<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kaybına | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kaybina/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kaybina</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Mar 2026 09:43:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>kaybına | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kaybina</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[İşitme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulaklıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[şitme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Ses]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulaklarımız çevremizi ve dünyayı algılamamızda önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde modern yaşamın getirdiği gürültü kirliliği, yanlış alışkanlıklar ve ihmaller, işitme sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302">Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulaklarımız çevremizi ve dünyayı algılamamızda önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde modern yaşamın getirdiği gürültü kirliliği, yanlış alışkanlıklar ve ihmaller, işitme sağlığını tehdit ediyor. Son yıllarda özellikle gençler arasında yaygın olarak kullanılan kulaklıklar; müzik veya podcast dinlemek, telefonla konuşmak için günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ancak yanlış kullanım, özellikle yüksek ses seviyeleri ve uzun süreli maruziyet, kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne göre, dünya genelinde 1,5 milyardan fazla insan işitme kaybı riski altında ve erken önlem alınmazsa kalıcı hasarların artacağı öngörülüyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt, “3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü” nedeniyle, kulaklıkların işitme sağlığına olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yanlış kulaklık kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor</strong></p>
<p>Kulak sağlığı sadece işitmeyi değil; dengeyi, iletişim becerilerini ve genel yaşam kalitesini de etkiler. Yüksek seslere maruz kalmak, enfeksiyonlar ve yanlış temizlik yöntemleri gibi faktörler, geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Kulaklıklar da en büyük risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Kulaklık kullanımı moderasyonla faydalı olabilir ancak ihmal edildiğinde işitme kaybı, ağrı veya enfeksiyon gibi sorunlar görülebilir. Bu belirtiler fark edilirse, bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak önemlidir. </p>
<p><strong>Kalıcı işitme kaybına yol açabilir</strong></p>
<p>Kulaklıkların aşırı kullanımı, yüksek ses seviyeleri nedeniyle iç kulaktaki tüylü hücreleri tahrip ederek kalıcı işitme kaybına ve kulak çınlamasına neden olabilir; bu, özellikle gençlerde yaygın bir risk faktörüdür. Kulak içi modeller, kulak kanalında nem ve bakteri birikimine yol açarak enfeksiyonlara davetiye çıkarırken, kulak üstü çeşitler uzun süreli baskıdan kaynaklı baş ağrısı ve cilt irritasyonuna sebep olur. Kablosuz kulaklıklar ise radyofrekans sinyalleriyle beyne yakın konumda elektromanyetik maruziyet yaratabilir ancak bu etkinin kesin zararları henüz bilimsel olarak tam kanıtlanmamıştır.</p>
<p><strong>Kulaklıklar yanlış kullanımda şu riskleri içeriyor;</strong></p>
<ul>
<li><strong>İşitme kaybı riski: </strong>Kulaklıkların en yaygın zararı, yüksek ses seviyelerinde uzun süre kullanım sonucu oluşan işitme kaybıdır. İç kulaktaki hassas tüylü hücreler (koklear hücreler), yüksek desibelli seslere maruz kaldığında hasar görür ve bu hücreler yenilenmez. Örneğin, 85 desibelin üzerindeki seslere 8 saatten fazla maruz kalmak, kalıcı işitme kaybına yol açabilir. Kulak içi kulaklıklar, sesi doğrudan kulak zarına ilettiği için bu riski artırır; kulak üstü modellerde ise ses biraz daha dağılır, ancak uzun kullanımda benzer sorunlar yaşanabilir. Araştırmalar, kulaklıkla müzik dinleyenlerin %10&#8217;unda işitme kaybı ve ilgili problemler görüldüğünü gösteriyor. Ayrıca, tinnitus (kulak çınlaması) gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.</li>
<li><strong>Enfeksiyon ve bakteri artışı: </strong>Kulak içi kulaklıklar, kulak kanalındaki nem ve sıcaklığı artırarak bakteri üremesini teşvik eder. Bu, dış kulak yolu enfeksiyonlarına veya kulak kiri birikimlerine neden olabilir. Paylaşılan veya temizlenmeyen kulaklıklar, bakteri sayısını 10-12 kat artırabilir ve enfeksiyon riskini yükseltir. Kulak üstü modellerde ise baskıdan kaynaklı tahriş ve baş ağrıları daha sık görülür.</li>
<li><strong>Baş ağrısı ve rahatsızlık</strong>: Uzun süreli kullanım, kulak çevresinde baskı yaratır ve migren benzeri ağrılara yol açabilir.</li>
<li><strong>Denge ve genel sağlık etkileri</strong>: Yüksek ses, iç kulaktaki denge mekanizmasını etkileyebilir, nadir de olsa vertigo gibi sorunlara neden olur.</li>
<li><strong>Sistemik riskler:</strong> Bazı ilaçlar veya mevcut hastalıklar (örneğin diyabet), kulak hassasiyetini artırarak zararı büyütür.</li>
</ul>
<p> <strong>Kulak sağlığını korumak için bu kurallara uyun</strong></p>
<p><strong>60/60 Kuralı:</strong> Ses seviyesini cihazın maksimumunun %60&#8217;ıyla sınırlayın ve günde 60 dakikadan fazla kullanmayın.</p>
<p><strong>Temizlik:</strong> Kulaklıkları düzenli dezenfekte edin, başkalarının kullanmasına izin vermeyin. </p>
<p><strong>Model seçimi:</strong> Mümkünse kulak üstü modelleri tercih edin; kulak içi olanlarda silikon uçları doğru boyutta seçin.</p>
<p><strong>Düzenli kontrol</strong>: Özellikle gençlerde ve yüksek sesli ortamda çalışanlarda yıllık işitme testi yaptırın.</p>
<p><strong>Alternatifler:</strong> Hoparlör kullanmayı veya sessiz ortamları tercih edin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302">Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabetik Retinopati]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[Görme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Retina]]></category>
		<category><![CDATA[şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923">Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,</strong> diyabetik retinopatinin diyabetin en sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe neden olabilen en önemli komplikasyonu olduğunu belirterek, “Retina, gözün içini kaplayan ve görüntüyü algılayarak beyne ileten sinir tabakasıdır. Aslında görme fonksiyonunu gerçekleştiren ana yapıdır. Diyabetik retinopatide bu yapı yüksek kan şekerine bağlı olarak hasar görür ve tedavide gecikildiğinde kalıcı görme kaybı oluşur” diyor.  <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,</strong>  bu nedenle diyabetik retinopatinin erken dönemde tedavi edilmesinin göz sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, &#8220;Diyabet tanısının ardından, hiçbir yakınmaları olmasa bile hastaların düzenli göz kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Bu sayede, ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, görme kaybı riskini önemli ölçüde azaltır ve çoğu zaman önlenebilir hale getirir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Her 10 hastadan yaklaşık 3’ünde görülüyor!</strong></p>
<p>Gözün sinir tabakası olan retinanın<strong> </strong>hasar görmesiyle meydana gelen diyabetik retinopati, diyabetik hastaların yaklaşık yüzde 30–35’inde görülüyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, retinopati gelişme riskinin hastalığın süresiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Genellikle diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra gözde ilk patolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar ve hastalık süresi uzadıkça retinopati görülme sıklığı da artar. Türk Diyabetik Retinopati Epidemiyoloji Çalışması’na göre, diyabet süresi 15 yılı aştığında hem kadınlarda hem erkeklerde görülme oranı yaklaşık yüzde 66’ya yükselir. Ayrıca, kan şekeri düzeylerinin iyi kontrol edilememesi ve hipergliseminin uzun süre devam etmesi, retinal hasarın şiddetini de belirgin şekilde artırır” diyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kalıcı görme kaybına neden olabilir!</strong></p>
