<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kadından | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kadindan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kadindan</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jan 2026 07:53:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>kadından | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kadindan</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:53:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akne]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817">Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık görülen cilt hastalıklarından biri olan akne, genelde ergenlik dönemi sorunu gibi algılansa da, son yıllarda yetişkinlerde, özellikle kadınlarda belirgin bir artış gösteriyor. Öyle ki 25 yaş ve üzerindeki her 5 kadından 1’i akne problemiyle mücadele ediyor. Akne çoğu zaman ‘nasılsa geçer’ düşüncesiyle ihmal edildiği için ağrılı kistlere, ciltte kalıcı iz ve leke oluşumuna yol açabiliyor! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi </strong><em> </em><strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz,</strong> bu nedenle aknelerin mutlaka erken dönemde tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Tedaviye erken başlanması aknenin şiddetlenmesini ve ciltte kalıcı iz ile leke bırakmasını engelleyebiliyor. Ancak, tedaviden başarılı sonuç alınabilmesi için hekimin önerdiği tedavinin aksatılmaması büyük bir önem taşıyor. Geçmiş yıllarda aknenin cilt ile sınırlı olduğu ve sadece bakım ürünleri   veya  cilt üzerine sürülen ilaçlarla iyileşeceği düşünülüyordu. Günümüzde ise aknenin sistemik bir metabolizma sorununun parçası olduğu biliniyor. Bu nedenle, akne tedavisinde bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi gerekiyor” diyor.   Aknenin oluşumunda genetik yatkınlıktan çok hormonal değişimler, inflamasyon ve hatalı yaşam alışkanlıklarının sorumlu olduğunu belirten <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz,</strong> akneye neden olabilen yaşam alışkanlıklarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Gece bu saatler arasında uyanık kalmak</strong></p>
<p>Gece geç saatlere kadar uyanık kalınması akneye sebep olan etkenler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Melatonin hormonu gece 23:00 &#8211; 02:00 saatleri süresince salgılanıyor. Bu zaman diliminde, melatonin hormonu, beyin başta olmak üzere, bağ dokusunun ve cildin yenilenmesini sağlıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz, sağlıklı gece uykusunun cildi içten temizlediğini ve parlaklık sağladığını, hatta en etkili cilt bakım ürünlerinden bile daha faydalı olduğunu belirtiyor. Bu saat aralığında uyanık kalmak ise cildin doğal onarım sürecini önlüyor ve akne oluşumuna zemin hazırlıyor. </p>
<p><strong>Kozmetik ürünlerini bilinçsizce uygulamak</strong></p>
<p>Bilinçsizce satın alınan yıkama ve peeling ürünleri çoğu zaman cilt bariyerine zarar veriyor. Hekim olmayan kişilerin önerisiyle ürün alan, peeling gibi işlemleri sık sık ve hatalı şekilde uygulayan kişilerde en sık görülen sorun cilt pH’ının bozulması oluyor. Peeling işlemi cildin üst tabakasını aldığı için parlak görünüm sağlasa da  cildin koruyucu tabakasını zayıflatıyor. Bariyerini kaybeden cilt ise bakteriyel enfeksiyonlara açık hale geliyor ve bunun sonucunda akne gelişebiliyor. Hekim önerisi olmadan kullanılan doğal ürünler de akne oluşumunun diğer nedenlerinden. Koruyucu bariyerini kaybeden cilt bakteriyel enfeksiyonlara daha açık hale gelince, akne gelişimi kaçınılmaz oluyor. </p>
<p><strong>Siyah noktaları sıkmak</strong></p>
<p>Aknenin ilk evresi genelde komedon, halk arasındaki bilinen adıyla siyah nokta oluyor. Bu lezyonların sıkılması veya koparılması, bakterilerin eklenmesiyle süreci daha da şiddetlendiriyor ve derin izlerle sonuçlanabiliyor. Bu nedenle, sadece komedon sorunu olsa bile dermatoloji uzmanına başvurulması ve hekim önerisiyle uygun cilt bakım ürünlerinin kullanılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Vitamin ve mineral takviyelerini hatalı kullanmak</strong></p>
<p>D vitamini, ferritin, folik asit, çinko ile magnezyum gibi vitamin ve mineraller cilt sağlığı açısından büyük önem taşıyorlar. D vitamini seviyesi 50’nin altına düştüğünde aknenin daha da şiddetlendiği biliniyor. Gerekli zamanlarda A vitamini ve türevleri de tedaviye eklenebiliyor. Dr. Vildan Şengöz, akne tedavisinde bu takviyelerin doğru zamanda ve doğru dozda alındığında iyileşmeyi desteklediklerini ve iz kalma riskini azalttıklarını anlatarak, “Ancak, vitamin ve mineral takviyeleri mutlaka kişiye özel değerlendirilmeli. Çünkü, yanlış veya yüksek dozda alındıklarında akne oluşumuna zemin hazırlayabiliyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Fazla kahve içmek</strong></p>
<p>Yetişkinlerde aşırı kahve tüketimi kafeinin diüretik etkisi nedeniyle hücrelerdeki su ve minerallerin vücuttaki atılımını hızlandırıyor. Zaten yağ oranı yüksek olan cildin iyice nemini kaybetmesine ve bunun sonucunda akne oluşumuna sebep olabiliyor.  </p>
<p><strong>İşlenmiş gıdalar ve şekerli besinler tüketmek</strong></p>
<p>Aşırı işlenmiş ve besin değerini yitirmiş paketli gıdalar, şekerli besinler ile trans yağları içeren gıdaların yanı sıra proteinden fakir ve karbonhidrattan zengin beslenme şekli insülin direncini arttırıyor. Ciltte yağ üretimini hızlandıran insülin direnci de akne oluşumuna yol açan ve şiddetini tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Kızartmalar ve trans yağlara dikkat! </strong></p>
<p>Cilt sağlıklı yağlara ihtiyaç duyuyor. Zeytinyağı, ceviz, keten tohumu ve balık gibi omega-3 içeren gıdaların düzenli tüketilmeleri cilt sağlığını destekliyor. Kızartmalar ve trans yağlar ise inflamasyonu artıran ve hormon dengesini bozan etkileri nedeniyle akne oluşumuna sebep olabiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-5-kadindan-1i-bu-sorunu-yasiyor-608817">Her 5 kadından 1&#8217;i bu sorunu yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her sekiz kadından biri, meme kanseri ile karşılaşabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-sekiz-kadindan-biri-meme-kanseri-ile-karsilasabilir-583464</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Oct 2025 11:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşabilir]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sekiz]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583464</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri riski, 80 yaşına kadar kadınların %12’sini etkiliyor……</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-sekiz-kadindan-biri-meme-kanseri-ile-karsilasabilir-583464">Her sekiz kadından biri, meme kanseri ile karşılaşabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Meme kanseri riski, 80 yaşına kadar kadınların %12’sini etkiliyor……</b></p>
<p><b>Atlas Üniversitesi Hastanesi tarafından Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında düzenlenen programda </b><b>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu söyledi. Doç. Dr. Emine Yıldırım, meme kanserinin erken tanınmasının toplum sağlığı açısından da önemli olduğunun altını çizerek “E</b><b>rken tanı, daha etkili tedavi ve çoğu durumda tam şifa anlamına gelir. Zira bir meme kanseri 1 cm çapında iken muayenede ele gelir ve bu dönemde koltuk altı yayılım oranı çok azdır” dedi.</b></p>
<p>Atlas Üniversitesi Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte meme sağlığı ve meme kanseri hakkında bilgilendirmeler yapılıp meme kanserinde erken teşhis, meme muayenesi ve düzenli kontrolün önemini vurgulandı. </p>
<p><b>Erken tanı ile yüzde 90 iyileşme mümkün</b></p>
<p>Atlas Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Cem Cemal Balaban, açılış konuşmasında meme kanseri ile farkındalık oluşturmayı sadece bir ay boyunca değil, tüm yıla yaydıklarını söyledi. Meme kanseri ile ilgili farkındalık oluşturmada ve bilinçlenmede kadınların birbirlerine meme sağlığı ile ilgili yıllık ve aylık kontrollerini hatırlatmalarını tavsiye eden Dr. Öğr. Üyesi Cem Cemal Balaban, “Bu alışkanlık yaygınlaştığında bunun sonucunu bütün kadınlar görecek. Çünkü meme kanseri erken tanı konulduğunda yüzde 90 iyileşme oranına sahip bi kanser artık. Bu çok önemli ve erken tanısı da çok zor değil. Erken tanı için her kadının ufak bir zaman ayırması yetiyor” diye konuştu. </p>
<p><b>Kadınlarda en sık görülen kanser türü</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, meme sağlığı ve meme kanserinden korunmada alınacak önlemlere dikkat çekti. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Her sekiz kadından bir tanesi hayatının bir döneminde meme kanseri ile karşılaşabilir. Meme kanseri riski kadınlar için 80 yaşına kadar %12’dir. Bu nedenle meme hastalıklarının özellikle meme kanserinin erken tanınması toplum sağlığı açısından da önemlidir” dedi.</p>
<p><b>Erken tanı, çoğu durumda tam şifa anlamına geliyor</b></p>
