<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kişiden | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kisiden/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kisiden</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 11:59:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>kişiden | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kisiden</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her 3 kişiden 2&#8217;si masrafsızlık nedeniyle bankasını değiştirmeye istekli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-3-kisiden-2si-masrafsizlik-nedeniyle-bankasini-degistirmeye-istekli-636788</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 11:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[banka]]></category>
		<category><![CDATA[bankasını]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmeye]]></category>
		<category><![CDATA[ing]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[istekli]]></category>
		<category><![CDATA[Katılımcıların]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi Kartı]]></category>
		<category><![CDATA[Masraflar]]></category>
		<category><![CDATA[masrafsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[nedeniyle]]></category>
		<category><![CDATA[sı]]></category>
		<category><![CDATA[Ücretle]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636788</guid>

					<description><![CDATA[<p>En sevilen dijital banka olma hedefiyle ilerleyen ING Türkiye, masrafsız bankacılıkta öncü bir adım atarak ING Mobil üzerinden yurt içi para transferi ücretlerinde masrafları ve kredi kartı aidatını kaldırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-kisiden-2si-masrafsizlik-nedeniyle-bankasini-degistirmeye-istekli-636788">Her 3 kişiden 2&#8217;si masrafsızlık nedeniyle bankasını değiştirmeye istekli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>En sevilen dijital banka olma hedefiyle ilerleyen ING Türkiye, masrafsız bankacılıkta öncü bir adım atarak ING Mobil üzerinden yurt içi para transferi ücretlerinde masrafları ve kredi kartı aidatını kaldırdı. Bu adımın müşterilerin refahına doğrudan katkı sağladığına inanan ING, günlük hayatın akışı içinde yapılan küçük harcamaların tüketicilerin algısı ve bütçesi üzerindeki etkisini inceleyen bir araştırma gerçekleştirdi.  Araştırma, günlük harcamalarda ve bankacılık işlemlerinde oluşan küçük tutarların görünmeyen masraflar haline geldiğini ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Küçük harcamalar günlük hayatın görünmeyen yükü</strong></p>
<p>Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 93’ü son bir ayda plansız market alışverişi yaptığını belirtirken, yüzde 76’sı kahve/içecek satın aldığını, yüzde 71’i ise dışarıdan yemek siparişi verdiğini ifade ediyor. Bu kalemler arasında banka veya işlem ücretleri ise yüzde 63 ile dördüncü sırada yer alıyor. Bu harcamalar tek başına küçük görünse de birikerek bütçe üzerinde bir yük yaratıyor. Katılımcıların yüzde 51’i plansız market alışverişlerinin yüzde 45’i ise dışarıdan yemek harcamalarının ay sonunda yüksek bir tutara ulaştığını söylüyor. Yüzde 36 ise otomatik ödemeye koyup unuttuğu abonelikler olduğunu belirtiyor. Tasarruf refleksi olarak ise yüzde 41 ile en çok dışarıdan yemek siparişleri azaltılıyor. Araştırma, farkındalık tarafında önemli bir içgörü sunuyor; tüketicilerin yarısı yaptığı günlük küçük harcamalarının gerçek tutarını ancak ay sonunda fark ediyor, aynı tür harcamayı ne kadar sık yaptığını sonradan anlıyor ya da düzenli bir harcamanın arttığını geç fark ediyor. Bu tabloya göre küçük harcamalar görünmeyen masraflar haline geliyor. Araştırmaya göre küçük harcamalarla tasarruf etmek mümkün. Katılımcıların yarısı küçük harcamaların çoğundan tasarruf edilebileceğini düşünürken, yüzde 95’i bu tasarrufun toplam bütçeye katkı sağlayacağını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Masrafsızlık bankacılık temel beklenti haline geldi</strong></p>
<p>Araştırma, bankacılık işlemlerinde oluşan küçük ücretlerin de tüketiciler üzerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteriyor. Katılımcıların yüzde 63’ü son bir ayda banka/işlem ücreti ödediğini belirtirken, yaklaşık yarısı para transferi sırasında beklemediği bir ücretle karşılaştığını söylüyor. Ayrıca yüzde 62’si kredi kartının yıllık ücretini takip ediyor, yüzde 73’ü ise başka bankaya para transferi yaptığında veya başka bir bankanın ATM’sini kullandığında ödediği masrafa dikkat ediyor. Bu masraflar davranışı da doğrudan etkiliyor. Katılımcıların neredeyse yarısı bu masraflar nedeniyle bankasını değiştirdiğini belirtiyor. Ayrıca yüzde 64 ile çoğunluğu da masraflar nedeniyle banka değiştirmeye istekli.  Bu sonuçlar, bankacılıkta masrafsızlığın artık bir tercih değil, temel bir beklenti haline geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>ING’den masrafsız bankacılıkta öncü adım</strong></p>
<p>ING Türkiye, müşterilerinin finansal sağlığını desteklemek ve bu görünmeyen masrafları ortadan kaldırmak amacıyla kredi kartı aidatı ve ING Mobil üzerinden yurt içi para transferi ücretlerinde masrafları kaldırdı. ING müşterileri, EFT/havale/FAST işlemlerini ING Mobil üzerinden ücretsiz yapabilirken; aynı zamanda ING Dijital Kredi Kartı ve ING Light Kredi Kartı’nı aidat ödemeden, ING Bonus Kredi Kartı’nı ise her ay 5.000 TL harcamayla ücretsiz olarak kullanabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-kisiden-2si-masrafsizlik-nedeniyle-bankasini-degistirmeye-istekli-636788">Her 3 kişiden 2&#8217;si masrafsızlık nedeniyle bankasını değiştirmeye istekli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de her beş kişiden biri yapay zekayı kullanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-bes-kisiden-biri-yapay-zekayi-kullaniyor-634929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 12:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[beş]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[Gm Aı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zekayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ teknolojileri her sektörde köklü bir dönüşüm yaratmayı sürdürüyor. Bu teknolojinin etkisinin en çok hissedildiği sektörlerin başında ise akıllı telefon pazarı geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-bes-kisiden-biri-yapay-zekayi-kullaniyor-634929">Türkiye&#8217;de her beş kişiden biri yapay zekayı kullanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay zekâ teknolojileri her sektörde köklü bir dönüşüm yaratmayı sürdürüyor. Bu teknolojinin etkisinin en çok hissedildiği sektörlerin başında ise akıllı telefon pazarı geliyor. Mobil yapay zekâ teknolojilerinin 2025’te küresel ekonomiye 7,6 trilyon dolar katkı sağladığı tahmin ediliyor.(1) Yapay zekâ kullanımının hızla arttığı akıllı telefonlar, mobil yapay zekâ pazarının yaklaşık yüzde 42’sini oluşturuyor.(2) Türkiye’nin yerli teknoloji markası General Mobile da yapay zeka alanındaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Marka, GM AI destekli ürünleriyle yapay zekayı kullanıcılarının günlük hayatına entegre ederek onların hayatlarını kolaylaştırmayı amaçlıyor. </strong></p>
<p>Yapay zekâ araçları dünya genelinde giderek daha yaygın hâle geliyor. 2024 yılı itibarıyla şirketlerin %78’i yapay zekâyı en az bir iş fonksiyonunda aktif olarak kullanıyor, bireysel kullanım oranları da özellikle genç kullanıcılar arasında hızla artıyor.(3) Türkiye’de ise her beş kişiden birinin yapay zekâ uygulamalarını kullandığı öngörülüyor. 16-24 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık yüzde 40&#8217;ı yapay zekâdan aktif olarak yararlanıyor.(4)</p>
<p>Türkiye’de yapay zekâ teknolojilerine yönelik yatırımlar hızla artarken, markaların bu alandaki çalışmaları da her geçen gün çeşitleniyor. Türkiye’nin yerli teknoloji markası General Mobile da yapay zeka alanındaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Marka, yapay zeka asistanı GM AI ile her yaştan kullanıcının hayatına fayda sağlıyor.</p>
<p>General Mobile tarafından geliştirilen GM AI; kullanıcıların sorularını yanıtlayabilen, metin, görsel ve farklı içerikleri anlayıp analiz edebilen, içgörüler sunabilen ve görsele dönüştürebilen bir yapay zekâ deneyimi sunuyor. Farklı ihtiyaçlara yönelik sunduğu birçok özellikle kullanıcı deneyimini bir adım öteye taşıyor.</p>
<p><strong>Uzman GM AI Ekibi’nden tam destek</strong></p>
<p>Belirlenen konularda uzmanlık kazanacak şekilde eğitilmiş GM AI Ekibi kullanıcılara etkili bir destek sunuyor. 6 farklı konuda (İngilizce, Matematik ve Çince öğretmeni, Türk yemekleri Gurmesi, Astrolog ve İsim Profesörü) uzmanlaşmış olan GM AI Ekibi, kullanıcıların hayatını kolaylaştırıyor. Örnek vermek gerekirse; Matematik Öğretmeni, yalnızca soru fotoğrafının paylaşılması ile detaylı çözümler sunarak öğrencilere derslerinde destek oluyor. Yalnızca matematik odaklı yanıtlar vermesi sayesinde daha güvenli ve kontrollü bir kullanım deneyimi sağlıyor.</p>
<p><strong>GM AI, yaratıcılığa güç katıyor</strong></p>
<p>GM AI Fotoğraf Editörü; basit çizimleri sanat eserine dönüştüren, fotoğraftan istenmeyen objeleri silen ve fotoğrafların kompozisyonunu bozmadan genişleten yetenekleriyle yapay zekanın gücünden faydalanıyor. Yazıları düzenleyen, çeviren ve farklı tonlara uyarlayan akıllı yardımcı AI Metin Editörü de mesajlardan e-postalara kadar tüm metinleri daha net, etkili ve profesyonel hale getiriyor. AI Çağrı Özeti ise telefon görüşmelerini ve çevrimiçi toplantıları otomatik olarak özetlerken görüşmenin önemli noktalarını belirleyerek metne döküyor. </p>
<p>General Mobile, GM AI özelliğini yeni 5G işlemcili modelleri, GM Fenix II Pro 5G, GM 26 Pro 5G ve GM 26 5G modellerinde kullanıcılarıyla buluşturuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-bes-kisiden-biri-yapay-zekayi-kullaniyor-634929">Türkiye&#8217;de her beş kişiden biri yapay zekayı kullanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 12:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Nefroloji Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı'nın güncel verilerine göre Türkiye'de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849">Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın güncel verilerine göre Türkiye&#8217;de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Böbrek hastalıkları konusunda, Türkiye genelindeki çeşitli bilimsel çalışmalar ve farkındalık projeleri ile bilinen Türk Nefroloji Derneği ise 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında, T.C. Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğinde, Vantive Sağlık Hizmetleri Şirketi sponsorluğunda, önemli bir bilinçlendirme programına imza attı. Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleşen ve yoğun ilgi gören programda, Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı ile kronik böbrek hastalıkları konusu kapsamlı bir şekilde ele alındı.</b></p>
<p><strong> </strong>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın güncel verilerine göre Türkiye&#8217;de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Bu verilere göre, Türkiye&#8217;de yaklaşık 10 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla (KBH) karşı karşıya olmakla birlikte, hastaların yüzde 94’ü hastalığa yakalandığından habersiz şekilde yaşamlarını sürdürmekte. Bu alanda, kamuoyunu bilinçlendirmeyi misyon edinen <strong>Türk Nefroloji Derneği</strong>, sağlık hizmetleri konusundaki önemli global markalar arasında yer alan <strong>Vantive Türkiye </strong>sponsorluğu ve <strong>T.C. Sağlık Bakanlığı </strong>iş birliği ile <strong>12 Mart Dünya Böbrek Gün</strong>ü’nde anlamlı bir farkındalık programına imza attı.</p>
<p>   “Ülkemizde her yıl 10.000’den fazla hasta diyaliz tedavilerine başlıyor”</p>
<p>Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleşen programın açılış konuşmasını gerçekleştiren <strong>Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, “Türk Nefroloji Derneği </strong>olarak halkımızın bilinçlenmesi, meslektaşlarımızın en yüksek düzeyde bilimsel bilgilerle donanması ve bunu sağlık hizmetine yansıtmalarına yönelik çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Ülkemizde her yıl 10.000’den fazla hasta diyaliz tedavilerine başlamakta ve bu sayının giderek artmasından endişe duymaktayız. Ülke olarak, bu konuda özellikle de toplumsal bilinç oluşturmak için kapsamlı ve uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç duymaktayız” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri, Sağlık Bakanlığı Araştırma, Geliştirme ve Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Daire Başkanlığı’ndan Olgun Şener, Vantive Pazar Erişim ve Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Volkan Doğan, T.C. Sağlık Bakanlığı Doku, Organ Nakli ve Diyaliz Daire Başkanı Prof. Dr. Erkan Ölçücüoğlu</strong>’nun katılımı ile gerçekleşen Sağlık Politikaları Zirvesi’nde, böbrek sağlığı konusu tüm boyutları ile ele alınırken, Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı’nda ise böbrek sağlığına yönelik olarak, önleyici ve koruyucu hekim hizmetleri noktasında çok önemli bilgilere yer verildi.</p>
<p>TND Yönetim Kurulu üyelerinden <strong>Prof.Dr. Aydın Türkmen</strong>, böbrek nakline verilen önemin arttırılması, <strong>Prof.Dr.Ercan Ok</strong>, tuz tüketimine dikkat edilmesi, <strong>Prof.Dr. Özkan Güngör</strong>, ülkemizde nefrolog sayısının giderek azalması ve bunun nedenleri, <strong>Prof.Dr. Galip Güz</strong>, obezite, diyabet ve KBH ilişkisi, <strong>Prof.Dr. Şükrü Ulusoy</strong>, hipertansiyon kontrolü, <strong>Prof.Dr. İsmail Koçyiğit</strong>, periton diyalizi, <strong>Prof.Dr. Elif Arı Bakır</strong>, diyabetik böbrek hastalığı açıklamalarda bulundu. Yine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden <strong>Prof.Dr.Şehsuvar Ertürk</strong>’de KBH’nin erken teşhisine vurgu yaptı.</p>
<p>&#8220;Hastaları Hastaneye Değil, Tedaviyi Evlere Taşıyoruz&#8221;<em><strong> </strong></em></p>
