayanışmadan klinik müdahaleye</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/afet-psikolojisi-toplumsal-dayanismadan-klinik-mudahaleye-522420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2025 14:39:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışmadan]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[müdahaleye]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=522420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremin psikolojik etkileriyle baş etmede günlük yaşamda alınacak önlemler etkili olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-psikolojisi-toplumsal-dayanismadan-klinik-mudahaleye-522420">Afet psikolojisi: Toplumsal dayanışmadan klinik müdahaleye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depremin psikolojik etkileriyle baş etmede günlük yaşamda alınacak önlemler etkili olabilir. İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Hale Kahyaoğlu Çakmakcı, bu süreçte uyku düzeninden sağlıklı beslenme rutinlerinin sürdürülmesine kadar günlük yaşamda alınacak bazı önlemlerin ruh sağlığının korunmasında kritik rol oynadığını söyledi.<br />Büyükşehirlerde deprem korkusu yardıma ulaşamama endişesiyle artıyor<br />İstanbul gibi yoğun nüfuslu kentlerde deprem korkusunun yalnızca sarsıntıyla sınırlı olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Hale Kahyaoğlu Çakmakcı, “Büyük şehirlerde insanların birbirine ulaşamaması ve yardım alamayacağına ilişkin korkuların artması doğaldır. Bireylerin önceliği hem kendi yaşamlarını hem de yakınlarının güvenliğini temin etmektir” ifadelerini kullandı.<br />Toplumsal dayanışmanın önemine de dikkat çeken Kahyaoğlu Çakmakcı, “Kişilerin ve sevdiklerinin yaşamını tehdit eden ve acil müdahale gerektiren afet durumlarında, toplumsal yapımızın en belirgin özelliklerinden biri olarak pro-sosyal davranışlar, yani toplumsal dayanışma eğilimleri ön plana çıkmaktadır. Bu tür kriz anlarında, hem fiziksel olarak olay yerinde bulunan bireyler hem de dijital platformlar aracılığıyla etkileşimde bulunan topluluklar tarafından sergilenen yardımsever tutumlar, bireylerin yalnız olmadıkları duygusunu pekiştirmekte ve psikolojik dayanıklılığı artırmaktadır” dedi.<br />Travmatik süreçlerde en sık görülen klinik durum: Akut Stres Bozukluğu<br />Depremin hemen ardından toplum genelinde yoğun bir duygusal reaksiyon gözlemlendiğini belirten Kahyaoğlu Çakmakcı, “Depremin ardından ilk iki gün boyunca ölüm korkusu, belirsizlik, çaresizlik, suçluluk ve öfke gibi duygular yaygın olarak yaşanabilir. Toplumun büyük çoğunluğu doğal afetler sonrasında toplumsal dayanışma, aile desteği ile bu endişelerini atlatabilmektedir. Bunun yanında ilk günlerden 1 aya kadar devam eden tabloda Akut Stres Bozukluğu en sık görülen tablolardandır. Akut Stres Bozukluğu&#8217;nun en belirgin belirtileri arasında çaresizlik duygusu, duygusal hissizlik, travmatik olaya ilişkin tekrar eden kabuslar ve rahatsız edici anılar, dikkat ve konsantrasyonda bozulmalar ile aşırı uyarılmışlık hali yer almaktadır” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Akut Stres Bozukluğu’nun uzun süre devam etmesi durumunda, toplumda yüzde üç ila yüzde beş oranında görülen Travma Sonrası Stres Bozukuğu’na (TSSB) dikkat çeken Kahyaoğlu Çakmakcı “Bu bozukluk, bireyin kendisini travmatik olaydan zihinsel olarak uzaklaştıramaması, olaya ilişkin olumsuz düşünce ve duyguların yoğun bir şekilde rahatsızlık vermesiyle karakterizedir. TSSB’ye ek olarak, depresyon, anksiyete bozuklukları, yas sürecine ilişkin güçlükler ile alkol ve madde kullanımında artış da gözlenebilir. Ayrıca, stresin bedensel yansımaları olarak karın ağrısı, mide sorunları, baş ağrıları, aşırı yorgunluk ve nefes alamama hissi gibi psikosomatik belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Bu tür belirtilerin bireyin yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebileceği göz önünde bulundurularak, başa çıkmakta zorlanılan durumlarda mutlaka bir ruh sağlığı uzmanından ya da psikologdan profesyonel destek alınması önemlidir&#8221; diye belirtti.</p>
<p>Çocuklarla deprem hakkında açık ve yaş düzeyine uygun konuşulmalı<br />Depremin çocuklar üzerindeki etkilerine de değinen Kahyaoğlu Çakmakcı, çocuklara yapılacak açıklamaların açık ve yaşa uygun olması gerektiğini vurguladı ve “Çocuklara depremin tüm doğa olayları kadar normal olduğunu anlatmak gerekir. Ancak karmaşık, belirsiz ya da çelişkili açıklamalar çocuklarda kaygıyı artırabilir. Sorduğu sorulara açık ve net yanıtlar verilmeli, çocukların duygusal tepkilerinin normal olduğu ifade edilmelidir” dedi.<br />Çocuğun deprem görüntülerine sosyal medyada denk gelmesi ya da çevresindeki kişilerin korkulu tepkilerine maruz kalmasının travmayı kalıcı hale getirebileceğini belirten Kahyaoğlu Çakmakcı, “Ebeveynler önce kendilerinin güvende olduğunu içselleştirmeli, sonra çocuğa bunu aktarabilmelidir. Çocukların depremi yaşamasından ziyade medyada deprem ve panik anlarını izlemeleri, endişe ve kaygı içerikli konuşmalara şahit olmaları çocukları olumsuz etkiler. Ebeveynlere aşırı bağlanma, oyun içeriklerinde korku temalarının öne çıkması, sık ağlama, kabus görme, alt ıslatma, öfke nöbetleri, yalnız uyumakta zorlanma ve karanlıktan ya da yalnız tuvalete gitmekten korkma gibi yeni korkuların gelişmesi yer alabilir. Bu belirtilerin bir aydan uzun süre devam etmesi durumunda, mutlaka bir uzmandan profesyonel yardım alınmalıdır. Çocukların yaş grubu ve gelişim düzeyine uygun olarak EMDR ve Oyun Terapisi gibi terapötik müdahaleler, travmaya bağlı gelişen kaygı ve korkular için yardımcı olabilir.”</p>
<p>Psikolojik sağlık için rutinler ve sosyal destek hayati rol oynar<br />Bireylerin bu süreçte psikolojik sağlıklarını koruyabilmeleri için önerilerde bulunan Kahyaoğlu Çakmakcı, “Uyku düzeni, sağlıklı beslenme ve günlük rutinlerin sürdürülmesi kritik rol oynar. Düzenli uyumaya, sağlıklı beslenmeye ve günlük rutinlerinizi sürdürmeye devam edin. Ailenizle ve yakın çevrenizle birlikte olmak, çocuklarla zaman geçirmek, güvenli alanlarda bulunmaya </p>
<p>özen göstermek kişilerin kendisini toparlamasına yardımcı olur. İkincil travmaların önlenebilmesi için felaket haberlerine sürekli maruz kalmaktan kaçınılmalıdır.”<br />Kahyaoğlu Çakmakcı, bir ayı geçen psikolojik belirtilerin mutlaka uzman desteğiyle ele alınması gerektiğini belirterek, “Bu süreçte geçmiş travmalar da tetiklenebilir. Psikoterapi ve travmaya özgü müdahale yöntemleri bireyin iyileşmesini destekleyebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-psikolojisi-toplumsal-dayanismadan-klinik-mudahaleye-522420">Afet psikolojisi: Toplumsal dayanışmadan klinik müdahaleye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klinik araştırmalar sayesinde yaşam süresi uzuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/klinik-arastirmalar-sayesinde-yasam-suresi-uzuyor-460598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 May 2024 10:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[süresi]]></category>
