<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ifade | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/ifade/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ifade</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>ifade | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ifade</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>DEÜ Bilim Kafe Sohbetleri&#8217;nin 6&#8217;ncı Buluşmasında &#8220;Bilimin Işığında Güneşten Nasıl Korunmalıyız?&#8221; Konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deu-bilim-kafe-sohbetlerinin-6nci-bulusmasinda-bilimin-isiginda-gunesten-nasil-korunmaliyiz-konusuldu-626038</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[buluşmasında]]></category>
		<category><![CDATA[Çalıkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kafe]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[ncı]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) Bilim İletişimi Ofisi projesi kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesinde düzenlenen Bilim Kafe Sohbetlerinin 6’ncı buluşması, Rektörlük Yerleşkesi Eylül Bilim Kafede gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-bilim-kafe-sohbetlerinin-6nci-bulusmasinda-bilimin-isiginda-gunesten-nasil-korunmaliyiz-konusuldu-626038">DEÜ Bilim Kafe Sohbetleri&#8217;nin 6&#8217;ncı Buluşmasında &#8220;Bilimin Işığında Güneşten Nasıl Korunmalıyız?&#8221; Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) Bilim İletişimi Ofisi projesi kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesinde düzenlenen Bilim Kafe Sohbetlerinin 6’ncı buluşması, Rektörlük Yerleşkesi Eylül Bilim Kafede gerçekleştirildi. Etkinlikte, DEÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emel Çalıkoğlu, güneş ışınlarının cilt sağlığı üzerindeki etkileri, doğru korunma yöntemleri ve sağlıklı sınırlar üzerine değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Programa; DEÜ Genel Sekreter V. Prof. Dr. Dündar Yener ile akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><b>“BİLİM TOPLUMLA BULUŞMALI”</b></p>
<p>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren DEÜ Genel Sekreter Vekili Prof. Dr. Dündar Yener, bilimsel bilginin toplumla buluşturulmasının önemine dikkat çekerek, “Dokuz Eylül Üniversitesi ailesi olarak bizler, bilginin yalnızca üretilmesini değil, toplumla buluşturulmasını da temel bir sorumluluk olarak görmekteyiz. Bu anlayışla hayata geçirilen Bilim Kafe Sohbetleri, bilimi gündelik hayatla buluşturan, erişilebilir ve anlaşılır kılan kıymetli bir zemini ifade etmektedir. Bu değerli projenin hepimiz için yol gösterici olacağına inanıyorum. Bu nitelikli buluşmanın hayata geçirilmesinde başta Yükseköğretim Kurulu Bilim İletişimi Ofisi olmak üzere katkı sunan tüm birimlere teşekkür ediyorum,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“BİLİM; DOĞRUYU GÖSTEREN, YANLIŞI AYIKLAYAN EN ÖNEMLİ REHBERDİR”</b></p>
<p>Konuşmasında güneşten korunmanın önemine de değinen Yener, “Bugün ele aldığımız ‘Bilimin Işığında Güneşten Nasıl Korunmalıyız?’ konusu, günlük yaşamda çoğu zaman farkında olmadan maruz kaldığımız ancak doğrudan sağlığımızı etkileyen önemli bir meseleyi gündeme taşımaktadır. Güneş, yaşamın temel kaynağıdır; ancak bilinçsiz ve ölçüsüz maruziyet, bu kaynağı bir risk unsuruna dönüştürebilmektedir. Bu noktada bilim; doğruyu gösteren, yanlışı ayıklayan ve bireyin yaşam kalitesini artıran en önemli rehberdir,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“GÜNEŞ, FAYDA VE RİSKİ BİRLİKTE BARINDIRIYOR”</b></p>
<p>Sunumuna “Güneşten korunma hakkında bilim ne diyor?” sorusuyla başlayan Prof. Dr. Emel Çalıkoğlu, güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Güneşin yaşam kalitesini artırdığını, psikoloji üzerinde olumlu etkiler sağladığını ve D vitamini sentezi açısından önemli olduğunu belirten Çalıkoğlu, aşırı maruziyetin ise ciddi riskler barındırdığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Emel Çalıkoğlu yaptığı sunumda, “Güneş ışınlarına aşırı maruz kalmak, deride lekelenme ve erken yaşlanmaya neden olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) ışınlarını kanserojen olarak sınıflandırmaktadır,” dedi.</p>
<p>Güneş koruyucu ürün seçimine ilişkin de bilgi veren Çalıkoğlu, günümüzde kullanılan ürünlerin hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma sağlaması gerektiğini belirterek, “Ürün tercih ederken geniş spektrumlu koruma sağlayıp sağlamadığına dikkat edilmelidir. Dünya Sağlık Örgütü, en az 30 faktörlü koruyucu ürünlerin kullanılmasını önermektedir,” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Oksibenzon içeren kimyasal ürünler ile sprey formdaki güneş koruyucuların kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Çalıkoğlu, özellikle çocuklar ve bebekler için bu tür ürünlerin uygun olmadığını vurguladı.</p>
<p><b>“RİSK GRUPLARI DAHA DİKKATLİ OLMALI”</b></p>
<p>Gebeler, çocuklar ve yaşlı bireylerin güneşten korunma konusunda daha hassas davranması gerektiğini ifade eden Çalıkoğlu, “Altı aydan küçük bebeklerde güneş koruyucu ürün kullanımı önerilmemektedir. Bunun yerine, uzun kollu kıyafetler tercih edilmeli ve fiziksel koruma yöntemleri uygulanmalıdır. Ayrıca, sprey formdaki ürünler çocuklar ve bebekler için kesinlikle önerilmemektedir,” dedi.</p>
<p>Bilim Kafe Sohbetleri, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümün ardından sona erdi. Programın sonunda, DEÜ Genel Sekreter Vekili Prof. Dr. Dündar Yener tarafından Prof. Dr. Emel Çalıkoğlu’na teşekkür belgesi takdim edildi.</p>
<p>Etkinlik, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-bilim-kafe-sohbetlerinin-6nci-bulusmasinda-bilimin-isiginda-gunesten-nasil-korunmaliyiz-konusuldu-626038">DEÜ Bilim Kafe Sohbetleri&#8217;nin 6&#8217;ncı Buluşmasında &#8220;Bilimin Işığında Güneşten Nasıl Korunmalıyız?&#8221; Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:42:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalara]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kaygılı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[motive]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeli]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor. Oysa bilimsel araştırmalar, öfkenin insanın çevresine uyum sağlamasında, engelleri aşmasında ve harekete geçmesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Öfke, doğru yönetildiğinde yıkıcı değil, aksine motive edici ve işlevsel bir güç haline gelebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Araştırmalar, toplumun düşündüğünün aksine dünyanın giderek daha “öfkeli” değil, daha ziyade “kaygılı ve üzgün” hale geldiğini gösteriyor. Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, “113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan analizler, son yıllarda duygusal sıkıntının arttığını ancak öfke seviyelerinde anlamlı bir değişim olmadığını ortaya koyuyor. Asıl sorun öfkenin varlığı değil, nasıl ifade edildiği. Öfkenin insani ve evrensel nitelikte temel bir duygu olduğunu unutmamamız lazım. Öfke ifade edilmesi gereken, bastırılmaması gereken bir duygudur. Eğer öfke kontrol edilemezse ve kronik hale gelmeye başlarsa bireye ya da başka birisine zarar vermeye başlar. Öfkeyi sağlıklı bir şekilde kontrol altına almak ise mümkün” diyerek öfke yönetimiyle ilgili önemli bilgiler veriyor… </strong></p>
<p>Öfke, psikoloji araştırmalarında mutluluk, üzüntü, korku, iğrenme ve şaşkınlık ile birlikte altı temel duygu kategorisinden biri olarak kabul ediliyor. Buna rağmen popüler kültürde sürekli pozitif kalma baskısı öfkeyi “zararlı” bir duygu gibi konumlandırıyor. Prof. Dr. Murat Kurt bu yanlış algıya dikkat çekerek, “Sanki her an pozitif kalınması, olumsuz hislerin bir kenara itilmesi ve öfkenin her zaman bastırılması gereken yıkıcı bir duygu olarak ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Oysa öfke, bizim değişen çevresel koşullara uyum sağlamamıza yardımcı olan, karşımıza çıkan engelleri aşmamıza yardımcı olan evrimsel değeri yüksek motive edici bir duygudur. Öfke, halk arasında sanki saldırganlıkla eş değermiş gibi algılanıyor. Öfke bir duygudur, saldırganlık ise bu duygunun kontrol edilmeden açığa çıkmış bir davranış formudur” diyor.</p>
<p><strong>Beyinde Öfke Nasıl Kontrol Ediliyor?</strong></p>
<p>Texas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Heather Lench ve ekibinin 2023 yılında yayımladığı kapsamlı çalışma, öfkenin performansı artıran motive edici bir duygu olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle zorlayıcı görevlerde öfke, bireyi “eyleme hazırlık” durumuna sokuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Özellikle zorluk düzeyinin yüksek olduğu görevlerde öfke motive edici bir rol üstlenir; ancak bu durum bazen bireylerin etik kuralları ihlal etmesine ya da ahlaki normların dışına çıkmasına neden olabilir” diyor.</p>
<p>Beyin, öfke karşısında otomatik ve kontrolsüz bir patlama yaratmıyor; aksine bir denge mekanizması kuruyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Beynimizdeki Amigdala bölgesi tehdit veya engel algılandığında duygusal tepkiyi ateşler. Ancak aynı anda ventromedial prefrontal korteks devreye girerek bu tepkiyi kontrol eder ve yönetir” diyor. Alkol ve madde kullanımının bu dengeyi bozduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu maddeler kontrol mekanizmasını devre dışı bırakır ve amigdalanın tek başına hareket etmesine neden olur” diyor.</p>
<p><strong>Öfke, Yıkıcı Bir Boyuta Ulaşmamalı </strong></p>
<p>Öfke genellikle bir hedefin engellenmesi, beklenen bir ödülün alınamaması, haksızlığa uğrama, tehdit edilme veya başkalarının planlarımızı etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Bunun yanında uykusuzluk, sosyal dışlanma ve stres de öfkeyi tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bir olayı nasıl algıladığımız ve nasıl yorumladığımızla doğrudan ilişkilidir; bu nedenle oldukça öznel ve kişiye özgü bir duygudur” diyor.</p>
<p>Öfke; üzüntü, korku veya depresyon gibi geri çekilmeye neden olan duyguların aksine bireyi harekete geçirir. Bir başka deyişle öfke bir “yaklaşma duygusudur.” Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bireyi pasif bir bekleyişten çıkarıp aktif bir eyleme iter; sınırların korunmasına, adaletsizliğe karşı harekete geçilmesine yardımcı olur. Öfkenin kendisi aslında “kötü” bir duygu değildir. Esas olan öfkenin nasıl ifade edildiğidir, bir başka deyişle öfkeyi dışarıya nasıl yansıttığımız ve öfkenin tetiklediği davranışların yıkıcı bir boyuta dönüşüp dönüşmemesi önemlidir. Böyle baktığımızda öfkenin bireyler açısından işlevsel bir değeri vardır. Bireyi motive eder, engellerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur, sınırların korunmasına yardımcı olur, adaletsizliğe karşı bireyi harekete geçirir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Dünya Öfkeli Değil, Daha Ziyade Kaygılı Ve Üzgün </strong></p>
<p>Davranışsal bilimler ve psikoloji alanlarında önemli araştırmaları olan bilim insanları Dr. Michael Daly ve Dr. Lucia Macchia tarafından 113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan geniş çaplı analiz, 2009-2021 yılları arasında küresel duygusal sıkıntının %25’ten %31’e çıktığını gösteriyor. Ancak öfke seviyelerinde yalnızca %1.61’lik, istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir değişim gözleniyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, “Aslında daha öfkeli bir dünyada değil, daha ziyade kaygılı ve üzgün bir dünyada yaşıyoruz. Araştırmalar duygusal sıkıntılardaki artışın özellikle düşük eğitim ve gelir seviyesine sahip gruplarda daha belirgin olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum ise ekonomik güvensizliğin ve toplumsal istikrarın bozulmasının biyolojimizi nasıl doğrudan etkilediğinin bir kanıtıdır” diyor.</p>
<p><strong>Önemli Olan Öfkeyi Sağlıklı Bir Şekilde İfade Etmek</strong></p>
<p>Öfke evrensel ve insani bir duygudur; bastırılması değil, sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Kontrol edilemediğinde ise saldırganlığa dönüşebilir ve hem bireye hem çevresine zarar verebilir. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfkenin en yıkıcı formu saldırganlıktır. Esas olan, öfkeyi yıkıcı bir davranışa dönüştürmeden sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir” diyor.</p>
<p>Saldırganlığın, bir başkasına bağırmaktan fiziksel olarak zarar vermeye kadar uzanan geniş yelpazedeki birçok davranışı kapsadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Saldırganlık sadece başkalarına değil bizzat bireyin kendisine yönelik de olabilir. Öfkenin sağlıklı bir şekilde ifade edilememesi, hele bu durumun kronikleşmesi yani sürekli olarak öfkenin bastırılması bireyin kendisine zarar verir; psikosomatik hastalıklara ve depresyona yol açabilir. Esas olan öfkeyi, işlevsel olmayan yıkıcı bir saldırganlığa dönüştürmeden, sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir. Aile içerisinde ve toplumda bireylerin kendisini ifade etmelerine fırsat verildiğinde ve diğerlerinin de yaşam alanlarına saygının esas tutulduğu toplumlarda, öfke sağlıklı bir şekilde ifade edilebilir. Bu durum, toplumun ve bireylerin gelişmesi için itici bir güç kaynağı bile olabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Öfke Kontrol Edilebilir </strong></p>
<p>Öfke kontrolü öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri aslında. Prof. Dr. Murat Kurt, “İlk adım, ‘şu an öfkeliyim’ diyebilmek. Eğer bunu kendinize ifade edebilirseniz öfkenin yıkıcı etkilerini kontrol edebilirsiniz. Böylelikle dikkatinizi o an öfkelendiğiniz şeyden başka bir şeye çekebilirsiniz. İkinci aşamada; öfkelendiğiniz ana eşlik eden ya da öfkelenmenize neden olan düşüncelerinizi sorgulayın; düşüncelerinizin, o anki inanışlarınızın abartılı olup olmadığını değerlendirin. Üçüncü aşamada, sizi öfkelendiren şeyleri, yani tetikleyicileri tanıyın. Eğer öfkelendiren şeyleri önceden bilirseniz, kendiniz için olası eylem senaryoları hazırlayabilirsiniz ve böylelikle hazırlıksız yakalanmamış olursunuz. Bir sonraki adım ve en önemlisi; tepkiyi yani dürtüyü kontrol etmek. Öfkelendiren şeye hemen o an tepki vermek mi gerekiyor? Birkaç saniye geç tepki vermek bile öfkenin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için yeterli bir zaman sağlayabilir. Bu zaman zarfında öfkeyi kontrol etmediğinde başına gelebilecek olası kötü senaryoları gözden geçirebilir, alternatif davranışlar geliştirebilir ve böylelikle dürtü kontrolü sağlayabilirsiniz” diyor. </p>
<p>Profesyonel desteğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke güçlü ama yönetilmesi zor bir duygudur. Bu nedenle öfke kontrolünde zorlanan bireyler psikolojik destek almaktan çekinmemelidir. Psikolojik destek ile birlikte saldırganlığa yol açabilecek hatalı inançlar ve düşünceler ile yıkıcı davranışlar kontrol altına alınabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[faydalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[takıntı]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vesvese]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Vesvese yalnızca düşünce değil</strong></p>
<p>Halk arasında vesvese olarak bilinen obsesyonların (takıntıların), insan beyninin doğal düşünce üretme mekanizmasının kontrolden çıktığı durumlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, vesvesenin yalnızca düşünce değil, aynı zamanda istenmeyen duygularla da birlikte ortaya çıktığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür obsesyonlarda kişi, aklına gelen düşünceleri onaylamaz. &#8216;Bu düşünce benim aklıma nasıl gelir?&#8217; diye kendine şaşırır. Bu duruma ‘zihinsel gevezelik’ de deniliyor. Nasıl ki biri gereksiz yere sürekli konuştuğunda &#8216;çok saçmalıyor&#8217; deriz, beynimiz de bazen kendi kendine gereksiz düşünceler üretebilir. Bu, beynin doğal işlevinin bir sonucudur ama dozu kaçarsa kişiyi rahatsız eden vesvese halini alır.” dedi.</p>
<p><strong>Her vesvese hastalık mı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, her vesvese ya da takıntının hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Karaciğerin görevi safra üretmekse, beynin görevi de duygu ve düşünce üretmek ve davranışa karar vermektir. İnsan beyni diğer canlılardan farklı olarak soyut düşünme yeteneğine sahiptir. Bu yetenek sayesinde insan, sadece mevcut durumu değil, olasılıkları ve anlamları da sorgular.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yalom’un dört temel korkusu!</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak varoluşsal düzeyde dört temel korkuya sahip olduğunu hatta bunun Yalom&#8217;un dört temel anksiyetesi diye geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bunların dozu kaçarsa vesvese oluyor. Bu korkunun bir tanesi kişinin anlam arayışı. Mesela, yalnızlık duygusu&#8230; Yalnız kalmaya dair duyulan korku ve kaygı, dört temel anksiyeteden biridir. Diğer bir temel anksiyete ise özgürlük ihtiyacıdır. Özgürlük isteğinin bastırılması da insanda derin kaygılara neden olabilir. Dördüncü temel korku ise ölüm bilincidir, yani ölümün farkında olmak ve bu gerçekle yüzleşmek. İnsan bu dört temel korkuyu fark edip yönetmeyi öğrenmelidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Obsesyonlar kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan besleniyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, obsesyonların (takıntıların) kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan beslendiğini belirterek, &#8220;Bir insan duygu yatırımını neye yaparsa en çok, obsesyon oradan giriyor. Kimi çocuğunu çok seviyorsa, &#8216;çocuğuma tapıyorum&#8217; derecede seviyorsa, &#8216;çocuğuma bir şey olacak&#8217; kaygısı başlıyor. Bu kaygı kuruntuya, kuruntu da obsesyona dönüşüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Obsesyonların çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan cinsel konuya çok yatırım yapıyorsa oradan, dini konuya yapıyorsa oradan takıntılar gelişebiliyor. Anlamı önemsemeyen kişilerde ise temizlik veya düzen gibi farklı konularda obsesyonlar görülebilir.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Kuşku obsesyonları da yaygın…</strong></p>
<p>Kuşku obsesyonlarının da yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kuşku obsesyonu olan bir kişi, uzaktan iki üç kişinin bir şeye baktığını görse, &#8216;Acaba benim hakkımda mı konuşuyorlar?&#8217; diye senaryolar yazmaya başlar. Bu durum, insanlardan korkmasına, kaygılanmasına, içine kapanmasına ve kaçınmasına yol açabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tür obsesyonların altında genellikle &#8220;emin olamama&#8221; duygusunun yattığını ifade ederek, &#8220;Arabanın kapısını kitler, &#8216;Oldu mu olmadı mı?&#8217; diye döner bakar, bir daha döner. Bu, emin olamamayla ilgilidir.&#8221; şeklinde örnek verdi.</p>
<p><strong>Vesveseler bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221;…</strong></p>
<p>Takıntılı düşüncelerin (vesveselerin) bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221; olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Tikleri olan bir insan, bir hareketi yapmakta zorlandığında dikkatini başka bir konuya vererek beynindeki devreyi kısa devre yaptırır ve normal hareketine geçer. Düşünce yönetiminde de aynı kural geçerlidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>IQ seviyesi ve vesvese ilişkisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, IQ seviyesi düşük olan bireylerde vesvesenin daha az görüldüğünü dile getirerek, “Normal IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan insanlarda vesvese pek yoktur. Çünkü fazla düşünmüyorlar, yüksek fikirleri, yüksek anlamları düşünmüyorlar, sorgulamıyorlar. Onlar için yemek, içmek, üremek ve öğrendiği bazı temel bilgiler ihtiyaçlarını karşılıyor, yetiyor onlara. IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan kişiler zaten askere bile gönderilmiyor. Onlara &#8216;donuk normal&#8217; deniyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor</strong></p>
<p>Zeka seviyesi ile üretilen düşünce sayısı arasında doğru bir orantı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor. Ortalama bir insanın beyni günde bin  düşünce üretiyorsa, IQ&#8217;sü düşük olan bir kişi 300 düşünce üretirken, IQ&#8217;sü 100&#8217;ün üzerinde olan birinin beyni günde 2 bin -3 bin düşünce üretiyor. 2 bin -3 bin düşünceyi yönetmek elbette daha zor. Bu nedenle, bu düşünceleri yönetmek için biraz daha fazla beceri kazanmak gerekiyor. Vesveseler ve takıntılar aslında IQ&#8217;sü yüksek insanlara daha sık gelebiliyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;Zekası varsa, o zaman sorumluluğun da var. Bunu yönetmeyi öğren.&#8221; şeklinde yorumlayarak, yüksek IQ&#8217;ye sahip kişilerin varoluşsal anksiyete, felsefi düşünce üretme ve doğruyu bulma konularında daha fazla zihinsel aktiviteye sahip oldukları için takıntılara daha yatkın olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Hedefi olan kişi yanlış düşünceye ‘hayır’ diyebilir…</strong></p>
<p>Mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kişilerin de obsesyonlar açısından risk grubunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın bir hedefi varsa ve o hedefe yönelik önem ve önceliklerini belirlemişse, gününü planlayarak yaşıyorsa, hedefine giderken yanlış bir düşünce geldiğinde ona &#8216;hayır&#8217; diyebilir. Hedefiyle ilgili bir ayrıntıyı hemen algılar, olaylar arasında anlam bağı kurar, farklılıkları yakalar, pozisyon alır ve doğru karar verir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Takıntılı düşünceler beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına neden oluyor</strong></p>
<p>İnsan beynindeki düşüncelerin bir nehir gibi aktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Düşüncelerin önüne baraj koyarsanız patlar, taşar. O düşüncelerin akışı içerisinde, bir çiftçi veya mühendisin bir nehre yaklaştığı gibi, onları amaca yönelik yöneltmek gerekir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Takıntılı düşüncelerin beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına ve enerji akışının hızlanmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;5 dakika düşünecek bir şeye 15 dakika düşünürseniz veya bir şiddetinde üzülecek bir şeye 10 şiddetinde üzülürseniz, beyninizde aşırı stres hormonu salgılanır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı ve stres yönetimi genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynuyor</strong></p>
<p>Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda genetik yatkınlığın rolü olduğunu ancak bunun kişinin kesinlikle hasta olacağı anlamına gelmediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, yaşam tarzı ve stres yönetiminin genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;li kişilerde serotonin ve dopamin genlerinin farklı çalıştığını ifade ederek, &#8220;Bu kişilerde serotonin geninde &#8216;SS aleli&#8217; dediğimiz kısa alel bulunuyor. Bu durum, beynin stres altında yeteri kadar serotonin üretememesine neden oluyor. Normal şartlarda sorun olmasa da kronik stres durumunda bu genetik algoritma iyi çalışmıyor ve serotonin seviyesi düşerek kişiyi depresyona daha yatkın hale getiriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık var</strong></p>
<p>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık olduğunu, bedensel hastalıklarda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarda da genetik farklılıkların ve stresin önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Stres altında bir kişi şizofren olurken, diğeri OKB, bir başkası ise depresyon yaşayabiliyor. Bunun nedeni işte bu genetik farklılıklardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Hafif ve kontrol edilebilen vesveselerin (takıntılı düşüncelerin) insanı sorgulamaya ve eleştirel bakmaya iterek doğru kararlar almasına yardımcı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8221; Hafif bir vesvese faydalıdır. Buna vesvese dememek lazım, düşünce tekrarı veya ruminasyon denebilir. Bu bir sorgulamadır ve insanın araştırmasına, teyit etmesine yol açar.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde yaşanan takıntılar ve &#8220;geliştiren travma&#8221;…</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde yaşanan takıntıların, doğru yönetildiğinde kişinin psikolojik savunmalarını güçlendirici, ego gücünü ve psikolojik dayanıklılığını artırıcı bir etkisi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak adlandırdı. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişi o takıntılı düşünceleri, aklın geveze olduğu haldeki temelsiz düşünceleri iyi yönetirse, bu onun için bir stres olur ve bu sıkıntıdan güçlenerek çıkar. Bu nedenle obsesyon ya da kaygı dediğimiz stresli düşünceler olduğunda, ondan kaçmak ya da onunla savaşmak yerine, onunla birlikte yürümeyi tavsiye ediyoruz. O zaman bu düşünceler, kişinin amacına hizmet eden birer araç haline gelir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı ve takıntı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav gibi durumlarda ortaya çıkan takıntılara yönelik pratik çözüm önerileri de sunarak, &#8220;Sınavlarda bir öğrenci, çok basit bir ayrıntıya takılıp çözemediği için bildiği birçok soruyu yapamayabilir. Böyle durumlarda, çözemediği sorunun yanına bir işaret koyup, önce çok iyi bildiklerini çözmesini öneriyoruz. Daha sonra kalan zamanda başa dönüp, aklına ilk gelen doğru cevabı işaretlemesi genellikle daha başarılı sonuçlar verir. Çünkü genellikle insanın aklına ilk gelen düşünce doğrudur. Bu durumda takıntı, kişinin daha az hata yapmasına bile sebep olabilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kültürel ve dini faktörlerin obsesyonlara etkisi</strong></p>
<p>Takıntıların türlerinin kültürlere, zaman ve şartlara göre değişebildiğini, bazı kültürlerin ve katı inanış sistemlerinin dini obsesyonları destekleyebileceğini ve aşırı suçluluk duygularını uyararak kişileri işlevsiz hale getirebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her şey dozunda güzeldir. Dozunda ayarlanan her şey ilaçtır. Dozunu kaçırdığınız zaman en güzel ilaç bile zehre dönüşebilir. Obsesyonda da dozunda düşünürseniz, insanı hedefine götürebilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>OKB tedavisindeki gelişmeler</strong></p>
<p>OKB tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, dirençli vakalarda beyin haritalaması yaptıklarını ve beynin belirli bölgeleri arasındaki bağlantı bozukluklarını tespit ettiklerini söyledi.</p>
<p>&#8220;Bu kişilerin beyninin karar verme bölgesiyle görüntü işleme bölgesi arasında bozukluk olduğunu görüyoruz. Tedaviyi de bu bölgelere yönelik planlıyoruz.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, manyetik uyarım tedavisi (TMU) gibi yöntemlerle beynin ilgili bölgelerine provokasyon yapılarak ve hastanın obsesyonlarını hayal etmesi sağlanarak tedavi uyguladıklarını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu tedavi sırasında beynin o bölgesindeki reseptör duyarlılığını değiştiriyoruz. Beyindeki iyon kanalları, sodyum, potasyum, kalsiyum reseptörleri pompa gibi çalışarak sinir iletisini ve enerji akışını düzenliyor. Manyetik uyarımla bu sistemi etkileyebiliyoruz.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Modern yöntemlerle tedavide başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemleriyle 15-20 yıl öncesine göre çok daha başarılı sonuçlar aldıklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yoğun bir tedavi süreci gerekiyor. Genellikle birkaç hafta klinik tedavi ve ardından yakın takip önemli. Beyindeki yolların normale dönmesi en az 6 ay sürüyor. Hasta tedavi disiplinine uyarsa, 6 ay içinde hastalık şiddeti yüzde 100&#8217;den yüzde 20-30 seviyelerine düşebiliyor. Bu, kabul edilebilir bir sınırdır ve yüzde 60-70 düzelme bile büyük bir başarıdır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;nin eskiden psikiyatrinin en zorlandığı alanlardan biri olduğunu ancak günümüzde DNA analizi (genotipleme) ve üçlü tedavi protokolleri (ilaç, manyetik uyarım, psikoterapi) gibi yöntemlerle çok daha etkili tedaviler sunabildiklerini belirtti.</p>
<p><strong>Sosyal medya fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetikliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın özellikle fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetiklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişiler moda dergilerine, modellere bakıyor ve çoğu zaman oynanmış, yapmacık görsellerle kendilerini kıyaslıyorlar. Bu durum, &#8216;Ben niye böyle değilim? Ben de böyle olmalıyım&#8217; düşüncesini doğuruyor. Popüler kültür de haz, başarı ve fiziksel görünümü yücelterek bu durumu besliyor. Hollywood kültürü, sosyal medya aracılığıyla insanların zaaflarını kullanarak onları manipüle ediyor.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi Belediyesi&#8217;nden &#8220;Duygulara Dokunan Atölye&#8221; Çalışması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-duygulara-dokunan-atolye-calismasi-623043</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 09:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atölye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dokunan]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[duygulara]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[Oksitosin]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623043</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen “Duygusal Dayanıklılık Atölyesi”nde, Osmangazililere vücut ve beyinde salgılanan kimyasalların duygu, davranış ve düşünceler üzerindeki güçlü etkileri anlatıldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-duygulara-dokunan-atolye-calismasi-623043">Osmangazi Belediyesi&#8217;nden &#8220;Duygulara Dokunan Atölye&#8221; Çalışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen “Duygusal Dayanıklılık Atölyesi”nde, Osmangazililere vücut ve beyinde salgılanan kimyasalların duygu, davranış ve düşünceler üzerindeki güçlü etkileri anlatıldı. Atölyede, insan vücudunda salgılanan bu kimyasalların duygu, düşünce ve davranışlar üzerindeki belirleyici rolü bilimsel veriler ışığında ele alındı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Osmangazi’de yaşayan vatandaşların farklı alanlarda bilinçlenerek kendilerini geliştirmelerine katkı sunan Osmangazi Belediyesi, düzenlediği çeşitli atölye çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Bu kapsamda gerçekleştirilen “Duygusal Dayanıklılık Atölyesi”nde katılımcılara, duygu durumunu olumsuzdan olumluya çevirebilecek kelime ve ifade biçimleri öğretildi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Panorama 1326 Fetih Müzesi’nde gerçekleştirilen atölyeye konuşmacı olarak katılan İnsan Kaynakları Danışmanı ve Eğitmen Sezgin Akgün Hacızade, sunumunda beyin kimyasallarının insan davranışları üzerindeki etkilerini örneklerle anlattı. Hacızade, özellikle mutluluk, motivasyon ve bağ kurma süreçlerinde rol oynayan hormonlara dikkat çekerek katılımcılara önemli bilgiler aktardı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Eğitimde ayrıca, karşılıksız yapılan iyiliklerin insan vücudunda oksitosin hormonunun salgılanmasını artırdığı vurgulandı. Bu hormonun, bireyin hem kendisine hem de çevresine karşı daha şefkatli, anlayışlı ve merhametli olmasını desteklediği ifade edildi. Katılımcılar, küçük iyiliklerin yalnızca bireysel mutluluğu değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da güçlendirdiği konusunda farkındalık kazandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Olumsuz Kurulan Cümleler İnsan İlişkilerini Olumsuz Anlamda Etkiliyor”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Vücut ve beynimizde salgıladığımız kimyasalların duygularımız, davranışlarımız ve düşüncelerimiz üzerine çok büyük etkileri olduğunu belirten İnsan Kaynakları Danışmanı ve Eğitmen Hacızade, “Kullandığımız kelimeler ve beden dilimizle duygularımıza müdahale edebilir, onları dönüştürebiliriz. Bugün katılımcılarımıza, hangi kelimelerle oksitosin ve serotonin gibi hormonların salgılanmasını destekleyebileceğimizi ve duygu durumumuzu olumsuzdan olumluya nasıl çevirebileceğimizi anlatmaya çalıştık. Özellikle ‘ama’ kelimesi çok kritik. Bir kişiyi överken ya da eleştirirken ‘ama’ kelimesini kullandığımızda, öncesinde söylediğimiz tüm olumlu ifadeleri adeta yok saymış oluyoruz. Bu da iletişimi zayıflatıyor. Olumsuz ifadelerle kurulan cümleler, insan ilişkilerini de olumsuz etkiliyor. Örneğin, ‘Ben filanca kişiyle anlaşamıyorum’ dediğimizde, beynimiz bu durumu kesin bir yargı olarak kabul ediyor ve çözüm üretme sürecini durduruyor. Oysa ‘Filanca kişiyle henüz anlaşma yolunu bulamadım’ dediğimizde, beynimiz iletişime açık kalıyor ve çözüm aramaya devam ediyor.” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span> “Karşılıksız İyilik Yaptığımızda Oksitosin Salgılıyoruz”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Omuzları çökük biçimde bilgisayar başında uzun süre durulduğunda vücudun beyine olumsuz anılar komutu gönderdiğini söyleyen Hacızade, “Bu konu, bilimsel araştırmalarla da destekleniyor. Dik durduğumuzda ve daha aktif hareket ettiğimizde, beynimize daha olumlu düşünceler gelmeye başlıyor. İnsanların sizi dinlemesi için öncelikle kişinin kendini dinlemesi gerekiyor. Kendini dinlemeyen ve fark etmeyen birini, başkalarının fark etmesi de mümkün değildir. Çünkü iletişim, her şeyden önce kişinin kendi içinde başlar. Bu noktada kendimize karşı şefkatli ve merhametli olmamız büyük önem taşıyor. Herkes hata yapabilir ve yapılan hataların büyük bir kısmı telafi edilebilir. İyi bir iletişim kurabilmek ise insanın hayatına çok önemli katkılar sağlar. Oksitosin, beyin ve kalpte salgılanan önemli bir kimyasaldır. İyi niyetli, yapıcı ve olumlu davranışlar sergilediğimizde bu hormonun salgılanmasını artırırız. Oksitosin, öncelikle kişinin kendisine karşı daha şefkatli ve anlayışlı olmasını destekler. Bu kimyasal en kolay, karşılıksız iyilik yaptığımızda salgılanır. Herhangi bir beklenti olmadan birine yardım ettiğimizde, hem kendimiz hem de çevremiz için olumlu bir etki oluştururuz. Bugünkü atölye çalışmasını özetleyecek olursak; ‘Duruşunu değiştir, duygun değişsin’ diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Duygusal Dayanıklılık Atölyesi”ne katılan vatandaşlar çok önemli bilgiler öğrendiklerini söyleyerek Bu güzel etkinliği düzenlediği için Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkür etti. </span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-duygulara-dokunan-atolye-calismasi-623043">Osmangazi Belediyesi&#8217;nden &#8220;Duygulara Dokunan Atölye&#8221; Çalışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Dutlulu Manisalıların Bayramını Kutladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-dutlulu-manisalilarin-bayramini-kutladi-621849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 13:02:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramını]]></category>
		<category><![CDATA[dutlulu]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kutladı]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[manisalıların]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Ramazan Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda sevgi, hoşgörü ve dayanışma vurgusu yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-dutlulu-manisalilarin-bayramini-kutladi-621849">Başkan Dutlulu Manisalıların Bayramını Kutladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Ramazan Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda sevgi, hoşgörü ve dayanışma vurgusu yaptı. Ramazan ayı boyunca kurulan gönül sofralarına değinen Başkan Dutlulu, “Sevgi ve saygının hakim olduğu bir toplum inşa etmek için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Ramazan Bayramı nedeniyle kutlama mesajı yayımladı. Mesajında bayramların birleştirici gücüne dikkat çeken Başkan Dutlulu, geride bırakılan Ramazan ayında Manisa’da sergilenen büyük dayanışma örneğinin bayramla taçlandığını ifade etti.</p>
<p><b>“Gönülleri Birleştirdik”</b></p>
<p>Ramazan ayı boyunca Manisa’nın 17 ilçesinde dayanışma ruhunu en üst seviyeye çıkardıklarını belirten Başkan Dutlulu, mesajında şu ifadelere yer verdi: “Sevgi, hoşgörü ve paylaşmanın yüce duygularının yaşandığı mübarek Ramazan Bayramı’na kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ramazan ayı boyunca 17 ilçemizde kurduğumuz iftar sofralarında yaklaşık 160 bin hemşehrimizle lokmamızı paylaştık, toplam 10 bin ihtiyaç sahibi vatandaşımıza sıcak yemek ulaştırdık. Sosyal incelemelerimiz sonucu belirlediğimiz 22 bin ailemizin yanında olduk. Bayramlar, bu yardımlaşma ve dayanışma duygularını pekiştirmek, kırgınlıkları bir kenara bırakarak sevgi ve kardeşlikle kucaklaşmak için en özel günlerdir.”</p>
<p><b>Mezarlıklarda Huzurlu Ziyaret Hazırlığı</b></p>
<p>Vatandaşların bayram ibadetlerini ve ziyaretlerini sorunsuz bir şekilde gerçekleştirmesi için belediye ekiplerinin sahada olduğunu da sözlerine ekleyen Başkan Dutlulu, “Hemşehrilerimizin ebediyete göç eden yakınlarını ve aziz şehitlerimizi huzur içerisinde ziyaret edebilmeleri adına, ilimiz genelindeki tüm mezarlıklarda temizlik, bakım ve onarım çalışmalarını titizlikle tamamladık. Manisa’mız her yönüyle bayrama hazır” dedi.</p>
<p><b>Bayramda Ulaşım Ücretsiz</b></p>
<p>Bayram ziyaretlerinin her noktaya kolayca ulaştırılması için ulaşım müjdesini de paylaşan Başkan Dutlulu, bayram süresince toplu taşımanın ücretsiz olacağını belirtti. Başkan Dutlulu, “Bayramda birbirimize ulaşmak, sevdiklerimizle kucaklaşmak engel tanımasın istiyoruz. Bu düşünceyle Ramazan Bayramı boyunca Büyükşehir Belediyemize ait toplu taşıma araçlarımız, MANULAŞ otobüslerimiz ve kooperatif araçlarımız, ilçeler arası ulaşım hariç olmak üzere, hemşehrilerimizin hizmetinde olacak. Bayramın birinci gününden son gününe kadar tüm vatandaşlarımız ulaşım hizmetimizden ücretsiz olarak yararlanabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>Birlik ve Beraberlik Vurgusu</b></p>
<p>Bayramın toplumsal bağları güçlendirmek için en büyük fırsat olduğunu ifade eden Başkan Besim Dutlulu, “Yoksul ve muhtaç durumdaki komşularımızı hatırlamak, başımızın tacı yaşlılarımızı ve hastalarımızı ziyaret ederek bayram sevincini onlarla paylaşmak, bizi biz yapan en güzel erdemlerimizdir. Bu bayramda da hiçbir hemşehrimizin kendini yalnız hissetmemesi için sevgi ve kardeşlik duygularıyla kucaklaşmalıyız” dedi.</p>
<p><b>“Mutlu Bayramlar Manisa”</b></p>
<p>Mesajını birlik ve beraberlik temennileriyle sonlandıran Başkan Besim Dutlulu, “Birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirerek, sevgi ve saygının hakim olduğu bir toplum inşa etmek için hep birlikte çalışacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle tüm hemşehrilerimin Ramazan Bayramı’nı kutluyor; sağlık, huzur ve mutluluk dolu bir bayram diliyorum. Mutlu bayramlar Manisa” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-dutlulu-manisalilarin-bayramini-kutladi-621849">Başkan Dutlulu Manisalıların Bayramını Kutladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçilmez Bir Destanın İzinde: Çanakkale&#8217;nin Anlamı ve Bugünü Kent Belleği&#8217;nde Konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecilmez-bir-destanin-izinde-canakkalenin-anlami-ve-bugunu-kent-belleginde-konusuldu-621606</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 07:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[bugünü]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[destanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçilmez]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[zinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621606</guid>

					<description><![CDATA[<p>18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde Selçuk Efes Kent Belleği’nde “18 Mart’ın Anlamı ve Günümüz” başlıklı bir etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecilmez-bir-destanin-izinde-canakkalenin-anlami-ve-bugunu-kent-belleginde-konusuldu-621606">Geçilmez Bir Destanın İzinde: Çanakkale&#8217;nin Anlamı ve Bugünü Kent Belleği&#8217;nde Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde Selçuk Efes Kent Belleği’nde “18 Mart’ın Anlamı ve Günümüz” başlıklı bir etkinlik düzenlendi. Etkinliğe konuşmacı olarak katılan Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Mustafa Özdemir, Çanakkale Zaferi’nin tarihin seyrini değiştirdiğini ve Milli Mücadele’nin yolunu açtığını vurguladı.</p>
<p>Tarihi olayların tekrar etmesinin, gelişmiş ülkelerin sömürgeci bakış açılarını sürdürmelerinden kaynaklandığını belirten Özdemir, I. Dünya Savaşı sonrasında hiçbir toplumun eskisi gibi kalmadığını ifade etti. Osmanlı Devleti’nin doğrudan kendi çıkarlarıyla örtüşmeyen bir savaşın içinde yer aldığını hatırlatan Özdemir, “Biz bu savaşa varlığımızı ve bağımsızlığımızı korumak için girdik ve büyük bir kahramanlık örneği sergiledik” dedi.</p>
<p><b>MİLLİ MÜCADELE RUHU ÇANAKKALE’DE DOĞDU</b></p>
<p>Çanakkale Zaferi’nin büyük bir gurur kaynağı olduğunu dile getiren Özdemir, o döneme kadar Batı tarafından küçümsenen bir toplumun, güçlü donanmalara sahip devletlere karşı beklenmedik bir direniş gösterdiğini söyledi. Bu direnişin savaşın süresini uzattığını ve dünya siyasetinde önemli kırılmalara yol açtığını ifade eden Özdemir, aynı zamanda bu sürecin Mustafa Kemal Atatürk’ün tanınmasına ve Milli Mücadele liderliğinin önünün açılmasına katkı sağladığını belirtti.</p>
<p>Çanakkale’de ortaya çıkan bilincin Milli Mücadele’nin temelini oluşturduğunu vurgulayan Özdemir, bu direnişin aynı zamanda ezilen uluslara da ilham verdiğini ifade etti.</p>
<p><b>“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” RUHU YAŞATILMALI</b></p>
<p>Savaşın seyri ve günümüzdeki algısı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Özdemir, Çanakkale ruhunun yeterince yaşatılamadığını söyledi. “Çanakkale Geçilmez ifadesinin ne anlama geldiğini iyi kavramamız gerekiyor” diyen Özdemir, denizcilik geleneğinden bir örnek vererek; “İstanbul Boğazı’ndan geçen bir geminin seyir defterine ‘Boğaz geçildi’ diye yazılır. Ancak Çanakkale Boğazı’ndan geçerken ‘Şehitlik anıtı selamlandı’ ifadesi yer alır. Çünkü Çanakkale için ‘geçildi’ denmez; Çanakkale geçilmez.” dedi.</p>
<p>Etkinlik, Dr. Mustafa Özdemir’in katılımcıların sorularını yanıtlamasının ardından sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecilmez-bir-destanin-izinde-canakkalenin-anlami-ve-bugunu-kent-belleginde-konusuldu-621606">Geçilmez Bir Destanın İzinde: Çanakkale&#8217;nin Anlamı ve Bugünü Kent Belleği&#8217;nde Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 08:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[aştı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[ortalamasını]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Okullarda Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetleri, Önleme ve Farkındalık Çalışmaları” başlıklı çevrim içi eğitim programında liselerde görev yapan psikolojik danışmanlarla bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966">Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen “Okullarda Koruyucu Ruh Sağlığı Hizmetleri, Önleme ve Farkındalık Çalışmaları” başlıklı çevrim içi eğitim programında liselerde görev yapan psikolojik danışmanlarla bir araya geldi.</p>
<p>İstanbul’daki liselerde görev yapan rehber öğretmenlere yönelik düzenlenen seminere yaklaşık 2 bine yakın psikolojik danışman ve rehber öğretmen katıldı.</p>
<p>Programda okullarda koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin önemi, ergenlik dönemindeki gençlerin psikolojik ihtiyaçları ve okullarda uygulanabilecek önleyici yaklaşımlar ele alındı.</p>
<p><strong>“Rehber öğretmenlerin rolü çok kritik”</strong></p>
<p>Programda konuşan Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşen dünyada gençlerin karşılaştığı risklerin arttığını ve bu süreçte rehber öğretmenlerin çok önemli bir rol üstlendiğini belirterek, “Bugün dijitalleşen dünyada ve küresel ölçekte gençlerin birçok riskle karşı karşıya kaldığı bir dönemde rehber öğretmenlerimizin kilit rolü olduğunu görüyorum. Okullarda hem büyük bir sorumlulukları var hem de büyük bir fırsatları var.” dedi.</p>
<p>Psikolojik danışmanların yaşadıkları vakaları kayıt altına almalarının mesleki gelişim açısından önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Rehber öğretmenlerimizin yaşadıkları olayları not almalarını ve bir olgu defteri tutmalarını tavsiye ederim. Karşılaştıkları vakaları yazmaları, daha sonra bunlar üzerine düşünmeleri ve çözüm arayışlarını kaydetmeleri onların mesleki gelişimleri açısından çok önemli bir birikim oluşturur. Bu belki kısa vadede bir külfet gibi görünebilir ama uzun vadede insanı ve gençleri daha iyi anlamayı sağlayacak çok değerli bir tecrübe kazandırır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik dönemi kimlik arayışının yoğun yaşandığı bir süreç</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminin gençlerin kimlik arayışı yaşadığı doğal bir süreç olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Gençlik döneminin doğal bir özelliği kimlik arayışıdır. Gençler bu dönemde ‘Ben kimim, nereye yönelmeliyim, niçin varım?’ gibi sorular sorarlar. Bu süreç özellikle 12–15 yaş aralığında daha yoğun yaşanır. Nörobiyolojik olarak ergenlik ortalama 22 yaşına kadar devam eder. Hatta bazı kişilerde 30’lu yaşlara kadar uzayabilen bir süreçten söz ediyoruz.”</p>
<p>Ergenlik döneminde beynin gelişimi nedeniyle duyguların aklın önüne geçebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ergenlikte beynin duygusal bölgeleri daha hızlı gelişirken, düşünme ve karar verme ile ilgili frontal bölgeler daha geç gelişir. Bu nedenle ergenler çoğu zaman sonunu düşünmeden hareket edebilir. Hisleri akıllarının önüne geçebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlerin üç temel psikolojik ihtiyacı var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminde gençlerin üç temel psikolojik ihtiyaca sahip olduğunu belirterek, “Ergenlerin üç temel psikolojik ihtiyacı vardır: Aidiyet, yeterlilik ve anlam. Aidiyet duygusu, gencin kendisini ailesine, okuluna veya arkadaş grubuna ait hissetmesiyle ilgilidir. Yeterlilik duygusu, bir alanda küçük de olsa başarı yaşayabilmesiyle oluşur. Anlam duygusu ise yaptığı işin değerli olduğunu hissetmesidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu ihtiyaçların karşılanmasının ergenlik sürecini daha sağlıklı hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu üç ihtiyaç karşılandığında ergenlik dönemi daha az fırtınalı geçer. Ancak bu ihtiyaçlar karşılanmadığında gençler kendilerini değersiz veya dışlanmış hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Arkadaş önünde küçük düşürülmek ağır bir deneyim… </strong></p>
<p>Okul ortamında adalet duygusunun gençler için çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Ergenler adalet konusunda çok hassastır. Öğretmenin ayrımcılık yaptığını düşündükleri anda bu durum öfke birikimine yol açabilir. Kendini değersiz veya görülmemiş hisseden genç bazen güç gösterisiyle dikkat çekmeye çalışabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerin arkadaşlarının önünde küçük düşürülmemesinin önemine de dikkat çekerek, “Bir gencin arkadaşlarının önünde küçük düşürülmesi çok ağır bir deneyimdir. Bazı gençler bu tür durumlarda içine kapanır, bazıları ise biriktirdikleri öfkeyi ani ve dürtüsel davranışlarla dışa vurabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlerin hata yapma hakkı vardır</strong></p>
<p>Gençlerin hatalarının cezalandırılmak yerine eğitsel bir fırsata dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “onarıcı adalet” yaklaşımına dikkat çekti ve “Ergenlerin hata yapma hakkı vardır. Ancak başkasına zarar verme hakları yoktur. Bu nedenle ceza vermek yerine onarıcı adalet yöntemleri uygulanabilir. Örneğin topluma hizmet çalışmaları yaptırmak veya iyilik projeleri hazırlatmak gibi yöntemler gençlerin davranışlarının sonuçlarını anlamasını sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Korkutarak genç yönetilemez</strong></p>
<p>Prof. Dr.<strong> </strong>Tarhan, günümüz dünyasında otoriter ve baskıcı yaklaşımların gençler üzerinde etkili olmadığını belirterek, “Artık dünyada toplumlar açık toplum haline geldi. Dijitalleşme dünyayı adeta elektronik köy haline getirdi. Böyle bir çağda korkutarak bir genci yönetmek mümkün değildir. Gençlerin kendilerini ifade edebileceği, konuşabileceği ve paylaşabileceği ortamların oluşturulması gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p>Ruh sağlığında önleyici çalışmaların önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Psikiyatri çoğu zaman sorun ortaya çıktıktan sonra devreye girer. Oysa birincil koruma dediğimiz yaklaşımda sağlıklı bireylerin psikolojik dayanıklılığını artırmaya odaklanırız. Okullarda yapılacak psikolojik sağlamlık çalışmaları bu açıdan çok değerlidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital ortam şiddetin tek nedeni değil</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkisinin çoğu zaman yanlış yorumlandığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital araçların tek başına şiddet üretmediğini, ancak bazı psikolojik süreçlerle birleştiğinde şiddet eğilimini kolaylaştırabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dijital ortam tek başına şiddetin nedeni değildir. Ama başka psikolojik mekanizmalarla birleştiğinde şiddet eğilimini kolaylaştırıcı bir etkisi vardır. Sosyal medya, video oyunları ve internet içerikleri gençlerin dünyasının bir parçası. Ancak bunların bazıları şiddeti normalleştirebiliyor. Kavga videoları, saldırgan içerikler ve şiddeti çözüm gibi gösteren videolar, özellikle ergenler üzerinde etkili olabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Agresif influencer gençler üzerinde etkili…</strong></p>
<p>Dijital ortamın en önemli etkilerinden birinin şiddeti sıradanlaştırmak olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, gençlerin yalnızca dijital içeriklerden değil, gerçek hayattaki rol modellerden de etkilendiğini vurguladı ve “Dijital ortamın yaptığı en önemli etki şiddeti normalleştirmesidir. Ancak bundan daha güçlü bir etki canlı şiddettir. Ailede, çevrede ya da toplumda öfke dili iletişim dili haline gelmişse çocuk bunu model alır. Gördüğü şiddeti alışılmış bir davranış gibi algılamaya başlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu noktada sosyal öğrenmenin önemine değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına dikkat çekerek, özellikle agresif influencer’ların ve zorbalık içeren içeriklerin gençler üzerinde güçlü model etkisi oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Şiddete maruz kalmak empatiyi azaltıyor</strong></p>
<p>Şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmanın gençlerde duygusal duyarsızlaşmaya yol açabileceğini söyleyen Tarhan, bunun empati duygusunu zayıflatabileceğini belirtti ve “Şiddetin görüntülerine çok maruz kalındığında korku ve empati azalır. Bu durum kötülüğün sıradanlaşmasına yol açar. Şiddet içeriklerine sürekli maruz kalmak gençlerin duyarlılığını azaltabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal medya algoritmaları agresif içerikleri öne çıkarabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sosyal medya algoritmalarının da bu süreçte etkili olduğunu ifade ederek, dijital platformların çoğu zaman dikkat çekici ve tartışmalı içerikleri daha fazla öne çıkardığını söyledi ve “Sosyal medya algoritmaları çoğu zaman şeffaf değil. Şok edici, agresif veya tartışmalı içerikler daha hızlı yayılıyor. Arama motorlarında ve sosyal platformlarda adeta ikna laboratuvarları gibi çalışan sistemler var. Kullanıcının ilgisine göre içerik sunuluyor ve kişi sürekli aynı tür içeriklerle besleniyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Dijital ortamın özellikle ergenlik döneminde kontrolsüz kullanıldığında bağımlılık riskini artırdığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir genç dijital ortamda saatler geçiriyor, yemek reddi, okul reddi gibi davranışlar gösteriyorsa burada bağımlılıktan söz edebiliriz. Hatta bazı vakalarda çocukların odalarına pet şişe koyup tuvalete gitmek için bile oyunu bırakmak istemediklerini görüyoruz.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, eğlence amaçlı ekran kullanımının günlük zamanın yüzde 20’sini geçmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu sınırın aşılması durumunda bağımlılık riskinin arttığını ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital zorbalık korkakça yapılan bir şiddet türü</strong></p>
<p>Siber zorbalığın da gençler arasında önemli bir risk alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, anonim ortamların saldırgan davranışları kolaylaştırabildiğini söyledi ve “Dijital ortamda siber zorbalık dediğimiz bir durum var. Buna dijital zorbalık da diyoruz. Kişiler anonim şekilde saklanarak saldırgan davranışlar gösterebiliyor. Bu da özellikle ergenler için ciddi bir risk oluşturuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijitalleşme tehdit olduğu kadar fırsat da</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin yalnızca risk değil aynı zamanda önemli fırsatlar da sunduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, doğru kullanıldığında gençlerin gelişimine katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>
<p>“Dijitalleşme bir sel gibi geliyor. Bu sele lanet okumak yerine onu fırsata dönüştürmemiz gerekiyor. Uçurtmayı uçurtan rüzgar değil, rüzgara karşı aldığımız pozisyondur. Eğer doğru pozisyon alırsak gelecek nesiller bize teşekkür eder.” diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, dijital çağda en önemli konunun etik değerler eğitimi olduğunu ve özellikle erken çocukluk dönemine dikkat çekti.</p>
<p>“Ahlak doğuştan gelmez, öğrenilen bir şeydir. Erdem ve değer eğitimi en etkili şekilde 4–6 yaş arasında verilir. Bu dönem altın değerindedir. Daha sonraki yıllarda da öğrenilir ama daha zor olur.” ifadesinde bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Okullarda yaşanan olayları cezalandırma yerine fırsat eğitimine dönüştürmek gerekir. Öğrenciyi utandırmadan, incitmeden o olay üzerinden bir öğrenme fırsatı oluşturmak eğitimciliğin en önemli becerilerinden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>Şiddet vakalarının öncü işaretleri var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda görülebilecek şiddet vakalarının çoğunda önceden ortaya çıkan bazı işaretler bulunduğunu belirterek, bu belirtilerin erken fark edilmesinin kritik önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Şiddetin yalnızca başkalarına yönelik değil, kişinin kendisine yönelttiği davranışlar şeklinde de ortaya çıkabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, özellikle intihar vakalarının çoğunda öncü belirtilerin görüldüğünü vurguladı ve “İntihar da aslında kendine yönelik bir şiddettir. Başkasına yönelik şiddet gibi intihar vakalarının da öncülleri vardır. Bu belirtileri erken fark edebilmek çok önemli. Bu öncülleri çoğu zaman sınıf öğretmenleri, öğrencinin yakın arkadaşları ya da sınıf temsilcileri daha kolay yakalayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Ani kişilik değişimleri önemli bir uyarı işareti</strong></p>
<p>Bir öğrencinin davranışlarında aniden ortaya çıkan değişimlerin dikkatle izlenmesi gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde görülen ani duygu durum değişimlerinin risk işareti olabileceğini söyledi ve “Daha önce neşeli ve sakin olan bir öğrenci birden durgunlaşmışsa ya da tam tersi sürekli durgun olan bir öğrenci birden aşırı hareketli hale gelmişse burada bir kişilik değişimi olabilir. Bu tür durumlarda şüphelenmek gerekir. Çünkü bu değişimler bazen duygu durum bozukluklarının habercisi olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddetin küçük belirtileri büyük olayların habercisi olabilir</strong></p>
