<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kalabilir | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kalabilir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kalabilir</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Aug 2025 14:24:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>kalabilir | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kalabilir</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Aug 2025 14:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kalabilir]]></category>
		<category><![CDATA[modunda]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem korkusu konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909">Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem korkusu konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Anlamlı bir korku faydalıdır</strong></p>
<p>Korkunun aslında faydalı bir duygu olduğunu ve hayatta kalmamızı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Korku, tehlikelerden korunmamızı, doğru ve sağlıklı kararlar vermemizi ve kendimizi geliştirmemizi sağlar. Tanımlanmış ve anlamlı bir korku faydalıdır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sağlıksız korkuların ise genellikle rasyonel olmayan, orantısız ve ölçüsüz korkular olduğunu dile getirerek, &#8220;Anlam arayışı, özgürlük arayışı, yalnızlığı giderme ihtiyacı ve ölümü açıklayamama korkusu varoluşsal korkuları oluşturur. Belirsizlik ise bunların temel nedenidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Korkuyu yönetmenin hiç de zor olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kişinin kendi kendine başa çıkamadığı durumlarda profesyonel yardım alabileceğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Olayları doğru analiz edersek, ön yargılarımızı ve zihinsel şartlanmalarımızı değiştirebilirsek, birçok korkunun temelsiz olduğu ortaya çıkar. Karar verirken korkuyu yönetebilmek çok önemlidir.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, beynin belirsizliği gidermesi durumunda korkunun yönetilebileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Beyin sisi uzun süreli stresle ilişkili</strong></p>
<p>Günümüzde sıkça duyulan &#8220;beyin sisi&#8221; kavramının uzun süreli stresle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Uzun süreli stres, beyinde stres hormonu olan kortizol salgılanmasına neden oluyor. Bu durum, beyindeki anlama, kavrama, algılama ve karar mekanizmalarının yavaşlamasına yol açıyor. Kişinin beyni adeta yavaş çekimde çalışıyor. Başka bir psikiyatrik problemi olmasa da sadece zihinsel yavaşlama görülüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, tükenmişlik sendromu gibi durumlarda kişinin kronik stresi yönetemediğini ve çaresizlik hissettiğini ifade ederek, &#8220;Hayattaki iş yükünü, çocuklarla ilgili sorumlulukları yönetemeyen ve sağlıklı çözümler üretemeyen kişilerde bu durum ortaya çıkıyor. Çözüm üreten kişi ise beyindeki belirsizliği gideriyor. Belirsizliği gidermek, insanın temel ihtiyaçlarından birisidir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doğum anı bebek için ilk korku deneyimi</strong></p>
<p>Doğum anının bebek için ilk korku deneyimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Anne karnında bebek nefes almaya bile ihtiyaç duymaz, her şey hazırdır. Ancak vücuttaki mekanizma doğum sonrasına göre planlanmıştır. Doğduktan sonra çocuğun ilk duyduğu his korku, ilk verdiği tepki ise ağlamaktır. Hemen annesine sığınıp rahatlar. Bu, temel güven duygusunun geliştiği andır. 0-3 yaş arası anne veya anne yerine geçen kişinin sıcaklığının yerini hiçbir şey tutamaz.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, perinatal psikoloji alanındaki çalışmalara da değinerek, normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin, sezaryenle doğanlara göre stres testlerinde daha az stres hormonu salgıladığını ifade ederek, &#8220;Normal doğum, hayatın ilk meşakkatidir ve çocukları psikolojik olarak daha dayanıklı kılar. Sezaryenle doğan çocuklarda daha çok stres hormonu oluyor.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Korku, insan için bir kamçıdır</strong></p>