<p>Konuşmasında, böbrek sağlığının iyileştirilmesine yönelik <strong>Vantive</strong>’in çözüm ve bilinçlendirme yaklaşımlarına vurgu yapan <strong>Vantive Ülke Müdürü Fuat Çukadar </strong>ise “Türkiye’de diyaliz tedavisine başlayan her hastanın zihninde aynı korku belirir: ‘Artık haftamın üç günü hastanede geçecek.’ Bu inanış, maalesef pek çok hastamızın tedaviden uzak durmasına ya da yaşam kalitesinden ciddi ödünler vermesine yol açıyor. Oysa bugün bu tablo köklü biçimde değişti. Evde diyaliz; bir hayal değil, binlerce hastamızın her gün yaşadığı somut ve erişilebilir bir gerçektir. <strong>Vantive </strong>olarak geliştirdiğimiz ileri teknoloji sayesinde hastalarımız çocuklarını okula uğurlayabilir, seyahat edebilir, çalışmaya devam edebilir; kısacası yaşamlarının kontrolünü yeniden ellerine alabilir. Böbrek hastalığı, bir insanın hayatını durma noktasına getirmek zorunda değil. Periton diyalizi başta olmak üzere sunduğumuz evde tedavi seçenekleri, hastalarımıza yalnızca bir tedavi yöntemi değil, özgürlüklerini geri veriyor. Misyonumuz açık ve nettir: Tedaviyi hastanın hayatına entegre etmek; hastanın hayatını tedavinin etrafında şekillendirmek zorunda bırakmamak.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849">Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Dünya genelinde yaklaşık 800 milyon kişinin obezite ile mücadele ettiği ve her yıl 3,7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bildiriliyor. Türkiye’de de durum alarm verici boyutta. Sağlık Bakanlığı’ının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite hastası!  Bu oranla Türkiye obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, </strong>toplumda genellikle estetik bir problem olarak görülen obezitenin  aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi  bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Obezite ve yol açtığı hastalıklar maalesef ölümle sonuçlanabilen bir metabolik hastalıklar havuzudur. Öyle ki tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kanser, kolesterol yüksekliği, kas ve kemik hastalıkları ile hormon bozuklukları gibi birçok ölümcül hastalığın temelini oluşturmaktadır. Obeziteyle birlikte erken ölüm riski 5-10 kat artmakla beraber, yaşam beklentisi de 10-15 yıl kısalabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> bu nedenle obezite cerrahisinin dünya genelinde ve Türkiye’de her geçen gün daha fazla başvurulan bir yöntem olarak öne çıktığını anlatarak, “Obezite cerrahisinde temel amaç, hastaların ömür boyu sağlıklı bir yaşam ve doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarını sağlamaktır. Ameliyat, aynı zamanda aşırı kiloya bağlı ortaya çıkmış veya ileride oluşabilecek hastalıklardan korunmayı da mümkün kılmaktadır.<strong> </strong>Uzun ve kısa dönem sonuçları bilinen, güvenilirliği kanıtlanmış obezite cerrahisi bu etkisiyle kilo sorunu yaşayan hastaların hayatını kurtarmaktadır” diye konuşuyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite cerrahisi ne zaman gündeme geliyor? </strong></p>
<p>Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalarına rağmen kilo veremedikleri veya kalıcılığı sağlayamadıkları durumlarda obezite cerrahisi öneriliyor.  Aksi durumda, metabolik hastalıkların gelişme riski ve bu hastalıklara bağlı olumsuz etkiler artış gösteriyor. Obezite cerrahisinin ise deneyimli merkezlerde yapılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde diğer yöntemleri denemek şart mı?</strong></p>
<p>Diyet ve spor denemeden, profesyonel bir destek almadan obezite cerrahisi önerilmiyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>tüm çabalarına rağmen  kilo vermekte başarılı olamayan hastaların obezite cerrahisine aday olabildiklerini  söyleyerek, “Ancak ilaçlar, zayıflama çayları ve iğneleri gibi yöntemler bir deneme olarak kabul edilmemektedir. Zira, tıbben kanıtlanmamış yöntemlere başvurmak hem çok risk taşımakta hem de sürecin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesini önlemektedir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat için yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi için genel kabul gören alt yaş sınırı 12, üst yaş sınırı ise 65 olarak tanımlanıyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bununla birlikte, kronolojik yaşın tek başına cerrahi karar için yeterli bir kriter olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın fizyolojik durumu, eşlik eden metabolik ve sistemik hastalıkları, obeziteye bağlı komplikasyonların varlığı, psikososyal durumu ve ameliyat sonrası sürece uyum potansiyeli, değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, her hasta multidisipliner bir ekip tarafından bireysel olarak değerlendirilmekte ve cerrahi uygunluk bu kapsamlı değerlendirme sonucunda belirlenmektedir.”</p>
<p><strong>Ameliyatın tekniğini belirleyen etkenler nelerdir?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde yöntemin seçiminde; hastanın mevcut metabolik ve sistemik hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, daha önce geçirmiş olduğu batın cerrahileri ve düzenli olarak kullandığı ilaçlar belirleyici rol oynuyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bu nedenle her hastanın multidisipliner bir ekip tarafından kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini ve cerrahi yöntemin kişiye özel olarak planlandığını anlatıyor.  </p>
<p><strong> Obezite cerrahisinde hangi yöntemlere başvuruluyor?</strong></p>
<p>Günümüzde, obezite cerrahisinde ağırlıklı olarak laparoskopik (kapalı yöntem) yöntemler kullanılıyor. Laparoskopik cerrahi; genellikle 3-4 küçük kesi aracılığıyla gerçekleştirildiği için açık cerrahi izi olmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisi yöntemlerinin hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü veya dezavantajı olmadığını vurgulayarak, uygulanacak olan cerrahi tekniğin hastanın mevcut sağlık durumuna göre seçildiğini ifade ediyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisinde başvurulan başlıca yöntemleri şöyle özetliyor:</p>
<p><strong>Tüp mide (Sleeve gastrektomi)</strong>: Midenin büyük bir kısmının çıkarılarak hacminin küçültüldüğü bir yöntem.  Ameliyat sonrasında yaklaşık 100-150 ml hacminde mide bırakılıyor. Yöntemin hem gıda alımını kısıtlayıcı hem de iştah düzenleyici hormonal etkileri bulunuyor. </p>
<p><strong>Loop bipartisyon bypass:</strong> İnsülin kullanan tip 2 diyabet hastalarında metabolik kontrol ve kilo kaybı amacıyla tercih ediliyor. Bu yöntemde 100-150 ml hacminde bir mide bırakılıyor ve  ince bağırsağa yeni bir yol oluşturularak karbonhidrat emilimi azaltılıyor. </p>
<p><strong>Rouxny gastric bypass:</strong>  Kilo kaybının yanı sıra mide fıtığında ve gastroözofageal reflünün tedavisinde etkili olması nedeniyle  başvuruluyor.</p>
<p><strong>Minigastrik bypass, transit bipartisyon, duodenal switch:  </strong>Hastaya özel beslenme problemleri, insülin ve C peptit düzeyleri, pankreasın insülin rezervi gibi parametreler dikkate alınarak tercih edilebilen diğer yöntemleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında kilo kaybı ne zaman başlıyor? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kilo kaybı genellikle ilk günden itibaren başlıyor. Kilo kaybının miktarı ise hastanın kilosuna göre değişiyor. Örneğin, 200 kilo ağırlığındaki bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo ağırlığındaki bir birey ilk ayda 12–15 kilo kaybedebiliyor. Ancak, amacın hızlı ve sadece rakamsal bir başarı elde etmek olmadığını belirten Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>“Obezite cerrahisinde asıl hedef, hastaya sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları kazandırarak kas ile kemik dokusunu korumak, yağ dokusu ve ödem kaybını sağlamaktır” diyor. </p>
<p><strong>Tekrar kilo alma riski var mı?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin ardından, hastaların çoğu, ilk yıllarda fazla kilolarının büyük bir kısmını kaybediyorlar. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, “Ancak, sağlıklı beslenme kurallarına uymayan, düzenli egzersiz yapmayan ve sunulan desteği kabul etmeyip, ameliyat öncesi yaşam tarzına devam etmekte ısrar eden hastalarda kilo alımı kaçınılmaz olmaktadır” uyarısında bulunuyor. Ayrıca,  başarısız geçen obezite cerrahisi ve hastanın profesyonel bir ekip tarafından yeterince takip edilmemesi de yeniden kilo alma riskini artıran önemli bir faktörü oluşturuyor. </p>
<p><strong>Kilo kaybının kalıcı olması için nelere dikkat  edilmeli? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında elde edilen kilo kaybının kalıcı olabilmesi için bu sürecin sadece bir kilo verme değil, yeni ve sağlıklı bir yaşama geçiş olduğu kabul edilmeli. Kalıcı kilo kaybında, hastaların günlük yürüyüş başta olmak üzere, fiziksel kapasitelerine uygun egzersizleri yaşamlarının bir parçası haline getirmeleri kilit rol oynuyor. Beslenme planının basit karbonhidratlardan uzak, protein ağırlıklı; vitamin ve mineral gereksinimini karşılayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin sağlanması ve günde en az 2–3 litre su tüketilmesi de büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasarruf sahibi her 5 kişiden 1&#8217;i hisse senedi, borsa veya fonları tercih ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tasarruf-sahibi-her-5-kisiden-1i-hisse-senedi-borsa-veya-fonlari-tercih-ediyor-598208</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 09:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[araçları]]></category>
		<category><![CDATA[borsa]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonları]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[hisse]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[senedi]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598208</guid>

					<description><![CDATA[<p>ING Türkiye, sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında finansal sağlığa katkıda bulunmak amacıyla 2011 yılından bu yana gerçekleştirdiği Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın 2025 yılı üçüncü çeyrek sonuçlarını yayınladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tasarruf-sahibi-her-5-kisiden-1i-hisse-senedi-borsa-veya-fonlari-tercih-ediyor-598208">Tasarruf sahibi her 5 kişiden 1&#8217;i hisse senedi, borsa veya fonları tercih ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ING Türkiye, sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında finansal sağlığa katkıda bulunmak amacıyla 2011 yılından bu yana gerçekleştirdiği Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın 2025 yılı üçüncü çeyrek sonuçlarını yayınladı. NielsenIQ iş birliğiyle gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları, yüzde 54,3 oranı ile her iki kişiden birinin tasarrufu olduğunu gösteriyor. Tasarruf sahipleri içinde, daha önceki iki çeyreğe kıyasla kayda değer bir toparlanma gösteren 18-24 yaş grubu dikkat çekiyor. Bu yaş grubunda tasarruf sahipliğinin, önceki çeyreğe göre 10 puan artarak yüzde 47’ye ulaştığı görülüyor. </p>
<p><strong>Tasarrufun en önemli motivasyonu “geleceğe yatırım”</strong></p>
<p>Tasarruf sahipleri arasında düzenli tasarruf yapabildiğini belirtenlerin oranı yüzde 82 ile bir önceki döneme benzer bir seyir izliyor. Düzenli tasarruf yapabildiğini belirtenler arasında gelirinin yüzde 10’undan azını tasarruf edebilenlerin oranı, bir önceki çeyreğe kıyasla 7 puan düşüşle yüzde 19’a gerilerken, yüzde 20’si ile 30’u arasını tasarruf edenlerin oranı da 3 puan artışla yüzde 29’a ulaşıyor. Gelirinin yüzde 10’u ile yüzde 20’si arasında bir miktarı tasarruf edenlerin oranı ise önceki çeyrekle benzer şekilde yüzde 42 seviyesinde gerçekleşiyor.  Araştırmada, bireylerin tasarruf motivasyonları da soruluyor. Sonuçlara göre; özellikle genç yaş grupları tarafından önceliklendirilen “geleceğe yatırım”, yüzde 37 ile en yüksek tasarruf gerekçesi olarak tüm katılımcılar arasında öne çıkıyor. “Beklenmedik risklere karşı güvence ihtiyacı” ise yüzde 22 ile ikinci sıradaki tasarruf nedeni. </p>
<p>Tasarrufu olmayanların içinde yakın zamanda tasarruf etmeyi planlayanların oranı yüzde 27 olarak öne çıkıyor. Kadınlarda bu oran önceki çeyreğe göre 6 puan artarak yüzde 31’e ulaşırken, erkeklerde ise bu oran yüzde 22. Genç yaş grubunda ise diğer yaş gruplarına kıyasla yakın gelecekte tasarruf eğilimi daha yüksek. Ayrıca eğitim seviyesiyle birlikte geleceğe yönelik tasarruf isteği de artıyor. </p>
<p><strong>Tasarruf sahibi her 5 kişiden 1’i hisse senedi, borsa veya fonları tercih ediyor.</strong></p>
<p>Tasarruf araçları tercihlerinde ise yastık altı altın yüzde 40 ile ilk sırada, yastık altı nakit yüzde 25 ile ikinci sırada yer alıyor. Bu araçları önceki çeyreğe göre yükselerek yüzde 23 oranına ulaşan TL vadeli hesap ve yüzde 18 oranıyla hisse senedi, borsa takip ediyor. Altın veya değerli taş, metal hesaplarının da yüzde 18 oranında tercih edilen tasarruf aracı olduğu görülüyor. Vadesiz hesap yüzde 8 oranında tercih edilirken, fonların oranı da yüzde 5 olarak gerçekleşiyor. Bu kapsamda tasarruf sahibi her 5 kişiden 1’i hisse senedi, borsa veya fonları kullanıyor. Kadınlar yastık altı birikimi, altın hesabını ve vadesiz hesap araçlarını erkeklere göre daha fazla tercih ederken; erkeklerde ise TL vadeli hesap, hisse senedi, borsa ve kripto para birimlerinin daha çok kullanıldığı görülüyor. Tasarrufları için hisse senedi ve borsayı tercih edenlere bakıldığında, yüzde 25 seviyesinde bir oranla 18-34 yaş grubu öne çıkıyor, bu grubu da yüzde 22 ile 35-44 yaş grubu takip ediyor. Fonları ise 45 yaş altı kitle daha çok tercih ediyor. </p>
<p><strong>Yatırım ürünleri hakkında bilgi sahibi olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 40.</strong></p>
<p>Yatırım ürünleri hakkında bilgi sahibi olduğunu söyleyenlerin oranı genel katılımcı kitlesi içinde yüzde 40 seviyesinde gerçekleşiyor. Yaş grupları açısından değerlendirildiğinde, 25-44 yaş arasındakiler yüzde 49 ile en çok bilgili olduğunu belirten grup iken, bunu yüzde 43 ile 18-24 yaş grubu ve yüzde 38 ile de 45-54 yaş grubu takip ediyor. Erkeklerde bu oran kadınlara göre 13 puan daha yüksek. Ayrıca araştırmaya göre; katılımcıların yüzde 93’ü bankacılık hizmetlerinden yararlanırken, son bir ayda internet ya da mobil bankacılık üzerinden hizmet alanların oranı yüzde 92’ye ulaşıyor.</p>
<p><strong>Tuğçe Bora Kılıç: İnovatif ürünler hayata geçiriyor, dijital yeniliklerimizle yatırımı daha kolay hale getiriyoruz. </strong></p>
<p>Araştırmaya göre tasarruf sahipliğinin istikrarlı şekilde sürdüğüne değinen <strong>ING Türkiye Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Tuğçe Bora Kılıç</strong>, “Tasarruf araçlarına baktığımızda Türkiye’de bireyler ortalama iki araç üzerinden tasarruf ediyor. Ayrıca yastık altı birikimler tercihlerde ilk sıralarda yer alırken; hisse senedi, borsa ya da fonların da yüzde 23 oranında tercih edildiğini gözlemliyoruz; bu oranın daha da yükselebileceğine inanıyoruz. Tasarrufun sağlıklı bir şekilde çeşitlendirilmesi için hem finansal bilgi düzeyinin artması hem de farklı yatırım araçlarına erişimin kolaylaştırılması önemli. Biz de bu vizyonla inovatif ürünler hayata geçiriyor, dijital yeniliklerimizle yatırımı herkes için daha kolay hale getiriyoruz. Bu kapsamda ING Mobil yatırım fonksiyonlarını yeniledik. Müşterilerimiz, artık portföylerini dijitalden zahmetsizce takip edebiliyor, farklı yatırım fonlarını anında karşılaştırabiliyor ve takip listeleri oluşturarak favori yatırım araçlarının performanslarını izleyebiliyor” dedi. </p>