<p>Meme ile ilgili şikayetlerde kadınların en büyük korkusunun kanser olduğunu belirten Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Ancak erken tanı, daha etkili tedavi ve çoğu durumda tam şifa anlamına gelir. Tarama maografileri sayesinde pek çok kadın erken tanıya ulaşabilirken meme kanseri nin yaklaşık bir cm çapında iken muayenede ele gelebileceği ve bu dönemde koltuk altı yayılım oranı çok az olduğunu söyledi. Kanser vakalarının büyük bir kısmı memede kitle ile kendini gösterir” dedi.</p>
<p><b>Kendi kendine meme muayenesi, erken teşhis için önemli</b></p>
<p>Meme kanserinde erken teşhisin önemini vurgulayan Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Yıllık olağan muayenelerinizde doktorunuzun yaptığı meme muayenesi ve belli bir yaştan sonra muayeneye ek olarak yapılan mamografi / meme ultrasonografisi meme kanseri erken tanısının doktorunuza düşen kısmıdır. Siz ise kendi kendine meme muayenesiusulünü kavrayarak aylık olarak uyguladığınızda, erken tanındığında tedavi şansı yüksek olan bu kanser türüyle başa çıkmak için size düşen görevi yerine getirmiş olacaksınız” dedi. </p>
<p><b>Kendi kendine meme muayenesi neden önemli?</b></p>
<p>Kendi kendine meme muayenesinin, meme kanserinde erken tanı amaçlı kullanılan bir tarama yöntemi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Memede olan değişiklikleri fark etmeye yardımcı olmak için hem gözler hem de eller kullanılarak memenin görünümü veya yapısında bir farklılık olup olmadığına bakılır. Kendi kendine yapılan muayene tabi ki doktor tarafından yapılan muayenenin ve görüntülemelerin yerini tutamaz ama meme yapısına aşinalık sağlayarak memedeki değişikliği daha erken fark etmeye yardımcı olur ve kanser taramasını destekler” diye konuştu.</p>
<p><b>Kendi kendine muayeneye 20 yaş sonrası başlanmalı</b></p>
<p>Kendi kendine meme muayenesine 20 yaş sonrası başlanmasının önerildiğini kaydeden Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Muayenede meme cildinde çukurlaşma ve çekilme, renk değişikliği, meme başında çekilme, pullanma, kabuklanma, memede ele gelen bir kitle varlığı aranmalıdır” dedi.</p>
<p>Kendi kendine muayenenin yapılması gereken döneme ilişkin bilgi de veren Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Kendi kendine meme muayenesi, ideal olarak adet döngüsünün 5.-7. günleri arasında (adetten sonra ilk hafta) yani hormon etkisinin en az olduğu dönemde, ayda bir kez yapılmalıdır. Adet kanamasının başlamasıyla birlikte kanda östrojen ve progesteron hormonlarının etkinlikleri nispeten azalır ve meme dokusunu incelemek kolaylaşır” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Emine Yıldırım, menopoz döneminde olan ve adet görmeyen kadınların ise her ayın kendi belirledikleri bir gününde bu muayeneyi yapabileceklerini ifade etti.</p>
<p>Meme ultrasonografisinin memede tespit edilmiş kitlenin doğasını ortaya koymada kullanılan yararlı bir yöntem olduğunu belirten Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Meme için kullanılan ultrasonların özellikleri sayesinde derini değil yüzeyel dokuyu taramayı amaçlayan özel kullanımlı cihazlardır” dedi.</p>
<p><b>Mamografi 40 yaşından sonra her yıl çektirilmelidir</b></p>
<p>Mamografinin ise memenin röntgen ışınları (X ışınları) ile incelenmesi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Bu yöntemle meme kanseri muayene ile tanınabilecek büyüklüğe ulaşmadan tanınabilir. Mamografi ile elde edilen direkt grafiler olan mamogramlar”da meme dokusundaki kanser bulguları araştırılmaktadır. Mamografi Tarama Testi Programı, Radyoloji Derneği tarafından 40 yaş sonrası her yıl önerilmektedir. Kadın sağlıklı ve yaşam beklentisi 5 yıldan fazla ise tarama ileri yaşlara kadar devam eder. Genellikle birçok rehberde  üst sınır 70-74 kabul edilir” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Emine Yıldırım, birinci derece akrabalarında meme kanseri olanlarda mamografi ile taramaya, tanı yaşının 10 yıl öncesinde başlandığını ancak mamografi yaşının alt sınırıının 25 olduğunu söyledi.</p>
<p><b>Meme kanserinde tedavi yöntemleri</b></p>
<p>Meme kanserinde tedavi yöntemlerinden de bahseden Doç. Dr. Emine Yıldırm “Öncelikle hastalığın tedavi edilebilir olduğunu bilmeliyiz. Meme kanseri ileri evrede yakalanmışsa tümör boyutu büyük ya da koltuk altı lenf bezlerine yayılım varsa tedaviye kemoterapi ile başlanıp kitle küçültülebilir ve daha sonra cerrahi tedavi uygulanabilir. Başlangıçta kemoterapi almayan hastalar ameliyat sonrası kemoterapi görebilir. Hastaların memesinin bir kısmı alındıysa, ameliyat öncesi kemoterapiye rağmen memede hala kitle varsa ve koltuk altında lenf bezi varsa ameliyat sonrası radyoterapi gerekir” dedi. </p>
<p>Meme kanseri cerrahisinde artık memenin korunabileceğini, memenin tamamen alınması gerekse bile yerine hem erken dönemde hem de ilerleyen dönemde plastik ve rekonstrüktif cerrahinin de yardımı ile tekrar meme yapılabildiğini ekledi. </p>
<p><b>Tedavi sonrası takip önemli</b></p>
<p>Meme kanserinin tam olarak iyileşmesi sonrasında nüksleri atlamamak için takibin çok önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Takiplerde kanserin tam olarak ortadan kalktığı izlenirse bu bölgeye ek düzeltici ve estetik operasyonlar uygulanabilir. Bu hastalarda psikolojik destek son derecede önemlidir” dedi.</p>
<p><b>Kadınlar kendilerine şefkat göstermeyi öğrenmeli</b></p>
<p>Gördüğü tedavi ile meme kanserini atlatan 32 yaşındaki Başak Turgut da etkinliğe katılarak kadınlara tecrübelerini anlattı. 26 yaşında meme kanserine yakalanan Başak Turgut,  belirtilere rağmen bir süre korku nedeniyle doktora başvurmadığını anlattı. Başak Turgut, daha sonra Doç. Dr. Emine Yıldırım’a başvurduğunu, iki ameliyat geçirdiğini ve bir yılı aşan tedavi sürecinin ardından sağlığna kavuştuğunu söyledi. Meme kanseri ile verdiği mücadeleyi kazandıığı için çok mutlu olduğunu söyleyen Turgut, kanserden korkulmaması gerektiğini belirterek kadınlara aylık meme kontrollerini aksatmamalarını, en küçük bir şüphede hastaneye başvurmalarını tavsiye etti. Kadınların güçlü olmayı hedeflerken zaman zaman kendilerini ihmal edebildiğini belirten Başak Turgut, “Kadınlar hayatın her alanında hep güçlü olmayı hedefliyor. ‘Çok iyi olmalıyım, mücadeleyi bırakmamalıyım’ diye düşünüyor ama burada hatalı bir nokta var ki biz gücümüzü yanlış yerde kullanıyoruz. Asıl güç, kendimize şefkat gösterebilmekteymiş. Kadınlar kendini ihmal etmemeli ve kendine vakit ayırmalı. Kendinize değer verdikten sonra en karanlık anda bile içinizde bir ışık bulabiliyorsunuz.Kanserden korkmayın, o sizden korksun” diye konuştu.  </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-sekiz-kadindan-biri-meme-kanseri-ile-karsilasabilir-583464">Her sekiz kadından biri, meme kanseri ile karşılaşabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 4 kadından 1&#8217;inin sorunu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-4-kadindan-1inin-sorunu-541829</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 09:30:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inin]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kadınların en sık karşılaştıkları sorunlardan birini miyomlar oluşturuyor. Bazen hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyen miyomlar, bazen de şiddetli ağrı ve kanama ile günlük yaşamı kabusa çevirebiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-4-kadindan-1inin-sorunu-541829">Ülkemizde her 4 kadından 1&#8217;inin sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde kadınların en sık karşılaştıkları sorunlardan birini miyomlar oluşturuyor. Bazen hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyen miyomlar, bazen de şiddetli ağrı ve kanama ile günlük yaşamı kabusa çevirebiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen</strong> ülkemizde her 4 kadından 1’inin miyomun yol açtığı şikayetlerle başvurduğunu belirterek “Ülkemizde özellikle 30 yaş ve üzerindeki kadınlarda miyom sorunu oldukça yaygındır. Modern çağda sağlıksız yaşam alışkanlıkları, aşırı kilo, kırmızı et ağırlıklı beslenme, düzenli egzersiz yapmama ve hormonal değişikliklerin de etkisiyle miyomların görülme sıklığı son yıllarda hızla artmaktadır. Özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda miyom görülme oranı yüzde 70’lere ulaşabilmektedir” diyor. Ailede anne, teyze ya da abla gibi birinci derece akrabalarında miyom olan kişilerde hastalığın görülme riskinin 2,5 kat arttığını, düzenli jinekolojik kontrollerin, miyomların erken tanı ve tedavisi açısından önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Görgen “Halk arasında ‘ur’ olarak adlandırılan miyomlar, rahimde görülen normal dışı düz kas dokusu büyümeleridir. Bazen büyüme o kadar fazla olur ki, hasta ve yakınları gebelikten şüphelenebilir. Miyomlar genellikle iyi huylu tümörlerdir ve çoğu durumda kansere dönüşmezler. Ancak, büyüklükleri ve yerleşim yerlerine bağlı olarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilirler” diye konuşuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen miyomlar hakkında en sık sorulan soruları ve tedavide yeni nesil yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>SORU: Miyomlar kansere dönüşebilir mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Miyomlar genellikle iyi huyludur ve kanserleşme riski çok düşüktür. Menopoz öncesi miyom nedeniyle rahimde belirgin büyüme saptansa bile, bu durumun kötü huylu bir tümöre işaret etmesi oldukça düşük olasılıktır. Ancak menopoz sonrası, özellikle eşlik eden ağrı ve kanama varsa, kötü huylu olma olasılığı göz önünde bulundurularak ileri tetkik yapılmalıdır.</p>