<p>Başkasına yönelik şiddetin de çoğu zaman küçük davranışlarla başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Küçük şiddet davranışları büyük şiddetin habercisi olabilir. Eğer bir kişi şiddeti bir sorun çözme yöntemi haline getirmişse o kişi risk grubunda kabul edilmelidir. Okullarda risk grubu oluşturulmalı ve bu öğrenciler birebir takip edilmelidir. Bu öğrencilerin içine attığı duygular, biriktirdiği öfke ya da yaşadığı sorunlar anlaşılmaya çalışılmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Akran zorbalığı Türkiye’de yüksek seviyede</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığının da gençler arasında önemli bir sorun olduğuna dikkat çekerek, uluslararası verilerle Türkiye’deki durumu karşılaştırdı ve “Dünyada akran zorbalığı ortalama yüzde 33 civarında. OECD ortalaması bu seviyede. Türkiye’de ise bu oran yüzde 40’lara kadar çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Ergenlik dönemindeki bazı çatışmaların doğal olduğunu ancak sistematik zorbalığın mutlaka ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, okullarda sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesinin önemini vurguladı.</p>
<p><strong>Sosyal ve duygusal beceriler şiddeti azaltır</strong></p>
<p>Gelişmiş eğitim sistemlerinde “Sosyal ve Duygusal Öğrenme” modelinin yaygın olarak uygulandığını belirten Tarhan, “Şiddeti azaltmanın önemli yollarından biri sosyal ve duygusal öğrenme modelidir. Bu model öğrencilerin empati kurmasını, duygularını yönetmesini ve sorunlarını şiddet dışı yollarla çözmesini öğretir.” diye konuştu.</p>
<p>Okullarda yaşanan disiplin sorunlarının yalnızca ceza ile çözülmemesi gerektiğini belirten Tarhan, “Disiplin uygulamalarında cezalandırıcı adalet yerine onarıcı adalet yaklaşımı benimsenmelidir. Öğrencinin yaptığı hatayı telafi etmesine imkân tanıyan yöntemler daha kalıcı sonuç verir. Bazı eğitim sistemlerinde öğrenciler rastgele iyilik projelerine gönderiliyor. Yaşlı bakım evlerinde, çocuk koruma kurumlarında gönüllü çalışmalar yapıyorlar. Böylece empati geliştiriyor ve hayatın farklı yönlerini deneyimleyerek öğreniyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>Kriz yönetimi için hazırlıklı olmak gerekir</strong></p>
<p>Okullarda yaşanabilecek şiddet veya intihar vakalarına karşı kriz yönetim planlarının hazırlanmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Krizi yönetmenin birinci şartı krize hazırlıklı olmaktır. Krize hazırlıklı olmayan kişi krizin bir parçası haline gelir. Stres altında soğukkanlı kalmak çok önemli. Kriz anında liderlik ortaya çıkar. Panik yapanı sakinleştirmek, ortamı kontrol etmek ve doğru müdahale planını uygulamak gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Şiddet olayları sosyal bir yangın gibi görülmeli</strong></p>
<p>Okullarda kriz müdahale ve risk yönetimi planlarının oluşturulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu konunun yangın güvenliği kadar ciddiye alınması gerektiğini söyledi ve “Yangın eğitimi nasıl ciddiye alınıyorsa bu konu da aynı şekilde ele alınmalıdır. Çünkü bu da bir sosyal yangındır. Okullarda kriz önleme ve kriz müdahale planları mutlaka hazırlanmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-akran-zorbaligi-dunya-ortalamasini-asti-620966">Türkiye&#8217;de akran zorbalığı dünya ortalamasını aştı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den İzmir zeytini için dev adım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-izmir-zeytini-icin-dev-adim-620623</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 08:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin]]></category>
		<category><![CDATA[zeytini]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620623</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir zeytininin hak ettiği yeri bulması için Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Zeytin Bilim Kurulu oluşturuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-izmir-zeytini-icin-dev-adim-620623">Büyükşehir&#8217;den İzmir zeytini için dev adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir zeytininin hak ettiği yeri bulması için Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Zeytin Bilim Kurulu oluşturuldu. Kurul; zeytin ve zeytinyağının topraktan sofraya her sürecinin analiz edilerek, doğru üretim ve pazarlama stratejilerinin belirlenmesine katkı sağlayacak. Kurulun ilk toplantısında konuşan Başkan Dr. Cemil Tugay, İzmir’deki zeytin ve zeytinyağının kalitesini belgelemek ve kefil olmak istediklerini ifade etti. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin binlerce yıllık mirası zeytinin ve zeytinyağının doğru yöntemlerle üretilmesi, kalitesinin artırılması ve doğru pazarlama stratejileriyle markalaşması için akademisyenlerden üreticilere, kamudan sivil topluma tüm paydaşların yer aldığı Zeytin Bilim Kurulu oluşturdu. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinasyonundaki kurul ilk toplantısını “Zeytin Stratejileri” başlığıyla düzenleyerek yol haritasını oluşturdu. Çetin Emeç Toplantı Salonu’ndaki toplantıya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) Başkanı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Nehir Yüksel, zeytincilik alanında çalışan akademisyenler, zeytin üreticileri, kooperatifler, ihracatçılar, zeytinyağı üreticileri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.</p>
<p><strong>Topraktan sofraya zeytin ve zeytinyağının geleceği konuşuldu</strong></p>
<p>Toplantıda Zeytin Bilim Kurulu üyeleri zeytin ve zeytinyağının geleceğine yön verecek bilgi alışverişinde bulundu. Zeytinciliğin ekonomik durumu, hasat, depolama sorunları, hastalık ve zararlılar ile mücadele, üreticinin girdi maliyetleri, üretimi ve kaliteyi etkileyen çevresel faktörler, uluslararası pazarlar, ihracat ve markalaşma gibi çok sayıda konu masaya yatırıldı.</p>
<p><strong>“Kontrolsüz ve başarısız bir üretim var”</strong></p>
<p>Cemil Tugay, İzmir’in tarih boyunca güçlü bir üretim kenti olduğunu vurgulayarak tarımın hem istihdam hem de gıda güvenliği açısından kritik bir rol taşıdığını belirtti. Dünyada giderek artan gıda krizi riskine dikkat çeken Tugay, İzmir’in bu sürece karşı dirençli bir kent olması gerektiğini ifade etti. Türkiye’de birçok tarımsal ürünün katma değeri yüksek ürünlere dönüşmeden değerlendirildiğini söyleyen Tugay, bunun önemli örneklerinden birinin zeytin olduğunu dile getirdi. İzmir’de zeytinin çoğunlukla geleneksel yöntemlerle üretildiğini, zeytinyağı üretiminde ve depolanmasında ise kontrolsüz ve verimsiz süreçlerin bulunduğunu belirten Tugay, ürünün değerini basit hatalar nedeniyle kaybettiğini söyledi. Kasalarla taşıma yöntemlerinden sıkım tekniklerine kadar birçok aşamada iyileştirme gerektiğini ifade eden Tugay, doğru ağaç ve fidan seçimi, hastalıklarla etkin mücadele ve toprağın güçlendirilmesi gibi alanlarda kapsamlı çalışmalar yürüttüklerini kaydetti.</p>
<p><strong>“Zeytinciliğin en iyi nasıl yapılacağını anlatmamız lazım”</strong></p>
<p>Başkan Dr. Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Zeytin Eylem Planı hakkında da bilgi verdi. Tugay, zeytinin doğru şekilde kalite ölçümünün yapılması, markalaştırılması ve pazarlanması için ortak akılla oluşturulmuş bir yol haritasına ihtiyaç olduğunu belirtti. İzmir zeytininin hak ettiği şekilde pazarlanmadığını ifade eden Tugay, zeytinyağı üretiminde hem Türkiye’nin hem de İzmir’in sahip olduğu potansiyelin yeterince değerlendirilemediğini söyledi. Yurt dışından bazı firmaların Türkiye’den zeytinyağı alarak kendi ülkelerinde ambalajlayıp paketledikten sonra farklı pazarlara sunduğunu dile getiren Tugay, bu nedenle üretimden pazarlamaya kadar bütüncül bir planlamaya ihtiyaç olduğunu vurguladı. Üreticilere zeytinciliğin en doğru yöntemlerle nasıl yapılacağını anlatmak gerektiğini ifade eden Tugay, zeytinin en kaliteli zeytinyağına dönüştürülmesi için bilimsel ve teknik bir planlama yapılması gerektiğini belirtti. Tugay ayrıca, ürünün değerini artırmak için pazarlama süreçlerinde de profesyonellerin yer aldığı güçlü bir strateji oluşturulmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Büyükşehir olarak bu zeytinyağı kalitelidir diye kefil olmak istiyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Tugay, İzmir Olive Export Hub’ı oluşturmak istediklerini belirterek “Kooperatifleri ortak bir marka altında ihracata hazırlayan, uluslararası pazarda rekabet gücünü artıran bir merkez oluşturacağız. İzmir’den zeytinyağı almak isteyenlerin sadece fuarlarda değil, her zaman yerinde bizzat kendilerinin göreceği bir hal yapalım istiyoruz. Bilgilerinize, yönlendirmelerinize ihtiyaç var. Biz İzmir Büyükşehir Belediyesi ailesi olarak zeytin konusunda çalışmayı çok istiyoruz. Arkadaşlarımız pek çok çalışma yapıyor. Öncelikli amacımız, gıdada kendi kendine yeten bir şehir olmak. Zeytin ve zeytinyağının kalitesini ortaya koyacak bir kalite belgesi geliştirmek istiyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu zeytinyağı kalitelidir, tağşiş yoktur diye biz kefil olmak istiyoruz. Farklı markalar olabilir ama kalitenin belli olması lazım.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kurucu: İzmir zeytininin marka olmasını sağlayacağız</strong></p>
<p>Toplantıda Zeytin Bilim Kurulu’nun yol haritası hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yusuf Kurucu, “Zeytin üretiminde, hasat öncesi bakım, hasat şekli, depolama uygulamaları ve sofraya gelene kadar yapılacak çok şey var. Biz öncelikli olarak parsel bazlı zeytin haritası oluşturalım istiyoruz. Bu çalışmalar kapsamında Küçük Menderes Havzası&#8217;nı tamamladık. Yakın sürede Gediz Havzası&#8217;nı da tamamlayacağız. Sonra da Bakırçay Havzası&#8217;na geçeceğiz. Bunu biraz daha bilimsel çalışalım diye yapıyoruz. İklim değişikliği, toprak yapısı, çeşit uyumu gibi pek çok konu var. Bir bölgede her çeşidin karışık bir şekilde dikilmesi bölgesel yağ özelliğinin oluşmasında sorun yaratıyor. Belediye bir bakanlık değil ama belediyenin yapabileceği çok şey var. Hastalıklarla mücadele, hasat, depolama ve sonuçta zeytinyağı kalitesinin artırılması gibi konularda sizlerin deneyimlerinizden yararlanmak istiyoruz. İzmir’in zeytininin marka olması için, insanların İzmir’in zeytinyağını yiyorum demeleri için çalışacağız” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-izmir-zeytini-icin-dev-adim-620623">Büyükşehir&#8217;den İzmir zeytini için dev adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenişehir&#8217;de Mersin&#8217;in tarihine yolculuk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-mersinin-tarihine-yolculuk-620527</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 13:28:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Ayan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentin]]></category>
		<category><![CDATA[liman]]></category>
		<category><![CDATA[mersin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tarihine]]></category>
		<category><![CDATA[yenişehir]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620527</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yenişehir Belediyesi’nin düzenlediği ‘Bellek Söyleşileri’nin Mart ayı konuğu Araştırmacı Yazar Abdullah Ayan oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-mersinin-tarihine-yolculuk-620527">Yenişehir&#8217;de Mersin&#8217;in tarihine yolculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yenişehir Belediyesi’nin düzenlediği ‘Bellek Söyleşileri’nin Mart ayı konuğu Araştırmacı Yazar Abdullah Ayan oldu. Mersin’in küçük bir köyden uluslararası ticaret merkezine dönüşümünü tarihsel örnekler ve belgelerle anlatan Ayan, özellikle liman projeleri, Osmanlı dönemindeki planlamalar ve Cumhuriyet döneminde yaşanan siyasi kararların kentin gelişimini nasıl etkilediğine değindi.</p>
<p>Yenişehir Belediyesi tarafından kentin kültürel mirasını geleceğe taşımak amacıyla düzenlenen ‘Bellek Söyleşileri’nin beşinci buluşması, Araştırmacı Yazar Abdullah Ayan’ın katılımıyla gerçekleşti. Mersin’in bir iskele kasabasından metropole dönüşüm hikâyesinin anlatıldığı etkinliğe ilgi yoğundu.Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Dünden Bugüne Mersin” konulu söyleşiye; Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen,Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Hülya Günel, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası(MTSO) Başkanı Hakan Sefa Çakır, MTSO Meclis Başkanı Hamit İzol ve çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşu temsilcisi katıldı.</p>
<p><strong>BAŞKAN ÖZYİĞİT: “KÜLTÜR VE SANAT KENTİN BELLEĞİNİ GÜÇLENDİRİR”</strong></p>
<p>Söyleşinin açılışında konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, kültür ve sanatın kent yaşamındaki önemine dikkat çekti. Özyiğit, Yenişehir’i bir kültür ve sanat kenti haline getirmek için çalıştıklarını belirterek, Bellek Söyleşileri’nin bu hedefin önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Pandemi nedeniyle etkinliklere bir süre ara verildiğini hatırlatan Özyiğit, yeniden başlayan programlarda her ay farklı konukları ağırladıklarını söyledi. Kentin geçmişini anlatan en önemli isimlerden birinin Abdullah Ayan olduğunu belirten Özyiğit, “Bugün Mersin’in 1900’lü yıllardan bu yana geçirdiği evrimi en iyi anlatacak isimlerden biri olan Abdullah Ayan ile bir aradayız. Yenişehir bir kültür ve sanat kentidir. Bellek söyleşileri de bu vizyonun bir parçası. Güçlü kültürel altyapısı ve bağları olan ülkeler yıkılmıyor; onlar dayanmayı ve mücadele etmeyi biliyor. Kentimizin geçmişini öğrenmek, temelleri sağlam bir topluluk oluşturmanın anahtarıdır” dedi. </p>
<p><strong>MİLLETVEKİLİ EKMEN’DEN BAŞKAN ÖZYİĞİT’E TEŞEKKÜR</strong></p>
<p>DEVA Partisi Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ise, “İki hususa değinmek istiyorum. Birincisi altyapı hizmetleri belediyelerin yasal sorumluluğu ama belediyelerde farkındalık yaratan, fark yatan konuların başında kültür sanat işleri geliyor. Mersin siyasetini gözlemlediğim günden bu yana çok rahatlıkla şunu ifade edebilirim ki Yenişehir Belediyemiz kültür ve sanat alanında yaptığı işlerde bir adım öne çıkıyor ve bir farkındalık yaratıyor. Bu vesileyle hemşehrilerimiz adına Sayın Başkan&#8217;a teşekkür etmek istiyorum. Üçüncü olarak eskiden kütüphanelerde başucu kitaplarımız olurdu. Çok eski tarihlerde ansiklopediler, sonra özel yazılmış eserler. Şimdi de ChatGPT var. Benim Mersin&#8217;de açığa düşmemek için başvurduğum birkaç referans kişi var. Birisi de Abdullah Ayan ağabey. Bir şeyi merak ettiğim de geçmişe doğru nasıl olmuş, o günden bu yana nasıl gelmiş kendisini arayıp sorarım. Bir konuda bir şey söyleyecek olduğunda yine son hali üzerine mutlaka görüşünü alırım. Mersin&#8217;in yatırımları, kültürü, sanatı ve tarihi üzerine gerçekten büyük bir emek ile fikir işçisi kendisi. Sadece benim değil bütün Mersin için bir ayaklı tarih ve anlatıcı olan ve bir başvuru referans kişisi olan Abdullah Bey bugün bizimle buluşturduğu için bir kere daha Sayın Başkan&#8217;a teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>82 HANELİ KÖYDEN DÜNYA LİMANINA</strong></p>
<p>Sunumunda Mersin’in tarihsel kökenlerine değinen Ayan, 17. yüzyılda Osmanlı gezgini Evliya Çelebi’nin kayıtlarında “Mersinoğlu” adıyla geçen 82 haneli bir köy olarak yer aldığını söyledi. Mersin’in büyümesinin en önemli nedenlerinden birinin, Tarsus’un liman özelliğini kaybetmesi olduğunu ifade eden Ayan, Berdan Irmağı’nın taşıdığı alüvyonların Tarsus Limanı’nı doldurduğunu ve yeni bir liman ihtiyacının ortaya çıktığını belirtti. Başlangıçta Kazanlı’da liman kurulmasının düşünüldüğünü, ancak bölgenin yeterince korunaklı olmadığı için Karaduvar ve Mersin çevresinde karar kılındığını dile getirdi. Ayan, Osmanlı yönetiminin 19. yüzyılda Mersin’i Anadolu’nun dünyaya açılan kapılarından biri olarak planladığını söyledi. O dönemde Anadolu’nun uluslararası ticarete açılan iki ana limanının bulunduğunu belirten Ayan, bunların İzmir ve Mersin olduğunu ifade etti. İzmir’in daha çok Ege bölgesine ve sınırlı tarım ürünlerine dayalı ihracata sahip olduğunu söyleyen Ayan, Mersin’in ise Anadolu’nun çok geniş bir hinterlandına hitap edecek şekilde tasarlandığını vurguladı. Bu süreçte Osmanlı’nın Nafia Nazırı olan Ermeni kökenli devlet adamı Hallaçyan’ın Mersin Limanı için önemli bir proje hazırladığını belirten Ayan, söz konusu projenin Deliçay ile Müftü Deresi arasında bir liman tasarımı içerdiğini anlattı.</p>
<p><strong>LİMAN PROJESİ SAVAŞLARA TAKILDI</strong></p>
<p>Hazırlanan liman projesinin uygulanma aşamasına geldiği sırada Osmanlı’da yönetim değişikliği yaşandığını belirten Ayan, göreve gelen Maliye Nazırı Mehmet Cavit Bey’in de Mersin’i ziyaret ettiğini ve limanın yapılacağına dair büyük bir umut yarattığını söyledi. Cavit Bey’in Mersin’de yaptığı konuşmada limanın kısa sürede yapılacağını ifade ettiğini anlatan Ayan, o günlerde kentin büyük bir heyecan yaşadığını söyledi. Ancak I. Dünya Savaşı’nın başlaması nedeniyle proje hayata geçirilemedi. Ayan, Cumhuriyet’in ilanından hemen önce TBMM’de Mersin Limanı’nın yapımıyla ilgili uzun tartışmalar yaşandığını da anlattı. Bir Fransız şirketinin limanı inşa etmek için teklif sunduğunu ancak Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından yabancı bir şirkete imtiyaz verilmesine karşı çıkıldığını belirtti. Bunun üzerine limanın devlet tarafından yapılmasına karar verildiğini ancak ekonomik sıkıntılar nedeniyle projenin ertelendiğini söyledi. 1924 yılında liman için bütçe ayrıldığını ancak kısa süre sonra çıkan Şeyh Said İsyanı nedeniyle devletin kaynaklarını farklı alanlara yönlendirmek zorunda kaldığını ifade eden Ayan, bu nedenle liman projesinin yeniden ertelendiğini belirtti. Ayan, limanın yapım sürecinin asıl olarak 1950’li yıllarda hız kazandığını söyledi. Özellikle dönemin başbakanı Adnan Menderes ve TBMM Başkanı Refik Koraltan’ın projeye büyük önem verdiğini belirten Ayan, limanın inşaatına 1954 yılında başlandığını ve 1958’den itibaren gemilerin yanaşmaya başladığını ifade etti. Ayan, Mersin Limanı’nın uzun süre Türkiye’nin en derin, en geniş arka sahaya ve en uzun rıhtımlara sahip limanı olduğunu da vurguladı.</p>
<p><strong>KENT PLANLAMASINDA JOHNSON PLANI</strong></p>
<p>Sunumunda kent planlamasına da değinen Ayan, 1930’lu yıllarda hazırlanan Johnson Planının Mersin, Adana ve Tarsus için önemli bir vizyon ortaya koyduğunu söyledi. Bu plana göre Adana sanayi kenti, Mersin dış ticaret merkezi, Tarsus ise dinlenme ve yaşam alanı olarak düşünülmüştü. Ancak Ayan’a göre planın uygulanmasını zorlaştıran en önemli unsur Türkiye’de hızlanan iç göç oldu. Plan hazırlanırken Mersin’in nüfusunun 1975 yılında 75 bin olacağı öngörülürken, gerçek nüfusun göçlerle birlikte 350 bine ulaştığını belirten Ayan, bu nedenle kentin plansız büyüdüğünü ifade etti. Ayan, Mersin’in tarih boyunca farklı bölgelerden göç alan kozmopolit bir şehir olduğunu belirterek, bu özelliğin kentin kültürel yapısını zenginleştirdiğini söyledi. Kentleşme sorunlarının önemli ölçüde hızlı göçten kaynaklandığını ifade eden Ayan, buna rağmen Mersin’in Türkiye’nin en önemli ticaret ve liman kentlerinden biri olmayı sürdürdüğünü vurguladı.</p>
<p>Bellek Söyleşileri, her ay ülkenin ve kentin geçmişine tanıklık etmiş isimleri ve uzmanları Mersinlilerle buluşturmaya devam edecek.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-mersinin-tarihine-yolculuk-620527">Yenişehir&#8217;de Mersin&#8217;in tarihine yolculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UCİM&#8217;den İlk Eğitim Belediye Emekçilerine</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ucimden-ilk-egitim-belediye-emekcilerine-619972</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[emekçilerine]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[istismar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[uci]]></category>
		<category><![CDATA[ucim]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de çocuk hakları alanında faaliyet gösteren en aktif sivil toplum kuruluşlarından biri olan UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği ile Efes Selçuk Belediyesi arasında imzalanan protokol kapsamında belediye emekçilerine yönelik “Çocuk İhmal ve İstismarının Psikolojik ve Hukuki Boyutları” konulu bir eğitim düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ucimden-ilk-egitim-belediye-emekcilerine-619972">UCİM&#8217;den İlk Eğitim Belediye Emekçilerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de çocuk hakları alanında faaliyet gösteren en aktif sivil toplum kuruluşlarından biri olan UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği ile Efes Selçuk Belediyesi arasında imzalanan protokol kapsamında belediye emekçilerine yönelik “Çocuk İhmal ve İstismarının Psikolojik ve Hukuki Boyutları” konulu bir eğitim düzenlendi.</p>
<p>UCİM İzmir Şubesi Rehabilitasyon ve Yönlendirme Koordinatörü Klinik Psikolog Pırıl Bilger Özkaranfil, eğitim programında ilk olarak UCİM’in kuruluş süreci ve çalışmalarına değindi. Özkaranfil, derneğin çocuk istismarıyla mücadele etmek ve mağdur çocukların yanında olmak amacıyla kurulduğunu belirtti.</p>
<p>İhmal ve istismar kavramlarını ayrıntılı şekilde ele alan Özkaranfil; çocuklara yönelik ihmal ve istismarın farklı biçimlerde ortaya çıkabildiğine dikkat çekti. Özkaranfil, ihmali fiziksel ve duygusal ihmal olarak ikiye ayırdıklarını belirterek; duygusal ihmali çocuğun duygularının bastırılması ve önemsenmemesi, fiziksel ihmali ise çocuğun bakım ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmaması olarak tanımladı.</p>
<p>Özkaranfil, İstismarın ise duygusal, fiziksel ve cinsel istismar olmak üzere üç başlık altında değerlendirildiğini ifade etti.</p>
<p><b>“CANİLER ÖNCE HAYVANLARA ZARAR VERİYOR”</b></p>
<p>Sunumunda özellikle çocuklara yönelik cinsel istismar konusuna dikkat çeken Özkaranfil, istismarcıların çoğu zaman çocukların tanıdığı kişiler olabildiğini belirtti. Empati kurmakta güçlük çeken istismarcıların şiddet eğilimlerinin çoğu zaman hayvanlara zarar verme davranışıyla başlayabildiğini ifade eden Özkaranfil, hayvanlara yönelik şiddetin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><b>“ÇOCUĞA ‘BEN BURADAYIM’ MESAJI VERİLMELİ”</b></p>
<p>Çocuklarda istismar sonrasında görülebilecek belirtilere de değinen Özkaranfil; içe kapanma, okul başarısında düşüş, depresif belirtiler, tekrar eden oyun davranışları, yemek yemeyi reddetme ve kabus görme gibi değişimlerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Bir çocuğun yaşadığı istismarı bir yetişkine anlatması durumunda bunun gizlenmesinin suça ortak olmak anlamına geldiğini ifade eden Özkaranfil, böyle bir durumda çocuğa güçlü bir şekilde “Ben buradayım ve senin yanındayım” mesajının verilmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p> UCİM İzmir Şubesi Rehabilitasyon ve Yönlendirme Koordinatörü Klinik Psikolog Pırıl Bilger Özkaranfil, ayrıca çocuklara beden bütünlüğü ve kişisel sınırlar konusunda erken yaşta bilinç kazandırılması gerektiğini belirterek iyi dokunma ve kötü dokunma arasındaki farkın anlatılmasının önemini vurguladı.</p>
<p><b>İHBAR HER BİREYİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ</b></p>
<p>UCİM Türkiye Hukuk Koordinatörü Avukat Ceren Evcil ise çocuk ihmali ve istismarı vakalarında ihbar mekanizmaları hakkında bilgi verdi. Çocuk ihmali ve istismarının bildirilmesinin her bireyin sorumluluğu olduğunu belirten Evcil; vatandaşların www.ucim.org.tr adresi üzerinden UCİM’e ulaşabileceğini, ayrıca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Alo 183 hattına, savcılıklara veya en yakın emniyet birimlerine başvurarak ihbarda bulunabileceğini söyledi.</p>
<p>Evcil, UCİM gönüllü avukatlarının soruşturma süreçlerini yakından takip ettiğini ve dava açılması halinde gerekli değerlendirmeleri yaparak dosyalara katılma talebinde bulunduklarını ifade etti.</p>
<p><b>İLK 72 SAAT HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR</b></p>
<p>UCİM İzmir Hukuk Koordinatörü Öykü Uz da çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarında yasal süreç hakkında bilgi verdi. Suçu bildirme yükümlülüğünün her yurttaş için geçerli olduğunu vurgulayan Uz, kamu çalışanlarının bu konuda daha sıkı yasal sorumluluklara tabi olduğunu belirtti.</p>
<p>Uz, istismar vakalarında delillerin kaybolmaması açısından ilk 72 saatin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, çocuğun üzerindeki eşyaların yıkanmadan poşetlenerek yetkili makamlara teslim edilmesi gerektiğini, çocuğun banyo yaptırılmamasının da delillerin korunması açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p>Öykü Uz ayrıca, soruşturma sürecinde Çocuk İzlem Merkezlerinin (ÇİM) çocukların üstün yararı gözetilerek yapılandırıldığını belirtti. Bu merkezlerde cinsel istismara maruz kalan çocukların ifade, muayene ve delil toplama gibi adli ve tıbbi işlemlerinin tek çatı altında, uzman eşliğinde ve çocuk dostu bir ortamda gerçekleştirildiğini ifade eden Uz, böylece çocukların ikinci kez travma yaşamalarının önüne geçilmesinin amaçlandığını söyledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ucimden-ilk-egitim-belediye-emekcilerine-619972">UCİM&#8217;den İlk Eğitim Belediye Emekçilerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:23:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adımı]]></category>
		<category><![CDATA[attı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2025-2026 Akademik Yılı 1. sınıf öğrencileri, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törenle hekimlik mesleğinin simgesi olan beyaz önlüklerini giydi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664">Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2025-2026 Akademik Yılı 1. sınıf öğrencileri, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törenle hekimlik mesleğinin simgesi olan beyaz önlüklerini giydi. Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerine yeni başlayan geleceğin hekimleri, kutsal mesleklerine ilk adımı atmanın gururunu yaşadı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirilen &#8220;14 Mart Tıp Bayramı ve Beyaz Önlük Giyme Töreni&#8221;, akademi dünyasını ve geleceğin doktorlarını bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İyi hekim olmanın yolu önce iyi insan olmaktan geçer”</strong></p>
<p>Ailelerin de ilgi gösterdiği törende konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hekimlik mesleğinin yalnızca bilimsel bilgiye dayalı bir alan olmadığını, aynı zamanda etik değerler, insanlık ve iletişim becerileriyle şekillenen bir meslek olduğunu vurguladı.</p>
<p>Beyaz önlük giyme töreninin hekim adaylarının hayatında unutulmaz bir dönüm noktası olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan hayatında unutulmayacak bazı günler vardır. Beyaz önlük giyme töreni de bu açıdan çok önemli bir gün. Öğrencilerimizin meslek hayatları boyunca hatırlayacakları anlamlı bir başlangıçtır.” dedi.</p>
<p>Hekimliğin hem bir bilim hem de bir sanat olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Hekimlik sadece bir meslek değildir; aynı zamanda bir sanattır ve bilimle birlikte yürür. Bu nedenle iyi hekim olmadan önce iyi insan olmak gerekir. İyi insan olmayı başaramayan bir kişinin iyi hekim olması mümkün değildir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekimliğin dünyada etik kuralları en erken gelişmiş mesleklerden biri olduğunu belirterek, meslek hayatında etik ilkelere bağlı kalmanın önemine dikkat çekti ve “Meslek hayatında sizi en güçlü şekilde koruyacak kalkan etik ilkelerdir. Küçük bir yanlış ya da küçük bir yalan zamanla büyük hatalara dönüşebilir. Büyük kötülükler çoğu zaman küçük bir hatayla başlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bilimsel merakınızı kaybetmeyin”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, tıp alanında bilginin hızla değiştiğini belirterek genç hekim adaylarının sürekli öğrenmeye açık olması gerektiğini ifade ederek, “Bilginin yarı ömrü eskiden 30 yıldı, bugün 3 yıla kadar düştü. Bu nedenle bilimsel merakınızı kaybetmemek çok önemli. Hastaya zarar vermenin yollarından biri de onu tedavisiz bırakmaktır. Yeni bilgileri takip etmek, literatürü sürekli güncel tutmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Tevazu ve eleştiriye açıklık hekimi geliştirir”</strong></p>
<p>Başarılı bir hekim olmanın önemli özelliklerinden birinin tevazu olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Tevazu, insana ‘Ben hata yapabilirim’ duygusunu verir. Bu duygu eleştiriye açık olmayı sağlar. Araştırmalar tevazu sahibi kişilerin daha az hata yaptığını ve karar mekanizmalarını daha sağlıklı kullandığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>“İletişim, bazen ilaçtan daha etkilidir”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekim-hasta ilişkisinde iletişimin önemine dikkat çekerek, “İlaçtan daha etkili bir yöntem vardır; iletişim. Hastayla kurulan güven ilişkisi tedavinin başarısını doğrudan etkiler.” diye konuştu.</p>
<p>Plasebo etkisinin de bu güven ilişkisini gösteren bilimsel bir örnek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, hastanın hekime güvenmesi durumunda tedavi sürecinin daha olumlu ilerleyebildiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Hastayı vaka değil insan olarak görmek gerekir”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekimlikte yapılan en büyük hatalardan birinin hastayı yalnızca bir “vaka” olarak görmek olduğunu dile getirerek, “Hastayı vaka olarak değil insan olarak görmek gerekir. Hastayı dinlemek, onun duygularını anlamak tanı koymada ve tedavide büyük fark yaratır.” ifadesinde de bulundu.</p>
<p>Konuşmasında İbn-i Sina’nın hekimlik anlayışına da değinen Tarhan, “İbn-i Sina’nın dediği gibi; ‘Hekim bazen tedavi eder, çoğu zaman teselli eder.’ Hekimin görevi sadece tedavi etmek değil, aynı zamanda hastaya umut ve güven verebilmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, konuşmasının sonunda hekimliğin insan hayatına doğrudan dokunan çok özel bir meslek olduğunu belirterek, “Hekimin eli kutsaldır denirken aslında insanın varoluşuna ve hayatına dokunabilen bir meslekten söz edilir. Bu mesleğin size sunduğu fırsatı etik değerler ve insan sevgisiyle değerlendirmenizi diliyorum.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Hikmet Koçak: “Hekimlik bir meslek değil, bir yaşam tarzıdır”</strong></p>
<p>14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen beyaz önlük giyme töreninde konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak, hekimliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı olduğunu vurgulayarak tıp öğrencilerini tebrik etti ve “İnsan hayatında önemli aşamalar vardır. Bunlardan biri de liseden sonra meslek seçme dönemidir. Belki bazılarınız kendi isteğiyle, bazılarınız da ailelerinin yönlendirmesiyle bu yolu seçti. Ancak sonuçta en kıymetli mesleklerden biri olan hekimliği tercih ettiniz. Hepinizi tebrik ediyorum, hayırlı olsun.” dedi.</p>
<p><strong>“Beyaz önlük güven ve sorumluluğun sembolüdür”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Koçak, beyaz önlüğün hekimlik mesleğinde önemli bir sembol olduğunu belirterek, “Beyaz önlüğü giydiğinizde karşınızdaki hastaya aslında şu mesajı veriyorsunuz: ‘Bana güvenebilirsiniz. Ben sizin dertlerinize çare bulmak için kendimi bu mesleğe adadım.’ Aynı zamanda hekimlik, hastanın sırlarını korumayı da gerektirir. Çünkü hekim ile hasta arasında güçlü bir güven ilişkisi vardır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Steteskop sadece bir araç değil, emeğin sembolüdür”</strong></p>
<p>Hekimliğin bir diğer önemli simgesinin steteskop olduğunu ifade eden Prof. Dr. Koçak, “Steteskop sadece bir kalbi dinlemek için kullanılan bir araç değildir. Gençliğinizi, hayallerinizi ve emeğinizi temsil eden bir semboldür. Beyaz önlük ve steteskop bir araya geldiğinde karşınızdaki insana güven veren bir hekim kimliği ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p><strong>“Tıp geçmişten gelen bir birikimin devamıdır”</strong></p>
<p>Konuşmasında tıp tarihine de değinen Prof. Dr. Koçak, hekimliğin geçmişten bugüne birikerek gelen bir bilgi ve deneyim alanı olduğunu vurguladı. Bu kapsamda Hikmet Boran’ın Kurtuluş Savaşı dönemindeki rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Koçak, ayrıca Osmanlı döneminde radyoloji alanında öncü çalışmalar yapan hekimleri de anarak, Esad Feyzi’nin Türkiye’de ilk röntgen ışınlarını getiren hekimlerden biri olduğunu, İbrahim Vasıf Çınar’ın ise röntgen uygulamalarında öncü çalışmalarıyla tanındığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Koçak, “Hekim, geçmişten bugüne kadar oluşan bütün birikimi üzerinde taşıyan kişidir. Bugün burada aldığınız eğitim, geçmişte bu mesleğe emek vermiş insanların katkıları sayesinde mümkün olmuştur.” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasının sonunda sağlığın insan hayatındaki değerine değinen Prof. Dr. Koçak, Kanuni Sultan Süleyman’ın “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” ünlü dizelerini hatırlattı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Haydar Sur: “Beyaz önlük törenleri hekimlik yolculuğunun unutulmaz anlarıdır”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, törende yaptığı konuşmada, hekimlik mesleğinin değerlerinin kuşaktan kuşağa aktarılan bir emanet olduğunu vurguladı ve “Törenler aslında çok önemlidir; çünkü hayatımızın ilkelerinin görünür hale geldiği anları yaşarız. Öğrencilerimizin bugün yaşayacağı bu beyaz önlük giyme töreni, onların meslek hayatları boyunca unutamayacakları anlardan biri olacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>“Hekimlik değerleri bir emanettir”</strong></p>
<p>Akademisyenlerin öğrencileri yetiştirme sorumluluğunu büyük bir onurla taşıdıklarını ifade eden Prof. Dr. Sur, hekimlik mesleğinin temel ilkelerinin geçmişten bugüne aktarıldığını söyledi ve “Bizler burada akademik önlüklerimizle, öğrencilerimizi yetiştirmek için şerefle karşınızdayız. Bu ilkeler bize gökten inmedi; bizden önceki hocalarımızın bize bıraktığı emanetlerdi. Biz de bu emaneti kendi öğrencilerimize devrediyoruz. Eminim ki öğrencilerimiz bu emaneti bizden daha iyi sahiplenip bir sonraki kuşaklara aktaracaklar. Böylece bilim ilerleyecek, insanlığa daha iyi hizmet sunulacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Öğrencilerimizi gördükçe umutlanıyoruz”</strong></p>
<p>Konuşmasında dünyada yaşanan savaşlar ve haksızlıklara da değinen Prof. Dr. Sur, bu durumların kendisini derinden üzdüğünü ifade etti ve “Dünyadaki savaşlar, haksızlıklar ve mazlumların yaşadığı acılar karşısında içim kan ağlıyor. Dünya hüzün içinde olabilir; ancak öğrencilerimizi gördüğümüz zaman içimiz umutla doluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tıp öğrencisi Yusuf Alpay: “Hekimlik yalnızca bir meslek değil, ömür boyu süren bir öğrenme yolculuğu”</strong></p>
<p>Tıp Fakültesi Türkçe 1. Sınıf Temsilcisi Yusuf Alpay, hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını atmanın gururunu yaşadıklarını belirterek, tıp eğitiminin yalnızca bilgi değil aynı zamanda insan hayatına dokunma sorumluluğu taşıdığını vurguladı ve “Tıp ailesinin en genç üyeleri olarak yıllarca hayalini kurduğumuz hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını attığımız bu dönemde böylesine köklü ve onurlu bir ailenin parçası olmanın gururunu yaşıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Beyaz önlük sadece bir kıyafet değil</strong></p>
<p>Tıp fakültesine başlamanın yalnızca akademik bir süreç olmadığını vurgulayan Alpay, “O bembeyaz önlükleri omuzlarımıza geçirirken aslında sadece bir önlük giymediğimizi çok iyi biliyorduk. O önlük şifayı, umudu, merhameti ve insan hayatına duyulan derin saygıyı temsil ediyordu. Steteskoplarımız şimdilik çoğu zaman kendi heyecanlı kalp atışlarımızı dinliyor. Hücrenin, dokunun ve insan bedeninin o muazzam düzenini yeni yeni keşfediyoruz. Ancak biliyoruz ki bugün bu sıralarda öğrendiğimiz her bilgi, yarın bir insanın hayatına dokunacaktır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>14 Mart aynı zamanda bir direnişin sembolü</strong></p>
<p>Alpay, 14 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığını belirterek, “1919 yılında İstanbul işgal altındayken Tıbbiyeli öğrenciler okulun iki kulesi arasına devasa bir Türk bayrağı asarak bağımsızlık ateşini yakmışlardı. Tıbbiyeli Hikmet Boran ve arkadaşlarının ortaya koyduğu cesaret yalnızca bir bayrak asma eylemi değil; bilimin, özgürlüğün ve vatan sevgisinin güçlü bir sembolüdür.” dedi.</p>
<p><strong>Tıp öğrencisi Emre Aydın: “Beyaz önlük yalnızca bir kumaş değil, büyük bir sorumluluğun simgesidir”</strong></p>
<p>14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törende konuşan İngilizce Tıp 1. sınıf öğrenci temsilcisi Emre Aydın da hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını atmanın gururunu yaşadıklarını belirterek beyaz önlüğün sadece bir sembol değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluğun ifadesi olduğunu vurguladı.</p>
<p>Aydın, öğrencilerin bu noktaya büyük fedakârlıklarla geldiğini ifade ederek, “Bugün giyeceğimiz bu beyaz önlüğün her bir parçasında geçmişteki uykusuz gecelerimizin, verdiğimiz emeklerin ve döktüğümüz alın terinin izleri var. Kimimiz uykusundan, kimimiz sosyal hayatından, kimimiz de gençliğinin en güzel anlarından feragat ederek bu noktaya geldi.” dedi.</p>
<p>Konuşmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe verdiği öneme de değinen Aydın, “Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe yürümeye söz veriyoruz. ‘Bütün ümidim gençliktedir’ sözüne layık bireyler olarak aklın, vicdanın ve bilimin rehberliğinde mesleğimizi icra edeceğiz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Önlükler giyildi, heyecan doruğa çıktı</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından törenin en çok beklenen duygu dolu anlarına geçildi. Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümü 1. sınıf öğrencileri, gruplar halinde alkışlar eşliğinde sahneye davet edildi. Üniversitenin saygıdeğer akademisyenleri ve hocalarının ellerinden beyaz önlüklerini giyen öğrenciler, kutsal hekimlik mesleğine resmi olarak ilk adımlarını atmış oldular. 2025-2026 Akademik Yılı 14 Mart Tıp Bayramı ve Beyaz Önlük Giyme Töreni, hocalar ve önlüklerini giyen öğrencilerin sahnede bir araya gelerek günün anısına dev bir aile fotoğrafı çektirmesiyle coşku içinde sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664">Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldatma]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunun]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[utanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Aldatma, bir ihanet travmasıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fiziksel aldatma ile duygusal aldatmayı ayırt etmek gerektiğini ve fiziksel aldatmanın ötesinde duygusal aldatmaların da günümüzde ciddi biçimde arttığını ifade ederek, “Aldatma, aslında bir ihanet travmasıdır. Kişinin arkadan bıçaklanmış gibi hissettiği her durum sadakatin ihlalidir” dedi.</p>
<p>Aldatmanın temelinde güven ve dürüstlük eksikliği olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yalan söyleyen kişiler genellikle aldatıcı oluyor. Aldatmanın karanlık üçlüsü vardır; yüksek narsizm, düşük dürtü kontrolü ve yüksek dışa dönüklük. Bu üç özellik bir aradaysa kişi aldatmaya daha yatkın hale gelir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar ediyor</strong></p>
<p>Aldatma sonrası duygusal süreçlere değinen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin derin pişmanlık hissederken, bazılarının durumu rasyonalize etmeye çalıştığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan yanlış yapıp da derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar eder. Bazı kişiler kendilerini kandırmanın yolunu bulurlar; ‘zaten ilişkimiz bitmişti’, ‘zaten artık bir şey hissetmiyordum’ derler. Bu zihinsel manevradır. Kendisini haklı çıkarmaya çalışır.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aldatma sonrası affetme sürecine ilişkin olarak da “Derin bir pişmanlık hisseden kişiye bir şans verilebilir ama hemen bağışlamak doğru değildir. Samimiyet, sorumluluk ve bedel ödeme olup olmadığına bakılmalıdır” dedi. </p>
<p><strong>Aldatılan insan ciddi depresyona giriyor</strong></p>
<p>İhanetin, kişinin benlik saygısını doğrudan etkilediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aldatılan bireyin ağır bir duygusal travma yaşadığını vurguladı.</p>
<p>“Aldatılan insan ‘Ben sevilmeye değer değil miyim?’ diye düşünür ve ciddi bir depresyona girer. Bu travma, yaşam olayları ölçeğinde en yüksek stres değerine sahip olaylardan biridir. Birçok araştırmada eşin aldatması, eşin ölümünden bile daha yüksek travma puanı alıyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin intikam amaçlı aldatma davranışı gösterdiğini, kiminin ‘Sen beni aldattın, ben de seni aldatırım’ diyerek intikam aldatması yaptığını anlattı.</p>
<p><strong>Evlilikte sadık kalmak ilkedir</strong></p>
<p>Kültürel kalıpların da ilişkilerdeki sadakat anlayışını etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Bizim kültürümüzde ‘erkek aldatabilir, kadın aldatmaz’ gibi yanlış değer yargıları var. Bu iki taraf için de yanlıştır. Evlilik bir yolculuktur. Yol arkadaşlığına sadık kalmak bir ilkedir. Bunun için fedakârlık ve arzuları erteleyebilme becerisi gerekir. Evde güven ilişkisi oluşursa aile sığınak haline gelir. Bugün ailelerin sığınak olmamasının sebeplerinden biri güvenli alanların yok olmasıdır.”</p>
<p>Aldatma eğiliminin kökeninde bağlanma stillerinin önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatan ya da aldatılan kişilerin çoğunda güvenli bağlanma yoktur. Kaygılı, kaçıngan veya dezorganize bağlanma stilleri görülür. İnsan ilişkisel bir varlıktır; beyin tek başına yaşamaya programlanmamıştır. Güvenli bağ kuramadığında, kişi ilişkilerde ya kaçar ya da aşırı bağlanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Birlikte yemek yemek bile ilişki kalitesini artırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ilişkilerde sağlıklı iletişimin önemine işaret ederek, “İletişimde üç biçim vardır; sağlıklı iletişim, çatışmalı iletişim ve iletişimsizlik. En kötüsü iletişimsizliktir. Eğer evde insanlar birbirine uzatma oynar gibi davranıyorsa, duygusal yatırımlar azalmış demektir. Eve gelince ‘otelde hoş geldin’ der gibi bir hava varsa, orada güvenli bağ kalmamıştır. Göz teması, kısa ama nitelikli sohbetler, birlikte sıcak yemek yemek bile ilişkinin kalitesini artırır. ABD’de yapılan stres ölçeklerinde bile ‘Haftada kaç gün sıcak yemek yiyorsunuz?’ sorusu yer alır, çünkü bu bile ilişkisel doyumu gösterir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aldatma ilişkileri toksik hale getirir</strong></p>
<p>Aldatmanın ilişkileri dönüştürerek toksik bir yapı yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatma ilişkileri toksik hale getirir. Bu kişilerle uzun yolculuğa çıkılmaz. Çünkü sadakat ihlal edilmiştir. Kırılgan ilişkiler her zaman risk grubundadır. O nedenle bağlanma stillerinin onarılması, güvenli iletişimin yeniden kurulması gerekir.” dedi.</p>
<p>İlişkilerde “güvenli alan” oluşturmanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Evin güvenli bir alan haline gelmesi, çiftlerin birbirine güvenli bağ kurabilmesiyle mümkündür. Güvenli bağ kurulan ilişkilerde huzur, sevgi ve sadakat kalıcı olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İlişkilerde sadakatin sadece romantik bağlarla sınırlı olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sadakat, bütün insan ilişkilerinde geçerlidir. İş, arkadaşlık, aile ya da varoluşla olan ilişkilerde de güven ve doğruluk olmadan kalıcı bağ kurulamaz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital platformlar aldatmayı kolaylaştırdı ama izleri de silinmiyor</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, teknolojinin aldatmayı hem kolaylaştırdığını hem de saklanmasını zorlaştırdığını belirterek, “Dijital platformlar aldatma konusunda çok kolaylaştırdı. Fakat aynı zamanda da dijital platformların avantajı da oldu. Daha önce ‘yalancının mumu yatsıya kadar yanar’ diyorduk, şimdi internete kadar yanıyor. Bir insanın dijital hesabını incelediğinizde çelişkilerini, yalanlarını görebiliyorsunuz. Kişinin tutarlılığı ve karakteri hakkında fikir verebiliyor bu izler. O nedenle bıraktığımız dijital izler çok önemli, kaybolmuyor. Bir gün önümüze çıkabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle eşlerin gizlilik davranışlarının güveni zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eve geldiğinde telefonunu kapatıyorsa bu güveni zedeler. Güven ilişkisi olan bir evlilikte kişi şifresini gizlemez, telefonu saklamaz. Ama ikinci, gizli bir telefon varsa zaten bu kolay anlaşılır. İnsan isterse karşısındakinin beden dilinden, davranışlarından aldatıldığını hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar aldatmayı daha çabuk hissediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kadın ve erkek arasındaki duygusal zekâ farkına vurgu yaparak, “Aldatmayla ilgili özellikle duygusal okuryazarlık kadın beyninde daha gelişmiştir. Duygusal empati konusunda erkeklerden birkaç adım öndedirler. Onun için aldatmayı daha çabuk hissedebiliyorlar. Ama bu his, mutlaka doğrulanmalı. ‘Aldatıldım’ hissi geldi diye hemen etiketlemek doğru değil. Çünkü o zaman savunma duvarı örülür. Aldatmayı anlamak istiyorsak yargılamak yerine köprü kurmamız gerekiyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve sadakat psikolojisini, dini ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirerek, aldatmanın bir anda ortaya çıkan bir davranış değil, küçük hataların birikimiyle gelişen bir süreç olduğunu ve “Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucudur. İlk hata küçük olur ama kişi o hatayı fark edip durmazsa büyük sonuçlara yol açar” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ahlaki hataları fiziksel hijyenle ilişkilendirerek, “Dışarıda dolaşırken elimiz mikroplarla temas ediyor. Eğer elimizi kirlenince hemen yıkarsak hastalık oluşmaz. Ama bekler, iltihap başlayınca temizlemeye kalkarsak geç olur. İnsan da hata yaptığında hemen fark edip vicdani temizlik yaparsa, o hata büyümez. Aldatma genellikle bir anda olmaz; küçük küçük adımlar vardır.<br /> En zor olan ilk adımdır. O yüzden kişi hatalara karşı duyarlı olmalı. Hata yaptığını fark edip ‘yanlış yaptım’ diyebilen kişi, iç kontrolü güçlü insandır.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle çift ilişkilerinde affetmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kimi insanlar hata yapar, pişman olur ama eşi o hatayı sürekli hatırlatır. İkide bir yüzüne vurur, dürter, geçmişi yeniden yaşatır. Bu yaklaşım yarayı iyileştirmez, kanatır. Kişi hatasından ders almışsa, artık o hatanın üzerinde durmak değil, o dersi kalıcı hale getirmek gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir… </strong></p>
<p>Günümüz ilişkilerinde sıklığın değil, niteliğin önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu zamanda ilişkiler zorlaştı ama ümitsiz olmamak gerekir. Nitelikli ilişkiler, az görüşülse bile güçlüdür. Böyle ilişkilerde iki kişi 1+1=2 etmez, 1+1=11 eder. Çünkü birbirini tamamlar, güçlendirir. Aynı hedefe odaklanmış, güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir. Lazer nasıl tek yönde giderse, nitelikli ilişkiler de aynı yönde ilerler. Güven alanı oluşturmuş bir ilişkide, aldatıcılar ve çeldiriciler etkili olamaz.”</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini “Aldatma sadece fiziksel değil, manevi bir ihlaldir. Vicdanı canlı tutan, küçük hatalarda kendini sorgulayan insan hem kendini hem ilişkisini korur. Bu çağda en büyük direnç, ahlaki dirençtir.” şeklinde tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 11:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kıskacında]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617799</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799">Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dünya Sağlık Teşkilatı’nın raporları okul şiddetinin küresel ölçekte arttığını gösteriyor. Siber zorbalık belirgin biçimde artıyor. Fiziksel şiddet bazı ülkelerde azalırken bazı ülkelerde artıyor. Türkiye’de de fiziksel şiddetin arttığı gözlemleniyor” dedi.</p>
<p><strong>Ergenlik dönemi nöropsikolojik olarak riskli bir evre</strong></p>
<p>Ergenlik döneminin beyin gelişimi açısından kritik bir süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, dürtü kontrolü ve karar verme süreçlerinin henüz tam olgunlaşmadığını ifade etti ve “Ergenlikte beynin prefrontal korteks dediğimiz, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgesi tam gelişmemiştir. Bu bölge beynin kaptan köşküdür. Bedensel gelişim ruhsal gelişimin önüne geçebilir. Bu nedenle ergenlik bazı literatürde ‘normal şizofrenik dönem’ olarak tanımlanır. Sıra dışı ve rasyonel olmayan davranışlar bu çağın doğasında vardır.” diye konuştu.</p>
<p>Ancak bu nöropsikolojik risklerin tek başına belirleyici olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukta adalet algısı varsa, sıcak, tutarlı ve sınır koyan ebeveynlik varsa, açık iletişim ortamı bulunuyorsa şiddet davranışı azalır. Adalet algısı zedelendiğinde çocuk kendini güvende hissetmez, ahlaki dışlanma yaşar ve şiddeti meşrulaştırır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Hem evde hem okulda adalet algısı bozulursa risk artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuğun hem evde hem okulda adaletsizlik algısı yaşamasının şiddet riskini ciddi şekilde artırdığını ifade ederek, “Eğer çocuk hem evde hem okulda kendini haksızlığa uğramış hissediyorsa depresyon ve şiddet eğilimi daha da artar. Bir tarafta güvenli alan varsa denge sağlanabilir. Ancak iki alanda da zedelenme varsa risk büyür.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Açık iletişimin olmadığı, çocuğun zorla konuşturulduğu ya da baskı altında tutulduğu ortamlarda riskin arttığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, özgürlük ve özerklik ihtiyacı karşılanmayan çocuğun kendini tehdit altında hissettiğini ve bu durumun ahlaki kuralları dışlamasına yol açabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk kendi ahlaki kurallarını oluşturmaya başlar ve şiddeti normalleştirir. Ailede, okulda ya da toplumda adalet algısının bozulması, şiddet artışında çok önemli bir rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Ergen zaten nöropsikolojik olarak hazır değil</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu prefrontal korteks bölgesinin henüz tam olgunlaşmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, adaletsizlik algısının bu süreci daha da zorlaştırdığını söyledi ve “Ergen adaletsizliğe uğradığını düşündüğünde mantıksal ve duygusal muhakemeyi birlikte kullanarak sağlıklı karar verme kapasitesi zaten sınırlıdır. Bunun üzerine bir de madde kullanımı eklenirse risk katlanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Alkol ve madde kullanımının beynin ön bölgesini devre dışı bıraktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde, en sağlıklı insanda bile beynin kaptan köşkü olan prefrontal korteksi baskılar. Kişi düşünmeden konuşur, düşünmeden davranır, birikmiş öfkesini kontrolsüz biçimde dışa vurur. Yanlış senaryolar üretir ve yanlış bir mağduriyet duygusu geliştirir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Bu mağduriyet algısının hem evde hem okulda yaşanması durumunda depresyon ve şiddet riskinin daha da arttığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer çocuk yalnızca bir alanda sorun yaşıyorsa diğer alan denge sağlayabilir. Ancak hem evde hem okulda adalet algısı zedelenmişse şiddet ihtimali yükselir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Madde kullanımının riski ciddi biçimde artırdığını da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde kullanan bir çocuğun okula gitmesi sakıncalıdır. Tedavi gören bir öğrencinin ‘okula gidebilir’ raporu olmadan okula dönmemesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Okul iklimi adalet algısıyla doğrudan bağlantılı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, adalet algısının zedelenmesinin okul iklimini de olumsuz etkilediğini belirterek, “Açık, şeffaf, hesap verebilir ve sorgulanabilir bir sistem yoksa adalet algısı bozulur. Aidiyet duygusu zayıflar. Öğretmenle güven ilişkisi zarar görür. Öğrenci kendini güvende hissetmez.” diye konuştu.</p>
<p>Araştırmaların zorbalık eğilimleri ile okul iklimi arasında güçlü bir ilişki gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr.  Tarhan, adil kurallara sahip, herkese eşit davranan bir okul yönetiminin öğrencilerin güven duygusunu artırdığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Gençler sorunlarının çözülebileceğine inanırsa şiddete başvurma ihtimali azalır.” dedi.</p>
<p><strong>Travmaya duyarlı okullar yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ABD’de “travmaya duyarlı okul” modelinin yaygınlaşmaya başladığını dile getirerek, “Okul şiddeti ABD’de çok yüksek. Okula silah götüren öğrenci sayısının yüz binlerle ifade edildiği bir tablo var. Bu nedenle travmaya duyarlı okullar açılıyor. Bu okullarda sadece akademik disiplin değil, sosyal ve duygusal öğrenme programları uygulanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu kapsamda öğrencilere sosyal-duygusal beceriler, mindfulness uygulamaları ve pozitif psikoloji temelli çalışmalar yapıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlığı artan bir çocuk hem kendi içindeki şiddeti hem de başkasının şiddetini yönetebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital çözüm merkezleri kurulmalı</strong></p>
<p>Okul ikliminde normların net biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Haksızlığa uğrayan öğrenciler için dijital çözüm merkezleri oluşturulmalı. Çocuk yaşadığı sorunu mesaj yoluyla iletebilmeli ve belirli süre içinde geri dönüş alabilmeli. Böyle bir sistem işlerse çocuk duygularını biriktirmez, ifade eder ve şiddet riski azalır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dili ile “çember etkisi”…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençlerin davranış repertuarını doğrudan etkilediğini belirterek, buna “çember etkisi” adını verdi.</p>
<p>Toplumu iç içe geçmiş halkalara benzeten Prof. Dr. Tarhan, “En iç halkada yöneticiler vardır. Yöneticinin küçük bir hatası ya da kullandığı bir öfke dili, geniş halkalara büyüyerek yansır. Çocuklar ve gençler model alarak öğrenir. Makro modelde öfke varsa mikro modelde de öfke olur.” dedi.</p>
<p>Lider konumundaki kişilerin öfkeyi sorun çözme ya da hak arama yöntemi gibi kullanmasının gençler üzerinde güçlü bir model etkisi oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beynin karar verici bölgesi olan frontal korteks 20-25 yaşına kadar tam olgunlaşmaz. 12-15 yaş en riskli dönemdir. 15-25 yaş ikinci derecede risklidir. Bu süreçte gençlerin yaptığı davranışın sonucunu fark etme ve doğru-yanlışı ayırt etme kapasitesi henüz gelişim halindedir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hukuki, sosyal ve ahlaki normlar birlikte korunmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, şiddetin yalnızca bireysel değil normatif bir sorun olduğuna işaret ederek, üç temel normun korunması gerektiğini söyledi ve “Hukuki normlara uymamak en ağır şiddet davranışıdır. Sosyal normlara uymamak, psikolojik taciz gibi davranışları artırır. Ahlaki normların zedelenmesi de farklı şiddet türlerine yol açar. Bu üç norm dengeli biçimde korunmalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toplumsal travmaların bu normları zayıflatabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Pandemide yetişkinler yeni düzene adapte oldu ancak ergenler zorlandı. Beklenti ileri yaş gruplarının daha çok etkileneceği yönündeydi fakat en çok ergenler etkilendi. Sosyal medya ile aşırı temas kurdular, gelişimlerine uygun olmayan içeriklere maruz kaldılar.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Ailede açık iletişim, sınır ve duygu koçluğu eksikliği olduğunda gençlerin stresle başa çıkmak için sosyal medyaya yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “15 yaş altına sosyal medya hesabı açılması mutlaka sınırlandırılmalı. Sosyal medya şiddeti anonimleştiriyor ve sıradanlaştırıyor. Bu çok tehlikeli. Kötülüğü normalleştiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Siber zorbalık davranış eşiğini düşürüyor</strong></p>
