<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kaygı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kaygi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kaygi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Apr 2026 09:53:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>kaygı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kaygi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğunu]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal Yeme]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Olumsuz duyguların yeme davranışını değiştirebildiğini belirten uzmanlar, duygusal yeme bozukluğunun sonuçlardan biri olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308">Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olumsuz duyguların yeme davranışını değiştirebildiğini belirten uzmanlar, duygusal yeme bozukluğunun sonuçlardan biri olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Kişinin fiziksel açlıktan ziyade stres, yalnızlık, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yemesiyle ortaya çıktığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir.” dedi. Psikolojik faktörler, sosyal faktörler ve öğrenilmiş davranış örüntülerinin duygusal yeme davranışının gelişiminde etkili olduğuna dikkat çeken Aydın, duygusal yemede temel kaygının kilo değil, duyguları yönetmek olduğunu vurguladı. Aydın ayrıca, açlık günlüğü tutmanın, bireyin yeme anındaki duygu-düşünce ilişkisini fark etmesine yardımcı olabildiğini aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, duygusal yeme davranışının tetikleyici faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Duygusal yeme açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir!</strong></p>
<p>Duygusal yeme bozukluğunun, kişinin fiziksel açlıktan ziyade stres, yalnızlık, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yemesiyle ortaya çıkan bir yeme davranışı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir.” dedi.</p>
<p>Fiziksel açlığın yavaş geliştiğini aktaran Aydın, “Her türlü yiyecekle giderilebilir ve doyma hissiyle son bulur. Oysa duygusal açlık ani başlar, genellikle yüksek kalorili yiyeceklere yöneltir ve doyma hissine rağmen devam edebilir. Sınav öncesinde çikolata krizine giren bir öğrenci, aslında fizyolojik açlığını değil kaygı kaynaklı duygusal açlığını gidermeye çalışıyor olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal yemede kişi kilo kaygısını ikincil düzeyde yaşar!</strong></p>
<p>Duygusal yeme bozukluğunun klinik yeme bozukluklarından farklı olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Ruhsal bozukluklar arasında, anoreksiya nervoza veya bulimia nervoza gibi bağımsız bir tanı kategorisi olarak geçmez, daha çok yeme davranışını etkileyen bir eğilimdir. Klinik yeme bozukluklarında kilo, beden algısı ve davranış üzerinde ciddi bozulmalar olurken, duygusal yemede bireyin temel kaygısı kilo değil, duygularını regüle etmektir. Anoreksiyada kişi kilo almaktan yoğun korku duyar ve besin kısıtlamasına giderken, duygusal yemede kişi stresle başa çıkmak için aşırı yemek yer ama kilo kaygısını ikincil düzeyde yaşar.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme davranışını tetikleyen farklı faktörler var!</strong></p>
<p>Duygusal yeme davranışının gelişiminde etkili olan faktörlere değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Öz düzenleme becerilerinin zayıflığı, düşük benlik saygısı, kaygı bozuklukları gibi psikolojik faktörler; aile içinde yiyecekle ödüllendirilme, stresli yaşam olayları, sosyal destek eksikliği gibi sosyal faktörler ve öğrenilmiş davranış örüntüleri etkilidir.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta ağladığında yiyecekle sakinleştirilen bir bireyin, yetişkinlikte de benzer bir baş etme biçimini sürdürebileceğine işaret eden Aydın, “Araştırmalar, duygusal yemenin özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde daha yaygın görüldüğünü, çünkü bu dönemde kimlik gelişimi ve sosyal ilişkilerdeki stresin yoğun olduğunu göstermektedir.” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Açlık günlüğü, kişinin ne zaman ve hangi duygularla yemek yediğini anlamasına yardımcı olabilir!</strong></p>
<p>Duygusal yeme davranışını fark etmek için kişinin, yeme anındaki duygu-düşünce ilişkisini gözlemlemesi ve açlık sinyallerini ayırt etmesi gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Günlük tutmak veya ‘açlık günlüğü’ oluşturmak, kişinin ne zaman ve hangi duygularla yemek yediğini anlamasına yardımcı olur. İşten geldikten sonra aslında tok olmasına rağmen stresten dolayı sürekli atıştıran biri, fiziksel açlık değil duygusal açlıkla hareket ettiğini fark edebilir. Ayrıca yeme sonrası suçluluk ve pişmanlık duygularının sık yaşanması da önemli bir ipucudur.”</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki ‘mükemmel beden’ kültürü, duygusal yemeyi tetikleyebilir!</strong></p>
<p>Modern yaşamın hızlı temposunun, yoğun stres faktörleri ve sosyal medyanın ideal beden algısını sürekli dayatmasının, duygusal yeme davranışını güçlendiren unsurlar arasında olduğunu kaydeden Aydın, “Özellikle sosyal medyada karşılaştırma yapma eğilimi ve ‘mükemmel beden’ kültürü, bireylerde stres ve yetersizlik duygusu yaratırken, bu duygular duygusal yemeyi tetikleyebilir. Instagram’da fit yaşam içeriklerini sürekli gören bir genç, kendini yetersiz hissedip stresini atıştırarak gidermeye çalışabilir. Ayrıca modern yaşamın getirdiği hızlı hazır gıda erişimi, bu davranışı sürdüren bir kolaylaştırıcıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavide amaç, yeme davranışına yol açan duyguların fark edilmesi!</strong></p>
<p>Duygusal yeme tedavisinde bilişsel davranışçı terapinin en sık kullanılan ve en etkili yöntemlerden biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çünkü bireyin yeme davranışına yol açan otomatik düşünceleri fark etmesine ve daha sağlıklı baş etme becerileri geliştirmesine yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Mindfulness temelli yaklaşımların da kişinin duygu ve bedensel sinyallerini fark etmesine, yeme davranışını bilinçli hale getirmesine katkı sağladığını aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Grup terapileri, destek grupları ve sağlıklı yaşam becerilerinin öğretilmesi de tedaviyi güçlendirir. Örneğin mindful eating uygulamalarıyla kişi, bir çikolatanın tadını gerçekten fark ederek yavaş yediğinde, aşırıya kaçmadan tatmin olmayı öğrenebilir.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308">Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sürekli Bağlantıda&#8221; Olma Hali: Çalışanların %80&#8217;i Mesai Dışında da İşten Kopamıyor, Bu Durum Dijital Anksiyeteyi Tetikliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surekli-baglantida-olma-hali-calisanlarin-%80i-mesai-disinda-da-isten-kopamiyor-bu-durum-dijital-anksiyeteyi-tetikliyor-621233</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 07:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[80]]></category>
		<category><![CDATA[bağlantıda]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[E-Posta]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kaspersky]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[mesai]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[Siber Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaspersky tarafından Türkiye,Orta Doğu ve Afrika (META) bölgesinde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, çalışanların boş zamanlarında ve tatillerinde dahi işten kopamaması nedeniyle dijital kaygının modern iş kültürünün ayırt edici özelliklerinden biri haline geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-baglantida-olma-hali-calisanlarin-%80i-mesai-disinda-da-isten-kopamiyor-bu-durum-dijital-anksiyeteyi-tetikliyor-621233">&#8220;Sürekli Bağlantıda&#8221; Olma Hali: Çalışanların %80&#8217;i Mesai Dışında da İşten Kopamıyor, Bu Durum Dijital Anksiyeteyi Tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaspersky tarafından Türkiye,Orta Doğu ve Afrika (META) bölgesinde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, çalışanların boş zamanlarında ve tatillerinde dahi işten kopamaması nedeniyle dijital kaygının modern iş kültürünün ayırt edici özelliklerinden biri haline geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Araştırma bulgularına göre, Türkiye’deki çalışanların <strong>%80’i</strong> mesai saatleri dışında da iş süreçlerini takip etmeye devam ediyor. Katılımcıların <strong>%87’si</strong> anlık mesajlaşma uygulamaları üzerinden gelen işle ilgili tüm mesajlara yanıt verirken, <strong>%81’i</strong> boş zamanlarında iş e-postalarını kontrol ediyor. Hatta çalışanların <strong>%77’si</strong>, tatildeyken veya kişisel zamanlarında iş e-postalarını yanıtladığını itiraf ediyor.</p>
<p>Sürekli ulaşılabilir olma baskısı, iş yerindeki stres seviyelerinin yükselmesine neden oluyor. İşle ilgili yaşanan aksaklıklar da önemli birer stres kaynağı; örneğin çalışanların <strong>%45’i</strong>, bir iş grubuna yanlışlıkla rastgele bir mesaj gönderdiklerinde ciddi bir kaygı yaşıyor. Öte yandan, her dijital hata aynı derecede kritik algılanmıyor: Katılımcıların <strong>%33’ü</strong>, eksik kalmış bir e-postayı göndermeyi daha soğukkanlılıkla karşılıyor; bu da bazı hataların diğerlerine kıyasla daha az &#8220;hasar verici&#8221; görüldüğünü kanıtlıyor.</p>
<p>Özel hayat ile profesyonel hayat arasındaki sınırların belirsizleşmesi ve anlık iletişim araçlarının yaygınlaşması, çalışanlarda sürekli izlenme hissini ve dijital hata yapma korkusunu pekiştiriyor. Katılımcıların <strong>%37’si</strong>, iş yerinde çalışmak yerine sosyal medyada vakit geçirirken yöneticilerine yakalanma ihtimalinin kendilerini aşırı derecede rahatsız ettiğini, hatta korkuttuğunu belirtiyor. Bu &#8220;sürekli bağlantıda kalma&#8221; kültürü, uzun vadede çalışan refahını sarsma, tükenmişlik riskini artırma ve genel verimliliği düşürme potansiyeli taşıyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Teknik Uzmanı Brandon Muller</strong>, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor: <em>&#8220;Dijital kaygı yalnızca çalışan refahını etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda kurumlar için siber güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor. Mesajlara ve e-postalara anında yanıt verme baskısı hisseden bireyler; bağlantıları, ekleri veya gönderici kimliklerini dikkatlice doğrulamadan daha dürtüsel hareket etme eğilimi gösteriyor. Bu aceleci tavır, çalışanları oltalama (phishing) saldırılarına ve sosyal mühendislik teknikleri kullanılan diğer dolandırıcılıklara karşı çok daha savunmasız hale getiriyor.&#8221;</em></p>
<p>Kaspersky, dijital kaygıyı ve bununla bağlantılı siber riskleri en aza indirmek adına çalışanlara şu önerilerde bulunuyor:</p>
<ul>
<li><strong>Tıklamadan veya yanıtlamadan önce yavaşlayın:</strong> Dijital kaygı, otomatik tepkileri tetikleyebilir. Gönderici bilgilerini, URL&#8217;leri veya ekleri kontrol etmek için verilecek kısa bir ara, olası bir güvenlik ihlalini önleyebilir.</li>
<li><strong>Aciliyet duygusuna şüpheyle yaklaşın:</strong> Siber suçlular genellikle baskı ve korku unsurlarını kullanır. Beklenmedik veya &#8220;acil&#8221; kodlu talepleri yanıtlamadan önce mutlaka doğrulayın.</li>
<li><strong>Hassas verileri güvensiz ağlar üzerinden yönetmeyin:</strong> Mesai saatleri dışında çalışırken sıkça kullanılan halka açık Wi-Fi ağları, siber tehditlere karşı korumasızdır. Bu tür durumlarda mobil veri veya VPN kullanımı tercih edilmelidir.</li>
<li><strong>Riskleri azaltan teknolojilerden faydalanın:</strong> Örneğin Kaspersky Premium, kullanıcıları potansiyel tehditlere karşı uyarmak için tasarlanmış yapay zeka destekli anti-phishing (oltalama önleme) özelliklerini bünyesinde barındırır.</li>
</ul>
<p>Kurumlar ise çalışanların dijital kaygısından kaynaklanan siber güvenlik risklerini azaltmak için, personelin tehditleri tanımasını ve stres altında dahi doğru tepki vermesini sağlayacak düzenli siber güvenlik eğitimleri sunabilir. Bununla birlikte, insan hatasının etkisini minimize etmek için güçlü siber güvenlik çözümlerinin kullanılması da kritik önem taşır. Kaspersky Next’in esnek ve güçlü bulut tabanlı koruma yapısı, şirketin benzersiz siber güvenlik deneyimiyle desteklenerek bu alanda öne çıkan çözümlerden biridir. Ayrıca, Kaspersky Security for Mail Server gibi anti-phishing özelliklerine sahip e-posta sunucusu güvenlik çözümleri, oltalama e-postaları üzerinden gerçekleşebilecek enfeksiyon riskini daha da azaltmaya yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-baglantida-olma-hali-calisanlarin-%80i-mesai-disinda-da-isten-kopamiyor-bu-durum-dijital-anksiyeteyi-tetikliyor-621233">&#8220;Sürekli Bağlantıda&#8221; Olma Hali: Çalışanların %80&#8217;i Mesai Dışında da İşten Kopamıyor, Bu Durum Dijital Anksiyeteyi Tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer Belediyesi&#8217;nden ruh sağlığı farkındalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-ruh-sagligi-farkindaligi-605250</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Panik Atak]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Sağlık Buluşmaları”na konuk olan psikiyatrist Uzman Dr. Ömer Öz, toplumda sıkça yanlış yorumlanan depresyon, panik atak ve kaygı durumlarına açıklık getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-ruh-sagligi-farkindaligi-605250">Nilüfer Belediyesi&#8217;nden ruh sağlığı farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Sağlık Buluşmaları”na konuk olan psikiyatrist Uzman Dr. Ömer Öz, toplumda sıkça yanlış yorumlanan depresyon, panik atak ve kaygı durumlarına açıklık getirdi. Öz, psikiyatrik desteğin ve tedavinin temel amacının, kişinin korkuları nedeniyle kaybettiği “ruhsal bağımsızlığını” geri kazandırmak olduğunu vurguladı.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve halkı bilinçlendirmek amacıyla düzenlediği “Sağlık Buluşmaları”nın konuğu psikiyatrist Uzm. Dr. Ömer Öz oldu. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen etkinlikte Öz; depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları ve takıntılar hakkında doğru bilinen yanlışları katılımcılarla paylaştı.</p>
<p><b>“HER ENDİŞE PANİK ATAK DEĞİLDİR”</b></p>
<p>Konuşmasına “panik atak” kavramının günümüzde içinin boşaltıldığını belirterek başlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, endişeli veya tez canlı olmanın hemen bir hastalık olarak etiketlenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Öz, “Günümüzde biraz evhamlı, ‘aman başımıza bir şey gelir mi’ diye düşünen herkes kendisine panik atak etiketi yapıştırıyor. Oysa kaygı ve üzüntü, tıpkı mutluluk gibi son derece insani ve gerekli duygulardır. Değer verdiği şeyleri olan her insan, onları kaybetme korkusuyla endişe yaşar. Bu, tek başına bir hastalık göstergesi değildir” dedi.</p>
<p><b>“HEDEFİMİZ KİŞİNİN BAĞIMSIZLIĞINI GERİ KAZANMASI”</b></p>
<p>Psikiyatrik desteğe ne zaman ihtiyaç duyulacağı konusuna da açıklık getiren Uzm. Dr. Öz, kilit noktanın “bağımsızlık” olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: “Bir kişi kaygıları yüzünden yemek yiyemiyor, dışarı çıkamıyor veya evde yalnız kalamıyorsa, o kişi bağımsızlığını kaybetmiş demektir. Bizim bilimsel olarak yapmaya çalıştığımız şey, kişinin bu korkular nedeniyle kısıtlanan özgürlüğünü ona geri vermektir. Yoksa amacımız insanı hiç üzülmeyen, hiç kaygılanmayan robotik bir canlıya dönüştürmek değil.”</p>