<p>Yaşanan olumsuz hayat olaylarının &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Travma sonrası büyüme ölçekleriyle bunu ölçüyoruz. Kişi bu travmadan bir şeyler öğrenerek çıktı mı? Travma sonrası büyümede yeni ihtimaller ortaya çıkar, kişi insan ilişkilerini gözden geçirir, kişisel güçlerini fark eder. Gücünün yetmediği şeylerde radikal kabullenme yöntemini kullanır. Bu, korkunun bir kazanıma dönüşmesidir. Korku, insan için bir kamçıdır, insanı harekete geçiren ve yeni keşif alanları sunan bir duygudur. Korkudan korkmak yerine korkuyu yönetmek önemlidir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı travmaları bugünkü korkuların önemli bir nedeni</strong></p>
<p>Çocukluk çağı travmalarının bugünkü korkularımızda önemli bir etken olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukluk çağı travmaları bugünkü korkularımızın önemli bir nedenidir. Tüylü nesnelerden korkan bir kişiyi incelediğimizde, bu korkunun kökeninin genellikle çocukluk döneminde tüylü bir varlıkla (veya nesneyle) ilgili yaşadığı olumsuz bir deneyime dayandığını görürüz. Kişi bu olayı bilinçli olarak unutmuş olabilir, ancak bu deneyim genel bir tüy veya tüylü nesne korkusu olarak devam edebilir. Bu tür korkuların ve altında yatan travmaların ele alınması, kişinin ruhsal sağlığı ve gelişimi açısından büyük önem taşır. Ancak unutulmamalıdır ki, çocuklukta yaşanan travmaların &#8216;ömür boyu bende kalacak&#8217; şeklinde bir kader olduğu düşünülmemelidir. Çünkü bu tür etkiler genetik değil, epigenetiktir; yani çevresel faktörlerle değişebilir ve iyileştirilebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Deprem korkusu (sismofobi) yönetilemediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, deprem korkusunun (sismofobi) ve sonrasında gelişebilen akut stres bozukluğunun doğal tepkiler olduğunu ancak yönetilemediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü kaydederek, &#8220;Kişi zihinsel olarak kendisini bu konuda eğitirse, tıpkı yangın eğitimi almış birinin ne yapacağını bilmesi gibi, panik minimize olur. Çoğu kayıp, afetten değil panikten kaynaklanır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Japonya&#8217;da 4-6 yaş arası çocuklara verilen afet eğitimlerinin etkinliğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu eğitimler sonraki yaşlarda daha zor öğreniliyor. Deprem çantası hazırlamak önemli ama asıl mesele o anda ne yapılacağını bilmek. &#8216;Aman deprem konuşmayalım, çocuğun ruh sağlığı bozulur&#8217; demek yerine, okul öncesi dahil çocuklarla &#8216;Deprem olursa ne yapacağız?&#8217; senaryoları konuşulmalı, evde pratik yapılmalı. Kişi ne olacağını bildiğinde korkusu orantısız olmaktan çıkar. Korku doğal bir duygu. Tabii ki korkacağız. Ama zihinsel hazırlık çok önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bazı kişiler devamlı tehdit var, tehlike var diye yaşıyor</strong></p>
<p>Deprem anında beyinde sempatik sinir sisteminin aşırı aktive olduğunu (göz bebeklerinde büyüme, kas gerilmesi, tansiyon yükselmesi), ancak tehlike geçtikten sonra parasempatik sistemin devreye girerek rahatlama sağlaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kişilerde parasempatik sinir sistemi devreye girmiyor. Devamlı tehdit var, tehlike var diye yaşıyor. Travmatik bir olay karşısında, eğer korkunun kaynağı belirsizse, kişide ilk tepki genellikle inkar veya reddetme şeklinde ortaya çıkıyor. Ancak korku, deprem gibi somut ve inkar edilemeyecek bir kaynağa dayanıyorsa, ikinci bir tepki olarak kişi olayla ilgili depresif bir ruh haline girebiliyor. Bu durum, bazı kişilerde öfke patlamaları, bazılarında ise içe kapanma şeklinde kendini gösterebiliyor. Ardından, bazı