<p><strong>SORU: Miyomlar hamile kalmayı engeller mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Rahimin içine doğru yani bebeğin yerleşeceği yere doğru büyüyen miyomlar rahim iç yüzeyini bozar ve embriyonun tutunmasını engelleyebilir. Bu tip miyomlarda gebelik oranlarıının yaklaşık yüzde 70 azaldığı görülmüştür. Bu miyomların ameliyat ile alınması doğurganlığı arttırır. Rahim dışına doğru büyüyen miyomlar doğurganlığı etkilemezler. </p>
<p><strong>SORU: Miyomlar kendiliğinden kaybolur mu?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Miyomlar genellikle kendiliğinden kaybolmaz ancak bazı durumlarda küçülebilir veya belirgin şekilde gerileyebilirler<strong>.</strong> Menopoz gibi östrojen seviyelerinin düştüğü dönemlerde  küçülebilir ancak aktif hormon üretiminin olduğu dönemlerde kendiliğinden kaybolmaları nadirdir<strong>.</strong> Şikayete yol açmayan miyomlar tedavi gerektirmese de mutlaka takip edilmelidir.</p>
<p><strong>SORU: Miyomlar nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Tedavinin, miyomun büyüklüğüne, konumuna ve semptomlara bağlı olarak değiştiğini belirten Prof. Dr. Hüsnü Görgen “İlaç tedavisi, hormon tedavisi ya da cerrahi müdahale (miyomektomi veya histerektomi) gibi yöntemler kullanılabilir. Günümüzde sıklıkla laparoskopik ve histeroskopik miyomektomi yapılmaktadır. Laparoskopik miyomektomi ile daha az kan kaybı yaşanır, ameliyat sonrası ağrı daha azdır. Bu nedenle, uygun vakalarda laparoskopik miyomektomi, hastanın konforu ve iyileşme süreci açısından tercih edilebilecek minimal invaziv bir yöntemdir. Ancak miyom sayısına ve büyüklüğüne bağlı olarak açık ameliyat ile de miyomektomi yapılması gerekmektedir. Küçük rahim içine doğru büyüyen ve kanama yapan miyomlar histeroskopi ile alınabilir. Histeroskopi -mide içerisine bakmak için kullanılan endoskopi gibi- rahim içerisine bakmak için kullanılan bir yöntemdir. Histeroskopi yolu ile rahim içine büyüyen miyomlar kesilerek tamamı veya büyük bir kısmı çıkarılarak hastanın şikayelerinin geçmesi sağlanır. Rahim alınmasında sorun olmayan ve çocuk isteği olmayan hastalarda miyom için histerektomi ameliyatı yapılır” diyor.</p>
<p><strong>SORU: Miyomlar tekrar oluşur mu?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Miyomlar cerrahi olarak çıkarılsalar da hormonal dengesizlikler devam ederse tekrarlayabilirler. Miyom sayısı arttıkça tekrarlama riski artmaktadır<strong>.</strong> Miyomektomi, miyomların çıkarılmasını sağlasa da yeni miyom gelişimini engellemez<strong>.</strong> Hastaya, miyomların tekrarlama riskinin kişiye göre değişeceği<strong> </strong>anlatılmalıdır.<strong> </strong>Tedavi sonrası düzenli kontrol ve sağlıklı yaşam tarzıyla (kilo kontrolü, beslenme, egzersiz vb) riskler azaltılmaya çalışılmalıdır.</p>
<p><strong>SORU: Miyomlar adet düzensizliğine neden olur mu?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Evet, özellikle rahim iç yüzeyine yakın miyomlar yoğun ve düzensiz adet kanamalarına yol açabilir. Bu durum anemiye (kansızlık) neden olabilir.  5 cm’den büyük miyomu olanlar, daha küçük miyomları olanlara göre adet dönemlerinde daha fazla ani ve yoğun kanama<strong> </strong>yaşamaktadır. </p>
<p><strong>SORU: Miyomlar ağrı yapar mı?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Büyük miyomlar pelvik ağrıya, bel ve bacak ağrılarına, sık idrara çıkma veya kabızlık gibi semptomlara neden olabilir. Ancak, küçük miyomlar genellikle belirti vermez. Pelvik ağrı genellikle miyomun büyümesine değil, beslenme yetersizliği nedeniyle doku ölümüne bağlı dejenerasyona bağlıdır. Bazen rahim dışına doğru büyüyen saplı miyomlarda torsiyon (kendi etrafında dönme) olması pelvik ağrıya neden olur ki genellikle cerrahi müdahale gerekir.</p>
<p><strong>SORU: Miyom varken hamile kalırsam çocuğu aldırmam gerekir mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen “En sık sorulan sorulardan biri de bu oluyor. Miyom ile hamile kalanlarda gebeliği sonlandırmaya gerek yoktur. Gebelik sırasında miyom saptanma sıklığı yüzde 2-10 arasında değişmektedir. Gebelik sırasında tespit edilen bu miyomların boyutları hamileliğin ilk 3-4 ayında yüzde 15-25 oranında büyüme gösterir. Üçüncü aydan sonra genellikle boyutlarında çok az değişiklik olur. Büyük miyomlar (5 cm den büyük) daha fazla büyüme eğilimindedirler. Bazı miyomların boyutları hamilelik sıranda değişmeden kalabilir. Gebelik sırasında saptanan miyomlar rahim içerisindeki yeri, sayısı ve büyüklüğüne göre gebelikte birtakım sorunlar yaratabilir. Ancak miyomların gebelik sırasında bebekte sakatlık yapıcı herhangi bir zararı yoktur” diyor. </p>
<p><strong>SORU: Miyomların gebelik sırasında yaratabileceği sorunlar nelerdir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP: </strong>Gebelik sırasında ağrıya yol açabilir. Miyom sayısına göre düşük ve erken doğum riski artar. Normal doğum yerine sezaryen gerekebilir. Doğum sonrası kanama riskinde artış olabilir. Gebelik sırasında miyom saptanan hastalarda genel bilgiler verilerek gebelik takip edilir. Miyomların yeri, sayısı ve büyüklüğü ultrason ile saptanır. Ağrı için ağrı kesiciler kullanılır. Yalnız bu ilaçların kullanımında doktor kontrolünde olmak gerekir. </p>
<p> </p>
<p><strong>SORU: Miyom riskini azaltmak için nelere dikkat etmek gerekir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> Prof. Dr. Hüsnü Görgen “Yağlı ve kalorili beslenme miyom gelişimine yardımcı olmaktadır. Yapılan çalışmalarda vücut ağırlığında her 10 kg artışın miyom riskini yüzde 21  artırdığı, vücut yağ oranı yüzde 30’un üzerinde olan kadınlarda da miyom riskinin arttığı görülmüştür. Bu nedenle sağlıklı kilo verme, özellikle miyom riski taşıyan kadınlar için koruyucu olabilir. Beslenme alışkanlıklarının da miyom gelişimi üzerinde önemli etkileri olduğu gösterilmiştir. Kırmızı et yönünden zengin bir diyet, miyom riskini artırmaktadır.<strong> </strong>Bu etki, kırmızı etin yüksek doymuş yağ içeriği ve östrojen metabolizmasını etkileyen maddeler içermesiyle ilişkili olabilir. Buna karşın, yeşil sebzelerden zengin diyet ise miyom riskini azaltmaktadır. Öte yandan yeşil sebzelerin: antioksidan içeriği, lif açısından zengin olması, hormonal dengeyi desteklemesi vb sayesinde koruyucu etki sağladığı düşünülmektedir. Hareketsiz yaşam biçimi de hormonal dengesizliklere yol açarak miyom gelişimini tetikler. Yapılan çalışmalarda, düzenli fiziksel aktivitenin<strong> </strong>miyom gelişimi üzerinde koruyucu bir etkisi olduğu gösterilmiştir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-4-kadindan-1inin-sorunu-541829">Ülkemizde her 4 kadından 1&#8217;inin sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kadından 3&#8217;ü genital enfeksiyon geçiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-3u-genital-enfeksiyon-geciriyor-539241</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 May 2025 11:17:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[geçiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[genital]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=539241</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, 28 Mayıs Dünya Regl ve Hijyen Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, regl döneminde hijyenin kadın sağlığı açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-3u-genital-enfeksiyon-geciriyor-539241">Her 4 kadından 3&#8217;ü genital enfeksiyon geçiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, 28 Mayıs Dünya Regl ve Hijyen Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, regl döneminde hijyenin kadın sağlığı açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. </p>
<p><strong>Regl döneminde hijyen neden bu kadar önemli?</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, dünyada kadınların en az yüzde 75&#8217;inde genital bir enfeksiyon hikayesi bulunduğunu belirterek, “Kadınlarda genital enfeksiyona neden olan faktörler çevresel ve kişisel risk faktörleri olarak gruplandırılabilir. Kişisel riskler ise başta hijyen eksikliği olmak üzere tuvalet sonrası genital bölge temizliğinin uygun bir şekilde yapılmaması, el yıkama alışkanlığının olmaması, genital bölgenin ıslak kalması, uygun iç çamaşırı kullanılmaması, regl hijyenine yeterince dikkat edilmemesi şeklindedir. Regl dönemi özel bakım ve hijyen gerektiren bir dönemdir. Bu dönemde genital bölgede bakterilerin çoğalması için uygun bir ortam oluşur. Hijyen kurallarına dikkat edilmediğinde vajinal mantar, idrar yolu enfeksiyonu gibi çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir. Uzun süre değiştirilmeden kullanılan ped veya tampon kötü koku oluşumuna, ciltte tahrişe neden olabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Regl ürünleri arasında fark var mı?</strong></p>