<p>Diyabet temel olarak bir damar hastalığı olduğu için kanda yüksek düzeydeki glukozun uzun süre damar içinde dolaşması, damar duvarında yapısal bozulmaya yol açıyor. Bu hasar sonucu kan hücreleri, serum, proteinler ve lipidler, gözün sinir tabakası olan retinaya sızarak, ödem ve kanamalara neden oluyor. Bu tablo görme keskinliğinde azalmayla sonuçlanıyor.  Prof. Dr. Berna Özkan, hastalık ilerledikçe hasar gören damar duvarlarının zayıfladığını ve damarlarda tıkanmalar oluştuğunu belirterek, ”Bunun sonucunda retina yeterli kan ile oksijen alamaz; iskemi olarak adlandırılan süreç meydana gelir ve retina hücrelerinde kayıp başlar.  Bu evrede ortaya çıkan görme kaybı sinir hücrelerinin yenilenme kapasitesi olmadığı için çoğu zaman geri dönüşsüz, yani kalıcı olur” diye konuşuyor.  Hastalığın ilerlemesi durumunda retina dekolmanı gelişebileceği uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, “Bu evreye geldiğinde görme seviyesi yalnızca ışığı ayırt edebilecek seviyeye düşebilir” diyor. </p>
<p><strong>Glokomdan katarakta… </strong></p>
<p>Diyabet, retina dışında gözün başka yapılarını da etkileyebiliyor. Katarakt, glokom (göz tansiyonu), kornea ve oküler yüzey hastalıkları ile enfeksiyonlara yatkınlık bu etkiler arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, özellikle enfeksiyonlara yatkınlığın klinik açıdan büyük önem taşıdığını anlatarak,  şöyle devam ediyor: “Diyabetik hastalarda immün yanıtın zayıflaması nedeniyle, normalde vücutta zararsız şekilde bulunabilen ya da günlük yaşamda karşılaşılan mikroorganizmalar, göz içinde ciddi, hatta görmeyi tehdit eden enfeksiyonlara (endoftalmi) yol açabilir. Ayrıca diyabet, göz hareketlerini sağlayan kranial sinirlerde mikroiskemik hasara neden olarak göz kaslarında felçlere ve buna bağlı çift görmeye (diplopi) sebep olabilir.”</p>
<p><strong>Yılda bir kez</strong> <strong>göz muayenesi çok önemli!</strong></p>
<p>Diyabetik retinopatide ilk damar değişiklikleri başladığında hastanın görme keskinliği hemen etkilenmeyebiliyor. Bu nedenle, diyabet tanısı konulduğunda düzenli göz muayeneleri ve ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, ciddi görme kaybının önlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabet tanısı alan ve henüz göz bulgusu saptanmayan hastaların yılda bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini anlatarak, “Erken dönem retinopati bulguları tespit edildiğinde takip aralığı genellikle 6 aya indirilmektedir. İleri evre bulguların varlığında ise muayene sıklığı, hastalığın şiddetine ve klinik durumuna göre daha da artırılır” diyor. Prof. Dr. Berna Özkan, kontrol zamanı henüz gelmemiş olsa bile görme keskinliğinde azalma ve görme alanında kayıp fark edildiğinde veya şiddetli bir göz ağrısı oluştuğunda zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor. </p>
<p><strong>Görme keskinliğinde artış sağlanabiliyor!</strong></p>
<p>Günümüz tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada tam görme kaybının önüne geçmek mümkün olabiliyor. Diyabetik retinopati geliştiğinde, damar sızıntısına bağlı retina ödemi oluşmuşsa, göz içi enjeksiyon tedavileriyle ödem azaltılabiliyor. Bu tedavi sayesinde çoğu hastada görme keskinliğinde artış sağlanabildiğini aktaran Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastalık ilerleyip retina damarlarında tıkanmaya bağlı iskemi, yani doku tahribatı geliştiğinde ise iskemik retina alanlarına lazer fotokoagülasyon uygulanması gerekir. Daha ileri evrelerde diyabetik retinopatiye bağlı göz içi kanama, traksiyonel retina dekolmanı veya bağışıklık sistemindeki zayıflığa bağlı göz içi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda vitreoretinal cerrahiyle kanamalar temizlenebilir, retina yeniden yatıştırılabilir ve gözün bütünlüğü korunabilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923">Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-2-580191</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 07:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[Konjonktivit]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebep]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar döneminde yaşanan hava değişimleriyle birlikte alerjiler de gün yüzüne çıkıyor. Çevreyle en fazla temas halinde bulunan organlarımızdan biri olan gözlerimiz, bu durumdan ciddi anlamda olumsuz etkilenebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-2-580191">Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar döneminde yaşanan hava değişimleriyle birlikte alerjiler de gün yüzüne çıkıyor. Çevreyle en fazla temas halinde bulunan organlarımızdan biri olan gözlerimiz, bu durumdan ciddi anlamda olumsuz etkilenebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde ciddi rahatsızlıklara yol açabilecek konjonktivit hakkında bilgi veren Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Alerjik konjonktivit, en sık karşılaşılan alerjik göz hastalığıdır. Bu hastalık özellikle çocuklarda, gençlerde ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Teşhis konulan hastaların büyük bir kısmında, aynı zamanda astım ve diğer alerjik rahatsızlıklara da rastlanabiliyor. Zamanında tedavi edilmeyen konjonktivit vakalarında, gözün sık ovuşturulması ve korneanın zarar görmesi nedeniyle ilerleyen dönemlerde görme kaybı oluşabilir” dedi.</p>
<p><strong>Kontakt lens kullanımı riski artırıyor</strong></p>
<p>Güneş ışınlarının da alerji oluşumunda önemli bir etken olduğunu belirten Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Gözlerde oluşabilecek birçok hastalıkta güneş ışınları önemli bir rol oynar. Ultraviyole ışınlarının sebep olabileceği konjonktivit gibi rahatsızlıklardan korunmak için UV korumalı güneş gözlüklerinin kullanılması önemlidir. Lens kullanımı da alerjik reaksiyon riskini artıran faktörler arasında yer alır. Lenslerin üzerine yapışan polen ve mikroplar, alerjilerden iltihaplanmalara kadar pek çok ciddi probleme yol açabilir. Bu nedenle, özellikle hava değişimlerinin yoğun olduğu dönemlerde lens yerine gözlük kullanılması, bu riskleri en aza indirmek için alınabilecek önlemlerden biridir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Belirtilere dikkat</strong></p>
<p>Alerjik konjonktivitin ortaya çıkmasındaki en büyük etkenlerin; alerjenler ve çevresel faktörler olduğunu belirten Op. Dr. Hacıağaoğlu, “Alerjik konjonktivitin en belirgin belirtileri; gözlerde aşırı sulanma, kaşıntı, çapaklanma, kızarıklık ve sabah uyanıldığında kirpiklerde yapışıklık ve kabuklanma oluşmasıdır. Bu belirtileri yaşayan hastaların, doğru tedaviye yönelmek adına mutlaka bir göz muayenesine gitmeleri gerekir. Zamanında tedavi edilmeyen vakalarda, sürekli göz ovuşturulması sonucu korneanın deforme olması, keratokonus adı verilen hastalığa neden olabilir. Bu sebeple alerjik konjonktivit kesinlikle hafife alınmamalıdır. Ancak zamanında teşhis ve tedavi sayesinde, ileride oluşabilecek ciddi sonuçların önüne geçilebilir” şeklinde konuştu</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-2-580191">Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-580094</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 11:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[Konjonktivit]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebep]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580094</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava değişimi ve sonbahar mevsimi; hapşırma, burun akıntısı ve alerji gibi birçok hastalığı da beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-580094">Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hava değişimi ve sonbahar mevsimi; hapşırma, burun akıntısı ve alerji gibi birçok hastalığı da beraberinde getiriyor. Gözleri de olumsuz etkileyen alerjiler; kaşıntı, sulanma, yanma, batma, çapaklanma gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Alerjik göz nezlesi, ilkbaharda olduğu gibi sonbaharda da gözlerde istenmeyen ve olumsuz etkilerin yaşanmasına sebep olabiliyor. Özellikle lens kullananlar alerjilere karşı çok daha dikkatli olmalı. Zamanında tedavi edilmeyen konjonktivit vakalarında, ilerleyen dönemlerde gözün ovuşturulması ve korneanın deforme olması sonucunda görme kaybı yaşanabilir” dedi.</strong></p>