<p>Siber zorbalığın çevrimiçi ortamda oluşan bir “cesaret” duygusu ürettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çevrimiçi ortamda anonimlik hissi oluşuyor. Şiddet sıradanlaşıyor ve normalleşiyor. Oysa yüz yüze ortamda kişi ‘dur, düşün, eyleme geç’ mekanizmasını kullanabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu mekanizmanın beynin ön bölgesiyle ilgili olduğunu vurgulayarak, “Beynin fren mekanizması GABA sistemiyle, gaz mekanizması ise glutamat sistemiyle ilgilidir. Ergenlerde fren sistemi zayıf, gaz sistemi daha aktiftir. Bu nedenle gençler freni zayıf bir otomobil gibi hareket edebilir.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Aile ortamında sıcak, tutarlı ve sınır koyan bir iletişim varsa çocuğun dürtülerini daha iyi yönetebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk böyle bir ortamda yaşadığında öfkesini ailesiyle konuşur, ‘dur ve düşün’ becerisini geliştirebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Alkol beyindeki fren sistemini zayıflatıyor</strong></p>
<p>Alkol ve bağımlılık yapan maddelerin beynin “fren mekanizmasını” bozduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Alkol, beyindeki birçok reseptöre bağlanır ancak en belirgin etkisi GABA sistemi üzerindedir. Bu sistem beynin fren mekanizmasıdır. Fren devre dışı kaldığında kişi, gaz sistemi olarak tanımlanan glutamat sisteminin etkisiyle hareket eder. Bu da kontrol kaybına yol açar.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Bağımlılık beynin ödül sistemiyle ilgili</strong></p>
<p>Bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle bağlantılı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, dopaminin bu süreçte temel rol oynadığını ifade etti. Özellikle ergenlik döneminde anlık haz arayışının yüksek olduğuna dikkat çeken Tarhan, sosyal ve duygusal becerilerin yeterince gelişmemiş olması halinde riskin arttığını söyledi ve “Eğer aile yalnızca akademik başarıya odaklanıyorsa ve sosyal-duygusal öğrenme ihmal ediliyorsa, çocukta dürtü kontrolü zayıf olur. Bu beceriler yaşayarak ve aile içindeki psikolojik iklimle gelişir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Üç ebeveynlik tarzı şiddeti tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyi niyetle benimsenen bazı ebeveynlik tutumlarının çocuklarda öfke ve şiddet davranışlarını artırabildiğini belirterek, üç modele dikkat çekti. Baskıcı ve itaati yücelten aile yapısında sürekli eleştirilen çocukların duygularını bastırdığını, ergenlik döneminde ise ya yoğun bir isyan geliştirdiğini ya da öfkesini kendinden daha zayıf kişilere yönelttiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu durumun aile içinde adalet algısını zedeleyerek korku ve güvensizlik kültürüne yol açabileceğini vurguladı.</p>
<p>İhmalkâr ve gevşek disiplinli ailelerde ise sınırların belirsizliği ve yetersiz ilgi nedeniyle çocuğun ilgiyi sevgiyle karıştırdığını, dikkat çekmek için öfke ve şiddet davranışlarına başvurabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aşırı koruyucu, “helikopter” ebeveynlikte ise çocuğun problem çözme becerilerinin yeterince gelişmediğini engellenme karşısında daha kolay şiddete yönelebileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Okullarda akran zorbalığına karşı dijital çözümler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığıyla mücadelede dünyada çeşitli yazılımların geliştirildiğini de aktararak, bu sistemlerde zorbalığa maruz kalan öğrencilerin dijital platformlar üzerinden sorular sorabildiğini, yönlendirmeler alabildiğini ve ihtiyaç halinde rehber öğretmene başvurabildiğini söyledi.</p>
<p>Şiddetin önlenmesinde aile, okul ve toplumsal normların birlikte ele alınması gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde sosyal ve duygusal eğitimin güçlendirilmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Okullarda sosyal-duygusal öğrenme programları uygulanmalı</strong></p>
<p>Travmaya duyarlı okul modelinin özellikle gelişmiş ülkelerde yaygınlaştığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu okullarda öğrencilere bilinçli farkındalık (mindfulness), öz bilinç, öz yönetim, empati ve ilişki yönetimi gibi becerilerin kazandırıldığını ifade etti.</p>
<p>Rehber öğretmenler eşliğinde uygulanan programlarda çocukların önce kendilerini tanımayı, ardından duygu ve dürtülerini yönetmeyi öğrendiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, sosyal bilinç ve empati çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu söyledi ve “Bu beceriler okulda ve ailede öğretilmezse çocuklar sosyal medyadan yanlış sosyal-duygusal modeller öğreniyor. Günümüzde çocuklar en çok neye maruz kalıyorsa onu modelliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Madde kullanımı ve ruhsal bozukluk birlikteliği risk artırıyor</strong></p>
<p>Çocuk ruh sağlığı tedavisinden taburcu edilen ergenlerde okul ve kurumlarla etik çerçevede bilgilendirme mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Duygu durum bozukluğu duyguları yönetememe hastalığıdır. Buna bir de madde kullanımı eklendiğinde şiddet davranışı riski yükselir. Bu grup en çok intihar vakalarında ve şiddet olaylarında karşımıza çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu nedenle yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bağımlılık tedavisinde rehabilitasyonun ve “üçüncül koruma” programlarının zorunlu olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Güç gösterisini yücelten kültürler riski artırıyor</strong></p>
<p>Toplumda güç gösterisinin erkeklik normu olarak sunulmasının da şiddeti beslediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Şiddetin erkeklik hakkı gibi sunulduğu bir kültürde çocuğun şiddete yönelmemesi çok zor. Hem aileden hem çevreden bunu öğreniyor ve onay görüyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlık eğitimi önerisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çözüm olarak sıcak, tutarlı ve sınır koyan aile ve okul ortamlarının oluşturulması gerektiğini dile getirerek, açık iletişimin hâkim olduğu, sosyal ve duygusal becerilerin sistematik şekilde öğretildiği bir eğitim modeline ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<p>Bilimsel metodolojisi “psikolojik sağlamlık eğitimi” olan programların müfredata eklenmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, empati eğitiminin özellikle önem taşıdığını vurguladı ve “Empati yoksunluğu şiddetin temel nedenlerinden biridir. Çocuğa yaptığı davranışın karşı tarafta ne hissettireceğini öğretmeden kalıcı değişim sağlanamaz” dedi.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde çocuk rehabilitasyon merkezlerinde empati farkındalığı oluşmadan taburcu işlemi yapılmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kalıcı çözüm için tedavi ile birlikte rehabilitasyon ve sosyal-duygusal eğitim programlarının birlikte yürütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda-617799">Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş hekimliğinde yapay zekâ her yönüyle ele alındı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-yapay-zeka-her-yonuyle-ele-alindi-617551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 10:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[alındı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yönüyle]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nce düzenlenen “Diş Hekimliğinde Yapay Zekâ” başlıklı sempozyum Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-yapay-zeka-her-yonuyle-ele-alindi-617551">Diş hekimliğinde yapay zekâ her yönüyle ele alındı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nce düzenlenen “Diş Hekimliğinde Yapay Zekâ” başlıklı sempozyum Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.  </p>
<p>Sağlık teknolojileri ve yapay zekânın (YZ) dental teşhis, tedavi ve planlama süreçlerindeki dönüştürücü rolünü akademik bir zeminde ele almak amacıyla düzenlenen sempozyumda, diş hekimliğinde yapay zekâ algoritmalarının teşhis doğruluğunu artırma, klinik karar destek sistemlerini güçlendirme ve kişiselleştirilmiş tedavi planlamaları oluşturma potansiyeli bilimsel yönleriyle ele alındı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Ergün Yücel: “Yapay zekâ günümüzde bir klinik pratiğidir”</strong></p>
<p>Program, Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel’in açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. Ergün Yücel, yapay zekânın artık bir gelecek tasavvuru değil, sağlık alanında günlük uygulamanın parçası haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>Yapay zekâ konusunun teorik bir tartışma başlığı olmaktan çıktığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, “Yapay zekâ günümüzde bir gelecek senaryosu değil, artık günümüzün bizim açımızdan bir klinik pratiğidir. Teşhisten tedavi planlamasına kadar her aşamada mesleğimizin bütün ana bilim dallarında oyunun kuralları adeta yeniden yazılmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hata ihtimali sıfıra inecek</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yücel, “Yıllarca diş hekimliğinde ‘önce zarar verme’ dedik. Ama artık günümüzde yapay zekâ teknolojileri ile bir adım öteye geçtik ve ‘Hata yapma ihtimalini sıfıra indir’ diyoruz. Bu belki de yapay zekayla birlikte bir konsept olacak.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ hali hazırda kullanılıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın hâlihazırda birçok alanda aktif olarak kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Yücel, “Radyolojide insan gözünden kaçabilecek detayları yakalayabiliyoruz. Cerrahide milimetrik hassasiyetle rehberlik eden uygulamalar kullanıyoruz. Ortodontiden endodontiye, pedodontiden diğer alanlara kadar klinik destek mekanizması olarak bu teknolojilerden yararlanıyoruz.” dedi.</p>
<p>Ancak teknolojinin kutsallaştırılmaması gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Yücel, yapay zekânın hekimlik sanatının yerini alamayacağını söyledi ve “En gelişmiş algoritma bile bir hekimin hastasıyla kurduğu güven bağının ve insani dokunuşun yerini tutamaz. Hiçbir algoritmanın empati yeteneği yoktur” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, yapay zekânın mesleği tehdit etmediğini, aksine hata payını azalttığını ve zaman yönetiminde avantaj sağladığını ifade ederek, “Bu toplantının bir ilk olmasını ve bilimsel altyapı açısından daha farklı uygulamalarla geliştirilmesini diliyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel: “Geliştirdiğimiz sistemler hekimin yerine geçmez”</strong></p>
<p>Açılışın ardından gerçekleştirilen birinci oturumda yapay zekânın sağlık alanındaki genel çerçevesi ve etik boyutu ele alındı. Oturumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “Yapay Zekâ ve Sağlıktaki Uygulamaları” başlıklı sunumunda özellikle klinik veriye dayalı gerçek uygulamaları paylaştı.</p>
<p>Yaklaşık 15 yıldır üniversite bünyesinde faaliyet gösteren NPİSTANBUL Hastanesi’nde üretilen klinik veriler üzerinden çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Ergüzel, “Geliştirdiğimiz sistemlerin tamamı bir ön tanı sistemidir. Bunlar karar destek sistemleridir. Karar hekime aittir, bizim sistemlerimiz o karara destek olur.” dedi. </p>
<p><strong>Yapay zekânın en büyük ihtiyacı veri </strong></p>
<p>Yapay zekâ uygulamalarının temelinde büyük veri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, Endüstri 4.0 süreciyle birlikte seri üretim mantığından “büyük veri odaklı” bir yapıya geçildiğini ifade etti ve “Günlük hayatta hepiniz veri üretiyorsunuz. Telefonlarınız yüzünüzü tanıyor, sesinizi tanıyor. Bunun arkasında sinyal işleme ve görüntü işleme algoritmaları var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Makine öğrenmesinden derin öğrenmeye geçişle birlikte veri hacminin katlanarak arttığını, bu nedenle GPU’lu ve nöromorfik bilgisayarların devreye girdiğini ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, “Nöromorfik bilgisayar nöronu taklit eder. Hem veri işler hem geçici hem kalıcı hafıza gibi çalışır. Müthiş hızlıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Karınca, sürü ve arı algoritmaları</strong></p>
<p>Sunumunda biyomimetik (doğadan esinlenen) optimizasyon algoritmalarına da yer veren Prof. Dr. Ergüzel, karınca kolonisi, sürü zekâsı ve arı algoritmalarının sağlık verisi analizinde kullanıldığını anlattı. Karıncaların feromon yoluyla en kısa yolu bulma mekanizmasını örnek gösteren Prof. Dr. Ergüzel, bu mantığın veri içerisinden en anlamlı öznitelikleri seçmekte kullanıldığını söyledi ve “48 öznitelikle %60 doğruluk elde ediyorduk. Karınca koloni optimizasyonu kullandığımızda 22 öznitelik seçildi ve doğruluk %80’e çıktı.” dedi.</p>
<p>Sürü zekâsı ile sürü psikolojisinin karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, “Sürü psikolojisinde sorgusuz taklit vardır. Sürü zekâsında ise başkalarının tecrübelerinden istifade ederek rasyonel karar verme vardır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Arı algoritmasını ise “waggle dance” (arı dansı) üzerinden örnekleyen Prof. Dr. Ergüzel, arıların 6 kilometreye kadar noktasal doğrulukta nektar kaynağı adresi verebildiğini belirtti.</p>
<p><strong>40 bin veriyle duygu tanıma modeli</strong></p>
<p>Psikiyatrik hastalıkların yanı sıra yüz üzerinden duygu tanıma çalışmaları da yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Ergüzel, 40 binin üzerinde veri kullanarak 7 temel duyguyu sınıflandırdıklarını açıkladı.</p>
<p>Konuşmasının sonunda yapay zekânın sunduğu fırsatların yanında eğitim sistemine düşen sorumluluğa dikkat çeken Prof. Dr. Ergüzel, gençlerin makinelerin kolayca yapamayacağı alanlarda yetiştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Bellaz: “Yapay zekâ diş hekimliğinde yeni bir cihaz değil, paradigmayı değiştirecek”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalından öğretim üyesi ve Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bilimsel Bilgi, Etik Sorunları ve Toplumsal Ön Yargılar” başlıklı konuşmasında yapay zekâ çalışmalarının etik sınırlarını ve toplumsal yansımalarını değerlendirerek, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir yenilik değil, bilimsel düşünceyi ve hekim kimliğini dönüştürebilecek bir paradigma değişimi anlamına geldiğini söyledi.</p>
<p>Yapay zekânın diş hekimliğinde yalnızca yeni bir cihaz gibi algılanmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Prof. Dr. Bellaz, “Bilimsel doğrunun bile mutlak olmadığı bir dönemde yapay zekâ kararlarına nasıl yaklaşacağız?” sorusunu yöneltti.</p>
<p><strong>Yapay zekâ karar vermez, karar desteği sunar</strong></p>
<p>Yapay zekânın “her şeyi bilen bir falcı” gibi görülmesinin tehlikeli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bellaz, “Yapay zekâ mevcut verileri tarar, olasılıkları ortaya koyar ve bir karar destek mekanizması sunar. Kararın kendisini vermez.” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ ile birlikte etik ve hukuki tartışmaların kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bellaz, “Bilimsel doğrunun kesin olmadığı bir dönemde verilen karardan kim sorumlu olacak? Hekim mi, yazılımcı mı, algoritma mı?” sorusunu gündeme getirdi.</p>
<p><strong>Hekim kimliği değişecek</strong></p>
<p>Otonom robotların devreye girmesiyle fiziksel yorgunluk, manipülasyon hatası gibi insana özgü sınırlılıkların azalacağını söyleyen Prof. Dr. Bellaz, “Yeni hekim; empati odaklı, karar koordinatörü ve koruyucu hekimlik merkezli bir profile evrilecek.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Bellaz, yapay zekânın teşhis ve tedavide kullanımı için zorunlu bir “yapay zekâ formasyon eğitimi”nin de gündeme gelebileceğini ifade ederek, “Nasıl öğretmenlik için formasyon gerekiyorsa, belki de yapay zekâ kullanan hekimler için de benzer bir eğitim şart olacak” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Yumuşhan Günay: “Yapay zekâ planlamada pusula olabilir ama tasarımda hâlâ yolun başındayız”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yumuşhan Günay, sempozyumda “Subperiostal İmplantların Yapımında Yapay Zekânın Kullanımı” başlıklı sunumuyla yapay zekânın implant planlamasındaki rolünü ve sınırlarını kapsamlı biçimde ele aldı.</p>
<p>Sunumunu, tez öğrencisi ve aynı zamanda intern diş hekimi Furkan Hastaoğlu ile birlikte hazırladıklarını belirten Prof. Dr. Günay, “Bu konu aynı zamanda öğrencimizin tez çalışması. Birlikte yürüttüğümüz bir araştırma sürecinin ara çıktıları niteliğinde.” dedi.</p>
<p><strong>Yüzde 30’a yakın bir popülasyonda klasik implant uygulanamıyor</strong></p>
<p>Subperiostal implantların önemine değinen Prof. Dr. Günay, günümüzde implant tasarımında hâkim olan konseptin “dübel mantığı” olarak ifade edilen yaklaşım olduğunu hatırlattı. “Bu tür implantların klinikte uygulanamadığı %30’a yakın bir popülasyon var” diyen Prof. Dr. Günay, ek cerrahi girişim gerektiren ya da buna rağmen uygulanamayan vakaların ciddi bir hasta grubunu oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Literatür ve planlamada güçlü, üç boyutlu tasarımda zayıf</strong></p>
<p>Yapay zekanın literatür ve planlamada güçlü, üç boyutlu tasarımda zayıf olduğunu söyleyen Prof. Dr. Günay, “Yapay zekânın tasarım aşamasındaki zayıflığının iki temel nedeni olabilir. Birincisi veri tabanının fakirliği. İkincisi görsel işleme yeteneğindeki zafiyet.” diye konuştu.</p>
<p>Planlama ve literatür derleme aşamasında yapay zekânın “inanılmaz bir tasarruf ve kolaylık” sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Günay, üç boyutlu gerçek anatomik modelleme söz konusu olduğunda ise henüz klinik beklentileri karşılamadığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Günay, yapay zekânın kolaycılık aracı olarak görülmemesi gerektiğini söyleyerek, “Beklentilerimizi kolaycılıkla eşleştirerek yapay zekâyı kullanmak sakat bir yaklaşım olur. İpin ucu bizim elimizde olmalı. Şu an itibarıyla yapay zekâ; yardımcı teşhis ve planlama aracı olarak çok güçlü, ama tasarımın sorumluluğunu devredeceğimiz bir noktada değil.” dedi.</p>
<p><strong>Sempozyumda neler yapıldı?</strong></p>
<p>İkinci oturumda Dr. Öğr. Üyesi Fatma Aslı Konca Taşova ortodontide yapay zekâ uygulamalarını ele alırken, Dr. Öğr. Üyesi Anıl Özgün Karatekin endodontide dijital rehberlik, artırılmış gerçeklik ve robotik destek konularını anlattı. Prof. Dr. Hacer Şahin Aydınyurt, periodontolojide akıllı tanı sistemlerinden kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarına uzanan süreci değerlendirdi. Dr. Öğr. Üyesi Büşra Sınmaz, derin öğrenme yöntemleriyle MR görüntüleri üzerinden temporomandibular eklem (TME) yapısal bileşenlerinin segmentasyonunu bilimsel veriler ışığında aktardı. Sempozyumun son bölümünde Dr. Öğr. Üyesi Hazal Abat, gömülü üçüncü molar dişlerde oluşan patolojik durumların yapay zekâ modelleriyle tespitini ele aldı. Dr. Öğr. Üyesi Ece İrem Ravalı Ertan, ağız, diş ve çene cerrahisinde yapay zekâ uygulamalarına ilişkin güncel gelişmeleri paylaştı. Programın son sunumu ise Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedow tarafından gerçekleştirildi. Halmedow, protetik diş tedavisinde yapay zekâ ve akıllı ajanların kullanımına dair gelecek perspektifini katılımcılarla paylaştı. Sempozyumda katılımcılarla toplu fotoğraf da çekildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimliginde-yapay-zeka-her-yonuyle-ele-alindi-617551">Diş hekimliğinde yapay zekâ her yönüyle ele alındı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler Nilüfer&#8217;de &#8220;ifade özgürlüğünü&#8221; konuştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gencler-niluferde-ifade-ozgurlugunu-konustu-617219</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[İfade Özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlüğünü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617219</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer’de gençlerin fikirlerini özgürce dile getirebildiği ve kent yaşamına aktif katılımını destekleyen Nilüfer Gençlik Programı buluşmasında, “ifade özgürlüğü ve gençlik” teması ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-niluferde-ifade-ozgurlugunu-konustu-617219">Gençler Nilüfer&#8217;de &#8220;ifade özgürlüğünü&#8221; konuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer’de gençlerin fikirlerini özgürce dile getirebildiği ve kent yaşamına aktif katılımını destekleyen Nilüfer Gençlik Programı buluşmasında, “ifade özgürlüğü ve gençlik” teması ele alındı.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi, Nilüfer Kent Konseyi ve Bir Bulut Olsam Derneği iş birliğinde düzenlenen Nilüfer Gençlik Programı, Pancar Deposu’nda gerçekleştirildi. “İfade Özgürlüğü ve Gençlik” temasıyla düzenlenen etkinlikte üniversite öğrencileri, hukukçu Mine Rena Kahramanoğlu ile bir araya gelerek ifade özgürlüğü kavramını tarihsel ve güncel boyutlarıyla tartıştı.</p>
<p>Programın ilk bölümünde gençlerin yer aldığı atölye çalışmaları yapıldı. Çeşitli oyunlar oynayan gençler gruplara ayrılarak kuklalar tasarladı ve hazırladıkları kısa gösterilerle ifade özgürlüğünü kendi bakış açılarıyla sahneledi.</p>
<p>Ardından söyleşi bölümüne geçildi. Etkinliğe katılan Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Emre Karagöz ve Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir de gençlerle bir araya gelerek onların soru ve taleplerini dinledi. Gençler hem merak ettikleri konuları sordu hem de kente dair öneri ve taleplerini dile getirdi.</p>
<p><b>İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TARİHSEL GELİŞİMİ</b><br />Etkinliğin söyleşi bölümünde Avukat Mine Rena Kahramanoğlu, ifade özgürlüğünün tarihsel gelişiminden günümüz dijital dünyasına uzanan bir çerçeve çizdi. Antik Çağ’dan Fransız Devrimi’ne, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan anayasal haklara kadar uzanan süreçte özgürlük kavramının dönüşümünü anlatan Kahramanoğlu, “Düşünceler asla ölmez. Mücadelesi olmayanın hikayesi olmaz” sözleriyle gençlere cesaret ve bilinç çağrısında bulundu.</p>
<p>İfade özgürlüğünün sınırsızlık anlamına gelmediğini de vurgulayan Kahramanoğlu, “Bir başkasının özgürlüğünün kısıtlandığı yerde sizin özgürlüğünüz sona erer. Eleştiri ile hakaret birbirinden farklıdır” diyerek özellikle sosyal medyada yapılan yanlışlara dikkati çekti. İçinde bulunduğumuz yapay zeka çağında ifade biçimlerinin dönüşümü üzerine değerlendirmelerde de bulunan Kahramanoğlu, gençlerin bilgiyle donanmış, sorgulayan ve cesur bireyler olarak hareket etmelerinin önemine işaret etti. Kahramanoğlu şunları söyledi: “Dünya değişiyor, özgürlükler farklılaşıyor, yapay zeka hayatımızı günden güne kolaylaştırıyor. Ama konfora tutunmak her zaman tehlikelidir. İfadelerin altını doldurmak zorundasınız. Tarih, coğrafya ve güncel her konuda bilgiyi edinmeli, araştırıp öğrenmelisiniz. Bilgiye erişmeden, onu anlayıp kavramadan gerçekten kendinizi doğru ifade edemezsiniz. Özgürlük sadece konuşma hakkı değil, konuştuğunuzun arkasında durabilmektir. Şunu da unutmayın, asla umutsuzluğa kapılmayın. Her çağda ifade ve özgürlükler kısıtlanmış ve susturulmuştur. Ama dünyaya örnek olmuş insanlar, liderler ile bu duvarlar yıkılmıştır.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gencler-niluferde-ifade-ozgurlugunu-konustu-617219">Gençler Nilüfer&#8217;de &#8220;ifade özgürlüğünü&#8221; konuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Torbalı&#8217;da Dayanışma ve Ramazan Coşkusu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/torbalida-dayanisma-ve-ramazan-coskusu-614861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 11:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[coşkusu]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Ayı]]></category>
		<category><![CDATA[torbalı]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Torbalı Belediyesi, Ramazan boyunca hem sosyal yardımları artıracak hem de Ramazan ruhunu yaşatacak çeşitli etkinlikler düzenleyecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/torbalida-dayanisma-ve-ramazan-coskusu-614861">Torbalı&#8217;da Dayanışma ve Ramazan Coşkusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span>Torbalı Belediyesi, Ramazan boyunca hem sosyal yardımları artıracak hem de Ramazan ruhunu yaşatacak çeşitli etkinlikler düzenleyecek. Bu kapsamda Torbalı Belediyesi, bu Ramazan ayında dayanışmayı güçlendirmek için yoğun bir çalışma yürütecek. İlk olarak Ramazan ayı öncesi ilçedeki tüm camiler halılarından camlarına, avlularından abdesthanelerine temizlendi. Gül kokusuyla misler gibi kokan camilerle Ramazan ayını karşıladıklarını ifade eden Başkan Demir, Ramazan ayı boyunca Torbalı’da gerçekleştirilecek çalışmaları da aktardı.  İlçede 6 ayrı noktada toplamda 13 bin kişilik toplu iftar organizasyonu gerçekleştireceklerini ifade eden Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, ayrıca evinde yemek yapamayacak durumda olan, yalnız yaşayan yaşlılar ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara Ramazan ayı boyunca toplam 9 bin sıcak iftar yemeği ulaştırılacağını açıkladı. İlk günün iftarlıklarının dağıtımı tamamlandığını ifade eden Başkan Demir, Ayrıca ilçedeki 6 bin haneye Ramazan kolisi dağıtılacağını ve böylece dayanışmayı güçlendirileceklerini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İFTAR VE SAHURDA ÇORBA DAĞITIMI</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Öte yandan Torbalı’da iftara yetişemeyen vatandaşlar da unutulmadı. Dün ilk iftarda Tepeköy İZBAN İstasyonu’nda iftara geç kalan vatandaşlara çorba dağıtan Başkan Demir, Tepeköy, Torbalı ve Pancar İZBAN istasyonlarında ramazan ayı boyunca iftar saatinde çorba ikramı yapılacağını, Torbalı Devlet Hastanesi’nde ise refakatçilere ve acil servise gelen vatandaşlara sahur saatinde çorba dağıtılacağını belirtti. İhtiyaç sahibi vatandaşların her zaman belediyeye ulaşabileceğini hatırlatan Demir, “Gözümüzden kaçan, ulaşamadığımız kişiler için (0232) 856 66 66 numaralı iletişim hattımızdan 7 gün 24 saat bize ulaşabilirsiniz. Aynı numara WhatsApp hattımız olarak da hizmet vermektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>BAŞKAN DEMİR: ÇOCUKLUĞUMUZDA YAŞADIĞIMIZ RAMAZAN KÜLTÜRÜNÜ ÇOCUKLARIMIZA YAŞATACAĞIZ</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Başkan Övünç Demir ile birlikte Torbalı’da bir ramazan geleneği haline gelen Ramazan Sokağı etkinlikleri ise olumsuz hava koşulları nedeniyle 5–18 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Bu etkinliklerde çeşitli kültürel programlar ve ailelerin keyifle vakit geçirebileceği aktiviteler yer alacak. Başkan Demir, çocukluğunda yaşadığı eski Ramazan ruhunu ve kültürünü çocuklara da yaşatmayı hedeflediklerini ifade etti. Açıklamasını Ramazan’ın birlik ve bereket dolu bir ay olması temennisiyle sonlandıran Başkan Demir, “Rabbim bayrama sağlıkla kavuşmayı nasip etsin. İlçemizin, İzmir’imizin ve ülkemizin Ramazan ayını en kalbi duygularımla kutluyor, sağlık, huzur ve bereket dolu bir ay diliyorum. Ramazanımız mübarek olsun.” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/torbalida-dayanisma-ve-ramazan-coskusu-614861">Torbalı&#8217;da Dayanışma ve Ramazan Coşkusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 10:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alma]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bozuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacın]]></category>
		<category><![CDATA[moralin]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Satın Alma]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisi gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440">Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisi gerçekleştirdi. “Bilinçli Tüketici Olmak: Satın Almanın Püf Noktaları” başlığıyla çevrimiçi düzenlenen seminere yoğun katılım sağlandı.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası tüketim alışkanlıkları daha fazla sorgulanmaya başlandı</strong></p>
<p>Seminerin konuşmacısı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgül Dağlı oldu. Konuşmasına, “Paranızın, zamanınızın ve gezegenimizin kontrolünü ele alma zamanı” sözleriyle başlayan Prof. Dr. Dağlı, pandemi sonrası dönemde tüketim alışkanlıklarının daha fazla sorgulanmaya başlandığını ifade etti. Kaynakların sınırlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, bilinçsiz tüketimin çevreye, atmosfere ve doğal kaynaklara zarar verdiğini belirtti.</p>
<p><strong>Alışveriş artık bir deneyim alanı</strong></p>
<p>Günümüzde alışverişin yalnızca bir ihtiyaç giderme davranışı olmaktan çıktığını söyleyen Prof. Dr. Dağlı, modern tüketici deneyiminin duygusal bir boyut kazandığını dile getirdi. Alışverişin, birçok kişi için “duygusal boşluk doldurma aracı” haline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, bu durumun tüketim kültürüyle doğrudan ilişkili olduğunu kaydetti.</p>
<p>“Tüketim kültüründe ‘tükettiğin kadar varsın’ anlayışı hâkim” diyen Dağlı, bu yaklaşımın toplumsal etkilerinin sorgulanması gerektiğini, bilinçli tüketimin, bireyin neden ve ne kadar tükettiğini fark etmesiyle mümkün olabileceğini belirtti.</p>
<p><strong>Hız ve haz çağında tüketim</strong></p>
<p>Günümüz dünyasının hız ve haz odaklı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çeken Dağlı, teknolojiyle birlikte ekranların hayatın merkezine yerleştiğini söyledi. Tüketicilerin bu ekranlardan hız ve anlık tatmin beklediğini belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca para biriktirmek anlamına gelmediğinin altını çizdi.</p>
<p>Bilinçli tüketimin; zamanı, psikolojiyi ve çevresel kaynakları doğru yönetmeyi de kapsadığını ifade eden Prof. Dr. Dağlı, “Hedef, tüketimin nesnesi değil öznesi olabilmek” dedi.</p>
<p><strong>Satın alma davranışının psikolojisi</strong></p>
<p>Satın alma dürtüsünün arkasında nörolojik süreçlerin de bulunduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, alışveriş sırasında beyinde dopamin salgılandığını ve bu durumun kısa süreli mutluluk hissi yarattığını, özellikle ürünün hayal edilmesi ve beklenmesi sürecinde dopamin düzeyinin arttığını ifade etti.</p>
<p>“Yalnızlık, stres ve can sıkıntısı gibi duygular, ‘terapi amaçlı alışverişi’ tetikleyebiliyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, algoritmaların tüketicilerin zayıf anlarını analiz ederek pazarlama kuşatması oluşturduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Pazarlama tuzaklarına dikkat!</strong></p>
<p>Fiyatlandırma stratejileri ve algı yönetimi konularına da değinen Prof. Dr. Dağlı, indirimlerin ve kampanyaların beyinde “kazanma hissi” oluşturduğunu, satın alma süreçlerinde, mantıklı karar verme merkezi olan prefrontal korteks ile duygusal tepkilerden sorumlu amigdala arasında bir denge mücadelesi yaşandığını ifade etti.</p>
<p>“Kıtlık ve aciliyet ilkesi, ‘hemen satın almalıyım’ duygusunu körüklüyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, bu sürecin medya ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli yeniden üretildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Dağlı, “‘Son üç ürün’, ‘süreniz doluyor’ gibi uyarılar, tüketicide kaygı yaratıyor. Bu durum ‘fırsatı kaçırma korkusu’, yani FOMO’yu tetikliyor ve bireyi hızlı karar almaya itiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Duyular üzerinden satın alma davranışı şekilleniyor</strong></p>
<p>Duyusal pazarlamanın satın alma süreçlerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Dağlı, alışveriş ortamlarının bilinçli olarak tasarlandığını belirtti. “Mağaza içindeki müzikten kokuya, raf düzeninden görsel tasarıma kadar her unsur satın alma davranışını etkilemek üzere kurgulanıyor. Dijital ortamda ise bu deneyimi web siteleri ve e-ticaret platformları üstleniyor” dedi.</p>
<p>Satın alma sürecinin yalnızca reklamlardan ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Burada bütünleşik pazarlama iletişiminden söz ediyoruz. Reklam, fiyat, dijital içerik, influencer önerileri ve kullanıcı deneyimleri bir bütün olarak tüketici davranışını şekillendiriyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bilgi ve artan erişimle manipülasyonun hızı da arttı </strong></p>
<p>Tüketici kavramına da açıklık getiren Prof. Dr. Dağlı, nihai tüketicinin ekonomik zincirin son halkasında yer aldığını ve ürünü ticari bir amaç gütmeden satın aldığını ifade etti. Prof. Dr. Dağlı, “Bir avukatın evine aldığı televizyon tüketici işlemidir; ancak ofisine aldığı bilgisayar ticari faaliyet kapsamında değerlendirilir” örneğini verdi.</p>
<p>Bilgiye erişimin kolaylaşmasının yeni bir sorunu beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Dağlı, “Eskiden sorun bilgi eksikliğiydi, bugün ise bilgi kirliliği ve manipülasyon. Devasa bir veri yığınıyla karşı karşıyayız. Hangisinin gerçek bilgi, hangisinin algı yönetimi olduğunu ayırt etmek ciddi bir zihinsel çaba gerektiriyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu durumu “modern tüketicinin paradoksu” olarak tanımlayan Prof. Dr. Dağlı, “Bilgiye erişim hızlandıkça, reklamların ve pazarlama tekniklerinin manipülasyon hızı da arttı. Bu, dijital çağın en büyük ironilerinden biri” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Algoritmalar en zayıf anı hedefliyor</strong></p>
<p>Algoritmik kuşatmaya dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, “Arama geçmişimiz sayesinde reklamlar bizi en zayıf anımızda yakalayabiliyor. Gece yarısı karşınıza çıkan bir yemek reklamı tesadüf değil” dedi. Nöropazarlama uygulamalarına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Hangi rengin, hangi kelimenin ya da hangi sesin ‘satın al’ butonuna bastırdığını artık biliyorlar” şeklinde konuştu.</p>
<p>Web sitelerinde kullanılan “karanlık modellerin” de altını çizen Prof. Dr. Dağlı, “Sepetten ürün çıkarmanın zorlaştırılması, sahte stok sayaçları gibi uygulamalar tüketiciyi dürtüsel satın almaya yöneltiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Reklam ikna eder, manipüle etmez!</strong></p>
<p>Reklamcılığın etik boyutuna vurgu yapan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam ikna eder, manipüle etmez. Ancak tüketiciler manipüle olabildiği için bugün bilinçli tüketimi konuşmak zorunda kalıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Influencer pazarlamasına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Reklam, reklam gibi kokmadığında daha etkili oluyor. Bir arkadaş tavsiyesi gibi sunulan içerikler eleştirel süzgeci aşabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“Dur, düşün” çağrısı</strong></p>
<p>Bilinçli tüketici olmanın temel adımlarını da paylaşan Prof. Dr. Dağlı, satın alma öncesinde mutlaka bir “dur, düşün” aşamasının gerektiğini söyledi. “’Gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa sadece moralim mi bozuk?’ sorusu çok güçlü bir duygusal filtredir” diyen Prof. Dr. Dağlı, 30 gün kuralı, fiyat geçmişi takibi, kullanıcı yorumlarının detaylı incelenmesi ve envanter kontrolü gibi yöntemleri önerdi.</p>
<p>Dürtüsel tüketici ile bilinçli tüketici arasındaki farklara da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Dürtüsel tüketici anlık haz peşindedir ve çoğu zaman pişmanlık yaşar. Bilinçli tüketici ise araştırır, sorgular ve uzun vadeli tatmin yaşar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Satın alma sonrası da sürecin parçası</strong></p>
<p>Satın alma sonrasının da bilinçli tüketimin önemli bir aşaması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Beklentiyle gerçek örtüşmüyorsa cayma hakkınızı kullanın. ‘Belki alışırım’ demeyin. Bu bir tüketici hakkıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ürün kullanım kılavuzlarının incelenmesi ve deneyimlerin paylaşılmasının hem bireysel memnuniyeti hem de toplumsal farkındalığı artırdığını belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Tek tıkla ödeme kolaylaşıyor, harcama kontrolü zorlaşıyor!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özgül Dağlı, dijital çağda tüketim davranışlarının dönüşümüne dikkat çekerek, özellikle son dönemde bilimsel çalışmalarda öne çıkan “infinite scrolling” (sonsuz kaydırma) kavramının, bireyleri sürekli bir arayış ve satın alma döngüsü içinde tuttuğunu vurguladı. Prof. Dr. Dağlı, “Bu kavram aslında bireyin hiç durmadan tüketmeye yönlendirilmesi anlamına geliyor. Algoritmaların gücü ve sosyal medya reklamlarının kişiselleştirilmiş yapısı, bu süreci daha da hızlandırıyor” dedi.</p>
<p>Tek tıkla ödeme sistemlerinin çoğu zaman kolaylık olarak sunulduğunu ancak harcama kontrolünü zorlaştırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, influencer pazarlaması ve dijital vitrinlerin, bireylerin bilinçli tüketici olma yolculuğunun önüne geçebildiğini belirtti. Prof. Dr. Dağlı, “Gördüğünüz her şeye sahip olma arzusu, tüketim dürtümüzü körüklüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ucuz olan pahalıdır!</strong></p>
<p>Ürün kalitesinin nicelikten daha önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Ucuz olan aslında pahalıdır sözü boşuna söylenmemiştir. Uzun ömürlü, kaliteli ve çevreye duyarlı ürünler tercih edilmelidir” dedi.</p>
<p>Bilinçli tüketicinin bir “manifestosu” olabileceğini dile getiren Dağlı, bu manifestoyu “Az ama öz almak, niceliğe değil niteliğe odaklanmak, kontrolün sizde olduğunun farkına varmak ve pazarlama stratejilerinin sizi her zaman yönetmesine izin vermemek.” şeklinde dile getirdi.</p>
<p><strong>Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır</strong></p>
<p>Bilinçli tüketicinin haklarını bilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, cayma hakkı, fatura ve garanti belgelerinin saklanmasının önemine dikkat çekti. Aldatıcı reklamlara karşı uyarılarda bulunan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam Kurulu tanımına göre tüketiciyi aldatan, bilgi eksikliğini istismar eden ve can güvenliğini tehlikeye atan reklamlar aldatıcı kabul edilir. Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır” dedi.</p>
<p>Sahte indirimler, eksik bilgilendirme, abartılı vaatler, bilimsel temeli olmayan sağlık beyanları, görsel yanıltmalar ve dijital tuzakların en yaygın aldatıcı reklam türleri olduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, özellikle influencer iş birlikleri ve karanlık tasarımlara karşı tüketicilerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz</strong></p>
<p>Tüketicilerin korunma mekanizmalarına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Dağlı, “Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz. E-Devlet üzerinden bu işlemler yapılabiliyor. Tüketici Hakem Heyetleri ve CİMER de önemli başvuru kanallarıdır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Dağlı, aldatıcı reklamla satın alınan ürünlerin ayıplı mal kapsamında değerlendirildiğini ve iade, değişim ile tazminat hakkı doğduğunu hatırlatarak, “Satın aldığınız her şey, hayatınızdan verdiğiniz bir zaman dilimidir. Zamanınızı neye harcadığınıza dikkat edin ve haklarınızı bilin” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440">Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oruç tutmak kulun Allah&#8217;a doğru manevî yolculuğunun ifadesi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kulun-allaha-dogru-manevi-yolculugunun-ifadesi-613725</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 09:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’a]]></category>
		<category><![CDATA[boyu]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İbadeti]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[külün]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[manevi]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğunun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, Ramazan, Tasavvuf ve Oruç konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kulun-allaha-dogru-manevi-yolculugunun-ifadesi-613725">Oruç tutmak kulun Allah&#8217;a doğru manevî yolculuğunun ifadesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, Ramazan, Tasavvuf ve Oruç konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Ramazan Kur’an ayıdır</strong></p>
<p>Ramazan ayının Kur’ân-ı Kerim’de anılan yegane ay olduğunu ve Kur’ân’ın bu ayda indirildiğinin vurgulandığını (Bakara 185) dile getiren Prof. Dr. Reşat Öngören, “Nitekim Kur’an âyetlerinin indirilmeye başlandığı Kadir gecesi Ramazan ayı içinde yer alır. Öte yandan Peygamber Efendimizin her Ramazan’da o zamana kadar inmiş olan âyetleri Cebrail (a.s.) ile karşılıklı okudukları (mukabele) bilinmektedir. O yüzden Ramazan ayına ‘Kur’an ayı’ denilmiştir.” diye konuştu.</p>
<p>İnananların bu ayda Kur’ân ile meşguliyetlerinin diğer aylara göre hem okuma hem de hayata geçirme bakımından daha fazla olması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Reşat Öngören, “Kur’an âyetlerinin samimiyetle hayata geçirilmesi söz konusu olduğunda İslâm’ın tasavvuf boyutunu anmak gerekir. Zira tasavvufun erdemli bireyler yetiştirme programında din hükümlerinin içselleştirilerek yaşanması/hâl edinilmesi hedeflenmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Ramazan ayı ve tasavvufî unsurlar</strong></p>
<p>Ramazan ayının bünyesinde barındırdığı maddî ve mânevî unsurların birçok açıdan tasavvuf eğitim metotlarıyla paralellik arz ettiğini söyleyen Prof. Dr. Reşat Öngören, “Bilindiği gibi dünyada her insan Allah’a doğru bir yolculuk halindedir. Kur’an’ın ifadesiyle ‘Allah’tan geldik ve yine O’na dönmekteyiz’ (Bakara 156). Tasavvuf kurumu tam da bunu ifade sadedinde, erdemli bireyler yetiştirme adına uyguladığı programa ‘Allah’a yolculuk’ anlamında ‘seyr u sülûk’ adını koymuştur. İlginçtir Kur’an’da oruç tutanlar için ‘yolcular’ (sâihûn) ifadesi kullanılıyor (Tevbe 112). Yani oruç tutmak kulun Allah’a doğru manevî yolculuğunun bir ifadesi oluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Açlık, kulun birtakım çirkinliklerden uzaklaşmasında birinci derecede etkili oluyor</strong></p>
<p>O yüzden insanın Allah’a doğru yolculuğunda bilinçlenmesi adına tasavvuf eğitim sürecinde oruç ibadetinin yoğun bir şekilde uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Reşat Öngören, “Zira açlık, kulun birtakım çirkinliklerden uzaklaşarak güzel huylar kazanmasında birinci derecede etkili olmaktadır. İnsanın bedeninde kötülük odağı olarak tanımlanan ‘nefis’, sınırsız arzularından açlık ile daha kolay vazgeçmekte, böylece insan ruhu ilâhî, melekî niteliklere bürünmektedir. Nitekim oruçlunun yemeden, içmeden ve cinsel birliktelikten uzak durarak gününü tamamlaması, onun ilâhî ve melekî özellikleri hayata geçirmesi anlamına geliyor. Zira yememe, içmeme ve evlenmeme Allah’a ve meleklere özgü durumlardır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oruç ibadetinin tasavvuf boyutu</strong></p>
<p>“Oruç ibadeti insan için ‘sabır ve şükür’ eğitimi anlamına gelir. Önünde olan bir nimeti tüketmekten kulluğu yerine getirmek adına uzak durmak, insana sabretmeyi öğretiyor.” diyen Prof. Dr. Reşat Öngören, şöyle devam etti:</p>
<p>“Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de bir ayette oruç ibadeti doğrudan ‘sabır’ ifadesiyle de karşılanmıştır (Bakara 153). Öte yandan gün boyu bir yudum su ve bir lokma yemek yiyemeden akşam etmek, onlardan mahrum kalan bedenin açlık sebebiyle çektiği sıkıntı, bu nimetlerin değerinin bilinmesine ve çeşitli nimetleri kuluna ihsan eden Allah’a teşekkür duygularının doğmasına ve derinleşmesine vesile olmaktadır. Oruç hali aynı zamanda vaktin kıymetini bilmeye de vesile olur. İnsan çoğu zaman farkında olmadan tükettiği zaman dilimlerinin aslında ne kadar önemli olduğunu, orucunu tamamlamak için dakikaları saymak zorunda kaldığında daha derinden hisseder. Böylece Ramazan dışında da her anını değerlendirmeyi öğrenir. Tasavvuf ehli bu özelliği kazanmaya ‘İbnü’l-vakt’ olmak derler. Öte yandan oruçlu kimse gün boyu kesintisiz ibadet halindedir. Yani bu ibadet ile eylemsel olarak Allah’ı anmayı sürdürmektedir. Bunun da tasavvuftaki karşılığı, kesintisiz zikir halinde olmak anlamında ‘zikr-i dâim’dir. Ayrıca oruçlu olarak günlük işlerini yapmaya devam eden kimse, tasavvufta ‘halk arasında Hak ile beraber olmak’ diye formüle edilen hali yaşayarak tecrübe etmiş olur.”</p>
<p><strong>Orucun mânevî boyutu</strong></p>
<p>Oruç ibadetinin şekilsel olarak sabahtan akşama kadar gün boyu aç kalmak şeklinde gerçekleşse de bu ibadetin açlıktan ibaret olduğunu düşünmenin dinin ruhuna uygun düşmeyeceğini de dile getiren Prof. Dr. Reşat Öngören, “Aksine bu açlık durumu insan ruhunu besleyen mânevî bir gıda olarak kabul edilmelidir. Böyle olunca oruçlu kimse sadece maddi gıdaları tüketmekten uzak durarak değil, ‘mânen kardeşinin etini yemek’ diye tanımlanan dedikodu (gıybet) gibi dilin eylemlerinden, insan ruhunu örseleyen dinin günah saydığı harama bakmak şeklindeki gözün eylemlerinden, eliyle, diliyle ve hareketleriyle kalp kırmaya sebep olan davranışlardan da uzak durarak orucu tamamlamaya çalışmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kulun-allaha-dogru-manevi-yolculugunun-ifadesi-613725">Oruç tutmak kulun Allah&#8217;a doğru manevî yolculuğunun ifadesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konya&#8217;da Ulaşım Yatırımlarında Dev Bir Adım Daha: Otogar Kavşağı&#8217;nın Temeli Atıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konyada-ulasim-yatirimlarinda-dev-bir-adim-daha-otogar-kavsaginin-temeli-atildi-613580</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 14:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[hattı]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[inşa]]></category>
		<category><![CDATA[kavşağı]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[otogar]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımlarında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613580</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen Stadyum-Şehir Hastanesi Tramvay Hattı ikinci etap çalışmaları kapsamında TÜMOSAN Kavşağı’ndan sonra Otogar Kavşağı’nın da temeli atıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konyada-ulasim-yatirimlarinda-dev-bir-adim-daha-otogar-kavsaginin-temeli-atildi-613580">Konya&#8217;da Ulaşım Yatırımlarında Dev Bir Adım Daha: Otogar Kavşağı&#8217;nın Temeli Atıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen Stadyum-Şehir Hastanesi Tramvay Hattı ikinci etap çalışmaları kapsamında TÜMOSAN Kavşağı’ndan sonra Otogar Kavşağı’nın da temeli atıldı. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Otogar Kavşağı’nda tramvayı ve taşıtları yukarıya alarak Stadyum-Şehir Hastanesi tramvayında bekleme süresinin kısalacağını belirterek, “Buradaki trafik sorununu çözecek üç katlı bir kavşak inşa edilmiş oluyor. Sadık Ahmet Caddesi&#8217;nden Halil Ürün Caddesi&#8217;ne gelenler ya da Halil Ürün Caddesi&#8217;nden Sadık Ahmet Caddesi&#8217;ne geçenler artık bir üst kattan devam edecek. Hemzemin bir geçişimiz olacak ve eksi kottan da Afyonkarahisar istikametine gidenler mevcut alt geçidimizi kullanarak bu hattı inşallah trafiğin de rahatlayacağı bir çözüme kavuşmuş olacağız” dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı AYGM Genel Müdürü Yalçın Eyigün, projenin yalnızca bir ulaştırma, raylı sistem, karayolu veya yaya projesi olmadığını, insan odaklı bir proje olduğunu ifade ederek, işbirliği için Başkan Altay’a teşekkür etti. AK Parti Konya Milletvekili Latif Selvi, “Ulaşım sorununu çözmek belki de şehrin en önemli problemlerinden birisini çözmek anlamına geliyor” ifadelerini kullandı. Konya Valisi İbrahim Akın, Otogar Kavşağı projesinin, genişleyen şehir hareketliliğinin gerektirdiği düzenlemelerin önemli bir parçası olduğuna dikkati çekti.</strong></p>
<hr/>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen Stadyum-Şehir Hastanesi Tramvay Hattı ikinci etap çalışmaları kapsamında TÜMOSAN Kavşağı’ndan sonra Otogar Kavşağının da temeli düzenlenen programla atıldı. </p>
<p>Temel atma programında konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Ramazan ayı öncesi çok güzel bir işin daha temelini attıklarını ifade ederek, hem yeni yapmakta oldukları tramvayı hem de taşıtları yukarıya alacakları bir çalışmayı hayata geçireceklerini söyledi. </p>
<p><strong>“BU DÖNEM RAYLI SİSTEMLER KONUSUNDA ÇOK YOĞUN BİR ÇALIŞMA YÜRÜTÜYORUZ”</strong></p>
<p>Bu dönem özellikle raylı sistemler konusunda çok yoğun bir çalışma yürüttüklerini kaydeden Başkan Altay, “Bugüne kadar yapmış olduğumuz 26.7 km&#8217;ye yeni ilaveler gerçekleştiriyoruz. Bu ilavelerin en başında Stadyum-Şehir Hastanesi Tramvay Hattı inşaatı geliyor. 21.1 kilometrelik bu hattın 10 kilometresini Büyükşehir Belediyesi olarak biz üstleniyoruz. Geri kalan kısımda, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ve Altyapı Genel Müdürlüğümüz süreci yürütüyor. 1. etapla ilgili kısımda inşa işlerinin büyük kısmını tamamladık. 2. etapta da çok yoğun bir çalışma var. Geçtiğimiz haftalarda hep birlikte TÜMOSAN kavşağımızın temelini atmıştık” diye konuştu. </p>
<p><strong>“BURADAKİ TRAFİK SORUNUNU ÇÖZECEK ÜÇ KATLI BİR KAVŞAK İNŞA EDİLMİŞ OLUYOR”</strong></p>
<p>Otogar Kavşağı’nda hayata geçirilecek çalışmadan bahseden Başkan Altay konuşmasına şöyle devam etti: </p>
<p>“Birincisi tramvayımızı yukarıya alacağız ki Stadyum-Şehir Hastanesi Tramvayı’nda bekleme süreleri kısalsın. Taşıtları yukarıya alıyoruz. Böylece mevcut tramvay hattımızın işletmesinde bir miktar süre kazanmayı hedefliyoruz. Buradaki trafik sorununu çözecek üç katlı bir kavşak inşa edilmiş oluyor. Sadık Ahmet Caddesi&#8217;nden Halil Ürün Caddesi&#8217;ne gelenler ya da Halil Ürün Caddesi&#8217;nden Sadık Ahmet Caddesi&#8217;ne geçenler artık bir üst kattan devam edecek. Hemzemin bir geçişimiz olacak ve eksi kottan da Afyonkarahisar istikametine gidenler mevcut alt geçidimizi kullanarak bu hatta inşallah trafiğin de rahatlayacağı bir çözüme kavuşmuş olacağız. Şehrimize hayırlı olmasını temenni ediyorum” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANI URALOĞLU’NA TEŞEKKÜR ETTİ</strong></p>
<p>Başkan Altay, kendilerine böyle bir vizyonla iş yapma imkanı sunduğu için Konyalılar adına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a teşekkür ederek, “Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu Bey&#8217;e de tüm bu altyapı ve üst yapı çalışmalarına, raylı sistem çalışmalarından desteğinden dolayı teşekkür ediyorum. Bugün aramızda bulunan Altyapı Genel Müdürümüz Sayın Eyigün ve ekibine teşekkür ediyorum. Hakikaten bir yerel yönetimle merkezi hükümet ne kadar iyi ve koordineli çalışabiliyor, bunun da en güzel örneğini AYGM ile Konya Büyükşehir Belediyesi gerçekleştiriyor. Emeği geçen müteahhidimize, işçi kardeşlerimize, mühendislerimize de teşekkür ediyor” sözleriyle konuşmasını tamamladı.</p>
<p><strong>“BİR ŞEHİR DÖNÜŞÜM PROJESİ, ŞEHİR ULAŞIM GELİŞTİRME PROJESİ”</strong></p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü (AYGM) Yalçın Eyigün, hayata geçecek projenin yalnızca bir ulaştırma, raylı sistem, karayolu, yaya projesi olmadığını, insan odaklı bir proje olduğunu ifade ederek, “Burası 3 seviyeli bir kavşağa dönüşüyor. Karayolunu yukarıya alıyoruz. Yüzde yüz kesişmesiz serbest yol haline geliyor. Aynı zamanda yeni yapacağımız tramvayın da viyadükten geçtiğini göreceğiz” diye konuştu.<br />Kavşakta bir durak olacağına da değinen Eyigün, “Toplam 763 metreyi bulan bir köprü sisteminin orta yerinde bir istasyon olacak. Orta yerinde 350 metrelik bir viyadüğümüz var. 11 açıklıklı dev kazıklar, 120 santimetre çaplı kazıklar yapacağız. Bunlar zaten başladı. İki makinemiz geldi. Asansörlerimiz, engelli erişimlerimiz çözülmüş bulunarak devam edeceğiz. Bu başlı başına aslında bir ulaştırma projesi. Zaten projenin bedeli, bunun sıradan bir kesişim çözümü olmadığını, bir şehir dönüşüm projesi, şehir ulaşım geliştirme projesi olduğunu gösteriyor. Bu yüzden ben özelde bu çözümleri geliştirirken Büyükşehir Belediyemize, Sayın Başkana ve ekibine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“HER ŞEY KONYA&#8217;MIZIN ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA ÖRNEK ŞEHİR OLARAK MARKALAŞMASI İÇİN”</strong></p>
<p>AK Parti Konya Milletvekili Latif Selvi, şehirler kalabalıklaştıkça ulaşımın her şeyden önemli hale geldiğine vurgu yaparak, “Ulaşım sorununu çözmek belki de şehrin en önemli problemlerinden birisini çözmek anlamına geliyor. Bu anlamda da Büyükşehir Belediyemiz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız hem raylı sistemleriyle, metrosuyla, hafif raylı sistemiyle hem de karayollarıyla ülkemizin, şehrimizin bütün satını birbirine bağlayan ulaşım imkanlarını oluşturuyorlar” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“HEMŞEHRİLERİMİZE DAHA GÜVENLİ VE KONFORLU BİR ULAŞIM İMKANI SAĞLAYACAK”</strong></p>
<p>Konya Valisi İbrahim Akın da Otogar Kavşağı projesinin, genişleyen şehir hareketliliğinin gerektirdiği düzenlemelerin önemli bir parçası olduğuna dikkati çekerek, “Şehrimizin ana ulaşım akslarının kesişim noktasında hayata geçirilen bu yatırım yalnızca bir kavşak düzenlemesi mahiyetinde değil, Stadyum &#8211; Şehir Hastanesi Hattı ile, entegre yapısı ile toplu ulaşımı destekleyecek ve hemşehrilerimize daha güvenli ve konforlu bir ulaşım imkanı da sağlayacaktır. Bizler kamu kurumlarımız, yerel yönetimlerimiz ve tüm paydaşlarımızla iş birliği içerisinde Konya’mızın her alanda gelişmesi ve daha ileriye gitmesi için birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Bu önemli yatırımın şehrimize kazandırılmasında başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımıza, Büyükşehir Belediyemize, tüm kamu kurum ve kuruluşlarımıza ve de emeği geçen herkese teşekkürlerimi ifade ediyorum” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Konuşmaların ardından; AK Parti Konya Milletvekili Ünal Karaman, AK Parti Konya İl Başkanı Fatih Özgökçen, MHP Konya İl Başkanı Remzi Karaaslan, Büyük Birlik Partisi İl Başkan Yardımcısı Mehmet Atasağun, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş’un da katıldığı programda Otogar Kavşağı’nın temeli dualarla atıldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konyada-ulasim-yatirimlarinda-dev-bir-adim-daha-otogar-kavsaginin-temeli-atildi-613580">Konya&#8217;da Ulaşım Yatırımlarında Dev Bir Adım Daha: Otogar Kavşağı&#8217;nın Temeli Atıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Urla&#8217;da Tek Ses: &#8220;Demircili ve Çeşmealtı&#8217;nın Doğası Pazarlık Konusu Olamaz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/urlada-tek-ses-demircili-ve-cesmealtinin-dogasi-pazarlik-konusu-olamaz-613523</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 11:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[balıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[balkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çeşmealtı]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[demircili]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[doğası]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[urla]]></category>
		<category><![CDATA[Yat Limanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613523</guid>