<p>Regl döneminde kullanılan hijyen ürünlerinin genel olarak vajina içine yerleştirilen iç hijyen ürünleri (tampon, menstrüel kap, menstrüel sünger) ve dış hijyen koruması sağlayan ürünler (hijyenik pedler, günlük pedler, menstrüel külotlar) olarak ikiye ayrıldığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>“Hijyenik ürün tercihleri, bireysel regl özelliklerine (akış yoğunluğu, süresi vb.), kişisel rahatlığa, kültürel ve sosyoekonomik etkenlere, yaşanılan bölgeye ve sağlık bilgilerine bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir. Sağlık açısından bakıldığında, bazı tek kullanımlık pedlerin içeriğinde yer alan endokrin bozucu kimyasalların uzun vadede sağlık riskleri oluşturabileceği belirtilmektedir. Buna karşın, tekrar kullanılabilir ürünlerin doğru temizlik ve kullanım koşulları sağlandığında, hem çevresel açıdan sürdürülebilir bir alternatif sunduğu hem de ekonomik açıdan uzun vadede avantaj sağladığı ifade edilmektedir. Hijyen ürünlerinin seçiminde sağlık açısından dikkat edilmesi gereken temel nokta, ürünün kullanım talimatlarına uygun şekilde kullanılması, düzenli aralıklarla değiştirilmesi ve gerekli hijyenin sağlanmasıdır.”</p>
<p><strong>Tampon ve menstrüel kap kullanımında dikkat edilmesi gerekenler neler?</strong></p>
<p>Vajina içine yerleştirilen ürünlerde hijyenin çok daha büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, “Kullanımdan önce ve sonra mutlaka eller yıkanmalı, ürünün temiz olduğundan emin olunmalıdır. Tampon, 4-6 saatten fazla kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, çok nadir de olsa toksik şok sendromu gibi ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Menstrüel kap ise kullanmadan önce ve regl bitince sonra kap, 5-10 dakika kaynatılmalıdır. Her kullanımda da sabun içermeyen suyla yıkanıp tekrar yerleştirilmelidir. Uygun şekilde kullanıldığında menstrüel kap, vajinal floranın dengesini bozmaz. Hatta sentetik ped ve tamponlara göre daha doğaldır. Ancak hijyenine dikkat edilmezse flora bozulabilir. Temiz suya erişimin olmadığı bölgelerde bu ürün kullanılmamalıdır. Bu ürünün uygun şekilde yıkanmadan kullanılması üreme yollarında ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Bu ürünler genellikle çevre bilinci olan, tekrar tekrar ürün almak istemeyen, hareketli yaşamı olan ve ürünü temizleyebileceği koşullara sahip kişiler için uygundur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Regl döneminde genital bölge temizliği her zamankinden daha hassas olmalı</strong></p>
<p>Regl döneminde genital bölge temizliğinin her zamankinden biraz daha hassas olması gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, “Günde birkaç kez dış genital bölge ılık suyla yıkanmalı. Kokulu sabunlar, duş jelleri veya vajinal temizlik ürünleri, o bölgenin doğal dengesini bozabilir. Bu da mantar ya da bakteriyel enfeksiyonlara yol açabilir. Pamuklu iç çamaşırı kullanmak ve sık değiştirmek de önemlidir. Ayrıca temizlik yapılırken önden arkaya doğru silmek gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Pedler genelde 4-6 saatte bir değiştirilmeli</strong></p>
<p>Kokulu ped veya sabunların içerdikleri parfüm ve kimyasal maddeler nedeniyle genital bölgede alerji, tahriş ya da enfeksiyona yol açabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, “Pedler genelde 4-6 saatte bir değiştirilmelidir. Kanama yoğunluğu fazlaysa daha da sık değiştirilmeli. Gece kullanımı için özel olarak üretilmiş uzun pedler kullanılsa bile, sabah kalkar kalkmaz değiştirmek gerekir. Uzun süre aynı pedle kalmak, bakterilerin çoğalmasına ve kötü kokulara neden olur. Ayrıca pişik, tahriş ve enfeksiyon riski artar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Enfeksiyon riskini artıran yaygın yanlışlar</strong></p>
<p>Okulda, iş yerinde ya da toplu alanlarda kullanılan tuvaletlerin yeterince temiz olmaması, ped değiştirmek için uygun bir yerin bulunmaması ya da hijyen ürünlerine ulaşılamamasının kadınların sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, “Bu durum sadece sağlıklarını değil, aynı zamanda eğitim hayatlarını, işlerini ve genel yaşam kalitelerini de zorlaştırabilir. Regl döneminde kullanılan ped gibi ürünlerin düzenli değiştirilememesi, ellerin yıkanmadan regl ürünlerinin yerleştirilmesi, uygun olmayan ürünlerin kullanılması, sıkı ve sentetik kıyafetlerin giyilmesi enfeksiyon riskini arttırmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora başvurmak gerekir?</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, kötü kokulu, renkli ya da yoğun akıntı, kaşıntı, yanma veya ağrı, regl döneminde yüksek ateş ve halsizlik (özellikle tampon kullandıktan sonra) gibi durumlarda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Alternatif çözümler neler?</strong></p>
<p>Regl ürünlerinin pahalı olabildiğini ve her kadının düzenli erişimi olmayabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, “Bu durumda yeniden kullanılabilir ürünler düşünülebilir. Menstrüel kaplar, uzun vadede çok tasarruf sağlar ama temizliği ihmal edilmemeli. Bez pedler, elde yıkanıp güneşte kurutularak defalarca kullanılabilir. Temiz, pamuklu ve emici kumaştan yapılmalı. Ayrıca bazı belediyeler, kadın dayanışma ağları ya da dernekler, ücretsiz ya da indirimli regl ürünleri dağıtıyor. Bu kaynaklara ulaşmak için sosyal medya ve yerel duyurular takip edilebilir.” şeklinde sözlerine son verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-3u-genital-enfeksiyon-geciriyor-539241">Her 4 kadından 3&#8217;ü genital enfeksiyon geçiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 2 kadından 1&#8217;inin ortak sorunu: idrar kaçırma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-2-kadindan-1inin-ortak-sorunu-idrar-kacirma-527229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 07:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[inin]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527229</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar kaçırma, kadınların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen yaygın bir sağlık sorunu olarak biliniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-2-kadindan-1inin-ortak-sorunu-idrar-kacirma-527229">Her 2 kadından 1&#8217;inin ortak sorunu: idrar kaçırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar kaçırma, kadınların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen yaygın bir sağlık sorunu olarak biliniyor. Özellikle normal doğum yapmış ve menopoz dönemine girmiş kadınlarda daha sık görülüyor. Yaşın ilerlemesi, pelvik taban kasları olarak sınıflandırılan mesane, rahim ve bağırsakları destekleyen ve idrar kontrolünü sağlayan kasların zayıflaması ile hormonal değişimler, idrar kaçırma riskini artıran başlıca faktörler olarak karşımıza çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Aktoz, kadınlarda idrar kaçırma ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong> İdrar kaçırma tedavi edilebilir bir hastalıktır</strong></p>
<p><strong> </strong>İdrar kaçırma kadınlarda oldukça yaygındır ve yaşla birlikte sıklığı artmaktadır. Normal doğum yapan kadınlarda, pelvik taban kaslarında oluşan gevşeme nedeniyle idrar kaçırma riski artarken, menopoz sonrası östrojen seviyelerinin düşmesi de mesane ve üretra desteğini azaltarak bu durumu daha da kötüleştirebilir. Yapılan araştırmalar, 40 yaş üzeri kadınların yaklaşık %30-40’ının bir tür idrar kaçırma sorunu yaşadığını göstermektedir. Ancak bu oran, doğum yapmış ve menopozdaki kadınlarda %50’lere kadar çıkabilmektedir. Toplumdaki yaygın inanışın aksine idrar kaçırma, yaş almanın ya da doğum yapmış olmanın doğal bir sonucu değildir. Burada vurgulanması gereken en önemli nokta, idrar kaçırmanın normal olmadığı ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğudur.</p>
<p>İdrar kaçırma, kadınların yaşam kalitesini düşüren ancak uygun tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınabilen bir sağlık problemidir. Normal doğum yapmış ve menopozdaki kadınlarda daha sık görülse de, her yaşta ve farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Kişiye özel tedavi planları ile hem cerrahi hem de cerrahi dışı yöntemlerle idrar kaçırmanın önüne geçmek mümkündür.</p>
<p>İdrar kaçırma, farklı mekanizmalarla ortaya çıkabilir ve üç ana tipi bulunmaktadır:</p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Stres tipi idrar kaçırma;</strong> öksürme, hapşırma, gülme veya egzersiz gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda idrarın istemsiz olarak kaçmasıdır. Genellikle pelvik taban kaslarının zayıflamasıyla ilişkilidir. </li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Sıkışma (urgency) tipi idrar kaçırma;</strong> aniden gelen şiddetli idrar yapma isteği ile birlikte idrarın tutulamaması durumudur ve çoğu zaman eve dönerken kapıyı açmak, soğukta dışarı çıkmak, musluğu açmak veya elleri yıkamak ile tetiklenir. Genellikle aşırı aktif mesane sendromu ile ilişkilidir. </li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Karma tip idrar kaçırma</strong> ise hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırmanın bir arada görüldüğü durumdur.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi kişiye ve belirtilere özel olmalı</strong></p>