<p>Araştırmaya göre gençlerdeki tasarruf sahipliğinin önceki çeyreğe göre artış gösterdiğini aktaran <strong>Kılıç</strong>, “Bu oranın daha da yükselmesi için gençlerin ihtiyaçlarına göre tasarlanmış ürün çeşitliliğinin artması gerektiğine inanıyoruz. Bu yaklaşımla 1996-2012 yıllarında doğanların yatırım yapabildiği Z kuşağına özel GNZ fonu ve Turuncu Genç Hesap’ı hayata geçirdik. Turuncu Genç Hesap ile 18-27 yaş arasındaki gençlere 250.000 TL’ye kadar olan birikimlerini sürekli Hoş Geldin Faizi ile büyütme imkânı sağlıyoruz. Ayrıca bu hesaba sahip gençlerin yatırım ürünlerine daha kolay erişebilmesi için döviz ve altın alım-satım işlemlerinde özel kur avantajı, hisse senedi işlemlerinde ise komisyon avantajı sunuyoruz” diye konuştu.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tasarruf-sahibi-her-5-kisiden-1i-hisse-senedi-borsa-veya-fonlari-tercih-ediyor-598208">Tasarruf sahibi her 5 kişiden 1&#8217;i hisse senedi, borsa veya fonları tercih ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 09:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[Kolonoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[polip]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saptanabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalın bağırsakta (kolon) oluşan polipler, sessizce gelişerek zamanla kansere dönüşebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502">Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalın bağırsakta (kolon) oluşan polipler, sessizce gelişerek zamanla kansere dönüşebiliyor. Türkiye’de 50 yaş üzerindeki her iki kişiden birinde polip saptanabildiğini belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş</strong> “Daha da çarpıcısı, son yıllarda 40 yaş altı bireylerde de görülme sıklığı artıyor. Bunun en önemli nedenlerinin başında; hızlı yaşam tarzı, düşük lifli beslenme, obezite ve genetik yatkınlık geliyor” diyor. </p>
<p>Poliplerin erken dönemde kolonoskopi sırasında sadece birkaç dakikada çıkarılarak kanser riskinin önlenebildiğini, ancak toplumumuzda bu konuda farkındalığın düşük olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şenateş “Ne yazık ki pekçok kişi hala ‘Şikayetim yok, neden kolonoskopi yaptırayım?’ düşüncesine sahip” diye konuşuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş polipe karşı 8 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli kolonoskopi yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>45 yaşından (ailesinde risk olanlarda 40) itibaren düzenli kolonoskopi, poliplerin kansere dönüşmeden tespit edilmesini sağlar. Doktorunuzun size özel belirlediği aralıklarla kolonoskopi yaptırmayı ihmal etmeyin. Erken alınan her polip, kanser riskini engeller. </p>
<ul>
<li><strong>Lifli beslenin</strong></li>
</ul>
<p>Sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyat yönünden zengin diyetler bağırsak florasını dengeler ve polip oluşumunu azaltır. Lifler, toksik maddelerin bağırsakta uzun süre kalmasını önler. Bilimsel çalışmalar, yüksek lifli beslenen bireylerde kolon kanseri riskinin yüzde 30’a kadar azaldığını göstermektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kırmızı eti azaltın</strong></li>
</ul>
<p>Aşırı kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis) tüketimi, bağırsakta kanserojen bileşiklerin oluşumunu tetikler. Haftada 2 porsiyonun altında tutulması önerilir. Dünya Sağlık Örgütü bu gıdaları “muhtemel kanserojen” sınıfında değerlendiriyor.</p>
<ul>
<li><strong>İdeal kilonuzu koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ebubekir Şenateş “Obezite, özellikle erkeklerde polip gelişimi riskini 2 kat artırır. Vücut kitle indeksini 25’in altında tutmak hem metabolik hem de onkolojik açıdan koruyucudur. 5–10 kg kilo kaybı bile polip riskini anlamlı biçimde azaltabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Sigara ve alkolü bırakın</strong></li>
</ul>
<p>Tütün ürünleri, bağırsak mukozasında genetik hasarı kolaylaştırır. Alkol de benzer şekilde mukozayı zayıflatır. Uzun süreli içicilerde polip görülme riski yüzde 40 artar. Bırakıldığı andan itibaren risk eğrisi düşmeye başlar.</p>
<ul>
<li><strong>D vitamini ve kalsiyum düzeylerini koruyun</strong></li>
</ul>
<p>D vitamini, bağışıklık sistemini ve hücre yenilenmesini destekleyerek polip gelişimini engeller. Kalsiyum, zararlı asitlerin bağlanarak dışkı ile atılmasını sağlar. Eksikliği olan bireylerde hekim kontrolünde takviye önerilebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Fiziksel aktivite, bağırsak hareketlerini düzenler ve inflamasyonu azaltır. Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş, kolon sağlığı açısından koruyucudur. Yapılan çalışmalara göre; aktif yaşam tarzı, polip riskini yüzde 25 azaltır.</p>
<ul>
<li><strong>Bağırsak floranızı koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Probiyotik içeren gıdalar (yoğurt, kefir, fermente sebzeler) bağırsak bakterilerinin dengesini korur. Mikrobiyota bozulması, inflamasyonu tetikleyerek polip zeminini güçlendirebilir. Mikrobiyota dostu beslenme, bağırsak direncinin temelidir.</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Yeni nesil teknolojiler erken tanıyı yüzde 20 artırdı</strong></p>
<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, son yıllarda kolonoskopide yapay zeka destekli görüntü analiz sistemlerinin devrim yarattığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yüksek çözünürlüklü sistemler, polipleri çıplak gözle fark edilemeyecek kadar erken evrede saptayabiliyor. Yapay zeka algoritmaları, endoskopik görüntüde milimetrik değişiklikleri anında analiz ederek “şüpheli lezyon” uyarısı veriyor. Bu sayede hekim, gözden kaçabilecek polipleri anında çıkarabiliyor. Yeni teknolojiler; erken tanı oranlarını yüzde 20’nin üzerinde artırırken, işlem süresini kısaltıyor ve hasta güvenliğini yükseltiyor. Geçmişte kansere dönüşebilecek bir polip, artık birkaç saniyede tespit edilip ortadan kaldırılabiliyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502">Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnternet kullanan 10 kişiden 6&#8217;sı ürün ve marka araştırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/internet-kullanan-10-kisiden-6si-urun-ve-marka-arastiriyor-584991</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 13:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[değerler]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[itibar]]></category>
		<category><![CDATA[İtibar Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[kullanan]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluş]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[nternet]]></category>
		<category><![CDATA[sı]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584991</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, itibar yönetimi ve linç kültürü konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/internet-kullanan-10-kisiden-6si-urun-ve-marka-arastiriyor-584991">İnternet kullanan 10 kişiden 6&#8217;sı ürün ve marka araştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, itibar yönetimi ve linç kültürü konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İtibar yalnızca eylemlerden değil; ardındaki değerlerden oluşur</strong></p>
<p>İtibar kavramının, bir kuruluşun ya da kişinin aksiyon alma biçiminde referans aldığı değerler ve bu değerlerin aktarımıyla doğrudan ilişkili olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, “İtibar yalnızca tekil eylemlerden değil; ardındaki değerlerden oluşur. Bu temelden hareketle kuruluşun/markanın/kişinin etkileşimde bulunduğu kişi ya da grupların beklentileri örtüşmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>İtibar yönetimi bir süreçtir</strong></p>
<p>Edward Freeman’ın “paydaş” kavramına atıfta bulunan Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, “Bu gruplar; tedarikçiler, çalışanlar, müşteriler, toplum, meslek örgütleri gibi farklı dinamiklere sahip yapılardır ve itibar yönetimi sürecinde bu paydaşların beklentilerine yanıt veren bir iletişim stratejisi sürdürülmelidir. İtibar yönetimi bir süreçtir dolayısıyla kuruluş kimliği ve paydaş özellikleri ile süreklilik göstermektedir. Tüm bu açıklamalar bizi Charles Fombrun’un itibar tanımına götürmektedir. Buna göre itibar, paydaşların zihninde kuruluşun genel cazibesidir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>İtibar, kriz dönemlerinde kurumun en güçlü dayanağı</strong></p>
<p>Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesinin bireylerin kuruluşlardan beklentilerini de değiştirdiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, “Bireyler kuruluşların yalnızca ürünlerini değil; iş yapma biçimlerini, toplumsal ve sosyal katkılarını, çalışanlara sundukları değerleri de şeffaf bir biçimde paylaşmalarını istemektedir. İlgili paylaşımlar bireylerde kuruluşa/markaya yönelik olumlu imajın gelişmesine katkı sağlarken, tercihlerindeki temel unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır. İtibar, kriz dönemlerinde ise kuruluşun/markanın paydaşlarının desteğini almasını kolaylaştırarak, süreci geride bırakma konusunda fayda sağlamaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İtibar yönetiminde dijital mecralar da çok önemli</strong></p>
<p>Mecra çeşitliliği ve kullanıcı sayısındaki artışın itibar yönetimi çalışmalarının dijital ortamda da gerçekleştirilmesini gerekli kıldığını anlatan Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, “Uluslararası raporlar Türkiye’de internet kullanıcılarının yüzde 59,5’inin ürünler ya da markalar hakkında araştırma yaptıklarını ortaya koymaktadır. Bu durum itibar yönetimi uygulamalarında dijital mecralarda bulunmanın önemini göstermektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital itibar yönetiminde öne çıkan unsurlar neler?</strong></p>
<p>Dijital ortamda itibar yönetiminde öne çıkan noktaların; kimlik unsurlarının dijital ortamlarda görünür olması, sosyal ağların yönetimi, kriz iletişimi gibi alanlar olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İtibar yönetimi çalışmalarında paydaşların belirlenmesi ve taleplerin öğrenilmesi iletişim stratejisinin şekillendirilmesini de sağlamaktadır. İtibar yönetimi sürecinde doğrudan iletişim kurma ve kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriklerin takibi, paydaş beklentilerinin ve taleplerin karşılanmasını adına önemlidir. Bir diğer unsur ise kurum imajına zarar verebilecek olan içeriklerle mücadele etmek, kuruma ve mesajlarına gelecek eleştirileri karşılamak ve yanıt vermek olarak ifade edilebilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/internet-kullanan-10-kisiden-6si-urun-ve-marka-arastiriyor-584991">İnternet kullanan 10 kişiden 6&#8217;sı ürün ve marka araştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 08:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Serter]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584671</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, Avupada diyabetin en sık görüldüğü ülkelerin başında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671">Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, Avupada diyabetin en sık görüldüğü ülkelerin başında yer alıyor. Vücudun bütün organ ve sistemlerini bozan bir hastalık olan diyabetin, tedavi edilmediğinde kalp, damar, göz, böbrek ve sinirleri harap ettiğini, cinsel işlevi bozduğunu belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter </strong>“ Hipertansiyon, damar tıkanmaları, enfarktüs, inme, kalp yetmezliği, körlük, böbrek yetmezliği en olumsuz sonuçlardır. Kapanmayan yaralara, iyileşmeyen enfeksiyonlara ve bacak ampütasyonlarına yol açabilir” diyor. </p>
<p>Ülkemizde 20-80 yaş arasında diyabetli hasta sayısının 2030 yılında 10,8 milyona çıkmasının beklendiğini, hastalığın artış hızının korkutucu düzeyde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serter, 4 milyonu aşkın kişinin de prediyabeti yani gizli şekeri olduğunu söylüyor. Tedavi edilmeyen prediyabetin bir süre sonra diyabete ilerlediğini, eskiden sadece yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabetin sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve obezite nedeniyle artık çocukluk çağına kadar indiğini söyleyen Prof. Dr. Serter, diyabetten korunmak için 6 etkili önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Glisemik indeksi yüksek gıdalardan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Diyabetten korunmak için alınması gereken en önemli önlemlerden biri; doğru beslenme ile fazla kilo alımının ve aşırı yağlanmanın önlenmesidir. Örneğin; hızla kana karışan karbonhidratları içeren glisemik indeksi yüksek gıdalardan (beyaz ekmek, poğaça, börek, kek, beyaz pirinç vb) uzak durmak gerekir. Risk altındaki bireyler bu konuda eğitim almalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Yemekte karnınızı tıka basa doyurmayın</strong></li>
</ul>
<p>Alınan toplam kalori önemli kriterdir. Tıka basa doymak yerine açlığın giderilmesi düzeyinde gıda alımı ile yetinmek hedeflenmelidir. Unutmamak gerekir ki; en sağlıklı gıdaların dahi aşırı miktarda tüketilmesi kilo alımına ve yağlanmaya yol açabilir. </p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz yaparak (örneğin; hafta içi en az 3 gün 1 saat tempolu yürüyüş) fazla kilo alımı ve aşırı yağlanmanın önlenmesi çok önemlidir. Vücut kaslarının düzenli kullanılması yağlanmayı önleyici en önemli tedbirlerden birisidir. Sıklığı, süresi ve şiddeti belirlenmiş fiziksel aktiviteler egzersiz olarak tanımlanır.</p>
<ul>
<li><strong>Ölçümlerinizi düzenli yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Rüştü Serter “Özellikle fazla kilolu bireyler ve ailesinde birinci derece yakınlarında diyabet olanlar yüksek risk grubundadır. Bu kişilerin doktora başvurarak insülin direnci, kan şekeri tablolarını doktorun uygun gördüğü aralıklarla kontrol ettirmeleri erken önlem almak için önemlidir. Ailesinde diyabet öyküsü bulunan kişilerin bir de fazla kiloları varsa risk daha da yüksektir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Alkolden uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Alkolden özellikle de aşırı alkol tüketiminden uzak durulmalıdır. Aşırı alkol tüketimi vücutta yağlanmaya yol açarak insülin direnci-prediyabet sürecini hızlandırır.</p>
