<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kişilikler | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kisilikler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kisilikler</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Feb 2026 10:38:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>kişilikler | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kisilikler</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 10:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilikler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610023</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişiliklerin bireysel ilişkilerde ve toplumsal hayatta yarattığı risklere dikkat çekerek, “Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür. İnsan karakterindeki bazı özellikler de böyledir. Yerinde ve ölçülü kullanıldığında faydalı olabilir, ama manipülatif şekilde kullanılırsa toksik hale gelir” dedi.</p>
<p><strong>Zorba ve kurban ilişkisi ortaya çıkar</strong></p>
<p>Toksik ilişkilerde genellikle manipülasyonun ön planda olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Normal görünen bir ilişki, manipülasyon başladığında toksikleşir. Bu ilişkilerde zorba ve kurban vardır. Zorba kişiler adaylarını iyi seçer, manipüle eder, üzerinde baskı kurar. Bazı kişiler bunu kasıtlı yapar, bazıları ise karakterinin gereği olarak farkında olmadan yapar. İki tür kişilikten söz ediyoruz: Kasten manipüle edenler ve bunu doğru zannettiği için yapanlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>B tipi kişilikler empati yoksunudur</strong></p>
<p>Kişilik bozukluklarını da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle B tipi kişilikler risk taşır. Narsistik, antisosyal, histrionik ve paranoid kişilik bozuklukları toksik ilişkilere zemin hazırlar. Bu kişiliklerin ortak özelliği empati yoksunluğudur. Egoları çok yüksektir, eleştiriye kapalıdırlar. Eleştiriyi tehdit olarak algılar, hemen dost-düşman ayrımı yaparlar. Böyle kişiler karar verici pozisyonda olduklarında büyük tehlike doğar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Karanlık üçlü kanser hücresi gibi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, narsistik kişilik, Makyavelistlik ve antisosyal eğilimlerin birleşimine “karanlık üçlü” denildiğini belirterek, “Bu üçlü bir araya geldiğinde kanser hücresi gibi davranır. Kanser hücresi sınırsızdır, sorumsuzdur, doyumsuzdur. Sadece kendini büyütür, çevresini yutar. Toksik kişilikler de aynıdır. Empati yapmaz, sadece ‘hep bana’ der. Vücudumuzda bağışıklık sistemi kanser hücresine sınır koyar, durdurur. İnsan ilişkilerinde de aynı yöntem geçerlidir: Sınır koymazsanız toksik kişilikler büyür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Niyet analizi yapılmalı</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerle baş etmede en kritik noktanın “niyet analizi” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi manipülasyonu kasten mi yapıyor, yoksa doğru olduğuna inanarak mı yapıyor? Bu ayrımı yapmak gerekir. Hukuktaki gibi kasti suç ile taksirli suç arasında fark vardır. Kasten yapanlara karşı daha dikkatli olmak gerekir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hayır diyemeyenler hasta oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle aile içindeki toksik ilişkilerin ağır psikiyatrik tablolar doğurabileceğini ifade ederek, “Üç çocuklu bir kadın ağır depresyonla geldi. Evde kayınvalideyle yaşıyorlardı. Kayınvalide iyi niyetliydi ama evin tüm düzenini o belirliyordu. Eşi de tamamen annesinin tarafını tutuyordu. Kadın hiçbir sınır koymamıştı, hep fedakârlık yapmıştı. Sonunda ağır depresyona girdi ve hastaneye yatırmak zorunda kaldık. Oysa sorun kayınvalide değil, kadının sınır koyamamasıydı. Fedakârlık şeması ve merhamet yorgunluğu dediğimiz tablo buydu.” dedi.</p>