<p><strong> </strong>İdrar kaçırma tedavisinde, hastanın belirtilerine ve idrar kaçırma tipine göre farklı yaklaşımlar uygulanmaktadır.</p>
<p>Stres tipi idrar kaçırma tedavisinde tedaviye genellikle yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersizlerle başlanır. Kegel egzersizleri, pelvik kasların güçlenmesine yardımcı olarak idrar kontrolünü artırabilir. Sonraki basamakta ilaç tedavileri kullanılabilir. Eğer bu yöntemler yeterli gelmezse, vajinal lazer tedavisi gibi modern yöntemler devreye girer. Lazer tedavisi, vajinal dokuların yenilenmesini ve bu bölgedeki kan akımın artmasını sağlayarak mesane desteğini artırır ve idrar kaçırmayı azaltabilir. Daha ileri durumlarda, TOT (transobturator tape) ve TVT (tension-free vaginal tape) ameliyatları uygulanabilir. Bu ameliyatlar, mesanenin altına yerleştirilen bir hamak ile üretra denilen idrar yolunun desteklenmesini sağlayarak idrar kaçırmayı önler.</p>
<p><strong> </strong>Sıkışma tipi idrar kaçırma tedavisinde öncelikle mesane eğitimi, sıvı tüketiminin düzenlenmesi, kafein ve alkol gibi idrar söktürücü maddelerden kaçınılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersizler de idrar kontrolünü artırabilir. Eğer bu yöntemler yeterli gelmezse, ilaç tedavileri devreye girer. İleri vakalarda perkütan tibial sinir uyarımı (PTNS) uygulanabilir. PTNS, ayak bileği bölgesinden geçen bir sinire hafif elektrik uyarıları verilerek mesane kontrolünün iyileştirilmesini sağlayan bir yöntemdir. Haftada bir ya da iki kez uygulanan seanslar ile mesane fonksiyonları düzenlenebilir ve idrar kaçırma belirtileri azaltılabilir.</p>
<p>Miks yani karma tip idrar kaçırmada ise tedavi, baskın semptomlara göre belirlenir. Hem pelvik taban kaslarının güçlendirilmesi hem de sinir uyarımı gibi yöntemler birlikte uygulanabilir. Eğer hasta hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırma yaşıyorsa, Kegel egzersizleri, ilaç tedavileri, PTNS ve lazer tedavisi kombine edilerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturulabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-2-kadindan-1inin-ortak-sorunu-idrar-kacirma-527229">Her 2 kadından 1&#8217;inin ortak sorunu: idrar kaçırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanı alan her 3 kadından 2&#8217;si bu kanseri bilmiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tani-alan-her-3-kadindan-2si-bu-kanseri-bilmiyor-527106</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 16:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bilmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinsice ilerlediğinden genellikle tanısı ileri evrede konulan yumurtalık kanserinin görülme sıklığı son yıllarda giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tani-alan-her-3-kadindan-2si-bu-kanseri-bilmiyor-527106">Tanı alan her 3 kadından 2&#8217;si bu kanseri bilmiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinsice ilerlediğinden genellikle tanısı ileri evrede konulan yumurtalık kanserinin görülme sıklığı son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Yumurtalık kanserinin her yaşta görülebildiğini, ancak günümüzde gençlerde de sık rastlandığını belirten <strong>Acıbadem Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör</strong> “Yaş ilerledikçe yumurtalık kanserinin görülme oranı artar. En sık 60’lı yaşlarda görülmekle birlikte son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının ve çevresel faktörlerin de etkisiyle gençlerde de sık görülür hale gelmiştir. Yumurtalık kanserinin etkili bir tarama yöntemi olmadığı için, herhangi bir şikayet olmasa da düzenli şekilde muayene olmak bu sinsi kanserin erken tanısının konulabilmesine ve tedavi edilebilmesine olanak sağlamaktadır” diyor.  Prof. Dr. Mete Güngör <strong>8 Mayıs Dünya Yumurtalık (Over) Kanseri Farkındalık Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada,  ihmale gelmez bazı belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Başka hastalıkları taklit edebiliyor!</strong></p>
<p>Ülkemizde en sık görülen kadın kanserlerinden biri olan ve çoğunlukla menopoz sonrası karşılaşılan yumurtalık (over) kanseri her yıl yaklaşık 4 bine yakın kadının kapısını çalıyor. Yumurtalık kanserinin yüzde 15-20’sinin genetik nedenlerle oluştuğunu, bu nedenle birinci derece akrabalarında meme, yumurtalık ve rahim içi kanseri olan sağlıklı kadınların yumurtalık kanseri açısından riskli grupta yer aldıklarını belirten Acıbadem Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Ülkemizde her yıl 100 bin kadından 7’si yumurtalık kanseri tanısı alıyor. Erken dönemde belirti vermeyen yumurtalık kanseri çoğunlukla ileri evrede tanımlanmaktadır. Belirti vermemesinin nedeni, kanserin karın boşluğu içinde büyümesi ve uzun süre hastayı rahatsız etmemesidir” diyor.</p>
<p><strong>İhmale gelmez 9 önemli belirti!</strong></p>
<p>Yumurtalık kanserinin belirtileri kendine özgü olmadığı ve başka hastalıkları taklit edebildiği için, bu şikayetler ortaya çıktığında mutlaka kadın doğum uzmanına da görünmek ve bu yönden de tetkikleri yaptırmak büyük önem taşıyor. Aksi taktirde erken tanı imkanının kaçırıldığını vurgulayan Prof. Dr. Mete Güngör; özellikle bel, karın ya da kasık ağrısı, karında şişlik, gaz, halsizlik, sık idrara çıkma veya idrar zorluğu, kabızlık, bağırsak hareketlerinde değişiklik ve bazen de anormal kanama gibi şikayetlere çok dikkat edilmesi gerektiğini belirterek “Ülkemizde ne yazık ki yumurtalık kanseri konusunda toplumsal farkındalık yeterli seviyede değil. Öyle ki tanı alan her 3 kadından 2’sinin bu sessiz ve sinsi düşmanın adını bile ilk kez doktor odasında duyduklarına şahit oluyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Bu etkenler riski artırıyor!</strong></p>
<p>Her kadının en azından yılda bir kez jinekolojik muayenesinin yapılması ve jinekolojik şikayetleri olduğunda vakit kaybeden hekime başvurmasının, bu ölümcül kanserin erken tanısı açısından da kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Güngör şöyle konuşuyor: “Yumurtalık kanserinde olguların yüzde 75’inden çoğu ileri evrelerde tanı alabildiğinden kadın kanserleri arasında en ölümcül seyredenlerinin başında yumurtalık kanser geliyor.. Genellikle 60’lı yaşlarda görülmekle birlikte son yıllarda obezite, östrojen hormon maruziyeti ve gebeliğin ötelenmesi gibi etkenlerle genç yaşlarda da görülme sıklığı artan yumurtalık kanserine zemin hazırlayan etkenlerden başlıcalarını; hiç doğum yapmamış olmak, erken yaşta adet görmek, geç menopoza girmek, endometriozis, sigara, sağlıksız beslenme, alkol ve aşırı kilo oluşturmaktadır. Her ne kadar yaş, aile öyküsü ve genetik yatkınlık gibi risk faktörlerini değiştirmek mümkün olmasa da, sağlıklı yaşam tarzı benimseyerek, örneğin hareketsizlikten kaçınıp düzenli egzersiz yaparak, sağlıklı beslenerek, sigara ve alkolden uzak durarak ve sağlıklı yollarla aşırı kilodan kurtularak risk faktörlerini azaltmak mümkündür.“</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tani-alan-her-3-kadindan-2si-bu-kanseri-bilmiyor-527106">Tanı alan her 3 kadından 2&#8217;si bu kanseri bilmiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Her 8 kadından 1&#8217;i kansere yakalanma riski taşıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-8-kadindan-1i-kansere-yakalanma-riski-tasiyor-449273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2024 10:08:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=449273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Araştırma Odaklı Öğrenci Merkezi’nde (AROM) “Ulusal Kanser Haftası” dolayısıyla “Erken Tanıyla Yaşama Zaman Tanı” konulu etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-8-kadindan-1i-kansere-yakalanma-riski-tasiyor-449273">&#8220;Her 8 kadından 1&#8217;i kansere yakalanma riski taşıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ege Üniversitesi (EÜ) Araştırma Odaklı Öğrenci Merkezi’nde (AROM) “Ulusal Kanser Haftası” dolayısıyla “Erken Tanıyla Yaşama Zaman Tanı” konulu etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, kanser hastalıklarının erken teşhis ve tedavisi hakkında bilgiler verildi. Etkinliğe EÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rüçhan Sertöz, EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve EÜ Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Serra Kamer, EÜ Öğrenci Dekanı Doç. Dr. Gizem Engin, Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğr. Gör. Uzman Dr. Özge Arslan, EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fatma Sert ve öğrenciler katıldı.  </span></p>