		<category><![CDATA[uzuyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık alanında önemli bir role sahip olan klinik araştırmaların, tıbbi bilginin artırılmasına ve tıbbi literatüre katkı sağladığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, klinik araştırmaların yeni tedavilerin geliştirilmesi, yeni ilaçların, tedavi yöntemlerinin ve tıbbi cihazların geliştirilmesinde kilit rol oynadığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klinik-arastirmalar-sayesinde-yasam-suresi-uzuyor-460598">Klinik araştırmalar sayesinde yaşam süresi uzuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Doç. Dr. Özünal, kanser, diyabet ve tansiyon gibi hastalıkların tedavisi için geliştirilen önemli ilaçlar sayesinde yaşam süresinin uzayabildiğini söyledi. </b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, 20 Mayıs Dünya Klinik Araştırmalar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada klinik çalışmaların önemine ilişkin açıklamada bulundu.</p>
<p><b>Klinik araştırmaların modern tarihinin başlangıcı sayılıyor</b></p>
<p>Dünya Klinik Araştırmalar Günü’nün tarihçesine değinen Üyesi Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, klinik araştırmaların modern tarihinin 20 Mayıs 1747 tarihinde başladığının kabul edildiğini, bu nedenle 20 Mayıs Klinik Araştırmalar Günü olarak anıldığını söyledi.</p>
<p><b>Dr. James Lind’in skorbütle ilgili çalışması temel oldu</b></p>
<p>Bu özel günün tarihinin skorbüt hastalığı ile ilgili araştırmayla belirlendiğini belirten Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Bu hikâye bir gemide geçer. Salesbury gemisinde bir hekimin denizcilerde ölüme neden olan bir hastalığa skorbüte çare aramasıyla başlar. Denizcilerin beslenme ile eksiklikleri skorbüt adı verilen diş etlerinde kanama, halsizlik ve ölüme neden olan hastalığa neden olmaktadır.  Hekimlerin hastalıklara çare aramasının tarihi daha eskiye dayanmakla birlikte Dr. James Lind farklı olarak klinik belirtileri birbirine benzeyen 12 hastayı seçer ve farklı beslenmenin etkisini araştırır. Hastaları ikişerli gruplara bölerek 6 gruba aynı beslenmelerinin dışında farklı ilaveler yapar. Bir grup kontrol grubu olarak deniz suyu ilavesi alır. Birkaç hafta içinde limon ve portakal ile beslenen grupta belirgin iyileşme bulguları saptanır. Bugün iyi bildiğimiz C vitamini ve skorbüt hastalığı ilişkisi bu araştırmanın sonuçlarıyla aydınlanmıştır” diye konuştu.</p>
<p><b>Klinik çalışmalar, yeni tedaviler için adımdır</b></p>
<p>Klinik araştırmaların, yeni tıbbi tedavilerin, ilaçların veya prosedürlerin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmek için yapılan bilimsel çalışmalar olduğunu kaydeden Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Klinik ilaç araştırmaları veya diğer bir deyişle klinik çalışmalar, ilaçların insandaki farmakolojik etkilerini konu alır.  Klinik araştırmalar, gönüllü katılımcılar üzerinde kontrollü bir şekilde yapılan testler, ilaçların veya tedavi yöntemlerinin etkilerini belirlemek için gözlem ve değerlendirmeleri içerir. Bu çalışmalar, yeni tedavilerin geliştirilmesi, ruhsat süreçlerinin tamamlanması ve genel olarak sağlık alanındaki bilgiyi artırmak için önemli bir adımdır” dedi.</p>
<p><b>Etkili ve güvenli tedavi yöntemleri için önemli</b></p>
<p>Klinik araştırmaların yeni ilaçların, tedavi yöntemlerinin ve tıbbi cihazların geliştirilmesinde kilit rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Klinik öncesi araştırmalar dediğimiz hücrelerde veya hayvanlarda yapılan laboratuvar araştırmaları değerli olmakla birlikte elde edilen sonuçların klinik araştırmalarla desteklenmesi gerekir. Klinik araştırmalar yeni tedavilerin geliştirilmesi, yeni ilaçların, tedavi yöntemlerinin ve tıbbi cihazların geliştirilmesinde kilit bir rol oynar” dedi.</p>
<p><b>Hastalıkların önlenmesine yardımcı olabilir</b></p>
<p>Bu çalışmalar sayesinde hastalıkların tedavisi için daha etkili ve güvenli yöntemler bulunabileceğini belirten Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Klinik araştırmalar, mevcut tedavilerin iyileştirilmesine de katkı sağlar. Var olan tedavilerin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmek için yapılan klinik araştırmalar, mevcut tedavilerin iyileştirilmesine ve daha iyi sonuçlar elde edilmesine yardımcı olur. Hastalıkların daha iyi anlaşılmasını, hastalıkların nedenlerini, belirtilerini, ilerlemesini ve tedavi seçeneklerini daha iyi anlamamıza yine klinik araştırmalar yardımcı olur. Bu sayede hastalıkların önlenmesi, tanı ve tedavi süreçlerinin geliştirilmesi mümkün olabilir” diye konuştu.</p>
<p><b>Bilim insanlarına rehberlik eder, literatüre katkı sağlar</b></p>
<p>Klinik araştırmaların, tıbbi bilginin artırılmasına önemli oranda katkıda bulunduğunun altını çizen Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, “Bu çalışmaların sonuçları, tıbbi literatüre katkı sağlar ve diğer hekimlere ve araştırmacılara rehberlik eder. Klinik araştırmalar sağlık alanında önemli bir role sahiptir” dedi.</p>
<p><b>Yaşam süresini uzatmada klinik çalışmaların önemi büyük</b></p>
<p><b> </b>Klinik araştırmaların sağlık alanında birçok konuda ve sorunun çözümüne katkıda bulunabildiğini ifade eden Doç. Dr. Zeynep Güneş Özünal, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalıkların daha iyi anlaşılması, önlenmesi ve tedavi edilmesi oldukça önemlidir. En çok yeni ilaç geliştirme alanında katkı sağlar. Kanser alanında yeni tedaviler, yeni geliştirilen ilaçlar klinik araştırmalar sayesindedir. Hipertansiyon, diyabet gibi toplumda sık görülen hastalıkların tedavisinde önemli ilaçlar yaşam süresini uzatmıştır. COVID-19 pandemisinde aşılar klinik araştırmalar ile geliştirilmiştir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klinik-arastirmalar-sayesinde-yasam-suresi-uzuyor-460598">Klinik araştırmalar sayesinde yaşam süresi uzuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokuz Eylül Üniversitesi&#8217;nden (DEÜ) bilim insanları, hekimlerde görülebilen tükenmişlik sendromuna nefes, yoga ve meditasyon yoluyla iyileştirici çözümler sunan klinik bir araştırmaya imza attı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dokuz-eylul-universitesinden-deu-bilim-insanlari-hekimlerde-gorulebilen-tukenmislik-sendromuna-nefes-yoga-ve-meditasyon-yoluyla-iyilestirici-cozumler-sunan-klinik-bir-arastirmaya-imza-atti-447621</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2024 21:18:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmaya]]></category>
		<category><![CDATA[attı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[dokuz]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[görülebilen]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlerde]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştirici]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[meditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[sendromuna]]></category>
		<category><![CDATA[sunan]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişlik]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinden]]></category>
		<category><![CDATA[yoga]]></category>