bireylerde &#8216;savaş, kaç ya da donakal&#8217; tepkileri gözlemlenebiliyor. Bazı kişilerde geçici olarak dil tutulması görülebiliyor veya panikle pencereden atlama gibi davranışlar sergilenebiliyor. Tüm bunlar, akut stres durumunda ortaya çıkan tipik tepkilerdir ve bu tepkilerin birkaç saat veya birkaç gün içinde düzelmesi beklenir. Ancak, bu durum kişinin uyku düzenini bozuyor, kişi vaktinin büyük çoğunu (örneğin, bir saatin 50 dakikasını) depremi düşünerek geçiriyorsa veya &#8216;flashback&#8217; olarak adlandırılan, olayı yeniden yaşantılama durumları sıkça görülüyorsa (yani olayın her an yeniden olacağı hissine kapılıyorsa), eve girememek, sürekli diken üstünde oturmak, &#8216;hipervijilans&#8217; denilen aşırı tetikte olma hali gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa, hatta kişi uyumaktan korkar hale geliyorsa, durum ciddiyet kazanmış demektir.&#8221;</p>
<p><strong>Bazı kişiler korkuyu &#8216;mumyalaştırarak&#8217; hayatlarında sürekli canlı tutar</strong></p>
<p>Yoğun korkunun, adeta beyindeki &#8216;programı&#8217; bozabildiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Eğer bu durum günlük yaşam aktivitelerini etkilemiyorsa, özellikle ilk bir ay içinde (bazı görüşlere göre ise 8 haftaya kadar) hastalık olarak kabul edilmez. Bu süreçte genellikle ilaç tedavisi gerekmez; aksine, bu stresin bir ölçüde yaşanması ve işlenmesi beklenir. Hatta bu stres, kişinin yeni bakış açıları kazanması, farklı düşünmesi, olaylara yeni anlamlar yüklemesi, derin analizler yapması ve küçük ayrıntıları fark ederek kendini geliştirmesi için bir fırsata dönüşebilir. Kişinin olaya olumlu ya da olumsuz yaklaşımı ve anlamlandırma biçimi, bu sürecin seyrini belirler. Genellikle bu durum, 6-8 hafta içinde çözülür ve kişi normal hayatına döner. Bu süreçte sağlıklı olan, korkuyu &#8216;minyatürize etmek&#8217;, yani küçülterek yönetmektir. Ancak bazı kişiler korkuyu minyatürize edemez, aksine &#8216;mumyalaştırarak&#8217; hayatlarında sürekli canlı tutarlar. Bu kişilerde durum, nesnesi belirsiz bir obsesyondan ziyade, kaynağı belli bir korkuya işaret eder ve bu da genellikle kaçınma davranışlarına yol açar. Sürekli düşünce tekrarları görülür; bu durum daha çok &#8216;rüminasyon&#8217; şeklinde, negatif veya bazen pozitif içerikli olabilir. Kişi sürekli aynı konuyu düşünür. Obsesyonda kişi düşüncelerinin saçma olduğunun farkındadır, ancak rüminasyonda düşüncelerine inanarak onları sürekli zihninde döndürür. O beyni çok yoran bir şeydir. Bu tür tepkilerin 6-8 hafta kadar sürmesi doğaldır. Bu sürenin sonunda kişinin travma sonrası büyüme kazanımlarıyla hayatına devam etmesi beklenir. Eğer bu başarılamazsa, uzman yardımı almak gerekir.&#8221;</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;un &#8220;çılgın projesi&#8221; kentsel dönüşüm olmalı</strong></p>
<p>İstanbul&#8217;un &#8220;çılgın projesinin&#8221; öncelikle kentsel dönüşüm olması gerektiğini savunan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Şu an binaların yaklaşık yüzde 70&#8217;i 2000 öncesi yapılar ve yüksek risk taşıma potansiyeline sahip. Bu konuda liderlik ve ciddi bir gelecek projeksiyonu şart.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, deprem konusunda farklı uzman görüşlerinin &#8220;felaketleştirenler&#8221; ve &#8220;tehlike atlatıldı diyenler&#8221; şeklinde insanları şaşırttığını ve bilgi kirliliğine yol açtığını belirterek, &#8220;Uzmanların kendi aralarında oturup çözüm üretmesi gerekirken, herkes farklı bir şey söylüyor. Rasyonel hareket etmek ve düşünmek gerekiyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz</strong></p>