<p>Sonbahar döneminde yaşanan hava değişimleriyle birlikte alerjiler de gün yüzüne çıkıyor. Çevreyle en fazla temas halinde bulunan organlarımızdan biri olan gözlerimiz, bu durumdan ciddi anlamda olumsuz etkilenebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde ciddi rahatsızlıklara yol açabilecek konjonktivit hakkında bilgi veren Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Alerjik konjonktivit, en sık karşılaşılan alerjik göz hastalığıdır. Bu hastalık özellikle çocuklarda, gençlerde ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Teşhis konulan hastaların büyük bir kısmında, aynı zamanda astım ve diğer alerjik rahatsızlıklara da rastlanabiliyor. Zamanında tedavi edilmeyen konjonktivit vakalarında, gözün sık ovuşturulması ve korneanın zarar görmesi nedeniyle ilerleyen dönemlerde görme kaybı oluşabilir” dedi.</p>
<p><strong>Kontakt lens kullanımı riski artırıyor</strong></p>
<p>Güneş ışınlarının da alerji oluşumunda önemli bir etken olduğunu belirten Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Gözlerde oluşabilecek birçok hastalıkta güneş ışınları önemli bir rol oynar. Ultraviyole ışınlarının sebep olabileceği konjonktivit gibi rahatsızlıklardan korunmak için UV korumalı güneş gözlüklerinin kullanılması önemlidir. Lens kullanımı da alerjik reaksiyon riskini artıran faktörler arasında yer alır. Lenslerin üzerine yapışan polen ve mikroplar, alerjilerden iltihaplanmalara kadar pek çok ciddi probleme yol açabilir. Bu nedenle, özellikle hava değişimlerinin yoğun olduğu dönemlerde lens yerine gözlük kullanılması, bu riskleri en aza indirmek için alınabilecek önlemlerden biridir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Belirtilere dikkat</strong></p>
<p>Alerjik konjonktivitin ortaya çıkmasındaki en büyük etkenlerin; alerjenler ve çevresel faktörler olduğunu belirten Op. Dr. Hacıağaoğlu, “Alerjik konjonktivitin en belirgin belirtileri; gözlerde aşırı sulanma, kaşıntı, çapaklanma, kızarıklık ve sabah uyanıldığında kirpiklerde yapışıklık ve kabuklanma oluşmasıdır. Bu belirtileri yaşayan hastaların, doğru tedaviye yönelmek adına mutlaka bir göz muayenesine gitmeleri gerekir. Zamanında tedavi edilmeyen vakalarda, sürekli göz ovuşturulması sonucu korneanın deforme olması, keratokonus adı verilen hastalığa neden olabilir. Bu sebeple alerjik konjonktivit kesinlikle hafife alınmamalıdır. Ancak zamanında teşhis ve tedavi sayesinde, ileride oluşabilecek ciddi sonuçların önüne geçilebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu Hakkında:</strong></p>
<p>1996 yılında hizmet vermeye başlayan Dünyagöz, gözün tüm branşlarında sunduğu yüzlerce farklı tedavi yöntemiyle ve en gelişmiş teknolojilerle göz ve göz çevresi sağlığına dair her türlü soruna çözüm sunmaktadır. Branş hastaneciliği anlayışıyla Türkiye’de yeni bir dönem başlatan Dünyagöz, günlük 8.000 poliklinik ve 1.000 ameliyat kapasitesiyle yurt içi ve yurt dışında toplam 31 noktada etik ve ilkeli sağlık hizmeti vermektedir.</p>
<p>Dünyagöz; 350’si öğretim üyesi ve uzman doktor olmak üzere 800 kişilik medikal kadrosu, 3.500’ün üzerinde çalışanı ve çağdaş yönetim anlayışıyla kısa sürede dünyanın sayılı merkezleri arasında yer almıştır. Türkiye genelinde İstanbul, Ankara, Antalya, İzmit, Adana, Samsun, Tekirdağ, Bursa, Konya, Sakarya, Gaziantep ve İzmir olmak üzere 12 ilde 21 şubesi; yurt dışında ise Almanya (Frankfurt, Köln), Gürcistan (Tiflis), Azerbaycan (Bakü), Kosova (Priştine), Kırgızistan (2 noktada Bişkek), Özbekistan (Taşkent) ve Bulgaristan (Haskovo) olmak üzere toplam 10 noktada hizmet vermektedir.</p>
<p>2026–2027 döneminde Almanya, Hollanda ve Avusturya başta olmak üzere Avrupa’da 15 yeni klinik açılması hedeflenmektedir. Dünyagöz, Türkiye’de sağlık turizminin öncülerinden biri olarak, yılda ortalama 120.000 yabancı hastaya 7/24 hizmet vermekte; dünyanın 171 farklı ülkesinden gelen hastalarına ileri düzey göz sağlığı çözümleri sunmaktadır.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-580094">Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözü ovuşturmak görme kaybına yol açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gozu-ovusturmak-gorme-kaybina-yol-acabilir-578056</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 10:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gözü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ovuşturmak]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uslu]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz sağlığı, yaşam kalitesini belirleyen en önemli unsurlarından biri. Ancak günlük yaşamda gözleri sık sık ovuşturmak gibi farkında olmadan yaptığımız bazı alışkanlıklar, kalıcı görme kayıplarına yol açabilen ciddi hastalıklara dönüşebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozu-ovusturmak-gorme-kaybina-yol-acabilir-578056">Gözü ovuşturmak görme kaybına yol açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Göz sağlığı, yaşam kalitesini belirleyen en önemli unsurlarından biri. Ancak günlük yaşamda gözleri sık sık ovuşturmak gibi farkında olmadan yaptığımız bazı alışkanlıklar, kalıcı görme kayıplarına yol açabilen ciddi hastalıklara dönüşebiliyor. Gözlerini sıklıkla ve şiddetli bir şekilde ovuşturan kişilerde keratokonus hastalığının oluşabileceğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu,</strong> “<strong>Bu rahatsızlık, korneanın şekil bozukluğu ve incelmesi ile seyreden, ilerlediğinde görmeyi hatta gözün bütünlüğünü tehdit edebilen önemli bir sağlık sorunu” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Keratokonus, gözün en dış tabakası olan korneanın incelip sivrileşerek, doğal yuvarlak şeklini kaybetmesiyle ortaya çıkıyor. Düzgün sferik yapısını kaybeden korneanın görme kalitesini düşürebileceğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Keratokonus, görme gücünü olumsuz etkiler ve bu durum ilerleyen aşamalarda görme kaybına kadar gidebilir. Hastalığın kesin nedeni bilinmese de gözü yoğun şekilde kaşımak gibi korneaya zarar veren küçük travmalar ve genetik yatkınlık önemli risk faktörleri arasında” dedi.</p>
<p><strong>Gözlük numarasının hızla değişmesi önemli bir sinyal</strong></p>
<p>Gözlük numarasının sıklıkla değişmesinin keratokonusun önemli bir belirtisi olduğunu belirten Uslu, “Bunun yanı sıra gözlükle tam netlik sağlanamaması ve kimi zaman bu şikâyetlerin uzun süre devam etmesi diğer önemli semptomlar. Uzun vadede ise hastalığın seyri ve şiddetine bağlı olarak farklı göz semptomları görülebilir. Korneadaki incelme ve dikleşme hızlı olduğunda görme kalitesinde belirgin azalma, ileri görme kaybı ve hatta korneanın delinmesine kadar gidebilecek ciddi sorunlar ortaya çıkabilir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Çocuklar ve hamileler risk grubunda</strong></p>
<p>Alerjik konjonktiviti olan ve sık sık gözlerini kaşıyan kişilerde bu hastalığın görülme olasılığının arttığına değinen Uslu, “Ancak kadınlar ve erkekler arasında görülme sıklığı açısından istatistiksel bir fark yok. Hastalık her yaşta teşhis edilebilse de çocukluk ve erken gençlik döneminde daha hızlı ve agresif ilerleme gösteriyor. Benzer şekilde, gebelik süreci de hastalığın daha hızlı ilerleyebildiği dönemlerden biri. Yaş ilerledikçe hastalığın hızı yavaşlayabilir ancak bu durumun her hasta için geçerli olmadığı bilinmeli. Buradaki önemli nokta düzenli doktor takibini ihmal etmemek, gözü şiddetli kaşımamak ve göz yüzeyini her türlü travmadan korumak” dedi.</p>
<p><strong>Düzenli kontrol ve gözlük kullanımı en temel tedavi</strong></p>