		<category><![CDATA[yoluyla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=447621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Norveç Oslo Üniversitesi ile ortak yürütülen, mutlu hastalar ve sağlıklı bir toplum için mutlu hekimlerin varlığının öneminin vurgulandığı çalışmada, hekimlerin tükenmişlik sendromunun hasta bakımı üzerindeki etkilerine dikkat çekiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dokuz-eylul-universitesinden-deu-bilim-insanlari-hekimlerde-gorulebilen-tukenmislik-sendromuna-nefes-yoga-ve-meditasyon-yoluyla-iyilestirici-cozumler-sunan-klinik-bir-arastirmaya-imza-atti-447621">Dokuz Eylül Üniversitesi&#8217;nden (DEÜ) bilim insanları, hekimlerde görülebilen tükenmişlik sendromuna nefes, yoga ve meditasyon yoluyla iyileştirici çözümler sunan klinik bir araştırmaya imza attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Norveç Oslo Üniversitesi ile ortak yürütülen, mutlu hastalar ve sağlıklı bir toplum için mutlu hekimlerin varlığının öneminin vurgulandığı çalışmada, hekimlerin tükenmişlik sendromunun hasta bakımı üzerindeki etkilerine dikkat çekiliyor.</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi’nden (DEÜ) bilim insanları, tıp doktorlarında görülebilen tükenmişlik sendromuna nefes, yoga ve meditasyon yoluyla iyileştirici çözümler sunan klinik bir araştırmaya imza attı. Norveç Oslo Üniversitesi ile ortak yürütülen, mutlu hastalar ve sağlıklı bir toplum için mutlu hekimlerin varlığının öneminin vurgulandığı çalışmada, hekimlerin tükenmişlik sendromunun hasta bakımı üzerindeki etkilerine dikkat çekiliyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi araştırma grup lideri Doç. Dr. Duygu Sağ’ın çalışma koordinatörlerinden biri olarak yer aldığı proje, “Hekimlerde Tükenmişlik Sendromuna Yönelik Sudarshan Kriya Yoga Nefesi ve Meditasyon Programı: Randomize Klinik Çalışma” ismini taşıyor.  </p>
<p>Araştırmayı değerlendiren Doç. Dr. Sağ, “Bu yönde heyecan verici ilk klinik araştırmamızın sonuçlarını dünyaya duyurmanın gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Kısaca SKY olarak adlandırdığımız nefes ve meditasyon yöntemimizin tıp hekimlerinin stres seviyesini düşürdüğünü ve hekimlerde iyilik halini arttırdığını ortaya koyduk. Sağlık sektöründe devrim yaratabilecek bu yöntemle ağır şartlar altında çalışmak durumunda olan hekimlerimizin tükenmişlik sendromuna çözüm önerileri sunuyoruz” dedi.</p>
<p>AMERİKAN TIP DERNEĞİ’NİN DİKKATİNİ ÇEKTİ</p>
<p>Çalışmaya ilişkin makalenin Amerikan Tıp Derneği’nin (American Medical Association) prestijli dergisi JAMA Network Open’da yayımlandığını belirten Sağ, “Norveç Oslo Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fahri Saatçioğlu ile birlikte sorumlu yazar olduğumuz, doktora öğrencim Aslı Korkmaz’ın ilk yazar olduğu makalemiz, Amerikan Tıp Derneği’nin de ilgisini çekti ve JAMA Network Open’da yayımlandı. Bu gelişme bizleri ayrıca memnun etti. Dünya çapındaki sağlık sistemleri, sağlık hizmeti sunumunun sürdürülebilirliğini ve etkinliğini sağlamak için hekim tükenmişliğini ele almanın önemini giderek daha fazla kabul etmektedir. Maliyetleri azaltmak ve sağlık sistemlerini daha da iyileştirmek için tükenmişliği giderecek önleyici tedbirlere ve müdahalelere acilen ihtiyaç vardır. Önceki çalışmalar hekim tükenmişliğini azaltmak için hem kurumsal hem de bireysel önlemlerin gerekli olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada biz ikincisine odaklandık ve Sudarshan Kriya Yoga (SKY) adı verilen nefes ve meditasyona dayalı bir programın tıp doktorları üzerindeki potansiyel etkinliğini değerlendirmek için randomize kontrollü bir çalışma yürüttük.  SKY, 90 dakikalık üç oturumda öğrenilebilen çevrim içi bir programdır” bilgisini paylaştı.</p>
<p>STRES, KAYGI VE DEPRESYONDA AZALMALAR GÖRÜLDÜ</p>
<p>Araştırmada 129 tıp doktorunun Sudarshan Kriya Yoga Nefesi ya da eşit uzunluktaki psikolojik stres yönetimi eğitimine rastgele atandığını, programların ardından her iki gruba da sekiz hafta boyunca haftalık birer saatlik takip seansları uygulandığı belirten Doç. Dr. Sağ, “Katılımcılar çalışmanın başında, eğitimin hemen sonrasında ve 8 haftalık sürenin sonunda değerlendirilmeye alındı. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, SKY grubundaki katılımcıların stres, kaygı, depresyon ve uykusuzluk düzeyleri önemli ölçüde azaldı. SKY grubundaki kişilerde aynı zamanda mesleki tatminin önemli ölçüde arttığı gözlemlendi. Bununla birlikte iş yorgunluğunda, kişilerarası kopuklukta ve tükenmişlikte ise bu kişilerde önemli azalmalar görüldü” diye konuştu.</p>
<p>ARAŞTIRMANIN KAPSAMI GENİŞLEYECEK</p>
<p>Açıklamalarını sürdüren Sağ, şunları kaydetti: “Kısa bir müdahalenin zihinsel sağlık üzerinde bu kadar net bir olumlu etki sağlaması oldukça umut verici. Gelecekte, bu etkilerin altında yatan fizyolojik ve psikolojik mekanizmaları daha iyi anlamak için çalışmalar yapmayı hedefliyoruz. Verilerimiz SKY&#8217;ın önleyici bir tedbir olarak değerlendirilebileceğini veya hekimlerde stres ve tükenmişliği azaltmak için kullanılabileceğini gösteriyor. Pratik ve uygun maliyetli bir program olarak SKY, diğer sağlık profesyonellerinde de stresi ve tükenmişliği azaltmak için uygun bir yöntem olabilir. Dokuz Eylül Üniversitesi olarak, bu alandaki çalışmalarımızı sürdürmeye ve çalışmanın kapsamını belirttiğimiz alanlarda genişletmeye devam edeceğiz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dokuz-eylul-universitesinden-deu-bilim-insanlari-hekimlerde-gorulebilen-tukenmislik-sendromuna-nefes-yoga-ve-meditasyon-yoluyla-iyilestirici-cozumler-sunan-klinik-bir-arastirmaya-imza-atti-447621">Dokuz Eylül Üniversitesi&#8217;nden (DEÜ) bilim insanları, hekimlerde görülebilen tükenmişlik sendromuna nefes, yoga ve meditasyon yoluyla iyileştirici çözümler sunan klinik bir araştırmaya imza attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seferihisarlı Kadınlara &#8220;Klinik Pilates&#8221; Desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seferihisarli-kadinlara-klinik-pilates-destegi-415953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Oct 2023 10:08:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[pilates]]></category>
		<category><![CDATA[seferihisarlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seferihisar Belediyesi’nin, sağlıklı yaş alma amacıyla hayata geçirdiği “Spor Yap, Sağlıklı Kal” projesi kapsamındaki klinik pilates dersleri, Seferihisarlı kadınlardan büyük ilgi görüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seferihisarli-kadinlara-klinik-pilates-destegi-415953">Seferihisarlı Kadınlara &#8220;Klinik Pilates&#8221; Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seferihisar Belediyesi’nin, sağlıklı yaş alma amacıyla hayata geçirdiği “Spor Yap, Sağlıklı Kal” projesi kapsamındaki klinik pilates dersleri, Seferihisarlı kadınlardan büyük ilgi görüyor.  </p>
<p> </p>
<p>İlçede yaşayan vatandaşların sağlıklı bir yaşam sürmesi için çalışmalarını sürdüren Seferihisar Belediyesi, Hıdırlık Spor Salonu’nda 45 yaş üzeri kadınlara, uzman eğitmenler gözetiminde klinik pilates hizmeti vermeye başladı. Salı ve perşembe günleri 09.30-10.30 saatleri arasında yapılan derslere, matları ile katılan kadınlar sağlıklı yaşama adım atmanın keyfini yaşıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>HEDEF SAĞLIKLI YAŞ ALMA</strong></p>