<p><span>Etkinliğin açılışında kısa bir konuşma yapan EÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sertöz; EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, EÜ Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı, EÜ Öğrenci Dekanlığı, Tıp Fakültesi ve EÜ Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği Öğrenci Topluluğu iş birliğinde düzenlenen ve kanser hastalığında erken tanının öneminin vurgulanacağı  ‘Erken Tanıyla Yaşama Zaman Tanı’ farkındalık etkinliği dolayısıyla bir arada olduklarını söyledi.  </span></p>
<p><b><span> “Erken tanı yaşam süresinin uzamasını sağlar”</span></b></p>
<p><span>Ulusal Kanser Tarama Programı ile ilgili bilgi veren EÜ Kanser Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fatma Sert, Kanser Haftasına özel bir farkındalık oluşturmak istediklerini ifade ederek, “Erken tanı hayat kurtarıyor. Sağlık Bakanlığı, erken teşhis ve tedaviyi teşvik etmek için Ulusal Kanser Tarama Programı’nı yürütmektedir. Sağlık Bakanlığının sayfasına baktığımızda Ulusal Tarama Programı kapsamında meme, serviks ve kolorektal kanserler olmak üzere üç ana kanserin taramasının yapıldığını görebiliriz. Çünkü bu üç ana kanserin erken tanı ile öğrenilmesi yaşam süresini uzatıyor. Ayrıca program kapsamında, belirli yaş gruplarındaki kadınlara meme kanseri taraması için ücretsiz mamografi çekimi yapıyor. 40-69 yaş arası kadınlara her iki yılda bir mamografi çekimi önerilmektedir. Tarama, meme kanserinin erken teşhisinde önemli bir rol oynamaktadır. Erken tanı ve teşhis, tedavinin daha başarılı olmasını ve hastanın yaşam süresinin uzamasını sağlar. Bu yüzden aile hekimlerinize düzenli olarak başvurmanızı öneriyorum. Şüpheli bir durum ortaya çıkarsa Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) danışmanlığında tedavi sürecine başlamalısınız” dedi.  </span></p>
<p><span>Programda “Kendi Kendine Meme Muayenesi” konulu bir sunum yapan Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğr. Gör. Uzman Dr. Özge Arslan, “Kadınlarda en sık görülen kanser, meme kanseri türüdür. Bu tür kadınlar kadar sık olmasa da erkeklerde de görülebiliyor. Her 8 kadından 1’inde yaşamı boyunca meme kanseri gelişme riski var. Hastalık her zaman bulgu vermediği için asıl amacımız toplumda düzenli tarama yaptırma bilincini oluşturmak. 40 yaş üstündeki her kadına yıllık mamografi yapılmalıdır. Hastanın hastaneye gelmeden önce kendi kendine muayene edebilmesi çok önemli. Şüphe duyulan durumlarda KETEM’e başvurularak yüzde 25-40 oranında kanser riskinin azaldığı görülmüştür” diye konuştu.  </span></p>
<p><span>Ege Üniversitesi tarafından düzenlenen Ulusal Kanser Haftası farkındalık etkinliği, katılımcılardan büyük ilgi gördü. Sempozyumun ardından maket ile erken tanı için kendi kendine muayene yöntemi gösterilerek, katılımcılara bilgi verildi. </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-8-kadindan-1i-kansere-yakalanma-riski-tasiyor-449273">&#8220;Her 8 kadından 1&#8217;i kansere yakalanma riski taşıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Hastalık Her 5 Kadından Birinde Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-her-5-kadindan-birinde-goruluyor-411794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Oct 2023 10:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=411794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde en yaygın kadın hastalıklarından biri olan ve özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu, sivilce oluşumundan kilo artışına, insülin direncinden kolesterol yüksekliğine dek birçok soruna yol açabiliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-her-5-kadindan-birinde-goruluyor-411794">Bu Hastalık Her 5 Kadından Birinde Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde en yaygın kadın hastalıklarından biri olan ve özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu, sivilce oluşumundan kilo artışına, insülin direncinden kolesterol yüksekliğine dek birçok soruna yol açabiliyor. Ancak teşhisinde önde gelen etkenlerden biri, hastalığın anne olmanın önünde engel teşkil etmesi oluyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çeli</strong>k “Polikistik Over Sendromu (PKOS) yumurtalıklarda milimetrik boyutlu çok sayıda kist görünümüyle karakterize bir hastalıktır. Esas olarak adet düzensizliği ile kendini gösteren bu durum vücut genelinde erkek tipi tüylenme, sivilce oluşumu ve kilo artışı gibi şikayetlere de yol açabilir. Türkiye’de her 5-7 kadından birini etkileyen bu hastalığa erken tanı konmasında toplumsal farkındalığın artması çok büyük önem taşımaktadır” diyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, Polikistik Over Sendromu hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>1. Bu belirtilerle kendini gösterebiliyor!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromu’na ait en sık jinekolojik belirti ve bulguları; adet düzensizliği, erkek tipi tüylenme, sivilce oluşumu ve erkek tipi saç dökülmesi olarak sıralayan Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Tüm bu belirtiler, hastalığın altında yatan en önemli mekanizma olan androjen yüksekliğine bağlı gelişmektedir. Hastalığa ait belirtiler önemsenmeyip, hekime başvurulmadığı takdirde bulguların daha da artması kaçınılmaz olmaktadır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2. Risk faktörlerine dikkat!</strong></p>
<p> </p>
<p>Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı Polikistik Over Sendromu’nun oluşumunda ve şiddetlenmesinde; sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktiviteden yoksunluk ve obezitenin de önemli rol oynadığını vurguluyor. Ailesinde PKOS öyküsü bulunan bireylerin bu hastalığa yakalanma olasılığının, diğer bireylere oranla daha yüksek olduğunu belirten Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Bu nedenledir ki, PKOS’lu kadınlarda ilk basamak tedavimiz her zaman yaşam tarzında iyileşmeler yapmak şeklinde olmaktadır. Kilo verme ve egzersiz bunların başında gelmektedir” diyor. </p>
<p><strong>3. En çok bu şikayetlerle hekime başvuruluyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromu’na yönelik toplumsal farkındalığın az olması hekime başvurunun da ötelenmesine ve tedavinin geciktirilmesine yol açabiliyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Hastalığın yol açtığı şikayetler sıklıkla erkeklik hormonu olan androjenin yüksekliğine bağlı adet düzensizliği, erkek tipi tüylenme ve sivilce oluşumunda artış şeklinde kendini gösteriyor. Bu semptomların hepsi bir arada olabileceği gibi farklı kombinasyonlarla karşımıza gelebiliyor. Hatta bazen glukoz veya kolesterol yüksekliği, obezite gibi metabolik sıkıntılarla Dahiliye polikliniğinden de tarafımıza yönlendirilen hastalarda ultrasonda PKOS görüntüsü ile tanısını koyabiliyoruz.”</p>
<p> </p>
<p><strong>4. Anne olmayı engelleyebiliyor</strong></p>
<p> </p>
<p>Yumurtalıklarda yan yana dizilmiş küçük kistlerle seyreden Polikistik Over Sendromu’nun hamile kalmanın önünde engel teşkil edebildiğini belirten Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Çoğu hasta yumurtlama sorunundan kaynaklı infertilite dediğimiz hamile kalma sürecinde yaşanan zorluklar dolayısıyla hekime başvuruyor. PKOS’a bağlı infertilite yönteminde öncelikle başka nedenlerin varlığını araştırıyoruz. Ardından kadının yaşı ve diğer eşlik eden durumlar da göz önünde tutularak aşılama veya tüp bebek tedavi sürecini uyguluyoruz” diyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>5. Tedavide yeni nesil yöntemler</strong></p>
<p> </p>
<p>Tedavinin esasını kilo kaybı ve sportif aktivitenin oluşturduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalar; yaşam alışkanlıklarında yapılacak olumlu değişikliklerin de hamile kalmanın önündeki engellerin tedavisinde büyük rol oynadığını göstermektedir. Böylelikle semptomlar çok hafiflemekte ve hatta herhangi bir tedaviye gereksinim kalmamaktadır. Ancak buna rağmen sıkıntılar devam ederse ilaç tedavisine, en sık olarak da doğum kontrol haplarına başlanmaktadır. Geçmişte cerrahi yöntem uygulansa da günümüzde bu yaklaşım çok tercih edilmemektedir. Medikal tedavi hekim kontrolünde ve uzun soluklu kullanılmalıdır.“</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-her-5-kadindan-birinde-goruluyor-411794">Bu Hastalık Her 5 Kadından Birinde Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 Kadından 1&#8217;inde Miyom Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1inde-miyom-goruluyor-363529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2023 11:26:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[miyom]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Miyomların üreme çağındaki her 4 kadından 1’inde klinik olarak ortaya çıktığını belirten Medical Park Tokat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Neşet Gümüşburun, “Miyom gelişiminde genetik, ailesel yatkınlık ve hormonal faktörler rol almaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1inde-miyom-goruluyor-363529">Her 4 Kadından 1&#8217;inde Miyom Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Miyomların üreme çağındaki her 4 kadından 1’inde klinik olarak ortaya çıktığını belirten Medical Park Tokat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Neşet Gümüşburun, “Miyom gelişiminde genetik, ailesel yatkınlık ve hormonal faktörler rol almaktadır. Bu yüzden hormonal olarak aktif olan üreme çağındaki kadınlarda daha sık görülen miyomlar menopoz döneminde kısmen de olsa küçülürler” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Medical Park Tokat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Neşet Gümüşburun, miyomun tanımı, oluşumu, sınıflandırılması ve tedavi yöntemi hakkında bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Miyomun tanımını yapan Uzm. Dr. Neşet Gümüşburun, “Miyomlar rahimin düz kas hücrelerinden köken alan iyi huylu tümörlerdir. S<strong>ı</strong>klıkla rahimde bulundukları yere göre sınıflandırılırlar: İntramural miyomlar rahim duvarında gelişirler. Submukozal miyomlar rahimin iç kısmındaki endometriumun hemen altındaki miyometrial hücrelerden köken alırlar. Bu miyomlar sıklıkla rahmin iç kısmına basacak şekilde çıkıntı yaparlar. Subserozal miyomlar rahmin dış kısmındaki hücrelerden köken alırlar” diye konuştu.</p>