<ul>
<li><strong>Gerekirse ilaç kullanın</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Serter “Diyet ve düzenli egzersize ek olarak doktor tarafından gerekli görüldüğünde düzenlenecek ilaç tedavisinin de koruyucu etkisi çoktur ve aksatılmamalıdır. Bütün bu tedbirlerin uygulanmasının ‘ömür boyu sağlıklı yaşam tarzı’ olarak benimsenmesi önemlidir. Bu yaşam tarzından çıkıldığı zaman daha evvel düzeltilmiş olan risklerin hızla geri geleceği unutulmamalıdır. Ayrıca biraz düzelme olunca tedavinin bırakılması çoğu bireyde nükslere yol açmaktadır. Doktorun onayı olmadan hiçbir şekilde tedavi bırakılmamalıdır” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Prediyabet ve Diyabetin belirtilerine dikkat!</strong></p>
<p>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter “Prediyabet sinsi bir tablo olsa da bazı ipuçları bu konuda uyarıcı olabilmektedir. Gün içerisinde sık acıkmalar, tatlı yeme atakları, yemek sonrası tekrar acıkma, yemek sonrası uyku basması, kilo vermenin giderek zorlaşması bunlardan başlıcalarıdır. Şekerin yükselmesi ile birlikte sık idrara çıkma, gece idrara çıkma, çok susama, ağız kuruluğu, el ve ayaklarda yanma uyuşma, vücut direncinde düşme, sık enfeksiyona yakalanma görülebilir. Şeker çok yükseldiğinde kilo kaybı başlar” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-38-yas-uzeri-her-5-kisiden-biri-diyabet-hastasi-584671">Ülkemizde 38 yaş üzeri her 5 kişiden biri diyabet hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigara içen her 10 kişiden 9&#8217;u tehlike altında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sigara-icen-her-10-kisiden-9u-tehlike-altinda-582132</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 08:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bırakma]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[içen]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[Sigarayı Bırakma]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sigara dumanında bulunan 7 binden fazla kimyasal maddenin en az 70’i kanserojen etkisi taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-icen-her-10-kisiden-9u-tehlike-altinda-582132">Sigara içen her 10 kişiden 9&#8217;u tehlike altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sigara dumanında bulunan 7 binden fazla kimyasal maddenin en az 70’i kanserojen etkisi taşıyor. Arsenik, hidrojensiyanid, kadmiyum, benzen, nitrozaminler ve krom gibi maddeler, sigaranın sağlığa verdiği zararın en tehlikeli bileşenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu,</strong> sigaranın içeriğindeki zararlı maddeler nedeniyle vücudumuzdaki tüm organlara zarar verdiğini belirterek, “Sigaranın hasar oluşturmadığı hiçbir organ yoktur. Sigara içenlerin yüzde 90&#8217;ı, yani her 10 kişiden 1’i, hayatlarının herhangi bir döneminde sigaranın yol açmış olduğu sağlık problemiyle yüz yüze gelmektedirler” uyarısında bulunuyor. <strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu,</strong> sigarayı bıraktıktan sonra hastalıklara yakalanma riskinin zamanla sigara içmeyenlere yakın düzeylere indiğini, bu nedenle sigarayı bırakmanın sağlık için atılacak en önemli adım olduğunu vurgulayarak, “Bu konuda, Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan Sigara Bırakma Poliklinikleri, ilaç tedavisi ve motivasyonel destek sağlamaktadır. Ancak, sigarayı bırakmak için hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, önemli olan kişinin kendi iradesiyle bırakma isteğidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akciğerlerden kalbe mideden saçlara… </strong></p>
<p>Sigara, tüm organlara ciddi derecede zarar verirken, özellikle akciğerler üzerinde ölümcül riskler oluşturabiliyor.  Öyle ki akciğer kanserinin yüzde 90’ından sigara sorumlu oluyor.<strong> </strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, sigaranın zararlarını şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Saçlarda dökülme, kırılma</li>
<li>Ciltte kırışma, buruşma, erken yaşlanma</li>
<li>Dişlerde bozulma ve çürüme, diş eti hastalıkları, ağız içi kanserleri</li>
<li>Ses teli kanseri, yutak kanseri, sinüzit</li>
<li>Yemek borusu, pankreas, karaciğer ve bağırsak kanserlerinin yanı sıra gastroösafageal reflü, peptik ülser</li>
<li>KOAH, amfizem, astım, akciğer kanseri, akciğer kesecikleriyle ilgili hastalıklar</li>
<li>Koroner arter hastalığı, aort anevrizması, Buerger hastalığı</li>
<li>Böbrek ve mesane tümörleri, iktidarsızlık</li>
<li>Jinekolojik kanserler, infertilite (kısırlık), düşük, erken doğum </li>
<li>Kemik erimesi</li>
<li>Diyabet, guatr</li>
<li>Gözlerde sarı nokta hastalığı, körlük</li>
<li>Romatoid artrit, Raynaud hastalığı</li>
<li>Demans</li>
<li>Anksiyete, depresyon</li>
</ul>
<p><strong>“Arada tek tük sigara içeyim, bir şey olmaz”   demeyin!</strong></p>
<p>Sigarayı bırakmada en kritik nokta, sigarayı tam anlamıyla beyninizde bitirmektir. Göğüs  Hastalıkları Uzmanı Prof.  Dr. Bülent Tutluoğlu, sigarayı bırakmak isterken yapılan önemli bir hatayı, “Eğer bir yanınız sigarayı bırakmak isterken, bir yanınız   ‘arada tek tük sigara içeyim, bir şey olmaz’ derse, içmek isteyen tarafınız galip gelir ve düşündüğünüz gibi tek tük değil, eskiden içtiğiniz tempoda sigaraya devam edersiniz” sözleriyle anlatıyor. </p>
<p><strong>SİGARAYI BIRAKMAYI KOLAYLAŞTIRAN 6 PRATİK ÖNERİ!</strong></p>
<p>Sigarayı azaltmak bırakmaya yardımcı olabiliyor, ancak en etkin yöntem tam olarak bırakma tarihini belirlemek! Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu,<strong> </strong>hedeflediğiniz tarihten önce sigarayı bırakma sürecine katkı sağlayacak olan önerileri ise şöyle özetliyor: </p>
<p><strong>Yakınlarınızdan destek alın:</strong> Ailenize ve arkadaşlarınıza sigarayı belirli bir tarihte bırakacağınızı söyleyin.<strong> </strong>Sigarayı bırakma tarihiniz üzerine bir arkadaşınızla bahse girin. Eşinizin veya arkadaşınızın sizinle birlikte sigarayı bırakmasını sağlayın.<strong> </strong></p>
<p><strong>Sigaraya ulaşma imkanlarınızı kısıtlayın:  </strong>Kartonlarca sigara almaktan vazgeçin. Diğer bir paketi almak için paketinizin<strong> </strong>boşalmasını bekleyin.<strong> </strong>Evde ve işyerinde üzerinizde sigara bulundurmaktan kaçının.</p>
<p><strong>Markaları değiştirin: </strong>İçimini kötü bulduğunuz bir sigara markasına geçiş yapın.<strong> </strong>Hedeflediğiniz bırakma tarihinden birkaç hafta önce katranı ve nikotini düşük bir<strong> </strong>sigara markasına geçin. Ancak miktarı arttırmayın, daha derin nefes almayın.</p>
<p><strong>İçtiğiniz sigaraların sayısını azaltın: </strong>Her sigaranın sadece yarısını için.<strong> </strong>Her gün ilk sigaranızı 1’er saat erteleyin.<strong> </strong>Sadece tek veya çift saat başlarında sigara için. Gün boyunca kaç sigara içeceğinizi kararlaştırın. Her ekstra sigara için kendinize para cezası verin. </p>
<p> </p>
<p><strong>Alışkanlık nedeniyle sigara içmeyi önleyin: </strong>Gerçekten çok istediğiniz zaman sigara için. Alışkanlığınız yüzünden sigara yakmak üzere olduğunuz anları yakalayın.<strong> </strong></p>
<p><strong>Sigara içmeyi sevimsiz hale getirin: </strong>Kül tablalarınızı boşaltmayın, sigara izmaritlerinizi cam bir kapta toplayın. <strong> </strong>Düşünmeden sigara yakıyorsanız, sigarayı aynanın karşısında yakmayı deneyin.<strong> </strong>Sigarayı sadece sizin için rahatsız edici ortamlarda için. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-icen-her-10-kisiden-9u-tehlike-altinda-582132">Sigara içen her 10 kişiden 9&#8217;u tehlike altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 8 kişiden 1&#8217;inin diyabeti var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-8-kisiden-1inin-diyabeti-var-550090</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 07:50:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabeti]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inin]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek sıcaklıklar, artan nem oranı ve tatil planları derken değişen günlük alışkanlıklar yaz mevsimini diyabet hastaları için zorlu bir döneme çevirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-8-kisiden-1inin-diyabeti-var-550090">Ülkemizde her 8 kişiden 1&#8217;inin diyabeti var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek sıcaklıklar, artan nem oranı ve tatil planları derken değişen günlük alışkanlıklar yaz mevsimini diyabet hastaları için zorlu bir döneme çevirebiliyor. Özellikle serinletici meyveler, soğuk içecekler ve dondurma gibi masum görünen yaz keyifleri ile öğün atlamaya yol açan uzun günler kan şekeri dengesini tehdit eden gizli tuzaklara dönüşebiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja </strong>“Yaz mevsimi güzel ama diyabet hastaları açısından bir o kadar dikkat isteyen bir dönem. Su kaybından ilaçların saklanmasına dek birçok etken diyabetliler için sorun olabiliyor. Oysa basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve keyifli bir yaz geçirmek mümkün” diyor. Ülkemizde yaklaşık her 8 kişiden birinin diyabetinin olduğunu ama çoğunun bunun farkında bile olmadığını belirten Dr. Murrja “Diyabet kontrol altına alınmadığında; kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor” diye konuşuyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, diyabette ihmale gelmez 7 yaz önlemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Yaz meyvelerinde aşırıya kaçmayın!</strong></li>
</ul>
<p>Karpuz, kavun, incir, üzüm gibi yaz meyveleri serinletici ve çok cazip olabilir. Ancak şeker oranları yüksektir ve ölçüsüz tüketildiklerinde kan şekerinde ani yükselmelere neden olur. Birçok kişi “doğal şeker” diyerek sınırsızca meyve yer ama diyabetli bireyler için porsiyon kontrolü çok önemli. Özellikle karpuz gibi glisemik indeksi yüksek meyveler büyük dilimlerle yendiğinde hızlı şeker yükselişi yaratır. Ayrıca meyveleri tek başına değil protein veya sağlıklı yağ içeren yiyeceklerle birlikte tüketmek kan şekerini daha dengeli yükseltmeye yardımcı olur. Tatilde de özellikle açık büfelerde sınırsız meyve tabağına kapılmak yerine ölçülü davranın.</p>
<ul>
<li><strong>Yanınızda küçük atıştırmalıklar bulundurun!</strong></li>
</ul>
<p>Tatilde daha çok yürürüz, denize gireriz, hareket ederiz. Öğün saatleri kayar, atlanır. Tüm bunlar hipoglisemi riskini artırır. Sıcak havalarda kan şekerinin yalnızca yükselmesi değil, ani ve sinsi düşüşler de risklidir. Terleme ve sıvı kaybı vücudun glukoz kullanımını değiştirir. En büyük tehlike, hipogliseminin sıcaktan ayırt edilememesidir. Terleme, halsizlik, sersemlik sıcak çarpmasıyla karıştırılabilir. Bu yüzden ölçüm cihazınızı mutlaka yanınızda bulundurun ve düzenli ölçüm yapın. Daha önce de şeker düşüşleri yaşadıysanız yanınızda küçük atıştırmalıklar taşıyın. </p>
<ul>
<li><strong>Gölge ve serin alanları tercih edin</strong></li>
</ul>
<p>Öğle saatlerinde güneşin altında kalmak herkes için zorlayıcıdır ama diyabetli bireyler için daha da riskli olabilir. Vücut sıcaklık düzenlemesini yaparken damarlar genişler, sıvı-elektrolit dengesi bozulur ve kan şekeri beklenmedik şekilde oynar. Özellikle 11.00–16.00 arası doğrudan güneşe dikkat edin. İnce, açık renkli, pamuklu giysiler tercih edin. Basit gibi görünse de şapka ve güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin. Gölgelik veya klimalı alanlarda vakit geçirmek daha güvenlidir. Uzun süre dışarıda kalmanız gerekiyorsa mutlaka suyunuzu alın ve sık sık mola verin. Unutmayın, sıcak çarpması ciddi sonuçlara yol açabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su tüketin</strong></li>
</ul>
<p>Diyabet hastalarında susuzluk kan şekeri seviyelerinin daha da yükselmesine neden olabilir, çünkü vücut fazla şekeri idrarla atarken su da kaybeder. Bol su içmek, böbreklerin düzgün çalışmasına, toksinlerin atılmasına ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Suyun yerine şekerli içecekler veya gazlı içecekler tüketmek kan şekerini yükselttiği için tehlikelidir. Yazın özellikle açık havada geçirilen sürelere dikkat ederek her saat başı su içmeyi hatırlamak önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Hareketi doğru planlayın </strong></li>
</ul>
<p>Yaz mevsimi açık hava yürüyüşleri, yüzme veya spor yapmak için idealdir. Ancak sıcak havada kontrolsüz veya aşırı egzersiz, kan şekerinin hızla düşmesine sebep olabilir. Fiziksel aktivitenin günün serin saatlerinde (sabah erken veya akşamüstü) planlanması, egzersiz öncesi ve sonrası kan şekerinin ölçülmesi önerilir. Ayrıca su kaybını önlemek için egzersiz sırasında yeterli su içmek gerekir. Tatilde spor yaparken bu planlama ihmal edilebiliyor ama önceden planlı hareket birçok sıkıntıdan kurtarır. </p>
<ul>
<li><strong>Tatilde ilaçlarınızı ihmal etmeyin!</strong></li>
</ul>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Tatilde öğün saatlerinin değişmesi, aktivitelerin artması veya serinlemek için dışarıda uzun süre vakit geçirilmesi ilaç saatlerini unutmaya yol açabilir. Bu nedenle seyahate çıkmadan önce tedavi planı gözden geçirilmeli, ilaçlar için serin saklama çantaları hazırlanmalı ve doz saatleri mutlaka hatırlatıcılarla planlanmalıdır. Yaz tatili keyfini riske atmamak için tedaviyi aksatmamak önemli; kısa bir ihmal bile ciddi kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Tatil rehavetine kapılmayın</strong></li>
</ul>
<p>Yazın getirdiği tatlı rehavet sağlık kontrollerini erteleme alışkanlığına yol açabilir. Ancak diyabet dört mevsim kontrol gerektirir. Düzenli kontroller sadece kan şekerine değil, böbrek fonksiyonlarına ve diğer komplikasyon risklerine de bakar. Tatile çıkmadan önce kontrollerinizi yaptırın. Ölçüm cihazınızı ve günlük kayıtlarınızı ihmal etmeyin. Kısa vadede “tatildeyim ne olacak” diye düşünüp sağlığınızı riske atmayın. Unutmayın; basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve keyifli bir yaz geçirmek mümkün!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-8-kisiden-1inin-diyabeti-var-550090">Ülkemizde her 8 kişiden 1&#8217;inin diyabeti var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her iki kişiden biri tasarruf sahibi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-iki-kisiden-biri-tasarruf-sahibi-522854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2025 13:07:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=522854</guid>