<p>Klinik pilates dersleri ile ileri yaş egzersiz programı uygulayan Beden Eğitimi Öğretmeni Sema Yelbuğa, “Yaşamımız boyunca sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmek için ve sağlıklı yaşlanmak için düzenli spor çok önemli. Seferihisar Belediyesi olarak Başkanımız İsmail Yetişkin’in destekleriyle, spor ve egzersiz yapma imkanına ulaşamayan köylerimizde başlattığımız klinik pilates derslerimize, Seferihisar ilçe merkezinde devam ediyoruz. Bel, boyun, sırt ağrıları, obezite, kalp sorunları, nefes yetmezliği, iştahsızlık ve sayamayacağımız birçok rahatsızlığa iyi gelen ve yavaş yavaş bu sorunları minimuma indiren egzersizlerimize, katılma imkanı olan herkesi bekliyorum’ dedi.</p>
<p> </p>
<p>Seferihisarlı kadınların büyük ilgi gösterdiği klinik pilates derslerine katılan  Melihat Özdoğan Ağgül, egzersiz sonrası kendini çok iyi hissettiğinin altını çizerek, “Derslere devam etmeye kararlıyım” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seferihisarli-kadinlara-klinik-pilates-destegi-415953">Seferihisarlı Kadınlara &#8220;Klinik Pilates&#8221; Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Klinik Biyokimya Sempozyumu İznik&#8217;te Gerçekleşiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-klinik-biyokimya-sempozyumu-iznikte-gerceklesiyor-414363</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2023 14:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[biyokimya]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[iznikte]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414363</guid>

					<description><![CDATA[<p>İznik, Türk Klinik Biyokimya Derneği Sempozyumuna ev sahipliği yapıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-klinik-biyokimya-sempozyumu-iznikte-gerceklesiyor-414363">Türk Klinik Biyokimya Sempozyumu İznik&#8217;te Gerçekleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İznik, Türk Klinik Biyokimya Derneği Sempozyumuna ev sahipliği yapıyor. İznik Belediyesi Konferans Salonunda 14-15 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek konferans Bursa Şubesi tarafından organize ediliyor.</b></p>
<p>Konferansın ilk gününde Türk Klinik Biyokimya Derneği Genel Başkanı Dr. Özkan Alataş, Bursa Şube Başkanı Prof. Dr. Emre Sarandöl ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Kağan Huysal İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta’yı ziyaret ettiler. Ziyarette gerçekleşecek konferans hakkında Başkan Usta’ya bilgi veren heyet, etkinliğin İznik’te gerçekleşmesinden duydukları memnuniyeti dile getirerek İznik Belediye Başkanı Kağan Usta’ya ev sahiplikleri sebebiyle teşekkür ettiler.</p>
<p>İznik Belediye Başkanı Kağan Usta da günün anısına heyete İznik Çinisi hediye etti.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-klinik-biyokimya-sempozyumu-iznikte-gerceklesiyor-414363">Türk Klinik Biyokimya Sempozyumu İznik&#8217;te Gerçekleşiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın: Olumsuz duygular hissedildiğinde çözüm buzdolabında değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-ozgenur-taskin-olumsuz-duygular-hissedildiginde-cozum-buzdolabinda-degil-399240</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Aug 2023 09:40:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buzdolabında]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[hissedildiğinde]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[özgenur]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399240</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu belirten uzmanlar bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörlerin çeşitli beslenme sorunlarına yol açtığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-ozgenur-taskin-olumsuz-duygular-hissedildiginde-cozum-buzdolabinda-degil-399240">Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın: Olumsuz duygular hissedildiğinde çözüm buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu belirten uzmanlar bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörlerin çeşitli beslenme sorunlarına yol açtığını söylüyor. Bunlar arasında en sık olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen duygusal yeme sorunuyla karşılaşıldığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke, hüzün gibi duygu yoğunluklarının duygusal yemeyi tetiklediğini söylüyor. Olumsuz duygular yaşanırken sorunun çözümünün buzdolabı olmadığının altını çizen Taşkın, duyguları ele almanın daha sağlıklı yollarının bulunabileceğine vurgu yapıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, duygusal yeme davranışının altındaki sebeplere dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Duygusal yeme, olumsuz duygularla bağlantılı</strong></p>
<p>Sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bu kontrolü, bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeniyle kaybettiğimizde, çeşitli beslenme sorunları yaşamaya başlıyoruz. Bunlar arasında en sık karşımıza çıkansa duygusal yeme.” dedi. </p>
<p>Duygusal yemenin aslında olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen aşırı yeme eğilimini ifade eden bir davranış bozukluğu olduğuna vurgu yapan Taşkın, “Ruh halinde gelişen olumsuzlukları kontrol etme dürtüsüyle ortaya çıkan bu yeme davranışında normalden çok daha fazla yemek yemek, gerekenden daha yağlı, daha tuzlu veya daha şekerli yemek davranışlar gözlemlenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Düşük benlik saygısı ve yetersizlik duygusu duygusal yemeyi tetikliyor</strong></p>
<p>Bilim insanlarının, farklı duygu durumlarının yemek yeme sürecinde bireylerin yeme davranışını nasıl etkilediğini araştırdıklarını aktaran Taşkın, bunun sonucunda da duygusal yemenin, özellikle ‘olumsuz emosyonlar’ denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke, hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında tetiklendiğinin görüldüğünü aktardı.</p>
<p>Duygusal yemenin düşük benlik saygısı ve yetersizlik duygularıyla da ilişkili olduğunun saptandığını dile getiren Taşkın, “Kişilerin hayatlarında yaşadıkları olumsuzluklar yeme alışkanlıklarını ciddi anlamda etkiliyor. Ayrılıklar, aldatılmalar, kayıplar, işsizlik gibi yaşanan olumsuzluklar kişide ciddi anlamda bir boşluk yaratıyor. Yalnızlık duygusuyla baş edememe başlıyor. Aidiyet duygusunu yitiriyorlar ve işte tam bu noktada boşluğu bir şeyler yiyip içmekle doldurmaya çalışıyorlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yemek bittiğinde olumsuz duygular yok olmaz</strong></p>
<p>“Üzgün, öfkeli, yalnız, bitkin ya da sıkılmış olduğumuzda sorunun çözümünü bulacağımız adres buzdolabı değil.” diyen Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, bilinmesi gereken en önemli noktanın duygusal açlığın yiyeceklerle doyurulamayacağı olduğunu söyledi. </p>
<p>İnsanın yediği anda kendini iyi hissedebileceğini ama yemek bittiğinde duyguların gitmeyeceğini vurgulayan Taşkın sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Üstelik o kötü duyguların üstüne bir de fazladan alınan kalori eklenir. Duygularınızı ele almanın daha sağlıklı yollarını bulabilir, bilinçsizce yemek yerine bilinçli yemeyi öğrenebilir, kilonuzu kontrol altına alıp duygusal gıda tüketimine son verebilirsiniz. Eğer siz de duygusal yeme noktasında kendinizi durduramıyorsanız, mutlaka psikolojik destek almalısınız.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-ozgenur-taskin-olumsuz-duygular-hissedildiginde-cozum-buzdolabinda-degil-399240">Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın: Olumsuz duygular hissedildiğinde çözüm buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ&#8217;de klinik araştırmalar koordinasyon birimi açıldı </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deude-klinik-arastirmalar-koordinasyon-birimi-acildi-394271</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Aug 2023 07:40:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[birimi]]></category>