<p>Miyomların üreme çağındaki her 4 kadından birinde klinik olarak ortaya çıktığını söyleyen Uzm. Dr. Gümüşburun, “Miyom gelişiminde genetik, ailesel yatkınlık ve hormonal faktörler rol almaktadır. Bu yüzden hormonal olarak aktif olan üreme çağındaki kadınlarda daha sık görülen miyomlar menopoz, döneminde kısmen de olsa küçülürler” dedi. </p>
<p><strong>KIRMIZI ET TÜKETİMİ MİYOM RİSKİNİ ARTIRABİLİR</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Gümüşburun, miyomun gelişme riskini etkileyebilen faktörlerle ilgili şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Çocuk doğurmak miyom riskini azaltır. Son çalışmalar erken yaştaki ilk doğumların riski azalttığını, son doğumla olan aradaki zamanın uzamasının ise riski arttırdığını göstermektedir. 10 yaşından erken adet görmek riski artırır. Doğum kontrol ilaçları miyoma karşı koruyucudur. Kırmızı et tüketimi göreceli olarak miyom riskini artırır. Yeşil sebze tüketimi ise risk azalması ile birliktelik göstermektedir. Fakat hiçbir çalışma diyetin (örneğin karotenler) miyom hastalığına yakalanma oranına veya semptomlarına direk etki ettiğini göstermemiştir. Alkol tüketimi, özellikle bira miyom gelişme riskini arttırır. Kafein tüketimi ise risk faktörü değildir. Bazı çalışmalar miyomlar ile obezite arasında ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Fakat bu ilişkinin yüksek Vücut Kitle Endeksi (VKE), kilo alımı ya da vücut yağı ile ilişkisi tam ve tutarlı olarak ortaya konulamamıştır. Hipertansiyon ve miyomlar arasında pozitif bir ilişki vardır. Risk hipertansiyonun ne kadar zamandır var olduğu ve şiddetiyle doğrudan ilişkilidir. Rahim enfeksiyonların varlığı, bazı miyomların (parazitik-submukoz miyom) riskinin artmasına neden olabilir. Son çalışmalar polikistik over sendromununda östrojen yükünü arttırmasına bağlı miyom riskini arttırdığını vurgulamıştır.”</p>
<p><strong>VAJİNAL KANAMA OLABİLİR</strong></p>
<p>Miyomu olan hastalarda hangi şikâyetler olabileceğine de değinen Uzm. Dr. Gümüşburun, şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p>“Miyomlar tek ya da çok sayıda, milimetrik ya da 20 cm boyutlarına kadar ulaşabilen çoğu iyi huylu tümörler olarak karşımıza çıkabilir.  Miyomlarla ilişkili semptomlar genellikle üç kategoride sınıflandırılırlar:</p>
<ul>
<li>Vajinal kanamanın artması,</li>
<li>Pelvik baskı ve ağrı, kitle etkisine bağlı semptomlar(kabızlık, sık idrara çıkma vb.)</li>
<li>Üreme disfonksiyonu.</li>
</ul>
<p>Miyomların büyük çoğunluğu küçük ve asemptomatik olmasına rağmen, kadınların çoğu hayatlarının belli bölümlerinde ciddi problemler yaşarlar ve tedaviye ihtiyaç duyarlar. Bu semptomlar miyomların sayısı, büyüklüğü, yerleşim yerleri ile ilişkilidir. </p>
<p>Üreme üzerine etkisi: Miyomlar ovulasyona engel oluşturmazlar ancak hepsinde olmasa da birçok yayında kısırlık ve kötü gebelik sonuçları ile ilişkili olduğu ortaya konulmuştur. </p>
<p>Gebelik: Miyomlar gebe kadınların yaklaşık yüzde 10’nunda görülmektedirler. Gözlemsel çalışmalar miyomların varlığının ilk üç ayda kanama, plesantanın erken ayrılması, makat pozisyon, disfonksiyonel doğum ve sezeryan doğumun artması gibi spesifik gebelik risklerini artırdığını göstermektedir. </p>
<p>Kısırlık: Miyomlar, rahim içini ileri derecede bozmadıkları sürece kısırlığa nadiren sebep olurlar. Bu konuda miyomların büyüklüklerinden çok, bulundukları lokalizasyonları daha çok önemlidir.”</p>
<p><strong>TEDAVİ YOLLARI</strong></p>
<p>Tedavi yollarını anlatan Uzm. Dr. Gümüşburun, “Miyomların pek çoğu herhangi bir belirti veya şikâyete yol açmaksızın rastlantısal olarak tespit edilirler. Böyle miyomlarda genellikle herhangi bir tedavi verilmeksizin miyomlar periyodik olarak takip edilir. Bunun dışında tespit edilen miyomlar farklı belirtilere yol açıyorsa, bir takım tedaviler uygulanabilmektedir. Tedavi, genel olarak, cerrahi yöntemlerle uygulanmaktadır. Ameliyat kararı hastanın yaşı, şikâyetleri, miyom sayısı ve yerleşimi ile hastanın çocuk sahibi olup olmadığına göre verilir ve ameliyatın kapsamı belirlenir. Miyom ameliyatları iki şekilde yapılabilir. Birinci seçenek miyomun çıkarılması şeklinde yapılır. Hastanın çocuğu yoksa ve gelecek dönemlerde çocuk sahibi olmayı düşünüyorsa, başka bir miyom çıkana kadarki sürede çocuk sahibi olabilmesi adına rahim fonksiyonun devam etmesi için miyomun çıkarılması işlemi uygulanmaktadır. İkinci seçenek ise rahmin tümüyle çıkarılması şeklinde gerçekleştirilir. Miyomlar rahim tarafından çok sık üretilen tümörler olduğu için eğer hastanın çocuğu varsa ve başka çocuk doğurması söz konusu değilse, 40’lı yaşlardan sonra rahmin tekrar miyom üretmemesi adına alınması tavsiye edilebilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Uzm. Dr. Gümüşburun, uygulanabilen tedavi seçeneklerini şöyle sıraladı:</p>
<p>Histereskopi: Bu yöntemde ağrıya yol açan ve sık ya da şiddetli kanamaya neden olan küçük miyomlar vajinal yoldan girilerek alınır. Rahmin altında veya iç tabakasında yer alan miyomlar özel bir görüntüleme sistemi ile çıkartılabilir. </p>
<p>Kapalı cerrahi: Kapalı ameliyatlar ise laparoskopik veya robotik cerrahi yöntemleriyle yapılıyor. 4– 5 cm’den büyük miyomlar rahim yatağından çıkarılır ve varsa bölgedeki kanamalara müdahale edilerek, o bölgenin dikilmesiyle gerçekleştirilir. </p>
<p>Açık cerrahi: Bu yöntem göbeğin üst kısmına kadar ilerlemiş çok büyük boydaki tümörlerin çıkarılmasını kapsar. Miyomların büyük olması sebebiyle laparoskopik veya robotik yöntemde çalışılacak alan bulunmadığından açık cerrahi yöntemiyle kesi yapılarak miyomlar temizlenir. </p>
<p>İlaç tedavisi: Cerrahi tercih edilmeyen kimi uygun hastalarda ise ilaç tedavisine başvurulabilir. İlaç tedavileri her ne kadar miyomları ortadan kaldırmasa da, miyomun neden olduğu aşırı kanamaların azaltılması ve miyomun küçültülmesi gibi faydalar sağlayabilir. </p>
<p>Diğer: Uygun olan kimi hastalarda, girişimsel radyolojik tekniklerle kasık damarından ilerletilen bir kateter ile miyomu besleyen damarlar kapatılarak miyomun büyümesi engellenir. Böylece miyom boyutunda yüzde 50 küçülme, ağrı ve kanamada yüzde 80 azalma meydana gelir. Bu yöntem için uygun hasta seçimi önemlidir çünkü doğurganlığı etkileyebilir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1inde-miyom-goruluyor-363529">Her 4 Kadından 1&#8217;inde Miyom Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 Kadından 1 &#8216;inde Görülen Miyomlar Hakkında Merak Edilenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1-inde-gorulen-miyomlar-hakkinda-merak-edilenler-347610</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 11:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[miyomlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda oldukça sık görülen miyomlar, bir diğer adıyla halk arasında "iyi huylu tümör" olarak da adlandırılırlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1-inde-gorulen-miyomlar-hakkinda-merak-edilenler-347610">Her 4 Kadından 1 &#8216;inde Görülen Miyomlar Hakkında Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda oldukça sık görülen miyomlar, bir diğer adıyla halk arasında &#8220;iyi huylu tümör&#8221; olarak da adlandırılırlar. Miyomlar, asıl olarak kadınların doğurganlık döneminde rahim bölgesinde meydana gelen normalin dışındaki dokulara verilen isimdir. <em><strong>Şiddetli ağrı, adet düzensizlikleri, sık idrara çıkma</strong></em> gibi belirtilerle kendini gösterebilen rahim içi miyomlar, kısırlıktan rahmin alınmasına kadar farklı sonuçlara neden olabilmektedir. Kadın hastalıkları arasında en sık cerrahi operasyonlar ile tedavisi yapılan miyomlar günümüzde kapalı ameliyatlar ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden, Dr. Ört. Üyesi Kübra Bağcı ‘miyomlar hakkında merak edilenleri’ cevapladı</strong></p>
<p><strong>1.Miyom nedir?</strong></p>