					<description><![CDATA[<p>ING Türkiye, Nielsen iş birliğiyle gerçekleştirdiği Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın 2024 yılı dördüncü çeyrek sonuçlarını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-iki-kisiden-biri-tasarruf-sahibi-522854">Her iki kişiden biri tasarruf sahibi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ING Türkiye, Nielsen iş birliğiyle gerçekleştirdiği Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın 2024 yılı dördüncü çeyrek sonuçlarını açıkladı. Tasarruf sahipliği oranı yüzde 54 ile önceki çeyreğe benzer seviyelerde gerçekleşirken, tasarruf sahibi olmayanlar arasında yakın gelecekte tasarruf planlayanların oranı yüzde 24 oldu. Tasarrufu olanların tasarruf aracı tercihlerinde ise, yüzde 31 oranı ile yastık altı altın ve nakit ilk sırada yer alırken, bu araçları yüzde 23 ile TL Vadeli Hesap ve yüzde 21 ile altın, değerli taşlar ve metal hesaplar takip etti. Hisse senetlerinin tercih edilme oranı önceki döneme benzer şekilde yüzde 18 oldu. Yatırım ürünleri konusunda bilgili olduklarını ifade edenlerin oranı ise genel kitlede yüzde 50 iken, bu oran erkeklerde yüzde 57 ile kadınlardan 13 puan daha yüksek. ING Türkiye Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Tuğçe Bora Kılıç, “Farklı ihtiyaçlara hitap eden finansal araçlar geliştirmenin ve bu ürünlere dijitalden kolay bir şekilde erişim sağlanmasının tasarrufu destekleyeceğine inanıyoruz. ING Türkiye olarak lider tasarruf bankası olma hedefiyle ilerliyor, avantajlı tasarruf ürünlerimizi dijitalden müşterilerimize sunmayı stratejimizde önceliklendiriyoruz” dedi.</strong></p>
<p>ING Türkiye, sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında finansal sağlığa katkıda bulunmak amacıyla 2011 yılından bu yana gerçekleştirdiği ve Nielsen iş birliğiyle yenilediği Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın 2024 yılı dördüncü çeyrek sonuçlarını açıkladı. 2024 yılı dördüncü çeyrek araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de her iki kişiden biri tasarruf sahibi. Bir önceki çeyreğe benzer şekilde katılımcıların yüzde 54’ü tasarruf sahibi olduğunu ifade ediyor. Eğitim seviyesi arttıkça tasarruf yapma eğilimi de yükseliyor. Ayrıca, evli bireyler bekârlara, çocuk sahibi olanlar da olmayanlara göre daha fazla tasarruf yapıyor. Tasarrufu olmayan yüzde 46 oranında kitlenin içerisinde yakın zamanda tasarruf etmeyi planlayanların oranı geçen dönemle benzer şekilde yüzde 24 seviyesinde. </p>
<p><strong>Tasarruf sahipleri içinde düzenli tasarruf yapanların oranı yüzde 79</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre, tasarruf sahipleri içinde düzenli tasarruf yapanların oranı yüzde 79 ile geçen çeyreğe göre 7 puan artış gösterdi.  Düzenli tasarruf yapanların yüzde 30’u gelirlerinin yüzde 10’undan azını, yüzde 45’i ise gelirlerinin yüzde 10 ile 20’si arasındaki bir tutarı tasarrufa ayırabildiğini belirtiyor. Tasarruf motivasyonları incelendiğinde, geleceğe yatırım yüzde 39 oranı ile en önemli neden olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, beklenmedik durumlara karşı güvence ve çocuklar odağındaki birikimlerin bu çeyrekte tasarruf yapma gerekçeleri arasında payını artırdığı görülüyor.</p>
<p><strong>Tasarruf araçlarında yastık altı altın ve nakit ilk sırada yer alıyor</strong></p>
<p>Tasarrufu olanların tasarruf aracı tercihlerinde ise, önceki çeyrekten farklı olarak yüzde 31 oranı ile “yastık altı altın ve değerli taş metal” ile “yastık altı döviz ve TL nakit” ilk sırayı paylaşıyor. Bu araçları yüzde 23 ile “TL Vadeli Hesap” ve yüzde 21 ile “altın, değerli taşlar ve metal hesaplar” takip ediyor. Hisse senetlerinin tercih edilme oranı önceki döneme benzer şekilde yüzde 18 olurken, bireysel emeklilik fonlarının tercih edilme oranı yüzde 12 olarak gerçekleşti.  Eğitim seviyesi yükseldikçe yastık altı nakit tercihinin azaldığı görülüyor. Üniversite mezunlarında yastık altı nakit sahipliği yüzde 26 iken ortaokul ve altı seviyesindekilerde bu oran yüzde 44’e yükseliyor. Geçen çeyreğe benzer şekilde tasarrufu olanların getiri beklentileri orta vadeye odaklanırken, genç yaş grupları ile lise ve üzeri eğitim düzeyine sahip olanların daha kısa vadede getiri beklentisi içinde olduğu dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Her iki kişiden biri yatırım ürünleri konusunda bilgili olduğunu aktarıyor</strong></p>
<p>Katılımcıların yüzde 92’si bankacılık hizmeti alırken, son bir ayda internet veya mobil bankacılık hizmeti kullananların oranı ise geçen çeyrek ile benzer şekilde yüzde 89 olarak gerçekleşti. Yatırım ürünleri konusunda bilgili olduklarını ifade edenlerin oranı genel kitlede yüzde 50 iken, bu oran erkeklerde yüzde 57 ile kadınlardan 13 puan daha yüksek. Her zaman ve sıklıkla aylık bütçe takibi yaptığını belirtenlerin oranı yüzde 47 seviyesinde gerçekleşti. Finansal kararlardan tek başına sorumlu olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 32 seviyesinde iken, bu oran erkeklerde yüzde 68 ile kadınlardan yaklaşık olarak iki kat daha fazla. Finansal kararlardan başka biriyle birlikte sorumlu olduğunu aktaranların oranı yüzde 37 iken, bu oran kadınlarda yüzde 56 ile erkeklerden iki kat daha yüksek. Araştırmaya göre, finansal durumlarından memnun olduğunu aktaranların oranı yüzde 40 ile geçen çeyrek ile benzer seviyede kalırken, katılımcıların yüzde 62’si finansal sağlıklarını korumak amacıyla harcamalarını kontrol ediyor.  </p>
<p><strong>Tuğçe Bora Kılıç: Finansal sağlığı destekleyen hizmetlerimizle müşterilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. </strong></p>
<p>Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren <strong>ING Türkiye Bireysel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Tuğçe Bora Kılıç, </strong>“Yenilenen araştırmamızla, tasarruf eğilimlerine dair kapsamlı veriler sunarak bireylerin finansal kararlarını daha bilinçli şekilde almasına katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda farklı ihtiyaçlara hitap eden finansal araçlar geliştirmenin ve bu ürünlere dijitalden kolay bir şekilde erişim sağlanmasının tasarrufu destekleyeceğine inanıyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, ING Türkiye olarak biz de lider tasarruf bankası olma hedefiyle ilerliyor, avantajlı tasarruf ürünlerimizi dijitalden müşterilerimize sunmayı stratejimizde önceliklendiriyoruz. 2011 yılında bir ilke imza atarak hayata geçirdiğimiz ve geçen sene Bitmeyen Hoş Geldin Faizi yapısı ile yenilediğimiz Turuncu Hesap da bu ürünlerimizden biri. 2 milyonu aşkın müşteriye ulaşan Turuncu Hesap ile müşterilerimize günlük yüksek faizle mevduatlarını değerlendirme ve ihtiyaçları olduğunda vade derdi olmadan birikimlerini kullanma fırsatı sunuyoruz. Bitmeyen Hoş Geldin Faizi yapısıyla birlikte, müşterilerimiz Turuncu Hesap’taki faiz kazançlarını artırmak için farklı bankacılık ürünlerimize de daha çok ilgi gösteriyor. Binlerce Turuncu Hesap sahibi, faiz oranlarını artık kendileri belirleyebiliyor. Bununla birlikte, yatırım fonu dünyamızı zenginleştirmeye devam ediyoruz. ING Mobil’deki son yeniliklerle müşterilerimiz farklı fonların getirilerini tek ekranda karşılaştırabiliyor; fon detay sayfalarında fonların dönemsel performansı, risk seviyesi, varlık dağılımı, işlem bilgilerini incelerken ABD Doları, Euro &#038; Altın ile farklı dönem getirilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirebiliyor. Yatırım fonu kararı vermeyi kolaylaştıran bu özelliklerle aynı zamanda müşterilerimizin dijital deneyimini de iyileştiriyoruz. Finansal sağlığı destekleyen ürün ve hizmetlerimizle müşterilerimizin yanında olmaya ve tasarruf eğilimlerine ışık tutan çalışmalarımızla da toplumsal fayda sağlamaya devam edeceğiz” diye aktardı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-iki-kisiden-biri-tasarruf-sahibi-522854">Her iki kişiden biri tasarruf sahibi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 100 kişiden biri Bipolar bozukluktan muzdarip!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-kisiden-biri-bipolar-bozukluktan-muzdarip-447668</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Mar 2024 21:01:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluktan]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[muzdarip]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=447668</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manik ve depresif dönemleri olan Bipolar efektif bozukluğun toplumun yaklaşık yüzde 1’inde görüldüğünü belirten uzmanlar, bozukluğun ortaya çıkışında genetik risk faktörlerinin çok yüksek olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-kisiden-biri-bipolar-bozukluktan-muzdarip-447668">Her 100 kişiden biri Bipolar bozukluktan muzdarip!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Manik ve depresif dönemleri olan Bipolar efektif bozukluğun toplumun yaklaşık yüzde 1’inde görüldüğünü belirten uzmanlar, bozukluğun ortaya çıkışında genetik risk faktörlerinin çok yüksek olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Bipolar efektif bozukluğu olan bireylerin yaklaşık 3’te 2’sinin ailelerinde bipolar efektif bozukluk öyküsü olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, stresli olaylar, ekonomik problemler, aile problemleri, toplumsal problemler ya da geçmişte yaşanan bazı fiziksel ya da cinsel travmaların da bipolar efektif bozukluğun ortaya çıkmasına neden olabildiğini söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada bipolar bozukluğa ilişkin değerlendirmede bulunarak, aileleri için uyarı ve önerilerini sıraladı.</p>
<p><strong>Kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda görülüyor</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, Bipolar efektif bozukluğunun genellikle kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda gözlemlendiğini dile getirerek, “Toplumun yaklaşık yüzde 1’inde görülüyor. İlk atağın başlangıç yaşı 20-25 yaşa denk geliyor. Bipolar efektif bozukluğu, kadınlarda daha çok depresif hal erkeklerde daha ağırlıklı manik atakların görüldüğü bir psikiyatrik bozukluk.” dedi.</p>
<p><strong>Manik dönemlerinde genellikle zihinsel ve fiziksel aşırı aktivite söz konusu</strong></p>
<p>Bu bozukluğun ortaya çıkışında genetik risk faktörlerinin çok yüksek olduğunu ifade eden Dr. Erman Şentürk, manik ve depresif dönemlerle seyreden bozukluğun, manik dönemlerinde genellikle zihinsel ve fiziksel aşırı aktivite söz konusu olduğunu, buna duygu durumda aşırı yükselme ve bazı dezorganize davranışların eşlik ettiğini kaydederek, “Normalden çok daha az uyku miktarı, uyku ihtiyacında azalma buna rağmen aşırı enerjik olma, aşırı hareketlilik, kişinin kendisine olan özgüveninde artış, sonuçlarından emin olamadığı eylemlerde bulunma, bir takım dürtüsel davranışlar, riskli davranışlar, hızlı araba kullanma, aşırı para harcama, gereksiz ürünleri satın alma, riskli cinsel davranışlar, cinsel istekte artışlar gibi durumları içerir.” şeklinde bilgi verdi.</p>
<p><strong>Depresif dönemlerde ise aşırı çökkünlük, isteksizlik, mutsuzluk söz konusu</strong></p>
<p>Depresif dönemlerde ise aşırı çökkünlük, isteksizlik, mutsuzluk, hiçbir şeyden keyif alamama, eskiden ilgi duyulan şeylere hiçbir şekilde ilgi duyulmaması, bitkinlik hali, çevre ile olan iletişimde azalma, suçluluk ve pişmanlıklar, intihar düşünceleri, uyku ve iştah değişiklikleri gibi durumların sıklıkla görüldüğünü belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, “Bipolar efektif bozukluğun ortaya çıkmasına neden olan durumlara bakıldığında en çok genetik etmenlerle karşılaşıyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ekonomik problemler bipolar efektif bozukluğun ortaya çıkmasına neden oluyor</strong></p>
<p>Bipolar efektif bozukluğu olan bireylerin yaklaşık 3’te 2’sinin ailelerinde bipolar efektif bozukluk öyküsü olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, stresli olaylar, ekonomik problemler, aile problemleri, toplumsal problemler ya da geçmişte yaşanan bazı fiziksel ya da cinsel travmaların da bipolar efektif bozukluğun ortaya çıkmasına neden olabildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Manik dönemleri aileler erken dönemde gözlemlemeli ve yardın almalı</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, Bipolar efektif bozukluğun, özellikle manik dönemlerinde hem kişi hem de ailesi için kriz ortamı yaratabileceğini ifade ederek, manik dönemlerinde kişinin yaşadığı ruh halinin özellikle aile tarafından erken dönemde gözlemlenebilmesi ve profesyonel destek alınmasının önemine vurgu yaptı.</p>
<p>Bazen psikotik durumların da hastalığa eşli edebildiğini dile getiren Dr. Erman Şentürk, “Psikotik belirtilerin arasında; takip edilme, çevreden zarar görebileceği, etraftan kendisine mesaj verildiği ve kendiyle uğraşıldığı gibi düşünceler yer alabiliyor.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Düzenli uyku, beslenme ve egzersiz çok önemli…</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, Bipolar efektif bozukluğu olan kişilerin özellikle uyku miktarına ve uyku düzenine çok önem verdiklerini de kaydederek, “Özellikle aile üyelerinin uyku düzenini, uyku saatlerini ve uyku miktarını gözlemlemesine önemle öneriyoruz. Yine bu kişilerin düzenli beslenme, düzenli egzersiz ve aktivite ile normal bireyler gündelik hayatına nasıl devam ediyorsa o şekilde devam etmelerini öneriyoruz.” dedi.</p>