		<category><![CDATA[deüde]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[koordinasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=394271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), hastalara daha hızlı tanı ve tedavi imkanlarının sunulması; ilaç, aşı, tıbbi cihaz gibi teşhis ve tedaviye yönelik teknolojilerin üretilmesi ile güncel teknolojilerden daha fazla yararlanılması amacıyla DEÜ Uygulama Araştırma Hastanesi bünyesinde ‘Klinik Araştırma Koordinasyon Birimi’ni kurarak hizmete açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deude-klinik-arastirmalar-koordinasyon-birimi-acildi-394271">DEÜ&#8217;de klinik araştırmalar koordinasyon birimi açıldı </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><b><i><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), hastalara daha hızlı tanı ve tedavi imkanlarının sunulması<span>; ilaç, aşı, tıbbi cihaz gibi teşhis ve tedaviye yönelik teknolojilerin üretilmesi ile güncel teknolojilerden daha fazla yararlanılması amacıyla DEÜ Uygulama Araştırma Hastanesi bünyesinde ‘Klinik Araştırma Koordinasyon Birimi’ni kurarak hizmete açtı. Açılışta konuşan DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, “Türkiye’de ilklerin öncüsü olan Araştırma Üniversitemiz, </span>hastalara <span>daha iyi tedavi imkânı sağlamayı; güncel teknolojilerden faydalanmayı; teşhis ve tedavi yöntemlerinin zamanında hastalara ulaştırılmasını hedeflemektedir. Ülkemizin ulusal sağlık politikalarını destekleyecek olan, hastanemiz bünyesinde  klinik çalışmalara odaklanmış birimimiz, hem sağlık sistemine değer katacak hem de kentimize referans oluşturacaktır” dedi. </span></span></span></i></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Türkiye’nin önde gelen köklü eğitim kurumlarından olan Dokuz Eylül Araştırma Üniversitesi (DEÜ), öncü klinik çalışmalara ev sahipliği yapacak, çağın teknolojisine uygun tanı ve tedavi yöntemlerinin geliştirileceği önemli bir birimin açılışını gerçekleştirdi. DEÜ Uygulama Araştırma Hastanesi bünyesinde, ‘Klinik Araştırmalar Koordinasyon Birimi kuruldu. DEÜ’nün 15 Temmuz Sağlık ve Sanat Yerleşkesi içinde açılan Klinik Araştırmalar Koordinasyon Birimi’nin, Türkiye’deki önemli merkezlerinden biri olacağını kaydeden DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar,  “Değerli bilim insanlarının katkılarıyla açılışını gerçekleştirdiğimiz; <span>ilaç, aşı, tıbbi cihaz gibi teşhis ve tedaviye yönelik teknolojilere odaklanan birimimizin, hem bilimsel araştırmaların koordinasyonunda önemli bir ihtiyaca cevap vereceğine hem de nitelikli akademik çalışmalara ev sahipliği yapacağına inanıyorum’’ dedi. DEÜ’nün önemli </span>sağlık yatırımlarına ev sahipliği yaptığını kaydeden Rektör Hotar, ‘’Araştırma Üniversitemizde, ihtiyaç duyulan hemen her konuda fiziki yatırım yapılmakta; proje üretilmekte ve ülkemizin ulusal sağlık politikalarını destekleyecek araştırmalar yürütülmektedir. Bu noktada ilklerin öncüsü Dokuz Eylül Üniversitemizde, bilimsel bilginin insanlığın refah ve mutluluğuna dönüştüğü süreçler titizlikle ele alınmakta; akademik araştırmalar ve kapsamlı iş birlikleri yapılmaktadır. Klinik Araştırmalar Koordinasyon Birimimiz ile hastalara <span>daha iyi tedavi imkânı sağlamayı; güncel teknolojilerden faydalanmayı; teşhis ve tedavi yöntemlerinin zamanında hastalara ulaştırılması hedeflemektedir” dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span><span>HEDEEFİMİZ İLK BEŞ</span></span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Araştırma Üniversitesi misyonunu üstlenen kurumumuzda açtığımız bu birimimiz ile klinik çalışmalarda ülkemize ve insanlığa faydalı yeni bir dönemi başlatmayı arzuluyoruz” diyen Rektör Hotar, “Bu kapsamda klinik çalışmalarda ulusal düzeyde ilk 5 merkez içinde yer almayı hedefliyoruz. Bu kolay bir iş değil çünkü ciddi emek ve gayret gerektiriyor. Ancak değerli hocalarımızın ve araştırmacılarımızın varlığından da güç alarak buradaki ideallerimizi de gerçekleştireceğimize inanıyoruz. Hastanemiz bünyesinde klinik çalışmalara odaklanmış birimimizin, hem sağlık sistemine değer katacağını hem de bize referans oluşturacağını ön görüyoruz” dedi.  </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span><span>CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR</span></span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Rektör Hotar, Resmi Gazete’de yayınlanan karar nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ederek, “Rektörlük olarak, sağlık yerleşkemize ve sistemimize değer katacak birçok yatırımı hayata geçirmenin mutluluğunu yaşadık. Muhterem Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleri ile Balçova Yerleşkemizde 6 bin metrekarelik DEPARK Teknoloji Geliştirme Bölgesi TGB-3’ün alanının kararı çıktı. Bunu da sağlık temalı teknoparkımız için önemli bir kazanım olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.  </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span><span>YATIRIMLARIMIZ SÜRECEK</span></span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar sözlerini şöyle sürdürdü:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span><span>“</span></span></span></b><span><span><span>Önümüzdeki dönemde de, sağlık alanındaki bilimsel araştırmalara ve yatırımlara destek vermeye devam edeceğiz. Sağlıkta kümelenme modeline odaklanacak; sağlık turizmini kentimiz için yeni bir noktaya ulaştıracağız. Bu süreçte, klinik araştırmalara da önem verecek; nitelikli bilginin uluslararası düzeyde karşılık bulacağı her adımı teşvik edeceğiz. Bu yatırımın üniversitemize ve hastanemize kazandırılmasına emeği geçen tüm mensuplarımıza teşekkür ediyorum.”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span><span>ÖNEMLİ KAZANIMLAR SAĞLAYACAK</span></span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>DEÜ Araştırma Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Caner Çavdar, “Klinik araştırmalar birimimiz, Araştırma Üniversitemize yakışır bir vizyona sahip, kıymetli çalışmalar ve tedaviler üretecek. Tüm güncel tedavilerin sağlandığı, çağın koşullarına uygun teknolojilerine uygun birimimizin açılmasında katkılarından dolayı Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Nükhet Hotar’a teşekkür ediyorum” dedi. Klinik Araştırmalar Koordinasyon Birimi Sorumlusu Prof. Dr. Aziz Karaoğlu da, “Klinik çalışmaların verimini arttırmak, daha fazla bilimsel çıktı elde etme noktasında Üniversitemize önemli katkılar sağlayacak olan birimimizde sağlık alanında büyük kazanımlar elde edilecek. Klinik araştırmalar konusunda Türkiye’de lider olma vizyonumuzu, birimimiz sayesinde elde edeceğimize inancım tamdır “diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deude-klinik-arastirmalar-koordinasyon-birimi-acildi-394271">DEÜ&#8217;de klinik araştırmalar koordinasyon birimi açıldı </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais: &#8220;Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir bir hastalık&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-dr-asli-basabak-bhais-sigara-bagimliligi-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-378701</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 May 2023 08:10:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aslı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[başabak]]></category>
		<category><![CDATA[bhais]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378701</guid>

					<description><![CDATA[<p>31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, sigara bağımlılığının tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-dr-asli-basabak-bhais-sigara-bagimliligi-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-378701">Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais: &#8220;Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir bir hastalık&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, sigara bağımlılığının tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyledi. Azaltarak ya da yerine elektronik sigara kullanarak bırakmaya çalışmanın etkin yöntemler olmadığına vurgu yapan Bhais, “Daha az zararlı olduğu düşünülerek bu ürünleri kullanmak, ileride görülebilecek zarara dair kaygıyı azaltarak, bırakma motivasyonunu düşürüyor. Sigara içilmesi yasak alanlarda da kullanılabilmesi davranışı sıklaştırmaya sebep oluyor.” uyarısında bulundu. Nargile, aromalı sigaralar ve elektronik sigaralardaki tehlikeye dikkat çeken Bhais, “1 nargile 4-5 paket sigaraya eş değer. Elektronik sigaraların özellikle akciğer, kalp, ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğu görülüyor. Aromalı sigaralarsa kanser riskini yükseltiyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, 31 Mayıs ‘Dünya Tütünsüz Günü’ kapsamında sigara bağımlılığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bu kriterlerden ikisi sizde varsa bağımlısınız</strong></p>
<p>Ruhsal hastalıkların tanısal el kitabına göre sigara bağımlılığını tanımlayan Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, bir kişinin bağımlı sayılabilmesi için oluşması gereken kriterleri sıraladı ve bu kriterlerden en az ikisinin varlığı durumunda sigara bağımlılığından söz edilebileceğini söyledi:</p>
<p>&#8211; Son on iki aylık süre içinde planlanandan daha fazla ya da uzun süreli olarak sigara kullanmak</p>
<p>&#8211; Sigarayı bırakmak ya da kontrol altında tutmak için sürekli bir istek duymak ve başarısızlıkla sonuçlanan girişimlerde bulunmak</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımı ile ilgili etkinliklere çok zaman ayırmak</p>
<p>&#8211; Sigara kullanmak için yoğun bir istek duymak</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımı nedeni ile işte, okulda ya da evdeki konumun gereği olan başlıca sorumlulukları yerine getirememek</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımı nedeniyle bedensel, ruhsal veya toplumsal sorunlar yaşanmasına rağmen kullanmaya devam etmek</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımı nedeniyle bir takım toplumsal, eğlence ya da iş ile ilgili etkinliklerin azaltılması ya da bırakılması</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımına karşı tolerans gelişimi nedeni ile artan ölçülerde tütün kullanmak ya da aynı ölçüde kullanmaya rağmen belirgin olarak daha az etki yaşanması</p>
<p>&#8211; Sigara içilmediği zamanlarda huzursuzluk, sinirlilik, dikkat ve odaklanmakta sorun gibi yoksunluk belirtilerinin yaşanması </p>
<p><strong>Yaşam boyu 100 sigara içmiş kişi bağımlı kabul ediliyor</strong></p>
<p>Tütün ürünlerinin kullanım şeklinin değişiklik gösterebileceğini kaydeden Bhais, “Bazı kişiler her gün düzenli olarak sigara kullanırken bazıları arada sırada sigara içer, bazıları da bırakmış kişilerdir”. Bu kişilerin hepsi bağımlı mıdır sorusu gelebilir. Dünya Sağlık Örgütü sigara içimine dair bazı tanımlamalar yapar. Her gün en az 1 sigara içen grup, 30 günde günlük 1 taneden daha az sigara içen grup ve ara sıra içen (sosyal ortamlarda) grup şeklinde tanımlamıştır. Özetle yaşamı boyunca toplam 100 adet sigara içmiş olan kişi ‘sigara içen’ olarak kabul edilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aromalı sigaralar kanser riskini yükseltiyor</strong></p>
<p>Özellikle gençler arasında kullanımı yaygın olan aromalı, mentollü sigaraların daha fazla bağımlılık yapma ihtimalinden öte bu ürünlerin kanser riskini arttırması ile ilgili çalışmalar olduğuna dikkat çeken Bhais, “Bu konuda yapılan çalışmalarda mentol aromalarının kanser yapıcı bileşik bulundurdukları ve uzun süre kullanımları ile pulegon isimli bir yağa dönüştükleri bildirilmiştir. Öyle ki bu sebeple Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) 2019 yılında ABD’de mentollü sigara kullanımını yasaklamıştır. Bu risk aynı şekilde elektronik sigara kullananlarda da vardır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Elektronik sigaraların kalp, ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri var</strong></p>
<p>Sigarayı bırakmak ya da azaltmak isteyenlerin basamak olarak elektronik sigaraya yönelmesini de değerlendiren Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Çok bilinen bir yanılgı olmasına rağmen elektronik sigaraların sigarayı bırakmada yardımcı olduğuna dair bilimsel bir kanıt yok. Aksine kişilerin, yardımcı olduğunu ya da daha az zararlı olduğunu düşünerek, bu ürünleri kullanması ileride görebilecekleri zarara dair kaygılarını azaltarak, bırakma motivasyonlarını da düşürüyor. Sigara içilmesi yasak alanlarda kullanımın olması ya da 18 yaş altı kişilerin de bu ürünlere ulaşabiliyor olması da bırakmaya yardımcı olmadığı gibi davranışı sıklaştırmaya sebep oluyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Elektronik sigaraların zararlarına da dikkat çeken Bhais, “Elektronik sigaralar yakın dönemde piyasaya çıktığı için kullanımın uzun vadede sonuçlarını gösteren araştırmalar yeni yeni ortaya çıkmaktadır. Çıkan sonuçlar özellikle akciğer, kalp, ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>1 nargile 4-5 paket sigaraya eş değer</strong></p>
<p>Bazı kişilerin düzenli sigara kullanmasalar da nargile kullandıklarına değinen Bhais, “Bunun bağımlılık olmadığını, sosyal bir kullanım olduğunu ya da zarar vermeyeceğini düşünürler. Ancak gerçek şu ki içinde bulunan nikel, kurşun, kobalt oranlarının sigaradan daha yüksek olması sebebiyle 1 nargile 4-5 paket sigaraya eş değerdir. Ayrıca birçok kişinin kullandığı ve yeterince dezenfekte edilmeyen nargileler verem başta olmak üzere birçok bulaşıcı hastalığa yakalanmak için de risk oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir ama tamamen yok olmaz</strong></p>