<p>Toplumun zamanla travmaları unutma eğiliminde olduğunu (6 Şubat depremleri gibi) ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Korkuyu yok saymak yerine &#8216;minyatürize edip&#8217; toplumun devamlılığını sağlamak gerekiyor. &#8216;Yarın 7.4 olabilir&#8217; gibi söylemler korkuyu &#8216;mumyalaştırmaktır&#8217; ve bu korkuyla yaşanmaz. Bir odada yılan varken onunla yaşamaya alışılmaz. Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz. Yöneticilerin işi ciddiye alıp plan yaptıklarını görmek, örneğin Şehircilik Bakanlığı&#8217;nın bina tespit çalışmaları gibi adımlar, insanlarda güven duygusunu artırır, panik davranışını minimize eder ve gelecekle ilgili belirsizliği giderir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Deprem korkusu adli ve psikiyatrik vakalarda artışa neden olabiliyor</strong></p>
<p>Deprem korkusunun adli ve psikiyatrik vakalarda artışa neden olabileceğini, toplumdaki temel güven duygusunu zedeleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Güven duygusu olursa, insan &#8216;bunun çözümü vardır&#8217; diyerek sorunları daha rahat aşar.&#8221; dedi.</p>
<p>Başa çıkma yöntemlerinden ilkinin pozitif psikoloji olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu yaklaşım, olayları olumlamak ve onlara anlam yükleyebilmek üzerine kuruludur. Her olayın bir tehdit, bir de fırsat boyutu vardır. Tehdit boyutunu görüp fırsat boyutuna odaklanmak, gerçekleri kabul edip hedef belirlemek ve strateji geliştirmek korkuyu en güzel yönetme biçimidir. Buna ‘radikal kabullenme’ diyoruz; kabullenip onu bir fırsata dönüştürmek.&#8221; diye açıkladı.</p>
<p><strong>Hepimizin gücünün yettiği ve yetmediği şeyler var</strong></p>
<p>İkinci önemli yöntemin dini başa çıkma olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hepimizin gücünün yettiği ve yetmediği şeyler var. Böyle durumlarda kişinin zihinsel bir sığınağa ihtiyacı olur: Büyük bir anlamın, bir değerin, bir yaratıcının parçası olmak. Evrendeki olayların tesadüfen olmadığını, bir geminin kaptanı olduğu gibi dünyanın da bir sahibi olduğuna inanmak, insanın gücünün yetmediği yerde bu yöntemleri kullanarak rahatlamasını sağlar. Empati, vicdan duygusunun bir ürünüdür. Vicdan duygusu olmayan kimse empati yapamaz. Bencil kişilerde vicdan duygusu körelir. Deprem gibi olaylarda dini başa çıkma yöntemini kullanan kişiler bu konuda bazen aşırı fedakar olabiliyorlar. Aşırı orantısız tepkiler de olabiliyor. Stres altında soğukkanlı kalma konusunda kendini eğitmiş kişiler bu olaylarda liderlik yapıyorlar. Aileyi de yatıştırıyorlar, çevreyi de yatıştırıyorlar. Biraz zihinsel olarak, emek vermek gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909">Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dezenformasyona açık kalan bir ülke, dijital bir savaşla karşı karşıya kalabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dezenformasyona-acik-kalan-bir-ulke-dijital-bir-savasla-karsi-karsiya-kalabilir-381587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2023 14:12:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dezenformasyona]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[kalabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kalan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[savaşla]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geniş kitlelerce ve yoğun şekilde kullanılan Twitter’ın, ‘2022 Dezenformasyona İlişkin Güçlendirilmiş Uygulama Kuralları’ protokolünden çekilmesini değerlendiren Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, Twitter’ın dezenformasyon konusunda büyük sorumluluk taşıdığına dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dezenformasyona-acik-kalan-bir-ulke-dijital-bir-savasla-karsi-karsiya-kalabilir-381587">Dezenformasyona açık kalan bir ülke, dijital bir savaşla karşı karşıya kalabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geniş kitlelerce ve yoğun şekilde kullanılan Twitter’ın, ‘2022 Dezenformasyona İlişkin Güçlendirilmiş Uygulama Kuralları’ protokolünden çekilmesini değerlendiren Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, Twitter’ın dezenformasyon konusunda büyük sorumluluk taşıdığına dikkat