					<description><![CDATA[<p>Urla’nın doğal, tarihi ve kültürel değerlerini koruma kararlılığıyla bir araya gelen vatandaşlar, Demircili Ada Koyu’nda parçalanmak istenen hurda gemiye ve Çeşmealtı’nda planlanan yat limanı projesine karşı tepkilerini güçlü şekilde dile getirmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/urlada-tek-ses-demircili-ve-cesmealtinin-dogasi-pazarlik-konusu-olamaz-613523">Urla&#8217;da Tek Ses: &#8220;Demircili ve Çeşmealtı&#8217;nın Doğası Pazarlık Konusu Olamaz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span>Urla’nın doğal, tarihi ve kültürel değerlerini koruma kararlılığıyla bir araya gelen vatandaşlar, Demircili Ada Koyu’nda parçalanmak istenen hurda gemiye ve Çeşmealtı’nda planlanan yat limanı projesine karşı tepkilerini güçlü şekilde dile getirmeye devam ediyor. Urla Belediyesi öncülüğünde gerçekleşen buluşmada, Urla’nın denizi, kıyıları ve kendine özgü yapısı için mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Demircili Ada Koyu İçin Kararlı Duruş</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, Demircili Ada Koyu’nun yalnızca Urla için değil, İzmir ve Türkiye için önemli bir doğal ve kültürel miras alanı olduğuna dikkat çekerek, bölgenin birinci derece arkeolojik sit alanı statüsünde bulunduğunu hatırlattı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Başkan Balkan açıklamasında şu ifadelere yer verdi:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Vatandaş kendi arazisine ağaç dikemezken, çivi çakamazken, böylesine hassas bir alana tonlarca ağırlığında bir hurda geminin getirilmiş olması kabul edilemez. Urla; turizmiyle, temiz deniziyle, tarımıyla ve doğal yaşamıyla anılan bir kenttir. Hurda metal ve ağır sanayi görüntüsünü burada görmek istemiyoruz. Urla’nın doğası pazarlık konusu olamaz. Gemi, uygun teknik ekipmanla güvenli şekilde bulunduğu yerden kaldırılarak Aliağa’daki lisanslı söküm tesisine götürülmelidir. Bu mümkündür. Yeter ki oldu-bitti anlayışıyla hareket edilmesin. Oldu bittiye izin vermeyeceğiz. Gemi gidene kadar buradayız.”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Geçmişte çevre temizliği çalışmaları nedeniyle hakkında dava açıldığını hatırlatan Balkan, kamu kurumlarının çevre konusunda tutarlı davranması gerektiğini belirterek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan aynı çevre hassasiyetini beklediklerini ifade etti. Ayrıca Balkan, “tüm İzmirli vekillerimizi, belediye başkanlarımızı ve ilgili kurumlarımızı bu haklı mücadelede bizlerle omuz omuza durmaya davet ediyoruz” açıklamasında bulundu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Konu TBMM Gündeminde</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>CHP PM Üyesi ve İzmir Milletvekili Ednan Arslan, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdıklarını belirterek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na soru önergesi verdiklerini açıkladı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Arslan, “Bu gemi buraya hangi izinle geldi? Kim izin verdi? Birinci derece arkeolojik sit alanında bu işlem hangi mevzuata dayanarak planlandı? Kamuoyu adına bu soruların yanıtını talep ediyoruz,” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Demircili Ada Koyu’nun hem arkeolojik hem çevresel açıdan koruma altında olduğunu vurgulayan Arslan, mücadelenin hem Ankara’da hem sahada sürdürüleceğini belirterek, “Bu gemi geldiği gibi gidecek. Doğamızı, kıyılarımızı ve çocuklarımızın geleceğini korumak için yan yana durmaya devam edeceğiz,” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“<b>Bu Alan Kesin Korunması Gereken Sit Alanıdır”</b></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Çevre Gönüllüsü Avukat Şehrazat Mercan, bölgenin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında kesin korunması gereken arkeolojik sit alanı olduğunu hatırlatarak sürecin hukuki boyutunun titizlikle takip edildiğini belirtti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Urla Kent Konseyi Başkanı Hadi Başman ise hurda gemiyi “çevre terörü anıtı” olarak nitelendirerek geminin güvenli şekilde kaldırılması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Urla Belediyesi Meclis Üyesi Prof. Dr. Mesut Önen, Akdeniz’e özgü deniz çayırlarının bulunduğu alanlarda çapa atmanın dahi yasak olduğuna dikkat çekerek hassas deniz ekosisteminin zarar görmesinin telafisi olmayacağını vurguladı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Demircili Ada Koyu’ndaki hurda gemi kaldırılıncaya kadar her Pazar günü saat 13.00’te bölgede bir araya gelinmeye devam edileceği kamuoyuna duyuruldu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Çeşmealtı’nda Yat Limanı Projesine Tepki</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, Çeşmealtı’nda planlanan yat limanı projesine ilişkin yaptığı açıklamada, bölgenin ihtiyaçlarının ve gerçeklerinin göz ardı edildiğini belirterek, Çeşmealtı halkının iradesine ve deniz ekosistemine rağmen bu projenin hayata geçirilmemesi gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Başkan Balkan, geçen yıl da aynı noktada bir araya geldiklerini ve projeye karşı durduklarını hatırlatarak, “Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Yolluca ve Uzun Ada’nın stratejik konumu nedeniyle bu marinanın yapılmasına olumsuz görüş bildirmiş, bu nedenle ÇED süreci sona ermişti. Ancak bugün geldiğimiz noktada, yıllardır denizle yaşayan amatör balıkçılarımızın yaklaşık 400 teknesi yerinden kaldırılmış durumda. Bu teknelerin bağlanabileceği bir alan yok. Oysa mevcut balıkçı barınağı geliştirilebilir,” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Yat Limanı Doğru Yerde Yapılmalı”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Çeşmealtı’nın mevcut altyapısının böylesi büyük bir projeyi kaldırabilecek durumda olmadığını belirten Balkan, “Çeşmealtı’nın altyapısı, ulaşım yolları ve sosyal donatı alanları bu projenin yükünü kaldıramaz. Biz marina yapılmasına karşı değiliz. Ancak doğru yerde yapılmasını savunuyoruz. Gülbahçe ve Balıklıova gibi açık denizle buluşan, yerleşim baskısının daha az olduğu alanlar varken, yaşamın tam merkezine müdahale edilmesini kabul etmiyoruz,” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Limanda Balıkçılara Yer Vermeyecekler”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Tekne sahiplerinin, balıkçı barınağının belediye tarafından işletilmesini talep etmeleri üzerine konuşan Balkan, bu konuda gerekli girişimlerin defalarca yapıldığını belirterek şunları söyledi:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Bu alanın belediye barınağı olabilmesi için Ulaştırma Bakanlığı’nın söz konusu marinayı belediyemize devretmesi gerekiyor. Bu amaçla defalarca dilekçe yazdık ancak herhangi bir yanıt alamadık. Bize devredilmesi halinde, yüzer iskelelerden tekne bağlama alanlarına kadar tüm altyapıyı kısa sürede tamamlayabiliriz. Ancak planlanan marina projesinde balıkçılarımıza, sportif balıkçılarımıza ve küçük tekne sahibi vatandaşlarımıza yer ayrılmıyor. Biz ticari bir marina değil, halkın ve balıkçıların kullanabileceği bir barınak istiyoruz.”</span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Balıkçı Barınakları İl Tarım Müdürlüğüne Devredilecek”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Başkan Balkan ayrıca, balıkçı barınaklarının işletmesinin Tarım İl Müdürlüklerine devredileceğine ilişkin kendilerine resmi bir yazı ulaştığını belirterek, “İzmir genelinde 30 balıkçı barınağı bulunduğu, bunların 4’ünün Urla’da olduğu ifade edilerek yeni bir düzenlemeye gerek olmadığı belirtiliyor. Ancak Urla’nın bir yarımada olduğu ve 111 kilometrelik sahil şeridine sahip bulunduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir,” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>“Yat Limanı Ekosistemi Geri Dönülmez Şekilde Tahrip Edebilir”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Urla Belediyesi Meclis Üyesi, geçmiş dönem Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mesut Önen ise yaptığı konuşmada, yat limanı projesinin bölgenin doğal yapısı ve deniz ekosistemi üzerinde ciddi tahribat yaratacağına dikkat çekti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Liman inşaatı sürecinde bölgeye yoğun bir malzeme taşınacağını belirten Önen, “Liman için onlarca ton malzeme taşınacak, mendirek inşa edilecek ve tüm bu yük mevcut ulaşım yolları üzerinden taşınacak. Bununla birlikte otel, butik ve çamaşırhane gibi çok sayıda ticari işletme açılacak. Limanın etrafı çevrilecek ve bölge halkının kıyıya erişimi zorlaşacak,” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İzmir Körfezi’nde artan kirlilik nedeniyle balıkların üreme alanlarının adalar ve çevresine kaydığını vurgulayan Önen, söz konusu bölgenin deniz canlıları açısından kritik bir üreme sahası olduğunu ifade etti. Önen, “Deniz canlılarının üreme alanlarını değiştirmeleri uzun yıllar alır ve bu süreçte ciddi stres yaşarlar. Planlanan yat limanı ile birlikte yüzlerce tekne sürekli olarak bu bölgeden adalara gidip gelecek, ışık ve gürültü oluşturacaktır. Bu durum balıkların doğal davranışlarını olumsuz etkileyecek, üreme alanlarını terk etmelerine neden olacaktır. Oysa balıklar, içgüdüsel olarak her zaman üredikleri alanlara geri dönme eğilimindedir,” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Urla Belediyesi ve vatandaşlar, Demircili Ada Koyu’ndaki hurda gemi bölgeden kaldırılıncaya ve Çeşmealtı’nda halkın ve doğanın önceliklerini gözeten bir çözüm üretilinceye kadar mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini kamuoyuna saygıyla duyurur.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/urlada-tek-ses-demircili-ve-cesmealtinin-dogasi-pazarlik-konusu-olamaz-613523">Urla&#8217;da Tek Ses: &#8220;Demircili ve Çeşmealtı&#8217;nın Doğası Pazarlık Konusu Olamaz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeş kıskançlığı doğal bir süreç!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kardes-kiskancligi-dogal-bir-surec-613098</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeş Kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613098</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk – Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Lale Allahyarova, kardeş kıskançlığı ve bu süreçte ebeveynlerin dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardes-kiskancligi-dogal-bir-surec-613098">Kardeş kıskançlığı doğal bir süreç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk – Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Lale Allahyarova, kardeş kıskançlığı ve bu süreçte ebeveynlerin dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kıskançlık çevresel faktörlerle, çocuğun kendisiyle, mizacıyla ya da yaş aralığıyla ilgili olabilir! </strong></p>
<p>Kardeş kıskançlığının, neredeyse her görüşmede ailelerle gündeme alınan bir konu olduğunu ifade eden Dr. Lale Allahyarova, “Çünkü psikiyatrik bir rahatsızlık olmasa bile, farklı belirtilerle neredeyse her ailede görülebilecek bir durum.” dedi.</p>
<p>Kardeş kıskançlığını hayatın doğal akışında olması gereken bir süreç olarak tanımlayan Dr. Allahyarova, “Kardeşi doğana kadar ebeveynin sevgisini ve ilgisini tek başına alan çocuk, bunu birisiyle paylaşmak durumunda kalır. Çocuklar her zaman aynı tepkiyi vermez; kardeş geldiğinde ne tepki vereceğini belirleyen birçok faktör vardır. Bu faktörler çevresel olabilir, çocuğun kendisiyle, mizacıyla ya da yaş aralığıyla ilgili olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>1,5–3,5 yaş aralığındaki çocuklarda kardeş kıskançlığı daha sık görülüyor! </strong></p>
<p>Özellikle 1,5–3,5 yaş aralığındaki bir çocuğun, kardeşi doğduktan sonra kardeş kıskançlığı hissetme ihtimalinin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Lale Allahyarova, “Bunun öncelikli sebebi, çocuklarda kalıcı hafızanın iki yaştan sonra oluşmaya başlamasıdır. Kardeşi olan bir çocuk, kendisine hiç bakım verilmemiş ve yeni doğan çocuğa hep bakım veriliyormuş gibi bir algıya sahip olabilir.” dedi.</p>
<p>Bu yaş aralığındaki bir çocuğun hâlâ ebeveynine bağımlı bir ilişki sürdürdüğünü ve ilgi, güvenlik, beslenme gibi ihtiyaçlarının ebeveyn tarafından karşılanmasına muhtaç olduğunu hatırlatan Dr. Allahyarova sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu ihtiyaçları daha fazla gereksinimi olan bir bebekle paylaşmak çocuk için zorlayıcıdır. Altı yaş ve üzeri yaş farkının olması da kardeş kıskançlığı için bir risk faktörüdür. Uzun zamandır tek başına sevgi ve ilgi alan bir çocuk, bunu uzun bir aradan sonra biriyle paylaşmakta zorlanabilir. Kardeş kıskançlığının daha az yoğun görülebileceği yaş aralığı ise iki kardeş arasındaki 4–5 yaş farkıdır. Ancak bu kesin bir belirteç değildir; ebeveyn tutumu ve çocuğun mizacı gibi birçok faktör süreci etkiler.”</p>
<p><strong>Kardeş kıskançlığı doğal bir durum; önemli olan sağlıklı yönetilmesi! </strong></p>
<p>Kardeş kıskançlığı yaşayan çocukların tepkilerinin farklı olabileceğini dile getiren Dr. Lale Allahyarova, “Bazı çocuklar kardeşini görmezden gelerek, sanki yokmuş gibi davranabilir. Bu, hiçbir tepki olmadığı anlamına gelmez; duygularını ifade edemeyen bir çocukla karşı karşıya olabiliriz.” dedi.</p>
<p>Bazı çocukların kardeşine fiziksel şiddet uygulayarak, bazılarının ise ‘keşke gelmeseydin’ ya da ‘keşke kardeşim olmasaydı’ gibi sözlerle duygularını ifade edebildiklerine işaret eden Dr. Allahyarova, “Bu süreci yönetmek oldukça önemlidir. Kardeş doğmadan önce ve sonrasında ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktalar vardır. Kardeş kıskançlığı doğal bir durumdur; ancak çocuğun bu duyguyu sağlıklı bir şekilde işleyebilmeyi öğrenmesi gerekir. Aksi halde benzer rekabet durumlarını okulda ya da ileriki yaşamında da yaşayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kıskançlığı yönetme sürecinde gerçekçi olunması gerekir!</strong></p>
<p>“Kardeş doğmadan önce, tek çocukken çocuğu aşırı şımartmamak ve her istediğini yerine getirmemek önemlidir.” uyarısını yapan Dr. Allahyarova, gebelik planı varsa ya da gebelik mevcutsa, çocuğa bu durum hakkında bilgi verilmesinin ve çocuğu hazırlamanın önemli olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu süreçte gerçekçi olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Allahyarova, şunları söyledi:</p>
<p>“Çocuğa, ‘sana bir oyun arkadaşı gelecek, birlikte oynayacaksınız’ gibi ifadeler yerine, ‘sen küçükken seni böyle besliyorduk, bezliyorduk; o da öyle olacak’ gibi somut ve gerçekçi açıklamalar yapılmalı. Kardeş doğduktan sonra büyük çocuğu kıskançlıkla etiketlemek doğru değildir. Çocuk ‘keşke olmasaydı’ ya da ‘nefret ediyorum’ dediğinde ayıplamak ya da suçlamak yerine dinlemek, anlamak ve ‘bazen ben de yoruluyorum, bazen ben de sinirleniyorum; bu sevmiyoruz anlamına gelmez’ mesajını vermek gerekir. Çocuğa, aynı kişiye karşı hem sevgi hem kızgınlık hissedilebileceği anlatılmalı.</p>
<p>Kıyaslamaktan kaçınmak çok önemli. ‘Sen büyüksün’ ya da ‘sen küçüksün’ gibi ifadelerle sorumluluk yüklemek doğru değil. Ebeveynler bile bu süreci yönetmekte zorlanırken, çocuğun bunu tek başına yönetmesini beklemek gerçekçi olmaz.”</p>
<p><strong>Dengeyi korumak önemli! </strong></p>
<p>Çocuklar arasında kavga olduğunda ebeveynin cezalandırıcı ya da taraf tutan bir rolde olmaması gerektiğini kaydeden Dr. Lale Allahyarova, “Taraf tutmadan, ‘bu konuda anlaşmalısınız; ya birlikte oynayacaksınız ya da sırayla oynayacaksınız’ gibi yönlendirmeler yapılabilir. Gerekirse her iki çocuğa da eşit şekilde sınır konulabilir. Burada önemli olan dengeyi korumaktır.” dedi.</p>
<p>Bazen tüm doğru tutumlara rağmen sürecin zor ilerleyebileceğini de dile getiren Dr. Allahyarova, “Ebeveynler her şeyi doğru yapsa da her zaman istenen sonuç alınmayabilir. Ancak destek almak mümkündür. Kardeş kıskançlığı yaşayan bir çocuk için destek gerekip gerekmediği bazı durumlara bağlıdır. Çocuk duygularını bastırıyorsa ya da kardeş doğumundan sonra gerileme (regresyon) gösteriyorsa destek almak önemlidir. Örneğin tuvalet eğitimini tamamlamış bir çocuk altına kaçırmaya başlayabilir, tekrar bezlenmek isteyebilir, kendi başına yemek yemeyi bırakabilir ya da emzik isteyebilir. Bu durumlar çocuğun daha fazla ilgi alabilmek için geliştirdiği bir baş etme mekanizmasıdır. Aynı şekilde kardeşe yönelik şiddet davranışları da profesyonel destek gerektirebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Amaç kıskançlığı bitirmek değil, çocuğa rekabetle sağlıklı baş etmeyi öğretmek! </strong></p>
<p>Bu süreçte ebeveynin küçük çocuğu büyükten koruyan ya da büyük çocuğu dışlayan bir tutum sergilememesi gerektiğinin altını çizen Dr. Lale Allahyarova, “Çocukların ilişkisi ebeveyn gözetiminde sürdürülmeli; ancak büyük çocuğa da sorumluluk verilerek ailenin bir parçası olduğu hissettirilmelidir. Örneğin bebeğin bezini getirmesini istemek ya da beslenme sırasında küçük görevler vermek bu açıdan faydalı olabilir.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik destek sürecinde ebeveyn tutumları üzerine çalışıldığı ve çocuk için oyun terapisi önerilebildiği bilgisini paylaşan Dr. Allahyarova, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Oyun, çocuğun dilidir. Çocuk ifade edemediği duyguları oyun aracılığıyla yansıtır. Bastırılan duyguların oyunda ortaya çıkması ve kabul görmesi, çocuğun gerçek hayatta da bu duygularla daha sağlıklı baş etmesini sağlar.</p>
<p>Burada amaç kardeş kıskançlığını tamamen ortadan kaldırmak değildir. Rekabet her zaman olacaktır. Önemli olan, bu rekabeti baş edilebilir düzeyde tutmak ve çocuğa ileriki yaşamında karşılaşacağı rekabet durumlarıyla baş etmeyi öğretmektir. Evdeki kardeşle yaşanan rekabet, aslında çocuğu hayata hazırlayan bir deneyimdir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardes-kiskancligi-dogal-bir-surec-613098">Kardeş kıskançlığı doğal bir süreç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklu&#8217;da Binlerce Genç Kış Etkinliğinde Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selcukluda-binlerce-genc-kis-etkinliginde-bulustu-612873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[binlerce]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selçuklu Kent Konseyi Gençlik Meclisi tarafından Bosna Hersek Mahallesi’nde Kış Etkinliği gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcukluda-binlerce-genc-kis-etkinliginde-bulustu-612873">Selçuklu&#8217;da Binlerce Genç Kış Etkinliğinde Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklu Kent Konseyi Gençlik Meclisi tarafından<b> </b>Bosna Hersek Mahallesi’nde Kış Etkinliği gerçekleştirildi. Selçuklu Sanat Akademisi’nde eğitim alan öğrencilerden oluşan Gençlik Meclisi Korosu, “90’lar Pop Konseri” ile gençlere unutulmaz bir akşam yaşattı. </p>
<p>Programda hem klasik hem de sevilen eserler seslendirilirken, etkinlik boyunca çay, salep, kestane ve patlamış mısır ikramında bulunuldu. Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı da etkinliğe katılarak gençlerin coşkusuna ortak oldu. Başkan Pekyatırmacı, gençlere yönelik sosyal ve kültürel etkinliklerin artarak devam edeceğinin müjdesini verdi.</p>
<p><b>Başkan Pekyatırmacı,“ Selçuklu Gençlik Meclisimizin yaptığı bu program ilk ama son program olmayacak ”</b></p>
<p>Kış Etkinliği programında gençlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyduklarını ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Ekim ayında yaptığımız Gençlik Meclisi ziyaretimizde   genç arkadaşlarımız bizden bir konser programı yapmamızı rica etmişlerdi. Konya&#8217;da gençlerin sayısı çok onlara güzel bir konser programı iyi olur dediler. Biz de gençlerden bir ekip oluşturun birlikte yapalım dedik.  Onlarda hızlıca çalışmaya başladılar ve maşallah çok güzel bir şekilde ekip oluşturulmuş. Tüm genç arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Sanat Akademimizle birlikte üç ay süren bir çalışma neticesinde işte böyle yetenekli genç kardeşlerimiz burada sizlerle beraberler. Tabii ki burada kıymetli şefimiz, orkestramız, Sanat Akademisi olarak her zaman bizlerle birlikteler. Bütün programlarımızda çok nitelikli, çok güzel eserleri icra ediyorlar. Selçuklu Gençlik Meclisi her zaman en iyisini yapmak için gayret ediyor.  Şimdi de müzik alanında güzel bir çalışmayı ortaya koyduk ve ilk programı bugün burada sizlerle birlikte gerçekleştiriyoruz. Bu program ilk program ama son program olmayacak. İnşallah bu ekiple ve bundan sonra oluşacak ekiplerimizle programlarımız devam edecek. Hem müzik alanında hem de tiyatro alanında inşallah sizlerle birlikte güzel çalışmalara hep birlikte imza atacağız” dedi.</p>
<p><b>“Gençlerimizin her alanda aktif olması ve kendilerini en doğru şekilde ifade edebiliyor olması hedeflerimiz arasında yer alıyor”</b></p>
<p>Konya’nın, bünyesinde bulundurduğu birçok üniversite ile ciddi bir öğrenci nüfusunu barındırdığını belirten Başkan Pekyatırmacı, “ Tabii öğrenci nüfusunun yoğunluğu da bizim bölgemizde. Selçuk Üniversitesi ve Konya Teknik Üniversitesi&#8217;yle birlikte işte Bosna Hersek Mahallemiz aslında genç nüfusun, öğrenci arkadaşlarımızın çok yoğun olarak bulundukları bir bölge. Bizler de Selçuklu Belediyesi olarak hem Gençlik Meclisimizle hem Sanat Akademimizle gençlerimizin yanındayız. Öğrencilik hayatınızda sadece okul dersleriyle, akademik başarıyla değil kendinizi farklı alanlarda da ifade edebileceğiniz, geliştirebileceğiniz çalışmaları sizlerle birlikte yapmaya gayret ediyoruz. Bu noktada Gençlik Meclisimiz çok önemli bir görevi ifade ediyor. Bugün binlerce üyesiyle Gençlik Meclisimiz Türkiye&#8217;deki en büyük meclislerden bir tanesi üyesinde bulunan çalışma gruplarıyla farklı alanlarda çalışmalar yapıyor ve sosyal, kültürel, sanatsal, sportif faaliyetlerde bulunuyor. Sizlerin hem birbirinizle kaynaşması, tanışması hem de kendinizi farklı alanlarda geliştirebilmeniz için de imkanlar sunuyor. Bu noktada bu çalışmaları yürüten başta Gençlik Meclisi Başkanımız olmak üzere tüm ekibine ve arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum ve siz değerli genç kardeşlerime de gençlik meclisimize gösterdiğiniz teveccüh için ayrıca teşekkür ediyorum. İnşallah sizlerle birlikte bu çalışmalarımızı en güçlü şekilde devam ettireceğiz. Öğrencilik döneminde yapılan çalışmalar çok değerlidir. Öğrencilik yıllarınız belki çok hızlı bir şekilde geçip gidecek ama buradaki hem elde ettiğiniz kazanımlar hem de biriktirdiğiniz hatıralar bir ömür boyunca sizlerle birlikte olacak. O yüzden gençlerimizin her alanda aktif olması ve kendilerini en doğru şekilde ifade edebiliyor olması bizim hedeflerimizin arasında yer alıyor. Sizlerle birlikte olmak çok güzel. İnşallah bu birlikteliklerimiz devam edecek. Mayıs ayında özellikle 19 Mayıs&#8217;ta size sürprizlerimiz olacak. Bunu da şimdiden duyurmuş olayım. Hepinize burada olduğunuz için ayrı ayrı teşekkür ediyor, iyi eğlenceler diliyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcukluda-binlerce-genc-kis-etkinliginde-bulustu-612873">Selçuklu&#8217;da Binlerce Genç Kış Etkinliğinde Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgililik kültürü dönüşüyor &#8220;şiddet ve hiyerarşi&#8221; romantize ediliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sevgililik-kulturu-donusuyor-siddet-ve-hiyerarsi-romantize-ediliyor-612843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 09:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Biçimlerini]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ediliyor]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[Figürü]]></category>
		<category><![CDATA[hiyerarşi]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[romantize]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililik]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla sevgililik kültüründeki dönüşümü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevgililik-kulturu-donusuyor-siddet-ve-hiyerarsi-romantize-ediliyor-612843">Sevgililik kültürü dönüşüyor &#8220;şiddet ve hiyerarşi&#8221; romantize ediliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla sevgililik kültüründeki dönüşümü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Türkiye’de sevgililik ilişkileri muhtelif görünümler sergiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda sevgililik kavramının dönüşüm geçirdiğini ifade eden Dr. Berat Dağ, Türkiye’de eşzamanlı olarak farklı ilişki biçimlerinin yaşandığını söyledi.</p>
<p>“Türkiye&#8217;de sevgililik ilişkilerinin son süreçte muhtelif görünümleri olduğu ifade edilebilir. Ülkede eşzamanlı olarak güven, sevgi ve saygıya dayalı uzun süreli ilişkiler görülebildiği gibi, bu ilişkilerin bunun tersini kapsayan kısa süreli örnekleri de mevcuttur” diyen Dr. Berat Dağ, aşırı bireycileşmenin bazı ilişkileri eşitsiz ve baskıcı bir zemine taşıdığını kaydetti.</p>
<p>Toplumda tarihî değerlerle yeni kazanımların bir arada var olduğuna işaret eden Dr. Dağ, “Bugün tarafların kendi bireyselliğini muhafaza ederek birbiriyle itidalli etkileşimler kurma biçimlerini çoğullaştırmak kritiktir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Medyadaki erkek figürü ataerkillik </strong></p>
<p>Televizyon dizileri ve dijital platformlarda sıkça görülen “güçlü, sert, mafyatik erkek” figürünün romantize edilmesini de değerlendiren Dr. Dağ, bunun toplumsal cinsiyet inşasıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı.</p>
<p>“Konvansiyonel ve yeni medyada sıklıkla karşılaşılan erkek figürünün, ataerkillik ve kapitalizmin şekillendirdiği bir toplumsal cinsiyet inşasıyla ilişkisi olduğu düşünülebilir” diyen Dr. Berat Dağ, medyanın bu süreci süreklileştiren önemli aygıtlardan biri olduğunu belirtti.</p>
<p>Bu figürün dışında kalan bireylerin hayatın farklı alanlarında daha kolay sömürülebileceğine ve baskı altında kalabileceğine dikkat çeken Dr. Dağ, “Bu bağlamda medyanın kahiri ekseriyetinin erkek tahakkümüne rıza gösterilen bu süreci süreklileştiren aygıtlardan biri olduğu vurgulanmalıdır. Medyalar ve toplumsal cinsiyet inşalarının karşılıklı etkileşimi bağlamında bu figürün dışında kalanların doğduğu ailede, okulda, arkadaşlık ortamında, sevgililik ilişkilerinde, kendi kurduğu ailede, işte ve siyasi hayatta hem sömürülmesi hem de baskı altında kalması kolaylaşmaktadır.” diye konuştu.     </p>
<p><strong>Şiddet ve hiyerarşi temelli ilişki biçimi yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Gençlerin partner seçimlerinde “güçlü, sert, mafyatik erkek” karakterlerinin etkili olup olmadığını da değerlendiren Dr. Berat Dağ, şiddet ve hiyerarşiye dayalı ilişki biçimlerinin zaten toplumsal zeminde ivme kazandığını ifade etti.</p>
<p>Şiddet ve hiyerarşiye dayalı ilişki biçiminin, ülkede zaten ivme kazanarak süreklilik gösteren bir nitelik taşıdığını dile getiren Dr. Dağ, “Bu yapının taklit yoluyla toplumsal düzeyde yaygınlaşması ise partner ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. Bireyin nedensizlik üzerinden geometrik olarak artan sahici bir sevgi duygusunu çoğullaştırmaya çalışması oldukça önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Mafyatik ya da toksik ilişki modelleri ‘çekici’ sunuluyor</strong></p>
<p>Mafyatik ya da toksik ilişki modellerinin ‘çekici’ olarak sunulmasının şiddeti normalleştirip normalleştirmediğine ilişkin ise Dr. Dağ, “Şiddet ve hiyerarşi üzerinden şekillenen ilişkilerin meşrulaşması noktasında birçok farklı etkenden söz etmek mümkün. Bu etkenlerden biri de yıkıcı ilişki biçimlerinin doğal ve çekici olduğuna doğrudan veya dolaylı olarak işaret eden söz ve eylemlerdir. Dolayısıyla toplumsal kurumların eşgüdümlü olarak zengin, başarılı, hâkim ve güçlü bir erkekliği meşrulaştırması süreci, aslen uzun sürelidir.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Date kültürü olumlu nitelikler barındırıyor ancak…</strong></p>
<p>Son yıllarda yaygınlaşan “date” kültürüne de değinen Dr. Berat Dağ, “Bireylerin bir ilişkiye başlamadan önce belli aralıklarla randevulaşarak buluşması, aslında birçok olumlu niteliği içermektedir. Bu sayede tarafların birbirine karşı neler hissettiğini anlamlandırması mümkün hale gelmektedir. Fakat tabii her aşırılığın zıddına inkılap ettiği hatırlanırsa bu buluşma ilişkilerinin geldiği konumda hiçbir sorunun ortaya çıkmadığını iddia etmek de güçtür.” diye konuştu.</p>
<p>Salt anlık hazlara odaklanan bireyci eğilimlerin ilişki biçimlerini araçsallaştırabildiğini ifade eden Dr. Dağ, bunun kimseye yabancı gelmeyen bir eğilim olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Toplumsal yalnızlaşmaya karşı direnç de var</strong></p>
<p>Flört, sevgililik gibi kavramların artmasının toplumsal yalnızlığa işaret edip etmediğine ilişkin ise Dr. Dağ, bireyin giderek tecrit edildiği bir dönemde yaşandığını söyledi.</p>
<p>“Bireylerin kendisini tamamen çevresinden soyutlaması kadar birbiriyle çeşitli şekillerde etkileşim kurmaya çabalaması da toplumsal yalnızlaşmaya karşı oluşan bir direnç olarak değerlendirilebilir” diyen Dr. Dağ, bu direncin neden siyasi, iktisadi ve zihniyetsel açıdan bütüncül biçimde ele alınmadığının önemli bir soru olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>Gençleri anlamadan değer aktarılamaz</strong></p>
<p>“Gençleri anlamaya çalışmadan onlara herhangi bir şey anlatmak mümkün değildir. Gençlere yekten yoz, saygısız ve cahil gibi ideolojik etiketlerle yaklaşmak toplumsal sorunları artırmaktan başka bir işe yaramaz” diyen Dr. Dağ, yatay bir iletişim zemininin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Dr. Berat Dağ, “Dolayısıyla gençlerle olabildiğince yatay düzlemde kalarak güven, sevgi, saygı, vefa, sadakat, dayanışma ve özveri gibi değerler üzerinde düşünmeye çalışmak anlamlı bir başlangıç olabilir. Daha açık bir şekilde gençlerin hangi araçlar, modalar ve sanatlarla neden ve nasıl etkileşime girdiği anlaşılmadan tarihî olumlu değerlerin toplumsallaşmasını sağlayacak tartışma mecralarını oluşturmak zordur.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevgililik-kulturu-donusuyor-siddet-ve-hiyerarsi-romantize-ediliyor-612843">Sevgililik kültürü dönüşüyor &#8220;şiddet ve hiyerarşi&#8221; romantize ediliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer Belediyesi&#8217;nden Sigaraya Karşı Bilimsel Söyleşi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-sigaraya-karsi-bilimsel-soylesi-612135</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 12:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Sigara]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigaraya]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[tütün]]></category>
		<category><![CDATA[yürekli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği söyleşide, sigara ve elektronik sigara bağımlılığı bilimsel veriler ışığında ele alındı. Uzmanlar, özellikle gençler üzerindeki risklere dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-sigaraya-karsi-bilimsel-soylesi-612135">Nilüfer Belediyesi&#8217;nden Sigaraya Karşı Bilimsel Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği söyleşide, sigara ve elektronik sigara bağımlılığı bilimsel veriler ışığında ele alındı. Uzmanlar, özellikle gençler üzerindeki risklere dikkat çekti.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi, 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü kapsamında “Bağımlılık Şekil Değiştirir mi? Sigara, Elektronik Sigara ve Akciğer Sağlığı” başlıklı söyleşi düzenledi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen söyleşiye, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi akademisyenlerinden Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Uncu, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşı ile Uzman Dr. Güler Yürekli konuşmacı olarak katıldı. Söyleşiyi Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin de takip etti.</p>
<p><b>“HER YIL 8 MİLYON İNSAN SİGARADAN HAYATINI KAYBEDİYOR”</b></p>
<p>Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Yeşim Uncu, 9 Şubat’ın sigara kullanan bireylerin, bırakma konusunda kendilerini sorgulamaları açısından anlamlı bir gün olduğunu ifade etti. Uncu, her yıl dünya genelinde 8 milyon kişinin tütün ve tütün ürünlerine bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi. Bu sayının, Covid-19 pandemisinde yaşanan ölümlerle kıyaslanabilecek düzeyde olduğuna vurgu yapan Uncu, “Sigara karşısında bir mücadele var ve bu mücadelede elimizdeki tüm imkânları kullanmamız gerekiyor. En önemli adım karar vermek. Bu kararın ardından Türkiye&#8217;nin her yerindeki sigara bırakma polikliniklerinden ücretsiz destek alınabilir” dedi.</p>
<p><b>ÇOCUKLAR BÜYÜK RİSK ALTINDA</b></p>
<p>Uzman Dr. Güler Yürekli ise sigaranın, esrar ve kokain gibi maddelerle kıyaslandığında çok daha hızlı bağımlılık geliştirdiğini belirtti. Sigaranın, yasal düzenlemelere rağmen her yaş grubundaki birey tarafından kolaylıkla ulaşılabilir olmasının büyük bir risk oluşturduğunu söyleyen Yürekli, “Sigara tüm sistemleri etkiliyor ancak en büyük hasar akciğerlerde görülüyor. KOAH, akciğer kanseri ve çeşitli enfeksiyonlara yol açıyor. Kalp-damar sistemi açısından ise kalp krizi, felç, damar tıkanıklığı ve hipertansiyon riskini artırıyor. Ağız, gırtlak ve mide kanserleri açısından da ciddi bir risk faktörü. Pasif içicilikte ise özellikle çocuklar büyük tehlike altında. Astım ve orta kulak enfeksiyonları bu çocuklarda daha sık görülüyor” diye konuştu.</p>
<p>Sigaranın bir alışkanlık değil, doğrudan bir bağımlılık ve hastalık olduğunu vurgulayan Yürekli, günde içilen sigara sayısının önemli olmadığını, bırakmanın önündeki en büyük engellerden birinin ise ürüne kolay erişim olduğunu dile getirdi. Sigara kullanan her 10 kişiden yalnızca birinin kendi başına bırakabildiğini belirten Yürekli, “Bağımlılık psikolojik, davranışsal ve biyolojik boyutları olan çok ayaklı bir süreçtir. Bu nedenle mutlaka bir sağlık profesyonelinden destek alınmalıdır. Başarısız denemeler motivasyonu düşürmemeli. Sigara dumanında bulunan 7 bin toksik maddenin en az 80’inin kanserojen olduğu biliniyor. Puro, nargile, pipo ve elektronik sigara da aynı riski taşır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>YENİ TEHDİT ELEKTRONİK SİGARA</b></p>
<p>Bağımlılığın yeni bir boyutunun elektronik sigaralar olduğunu belirten Prof. Dr. Aslı Görek Dilektaşı ise elektronik sigaraların daha az zararlı olduğu yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Son yıllarda sigara kullanım oranlarının düşmesiyle birlikte tütün endüstrisinin kârlılığının tehdit altında kaldığını ifade eden Dilektaşı, bu nedenle elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin “yenilik” olarak sunulduğunu belirtti. Tütün şirketlerinin “zarar azaltma” söylemiyle hareket ettiğini vurgulayan Dilektaşı, bunun yıllardır uygulanan bir endüstri stratejisi olduğunu kaydetti.</p>
<p><b>HEDEF PAZAR: GENÇLER</b></p>
<p>ABD verilerine göre her 5 lise öğrencisinden birinin ve her 20 ortaokul öğrencisinden birinin elektronik sigara kullandığını dile getiren Dilektaşı, gençler arasındaki kullanım oranının hızla arttığına dikkat çekti. Elektronik sigaraların daha az zararlı olduğu iddiasının bilimsel verilerle çürütüldüğünü ifade eden Dilektaşı, “Geleneksel sigaralarda bulunan zararlı maddelerin tamamı elektronik sigaralarda da yer alıyor” dedi.</p>
<p>Söyleşinin sonunda verilen ortak mesajda, tüm tütün ve nikotin içeren ürünlerden arınmış bir dünya hedeflendiği vurgulanarak, bu mücadelenin yalnızca sağlık ve eğitim sistemleriyle değil, toplumsal bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiği ifade edildi.</p>
<p>Programın sonunda Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin, konuşmacılara katkılarından dolayı teşekkür etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinden-sigaraya-karsi-bilimsel-soylesi-612135">Nilüfer Belediyesi&#8217;nden Sigaraya Karşı Bilimsel Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojik danışman, mali müşavir gibi zorunlu hale geldi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikolojik-danisman-mali-musavir-gibi-zorunlu-hale-geldi-611854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 12:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[danışman]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[hale]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[mali]]></category>
		<category><![CDATA[müşavir]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Seans]]></category>
		<category><![CDATA[sürecin]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[zorunlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, terapi sürecine dair her şey konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-danisman-mali-musavir-gibi-zorunlu-hale-geldi-611854">Psikolojik danışman, mali müşavir gibi zorunlu hale geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, terapi sürecine dair her şey konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Terapiste olan ihtiyaç gerçek mi, yapay mı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, modern çağda terapinin yalnızca bir tedavi değil, bir yaşam gereksinimi hâline geldiğini belirterek, “Geçenlerde bir anne anlatıyordu; çocuğu terapiste gidiyormuş. ‘Anne, sen de çocukken gittin mi terapiye?’ diye sormuş. Anne de ‘Hayır, hiç gitmedim, ihtiyaç da hissetmedim’ demiş. Bu diyalog günümüzün gerçeğini gösteriyor. Şimdi ergenler bile terapi ihtiyacı hissediyor. Peki bu ihtiyaç gerçek mi, yoksa yapay mı? Tartışmalı bir konu. Modernizm, insanın stres yönetimini zayıflattı. İnsan artık problemlerini çözmekte zorlanıyor, duygusal baskı altında hissediyor. Böyle durumlarda terapi bir zorunluluk hâline geliyor.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzde terapiye olan ihtiyacın artışını değerlendirerek, “Modern insan artık yalnız, beklentilerini yönetemiyor, ilişkiler yüzeyselleşti. Bu da terapiste yönelimi artırdı. Artık bir mali müşavir, hukuk danışmanı gibi ‘psikolojik danışman’ sahibi olmak modern yaşamın bir gerekliliği hâline geldi.” diye konuştu.</p>
<p>Modern yaşamın insanın stres eşiğini zorladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlk çağlarda bir insan aslanla, kaplanla karşılaştığında nabzı yılda birkaç kez 140’a çıkardı. Bugün ise şehir trafiğinde, iş hayatında, her gün nabzı 140’a çıkan insanlar var. Stresörler arttı, beklentiler çoğaldı. İnsan artık her istediğini ihtiyaç zannediyor. Halbuki insanın ihtiyaçları sınırsız değil, istekleri sınırsız. Modern çağ, insanı bu farkı unutturdu.”</p>
<p><strong>Yalnızlık artık küresel bir tehdit hâline geldi</strong></p>
<p>Yalnızlığın artık küresel bir tehdit hâline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, modern insanın “derin bağ” kurma kapasitesini kaybettiğini ifade etti:</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Birleşmiş Milletler, küresel ölçekte üç büyük sorun tanımlıyor; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. Yalnızlık çağın salgını hâline geldi. İnsan artık çok arkadaş sahibi ama güvenli, derin ilişkiler kuramıyor. Aile içinde bile güvenli bağ kuramayan gençler, bu ilişkiyi terapistle kurmaya çalışıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Klasik terapi yaklaşımları yerini “pozitif psikoterapi”ye bıraktı</strong></p>
<p>Klasik terapi yaklaşımlarının artık yerini “pozitif psikoterapi”ye bıraktığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Kişi değişim ihtiyacı hissediyorsa ama bunu nasıl yapacağını bilmiyorsa, pozitif psikoterapi devreye girer. Bu yaklaşımda patolojiye değil, potansiyele odaklanırız. Kişinin güçlü karakter özelliklerini ortaya çıkarıp, zayıf yönlerini bu kaynaklarla yönetmesini öğretiriz. Bu, yara açmadan iyileştirme yaklaşımıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerin psikoterapiyi dönüştürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Beyindeki mutlulukla ilgili alanların pozitife odaklı terapilerde daha aktif olduğu görüldü. Negatife odaklı terapiler, kişiyi geçmişe hapsederken; pozitife odaklı olanlar psikolojik bağışıklığı güçlendiriyor. Bu da travmalarla baş etmede daha kalıcı sonuçlar veriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Güven oluşmadan terapi olmaz</strong></p>
<p>Bir terapinin en temel unsurlarından birinin “terapötik ittifak” olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Hiç kimseye anlatamadığı bir şeyi terapistine anlatacak. Eğer terapist geçmişteki danışanlarının isimlerini söylüyorsa, orada güven oluşmaz. Bu, mesleki etik sorunudur. Terapötik ittifak için güven, şeffaflık, samimiyet ve aktif dinleme şarttır. Samimi bir terapist, karşısındaki kişinin beynindeki ayna nöronları harekete geçirir. Bu nedenle güvenin oluştuğu her terapide, duygusal iyileşme çok daha hızlı gerçekleşir.” diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca “nonverbal iletişimin” yani mimik, jest ve beden dilinin terapi sürecinde sözcükler kadar önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar sadece sözle değil, duyguyla iletişim kurar. Bazen bir bakış, bir mimik bin kelimeden daha etkilidir. O sıcaklık hissi, terapinin yarısını çözer.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Her terapi kişiye özel</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, terapi sürecinin kişiselleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Biz genelde 10 seanslık bir hedefle başlıyoruz. Önce kişilik testleri, ilişki değerlendirme ölçekleri yapıyoruz. Kişinin iç ve dış dünyasını, söylemediklerini projektif testlerle anlamaya çalışıyoruz. Sonra hangi terapi yönteminin uygun olduğuna karar veriyoruz. Tıpkı iyi bir tamircinin çantasında her aletin bulunması gibi, terapistin de araçları farklıdır. Bazen bilişsel davranışçı terapi, bazen nörofeedback, bazen psikanaliz gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Psikiyatrist ve psikologların ekip çalışmasının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanı biyopsikososyal ve spiritüel bir bütün olarak ele almak gerekir. Biyolojik altyapı bozuksa, psikolojik müdahaleler tek başına yeterli olmaz. Bu nedenle ilaç tedavisiyle birlikte terapi planı en ideal sonuçları verir. Terapide amaç sadece yarayı görmek değil, kişinin kendini yeniden inşa etmesine yardımcı olmaktır.” dedi.</p>
<p><strong>“Terapist önyargılarını vestiyere asmalı”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, terapistin kimlik rollerinden sıyrılıp, danışan karşısında yalnızca “klinis­yen” rolünde olması gerektiğini dile getirerek, “Terapide paylaşılabilecekler var, paylaşılamayacaklar var. Terapistin kişinin özeline, özrüne ve kutsalına saygı duyması gerekir. Mesela birinin kekemeliği olabilir, bu onun özrüdür. Ya da farklı bir alt kültüre mensup olabilir. Terapist bunu hissettirmemeli. Ön yargılarını vestiyere asmalı. Dışarıda anne, baba, eş, iş insanı, hatta politik kimliği olabilir ama terapide sadece klinisyen kimliğiyle bulunmalı. O role giremeyen, kategorik düşünce yapısına sahip olmayan kişi terapi yapamaz. Her vakayı ayrı değerlendirmek gerekir. Bir gün içinde on farklı vaka görebilirsiniz. Önceki vakayı rafa kaldırmadan yeni vakaya odaklanamazsınız. Bu yüzden yazılı not almak çok değerlidir. Danışan, ‘Benim anlattıklarım önemli, terapistim not alıyor’ duygusunu yaşar. O notlar sonraki seanslarda kullanıldığında güven ilişkisi güçlenir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Nasihatle terapi aynı değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, terapiyi nasihatten ayıran temel farkın “yapılandırılmış bir süreç” olması gerektiğini belirterek, “Bazı kişiler nasihat arıyor. Oysa terapi nasihat değildir. Terapi, kişinin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış bir süreçtir. Hedef belirlenir, yol haritası çizilir. Terapist, başlangıçta değerlendirme ölçekleriyle kişinin durumunu ölçer, terapi sonunda da aynı ölçeklerle değişimi gözlemler. Subjektif ve objektif veriler karşılaştırılır. Böylece terapinin somut etkisi izlenir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan akışı değiştiremiyorsa bakışı değiştirmeli</strong></p>
<p>Danışanların büyük bölümünün sorunlarını dış etkenlere bağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Terapiye gelenlerin yüzde 70–80’i problemi dış nedenlere bağlıyor; eşine, topluma, ekonomiye… Oysa insan akışı değiştiremiyorsa bakışını değiştirmelidir. Kişinin psikolojik kaynakları güçlü olsa bile düşünce çarpıtmaları varsa bunları kullanamaz. Zihinsel esneklik kazandırmak terapi sürecinin önemli bir hedefidir. Biz buna ‘kognitif fleksibilite’ diyoruz. Yani sadece A planı değil, B ve C planlarını da görebilmeli insan.”</p>
<p><strong>Ego savaşları ilişkilere zarar veriyor</strong></p>
<p>Aile ve çift terapilerinde sıkça gözlenen durumun “karşı tarafın değişmesini bekleme” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Yakın ilişkilerde taraflar genellikle birbirini değiştirmeye çalışıyor. Oysa ‘İlişkimizin geleceği için doğru olan nedir?’ sorusunu sormak gerekir. Çoğu kişi ‘Eşim düzelirse ben de düzelirim’ diyor. Her iki taraf da böyle düşününce ego savaşları başlıyor. Değişim önce kendinden başlamalı. Terapi de bu farkındalığı kazandırmakla başlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Değişim isteğinin terapiye başlamanın en önemli koşulu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi sürekli eşini, patronunu, çevresini anlatıyor ama kendinden hiç bahsetmiyorsa bu kişi değişim istemiyor demektir. O yüzden terapide ilk hedef değişim motivasyonu oluşturmaktır. Terapiste gitmeyi kabul etmek bile yüzde 50 iyileşme anlamına gelir. Çünkü bu bir olgunluk göstergesidir.” dedi.</p>
<p><strong>Terapide rahatlama değil değişim hedeflenir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, terapi sürecinde “rahatlama” yerine “değişim” hedefinin altını çizerek, “Bazıları ‘Terapiden çıktım, çok rahatladım’ diyor. Oysa terapinin amacı rahatlama değil, değişimdir. Terapi bir basamak gibidir; kişi her seansta bir adım yukarı çıkmalıdır. Amaç belirlenmeli, bağ kurulmalı ve kişiye ödevler verilmelidir. Bu, terapötik sürecin yapıtaşlarından biridir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Terapötik ilişkinin duygusal boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bazı kişiler terapisti bir bağlanma nesnesi olarak görür; annesi, eşi ya da hayatındaki eksik rolün yerine koyar. Buna ‘transferans’ diyoruz. Terapist, böyle bir durumda profesyonel sınırlarını korumalı ve gerekiyorsa danışanı başka bir uzmana yönlendirmelidir. Aksi hâlde terapi bozulur.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aile içi ilişkilerdeki güç savaşlarına da değinerek, “Bazı kişiler gerçekten ‘hastayı eden’ kişiler oluyor. Ama kişi izin vermezse kimse onu hasta edemez. Kontrol duygusu yüksek, empati yoksunu bireyler karşı tarafı köleleştirmeye çalışıyor. Bu sürdürülebilir değil. Evliliğin ilk dönemlerinde ‘hayır deme becerisi’ kazandırmak çok önemli. ‘Bunu senin için yapıyorum ama doğru değil’ diyebilmek, ilişkileri dengede tutar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Terapinin nihai amacının kişinin kendine tarafsız bakabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan yaşadığı soruna tarafsız olamıyorsa çözüm üretemez. Hep kendini haklı gören kişi, kendi kör noktasını göremez. Terapide hem danışanın hem terapistin kendi ön yargılarına karşı bağımsız olması gerekir. Gerçek değişim ancak bu farkındalıkla mümkündür.” dedi.</p>
<p><strong>10 seanslık bir terapi almak kişinin kendine yatırımı</strong></p>
<p>Terapiye gitmenin bir “lüks” olarak değil, kişinin ruhsal sağlığına yaptığı orta ve uzun vadeli bir yatırım olarak görülmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Tabii lüks gibi gözüküyor ama kişi böyle durumlarda kaybedeceği şeyleri düşündüğü zaman, on seanslık bir terapi almak aslında orta-uzun vadeli bir yatırımdır. Bu, ileride birçok hata yapmasını, yalnız kalmasını, depresyona girmesini önler. Her olayı bir travma olarak değil, geliştiren bir deneyim olarak görebilmek mümkündür. Hayatın olumlu ve olumsuz yönlerini birlikte görebilmeli, ama odağı olumludan yana kurabilmeliyiz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kişinin bunu kendi başına başaramadığı durumlarda “bir bilenden yardım almasının son derece insani ve faydalı” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Hayat yolunda ilerlerken karşına bir engel çıktıysa ve sen aşamıyorsan, danışırsın. Bu konuda yüzlerce hasta görmüş bir uzman, ‘Bu açıdan bak, şöyle yaparsan düzelir’ diyebilir. Eskiden insanlar bu rehberliği bilge kişilerden alırdı, şimdi bunu mesleki formasyon almış terapistler yapıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Terapi sürecinde kültürel uyumun önemine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Terapi eğitiminin içinde bile bu vurgulanır: Kişinin kültürünü, kimliğini ve değerlerini bilmek gerekir. Danışan kendi değerlerini anlamayan bir terapistten fayda göremez. Kültürüne uygun terapistle çalışan kişi daha hızlı yol alır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ terapinin süresini kısaltacak ama yerini alamaz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın terapi sürecindeki rolünü değerlendirerek, “Yapay zekâdan faydalanılabilir. Terapiste gitmeden önce kişi yapay zekâya sorular sorabilir, düşüncelerini tartabilir. Bu, seans sayısını azaltabilir. Belki on seansta yapılacak terapi altı seansta tamamlanabilir. Ama yapay zekâ bilinçli bir varlık değildir. Onu terapist yerine koyarsanız sizi yönetir, çocuk gibi yönlendirir. O yüzden alınan bilgileri terapistle birlikte değerlendirmek gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-danisman-mali-musavir-gibi-zorunlu-hale-geldi-611854">Psikolojik danışman, mali müşavir gibi zorunlu hale geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 09:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[Deyim]]></category>
		<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<category><![CDATA[deyimlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü, Türk Dili Bölümü Öğr. Gör. Selçuk Duman, deyimlerin Türkçedeki yeri, yanlış kullanımların doğurduğu sonuçlar ve dil bilinci üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113">Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü, Türk Dili Bölümü Öğr. Gör. Selçuk Duman, deyimlerin Türkçedeki yeri, yanlış kullanımların doğurduğu sonuçlar ve dil bilinci üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Dilimizde deyimler omurga görevi üstleniyor</p>
<p>Deyimlerin, &#8220;az sözle çok şey anlatma&#8221; sanatının en önemli ve zengin bir yanını temsil ettiğini dile getiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Yüzyılların tecrübesi, neşesi, üzüntüsü ve hayat görüşü, deyimler sayesinde yaşayan kelimelere dökülüp günümüze ulaşmıştır. Uzun uzun anlatılması gereken karmaşık bir ruh halini veya sosyal bir durumu, iki-üç kelimelik bir deyimle özetleyebilmek, insanımızın pratik zekâsını ve dilimizin ifade kabiliyetini gösterir. Bu yönüyle dilimizde deyimler, mecaz ve benzetme anlamlarıyla adeta omurga görevi üstlenmektedir.” dedi.</p>
<p>Deyimlerin bozulması kültürel hafızanın silinmesidir</p>
<p>Deyimlerin yanlış kullanılmasının yalnızca bir “dil hatası” olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Deyimlerin bozulması kesinlikle kültürel ve zihinsel bir kayıptır. Her deyim, arkasında o deyimi doğuran bir hikâye, bir gelenek veya tarihi bir olay barındırır. Deyimi bozduğunuzda, o tarihsel bağı koparmış ve kültürel kodları silmiş olursunuz. ‘Dilsel hata’ deyip geçmek, meselenin ciddiyetini hafife almaktır. Nitekim, kelimeler kaybolduğunda, o kelimelerin taşıdığı ‘dünya görüşü’ de kaybolur.” diye konuştu.</p>
<p>Yanlış bilinen bazı deyimler </p>
<p>Günlük dilde sıkça yanlış kullanılan deyimlere de örnek veren Duman, “Yaygın olanlarını şöyle söyleyebiliriz: ‘Göz var nizam var’ hatalısıdır; doğrusu ‘Göz var izan (anlayış) var’dır. Yine ‘Zürafanın düşkünü, beyaz giyer kış günü’ diye bilinen deyimin aslı ‘Zürefanın (zarif kimselerin) düşkünü’dür. Konunun hayvan olan zürafa ile ilgisi yoktur. ‘Aptala malum olur’ sözü de aslında ‘Abdala (ermiş kişiye) malum olur’ şeklindedir. Bu hatalar, deyimin arka planda yüklendiği bilgi ve gelenek mirasını yok edip, cümleyi anlamsız ve değersiz hale getirebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu bir doğal değişim değil, dilin yozlaşması</p>
<p>Deyimlerin zamanla bozulmasının dilin doğal evrimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Dilde doğal değişim ve gelişim vardır ancak deyimlerin bozulması genellikle ‘bilgisizlik’ ve ‘kulaktan dolma kullanım’ kaynaklıdır. Benzetme yönünü anlamadan, kelimenin ses benzerliğine aldanarak yapılan yanlışlar (Safe yerine safa, izan yerine nizam gibi), zamanla yaygınlaşarak doğruyu kovuyor. Bu doğal bir evrim değil, dilin yozlaşmasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Dijital ortam ‘galat-ı meşhur’ üretiyor</p>
<p>Sosyal medya ve dijital platformların dil üzerindeki etkisine de değinen Öğr. Gör. Selçuk Duman, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dijital ortam, ‘galat-ı meşhur’ (yaygın yanlış) üretim fabrikası gibi çalışıyor. Yanlış bir kullanım sosyal medyada popüler olduğunda, doğrusunu bilenler bile azınlıkta kalarak insanı ‘acaba ben mi yanlış biliyorum’ şüphesine düşüyor. Dilin standartlarını belirleyen kurumlar yerine, sosyal medya fenomenlerinin dil kullanımı, belirleyici olmaya başlıyor ki bu da Türkçenin kuralsızlaşması riskini ortaya çıkarıyor.”</p>
<p>Deyimlerin anlamını bilmeden kullanmak dile yabancılaşmaktır</p>
<p>Deyimlerin bilinçsiz kullanımının, bireyin kendi diline yabancılaşmasının bir göstergesi olduğunu ifade eden Duman, “Anlamını bilmeden deyim kullanmak, rotasını bilmeden gemi kullanmaya benzer. Bu durumda dil kazaları yapılması kaçınılmaz olur. Dil bilinci, kelimenin sadece sesini değil, ruhunu ve kökünü de bilmeyi gerektirir. Bu bilinç, ezbere ve düşünmeden konuşma yapmaktan insanı korur.” dedi.</p>
<p>Genç kuşak deyimlerin çağrışım dünyasından uzaklaşıyor</p>
<p>Gençlerin deyimlerle kurduğu ilişkiyi de değerlendiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Ne yazık ki zayıf ve kopuk buluyorum. Gençler daha çok düz ve gerçek anlam üzerinden düşünüyor ve konuşuyor. Deyimlerin mecaz ve soyut dünyasına girmekte zorlanıyorlar. Emojilerle veya globalleşmiş İngilizce kalıp ifadelerle duygularını ve düşüncelerini ifade etmeyi tercih ediyorlar. Bu zayıflık ve kopuş durumu gençlerin Türkçenin o zengin çağrışım dünyasından mahrum kalmalarına neden oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Deyimler Türkçenin tadı tuzu</p>
<p>Deyimlere sahip çıkmanın, Türkçenin kimliğini korumak açısından hayati olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Çünkü deyimler, Türkçenin ‘tadı tuzudur’. Bir dili sadece gramer kurallarıyla yaşatamazsınız. Ona tadını, kokusunu ve rengini veren deyimlerdir. Deyimlerine sahip çıkmayan bir dil, zamanla mekanikleşir, bir ‘çeviri diline’ dönüşür ve özgünlüğünü yitirir. Kimliğimizi, mizahımızı ve zekâmızı gelecek nesillere aktarmak istiyorsak, deyimlerimizi doğru öğrenmeli, öğretmeli ve yaygın bir biçimde kullanmalıyız.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113">Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği&#8217;ni Hatay&#8217;da toplayalım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-turkiye-saglikli-kentler-birligini-hatayda-toplayalim-610861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 10:05:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[depremin]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[kentler]]></category>
		<category><![CDATA[ni]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610861</guid>