<p>Miyomlar halk arasında ‘ur’ olarak bilinen rahmin kas tabakasından gelişen iyi huylu tümörlerdir. 18-45 arasındaki her dört kadından birinde görülmektedir. </p>
<p><strong>2.Miyomlar daha çok kimlerde görülür?</strong></p>
<p>Miyomlarda genetik yatkınlık mevcuttur; annesinde veya kız kardeşinde myom saptanan kadınlarda görülme ihtimali daha yüksektir. Vücut kitle indeksi yüksek kadınlarda, ilk adetini erken yaşta görenlerde ve hiç doğum yapmamış kadınlarda daha sık görülmektedir. </p>
<p><strong>3.Miyomun belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Çoğu hastada herhangi bir şikayet yoktur ve rutin muayene sırasında saptanırlar.  Miyomun oluşturacağı semptom miyomun rahimdeki yerleşim yerine ve boyutlarına bağlıdır.  Sıklıkla kasık ağrısı, sık ve aşırı adet kanamaları, anemi yani kansızlıkla kendini göstermektedir. Bunun yanı sıra eğer miyom oluşturduğu bası ile komşu organları etkilemişse sık idrara çıkma, idrar kaçırma veya kabızlığa neden olabilirler. Cinsel ilişki sırasında ağrı oluşturması ise çiftlerin cinsel yaşamını önemli ölçüde etkilemektedir.</p>
<p><strong>4.Miyomlar kısırlık yapar mı?</strong></p>
<p>Rahim içinde yerleşim gösteren miyomlar, rahim iç duvarını bozarak kısırlığa, tekrarlayan düşüklere sebep olurlar. Miyomu olan bir kadın gebe kalmışsa gebelik sırasında miyom büyüyebilir, bebekte gelişim geriliği ve erken doğum riski görülebilir.</p>
<p><strong>5.Miyomlar kansere dönüşür mü?</strong></p>
<p>Miyomlar iyi huylu tümörler olsa da 1000’de 2 ile 5 arasında kansere dönüşme ihtimali vardır. Hastanın yaşı arttıkça kansere dönüşme ihtimali de artar. Ameliyat edilmeyen miyomlar 3 ile 6 ay aralıklarla yapılacak kontrollerle takibe alınmalıdır.</p>
<p><strong>6.Hangi testlerle miyom tanısı konulur?</strong></p>
<p>Muayene sırasında ultrason ile miyom tanısı konulabilmektedir. Bazen miyomun yerleşim yerini ve boyutlarını tam olarak değerlendirmek için MR görüntüleme yapılması gerekir.</p>
<p><strong>7.Miyomlar nasıl tedavi edilir? </strong></p>
<p>Miyomu besleyen damarların kapatılması, kanama, ağrı gibi semptomları hafifletilmesi veya miyom boyutlarının küçülmesini sağlayacak ilaç tedavileri olsa da miyomların en kesin tedavisi ameliyattır. </p>
<p><strong>8.Miyom ameliyatı sırasında rahmi korumak mümkün müdür?</strong></p>
<p>Miyomların tedavisi için iki tür ameliyat yapılır. Birinci seçenek rahim korunarak miyomların çıkartılması ikinci seçenek ise rahmin alınmasıdır. Hangi ameliyat türünün seçileceği hastanın yaşı, çocuk istemi veya çocuk sayısı gibi parametrelere göre değişmektedir. Hastalar, bireysel olarak değerlendirildikten sonra tedavi seçenekleri belirlenmelidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1-inde-gorulen-miyomlar-hakkinda-merak-edilenler-347610">Her 4 Kadından 1 &#8216;inde Görülen Miyomlar Hakkında Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 Kadından 1&#8217;ini Etkileyen Endometriozis Kısırlığa Neden Olmasın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-10-kadindan-1ini-etkileyen-endometriozis-kisirliga-neden-olmasin-346797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 09:22:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyen]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[ini]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlığa]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olmasın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üreme dönemindeki kadınların %10 ile 17’sinde, kısırlık tedavisi gören kadınların ise %50’sinde görülen endometriozis, rahim içi zarının rahim dışında vücudun herhangi bir yerinde oluşmasıyla ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-kadindan-1ini-etkileyen-endometriozis-kisirliga-neden-olmasin-346797">Her 10 Kadından 1&#8217;ini Etkileyen Endometriozis Kısırlığa Neden Olmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üreme dönemindeki kadınların %10 ile 17’sinde, kısırlık tedavisi gören kadınların ise %50’sinde görülen endometriozis, rahim içi zarının rahim dışında vücudun herhangi bir yerinde oluşmasıyla ortaya çıkıyor. Sebebi henüz tam olarak bilinmeyen endometriozis, tedavi edilmediği durumlarda kısırlığın en önemli sebebini oluşturuyor. Şiddetli adet ağrıları, cinsel ilişki sırasında oluşan ağrılar, korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamamayla kendini belli eden endometriozis, alanında uzmanlaşmış hekimler ve multidisipliner anlayışla kişiye özel yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nevin Altuncu Numanoğlu, endometriozisin nedenleri belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Korumasız ilişkiye rağmen gebe kalamıyorsanız </strong></p>
<p>Endometriozis, rahmin içini döşeyen dokunun rahim dışında yerleşmesi ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Endometriozis en sık yumurtalıklar, karın zarı, rahmin ön, arka, yan kısımları ile bağırsaklar ve ameliyat kesi yerlerinde oluşur. Bazen, yumurtalıklarda çikolata kisti (endometrioma) olarak özellikle sezeryan sonrası dikiş yeri gibi vücudun herhangi bir yerinde de ortaya çıkabilir. Endometriozisin semptomları arasında alt karın ağrısı, ağrılı adet, cinsel ilişki sırasında ağrı ve korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamama sayılabilir. </p>
<p><strong>Aşırı zayıf olan kadınlarda daha fazla görülüyor</strong></p>
<p>Üreme çağındaki kadınların %10 ila17’sinde, kronik pelvik ağrısı olan kadınların  % 35 ila 60’nda, pelvik ağrı nedeniyle ameliyat olan kadınların % 10 ila 35’inde, kısırlık nedeniyle ameliyat olan kadınların ise yaklaşık % 50’sinde endometriozis görülür. Kız çocuklarında endometriozis regl başlamadan önce nadiren görülür ve genelde çok şiddetli adet sancısı ya da ara kanamalar nedeniyle doktora başvurulduğu zaman teşhis edilir. Endometrioz hastalığının kesin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak yapılan bazı çalışmalara göre endometrioz riski altında olan gruplar şu şekilde sıralanabilir: </p>
<ul>
<li>Birinci derece akrabasında endometriozis olan kadınlar</li>
<li>Rahimde yapısal anormalliği olanlar</li>
<li>İlk doğumunu 30 yaşından sonra yapanlar ya da hiç doğum yapmayan kadınlar</li>
<li>İlk adet kanaması erken yaşta olanlar ya da menopoza geç yaşta giren kişiler</li>
<li>Adet döngüsü 27 gün veya daha kısa sürede olanlar ve yoğun adet kanaması olan kadınlar</li>
<li>Çok zayıf olan kadınlar</li>
</ul>
<p><strong>Cinsel ilişki sırasındaki ağrıları hafife almayın</strong></p>
<p>Endometriozisin en yaygın belirtisi ağrıdır. Pelvik veya alt karın ağrısı, adetlerde ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, bağırsak hareketleri ve dışkılama sırasında ağrı ile de kendisini belli edebilir. Endometriozisin belirtileri sabit veya döngüsel olabilir. Yani adet öncesi ve sırasında kötüleşir ve sonra düzelir. Kadınlarda sürekli pelvik veya alt karın ağrısı olabilir. Diğer semptomlar arasında kısırlık, bağırsak ve mesane semptomları (şişkinlik, kabızlık, idrarda kan veya idrar yaparken ağrı) ve muhtemelen anormal vajinal kanama sayılabilir. Endometriozis bazı kadınlarda ise hiçbir belirti vermeden rutin kontrollerde tesadüfen teşhis edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Endometriozis hastaya özel yöntemlerle tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Doğurgan yaştaki her 10 kadından 1’ini etkileyen endometriosiz sorununun tedavisinin bu alanda uzmanlaşmış hekimlerin multidisipliner bir çalışma ile yürütülmesi önemlidir. Ağrı, hamile kalmada zorluk, yumurtalık kistleri gibi istenmeyen sağlık sorunlarına yol açan hastalığın kişiye özel belirlenecek tedavi planı ve düzenli kontrollerle ömür boyu yakından takip edilmesi gerekir. Endometriozis tedavisi hastalığın yaygınlığı, seviyesi, bulguları ve gebelik düşünülüp düşünülmemesine göre değişiklik gösterebilir. İlaç tedavisi, ameliyat ya da her iki yöntemin birlikte kullanımı söz konusu olabilir. Gebelik planı varsa; yaş ve yumurtalık kapasitesi değerlendirilerek tedavi planlanır. Hangi tedavinin, kime, ne kadar süreyle uygulanacağı sorularının cevabı hasta ve hastalığın durumuna göre şekillendirilir. Hastanın yaşı ve doğurganlık durumu değerlendirilerek hastaya özel tedavi planı hazırlanmaktadır. Genç kızlar ve doğum yapmamış kadınlarda yumurtalık rezervine zarar vermemek amaçlanır. Doğum kontrol hapları kistin( endometrioma) veya endometriozis odaklarının büyümesi ve ağrının baskılanmasına yardımcı olabilir. Bunun yanı sıra özellikle derin ve yaygın endometrioziste yine hastaya özel ilaçlar da tercih edilmektedir. Süreklilik gösteren ve ilaç tedavisine cevap vermeyen ağrı yakınması olduğunda, mevcut hayat fonksiyonları kısıtlanan, ağır bulguları olan hastalarda, doku tanısının gerekli görüldüğü durumlarda ve bağırsak ya da idrar yolları tıkanıklığının olduğu durumlarda hastaya cerrahi tedavi uygulanır. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-kadindan-1ini-etkileyen-endometriozis-kisirliga-neden-olmasin-346797">Her 10 Kadından 1&#8217;ini Etkileyen Endometriozis Kısırlığa Neden Olmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