<p>Hastalığın tanısının, göz doktorunun muayene sırasında şüphelenerek istediği kornea topografisi ile kesinleştiğini ifade eden Uslu, “Tedavi yöntemleri ise hastalığın ilerleme hızına ve şiddetine, kornea topografisindeki bulgulara  göre farklılık gösteriyor. Bu tedaviler arasında; düzenli doktor kontrolü ve gözlük kullanımı, özel tasarlanmış kontakt lensler (hibrid ve skleral lensler),  korneanın güçlenmesini sağlayan crosslinking yöntemi, korneaya halka yerleştirilmesi ve son aşamada kornea nakli yer alıyor” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozu-ovusturmak-gorme-kaybina-yol-acabilir-578056">Gözü ovuşturmak görme kaybına yol açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazır Kahve Görme Kaybına Neden Oluyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hazir-kahve-gorme-kaybina-neden-oluyor-mu-551503</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 09:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551503</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşik Krallık Biobank veri tabanından alınan 500 binden fazla kişinin sağlık verileri incelendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazir-kahve-gorme-kaybina-neden-oluyor-mu-551503">Hazır Kahve Görme Kaybına Neden Oluyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşik Krallık Biobank veri tabanından alınan 500 binden fazla kişinin sağlık verileri incelendi. Araştırmada, özellikle hazır kahve tüketen bireylerde, ileri yaşlarda görme kaybına yol açan kuru tip yaşa bağlı sarı nokta riskinin arttığı saptandı. Diğer yandan, filtre kahve veya kafeinsiz kahve tüketen bireylerde benzer bir risk gözlemlenmedi.</p>
<p>Sarı nokta hastalığı, merkezi görmeden sorumlu bir retina hastalığı olduğunu belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Fevzi Akkan, “Genellikle bu hastalık 55 yaşından sonra ya da kalıtsal olarak daha erken görülebiliyor. Hastalık tedavi edilmezse görme kayıplarına yol açabiliyor. Araştırmaya katılanların görme merkezinde bir kısmının yıprandığını ve insanların okuma, araba kullanma ve yüzleri tanıma yeteneğinin etkilediği görüldü. Hazır kahvede kullanılan katkı maddeleri ya da üretim sürecine bağlı bazı bileşenlerin retina sağlığı üzerinde zararlı etkileri olabilir. Özellikle 50 yaş üstü bireylerde, görme merkezi olan makula bölgesi zamanla zayıflar. Hazır kahve bu süreci hızlandırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Türk kahvesi tercih edilebilir</strong></p>
<p>Yaşa bağlı sarı nokta hastalığının esas risk etkenlerini anlatan Op. Dr. Fevzi Akkan, “Esas risk nedenleri yaş ve kalıtımsal özelliklerdir. Diğer risk etkenleri ise hipertansiyon, sigara, beslenme şekli, lipid &#8211; kolesterol yüksekliği, güneş ışığına uzun süre maruz kalma ve şişmanlıktır. Yaşa bağlı ve kalıtımsal etkenleri ortadan kaldırmak mümkün değildir ancak diğer risk etkenleri kontrol edilebilir. Özellikle günümüzde beslenme bozukluğu olan kişilerde sarı nokta hastalığına rastladığımızda Akdeniz diyeti öneriyoruz. Bu nedenle yaşa bağlı sarı nokta riski yüksek olan kişiler hazır kahveden kaçınmalıdır. Ailesinde hastalık öyküsü olan, aşırı kilolu, sigara içen veya yüksek tansiyonu olan kişilerin tümü bu durum için daha yüksek risk altındadır. Hazır kahve yerine filtre, Türk kahvesi ya da espresso tercih edilebilir. Sarı nokta hastalığı, özellikle 60 yaş üstü bireylerde körlüğün en yaygın nedenlerinden biridir. Hastalık erken fark edilmezse kalıcı görme kaybına yol açabilir. Kuru ve yaş tip olmak üzere iki tipi olan sarı nokta hastalığında tedavinin başarısını etkileyen en önemli unsur; göz doktoru tarafından yapılacak damlalı göz dibi muayenesi ve detaylı incelemeler sonucunda doğru hastaya doğru tedavinin tespitine dayanır” diyerek uyarılarda bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazir-kahve-gorme-kaybina-neden-oluyor-mu-551503">Hazır Kahve Görme Kaybına Neden Oluyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353">Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor.</p>
<p>Yaygın görülen yakınmalar olduğu için endometriozis başka hastalıklarla karıştırılabiliyor, bu nedenle tanı konulması 8-10 yıl gibi uzun bir süreyi alabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör</strong>,  endometriozisin bir türü olan derin endometriozisin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürmesinin yanı sıra ciddi sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekerek, “Endometriozis hastalarının yüzde 10 -20’sinde görülen derin endometriozis   tutulum yaptığı  organlarda ciddi hasarlar oluşturabilir.  Öyle ki tedavisinde gecikildiğinde yumurtalık, rahim ve bağırsaklar gibi organların bir bölümünün ameliyatla çıkarılması gerekebilir. Bunların yanı sıra idrar borusunu tıkayarak böbrek yetmezliğine de neden olabilir. Dolayısıyla, özellikle ağrılı adet şikayetleri olağan karşılanmayıp, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Mesane ve bağırsaklara yerleşebiliyor </strong></p>
<p>Endometriozis, rahim iç tabakası olan endometriumun normalde rahmin içinde bulunması gereken yer dışında büyümesi; derin endometriozis ise bu doku büyümesinin daha derin dokulara, rahim, yumurtalıklar, tüpler, bağırsaklar ve mesane gibi yapılara ilerlemesi olarak tanımlanıyor. Bu lezyonlar kronik pelvik ağrı, adet ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı gibi semptomlar ile kendini belli ediyor. Endometriozise genellikle doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unda rastlanıyor, bu oran derin endometriozis vakalarını da içeriyor.</p>
<p><strong>Önemli bir infertilite nedeni! </strong></p>
<p>Endometriozis hastalığına sahip kadınların yüzde 30 ila 50’si doğurganlık sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Çünkü rahmin dışına yayılmış hastalıklı dokular tüplere ve yumurtalığa zarar vererek infertilite, yani kısırlığa sebep olabiliyor. Bu nedenle endometriozis hastalığında çocuk sahibi olmak isteyen anne adaylarının hamile kalma kararlarını ertelememeleri öneriliyor.</p>
<p><strong>Bu belirtileri asla ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Tedavi edilmeyen derin endometriozisin günlük yaşamı önemli ölçüde etkilediğine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığın yol açtığı sorunları “adet dönemi sırasında artan ağrı, ağrılı ve uzun süren adet dönemleri, bel ağrısı, bacağa vuran ağrı, dışkılamada ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, cinsel işlev bozuklukları ve sorunları,  bağırsaklarda tıkanıklık, idrar yolu problemleri, yumurtalık kistleri, depresyon, anksiyete ve stres” şeklinde sıralıyor.</p>
<p><strong>Tedavi kişiye özgü planlanıyor </strong></p>
<p>Endometrioziste tedavi planı hastanın semptomlarına, yaşına, fertilitesine, hastalığın şiddetine ve diğer bireysel faktörlere bağlı olarak kişiye özgü hazırlanıyor. Tedaviyle hastanın semptomlarını hafifletmek, komplikasyonları önlemek, gebelik şansını sağlamak ve yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektiren tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “İlaç tedavisinde ağrıyı hafifletici ilaçlar yer alırken, endometriozisin büyümesini yavaşlatan ve semptomları kontrol altına alan hormonal tedavi de tercih edilebilir. Cerrahi tedavide lezyonları çıkarmak için laparoskopi; büyük veya daha karmaşık lezyonların çıkarılması için laparotomi ya da şiddetli semptomlara sahip hastalarda veya başka tedavi seçenekleri başarısız olduğunda histerektomi, yani rahmin cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir”  Prof. Dr. Mete Güngör, ilaç ve cerrahi tedavinin yanı sıra pelvik ağrısını hafifletmek için fizik tedavi, egzersiz programları, beslenme programı ile psikolojik destek ve danışmanlığının da tedavi sürecinde etkili olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Düzenli doktor kontrolü çok önemli!</strong></p>