<p>Ruh sağlığı sorunlarını tanımlarken kullanılan dilin önemine değinen Öz, “bozukluk” kavramına mesafeli yaklaştığını belirtti. “Bende bozukluk var” düşüncesinin kişiyi aciz hissettirdiğini ifade eden Öz, “Cerrah değiliz, elimizde neşterle bir şeyi kesip atamayız. İyileşme, kişinin düşünce yapısını ve olayları yorumlama biçimini değiştirmesiyle başlar. ‘Korkma, takma, geçer’ gibi cümlelerin tedavide yeri yoktur. Kişi o an gerçekten öleceğini ya da bayılacağını düşünüyorsa ona sadece ‘korkma’ demek anlamsızdır. Önemli olan düşünce ile gerçeği ayırt etmesini sağlamaktır” diye konuştu.</p>
<p>Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, psikiyatrik ilaçlarla ilgili toplumdaki “uyuşturur, bağımlılık yapar, kilo aldırır” gibi önyargılara da değindi. Bilimin ve farmakolojinin çok geliştiğini belirten Öz, “Tedavide hedefimiz kişiyi uyuşturmak değil, işlevselliğini artırmaktır. Ancak ilaç tek başına sihirli bir değnek değildir. Yaşam alışkanlıklarını değiştirmek, düşünce biçimlerini düzenlemek ve gerekirse terapi ile süreci desteklemek gerekir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-ruh-sagligi-farkindaligi-605250">Nilüfer Belediyesi&#8217;nden ruh sağlığı farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 08:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çsel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonuna]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönümü]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler; takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626">Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler; takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor.  Ama birçok insan için yeni yıl beklenen ferahlığı getirmiyor. Aksine içten içe bir sıkışma, tarif edilmesi zor bir huzursuzluk ve hatta hüzün hissi beliriyor. Bu durum ‘’yıl dönümü depresyonu’’ olarak adlandırılıyor ve çoğu zaman dile getirilmiyor. Çünkü yeni yıl mutlu olunması gereken bir dönem olarak algılanıyor. “Yeni yıl, yeni umutlar” söylemi o kadar güçlü oluyor ki, bu dönemde iyi hissetmemek adeta bir kusur gibi algılanıyor. Oysa ruh sağlığı açısından bakıldığında yılbaşının herkes için aynı duygusal karşılığı olması beklenmiyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz yeni yılın kişilerde hissettirdiği duygular hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yeni yıl bazıları için bir muhasebe zamanı iken bazıları için yük olabilir</strong></p>
<p>Takvim değişimleri insan zihni için sembolik eşiklerdir ve yeni yıl ise belki de bunların en güçlüsüdür. Geçmiş yıl ister istemez gözden geçirilir; yapılanlar, yapılamayanlar, ertelenen hayaller… Bu içsel muhasebe bazı kişilerde motive edici olabilirken, bazıları için oldukça ağır bir yük haline gelir.</p>
<p>“Geçen yıl nerede olmalıydım?”</p>
<p>“Bu yaşta hala neden buradayım?”</p>
<p>“Zaman benden hızlı mı geçiyor?”</p>
<p>Bu sorular özellikle zor bir yıl geçirmiş bireylerde, kendini yetersiz hissetme ve başarısızlık duygusunu derinleştirir. Oysa hayat takvim yılına sığmayacak kadar karmaşık ve inişli çıkışlıdır.</p>
<p><strong>Mutluluk baskısı göründüğünden daha yorucudur</strong></p>
<p>Yeni yıl döneminde yaşanan ruhsal zorlanmanın önemli bir nedeni de görünmez ama güçlü bir baskıdır ‘’Mutlu olma zorunluluğu’’. Sosyal çevrede, reklamlarda ve özellikle sosyal medyada sürekli olarak neşeli, üretken ve umut dolu bir ruh hali idealize edilir. Bu tabloya bakıp kendini öyle hissetmeyen kişi, bir de suçluluk yaşamaya başlar. “Herkes mutlu, bir ben mi böyleyim?” düşüncesi sessizce zihne yerleşir. Oysa psikolojide biliyoruz ki bastırılan her duygu, başka bir yerden daha güçlü geri döner.</p>
<p><strong>Sosyal medya: kutlamanın gölgede kalan yüzü</strong></p>
<p>Yeni yıl döneminde sosyal medya karşılaştırma ihtiyacını zirveye taşır. Kalabalık sofralar, seyahatler, büyük hedefler… Ekranda görünen hayatlarla kendi yaşamını kıyaslamak çoğu zaman kişinin kendini eksik ve geride hissetmesine neden olur. Unutulan şey ise, sosyal medyada gördüğümüz şey hayatın tamamı değil; seçilmiş anların vitrini olduğudur. Ama duygular bu mantıksal bilgiyi her zaman dikkate almaz.</p>
<p><strong>Yılbaşı sonrası sessiz kaygı oluşabilir</strong></p>
<p>Yılbaşı geçtikten sonra ortaya çıkan bir hal vardır ‘’Sebepsiz huzursuzluk’’. Kutlamalar biter, gündelik hayat geri döner; işler, borçlar, sorumluluklar, belirsizlikler… Tüm bunlar yeni yılın ilk günlerinde yoğun bir kaygı hissi yaratabilir. Bu durum çoğu zaman abartı olarak görülür. Oysa bu zihnin tekrar gerçeklikle temas kurma sürecidir ve oldukça yaygındır.</p>
<p><strong>Bazıları daha fazla risk altındadır</strong></p>
<p>Bu dönem özellikle yalnız yaşayanlar, yakın zamanda kayıp yaşamış olanlar, ekonomik ya da mesleki belirsizlik içindeki bireyler için daha zorlayıcı olabilir. Daha önce depresyon ya da kaygı bozukluğu yaşamış kişilerde ise belirtiler yeniden alevlenebilir. Bu nedenle yeni yıl hüznü ya da kaygısı yaşayan kişilere “takılma” ya da “pozitif ol” demek, çoğu zaman yarardan çok zarar verir.</p>
<p><strong>Belki de sorun yeni yıl değil, kendimize yüklediklerimizdir</strong></p>
<p>Yeni yıl her şeyin bir gecede değişmesi gereken bir sınav değildir. Hayatı sıfırlamak zorunda değiliz. Bazen sadece durmak, yorgunluğu fark etmek ve kendimize biraz daha şefkatli davranmak yeterlidir.</p>
<p>Eğer bu dönemde yaşanan hüzün ve kaygı uzun sürüyor, günlük yaşamı zorlaştırıyor ve umutsuzluk hissi derinleşiyorsa, profesyonel destek almak bir zayıflık değil; ruhsal sağlığın doğal bir parçasıdır.</p>
<p>Takvim değişti diye her şey değişmek zorunda değildir. Yeni yıl büyük kararların değil; kendini anlamanın ve acele etmeden ilerlemenin zamanı da olabilir. Çünkü bazen en büyük başlangıç kendine biraz daha anlayış gösterebilmektir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626">Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Telefondan uzak kalma korkusu psikolojiyi bozuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/telefondan-uzak-kalma-korkusu-psikolojiyi-bozuyor-597431</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 13:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bozuyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalma]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[Nomofobi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojiyi]]></category>
		<category><![CDATA[şarj]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[telefondan]]></category>
		<category><![CDATA[telefonun]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597431</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, nomofobi olarak bilinen telefonundan ayrı kalma veya şarjının bitmesi korkusunun psikolojik, fiziksel ve sosyal etkileri ile bu kaygıyla başa çıkma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/telefondan-uzak-kalma-korkusu-psikolojiyi-bozuyor-597431">Telefondan uzak kalma korkusu psikolojiyi bozuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, nomofobi olarak bilinen telefonundan ayrı kalma veya şarjının bitmesi korkusunun psikolojik, fiziksel ve sosyal etkileri ile bu kaygıyla başa çıkma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Nomofobi, dış dünyayla bağın kopacağı hissini içeren derin bir korku!</strong></p>
<p>Nomofobinin, ‘no mobile phone phobia’ teriminin kısaltması olduğunu ve akıllı telefonundan ayrı kalma veya telefonun şarjının bitmesi korkusunu ifade eden yaygın bir kaygı türünü tanımlamak için kullanıldığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu durum, sadece basit bir endişeden ziyade, kişinin dış dünyayla olan bağlantısının tamamen kesileceği hissini içeren derin bir korku olarak tanımlanır.” dedi.</p>
<p>Özellikle dijital dünyanın merkezinde olan genç nesillerin, sosyal etkileşimlerinin çoğunu telefon üzerinden yürüttükleri için bu durumu daha yoğun yaşadıklarına dikkat çeken Aydın, “Benzer şekilde, bağımlılık eğilimi olan bireyler ve genel anksiyete düzeyi yüksek kişiler de kontrolü kaybetme korkusu nedeniyle şarj kaygısına daha yatkın olabilirler. Sosyal medya kullanımının yoğun olduğu kişilerde de önemli gelişmeleri veya etkileşimleri kaçırma korkusu, nomofobiyi tetikleyebilir. Bu, telefonun sadece bir iletişim aracı olmaktan çıkıp, kimlik ve sosyal statü algısının bir parçası haline geldiğinin bir göstergesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Telefonun şarjı azaldığında beyin bunu tehdit sayarak ‘savaş ya da kaç’ tepkisini başlatıyor!</strong></p>
<p>Telefonun şarjı azaldığında vücudun verdiği tepkilerin, beynin bir tehdit algılamasıyla yakından ilişkili olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bilimsel olarak, bu durum, beynin stresle başa çıkma hormonu olan kortizol salgılamasına neden olur. Telefonun şarjı kritik seviyelere indiğinde, bilinçdışı bir tehlike sinyali alır ve ‘savaş ya da kaç’ mekanizması devreye girer. Bu durum, kalp çarpıntısı, hızlanmış nabız, ellerde ve avuç içlerinde terleme ve hatta titreme gibi fiziksel belirtilerle kendini gösterir. Bu semptomlar, vücudun potansiyel bir tehlikeye karşı hazırlık yapmasının doğal bir sonucudur. Bazı araştırmalar, nomofobinin yarattığı stresin, kişinin aslında var olmayan bir telefon titreşimini veya sesini duyması gibi ‘sanal kalp atışı’ fenomenine yol açabileceğini de göstermektedir. Bu da beynin yarattığı kaygıya ne kadar derin tepkiler verdiğinin bir kanıtıdır.”</p>
<p><strong>Uzun vadede ruh sağlığı üzerinde yıkıcı etkilere yol açabilir!</strong></p>
<p>Nomofobinin, kısa süreli bir endişeden çok daha fazlası olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Uzun vadede ruh sağlığı üzerinde yıkıcı etkilere yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Sürekli olarak telefon şarjını kontrol etme ve pil ömrüyle ilgili endişe duyma döngüsünün, bireyde kronik stres ve anksiyete seviyesini yükselteceğini dile getiren Aydın, “Bu durum, zamanla panik bozukluğu veya genel anksiyete bozukluğu gibi daha ciddi psikolojik sorunlara evrilebilir. Ayrıca, telefonla olan bu yoğun bağ, gerçek dünyadaki yüz yüze etkileşimlerin azalmasına neden olarak sosyal izolasyonu ve ilişkilerde bozulmayı beraberinde getirir. Geceleri bile telefonun şarjının bitmesinden korkma, uyku düzenini bozarak uykusuzluğa yol açabilir. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, kişinin yaşam kalitesi, iş veya okul performansı ve genel mutluluk seviyesi olumsuz yönde etkilenebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Nomofobiyi yenmek için bilinçli teknoloji kullanımı şart… </strong></p>
<p>Bu kaygıyı azaltmak için bireylerin hangi alışkanlıkları değiştirmeleri gerektiğine değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu değişikliklerin başında bilinçli teknoloji kullanımı yer alır. Bireyler, yemek yerken veya arkadaşlarıyla vakit geçirirken telefonu bir kenara bırakarak dijital detoks yapmayı deneyebilir.” dedi.</p>
<p>Bir diğer etkili yöntemin ise, gereksiz bildirimleri kapatmak olduğunu söyleyen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sürekli gelen bildirimler, telefonun çekiciliğini artırarak ondan uzak durmayı zorlaştırır. Ayrıca, evde veya işte telefonun kullanılmaması gereken ‘sınırlı bölgeler’ belirlenmesi öneriliyor; örneğin yatak odasına telefon sokmamak gibi. Bu tür pratikler, kişinin telefondan bağımsız var olabileceğini ve şarjının bitmesinin bir felaket olmadığını fark etmesine yardımcı olur. Eğer bu alışkanlıklar yeterli olmazsa, bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi yöntemlerle bir uzmandan destek almak, nomofobinin altında yatan düşünce kalıplarını değiştirmede oldukça faydalı olabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/telefondan-uzak-kalma-korkusu-psikolojiyi-bozuyor-597431">Telefondan uzak kalma korkusu psikolojiyi bozuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmeliyetçilik ertelemeyi besliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetcilik-ertelemeyi-besliyor-594907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 09:35:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besliyor]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[erteleme]]></category>
		<category><![CDATA[ertelemeyi]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[Kusursuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[merve]]></category>
		<category><![CDATA[Mükemmeliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[mükemmeliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[umay]]></category>
		<category><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[yapma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, mükemmeliyetçilik ve erteleme davranışının psikolojik nedenleri, sonuçları ve bunlarla başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetcilik-ertelemeyi-besliyor-594907">Mükemmeliyetçilik ertelemeyi besliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, mükemmeliyetçilik ve erteleme davranışının psikolojik nedenleri, sonuçları ve bunlarla başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçi kişi kendi zihninde yarattığı ‘kusursuzluk ideali’ ile mücadele eder!</strong></p>
<p>Mükemmeliyetçiliğin, kişinin kendi hayatında ve işlerinde ‘hatasız’ olma arzusuyla şekillenen bir düşünce tarzı olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yüzeyde bakıldığında motive edici gibi görünse de, aslında çoğu zaman kişinin üzerindeki baskıyı artıran, özgürlüğünü kısıtlayan ve yaşam kalitesini düşüren bir eğilimdir.” dedi.</p>
<p>Psikolojide mükemmeliyetçiliğin, sadece yüksek standartlar koymak olmadığını, aynı zamanda hata yapma korkusu, eleştirilme kaygısı ve ‘yeterince iyi’nin asla kabul edilmemesi gibi özellikleri de kapsadığını vurgulayan Demir, “Kişi sürekli daha fazlasını ister, ancak ulaştığı hiçbir sonuç ona huzur vermez. Filozof Epiktetos’un söylediği gibi; ‘İnsanı rahatsız eden şeyler olaylar değil, onlar hakkındaki düşünceleridir.’ Mükemmeliyetçi kişi de çoğu zaman gerçeğin kendisiyle değil, kendi zihninde yarattığı ‘kusursuzluk ideali’ ile mücadele eder.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İşin büyüklüğü veya mükemmel olma zorunluluğu, başlamayı tehditkâr kılabiliyor!</strong></p>
<p>Ertelemenin (prokrastinasyon), yapılması gereken bir işi bilinçli olarak geciktirme davranışı olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Basitçe ‘tembellik’ değildir. Çoğu zaman kişinin zihninde, işin büyüklüğü ya da mükemmel olma zorunluluğu o kadar ağırdır ki, başlamak tehditkâr gelir.” dedi.</p>
<p>Ertelemenin özellikle hangi durumlarda sık görüldüğüne değinen Demir, “Belirsizliğin çok olduğu görevlerde, kişinin yüksek kaygı hissettiği işlerde ve sunum, sınav, rapor gibi sonucun dışarıdan değerlendirileceği durumlarda erteleme davranışına sıkça rastlanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hata yapmaktan korkmak, bir işe başlamadan ertelemeye neden oluyor!</strong></p>
<p>Araştırmaların, mükemmeliyetçiliğin erteleme ile doğrudan ilişkili olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özellikle ‘uyumsuz mükemmeliyetçilik’ olarak tanımlanan türünde kişi, hata yapmaktan öylesine korkar ki, işi başlamadan ertelemeyi seçer.” dedi.</p>
<p>Bu şekilde kişinin, aslında başarısızlıkla yüzleşmekten de kaçmış olduğuna işaret eden Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bir başka deyişle; ‘Başlamazsam başarısız da olmam’ düşüncesi hakimdir. Bu mantık, kişiyi kısa vadede kaygıdan korur, fakat uzun vadede daha yoğun stres, zaman baskısı ve özgüven kaybına yol açar.</p>