çekiyor. Dezenformasyonun, uluslararası iş birliği ile çözülmesi gereken bir sorun olduğunu vurgulayan Ünal, dezenformasyona açık kalan bir ülkenin, dijital bir savaş ile karşı karşıya kalabileceğini söylüyor. Ünal, bireysel olarak dijital bilgi kaynaklarını doğrulama sürecini iyi yönetmemiz gerektiği konusunda da uyarıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, Twitter’ın Avrupa Birliği ile sosyal medya platformları arasında imzalanan ‘2022 Dezenformasyona İlişkin Güçlendirilmiş Uygulama Kuralları’ protokolünden çekilme kararı almasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><strong>Kişilerin rahatça görüşlerini paylaşabilmesi bilgi kirliliği ve dezenformasyonu ortaya çıkardı</strong></p>
<p>Web 2.0 teknolojileri ile birlikte ortaya çıkan yeni medya teknolojilerinin etkileşimin yoğun olduğu yeni iletişim ortamları yarattığını belirten Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, “Bunun bir örneği, dünya çağında yaygın kullanılan sosyal medya mecraları. Sosyal medyanın kullanım motivasyonları olarak sosyalleşme, eğlence ve başkalarını etkileyerek takdir görme karşımıza çıkıyor. Kişilerin rahatça görüşlerini paylaşabiliyor olması da doğru olmayan bilgilerin ve haberlerin yayılması, bilgi kirliliği ve dezenformasyonu ortaya çıkardı ve çağımızın yeni bir sorunu olarak yerini aldı.” dedi.</p>
<p><strong>Dikkat çekmek, algı yönetimi yapmak gibi amaçlarla dezenformasyona başvuruluyor</strong></p>
<p>Günümüzde bilgi ve haber paylaşımının çoğunlukla dijital mecralardan yapıldığını dile getiren Ünal, “Sosyal medyanın kitlelerin günlük alışkanlıkları arasında yer alması, haber alma alışkanlıklarının da sosyal medya mecralarında gerçekleşmesine sebep oldu. Anlık haber alma, gündemi kaçırmamak için sürekli sosyal medyanın kontrol edilmesi, güncel kişisel bilgi paylaşımlarının takibi gibi aktiviteler sıklıkla gerçekleşiyor. Bu paylaşımların doğruluğunun teyit edilmesi konusu da ön plana çıkarak gereklilik haline geldi. Özellikle Twitter anlık bilgi, haber ve görüş paylaşımı ile dikkat çeken bir sosyal medya uygulaması olarak kişiler tarafından sıklıkla kontrol ediliyor. Pek çok haberde dikkat çekmek, daha fazla tıklanmak, algı yönetimi yapmak gibi amaçlarla dezenformasyona başvuruluyor. Bu yüzden Twitter’ın yönetsel kapsamda birtakım sorumlulukları da yerine getirmesi gündeme geliyor.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Bilginin doğruluğunu teyit etmediğimizde, dezenformasyonun etki alanına girmiş oluyoruz </strong></p>
<p>“Her gün sosyal medyada paylaşılan bilgi bombardımanı ile dezenformasyona maruz kalıyoruz.” diyen Ünal sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle karşımıza çıkan bilginin doğru olup olmadığını ve bilginin hangi kaynaktan paylaşıldığını teyit etmediğimizde, sahte hesapların farkına varmadığımızda dezenformasyonun etki alanına girmiş oluyoruz. Hatta paylaşımları tekrar paylaşarak, yorum yazarak ya da beğeni ile başkalarının akışında görünür kılarak dezenformasyonu yayıyoruz. Dezenformasyondan korunmak ve mücadele etmek için öncelikle ne olduğunu doğru anlamak gerekiyor.”</p>
<p><strong>‘Kötü niyet ve kasıt’ varsa dezenformasyon oluyor</strong></p>
<p>Dezenformasyonun, kötü niyetli ve kasıtlı olarak kişileri yanıltma amacı taşıdığını kaydeden Ünal, “Manipüle edici ya da tamamen uydurma da olabilir. Diğer yandan, kişiler dezenformasyondan kaçarken misenformasyona da maruz kalabiliyor. Genel olarak, bilginin doğru ya da yanlış olması teyit edilmesi gereken bir unsurken, ‘kötü niyet ve kasıt’ varsa dezenformasyon oluyor diyebiliriz. Dezenformasyon yayımıyla, komplo teorilerinde olduğu gibi uydurma bilgilerle algı yönetimi yapmak amaçlanıyor. Özellikle toplumsal kaos dönemlerinde toplumun meşgul olduğu bir sorun varken toplumsal birliği bozma çabaları ile başka bir sorun daha ortaya çıkartılıyor. Böylece dezenformasyonla mücadele yeniden gündeme geliyor. Misenformasyon, dijital ortamda kasıtlı olmayan, kötü niyet taşımayan yanlış bilgi paylaşımı olduğundan teyit konusunda daha hassas davranılmasını gerektiriyor. Komplo teorilerindeki gibi doğrudan dikkat çekmediğinden kişiye ilk bakışta doğru gelebiliyor. Dolayısıyla, dezenformasyon ve türevi kavramları anlamanın yanında bireysel olarak farklı kaynaklardan bilginin doğruluğunu teyit etmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dezenformasyon, uluslararası iş birliği ile çözülmesi gereken bir sorun</strong></p>