<p>Nüks etme riski bulunan endometriozis hastalığında potansiyel tekrarlamaları erken tanımak ve hızlı bir şekilde müdahale etmek için tedavi sonrasında düzenli doktor kontrolleri önem taşıyor. Tedavinin ardından hormonal tedavi almak, endometriozisin tekrarlamasını önlemeye yardımcı olabiliyor. Özellikle çıkarılamayan veya tam olarak çıkarılamayan lezyonlar durumunda hormon tedavisi önerilebiliyor. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, stresten kaçınmak ve sigara içmemek gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, hastalığın tekrarlama riskini azaltıyor. Derin endometriozisin hayat boyu sürebileceğine işaret eden Prof. Dr. Mete Güngör, “Tekrarlama riski her durumda gelişebilir ve hiçbir tedavi yöntemi tamamen garanti etkili değildir. Bu nedenle, kadınlar endometriozisin hayat boyu süren bir hastalık olduğunu bilmeli; tedavi sonrası düzenli olarak doktorlarıyla iletişimde kalmalı ve semptomlarını izlemelidirler” uyarısında bulunuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353">Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tanısında zaman kaybına son</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son-445181</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 21:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[tanısında]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tanısının konulmasında ve tedavi planlamasında önemli bir adım olan biyopsi sürecinde zaman zaman alınan örnekteki yetersiz hücre nedeniyle tekrar biyopsiye ihtiyaç duyulabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son-445181">Kanser tanısında zaman kaybına son</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser tanısının konulmasında ve tedavi planlamasında önemli bir adım olan biyopsi sürecinde zaman zaman alınan örnekteki yetersiz hücre nedeniyle tekrar biyopsiye ihtiyaç duyulabiliyor. “Hasta Başı Yeterlilik Değerlendirmesi” ile hastaların bu süreci tekrar yaşamalarına, yeniden biyopsi yaptırmalarına gerek kalmadığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Tiroit nodüllerinde, akciğer kanserlerinde, meme kanseri hastalarında, pankreas ve safra yollarında tanı koymak için yapılan biyopsilerde hasta başı yeterlilik değerlendirmesine başvurulabiliyor. Bu, tanı sürecinde zaman kaybını ortadan kaldıran bir yöntem. Böylece hastaların biyopsi sonucunu beklerken yaşadıkları stres de azalmış oluyor” dedi.</strong></p>
<p>Genellikle kanser şüpheli lezyonlara tanı için uygulanan ince iğne aspirasyon biyopsisi her ne kadar ağrısız, güvenilir ve kısa süreli bir işlem olsa da şüphesiz pek çok hasta için endişeli bir bekleyiş anlamına geliyor. Alınan biyopsi materyalinin bazı durumlarda yetersiz olması halinde biyopsinin tekrar yapılması istendiğinde, “Acaba kanser miyim?” gerginliğinin katlanarak büyüdüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Zaman ayırıp yeniden randevu almak ve tüm süreci tekrar yaşamak hastalar için yıpratıcı bir hale dönüşebiliyor. Ancak ince iğne aspirasyon biyopsisi uygulamalarında, hastaya aynı işlemin tekrar yapılmasını önlemeyi hedefleyen ve başarılı sonuç veren bir ‘Hasta Başı Yeterlilik Değerlendirmesi’ uygulaması var” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin kanser şüphesi olan durumlarda, hastadan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile alınan örneğin, işlem esnasında patolog tarafından değerlendirilmesi ve tanı için yeterli hücre alındığına karar verilmesi işlemi olduğunu anlatan Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu değerlendirme işlemi ise 5 dakika gibi kısa bir süre içinde gerçekleştiriliyor. Alınan örneğin yetersiz olduğu durumlarda yeterli örnek elde edilene kadar işlem tekrarlanıyor. Bu durumda da süre bir miktar daha uzayabilse de biyopsinin tekrarlanmasına ihtiyaç kalmıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin 4 önemi</strong></p>
<p>Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin özellikle hasta yararına odaklanan 4 avantajıyla öne çıktığını vurgulayan Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Yöntem ilk olarak biyopsi işleminde patolojik tanı için yeterli miktarda örnek alınmasını sağlıyor. İkincisi, hastanın tekrar biyopsi yaptırmasını ve aynı süreçleri yeniden yaşamasını önlüyor. Üçüncüsü kesin tanı için olası zaman kayıplarının önüne geçerek erken tanıyı kolaylaştırıyor. Çünkü bu durum özellikle kanser hastalarında tedavinin erken başlaması açısından önem taşıyor. Dördüncüsü de bu uygulama, hasta özelinde en doğru tedavinin belirlenmesine katkı sunuyor. Yeterli miktarda örnek tümör tanısı ve tipi dışında, tümörün moleküler özelliklerine yönelik testlerin de yapılması ile tedavinin şekillenmesine yardımcı oluyor” dedi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Biyopsi tekrarı olasılığı neredeyse “0” </strong></p>
<p>İnce iğne aspirasyon biyopsilerinde, hasta başı yeterlilik değerlendirmesi yapılmadığında merkezden merkeze değişiklik göstermekle birlikte, yüzde 15-20’lere varabilen oranlarda yetersiz hücre miktarı nedeniyle tanı konamadığını ve biyopsi işleminin tekrar yapılması ihtiyacı doğduğunu hatırlatan Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Değerlendirme yapıldığında ise biyopsinin tekrar yapılma olasılığı yüzde 1’in altına kadar düşüyor” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Patoloji uzmanı da biyopsi işlemine katılıyor</strong></p>
<p>Hasta başı yeterlilik değerlendirmesinin biyopsi işlemi sırasında yapıldığının ve istisnai durumlar dışında sadece 5-10 dakika gibi çok kısa bir sürede tamamlandığının altını çizen Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu süreç biyopsi işlemini yapan doktora, patoloji uzmanının da mikroskop ve boyama seti ekipmanlarıyla eşlik etmesiyle gerçekleştiriliyor. Biyopsi işlemi esnasında hastadan alınan sıvı materyal, hızlı bir boyama işleminden geçiriliyor ve patolog tarafından yapılan mikroskobik değerlendirme ile tanı için yeterli olup olmadığına karar veriliyor. Sonuç olarak yeterli hücre miktarına ulaşana kadar biyopsi işlemine devam ediliyor ve uygun miktarda örnek alınması sağlanıyor. Böylece işlem bir kerede bitiriliyor, hastanın yeniden benzer bir süreç yaşamadan tek seferde tanı alması sağlanıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tanisinda-zaman-kaybina-son-445181">Kanser tanısında zaman kaybına son</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu yanlışlar böbrek kaybına götürebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-yanlislar-bobrek-kaybina-goturebilir-443315</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2024 21:14:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[götürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğum sancısından bile şiddetli ağrılara neden olabilen, kapısını çaldığı kişinin acil servise kendini ‘zor atmasına’ yol açan böbrek taşı hastalığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-yanlislar-bobrek-kaybina-goturebilir-443315">Bu yanlışlar böbrek kaybına götürebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum sancısından bile şiddetli ağrılara neden olabilen, kapısını çaldığı kişinin acil servise kendini ‘zor atmasına’ yol açan böbrek taşı hastalığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor.   <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren</strong>, ülkemizde her 10 kişiden birinde görülme oranıyla dünya ortalamasının üzerinde seyreden böbrek taşına genetik etkenlerden yanlış yaşam alışkanlıklarına dek bir çok etkenin neden olduğunu belirterek bu ciddi sağlık sorununa karşı özellikle günlük yaşantıda bazı kritik kurallara mutlaka uyulması gerektiğini vurguluyor. Böbrek taşı olanların ise “Taşımı herhalde düşürdüm ama görmedim, ağrım geçti” şeklinde yanılgısına çok sık düştüklerini ancak bu düşünceyle tedavinin bırakılmasının böbrek kaybına dahi götürebildiğini belirten Prof. Dr. Zeren “Taş problemi yaşayanların sonraki 10 yıl içinde tekrar benzeri şeyleri yaşama ihtimali yüzde 50’dir. Bu nedenle benzer yakınmaları olmasa bile düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekir” diyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren böbrek taşına yol açan 8 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. <strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Az su içmek: YANLIŞ!</strong><strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Az su içmek böbrekte kum ve taş oluşumuna zemin hazırlar. Günde 2-2.5 litre idrar çıkarmak özellikle de böbrek taşı oluşturmaya yatkın kişilerde taş oluşum riskini yüzde 50 azaltır. Bu nedenle her gün en az 2.5 litre su içmeye özen gösterin. Ayrıca alınan sıvının bir kısmının limon, portakal suyu şeklinde olması da idrarda taş oluşumunu engelleyen sitrat maddesini artıracağından ayrıca faydalı olacaktır. Son yıllardaki bazı çalışma sonuçları kahvenin de taş oluşumunu engellediği yönündedir.