<p><strong>Kendine zarar verme özgürlüğü yok</strong></p>
<p>Fedakârlığın kültürel olarak yüceltildiğini ancak kişinin kendi ruh sağlığını hiçe saymasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bizim kültürümüzde ‘evi dişi kuş yapar’ anlayışı vardır. Ama kişi kendi haklarını yok sayarsa, ‘aman olay çıkmasın’ diye sürekli taviz verirse sonunda hasta olur. İnsanın başkasına zarar verme özgürlüğü olmadığı gibi, kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Bu nedenle toksik ilişkilerde en önemli korunma mekanizması, sınır koyma becerisidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Toksik kişilikler farklı yöntemlerle insanları köleleştiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerin farklı yöntemlerle insanları köleleştirdiğini belirterek, “Kimisi överek, kimisi azarlayarak, kimisi şiddetle köleleştirir. Ama yöntem değişse de amaç aynıdır; karşı tarafı kontrol altına almak” dedi.</p>
<p><strong>Antisosyaller şiddet uygular, narsistler överek köleleştirir</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerin davranışlarını örneklendiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Egosu yüksek kişiler farklı yöntemler kullanır. Narsistik kişilik, eşini över, yüceltir. Ardından ‘bana her istediğimi yapacaksın’ der, köle-efendi ilişkisi kurar. Başkaları ise eşini aşağılar, özgüvenini yerle bir eder, depresyona sokar ama bunu ‘senin için yaptım’ diye sunar. Yani biri överek köleleştirir, diğeri ezerek köleleştirir. Antisosyal kişiliklerse daha da farklıdır, sosyal normları yoktur, merhametleri yoktur, suça beceriklidirler, çok rahat şiddet uygularlar.”</p>
<p><strong>İçine atmak en büyük hata</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik ilişkilerde en çok yapılan hatanın sessizlik olduğunu belirterek, “Kurban olan taraf genelde ‘aman olay çıkmasın, çocuklar etkilenmesin’ diyerek içine atıyor. Bu, en büyük hatadır. Oysa yapılması gereken güzellikle sınır koymaktır. ‘Bu yaptığın yanlış, ben bunu onaylamıyorum. Ama evliliğimizin geleceği için katlanıyorum’ denirse karşı taraf savunmaya geçmez” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ego savaşları orman kanununa döner</strong></p>
<p>İlişkilerdeki ego savaşlarına da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şu an ‘o bağırınca sen de bağır, o bir şey fırlatıyorsa sen de fırlat’ gibi öneriler var. Bu yöntem ego savaşlarını körükler. Ego savaşlarının olduğu yerde orman kanunları geçerli olur. Güçlü zayıfı ezer. Ekonomik veya fiziksel gücü fazla olan kazanır. Oysa burada hisseden beyin değil, düşünen beyin kullanılmalı. Karşı taraf bağırmaya başladığında ‘yavaş konuşur musun, seni anlamak istiyorum’ demek çok etkilidir. Çünkü bağırarak yavaş konuşmak mümkün değildir. Böylece düşünen beyin devreye girer ve öfke kırılır.” dedi.</p>
<p><strong>Fırtınalara dayanabilen ilişkiler uzun ömürlüdür</strong></p>
<p>Evliliklerde üç dönem olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Birinci dönem romantizm, ikinci dönem ego savaşları, üçüncü dönem bağlılıktır. Asıl kırılma ikinci dönemde olur. Bu dönemde sorun çözme becerilerini kullanan çiftler bağlılık dönemine geçer. İşte o zaman ömür boyu süren bir aşk doğar.</p>
<p><strong>Narsistler sert duvara çarptığında değişir</strong></p>