<p>Twitter’ın dezenformasyon konusunda büyük sorumluluk taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Aylin Tutgun Ünal, “Dezenformasyon, uluslararası iş birliği ile çözülmesi gereken bir sorun. Dolayısıyla uluslararası anlaşmalara katılması ve burada ülkemiz lehine de tavır alması gerekir. Aksi halde dezenformasyona açık kalan bir ülkenin, yeni bir dijital savaş ile karşı karşıya kalacağını söylemek mümkün. Yanlış bilgi kaynağı, bir ülke için en büyük sorunlardan biridir. Manuel Castells tarafından ortaya atılan ‘Ağ Toplumu’, dijital kültüre yön veren bir iletişim formu olarak tanımlanıyor. Ağ toplumu olmanın, küresel anlamda avantajlarından yararlanılıyor. Bir yandan da dezavantajları ile mücadele ediliyor. Algı yönetimi yaparak toplumsal düşünceyi etkilemek, kitleleri başka yöne çekmek ve hatta post-truth olarak da adlandırılan doğru/yanlış bilgi yitimi ile toplumun kendi doğrularını oluşturması ağ toplumu dinamikleridir. Bu dinamikleri dezenformasyon ile dezavantajlı tarafa çekmek mümkündür diyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sorumluların, dezenformasyon farkındalığı ile ilgili her türlü iş birliğinin içinde olması beklenir</strong></p>
<p>Twitter’ın geniş kitleler tarafından yoğun şekilde kullanıldığını hatırlatan Ünal, “Sorumluların, dezenformasyonun ve tehlikelerinin bilincinde olarak davranması ve dezenformasyon farkındalığı ile ilgili her türlü iş birliğinin içinde olması beklenir. Dolayısıyla Twitter&#8217;ın, Avrupa Birliği ile sosyal medya platformları arasında imzalanan ‘Dezenformasyon Protokolü’nden çekilme kararını düşünmesi gerekir. Bu yönde ülkemizde İletişim Başkanlığı’nın yaptığı açıklamalarda da mücadelenin devlet kuruluşları kapsamında sürdürüleceği belirtiliyor. Bireysel olarak da bundan sonra özellikle Twitter özelindeki paylaşımlara daha fazla dikkat etmemiz gerektiği sonucuna varabiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Bireysel olarak dijital bilgi kaynaklarını doğrulama sürecini iyi yönetebilmeliyiz</strong></p>
<p>Türkiye’nin gerek teyit hatları gerek devlet kurumu kapsamında yaptığı çalışmalarla dezenformasyonla mücadele farkındalığı olan bir ülke olduğunu ifade eden Ünal, “Ülkemiz yapılacak uluslararası iş birliği protokollerinde yer alarak, sosyal medya mecralarından bağımsız bir şekilde iyi niyet anlaşması imzalayabilir. Uluslararası olarak gelecek dezenformatif tehditlere karşı yine uluslararası iş birliği mücadeleleri zararı aza indirgeyecektir. Bireysel olarak da dijital bilgi kaynaklarını doğrulama sürecini iyi yönetebilmemiz gerekiyor.” diyerek dezenformasyondan kaçınmayı sağlayacak teyit aşamalarını sıraladı:</p>
<p>-Sosyal medyada paylaşılan bilginin kaynağına bakmak.</p>
<p>-Sosyal medyada paylaşılan bilgi ya da haberin başka kaynaklarda olup olmadığını sorgulamak.</p>
<p>-Sahte hesapların farkında olarak kendimizi korumak.</p>
<p>-Paylaşılan görüntülerin bağlamla ilgisini kontrol etmek.</p>
<p>-Referans alınan güvenilir kaynaklar edinmek.</p>
<p>-Resmi kaynakları takibe almak.</p>
<p>-Bilgiyi, doğruluğunu teyit ettikten sonra paylaşmak.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dezenformasyona-acik-kalan-bir-ulke-dijital-bir-savasla-karsi-karsiya-kalabilir-381587">Dezenformasyona açık kalan bir ülke, dijital bir savaşla karşı karşıya kalabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