</p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Fazla tuz ve şeker tüketmek: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Fazla tuzlu yemek idrarla kalsiyum çıkışını artırarak çoğunluğu kalsiyum içerikli olan taşların oluşumunu tetikleyebilir. Fazla tuzlu yemek zaman içinde yüksek tansiyon nedeni de olabileceğinden böbrek damarlarının etkilenmesiyle böbrek fonsiyon bozukluklarına da yol açabilmektedir. Tuz yanında rafine şeker tüketimi de idrarla kalsiyum çıkışını artıran diğer bir risk faktörüdür. Bu nedenle fazla tuz ve şeker tüketiminden kaçının. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Bilinçsizce vitamin takviyesi kullanmak: YANLIŞ!</strong><strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Son yıllarda öne çıkan vitamin ve mineral takviyeleri kişinin ihtiyacına göre doktor tavsiyesiyle değil gelişigüzel kullanıldığında uzun vadede böbreklere de çok ciddi zararlar veriyor. Örneğin; en masum görünenlerden biri vücut direncinin düştüğü, gribal durum hissedildiğinde ilk akla gelen destek ürünlerden olan C vitamininin alımını abartmak böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlar. Günlük yiyeceklerle alınan doğal C vitamini için böyle bir risk söz konusu değildir. Vücudunuzun vitamin ve mineral ölçümleri yapılmadan ve doktor tavsiye etmedikçe vitamin ve mineral takviyesini gelişigüzel kullanmaktan kesinlikle kaçının. </p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Hareketsiz olmak: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Hareketli olmak taşların büyümeye fırsat bulamadan kristal veya kum halindeyken idrarla atılmasını kolaylaştıracaktır. Bu nedenle fiziksel bir engeliniz olmadığı takdirde hareketsiz kalmaktan mutlaka kaçınmak ve her gün düzenli yürüyüş/egzersiz yapmak, işyerinde dahi öğle tatillerinde mutlaka kısa da olsa yürümek gerekir. Egzersiz yaparken terlenebileceğinden beraberinde bol su içilmesi de unutulmamalıdır. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Hayvansal gıdaları aşırı tüketmek: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Kırmızı et, yumurta, tavuk, balık gibi hayvansal proteinler idrarı asit hale getirip, kalsiyum dengesini bozması yanında idrardaki taş oluşumu için koruyucu olan maddelerin azalmasına da neden olmaktadır. Bu nedenle hayvansal gıdaların tüketiminde aşırıya kaçmamak, günlük tüketimde 150-160 gramı geçmemeye dikkat etmek gerekir. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş etler de ciddi oranda tuz içerdiğinden tüketiminden uzak durulmalıdır. Diyete dikkat ederek taş oluşum riski oldukça azaltılabilmektedir. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Kas yapmak için aşırı protein almak: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Özellikle vücut geliştirmek amacıyla spor yapanlar kas oluşturmak için protein tozlarına ağırlık veriyor. Ancak dikkat! Yapılan bilimsel çalışmalar; aşırı protein alımının böbrek fonksiyonlarını bozduğunu ve kas yapsa da böbrekte taş oluşumuna zemin hazırladığını ortaya koyuyor. Bu nedenle doktorunuzun önerisi olmadan protein takviyesi kullanmayın. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Yoğurt, süt ve peyniri az tüketmek: YANLIŞ!</strong><strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren “Taşların büyük kısmı yapı olarak kalsiyum oksalat taşlarıdır. Bu nedenle çok eskiden süt, peynir, yoğurt gibi kalsiyumdan zengin gıdaların az tüketilmesi önerilirdi. Artık bunun yanlış olduğu bilinmektedir. Ancak kalsiyumlu yiyeceklerin ana öğünlerde tüketilmesi gerekir! Çünkü; domates, koyu yeşil yapraklı sebzeler, çilek, armut, kuruyemişler, çikolata ve çay gibi birçok yiyecekte bulunan oksalat maddesi kalsiyumdan zengin gıdalarla beraber tüketildiğinde oksalatın vücuda girişini engellemek büyük ölçüde mümkün olabilmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Yetersiz idrar yolu enfeksiyonu tedavisi: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: İdrar yollarında enfeksiyona neden olan mikroplardan bazıları idrarın yapısını değiştirerek “enfeksiyon taşı” denen kalsiyum oksalattan farklı yapıdaki taşlara neden olmaktadır. Çok kısa süre içinde hızla büyüyebilen bu farklı yapıdaki taşların tamamen temizlenmesi ve idrarın uygun antibiyotik tedavisi ile tamamen mikropsuz hale getirilmesi çok önemlidir. Taşlar ameliyatla alınsa bile enfeksiyon tam temizlenmediği takdirde çok kısa süre içinde aynı yapıdaki taşlar hızlıca tekrarlamaktadır. </p>
<p> </p>
<p><strong>Böbrek taşı olanlar dikkat!</strong></p>
<p><strong>Ağrınız kesildi diye tedaviyi bırakmayın!</strong></p>
<p>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren “Böbrek taşı olanların çok sık düştüğü bir yanlış; taşın düştüğü görülmeden, ağrı kesildi diye tedavinin yarım bırakılmasıdır. Takibin bırakılması böbrek kaybına kadar gidebilecek çok riskli bir durumdur. Eğer taş düşerken kısmi tıkanıklık yapacak şekilde yolda takılıp kalırsa idrarın taşın yanından az da olsa geçiyor olması ağrının ortadan kalkmasına neden olacaktır. Hastalar genellikle bu dönemde ‘taşımı herhalde düşürdüm, görmedim’ düşüncesi ile günlük yaşantılarına dönerler. Kısmi de olsa tıkanıklık devam etmesi böbreğin zamanla şişmesi ve kaybıyla sonuçlanabilir. İdrar yollarından taş, kum dökmüş veya ameliyat geçirmiş olanların sonraki yaşantılarında benzer yakınmaları olmasa bile düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekir. Taş problemi yaşayanların sonraki 10 yıl içinde tekrar benzeri şeyleri yaşama ihtimali yüzde 50’dir” diyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-yanlislar-bobrek-kaybina-goturebilir-443315">Bu yanlışlar böbrek kaybına götürebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 07:08:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte artan enfeksiyon hastalıkları çocuklarda kulak ağrısının en yaygın nedeni olan ve tıp dilinde ‘otitis media’ olarak adlandırılan orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebiliyor. Hemen her yaş grubunda görülse de bu enfeksiyon en sık 3 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597">Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>           ÇOCUKLARDA ORTA KULAK ENFEKSİYONU </strong></p>
<p><strong>                         İŞİTME KAYBINA NEDEN OLABİLİR!</strong></p>
<p> </p>
<p>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte artan enfeksiyon hastalıkları çocuklarda kulak ağrısının en yaygın nedeni olan ve tıp dilinde ‘otitis media’ olarak adlandırılan orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebiliyor. Hemen her yaş grubunda görülse de bu enfeksiyon en sık 3 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkıyor. Öyle ki 3 yaşındaki çocukların yüzde 50-85’i en az bir kez orta kulak enfeksiyonu geçirmiş oluyor. Bu yaş grubundaki çocuklarda daha yaygın görülmesinin nedeni ise östaki borusunun kısa ve yatay olması, tam gelişmemiş bağışıklık sistemi ile alerji oluyor. Çoğunlukla bakteri kaynaklı gelişen orta kulak enfeksiyonu çocuklarda kendiliğinden geçebileceği gibi kötü bir seyir de izleyerek şiddetli ağrılara ve ciddi tablolara neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker,</strong> çocuklarda orta kulak enfeksiyonlarında tedaviye mutlaka erken dönemde başlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Zira enfeksiyon ilerlerse yol açtığı şiddetli kulak ağrısının yanı sıra kulak zarının delinmesi, işitme kaybı ile menenjite neden olabiliyor. Dolayısıyla çocuklarda kulak ağrısı, ateş, genel durum bozukluğu, kulak akıntısı gözlendiğinde hekime başvurmak çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Kulağını sık sık çekiyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Kulak zarının arkasında yer alan ve içinde seslerin duyulmasını sağlayan küçük kemiklerin titreştiği orta kulakta gelişen enfeksiyon, orta kulak enfeksiyonu olarak adlandırılıyor. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu genellikle soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının ardından aniden başlayan kulak ağrısıyla kendini belli ediyor. Ayrıca hastalığın şiddetine göre; yüksek ateş, kulaktan ses gelmesi, kulakta tıkanıklık veya akıntı, kulakla sık sık oynama veya kulağı çekme, işitme azlığı, huzursuzluk, sürekli ağlama, dengesizlik, iştahsızlık ile uykuya dalmakta güçlük çekme gibi belirtiler gelişebiliyor.</p>