<p>B tipi kişiliklerin eleştiriye kapalı olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Narsistik, antisosyal, histrionik kişilikler eleştiriyi tehdit olarak görür. Ama hayatın sert duvarına çarpınca değişmeye başlarlar. Narsistik yaralanma yaşadıklarında yalnız kaldıklarını fark ederler. Etraflarındaki ilişkilerin sahte olduğunu anlarlar. Çünkü insanlar onları değil, menfaatlerini seviyordur. Bu kişilerin değer verdiği şey para, makam ya da ailesi olabilir. Onun zarar gördüğünü fark ettiklerinde hızla dönüşürler. Eşi ‘artık ayrılacağım’ dediğinde, narsist bir eş birdenbire özeleştiriye başlar” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik ilişkilerde bazen iki toksik birleşir…</strong></p>
<p>Tarhan, toksik ilişkilerin yalnızca tek taraflı olmayabileceğini de anlatarak, “Narsistik biriyle toksik özellikteki bir başka kişi birleşebiliyor. Bazen borderline kişiliklerde de toksik ilişkiler olur. ‘Senden nefret ediyorum, Allah belanı versin’ deyip ardından ‘sakın beni bırakma’ diyen bölünmüş duygular buna örnektir.” diye konuştu.</p>
<p>Toksik kişiliklerin çoğunda çocukluk travmalarına rastlandığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Çözülmemiş travmalar Etna Yanardağı gibidir, uyur ama bir gün patlar. Psikoterapide farklı başa çıkma yöntemleri vardır. Problem odaklı, duygu odaklı, bedensel ve spiritüel başa çıkma yolları vardır. Kişinin kişilik profiline göre hangisi uygunsa onu kullanıyoruz. Şimdi pozitif psikoterapi ön plana çıktı. Yani kişiyi geçmiş travmalara boğmadan savunma mekanizmalarını güçlendirip ego gücünü artırıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Evin küçük hükümdarı gibi büyütülüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilik özellikleri taşıyan bireylerin hem aile içi hem de sosyal hayatta ciddi yıkımlara yol açabileceğini belirterek, “Bu kişiler empati yoksunu, haz ve çıkar odaklıdır. Beyinlerinde ‘ver’ butonu yoktur, sadece ‘al’ butonuyla hareket ederler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toksik kişiliklerin genellikle çocuklukta yanlış yetiştirme tarzıyla şekillendiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Böyle kişilere bakarsanız çocukluklarında hep altın tepside her şey sunulmuştur. Evin küçük hükümdarı gibi büyütülmüşlerdir. Prens ve prenses gibi büyütülmüş, hep almaya yönelik yetiştirilmişlerdir. Bu yüzden karşı tarafın acısını, hakkını göremezler.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Toksik kişilerin eleştiriye tahammülsüz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişiler kendilerine ‘hayır’ diyeni düşman gibi görürler. Haksızlık yaptıklarının farkında değildirler. Onlara karşı eleştirel duruş sergilemek cesaret ister. Bu kişiler güçlü olanın yanında köleleşir, zayıfları ezerler. Çıkar odaklıdırlar. Yalan söylemekte zorlanmaz, manipülasyona başvururlar. Dost ve düşman diye ayırırlar. İtaat etmeyenleri tehdit olarak görürler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Öz güvenleri düşük, sıradan olmaktan korkuyorlar</strong></p>
<p>Dışarıdan güçlü gibi görünen bu kişilerin aslında öz güven sorunu yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişilerin arka planında sıradan olma korkusu vardır. Kendilerini yetersiz ve değersiz hissederler. Bu yüzden güçlü rol oynamaya çalışırlar. Çoğu zaman narsistik yaralanma yaşadıklarında intihara eğilimli olabilirler, bazen de eşini öldürüp kendini öldürebilirler.” dedi.</p>
<p><strong>İlişkilerde başarısız oluyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerle yaşayanların da ağır bedeller ödediğini ifade ederek,<strong> </strong>şöyle devam etti:</p>