<p>Bipolar efektif bozukluğun tedavisinde ilaç tedavisinin önemli bir yere sahip olduğunu ayrıca kişinin gündelik hayata adaptasyonu, özellikle kişinin aileyle olan ilişkileri, uyumu, çevreyle olan ilişkisini daha da düzenleyebilmek adına psikoterapi de önerdiklerini belirten Dr. Erman Şentürk, bipolar efektif bozukluğun bazı sanatçılarda da gözlemlendiğini, özellikle manik dönemlerde, kişinin yaratıcılığında önemli miktarda artış olabildiğini de sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-kisiden-biri-bipolar-bozukluktan-muzdarip-447668">Her 100 kişiden biri Bipolar bozukluktan muzdarip!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi her 100 kişiden 1&#8217;inde görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-her-100-kisiden-1inde-goruluyor-439956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2024 13:38:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada en sık görülen nörolojik hastalıklardan biri olan ve halk arasında ‘sara’ olarak bilinen epilepsi, ülkemizde her 100 kişiden 1’inde gelişiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-her-100-kisiden-1inde-goruluyor-439956">Epilepsi her 100 kişiden 1&#8217;inde görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en sık görülen nörolojik hastalıklardan biri olan ve halk arasında ‘sara’ olarak bilinen epilepsi, ülkemizde her 100 kişiden 1’inde gelişiyor. Beyindeki bazı hücrelerin anormal elektrik sinyali yollamasıyla ortaya çıkan ve bilinç kaybı ile istemsiz hareketler şeklinde nöbetlerle seyreden epilepsi, tedavi edilmezse hastanın hayatını zorlaştırabiliyor, dahası ciddi yaralanmalara neden olabiliyor. Günümüzde epilepsi tedavisinden ise oldukça başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Öyle ki ilaç tedavisiyle hastaların nöbetleri önlenebiliyor veya sıklığı azaltılabiliyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can  (Kadıköy) Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, </strong>ancak düzenli ilaç kullanımına rağmen epilepsi hastalarının yüzde 30-40’ında nöbetlerin devam ettiğine dikkat çekerek, “İlaca direnç gösteren nöbetlerde, uygun hastalarda cerrahi işlem gündeme gelir. Cerrahi yöntemde amaç, nöbetleri ortadan kaldırmak veya sıklığını azaltmak, nörolojik zararları önlemek ve ilaçların yan etkilerini azaltıp, yaşam kalitesini arttırmaktır. Günümüzde epilepsi cerrahisinden yaklaşık yüzde 80 oranında başarı elde edilir” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hastaların çoğunda nedeni saptanamıyor </strong></p>
<p>Doğumsal anomali, doğum travması, kafa travması, beyin enfeksiyonu, beyin &#8211; damar hastalıkları, kanama ve tümörler, nöbetlere  neden olabiliyor. Ancak hastaların yüzde 70-80 gibi büyük çoğunluğunda nöbetlerin sebebi tespit edilemiyor. Doç. Dr. Yaşar Bayri,<strong> </strong>nöbetlerin tipinin kaynaklandıkları bölge ve yayılım şekline göre değişiklik gösterdiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Nöbetler düşme ve bilinç bozukluğu atakları; sadece bilincin bozulduğu ve korkmuş anlamsız bakışlar; mimiklerde korku, hayret, huzursuzluk veya ifadesizlik; gülme ve ağlama; el ve parmaklarda tekrarlayan hareketler şeklinde gelişebilir. Büyük nöbetlerde bilinç kapanır, beden kasılır ve idrar kaçırma oluşabilir. Bilinç açılıncaya kadar tam bilinç kapanıklığı, kafa karışıklığı ile sersemlik hissi dönemi olur”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İlaç tedavisine direnç gösterebiliyor</strong></p>
<p>Epilepsinin asıl tedavisi antiepileptik ilaçlar ile nöbetleri engellemek olsa da, düzenli ilaç kullanımına rağmen hastaların yüzde 30-40’ında nöbetler devam ediyor. Bu tip epilepsiye ‘ilaca dirençli epilepsi’ deniliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, “Böyle durumlarda nöbetleri ortadan kaldırmak veya sıklığını azaltmak, nörolojik zararları engellemek ve ilaçların yan etkilerini azaltmak için cerrahi yöntem gündeme gelir. Ancak ilaca dirençli her epilepsi hastası cerrahi yöntem için uygun bir aday olmayabilir. Bu nedenle hasta öncesinde çok ayrıntılı bir incelemeden geçer” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>48 saatlik video kaydı alınıyor </strong></p>
<p>Cerrahi yöntem için uygun olan hastalarda ameliyat öncesinde, epileptik aktivitenin nedenini tespit etmek için Video EEG monitörizasyonu yapıldığını belirten Doç. Dr. Yaşar Bayri, bu<strong> </strong>süreci şöyle özetliyor:<strong>  </strong>“Bunun için en az 48 saat boyunca sürekli EEG’si çekilerek video kaydı alınan hasta nöbet geçirmesi yönünde uyarılır. EEG kaydı ve nöbet sırasındaki video görüntüleriyle; nöbetin tipi ve beyinde hangi bölgeyi işaret ettiği, tek odaktan mı kaynaklandığı, yoksa birden fazla odağı mı olduğu tespit edilir. Ayrıca beyin MR, fonksiyonel MR, MR spektroskopi görüntülemeleri, PET ile SPECT gibi incelemelerle beyinde bir lezyon olup olmadığı, anormal kanlanma bölgesi varlığı ya da metabolitlerin dağılımında uygunsuzluk gösteren bir bölge olup olmadığı gibi pek çok ayrıntıya bakılır. Bunların yanı sıra nöropsikolojik testler yapılarak etkilenmiş beyin fonksiyonları belirlenir”  </p>
<p> </p>
<p><strong>Cerrahi yöntemin başarı oranı yüksek  </strong></p>
<p>Epilepsi cerrahisinde hastada nöbet kaynağı belirlenmişse, önemli merkezlere zarar gelmemesi kaydıyla o bölge çıkarılıyor. Eğer birden fazla odak varsa, o zaman ameliyat sırasında beyin üzerine intraoperatif EEG elektrodları serilerek EEG kaydı alınıyor ve tespit edilen anormal bölgeler çıkarılıyor. Saptanan odak hareket merkezi, konuşma merkezi gibi yerleri işaret ediyorsa, bu bölgelere de nöbetin yayılmasını önlemek amacıyla bağlantı yollarını bozan teknikler uygulanıyor. Ameliyat öncesi yapılan incelemelerde odak saptanamadığı takdirde, yine nöbetin yayılımını önleyen, bağlantı yollarını bozucu cerrahiler ya da vagal sinir stimülatörü takılması ameliyatı yapılabiliyor. <strong> </strong>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, “Ameliyat öncesinde hastada nöbet odağı saptanmış ise o bölgeyi çıkarmaya yönelik uygulanan cerrahi yöntemle nöbetlerin ortadan kaldırılma şansı yüzde 60-80’i bulabilir. Bağlantı yollarını bozan cerrahilerde nöbetleri önlemenin başarı oranı daha düşük olsa da, yöntemin nöbetin şiddeti ve sayısını azaltıcı etkileri sayesinde hastanın yaşam kalitesi yükselir” diyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-her-100-kisiden-1inde-goruluyor-439956">Epilepsi her 100 kişiden 1&#8217;inde görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de her 10 kişiden 6&#8217;sı günlük yeterli demir miktarını alamamaktadır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-10-kisiden-6si-gunluk-yeterli-demir-miktarini-alamamaktadir-425732</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 13:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[miktarını]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425732</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demir eksikliği, aynı zamanda dünyada en sık görülen anemi (kansızlık) nedenidir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), dünya çapındaki yaklaşık 810 Milyon kişide demir eksikliği olduğunu belirtmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-10-kisiden-6si-gunluk-yeterli-demir-miktarini-alamamaktadir-425732">Türkiye&#8217;de her 10 kişiden 6&#8217;sı günlük yeterli demir miktarını alamamaktadır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>26 Kasım Dünya Demir Eksikliği Günü‼</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye’de her 10 kişiden 6’sı günlük yeterli demir miktarını alamamaktadır</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Demir eksikliği, aynı zamanda dünyada en sık görülen anemi (kansızlık) nedenidir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), dünya çapındaki yaklaşık 810 Milyon kişide demir eksikliği olduğunu belirtmektedir.</strong></p>
<p> </p>
<p>26 Kasım Demir Eksikliği Gününe dikkat çekmek isteyen Orzaks İlaç, demir eksikliğinin psikolojik ve fiziksel gelişim, davranış ve iş performansı üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, halk sağlığı açısından ciddi öneme sahip bir sorun olduğunu belirtmektedir. İnsan ve toplum sağlığı için bu eksikliğin erken teşhisi oldukça önemlidir. Demir seviyelerinin takip edilmesi ve sağlık profesyonellerinin önerisiyle demir takviyesi alınması gerektiği belirtilmektedir.  Orzaks İlaç bünyesinde yer alan Ocean Microfer Ailesi, mikroenkapsülasyon teknolojisi ile üretilmiş demir kaynağı içeren günlük demir ihtiyacını karşılamak amacıyla geliştirilmiş bir takviye edici gıdadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hamile kadınların %40&#8217;ını ve çocukların %42&#8217;sini etkilemektedir.</strong></p>
<p>Dünya çapında beslenme yetersizliği kaynaklı en sık görülen belirtilerden, demir eksikliğine yakından bakalım:</p>
<p> </p>
<ul>
<li>Demir eksikliği, aynı zamanda dünyada en sık görülen anemi (kansızlık) nedenidir. Hamile kadınların %40&#8217;ını ve çocukların %42&#8217;sini etkilemektedir.</li>
<li>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), dünya çapındaki yaklaşık 810 milyon kişide demir eksikliği anemisi olduğunu belirtmektedir. </li>
<li>Türkiye’de her 10 kişiden 6’sı günlük yeterli demir miktarını alamamaktadır.</li>
<li>Demir seviyelerinizi ölçtürmeyi ve sağlık profesyonellerinin önerdiği şekilde demir takviyenizi almayı unutmayın.</li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-10-kisiden-6si-gunluk-yeterli-demir-miktarini-alamamaktadir-425732">Türkiye&#8217;de her 10 kişiden 6&#8217;sı günlük yeterli demir miktarını alamamaktadır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya&#8217;da Her 10 Kişiden 2&#8217;si KOAH Hastası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-10-kisiden-2si-koah-hastasi-421778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Nov 2023 07:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sigara dumanı, zararlı partikül veya diğer zararlı gazlara maruziyet sonrası kişinin soluk yollarında mikrobik olmayan bir iltihap oluşur ve iltihaplanma sonucu hava yolları daralır. KOAH önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-10-kisiden-2si-koah-hastasi-421778">Dünya&#8217;da Her 10 Kişiden 2&#8217;si KOAH Hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>KOAH Nasıl Bir Hastalıktır? </strong></p>
<p>Sigara dumanı, zararlı partikül veya diğer zararlı gazlara maruziyet sonrası kişinin soluk yollarında mikrobik olmayan bir iltihap oluşur ve iltihaplanma sonucu hava yolları daralır. KOAH önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.</p>
<p><strong>KOAH nedenleri nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Sigara dumanı en büyük düşman!</strong></p>
<p>KOAH’lı hastaların %70-80’inden ön planda sigaranın sorumludur. Kişinin sigara içmemesine rağmen sigara dumanına maruz kalması da KOAH gelişimi için risk teşkil eder. Sigara içen kişilerin hava yolları ve akciğerleri, sigaranın içerdiği zararlı maddelere karşı bir savunma içine girer. Akciğerleri korumak için koruyucu mekanizmalar devreye girer. Sürekli sigara içilirse bu koruyucu mekanizmalar yeterli işlev göremez ve akciğer dokularında zararlar oluşur. Akciğerlerdeki salgıların miktarı artar, hava yolları daralır, damarlarda değişiklikler oluşur.</p>
<p><strong>Yemek pişirirken dumanı sizi KOAH yapabilir!</strong></p>
<p>İç ortam havasının kirli olması, diğer önemli bir KOAH nedenidir. Sigara içmeyenlerde ortaya çıkan KOAH’dan büyük oranda sorumludur. İç ortam hava kirliliğinin en önemli nedeni biomass maruziyetidir. Isınma ya da yemek pişirme kaynaklı duman ve partiküllere maruziyet (odun, kömür, çalı, çırpı, tezek kullanımı gibi)</p>
<p><strong>Bazı meslekler, toz ve zararlı gazlara fazla maruz kalıyor buda KOAH’a sebep oluyor!</strong></p>
<p>İş ortamında akciğerlere zarar verebilecek çeşitli gaz ve tozlara uzun süre maruz kalınması sonucu KOAH gelişebilir. Maden işçiliği, metal işçiliği, ulaşım sektörü ve odun/kağıt üretiminde çalışma, çimento, tahıl ve tekstil işçiliği gibi meslekler nedeniyle toz, duman ve zararlı gazlara maruz kalmak.</p>
<p><strong>KOAH Belirti ve Bulguları Nelerdir?</strong></p>
<ul>
<li>Sinsi başlayan ve giderek şiddetini artıran nefes darlığı, </li>
<li>Kronik öksürük, </li>
<li>Balgam çıkarma, </li>
<li>Hırıltı veya göğüste sıkışma hissi şeklindedir. </li>
</ul>
<p>Risk grubunda olmasına rağmen hasta semptomatik olmayabilir veya semptomlarını doktora başvuracak kadar önemsemeyebilir.</p>
<p><strong>KOAH Tanısı Nasıl Konur?</strong></p>
<p>Tanı koydurucu tetkik Üfleme testleri (Spirometri), yardımcı tetkikler akciğer filmi, kan oksijen seviyesi ölçümü, kan ve egzersiz testleridir. KOAH tedavisi tek başına ilaç tedavisinden ibaret değildir.  Hasta ve hekim iş birliğinin sağlanması tedavinin önemli bir parçasıdır.               </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-10-kisiden-2si-koah-hastasi-421778">Dünya&#8217;da Her 10 Kişiden 2&#8217;si KOAH Hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 16 Kişiden Biri Nadir Hastalıklara Sahip! Yarışmada Bu Yıl, Beta Telasemi, Huntington ve DMD Hastalığı Araştırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-16-kisiden-biri-nadir-hastaliklara-sahip-yarismada-bu-yil-beta-telasemi-huntington-ve-dmd-hastaligi-arastirildi-414384</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2023 14:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırıldı]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[dmd]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[huntington]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[sahip]]></category>
		<category><![CDATA[telasemi]]></category>
		<category><![CDATA[yarışmada]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414384</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik temelli ortaya çıkan nadir hastalıkların tedavisine çözüm olabilecek araştırmalar yürüten öğrenciler, RaDiChal 2023 yarışmasında bir araya geldi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-16-kisiden-biri-nadir-hastaliklara-sahip-yarismada-bu-yil-beta-telasemi-huntington-ve-dmd-hastaligi-arastirildi-414384">Her 16 Kişiden Biri Nadir Hastalıklara Sahip! Yarışmada Bu Yıl, Beta Telasemi, Huntington ve DMD Hastalığı Araştırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genetik temelli ortaya çıkan nadir hastalıkların tedavisine çözüm olabilecek araştırmalar yürüten öğrenciler, RaDiChal 2023 yarışmasında bir araya geldi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi TRGENMER ve RaDiChal Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan öncülüğünde lisans düzeyindeki öğrenciler ile kurulan RaDIChal (Rare Disease Challenge) ekibinin başlattığı yarı final ve final aşamalarından oluşan yarışmaya bu yıl 32 takım katıldı.</p>
<p>2020 yılında başlayan RaDiChal’ın bu yılki hedefi<strong> Beta Telasemi (Akdeniz anemisi), Huntington ve Duchenne kas distrofisi (DMD) hastalığı</strong> olarak belirlendi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan ve ekibi tarafından Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda bu yıl 4’üncüsü gerçekleştirilen RaDiChal 2023 final programına Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Üsküdar Üniversite Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de katıldı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Hasan Mandal: Yüzde 30’u 5 yaşını göremeden vefat ediyor…</strong></p>