					<description><![CDATA[<p>6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü öncesinde Hatay’da bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, özellikle sağlık alanında ciddi sıkıntılar yaşandığını vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-turkiye-saglikli-kentler-birligini-hatayda-toplayalim-610861">Başkan Tugay: Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği&#8217;ni Hatay&#8217;da toplayalım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü öncesinde Hatay’da bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, özellikle sağlık alanında ciddi sıkıntılar yaşandığını vurguladı. Kamuoyunun dikkatini bölgeye çekmek amacıyla başkanlığını yürüttüğü Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin Hatay’da toplanabileceğini söyleyen Başkan Tugay, “Yapılan destekleri küçümsememek gerekir. İnsanların en büyük ihtiyacı, sorunları tamamen çözülmese bile kendileri için çaba gösterildiğini görmektir. Bu umut verir, insanları güçlendirir. Herkesin elinden geleni yapması gerekiyor” dedi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 6 Şubat depreminin yıl dönümü öncesinde geldiği Hatay’daki ikinci gün programına, Hatay Tabip Odası Başkanı Sevdar Yılmaz ve yönetim kurulu üyelerini ziyaret ederek başladı. Ziyarete; İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Ela Hızlı, Afet İşleri Dairesi Başkanı Eylem Ulutaş Ayatar, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin CHP’li genç meclis üyeleri ile CHP İzmir İl Gençlik Kolları Başkanı Ruhsar Selis Çelik Kınacı da katıldı. Programda, İzmir ile Hatay arasındaki dayanışma köprüsünün güçlendirilmesi vurgulandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ayrıca Hatay Tabip Odası ve bölgedeki sağlık kuruluşlarına tıbbi ve medikal malzeme desteğinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bölgede geleceğe taşınması muhtemel sorunlar var”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Hatay’a depremin yaralarını sarmak amacıyla geldiklerini söyledi. Yurttaşların birçok sıkıntının yanı sıra ciddi sağlık sorunları yaşadığına tanık olduklarını belirten Tugay, depremin ardından kentin yeniden planlanmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Planlamanın sağlıklı yapılmadığını ifade eden Tugay, “Ulaşım, altyapı, sosyal donatı alanları ve sağlık hizmetlerinde ciddi bir plansızlık söz konusu. Yalnızca konut yapımına odaklanılmış durumda. Oysa tüm bunların ötesinde geleceğe taşınması muhtemel sorunlar görüyoruz. Bazı konular doğru planlanmazsa, sorunlar ertelenmiş olur ve bu durum zamanla çözümsüzlüğe dönüşebilir” dedi.</p>
<p><strong>“Kayıp nesil” endişesini paylaştı</strong><br />Depremin birçok felakete yol açtığını anımsatan Başkan Tugay, yüz binlerce insanın bu korkuyu yaşadığını, yaşanan sorunlara ek olarak bölgedeki yurttaşların giderek yalnızlaştığını gözlemlediklerini söyledi. Tugay, ağır travmaların birikerek ciddi psikolojik sorunlara yol açabileceğini ve bunun gelecek nesillere aktarılma riskini taşıdığını vurguladı. Hatay’da kayıp bir neslin ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Başkan Tugay, “Sanırım bu dönemde Hatay’da kayıp bir nesil doğacak. Bundan sonra nasıl bir Hatay olur bilmiyorum ancak depremi yaşayan insanlar, muhtemelen hayatları boyunca bu olayın yarattığı acı ve sıkıntıyla yaşayacak. Tam anlamıyla normal bir hayata dönüş mümkün olmayabilir” diye konuştu. Hatay’da insanlara dokunmanın büyük önem taşıdığını ifade eden Tugay, ortak akla, dayanışmaya ve birlikte hareket etmeye ihtiyaç olduğunu belirterek, “Ne kadar çok insana destek olunursa, ne kadar fazla katkı sağlanır ve ne kadar çok doğru iş yapılırsa hepimiz için o kadar iyi olur. Dünden bu yana bölgede nerede, nasıl katkı sunabileceğimizi değerlendirmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“Bizi her zaman dost olarak görün”</strong><br />Başkan Tugay, Hatay Tabip Odası ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla iletişimin kopmamasının, önümüzdeki süreçte dayanışma ve iş birliğinin güçlendirilmesi açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Sorunların katmanlaşarak devam etmesinin önlenmesi için herkesin sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Tugay, özellikle sağlık alanında yaşanan sıkıntıların giderek arttığına dikkat çekti. Her türlü insani ihtiyaçta destek vermeye hazır olduklarını ifade eden Tugay, “Gerek uzaktan gerekse sahaya gelerek yardımcı olmaya hazırız. Yaşananlar beni derinden etkiliyor. Üzüntüyle birlikte güçlü bir dayanışma duygusuyla yanınızda olduğumuzu bilmenizi isterim. Hatay’ın durumuna kayıtsız kalmayan, yardımcı olmaya hazır insanlarız. Bizi her zaman dost olarak görün. Bugün sorun var ve bugün bir şeyler yapmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Sağlıklı Kentler Birliği toplantısı önerisi</strong><br />Başkan Tugay, 6 Şubat depremlerinden en çok etkilenen kentlerin başında gelen Hatay’da hâlâ çok sayıda sorunun yaşandığını belirterek, kamuoyunun dikkatini bölgeye çekmek amacıyla başkanlığını yürüttüğü Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin Hatay’da toplanabileceğini söyledi. Sağlıklı Kentler Birliği kapsamında Hatay’da toplantılar, çalıştaylar ve bölge buluşmaları düzenlenebileceğini ifade eden Tugay, “Yapılacak destek çalışmalarını küçümsememek gerekir. İnsanların en büyük ihtiyacı, sorunları tamamen çözülmese bile kendileri için çaba gösterildiğini görmektir. Bu durum umut yaratıyor, insanları güçlendiriyor ve geleceğe daha pozitif bakmalarını sağlıyor. Bunun için herkesin elinden geleni yapması gerekiyor. Yaşanan her şey için gerçekten üzgünüm” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yılmaz: İzmir’den gördüğümüz desteği unutmamız mümkün değil</strong><br />Hatay Tabip Odası Başkanı Sevdar Yılmaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kente sunduğu katkının büyük önem taşıdığını söyledi. Depremin ardından binalarının yıkılması nedeniyle konteynerlerde hizmet vermek zorunda kaldıklarını belirten Yılmaz, “Burada ayakta kalmamızda ve güçlenmemizde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çok büyük katkısı oldu. İzmir’den gördüğümüz desteği unutmamız mümkün değil. Birçok kentten önemli destekler geldi. Hepsi için sonuna kadar minnettarız” dedi. Deprem sonrası 56 Aile Sağlığı Merkezi’nin (ASM) yıkıldığını da hatırlatan Yılmaz, hâlâ kayıp olan 5 hekime ulaşılamadığını ifade ederek, “Sabrımız tükendi. Umudumuz sürüyor diyorduk ama yaşadıklarımızdan sonra umut da kalmadı” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-turkiye-saglikli-kentler-birligini-hatayda-toplayalim-610861">Başkan Tugay: Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği&#8217;ni Hatay&#8217;da toplayalım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tugay: Yönümüz de rotamız da üretici ve tüketicinin yanında olmak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tugay-yonumuz-de-rotamiz-da-uretici-ve-tuketicinin-yaninda-olmak-610468</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 15:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Belirterek]]></category>
		<category><![CDATA[fuar]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[rotamız]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[tüketicinin]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üretici]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yanında]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[yönümüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610468</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk tarım sektörünün dünyaya açılan penceresi olan 21. Agroexpo – Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı, Fuar İzmir’de törenle açıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tugay-yonumuz-de-rotamiz-da-uretici-ve-tuketicinin-yaninda-olmak-610468">Tugay: Yönümüz de rotamız da üretici ve tüketicinin yanında olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk tarım sektörünün dünyaya açılan penceresi olan 21. Agroexpo – Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı, Fuar İzmir’de törenle açıldı. 7 Şubat’a kadar devam edecek “Hayat Veren Su” temalı fuarın açılışında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, yön ve rotalarının net olduğunu vurgulayarak, üreticinin ve tüketicinin yanında olmaya devam edeceklerini söyledi. Tugay, Türkiye’nin ve İzmir’in tarımsal üretimde kendi kendine yeten bir şehir ve ülke olması için kararlılıkla çalıştıklarını ifade etti.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın ise sayılı tarım fuarları arasında yer alan Agroexpo – Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı, Fuar İzmir’de kapılarını açtı. Orion Fuarcılık tarafından bu yıl “Hayat Veren Su” temasıyla 21’inci kez düzenlenen fuar, 7 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın ev sahipliğindeki açılış törenine; Özbekistan Tarım Bakanı Yardımcısı Tulkin Sattarov, CHP Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın, İYİ Parti Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Kadir Ulusoy, Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, Bayındır Belediye Başkanı Davut Sakarsu, Tire Belediye Başkanı Hayati Okuroğlu, Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Yeşim Kebapçıoğlu, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Ürün, İzmir Ziraat Odası İl Koordinasyon Kurulu Başkanı İbrahim Erdallı, Orion Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Tan, İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu ile fuarda yer alan ülkelerin temsilcileri ve sektör profesyonelleri katıldı.</p>
<p><strong>Tugay: Dünya, zorunlu bir dönüşüm sürecinin içinde</strong><br />Açılış töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir’in tarım ve fuarcılık kenti olduğunu vurguladı. Fuarda, tarım sektörünü ileriye taşıyacak birçok yenilikçi çözümün yer aldığını belirten Tugay, yapay zekâ destekli tarım makineleri, akıllı sulama sistemleri, veri temelli üretim modelleri ile su verimliliğini artıran teknolojilerin önemine dikkat çekti. Bu çözümlere herkesin ihtiyaç duyduğunu ifade eden Tugay, dünyanın zorunlu bir dönüşüm sürecinden geçtiğini söyledi. Küresel ölçekte ciddi krizlerle karşı karşıya olunduğunu belirten Tugay, gıda krizi, iklim krizi, su krizi ve kuraklığın artık birbirinden ayrı başlıklar olmadığını vurguladı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre 2024 itibarıyla dünyada 673 milyon insanın açlıkla mücadele ettiğini, yaklaşık 2 milyar 600 milyon kişinin ise sağlıklı beslenemediğini aktaran Tugay, bilim insanlarının gezegenin 1 derece ısınmasının temel tarım ürünlerinde yaklaşık yüzde 10 verim kaybına yol açacağını ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Önümüzde iki temel zorunluluk var”</strong><br />2025 yılındaki kuraklığa dikkat çeken Başkan Tugay, su krizi ve kuraklığın artık en görünür tehditler arasında yer aldığını belirtti. Türkiye genelinde son 60 yılda 240 gölden 186’sının tamamen kuruduğunu hatırlatan Tugay, kalan göllerin de kuraklık ve aşırı kirlilik tehdidi altında olduğunu belirtti. Temiz su kaynaklarının hızla azaldığını vurgulayan Tugay, bu tablo karşısında iki temel zorunluluk bulunduğunu ifade etti. Tugay, birincisinin teknolojik dönüşüme uyum sağlamak, ikincisinin ise toplumun tüm kesimleriyle, kamu kurumları, üreticiler, yerel yönetimler ve tüketicilerin katılımıyla ortak ve doğru adımları atmak olduğunu dile getirdi. AGROEXPO’nun teknolojik açıdan yeni ufuklar açtığını belirten Tugay, iş birliği ve ortak akıl boyutuna da aynı ciddiyetle odaklanılması gerektiğini aktardı. </p>
<p><strong>Büyükşehir çalışıyor</strong><br />İzmir’in yüzde 30’unun işlenebilir tarım arazilerinden oluştuğunu belirten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kırsal alanlara yönelik çalışmaları güçlendirmek amacıyla Kırsal Planlama Dairesi Başkanlığı’nı kurduklarını söyledi. Tarım ve Gıda Komisyonu ile Kentsel Gıda Stratejisi ve Eylem Planı’nı hayata geçirdiklerini aktaran Tugay, İzmir ve Türkiye’nin kendi kendine yetebilecek üretim potansiyeline sahip olduğunu vurguladı. Çiftçi nüfusunun yaşlandığına ve gençlerin tarımdan uzaklaştığına dikkat çeken Tugay, bu durumun çözülmesi gereken önemli bir sorun olduğunu belirterek, gençlerin köyleri terk etmemesi için Kiraz’da pilot bir çalışma başlattıklarını ifade etti.</p>
<p><strong>“Desteği 1,5 milyar liraya çıkaracağız”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Milano Kentsel Gıda Politikaları Paktı’na üye olduklarını belirterek, “Son 21 ayda Büyükşehir Belediyesi olarak üreticilerimize 694 milyon liralık destek sağladık. 2026’da bu desteği 1 milyar liraya çıkaracağımızı söyledik ve bu sözümüzün arkasındayız. Önümüzdeki yıl desteği 1,5 milyar liraya çıkaracağız. Üreticilerimizin daha fazlasını hak ettiğini düşünüyorum. Çiftçimizi ve üreticimizi asla yalnız bırakmayacağız” dedi. İZMAR sayısını 2026 yılı içinde 50’ye çıkarmayı hedeflediklerini ifade eden Tugay, “Yönümüz de rotamız da belli. Üreticinin de tüketicinin de yanında olmak. Kentimizin ve ülkemizin her alanda kendi kendine yeten bir yapıya kavuşması için çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Solakoğlu: Çiftçinin köle değil patron olduğu bir Türkiye istiyoruz </strong><br />CHP Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, Türkiye’de çiftçiliğin sürdürülemez bir noktaya geldiğini belirterek, gençlerin tarıma yönelmesi için üreticinin emeğinin karşılığını alması gerektiğini söyledi. Sürdürülebilir tarım için ihtisaslaşmanın şart olduğunu vurgulayan Solakoğlu, üreticinin ürününü değerinde satabildiği, markalaşabildiği ve kazanç sağlayabildiği bir düzeni hedeflediklerini ifade ederek, çiftçinin köle değil patron olduğu bir Türkiye için çalışacaklarını dile getirdi. İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Kadir Ulusoy, tarımın siyaset üstü olduğunu belirterek, Türkiye’de toprak, insan ve suyun iyi yönetilmediğini söyledi. Ulusoy, sağlıklı gıdaya ucuz erişimin öncelik olması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>“Türkiye&#8217;yi dünyaya anlatan çok önemli bir buluşma”</strong><br />İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Agroexpo’nun yalnızca bir fuar değil, kararlılıkla büyütülen ve sahip çıkılan güçlü bir marka olduğunu belirterek, “Fuarımız, Türkiye’nin üretim gücünü, bilgi birikimini ve gelecek hedeflerini dünyaya anlatan çok önemli bir buluşmadır” dedi. İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, su kaynaklarının azaldığını ve birçok bölgede toprak kalitesinin bozulduğunu belirterek, “Dünya tarımı, daha az kaynakla daha fazla ve daha kaliteli üretim yapma zorluğuyla karşı karşıya” diye konuştu. Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Ürün, günümüzde dijitalleşme ve yapay zekânın öneminin sıkça vurgulandığını belirterek, tarım ve hayvancılığın hâlâ en stratejik sektörlerin başında geldiğini söyledi.</p>
<p><strong>Tarımda su ve üretim vurgusu</strong><br />İzmir Ziraat Odası İl Koordinasyon Kurulu Başkanı İbrahim Erdallı, 2025 yılında yaşanan kuraklık, yangınlar, doğal afetler ve iklim krizinin yarattığı tüm zorluklara rağmen çiftçilerin üretimi sürdürdüğünü belirtirken, Orion Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Tan ise suyun tarımın temel unsuru olduğunu vurgulayarak, doğru sulama ve sulama teknolojilerine odaklanılması gerektiğini, vahşi sulamanın artık tarihe gömülmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>60 ülkeden 500 firma</strong><br />AGROEXPO’da 60 ülkeden 500 firma ile yüz binlerce ziyaretçi bir araya gelecek. Fuarın, milyarlarca dolarlık iş hacmi oluşturması hedeflenirken; Tarım 5.0, yapay zekâ destekli tarım makineleri ve akıllı sulama sistemleri gibi yenilikçi teknolojiler de vitrine çıkacak. Panel ve seminerlerde iklim değişikliği ile su güvenliği gibi küresel sorunlar ele alınacak. Alım Heyeti Programları kapsamında Avrupa, Afrika, Balkanlar ve Türki Cumhuriyetlerden gelen iş insanları üreticilerle görüşmeler gerçekleştirecek. Bu iş birliklerinin Türkiye’nin ihracatına milyarlarca dolarlık katkı sağlaması amaçlanıyor. Fuar, 3–7 Şubat 2026 tarihleri arasında 10.00–18.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tugay-yonumuz-de-rotamiz-da-uretici-ve-tuketicinin-yaninda-olmak-610468">Tugay: Yönümüz de rotamız da üretici ve tüketicinin yanında olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 10:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilikler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610023</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişiliklerin bireysel ilişkilerde ve toplumsal hayatta yarattığı risklere dikkat çekerek, “Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür. İnsan karakterindeki bazı özellikler de böyledir. Yerinde ve ölçülü kullanıldığında faydalı olabilir, ama manipülatif şekilde kullanılırsa toksik hale gelir” dedi.</p>
<p><strong>Zorba ve kurban ilişkisi ortaya çıkar</strong></p>
<p>Toksik ilişkilerde genellikle manipülasyonun ön planda olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Normal görünen bir ilişki, manipülasyon başladığında toksikleşir. Bu ilişkilerde zorba ve kurban vardır. Zorba kişiler adaylarını iyi seçer, manipüle eder, üzerinde baskı kurar. Bazı kişiler bunu kasıtlı yapar, bazıları ise karakterinin gereği olarak farkında olmadan yapar. İki tür kişilikten söz ediyoruz: Kasten manipüle edenler ve bunu doğru zannettiği için yapanlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>B tipi kişilikler empati yoksunudur</strong></p>
<p>Kişilik bozukluklarını da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle B tipi kişilikler risk taşır. Narsistik, antisosyal, histrionik ve paranoid kişilik bozuklukları toksik ilişkilere zemin hazırlar. Bu kişiliklerin ortak özelliği empati yoksunluğudur. Egoları çok yüksektir, eleştiriye kapalıdırlar. Eleştiriyi tehdit olarak algılar, hemen dost-düşman ayrımı yaparlar. Böyle kişiler karar verici pozisyonda olduklarında büyük tehlike doğar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Karanlık üçlü kanser hücresi gibi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, narsistik kişilik, Makyavelistlik ve antisosyal eğilimlerin birleşimine “karanlık üçlü” denildiğini belirterek, “Bu üçlü bir araya geldiğinde kanser hücresi gibi davranır. Kanser hücresi sınırsızdır, sorumsuzdur, doyumsuzdur. Sadece kendini büyütür, çevresini yutar. Toksik kişilikler de aynıdır. Empati yapmaz, sadece ‘hep bana’ der. Vücudumuzda bağışıklık sistemi kanser hücresine sınır koyar, durdurur. İnsan ilişkilerinde de aynı yöntem geçerlidir: Sınır koymazsanız toksik kişilikler büyür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Niyet analizi yapılmalı</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerle baş etmede en kritik noktanın “niyet analizi” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi manipülasyonu kasten mi yapıyor, yoksa doğru olduğuna inanarak mı yapıyor? Bu ayrımı yapmak gerekir. Hukuktaki gibi kasti suç ile taksirli suç arasında fark vardır. Kasten yapanlara karşı daha dikkatli olmak gerekir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hayır diyemeyenler hasta oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle aile içindeki toksik ilişkilerin ağır psikiyatrik tablolar doğurabileceğini ifade ederek, “Üç çocuklu bir kadın ağır depresyonla geldi. Evde kayınvalideyle yaşıyorlardı. Kayınvalide iyi niyetliydi ama evin tüm düzenini o belirliyordu. Eşi de tamamen annesinin tarafını tutuyordu. Kadın hiçbir sınır koymamıştı, hep fedakârlık yapmıştı. Sonunda ağır depresyona girdi ve hastaneye yatırmak zorunda kaldık. Oysa sorun kayınvalide değil, kadının sınır koyamamasıydı. Fedakârlık şeması ve merhamet yorgunluğu dediğimiz tablo buydu.” dedi.</p>
<p><strong>Kendine zarar verme özgürlüğü yok</strong></p>
<p>Fedakârlığın kültürel olarak yüceltildiğini ancak kişinin kendi ruh sağlığını hiçe saymasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bizim kültürümüzde ‘evi dişi kuş yapar’ anlayışı vardır. Ama kişi kendi haklarını yok sayarsa, ‘aman olay çıkmasın’ diye sürekli taviz verirse sonunda hasta olur. İnsanın başkasına zarar verme özgürlüğü olmadığı gibi, kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Bu nedenle toksik ilişkilerde en önemli korunma mekanizması, sınır koyma becerisidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Toksik kişilikler farklı yöntemlerle insanları köleleştiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerin farklı yöntemlerle insanları köleleştirdiğini belirterek, “Kimisi överek, kimisi azarlayarak, kimisi şiddetle köleleştirir. Ama yöntem değişse de amaç aynıdır; karşı tarafı kontrol altına almak” dedi.</p>
<p><strong>Antisosyaller şiddet uygular, narsistler överek köleleştirir</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerin davranışlarını örneklendiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Egosu yüksek kişiler farklı yöntemler kullanır. Narsistik kişilik, eşini över, yüceltir. Ardından ‘bana her istediğimi yapacaksın’ der, köle-efendi ilişkisi kurar. Başkaları ise eşini aşağılar, özgüvenini yerle bir eder, depresyona sokar ama bunu ‘senin için yaptım’ diye sunar. Yani biri överek köleleştirir, diğeri ezerek köleleştirir. Antisosyal kişiliklerse daha da farklıdır, sosyal normları yoktur, merhametleri yoktur, suça beceriklidirler, çok rahat şiddet uygularlar.”</p>
<p><strong>İçine atmak en büyük hata</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik ilişkilerde en çok yapılan hatanın sessizlik olduğunu belirterek, “Kurban olan taraf genelde ‘aman olay çıkmasın, çocuklar etkilenmesin’ diyerek içine atıyor. Bu, en büyük hatadır. Oysa yapılması gereken güzellikle sınır koymaktır. ‘Bu yaptığın yanlış, ben bunu onaylamıyorum. Ama evliliğimizin geleceği için katlanıyorum’ denirse karşı taraf savunmaya geçmez” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ego savaşları orman kanununa döner</strong></p>
<p>İlişkilerdeki ego savaşlarına da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şu an ‘o bağırınca sen de bağır, o bir şey fırlatıyorsa sen de fırlat’ gibi öneriler var. Bu yöntem ego savaşlarını körükler. Ego savaşlarının olduğu yerde orman kanunları geçerli olur. Güçlü zayıfı ezer. Ekonomik veya fiziksel gücü fazla olan kazanır. Oysa burada hisseden beyin değil, düşünen beyin kullanılmalı. Karşı taraf bağırmaya başladığında ‘yavaş konuşur musun, seni anlamak istiyorum’ demek çok etkilidir. Çünkü bağırarak yavaş konuşmak mümkün değildir. Böylece düşünen beyin devreye girer ve öfke kırılır.” dedi.</p>
<p><strong>Fırtınalara dayanabilen ilişkiler uzun ömürlüdür</strong></p>
<p>Evliliklerde üç dönem olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Birinci dönem romantizm, ikinci dönem ego savaşları, üçüncü dönem bağlılıktır. Asıl kırılma ikinci dönemde olur. Bu dönemde sorun çözme becerilerini kullanan çiftler bağlılık dönemine geçer. İşte o zaman ömür boyu süren bir aşk doğar.</p>
<p><strong>Narsistler sert duvara çarptığında değişir</strong></p>
<p>B tipi kişiliklerin eleştiriye kapalı olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Narsistik, antisosyal, histrionik kişilikler eleştiriyi tehdit olarak görür. Ama hayatın sert duvarına çarpınca değişmeye başlarlar. Narsistik yaralanma yaşadıklarında yalnız kaldıklarını fark ederler. Etraflarındaki ilişkilerin sahte olduğunu anlarlar. Çünkü insanlar onları değil, menfaatlerini seviyordur. Bu kişilerin değer verdiği şey para, makam ya da ailesi olabilir. Onun zarar gördüğünü fark ettiklerinde hızla dönüşürler. Eşi ‘artık ayrılacağım’ dediğinde, narsist bir eş birdenbire özeleştiriye başlar” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik ilişkilerde bazen iki toksik birleşir…</strong></p>
<p>Tarhan, toksik ilişkilerin yalnızca tek taraflı olmayabileceğini de anlatarak, “Narsistik biriyle toksik özellikteki bir başka kişi birleşebiliyor. Bazen borderline kişiliklerde de toksik ilişkiler olur. ‘Senden nefret ediyorum, Allah belanı versin’ deyip ardından ‘sakın beni bırakma’ diyen bölünmüş duygular buna örnektir.” diye konuştu.</p>
<p>Toksik kişiliklerin çoğunda çocukluk travmalarına rastlandığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Çözülmemiş travmalar Etna Yanardağı gibidir, uyur ama bir gün patlar. Psikoterapide farklı başa çıkma yöntemleri vardır. Problem odaklı, duygu odaklı, bedensel ve spiritüel başa çıkma yolları vardır. Kişinin kişilik profiline göre hangisi uygunsa onu kullanıyoruz. Şimdi pozitif psikoterapi ön plana çıktı. Yani kişiyi geçmiş travmalara boğmadan savunma mekanizmalarını güçlendirip ego gücünü artırıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Evin küçük hükümdarı gibi büyütülüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilik özellikleri taşıyan bireylerin hem aile içi hem de sosyal hayatta ciddi yıkımlara yol açabileceğini belirterek, “Bu kişiler empati yoksunu, haz ve çıkar odaklıdır. Beyinlerinde ‘ver’ butonu yoktur, sadece ‘al’ butonuyla hareket ederler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toksik kişiliklerin genellikle çocuklukta yanlış yetiştirme tarzıyla şekillendiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Böyle kişilere bakarsanız çocukluklarında hep altın tepside her şey sunulmuştur. Evin küçük hükümdarı gibi büyütülmüşlerdir. Prens ve prenses gibi büyütülmüş, hep almaya yönelik yetiştirilmişlerdir. Bu yüzden karşı tarafın acısını, hakkını göremezler.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Toksik kişilerin eleştiriye tahammülsüz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişiler kendilerine ‘hayır’ diyeni düşman gibi görürler. Haksızlık yaptıklarının farkında değildirler. Onlara karşı eleştirel duruş sergilemek cesaret ister. Bu kişiler güçlü olanın yanında köleleşir, zayıfları ezerler. Çıkar odaklıdırlar. Yalan söylemekte zorlanmaz, manipülasyona başvururlar. Dost ve düşman diye ayırırlar. İtaat etmeyenleri tehdit olarak görürler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Öz güvenleri düşük, sıradan olmaktan korkuyorlar</strong></p>
<p>Dışarıdan güçlü gibi görünen bu kişilerin aslında öz güven sorunu yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişilerin arka planında sıradan olma korkusu vardır. Kendilerini yetersiz ve değersiz hissederler. Bu yüzden güçlü rol oynamaya çalışırlar. Çoğu zaman narsistik yaralanma yaşadıklarında intihara eğilimli olabilirler, bazen de eşini öldürüp kendini öldürebilirler.” dedi.</p>
<p><strong>İlişkilerde başarısız oluyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerle yaşayanların da ağır bedeller ödediğini ifade ederek,<strong> </strong>şöyle devam etti:</p>
<p>“Böyle durumlarda ilaç tedavisi tek başına yeterli olmaz. Çift terapisi, stres ve ilişki yönetimi eğitimleri gerekir. Eğer taraflarda iyi niyet varsa, altın orta nokta kuralıyla adım adım ilerleyerek sağlıklı bir ilişki kurulabilir. Hataların fark edilmesi ve yöntem değişikliği önemlidir. Aksi halde bu kişiler sürekli aynı çatışmaları tekrarlar. Bu kişiler mantıksal zekâda çok başarılı olabilirler, ancak duygusal ve sosyal zekâları düşük olduğu için ilişkilerinde başarısız olurlar. Duygusal okuryazarlık geliştirilmezse en yakınlarına bile zarar verebilirler. Çözüm; farkındalık, öz eleştiri ve doğru yöntemleri öğrenmektir.”</p>
<p><strong>Dışarıya melek gibi görünüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve narsizm üzerine yaptığı değerlendirmelerde, bu kişilerin farklı alt türleri bulunduğuna işaret ederek, “Dışarıya melek gibi görünen, evde zorba olan pasif-agresif narsistler vardır. Bazıları mükemmeliyetçi narsisttir; kendisini mükemmel görür ve herkesi aşırı kontrol ederek domine etmeye çalışır. Bir de alçak gönüllü rolü oynayan narsistler vardır. Çıkarlarına dokunana kadar melek gibidirler, fakat bir gün çıkarlarına ters düşerseniz aniden canavara dönüşürler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişiyi tanımak için stres anlarına bakmak lazım</strong></p>
<p>Narsistik özelliklerin en çok zorlayıcı durumlarda ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın gerçek kişiliği ya stres, kayıp, ticari kriz ya da uzun bir yolculuk sırasında ortaya çıkar. Çünkü maskeler uzun süreli ilişkilerde düşer. Kişiyi anlamak için sadece görünen davranışlarına değil, kriz anlarında nasıl davrandığına da bakmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağlanma bozukluğu olanlar kurban olur</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerin karşısında en çok zarar gören grubun “bağlanma sorunları” olan kişiler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.  Tarhan, “Bu kişiler özgüveni düşük, yalnızlığa tahammül edemeyen bireylerdir. Çocukluk çağında annesiyle ya da babasıyla sağlıklı bağlanma kuramayan kişiler, ileride yanlış kişilere yapışır. Onlar için ilişki bir yara bandı gibidir. Yara bandı yarayı kapatır ama iyileştirmez; acıtır, kanatır, kişi yine aynı ilişkiye sarılır. İşte patolojik bağlanmalar böyle oluşur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genetik kader değildir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilik bozukluklarının çocukluk travmaları ve genetik yatkınlıklarla ilişkisine de değinerek, “Genetik yüzde 30-40 etkilidir ama geri kalan yüzde 60-70 epigenetik mekanizmalardır. Yani aileden öğrenilen yanlış davranış kalıplarıdır. Kişi bunları fark ederse değiştirebilir. Yaşanan hayat olayları, şoklar bu değişim için fırsattır. Epigenetik mekanizmaları doğru şekilde çalıştıran bir kişi kaderini değiştirebilir.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mübadil Kentlerin Başkanları Mudanya&#8217;da Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mubadil-kentlerin-baskanlari-mudanyada-bulustu-609417</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 21:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ata]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanları]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentlerin]]></category>
		<category><![CDATA[mübadil]]></category>
		<category><![CDATA[mudanya]]></category>
		<category><![CDATA[nü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mudanya, mübadelenin 103. yılında mübadil kentleri aynı masada buluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mubadil-kentlerin-baskanlari-mudanyada-bulustu-609417">Mübadil Kentlerin Başkanları Mudanya&#8217;da Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Mudanya, mübadelenin 103. yılında mübadil kentleri aynı masada buluşturdu. </span></span></b><b><span><span>“</span></span></b><b><span><span>Aynı Evden, Ayrı Dünyalara” </span></span></b><b><span><span>temas</span></span></b><b><span><span>ıyla düzenlenen anma etkinliklerinde Girit fotoğrafları sergisi açıldı, göç yollarında yaşamını yitirenler anısına denize karanfiller bırakıldı, Girit Mahallesi</span></span></b><b><span><span>’</span></span></b><b><span><span>nde mübadeleyi anlatan tiyatro g</span></span></b><b><span><span>ö</span></span></b><b><span><span>sterimi sahnelendi. Mübadil kentlerin belediye başkanlarının bir araya geldiği panelde ise, Başkan Deniz Dalgıç’ın </span></span></b><b><span><span>ö</span></span></b><b><span><span>nerisiyle Mübadil Kentler Birliği kurulması çağrısı yapıldı.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Türk-Yunan Nü</span></span><span><span>fus M</span></span><span><span>übadelesi</span></span><span><span>’</span></span><span><span>nin 103. yıl d</span></span><span><span>ö</span></span><span><span>nümü, Mudanya Belediyesi tarafından </span></span><span><span>“</span></span><span><span>Aynı Evden, Ayrı Dünyalara” </span></span><span><span>temas</span></span><span><span>ıyla düzenlenen kapsamlı etkinliklerle Mudanya</span></span><span><span>’</span></span><span><span>da an</span></span><span><span>ıldı. Anma programı, mübadil kentlerin belediye başkanlarını buluşturdu, mübadelenin kent hafızasında bıraktığı izleri ve ortak geleceğe dair sorumlulukları konuşuldu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Türkiye ve Yunanistan arasında 30 Ocak 1923</span></span><span><span>’</span></span><span><span>te imzalanan Türk-Yunan Nü</span></span><span><span>fus M</span></span><span><span>übadelesine İlişkin S</span></span><span><span>ö</span></span><span><span>zleşme ve Protokolü’nün yıl d</span></span><span><span>ö</span></span><span><span>nümü dolayısıyla düzenlenen ve Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’ın ev sahipliği etkinliklere, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Kuş</span></span><span><span>adas</span></span><span><span>ı Belediye Başkanı Ö</span></span><span><span>mer G</span></span><span><span>ünel,  Nilüfer Belediye Başkanı Ş</span></span><span><span>adi </span></span><span><span>Özdemir, siyasi parti temsilcileri, mübadil dernekleri, akademisyenler ve vatandaşlar katıldı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Mütareke Müze Evi </span></span><span><span>ö</span></span><span><span>nünde düzenlenen t</span></span><span><span>ö</span></span><span><span>rende, Lozan Mübadilleri Vakfı ile Türkiye</span></span><span><span>’</span></span><span><span>deki mübadil kuruluşları tarafından imzalanan 103. Yıl Bildirisi okundu, ardından göç yollarında yaşamını yitirenler anısına denize kırmızı karanfiller bırakıldı. Program kapsamında düzenlenen </span></span><span><span>“</span></span><span><span>Mübadeleyle Yüzleşen Kentler” başlıklı panelde ise, mübadil nü</span></span><span><span>fusla </span></span><span><span>şekillenmiş kentlerin belediye başkanları bir araya geldi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>DALGIÇ’TAN MÜ</span></span></b><b><span><span>BAD</span></span></b><b><span><span>İL KENTLER BİRLİĞİ ÖNERİSİ</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Başkanlar oturumundatoplumsal hafızanın korunmasının </span></span><span><span>ö</span></span><span><span>nemini anlatan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Türkiye</span></span><span><span>’</span></span><span><span>den g</span></span><span><span>öç </span></span><span><span>eden m</span></span><span><span>übadillerin yaşamlarına dair pek çok veriyi kayı</span></span><span><span>t alt</span></span><span><span>ına aldığını, buna karşın s</span></span><span><span>ö</span></span><span><span>zlü tarih alanında </span></span><span><span>ö</span></span><span><span>nemli bir eksiklik bulunduğunu ifade etti. Dalgıç, bu eksikliğin ancak ortak bir çabayla giderilebileceğini vurguladı. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Somut ve kalıcı adımlar atılması gerektiğini belirten Dalgıç, mübadil kentler arasında kurumsal bir iş birliği zemini oluşturulması önerisini dile getirerek, Mübadil Kentler Ağı ya da Mübadil Kentler Birliği kurulmasının </span></span><span><span>ö</span></span><span><span>nemine işaret etti. Dalgıç, bu yapı aracılığıyla düzenli buluşmalar ve ortak projeler geliştirilebileceğini belirterek, ortak hafızanın canlandırılması, s</span></span><span><span>ö</span></span><span><span>zlü tarihin yazılı ve somut hale getirilmesinin gelecek kuşaklar açısından kritik olduğunu, farklı kentlerdeki küçük bir bilginin bile başka bir kentteki hikayeyi tamamlayabileceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b>BOZBEY: </b><b><span>“</span>ATAT</b><b>ÜRK EN BÜ</b><b>Y</b><b>ÜK GÖÇ</b><b>MENDİR”</b><br />Bir mübadil torunu olduğunu ve dedelerinin 450 yıl sonra ata topraklarına döndüğünü anlatan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, mübadil derneklerinden; anıları, hatıraları ve yaşanmışlıkları yazılı olarak ellerinde bulundurmalarını istedi. Kendisinin de bir muhacir olduğunu ifade eden Bozbey, şöyle konuştu: </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“</span>Mustafa Kemal Atatürk bizim en büyük mübadil göçmenimizdir. Atatürk şunu söylemiş, <span>‘</span>Nerede bir Yörük çadırı görsem duman tüttüğünü de gördüğümde Cumhuriyet emin ellerdedir…’ Mübadillerin bu ülkeye bakışı bu. Aslında Mustafa Kemal Atatürk bunu çok net biçimde bilenlerdendir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b>G</b><b>ÜNEL: </b><b><span>“</span>MUDANYA</b><b><span>’</span>DA EVİ</b><b>MDE GİBİ HİSSETTİM”</b><br />Mübadil kökenleri olan bir kentten, mübadil kökenleri olan bir kente geldiğini ve çok sıcak bir misafirperverlikle karşılaştığını söyleyen Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel de <span>“</span>Sanki Kuşadası&#8217;ndaymışım gibi bir hisse kapıldım” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Mübadil göçü alan ve yoğun mübadil kökeni olan bir kentin belediye başkanı olarak olabildiğince o duyguları paylaşmaya çalıştığını ifade eden Günel, <span>“</span>Yaşadığımız kentin insanlarının duygularını, hissiyatını, kökenlerini bilmezsek o kentte doğru yönetemeyeceğimizi düşündüğüm için bir Yörük olarak mübadil duygularını da samimiyetle paylaşıyorum” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“</span>Mübadele Kültürü” başlıklı oturumda konuşma yapan, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşegül İnginar Kemaloğlu, yazar Saba Altınsay ve araştırmacı, tarihçi-yazar Raif Kaplanoğlu ise sözlü tarih alanında gerçekleştirdiği çalışmaları aktardı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Etkinlikler dahilinde, Mudanya Belediyesi Tiyatro Topluluğ</span></span><span><span>u g</span></span><span><span>öç edenlerin yaşadığı zorlukları Girit Mahallesi</span></span><span><span>’</span></span><span><span>nde düzenlediği bir performansla canlandırdı</span></span><span><span>. Program </span></span><span><span>çerçevesinde, mübadillerin anısına hazırlanan </span></span><span><span>“</span></span><span><span>1900</span></span><span><span>’</span></span><span><span>lü </span></span><span><span>Y</span></span><span><span>ılların Başları</span></span><span><span>nda Girit</span></span><span><span>” isimli fotoğraf sergisi de Cumhuriyet Galerisi</span></span><span><span>’</span></span><span><span>nde açıldı. </span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mubadil-kentlerin-baskanlari-mudanyada-bulustu-609417">Mübadil Kentlerin Başkanları Mudanya&#8217;da Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Etkili iletişim, kişisel markanın temelini oluşturuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/etkili-iletisim-kisisel-markanin-temelini-olusturuyor-609035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[markanın]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturuyor]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[söyledi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[temelini]]></category>
		<category><![CDATA[vurgu]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin dördüncüsü gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/etkili-iletisim-kisisel-markanin-temelini-olusturuyor-609035">Etkili iletişim, kişisel markanın temelini oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin dördüncüsü gerçekleştirdi. “Etkili iletişim: Günlük yaşamda iletişimin gücü” başlığıyla çevrimiçi düzenlenen seminere yoğun katılım sağlandı.</p>
<p><strong>İletişim bilinçli, stratejik ve tasarlanmış bir süreç</strong></p>
<p>Seminerin konuşmacısı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özge Uğurlu Akbaş oldu. Doç. Dr. Akbaş, konuşmasında etkili iletişimin yalnızca konuşmakla sınırlı olmadığını vurgulayarak, iletişimin bilinçli, stratejik ve tasarlanmış bir süreç olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Doç. Dr. Akbaş, iletişimi yalnızca mesaj aktarımı olarak görmenin yetersiz olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“İletişim kuruyoruz, konuşuyoruz, kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Ancak iletişim kurmakla etkili iletişim kurmak aynı şey değil. Etkili iletişim kurabilmek için ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz, ne zaman söylediğimiz ve hangi kelimeleri seçtiğimiz de son derece önemlidir. Aslında iletişimi tasarlıyor olmamız gerekir.” </p>
<p><strong>Sağlıklı iletişimin temelinde “iyi bir dinleyici olma” becerisi var</strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Uğurlu Akbaş, etkili ve sağlıklı iletişimin temelinde “iyi bir dinleyici olma” becerisinin yer aldığını ifade ederek, günlük hayatta sıklıkla yapılan dinleme hatalarının iletişimi zayıflattığını ve bu hataların fark edilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>İyi bir dinleyici olup olmadığımızı sorgulamamız gerektiğini de kaydeden Doç. Dr. Akbaş, dinleme sürecindeki en yaygın hataları şu sözlerle dile getirdi:</p>
<p>“Konuşmayı bölüyor muyuz? Eğer sık sık bölüyorsak ve bu bir alışkanlığa dönüştüyse, buna mutlaka bakmak gerekiyor. Elbette bazı özel durumlarda müdahale edilmesi gerekebilir; ancak bu davranış rutin hale geldiyse, etkili bir dinleme pratiğinden söz edemeyiz. Bunun yanında konuşma esnasında başka şeylere bakmak da günümüzün en yaygın sorunlarından biri. Dijital çağda çoğumuzun elinde bir telefon ya da dikkatini dağıtan bir ekran var. Konuşma sırasında telefona bakmak, başka biriyle mesajlaşmak ya da zihinsel olarak orada olmamak, iyi bir dinleyici olmadığımızın açık göstergeleridir.”</p>
<p>Kelimelerin gücüne de değinen Doç. Dr. Akbaş, kullanılan dilin yalnızca anlam değil, aynı zamanda duygu ürettiğini belirtti. Olumsuz dilin karşı tarafta direnç oluşturduğunu ifade eden Doç. Dr. Akbaş, yapıcı ve kapsayıcı bir dilin önemine işaret etti ve “Olumsuzluk içeren ifadeler çoğu zaman karşı tarafta direnç yaratır. ‘Lütfen konuşmayın’ demek yerine ‘Lütfen sessiz olalım’ demek, iletişimde iş birliğini ve uzlaşmayı güçlendirir. Çünkü kelimeler yalnızca anlam taşımaz, aynı zamanda duygu üretir.” diye konuştu.</p>
<p>Yüz yüze iletişimin, tüm dijital imkânlara rağmen hâlâ en etkili iletişim biçimi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Akbaş, iletişimde zamanlamanın da kritik bir rol oynadığını ifade etti. Doğru sözün yanlış zamanda söylendiğinde etkisini yitirebileceğini belirten Doç. Dr. Akbaş, etkili iletişimin “ne, nasıl ve ne zaman” sorularının birlikte düşünülmesiyle mümkün olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Geri bildirim, etkili iletişimin olmazsa olmazı</strong></p>
<p>Dinleme sürecinde beden dilinin ve geri bildirimin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Akbaş, konuşmacının aldığı geri bildirimlerle iletişimin sağlıklı ilerleyip ilerlemediğini anlayabildiğini vurguladı ve “Konuşmacı, anlattığı duygu ve düşüncenin karşı tarafa geçip geçmediğini, dinleyiciden aldığı geri bildirimlerle anlar. Bu bir onay mekanizmasıdır. Dinlerken beden dilimizle ‘Evet, anlıyorum’, ‘Bunu mu demek istedin?’ gibi yansıtıcı geri bildirimler verdiğimizde, konuşmacı da mesajının doğru şekilde iletildiğini hisseder. Geri bildirim, etkili iletişimin olmazsa olmazıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Sadece işimize gelenleri duymanın da dinleme sürecindeki temel sorunlardan biri olduğuna işaret eden Doç. Dr. Akbaş, “Sadece duymak istediklerimizi duyup, geri kalanını görmezden gelmek de çok sık yapılan bir hatadır. Gündelik dilde buna ‘işimize geleni duymak’ diyebiliriz. Bu tutum, iyi bir dinleyici olmadığımızın önemli göstergelerinden biridir. Dinlemek yerine konuşmaya hazırlanmak, kendi savunmamızı düşünmek ya da zihinsel olarak başka bir yerde olmak da sağlıklı bir iletişim profili sunmaz.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Sağlıklı iletişimin temel bileşenlerine de değinen Doç. Dr. Akbaş, açık ve çözüm odaklı bir iletişim anlayışının önemini vurguladı. Kapalı iletişimin, iletişim sürecini baştan tıkadığını belirten Doç. Dr. Akbaş, “Sağlıklı iletişimden söz edebilmek için öncelikle açık iletişim gerekir. Beden dilimizle, tavrımızla iletişime kapalı olduğumuzu gösteriyorsak, sağlıklı bir iletişim beklemek anlamsız hale gelir. Bunun yanında çözüm odaklı olmak, hoşgörülü ve ön yargısız bir yaklaşım sergilemek, esnek davranabilmek de sağlıklı iletişimin temel unsurlarıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Açık bir biçimde sınır koyabilmek de etkili iletişimin önemli bir parçası</strong></p>
<p>Etkili iletişimin her zaman uzlaşma ya da memnuniyet üretmek anlamına gelmediğini de dile getiren Doç. Dr. Akbaş, “Etkili iletişim her zaman karşı tarafı memnun etmek değildir. Gerektiğinde net, saygılı ve açık bir biçimde sınır koyabilmek de etkili iletişimin önemli bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Konuşmasında beden dili, ses tonu ve sözcük seçiminin izlenim ve imaj yönetimi üzerindeki etkilerine de değinen Doç. Dr. Akbaş, iyi niyetin tek başına yeterli olmadığını, önemli olanın karşı tarafta yaratılan etki olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Akbaş, konuşmayı bölmek, yargılamak, dijital ekranlara yönelmek gibi davranışların etkili dinlemenin önündeki en büyük engeller arasında yer aldığını belirterek, “İyi bir dinleyici olmak; bölmeden, yargılamadan, beden diliyle de dinlediğini gösterebilmekten geçer. Aktif dinleme, sağlıklı ve etkili iletişimin temelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Varsayımlara dayalı iletişim ciddi sorunlara yol açıyor</strong></p>
<p>Sağlıksız iletişimin ise savunmacı, suçlayıcı ve tek taraflı bir dil üzerinden şekillendiğini belirten Doç. Dr. Akbaş, özellikle varsayımlara dayalı iletişimin ciddi sorunlara yol açtığını vurguladı. </p>
<p>Doç. Dr. Akbaş, “Varsayımda bulunmak, sağlıksız iletişimin en yaygın nedenlerinden biridir. ‘Beni zaten anladı’ demek ya da dijital ortamda gelen sessizliği ilgisizlik olarak yorumlamak çoğu zaman yanlış çıkarımlara yol açar. Oysa karşı tarafın görmemiş, müsait olmamış ya da teknik bir sorun yaşamış olması mümkündür. Varsayımlar, iletişimi zedeleyen en büyük tuzaklardandır.” dedi.</p>
<p>Ön yargının da sağlıksız iletişimi besleyen temel unsurlardan biri olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Akbaş, “Ön yargı, yeterli bilgi edinilmeden, çoğu zaman hayali kanıtlara dayanarak oluşturulan bir yargıdır. İnsanlarla ilk karşılaştığımız anlarda, ilk saniyelerden itibaren bir izlenim oluşur. Bu nedenle ilk izlenimi doğru yönetmek, ön yargıları kırmanın en etkili yollarından biridir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beden dili iletişimin en güçlü unsurlarından biri</strong></p>
<p>Beden dilinin, izlenim ve imaj yönetiminde belirleyici bir unsur olduğunu belirten Doç. Dr. Akbaş, sözlü ve sözsüz iletişimin uyum içinde olması gerektiğini söyledi ve “Beden dili, duruşumuzdan mimiklerimize, jestlerimizden göz temasına kadar iletişimin en güçlü unsurlarından biridir. Söylediklerimizle beden dilimiz uyumlu değilse, karşı tarafta tutarsızlık algısı oluşur. Bu nedenle beden dilimizi bilinçli ve farkında olarak kullanmamız, etkili iletişim açısından büyük önem taşır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Konuşma hızı, ses tonu, vurgu ve artikülasyonun da iletişimin etkisini doğrudan etkilediğini ifade eden Doç. Dr. Akbaş, iletişimin bir denge işi olduğunu ve bu unsurların aynı zamanda ikna süreçlerinde de kritik rol oynadığını belirtti.</p>
<p><strong>Kişisel marka güven üzerine inşa edilir</strong></p>
<p>Doç. Dr. Akbaş, etkili iletişimin yalnızca anlık ilişkileri değil, bireyin uzun vadede dış dünyadaki algısını ve kişisel markasını da şekillendirdiğini vurguladı. </p>
<p>Kişisel markanın yalnızca dış görünüşten ya da popülerlikten ibaret olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Akbaş, kişisel markanın bireyin kimliği, değerleri, davranışları ve iletişim biçiminin bir bütünü olduğunu söyledi. Doç. Dr. Akbaş, “Kişisel marka, tıpkı bir yapboz gibi; parçalar tek tek anlam taşır ama asıl anlam, o parçalar bir araya geldiğinde ortaya çıkar” dedi.</p>
<p>Kişisel markanın, bireyin dış dünyaya verdiği tüm mesajlardan oluştuğunu belirten Doç. Dr. Akbaş, güven kavramının bu sürecin merkezinde yer aldığını ifade etti. Doç. Dr. Akbaş, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Nasıl ki tüketici olarak bazı markalara gözümüz kapalı gider, güvenir ve sadık oluruz; kişisel marka da aynı şekilde güven üzerine inşa edilir. Söylediklerimiz, ilettiğimiz mesajlar, iletişim tasarımımız ve davranışlarımız bizim kişisel markamızın bir parçasıdır. Ancak bu parçaların doğru yönetilmesi gerekir. Çünkü kişisel marka, tek bir unsurdan değil; kimlikten, algıdan, eylemden ve tutarlılıktan oluşan bir bütündür.”</p>
<p><strong>Söylem–eylem uyumu yoksa kişisel marka da zayıflar</strong></p>
<p>Kişisel markanın en kritik unsurlarından birinin “söylem–eylem uyumu” olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Akbaş, “Bir kişi ‘Ben güvenilir bir insanım’ diyorsa, bunun arkasını eylemleriyle doldurmak zorundadır. Söylediklerimizle yaptıklarımız örtüşmüyorsa, kişisel markamızı parlatmamız mümkün değildir. İmaj, davranış ve iletişim biçimi arasında bir uyum yoksa, karşı tarafta soru işaretleri oluşur.” dedi.</p>
<p><strong>Özgünlük ve ‘imza’ vurgusu</strong></p>
<p>“Nev-i şahsına münhasır olmak” ifadesini kullanan ve başkalarına benzemeye çalışmanın kişisel markayı zayıflattığını dile getiren Doç. Dr. Akbaş, “Herkes gibi olmak, kişisel marka yaratmaz. Güçlü kişisel markaların mutlaka bir imzası vardır. Bu bazen bir üslup, bazen bir aksesuar, bazen bir duruş ya da konuşma biçimi olabilir. Kişiyi diğerlerinden ayıran o küçük ama tutarlı detaylar, kişisel markanın temelini oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişisel SWOT analizi önerisi</strong></p>
<p>Kişisel marka oluşturma sürecinde bireyin kendisini objektif biçimde değerlendirmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Akbaş, bu noktada kişisel SWOT analizinin önemine dikkat çekti. Güçlü ve zayıf yönlerin fark edilmesinin gelişim için temel bir adım olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akbaş, “Kendimize ayna tutmamız gerekiyor. Güçlü yanlarımızı görmek kolay ama zayıf yanlarımızı kabul etmek zor. Oysa zayıf yanlarımızı fark ettiğimizde, onları güçlü yanlara dönüştürme fırsatı da yakalarız. Kişisel marka, kendini tanımakla başlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital dünyada kişisel marka riski daha yüksek</strong></p>
<p>Dijital mecraların kişisel markanın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Akbaş, sosyal medyada paylaşılan her içeriğin, kullanılan her dilin ve kurulan her etkileşimin kişisel markayı doğrudan etkilediğini söyledi ve “Dijital ortamda yaptığımız her şey, fiziksel hayattaki kişisel markamızı etkiliyor. Aynı şekilde fiziksel hayattaki duruşumuz da dijital kimliğimize yansıyor. Dijital ortam, yanlış anlaşılma riski yüksek olduğu için kişisel markayı yönetmek burada çok daha zor ve daha dikkat gerektiriyor.” diye sözlerini tamamladı</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/etkili-iletisim-kisisel-markanin-temelini-olusturuyor-609035">Etkili iletişim, kişisel markanın temelini oluşturuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[görünmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdanın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için “Yılın Kelimesi” olarak belirlediği “dijital vicdan”, dijitalleşmenin insanın ahlaki muhakemesi üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için “Yılın Kelimesi” olarak belirlediği “dijital vicdan”, dijitalleşmenin insanın ahlaki muhakemesi üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital vicdanın psikolojik ve nörobilimsel boyutlarına dikkat çekerek önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, vicdanın soyut bir kavram olmadığını vurgulayarak, “Vicdanın beyinde karşılığı var. Ahlaki akıl yürütme süreçleri bununla ilişkilidir. Dijitalleşme bu süreçleri etkiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Algoritmik vicdan…</strong></p>
<p>“Dijital vicdan” kavramının, aynı zamanda “algoritmik vicdan” olarak da okunabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Algoritmalar, neye üzüleceğimizi, neyi seveceğimizi, nerede adil olup olmayacağımızı belirleme eğilimindedir. Bu da fark edilmeden dijital vicdan tuzakları oluşturur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hız, derin düşüncenin önüne geçtiğinde vicdan hata yapar!</strong></p>
<p>Vicdanın sağlıklı çalışabilmesi için derin düşünce ile hızlı düşünce arasında denge kurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Vicdan derin düşünce ister tefekkür ister zamana ihtiyaç duyar. Hız, derinliğin önüne geçtiğinde hata başlar; derinlik tamamen devre dışı kaldığında ise vicdan kullanılmaz” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital vicdanın ustalıkla yönetilmesi gereken zihinsel bir beceri olduğunu da ifade ederek, “Dijital vicdan aynı bir araba kullanır gibi ustaca yönetilmesi gelen ruhumuzun, zihnimizin bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Vicdan doğuştan bir potansiyeldir, yönünü eğitim belirler</strong></p>
<p>Vicdanın çekirdek halinde doğuştan geldiğini ancak yönünün çevreyle şekillendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Vicdan genetik bir taslak olarak vardır. İyicil ya da kötücül yönde gelişmesi eğitim ve sosyal öğrenmelerle olur. Diğer canlılarda vicdan kavramı yoktur” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önem ve öncelik ağı olarak adlandırılan yapısının vicdanla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, “İnsan hayal dünyasında neye sevgi, zaman ve enerji yatırımı yapıyorsa vicdanın öncelik sıralaması da buna göre şekillenir. Bu ağın temelleri ailede atılır, 15 yaşından sonra kişi vicdanının yönetiminden kendisi sorumludur. 15 yaşından sonra iyi, kötü, doğru, yanlış, güzel, çirkin, faydalı, faydasız, adil, adil değil, merhametli, merhametli değilim tarzındaki kararları verirken kişi burada kendi özgür iradesiyle yaptığı hareketlerden sorumludur. Artık vicdanın yönetimi o kişidedir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sessiz kalmak dijital bir suç haline gelebilir</strong></p>
<p>Dijital ortamda sessiz kalmanın da bir sorumluluk alanı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “aktif tembellik” kavramına dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Kişi araştırması gereken bir konuda, derin düşünmeden hızlıca onaylıyor ya da reddediyorsa bu aktif tembelliktir. Dijitalleşmenin hız tuzağı vicdani hatalara yol açıyor. Dijitalleşme çağında insan bu konu beni üzer mi, üzmez mi demiyor. Yanlış bir karar veriyor, sonra üzülüyor. Dijital tuzaklara kolaylıkla düşüyor. Sonradan pişman olacağı şeyleri çokça yapıyor. Görünürlük paradoksuna düşüyor. Görünür olmak güzeldir diyor. Aslında bu bir paradoks.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu durumun kişileri görünürlük arzusuna sürüklediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Algoritmalar bize görünür olmayı güzel gösteriyor ama bu, vicdanı zayıflatabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Algoritma şeffaflığı etik bir zorunluluktur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ ve dijital platformlarda açıklanabilir yapay zekâ (XAI) uygulamalarının etik bir gereklilik haline geldiğini vurgulayarak, “Şeffaf algoritmalar olmazsa insanlar yankı odalarına hapsedilir. Kişi sadece kendisine sunulan görüşlerle meşgul olur” dedi.</p>
<p><strong>Ekran arkasında da sorumluyuz</strong></p>
<p>Ekranın kullanıcıya psikolojik bir “görünmezlik pelerini” sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bunun vicdanı devre dışı bırakabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile kişiye hata yaptırıyor. İnsan kendini görünmez sanınca karşısındakini bir insan değil, bir nesne gibi görmeye başlıyor. Bu özellikle 15–22 yaş arası bireyleri daha kolay etkiliyor” diye konuştu.</p>
<p>Dijital araçlarda liderliğin kullanıcıda olması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekânın lideri siz olursanız onu yönetirsiniz. Nesnesi olursanız vicdanınızı ona teslim edersiniz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dijital linç küresel vicdanı zedeliyor</strong></p>
<p>Dijital vicdanın en tehlikeli alanlarından birinin dijital linç olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan,<br /> “Klavye şövalyeleri, organize troll gruplarıyla insanların itibarını sistemli şekilde yok edebiliyor” dedi.</p>
<p>Dijital dünyada her davranışın iz bıraktığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Yaptığınız bir paylaşım 5–10 yıl sonra karşınıza çıkabilir. Unutulma hakkı tartışılsa da dijital izler kolay silinmez” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Akıl ve kalp birlikte çalışırsa vicdan olur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyada sağlıklı bir vicdan için temel ilkeyi “Dur, düşün, sonra dijital dünyayı kullan. Akıl ve kalp birlikte çalıştığında vicdan ortaya çıkar. Sadece duygu da sadece akıl da yeterli değildir.” diye açıklayarak, sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: &#8220;Akran zorbalığına sessiz, kayıtsız kalamayız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-akran-zorbaligina-sessiz-kayitsiz-kalamayiz-607372</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 13:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[daire]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kalamayız]]></category>