<p>Öğrenciler ve çalışanlarda görülen alanlara baktığımızda<strong> </strong>öğrenciler için tez yazımı, sınavlara hazırlık, ödev teslimi gibi süreçlerde mükemmeliyetçilikten kaynaklanan erteleme sık rastlanır.<strong> </strong>Çalışanlar da ise sunum hazırlıkları, raporlar, e-posta yazımı hatta toplantılara katkı sunma gibi görevlerde kişi ‘yeterince iyi değilim’ kaygısıyla işi erteler.”</p>
<p><strong>Değişimin ilk adımı farkındalık!</strong></p>
<p>Kişinin kendi mükemmeliyetçi düşüncelerini fark ettiğinde, erteleme ile başa çıkma şansının arttığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çünkü farkındalık, değişimin ilk adımıdır.” dedi.</p>
<p>Farkındalığı artırmak için yapılabilecekler hakkında bilgi veren Demir, “Kusursuzluk yerine, işlevsel ve yeterli olanı kabul etmek gerekir. Yani ‘yeterince iyi’ kavramı benimsenmeli. Görevleri parçalara ayırarak büyük resmi değil, küçük adımları görmek kaygıyı azaltır. Bir işe sonsuz vakit ayırmak yerine, belirli bir sürede tamamlamak için hedef belirlenmeli. Hata yapmak öğrenme sürecinin parçası olarak görülmeli. Bir şarkının sözlerinde ‘yaralarımızdan ışık sızar’ ifadesi geçer. Hata yapmak, çoğu zaman gelişimin kapısını aralar. Mükemmeliyetçilik yoğun kaygı, tükenmişlik ya da depresyon ile birlikteyse bir klinik psikolog desteği oldukça faydalı olur.” önerilerinde bulundu.</p>
<p><strong>Yaşamın özü kusursuzluk değil, tamamlanmamış ama ilerleyen bir süreç…</strong></p>
<p>Mükemmeliyetçiliğin çoğu zaman bir ‘altın kafes’ olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Parıldar ama içinde sıkışıp kalırız. Erteleme ise bu kafesten çıkmak için seçtiğimiz geçici ama yanıltıcı bir kaçış yoludur.” dedi.</p>
<p>Oysa yaşamın özünün kusursuzluk değil, ‘tamamlanmamış ama ilerleyen bir süreç’ olduğunun altını çizen Demir, “Kendi kusurlarımızla barışabildiğimizde, ertelemek yerine adım atabilir; hem üretkenliğimizi hem de yaşam doyumumuzu artırabiliriz.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mukemmeliyetcilik-ertelemeyi-besliyor-594907">Mükemmeliyetçilik ertelemeyi besliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler dış dünyadan eve sığınıyor! &#8216;Ev gençleri&#8217; artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gencler-dis-dunyadan-eve-siginiyor-ev-gencleri-artiyor-587900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 15:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[genci]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gençleri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sığınıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, gençlerin sosyal hayattan çekilerek evde kalmayı tercih etmesine yol açan psikolojik ve toplumsal nedenleri, bu durumun sonuçlarını ve çözüm yollarını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-dis-dunyadan-eve-siginiyor-ev-gencleri-artiyor-587900">Gençler dış dünyadan eve sığınıyor! &#8216;Ev gençleri&#8217; artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, gençlerin sosyal hayattan çekilerek evde kalmayı tercih etmesine yol açan psikolojik ve toplumsal nedenleri, bu durumun sonuçlarını ve çözüm yollarını anlattı.</p>
<p><strong>‘Dışarıda olmak’ fikri kaygı, başarısızlık korkusu ve değersizlik duygularını tetikliyor!</strong></p>
<p>‘Ev genci’nin temelde sosyal, akademik ya da mesleki hayattan büyük ölçüde çekilmiş, günlerinin çoğunu evde geçiren gençleri tanımlamak için kullanılan bir kavram olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Psikolojik açıdan bu durum, sosyal izolasyon, motivasyon kaybı ve öz yeterlik inancında azalma ile karakterizedir.” dedi.</p>
<p>Japonya’da ‘hikikomori’ olarak adlandırılan bu tablonun, artık Türkiye’de de gözle görülür biçimde arttığına dikkat çeken Aydın, “Bu gençler genellikle, ‘dışarıda olmak’ fikrinin kaygı, başarısızlık korkusu ya da değersizlik duygularını tetiklediğini söylüyor. Bu nedenle ev, bir ‘güvenli alan’ haline geliyor. Fakat uzun vadede bu güvenli alan, farkına varılmadan bir psikolojik kapana dönüşebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Genç dış dünyayı ‘imkânların değil, yetersizliklerinin aynası’ gibi görüyor!</strong></p>
<p>‘Ev genci’ tanımının, sadece işsiz veya öğrenci olmayan gençleri değil, aynı zamanda dijital dünyaya fazlaca yönelmiş, sosyal etkileşimleri sanal ortama taşımış gençleri de kapsadığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Son yıllarda bu durumun artışında üç önemli faktör öne çıkıyor. Pandemi dönemi evde kalmayı normalleştirdi. Sosyal etkileşim kaslarımız zayıfladı. Ekonomik belirsizlik, gençlerde ‘ne yapsam da işe yaramıyor’ duygusunu güçlendirdi. Toplumsal başarı baskısı, özellikle sınavlar, iş bulma kaygısı ve mükemmeliyetçilik, bazı gençleri geri çekilmeye itti.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Artık birçok genç için dış dünyanın, ‘imkânların değil, yetersizliklerinin aynası’ gibi hissedildiğini dile getiren Aydın, bu nedenle içe kapanmanın, bir tür duygusal savunma mekanizması haline geldiğini kaydetti. </p>
<p><strong>Farklı faktörler gençlerin evde kalmasına neden olabiliyor! </strong></p>
<p>Bir gencin uzun süre evde kalmayı tercih etmesine yol açan başlıca durumlara değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikolojik olarak; kaygı bozuklukları, depresyon, özgüven eksikliği ve başarısızlık korkusu ön plana çıkıyor. Özellikle sosyal anksiyetesi olan gençler, topluluk içinde olmayı tehdit olarak algılar. Bazı gençler için ise ‘denemektense hiç başlamamak’ daha güvenli gelir. Ayrıca aşırı koruyucu veya eleştirel ebeveyn tutumları, bireyin ayrışma sürecini zorlaştırır. İşsizlik, geçim kaygısı, eğitim fırsatlarındaki eşitsizlik gibi faktörler, genci çaresizlik hissine sürükler. Sosyal medya ve oyunlar, kısa süreli haz sağlayarak gerçek yaşamla bağ kurmayı erteler. Bir genç oyun dünyasında başarılı olabiliyorken, okulda veya işte kendini yetersiz hissediyorsa, zihni doğal olarak daha az tehditkâr alana yani sanal ortama yönelir.”</p>
<p><strong>Uzun süreli evde kalma, beynin sosyal etkileşimle ilgili ağlarını da pasifleştiriyor! </strong></p>
<p>Bu durumun ilerleyen yaşlarda kalıcı bir sosyal çekilme ya da mesleki uyumsuzluk riskini artırabileceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Araştırmalar uzun süreli sosyal izolasyonun özgüven, planlama becerisi ve duygusal dayanıklılık üzerinde kalıcı izler bırakabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Japonya’daki ‘hikikomori’ üzerine yapılan bir araştırmaya değinen Aydın, “Bu gençlerin önemli bir kısmının 30’lu yaşlarında bile sosyal hayata yeniden entegre olmakta zorlandığı bulunmuştur. Türkiye’de de benzer risk mevcut. Uzun süreli evde kalma, sadece sosyal çevreyi değil, beynin sosyal etkileşimle ilgili ağlarını da pasifleştiriyor. Bu da ileride iş hayatına uyum sağlama, ekip çalışması yürütme veya ilişkiler kurma becerilerini zorlaştırıyor. Kısacası, bu durum bir ‘tembellik’ değil, zamanında ele alınmazsa sosyal ve mesleki uyum sorununa dönüşebilen bir psikolojik donma halidir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>‘Ev genci’ olmak bir son değil, yardım eli uzatıldığında çözülebilir!</strong></p>
<p>Bu süreçte ailelerin bazı hatalar yapabildiğine işaret eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Aileler, ‘Bu kadar da tembellik olmaz’, ‘bir işe gir de kendine gelirsin’ gibi baskılarda bulunabiliyor. Bu tür yaklaşımlar, gencin çekilme nedenini ortadan kaldırmaz; aksine utanç duygusunu büyütür.” dedi. </p>
<p>Doğru yaklaşımın, gencin neden geri çekildiğini anlamaya çalışmak, onu zorlamak yerine küçük sosyal adımlar atması için teşvik etmek olduğunun altını çizen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Psikolojik destek açısından ise bir uzman desteği alınabilir. Unutmamak gerekir ki ‘ev genci’ olmak bir son değil, yardım eli uzatıldığında çözülebilen geçici bir duraktır. Gencin yeniden sosyal hayata katılması, baskıyla değil; güven, anlayış ve küçük başarı deneyimleriyle mümkün olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-dis-dunyadan-eve-siginiyor-ev-gencleri-artiyor-587900">Gençler dış dünyadan eve sığınıyor! &#8216;Ev gençleri&#8217; artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Ruhsal İyileşme İçin 5 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-ruhsal-iyilesme-icin-5-oneri-585783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 10:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<category><![CDATA[yileşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri, her yıl milyonlarca kadının yaşamını etkileyen ve kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-ruhsal-iyilesme-icin-5-oneri-585783">Meme Kanserinde Ruhsal İyileşme İçin 5 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri, her yıl milyonlarca kadının yaşamını etkileyen ve kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak kabul ediliyor. Tanı konulduğu andan itibaren sadece bedensel bir tedavi süreci değil, aynı zamanda ruhsal bir yeniden yapılanma dönemi de başlıyor. Uzmanlar, fiziksel iyileşmenin yanında psikolojik desteğin de tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psi. Arzu Beyribey, meme kanseriyle mücadele sürecinde ruhsal dayanıklılığın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tanı anında şok, kaygı ve belirsizlik duyguları hakim olur</strong></p>
<p>Kanser tanısını duymak, birçok kadın için hayatın durduğu bir an anlamına gelebilir. “Kanser” kelimesi, sadece bir teşhis değil; ölüm, kayıp ve belirsizlik kavramlarını da beraberinde getirir. Bu dönemde hastalar genellikle şok, inkâr, öfke ve yoğun kaygı yaşarken; psikolojik destek, bilgi kirliliğini azaltmak ve yalnızlık hissini gidermek açısından kritik önem taşır.</p>
<p><strong>Cerrahi süreç ve kadınlık kimliği</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavi sürecinde memenin tamamen alınması ya da sınırlı bir kısmın çıkarılması sadece fiziksel değil, duygusal izler de bırakabilmektedir. Meme; kadınlık, annelik ve toplumsal kimliğin sembolü olarak algılandığı için, kaybı ya da şekil değişikliği benlik algısında sarsılmalara yol açabilir. Memenin kaybı ya da şekil değişikliği, kişide “ben hala aynı kadın mıyım?” endişesi ve bedensel bütünlüğün zedelenmesi hissi doğurabilir. “Aynaya bakmaya korkuyorum”, “Eşim beni çekici bulacak mı?” gibi sorular; psikolojik travmanın kaçınılmaz olduğunun bir göstergesidir. Bu süreçte psikolojik destek çok önemlidir. Cerrahi sonrası rekonstrüksiyon fiziksel bir onarım sağlasa da, kadının kendi bedenini yeniden kabullenmesi ve özsaygısını inşa etmesi için psikoterapi büyük önem taşır. </p>
<p><strong>Yorgunluk ve sosyal izolasyon aşaması</strong></p>
<p>Kemoterapi, radyoterapi ve hormon tedavileri, bedeni olduğu kadar ruhu da etkiler. Saç dökülmesi, kilo değişimleri ve yorgunluk gibi yan etkiler, kişinin sosyal çevresinden uzaklaşmasına ve depresif duygulara sürüklenmesine neden olabilir.  Bu süreç depresyon, kaygı bozuklukları, uyku sorunları ve sosyal izolasyonla el ele ilerler. Kimi hastalar sevdiklerinden uzaklaşırken kimileri, toplumdan gelen “artık kırılgansın”, “iyi misin?” gibi iyi niyetli ama yargılayıcı bakışlar nedeniyle içine daha da kapanabilir. Bu noktada bilişsel davranışçı terapi (CBT), mindfulness uygulamaları ve grup terapileri hem kaygıyı azaltır hem de yalnızlık hissini hafifletir. Psikolojik destek, tıbbi tedavinin tamamlayıcısı olarak hastaların yaşam kalitesini artırır.</p>
<p><strong>Çiftlerin iletişimi de etkilenebilir</strong></p>
<p>Meme kanseri sadece bireysel değil, aynı zamanda ilişkisel bir mücadeledir. Cerrahi sonrası yaşanan bedensel değişiklikler, çift ilişkilerinde mesafe yaratabilmektedir. Kadın “Eşim beni hâlâ çekici bulacak mı?” diye kaygılanırken, partneri “Ona nasıl yaklaşmalıyım?” ikilemiyle baş başa kalabilir. Bu noktada çift terapisi ve psikoseksüel terapi, açık iletişimi güçlendirmeye destek olabilir. İlişkilerin yeniden güven, sevgi ve anlayış temeline oturmasını sağlar. </p>
<p><strong>Hayata yeniden dönüşle başlayan hastalanma korkusu</strong></p>
<p>Tedavi tamamlandığında hastalarda çoğu zaman yeni bir kaygı başlar; hastalığın tekrarlama korkusu. Bu nedenle her ağrı ya da kontrol, yeni bir endişeye dönüşebilir. Ancak bu dönem aslında, doğru yaklaşımlarla psikolojik destek sağlandığında, “travma sonrası büyüme”nin de mümkün olduğu bir dönemdir. Birçok kadın bu süreçte hayatın anlamını yeniden tanımlar, ilişkilerini güçlendirir ve kendi iç dayanıklılığını keşfeder. Bu dönemde psikolojik destek almak; kaygıları yönetmek, olumlu baş etme stratejileri geliştirmek ve bireyin kendi iç gücünü keşfetmesini sağlamak açısından vazgeçilmezdir.</p>
<p><strong>Beden ve ruhun ortak iyileşmesi sağlanmalı</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavi sürecinde beden ile ruh eşzamanlı iyileştiğinde, gerçek iyileşme kalıcı olur. Çünkü gerçek iyileşme yalnızca tümörün alınmasıyla değil, hastanın yaşam sevincini ve özgüvenini yeniden kazanmasıyla mümkündür. Bu dönemde hasta yakınlarının da dikkat etmesi gereken noktalar var. Örneğin “güçlü olmalısın” demek yerine duygulara alan tanıyın. Beden değişimlerine eleştirel yaklaşmayın; sevgi ve destek diliyle konuşun. Beraber yemek yapmak, refakat etmek gibi basit destekler kişinin yalnızlık hissini azaltır.</p>
<p><strong>Ruhun iyileşmesi için 5 öneri</strong></p>
<ul>
<li>Duygularınızı paylaşın ve profesyonel destek alın.</li>
<li>Bedeninizdeki değişimle uyum sağlamak için kendinize zaman tanıyın.</li>
<li>Grup terapilerine katılın; benzer deneyimlerin paylaşımı yalnızlık hissini azaltır.</li>
<li>Cinsel veya çift sorunlarında uzman desteğine başvurun.</li>
<li>Tekrar hastalanma korkusuyla başa çıkmak için nefes, gevşeme ve farkındalık tekniklerini deneyin. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-ruhsal-iyilesme-icin-5-oneri-585783">Meme Kanserinde Ruhsal İyileşme İçin 5 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruh sağlığı ve kaygının önemini Osmangazi&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ruh-sagligi-ve-kayginin-onemini-osmangazide-konusuldu-583383</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 13:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kaygının]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[önemini]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde stres ve kaygı konulu seminer düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruh-sagligi-ve-kayginin-onemini-osmangazide-konusuldu-583383">Ruh sağlığı ve kaygının önemini Osmangazi&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde stres ve kaygı konulu seminer düzenledi. Düzenlenen seminerde alanında uzman psikologlar<br />ruh sağlığının önemi ve herkesin ortak problemlerinde biri olan kaygıyla başa çıkabilme yöntemlerini anlattı. <br /> Osmangazi Belediyesi, Osmangazi Kent Konseyi ve Çekirge Rotary Kulübü, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nü kutlamak için “Stresli Dünyada Kaygıyı Yönetmek” konulu seminer düzenledi. Prof. Dr. Alp Gurbet’in moderatörlüğünü yaptığı Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi’nde düzenlenen programda Uzman Klinik Psikolog Selin Çelen ve Uzman Klinik Psikolog Begüm Ece Çalışkan, Stresli bir dünyada kaygı ve stresle başa çıkma yöntemleri hakkında katılımcılara bilgiler verdi. Osmangazi’de yaşayan vatandaşların yoğun katılım gösterdiği programda  10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günüde kutlandı. </p>