<p>“Böyle durumlarda ilaç tedavisi tek başına yeterli olmaz. Çift terapisi, stres ve ilişki yönetimi eğitimleri gerekir. Eğer taraflarda iyi niyet varsa, altın orta nokta kuralıyla adım adım ilerleyerek sağlıklı bir ilişki kurulabilir. Hataların fark edilmesi ve yöntem değişikliği önemlidir. Aksi halde bu kişiler sürekli aynı çatışmaları tekrarlar. Bu kişiler mantıksal zekâda çok başarılı olabilirler, ancak duygusal ve sosyal zekâları düşük olduğu için ilişkilerinde başarısız olurlar. Duygusal okuryazarlık geliştirilmezse en yakınlarına bile zarar verebilirler. Çözüm; farkındalık, öz eleştiri ve doğru yöntemleri öğrenmektir.”</p>
<p><strong>Dışarıya melek gibi görünüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve narsizm üzerine yaptığı değerlendirmelerde, bu kişilerin farklı alt türleri bulunduğuna işaret ederek, “Dışarıya melek gibi görünen, evde zorba olan pasif-agresif narsistler vardır. Bazıları mükemmeliyetçi narsisttir; kendisini mükemmel görür ve herkesi aşırı kontrol ederek domine etmeye çalışır. Bir de alçak gönüllü rolü oynayan narsistler vardır. Çıkarlarına dokunana kadar melek gibidirler, fakat bir gün çıkarlarına ters düşerseniz aniden canavara dönüşürler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişiyi tanımak için stres anlarına bakmak lazım</strong></p>
<p>Narsistik özelliklerin en çok zorlayıcı durumlarda ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın gerçek kişiliği ya stres, kayıp, ticari kriz ya da uzun bir yolculuk sırasında ortaya çıkar. Çünkü maskeler uzun süreli ilişkilerde düşer. Kişiyi anlamak için sadece görünen davranışlarına değil, kriz anlarında nasıl davrandığına da bakmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağlanma bozukluğu olanlar kurban olur</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerin karşısında en çok zarar gören grubun “bağlanma sorunları” olan kişiler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.  Tarhan, “Bu kişiler özgüveni düşük, yalnızlığa tahammül edemeyen bireylerdir. Çocukluk çağında annesiyle ya da babasıyla sağlıklı bağlanma kuramayan kişiler, ileride yanlış kişilere yapışır. Onlar için ilişki bir yara bandı gibidir. Yara bandı yarayı kapatır ama iyileştirmez; acıtır, kanatır, kişi yine aynı ilişkiye sarılır. İşte patolojik bağlanmalar böyle oluşur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genetik kader değildir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilik bozukluklarının çocukluk travmaları ve genetik yatkınlıklarla ilişkisine de değinerek, “Genetik yüzde 30-40 etkilidir ama geri kalan yüzde 60-70 epigenetik mekanizmalardır. Yani aileden öğrenilen yanlış davranış kalıplarıdır. Kişi bunları fark ederse değiştirebilir. Yaşanan hayat olayları, şoklar bu değişim için fırsattır. Epigenetik mekanizmaları doğru şekilde çalıştıran bir kişi kaderini değiştirebilir.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir günde dört mevsim olan kişilikler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-gunde-dort-mevsim-olan-kisilikler-547419</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 15:14:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dört]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[kişilikler]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547419</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınırsız kişiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-gunde-dort-mevsim-olan-kisilikler-547419">Bir günde dört mevsim olan kişilikler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınırsız kişiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sınır kişilik bozukluğu olanlar bu durumu doğal hal olarak algılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan<strong>, </strong>sınır kişilik bozukluğunun (borderline) başlangıçta, psikoz (akıl hastalığı) ve nevroz arasındaki sınırları ayırt etmek için kullanıldığını ifade ederek, “Psikoz, gerçeklik testinin bozulduğu, yani hayal, gerçek, rüya