		<category><![CDATA[kayıtsız]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[Teber]]></category>
		<category><![CDATA[vurgu]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Ailem Kocaeli Buluşmaları’nda ailelere seslendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-akran-zorbaligina-sessiz-kayitsiz-kalamayiz-607372">Büyükakın: &#8220;Akran zorbalığına sessiz, kayıtsız kalamayız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Ailem Kocaeli Buluşmaları’nda ailelere seslendi. Zorbalığın çok boyutlu bir süreç olduğunu vurgulayan Başkan Büyükakın, “Akran zorbalığına karşı sessiz kalmamalıyız. Bunu önlemenin birincil yolu, çocuklarınızı sevgi ile yetiştirmeniz” dedi.</p>
<p><b>FARKINDALIK OLUŞTURULDU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde yürütülen “Ailem Kocaeli Buluşmaları” kapsamında, son dönemin en önemli gündem maddelerinden biri olan “Akran Zorbalığı” konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. Kocaeli Kongre Merkezi’nde ailelerin ilgiyle takip ettiği programa Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Genel Sekreter Yardımcısı Ali Yeşildal, Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Nagehan Malkoç ve Klinik Psikolog Dr. Mehmet Teber katıldı.</p>
<p><b>BÜYÜKAKIN’DAN BİRLİK VURGUSU</b></p>
<p>Program öncesinde katılımcılara Türk bayrağı dağıtıldı. Salonda hep birlikte dalgalandırılan bayraklarla birlik, beraberlik ve toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekildi. Türk bayrağının ortak değerleri, toplumsal bütünlüğü ve aile yapısını temsil eden en güçlü sembollerden biri olduğuna vurgu yapıldı. Programın açılışında konuşan Başkan Büyükakın da salondaki bu coşkuya dikkat çekti, birlik ve beraberliğin önemine vurgu yaptı.</p>
<p><b>KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR, TÜRKİYE&#8217;DE ÖNCÜ</b></p>
<p>Konuşmasında Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi’nin Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki yerine de değinen Büyükakın, bu alanda öncü bir yapıya sahip olduklarını belirtti. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi’nin Türkiye’de ilklerden biri olduğunu vurgulayan Büyükakın, “Kadın ve aile hizmetleri, ilk kez Kocaeli’de bir daire başkanlığı olarak hayata geçirildi. Bu konuda da öncüyüz” dedi.</p>
<p><b>AKRAN ZORBALIĞINA DİKKAT ÇEKTİ</b></p>
<p>Akran zorbalığı konusuna da değinen Büyükakın şu ifadeleri kullandı: “Akran zorbalığı dediğimiz şey aslında çocuğun ailede aldığı eğitim, sonra ilk sosyalleştiği mahalle ya da site, sonra kreş, sonra okul, sonra daha üst düzeylerdeki okullar, iş dünyası ve oradan insanın içinde bulunduğu son derece kompleks, hiyerarşik bir yapının içinde şekilleniyor. Fiziksel boyutu var, sözel boyutu var, sosyal boyutu var, dijital mecralarda olan boyutu var. Ama her boyutta, her vakada üç tane aktör var. Bunlardan bir tanesi mağdur, bir tanesi zorba, üçüncüsü sessiz kalanlar. Aslında çoğu zaman sessiz kalanlardan dolayı bütün her şey olup bitiyor. Kötülüğün zaferi için gerekli olan tek şey, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.”</p>
<p><b>ÇOCUKLARINIZI SEVGİ İLE YETİŞTİRİN</b></p>
<p>Sözlerini sonunda ailelere çağrıda bulunan Başkan Büyükakın, farkındalık, takip ve sınır koymanın önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Özetle bu topyekun bir mücadeledir. Öncelikli olarak bunu fark etmenizi istiyorum. Sessiz kalmamanızı, çocuklarınızın hayatını çok daha yakından takip etmenizi, onları sevgi ile yetiştirmenizi istiyorum. Çünkü bütün değişimler küçücük adımlarla başlar. Her seferinde bir iyilik yapın, iyiliği artırmak istiyorsanız iyiliği çoğaltın.”</p>
<p><b>ZORBALIĞIN DOĞRU TANIMI ANLATILDI</b></p>
<p>Söyleşide konuşan Klinik Psikolog Mehmet Teber ise akran zorbalığı kavramının toplumda sıklıkla yanlış kullanıldığına dikkat çekti. Akran zorbalığının, kasıt içeren, sistematik olarak tekrar eden ve karşı tarafı küçük düşürmeyi hedefleyen davranışlardan oluştuğunu vurgulayan Teber, oyun sırasında yaşanan tekil çarpışmalar, anlık tartışmalar ya da karşılıklı kavgalı durumların zorbalık kapsamına girmediğini ifade etti.</p>
<p><b>TEBER, AİLELERİ UYARDI</b></p>
<p>Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Teber, zorbalığın ev içinde de başlayabileceğini ifade etti. Kardeşler arasında sürekli tekrar eden sözel ya da fiziksel baskının da zorbalık kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Teber, ebeveynlerin bu davranışlara zamanında sınır koymasının önemine dikkat çekti. Teber, “Sorunu doğru isimlendirmezsek çözüm üretmek de mümkün olmaz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-akran-zorbaligina-sessiz-kayitsiz-kalamayiz-607372">Büyükakın: &#8220;Akran zorbalığına sessiz, kayıtsız kalamayız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Talha&#8217;nın iletişim yolculuğu Gonca&#8217;yla başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/talhanin-iletisim-yolculugu-goncayla-basladi-606721</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 10:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Ve Konuşma Terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[gonca]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[talha]]></category>
		<category><![CDATA[temelli]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[yla]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606721</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nde özel gereksinimli çocuklara bilimsel temelli dil ve konuşma terapisi ile destek olunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/talhanin-iletisim-yolculugu-goncayla-basladi-606721">Talha&#8217;nın iletişim yolculuğu Gonca&#8217;yla başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nde özel gereksinimli çocuklara bilimsel temelli dil ve konuşma terapisi ile destek olunuyor. Bu kapsamda dil ve konuşma terapisinden yaralanan 3 yaşındaki Talha Kahraman’ın hem karşılıklı etkileşim becerileri gelişti hem de iletişimi daha işlevsel bir şekilde kullanmaya başladı.</p>
<p><b>DİL VE KONUŞMA TERAPİSİ</b><br />Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak hizmet veren Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nde özel gereksinimli çocuklara bilimsel temelli dil ve konuşma terapisi ile destek olunuyor. Terapi sürecinde alıcı ve ifade edici dil becerilerinin geliştirilmesi, konuşma seslerinin doğru üretimi, iletişim başlatma ve sürdürme, sosyal etkileşim ile oyun becerilerinin desteklenmesi hedefleniyor. Oyun temelli ve etkileşim odaklı çalışmalar sayesinde bireylerin iletişimi günlük yaşamda daha işlevsel kullanmaları amaçlanıyor.</p>
<p><b>3 YAŞINDAKİ TALHA’NIN TERAPİ SÜRECİ</b></p>
<p>Gonca’da her çocuğun bireysel gelişim özellikleri ve ihtiyaçları doğrultusunda planlanan dil ve konuşma terapisinden yaralanan bir küçük prens de Talha Kahraman. 3 yaşındaki Talha Kahraman, atipik otizm tanısı ile Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nde “Dil ve Konuşma Terapisi” hizmeti alıyor. Terapi sürecinin başlangıcında Talha’nın ortak dikkat ve karşılıklı etkileşim becerilerinin zayıf olduğu, iletişimi başlatma ve sürdürme konusunda sınırlılıklar yaşadığı gözlemlendi. Yaklaşık 1,5 yıldır devam eden bireyselleştirilmiş ve oyun temelli dil ve konuşma terapisi çalışmalarıyla Talha’nın ortak dikkat süresinde belirgin bir artış yaşandı. Talha’nın karşılıklı etkileşim becerileri gelişirken, iletişimi de daha işlevsel bir şekilde kullanmaya başladı.</p>
<p><b>OYUN TEMELLİ ÇALIŞMALARLA GELEN İLERLEME</b></p>
<p>Alıcı dil becerilerinde ilerleme kaydedilen Talha’nın anlamlı kelime çıktısı arttı ve iki kelimeli cümleler kurmaya başladı. Oyun becerilerindeki gelişimle birlikte sembolik oyun oynayabilen Talha, sosyal iletişim alanında da göz teması kurma, sıra alma ve bekleme gibi becerileri daha tutarlı biçimde sergiliyor. Talha’nın annesi Melikenur Kahraman ise çocuğunun gelişimini şu sözlerle ifade etti: “1,5 senedir buradayız. Hem dil terapisi hem de bireysel eğitim alıyoruz. Rehabilitasyonda kat edemediğimiz yolları burada çok rahat ve hızlı ilerledik. Buraya gelmeden önce anne, baba ve dede gibi birkaç kelime kullanabiliyordu. Şimdi kendini ifade edebiliyor; sayıları, harfleri, hayvanları biliyor.”</p>
<p><b>GÜVEN VEREN BİR ORTAM</b></p>
<p>Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nin sadece eğitim değil, yaklaşımıyla da fark yarattığını ifade eden anne Melikenur Kahraman, kuruma ve çalışanlarına dair memnuniyetini şu sözlerle aktardı: “Gonca’daki öğretmenlerimizden çok memnunum. Talha’nın karşısına çıkabilecek en iyi hocalar onlardı. Kurumda herkesin güler yüzüyle karşılanıyorum. Güvenliğin bile sabah geldiğimizde ‘günaydın’ diyerek karşılaması bizi çok mutlu ediyor.”</p>
<p><b>BİREYİN İHTİYACINA ÖZEL PROGRAMLAR</b></p>
<p>Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi’nde yürütülen Dil ve Konuşma Terapisi çalışmaları; çocukların kendilerini daha anlaşılır ifade edebilmelerini, sosyal yaşama daha aktif katılmalarını ve iletişim, oyun ile sosyal etkileşim becerilerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Talha’nın gelişim süreci olduğu gibi bireyselleştirilmiş terapi yaklaşımlarının çocukların hayatında ne denli büyük farklar yaratabildiğini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/talhanin-iletisim-yolculugu-goncayla-basladi-606721">Talha&#8217;nın iletişim yolculuğu Gonca&#8217;yla başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir tarımının yol haritası kooperatiflerle belirleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-tariminin-yol-haritasi-kooperatiflerle-belirleniyor-606585</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belirleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[haritası]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatifler]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatiflerle]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarımının]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606585</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın, İzmir tarımını kooperatiflerle güçlendirmek amacıyla başlattığı “Kooperatif Buluşmaları”, tarımsal kalkınma kooperatifleriyle devam etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-tariminin-yol-haritasi-kooperatiflerle-belirleniyor-606585">İzmir tarımının yol haritası kooperatiflerle belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın, İzmir tarımını kooperatiflerle güçlendirmek amacıyla başlattığı “Kooperatif Buluşmaları”, tarımsal kalkınma kooperatifleriyle devam etti. Başkan Tugay, sürdürülebilir tarım için doğru yöntemlerin önemine dikkat çekerek, sorunların Büyükşehir Belediyesi ve çiftçilerin iş birliğiyle, bilimin rehberliğinde çözüleceğini belirtti.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kooperatifleşmede Türkiye’nin önde gelen kenti İzmir’de tarımsal kalkınma kooperatifleriyle bir araya geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen “Kooperatif Toplantıları” kapsamında, su ürünleri ve sulama kooperatiflerinin ardından tarımsal kalkınma kooperatifleriyle ilk toplantı gerçekleştirildi.</p>
<p>“Kooperatiflerle Büyüyen Dayanışma, Güçlenen Üretim” sloganıyla düzenlenen toplantının ilk etabında Küçük Menderes Havzası’ndaki kooperatifler buluştu. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapılan toplantının moderatörlüğünü Prof. Dr. Yusuf Kurucu üstlendi.</p>
<p><strong>Kooperatiflerin sorunları masaya yatırıldı </strong></p>
<p>Toplantıda Başkan Tugay, kooperatif temsilcilerine tek tek söz vererek ekimden hasada kadar yaşanan sorunları, talepleri ve önerileri dinledi. Kooperatif temsilcileri; iklim krizi, sulama, markalaşma ve pazarlama, artan girdi maliyetleri, tarımsal eğitim eksikliği ve haksız rekabet gibi birçok başlıktaki sorunlarını dile getirdi.</p>
<p>Karşılıklı görüş alışverişiyle tarımda izlenecek yol haritası belirlendi. Kısa vadede çözülebilecek konular için anında talimatlar verilirken, orta ve uzun vadeli sorunlar için planlama yapıldı.</p>
<p><strong>Su sorununa dikkat çekti</strong></p>
<p>Toplantıda kooperatiflere seslenen Başkan Tugay, İzmir’de farklı sektörlerde geçimini sağlayan insanların sorun yaşamadan, hatta koşullarını iyileştirerek hayatlarını sürdürmesini hedeflediklerini söyledi. En önemli sorunun su olduğuna dikkat çeken Tugay, artan hava sıcaklıkları ve orman yangınlarının tesadüf olmadığını, bu sorunların önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceğini vurguladı.</p>
<p>Bu noktada “Her şeyi doğru yapıyor muyuz?” sorusunun sorulması gerektiğini belirten Tugay, doğru ürün ve sulama yöntemlerinin seçilip seçilmediğinin, hayvancılığın bilimsel esaslara göre yapılıp yapılmadığının sorgulanmasının önemine işaret etti. Geleneksel yöntemlerin yanı sıra, kısa vadeli beklentilerle ve bilimsel temele dayanmadan yapılan üretim tercihlerinin yaygın olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, tarımda kararların bilgi ve bilime dayalı olarak alınması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Bize düşeni biz yapalım, size düşeni siz yapın”</strong></p>
<p>Dünya tarımında bilime dayalı üretim modelini benimseyen Hollanda’yı örnek gösteren Başkan Tugay, “Bizim herkesin bilgisine sonsuz saygımız var. Ama başka ülkelere baktığımız zaman çiftçisinin emeğinin karşılığını aldığını görüyoruz. Biz fidan dağıtıyoruz, fidanların yarısı kuruyor, dikilmiyor. Hayvan dağıtalım diyoruz, bu hayvanları beslemek çoğaltmak yerine satmayı tercih ediyorlar. Bu iş, belediyenin tek taraflı, iyi niyetli adım atmasıyla çözülmüyor. Burada en doğrusu nedir, buna kafa yormamız ve bu kararları birlikte vermemiz gerekiyor. Ondan sonra bize düşeni biz yapalım, size düşeni siz yapın” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin büyük ve güçlü bir kurum olduğunu ifade eden Başkan Tugay, son yıllarda birçok sorunun giderildiğini ve çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Tugay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi, bundan iki sene öncesine göre daha iyi durumda. Problemli olan birçok şeyi düzelttik; düzeltmeye devam ediyoruz. Ama bazı konular var ki bunlar bizim paramızın olup olmamasıyla ilgili değil. İlla ki yanlış ürün seçilirse, fazla su tüketilirse bu sorunları çözemeyiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Doğru olan neyse, birlikte onu yapacağız”</strong></p>
<p>İzmir’in tarım arazileri ve havzalarının zenginliğine dikkat çeken Başkan Tugay, tarımın İzmir için özenle ele alınması gereken bir alan olduğunu vurguladı. Bu konuda kapsamlı değerlendirmeler yaptıklarını belirten Tugay, doğru adımların atılması için kooperatiflerin görüşlerinin de büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Amaçlarının yalnızca toplantı yapmak değil, doğruyu birlikte bulmak olduğunu ifade eden Başkan Tugay, kooperatifleri güçlü ve önemli yapılar olarak gördüklerini belirtti. Kooperatifçiliği desteklemeye devam edeceklerini vurgulayan Tugay, “Kooperatifler birliktir, birlikten gelen güçtür.  Doğru olan neyse, birlikte onu yapacağız” dedi.</p>
<p><strong>Üngür: İzmir’deki kooperatiflerde 19 bin ortağımız var</strong></p>
<p>Toplantıda İzmir’in kooperatif yapısına ilişkin bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, kent genelinde toplam 289 kooperatif bulunduğunu, bunların 163’ünün tarımsal kalkınma kooperatifi olduğunu söyledi. Kooperatif sayısının fazlalığı nedeniyle toplantıları iki etap halinde planladıklarını belirten Üngür, ilk etapta Küçük Menderes Havzası ve Kemalpaşa’daki kooperatiflerin davet edildiğini ifade etti.</p>
<p>Üngür ayrıca İzmir’deki kooperatiflerde yaklaşık 19 bin ortağın yer aldığını, kooperatifleşmenin en yoğun olduğu ilçenin Bergama olduğunu; onu Ödemiş, Tire ve Bayındır’ın izlediğini belirtti. Birinci Derece Tarımsal Kalkınma Örgüt Belgesi sayısının 12’ye ulaştığını aktaran Üngür, İzmir’in bu alanda Türkiye genelinde ikinci sırada yer aldığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kurucu: Tedbir almazsak 2079’a kadar hiçbir şey kalmayacak</strong></p>
<p>Toplantıda konuşan Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Türkiye’nin kuraklık haritası verilerini yıllara göre karşılaştırmalı olarak anlattı. Yusuf Kurucu, “Bilim yıllardır iklimin değişeceğini söylüyor. O nedenle ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Bir önceki yıla göre daha şiddetli kuraklık yaşıyoruz. Eğer bugünden tedbirimizi almazsak, 2079 yılına kadar çocuklarımıza, torunlarımıza hiçbir şey kalmayacak. Yaz uzuyor, ilkbahar, sonbahar kısalıyor. Her on yılda bir en az yüzde 12 oranında yeraltı suyu ve yağmur sularında azalma var. Bu da tarımda suyun kullanımında çok dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-tariminin-yol-haritasi-kooperatiflerle-belirleniyor-606585">İzmir tarımının yol haritası kooperatiflerle belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p>Sağlık, iletişim ve teknoloji ekseninde çok sayıda başlığın ele alındığı zirvede, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital Çağda Psikolojik Sağlamlık” başlıklı bir konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Beyin biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Konuşmasına organizasyon için teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ, beyin ve insan davranışı arasındaki ilişkiye dikkat çekti ve 2024 yılında fizik ödülünü alan Geoffrey Hinton ve John Hopfield örneğini vererek, “Bir psikolog ve bir genetikçi fizik ödülü aldı. Bu çok ezber bozan bir durum. Bunun nedeni yapay sinir ağları. Beynin nasıl çalıştığı üzerine yapılan çalışmalar, beynin biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını ve kuantum dinamiğiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ da bu anlayışın üzerine inşa ediliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsan beyni de algoritmalarla çalışıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın geçmiş verileri tarayarak geleceğe dair tahminler ürettiğini ve bugünü buna göre şekillendirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni de aynı şekilde algoritmalarla çalışır. Yapay zekânın kullandığı dil modelleri, beynin kullandığı dil modellerini taklit etmeye çalışıyor. Bir çocuk ne kadar çok insanla temas ederse beyni o kadar gelişir. Bugün hepimiz, farkında olmadan yapay zekânın veri kaynağı hâline geliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Değerler, beynimizdeki trafik levhaları gibidir</strong></p>
<p>Karar verme süreçlerinde değerlerin rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Değerler, hayatta ilerlerken karşımıza çıkan trafik levhaları gibidir. ‘Yalan söyle, söyleme’, ‘dürüst ol, olma’, ‘merhametli ol, olma’ gibi seçenekler beynimizde olasılık hesaplarıyla değerlendirilir. Beyin bir tahmin makinesi gibi çalışır ve karar verir” dedi.</p>
<p>Bu süreçte ön beynin, özellikle frontal lobun belirleyici rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sağlıklı bireylerle şizofreni hastalarının beyin görüntüleri arasındaki farklara değindi.</p>
<p>“Ön beyin, insanı insan yapan bölgedir” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Ön beyin olmasaydı ne medeniyet olurdu ne de insan. Bu bölgede oluşan hasarlar, kişinin kişiliğini tamamen değiştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bilinç, kuantum ve yapay zekâ tartışması</strong></p>
<p>Bilinç kavramını “farkındalık” olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, insanın evrendeki konumunun bilincinde olan, amaçlı davranabilen bir varlık olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kuantum fiziğine de atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan kuantum dinamiği içerisinde subjektif bir gözlemcidir. Gözlemci etkisi, çift yarık deneyiyle bilinir. Bilinç olduğu için gözlemliyoruz ve madde dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Sanki bir simülasyonun içindeyiz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yapay zekânın bilinç sahibi olup olamayacağına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekânın bilinç sahibi olabilmesi için evrendeki tüm olasılıkları aynı anda bilmesi gerekir. Big Bang’i ve öncesini bilmesi gerekir. Bu, şu an mümkün değil; biz evrensel bilginin yüzde birine bile sahip değiliz” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın içinde narsisistik bir parça var</strong></p>
<p>Konuşmasında psikanalizin şu anda 90’lı yaşlarda yaşayan son temsilcilerinden birisi psikanalist Otto Kernberg’in görüşlerine de yer veren Prof. Dr. Tarhan, insanın içinde “kötü bir parça” bulunduğunu belirterek, “Bu narsisistik parça kanser hücresine benzer; sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Sadece kendi çıkarını düşünür. Ne yazık ki bu özelliklere sahip kişiler, bugün küresel ölçekte güçlü pozisyonlara da gelebiliyor ve çok tehlikeli kararlar alabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu gücün nükleer enerji gibi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “İyiye kullanılırsa yapıcı, kötüye kullanılırsa yıkıcı olur. Değerler ve anlam, bu gücün yönünü belirler” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil</strong></p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, 2017 yılında yapılan çalışmalarda “kendini aşma” (self-transcendence) kavramının, “kendini gerçekleştirme”nin de üzerine yerleştirildiğini hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil. Başkalarına yardım etmek ve anlam üretmek, günümüz pozitif psikolojisinin temel başlıkları arasında” diye konuştu.</p>
<p>Beynin nöroplastik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, beynin her yaşta yeni bağlantılar kurabildiğini, beynin yoğun ve nitelikli kullanıldığında, hastalıklara rağmen yeni yollar oluşturabildiğini dile getirdi.</p>
<p>Mutluluğu Aristoteles’in tanımladığı şekilde hedonik ve ödomanik olarak ikiye ayıran Prof. Dr. Tarhan, “Haz odaklı mutluluk kısa sürelidir ve dopaminle ilişkilidir. Anlam ve sorumluluk temelli mutluluk ise serotonin ve oksitosinle ilgilidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinliyor’</strong></p>
<p>“Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinler’. Beyin ile bağışıklık sistemi arasında çift yönlü bir iletişim vardır; bu iki sistem sürekli olarak birbirleriyle konuşur.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Benzer bir etkileşim kalp ile beyin arasında da söz konusudur. Kalbin içinde yaklaşık 40 bin nörondan oluşan küçük bir sinir ağı, adeta ‘küçük bir beyin’ gibi çalışır. Beyinden kalbe giden afferent sinir liflerinin oranı yaklaşık yüzde 20 iken, kalpten beyne giden liflerin oranı yüzde 80’dir. Ayrıca kalpteki nöronların oluşturduğu elektromanyetik alanın, beyin nöronlarına kıyasla daha güçlü olduğu bilinmektedir. Bu veriler, kalbin yalnızca mekanik bir pompa olmadığını; beyinle sürekli bilgi alışverişi yapan işlevsel bir organ olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde bağışıklık sistemi ile mide-bağırsak aksı da beyinle etkileşim hâlindedir. Beslenme biçimi ve bağırsak mikrobiyotası, stresle başa çıkma kapasitesini doğrudan etkiler. Bu nedenle probiyotik ve prebiyotik ağırlıklı beslenme, psikolojik ve fizyolojik dayanıklılık açısından önemli bir rol oynamaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnızlık, küresel bir tehdit</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında yalnızlığın giderek arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Birleşmiş Milletler’e göre geleceğin üç büyük tehdidi; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. 2018’de İngiltere’de yapılan bir araştırma, özellikle 16-24 yaş grubunda yalnızlık oranlarının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bu nedenle İngiltere, Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Gençlerdeki sosyal izolasyon, bugün en az yaşlılardaki yalnızlık kadar ciddi bir sorun” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çözüm “Pozitif Psikoloji”de şekilleniyor</strong></p>
<p>Golden Pulse Health Summit’te konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dünyada psikolojik sağlamlığa yönelik geliştirilen bilimsel yaklaşımlara dikkat çekerek, çözümün “Pozitif Psikoloji” ekolünde şekillendiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu problemlere karşı dünyada ne yapılıyor diye baktığımızda karşımıza Pozitif Psikoloji çıkıyor. Psikolojik sağlamlığın bilim dalı artık Pozitif Psikoloji olarak kabul ediliyor” dedi.</p>
<p>Psikolojik sağlamlığın, hızla dijitalleşen ve belirsizliklerin arttığı bir çağda kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Harvard Üniversitesi, 2015 yılında Pozitif Psikoloji dersini müfredatına koydu. Bu derste beden-beyin ilişkisi, öz şefkat (self-compassion), merhamet, minnettarlık, mutluluk, anlam, değerler ve meditasyon gibi başlıklar öğretiliyor. Bu bir moda değil, bilimsel bir ihtiyaçtı.” diye konuştu.</p>
<p>Pozitif Psikoloji dersinin kısa sürede büyük ilgi gördüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yale Üniversitesi 2018’de bu dersi açtı ve ‘çığır açan ders’ olarak tanımladı. Harvard da aynı ifadeyi kullanıyor. 2021’de New York Times, pandemi döneminde bu dersin web sayfasının 3 milyon kişi tarafından takip edildiğini haber yaptı. Yani 3 milyon insan mutluluk ve psikolojik sağlamlık eğitimi aldı” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Pandemi sonrası dünyada konforculuk yaygınlaştı</strong></p>
<p>Pandemi sonrasında küresel ölçekte yeni bir yaşam anlayışının ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Pandemiden sonra ‘Dünyaya bir defa geldim, kafama göre yaşayacağım’ anlayışı yaygınlaştı. ‘Niye bu kadar çalışayım, niye kendimi zorlayayım?’ yaklaşımı özellikle genç kuşakta çok belirgin. Aynı parayı alacaksam niye daha fazla çabalayayım diyorlar. Bu durum girişimcilik, yaratıcılık ve yenilikçiliği ciddi şekilde aşağı çekmeye başladı.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Silikon Vadisi örneğine de değinerek, “Silikon Vadisi’ni ayakta tutanların büyük çoğunluğu göçmenler; özellikle Hindistan ve Çin kökenliler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Pozitif Psikoloji, intihar salgınına karşı da kullanılıyor</strong></p>
<p>Pozitif Psikoloji uygulamalarının yalnızca akademik değil, toplumsal bir ihtiyaçtan doğduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bristol Üniversitesi, 2019 yılında bu dersi ‘intihar salgınına karşı’ müfredata koyduklarını açıkladı. İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. İngiltere’de bu bakanlık, 2016 yılında bir milletvekilinin ölümü sonrası Başbakanlık kararıyla kuruldu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi Pozitif Psikoloji dersini 2013’te başlattı!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin bu alanda erken adım atan kurumlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Harvard bu dersi 2015’te koydu ama biz Üsküdar Üniversitesi olarak 2013’te başlattık. Övünmek için söylemiyorum ama bu küresel gidişi erken fark ettik. Şu anda bu ders bizde sadece seçmeli değil, zorunlu ders. Ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde uygulanıyor. Bugüne kadar yaklaşık 50 bin mezunumuz bu dersi aldı.”</p>
<p>Dersin etki analizlerinin de yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ön test ve son testler uyguladık. ‘Arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanıyordum bıraktım’, ‘kendimi daha iyi hissediyorum’ gibi geri bildirimler aldık. Bu sonuçları bilimsel yayınlara dönüştürdük” dedi.</p>
<p><strong>Küresel tehdit narsisizm epidemisi…</strong></p>
<p> </p>
<p>Konuşmasında “Narsisizm Epidemisi” kavramına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsisistik kişilik özelliklerinin giderek arttığını belirtti ve “1980’lerde Narsisistik Kişilik Envanteri skorları düşüktü. 2005’ten sonra ciddi bir artış var ve bugün daha da yüksek. Bu, bir tür kişilik salgınıdır. Narsisistik kişiler toksiktir; güç ellerindeyse ezerler, orman kanunlarıyla hareket ederler. ‘Güçlüysem her şey benim hakkım’ anlayışı hâkimdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Para artıyor, mutluluk artmıyor</strong></p>
<p>Mutluluk ve ekonomik refah arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “1950 ile 2000 arasında kişi başı gelir 35 bin dolardı, bugün ABD’de 70 bin doları geçti. Ama mutluluk puanı aynı seviyede kaldı. Bu istatistik ‘parayla saadet satın alınmaz’ sözünü doğruluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığın temel basamakları</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, psikolojik sağlamlığın yedi temel ayağı olduğunu belirterek, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Birincisi duygusal düzenleme; olumsuz duyguları tanıyıp olumluya odaklanabilmek. İkincisi umut ve iyimserlik. Üçüncüsü öz yeterlilik; yani ‘başa çıkabilirim’ inancı. Sağlıklı benlik değerini içten alır, narsisistik benlik ise dış onaya bağımlıdır.”</p>
<p>Bilişsel esnekliğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “İnatçılık, bilişsel esnekliğin karşıtıdır. Bilişsel esnekliği olmayan kişiler, duvara toslasa bile geri adım atmaz” dedi.</p>
<p>Anlam bulmanın psikolojik dayanıklılıktaki rolünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Viktor Frankl’ın Logoterapi yaklaşımına atıfta bulunarak, “İnsan, acıya anlam yükleyebildiği ölçüde o acıyı yönetebilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Stres karşısında üç kişilik tipi var</strong></p>
<p>Stresle baş etme biçimlerini üç tip üzerinden özetleyen Prof. Dr. Tarhan, “A tipi kişiler yakınmacıdır; ağlar, enerji emer ve yalnız kalırlar. C tipi kişiler teflon gibidir; kendileri yanmaz ama etrafındakileri yakar. Psikolojik sağlamlığı olan B tipi kişiler ise kauçuk gibidir; esner, öğrenir ve tekrar güçlenir. Eğer biz stres karşısında soğukkanlı kalma becerisini istiyorsak kauçuk tip olacağız. Esneyeceğiz, karşı taraftan bir şeyler öğreneceğiz ve onu yöneteceğiz. ‘Ne öğretti bana?’ diyeceğiz. Her olay bir tehdit değil, fırsat boyutu da vardır. Fırsat boyutuna odaklanarak geleceğe bakabilen kimseler kendi olumlu ruh halini bozmadan olumsuzu yönetebilir. Onun için hastalıklar bizim düşmanımız değil, sadece bizim yönetmemiz gereken yol arkadaşımızdır. Hastalıklar ya da acılar bunlar bizim düşmanımız değil, yönetmemiz gereken şeyler, kaçınamayacağımız gerçekler. Olaylara bu şekilde bakmak psikolojik sağlamlığı oluşturuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Takım çalışmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, konuşmasını kaz sürüsü metaforuyla tamamladı:</p>
<p>“Kazlar dönüşümlü liderlik yaparak kıtalar arası uçar. Takım zekâsı, bireysel dehadan üstündür. Aynı amaç etrafında, farklı mizaçtaki insanlar birlikte hareket edebiliyorsa gerçek psikolojik sağlamlık oradadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[Akran Zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[faktörü]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okullarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, öğrencilerin psikolojik ve akademik gelişimini olumsuz etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394">&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okullarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, öğrencilerin psikolojik ve akademik gelişimini olumsuz etkiliyor. </strong>Zorbalığa maruz kalan öğrencilerde içe kapanma, okuldan uzaklaşma ve akademik başarısızlık gibi belirtilerin sıkça görüldüğünü belirten Büyükşehir Belediyesi Psikologları, uygun destekle çocukların yaşadığı deneyimi sağlıklı şekilde anlamlandırarak, özgüvenini yeniden kazanabileceğini belirtti.</p>
<p><b>ÇOCUKLARIN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİ</b></p>
<p>Sosyal medya başta olmak üzere ekranlara yansıyan görüntüler akran zorbalığının geldiği boyutu gözler önüne seriyor. Öğrenciler arasında fiziksel, sözel ve psikolojik şiddet olarak kendini gösteren durum çocukların geleceği için önemli bir risk barındırıyor. Psikologlar, zorbalığın yalnızca mağdur olan öğrencileri değil, zorbalığı uygulayan ve tanık olan çocukları da olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Bu kapsalda Büyükşehir Belediyesi Lokomotif Çocuk Köyü Psikoloğu Bedriye Gizem Top, “Akran zorbalığı çocukların görünmeyen mücadelesidir” dedi.</p>
<p><b>“ALAY EDİLMEK ÇOCUĞUN BENLİK ALGISINI ZEDELİYOR”</b><br />Akran zorbalığının çocukların gelişimini kötü yönde etkilediğine dikkat çeken Psikolog Gizem Top, “Akran zorbalığı çocukların psikolojik sağlamlığını doğrudan etkileyen ve uzun vadeli sonuçlar doğurabilen ciddi bir risk faktörüdür. Alay edilmek, dışlanmak, tehdit edilmek ya da sosyal ortamlarda küçük düşürülmek çocuğun benlik algısını zedelerken, kendine dair olumsuz inançlar geliştirmesine ve akademik motivasyonunun düşmesine yol açabilir. Örneğin sınıf içinde sürekli lakap takılan bir çocuk, zamanla ‘Ben zaten yetersizim’ düşüncesini içselleştirebilir ve derse katılmaktan kaçınabilir. Aynı zamanda çocuğun kendini güvende hissetme ihtiyacını sarsarak, sosyal ilişkilerden geri çekilmesine neden olabilir. Teneffüsler de yalnız kalmayı tercih eden ya da grup çalışmalarında geri planda duran çocuklar bu geri çekilmenin sık görülen örneklerindendir” dedi.</p>
<p><b>“DAVRANIŞSAL SİNYALLER AİLELER İÇİN BİRER İPUCUDUR”</b></p>
<p>Açıklamalarına devam eden Bedriye Gizem Top, “Saha gözlemlerimde, zorbalığa maruz kalan birçok çocuğun yaşadıklarını sözel olarak ifade etmekte zorlandığını, ancak davranışlarıyla güçlü sinyaller verdiğini görüyorum. Okula gitmek istememe, ani ders başarısı düşüşleri, içe kapanma, kaygı belirtileri, öfke patlamaları, uyku ve iştah değişiklikleri ile özgüvende belirgin azalma bu sinyaller arasında yer almaktadır. Çocuğun verdiği bu sinyaller aileler için önemli bir ipucudur. Örneğin daha önce okula severek giden bir çocuğun sabahları karın ağrısı bahanesiyle okula gitmek istememesi ya da akşamları yoğun huzursuzluk yaşaması, altta yatan bir zorbalık deneyiminin işaretleri olabilir. Çoğu zaman çocuklar, yaşadıklarını anlatmanın bir çözüm getirmeyeceğine ya da daha fazla sorun yaratacağına inanarak sessiz kalmayı tercih edebilirler. Bazı çocuklar ‘Şikâyet edersem daha çok dalga geçerler’ düşüncesiyle yaşadıklarını saklar. Bu noktada ebeveynlere ve bakım verenlere önemli sorumluluklar düşmektedir” dedi.</p>
<p><b>“ÇOCUĞUN YAŞADIKLARINI KÜÇÜMSEMEYELİM”</b></p>
<p>Çocuğun anlattıklarını küçümsemek, ‘takma kafana’ ya da ‘herkesin başına gelir’ gibi ifadelerle durumu geçiştirmenin çocuğun yalnızlık ve çaresizlik duygusunu arttırabildiğini ifade eden Top, “Örneğin yaşadığı zorbalığı paylaştığında ciddiye alınmadığını hisseden bir çocuk, bir sonraki adımda tamamen içine kapanabilir. Bunun yerine, yargılamadan dinlemek, duygularını geçerli kılmak ve çocuğa yalnız olmadığını hissettirmek koruyucu bir etki sağlar. ‘Bunu yaşaman çok zor olmalı, birlikte ne yapabileceğimize bakalım’ gibi ifadeler çocuğun güven duygusunu güçlendirir. Gerekli durumlarda okul ile iş birliği yapmak ve profesyonel destek almak, sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından oldukça önemlidir. Erken fark edilen akran zorbalığı, doğru psikososyal destekle ele alındığında çocuğun psikolojik sağlamlığını güçlendirebilir ve kalıcı olumsuz etkiler bırakmadan yönetilebilir. Uygun destek alan birçok çocuk, yaşadığı deneyimi sağlıklı şekilde anlamlandırarak özgüvenini yeniden kazanabilmektedir” ifadesini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394">&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karne bir geri bildirim olarak değerlendirilmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karne-bir-geri-bildirim-olarak-degerlendirilmeli-605388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiği]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[karne]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605388</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk ve orta dereceli okulların ara tatile girmesine sayılı günler kaldı. Öğrenciler, karne alıp sömestr tatiline merhaba demek için gün sayıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karne-bir-geri-bildirim-olarak-degerlendirilmeli-605388">Karne bir geri bildirim olarak değerlendirilmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk ve orta dereceli okulların ara tatile girmesine sayılı günler kaldı. Öğrenciler, karne alıp sömestr tatiline merhaba demek için gün sayıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. T. Gül Şendil,  karneye yaklaşımda ebeveyn tutumlarının önemine işaret etti. Karnenin bir geri bildirim olarak görülmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, demokratik tutuma sahip olan ebeveynlerin karneyi bir geri bildirim olarak değerlendirdiğini söyledi. Ara tatilin çocuklar için bilişsel ve duygusal yönden dinlenme için verilen bir ara ve mola olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, ara tatilin çocukla birlikte programlanması gerektiğini söyledi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. T. Gül Şendil, karneye yaklaşımda ebeveyn tutumlarının nasıl olması gerektiğini değerlendirdi.<br />Okulların sömestr tatiline girmesi ve karne döneminin yaklaşmasıyla birlikte, ebeveynlerin en sık sorduğu soruların “karneye nasıl tepki verilmesi gerektiği ve çocukların tatil dönemini nasıl değerlendirmesi gerektiği” olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, bu sorulara sağlıklı yanıtlar verebilmek için öncelikle karnenin çocuk ve ebeveyn açısından taşıdığı anlamın ele alınması gerektiğini söyledi.<br />Karne ebeveyn ve çocuk için farklı anlamlar taşıyor<br />Ebeveyn için karnenin, çocuğun başarısını, çalışkanlık ya da tembelliğini gösteren bir değerlendirme anlamı taşıdığını ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Çocuk için ise karne, bu değerlendirmelerin çok ötesinde anlamlar taşır. Karne, çalışkanlık ya da aşağılık duygusu; becermek ya da becerememek, kendine güven ya da güvensizlik; beğenilmek ya da beğenilmemek, sevilmek ya da sevilmemek; utanmak ya da gururlanmak gibi çok geniş anlamları ifade edebilir” dedi.<br />Başarı ya da başarısızlıkta kaygı görülüyor<br />Bu duyguların olumlu yönde yaşanmasının, çocuğun duygusal ve sosyal gelişimi ile akademik başarısı açısından son derece önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Başarı ya da başarısızlık yaşayan pek çok çocukta ortak olarak görülebilen bir diğer duygu ise kaygıdır. Belirli düzeyde kaygının başarı için gerekli olduğu bilinmektedir. Ancak aşırı kaygı, başarıyı ketleyici bir etkiye sahip olabileceği gibi çocuğun duygusal ve sosyal gelişimini de olumsuz yönde etkileyebilir. Üstelik bu durum yalnızca başarısız çocuklar için değil, başarılı çocuklar için de ‘başarıyı sürdürebilecek miyim?’ düşüncesiyle yorucu ve yıpratıcı bir sürece dönüşebilir.  Çocuklar bu duyguları kendilerine, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve ebeveynlerine karşı hissedebilirler” uyarısında bulundu. <br />Çok yönlü etkileri olan bu sürecin çocukların lehine gelişebilmesi için ebeveynlere ve eğitimcilere önemli görevler düştüğünü vurgulayan Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Ebeveynler doğal olarak çocuklarının çalışkan ve başarılı olmasını isterler ancak bu konuda çocuklarına yaklaşımları farklılık gösterebilir” dedi.<br />Otoriter ebeveynler aşırı baskı uygulayabilir<br />Çocuğa yaklaşımda tutum farklılığı gösteren ailelerin karneye yaklaşımda da farklı davranabileceğini kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Otoriter tutuma sahip olan bazı ebeveynler, çocuklarının başarılı olması için aşırı baskı uygulayabilirler, başarıyı sürekli denetim altında tutabilir ve yalnızca yüksek notları kabul edebilirler. Düşük notlar ise ceza ve tehdit konusu hâline gelebilir” dedi.  <br />Karne, çocuğun kişiliğine yönelik yargıya dönüştürülebilir<br />Bu durumun ebeveyn–çocuk ilişkisinde kaygı, korku ve kızgınlığın hâkim olmasına yol açtığını ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Ayrıca karne, çocuğun kişiliğine yönelik bir yargıya dönüştürülebilir: ‘Tembellik yapmışsın’, ‘Beni hayal kırıklığına uğrattın’ gibi ifadeler sıkça kullanılır. Baskı, ceza ve zorlamalar kısa vadede akademik başarıyı artırabiliyor gibi görünse de uzun vadede yüksek kaygı, hata yapma korkusu ve öğrenme isteğinin performans baskısına dönüşmesi sıklıkla görülür. Çocuk çalışır; ancak merakı azalır” uyarısında bulundu.<br />Başarısızlığı görmezden gelmek de zarar verebiliyor<br />Her konuda müsamahakâr olan izin verici ebeveyn tutumlarının çocuğun gelişiminde birtakım sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, “İzin verici ebeveynler, çocukların zorlanmamaları gerektiği düşüncesinden hareketle ‘Notlar önemli değil…’, ‘Çocuklar çocukluğunu yaşamalı…’ şeklinde düşünerek onların ders başarılarına ilgisiz kalır, bu konuda geri bildirimde bulunmaz ve çoğu zaman başarısızlığı da görmezden gelebilirler. Bu çocuklar, karne alma durumunda strese girmezler ancak uzun vadede sorumluluk almazlar, arzu ve isteklerini denetlemede sorun yaşarlar, hedef koyma ve çaba–sonuç ilişkileri zayıflar. Akademik özdenetimleri gelişmez ve sosyal uyumda zorlanırlar” dedi.<br />Aşırı korunan çocuklar, öğrenme sorumluluğunu üstlenmiyorlar<br />Aşırı koruyucu ebeveyn tutumunda ise ebeveynlerin, çocuklarının her konuda korunması gerektiği düşüncesinden hareketle çocuklarının ödevlerinden ders başarısına kadar pek çok konuda müdahaleci olduğunu ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Bu tip ebeveynler, çocuklarının ders başarıları ile aşırı ilgilenir, çocuğun yerine planlar yapar, bazen ödevlerini bile yapar, öğretmenle sürekli müdahale edici tarzda iletişim kurar ve çocuğunun düşük not almasını ‘haksızlık’ olarak algılarlar. Bu ebeveynlerin çocukları korkak, çekingen, güvensiz olurlar ve öğrenme sorumluluğunu üstlenemezler. Derslerinde başarı gösterseler bile özerklik, problem çözme ve akademik dayanıklılıkları zayıf kalır. Ebeveynin desteğinin olamayacağı üniversite gibi ortamlarda ciddi zorlanmalar yaşayabilirler” diye konuştu.  <br />Tutarlı yaklaşımda karne bir geri bildirim olarak değerlendiriliyor<br />Demokratik tutuma sahip olan ebeveynlerin ise çocuklarının ders başarıları konusunda onlara güven duyan, destekleyici, yol gösterici ama müdahale etmeyen bir yaklaşım içinde olduklarını belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, şunları söyledi: <br />“Çocuklarını her yönüyle gözler, onların bağımsız kişilik geliştirmelerini destekler, karşılıklı iletişim içerisinde olur ve öğrenme sorumluluğunu çocuğa bırakırlar. Önemli özelliklerinden bir de tutarlı olmalarıdır. Karneyi bir ‘geri bildirim’ olarak görür, çocuğun görüşünü dinler, duygu ifadesine olanak tanır, çocuğuyla birlikte net ama esnek sınırlar koyarlar. Bu ebeveynlerin çocukları, kendine güvenen, bağımsız, içsel motivasyona sahip, sorumluluk alabilen, akademik başarısı yüksek ve sosyal yönden de uyumlu olurlar.”<br />Ara tatil dinlenme ve yeni döneme hazırlanma şeklinde planlanmalıdır <br />Ara tatilin adı üzerinde çocuklar için bilişsel ve duygusal yönden dinlenme için verilen bir ara ve mola olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Doğal olarak bu amaca hizmet edecek etkinliklere bolca zaman ayrılması gerekir. Örneğin sabahın erken saatinde kalkmak zorunda kalmadan uyuyabilmek, bolca oyun oynayabilmek, spor, sanat ve çocuğun ilgi alanına uygun aktivitelerle zaman geçirmek, gezmek vb. etkinlikler için zaman ayrılmalıdır. Tabii okulun yeni dönemi için gerçekçi ve ölçülebilir küçük hedefler belirlemek; çocuğun eksik olduğu ders konularının üzerinden geçebilmesi için kısa zaman alan ve çok zorlayıcı olmayan planlar yapmak da bu aktivitelerin arasına eklenebilir” tavsiyesinde bulundu. <br />Prof. Dr. T. Gül Şendil, demokratik ebeveyn tutum özellikleri düşünülerek ara tatil programının çocukla birlikte ele alınıp programlanması halinde çocuğun kendini iyi hissetmesinin yanı sıra dinlenip eğlenmesi ve öğrenme sorumluluğunu almasının sağlanabileceğini söyledi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karne-bir-geri-bildirim-olarak-degerlendirilmeli-605388">Karne bir geri bildirim olarak değerlendirilmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yankı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın matbaa ve elektrik gibi insanlık üzerinde büyük bir etki yaratmaya başladığını, günlük yaşantının hızla vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirterek, yapay zekanın nötr bir araç olduğunu, kullanım amacına göre olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguladı ve &#8220;Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin, yoksa birisini öldürürsün. Aynı etkiyi yapay zeka yapıyor.&#8221; Dedi.</p>
<p><strong>Yapay zekanın potansiyel tehlikeleri ve nörolojik etkileri</strong></p>
<p>Yapay zekanın sunduğu olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz yönlerine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, özellikle psikolojik alanda yapay zeka kullanımının risklerini dile getirdi.</p>
<p>&#8220;Yapay zekayı psikolog gibi alıp onlara soru sorup onunla rahatlarsanız bu sizi intihara bile götürebilir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, intihar eğilimi olan bir kişinin yapay zekadan yüksek köprüler hakkında bilgi istemesi örneğini vererek, yapay zekanın niyeti okuyamadığı için yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanlardaki empatik algılama, duygusal okuryazarlık, sosyal ipuçlarını okuma ve soyut düşünme gibi becerilere sahip olmadığını ifade ederek, beyindeki ayna nöronlarının bu tür becerilerde kritik rol oynadığını ve otizm tanısında kullanılan Zihin Teorisi testlerinin yapay zekanın bu eksikliğini ortaya koyduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu yetersizliği nedeniyle psikolojik olarak kırılgan bireylerde zihinsel yanılgılara ve patlamalara yol açabileceğini, hatta &#8220;yapay zeka psikozları&#8221; vakalarının yayınlandığını aktardı.</p>
<p><strong>Dijital bağımlılık ve dopamin tuzağı</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir diğer tehlikeli yönünün dijital bağımlılık olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki dopamin hormonunun rolüne dikkat çekti ve dopaminin &#8220;arzu hormonu&#8221; olduğunu, dijital oyunlar veya yapay zeka kullanımı sırasında dopamin salgılanmasının kişide sürekli bir &#8220;kaydırma etkisi&#8221; oluşturduğunu söyledi. Bu durumun, dopaminin sürdürülebilirlik tuzağına yol açarak kişinin haz alma eşiğini yükselttiğini ve daha çok harcama yapma veya daha çok ilgi gösterme ihtiyacı doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, kumar bağımlılığındaki artışın sebeplerinden birinin de bu dopamin birikimi olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Yapay zeka bir araç olarak kullanılmalı, insan yerine geçmemeli</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir araç olarak kullanılması asla insanın yerine geçmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın sunduğu bilgilerin mutlaka bir klinisyen veya uzman tarafından doğrulanması gerektiğini, aksi takdirde yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini ifade etti.</p>
<p>Yapay zekanın empati, niyet okuma ve duygusal rezonans yeteneklerinin olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanın hayal dünyasını geçici bir gerçeklik gibi algılamasına neden olabileceğini ve beynin gerçeklik test eden ağını devre dışı bırakabileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka konusunda &#8220;direksiyonda biz olursak korkmayalım, ama direksiyonu yapay zekaya kaptırırsak bu bizi şizofreniye sürükleyebilir, yanlış kararlar verdirebilir&#8221; diyerek, bunun bir &#8220;dijital afyon&#8221; haline gelebileceği uyarısında bulundu ve duygusal yönünü kontrol edebilen kişilerin yapay zekanın tuzaklarına düşmeyeceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Yapay zekaya kendini kaptıran kişiler falcılara inanmış gibi hatalara düşebilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın insan psikolojisi üzerindeki derin etkilerini ve potansiyel tehlikelerini değerlendirerek, yapay zekanın insanda &#8220;uçma duygusu&#8221;, sahte bir rahatlık hissi verdiğini ve bireyleri rüya aleminde gibi hissettirdiğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekaya kendini kaptıran kişilerin rüyalarına veya falcılara inanmış gibi hatalara düşebileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Yapay zeka gerçekliği</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan yaşamında fiziksel, hayal ve rüya gerçekliklerinin yanı sıra, &#8220;yapay zeka gerçekliği&#8221; adını verdiği dördüncü bir gerçekliğin ortaya çıktığını ifade ederek, bu sanal gerçekliğin artık zihinlerde çok ciddi bir şekilde tasarlanabildiğini ve sorgulamadan bu gerçekliğe inanmanın falcıya inanmak gibi büyük hatalara yol açabileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Yankı odası yanılgısı ve yalnızlık paradoksu</strong></p>
<p>Yapay zekanın &#8220;yankı odası yanılgısı&#8221;na dikkat çeken Tarhan, bireylerin dijital ortamda kendi yankılarıyla konuşur gibi yalnızlaştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;yalnızlık paradoksu&#8221; nu ortaya çıkardığını, insanların çok sayıda yüzeysel arkadaşa sahip olmasına rağmen derin ve anlamlı ilişkilerden yoksun kaldığını vurguladı.</p>
<p><strong>Dikkat katili ve zaman tuzağı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın &#8220;dikkat katili&#8221; olduğunu, insanları aynı anda çoklu görevlere yönlendirerek derinleşmeyi engellediğini ifade etti. Beynin kalıcı öğrenmeyi odaklanarak ve derinleşerek gerçekleştirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu süreci bozduğunu söyledi. Ayrıca, yapay zekanın &#8220;zaman tuzağı&#8221;nı beraberinde getirdiğini belirten Tarhan, dijital platformların özellikle çocuklar ve gençler için özgürlük değil, esaret anlamına geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yapay kimlik ve duygusal zeka eksikliği</strong></p>
<p>Yapay zekanın yeni kimlikler inşa ettirdiğini ve kontrolü yapay zekaya kaptıranların geleceğinin tehlikeli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, duygusal zekanın kişinin kendi duygularını ve karşı tarafın duygularını anlama becerisiyle ilgili olduğunu, yapay zekada bu empatik yeteneğin bulunmadığını vurguladı.</p>
<p>İnsan ilişkilerinde iletişimin yüzde 80&#8217;inin sözlü olmayan (non-verbal) iletişimle gerçekleştiğini, yapay zekanın ise sadece bilgi aktarımı yaparak iletişimin yüzde 20&#8217;lik kısmını kapsadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, ses tonu, mimikler, jestler gibi non-verbal unsurların duygusal aktarımda kritik rol oynadığını ve yapay zekanın bu alanda yetersiz olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve dijital platformlar &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; i ortaya çıkarabilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka ve dijital platformların &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; ortaya çıkarabileceği uyarısında bulunarak, yapay zekaya aşırı bağımlı kişilerin duygusal ve sosyal iletişim kuramadıkları için otistik bireyler gibi tek bir alanda süperleşebileceklerini, ancak sosyal hayatta yalnız kalacaklarını ifade etti.</p>
<p>Kuşkucu ve paranoid eğilimi olan kişilerin yapay zekaya karşı duydukları korkuya da değinen Prof. Dr. Tarhan, dijital platformlara girilen her bilginin kalıcı olduğunu ve &#8220;dijital iz&#8221; bırakarak ileride kişinin karşısına çıkabileceğini anlattı. </p>
<p><strong>Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız küresel bir olgu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlığın günümüzün küresel sorunlarından biri olduğunu belirterek, yapay zekanın yanlış kullanımının bu yalnızlığı derinleştirebileceğini vurguladı ve “Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız olarak küresel bir olgu. Buna zayıf bağ etkisi deniyor. İnsan, nörobiyolojik olarak ilişki kurmazsa çatlar; çünkü ilişki kurma, yalnızlığı giderme ihtiyacı biyolojik bir gereksinimdir. Günümüzde birçok kişi bu ihtiyacı dijital alanlarda karşılamaya çalışıyor ama bu sahte bir doyum sağlıyor. Çok sayıda arkadaşlık varmış gibi görünüyor fakat derin ve anlamlı bağlar yok. Bu durumda temel güven duygusu oluşmuyor, kaygı artıyor, yalnızlık ve depresyon kaçınılmaz hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekaya aşırı maruziyet insanı yalnızlık tuzağına sokuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, stresin kişiden kişiye farklı sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Stres altında bazı kişilerde serotonin azalır ve depresyon gelişir. Kimilerinde ise hedef organ midedir; gastrit, ülser çıkar. Başkasında cilt sorunları başlar. Bu farklılık genetik polimorfizme bağlıdır. Ayrıca epigenetik öğrenmeler, yani çevreden gelen etkiler de gen ifadesini değiştirerek kişiyi savunmasız hale getirebilir. Yapay zekaya aşırı maruz kalmak, alışkanlık haline geldiğinde otomatikleşir ve insanı yalnızlık tuzağına sokar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın insanı köleleştirmemesi için “dozaj” vurgusu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Yılan zehirdir ama aynı zamanda ilaçtır. Dozunda kullanılırsa faydalıdır, fazla kullanılırsa zehirler. Yapay zekâ da aynıdır. Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırır, yanlış amaçlarla kullanıldığında ise kişiyi zehirler. Bütün mesele insanın iç disiplinine sahip olması ve kendi duygularını yönetebilmesidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Onaylanma ihtiyacının insanın biyolojik zaaflarından biri olduğuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın kendini sergileme, güzele ilgi duyma, güçlü olma ve sonsuzluk arayışı gibi dört temel biyolojik dürtüsü vardır. Bu dürtüler onaylanma ihtiyacını doğurur. Ancak bu ihtiyaç yanlış kullanıldığında tehdit haline dönüşür. Amerikan Psikoloji Birliği, günde üçten fazla ‘ego tatmini’ paylaşımını narsisizm açısından riskli kabul ediyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka kişiye özel tedavide önemli katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanında sunduğu avantajlara da değinen ve kişiye özel tedavilerde önemli bir katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi olarak yapay zeka ile beyin sinyalleri, nörogörüntüleme kayıtları gibi verileri değerlendirip tanıyı kolaylaştırıcı sistemlerin patentini aldık. Bu sayede hata ihtimali azalıyor. Buna precision medicine yani kişiye özel, hassas tıp deniyor. Yapay zeka burada hekimlere ciddi bir destek sunuyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ kullanımında son sözün insanda olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekâ insanın etiketlenmesini azaltabilir, tedavi örneklerini görerek umut duygusunu artırabilir. Ancak unutulmaması gereken şey şudur: Direksiyonda ben olacağım, yapay zekâ değil. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda bize hedefimize gitmeyi kolaylaştıran bir teknoloji harikası olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Alınan bilgileri muhakkak doğrulamak gerekiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekânın kullanımında en büyük riskin doğrulanmamış bilgi ve etik standartların göz ardı edilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Yapay zekayı kullanacaksınız ama aldığınız bilgileri muhakkak konfirme etmek gerekiyor. Yani doğrulamak gerekiyor. Başka bir şekilde ters sorularla tekrar sorgulamakta fayda var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>22 yaş dönemi kritik eşik</strong></p>