<p>TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, nadir hastalıklar konusunda yapılan çalışmaların önemine işaret ederek, birlikte başarma hedefinin TÜBİTAK’ın çalışmalarının da başlangıç noktası olduğunu ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Mandal, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2023 yılı raporuna göre; şu an 7 bin tane nadir hastalığın tanımlı ve bunların yüzde 80’inin genetik geçişli olduğunu, yine bunların yüzde 50’sinin çocukluk yıllarında gerçekleştiğini belirterek, “Bu hastalıklara sahip çocukların yüzde 30’u 5 yaşını göremeden vefat ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>Her 16 kişiden biri nadir hastalıklara sahip</strong></p>
<p>Bu yarışmayı umutsuzluklara umut olma noktasında katkı olarak gördüklerini söyleyen Prof. Dr. Mandal, nadir hastalıkların yüzde 95’inin tedavisinin hala olmadığını kaydetti.</p>
<p>“Her 16 kişiden biri nadir hastalıklara sahip.” diyen Prof. Dr. Mandal, bu hastalıkların birçok insanı etkilediğini dile getirdi.</p>
<p>Geçen yıldan bu yana nadir hastalıkların arttığına da dikkat çeken Prof. Dr. Mandal, bu alanda ilaç geliştirilmesinin de yüzde 10.7 oranında arttığını belirtti.</p>
<p> </p>
<p>Birden çok disiplindeki insanların bir araya gelip çözüm üretmesinin önemine de vurgu yapan Prof. Dr. Mandal, Genom düzenleme alanındaki gelişmelerin de nadir hastalıklara yönelik hızlı ve doğru teşhis, hassas tedavi ve bu imkanlara erişimin kolaylaştırılması için önemli ilerlemeler sağladığını anlattı.</p>
<p>Nobel Ödüllü Bilim İnsanı Aziz Sancar’ın beyin kanserine yönelik moleküller üzerinde yaptığı çalışmalara da atıfta bulunan Prof. Dr. Mandal, sağlık alanında temel bilimlerin önemine işaret etti.</p>
<p><strong>İlaçların da geliştirilmesi gerekiyor</strong></p>
<p>Nadir hastalıklara yönelik geliştirilen ilaçların, araştırmaların gerisinde kaldığını da ifade eden Prof. Dr. Mandal, bilimsel ilerlemenin yetmediğini, aynı oranda ilaçların da geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Mandal, TÜBİTAK’ın öğrenciler ve akademisyenler için devam eden araştırma programları hakkında da bilgi vererek, stajyer araştırmacı programında nadir hastalıklarla ilgili 134 bursiyer olduğunu, ayrıca üniversite öğrencilerinin nadir hastalıklara ilişkin toplam 36 projesinin de desteklendiğini anlattı.</p>
<p>TEKNOFEST Teknoloji yarışmaları kapsamında Biyoteknoloji İnovasyon Yarışması düzenlendiğini hatırlatan Prof. Dr. Mandal, bu yarışmaya bu yıl 4 bin 369 genel başvuru yapıldığını da kaydetti.</p>
<p>Programda, Prof. Dr. Hasan Mandal’a konuşmasının ardından RaDiChal olarak TRGENMER Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan tarafından plaket takdim edildi.</p>
<p><strong>Keşif yapmak için önce hayal kurmak gerekiyor</strong></p>
<p>Programın açılışında konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilimde keşif yapanların rüyalarında laboratuvar gören insanlar olduğunu dile getirerek, bu kişilerin ortam bulduğu zaman keşif yapabildiklerini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, şansın akılla fırsatın kesiştiği noktada olduğunu dile getirerek, “Üretken düşüncenin ortaya çıkmasının psikolojik dinamiği var, bu bilimdeki keşif yapanlarda da görülen bir özelliktir, orada önce kişinin hayal kurma becerilerinin gelişmiş olması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Soyut düşünme becerisinin insan beyninin gelişmişlik düzeyiyle ilgili olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Hayal kuruyorlar ama uçarı hayaller değil, amaca yönelik hayaller… Kişi hayallerle ilgili kuluçkaya yatıyor. Kişilerde kuluçka döneminde, zihinsel geviş getirmeler oluyor. Başka şeyler yaparken, hayal kurduğu konuyu düşünüyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihini değiştiren 3 elma </strong></p>
<p>Bilimde devrim yapan Newton’un yer çekimini bulmasının sürecini anlatan Prof. Dr. Tarhan, keşiflerin ortaya çıkma süreçlerinin bir hayalle başladığını ve zihinsel emekle devam ettiğini dile getirdi.</p>
<p>“İnsanlık tarihini 3 elma değiştirdi. Hz. Adem’in elması, Newton’un elması ve Apple’ın elması” diyen Prof. Dr. Tarhan, zihinsel odaklanmayla keşiflerin ortaya çıktığını anlattı.</p>
<p><strong>Bilimde keşiflerin sesi sonradan çıkar…</strong></p>
<p>Yarışmaya katılan öğrencilere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Bilimde keşiflerin sesi sonradan çıkar, literatüre katkı yapın yeter.” dedi.</p>
<p>Gen tedavilerinin yeni yeni keşifler bekleyen bir alan olduğunu da kaydeden Prof. Dr. Tarhan, kendi alanlarında da yeni ilaçların bulunamadığına dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, epigenetik konusuna da atıfta bulunarak, gelecekte tedavi parametrelerini genetik biliminin değiştireceğini söyledi.</p>
<p>Programda, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a konuşmasının ardından RaDiChal olarak TRGENMER Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan tarafından plaket takdim edildi.</p>
<p><strong>İdeal üniversite öğrenciliği tam da bu… </strong></p>
<p>Açılış programında Üsküdar Üniversite Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ise “Üniversitemiz adına gurur duyuyorum, burada önemli şeyler oluyor. Sizler sadece öğrencilik yapmıyorsunuz, alışılmış öğrenciler değil, aynı zamanda insanlığa, içinde yaşadığımız dünyaya katkı sağlayacak, hizmet edecek amaçlar içerisindesiniz. İdeal üniversite öğrenciliği tam da bu” diye konuştu.</p>
<p>Genel olarak üniversitelerin eğitim öğretim veren kurumlar olmadığını her zaman bilimsel üretimle de desteklenmesi gerektiğini ifade den Prof. Dr. Güngör, “Üniversiteler önemli bilim yuvaları çünkü. Biz de bu bilinçle bir anlayış oluşturmaya çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>RaDiChall 2023’e 32 takım katıldı ve 19 takım finale kaldı</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi TRGENMER Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, yarışma ismini RaDiChal koymalarının çok nadir hastalıklar üzerine çalışmaları ile ilgili olduğunu hatırlattı.</p>
<p>“2 bin kişide bir ya da çok daha nadir olarak gerçekleşen hastalıklara nadir hastalıklar” denildiğini ifade eden Taştan, RaDiChal yarışmasında 2020’den bu yana her yıl 3 farklı nadir hastalık seçerek öğrencileri tedaviye yönelik projeler yapmak üzere teşvik ettiklerini söyledi.</p>
<p>Bu yıl 32 takımın katıldığı yarışmada 19 takımın finale kaldığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, “Bu yıl nadir hastalıklar arasından Beta Telasemi (Akdeniz anemisi), Huntington ve Duchenne kas distrofisi (DMD) hastalıklarını seçtik” dedi.</p>
<p><strong>Projelerin birçoğu ürün ve tedavi haline gelecek</strong></p>
<p>RaDiChal yarışmasının 2020 yılında başladığını hatırlatan Taştan, RaDiChal’in teorik bir yarışmadansa laboratuvar ortamına geçen bir pratiğe dönüşmesine katkı sağlayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a teşekkürlerini iletti.</p>
<p>Taştan, şunları kaydetti:</p>
<p>“Önümüzdeki yıllarda kliniğe götürebilecek altyapımızı kurduğumuzda artık RaDiChal bir yarışmada kalmayacak bir kliniğe, bir ürüne dönüşmeye devam edecek. Farklı üniversitelerden farklı takımlar kuruldu. Bu projeler bu yarışmayla burada kalmayacak. Projelerin deneylere dönmesiyle beraber bunların birçoğu artık ürün ve tedavi haline gelecek. Bu genetik tedavi tasarımlarının takımlarımızca geliştirilmesi laboratuvarlarımızda üretilmesi ve kliniğe geçebilmesi çoğu insanın ulaşamayacağı tedavileri çok daha ulaşılabilir hale getirmesi açısından bize umut veriyor.”</p>
<p><strong>RaDiChal Laboratuvarı açıldı</strong></p>
<p>Bu arada program kapsamında TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Nazife Güngör’ün katılımıyla <strong>RaDiChal Laboratuvarı</strong> açılışı da gerçekleştirildi.</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından açılış sunumlarını Rektör Yardımcısı <strong>Prof. Dr. Muhsin Konuk</strong>, TRGENMER Müdürü <strong>Dr. Öğr. Cihan Taştan</strong>, Türkiye Huntington Derneği Başkanı <strong>Naim Özdemir,</strong> Can Sağlık Vakfı Genel Müdürü <strong>Perihan Kılınç</strong>, SB Girişim Yatırımları <strong>Banu Korgül</strong> gerçekleştirdi.</p>
<p>Takım sunumlarının da yapıldığı programda RaDiChal 2022 Şampiyonu sunumunu takdim etti. Program, Onur Dersi ve ardından Ödül Töreni ile sona erdi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-16-kisiden-biri-nadir-hastaliklara-sahip-yarismada-bu-yil-beta-telasemi-huntington-ve-dmd-hastaligi-arastirildi-414384">Her 16 Kişiden Biri Nadir Hastalıklara Sahip! Yarışmada Bu Yıl, Beta Telasemi, Huntington ve DMD Hastalığı Araştırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 kişiden birinde görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-10-kisiden-birinde-goruluyor-399672</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Aug 2023 10:54:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399672</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde böbrek taşı hastalığı görülüyor. Bu oran dünya ortalamasının üstünde seyrediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-kisiden-birinde-goruluyor-399672">Her 10 kişiden birinde görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde böbrek taşı hastalığı görülüyor. Bu oran dünya ortalamasının üstünde seyrediyor. Hastalığa yatkın kişilerde çocukluktan itibaren başlayabilen böbrek taşları genetik yatkınlık dışında beslenmeye dikkat edilmezse ciddi sağlık sorunu olabiliyor. Örneğin; takviye olsun diye bilinçsizce alınan C vitamini ve protein tozları bile  böbrek taşına yol açabiliyor. Oysa ki bol su içmek, az tuz tüketmek, Akdeniz tipi beslenmek gibi basit önlemlerle bu hastalıktan korunmak mümkün. </p>
<p><strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Tuğrul Eren</strong>, böbrek taşlarını, temelde bir “atılım” problemi olarak tanımlıyor. Böbreklerin, suda çözünen ve vücudumuzda fazla oluşan maddelerin idrar oluşturarak dışarıya atılmasını sağlayan bir itrah organı olduğunu belirten <strong>Dr. Öğr. Üyesi Murat Tuğrul Eren</strong> “Böbrekten 50&#8217;ye yakın madde idrarda çözünerek atılmaktadır. Ancak bu maddeler içerisinde 7-8 tanesi fazla miktarda atılırsa idrarda çözünemez ve kristalleşebilirler. İşte böbrek taşı oluşmasının ana nedeni idrarda az çözünebilen bu maddelerin idrara fazla atılmasıdır” diyor. Bu maddelerden en sık görüleni kalsiyum ve oksalat olarak kabul ediliyor; bunun dışında ürik asit, sistin gibi daha az sıklıkta görülen maddeler de idrara fazla atılıp böbrek taşı oluşturabiliyor. Ayrıca, bu kristalleşmeyi engelleyen sitrat gibi bazı moleküllerin de idrarda az bulunmaları böbrek taşı oluşumunu tetikleyebiliyor. </p>
<p><strong>“Ailesinde böbrek taşı olanlar dikkat etmeli”</strong></p>
<p>Böbrek taşlarının başlıca oluşma nedeni genetik olsa da beslenme gibi çevresel koşullar da etkili olabiliyor. Genetik yatkınlığı bulunan hastaların diyetlerine ve yaşam tarzlarına dikkat etmeleri tavsiye ediliyor. </p>
<p>Tıp dünyasında, son yıllarda böbrek taşı oluşumunun, sadece böbrek kaynaklı değil, sistemsel hastalıkların sonucunda da oluşabilen bir rahatsızlık olduğuna dair bilimsel kanıtlar sunuluyor. Dolayısıyla metabolik sendrom gibi bazı bozuklukların genetik yatkınlığı bulunan hastalarda  böbrek taşı oluşumunun da artığına dair ciddi bilimsel kanıtlar mevcut.</p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Murat Tuğrul Eren</strong>, böbrek taşı oluşumundan korunmak için faydası kanıtlanmış temel önlemleri şu 10 maddeyle sıralıyor:  </p>
<p> </p>
<p><strong>Metabolik sendromdan kendinizi koruyun</strong></p>
<p>Öncelikle aşırı kilo, insülin direnci, yüksek kötü kolesterol ve düşük iyi kolesterol seviyeleri; kan basıncı artışı; karakterize diyabetten kalp damar hastalıklarına kadar çoğu ciddi hastalığın öncüsü olduğu kabul edilen metabolik sendrom, böbrek taşı oluşumunu tetikliyor ve bu nedenle bu hastalıktan korunmak gerekiyor. Tanı konulursa yaşam tarzı düzenlemeleri ve sağlıklı diyet ile metabolik sendrom hastalığı genellikle başarıyla tedavi ediliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı beslenin</strong></p>
<p>Sağlıksız hazır gıdalarla beslenme, aşırı şekerli besinler yeme, yağlı yemekler, hareketsizlik ve özellikle kalitesiz uyku düzeni hastalarda metabolik sendrom oluşturabiliyor. Göbek çevresinden kilo alan, kendini enerjisiz hisseden, halsizlik yorgunluk şikayeti bulunan hastaların mutlaka hekime başvurmaları tavsiye ediliyor. Sağlıklı beslenme deyince akla gelen Akdeniz diyeti metabolik sendromdan dolayısıyla böbrek taşından koruyan başarılı diyetlerin başında geliyor. Bunun dışında hazır ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak, özellikle akşam 8&#8217;den sonra yemek yememek, yaz aylarında bol olan ve çok şeker ihtiva eden meyvelerden az tüketmek gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Ek vitamini doktor önerisiyle alın</strong></p>
<p>Son zamanlarda çok popüler olan vitamin ve mineral takviyeleri doğru ve uygun kullanıldığında çok faydalı olsa da bilinçsiz kullanıldığında o oranda zarar verebiliyor. Örneğin aşırı C vitamini alımı böbrek taşı oluşumunu arttırıyor. Doğru takviye almanın yöntemi vücuttaki düzeyine ve vücudun ihtiyacına göre takviyeleri belirlemektir. Çoğu vitaminin ve mineralin düzeyleri artık kandan ölçülebiliyor ve bu düzeye göre takviye ihtiyacı ortaya çıkıyor. Fazla ve gereksiz takviyeler böbrek taşı oluşumunu artırabiliyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Fazla protein almayın</strong></p>
<p>Aşırı protein alımı, böbrek taşı oluşumunu artırıyor. Örneğin vücut geliştirmek için egzersiz yapan özellikle genç hastalar, hızlı kas oluşturmak adına ticari olarak satılan protein tozlarını kullanıyor<strong>. </strong>Genetik yatkınlığı olan hastalarda bu aşırı protein alımı, taş oluşumuna veya var olan taşların büyümesine neden oluyor. Bu hastalar, kas kütlelerini belki daha hızlı arttırıyor ama böbrek taşı hastalığının sıkıntıları ile boğuşmak durumunda kalıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bol sıvı alın</strong></p>
<p>Böbrek taşı genellikle az sıvı tüketimi, dolayısıyla vücutta oluşan zararlı maddeleri çözecek miktarda idrar üretilmemesiyle ilişkili. Yeteri kadar sıvı tüketmeyen kişilerin idrarı, maddelerden zengin ancak suyu az olan yoğun bir yapıya sahip oluyor. Bu idrarın içindeki bazı unsurlar önce kristalleşiyor, ardından da böbrek taşı haline geliyor. Bol miktarda sıvı tüketmek, bu nedenle önem taşıyor. Yaz aylarında daha da çok dikkat edilmeli. </p>
<p> </p>
<p><strong>Gazlı içeceklerden uzak durun</strong></p>