ayrımlarının yapılamadığı veya irrasyonel davranışların sergilendiği bir akıl hastalığıdır. Nevroz ise daha çok kişinin ilişkilerinin bozulduğu ve sosyal problemlerin yaşandığı bir durumdur. Ancak, psikoz ve nevroz arasında gidip gelen, tedavide çok zorlanılan kişilik tipleri mevcuttu ve ‘borderline’ terimi bunlar için kullanıldı. Sınır kişilik özellikleri herkeste az çok bulunabilir. Sınır kişilik bozukluğu varsa, kişi bunu bir problem olarak görmez, doğal hali gibi algılar. Bu durumu fark edemez, normal kabul eder ve öyle davranır. Bu, bir kişilik bozukluğudur ve bu kişiler yakınlarına en çok problem çıkaranlardır. Sınır kişilik bozukluğunun belli bir noktadan sonra duygu durum bozukluğuna dönüştüğü de görülür.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Tutarsızlıkta tutarlılar!</strong></p>
<p>Sınır kişilik özelliklerinden birinin duygusal tutarsız olduğunu ve bu kişilerin sabah başka, akşam başka düşünen bir gün içinde dört mevsimi yaşayan, duygu düzenlemesi yapmakta zorlanan kişiler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu kişilerin bir diğer özellikleri de güvensizliktir. Sürekli korkuyla yaşar, kötü bir şey olacakmış gibi hissederler. Kaygıları çok yüksektir ve içlerinde kronik bir boşluk duygusu vardır. Bu boşluk duygusu nedeniyle devamlı tedirgin ve tetiktedirler. Kimlik karmaşası da sıklıkla yaşanır. Kendi sosyal kimliklerini, cinsel kimliklerini ve tüm kimliklerini sorgularlar. Kaos ve gelgitler çok fazladır, bu nedenle dengesiz kişilik özellikleri sergilerler. Tutarsızlıkta tutarlıdırlar. Abartılı duygusal dengesizlikleri hayatlarının her alanına yansır. Dış dünyada yansıttıkları ile iç dünyaları farklıdır. Bu özellikler nedeniyle, en çok ilişki sorunu yaşayan kişilerdir.” dedi.</p>
<p><strong>Aynı gün içinde kolayca aşık olur, birden bırakırlar…</strong></p>
<p>Bazı psikiyatri ekollerinde &#8220;bipolar 3&#8221; olarak adlandırılan ve duygu durum bozukluğunun yeni bir alt grubu olarak tanımlanan &#8220;eşik altı duygu durum&#8221; bozukluğu olan kişilerin de bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişilerde temel değerlere ve ahlaki normlarına uymayan davranışlar görülür ve kolayca aşık olurlar, birden bırakırlar. Bu durumu gün içinde de yaşanabilirler. Bu sınır kişilik bozukluğunun ilaç tedavisi gerektiren bir formu olarak değerlendirilir.” diye konuştu.</p>
<p>Bütün kişilik bozukluklarının yüzde 30-40&#8217;ının genetik faktörlere dayandığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Borderline kişilik bozukluklarına sahip bireyler, karşı tarafın duygularını algılayamazlar, duygusal okuryazarlıkları yoktur. Kendi duygularını da okuyup anlamakta zorlanırlar, duygusal farkındalıkları eksiktir ve duygusal aktarımı sağlıklı bir şekilde gerçekleştiremezler. Bu nedenle tutarlı ve güvenli ilişkiler kurmakta güçlük çekerler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sınır kişilik bozukluğunun temelleri çocukluk döneminde atılıyor</strong></p>
<p>Sınır kişilik bozukluğunun temellerinin genellikle ilgisiz bir aile ortamında, çocukluk döneminde atıldığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişilerde çocukluk çağı travmaları sıklıkla görülür ve genellikle mutlu bir çocukluk dönemi geçirilmez. Ailede rol model olacak kişiler, yani anne, baba ve onların ilişkisi, çocuk tarafından örnek alınır. Eğer aile içerisinde kararlı, tutarlı ve sağlıklı bir ilişki yoksa, çocuk neyin iyi, neyin kötü, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlayamaz. Çocukluk döneminde yapması gereken duygu regülasyonunu öğrenemez. Sınır kişilik bozukluğunun en belirgin özelliklerinden biri, sağ beyinlerinin düzgün çalışmamasıdır. Sağ beyin, duygusal beyindir; sol beyin ise rasyonel beyindir. Ön beyin dengeyi sağlar. Ancak bu kişilerde sağ beyin tutarsız çalışır ve kişiyi sağ beyni yönetir. Ön beyin dengeyi sağlayamaz. Yani aklına ilk geleni yapar, hoşuna gideni yapar ve son duyduğuna inanır. Bu nedenle evlilik olgunluğu bile yoktur. Karşı cinsle uygunsuz davranışlar sergilerler, tutarsız davranışları vardır. Çocukluk dönemlerinde biriktirdikleri anılar hep problemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Narsistik özellikler de taşıyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınır kişilik bozukluğu olan kişilerde narsistik özelliklerin de olduğunu, genellikle kendilerinde sorun görmedikleri için, terapiye sevdikleri şeyi veya çocuklarını kaybetmemek için geldiklerini ve genellikle eşlerini suçladıklarını anlatarak, “Öncelikle o kişilerin kişilik profilini çıkarıyoruz; güçlü ve zayıf yönlerini belirliyoruz. Hayattaki ego ideali, yaşam felsefesi, olayları ele alış biçimi, sorun çözme stili, stresle baş etme stili ve insanlarla iletişim kurma biçimi gibi unsurları inceliyoruz. Bunları belirledikten sonra hem kişilik profilini değerlendiriyoruz hem de hastalığın biyolojik boyutu var mı diye araştırıyoruz.<strong> </strong>Çünkü duygu, düşünce ve davranışlarımızın organı beyindir. Beyindeki altyapı bozuksa, kimyası bozuksa ve tehlike devreleri fazla çalışıyorsa (bu kişilerde beyindeki tehlike devreleri çok çalışır), her şeyi abartırlar ve felaketleştirme eğiliminde olurlar. Eğer durum böyleyse, biyolojik boyutu da ele alıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong> Kişinin kendini tanıması, güçlü ve zayıf yönlerinin farkında olması önemli</strong></p>
<p>Terapilerde bu kişilerde ilk adımın farkındalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendini tanıması, güçlü ve zayıf yönlerinin farkında olması önemlidir. Bu farkındalıktan sonra tutarlılık çalışılır. Bu kişilere çeşitli aktarım terapileri, diyalektik davranışçı terapiler, bilişsel davranış tedavileri ve pozitif psikoterapi gibi yöntemler uygulanır. Bu kişilerde beyin hep negatife ve tehlikeye odaklı çalıştığı için olumlu sinirsel devreler oluşturulamaz. Bu tedavilerle, kişinin olayların olumsuz yönünü görmesinin yanı sıra, olumlu yönlerini üretmeyi öğrenmesi sağlanır. Bu sayede stres yönetimini öğrenmiş olur. Bu kişilerin en büyük zayıf tarafları stres yönetimi yapamamalarıdır; orantısız, uygunsuz ve tutarsız tepkiler verirler. Bu nedenle bu kişilerde öfke ve intihar eğilimi yüksektir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Borderline kişilerin libidinal enerjilerinin yüksek!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Hollywood yıldızı Marilyn Monroe’nun genç yaşta intihar ederek hayatını kaybettiğini, hep iki uç arasında gidip gelen bir kişiliğe sahip olduğunu ifade ederek, “Borderline kişilerin bir diğer özelliği de libidinal enerjilerinin yüksek olmasıdır. Hem kadınlarda hem de erkeklerde libidinal enerjileri yüksektir ve bu da onları çekici kılar. Karşı tarafı çok fazla etkilerler. Fakat bu kişiler mutlu olamazlar. Çünkü her şeyleri olmasına rağmen, mutluluğu yanlış yerde, hep başkalarında ararlar. Borderline kişilerin önemli bir özelliği de başkalarının onlara yardım etmesini, ihtiyaçlarını gidermesini beklemesidir. Terapilerde en çok üzerinde durulan nokta, bu kişilerin kendi iç dünyalarında mutlu olmayı öğrenmeleridir. Kendi iç dinamikleriyle mutlu olmayı öğrenebilirlerse, çocukluk çağı travmalarının üstesinden gelebilirler. Bu kişilerde çocuklukta duygusal istismar ve ihmal çok sık görülür.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Duygusal olgunluğu olmamış kişiler…</strong></p>