<p> “Başa edilemeyen duygular zamanla fiziksel sorunlara yol açıyor”<br />10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nü kutlamak için bir araya geldiklerini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Begüm Ece Çalışkan, “10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü bugün dünyada ruh sağlığının önemini kutladığımız bir gün burada hem ruh sağlığının önemi ve herkesin ortak problemlerinde biri olan kaygı hakkında konuştuk.  Stresli bir dünyada kaygıyı nasıl yönetebiliriz, stresle nasıl baş edebiliriz hakkında bilgiler verdik. Stres günlük hayatımızda hayatımız da bizim tehdit altında hissettiğimiz normal bir duygu aslında işlevsel olabilir ve kullanabiliriz ama kullanamadığımız işlevimizi bozduğu yerlerde biraz daha onun etrafını doldurarak stresin kaynağını ve nereden geldiğini anlayarak bununla baş etme stratejilerini anlattık. Dünyada herkesin stres seviyesinin arttığını biliyoruz. İstatistik olarak bu eski zamanlara göre çok daha fazla, zamanının büyük çoğunluğunu kazanmak üzere geçiren kişilerde stres çok daha fazla gözüküyor. Dışarı atılmayan başa edilemeyen duygular zamanla fiziksel sorunlara yol açıyor” dedi. <br /> <br /> “Kaygıların başarıda sağlayabilir başarımızı gölgeleyedebilir” <br />Fiziksel sağlığın önemli olduğu kadar ruh sağlığının da önemine dikkat çektiklerini belirten Uzman Klinik Psikolog Selin Çelen, “Kaygılar çeşitli fiziksel hastalıklara sebebiyet verebilir ama sağlıklı yanları da var bunlar performansımızı sağlayan bir şey mesela sınav stresi bizim başarılı olmamıza da sebep olabilir, yada hedeflediğimiz bir şey bir şekilde kaygılı olduğumuz da ona daha kolaylıkla ulaşabilmemizi sağlıyor. İşlevsellik dışına çıktığımızda onu gölgelediği vakitte bu noktada kaygı daha tehlikeli bir boyuta geliyor ve başarımızı gölgeliyor” şeklinde konuştu. </p>
<p>    “Yaşadığımız stres kaygıya ve endişeye dönüşebiliyor”<br /> Dünyada stres altında yaşadıklarını söyleyen Prof. Dr. Alp Gurbet, “Yaşadığımız stres kaygıya ve endişeye dönüşebiliyor. Çok kaygılı ve stresliysek bunları nasıl yönetebiliriz, hakkında Uzman Klinik Psikolog arkadaşlarımız katılıcılara bilgiler verdi” diye konuştu. <br /> <br />    “İnsanı merkez alan her projede yer almaya devam ediyoruz”<br /> Dünya Ruh Sağlığı Günü için bir araya geldiklerini sözlerine ekleyen Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Fatma Çil Yılmaz, “Ruh sağlığı sadece bireysel değil toplumumuzu da ilgilendiren çok önemli bir konu insan olarak ne kadar mutlu olursak toplumumuza o kadar faydalı oluruz. Biz Osmangazi Kent Konseyi olarak insanı merkez alan her projede yer almaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>     “Ruhumuz bedenimizin en değerli hazinesidir”<br /> İyi sağlığın zihinsel ve duygusal dengenin korunması ile mümkün olduğunu söyleyen Çekirge Rotary Kulübü Başkanı Yüksel Aşnı, “Ruhumuz<br />bedenimizin en değerli hazinesidir. Ruh sağlığı ve ruh hastalıklarının<br />toplumda farkındalığını ve anlaşılırlığını artırmak amacıyla 1992 yılından bu<br />yana her yıl 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak kutlanmaktadır. Bizde bu anlamlı günü kutlamak için bir araya geldik” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruh-sagligi-ve-kayginin-onemini-osmangazide-konusuldu-583383">Ruh sağlığı ve kaygının önemini Osmangazi&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[emdr]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletilebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[terapisiyle]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[yükler]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583082</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda pek çok kişi yaşamlarının bir döneminde travmatik ya da zorlayıcı olan olaylara maruz kalıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082">Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda pek çok kişi yaşamlarının bir döneminde travmatik ya da zorlayıcı olan olaylara maruz kalıyor. Travmatik olayların başında çocukluk çağı ihmalleri, ani veya beklenmedik kayıplar, ağır hastalıklar, kaza ve doğal afetler ile sınav ya da performans baskısı gibi yüksek stres yaratan deneyimler geliyor. Bu tür travmatik olaylara maruz kalan kişilerin belleğinde bu olay sağlıklı bir biçimde işlenmeden &#8220;donmuş&#8221; olarak kalıyor. İşlenmeden kalan bu anılar tetikleyici durumlarla karşılaşıldığında; aşırı korku, kaygı, utanç ya da öfke gibi yoğun tepkilere yol açabiliyor. Bilimsel bir psikoterapi yöntemi olan EMDR terapisiyle bireyin rahatsız edici yaşam deneyimlerinden kaynaklanan duygusal sıkıntı ve semptomların hafifletilmesi sağlanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Klinik Psikoloji Bölümü’nden Uz.Psi. Sevcan Aktaş, “10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü” nedeniyle zihinsel travmalar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Beynin psikolojik yaraları iyileştirme kapasitesini harekete geçiriyor</strong></p>
<p>Göz hareketleriyle duyarsızlaşma ve yeniden işlemleme (Eye Movement Desensitization and Reprocessing- EMDR) terapisi, rahatsız edici ya da zorlayıcı yaşam deneyimlerinden kaynaklanan duygusal sıkıntıların ve semptomların hafifletilmesine yardımcı olan bilimsel bir psikoterapi yöntemidir. Psikolojik travmanın beyindeki işlenme biçimine doğrudan temas eder. Tıpkı fiziksel yaralanmalarda vücudun doğal olarak iyileşme sürecine girmesi gibi, EMDR terapisi de beynin psikolojik yaraları iyileştirme kapasitesini harekete geçirmemizi sağlar. </p>
<p><strong>Taciz, aşağılanma ve başarısızlık gibi bazı zorlu anlar beyinde donmuş halde kalabiliyor</strong></p>
<p>Kaza, kayıp, taciz gibi travmatik olaylar ile aşağılanma veya başarısızlık gibi yoğun stres yaratan deneyimler, bazı durumlarda beyin tarafından sağlıklı biçimde işlenemez ve işlenmemiş biçimde bellekte depolanabilir. Bu da tetikleyici durumlarla karşılaşıldığında yoğun korku, kaygı, utanç ya da öfke gibi yoğun tepkilere yol açabilir. EMDR terapisi, bireyin doğal iyileşme sürecini başlatmak için özel olarak yapılandırılmış protokoller ve çift yönlü uyarım (göz hareketi, dokunsal veya işitsel uyarı) teknikleri kullanılır.</p>
<p><strong>Beyindeki işlenmeden donmuş durumlar EMDR terapisiyle yeniden işlenir</strong></p>
<p>Terapist ilk olarak danışanın geçmiş öyküsünü alır, güncel belirtileri değerlendirir ve gelecekteki hedeflerini anlamaya çalışır. Daha sonra birlikte çalışılacak anılar belirlenir. Bu anılar, olumsuz düşünceler, beden duyumları ve duygular eşliğinde terapide ele alınır. Terapi sırasında, danışanın beynindeki bilgi işleme sisteminin yeniden devreye girmesi hedeflenir. Zihinsel olarak bu anıyla bağlantılı rahatsız edici öğeler aktive edilirken, çift yönlü uyarım eşliğinde bu anı yeniden işlenir. </p>
<p><strong>Beyin “Bu zorlu süreç geçti artık güvendeyim” mesajını alır</strong></p>
<p>Bu uyarım, beynin sağ ve sol yarım küreleri arasında iletişimi güçlendirir. Bu süreç, tıpkı uykudayken rüya gördüğümüz REM evresinde olduğu gibi, beynin bilgiyi sınıflandırıp duygusal yükünü azaltmasına yardımcı olur. Beyin, olayı artık &#8220;şu anda yaşanan bir tehdit&#8221; olarak değil, &#8220;geçmişte yaşanmış bir deneyim&#8221; olarak algılamaya başlar.</p>
<p>Bu yeniden işlemleme sırasında kişi, anıya eşlik eden olumsuz düşünceleri ve yoğun duyguları daha gerçekçi biçimde değerlendirmeye başlar. “Ben güçsüzüm” gibi inançların yerini “O anda elimden geleni yaptım” gibi daha dengeli düşünceler alır. Duygusal yoğunluk azalır, bedensel gerginlik gevşer ve kişi kendini daha huzurlu hisseder.</p>
<p><strong>Hangi durumlarda EMDR uygulanabilir?</strong></p>
<p>Başlangıçta travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) için geliştirilmiş olsa da EMDR şu durumlarda etkili bir şekilde kullanılabilir: </p>
<ul>
<li>Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)</li>
<li>Kaygı bozuklukları</li>
<li>Sınav kaygısı ve performans baskısı</li>
<li>Yas ve kayıp sonrası yaşanan duygusal zorlanmalar</li>
<li>Özgüven eksikliği, değersizlik düşünceleri</li>
<li>Çocukluk çağı ihmal veya istismar deneyimleri</li>
<li>Kaza, ameliyat gibi fiziksel travmalardan sonra gelişen duygusal sorunlar</li>
</ul>
<p><strong>EMDR, gelecekteki kaygı verici olaylarda da kişiyi rahatlatabiliyor</strong></p>
<p>EMDR terapisi sadece geçmişte yaşanmış travmalara değil, gelecekte kaygı uyandıran durumlara da uygulanabilir. Kimi zaman kişi henüz yaşanmamış bir olay hakkında yoğun stres yaşayabilir. “Sınavda yine panik olursam, toplantıda herkesin önünde konuşmam gerekirse…” gibi kişi de panik korku yaratan durumlarda EMDR terapistiyle gelecekte olmasını beklediği sahneyi zihninde canlandırır. Bu sırada yine çift taraflı uyarım (örneğin göz hareketleri) uygulanır. Zihin, bu &#8220;olasılık sahnesi&#8221;ni işlerken kişi, o duruma karşı verdiği yoğun tepkileri hafifletir ve yavaş yavaş duruma duyarsızlaşır. Yani kaygı, korku, panik gibi duygular azalır. Yerine daha dengeli, daha güvenli bir içsel yanıt gelişir. Bu çalışmada amaç, kişinin zihinsel olarak o olaya hazırlanmasını sağlamak, gerekli başa çıkma kaynaklarını harekete geçirmek ve beyni “bu durumu güvenle atlatabilirim” mesajına alıştırmaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082">Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batıl inançların aşırılığı ruh sağlığını olumsuz etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/batil-inanclarin-asiriligi-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-575478</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 16:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[aşırılığı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[batıl]]></category>
		<category><![CDATA[Batıl İnançlar]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[İnançlar]]></category>
		<category><![CDATA[inançların]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575478</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, batıl inançların psikolojik, kültürel ve nörobiyolojik temelleri, sağladığı faydalar ve olası zararları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/batil-inanclarin-asiriligi-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-575478">Batıl inançların aşırılığı ruh sağlığını olumsuz etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, batıl inançların psikolojik, kültürel ve nörobiyolojik temelleri, sağladığı faydalar ve olası zararları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Belirsizlikle başa çıkmada batıl inançlar, psikolojik bir araç olarak kullanılır!</strong></p>
<p>Batıl inançların temelinde, insan zihninin belirsizlik karşısında geliştirdiği başa çıkma mekanizmaları yattığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Psikolojik olarak insanlar, kontrol edemedikleri durumlarda anlam arayışı içerisindedir.” dedi.</p>
<p>Araştırmaların, stresli ve öngörülemez olaylarla karşılaşıldığında beynin tehdit algısını azaltmak için çeşitli bilişsel stratejiler geliştirdiğini gösterdiğini aktaran Güven, “Bu stratejilerden biri de nedensellik yanılsamasıdır. İnsan beyni, rastlantısal olayları birbirine bağlayarak sahte neden-sonuç ilişkileri kurma eğilimindedir. Örneğin, sınav öncesinde aynı kıyafeti giydiğinde başarılı olduğunu gören bir öğrenci, bu davranışın ‘şans getirdiğine’ inanabilir. Bu inanç, gerçekte bilimsel bir temele dayanmasa da kişinin kaygısını azaltır ve öznel bir kontrol hissi sağlar. Dolayısıyla batıl inançlar, psikolojik anlamda belirsizlikle baş etmenin ve zihinsel huzuru korumanın bir yolu olarak işlev görür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kaygıyı azaltıp psikolojik dayanıklılığı destekleyebilir!</strong></p>
<p>Stresli veya kriz dönemlerinde batıl inançlara yönelme eğiliminin, psikolojide ‘algılanan kontrol’ kavramıyla açıklandığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “İnsan, yaşamı üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissettiğinde kaygı düzeyi azalır.” dedi.</p>
<p>Ancak hastalık, ekonomik kriz, iş kaybı ya da duygusal travma gibi zorlayıcı dönemlerde kontrol duygusunun zayıfladığını ifade eden Güven, “Bu noktada batıl inançlar, kişiye psikolojik bir ‘sığınak’ sunar. 2008 ekonomik krizi döneminde yapılan bir araştırmada, belirsizlik yaşayan bireylerin batıl ritüellere daha sık başvurduğu saptanmış. Çünkü uğurlu objeler taşımak veya belirli ritüelleri uygulamak gibi sembolik davranışlar kişinin zihninde güvenlik algısını pekiştirir. Böylece batıl inançlar, kaygıyı düzenleyen, duygusal dayanıklılığı artıran ve belirsizlik karşısında psikolojik istikrarı destekleyen bir araç haline gelir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Batıl inançlara aşırı bağımlılık, öz yeterlilik duygusunu zayıflatıp karar verme kapasitesini azaltabilir!</strong></p>
<p>Batıl inançların, bireyin psikolojik kaynaklarını hem olumlu hem de olumsuz yönde etkileyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bir yandan, batıl inançlar ‘psikolojik destek’ işlevi görerek özgüveni artırabilir. Uğurlu olduğuna inanılan bir nesneyi taşıyan kişi, riskli bir karar anında daha cesur davranabilir. Bu durum, plasebo etkisine benzer. İnanç, bireyin öznel deneyimini ve performansını güçlendirebilir. Ancak aşırı düzeyde batıl inançlara bağımlı olmak, öz yeterlilik duygusunu zayıflatabilir. Birey, kendi yetenekleri yerine ‘dışsal’ faktörlere güvenmeye başladığında bağımsız karar alma kapasitesi azalır. Bu, bilişsel çarpıtmaların devreye girdiği bir süreçtir. Özellikle yüksek düzeyde belirsizlik kaygısı yaşayan kişilerde, batıl inançların karar verme süreçlerini rasyonel temelden uzaklaştırarak uzun vadede psikolojik esnekliği sınırladığı görülmektedir.”</p>
<p><strong>Kültürel normlarla da derin bir ilişki içerisinde…</strong></p>
<p>Batıl inançların, yalnızca bireysel psikoloji ile değil, kültürel normlarla da derin bir ilişki içerisinde olduğuna değinen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Sosyal psikoloji araştırmaları, bireylerin inançlarının önemli bir bölümünün, içinde bulundukları toplumun değerleri ve ritüelleri tarafından şekillendiğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Bazı toplumlarda ‘13’ sayısının uğursuzlukla ilişkilendirilirken, bazı Asya kültürlerinde ‘8’ sayısının şansı temsil ettiğini hatırlatan Güven, “Bu kültürel farklılıklar, bireylerin günlük tercihlerini, karar verme süreçlerini ve sosyal davranışlarını etkiler. Sosyal öğrenme kuramına göre, bireyler çevrelerinden model aldıkları inanç ve davranışları içselleştirirler. Bu nedenle, toplumsal düzeyde yaygın olan batıl inançlar, bireyler üzerinde sosyal baskı yoluyla daha da güçlenir. Sonuç olarak, kültürel bağlam, batıl inançların benimsenme düzeyini ve bireylerin bu inançları hangi yaşam alanlarına entegre edeceğini doğrudan belirler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Batıl inançlar nörobiyolojik temellere de sahip!</strong></p>