<p><strong>Pek çok etken neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Orta kulak enfeksiyonu pek çok farklı nedenden dolayı gelişebiliyor. Kış aylarında en sık görülen nedenin üst solunum yolları enfeksiyonu olduğunu belirten Dr. Berna Yayla Özker, enfeksiyonu tetikleyen etkenleri de şöyle sıralıyor: “Alerji, anne sütüyle beslenmeme, genetik yatkınlık, geniz eti büyümesi, reflü, emzik kullanma, biberon ile beslenme ve sigara dumanı maruziyeti enfeksiyonu tetikleyen faktörlerdir.”</p>
<p><strong>Kulağına asla soğan suyu damlatmayın!</strong></p>
<p>Dr. Berna Yayla Özker, ebeveynlerin kulak ağrısında hekime başvuruncaya dek ağrı kesici şurup ya da ağrı kesici etkisi olan kulak damlaları kullanabileceklerini belirtiyor. Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine, kulağa soğan suyu veya zeytinyağı damlatılmasının kulak ağrısında fayda sağlamadığı uyarısında bulunan Dr. Berna Yayla Özker, “Soğan suyu, sirke ya da zeytinyağı gibi yabancı maddelerin damlatılmaları yararlı olmadığı gibi dış kulak yolunda ve kulak zarında tahribata yol açabiliyor. Özellikle kulak zarı tahribatı ile orta kulak ve iç kulağa ulaşan bu maddeler işitme kaybı ve denge kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla kulağa damlatılmalarını asla önermiyoruz“ diyor.</p>
<p><strong>Antibiyotik tedavisi gerekebiliyor</strong></p>
<p>Çocuklarda gelişen orta kulak enfeksiyonu genellikle hafif seyrediyor ve tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden geçiyor. Ancak yüksek ateş varsa veya belirtiler şiddetleniyorsa zaman kaybetmeden tedaviye başvurmak önem taşıyor. Dr. Berna Yayla Özker, orta kulak enfeksiyonunda, 6 aya kadar olan bebeklerde bağışıklık sistemi tam gelişmediği, aşılar tam tamamlanmadığı ve kafa kemikleri tam birleşmediği için enfeksiyonun beyine yayılma riski nedeniyle antibiyotik tedavisinin önerildiğine işaret ederek şöyle devam ediyor: “Ancak 6 ay ile 2 yaş arasındaki çocuklarda kesin tanı konulmamışsa veya ciddi bulgular yoksa, 2 yaşından büyük çocuklarda da kesin tanı olsa bile bulgular şiddetli değilse, antibiyotik tedavisi için bekliyoruz. Tüm yaş gruplarında 3 günü geçen kulak ağrısı, ateş, genel durum bozukluğunda ise antibiyotik tedavisi öneriyoruz”</p>
<p> <strong>Enfeksiyon sık tekrarlıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker, çocuklarda orta kulak enfeksiyonu sık tekrarlıyorsa altta yatan etkenin mutlaka tespit edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. “Sık tekrarlayan enfeksiyonun nedeni, geniz eti büyümesi veya orta kulak ile burun boşluğu arasında bağlantı sağlayan östaki tüpünün yetersiz çalışması olabiliyor” diyen Dr. Berna Yayla Özker, bu tablolarda geniz eti ameliyatı ve kulaklara tüp uygulaması yöntemlerine başvurulduğunu belirtiyor.</p>
<p> <strong>Ellerinizi sık sık yıkayın</strong></p>
<p>Çocuklarda orta kulak enfeksiyonunu önlemek için hijyen kurallarına uyulması büyük öneme sahip. Bu nedenle hem çocukların hem de çocuklar ile temas eden kişilerin ellerinin sık sık yıkanması gerekiyor. Ayrıca çocuğun sigara dumanına maruziyetinin önlenmesi, hasta kişilerden uzak tutulması, pnömokok aşısının yaptırılması ve bebekleri biberon ile oturur pozisyonda beslemek orta kulak enfeksiyonu riskini azaltan diğer etkenler arasında yer alıyor</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597">Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessizce İlerleyen Glokom &#8216;a Dikkat! Görme Kaybına Yol Açabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessizce-ilerleyen-glokom-a-dikkat-gorme-kaybina-yol-acabilir-417157</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 13:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[ilerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417157</guid>

					<description><![CDATA[<p>Glokom, göz sinirinin hasarıyla karakterize olan ve kalıcı görme kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon glokom hastası bulunmaktadır ve glokom kalıcı görme kaybı nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessizce-ilerleyen-glokom-a-dikkat-gorme-kaybina-yol-acabilir-417157">Sessizce İlerleyen Glokom &#8216;a Dikkat! Görme Kaybına Yol Açabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Dünyada 80 milyon kişi bu hastalıktan mustarip!</strong></p>
<p>Glokom, göz sinirinin hasarıyla karakterize olan ve kalıcı görme kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon glokom hastası bulunmaktadır ve glokom kalıcı görme kaybı nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi için klinik muayene ihmal edilmemeli!</strong></p>
<p>Glokom sinsi seyirli ve ilerleyici bir göz hastalığıdır. Glokom hastalarında göz sinirinde meydana gelen hasar belirli bir düzeye ulaşmadıkça hastalarda herhangi bir şikâyete yol açmayabilir. Glokomda erken tanı ve tedavi, görmenin korunması açısından çok önemlidir. Artmış göz içi basıncı, 40 yaş üzerinde olmak, yüksek miyop ya da hipermetrop olmak ve aile bireylerinde glokom hikâyesi olması başlıca risk faktörleridir. </p>
<p><strong>Çözümü var!</strong></p>
<p>Glokom hastalığı anne karnında ya da doğumdan itibaren herhangi bir yaş diliminde oluşabilmektedir. Erken tanı ve tedavi kalıcı görme kayıplarının önüne geçebilir. Glokomun tedavisi glokomun tipine ve seyrine göre değişmekle birlikte medikal ya da cerrahi olarak yapılabilmektedir. Medikal tedavi ile ilerlemesi durdurulamayan ya da ilaç kullanımında sorunlar yaşayan hastalarda cerrahi tedavi ile glokom hastalığının ilerleyişi kontrol altına alınabilmektedir.   </p>
<p><strong>Rutin muayene önemli!</strong></p>
<p>Glokom hastalığının sinsi seyirli olduğu ve hastalarının büyük çoğunluğunu glokom hastası olduğunu bilmeyen kişilerin oluşturduğu düşünüldüğünde rutin göz muayenesin önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Risk faktörlerine sahip olan hastaların yılda en az 1 kez göz muayene olmaları tavsiye edilmektedir.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessizce-ilerleyen-glokom-a-dikkat-gorme-kaybina-yol-acabilir-417157">Sessizce İlerleyen Glokom &#8216;a Dikkat! Görme Kaybına Yol Açabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 13:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gargara]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmamalı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmamalı8230]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[süreli]]></category>
		<category><![CDATA[tat]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız gargarasının ağız ve diş temizliği için kullanılabilecek bir ürün olmadığını belirten uzmanlar, gargaraların hekim tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572">Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağız gargarasının ağız ve diş temizliği için kullanılabilecek bir ürün olmadığını belirten uzmanlar, gargaraların hekim tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Uzun süreli kullanımının ağız içi mikroorganizmalarının dengesini bozabildiğini ifade eden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, farklı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabileceğini ve tat kaybı ya da kötü tat hissi oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Güler ayrıca gargaraların yutulması halinde sağlık problemlerine neden olabileceğinin de altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, ağız gargaralarının hangi durumlarda ve ne şekilde kullanılması gerektiğine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Gargara öncesinde ve sonrasında diş fırçalanmamalı</strong></p>
<p>Diş bakımına özen gösterenlerin sıklıkla tercih ettikleri gargaraların nasıl kullanılması gerektiğine değinen Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bir ölçek gargara ağıza alınır ve yarım dakika boyunca çalkalandıktan sonra tükürülür. Öncesinde ve sonrasında yarım saat boyunca diş fırçalamamak gerekir. Çünkü bazı gargaraların diş macunları ile etkileşimi vardır ve bu etkileşim neticesinde etkinlikleri azalabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Gargara rutin olarak kullanılmamalı </strong></p>