<p>Diğer bağımlılıklar gibi sigara bağımlılığının da tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Bhais, “Kişi sigarayı bırakabilir. Bırakma durumunda sigara bağımlılığı hastalığı pasif durumda olur. Beyindeki sigarayı tanıyan hücreler uyku haline geçer. Kişinin kullanımı olmaz ancak içme isteği olabilir. Ancak kişi içmeden bu istek anlarını geçirebilir. Tekrar kullanımın olması durumunda hastalık tekrar alevlenir. Kullanım bir süre sonra kontrolden çıkar ve kişi bir süre sonra eski kullanım düzenine döner. Yani sigara bağımlılığında tedaviden kastedilen; ‘düzelir ama asla tamamen yok olmaz’. Kişi bıraktıktan 5 yıl sonra bile içmeyi denese tekrar eski içme düzenine dönebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Azaltarak bırakma etkin bir yöntem değil</strong></p>
<p>Sigarayı bırakma tedavisinde temel belirleyicinin kişinin motivasyonu olduğunu belirten Bhais, “Araştırmalar azaltarak bırakma ya da düşük nikotin içeren ‘light’ sigaralar içmenin bırakmada etkin yöntemler olmadığını gösteriyor. Bu sebeple tamamen bırakmak üzerine bir tedavinin başarı şansı daha yüksek. Bırakma girişiminde profesyonel bir destek almak da başarı şansını arttırır. Sigara bırakma polikliniklerinde bırakmaya yardımcı olması için ilaç desteği, nikotin yerine koyma tedavisi ve bırakma stratejilerini planlamak adına psikoterapi desteği alınabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Uygulanan sisteme örnek veren Bhais, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Danışanın ilk olarak bir hekim tarafından genel muayenesi yapılır ve sigara bağımlılığı açısından değerlendirilir. Kişinin ihtiyacına göre ilaç veya psikoterapi desteği tedaviye eklenir. Tedavide iki aşama vardır: Bırakmak ve sürdürmek. Her iki tedavi aşaması için de farklı hedefler vardır. Özellikle bırakma sonrası ilk 1 hafta, 1 ay ve 3 aylık süreçler tekrar başlama riskleri açısından önemli olduğu için bu dönemler birlikte aşılır. Terapilerde kişi riskli durumları, kendisini tekrar kullanıma döndüren sebepleri ve kullanmamak konusunda işe yarayan yöntemleri daha iyi fark ettiği için daha uygun stratejiler bulabilir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-dr-asli-basabak-bhais-sigara-bagimliligi-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-378701">Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais: &#8220;Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir bir hastalık&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Opal Klinik; medikal estetik, anti-aging ve saç ekimde kaliteli hizmetin Kalamış’taki adresi oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/opal-klinik-medikal-estetik-anti-aging-ve-sac-ekimde-kaliteli-hizmetin-kalamistaki-adresi-oldu-359962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kadir Toprakkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 11:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adresi]]></category>
		<category><![CDATA[antiaging]]></category>
		<category><![CDATA[ekimde]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetin]]></category>
		<category><![CDATA[kalamıştaki]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[medikal]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[opal]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde estetik ve güzellik olgusu ile “güzel yaş almak”, hem kadınların hem erkeklerin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Kişilerin aktif iş ve sosyal hayata sahip olmalarının yanı sıra sosyal medyada iyi görüntü verme tercihleri de bu konudaki arayışları ve alternatifleri arttırıyor. Kadınlar için cilt güzelliği ve anti-aging ön planda iken, erkeklerin özellikle saç ekimi konusuna yoğun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/opal-klinik-medikal-estetik-anti-aging-ve-sac-ekimde-kaliteli-hizmetin-kalamistaki-adresi-oldu-359962">Opal Klinik; medikal estetik, anti-aging ve saç ekimde kaliteli hizmetin Kalamış’taki adresi oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde estetik ve güzellik olgusu ile “güzel yaş almak”, hem kadınların hem erkeklerin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Kişilerin aktif iş ve sosyal hayata sahip olmalarının yanı sıra sosyal medyada iyi görüntü verme tercihleri de bu konudaki arayışları ve alternatifleri arttırıyor. Kadınlar için cilt güzelliği ve anti-aging ön planda iken, erkeklerin özellikle saç ekimi konusuna yoğun ilgi göstermeleri, Türkiye’yi bu alanda da dünyada ilk sıralara yükseltti. Tabi işlem yaptırmak için en doğru ve güvenilir merkezin seçilmesi de oldukça önemli. İşte bunlardan biri de Prof. Dr. Teksen Çamlıbel önderliğinde kurulan ve Kalamış’ta Fenerbahçe sapağına gelmeden Cavit Çıtak Sokak’ta yer alan tatlı bir villada hastalarını ağırlayan Opal Medikal Estetik, Saç Ekim ve Anti-aging Kliniği… Biz de Opal Klinik ve hizmetlerini detaylı olarak tanımak için kendilerini ziyaret ettik ve sorularımızı yönelttik.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-359989" src="https://cdn.engazete.com.tr/2023/03/oPAL-1.jpg" alt="" width="780" height="460" /></p>
<p><strong>Opal Klinik ne zaman faaliyete geçti? Kliniğinizde ne tür hizmetler veriyorsunuz?</strong></p>
<p>Sağlık sektöründe 50 yılı aşkın tecrübesi olan Prof. Dr. Teksen Çamlıbel başkanlığında kurulan Opal Poliklinik olarak, uzman doktorlardan oluşan kadromuzla 2021 yılında Kalamış’ta hizmet vermeye başladık. Polikliniğimizde başlıca medikal estetik, bütünsel yaklaşım temelinde kişiye özel planlanan erkek-kadın saç ekimi, saç ekim sonrası destek enjeksiyon ve lazer uygulamaları, saç ve beden sağlığını koruyarak kaliteli ve güvenli anti-aging protokolleri, cihazlı vücut şekillendirme, bağışıklık arttırıcı tedavi yöntemleri, cilt ve vücut sağlığını hedefleyen ozon tedavileri, IV vitamin ve uygulamaları yapılmakta. Sunduğumuz hizmetlerin detayına inmek istersek; dolgu, botoks, mezoterapi, Hollywood el gençleştirme, Paris askılama, enjeksiyonlar, fraksiyonel lazer uygulamaları, kaş kaldırma/kaş askılama, anti-aging IV serumlar, glutatyon, hydrafacial cihazıyla derinlemesine cilt bakımı, Focus Slim cihazıyla vücut şekillendirme ve yüz/vücut epilasyon uygulamaları gibi daha birçok alanda hizmet vermeye devam etmekteyiz.</p>
<p><strong>Son yıllarda güzel yaş almak isteyenler, estetik ameliyatlar yerine iş ve sosyal hayatlarına hemen dönebilecekleri medikal estetik uygulamaları tercih etmeye başladı. Sizin bu alanda en çok önerdiğiniz ve talep gören uygulamalar nelerdir?</strong></p>
<p>Bundan 25 yıl öncesine kadar insanlar 45 yaş üzerini emeklilik yaşı olarak algılıyor ve kendi hâlinde yaş alma tercihi daha baskın çıkıyordu. Son yıllarda ise kişiler, neredeyse 70 üzeri yaşlarda çalışma hayatlarına devam ediyor. Bu durum, tecrübe ve gençliğin kendini her alanda revize etme zorunluluğunu doğurmasıyla karşımıza çıkıyor. Bizim işimiz, pozitif imaj konusunda kişilere destek sunmaktır. Klinik gözlemlerim doğrultusunda; temiz, sağlıklı ve kırışıksız bir cilt isteği temelinde en çok tercih edilen uygulamaların başında cilt bakımı, botoks ve mezoterapiler olduğunu söyleyebilirim. Bu duruma ek olarak, kaliteli ve sağlıklı yaş alma serüveninde popüler olan uygulamaları değil de kişiye özel planlamaları tercih ettiğimi vurgulamak istiyorum.</p>
<p><strong>Bahsettiğiniz işlemlerle ilgili hastalar nelere dikkat etmeliler? Başarılı ve uzun süre kalıcı sonuçlar alabilmek için neler tavsiye edersiniz?</strong></p>