<p>Nörobilimsel araştırmaların, batıl inançların beynin öğrenme ve ödül mekanizmalarıyla yakından ilişkili olduğunu gösterdiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Beynin dopamin sistemi, ödül beklentisi ve alışkanlık oluşumunda önemli bir rol oynar. Eğer bir kişi belirli bir davranışın ardından olumlu bir sonuç yaşarsa, beyin bu iki olayı birbirine bağlayarak davranışı pekiştirir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca, yüksek kaygı seviyelerinde beynin amigdala ve prefrontal korteks bölgeleri arasındaki iletişimin farklılaştığının belirten Güven, bu durumun da tehdit algısının artmasına ve batıl inançlara yatkınlığın yükselmesine neden olduğunu söyledi ve batıl inançların yalnızca kültürel ve psikolojik değil, aynı zamanda nörobiyolojik temellere de sahip olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Batıl inançlar aşırıya kaçtığında ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir!</strong></p>
<p>Araştırmaların, batıl inançların belirli sınırlar içerisinde psikolojik faydalar sağlayabileceğini ortaya koyduğunu da ifade eden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu faydalar arasında stres yönetimi, motivasyonun artması ve umut duygusunun güçlenmesi sayılabilir. Örneğin, sporcuların ‘uğurlu’ ritüeller uygulaması, öz güvenlerini artırarak performanslarını dolaylı olarak destekler. Bununla birlikte, batıl inançların aşırıya kaçması psikolojik rahatsızlık riskini beraberinde getirir. Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) benzeri tekrarlayıcı ritüellerin oluşumu, bu aşırılığın bir yansımasıdır. Dolayısıyla batıl inançlar, dengeli düzeyde işlevsel bir başa çıkma stratejisi olabilirken, kontrol kaybına yol açacak boyuta ulaştığında bireyin psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/batil-inanclarin-asiriligi-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-575478">Batıl inançların aşırılığı ruh sağlığını olumsuz etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı ödev ve yüksek beklentiler çocukta kaygı yaratabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-odev-ve-yuksek-beklentiler-cocukta-kaygi-yaratabilir-575341</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 19:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[beklentiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[ödev]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yaratabilir]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ev ödevlerinin amacı ile dengeli bir programın çocuk gelişimine katkıları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-odev-ve-yuksek-beklentiler-cocukta-kaygi-yaratabilir-575341">Aşırı ödev ve yüksek beklentiler çocukta kaygı yaratabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ev ödevlerinin amacı ile dengeli bir programın çocuk gelişimine katkıları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ev ödevleri öğrenmeyi pekiştirip sorumluluk ve planlama becerilerini geliştirir!</strong></p>
<p>Ev ödevlerinin temel amacının, öğrencilerin okulda öğrendiklerini pekiştirmeleri, düzenli çalışma alışkanlığı kazanmaları, problem çözme becerilerini geliştirmeleri ve sorumluluk duygusu edinmeleri olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ayrıca zaman yönetimi, bağımsız çalışma ve plan yapma gibi becerilerin gelişmesini de destekler.” dedi.</p>
<p>Öğrencinin zorlanmadan yapabileceği, seviyesine uygun ödevlerin hem güvenini hem de öğrenme motivasyonunu artırdığını dile getiren Ergür, öğretmen veya aileden alınan yapıcı geri bildirimin, bu motivasyonu daha da güçlendirdiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Aşırı ödev ve yüksek aile beklentileri çocukta kaygı ve isteksizlik yaratır! </strong></p>
<p>Her çocuğun ilgi alanı ve güçlü yönlerinin farklı olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “İlgi alanına uygun ödevler, çocuğun motivasyonunu ve özgüvenini yükseltir. Zorlandığı ya da ilgisini çekmeyen konular ise isteksizlik ve olumsuz tutum yaratabilir.” dedi.</p>
<p>Bale, spor ya da piyano gibi yoğun programlara sahip olan çocukların, bazen ödev için yeterli zamanı bulamayabileceklerine değinen Ergür, “Bu durum onların ödeve karşı olumsuz bir yaklaşım geliştirmelerine yol açabilir. Ödevin miktarı ve süresi dengeli olmalıdır. Aşırı ödev, tekrar açısından faydalı görünse de çocuğun yılgınlık, kaygı ve umutsuzluk hissetmesine neden olabilir. Seviyesine uygun ve makul miktardaki ödevler ise başarı duygusunu besler ve özgüveni destekler. Ailelerin beklentileri de burada kritik bir rol oynar. ‘Birinci olmalısın’ gibi baskılar, çocukta kaygı ve stres yaratır; başarılı öğrenciler bile kendini yetersiz hissedebilir. Yüksek beklentiler, çocuğun motivasyonunu düşürebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İdeal olan, bilgiyi pekiştirip sorumluluk kazandıran ama oyuna da zaman bırakan dengeli ödevler!</strong></p>
<p>Öğrencinin performansında veya ödev motivasyonunda belirgin bir düşüş varsa, dikkat eksikliği veya özgül öğrenme güçlüğü gibi nedenlerin de göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Çocuk çabalasa bile ödevde zorlanıyorsa, bu durum özgüvenini zedeleyip duygusal stres yaratabilir.” dedi.</p>
<p>Ev ödevlerinin yapılmamasının, öğrencinin tekrar ve sorumluluk alışkanlığının gelişmemesine, problem çözme ve zaman yönetimi becerilerinin zayıf kalmasına yol açabileceğini ifade eden Ergür, şunları söyledi:</p>
<p>“Dengeli bir yaklaşım burada anahtar rol oynar. Bilgiyi pekiştiren, sorumluluk duygusunu geliştiren ama çocuğun kendine ve oyun zamanına da yer bırakan ödevler ideal olandır. Anaokulundan itibaren küçük ve düzenli ödevler, çocuklara ‘ödevim var ve bitirmeliyim’ bilincini kazandırarak hem sorumluluk hem de özgüveni destekler.”</p>
<p><strong>Aileler sorumluluğu çocuğa bırakmalı! </strong></p>
<p>Ailelerin rolünün de büyük önem taşıdığının altını çizen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ebeveynler çocuklarının ödevlerine ilgisiz kalmamalı, gerekli kaynak ve ortamı sağlamalı, öğretmenle iletişimde olmalı. Ancak ödev sorumluluğunu tamamen üstlenmek yerine rehberlik etmeli, çocuğun kendi sorumluluğunu üstlenmesine fırsat vermeli.” dedi.</p>
<p>Ödevlerin, aile içi iletişimi güçlendirebilecek ortak etkinliklere de dönüşebileceğini kaydeden Ergür, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuğun ödevini kendi başına tamamlaması ve ardından ailenin bu çabayı fark edip takdir etmesi, motivasyonu ve aile bağlarını pekiştirir.</p>
<p>Ödevi çok geç saatlere bırakmamak da verimlilik açısından önemlidir. Dinlenme sonrası, belirli ve düzenli bir çalışma rutini oluşturmak, hem dikkati hem de öğrenme kapasitesini artırır. Ancak çocuk yalnızca ders ve ödevle meşgul edilmemeli. Oyun, spor, sanat ya da başka ilgi alanlarına da zaman ayrılmalı. Spor veya sanatsal bir faaliyete devam eden çocuklar hem disiplin ve sorumluluk bilinci kazanır hem de elektronik ekranlara bağımlı kalmaz. Bu da onların akademik başarılarının yanı sıra sosyal ve duygusal gelişimlerini de destekler.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-odev-ve-yuksek-beklentiler-cocukta-kaygi-yaratabilir-575341">Aşırı ödev ve yüksek beklentiler çocukta kaygı yaratabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ&#8217;lü Uzmandan Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Öncesi Uyarılar: Okula Yeni Başlayacak Çocuklar İçin Doğru Yaklaşım Kritik Öneme Sahip</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesi-uyarilar-okula-yeni-baslayacak-cocuklar-icin-dogru-yaklasim-kritik-oneme-sahip-573016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2025 09:39:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=573016</guid>

					<description><![CDATA[<p>2025-2026 Eğitim ve Öğretim Dönemi 8 Ekim’de başlıyor. Milyonlarca öğrenci ders başı yapmaya hazırlanırken, bu yıl ilk kez okula adım atacak çocuklar için ailelerin doğru yaklaşımı büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesi-uyarilar-okula-yeni-baslayacak-cocuklar-icin-dogru-yaklasim-kritik-oneme-sahip-573016">DEÜ&#8217;lü Uzmandan Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Öncesi Uyarılar: Okula Yeni Başlayacak Çocuklar İçin Doğru Yaklaşım Kritik Öneme Sahip</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2025-2026 Eğitim ve Öğretim Dönemi 8 Ekim’de başlıyor. Milyonlarca öğrenci ders başı yapmaya hazırlanırken, bu yıl ilk kez okula adım atacak çocuklar için ailelerin doğru yaklaşımı büyük önem taşıyor. DEÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Remzi Oğulcan Çıray, özellikle anasınıfı ve 1. sınıf öğrencilerinin okula uyum sürecine dikkat çekerek ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p>Dr. Remzi Oğulcan Çıray, çocukların okul sürecine adapte olma süreçlerinde sık sık yapılan hatalara dikkat çekti. Özellikle ilk kez okula gidecek çocukların okula, arkadaşlarına ve derslere adaptasyon sürecinde ebeveynlerin yapması gerekenleri tek tek sıralayan Çıray, “Okula başlama süreci, özellikle anasınıfına ya da birinci sınıfa adım atan çocuklar için önemli bir gelişimsel dönüm noktasıdır. Bu süreçte çocuğun duygusal olarak hazırlanması, güven duygusunun desteklenmesi ve düzenli bir rutine geçişi oldukça önemlidir. Okul başlamadan önce yapılacak küçük hazırlıklar, süreci oldukça kolaylaştırır. Yaz döneminde bozulan uyku ve yemek düzeninin, okul başlamadan bir süre önce yavaş yavaş düzeltilmesi çocuğun daha az zorlanmasını sağlar. Çocuğun okula başlamadan önce okul binasını görmesi, sınıfına girmesi, öğretmeniyle tanışması ve orada oyun oynayabilmesi de kaygıyı azaltır,” dedi.</p>
<p><b>“ÇOCUKLAR EBEVEYNLERİNİN KAYGILARINI KOLAYLIKLA HİSSEDER”</b></p>
<p>Ebeveynlerin kaygılarını okula ilk kez başlayacak çocuklarına yansıtmamaları gerektiğini vurgulayan Çıray, “Bu dönemde anne-babaların, okulun ne olduğunu ve neden gidildiğini çocuklarına basit, anlaşılır ve olumlu bir dille açıklamaları gerekir. Çocuğun ‘okulda yeni şeyler öğreneceği, arkadaşlar edineceği ve oyun oynayacağı’ vurgulanmalı, sürece dair belirsizlik azaltılmalıdır. Okulun ilk günlerinde ebeveynlerin en önemli rolü güven verici ve tutarlı bir duruş sergilemektir. Çocukla vedalaşırken kısa, net ve kararlı bir şekilde ayrılmak gerekir; uzun ve duygusal vedalar çocuğun kaygısını artırır. Anne-babaların sakin, güven veren bir tavır içinde olmaları çok önemlidir çünkü çocuklar ebeveynlerinin kaygılarını kolaylıkla hisseder. İlk günlerde zorlanılsa bile çocuğun okula düzenli olarak devam etmesi sağlanmalıdır, bir-iki gün ara vermek alışma sürecini daha da zorlaştırabilir. Ev ortamında da çocuğun sürece uyumunu desteklemek mümkündür. Okul sonrası oyun, dinlenme ve ödev için düzenli zamanlar yaratmak, çocuğa güvenli bir çerçeve sunar. Çocuğun çabasının övülmesi, başarıya değil gayrete odaklanılması özgüvenini pekiştirir. Her çocuğun uyum sürecinin farklı olduğu unutulmamalıdır. Bazı çocuklar birkaç gün içinde okulu benimserken, bazıları daha uzun süre desteğe ihtiyaç duyabilir. Bu süreçte kıyaslamalardan kaçınmak, sabırlı olmak ve çocuğun bireysel hızına saygı göstermek gerekir,” diye konuştu.</p>
<p><b>“ANNE-BABALARIN, ÇOCUĞUN DUYGULARINI ANLAMAYA ÖZEN GÖSTERMESİ ÖNEMLİ”</b></p>
<p>Çocukların sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel anlamda okula hazır olmasının kritik olduğunu belirten DEÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Remzi Oğulcan Çıray şunları söyledi:</p>
<p>“Okula hazır olma süreci bütüncül bir gelişim basamağıdır. Sosyal açıdan, çocuğun akranlarıyla iletişim kurabilmesi, oyun kurabilmesi ve paylaşabilmesi önemlidir. Bu beceriler, anaokulu döneminde grup oyunları, ortak etkinlikler ve yaşıtlarla zaman geçirerek gelişir. Ailelerin çocuklarına akran ilişkilerini deneyimleyebilecekleri fırsatlar sunmaları bu açıdan çok faydalıdır. Duygusal açıdan, çocuğun temel ayrılık kaygısını tolere edebilmesi, kendini ifade edebilmesi ve hayal kırıklıklarıyla başa çıkmayı öğrenmesi gerekir. Bunun için anne-babaların çocuğun duygularını anlamaya, kabul etmeye ve güvenli bir şekilde sınır koymaya özen göstermesi önemlidir. Kısa süreli ayrılıklara alıştırmak, duygularını kelimelerle ifade etmesine destek olmak ve başarıya değil çabaya odaklanan bir yaklaşım sergilemek çocuğun duygusal dayanıklılığını artırır. Zihinsel açıdan, dikkatini bir süre odaklayabilmek, yönergeleri takip edebilmek, temel kavramları (renk, şekil, sayı, karşıtlıklar gibi) bilmek okula hazır oluşun önemli göstergelerindendir. Çocuğun bu becerileri kazanabilmesi için evde masal kitapları okumak, soru–cevap oyunları oynamak, birlikte günlük yaşamı planlamak (örneğin, önce kahvaltı yapacağız, sonra parka gideceğiz) gibi etkinlikler yararlıdır. Fiziksel açıdan ise çocuğun kendi başına tuvalet ihtiyacını karşılayabilmesi, basit öz bakım becerilerini (el yıkama, giyinme, yemek yeme) yerine getirebilmesi, kalem tutma, kesme–yapıştırma gibi ince motor becerilerini ve koşma, tırmanma, zıplama gibi kaba motor becerilerini kazanmış olması önemlidir. Bu nedenle çocukların evde sorumluluk almasına izin vermek, hareketli oyunlar ve el becerisi gerektiren etkinlikler sunmak çok değerlidir.”</p>
<p><b>“UYUM SÜRECİNİN ZAMANA YAYILAN BİR SÜREÇ OLDUĞU UNUTULMAMALI”</b></p>
<p>“Okula uyum döneminde ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri kendi kaygılarını çocuğa yansıtmalarıdır,” diyen Çıray, çocuğun üzerinde gereksiz yük oluşturmaktan kaçınılması gerektiğini belirterek, “Anne-baba, çocuğun ayrılmakta zorlanacağını düşündükçe bu kaygı çocuğa da geçer; çocuk aslında kendi duygusundan çok ebeveynin tedirginliğine tepki verir. Özellikle ilk günlerde ağlayarak vedalaşmak ya da kararsız davranmak çocuğun güvende hissetmesini zorlaştırır. Bir diğer sık hata, vedaları uzatmaktır. Bazı aileler çocuğun daha kolay ayrılacağını düşünerek uzun uzun sarılır, sözler verir ya da ‘biraz daha bekleyeyim’ diye sınıfın kapısında kalır. Bu durum çocuğun ayrılığı daha da zor yaşamasına neden olur. Oysa kısa, net ve kararlı bir veda çocuğun güven duygusunu pekiştirir. Ebeveynlerin sıkça düştüğü bir başka yanılgı, çocuğun tepkilerini küçümsemek ya da kıyaslamaktır. ‘Koca çocuk oldun, ağlanır mı?’, ‘Bak diğerleri hiç ağlamıyor!’ gibi sözler, çocuğun hem duygusunu değersizleştirir hem de özgüvenini zedeler. Çocuğun duygusunu kabul etmek, ‘Biliyorum zorlanıyorsun, ama zamanla kolaylaşacak,’ gibi güven verici ifadeler çok daha işlevseldir. Bazı aileler ise okula gitmeme konusunda taviz vermektedir. ‘Bugün gitme, yarın başlarsın,’ ya da ‘Hastaymışsın gibi davranalım,’ şeklinde esnemeler, çocuğun okula karşı kaygısını pekiştirir ve uyum sürecini uzatır. Tutarlı olmak, okulun hayatın düzenli bir parçası olduğunu çocuğa hissettirmek çok önemlidir. Bunların yanı sıra, aşırı beklenti ve baskı da sık görülen hatalardandır. Çocuğun hemen arkadaş edinmesini, derhal uyum sağlamasını ya da derslerde başarı göstermesini beklemek onun üzerinde gereksiz bir yük oluşturur. Çocuğun uyum sürecinin zamana yayılan, kişisel bir süreç olduğu unutulmamalıdır,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>OKUL KORKUSU VE KAYGISI</b></p>
<p>Okul korkusunun en sık görülen belirtilerini de paylaşan Çıray, “Sürekli karın ağrısı, mide bulantısı gibi bedensel şikayetler artıyorsa okul kaygısından söz edilebilir. Çocuğun duygularını küçümsememek, okuldan tamamen uzak tutmamak gerekir. Bu durumda öncelikle çocuğun duygusunu anlamaya çalışmak ve kaygısını küçümsememek çok önemlidir. ‘Ağlanacak bir şey yok!’ gibi ifadeler yerine ‘Zorlandığını anlıyorum, birlikte aşacağız,’ gibi destekleyici cümleler daha işlevseldir. Çocuğun okuldan tamamen uzaklaştırılması yerine, düzenli ve kısa süreli de olsa okulda bulunması sağlanmalıdır. Gerekirse öğretmenle iş birliği içinde, çocuğun kendini güvende hissedeceği bir düzen oluşturulabilir. Bu süreçte ebeveynin sakin ve kararlı olması, çocuğa güven verir. Okula uyum süreci; sabır, anlayış ve iş birliği ile başarıyla tamamlanabilir,” diye konuştu.</p>