<p>Ağız gargarasının ağız kokusu veya diş arası temizliği için kullanılmaması gerektiğine dikkat çeken Güler, “Gargara rutinde kullanılması gereken bir ürün değildir ve asla diş fırçalama, diş ipi ya da ağız duşu kullanımının yerine geçemez. Çürük oluşumuna çok yatkınlığı olan bireylerde ya da şiddetli diş eti problemi olan hastalarda hekim reçete ederse gargara kullanılmalıdır.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Fazla miktarda yutulması hayati tehlikeye neden olabilir</strong></p>
<p>Ağız gargarasının yutulması durumunda sağlığı olumsuz etkileyebilecek sorunlara neden olabileceğini belirten Güler, az miktarda yutulması halinde midede yanma ve bulantı oluşabileceğini söyledi. 5-6 kapak gibi yüksek miktarlarda yutulması durumunda ise hemen bir hastaneye ulaşılması gerektiğini ifade eden Güler, fazlaca yutulmasının hayati tehlike doğurabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Diş etlerinin de gargaradan etkilenebileceğini belirten Güler, “1-2 haftadan uzun süreli kullanımları ağız içi mikroorganizmalarının dengesini bozarak farklı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilirken, bunun yanı sıra ağızda tat kaybı ya da kötü tat hissi oluşturabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kekik suyu veya az tuzlu ılık su da diş etlerini rahatlatabilir </strong></p>
<p>Gargaraların hekim tavsiye etmedikçe kullanılmaması gerektiği uyarısını yineleyen Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Gargaralar hekim tavsiyesine göre edinilip, hekimin önerdiği sürece kullanılmalı. Gargara yaklaşık 30 saniye ağızda tutulmalı ve çalkalama yapılmalı. Ticari ürünler yerine kekik suyu ya da az tuzlu ılık su tercih edilebilir. Bu şekilde gargara yapmak da diş etlerini rahatlatabilir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572">Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 09:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[çatlamasına]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişlerin]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kırılmasına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bruksizmin gün içinde ya da uyku sırasında yapılan diş sıkma ve gıcırdatma eylemi olduğunu belirten uzmanlar, bu eylemin diş sağlığı açısından önemli sorunlar ortaya çıkarabileceği konusunda uyarıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145">Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruksizmin gün içinde ya da uyku sırasında yapılan diş sıkma ve gıcırdatma eylemi olduğunu belirten uzmanlar, bu eylemin diş sağlığı açısından önemli sorunlar ortaya çıkarabileceği konusunda uyarıyor. Bruksizmin kadınlarda daha sık görüldüğüne dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, agresif, rekabetçi veya hiperaktif kişilik tipine sahip olanlarda bruksizm riskinin yüksek olduğunu söylüyor. En kötü durumda, bruksizm sonucu dişlerin kaybedilebileceğine vurgu yapan Üçem, bruksizmi olduğunu düşünenlerin, diş hekimine danışmasını öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, diş kaybına kadar gidebilecek bruksizm sorunu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kadınlarda daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Bilinçsizce diş gıcırdatma veya sıkma sorununun bruksizm olarak adlandırıldığını belirten Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Gün içerisinde dişlerinizi sıkabilir ve gıcırdatabilirsiniz. Ya da gece uyurken (uyku bruksizmi) sahip olduğunuzun farkında bile olmayabilirsiniz.” dedi. </p>
<p>Uyanık bruksizmin, nüfusun yüzde 20&#8217;si tarafından bildirilen, esas olarak diş sıkma ile karakterize edilen yarı gönüllü bir eylem olduğunu ifade eden Üçem, “Kadınlarda daha sık görülür ve yaşla birlikte azalır. Tipik olarak stresle veya konsantrasyon gerektiren bir görevi yerine getirirken ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aşınmış dişler, yüz ve baş ağrısı bruksizm belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Uyku bruksizminin uyku ile ilişkili bir hareket bozukluğu olduğuna dikkat çeken Üçem, “Bu sınıflandırmadaki diğerleri, huzursuz bacak sendromu ve periyodik uzuv hareket bozukluğunu içerir. Uyku literatüründe uyku bruksizmi, sağlıklı bireylerde bir hareket bozukluğu veya uyku bozukluğu olmayan, ritmik (fazik) veya ritmik olmayan (tonik) olarak karakterize edilen uyku sırasındaki çiğneme kas aktivitesi olarak tanımlanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Bruksizmi olan hastalarda görülebilecek belirtilerin farklı olabileceğine değinen Üçem, “Aşınmış dişler, yontma veya kırık dişler, yüz ağrısı, aşırı hassas dişler, gergin yüz ve çene kasları, baş ağrısı, çene çıkığı, çenenin kilitlenmesi, diş minesinin aşınması, temporomandibular eklemde bir patlama veya tıklama, dil girintileri, yanağın iç kısmında hasar ve aşınma yüzeyleri gibi belirtiler ortaya çıkabilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Agresif, rekabetçi veya hiperaktif kişilerde bruksizm riski daha yüksek</strong></p>
<p>Bruksizmin küçük çocuklarda daha yaygın olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Bu durum genellikle yetişkinlikte geçer. Agresif, rekabetçi veya hiperaktif bir kişilik tipine sahip bireylerde bruksizm riskinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bruksizm, sigara içenlerde içmeyenlere göre neredeyse iki kat daha yaygındır.” dedi.</p>
<p><strong>Aşırı stres ve diş gıcırdatma sorunu için psikologdan yardım alınabilir</strong></p>
<p>Stres ve diş gıcırdatmanın yan etkilerinden şikayetçi olanların, profesyonel yardım alması gerektiğine vurgu yapan Üçem, tedavi seçeneklerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p>“Diş hekiminiz, dişlerinizi korumak için size geceleri kullanılmak üzere bir diş sıkma plağı verebilir. Ancak öğütmeyi durdurmaz, sorunun altında yatan nedenleri ele almanız gerekir. Kas gevşetici ilaçlar çeneyi gevşetmeye ve gece gıcırdatmayı durdurmaya yardımcı olabilir. Aşırı stres ve diş gıcırdatma sorunu yaşayan kişiler, bir psikologdan veya başka bir profesyonel danışmandan yardım isteyebilir. Biyolojik geri bildirim de dahil olmak üzere stresle başa çıkma ve gevşeme eğitimi konusunda yardım alabilir. Çene botoksu bruksizm olaylarını durdurmaz ama diş sıkmanın şiddetini azaltabilir ve bazı durumlarda fayda sağlayabilir.”</p>
<p><strong>Bruksizm sonucu dişler kaybedilebilir</strong></p>
<p>Bruksizm tedavi edilmediği taktirde dişlere zarar verebileceğinin altını çizen Üçem, “Dişlerinize verilen hasar, yüzey çatlaklarından kırık dişlere veya restorasyonlara kadar değişebilir. Bu diş ağrısına neden olabilir. En kötü durumda, bruksizm sonucu dişler kaybedilebilir. Bruksizmden kaynaklanan stres, dişleri destekleyen dokulara da zarar vererek dişlerin sallanmasına neden olabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Diş hekiminize danışmayı ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Çene veya kas ağrılarının genellikle çene kaslarını aşırı çalıştırabilen dişleri sıkma ve gıcırdatmanın tekrarlanan hareketinden kaynaklandığını belirten Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Bruksizm, özellikle şakaklarda gerilim ve baş ağrılarına da neden olabilir, burası büyük bir kas olan temporalisin oturduğu yerdir. Bruksizm zamanla dişlerin minesini aşındırarak sıcak veya soğuk yiyecek ve içeceklere karşı artan hassasiyete yol açabilir. Aşırı bruksizm, özellikle önceden hasar görmüş veya zayıf noktaları varsa, dişlerin çatlamasına veya kırılmasına neden olur. Sonunda, dişler aşınarak oklüzal dikey boyutun kaybına neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Bruksizmi önlemek için alınabilecek önlemlere de değinen Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bruksizminiz olduğunu düşünüyorsanız, diş hekiminizle konuşun. Size, kas gerginliğini azaltmaya yardımcı olabilecek kas gevşeticiler veya iğneler gibi ilaçlar önerebilir. Soruna katkıda bulunup bulunmadığını görmek için kullandığınız ilaçlar hakkında doktorunuzla konuşun. Üst veya alt dişlerinize uyan, kenetlemeyi veya gıcırdatmayı azaltmaya yardımcı olabilecek özelleştirilmiş splint de kullanabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145">Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