<p>Bu kişilerin duygu regülasyonunu yapamayan kişiler olduğunu da kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “40 yaşındaki bir insan eğer 10 yaşındaki bir insan gibi davranıyorsa onun duygusal olgunluğu yoktur. Yani diğer fiziksel gelişimi iyi olabilir kaslı olabilir şey olabilir ama içindeki çocuksu yönleri devam ediyordur. Bunlar çoğu immatür denilen duygusal olgunluğu olmamış kişilerdir. Borderline özellikleri de çok fazladır bu kişilerde. Davranış sınırlarını öğrenemedikleri için çok hata yaparlar. Hata yaptıkları zaman eleştirilirler ve kendilerine güvenleri azalır. Güvenilirlik konusunda sınır kişilik bozukluklarının en büyük sorunu, güvenli ilişki kuramamalarıdır. Kendilerini güvende hissetmezler, başkalarını da güvende hissettirmezler. Yakın ilişki kuramazlar. Bağlanma sorunu yaşarlar. Kaçıngan bağlanma yaparlar.” dedi.</p>
<p><strong>Borderline kişilik bozuklukları olan kişiler ‘düzelmek istiyorum’ derse yüzde 50 çözüm var</strong></p>
<p>Sosyal ilişkilerde sosyal sınırlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Karşı tarafın hakları, ihtiyaçları ve duygularını bilmek önemlidir. İlk önce duygusal okuryazar olmak gerekir; kendi duygularını okuyacaksın ve ona göre uygun davranışı geliştireceksin. Sınır Kişilik Bozukluğu olan kişiler bu davranışı geliştiremezler. Bu özellikleri nedeniyle en büyük kötülüğü kendilerine yaparlar, mutsuzdurlar. Beyinlerinde bir fırtına vardır. Bu kişilerin beyninde sürekli bir savaş vardır. Ancak beyindeki nörobiyolojik bozulma olduğu için, önce onu tedavi etmeden terapi yapamazsınız. Borderline kişilik bozuklukları olan kişiler ‘Ben böyleyim, mutlu değilim, düzelmek istiyorum’ derse yüzde 50 çözüm var diyebiliriz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Madde bağımlılığı görülüyor…</strong></p>
<p>Bağımlılığın Borderline kişilik bozukluğunda en çok rastlanılan problem olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Çünkü içlerinde kronik boşluk hissi olduğu için mutlu olamadıkları için madde bağımlılığı geçici bir rahatlık verir. Gittikçe dozunu artırırlar. ‘Hızlı yaşa genç öl cesedin yakışıklı olsun’ denilen tipler Borderline tiplerdir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Borderline kişilere terapide gelecek projeksiyonu çalışılıyor</strong></p>
<p>Bu kişileri geçmişle savaştıklarını ve sürekli başkalarını suçladıklarını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu kişilerin bir özelliği de gelecek miyobudurlar. Geleceği göremezler. Terapilerde gelecek projeksiyonu çalışılır. ‘Bu davranışı yaparsan böyle bir sonuç olur’ denir. Orta ve uzun vadeli düşünme becerileri çalışılır. Doyumu erteleme becerisi üzerinde durulur. Ergenlerde de benzer durumlar yaşanır. Borderline kişilere terapide gelecek projeksiyonu çalışılır. Geçmişle ilgili alınacak dersler üzerinde durulur ve zihinsel enerjisini bugünü de kullanma becerisi geliştirilir.”</p>
<p><strong>Borderline kişiler kendi iç dünyalarında mutlu olmayı öğrenmeli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Borderline kişilerin kendi iç dünyalarında mutlu olmayı öğrenmeleri gerektiğini dile getirerek, “Bu kişiler, karşı tarafa duyguyla verdikleri için karşı taraf onu görmezse birdenbire yerin dibine batırırlar. Bu özellikleri nedeniyle bu kişiler sürdürülebilir bir ilişki yapamazlar. Beş defa evlenir beşinden de boşanır. Hiçbir arkadaşlıkta uzun vadeli, tutarlı arkadaşlık yapamazlar. Daha sonra da kendilerini suçlarlar.  Duygularını yönetemezler.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-gunde-dort-mevsim-olan-kisilikler-547419">Bir günde dört mevsim olan kişilikler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