<p><b>ÖĞRETMENLERE DE GÖREV DÜŞÜYOR</b></p>
<p>Çıray, son olarak, öğretmenlerin sürecin en önemli destekçisi olduğunun altını çizerek, çocuklara güven verici tutum sergilemelerini, bireysel farklılıkları gözetmelerini ve ailelerle sürekli iletişim halinde olmalarını önerdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesi-uyarilar-okula-yeni-baslayacak-cocuklar-icin-dogru-yaklasim-kritik-oneme-sahip-573016">DEÜ&#8217;lü Uzmandan Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Öncesi Uyarılar: Okula Yeni Başlayacak Çocuklar İçin Doğru Yaklaşım Kritik Öneme Sahip</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullar Açılıyor, Çocuklar Hazır mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okullar-aciliyor-cocuklar-hazir-mi-571470</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 18:05:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[okulda]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571470</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların açılmasına sayılı günler kala, hem anne ve babaların hem de çocukların heyecanı başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullar-aciliyor-cocuklar-hazir-mi-571470">Okullar Açılıyor, Çocuklar Hazır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okulların açılmasına sayılı günler kala, hem anne ve babaların hem de çocukların heyecanı başladı. Ancak özellikle bazı çocuklarda bu dönem, heyecanın da ötesine geçecek düzeyde strese ve bazı kaygılara neden olabiliyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Funda Gümüştaş, ebeveynlerin küçük yaşlardan itibaren çocuklarını gözlemlemelerinin, sosyal ortamlara kademeli şekilde katılımlarını sağlamalarının çok değerli olduğunu vurguluyor. </strong></p>
<p>Okula dönüş dönemlerinde her sınıftan çocukta kaygılar görülebilirken özellikle ilkokul 1. sınıfa yeni başlayanlarda kaygıya daha sık rastlanır. Her ne kadar anasınıfı eğitimi almış olsalar dahi ilkokul 1. sınıf çocukların kuralları daha belirgin bir düzene başlangıç yaptıkları ilk yıldır. Okuma yazma, aritmetik becerilerinin daha yoğun öğretildiği, ödevlendirmelerin daha düzenli yapıldığı, okuma yazmayı sökmesi gibi çevresindekilerin beklentilerini çocuğun fark ettiği bir dönemdir. Ayrıca, ilkokul 1. sınıfa başlayacak çocuklarda anneden ayrılma kaygısı ile sık karşılaşılır. Çocukların “okulda yalnız kalacakları, ebeveynlerinin gelip kendilerini almayacakları” şeklinde olumsuz, kaygı uyandıran düşünceleri olur. Bu nedenle ebeveynler çocuklarını okula götürmekte zorluk çekebilir, okulun bahçesinde, sınıf önünde çocuğunun çıkmasını beklemek durumunda kalabilirler. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Funda Gümüştaş,</strong> okula yeni başlayan çocuklarda oluşan kaygı düzeyindeki artışı kontrol edebilmek için önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Öğretmeniyle tanıştırın ve birlikte okulu gezin</strong></p>
<p>Okul açılmadan önce çocuğunuzu öğretmeniyle tanıştırın. Birlikte okulu gezin, bir gününün okulda nasıl geçeceğini anlatın ve okulda ne kadar süre kalacağına dair onunla sohbet edin. Böylece çocuğunuzun zihnindeki belirsizlikleri azaltmasına destek olurken, kaygılarının gelişimini engelleyebilir veya boyutunu azaltabilirsiniz.</p>
<p><strong>İş birliğini önemseyin </strong></p>
<p>Okula dönüşte öğretmen ile iş birliğinizin çok önemli olduğunu unutmayın. Bu noktada çocuğunuzun okula alışması için acele etmeyin. Zorluk yaşadığı durumlara karşı anlayış gösterin.</p>
<p><strong>İlk zamanlar gerekirse okulda bekleyin</strong></p>
<p>Okulun ilk günlerinde ihtiyaç halinde okulda bekleyin. Ancak bu bekleyişin yerini ve süresini tamamen çocuğun kontrolüne bırakmayın. Kaygısıyla ufak ufak yüzleşme çalışmaları yaparak ona yardımcı olun.</p>
<p><strong>Sosyalleşme fırsatlarını destekleyin </strong></p>
<p>Sosyal fobi diye adlandırdığımız sosyal ortamlarda eleştirilme, dalga geçilme, rezil olma kaygısının da en sık görüldüğü yaşlar lise başlangıç yaşlarıdır. Bu nedenle çocuğunuz ilkokul, ortaokul dönemlerinden itibaren sessiz ve çekingense veya daha sonradan içe kapanmaya başlamışsa, liseye geçmeden önce bir çocuk ergen ve psikiyatri uzmanına başvurmakta fayda olur. Öyle ki, tedavi edilmemiş sosyal fobiye okul fobisi de eklenir ve giderek ağırlaşırsa bu tablo okul reddine kadar gidebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullar-aciliyor-cocuklar-hazir-mi-571470">Okullar Açılıyor, Çocuklar Hazır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile öğrencilerin istatistiksel kaygı düzeyleri azaltılacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-ogrencilerin-istatistiksel-kaygi-duzeyleri-azaltilacak-550075</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 07:49:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[azaltılacak]]></category>
		<category><![CDATA[düzeyleri]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[istatistiksel]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550075</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Suner Karakülah’ın yürütücülüğünü yaptığı “İstatistik Okuryazarlığını Sağlamaya ve İstatistik Kaygısını Azaltmaya Yönelik Yapay Zeka Dil Modeli Destekli Bir Biyoistatistik Dersinin Tasarlanması” başlıklı proje TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-ogrencilerin-istatistiksel-kaygi-duzeyleri-azaltilacak-550075">Bu proje ile öğrencilerin istatistiksel kaygı düzeyleri azaltılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Suner Karakülah’ın yürütücülüğünü yaptığı “İstatistik Okuryazarlığını Sağlamaya ve İstatistik Kaygısını Azaltmaya Yönelik Yapay Zeka Dil Modeli Destekli Bir Biyoistatistik Dersinin Tasarlanması” başlıklı proje TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p>Proje yürütücüsü Doç. Dr. Aslı Suner Karakülah’ı makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Araştırma üniversitemizin bünyesinde görev yapan araştırmacılar bilimsel performansları ile göğsümüzü kabartmaya devam ediyorlar. Üniversitelerarası iş birliğine dayalı disiplinlerarası bir anlayışla hazırlanan bir projemiz daha TÜBİTAK’tan destek almaya hak kazandı. Projedeki özellikle istatistik okuryazarlığını geliştirmek ve öğrencilere yönelik kaygı düzeylerini azaltmak adına sunacağı yenilikçi yaklaşımların, eğitimde kaliteyi artırma yolunda önemli bir adım olacağına inanıyorum. Yapay zeka teknolojilerinin eğitim süreçlerinde kullanımı, öğrenme deneyimlerini kişiselleştirme ve verimliliği artırma açısından büyük bir potansiyele sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu bağlamda, biyoistatistik gibi karmaşık bir alanda öğrencilerin daha etkin bir şekilde ders materyalini kavrayabilmesi ve kaygılarının azaltılması için geliştirilecek modelin, alanındaki diğer projelere de ilham vereceğine inanıyorum. Doç. Dr. Aslı Suner Karakülah’ı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p>Projenin içeriği hakkında konuşan Doç. Dr. Aslı Suner Karakülah, “Bu proje kapsamında, tıp fakültesi öğrencilerinin istatistik okuryazarlığını sağlamak ve istatistik kaygılarını azaltmak için yapay zeka dil modeli destekli yenilikçi bir biyoistatistik dersi tasarlanacaktır. Proje, yaygın ve önemli bir problemi ele alarak, istatistik okuryazarlığına odaklanmakta ve tıp fakültesi öğrencilerinin istatistik alanında karşılaştıkları kaygıları azaltmayı amaçlamaktadır. Proje kapsamında, OpenAI tarafından geliştirilen ChatGPT gibi yapay zeka dil modelleri kullanılarak öğrencilere bireyselleştirilmiş ve etkileşimli bir öğrenme deneyimi sunulması planlanmaktadır. Yenilikçi eğitim içeriğiyle, öğrencilerin istatistiksel kavramları daha iyi anlamaları ve bilimsel araştırmalarda istatistiksel yöntemleri daha etkin kullanmaları sağlanacaktır. Türkiye’deki tıp fakültelerindeki biyoistatistik dersi içerikleriyle uyumlu ve Tıp Eğitimi Ulusal Çekirdek Eğitim Programı (UÇEP) kriterlerine uygun olarak tasarlanacak ders ile yapay zeka araçlarının tıp eğitiminde bir öğretim teknolojisi olarak ders tasarımında kullanımının teşvik edilmesi hedeflenmektedir” dedi.</p>
<p><b>“Öğrencilerin istatistik kaygısı azaltılacak”</b></p>
<p>Projede tamamlandıktan sonra çıkacak sonuçlar hakkında kısa bir bilgi veren Doç. Dr. Aslı Suner Karakülah, “Proje, istatistik okuryazarlığını geliştirmeye ve öğrencilerdeki istatistik kaygısını azaltmaya yönelik önemli bir adım atacaktır. Yapay zeka destekli dil modelleri, öğrencilere biyoistatistik derslerinin zorluklarını daha anlaşılır hale getiren ve konuları adım adım açıklayan bir öğrenme deneyimi sunacaktır. Bu proje sayesinde, öğrenciler istatistiksel kavramları daha etkin bir şekilde öğrenmiş olacaklar ve böylece daha fazla destek alarak dersteki başarıları artacaktır. Yapay zeka teknolojisinin eğitimdeki etkin kullanımı, öğrencilerin istatistiksel anlayışlarını pekiştirmelerine yardımcı olacak, aynı zamanda eğitim materyallerine daha erişilebilir bir şekilde ulaşmalarını sağlayacaktır. Projenin bir diğer önemli katkısı, istatistik kaygısının azaltılmasıdır. Öğrenciler, dil modeli destekli öğretim aracılığıyla bireysel hızlarında ilerleme şansı bulacak ve karmaşık istatistiksel kavramlarla başa çıkma konusundaki özgüvenleri artacaktır. Yapay zeka uygulamaları, öğrencilere kişisel geri bildirimler ve pratik fırsatlar sunarak kaygı seviyelerini azaltacak, böylece daha etkili bir öğrenme ortamı yaratacaktır” dedi.</p>
<p>Yürütücülüğü Doç. Dr. Aslı Suner Karakülah’ın yaptığı projenin ekibinde, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Nurullah Orman, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Timur Köse, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Tıp Eğitimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ozan Karaca ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Fen Fakültesi İstatistik Bölümü İstatistik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Eralp Doğu yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-ogrencilerin-istatistiksel-kaygi-duzeyleri-azaltilacak-550075">Bu proje ile öğrencilerin istatistiksel kaygı düzeyleri azaltılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Panikatak yok ama sürekli kaygı ve endişe var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/panikatak-yok-ama-surekli-kaygi-ve-endise-var-548815</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 12:50:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[panikatak]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, ‘Yaygın Anksiyete Bozukluğu’nun zihinsel, duygusal, bedensel ve davranışsal belirtileri ile kişinin günlük yaşamını nasıl olumsuz etkilediğinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/panikatak-yok-ama-surekli-kaygi-ve-endise-var-548815">Panikatak yok ama sürekli kaygı ve endişe var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, ‘Yaygın Anksiyete Bozukluğu’nun zihinsel, duygusal, bedensel ve davranışsal belirtileri ile kişinin günlük yaşamını nasıl olumsuz etkilediğinden bahsetti.</p>
<p><strong>Anksiyete bozukluğu zihni, bedeni ve günlük yaşamı çok yönlü etkiliyor</strong></p>
<p>Anksiyete bozukluğunun, kişinin düşünce yapısını, duygularını, bedenini ve günlük işlevselliğini çok yönlü olarak etkileyen psikolojik bir durum olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Anksiyete bozukluğu olan bireylerde genellikle yoğun ve kontrol edilemeyen kaygı düşünceleri görülür. ‘Ya kötü bir şey olursa?’, ‘yeterince iyi değilim’ gibi felaketleştirme eğilimi yaygındır. Dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, karar verme zorlukları sık yaşanır. Gelecek odaklı, sürekli bir tehdit beklentisi vardır.” dedi.</p>
<p>Sürekli bir endişe, huzursuzluk ve gerginlik hissi, ani öfke patlamaları, sinirlilik ya da ağlama nöbetleri gibi duygusal etkiler de görülebileceğini aktaran Demir, “Anksiyete, sadece zihinsel değil, aynı zamanda bedensel belirtilerle de kendini gösterir. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, terleme, mide bulantısı, baş dönmesi, kas gerginliği yaygındır. Uyku problemleri (uyuyamama, sık uyanma) sık görülür. Bazı bireylerde panik ataklar yaşanabilir, kişi kalp krizi geçirdiğini ya da öleceğini düşünebilir. Ayrıca kaçınma davranışı belirgindir. Kişi, kaygı duyduğu ortamlardan ya da durumlardan uzak durmaya çalışır. Sosyal ilişkiler zayıflayabilir, kişi içe kapanabilir. Günlük sorumluluklarda azalma, işlevsellikte bozulma olabilir. Örneğin işe gitmekte, alışveriş yapmakta, toplu taşıma kullanmakta zorlanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kontrol edilemeyen ve sürekli kaygı: Yaygın Anksiyete Bozukluğu</strong></p>
<p>En yaygın görülen anksiyete bozukluklarından birisinin de ‘Yaygın Anksiyete Bozukluğu’ (YAB) olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bu kişiler, akut bir şekilde panik dönemleri yaşamazlar.” dedi.</p>
<p>Panikatak dönemleri yaşamamaları ve o an bir sıkıntı çekmemelerine rağmen çoğu zaman gergin ve kaygılı hissettiklerine dikkat çeken Demir, “Farklı birçok konu ile ilgili endişeleri vardır. Örneğin sağlık, ailevi problemler, para, iş gibi konularda sorunlar yaşarlar. Kişilerde aşırı kaygıya, kontrol edilemeyen   endişelere, kas gerilmelerine, huzursuzluğa, çabuk yorulma ve sinirlenmeye, dikkat bozukluğuna sebep olabilir. Duygusal, fiziksel ve zihinsel şikayetlere de sebep olabilir. Yaygın kaygı hali kendini pek çok alanda gösterir ve günün en az yarısını birçok olay ve eylemle ilgili kaygı ve endişe hali duyar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kaygı ve endişeye eşlik eden bu belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Kaygıya ve endişeye eşlik edebilecek durumlara da değinen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Kolay yorulma, sürekli diken üstünde olma hali, odaklanmada güçlük çekme, zihnin boşalmış gibi hissedilmesi, kas gerginliği ve uyku bozukluğu. Bunlar önemli birer Yaygın Anksiyete Bozukluğu belirtisi diyebiliriz ve bu belirtilerden en az üç tanesi kaygı ve endişe haline eşlik eder.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/panikatak-yok-ama-surekli-kaygi-ve-endise-var-548815">Panikatak yok ama sürekli kaygı ve endişe var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YKS&#8217;ye giden yolda &#8216;kaygı&#8217; tuzağına düşmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yksye-giden-yolda-kaygi-tuzagina-dusmeyin-546073</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 11:35:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[düşmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[giden]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[tuzağına]]></category>
		<category><![CDATA[yksye]]></category>
		<category><![CDATA[yolda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, sınav kaygısının nedenleri, etkileri ve başa çıkma yöntemleri ile özellikle ebeveynlerin bu süreçteki destekleyici rolünün öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yksye-giden-yolda-kaygi-tuzagina-dusmeyin-546073">YKS&#8217;ye giden yolda &#8216;kaygı&#8217; tuzağına düşmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, sınav kaygısının nedenleri, etkileri ve başa çıkma yöntemleri ile özellikle ebeveynlerin bu süreçteki destekleyici rolünün öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Kontrolsüz kaygı, öğrencinin potansiyelini engeller!</strong></p>