<p>Uygulamaların kişiye özel olarak planlanması, başarılı ve kalıcı sonucun kilit anahtarını oluşturmaktadır. Yapılan uygulamanın etkinliği; doktorun yetkinliğiyle başlar ve sonrasında kullanılan ürün kalitesi gibi faktörlere bağlı olarak değişim gösterir. Bunların yanı sıra son yıllarda, yaptığımız uygulamalara gösterilen taleplerin artmasıyla beraber ilgili geniş bir pazar oluşmuş ve bu da doğal olarak fiyatlarda çeşitlenmeye yol açmıştır. Artan taleplerle beraber oluşan bu pazarda sadece fiyat çeşitliliği değil, aynı zamanda bilgi kirliliği de ortaya çıkmıştır. Bu konuda kişiye ciddi roller düşmektedir; araştırma sürecindeyken neye ihtiyaç duyduğunu tam olarak belirleyebilmesi, buna ulaşırken sadece fiyata değil, performans ve hizmet sürecini de dikkate alması gerekmektedir. Aynı zamanda, kişiye yapılan uygulamanın sonrasındaki süreçte, başta hizmet aldığı doktoru olmak üzere ekibin ne kadar yanında olacağını da sorgulaması önerilmektedir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-359990" src="https://cdn.engazete.com.tr/2023/03/opal-klinik-teksen-camlibel-4.webp" alt="" width="780" height="439" srcset="https://cdn.engazete.com.tr/2023/03/opal-klinik-teksen-camlibel-4.webp 780w, https://cdn.engazete.com.tr/2023/03/opal-klinik-teksen-camlibel-4-600x338.webp 600w" sizes="(max-width: 780px) 100vw, 780px" /></p>
<p><strong>Prof. Dr. Teksen Çamlıbel hocamızın özgeçmişi hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, Türkiye’nin ilk özel tüp bebek merkezini ve İstanbul’un ilk tüp bebek merkezini kurmuş olmanın gururuna sahiptir. Türkiye’nin ilk tüp bebeğini dünyaya getiren doktordur. 1989’da International Hospital bünyesinde kurduğu Tüp Bebek Merkezi, ICSI teknolojisinin ilk uygulayıcılarından olmasının yanı sıra laparoskopik ameliyatlar ve kanser ameliyatları konusunda da dünyadaki gelişmelerin Türkiye’deki ilk uygulayıcılarından olmuştur.</p>
<p>Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni birincilikte bitirdikten sonra kazandığı sınav ile Kadın Hastalıkları ve Doğum İhtisası için Amerika’da Johns Hopkins Hospital ve Medical College of Ohio’da bulundu. İhtisas sonrası Jinekolojik Onkoloji (Kadın Kanserleri) üst ihtisasını New York’ta, Albany Medical College of New York’ta tamamladı. Aynı üniversitede yüksek ihtisas sonrası öğretim üyesi olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten hemen sonra sırasıyla 1985’te Marmara Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nü kurdu. 1989’da International Hospital’da, İstanbul’un ilk tüp bebek merkezini kurdu. Jinemed’in ilk merkezini 1989’da Nişantaşı’nda açtı. 2000’de Kalamış’ta Jinemed’in cerrahi merkezi Özel Kalamış Tıp ve Tüp Bebek Merkezi açtı.</p>
<p>2005’te Fulya’da, tüp bebek ve kadın sağlığı dışında da birçok farklı tıbbi branşta (kalp hastalıklarından beyin cerrahisine, ortopediden nörolojiye) hizmet veren genel hastanesi Fulya Jinemed Hastanesi’ni (şimdi Ota Jinemed) açtı. 2006’da Bursa’da Bahar Hastanesi içersinde Jinemed Bursa’yı hizmete sundu. 2010’da Azerbaycan Bakü’deki Bakü Medical Plaza Hastanesi’nde, hastanenin tüp bebek bölümü olarak Jinemed’i kurdu. 2011’de Irak’ın Basra şehrinde, Basra’nın ilk infertilite hastanesi Almanar’da Jinemed olarak hizmet vermeye başladı. 2018 itibariyle çalışmalarına İstanbul Nişantaşı’nda Amerikan Hastanesi ve Bağdat Caddesi’nde Amerikan Tıp Merkezi’nde devam etmekte. 2021’de Kalamış’ta saç ekimi, medikal estetik, anti-aging hizmetlerinin sunulduğu Opal Poliklinik’i hayata geçirdi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-359991" src="https://cdn.engazete.com.tr/2023/03/d4a60de4-f2bd-4a7c-9e96-8bc7983aa550.jpg" alt="" width="780" height="585" /></p>
<p><strong>OPAL MEDİKAL ESTETİK, SAÇ EKİM VE ANTI-AGING KLİNİĞİ</strong></p>
<p>Adres: Fenerbahçe Mah. Cavit Çıtak Sk. No: 10 Kadıköy<br />
Pbx: (216) 349 0505 – Web: www.opal.clinic<br />
Instagram: @opalklinik @opalclinichair – Youtube: Opal Clinic<br />
Facebook: İstanbul Opal Klinik (Medikal Estetik) – @opalhairtransplant (Hair)<br />
Ücretsiz cilt analizi hediyeli randevu için WhatsApp hattı: (0542) 144 42 47</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/opal-klinik-medikal-estetik-anti-aging-ve-sac-ekimde-kaliteli-hizmetin-kalamistaki-adresi-oldu-359962">Opal Klinik; medikal estetik, anti-aging ve saç ekimde kaliteli hizmetin Kalamış’taki adresi oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem bölgesine mobil klinik ve konteyner ameliyathane</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesine-mobil-klinik-ve-konteyner-ameliyathane-351199</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2023 10:27:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyathane]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesine]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[konteyner]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=351199</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ESHOT Genel Müdürlüğü, deprem bölgesine gönderilmek üzere iki mobil yatakhane daha yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesine-mobil-klinik-ve-konteyner-ameliyathane-351199">Deprem bölgesine mobil klinik ve konteyner ameliyathane</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ESHOT Genel Müdürlüğü, deprem bölgesine gönderilmek üzere iki mobil yatakhane daha yaptı. Ayrıca bir mobil klinik ile konteyner ameliyathane hazırlandı. Araçlar, deprem bölgesinde sağlık hizmeti veren Eşrefpaşa Belediye Hastanesi ekibinin kullanımına sunulacak.</p>
<p>Türkiye’yi sarsan deprem felaketi sonrasında Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Osmaniye’de hizmet koordinasyon merkezleri oluşturan İzmir Büyükşehir Belediyesi, çadır ve konteyner kurulumundan içme suyu altyapısına, temizlikten sağlık hizmetlerine depremzede yurttaşların ihtiyaç duyduğu her konuda faaliyet yürütüyor. Arama kurtarma ekipleri ve depremzedelerin geçici konaklaması için daha önce dört körüklü otobüsü mobil yatakhaneye çeviren ve bölgeye gönderen İzmir Büyükşehir Belediyesi ESHOT Genel Müdürlüğü, Gediz atölyelerinde kendi imkânlarıyla iki mobil yatakhane daha yaptı. Ayrıca bir mobil klinik ile konteyner ameliyathane hazırlandı. Araçların, en hızlı şekilde bölgeye ulaşması sağlanacak.</p>
<p><strong>Ameliyat da yapılabilecek</strong><br />ESHOT Genel Müdürlüğü Ulaşım Yatırımları Dairesi Başkanlığı Karoser ve Otoboya Şube Müdürü Ersel Çetin, bölgeye gönderilmek üzere üç mobil yatakhane daha hazırladıklarını söyleyerek “Bölgede belediyemize bağlı Eşrefpaşa Belediye Hastanesi’nin hekimleri ve yardımcı sağlık personeli de görev yapıyor. Onlar için iki adet mobil yatakhanenin yanı sıra bir de klinik aracı oluşturduk. Mobil klinikle entegre olacak bir adet konteyner ameliyathane de Eşrefpaşa Belediye Hastanesi tarafından atölyemize gönderildi. Dış cephe boyasını, ayaklarını ve klinik otobüsle bağlantısını sağlayacak mini koridoru burada yaptık. İçine gerekli olan tüm tıbbi araç, gereç ve malzeme yerleştirildi. Depremzede vatandaşlarımız için elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesine-mobil-klinik-ve-konteyner-ameliyathane-351199">Deprem bölgesine mobil klinik ve konteyner ameliyathane</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