<p>Çay, kahve ve kola gibi içeceklerin tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalı. Bazen gıdalara eşlik eden, bazen ise sadece verdiği ani ferahlama hissi nedeniyle çok tercih edilen asitli içeceklerden uzak durmak gerekiyor. Yapılan klinik araştırmalar, fosfat içermeleri nedeniyle gazlı ve şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi halinde böbrek taşı oluşma riskinin arttığını gösteriyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Az tuz tüketin</strong></p>
<p>Özellikle böbrek taşı konusunda genetik yatkınlığı olan kişilerin günlük tuz tüketiminin 3 &#8211; 5 gram yani yaklaşık bir çay kaşığını geçmemesi tavsiye ediliyor. Tabi sebze, meyve ve ekmekte de tuz olduğunu göz önüne alarak bu hesabı yapmak gerekiyor. Yemekleri tuzsuz pişirmek, tabağımıza gelen yemeği ise tuz yerine baharat, bitki ve sirke gibi alternatiflerle çeşnilendirmek mümkün. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Oksalat içeren gıdalardan kaçının</strong></p>
<p>Böbrekte taş oluşumu yönünden en riskli maddelerden biri de oksalat olarak kabul görüyor. Böbrek taşlarında en sık görülen taş cinsleri arasında ilk sırayı kalsiyum oksalat taşı alıyor. Bu nedenle ıspanak, pırasa, çilek, çikolata, fındık, ceviz ve kakao gibi gıdalar ile et, tavuk ve balık gibi hayvansal gıdaların da yüksek miktarda oksalat içerdiği için böbrek taşı hastaları tarafından mümkün olduğunca az tüketilmesi gerekiyor. Tüketimi halinde de bol sıvı alınması tavsiye ediliyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Egzersiz yapın</strong></p>
<p>Hareketsiz bir yaşam da böbrek taşı için iyi değil, yürüyüş ve egzersizin bu taşların oluşumunu azaltmada önemli olduğu biliniyor. Bu nedenle mümkünse düzenli egzersiz yapın, egzersiz yapamıyorsanız da günlük en az 9 bin adımlık yürüyüşler ile vücudunuzu hareket halinde tutun. </p>
<p> </p>
<p><strong>İyi uyuyun</strong></p>
<p>Günlük uyku düzeninin sağlıklı olması, böbreklerin fonksiyonlarını da etkiliyor. Metabolizma, gün boyunca hasar gören böbrek dokusunu gece uyku sırasında onarıyor. Uykusuz kalmak, tüm organlar için olduğu gibi böbreklerin de bu yenilenme sürecini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle mümkünse gece 23.00 gibi uykuya geçin ve 7-8 saat uyuyun. </p>
<p>Son olarak kapalı yöntem cerrahi girişimlerle hastaların böbrek taşlarını, en son teknolojileri kullanarak başarılı bir şekilde temizlediklerine değinen <strong>Dr. Öğr. Üyesi Murat Tuğrul Eren</strong> “Ancak çok sık nükseden böbrek taşlarının oluşmaması için elimizden geleni yapmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum” sözleriyle uyarıda bulunuyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-kisiden-birinde-goruluyor-399672">Her 10 kişiden birinde görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 Kişiden 1&#8217;i Hayatında En Az 1 Kez Bayılıp Geçici Şuur Kaybı Yaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-hayatinda-en-az-1-kez-bayilip-gecici-suur-kaybi-yasiyor-397990</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 09:27:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayılıp]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[hayatında]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[şuur]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397990</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayılma durumu senkop olarak tanımlanıyor. Senkop kan akımının beyinde geçici olarak azalması sonucu şuur ve postür kaybıyla meydana geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-hayatinda-en-az-1-kez-bayilip-gecici-suur-kaybi-yasiyor-397990">Her 4 Kişiden 1&#8217;i Hayatında En Az 1 Kez Bayılıp Geçici Şuur Kaybı Yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayılma durumu senkop olarak tanımlanıyor. Senkop kan akımının beyinde geçici olarak azalması sonucu şuur ve postür kaybıyla meydana geliyor. Bayılma, altta yatan birçok hastalığa bağlı olarak gelişebiliyor ve kaynağının belirlenmesi önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Hatice Hale Tüzün, senkop (bayılma) ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Beyinde kan akımı geçici olarak azalıyor</strong></p>
<p>Senkop (bayılma) beyin kan akımının geçici olarak azalması sonucu gelişen, birkaç dakika süren, geçici şuur ve duruş (postür) kaybı olarak tanımlanır. Yani hasta bayılma sırasında şuuru kaybolduğundan olup biteni hatırlayamaz ve postür kaybı nedeni ile düşer. Her 4 kişiden biri hayatı boyunca en az 1 kez senkop yaşamaktadır.</p>
<p><strong>Senkop farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Senkopun kendisi bir hastalık değildir. Altta yatan bir hastalığın veya durumun sonucu olarak ortaya çıkar. En sık senkop nedeni olan durumlar;</p>
<ul>
<li>Kalp ile ilgili nedenler</li>
<li>Kalp dışı nedenler</li>
</ul>
<p><strong>   </strong><strong>1.Kalbe bağlı nedenler:</strong></p>
<ul>
<li>Kalp ritim bozuklukları</li>
<li>Kan basıncının düşük olması (hipotansiyon)</li>
<li>Kalp kapak hastalıkları ve kalp kası hastalıkları ve kalp hastalıkları </li>
</ul>
<p><strong>2.Kalbe bağlı olmayan senkop nedenleri:</strong></p>
<p><strong>Vazomotor senkop (nörokardiyojenik senkop):</strong> Vazovagal senkop, aşırı ağrı hissi, kalabalık ve sıcak bir alanda ayakta durma, kan görme, sıcak duş alma, işeme, dışkılama gibi bir takım uyarılarla tetiklenebilir.  Vazovagal senkop öncesinde genellikle baş dönmesi, bulantı, terleme, kulak çınlaması, göz kararması gibi belirtiler görülür.</p>
<p><strong>Karotis sinus senkopu:</strong> Beyini besleyen önemli bir damar olan ve boyunda bulunan karotis arterin 2’ye ayrıldığı yere karotis sinüs adı veriliyor. Burası basıya uğrarsa kalp hızında yavaşlama ve kan basıncında düşme olur. Bu çoğunlukla bir probleme neden olmaz fakat bazı hastalarda bu basıya cevap aşırı olabilir (karotis sinüs hipersensitivitesi) ve bunun sonunda ani bilinç kaybı olabilir. Hassas olan kişilerde başı yana çevirme, boyna sıkı takı takma veya boynu sıkan kıyafetler giyme nedeniyle senkop oluşabilir.</p>
<p><strong>Defekasyon ve işeme senkopu:</strong> Dışkılama ve işeme sırasında meydana gelen bayılma nöbetleridir. İşeme senkopu sıklıkla gece idrarını yapmak için uyanan ileri yaş erkeklerde görülür. Mekanizmasının mesanenin aşırı dolmasının ardından ayakta-hızlı işeme ile mesanenin boşaltılması sırasında tansiyon değerlerinin hızlı düşmesi olduğu düşünülmektedir. </p>
<p><strong>Öksürük veya katılarak gülme ile ortaya çıkan senkop: </strong>Refleks senkop türü içerisinde yer almaktadır.<strong> </strong>Duygusal boşalmalarla tetiklenebilen bir bayılma türüdür.<strong> </strong></p>
<p><strong>Psikojenik nedenlerle ortaya çıkan senkoplar (panik atak, konversif nöbetler):</strong> Panik atak, konversif nöbetler gibi durumlar gibi psikojenik nedenler sonucu ortaya çıkan bayılmalardır. </p>
<p><strong>Sebebi bilinmeyen senkoplar:</strong>   Bu durum senkop vakalarının üçte birini oluşturur ve tüm araştırmalara rağmen senkop nedeni tespit edilemez.</p>
<p>Altta yatan bir hastalığın bulunmadığı bazı senkopların nedenleri şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li>Dehidrasyon</li>
<li>Yoğun duygusal stres</li>
<li>Endişe</li>
<li>Korkmak</li>
<li>Ağrı</li>
<li>Açlık</li>
<li>Alkol veya uyuşturucu kullanımı</li>
<li>Hiperventilasyon (çok fazla oksijen solumak ve çok fazla karbondioksitten çok hızlı kurtulmak)</li>
<li>Güçlü bir şekilde öksürme, boynu döndürme veya sıkı bir yaka takma (karotis sinüs aşırı duyarlılığı)</li>
<li>İdrar yapma (işeme senkopu)</li>
</ul>
<p><strong>Postural Ortostatik Taşikardi Sendromu (POTS)</strong></p>
<p>Postural-ortostatik taşikardi sendromu, kişi oturduktan veya yattıktan sonra aniden ayağa kalktığında meydana gelen çok hızlı kalp atış hızından (taşikardi) kaynaklanmaktadır. Kalp atış hızı dakikada 30 vuruş veya daha fazla hızlanabilir. Artış genellikle ayakta durduktan sonra 10 dakika içinde gerçekleşir. Bu durum en çok kadınlarda görülür ancak erkeklerde de ortaya çıkabilmektedir. </p>
<p><strong>Çarpıntı, bulantı, kusma senkop nedeni olabilir</strong></p>
<p>Senkop öncesinde (presenkop dönem) hastalarda genellikle çarpıntı, bulantı, kusma,  baş dönmesi, soğukluk-solukluk, terleme, şaşkınlık yakınması vardır. Kişi eğer bu belirtileri tanıyor ise hissettiği sırada oturabilir ya da ayaklarını yukarı kaldırıp uzanabilirse presenkop bulguları gerileyip senkop ortaya çıkmayabilir. Eğer kişi bayılırsa şuur ve postür kaybıyla meydana gelen senkop sonucu kişide düşüş yaşanmaktadır. </p>
<p><strong>Senkop tanısı için olay yakınındaki kişiler dinleniyor</strong></p>
<p>Senkop tanısı için en önemli adım hastanın ve olay sırasında yakınında bulunan kişilerin dinlenmesi, tıbbı geçmişe yönelik ayrıntılı öykünün alınması ve ardından fizik/ nörolojik muayenedir. Öykü ve fizik muayene sonrasında gerekirse kardiyolojik incelemeler (muayene/EKO/EKG/ ritim ve tansiyon holter, tilt table testi) ve nörolojik incelemeler (Beyin tomografisi veya MRI, EEG (epileptik nöbet ile benzeyen senkoplarda) yapılır.</p>
<p><strong>Tedavi kişiye özgü planlanmalıdır </strong></p>
<p>Senkop tedavisi hastanın ve hastalığın özelliklerine göre değişmektedir. Özellikle hastanın yaşına, bayılma sırasındaki şikayetlerine ve altta yatan hastalıklara göre değişmektedir. Genelde çoğu kişide senkop nedensiz ve bir kereye mahsus yaşanabilmektedir. Ancak sık tekrarlayan vakalarda altta yatan neden kalp damar hastalıklarıyla veya diğer başka hastalıklarla bağlantılı ise bu hastalıklar tedavi edilmektedir. </p>
<p>Doğru tanı ve tedavi planlaması ile senkop yönetilebilir ve kontrol altına alınabilir tıbbi bir sorundur. Bir senkop atağı geçirildiğinde bir başka nöbet geçirme olasılığı yaklaşık %30&#8217;dur. Başka bir atak geçirme riski ve durumun kişiyi nasıl etkilediği, nedenleri ve yaş, cinsiyet ve sahip olunan diğer tıbbi problemler dahil olmak üzere çeşitli faktörlere bağlıdır. </p>
<p><strong>Bayılma her zaman önlenemeyebilir</strong></p>
<p>Bayılma her zaman önlenemeyebilir. Bayılacak gibi hissediyorsanız, uzanın ve bacaklarınızı kaldırın. Bu eylem, yerçekiminin beyninize kan akışını sürdürmesini sağlar. Eğer yatamıyorsanız, oturun ve kendinizi daha iyi hissedene kadar başınızı dizlerinizin arasına koyun.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-hayatinda-en-az-1-kez-bayilip-gecici-suur-kaybi-yasiyor-397990">Her 4 Kişiden 1&#8217;i Hayatında En Az 1 Kez Bayılıp Geçici Şuur Kaybı Yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 08:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü bu hastalığın önemine dikkat çekmek amacıyla “Dünya Böbrek Günü” kutlanmaktadır. Kronik böbrek hastalığının oldukça yaygın olduğunu belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Şahin Dünya Böbrek Günü vesilesiyle böbrek fonksiyonlarının sağlıklı çalışabilmesi için önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063">Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü bu hastalığın önemine dikkat çekmek amacıyla “Dünya Böbrek Günü” kutlanmaktadır. Kronik böbrek hastalığının oldukça yaygın olduğunu belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Şahin Dünya Böbrek Günü vesilesiyle böbrek fonksiyonlarının sağlıklı çalışabilmesi için önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Dünyada her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü “Dünya Böbrek Günü” olarak kutlanmaktadır.  Kronik böbrek hastalığı son yıllarda dünya çapında büyük bir artış gösteren ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Diyabet, hipertansiyon, obezite, ileri yaş, çoklu ve kontrolsüz ilaç kullanımı, ailesinde böbrek hastalığı olması, gibi risk faktörleri kronik böbrek yetersizliğinin başlıca nedenleri arasında yer alır. Böbrek hastalıklarının önemli belirtilerine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin,” Ülkemizde yapılan bir çalışmada her 7 erişkinden birinde kronik böbrek hastalığı olduğu gösterilmiştir. İleri dönem böbrek yetersizliğinde nefes darlığı, vücutta şişlik, idrar miktarında azalma, halsizlik, iştah azalması, bulantı, kusma gibi semptomlar var iken birçok hastada hiçbir belirti de göstermeyebilir. Hastalığın erken dönemde saptanması ve koruyucu hekimlik uygulamaları ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir” dedi.</p>
<p><strong>“İnsan vücudu susuzluğa bir hafta dayanabilir”</strong></p>
<p>Ülkemizde meydana gelen depremin böbreklere olan ilişkisine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin, ”6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi ile ülkemiz derinden sarsıldı. 40 binden fazla insanın hayatını kaybettiği bu felaket ile birlikte “Ezilme (Crush) Sendromu” tekrar gündemimize geldi. Bu tabloda en çok etkilenen organların başında ise böbrekler yer almaktadır.  Kas yıkımı ve kişilerin yeterli sıvı alamamaları sonucunda hayatı tehdit eden akut böbrek yetersizliği ve potasyum yüksekliği felaketzedelerde ölüme neden olmaktadır. Yapılan araştırmalar insan vücudunun susuzluğa bir hafta kadar dayanabileceğini göstermektedir. Daha uzun süren susuzluk durumu hayat ile bağdaşmamaktadır. Enkaz altından kurtarılan kişilere daha enkaz yerinde uygun sıvı tedavisi başlanması çok önemlidir” diye söyledi.</p>
<p><strong>“Yeterli sıvı alımı böbrek sağlığı için çok önemlidir”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Şahin,” Böbreklerimizin başlıca görevi vücudumuzun su, sodyum, potasyum gibi çeşitli elektrolitlerin dengesini sağlamaktır. Metabolik atıkların (üre gibi) atılması, kan basıncının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin sağlanması, ilaçların metabolize edilmesi, kan üretimi için gerekli hormonun yapım ve sentezi de diğer görevleri arasında yer almaktadır. Yeterli sıvı alımı böbreklerimizin sağlıklı çalışması için önemlidir. Özellikle risk grubunda olan kişilerin böbrek fonksiyonlarının ve idrar tetkiki ile değerlendirilmesi önemlidir. Altta yatan hastalığın kontrolü, diyet, beslenme ve ilaç rejimlerinin düzenlenmesi ile hastalık kontrol altına alınabilir” diye belirtti.</p>
<p>Ayrıca Doç. Dr. Şahin, “2021 yılı Türk Nefroloji Derneği verilerine göre ülkemizde yaklaşık 85 bin kişi renal replasman tedavisi görmektedir. Yaklaşık 23 bin kişi ise kadavradan böbrek nakli olmak için nakil merkezlerinde beklemektedir. 2021 yılında ülkemizde 15 kişiye kadavradan böbrek nakli yapılmıştır. Bu sayı oldukça düşüktür. Bu önemli gün vesilesi ile tüm halkımızı organ bağışı yapmaya davet ediyorum” diye sözlerini bitirdi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063">Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