<p>Sınavların, öğrencilerin yalnızca akademik yeterliliğini değil, aynı zamanda stresle başa çıkma becerilerini de ölçen önemli dönemeçler olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu süreçte hissedilen kaygı, belirli bir seviyeye kadar motive edici olabilirken; kontrolsüz hale geldiğinde öğrencinin potansiyelini ortaya koymasını engelleyebilir.” dedi.</p>
<p>YKS gibi geleceği belirleyen sınavların öğrencilerde yüksek stres yarattığını ve sınav kaygısının yoğun yaşanmasına neden olduğunu aktaran Çevirir, “Bu kaygı yalnızca bireyin içsel yaşantısıyla sınırlı değildir. Aile tutumları gibi çevresel faktörler de bu süreçte belirleyici rol oynar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı bireyin performansını düşürebilecek kadar yoğun olabilir! </strong></p>
<p>Öğrencinin sınav öncesinde ya da sınav anında başarısızlık korkusu nedeniyle yaşadığı yoğun stres halinin sınav kaygısı olarak adlandırıldığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu kaygı, zihinsel, duygusal ve fiziksel düzeyde etkiler yaratabilir.” dedi.</p>
<p>Sınav kaygısının heyecanla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Çevirir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Çünkü heyecan motive edici ve geçici bir uyaranken, sınav kaygısı bireyin performansını düşürebilecek kadar yoğun olabilir. Bilişsel olarak dikkat dağınıklığı, unutkanlık, ‘başaramayacağım’ gibi olumsuz iç seslerle birlikte sınavla ilgili felaket senaryoları geliştirme görülebilir. Duygusal açıdan huzursuzluk, karamsarlık, ağlama isteği ve öfke patlamaları; fiziksel olarak ise kalp çarpıntısı, mide bulantısı, terleme, kas gerginliği gibi tepkilerle kendini gösterebilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynlerin rolü, denetleyici değil destekleyici olmak! </strong></p>
<p>Sınav kaygısını artıran en önemli dışsal etkenlerden birinin de baskıcı ve aşırı eleştirel ebeveyn tutumları olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Özellikle çocuğun başarısını merkeze koyan, sonuç odaklı ve kıyaslayıcı ebeveyn davranışları öğrencide yetersizlik duygusunu pekiştirir.” dedi.</p>
<p>‘Kardeşin kazandı, sen neden yapamayasın?’, ‘Bu sınavdan yüksek almazsan geleceğin mahvolur’ gibi ifadelerin öğrencinin iç sesine dönüşerek kaygının temel kaynaklarından biri haline gelebileceğini dile getiren Çevirir, “Araştırmalar, bu tür eleştirel tutumların öğrencinin kendilik değerini yalnızca başarıya indirgediğini ve özgüvenini zedelediğini gösteriyor. Bu noktada ebeveynlerin rolü, denetleyici değil destekleyici olmaktır. Öğrencinin yalnızca akademik başarısını değil, çabasını da takdir etmek, sürece odaklanmak ve koşulsuz bir kabul sunmak oldukça değerlidir. ‘Ne kadar çalıştığını biliyorum, seninle gurur duyuyorum’ gibi ifadeler öğrencinin kendini değerli hissetmesini sağlar. Gerçekçi beklentilerle yaklaşmak, empati göstermek ve sınavın hayatın sonu olmadığını hatırlatmak ebeveyn desteğini anlamlı hale getirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Olumlu cümlelerle içsel konuşmaları düzenlemek mümkün… </strong></p>
<p>Sınav kaygısıyla baş etmek için öğrencilerin uygulayabileceği çeşitli stratejiler bulunduğunu da aktaran Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bunların başında nefes egzersizleri, gevşeme teknikleri ve beden farkındalığı çalışmaları gelir. Özellikle 4-7-8 nefes tekniği gibi yöntemler, kaygı anında sinir sistemini düzenleyerek bireyin fiziksel tepkilerini kontrol altına almasına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Olumsuz düşünceleri fark edip yeniden yapılandırmanın zihinsel dayanıklılığı artıracağını kaydeden Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Başarısız olacağım’ yerine ‘elimden geleni yapıyorum’ gibi cümlelerle içsel konuşmaları düzenlemek mümkün. Ayrıca, sınav provası yapmak, bilinmezliği azaltarak kaygının yoğunluğunu düşürür. Sınav anında ise odaklanmayı korumak oldukça önemli. Öğrencinin yalnızca çözmekte olduğu soruya yönelmesi, geçmiş ya da geleceğe dair kaygılı düşüncelerden uzaklaşmasına yardımcı olur. Fiziksel farkındalık, öğrenciyi ana döndürür. Örneğin kalemini tuttuğunu, sandalyesine oturduğunu hissetmek dikkati toparlayabilir. Daha önce hazırlanan olumlu iç ses cümlelerinin sınav esnasında hatırlanması da güven duygusunu besler.”</p>
<p><strong>Sınav sonucu, bir bireyin değerini belirlemez…</strong></p>
<p>Sınav sabahı ise sınavın kendisi kadar kritik bir aşama olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Öğrencilerin bu sabah yeni ve alışılmadık gıdalardan, aşırı kafeinden ve sosyal medya gibi uyarıcılardan uzak durmaları önerilir. Zihinsel olarak rahat hissetmeleri için sınav yerine zamanında ulaşmak, gevşeme egzersizleri yapmak ve hafif bir kahvaltı tercih etmek önemli. Sınava aşırı aç ya da aşırı tok girilmesi dikkat sorunlarına neden olabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Sınav kaygısının bireysel olduğu kadar ilişkisel boyutlar da taşıyan bir süreç olduğunu hatırlatan Çevirir, “Bu nedenle yalnızca öğrencinin değil, ailesinin ve çevresinin de sürece dahil olması gerekir. Ebeveynlerin destekleyici, anlayışlı ve empatik tutumu; öğrencinin sınav performansını olduğu kadar, uzun vadeli psikolojik sağlığını da olumlu etkiler. Unutulmamalıdır ki bir sınav sonucu, bir bireyin değerini belirlemez. Öğrencinin yanında durmak, çabasını takdir etmek ve duygusal güven sunmak, onun hem bugünkü başarısını hem de gelecekteki dayanıklılığını inşa edecektir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yksye-giden-yolda-kaygi-tuzagina-dusmeyin-546073">YKS&#8217;ye giden yolda &#8216;kaygı&#8217; tuzağına düşmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LGS Öncesi Kaygı Uyarısı Geldi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lgs-oncesi-kaygi-uyarisi-geldi-543668</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 08:06:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[lgs]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543668</guid>

					<description><![CDATA[<p>LGS heyacanı sürüyor. Uzmanlar LGS'ye girecek adaylara ve ailelerine kaygı uyarısında bulundu.  Kaygınızı kontrol edemiyorsanız, çocuğunuzla vakit geçirmeyin!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lgs-oncesi-kaygi-uyarisi-geldi-543668">LGS Öncesi Kaygı Uyarısı Geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>LGS heyacanı sürüyor. Uzmanlar LGS’ye girecek adaylara ve ailelerine kaygı uyarısında bulundu.  <strong>Kaygınızı kontrol edemiyorsanız, çocuğunuzla vakit geçirmeyin!</strong></p>
<p>Sınavlar öncesi öğrencilerin kaygı yaşayabildiğini belirten uzmanlar, bu kaygının öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olduğunu ve başarının düşmesine yol açtığını söylüyor.</p>
<p>LGS yaklaşırken sınav kaygısının gerçek performansın ortaya konmasını engellediğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sadece sınav gününü ve sınavın sonucunu zihninizden geçirmeyin. Sevdiğiniz kişiler ile vakit geçirin.” önerisinde bulundu. Ailelerin dikkat etmesi gerekenlere de değinen Taşkın, pozitif bir davranış gibi düşünülerek söylenen, ‘sen yaparsın, sen en iyi liseye layıksın’ sözlerinin çocuklarda çok büyük kaygıya sebebiyet verebildiğine dikkat çekti ve kaygısını kontrol edemeyen bir ebeveynin sürekli çocuğun yanında olmasının uygun olmadığını belirtti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 15 Haziran’da gerçekleşecek Liselere Geçiş Sınavı (LGS) öncesinde, sınava girecek öğrencilere ve ailelerine kaygı yönetimi konusunda önerilerde bulundu.</p>
<p><b><strong>Kaygıyı bastırmaya değil, belli bir seviyede tutmaya çalışın!</strong></b></p>
<p>Sınav kaygısının, öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bireyin sınava yüklediği anlam, sınavın zihindeki yeri, sınav sonrası kişinin ailesinin ve arkadaşlarının gözündeki yeri ve sınava verilen önem, sınav kaygısı oluşumu üzerinde etkilidir” diye konuştu. Sınav stresi ile baş etmek için bazı adımlar izlenebileceğini dile getiren Taşkın, “Gerçekçi olmayan düşünme alışkanlıklarını değerlendirmek ve gerekirse değiştirmek önemli bir adım. Bununla birlikte nefes alma egzersizleri, gevşeme egzersizleri, kaygıyı bastırma değil onu yeteri ve gereği kadar seviyede tutmak ile dikkatini başka noktalara odaklama tekniği, kullanılabilecek başa çıkma yollarıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><b><strong>Sadece sınav gününü ve sınavın sonucunu düşünmeyin!</strong></b></p>
<p>Sınav kaygısının gerçek performansın ortaya konmasını engelleyeceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Kaygıya yenik düşerseniz potansiyelinizin altında bir sonuç elde edersiniz.” uyarısında bulundu. Taşkın, dikkat edilmesi gereken diğer noktaları şöyle sıraladı: “Sınavdan önce mutlaka uyku düzeninizi sağlayın. Beslenmenize özen gösterin. Mutlaka beden ve rahatlama egzersizleri yapın. Aklınıza gelen negatif düşüncelere takılıp kalmayın, eğer yapabiliyorsanız odak noktanızı değiştirin. Sadece sınav gününü ve sınavın sonucunu zihninizden geçirmeyin. Sevdiğiniz kişiler ile vakit geçirin. Son gün ders çalışmayı denemeyin!</p>
<p><b><strong>Kaygınızı kontrol edemiyorsanız, sınav öncesi çocuğunuzla vakit geçirmeyin!</strong></b></p>
<p>Sınav öncesi ailelerin çocuklarına olumlu geribildirimlerde bulunması gerektiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sonuçtan çok sürecin önemli olduğu çocuğa bildirmeli ve bu süreçte elinden geleni yaptığı hissettirilmeli. Sınav öncesi ve sonrasına dair aile hassas olmalı, çocuklarını asla bir başkası ile kıyaslamamalı.” dedi. Ailelerin empati yaparak çocuklarının heyecanını anladıklarını da dile getirmeleri gerektiğini kaydeden Taşkın, sözlerini şöyle sürdürdü, “Aileler çocuklar için cesaretlendirici olmalı. Sınav sonucu ne olursa olsun çocuğunuz onu seveceğinizi bilmeli. Sınav günü ailenin heyecanı sınava yönelik değil çocuğa yönelik olmalı. Farkında olmadan pozitif bir davranış gibi düşünülerek söylenen, ‘sen yaparsın, sen en iyi liseye layıksın’ sözleri çocuklarda çok büyük kaygıya sebebiyet verebilir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lgs-oncesi-kaygi-uyarisi-geldi-543668">LGS Öncesi Kaygı Uyarısı Geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Proje ile Hepatobiliyer Cerrahide Kaygı ve İyileşme Kalitesi Arasındaki İlişki İncelenecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hepatobiliyer-cerrahide-kaygi-ve-iyilesme-kalitesi-arasindaki-iliski-incelenecek-406835</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Sep 2023 13:00:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arasındaki]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahide]]></category>
		<category><![CDATA[hepatobiliyer]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[incelenecek]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=406835</guid>

					<description><![CDATA[<p>Egeli bilin insanı Doç. Dr. Esma Özşaker’in projesine TÜBİTAK’tan destek</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hepatobiliyer-cerrahide-kaygi-ve-iyilesme-kalitesi-arasindaki-iliski-incelenecek-406835">Bu Proje ile Hepatobiliyer Cerrahide Kaygı ve İyileşme Kalitesi Arasındaki İlişki İncelenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Esma Özşaker’in yürütücülüğünü yaptığı “Hepatobiliyer Cerrahi Hastalarında Ameliyat Öncesi ve Sonrası Kaygı ile Ameliyat Sonrası İyileşme Kalitesi Arasındaki İlişki” başlıklı proje TÜBİTAK 1002 B Acil Destek Modülü programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Proje ile hepatobiliyer cerrahi hastalarında ameliyat öncesi ve sonrası kaygı ile ameliyat sonrası iyileşme kalitesi arasındaki ilişki incelendi.</p>
<p>Projeyi gerçekleştiren ekibi tebrik ederek başarılar dileyen  Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Ege Üniversitesinin,  tam akredite, öğrenci odaklı bir araştırma üniversitesi olduğunu, bilim insanları tarafından hazırlanan nitelikli projelerin başta TÜBİTAK olmak üzere ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından destek görmeye devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Yürütülen çalışma ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Esma Özşaker, “Hasta olmak, biyolojik, psikolojik, sosyal, ekonomik birçok faktörü etkileyen tıbbi açıdan fizyolojik denge durumunun bozulmasını kapsayan bir yaşam krizi olarak değerlendirilir. Fiziksel hastalığın getirdiği engellemeler, çaresizlik, yeterliliğin kaybı endişesi, vücut organ ve bölgelerinin zedeleneceği endişesi, ölüm korkusu, hastalığa yüklenen anlam kişinin yaşadığı anksiyetenin şiddetini etkiler. Ameliyat öncesi anksiyete, cerrahi işlem planlanan hastaların yüzde 80 ile yüzde 92&#8217;sinin yaşadığı yaygın psikolojik ve fizyolojik bileşenleri olan bir sendromdur. Yapılan araştırmalar ameliyat olacak hastaların orta düzeyden panik derecesine varabilen kaygı yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Ameliyat öncesi yüksek düzey anksiyete yaşayan hastalarda, ameliyat sonrası dönemde yüksek düzeyde ağrı insidansı, immün sistemde zayıflama ve enfeksiyon riskinde artma, analjezik kullanımında artma, yara iyileşmesinde gecikme, pesimist ruh hali ve uzun süreli hastanede yatış gibi olumsuz etkiler izlenir. Ameliyat öncesi anksiyete ameliyat sonrası erken iyileşmeyi önemli ölçüde etkileyebilir. Yaşanabilecek tüm bu olumsuzluklar hastanın hastanede yatış süresini uzatmakta ve maliyeti artırmaktadır. Ayrıca ameliyat sonrası yatış süresinin uzamasına bağlı hasta bakım ve tedavi kalitesinde azalma ve sağlık profesyonellerinde tükenmişlik ortaya çıkabilecek ikincil sorunlardır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Araştırmamız alanda yapılacak çalışmalara yol gösterecek” </b></p>
<p>Araştırma evreninin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Organ Nakli Kliniğinde yatış yapan hepatobiliyer cerrahi hastalarının oluşturduğunu ifade eden Doç. Dr. Esma Özşaker, “Veriler Ocak &#8211; Eylül 2023 tarihleri arasında, hastaların sosyodemografik bilgilerini ve ameliyat ile ilgili bilgileri içeren toplan 24 sorudan oluşan Hasta Tanıtım Formu, STAI-Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve İyileşme Kalitesi-40 Ölçeği (QoR-40) kullanılarak toplanacaktır. Araştırmaya katılmaya gönüllü hastalara ameliyat öncesi çalışmanın amacı ve formların doldurulması ile ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra, ameliyat öncesi ve sonrası belirli sürelerde yüz yüze görüşülerek formlar doldurulacaktır. Çalışmada sonucunda; ameliyat öncesi hastaların durumluk kaygı düzeyleri ve sürekli kaygı düzeyleri; ameliyat sonrası hastaların durumluk kaygı düzeyleri ve iyileşme düzeyleri; ameliyat öncesi durumluk kaygı ile ameliyat sonrası durumluk kaygı ve iyileşme düzeyleri arasındaki ilişki; ameliyat öncesi sürekli kaygı ile ameliyat sonrası durumluk kaygı ve iyileşme düzeyleri arasındaki ilişki; ameliyat sonrası durumluk kaygı ile iyileşme düzeyi arasındaki ilişki; hastaların tanımlayıcı özelliklerine göre ameliyat öncesi ve sonrası durumluk-sürekli kaygı ve iyileşme düzeyleri arasında istatistiksel fark olup olmadığı incelenecektir. Hepatobiliyer cerrahi hastalarında kaygı düzeylerinin tanımlanması ve ameliyat sonrası iyileşme kalitesi ile ilişkisinin belirlenmesi hasta bakım kalitesinin arttırılmasında önemli rol oynayacağı ve bu alanda yapılacak çalışmalara yol gösterici olacağı düşünülmektedir” dedi.</p>