<p>Gençlerin yapay zekâ karşısında daha kırılgan olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, beyin gelişim sürecini hatırlatarak şunları söyledi:</p>
<p>“Çocukluk 18 yaşında yasal olarak bitmiş kabul edilse de beynin sol beyin (rasyonel), sağ beyin (emosyonel) ve ön beyin (yürütücü) bütünlüğü genellikle 22 yaşında tamamlanıyor. Bu döneme olgunluk dönemi denir. 22 yaşına kadar kişiler doğru analiz ve karar verme altyapısında risk altındadır. 22 yaşın üzerinde olup tecrübe birikimine sahip olanlar daha az risk taşır. Yalnız kişiler, depresyondakiler, kaygılılar, aceleci-sabırsızlar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olanlar ise yapay zekayla ilişkilerinde çok daha dikkatli olmalıdır. Çünkü duygu regülasyonu yapamayan, sosyal ilişki regülasyonu kuramayan bireyler, yapay zekayı yanlış bir danışman gibi kullanarak hatalı kararlar verebilir.”</p>
<p><strong>Algoritma şeffaflığı olmazsa tehlike büyük</strong></p>
<p>Yapay zekada etik kullanımın en çok teknoloji şirketlerinin sorumluluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji firmaları kârı maksimize etmeye göre hareket ederse, etik standartları göz ardı ederse insanlık için büyük tehlike vardır. Muhakkak algoritma şeffaflığı gerekiyor. Gizli algoritmalarla kişiler yönlendirildiğinde en büyük risk ortaya çıkıyor. Şu anda küresel ölçekte bu konuda regülasyon yok ama er geç olacak, olmak zorunda. Çünkü algoritmalar şeffaf değilse insanları yanlış yönlendirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka ödev yapmasın</strong></p>
<p>Üniversite senatosunda yapay zeka konusunu gündeme aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, eğitimdeki yaklaşımı şöyle aktardı:</p>
<p>“Yapay zekanın yasaklanmasını yasaklayalım dedik. Çünkü yapay zeka hayatımıza girdi. Öğrenci yapay zekadan bilgi alabilir ama kendi yorumunu katarak sunmalıdır. Hocalar da bu alanda kendini geliştirmelidir. Yapay zeka roman yazamaz ama bir taslak verebilir, asist edebilir. Eğer öğrenci yapay zekadan aldığı bilgiyi kendi düşünceleriyle geliştirirse, bu hem intihali önler hem de öğrenmeyi kolaylaştırır.”</p>
<p><strong>Asistan olmalı, kaptan olmamalı!</strong></p>
<p>Yapay zekanın rolüne değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zeka bizim asistanımız olmalı kaptanımız olmamalı. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda hedefimize gitmeyi kolaylaştırır ama direksiyon her zaman insanda olmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aydın Büyükşehir Belediyesi Ve Ulaştırma Bakanlığı İşbirliği İle Yeni Dörtyol Köprülü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-ve-ulastirma-bakanligi-isbirligi-ile-yeni-dortyol-koprulu-600170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:47:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[efeler]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kavşağı]]></category>
		<category><![CDATA[kavşak]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Efeler ilçesi şehir geçişi trafiğinde önemli düzeyde rahatlamaya ve seyahat sürelerinin kısalmasına neden olacak dev proje başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-ve-ulastirma-bakanligi-isbirligi-ile-yeni-dortyol-koprulu-600170">Aydın Büyükşehir Belediyesi Ve Ulaştırma Bakanlığı İşbirliği İle Yeni Dörtyol Köprülü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Efeler ilçesi şehir geçişi trafiğinde önemli düzeyde rahatlamaya ve seyahat sürelerinin kısalmasına neden olacak dev proje başlıyor.</b></p>
<p>Yeni Dörtyol Köprülü Kavşağı, Eski Dörtyol Kavşağı, Kadın Doğum Hastanesi Kavşağı, Işıklı Yolu Kavşağı, Bayındırlık Kavşağı ve Eski Otoyol Gişeleri Kavşağı ile Efeler’e 18 kilometre uzunluğunda yeni kuzey güney doğrultulu çevre yolu yapılması ve Tabakhane Çayı üzerindeki köprünün genişletilerek yenilenmesini içeren dev projede ihale gerçekleştirildi.</p>
<p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü ve Aydın Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile hayata geçecek ve yatırım maliyeti 2 buçuk milyar Türk Lirası’nı aşan projenin tümünün iki yıl içerisinde tümüyle tamamlanması bekleniyor.</p>
<p><b>Efeler İlçesine Yeni Nesil Akıllı Kavşaklar</b></p>
<p>Proje tamamlandığında Efeler şehir içi geçişi tümüyle katlı kavşak ve akıllı yeni nesil kavşaklara kavuşmuş olacak. Bununla birlikte Muğla yolu güzergahından itibaren de Zeybek Mahallesi ve Mimar Sinan Mahallesi’ne kadar Efeler’de ikinci bir ana ulaşım güzergahı ortaya çıkacak.</p>
<p><b>Başkan Çerçioğlu; Aydın Ulaşımında Çığır Açıyoruz</b></p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu; <b>“Aydın ulaşımında çığır açacak, trafik yoğunluğunu kalıcı bir biçimde azaltacak, ulaşımda akıllı sistemleri kullanacak bu projeleri Aydın basını ve kamuoyu ile paylaşmış, hızla uygulama projelerinin tamamlanarak yapım ihalelerini gerçekleştireceğimizi ifade etmiştik. Bugün de Karayolları Genel Müdürlüğümüz ile birlikte Efeler ilçemizin ulaşım altyapısının çehresini baştan aşağı değiştirecek olan bu projelerin yapım ihalesini gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Aydınımıza hayırlı uğurlu olsun”</b> İfadelerini kullandı.</p>
<p>Projeleri iki yıl sonunda tamamlamayı hedeflediklerini de ifade eden Başkan Çerçioğlu; <b>“İlk etapta bir yıl içerisinde Tabakhane Köprüsü’nü yenileyerek genişletecek ve Yeni Dörtyol Kavşağımızda hayata geçireceğimiz köprülü kavşağımızı da Aydınlı hemşehrilerimizin hizmetine sunacağız. Eş zamanlı olarak 18 kilometre uzunluğunda Kuzey-Güney Çevreyolu inşaatı ve diğer kavşaklarımızın da imalatını tamamlayarak 2 yıl sonunda Efeler ilçesinde bambaşka bir ulaşım altyapısını Aydın halkımızın hizmetine sunmuş olacağız”</b> İfadelerini kullandı.</p>
<p>Bir ay içerisinde projelerin yapımına başlanacağı ifade edilirken, Söke ve Nazilli ilçelerinde gerçekleştirilecek kavşak projeleri için de çalışmaların tamamlanmak üzere olduğu bilgisine ulaşıldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aydin-buyuksehir-belediyesi-ve-ulastirma-bakanligi-isbirligi-ile-yeni-dortyol-koprulu-600170">Aydın Büyükşehir Belediyesi Ve Ulaştırma Bakanlığı İşbirliği İle Yeni Dörtyol Köprülü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin üçüncüsünü düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin üçüncüsünü düzenledi. “Netiket: Dijital Dünyada Davranış Kuralları – Farkında Ol, Fark Yarat” başlığıyla gerçekleştirilen seminer, çevrimiçi düzenlendi ve programa ilgi yoğun oldu. </p>
<p>Seminerde İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay konuşmacı olarak yer aldı. Netiketin, sosyal medyanın işleyişini anlamak için bir mekanizma olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Dijital ortamlarda nezaket, empati ve sorumluluk gibi değerler çoğu zaman kendiliğinden oluşmuyor; bilinçli şekilde öğrenilmesi ve sürdürülmesi gereken etik pratikler olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle dijital iletişimde bu kavramlar ne kadar çok tartışılır ve farkındalık artarsa, çevrim içi deneyimler de o ölçüde olumlu hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Geleneksel medyadan dijital dünyaya</strong></p>
<p>Dijital teknolojiler öncesinde toplumlar, gazete, radyo ve televizyon gibi geleneksel kitle iletişim araçlarının hâkim olduğu bir medya düzeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Günümüzde ise web siteleri, bloglar, forumlar ve sosyal medya mecraları toplumsal yaşamın neredeyse her alanına nüfuz etmiş durumda. Türkiye de sosyal medyayı yoğun kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Facebook, X (Twitter), Instagram gibi platformlar; bireylerin eş zamanlı ya da eş zamansız biçimde iletişim kurabildiği, kendini ifade edebildiği, ürün ve hizmet tanıtımı yapabildiği dijital alanlar olarak öne çıkıyor. Dijital çağla birlikte fiziksel ortamlarda gerçekleşen pek çok etkileşim sanal ortamlara taşınmış durumda.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle pandemi sonrası dönemde sanal dünyada geçirilen zamanın ciddi biçimde arttığını kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Fiziksel olarak nadiren ya da hiç görüşülmeyen kişilerle dijital ortamda uzun saatler boyunca toplantılar, eğitimler ve görüşmeler yapılabiliyor. Bu durum, sanal ortamlarda sergilenen davranışların da en az yüz yüze iletişim kadar önemli hale gelmesine neden oluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Netiket kurallarının bilinmesi ve uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk</strong></p>
<p>“Netiket”in yalnızca kibar olmakla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Atalay, “Başkalarının özgürce konuşmasına ve kendini ifade etmesine alan tanımak, aynı zamanda demokratik bir iletişim ortamının da temel şartı.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Özellikle bazı sosyal medya mecralarında linç kültürünün giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Konuşanı susturmak neredeyse bir sosyal medya sporu haline geldi. Bu durum hem nezaketsiz hem de antidemokratik bir ortam yaratıyor. Netiket dediğimiz zaman internetteki görgü kuralları, davranış kuralları, nezaket kuralları diye tanımlayabiliriz basit bir tanımla. Yaklaşık 20–25 yıldır literatürde yer alan netiket, özellikle iletişim, eğitim ve psikoloji alanlarında araştırma konusu oluyor. Dijital dünyada daha sağlıklı, saygılı ve demokratik bir iletişim için netiket kurallarının bilinmesi ve uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bu kurallar çocuklar gençler için çok önemli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, özellikle çocuklar ve gençler açısından bu kuralların yetişkinlere kıyasla daha da önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü dijital mecralarda en fazla vakit geçiren grupların başında gençler geliyor. Psikoloji alanındaki araştırmalar ‘Çevrimiçi Disinhibisyon Etkisi’ne işaret ediyor. Amerikalı psikolog John Suler tarafından ortaya atılan bu kavram, insanların dijital ortamda yüz yüze iletişimde asla söyleyemeyecekleri sözleri çok daha rahat dile getirebildiklerini ifade ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>Anonimlik daha saldırgan olmaya neden olabiliyor</strong></p>
<p>Bir ekranın arkasında olmanın kişiye görünmezlik hissi verdiğini, karşıdakinin mimiklerini, duygusal tepkilerini görememenin de empatiyi zayıflattığını anlatan Prof. Dr. Atalay, “Anonimlik, fiziksel mesafe ve ‘nasıl olsa karşılaşmayız’ düşüncesi, bireyleri daha saldırgan ya da kırıcı davranmaya itebiliyor. Bu durum, gerçek hayatta içselleştirilen ahlaki ve sosyal ‘frenlerin’ dijital ortamda zayıflamasına yol açıyor. Pek çok kullanıcı, internette olan biteni gerçek hayattan ayrı bir alan gibi algılayabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnternette olan, İnternette kalmıyor</strong></p>
<p>Günümüzde bireylerin yalnızca fiziksel hayattaki davranışlarıyla değil, dijital ortamdaki paylaşımlarıyla da değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsan kaynakları departmanlarının, adayları görüşmeye çağırmadan önce sosyal medya hesaplarını ve dijital izlerini incelemesi artık yaygın bir uygulama. Uygunsuz bir paylaşım, bir fotoğraf ya da bir ifade, kişinin iş fırsatlarını kaybetmesine neden olabiliyor. Benzer şekilde tüketiciler de bir ürün ya da hizmet almadan önce internet yorumlarına bakıyor. Bu durum, dijital itibarın hem bireyler hem de kurumlar için ne kadar önemli hale geldiğini gösteriyor. Aranabilirlik özelliği nedeniyle herkes dijital dünyadaki varlığından ve paylaşımlarından sorumlu.”</p>
<p><strong>Dijital içerikler yıllar sonra bile yeniden karşımıza çıkabiliyor</strong></p>
<p>Netiketin önemini anlamak için yeni medyanın yapısal özelliklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Araştırmacı Danah Boyd, yeni medyanın dört temel özelliğini şöyle sıralıyor; kalıcılık, aranabilirlik, tekrarlanabilirlik ve görünmez izleyiciler. Dijital içerikler kalıcı; yıllar sonra bile yeniden karşımıza çıkabiliyor. Aranabilirlik sayesinde kişi ve kurumlar hakkında geçmiş paylaşımlara kolayca ulaşılabiliyor. İçerikler birebir kopyalanıp tekrar tekrar paylaşılabiliyor ve paylaşımlar, kim olduğu tam olarak bilinmeyen geniş bir kitle tarafından görülebiliyor. Bu durum, paylaşılan her içeriğin kontrolünün kullanıcıdan çıkmasına yol açıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada editoryal denetim son derece sınırlı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, sosyal medyada yaşanan “bağlam çöküşü”ne de dikkat çekerek, “Fiziksel hayatta farklı ortamlarda farklı roller üstlenen bireyler, sosyal medyada tüm bu bağlamların tek bir yerde birleşmesiyle ne söyleyip ne söyleyemeyeceğini kestirmekte zorlanıyor. Aile, iş çevresi, arkadaşlar ve tanıdıklar aynı dijital alanda buluşuyor. Bu karmaşayı azaltmak için platformlar çeşitli araçlar sunsa da netiket farkındalığı hâlâ büyük önem taşıyor. Çünkü sosyal medya, kullanıcı üretimi içeriğe dayanıyor ve editoryal denetim son derece sınırlı. Faydalı ve olumlu içeriklerin yanında; hakaret, zorbalık ve saldırgan dil de bu nedenle hızla yayılabiliyor. Araştırmalar, netiket konusunda farkındalığı yüksek olan bireylerin —özellikle gençlerin— siber zorbalığa daha az maruz kaldığını ve dijital ortamlarda daha az olumsuz deneyim yaşadığını gösteriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dünyanın görgü kuralları</strong></p>
<p>Netiketin, dijital dünyanın normlarını ifade ettiğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, “Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, dijital ortamlarda da kurallar olmazsa kaos kaçınılmaz hale geliyor. Sosyal medya mecralarında var olabilmek, sağlıklı diyaloglar kurabilmek ve olumlu bir dijital kimlik inşa edebilmek için bu kuralların bilinmesi ve içselleştirilmesi gerekiyor. Netiket, dijital çağın yeni görgü rehberi olarak öne çıkıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dünya genelinde internet kullanımının yüzde 70’e yaklaştığını hatırlatarak, dijital ortamlarda geçirilen sürenin artmasıyla birlikte nezaket ve davranış kurallarının her zamankinden daha kritik hale geldiğini vurguladı.</p>
<p>“İnsanlar eğitimden işe, sosyalleşmeden eğlenceye kadar pek çok ihtiyacını artık dijital mecralar üzerinden karşılıyor. Ancak netiket, yani dijital görgü kuralları konusunda farkındalık eksikliği, bireylerin hem itibarını zedeleyen hem de ileride pişmanlık yaratabilecek paylaşımlara yol açabiliyor.” diyen Prof. Dr. Atalay, özellikle çocuklar ve gençler açısından bu konunun hayati olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Dijital ayak izi herkes için belirleyici</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, dijital ayak izi kavramının artık yalnızca kurumlar için değil, bireyler için de belirleyici olduğunu ifade ederek, dijital ayak izinin, bireyin çevrim içi ortamdaki izlenebilir tüm davranışlarının toplamı olduğunu, bu izlerin pasif ve aktif olmak üzere ikiye ayrıldığını söyledi.</p>
<p>Pasif dijital ayak izlerinin; IP adresi, konum bilgisi, çerezler ve arama geçmişi gibi çoğu zaman kontrol edilemeyen verilerden oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Atalay, aktif dijital ayak izlerinin ise bireyin bilinçli olarak bıraktığı paylaşımlar, yorumlar, beğeniler, fotoğraflar ve videolar olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Algoritmalar da bizi tanıyor</strong></p>
<p>Dijital ayak izlerinin yalnızca diğer kullanıcılar tarafından değil, algoritmalar tarafından da analiz edildiğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, bırakılan izler üzerinden kişisel profiller oluşturulduğunu ve buna göre içerik ve reklam sunulduğunu dile getirdi. Algoritmaların, sınırlı sayıda beğeniyle bile bireyleri yakından tanıyabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, bu durumun dijital şeffaflığı artırdığını söyledi.</p>
<p>Günümüzde prestijli üniversitelerin öğrenci kabul süreçlerinde, şirketlerin işe alımlarda ve bazı ülkelerin vize başvurularında sosyal medya hesaplarını incelediğini hatırlatan Prof. Dr. Atalay, geçmiş paylaşımlar nedeniyle elenen adaylar olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>1990’lı yılların anonim sohbet odalarından, gerçek isim ve fotoğraflarla kullanılan sosyal medya kültürüne geçildiğini vurgulayan Prof. Dr. Atalay, bugün dijital ortamlarda yapılan her davranışın doğrudan kişiyle ilişkilendirildiğini söyledi. Prof. Dr. Atalay, “Temel kural; ‘kalabalık bir caddede bağırarak söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi dijital ortamda da söylememek’ olmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Netiket sadece sosyal medyayla sınırlı değil</strong></p>
<p>Netiketin; e-posta, forumlar, bloglar, sosyal medya ve mobil telefon kullanımını da kapsadığını belirten Prof. Dr. Atalay, özellikle mobil telefonlarla kamusal alanlarda yüksek sesle konuşmanın da bir nezaket sorunu olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Son yıllarda öne çıkan “sosyotelizm” kavramına da değinen Prof. Dr. Atalay, yüz yüze iletişim sırasında telefona odaklanmanın aile içi ve sosyal ilişkileri zayıflattığını söyledi.</p>
<p>Araştırmalara göre çevrim içi iletişimde kullanıcıların en çok rahatsız olduğu davranışlar arasında spam e-postalar, izinsiz etiketlemeler, WhatsApp gruplarında yersiz mesajlar, tamamı büyük harfle yazılmış iletiler, gereksiz “hepsine gönder” kullanımı ve mesafesiz hitap biçimlerinin yer aldığını anlatan Prof. Dr. Atalay, farklı kuşakların yazım ve iletişim normlarının da değişebildiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>E-Posta yazımında temel kurallar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, özellikle gençler için e-posta yazımına dair temel netiket kurallarına da dikkat çekerek, resmi yazışmalarda uygun hitapla başlanması, konu kısmının doldurulması, mesajın sade ve anlaşılır olması, ek gönderiliyorsa mutlaka metin yazılması ve takma isimli e-posta adresleriyle iş başvurusu yapılmaması gerektiğini hatırlattı.</p>
<p>Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların bağlamından kopuk şekilde değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Atalay, mahrem bilgilerin, rahatsız edici görüntülerin ve başkalarının zor anlarını yansıtan fotoğrafların paylaşılmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Atalay, dijital dünyada geçerli temel kuralı “Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz.” diye tanımladı.</p>
<p><strong>Google hiçbir şeyi unutmuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, internet ve sosyal medya paylaşımlarının bireyin kimliğinin bir parçası haline geldiğine dikkat çekerek, “Google’ın hiçbir şeyi unutmadığını aklımızda tutmalıyız. Sözcüklerimiz kimliğimizi oluşturuyor ve kullandığımız her ifade doğrudan bizimle ilişkilendiriliyor” dedi.</p>
<p>Gerçek yaşamda olduğu gibi dijital ortamda da kibar olmanın temel bir ilke olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Atalay, yüksek sesle ya da birinin yüzüne karşı söylenemeyecek sözlerin WhatsApp ya da sosyal medya üzerinden de paylaşılmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital dil, dil becerilerini zayıflatıyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ile birlikte dil kullanımında ciddi bir değişim yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Atalay, kelime haznesinin giderek daraldığını ve yazım kurallarının ihmal edildiğini söyledi. Türkçenin doğru kullanımına özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Atalay, imla hatalarından kaçınılmasını, aşırı kısaltma kullanımının sınırlandırılmasını ve gençler arasında yaygınlaşan yabancı ağırlıklı dijital jargonun dil becerilerini zayıflatabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de Su Konseyi kuruluyor, Gri Su dönemi başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-su-konseyi-kuruluyor-gri-su-donemi-basliyor-600013</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:17:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Gri Su]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kurul]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600013</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) yılın son toplantısında kentin su geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, temiz su kaynaklarının korunması ve suyun verimli kullanımı için kapsamlı adımlar atacaklarını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-su-konseyi-kuruluyor-gri-su-donemi-basliyor-600013">İzmir&#8217;de Su Konseyi kuruluyor, Gri Su dönemi başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) yılın son toplantısında kentin su geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, temiz su kaynaklarının korunması ve suyun verimli kullanımı için kapsamlı adımlar atacaklarını duyurdu. Başkan Tugay, kentin tüm paydaşlarını bir araya getirecek Su Konseyi’nin kurulacağını belirterek, su yönetiminde ortak akıl ve katılımcı bir model hedeflediklerini ifade etti. Ayrıca suyun yeniden kullanımını esas alan gri su projesi sayesinde İzmir’de kullanılan suyun yaklaşık yüzde 30’unun geri kazanılabileceğini açıkladı.</p>
<p>İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu, 141’inci toplantısıyla 2025 yılının son buluşmasını gerçekleştirdi. Toplantı öncesinde İEKKK üyeleri tarafından yeni yıl pastası kesilerek, 2026’ya ilişkin iyi dilekler paylaşıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “İzmir için yeni başlangıçların yaşanacağı bir yıl olacağını düşünüyorum. İyi ki böyle bir kurulumuz var. 2026, umduğumuzdan çok daha iyi olsun. Hep birlikte iyi olacağımız bir yıl diliyorum” dedi. İEKKK Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer ise, “Yeni yıl hepimiz için sağlıklı, başarılı ve bir önceki yıldan daha verimli çalışabildiğimiz bir yıl olsun” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kent gündemindeki konular ele alındı</p>
<p>Toplantıda kentin gündeminde yer alan su yönetimi, trafik, Kordon ve kentsel dönüşüm başta olmak üzere planlanan çalışmalar ele alındı. Değerlendirmelerde bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, hem yeni su kaynaklarının oluşturulması hem de suyun verimli kullanılması amacıyla, kentin her kesiminden temsilcinin katılımıyla Su Konseyi kurulacağını müjdeledi. Başkan Tugay ayrıca, suyun yeniden kullanımını sağlayacak gri su dönüşümüne ilişkin yürütülen çalışmaları da aktararak, ilk etapta uygulamanın İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait tesislerde hayata geçirileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Kentte kullanılan suyun yüzde 30&#8217;u gri sudan karşılanacak</strong></p>
<p>Planlı, akılcı ve kararlı bir anlayışla çalışılması gerektiğini vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, gri su dönüşümüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Başkan Tugay, su yönetiminde ortak aklın önemine dikkat çekerek şunları söyledi:</p>
<p>“İzmir’de ne kadar taraf varsa bir araya gelelim, su konusunda konuşalım, plan yapalım ve uygulayalım. Bu noktada sanayicilerimiz çok önemli. Özellikle suyun yeniden kullanımı konusunda en yüksek potansiyel sanayi alanında bulunuyor. Sanayinin bu sürece mutlaka katılması gerekiyor. Kendi tesislerimizde ve belediyemize ait binalarda hızlı bir gri su dönüşümü için çalışmalar yürütüyoruz. Lavabo ve duşlardan gelen suların sterilize edilerek yeniden kullanılmasını sağlayacak sistemler üzerinde çalışıyoruz. Birkaç ay içinde büyük ölçekli binalarımızın önemli bir bölümünde bu dönüşümü hayata geçireceğiz. Aynı zamanda kurum bünyesinde bir deneyim ve uygulama odağı oluşturacağız. Bu ekip, öncelikle belediyenin diğer tesisleri, ardından kamu kurumları ve nihayetinde tüm kent için gri su dönüşümüne yönelik çalışmalar yürütecek. En kolay, en hızlı, en pratik, en doğru ve en ekonomik yöntemleri belirleyeceğiz. Geri kazanılan bu sular; peyzaj sulamasında, rezervuar kullanımında, kent temizliğinde ve yangın söndürmede değerlendirilebilecek. Yürütülecek hızlı ve kapsamlı çalışmalar sayesinde İzmir’de kullanılan suyun yaklaşık yüzde 30’unu gri su dönüşümü ile elde edebileceğiz.”</p>
<p><strong>“Havzadan su aktarımı dediğimiz bir gerçek var”</strong></p>
<p>Temiz su kaynaklarının korunması ve artırılması için yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirten Başkan Tugay, yeraltı su rezervlerinin tamamının haritalandırılması ve etkin bir takip mekanizmasının kurulmasının en öncelikli başlıklardan biri olduğunu vurguladı. İzmir dışından kente su taşınmasına yönelik projelerin daha erken bir takvime çekilmesi için çaba göstereceklerini ifade eden Başkan Tugay, kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen tartışmalara da açıklık getirdi. Başkan Tugay “Bazen ‘İzmir’in suyu Manisa’dan geliyor’ şeklinde konuşmalar yapılıyor. Oysa İstanbul’un suyu nereden geliyor diye sorgulanıyor mu? İstanbul’un suyu Batı Karadeniz’den geliyor, yaklaşık 10 şehirden sağlanıyor. Ankara’nın suyu da yine Batı Karadeniz’den geliyor. Bu durum, ‘havza aktarımı’ olarak tanımlanan bir uygulamadır. Bizler bir havza içindeysek, o havzanın bir bölümünden başka bir bölümüne su aktarımı yapılması mecburen olacaktır” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Kordon yeniden tasarlanacak</strong></p>
<p>İzmir’in simge alanlarından Kordon için yeni bir tasarım sürecinin başlatılacağını açıklayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, alanın daha işlevsel ve nitelikli hale getirileceğini belirtti. Başkan Tugay, Kordon’da yol, kaldırım ve peyzaj kullanımının bütüncül bir yaklaşımla yeniden ele alınacağını ifade eden Başkan Tugay, “Kordon’un yolunu, kaldırımını ve peyzaj kullanım şeklini yeniden tasarlayacağımız bir süreci başlatıyoruz. Şehrimizin mimarlarının, tasarımcılarının, sivil toplum kuruluşlarının, esnafının ve o bölgede yaşayan yurttaşlarımızın dahil olacağı ortak bir tasarım çalışması yapılacak. Bu süreç sonunda Kordon, daha fonksiyonel bir alan haline gelecek. Bu çalışmayı sizlerin de katkısıyla hayata geçireceğiz. Kordon’u hep birlikte güzelleştirmek için herkesi bu sürece katılmaya davet ediyorum” dedi. </p>
<p><strong>Ulaşım Master Planı hazırlanıyor</strong></p>
<p>Trafiğin kentin en acil başlıklarından biri olduğunu belirten Başkan Tugay, yeni bir Ulaşım Master Planı çalışmasının başlatıldığını açıkladı. Başkan Tugay, araç sayısının son bir yılda yüzde 8 arttığını, ancak asıl sorunun plansız yoğun yapılaşma ve önceki master planın yeterince uygulanamaması olduğunu ifade etti. Yeni planın kapsamlı olacağını vurgulayan Tugay, ulaşıma yönelik tüm yatırımların bu plan doğrultusunda hayata geçirileceğini söyledi. Kent genelinde kavşak, alt ve üst geçit ile bağlantı yolları çalışmalarının sürdüğünü belirten Tugay, metro, raylı sistem ve toplu ulaşım yatırımlarının öncelikli olduğunu, İzmir’de özel araç yerine modern ve konforlu toplu ulaşımın esas alınacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>İzmir’in gastronomisi tanıtılacak</strong></p>
<p>Önümüzdeki döneme yönelik yol haritasını belirlemek amacıyla Turizm Konseyi toplantısı yapılacağını belirten Başkan Tugay, yılda iki ya da üç ayda bir, öncelikle Avrupa başkentlerinde olmak üzere 2-3 gün sürecek İzmir gastronomisi tanıtım etkinlikleri düzenleneceğini açıkladı. Başkan Tugay, bu etkinliklerin fuar katılımı şeklinde olmayacağını, kent merkezlerinde kurulacak büyük çadırlarda ağırlıklı olarak gastronominin anlatılacağını ve İzmir’in turistik ve tarihi özelliklerinin de tanıtılacağını ifade etti. Çalışma kapsamında önemli gastronomi ve turizm temsilcilerinin desteğinin alındığını da sözlerine ekleyen Başkan Tugay, ses getiren bir iş planladıklarını söyledi.</p>
<p><strong>“Eski yapıları dönüştüreceğiz”</strong></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğiyle Deprem Master Planı çalışmalarına başlandığını hatırlatan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, mikro bölgeleme ve bina tarama çalışmalarının Karşıyaka’da sürdüğünü, ardından Konak’ta devam edeceğini belirtti. Bayraklı ve Bornova’da bu çalışmaların daha önce tamamlandığını ifade eden Başkan Tugay, tüm kentin bir iki yıl içinde taranarak eski yapıların dönüştürülmesi için yoğun çaba gösterileceğini, yeni rezerv alanların belirlenmesine yönelik çalışmaların ise hem Bakanlık hem de belediye tarafından yürütüldüğünü söyledi.</p>
<p><strong>Maraton İzmir ele alındı</strong></p>
<p>Toplantıda İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Berkhan Alptekin, Maraton İzmir’in 2025 yılında izin alınamadığı için yapılamadığını, 2026 yılı için de henüz onay alınmadığını belirterek organizasyonun İzmir’e kattığı değeri aktardı. Alptekin, parkurun eğimi ve deniz kenarında yer almasıyla dünyadaki sayılı parkurlardan biri olduğunu ifade etti. Başkan Tugay, Maraton İzmir’in her yıl katılımı artan, uluslararası tanınırlığa sahip ve kolay elde edilemeyecek bir marka olduğunu vurgulayarak, kısa süreli yol kapatmalarının kenti olumsuz etkilemeyeceğini ve organizasyonun sürdürülmesi gerektiğini söyledi. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Alp Avni Yelkenbiçer, Maraton İzmir’in hem lojistik açıdan hem de parkurun başladığı noktada bitmesi nedeniyle önemli avantajlara sahip olduğunu belirterek organizasyonun devam etmesi gerektiğini ifade etti. Kurul üyeleri de Maraton İzmir’in sürdürülmesi konusunda görüş birliğine vardı.</p>
<p><strong>“Yaratıcı ekonomi anlamında İzmir, çok güçlü bir potansiyele sahip”</strong></p>
<p>Toplantıda İzmir Ekonomi Üniversitesi Yaratıcı Ekonomi Araştırma ve Uygulama Merkezi Direktörü Dr. Gözde Çeviker tarafından “Create in İzmir ve EXPO” başlıklı bir sunum gerçekleştirildi. Çeviker, Create in İzmir’in yaratıcı endüstrilerin gelişimini desteklemek amacıyla kurulan ve yaratıcı girişimcilik odağında çalışan bir dijital hub olduğunu belirtti. Create in İzmir’in temel hedeflerine değinen Çeviker, “Yaratıcı üretime ekonomik değer kazandıran kamu, sanayi, akademi ve yaratıcı sektörler arasında düzenli, sürdürülebilir ve ölçeklenebilir iş birlikleri kurarak bölgemizde yaratıcı ekonomiyi geliştirmeyi amaçlıyoruz. Yaratıcı ekonomi açısından İzmir çok güçlü bir potansiyele sahip. Kent, yaratıcı ekonomi merkezlerinden biri olabilecek nitelikleri barındırıyor. Uzun süredir İzmir’in yaratıcı kent olması yönünde birçok çalışma yürütülüyor ancak bunun sürdürülebilir bir yapıya dönüşmesi gerekiyor. Hem Create in İzmir’i hem de Create in İzmir ve EXPO’yu bu amaca hizmet edecek şekilde tasarladık” dedi. Yaratıcı endüstri alanında yürütülen çalışmalara da değinen Çeviker, “Bu çalışmalarla İzmir’i, Türkiye’de yaratıcı endüstri ve inovasyonun güçlü merkezlerinden biri haline getirebileceğimize inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İzmir Kaynak Verimliliği Merkezi çalışmaları anlatıldı</strong></p>
<p>Toplantıda İzmir Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Mehmet Yavuz tarafından “İzmir Kaynak Verimliliği Merkezi” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Dr. Yavuz, Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’nın çevresel konuları muhasebe, finansman ve iş dünyasıyla ilişkilendirmesiyle birlikte bu merkezin bir gereklilik haline geldiğini ifade etti. Dr. Yavuz, Avrupa Birliği’nin 1 Ocak 2026 itibarıyla Yeşil Mutabakat kapsamında sınırda karbon vergisi uygulamasını bazı sektörlerde hayata geçireceğini hatırlatarak, dış ticaretinin yarısından fazlasını Avrupa ile gerçekleştiren Türkiye için bu sürece uyum sağlamanın büyük önem taşıdığını vurguladı. İzmir Kaynak Verimliliği Merkezi ile bölgede başta sanayi ve tarım olmak üzere tüm sektörlerde sürdürülebilir üretim, endüstriyel simbiyoz ve dijital dönüşüm uygulamalarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik teknik destek ve danışmanlık hizmeti sunulması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Gri Su dönüşümü nedir?</strong></p>
<p>Günümüzde evsel atık sular; siyah ve gri su olmak üzere ikili ya da sarı, kahverengi ve gri su olarak üçlü şekilde sınıflandırılıyor. Gri su, evsel kullanımdan kaynaklanan yıkama sularını kapsayan, tuvalet kullanımından kaynaklanan atıklar dışındaki tüm evsel atık suları ifade ediyor. Gri su; siyah su olarak kabul edilen tuvalet atıkları ve çöp öğütücülerinden çıkan gıda atıkları hariç olmak üzere, duşlar, el yıkama lavaboları, çamaşırhaneler, çamaşır makineleri ve mutfaklardan kaynaklanan evsel atık sulardan oluşuyor. Lavabo, duş ve küvetlerden gelen, fosseptik içermeyen bu sular, evsel atık suyun en az kirli olan bölümünü oluşturuyor ve yeniden kullanım amacıyla kolaylıkla arıtılabiliyor. Arıtma işlemi tamamlanarak kullanıma hazır hale getirilen gri su; otel, okul, hastane, toplu konutlar ve endüstriyel tesisler başta olmak üzere birçok alanda değerlendiriliyor. Bu alanlarda geri kazanılan su, temizlik ve dezenfeksiyon çalışmalarında kullanılabildiği gibi peyzaj ve tarımsal sulama amacıyla da kullanılabiliyor. Bazı bölgelerde ise geri kazanılan gri su, yangın riskine karşı yangın hidrantlarında depolanarak, yangın söndürme amacıyla da değerlendirilebiliyor. Bu uygulamalar sayesinde hem su kaynaklarının korunması hem de sürdürülebilir su yönetimine katkı sağlanması hedefleniyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-su-konseyi-kuruluyor-gri-su-donemi-basliyor-600013">İzmir&#8217;de Su Konseyi kuruluyor, Gri Su dönemi başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[akut]]></category>
		<category><![CDATA[çıkış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824">Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Depresyondan ‘acil çıkış’, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklenti!</strong></p>
<p>Depresyonun, modern yaşamın en yaygın ve zorlayıcı ruh sağlığı sorunlarından biri olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özellikle kriz anlarında veya belirtilerin aniden şiddetlendiği akut dönemlerde, bireyler doğal olarak ‘hemen bir çözüm’ veya ‘acil çıkış’ arayışına girerler.” dedi. </p>
<p>‘Depresyondan acil çıkış’ ifadesinin klinik olarak mümkün olup olmadığını değerlendiren Demir, “Klinik psikoloji ve psikiyatri açısından bakıldığında, depresyondan ‘acil çıkış’ ifadesi, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklentidir. Depresyon, beyindeki nörotransmiter dengesizlikler, bilişsel çarpıtmalar ve davranışsal döngülerle karakterize karmaşık bir hastalıktır. Birkaç saat içinde tamamen iyileşmek, kırık bir kemiğin anında kaynaması gibi, biyolojik ve psikolojik süreçlere aykırıdır. Ancak, bu karamsar olmak gerektiği anlamına gelmez. Gerçekçi olan, akut kriz anlarında belirtileri hızlıca hafifletmek, yıkıcı davranışları önlemek ve profesyonel yardım alana kadar stabilizasyonu sağlamaktır. Bu, ‘acil çıkış’ değil, ‘acil durum yönetimi’ olarak adlandırılabilir. Burada amaç duygusal çöküşün derinleşmesini durdurmak ve kişiyi güvenli bir zemine çekmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamak!</strong></p>
<p>Bireyleri en çok ‘hemen bir çözüm’ arayışına iten akut depresyon belirtilerinden bahseden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hayattan zevk alamama halinin dayanılmaz bir boyuta ulaşması, sanki fizikselmiş gibi hissedilen yoğun bir iç sıkıntısı ve ruhsal acı, aniden ve zorlayıcı bir şekilde ortaya çıkan intihar düşünceleri ile saatlerce süren uykusuzluk veya tam tersi, yataktan çıkamama hali en acil çözüm arayışının tetikleyicileridir.” dedi.</p>
<p>Ani bir depresif çöküş yaşayan kişinin ilk 24 saat içinde uygulayabileceği, bilimsel olarak desteklenen ve Davranışsal Aktivasyon (Behavioral Activation) ile Duygusal Düzenleme (Emotion Regulation) ilkelerine dayanan adımlar olduğunu aktaran Demir, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlk adım acil güvenlik önlemi alınmasıdır. Profesyonel yardım aranmalı, intihar düşüncesi varsa, 112 veya bir kriz hattı aranmalı ya da acil servise başvurulmalı. En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamaktır. Bu, hayat kurtarıcı ilk adımdır. İkinci adım ‘5 dakika kuralı’dır. O anki görevi (yataktan çıkmak, duş almak, bir bardak su içmek) sadece 5 dakika boyunca yapmayı hedefleyin. Bu davranışsal aktivasyon ilkesidir. Depresyon, hareketsizlikle beslenir. Küçük bir başarı bile beynin ödül sistemini hafifçe tetikleyebilir. Üçüncü adım biyolojik düzenleme yapılmasıdır. Vagus siniri aktivasyonu yardımcı olabilir. Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın veya ensenize soğuk bir kompres uygulayın. Vagus siniri uyarımı, vücudun ‘savaş ya da kaç’ tepkisini yavaşlatarak, sakinleşme tepkisini hızlandırır. Bu, akut anksiyete ve panik durumunda etkilidir. Nefes egzersizlerinden özellikle kare nefes (4 saniye al, 4 saniye tut, 4 saniye ver, 4 saniye tut) tekniği, vücudun otonom sinir sistemini bilinçli olarak kontrol etmenin ve kalp atış hızını yavaşlatmanın en hızlı yoludur.”</p>
<p><strong>Bu teknikler belirtileri azaltır ama depresyonun nedenini çözmez! </strong></p>
<p>Dördüncü adım olarak ortam değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Evdeyseniz odanızı değiştirin, mümkünse 10 dakikalık kısa bir yürüyüş yapın. Beyin, bulunduğu ortamla güçlü bir şekilde ilişki kurar. Fiziksel ortamı değiştirmek, beynin düşünce döngüsünü kırmasına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Dikkat dağıtma tekniklerinin de etkili olabileceğini ifade eden Demir, “5-4-3-2-1 Topraklama Tekniğini (5 gördüğün, 4 dokunduğun, 3 duyduğun, 2 kokladığın, 1 tattığın şeyi söyleme) deneyin. Bu teknik, zihni yıkıcı düşünce döngüsünden o anki gerçekliğe odaklanmaya zorlar. Kısa vadede hızlı etki gösteren müdahaleler, ‘acil çıkış’ sağlamasa da, çöküş anının şiddetini azaltmada oldukça etkilidir. Bu teknikler belirtileri yönetmede son derece etkilidir, ancak depresyonun temel nedenini ortadan kaldırmazlar. Bir ağrı kesici gibidirler; ağrıyı dindirir ama kırığı tedavi etmezler.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bu belirtiler acil müdahale gerektiriyor!</strong></p>
<p>Depresyonun acil müdahale gerektirdiği durumlar olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişinin aktif olarak kendini yaralama veya intihar planları yapması, başkalarına zarar verme düşüncelerinin ortaya çıkması, gerçeklikle bağın koptuğu sanrılar veya halüsinasyonlar görmeye başlaması, günlerce banyo yapmamak, yemek yememek veya su içmemek gibi belirtilerde kişi vakit kaybetmeden acil yardım veya bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalı.” dedi.</p>
<p>Demir ayrıca, bu durumların sadece psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik ve sosyal bir acil durum olduğunun ve hastane yatışını gerektirebileceğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Toplumda sıkça duyulan ‘moralini yükselt, düşünme, kafanı dağıt’ gibi önerilerin, depresyon yaşayan bir kişi için yetersiz ve hatta zararlı olabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığıdır. Kişinin ‘moralini yükseltme’ gücü, hastalığın kendisi tarafından bloke edilmiştir. Bu tür öneriler, kişiye ‘yeterince çabalamıyorsun’ mesajını verir. Bu da var olan suçluluk ve değersizlik duygularını pekiştirir, kişiyi daha da izole eder.” uyarısını yaptı.</p>
<p>Depresyondaki kişiye acil durumlarda nasıl destek olunması gerektiği konusunda önerilerde bulunan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Doğrulama ve empati önemli. ‘Şu an ne kadar acı çektiğini anlamaya çalışıyorum. Yalnız değilsin’ gibi ifadelerle duygularını doğrulayın. ‘Kafanı dağıt’ yerine, ‘sana su getireyim mi?’ veya ‘hastaneyi birlikte arayalım mı?’ gibi somut ve basit görevler teklif edin. İntihar riski varsa, kişiyi yalnız bırakmayın ve profesyonel yardım almasını sağlayın. Unutmayın, bu teknikler tedavi değil, akut kriz anını atlatma becerileridir. Depresyon bir maratondur, sprint değil. ‘Acil çıkış’ yerine, ‘güvenli yönetim’ ve profesyonel yardım arayışı en bilimsel ve gerçekçi yaklaşımdır. Kriz anında atılacak her bilinçli küçük adım, iyileşme yolculuğunun bir parçasıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824">Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akran Nezaketi Zirvesi Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde yapıldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akran-nezaketi-zirvesi-uskudar-universitesi-ev-sahipliginde-yapildi-595980</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[avcı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[nezaketi]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sahipliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[zirvesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595980</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü, Üsküdar Üniversitesi ve Üsküdar İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün ortak düzenlediği “Akran Nezâketi Zirvesi” Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşkesinde gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-nezaketi-zirvesi-uskudar-universitesi-ev-sahipliginde-yapildi-595980">Akran Nezaketi Zirvesi Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde yapıldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü, Üsküdar Üniversitesi ve Üsküdar İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün ortak düzenlediği “Akran Nezâketi Zirvesi” Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşkesinde gerçekleştirildi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen Akran Nezaketi Zirvesi, öğretmenler, akademisyenler ve Milli Eğitim temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede, pozitif psikoloji ve iletişim yaklaşımlarıyla gençler arasındaki zorbalığın önlenmesi ve nezaket kültürünün güçlendirilmesi hedeflendi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Hayata dönüşmeyen bilimsel bilginin kıymeti yoktur.”</strong></p>
<p>Zirvenin açılışında konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, zirvenin önemine vurgu yaptı. Üniversitenin bilimsel üretimin toplumsal katkıya dönüşmesi hedefiyle çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Güngör, “Hayata dönüşmeyen bilimsel bilginin kıymeti yoktur. Üniversite olarak eğitimin yanında toplumsal sorumluluk projelerine de öncelik veriyoruz” dedi. </p>
<p>Konuşmasında, öğretmenlerin ve Milli Eğitim’in zirvede en önemli çözüm ortakları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Bugünkü konumuz ‘Akran Nezaketi’. Bugüne kadar bu konu genellikle ‘Akran Zorbalığı’ olarak adlandırılıyordu. Ancak burada, sizlerin de fark ettiği gibi, bir yandan pozitif psikolojinin, öte yandan pozitif iletişimin söylemini kullanarak, ciddi bir sorunu daha nazik, daha gurur verici ve gönülleri ferahlatıcı bir şekilde ele almayı amaçlıyoruz. Akran zorbalığı her zaman vardı; ancak dijital iletişim teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla bu sorun çok daha görünür hâle geldi ve zaman zaman şova dönüşmeye başladı. Görünürlük, sorunun fark edilmesi açısından olumlu bir fırsat sunuyor. Bu sayede, özellikle ergenlik döneminde daha yaygın olan sorunlara karşı, birlikte duyarlılık noktaları oluşturabilir, toplumda farkındalık yaratabilir ve çözüm yollarını birlikte geliştirebiliriz.” dedi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Halide İncekara, açılışta yaptığı konuşmada, zirveye katılanlara teşekkür ederek, etkinliğin iş birliği ve birlikte çalışmanın önemine işaret etti. </p>
<p><strong>İl Milli Eğitim Müdürü Yentür: “Nezaket ve tevazu kalıcı davranışlarla örneklenmelidir”</strong></p>
<p>İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür ise öğretmenlerin önemine dikkat çekti ve nezaketin en güzel örneklerinin sınıf ve okul ortamında sergilendiğini belirtti. Yentür, “Öğretmenlerimiz sadece sınıfta değil, evde de öğrencilerimizin yol göstericisidir. Nezaket ve tevazu insana yakışır, insanla anlamlanır. O yüzden bu tevazuda da öğretmenlerin, eğitimin rolü çok büyük. Nezaket ve tevazu kalıcı davranışlarla örneklenmelidir” diyerek kendi deneyimlerinden örnekler verdi.</p>
<p>Zirvede daha sonra Akran Nezaketi Paneli gerçekleştirildi. Panelde Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Eski Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı ve Prof. Dr. Nilüfer Pembecioğlu yer aldı.</p>
<p><strong>“Önce selam, sonra kelam”</strong></p>
<p>Panelde konuşan Eski Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, sözlerine Fethi Gemuhluoğlu’nun “Önce selam, sonra kelam” sözünü hatırlatarak başladı ve nezaketin yalnızca bir davranış biçimi değil, kökeni ve anlamı olan kültürel bir değer olduğunu, kelimelerin etimolojisine bakmanın “zihni zinde tutan bir egzersiz” olduğunu belirtti.</p>
<p>“Nezaket” kelimesinin Farsçada “nazuk”, yani ince anlamından geldiğini hatırlatan Prof. Dr. Avcı, nezaketin özünde incelik ve insanın insana duyduğu saygı olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“İnsan insanın kurdu mudur, yoksa kutsalı mı?”</strong></p>
<p>Konuşmasında Hobbes’un ünlü “İnsan insanın kurdudur” sözüne de değinen Prof. Dr. Avcı, bu ifadenin çoğu zaman bağlamından koparıldığını ifade etti. Hobbes’un aynı yerde “İnsan insanın tanrısıdır” sözünü de söylediğini dile getiren Prof. Dr. Avcı, “Bu, insanın insan için bir tehdit olduğu kadar bir değer ve kutsiyet taşıdığı anlamına gelir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Avcı, Martin Buber’in “Ben-Sen” ilişki modeline de değinerek insan ilişkilerinin ya “özne-nesne” ya da “özne-özne” formunda yaşandığını, nezaketin ise ancak özne-özne ilişkilerinde gelişebileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>“Dinleme süresi 3 dakikaya düştü”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nabi Avcı, özellikle genç kuşaklarda dinleme süresinin dramatik biçimde kısaldığına dikkat çekerek, eskiden öğrencilerin 15 dakikaya kadar dikkatle dinleyebildiğini, bugün ise bu sürenin 3 dakikaya kadar düştüğünü belirtti. Prof. Dr. Avcı, şöyle konuştu:</p>
<p>“Bugün geldiğimiz noktada gençlerin kaliteli dinleme süreleri yaklaşık 3 dakika. Üç dakika! Sonrasında konuşanın saçına, gözüne, sakalına, bıyığına, elindeki kaleme, saate bakıyorlar; yani dinlemiyor, seyrediyorlar. Bu durum sadece gençlere özgü değil, bize de sirayet etmiş durumda. Seyretmek daha kolay ve daha zevkli geliyor; ‘Ne biçim giyinmiş, nasıl oturuyor&#8230;’ diye dedikoduya yöneliyoruz. Mesele şu: Beyinde öğrenme alışkanlıklarımız patikalar oluşturuyor ve bu patikaların dışındaki süreçleri artık alamıyoruz. Günde 3–5 saat Twitter, Instagram, Facebook kullanınca, zihniniz 200 karakterlik bir alan içinde düşünmeye, mesajlaşmaya, iletişim kurmaya alışıyor. Kendinizi ancak 200 karakterle ifade edebilir hâle geliyorsunuz.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Öğretmen çocuğun beyninde sosyal ve duygusal mimariyi inşa eder”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocuklarda sosyal ve duygusal sermayenin erken yaşlarda şekillendiğini, öğretmenlerin bu süreçte “ikinci mimar” konumunda olduğunu ifade ederek, “Çocuğun ruhuna ilk sosyal ve duygusal sermayeyi anne verir, okulda ise öğretmen çocuğun beyninde sosyal ve duygusal mimariyi inşa eder” dedi.</p>
<p><strong>“Zeki ve çalışkan çocuk yetmez; iyi insan yetiştirmek şart”</strong></p>
<p>Modern eğitimin çocuklara yalnızca somut hedefler verdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Modernizm çocuğa ‘zeki ve başarılı ol’ diyor. Ama zeki, çalışkan ve başarılı bir kişi erdem ahlakından yoksunsa, riskli alanlara kayabiliyor. Sentetik uyuşturucu üreten, yasa dışı yapılanmalara giren, etik dışı davranan iyi eğitimli gençleri bu yüzden görüyoruz. Üçüncü parametre olan ‘iyi insan yetiştirmek’ eksik bırakılıyor.” dedi.</p>
<p>Erdem ahlakının 4-6 yaş arasında kazanıldığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, bu dönemden sonra bu eğitimin çok daha zorlaştığını belirtti. Japonya ve Çin’de karakter eğitiminin akademik eğitimin önüne konulduğu örneğini de verdi.</p>
<p><strong>“Eğitimin asıl amacı çocuğu hayata hazırlamaktır”</strong></p>
<p>Çocuğa tarih, coğrafya, matematik öğretmenin erken dönemde ikinci planda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “O yaşlardaki çocuğa, akvaryumdaki balığın ölebileceğini bile öğretiriz; çünkü çocuk hayatın gerçeklerini tanısın isteriz. ‘Aman strese girmesin, aman üzülmesin’ diyerek büyütülen çocuk mutlu olur ama hayata hazırlanmamış olur. Eğitimin asıl amacı çocuğu hayata hazırlamaktır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Nezaket, akran ilişkilerine çok yakışan bir kavramdır”</strong></p>
<p>Çocukların emek verebileceği, uğrunda çaba gösterebileceği bir amaçlarının olması gerektiğine de işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Nasıl ki ekonomik sermayeden söz ediyorsak, sosyal sermaye ve duygusal sermaye de çocuğun hayat amacıyla ilgilidir. Bu noktada nezaket çok önemli bir kavramdır. Saygı değerlidir ama nezaket, saygının da üzerinde bir kavramdır. Nezaket, incitmek istememe duygusudur. Kültürümüzdeki nezaket kavramının kökeni de bunu gösterir. Bizde incelik anlamına gelir; karşı tarafı kırmamaya dayanır. En ağır söz bile en nazik şekilde söylenebilir — buna diplomasi denir, politik davranmak değil. Nezaket hem kültürel bir değerdir hem de akran ilişkilerine çok yakışan bir kavramdır.” dedi.</p>
<p><strong>“Ergenlik, çocuğun ‘Ben artık ailemden ayrı bir bireyim’ deme dönemidir”</strong></p>
<p>Gençlerin kendilerinden önceki kuşağı eleştirmekten hoşlandığını, ergenlikte bunun daha da belirginleştiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Çünkü ergenlik, çocuğun ‘Ben artık ailemden ayrı bir bireyim’ deme dönemidir. Ergenlik psikolojisinin temelinde bu ayrışma ihtiyacı yatar. Evden uzaklaşmak ister, kendi alanını kurmak ister. Geleneksel nasihat dili yerine, nezaketin özellikle empati boyutunu ön plana çıkaran bir yaklaşım çok daha etkili olur. Yani asıl vurgu, empatik iletişim olmalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Modernizmin bugün öğrettiği yaşam amacı hedonizmdir.”</strong></p>
<p>Modernizmin dayattığı haz kültürünün genç kuşakları zayıflattığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, çözümün “empati, akran nezaketi ve pozitif okul iklimi” olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, modern haz kültürünün nörobiyolojik ve toplumsal etkilerine dikkat çekerken, endokrinolog Robert Lustig’in 2017 tarihli kitabına da atıfta bulunarak, “Lustig kitabında ‘Amerikan ekonomisinin Amerikan beynini hacklemesi’ diyor. Biz bu kitabı Türkçeye kazandırmak istiyoruz. Modernizmin hastalığı dediğimiz şey toplumlara hızla yayılıyor; bu durum ‘Kaliforniya Sendromu’ olarak da biliniyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Bugün tek ebeveynli hane oranlarının %30–35 seviyesine ulaştı”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Türkiye’de aile yapısındaki dönüşüme dikkat çekerek, tek ebeveynli hanelerin belirgin biçimde arttığını söyledi. Daha önce geniş aile oranlarının yüksek olduğunu ancak bugün tek ebeveynli hane oranlarının %30–35 seviyesine ulaştığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun “ciddi bir hane kırılganlığı” anlamına geldiğini vurguladı.</p>
<p>Bu dönüşümde modern yaşamın etkisine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, kültür aktarımının geçmişte aile ve eğitim sistemi tarafından sağlandığını ancak günümüzde bu rolü büyük ölçüde sosyal medyanın üstlendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Mutluluk Bilimi ve Değerler” kitabının ilk baskısı tükendi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, karamsarlığa kapılmamak gerektiğinin altını çizerek dijital çağda çözüm üreten yaklaşımların da bulunduğunu belirterek, Üsküdar Üniversitesi olarak bu alanda sorumluluk aldıklarını, 20 psikolog ile birlikte bir eğitim projesi hazırladıklarını aktardı.</p>
<p>Proje kapsamında hazırlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı Yardımcı Ders Kitabı formatında 2022’de yayımlanan “Mutluluk Bilimi ve Değerler” kitabının ilk baskısının tükendiğini, ikinci baskının da yayımlandığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, kitabın “hayatın anlamı ve amacı” temasıyla başladığını, gençlere dikkat piramidi, önem–öncelik piramidi, hedef belirleme, ardından bağışlayıcılık, empati, stres yönetimi, şükran ve minnettarlık gibi becerilerin öğretildiğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, Anadolu irfanının modern psikoloji ve pozitif bilimle birleştiği bu sistemin, gençlerin duygu ve değer dünyasını güçlendirmeyi amaçladığını ifade ederek, üniversitenin bu çalışmayı PDF formatında ücretsiz olarak halka ve tüm eğitim sistemine açtığını da dile getirdi.</p>
<p><strong>“Hedef Arkadaşlığı modeli, akran zorbalığını azaltıyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nde geliştirdikleri Hedef Arkadaşlığı modelinin Hacettepe Üniversitesi’nde yayımlanan bir makalede olumlu etkilerinin gösterildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, sistemin işleyişini şöyle anlattı:</p>
<p>“Akran mentorluğu ve akran arabuluculuğu sistemi kurduk. Bir sorun olduğunda önce akranlar çözmeye çalışıyor. Türk bir öğrenciyle yabancı öğrenciyi eşleştiriyoruz; body sistemi gibi. Hem gruplaşmayı hem tartışmaları azaltıyor.”</p>
<p>Ergenlikte yaşanan her problemin “büyüme fırsatı” olduğunu da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Zorbalık yapıyorsun demek yerine ‘akran arabuluculuğu yapalım’ demek lazım. Pozitif davranışları güçlendirdiğinizde negatif kendiliğinden söner.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bir chatbot ile akran nezaketini öğretebiliriz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın bu süreçte önemli bir araç olduğunu söyleyerek, yeni bir proje önerisini de paylaştı:</p>
<p>“Akran Nezaketi Projesi için neler yapılabileceğini düşündüm. Bir chatbot ile akran nezaketini öğretebiliriz.<strong> </strong>Gençler yapay zekâ ve dijital ortamları çok seviyor. Bu nedenle bir chatbot geliştirilebilir. Bu chatbotun yazılım diline, bir ekip olarak üç ayrı modül ekleyebiliriz: öğrenci modülü, öğretmen modülü ve veli modülü. Sınıfta bir zorbalık ya da dışlanma yaşandığında öğrenci chatbot’a gelip sorusunu yöneltebilir. Bizim önerdiğimiz en temel şey, ‘sen dili’ yerine ‘ben dili’ kullanmak. Mesela çocuk, ‘Niye beni dışladınız?’ dediğinde karşı taraf da sert bir şekilde cevap verir ve kavga çıkar. Oysa ‘Beni dışladığınızda kendimi çok kötü hissettim’ dese, çatışma büyük ölçüde önlenir. Bu kadar basit bir beceri bile pek çok sorunu çözer.</p>
<p>Bütün öğrencilere bunu tek tek anlatmak hem zor hem de zaman alıcı olabilir. Fakat bir chatbot üzerinden altı ay ya da bir yıl içinde kapsamlı bir eğitim uygulanabilir. Üsküdar Üniversitesi olarak elimizde böyle bir içerik hazır. Milli Eğitim Bakanlığı ve bir yazılım takımıyla birlikte bu sistemi kurarsak, chatbot’u Türkiye’deki tüm ortaokul ve lise düzeyindeki okullarda kullanabiliriz.”</p>
<p>Akran Nezaketi kavramının doğru bir kavram olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Akran zorbalığını sürekli konuşmak yerine, pozitif davranışları artırırsak zorbalık zaten kendiliğinden azalır. Okullarda empati eğitimini ve iyilik davranışlarını çoğalttığımızda, zorbalık da doğal olarak yavaş yavaş sönmeye başlayacaktır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nilüfer Pembecioğlu: “Nezaket aslında çocukken öğrenilen bir şeydir.”</strong></p>
<p>İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümünden Prof. Dr. Nilüfer Pembecioğlu, çocukların nezaket ve empati gibi değerleri öğrenmesinde erken dönemin önemine dikkat çekerek, “Her çocuk doğduğunda müthiş bir kapasiteyle geliyor. Nezaket aslında çocukken öğrenilen bir şeydir. Eğer doğru zamanda öğrenmezsek, belki de hiç öğrenemeyeceğiz.” dedi.</p>