<p>Proje Yürütücülüğünü Doç. Dr. Esma Özşaker’in yaptığı 6 ay sürecek olan bilimsel çalışmada Araştırma Görevlisi  Züleyha Aykut da görev alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hepatobiliyer-cerrahide-kaygi-ve-iyilesme-kalitesi-arasindaki-iliski-incelenecek-406835">Bu Proje ile Hepatobiliyer Cerrahide Kaygı ve İyileşme Kalitesi Arasındaki İlişki İncelenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Normal Doğumdan Uzaklaştıran 6 Yaygın Kaygı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/normal-dogumdan-uzaklastiran-6-yaygin-kaygi-381752</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2023 08:26:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğumdan]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklaştıran]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hamilelik dönemi kuşkusuz her kadının hayatındaki en önemli ve heyecanlı süreç. Ancak anne adayları bu dönemde pek çok konuda endişeye kapılabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/normal-dogumdan-uzaklastiran-6-yaygin-kaygi-381752">Normal Doğumdan Uzaklaştıran 6 Yaygın Kaygı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hamilelik dönemi kuşkusuz her kadının hayatındaki en önemli ve heyecanlı süreç. Ancak anne adayları bu dönemde pek çok konuda endişeye kapılabiliyor. Özellikle ilk doğumunu yapacak olan anne adaylarında en yaygın görülen kaygılardan biri, doğum korkusu oluyor. Öyle ki İsveç’te yapılan bir araştırma, her 10 kadından birinin doğum korkusu yaşadığını ortaya koyuyor. Avustralya’da ise bu oran yüzde 48 olarak tespit edilmiş. Türkiye’de hamilelerin kaygı düzeyleriyle ilgili yapılan bir araştırmada, katılımcıların yüzde 58.5’inin doğumdan korktukları saptanmış. Anne adayları da çeşitli etkenler nedeniyle yaşadıkları doğum korkusu nedeniyle, aslında sağlığı tehdit eden hiçbir sorun olmasa dahi sezaryen doğumu tercih edilebiliyorlar.  </p>
<p><strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz</strong>,<strong> </strong>vajinal doğum korkusunun kadınlar arasında oldukça yaygın görülen bir sorun olduğuna dikkat çekerek, “Ne yazık ki bu korku doğumun doğal döngüsünü bozabiliyor. Doğumun evrelerinde süre değişikliğinin yanı sıra doğumda yaralanmalar gibi fiziksel ve sonrasında posttravmatik stres bozukluğu gibi psikolojik komplikasyonların oluşumuna da neden olabiliyor. Dolayısıyla savunduğumuz ana nokta, anne ve bebeğin sağlığını etkileyecek bir problem söz konusu değilse, vajinal doğumun yapılmasıdır. Unutulmamalıdır ki sezaryen doğum bir kurtarma yöntemidir” diyor. </p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özge Kaymaz Yılmaz</strong>,<strong> </strong>anne adaylarını normal doğumdan uzaklaştıran kaygıları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Bebeğin doğumda yaralanacağı kaygısı</strong></p>
<p>Doğum girişiminden kaynaklanabilen bazı sorunlar nedeniyle bebeğin zarar göreceği endişesi, anne adaylarını sezaryene yönelten en yaygın etkenler arasında yer alıyor. Doğum sırasında yaşanabilecek olumsuzluklar arasında; omuz takılmasına bağlı sinir yaralanmaları, kemik travması ve doğum kanalında uzun süre kalmanın bebekte beyin hasarına sebep olması ile bazı enfeksiyonların bulaşma riski yer alıyor. Yapılan çalışmalar, toplumdaki yaygın inanışın aksine doğru yönetilen doğum eyleminde bu tür risklerin az olduğunu gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sosyal çevrenin kötü doğum deneyimleri</strong></p>
<p>Doğum deneyimleri, günümüzde kadınların üzerinde en çok konuştukları konulardan biri kuşkusuz. Olumlu geçen vajinal doğumun ardından bile kadınlar lohusalığın getirdiği duygusal yük nedeniyle doğum hikayelerini negatif bir tecrübe olarak hatırlayabiliyorlar. Dolayısıyla çevrelerine normal doğumu çok ağrılı ve sıkıntılı bir süreç olarak anlatabiliyorlar. Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, “Yaygın inanışın aksine bu olumsuz hikayeler azınlıkta oluyor ve zor bir süreç yaşanmış olsa da çoğu anne normal doğum yaptığına pişman olmuyor. Doğum korkusuyla baş edebilmenin en etkili yolu ise psikolojik destek almak ve mümkün olduğunca kaygıları hekimle paylaşmaktır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Doğum ağrısından kaçınmak</strong></p>
<p>Doğum ağrısı kadının hayatı boyunca karşılaşabileceği en şiddetli ağrı oluyor. Sosyal medya, doğumu deneyimlemiş annelerin tecrübeleri, içinde bulunulan kültürel yapı ve kadının kendi bedenini tanıyamaması gibi etkenlerle bu ağrı korkusu adeta bir<strong> </strong>kabus<strong> </strong>haline gelebiliyor. Dolayısıyla doğum ağrısı yaşama kaygısı anneleri sezaryene yönelten en yaygın nedeni oluşturuyor. Öyle ki yaklaşık her iki kadından birinin ideal doğum şeklinin vajinal doğum olduğuna inanmasına rağmen, doğum ağrısı kaygıları nedeniyle sezaryeni tercih ettiği gözleniyor. Anne adaylarına verilen eğitimler, hekimleriyle süreci birlikte yönetme şansı, ağrı yönetimi için uygulanabilir yöntemler (nefes egzersizleri, yoga, hipnoz, epidural anestezi gibi) doğum ağrılarının büyük oranda hafiflemesini sağlarken doğumun kalitesini de artırıyor. Ayrıca doğumdan hemen sonra anne ve bebeğin ten tene temas etmesi ve her fırsatta emzirebilmek, anne ile bebeğin ruhsal – fiziksel sağlıkları açısından büyük önem taşıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>İdrar kaçırma kaygısı </strong></p>
<p>Normal doğumdan kaynaklanan pelvik taban travması nedeniyle pelvik bölgesindeki organların<strong> </strong>sarkacağı ve bunun sonucunda idrar kaçırma sorunu yaşanacağı kaygısı da anne adaylarını sezaryene yöneltebiliyor. Vajinal bölgede<strong> </strong>yaralanma korkusu, vajinal doğumdan kaynaklanan idrar ile dışkı kaçırma/zorluk gibi sorunlar anne adaylarının sezaryen doğum istemesine yol açabiliyor. Aslında her hamilelik ile doğum pelvik bölgesindeki organ sarkmaları için risk oluşturuyor ve doğum sonrasında organ koruyucu egzersizler yapılması öneriliyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Vajinal kesilerden korkmak</strong></p>
<p>Vajinal doğumlarda doğum kanalının en son bölümünde gelişebilecek olan yırtıkları önlemek, kimi zaman da doğumu hızlandırmak amacıyla yapılan ve epizyotomi olarak adlandırılan kesiler de sezaryene yönelmenin bir başka önemli nedenini oluşturuyor. Ancak son yıllarda nefes egzersizleri, doğum öncesindeki eğitimler ve bilinçlenme sayesinde epizyotomi oranı önemli ölçüde azalmış durumda. Ayrıca veriler, vajinal kesi girişimlerin doğum sırasındaki anüs yaralanması riskini azalttığını gösteriyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Vakumla doğum / Acil sezaryene geçiş </strong></p>
<p>Doğal vajinal doğum başlangıçta yolunda gitse de, bazen çeşitli etkenler nedeniyle forseps veya vakum gibi aletlerle yapılan operatif vajinal doğuma ya da acil sezaryen doğuma geçiş olabiliyor. Zira, müdahaleli ve sezaryen doğum, yolunda gitmeyen veya eylemin durakladığı dönemde bir kurtarma yöntemi olarak uygulanıyor. Dr. Özge Kaymaz Yılmaz, “Enfeksiyon ve kanama gibi fiziksel sorunlara ek olarak, acil sezaryenle doğum hastalar için genellikle duygusal olarak travmatik bir deneyim oluyor. Bunun sonucunda doğum sonrasında depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu sorunları gelişebiliyor. Dolayısıyla anne adayları bu tür travmalardan kaçınmak için sezaryene yönelebiliyor. Aslında normal doğum esnasında sorunlar nadir yaşanıyor. Ayrıca yaşansa dahi komplikasyon riski de günümüzde oldukça azdır.” diyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/normal-dogumdan-uzaklastiran-6-yaygin-kaygi-381752">Normal Doğumdan Uzaklaştıran 6 Yaygın Kaygı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bilgilendirmek isterken çocuklarda kaygı oluşturabilirsiniz…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bilgilendirmek-isterken-cocuklarda-kaygi-olusturabilirsiniz-349907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2023 11:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgilendirmek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[isterken]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturabilirsiniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=349907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ebebeynler tarafından haberlerden uzak tutulmak isteniyor ancak çocuklar da deprem gerçeği ile karşı karşıya kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bilgilendirmek-isterken-cocuklarda-kaygi-olusturabilirsiniz-349907">Dikkat! Bilgilendirmek isterken çocuklarda kaygı oluşturabilirsiniz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ebebeynler tarafından haberlerden uzak tutulmak isteniyor ancak çocuklar da deprem gerçeği ile karşı karşıya kalıyor. Çocukların yaşına ve gelişimlerine uygun şekilde depremin anlatılması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, mantıksal düşünce becerileri henüz gelişmemiş olan 2-7 yaş arası erken dönemdeki çocuklarda deprem farkındalığı oluşturmaya çalışmanın onlarda kaygı bozukluğuna yol açabileceğini ifade ediyor. Depremin çocuklara oyunlarla anlatılabileceğini söyleyen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Çocuklara öncelikle ebeveynler tarafından güvende oldukları anlatılmalı ve hissettirilmeli. Ebeveynler çocuklar yanlarındayken yorumlarına dikkat etmeli ve çocukların da duygularını anlatmalarına fırsat verilmeli. Normal yaşam rutinleri korunmalı ve isterlerse yardım gönderebilecekleri söylenerek yapıcı seçenekler sunulmalı” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, depremin çocuklara anlatılma yöntemleri ve çocukların deprem haberlerinden kaygı duymalarını önleyecek tavsiyelerini paylaştı.</p>
<p><strong>Yaşına ve gelişimine uygun açıklama yapılmalı</strong></p>
<p> </p>
<p>Her ne kadar çocuklar uzak tutulmak istense de deprem gerçeğiyle herkesin karşı karşıya olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Çocukların bilişsel gelişimine uygun davranarak bir yaklaşım sergiliyor olmak yetişkinlerin sorumluluğudur. Bu sebeple çocukların yaşına ve gelişimine uygun bir şekilde onlarla durumu paylaşmak yerinde olacaktır. Evde haber kanalları açık ve tüm aile endişeyle edindiği bilgileri yakınları ile paylaşıyorken çocuklarımızı bu durumun dışında tutabilmek çok da mümkün olmuyor” dedi.</p>
<p><strong>2-7 yaş grubunda kaygı bozukluğu oluşabilir</strong></p>
<p>2-7 yaş arası erken dönemde çocukların mantıksal düşünme becerisinin henüz gelişmemiş durumda olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu sebeple bu yaş grubundaki çocuk maruz kalmadıysa, durumun farkında değil ise deprem ve yaşanılanlarla ilgili detaylı bilgi vermek ve farkındalık yaratmaya çalışmak edinmiş olduğu bilgiyi henüz işleyemeyecek ve anlamlandıramayacak olan bu yaş grubu çocuklarımızda kaygı bozukluğuna yol açabilir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Deprem oyuncaklarla anlatılabilir</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, depreme ya da deprem görüntülerine, video ya da haberlerine maruz kalmış bir çocuğun bu durumu anlamlandırmaya ihtiyaç duyduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durumda soyut muhakemenin yeterli düzeyde olmadığı çocuklara bu kavramı somut bir şekilde anlatmak yararlı olacaktır. Oyun çocuklara ulaşmanın en hızlı ve etkili yoludur; bu sebeple oyuncakları, lego gibi blokları kullanarak depremin oluşumunu ve etkilerini basitçe çocuğa anlatmak çocuğun durumu kavrayabilmesine yardımcı olur. Basit bir dil ile dünyamızdaki doğa olaylarını örneklendirerek güneşin doğması, şimşeklerin çakması kar ve yağmur yağışı gibi depremin de yeryüzünde meydana gelen doğal bir oluşum olan sarsıntılar olduğu açıklanabilir. Herbirimizde olduğu gibi bilinmezlik çocuklarımıza da kaygı veriyor, durumu ne kadar bilinir hale getirirsek çocuklar o denli güvende hissedeceklerdir.”</p>
<p><strong>Duygularını anlatmalarına fırsat verilmeli</strong></p>
<p>Duydukları ve şahit oldukları karşısında endişe ve korku yaşamakta olan çocukların duygularını yaşamalarına fırsat verilmesi gerektiğini vurgulayan Ergür, “Çocuğumuzun duygularını anlamamız ve hissettiklerinin normal olduğunu fark edebilmesini sağlamak ve de kendi duygularımızı da paylaşmak önemlidir. Yaşananlar karşısında üzgün olduğumuzu paylaşmak çocuğumuzu endişelendirmek yerine onları rahatlatacaktır. Ebeveynler olarak yanlarında olduğumuzu, onları koruyabileceğimizi, güvende olmak için aldığımız önlemleri, evimizin sağlam ve dayanıklı olduğu ve de güvende olduğumuzu paylaşıyor olmamız çocuklar için rahatlatıcı ve sakinleştirici olacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklara yapıcı seçenekler sunulabilir</strong></p>
<p>Çocuklarımızı her olumsuz durumdan korumak istiyor olsak da özellikle daha büyük yaş grubundaki çocuklarımızı bu denli büyük bir felaketten tamamen habersiz tutabilmemizin imkansız ve de gerçekçi olmaktan uzak olduğunu belirten Ergür, “Çocuklarımızın yaşını dikkate alarak kısa ve öz bir şekilde durumu aktarmak uygun olacaktır. Bu sayede çocuklarımız acının varlığından haberdar olmanın yanı sıra acıyla baş edebilmenin sağlıklı yollarını da öğrenebileceklerdir. Zarar gören insanlar için üzüldüğümüzü, onlar için dua edebileceğimiz ve onlara yardım gönderebileceğimiz gibi imkanımız çerçevesinde yapıcı seçenekler sunabilir ve birlikte uygulayabiliriz” dedi.</p>
<p><strong>Ebeveynler yorumlarını dikkatli yapmalı</strong></p>
<p>Çocuklarımızın en temel ihtiyacının güvende hissedebilmek olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu sebeple çocukların yanında olan ve kendi duygularını düzenlemek için ihtiyaç duydukları ebeveynlerinin ya da bakım veren yetişkinlerin kendi tepkilerine dikkat etmeleri çok daha önemlidir. Yetişkin olarak bizlerin kendi duygumuzu regüle edebilmemiz hem çocuklarımız hem de kendimiz için büyük önem taşır. Yaşadığımız bu zorlu felaket sonrası hepimizin kalbi bu bölgede atıyor ancak çocuklarımızın yanında iken haberleri sınırlamak, çocuklarımızın bu haberlere maruz kalmasını önlemek uygun olacaktır. Buna ek olarak çocuklarımızın yanında yaşananlarla ilgili yorumlarımıza ve kendi kaygılarımızı nasıl dışarı yansıttığımıza dikkat etmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Rutinleri korunmalı, güvende oldukları hissettirilmeli</strong></p>
<p>Tüm yaş gruplarındaki çocukların rutinlerini mümkün olduğunca korumaya çalışmamız gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Güvende hissetmeyen bir çocuğun yeme, uyku, oyun gibi rutinlerinde, ebeveynlerinden ayrılması gereken durumlarda ağlama ve beklenmedik bir hırçınlaşma davranışı sergiliyor olması ailelerin dikkatli olmalarını akla getiren sinyaller olarak yorumlanmalıdır. Çocuklarımızın temel ihtiyacı olan güvenlik hissini destekleyebilmek adına biz ebeveynler sakinliğimizi koruyarak güven verici destek sağlamak için çaba göstermeliyiz. Çocuklarımızın taşıyabileceği düzeyde zorlukla karşılaşmasına izin verirken, sevgimizle sarmalayarak güvende hissetmelerini sağlayabilirsek, baş etme becerilerini geliştirmiş ve hayata hazır hale gelmelerini desteklemiş olabiliriz. Uygun şekilde yönetilemeyen durumlarda profesyonel destek almak oluşabilecek daha büyük problemlerin hızlıca önüne geçmemizi sağlayacaktır” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bilgilendirmek-isterken-cocuklarda-kaygi-olusturabilirsiniz-349907">Dikkat! Bilgilendirmek isterken çocuklarda kaygı oluşturabilirsiniz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