<p>Dijital çağın çocuklar üzerindeki etkilerden de bahseden Prof. Dr. Pembecioğlu, “Çocuklar ekran aracılığıyla dünyayı ve insanları, gelen bilgilerin yönlendirmesiyle algılıyor. Dijital ortamda çocuklar yalnızlaşıyor; izlediklerinde özdeşleşebilecekleri, rol model alabilecekleri bireyler bulamıyorlar. Nezaket ve empatiyi öğrenemeyen çocuk, başkalarına değerli davranışlar sergileyemez. Önce çocuğun kendisini değerli hissetmesi gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Pembecioğlu, “Çocuklar öğretmenleriyle de aileleriyle de kendilerini ifade ediyor. Gerçek ve samimi iletişim, onları motive ediyor ve kendilerini keşfetmelerine olanak sağlıyor. Dijital yalnızlık ve ekran bağımlılığı, çocukların diğer becerilerini köreltiyor. Çocuğun karşısına bilgisayar koymak, onları yalnızlaştırıyor. Onlarla birebir iletişim kurmak, bugün her zamankinden daha önemli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-nezaketi-zirvesi-uskudar-universitesi-ev-sahipliginde-yapildi-595980">Akran Nezaketi Zirvesi Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde yapıldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kahramankazan Belediyesi Aralık Ayı Olağan Meclis Toplantısı Gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kahramankazan-belediyesi-aralik-ayi-olagan-meclis-toplantisi-gerceklesti-595971</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aralık]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[borç]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kahramankazan]]></category>
		<category><![CDATA[kazı]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[olağan]]></category>
		<category><![CDATA[toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[vurgu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595971</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu başkanlığında gerçekleşen 2025 Yılı Aralık Ayı Olağan Meclis Toplantısı'nda ilçenin gündemine yansıyan çeşitli iddialar, dedikodular ve yanlış bilgileri değerlendiren Başkan Çırpanoğlu, kamuoyuna kapsamlı açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kahramankazan-belediyesi-aralik-ayi-olagan-meclis-toplantisi-gerceklesti-595971">Kahramankazan Belediyesi Aralık Ayı Olağan Meclis Toplantısı Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu başkanlığında gerçekleşen 2025 Yılı Aralık Ayı Olağan Meclis Toplantısı&#8217;nda ilçenin gündemine yansıyan çeşitli iddialar, dedikodular ve yanlış bilgileri değerlendiren Başkan Çırpanoğlu, kamuoyuna kapsamlı açıklamalarda bulundu.</b></p>
<p><b>5 ARALIK KADINLARA SEÇME VE SEÇİLME HAKKI’NIN YIL DÖNÜMÜ</b></p>
<p>Yoklama alınmasıyla başlayan toplantıda gündeme geçmeden önce konuşma yapan Başkan Çırpanoğlu, 5 Aralık 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınmasının Türk demokrasi tarihi için taşıdığı öneme vurgu yaptı. Büyük babaannesi Satıkadın&#8217;ı örnek vererek kadınların siyasetteki varlığının ilçeye, Ankara’ya ve Türkiye’ye değer kattığını belirten Başkan Çırpanoğlu, “Kadınlarımız siyasette, bürokraside ve yönetimde yer aldıkça daha temiz, daha düzenli ve daha etkili kamu hizmeti ortaya çıkıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tüm kadın siyasetçilere görevlerinde başarılı olmalarını ve geçmişte görev yapmış kadın bürokratlara rahmet ve minnet dileklerini iletti.</p>
<p><b>3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ MESAJI</b></p>
<p>Engelli bireylerin toplum içinde daha fazla yer alması gerektiğini söyleyen Başkan Çırpanoğlu, kamu kurumlarının ve belediyelerin üzerlerine düşen sorumluluk ve görevlerini yapması gerektiğini vurgulayarak;</p>
<p>“Engelli vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamaması için elimizden gelen tüm çabayı sarf ediyoruz, bundan sonra da aynı şekilde çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.</p>
<p><b>PAZAR YERİ ÜST ÖRTÜSÜ ÇALIŞMALARI</b></p>
<p>Toplantıda pazar yerinin mevcut yapısında yağmur ve fırtınadan kaynaklı hasarlar oluştuğunu bildiren Başkan Çırpanoğlu, öncelikle geçici bir çözüm uygulanacağını, asıl kapsamlı çalışmanın ise yağışların bitmesinin ardından, açılır–kapanır, gerektiğinde ısıtmalı ve ışıklı bir üst örtüyle modern bir pazar yeri yapmayı hedeflediklerini, yapılacak çalışmanın ilçenin en az 15–20 yıllık ihtiyacını karşılayacak nitelikte olacağını vurguladı.</p>
<p><b>BELEDİYE PERSONEL SAYISI HAKKINDA SORU ÖNERGESİ</b></p>
<p>Personel alımlarıyla ilgili daha önce de sorular sorulduğunu belirten Çırpanoğlu:“Şifahi olarak defalarca bilgi verdik. Resmi talep üzerine resmi yanıtlarımızı da yazılı olarak ileteceğiz.” ifadeleriyle konuyu netleştirdi.</p>
<p><b>ÜRETEN VE GELİŞEN ŞEHİR KAHRAMANKAZAN: BETON VE GERİ DÖNÜŞÜM YATIRIMLARI</b></p>
<p>Meclise yöneltilen “Göreve geldiğinizden bu yana üretim anlamında ne yaptınız?” soru önergesine, ilçede belirgin gelir kaynağı sağlayan iki büyük atılımı gerçekleştirdiklerini söyleyen Başkan Çırpanoğlu,</p>
<p>İlk olarak önceki dönemde kurulamayan Geri Dönüşüm Şirketi’ni Mevzuata uygun biçimde kurduklarını ve ciddi bir eksikliği gidererek önemli miktarda gelir elde etmeye başladıklarını ifade etti. Önceki dönemde kurulan ancak verimli bir şekilde işletilmediği için zarar eden KazanBel Beton şirketini devraldıklarında yıllık üretimin 13.000 m³ olduğunu vurgulayan Başkan Çırpanoğlu, 30.000 m³ seviyesine çıkardıklarını ve şirketin kar etmeye başladığını hatırlatarak, “elde ettiğimiz bu karla hem maaş ödemelerine katkı sağladık hem de 11’i sıfır kilometre olmak üzere 13 yeni araç ve Türkiye’nin en büyüğü olan 60 metrelik beton pompası alarak üretime yatırım yaptık. Yalnızca 1 kepçe ve 1 beton mikserini ikinci el olarak aldık.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu yatırımlar sayesinde belediyenin her ay 30 milyon TL ek gelir elde ederek maaşları ödeyebildiğini vurgulayan Çırpanoğlu: “Allah Kahramankazan’ı korumuş. Bu yatırımlar olmasa 5–6 ay maaş ödenmesi bile imkânsız hâle gelirdi.” dedi.</p>
<p><b>TAPULU ARAZİ ÜZERİNDE İDDİA EDİLEN KAÇAK KAZI KONUSU</b></p>
<p>Bir vatandaşın tapulu arazisinde belediye ekiplerinin izinsiz kazı yaptığı iddiasına dair Başkan Çırpanoğlu şu sözlere yer verdi:</p>
<p>‘’Valiliğin enerji komisyonundan Kahramankazan Belediyesi’ne gelen bir yazı neticesinde Saray bölgesinde bir kazı yapılıyor. Devletin talebi var. Gerekli yazışmalar yapılmış usulle ilgili bir hata varsa onu bilemem. Burada kesinlikle art niyetli bir kazı yok. Tamamen resmi bir yazı ile yapılan kazı. Burada hiç gayri resmi bir şey yok. Bu konuyla ilgili de çok konuşulduğunu görüyorum ama hoş bir seda bıraktırdığı için gurur meselesi yapmadım. Kahramankazan’ın bütün dertleri bitti bula bula define arayışına mı girmişiz. Akıl var mantık var. Ayrıca kazı yapılan yer şahsa ait değil, imar planı içerisinde olan yolda gerçekleştirildi.’’</p>
<p><b>“BELEDİYEYE BASKIN YAPILDI” İDDİASI</b></p>
<p>Belediyeye baskın yapıldığı ve zorla anlaşma imzalandığı iddiasına Başkan Çırpanoğlu:</p>
<p>“Devlet kurumuna kimse baskın yapamaz. Böyle bir şey mümkün değil. Mahkemelik olduğumuz bir şahıs üzerinden büyütülmüş bir söylentidir.” yanıtını verdi.</p>
<p><b>PROMOSYON SÖZLEŞMESİ ELEŞTİRİSz</b></p>
<p>Başkan Çırpanoğlu, geçmiş dönem belediye başkanının personel promosyon sözleşmesini 52 ay olarak yapmasını eleştirerek:</p>
<p>“Tüm belediyeler 36 ay yaparken, Kahramankazan Belediyesi 52 aylık sözleşme yaparak personelimizi 1,5 yıl enflasyona ezdirmiştir. Biz süresi dolduğunda 3 yıllık, hakkaniyetli bir sözleşme yapacağız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>VERGİ VE SGK BORÇLARI İÇİN 51 TAŞINMAZIN DEVRİ</b></p>
<p>Geçmiş dönemden kalan büyük borç yükü nedeniyle 51 adet taşınmazın vergi borçlarına karşılık devredileceğini açıklayan Başkan Çırpanoğlu: “Faiz ana borçtan fazla, İller Bankası’ndan gelmesi gereken paramız büyük oranda borçlara kesiliyor. Bizim dönemimizde yalnızca 17,5 milyon TL borç yaptık ve bunu da bir yıl içinde kapatacağız. Keşke önceki dönem bu borçların bir kısmı ödenseydi; biz de 51 taşınmaz değil, belki 30 taşınmaz vermek zorunda kalırdık.” dedi.</p>
<p><b>MECLİS GÜNDEMİ VE KAPANIŞ</b></p>
<p>Toplantıda ayrıca imar planı değişiklikleriyle ilgili değerlendirme çağrısı yapıldı.</p>
<p>AK Parti, MHP ve CHP grupları, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ile 5 Aralık Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı verilmesinin yıl dönümü dolayısıyla konuşmalar gerçekleştirdi.</p>
<p>Bir sonraki olağan meclis toplantısının 5 Ocak 2026 Pazartesi saat 15.00’de yapılacağının duyurulmasının ardından meclis toplantısı sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kahramankazan-belediyesi-aralik-ayi-olagan-meclis-toplantisi-gerceklesti-595971">Kahramankazan Belediyesi Aralık Ayı Olağan Meclis Toplantısı Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İtalya Cumhuriyeti&#8217;nin Türkiye Büyükelçisi Ekselansları Giorgio Marrapodi&#8217;ye Yeditepe Üniversitesi&#8217;nden Fahri Doktora</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/italya-cumhuriyetinin-turkiye-buyukelcisi-ekselanslari-giorgio-marrapodiye-yeditepe-universitesinden-fahri-doktora-594566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 19:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükelçisi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[dalan]]></category>
		<category><![CDATA[ekselansları]]></category>
		<category><![CDATA[giorgio]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkilerin]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[italya]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[talya]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye ile İtalya arasındaki diplomatik, ekonomik, kültürel ve akademik ilişkilerin gelişmesine yaptığı değerli ve kalıcı katkılar nedeniyle, İtalya Cumhuriyeti'nin Türkiye Büyükelçisi Ekselansları Giorgio Marrapodi’ye, Yeditepe Üniversitesi Senatosu’nun kararıyla Fahri Doktora unvanı verildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/italya-cumhuriyetinin-turkiye-buyukelcisi-ekselanslari-giorgio-marrapodiye-yeditepe-universitesinden-fahri-doktora-594566">İtalya Cumhuriyeti&#8217;nin Türkiye Büyükelçisi Ekselansları Giorgio Marrapodi&#8217;ye Yeditepe Üniversitesi&#8217;nden Fahri Doktora</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ile İtalya arasındaki diplomatik, ekonomik, kültürel ve akademik ilişkilerin gelişmesine yaptığı değerli ve kalıcı katkılar nedeniyle, <strong>İtalya Cumhuriyeti&#8217;nin Türkiye Büyükelçisi Ekselansları Giorgio Marrapodi</strong>’ye, Yeditepe Üniversitesi Senatosu’nun kararıyla <strong>Fahri Doktora</strong> unvanı verildi. </p>
<p>Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen törene Yeditepe Üniversitesi Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan, Mütevelli Heyeti Başkanı Yusuf Akgün, Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, rektör yardımcıları, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. </p>
<p><strong>“Uzun Yıllara Dayanan Dostluğun ve Giderek Güçlenen İş Birliğinin Göstergesi”</strong></p>
<p>Törende konuşan Büyükelçi Giorgio Marrapodi, “Yükseköğretime, entelektüel mükemmeliyete, yeniliğe ve küresel etkileşime olan bağlılığı yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası alanda da takdir gören böylesine seçkin bir üniversiteyle anılmak benim için büyük bir onurdur” dedi.</p>
<p>“Bu fahri unvan yalnızca kişisel bir takdir değil, aynı zamanda İtalya ile Türkiye arasında uzun yıllara dayanan dostluğun ve giderek güçlenen iş birliğinin bir göstergesidir” ifadelerini kullanan Marrapodi, “İki ülke; derin tarihsel bağlara, zengin kültürel etkileşime ve güçlü ekonomik ve bilimsel ortaklıklara sahiptir. Bugünkü bu onur, zorlu zamanlardan geçtiğimiz bu dönemde dahi, diplomasiye, karşılıklı anlayışa ve barış ile sürdürülebilir kalkınma için iş birliğine olan ortak inancımızı pekiştirmektedir” diye konuştu. </p>
<p>Her iki ülkenin de coğrafi, siyasi ve kültürel konumları itibarıyla yapıcı bir etki yaratma potansiyeline sahip olduğuna işaret eden Marrapodi, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“İtalya, insanları ayrıştıran değil bir araya getiren çözümleri savunmaktadır. Bizim inancımıza göre barış yalnızca çatışmanın yokluğu değil, adaletin, onurun ve fırsat eşitliğinin varlığıdır. Türkiye ise kıtaları ve kültürleri birbirine bağlayan eşsiz konumuyla ve Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözünde ifadesini bulan anlayışıyla aynı değerleri paylaşmaktadır. Türkiye’nin bugün de bu prensipleri sürdürdüğüne, arabuluculuk kapasitesiyle, diyaloğu kolaylaştırma gücüyle ve insani diplomasi alanındaki başarısıyla defalarca tanık olduk.”</p>
<p><strong>“Siz Bu Ailenin Bir Ferdisiniz”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan da, Marrapodi’ye hitaben “Benim sevgili kardeşim, arkadaşım” diyerek üniversiteye başladıkları ilk günden itibaren çok yakın iki dost olduklarını ifade etti. Dalan, “Georgio bir devlet adamı olmanın ötesinde gerçekten iyi bir insan. Gerçekten iyi insan olmak büyükelçi olmaktan çok daha zordur” dedi. Marrapodi’nin Birleşmiş Milletlerde (BM) göre alacağını anımsatan Dalan, Marrapodi’ye yeni görevinde başarılar dileyerek “Türkiye’den ayrılırken zannetmeyin ki biz sizi unutacağız, ama siz de bizi unutmayacaksınız. Çünkü siz bu ailenin bir ferdisiniz” ifadelerini kullandı.  Yeditepe Üniversitesi’nin İtalya üniversiteleriyle olan iş birliklerinin çok fazla olduğunu kaydeden Bedrettin Dalan, bu iş birliklerinin güçlenerek artacağı vurgusunu yaptı.  </p>
<p><strong>“İki Ülke Arasındaki İlişkilerin Güçlendirilmesinde Örnek Bir Liderlik Sergiledi”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman da, “Bugün burada yalnızca bir büyükelçiyi onurlandırmak için değil, aynı zamanda Türkiye–İtalya ilişkilerinin her boyutuna yeni bir bakış açısı, yeni bir enerji ve kalıcı bir derinlik kazandırmış seçkin bir ismi takdir etmek için bulunuyoruz” dedi. </p>
<p>Marrapodi’nin göreve geldiği Ocak 2022’den bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinde örnek bir liderlik sergilediğini vurgulayan Prof. Dr. Durman, “Giorgio Marrapodi, Türkiye–İtalya ilişkilerinin son yıllardaki en etkin ve belirleyici diplomatlarından birdir. Görev süresinde iki ülke arasındaki ticaret hacmi 32 milyar USD’yi aşmış, savunma, havacılık ve uzay alanlarında stratejik anlaşmalar imzalanmış ve kültürel diplomasi alanında iki ülkenin görünürlüğünü güçlendiren birçok öncü proje hayata geçirilmiştir” ifadelerini kullandı. </p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Durman, “Diplomasiye, bilime, topluma ve uluslararası iş birliğine üstün hizmetleri nedeniyle ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin önerisi üzerine Yeditepe Üniversitesi Senatosu’nun oy birliğiyle aldığı kararla Sayın Giorgio Marrapodi’ye kurumumuzun en yüksek payesi olan ve üniversitemiz tarihinde çok az kişiye verilen Fahri Doktora unvanı tevcih edilmiştir” diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/italya-cumhuriyetinin-turkiye-buyukelcisi-ekselanslari-giorgio-marrapodiye-yeditepe-universitesinden-fahri-doktora-594566">İtalya Cumhuriyeti&#8217;nin Türkiye Büyükelçisi Ekselansları Giorgio Marrapodi&#8217;ye Yeditepe Üniversitesi&#8217;nden Fahri Doktora</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halka açık çevrimiçi seminerler dizisi başladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halka-acik-cevrimici-seminerler-dizisi-basladi-592993</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 08:28:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[açık]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi]]></category>
		<category><![CDATA[dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştirel Düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[halka]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592993</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği yeni projesiyle dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halka-acik-cevrimici-seminerler-dizisi-basladi-592993">Halka açık çevrimiçi seminerler dizisi başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği yeni projesiyle dikkat çekiyor. Her Çarşamba saat 20.00’de çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek olan ve 8 hafta sürecek seminer dizisi, 19 Kasım 2025 tarihinde başladı. Katılımın tamamen ücretsiz olduğu ve programı eksiksiz takip edenlere &#8220;Dijital Katılım Sertifikası&#8221; nın verileceği seminer dizisi, eleştirel düşünmeden dijital görgü kurallarına, Türk dizilerinin sosyolojik okumasından bilinçli tüketiciliğe kadar geniş bir yelpazede uzman akademisyenleri halkla buluşturuyor.</p>
<p><strong>Seminer dizinin ilk konusu eleştirel düşünme becerileri</strong></p>
<p>Seminer dizisinin açılışını yapan Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan, &#8220;Eleştirel Düşünme Becerileri: Zihnimizin Tuzaklarını Tanımak&#8221; başlıklı sunumunda,<strong> </strong>bilgi kirliliğinin yoğun olduğu günümüzde hayati bir önem taşıyan &#8220;Eleştirel Düşünme&#8221; kavramını derinlemesine ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, bu kavramın sadece bir zeka göstergesi değil, öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri seti olduğunu belirterek, “Eleştirel düşünme, en basit tanımıyla insanın kendi düşüncesi üzerine düşünmesi ve bu eylem üzerine eleştirel bir bakış açısı kazanmasıdır. Yaşamımızın her alanında, kendi düşünce sistemlerimiz üzerine doğru akıl yürütme süreçlerine dayanan analizler yapabilmektir. Eleştirel Düşünme Derneği’nin de belirttiği gibi, bu bir eylem rehberidir. Gözlem, deneyim ve iletişim yoluyla edindiğimiz bilgileri etkin bir biçimde analiz etme yöntemidir. Ancak bu noktada kabul etmemiz gereken ilk gerçek şudur: İnsan düşüncesi kusurlu olmaya yatkındır.” dedi.</p>
<p><strong>Kendi düşüncemiz zannettiğimiz fikirler aslında öğrenilmiş kabuller</strong></p>
<p>İnsanların doğdukları andan itibaren aile, çevre, eğitim sistemi ve medya gibi unsurların etkisiyle şekillendiğini ifade eden Doç. Dr. Pehlivan, çoğu zaman kendi düşüncemiz zannettiğimiz fikirlerin aslında öğrenilmiş kabuller olduğunu söyledi.</p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, “Kültür, içine doğduğumuz andan itibaren gündelik yaşam pratiklerimizi belirler. Biz bunları sorgulamadan alışkanlığa dönüştürürüz. Eleştirel düşünür olabilmek için öncelikle bu içselleştirilmiş kabulleri fark etmemiz, otoritelerden bağımsız düşünebilmemiz ve kanıta dayalı karar verme mekanizmasını çalıştırmamız gerekir. Kendi kültürümüze, kendi düşünme sistemimize, kendi alışkanlıklarımıza eleştirel bir gözle, sorgulayıcı bir gözle bakabilmeyi başarmak, aynı zamanda şu da demek; kendi toplum ve kültürümüze ait olmayan ve yaşam pratikleri açısından bizden uzak olan toplum ve kültürleri ve bu kültürlerde yetişmiş olan insanları da anlayabilmek ve o kültürlere karşı da bir aslında anlayış ve nesnel bir bakış gerektirebilmek demek. Dolayısıyla aslında insanlar arasındaki din, dil, kültür gibi birtakım farklılıklar adil ve tarafsız düşünmemize engel olmamalı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Rasyonel düşünmenin önündeki engeller Egosentrizm ve Sosyosentrizm</strong></p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, rasyonel düşünmeyi engelleyen en temel iki eğilimin ‘Ben Merkezcilik’ (Egosentrizm) ve ‘Grup Merkezcilik’ (Sosyosentrizm) olduğunu, ben merkezciliğin, kişinin her koşulda kendi çıkarını ve haklılığını ön plana alma çabası olduğunu kaydederek, “İnsan, kendi inançlarını sürdürmek için bazen tutarsız ve irrasyonel davranabilir. Ben merkezci tavırda amaç, nesnel ve doğru bilgiye ulaşmak değil, kendi düşüncesini haklı çıkarmaktır. Bu yüzden kişi, kendisini doğrulayan kanıtları görürken, fikrini çürüten delilleri görmezden gelir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Grup merkezciliğin (Sosyosentrizm) ise toplumsal kutuplaşmaların temelinde yattığına dikkat çeken Doç. Dr. Pehlivan, “İçinde bulunduğumuz grup; bu bir millet, bir futbol takımı veya bir siyasi parti olabilir, bize neyin doğru neyin yanlış olduğunu dikte eder. Kendi grubumuzun hatalarını örtbas ederken, karşı grubun hatalarını mercek altına alırız. ‘Biz iyiyiz, onlar kötü’ kabulüyle hareket ederiz. Oysa eleştirel düşünce, ‘Başka bir toplumda doğsaydım aynı değerlere sahip olur muydum?’ sorusunu sorabilmeyi gerektirir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bilimsel bilgi yanlışlanabilir olmalı</strong></p>
<p>Bilimsel görünümlü ancak bilimsel temelden yoksun olan “Sahte Bilimler” (Pseudoscience) konusuna da değinen Doç. Dr. Pehlivan, astroloji, fal ve bazı spiritüel inançların işleyiş mekanizmalarını anlattı ve “Sahte bilimler, bilimsel olduklarını iddia ederler ancak hipotezlerini çürütülmeye karşı korumalı olarak kurarlar. Oysa bilimsel bilgi yanlışlanabilir olmalıdır. ‘Evrenden iste, olsun’ gibi yaklaşımlarda, istediğiniz gerçekleşmediğinde ‘Yeterince istemedin’ denilerek suç bireye atılır. Bu döngüsel bir mantık hatasıdır.” dedi.</p>
<p>İnsanların fallarda veya burç yorumlarında kendilerini bulmalarının sebebinin “Barnum Etkisi” olduğunu dile getiren Doç. Dr. Pehlivan, “Size ‘Dışarıdan sert görünüyorsunuz ama içiniz çok duygusal’ dendiğinde bunu kabul edersiniz. Çünkü bu, hemen herkes için geçerli olabilecek genel bir ifadedir. İnsanlar belirsizlikten hoşlanmaz ve anlam bulmaya isteklidir. Bu yüzden gerçekleşen tek bir tahmini hatırlar, gerçekleşmeyen otuz tahmini unuturuz. Buna da ‘Seçici Düşünme’ diyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mantık hatası taşıyan akıl yürütmeleri neler?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan, eleştirel düşünme disiplininin en önemli başlıklarından biri olan mantık hatalarını (logical fallacies) ele alarak, &#8220;Yanlış akıl yürütme süreçleri, argüman oluştururken, bir fikri savunurken, bir sav ortaya atarken yaptığımız mantıksal yanılgıların genel adıdır. Doğru olarak gerekçelendirilmemiş, doğru öncüller üzerine kurulmamış veya hatalı ya da eksik bir akıl yürütmeyle şekillenmiş argümanlar bu başlık altında değerlendiriliyor. Bu mantık hatası taşıyan akıl yürütmelerin bazı türleri hem günlük hayatımızda hem de medyada, siyasette çok fazla karşımıza çıktığı için belirli isimlerle adlandırılmış ve tanımlanmışlar.” diye konuştu.</p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, konuşmasında en yaygın görülen yanlış akıl yürütme biçimlerini şu başlıklar altında detaylandırdı:</p>
<p><strong>Fikri değil, kişiliği hedef almak: “Ad Hominem&#8221;</strong></p>
<p>Tartışmalarda en sık karşılaşılan hatalardan birinin kişiyi karalama olduğunu belirten Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Ad Hominem, bir insanın fikirlerini, bakış açısını, o insanın kişiliğine ya da sahip olduğu karakter özelliklerine saldırarak eleştirmeye çalışmayı ifade eder. Karşıdaki kişinin fikrini yanlışlamaya çalışırken doğru gerekçeler sunmak yerine, o fikirle ilgisiz olan ama o kişinin kişiliğine saldırı içeren argümanlar kullanmaktır. Örneğin, yabancı bir ekonomi profesörü ülkemiz ekonomisi ile ilgili bir yorum yapmış olsun. Birisi, &#8216;O profesörün görüşleri çok saçma çünkü o bir yabancı&#8217; derse, bu Ad Hominem olur.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sözleri çarpıtmak: “Çöp Adam (Straw Man) yanılgısı&#8221;</strong></p>
<p>Karşı tarafın argümanını zayıflatmak için sözlerinin kasten çarpıtılmasına &#8220;Çöp Adam&#8221; yanılgısı dendiğini ifade eden Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Burada karşı tarafın argümanını karikatürize ederek ve abartılı yorumlar kullanarak saptırmaktan bahsediyoruz. O fikri çarpıtmak ve saldırıya daha açık hale getirmek anlamına geliyor. Örneğin birisi, &#8216;Sosyal medya dikkat süresini kısaltıyor&#8217; dediğinde, karşı taraf &#8216;Ne yapalım yani hiç sosyal medya kullanmayalım mı? Teknolojiden tamamen uzak mı duralım, mağaraya mı dönelim?&#8217; cevabını veriyorsa bu bir Çöp Adam yanılgısıdır. Çünkü ilk kişi teknolojiyi reddetmeyi önermemiş, sadece bir gözlemi aktarmıştır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sıralamayı nedensellik sanmak: “Post Hoc&#8221;</strong></p>
<p>Olayların oluş sırasının her zaman bir neden-sonuç ilişkisi doğurmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Post Hoc&#8221; yanılgısını şu sözlerle anlattı:</p>
<p>&#8220;Bu, zamansal olarak ardışık olan iki olay arasında, sadece biri daha önce diğeri daha sonra gerçekleştiği için nedensel bir ilişki varmış gibi davranmaktır. Sonradan olan, daima öncekinin sonucudur şeklindeki yanlış inançtır. Oysa her şey bir şeyden sonra olur. Her sabah evden çıktığımda karşıdaki okulun zili çalıyor olabilir. Ama okulun zilinin çalması ben dışarı çıktığım için gerçekleşmiyor.&#8221;</p>
<p><strong>Küçük örneklerden büyük genellemeler</strong></p>
<p>Bilimsel geçerliliği olmayan az sayıda örnekle genelleme yapmanın tehlikelerine değinen Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Burada savunulan bir iddianın desteklenmesi için az sayıda örnek üzerinden istatistiksel sonuçlara ulaşma söz konusudur. Örneğin, &#8216;Bizim ailede herkes çok tatlı yer ama kimse şeker hastası olmadı, o yüzden tatlının şeker hastalığı yaptığına inanmıyorum&#8217; demek, küçük sayılarla istatistik hatasıdır. Sadece bizim ailemiz veya arkadaş çevremiz toplumun genelini temsil etmeyebilir. Bu tür genellemeler genellikle yanlış çıkar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Doğada var olan durumların toplumsal ahlak veya doğruluk için mutlak bir ölçüt olamayacağını da vurgulayan Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Bir şeyin doğal olduğu için iyi ve geçerli olduğunu öne sürmek, hatalı bir akıl yürütmedir. Doğadaki olgular bize iyi, doğru veya ahlaki olanı vermez; değer içermezler. Örneğin, bebeğin ilk besini anne tarafından karşılanıyor diye çocuk bakımının her zaman ve sadece annenin sorumluluğunda olması gerektiği iddiası, biyolojik bir olgudan değer çıkarmaya çalışmaktır. Doğada hayvanların yaşam biçimlerini aynen alıp insan yaşamına uygulayamayız. Ayrıca doğal olan her şey insana iyi gelmez; doğada zehirli bitkiler de vardır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Korelasyon ile nedensellik aynı şey değil</strong></p>
<p>İstatistiksel verilerin yorumlanmasında sıkça yapılan hatalardan biri olan korelasyon ve nedensellik karmaşasına da değinen Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;İki değişken arasında korelasyon (ilişki) var diye her zaman neden-sonuç ilişkisi olduğunu düşünemeyiz. &#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, bir fikri sadece bir otorite söylediği için veya çoğunluk yaptığı için doğru kabul etmenin de birer mantık hatası olduğunu belirterek, &#8220;Herhangi bir alanda otorite sahibi bir kişinin ifade ettikleri, tek başına bir fikrin doğruluğunu kanıtlamak için yeterli değildir. &#8216;Çoğunluk yapıyorsa doğrudur&#8217; yanılgısı da tehlikelidir. Bir şeyi çoğunluğun yapıyor olması, onun doğru veya etik olduğunu göstermez.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan, sunumunun son bölümünde günlük hayatta ve tartışmalarda sıkça düşülen &#8220;İspat Yükü / Cehalete Başvurma&#8221; ve &#8220;Döngüsel Nedensellik&#8221; yanılgılarını da işaret ederek, &#8220;İspat Yükü ve Cehalete Başvurma&#8221; (Appeal to Ignorance) olarak adlandırılan yanılgının, henüz kanıtlanmamış bir konunun, tersi ispatlanamadığı için doğru kabul edilmesi durumu olduğunu, &#8220;Döngüsel Nedensellik&#8221; (Circular Reasoning) yanılgısının da bir argümanın doğruluğunu, yine o argümanın kendisine dayandırarak ispatlamaya çalışmak olduğunu sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Seminer Dizisi 8 Hafta Sürecek</strong></p>
<p>Programın ilerleyen haftalarında ele alınacak öne çıkan başlıklar ve konuşmacılar ise şöyle:</p>
<p>“3 Aralık Çarşamba 2025 tarihinde Radyo, Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. Esennur Sirer, ‘Türk Dizilerini Okumak: Kültür ve Temsiller’ başlıklı seminerinde, Türk dizi sektörünün kültürel kimlik oluşumundaki rolünü ve uluslararası pazardaki ekonomik etkilerini değerlendirecek. İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 17 Aralık Çarşamba 2025’teki sunumunda, dijital çağda saygılı ve etik iletişimin temelleri olan Netiket’i ele alacak; siber zorbalık ve çevrimiçi çatışmaların önüne geçmenin yollarını tartışacak. 24 Aralık Çarşamba 2025’te Doç. Dr. Özge Uğurlu Akbaş, ‘Etkili İletişim’ semineriyle beden dili, empati kurma ve çatışma çözümü becerileri üzerinden kişisel markayı geliştirme yöntemlerini aktaracak. Reklamcılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgül Dağlı, 7 Ocak Çarşamba 2026’da ‘Bilinçli Tüketici Olmak’ başlığı altında, 502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde tüketicilerin haklarını ve mantıklı alışverişin püf noktalarını paylaşacak.”</p>
<p><strong>Görsel sanat ve kent kültürü inceleniyor</strong></p>
<p>Seminer dizisinde medya ve iletişim alanının farklı disiplinlerine de yer veriliyor. 21 Ocak 2026’da Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül ile &#8220;Tasarım Okumaları&#8221; seminerinde, reklam görselleri üzerinden vaka analizleri yaparak tasarımların toplumsal bilinç ve algı üzerindeki etkilerini inceleyecek. 4 Şubat 2026 tarihinde ise Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cem Tutar, &#8220;Kent Okumaları: Kentsel Mekân ve Mahalle Kültürü&#8221; semineriyle, kentsel dönüşüm süreçleri çerçevesinde değişen mahalle yaşantısını ve mekân-insan ilişkisini ele alacak.</p>
<p>Seminerler dizisi, 11 Şubat 2025’te Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın sunacağı &#8220;Yurttaş Haberciliği&#8221; semineriyle sona erecek. Prof. Dr. İrvan, dijital teknolojilerle haber üretimine katılan yurttaşların rolünü, bu olgunun etik ilkelerini ve geleneksel gazetecilikten farklarını açıklayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halka-acik-cevrimici-seminerler-dizisi-basladi-592993">Halka açık çevrimiçi seminerler dizisi başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/20-kasim-dunya-cocuk-haklari-gunu-592872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 13:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hakları]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kasım]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Kasım 1990’da hem Çocuk Hakları Bildirgesi’ni hem de Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni kabul ettiği günün yıl dönümü, her yıl Dünya Çocuk Hakları Günü olarak kutlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20-kasim-dunya-cocuk-haklari-gunu-592872">20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Kasım 1990’da hem Çocuk Hakları Bildirgesi’ni hem de Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni kabul ettiği günün yıl dönümü, her yıl Dünya Çocuk Hakları Günü olarak kutlanıyor. Gün kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan Odaklı İletişim Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Gül Esra Atalay tarafından, çocukların medya ve dijital platformlardaki görünürlüğüne, güvenliğine ve katılım hakkına dikkat çekildi.</p>
<p><strong>Çocukların medya ekosistemi içindeki görünürlüğü ve güvenliği nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Dünya Çocuk Hakları Günü dolayısıyla Üsküdar Üniversitesi İnsan Odaklı İletişim, Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Gül Esra Atalay yaptığı açıklamada, “Çocukların medya ekosistemi içindeki görünürlüğü, güvenliği ve katılımı konusunda bir kez daha sorumluluklarımızı hatırlatmak isteriz. Çocuklar bir yandan korunması gereken bireylerken öte yandan ifade özgürlüğüne, bilgiye erişim hakkına ve dijital dünyada aktif yurttaş olmaya yönelik haklara sahiplerdir. Bu nedenle, her tür medya iletisi ve aracıyla kurdukları ilişkilerde çocukların bu kırılganlığı ve hak sahipliği birlikte ele alınmalı, çocuğun üstün yararı göz önünde bulundurularak çeşitli önlemler titizlikle alınmalı ve destekleyici imkanlar özenle planlanmalıdır.” İfadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocukların mahremiyeti ve kişisel verilerinin korunması öncelik olmalıdır</strong></p>
<p>Medya ve dijital platformların çocukların gelişiminde önemli bir rol oynadığı, fakat aynı zamanda çeşitli ve önemli riskler de barındırdığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi.</p>
<p>“Bu nedenle:</p>
<p>-Çocukların mahremiyeti ve kişisel verilerinin korunması, tüm medya kuruluşları ve dijital platformlar için öncelik olmalıdır. İster haberlerde ister kurgusal içeriklerde ister çevrimiçi ortamlarda olsun, çocuğun hak sahibi bir birey olduğu gerçeği hiçbir koşulda gözden kaçırılmamalıdır.</p>
<p><strong>Zararlı içeriklere karşı etkin koruma sağlanmalıdır</strong></p>
<p>-Zararlı içeriklere karşı etkin koruma, filtreleme ve hızlı müdahale mekanizmaları sağlanmalıdır.</p>
<p>-Çocukların temsilinde ayrımcı, istismar edici veya klişe içeriklerden kaçınılmalı, çocukların onuru ve bütünlüğü gözetilmelidir. Sansasyonel, ilgi çekici medya içerikleri uğruna çocuğun hakları görmezden gelinmemeli, bu tür temsillerin hem medya içeriklerinde yer alan, hem de izler kitleye dahil olan çocukları olumsuz etkileyebileceği unutulmamalıdır.</p>
<p>-Medya okuryazarlığı, çocukların eleştirel düşünme becerilerini güçlendirecek biçimde eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçası olmalı; erken yaşlardan itibaren farklı gelişim düzeylerine uygun, süreklilik gösteren bir eğitim olarak yapılandırılmalıdır.</p>
<p><strong>Çocukların görüşlerini ifade edebileceği güvenli alanlar desteklenmeli</strong></p>
<p>-Çocukların görüşlerini ifade edebileceği güvenli alanlar medya dünyasında desteklenmeli; onların sesine yer veren içerik üretimi teşvik edilmelidir. Bu içerik üretimi hak temelli bir anlayışla yürütülmeli; algoritmik görünürlük kriterleri ya da izlenme kaygıları çocukların söz hakkının önüne geçmemeli, odak noktasını çocuğun ifade özgürlüğü oluşturmalıdır.</p>
<p>-Çocukların nitelikli bilgiye erişim hakkı göz önünde bulundurularak, çocukların eğitimlerine destek verecek içerikler üretmek tüm medya kuruluşlarının ve dijital platformların güncel yayın politikalarının bir parçası haline gelmelidir.”</p>
<p>Prof. Dr. Atalay açıklamasında; “Çocuk haklarını güçlendiren bir medya ortamı, yalnızca çocukların değil, toplumun tamamının yararınadır. Bugün, tüm kurumları, aileleri, eğitimcileri ve medya profesyonellerini çocuk dostu bir dijital gelecek için ortak sorumluluk almaya davet ediyoruz.” İfadelerine yer verdi</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20-kasim-dunya-cocuk-haklari-gunu-592872">20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konya Büyükşehir Tarafından Yenilenen Şehit Aileleri Derneği Binasının Açılışı Dualarla Yapıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-tarafindan-yenilenen-sehit-aileleri-dernegi-binasinin-acilisi-dualarla-yapildi-590673</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 13:25:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aileleri]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>
		<category><![CDATA[Şehit Aileleri]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenen]]></category>
		<category><![CDATA[yeri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yenileme çalışmaları tamamlanan Konya Şehit Aileleri Derneği binasının açılışı dualarla yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-tarafindan-yenilenen-sehit-aileleri-dernegi-binasinin-acilisi-dualarla-yapildi-590673">Konya Büyükşehir Tarafından Yenilenen Şehit Aileleri Derneği Binasının Açılışı Dualarla Yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yenileme çalışmaları tamamlanan Konya Şehit Aileleri Derneği binasının açılışı dualarla yapıldı. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, “Ne yapsak sizin hakkınızı ödeyemeyiz. Her zaman sizlerle birlikte olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz” dedi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı EDOK Eğitim Tümen Komutanı Tümgeneral Emre Tayanç, “Buranın en anlamlı şekilde şehit ailelerimiz için tahsisi bizi mutlu etti. Bu yüzden Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkürlerimi bildiriyorum. Şehit ailelerimizin yeri hem kalbimizin içinde hem başımızın üstünde” diye konuştu. AK Parti Konya Milletvekili Latif Selvi, “Şehit ve gazilerin hatırasını böyle müstesna bir yerde yaşatmak son derece önemli. Her şeyin en güzeline layıksınız” dedi. Konya Valisi İbrahim Akın, şehitlerin geride bıraktığı ailelerin kendilerine emanet olduğunu ifade ederek, “İşte bugün bu bina da şehitlerimize olan minnet ifademizin küçük bir nişanesi” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<hr/>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yenileme çalışmaları tamamlanan Konya Şehit Aileleri Derneği binasının açılışı gerçekleştirildi.</p>
<p>Açılışta konuşan Konya Şehit Aileleri Derneği Başkanı Recep Pekdemir, derneğin 1994 yılında kurulduğunu ve öncesinde çok küçük bir alanda faaliyet gösterdiğini anımsatarak, “O günden bugüne kadar maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen çok kıymetli Büyükşehir Belediye Başkanımız Uğur İbrahim Altay’a çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“NE YAPSAK SİZİN HAKKINIZI ÖDEYEMEYİZ”</strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, şehit ailelerinin bir isteğini yerine getirmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, “Bir araya geldiğimiz, hatim duaları icra ettiğimiz ve bizi de misafir ettiğiniz bu güzel mekanın hayırlı olmasını temenni ediyorum. Gönlümüz çok daha fazlasını yapmak istiyor. Biraz önce annelerimiz teşekkür etti, ben de ‘görevimizi yerine getiriyoruz’ dedim. Ne yapsak sizin hakkınızı ödeyemeyiz, belediyeler olarak Konya Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman sizlerle birlikte olduk. Bundan sonra da olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNİ BAŞARIYLA YÜRÜTECEĞİMİZE İNANIYORUM”</strong></p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecine de değinen Başkan Altay, “Sayın Cumhurbaşkanımız her seferinde, ‘şehit ailelerimizi ve gazilerimizi incitecek herhangi bir işin içinde bugüne kadar olmadık bundan sonra da olmayız’ diye ifade ediyor. Allah’ın izniyle bu süreci de başarıyla yürüteceğimize de inanıyorum. Katılımınızdan dolayı hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Binanın hayırlı olmasını temenni ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“ŞEHİT AİLELERİMİZİN YERİ HEM KALBİMİZİN İÇİNDE HEM BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE”</strong></p>
<p>Kara Kuvvetleri Komutanlığı EDOK Eğitim Tümen Komutanı Tümgeneral Emre Tayanç, “Buranın en anlamlı şekilde şehit ailelerimiz için tahsisi bizi mutlu etti. Bu yüzden Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımıza, emeği geçen tüm değerli dostlarımıza teşekkürlerimi bildiriyorum. Şehit ailelerimizin yeri hem kalbimizin içinde hem başımızın üstünde. Onların yeri sadece binaların içini doldurmakla doldurulmaz. İnşallah bundan sonraki süreçte de şehit ailelerimizin değerinin her geçen gün daha da anlaşılarak ama başka hiçbir şehit ailemizi buraya kayıt etmeyerek, terörsüz, barış içerinde, huzur içerisinde böyle buluşabileceğimiz, özgürce dalgalanan al bayrağımızın altında, özgürce buluşabileceğimiz huzurlu bir süreç diliyorum” sözlerini sarf etti.</p>
<p><strong>“HER ŞEYİN EN GÜZELİNE LAYIKSINIZ”</strong></p>
<p>AK Parti Konya Milletvekili Latif Selvi, şehit ve gazilerin hatırasını böyle müstesna bir yerde yaşatmanın son derece önemli olduğunu ifade ederek, “Her şeyin en güzeline layıksınız. Şehitlerimizin fedakarlığı sayesinde bu ülkede yaşıyoruz. Kahramanca savaşan yiğitlerimizin sayesinde bu memlekette yaşıyoruz. Çok değerli şeylerimiz var ama bu değerli şeylerimizin en kıymetlisi, en büyük fedakarlığı yapan, canını bu ülke için bu millet için feda etmiş olan yiğitlerimizdir. Bu ülkede herkes huzur içinde yaşayabilsin diye, hep birlikte verdiğimiz mücadele sonuna kadar devam edecek. Katkılarından dolayı Büyükşehir Belediye Başkanıma teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><strong>“BU BİNA ŞEHİTLERİMİZE OLAN MİNNET İFADEMİZİN KÜÇÜK BİR NİŞANESİ”</strong></p>
<p>Konya Valisi İbrahim Akın ise “Bizim ülkemizin bağımsızlık destanı şehitlerimizin ve gazilerimizin aziz kanlarıyla yazıldı” diyerek, “Bu aziz vatan hepimiz için kutsal. Taşıyla, toprağıyla aziz şehitlerimizin kanlarıyla kazanılmış bir vatan. Onların geride bıraktıkları da bizlere, devletimize emanet. İşte bugün bu bina da şehitlerimize olan minnet ifademizin küçük bir nişanesi. Değerli Büyükşehir Belediye Başkanımız da burayı, bu tarihi binayı aslına uygun olarak ihtimam ile restore ettiler tekrar siz kıymetli şehit ailelerimizin hizmetine sundular. İnşallah bundan sonra bu güzel bina sizlere daha güzel şekilde hizmet etme fırsatını bulacak. Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve değerli ekibine bu binanın bu hale gelmesindeki emekleri nedeniyle teşekkür ediyorum” ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Konuşmaların ardından tarihi binanın açılışı dualarla gerçekleştirildi.</p>
<p>Açılışa; İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Cemil Lütfi Özkul, 3. Ana Jet Üs Komutanı Hava Pilot Tümgeneral Mete Kuş, Konya Cumhuriyet Başsavcısı Cuma Çoban, Selçuklu Kaymakamı Eflatun Can Tortop, İl Emniyet Müdürü Maksut Yüksek, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, MHP Konya İl Başkanı Remzi Karaarslan, AK Parti Konya İl Başkan Yardımcısı Osman Arı,  Büyük Birlik Partisi Konya İl Başkan Vekili Mehmet Atasağun ile şehit ve gazi yakınları katıldı.</p>
<p><strong>YENİLEME ÇALIŞMALARI TİTİZLİKLE YÜRÜTÜLDÜ</strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan bakım-onarım çalışmaları kapsamında bina genelinde çatıdan zemine, iç ve dış cephelerden tüm tesisat sistemlerine kadar kapsamlı yenileme gerçekleştirilerek; yapı, fonksiyonel ve estetik olarak güncel hale getirildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-tarafindan-yenilenen-sehit-aileleri-dernegi-binasinin-acilisi-dualarla-yapildi-590673">Konya Büyükşehir Tarafından Yenilenen Şehit Aileleri Derneği Binasının Açılışı Dualarla Yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:07:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[biçimi]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirdi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğasını]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[haline]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişimin]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[mesajlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[samimi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, değişen iletişim dili konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574">Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, değişen iletişim dili konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Her an ulaşılabilir olma kültürü doğdu</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, mesajlaşma uygulamalarının iletişimi zamansal ve mekânsal sınırlarından arındırarak gündelik etkileşimin doğasını dönüştürdüğünü belirterek, “Artık iletişim, belirli bir zaman dilimine ya da mekâna bağlı bir eylem olmaktan çıktı; kesintili ama sürekli bir akış hâline geldi. Bu durum hem kişisel hem de kamusal ilişkilerde ‘her an ulaşılabilir olma’ kültürünü doğurdu.” dedi.</p>
<p><strong>Dil, jestlerle yeniden buluştu</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin hız ve gündelikliğinin dil kullanımını da dönüştürdüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Gramerin, noktalamanın ve hatta kelime seçiminin bile daha duygusal, jestsel, ve görsel biçimlerde yeniden tanımlanmasına yol açtı. Emojiler, GIF’ler, sesli notlar ya da tepki butonları, yazılı sözcüklerin yerini kısmen devralarak dilin jestlerle yeniden birleştiği bir melez form yarattı.” diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca mesajlaşma uygulamalarının, kamusal ile özel arasındaki sınırı da bulanıklaştırdığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Kişisel sohbetler, iş yazışmaları, politik tartışmalar ya da duygusal paylaşımlar aynı arayüzde iç içe geçiyor. Bu da bireyin dijital ortamlarda kendini temsil etme biçimini, tonlamasını ve hatta sessizliğini bile anlamlı bir iletişim jestine dönüştürüyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yazılı mesajlaşma gençler arasında açık ara önde</strong></p>
<p>Araştırmaların da bu eğilimi desteklediğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “2011 yılında ABD’de üniversite öğrencileri üzerine yapılmış bir araştırmada katılımcıların yüzde 60’ı yazılı mesajlaşmayı aramaya tercih ettiklerini söylüyorlar; üstelik bu rakam o dönemde bir yıl öncesine nazaran yüzde 53 artış göstermiş. Daha yakın bir zamanda, 2020 yılında, Pakistan’da bir üniversitede 17 ila 36 yaşında lisans öğrencileri üzerine yapılan araştırmada da benzer sonuçlar elde ediliyor, bu grup içerisinde iletişimin yüzde 83’ü yazılı mesajlarla gerçekleştiriliyor. Yazılı mesajlaşma, özellikle genç kuşaklar arasında, görüntülü ve sesli aramalara kıyasla açık ara daha fazla tercih ediliyor. Bunun nedeni yalnızca pratiklik değil yazılı iletişimin sağladığı denetim duygusu. Mesaj hem zaman hem de ifade üzerinde bir kontrol alanı sunar, kişi ne zaman yanıt vereceğini, nasıl bir ton kullanacağını ve ne kadar açık olacağını kendi belirler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yazılı mesajlaşma bir tür dijital tampon görevi görüyor</strong></p>
<p>Görüntülü ya da sesli aramaların daha doğrudan ve samimi olsa da aynı zamanda daha “istilacı” algılanabildiğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yazılı mesajlaşma ise bir tür dijital tampon görevi görüyor; mesafe, sessizlik ya da gecikme bile anlam üretme biçimine dönüşüyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde, yazılı mesajlaşma hem bireysel hem profesyonel iletişimde bir tür ‘varsayılan’ kanal haline geldi. Kısacası, yazılı mesajlaşma artık yalnızca bir iletişim biçimi değil, bir düşünme, hissetme ve mesafe kurma pratiği hâline geldi.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yazılı iletişim modern insanın kontrol alanı haline geldi</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin, modern insanın hem hız hem de denetim ihtiyacına yanıt veren bir form haline geldiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yüz yüze veya sesli konuşma, doğrudanlık ve açıklık gerektirir; oysa yazışma, söylenmek istenenle söylenebilecek olan arasına bir mesafe koyar. Bu mesafe, kimi zaman duygusal bir tampon, kimi zaman da özneyi koruyan bir sınır işlevi görür. Ayrıca yazılı mesajlaşma, çoklu mevcudiyet çağının en işlevsel araçlarından biridir. İnsanlar aynı anda birden fazla iletişim kanalında bulunabilir, yanıt verme zamanını erteleyebilir, sessizliği bile bir stratejiye dönüştürebilir. Bu, iletişimin doğasını ‘anlık tepki’den ‘kontrollü ifade’ye doğru kaydırır. Kısacası, yazışmayı tercih etmek yalnızca kolaylık değil, aynı zamanda modern bireyin mahremiyetini ve duygusal ritmini koruma biçimidir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital iletişim duyguların aktarım biçimini değiştirdi</strong></p>
<p>Dijital iletişimin, duyguların aktarım biçimini hem genişlettiğini hem de dönüştürdüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Yüz ifadeleri, ses tonları, beden dili gibi geleneksel göstergelerin yerini artık emojiler, GIF’ler, ‘okundu’ işaretleri, hatta çevrim içi olma durumu aldı. Bu unsurlar, dijital duygulanımın yeni semiyotik repertuarını oluşturuyor. Ancak bu dönüşüm, duyguların aktarımını hem yoğunlaştırıyor hem de yüzeyselleştiriyor. Bir ‘kalp’ emojisi, bazen söylenemeyen bir duyguyu kolayca iletebilir; ama aynı zamanda duygusal emeği, yani kelimeyle inşa edilen yakınlığı da kısaltabilir. Dolayısıyla dijital ortam, duyguların dolaşımını hızlandırırken onların derinliğini zamansal olarak sıkıştırıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital kültürde samimiyetin yeni biçimi</strong></p>
<p>İletişimdeki “samimiyet” kavramına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Eğer samimiyeti bedensel yakınlık, göz teması ve spontan tepkiyle ilişkilendirirsek, yazışma bu türden doğrudanlığı azaltıyor. Ancak dijital kültürde samimiyet artık yalnızca fiziksel bir mevcudiyetle ölçülmüyor. Yazılı mesajlar, gecikmeli yanıtlar, hatta sessizlikler bile duygusal bağın parçası haline gelebiliyor. Mesajlaşma, kişiye kendi duygusunu düzenleme ve ifade etme alanı tanıyor; yani samimiyetin biçimi değişiyor, ama bütünüyle ortadan kalkmıyor. Dolayısıyla yazışarak iletişim kurmak, samimiyeti eksiltmekten çok, onu başka bir zamansallık ve ifade rejimine taşıyor. Samimiyet artık yüz yüze ‘an’da değil, ekranlar arasında süren bir yazışmanın ritminde üretiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital jestler yeni bir duygu dili haline geldi</strong></p>
<p>Emojiler, GIF’ler, çıkartmalar ve sesli notların dijital çağın jestsel dili olarak okunabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu araçlar, yazının soyutluğunu bedenselleştiriyor; duyguları görsel ve işitsel biçimlerde yeniden somutlaştırıyorlar. Bir emoji, bir GIF, bir sesli not, editlenmiş kısa bir video; bir nefes veya tereddüt kadar anlam taşıyabiliyor. Böylece dijital platformlarda dil, salt sözcüklerden değil, imgelerden, tepkilerden ve mikro-davranışlardan oluşan çok katmanlı bir doku haline geliyor. Bu yeni dil, ne tamamen evrensel ne de tamamen bireysel; kültürel bağlama, grup dinamiklerine ve platformun normlarına göre değişiyor. Fakat şunu açıkça söylemek mümkün; dijital iletişimde duygular artık yalnızca kelimelerle değil ritimle, memlerle, görsellerle, kısa editlenmiş videolarla ve paylaşımlara tepkilerle ifade ediliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gençler iletişimi yeniden tanımlama eğiliminde</strong></p>
<p>Özellikle genç kuşaklarda sesli ya da yüz yüze konuşmaktan kaçınma eğilimi giderek daha görünür hale geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bu ‘kaçınma’, iletişimden geri çekilme anlamına gelmiyor; daha çok iletişim biçimini yeniden tanımlama arayışı olarak okunmalı. Gençler, çoğu zaman yazılı mesajlaşmayı daha güvenli bir alan olarak görüyorlar. Bu güvenlik duygusu hem zaman hem de duygusal mesafe üzerinde kontrol kurabilme imkânından kaynaklanıyor. Yazışmak, ‘anında yanıt verme baskısını’ ortadan kaldırıyor; kişi, söylemeden önce düşünebiliyor. Bu da dijital kültürün öznesi için bir tür savunma mekaniği haline geliyor. Ayrıca sosyal medyanın ve sürekli görünürlük hâlinin yarattığı performatif baskı, birçok genci spontane sözlü iletişimden uzaklaştırıyor. Kısacası, konuşmaktan kaçınma davranışı iletişim isteksizliğinden çok iletişimdeki kırılganlığı yönetme biçimi olarak ortaya çıkıyor.”</p>
<p><strong>Yazılı iletişim dili hızlandırdı</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin dijital ortamlarda yoğunlaşmasının, dili hem sadeleştirdi hem de hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu hız; kısaltmaların, ses taklitlerinin, melez dillerin yaygınlaşmasına yol açtı. Örneğin ‘nbr’, ‘slm’, ‘ok’ ya da İngilizce kelimelerin Türkçe cümle içinde akışkan biçimde kullanılması, yeni bir ‘dijital lehçe’nin oluştuğunu gösteriyor. Ancak bu değişim yalnızca yozlaşma olarak okunmamalı. Dil, her zaman bulunduğu teknolojik ortama göre şekillenir. Dijital yazışmalar, tıpkı sözlü kültürdeki jestler gibi, anlamı hızla üretme ve paylaşma ihtiyacına yanıt veriyor. Yazım hataları bile bazen bilinçli bir üslup tercihi hâline geliyor; örneğin küçük harf kullanımı ya da noktalama eksikliği, samimiyetin veya duygusal tonun göstergesi olabiliyor. Bu nedenle, dijital dildeki değişim bir ‘bozulma’ değil yeni bir ifade ekonomisinin işareti olarak düşünülmeli.” dedi.</p>
<p><strong>Yazılı iletişim ikinci bir düşünme alanı sağlıyor</strong></p>
<p>Yazılı iletişimin, bireye ikinci bir düşünme alanı sağladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Karakaş Kırmızısakal, “Bu da dijital ortamlarda öznenin kendini daha bilinçli ve kurmaca biçimde ifade etmesine yol açıyor. Buna karşın konuşma, anlık tepkilerin ve bedenin eşlik ettiği bir ifade biçimi; dolayısıyla beraberinde belli bir kırılganlık, açıklık da getiriyor. Dijital iletişim çağında okur-yazarlık biçimlerinde görülen dönüşüm özneleşme biçimlerini de etkiliyor. İnsan, artık yalnızca konuşan ya da yazan bir varlık değil bildirimlerle yaşayan bir varlık haline geldi. Mesajlaşma uygulamaları, duyguların, ilişkilerin ve hatta sessizliklerin ritmini belirliyor. ‘<em>Yazıyor..</em>.’ ifadesi bile yoğun anlamlar yüklenen bir gösterge haline geldi. Bu tür mikro göstergeler modern ilişkilerin yeni nabzı hâline geldi. Dolayısıyla mesele yalnızca iletişim biçimlerinin değişmesi değil, öznenin zaman, mekân ve kendilik deneyiminin de dönüşmesi.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mesajlasma-kulturu-iletisimin-dogasini-degistirdi-590574">Mesajlaşma kültürü, iletişimin doğasını değiştirdi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[amaçsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkileri konusunu değerlendirdi.</p>
<h3><strong>Sembolik öğrenme yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembolik öğrenmenin yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli olduğunu ifade ederek, diğer canlıların yaşamı temel fizyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde sınırlıyken, insanın soyut, sembolik ve kavramsal düşünce üretebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin, beynin çalışma mekanizmalarının anlaşılmasıyla birlikte yapay zekanın doğuşuna zemin hazırladığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yapay zeka beyni taklit ediyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi alanlarda ilerleyen yapay zeka, beynin görüntüleri nasıl işlediğini, sembolleri nasıl oluşturduğunu ve anlam bağlarını nasıl kurduğunu da anlamaya çalışıyor.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Beyin algoritmaları ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin bilgi işleme sürecini katmanlı bir yapıya benzeterek, girilen bilgilerin çeşitli katmanlarda (görüntü, duygu, korku gibi) işlendiğini ve bir çıktıya dönüştüğünü, bu sürecin algoritmalarla çalıştığını ve bu algoritmaların sosyal öğrenme yoluyla geliştiğini belirterek, &#8220;İnsan, çevresinden ve yaşantısından edindiği deneyimlerle öğrenir. Bir maymun, genetik olarak insana yüzde 96 oranında benzese de o yüzde 4&#8217;lük gen farkı nedeniyle insan gibi davranmayı öğrenemez. Bu fark, zaman, anlam, ölüm gibi soyut kavramlarla ilgili &#8216;zihin üstü&#8217; genlerden kaynaklanmaktadır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Beyin belirsizlikten hoşlanmıyor…</strong></h3>
<p>Beynin belirsizlikten hoşlanmadığını ve bu durumun korku ve tedirginliğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin düzen, denge ve devamlılık istiyor. Öyle olursa rahat çalışıyor. Bunu yapabilmesi için de mecburen olayları anlamlandırması gerekiyor. Bunun için sembolleri kullanıyor. Aksi halde anlam ve amaçsızlık beyin orkestrasını bozar.” ifadesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Sembollerin çok katmanlı anlamları</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sembollerin beynin bilgi kaydederken kullandığı temel öğeler olduğunu belirterek, &#8220;Büyüklük, şekil, renk gibi unsurlar birer semboldür. Matematikteki &#8216;artı&#8217; işareti, kırmızı renginin enerji, güç, cesaret gibi pozitif anlamları veya kan, ateş gibi negatif çağrışımları, mavinin sonsuzluk ve huzuru temsil etmesi veya hüznü ifade etmesi gibi örneklerle sembollerin çok boyutlu anlamları vardır. Siyahın bazı kültürlerde gücü, bazılarında ise korkuyu sembolize etmesi de buna örnektir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kültür ve sembol ilişkisi</strong></h3>
<p>Sembollerin kültüre, inançlara ve değer sistemlerine göre farklılık gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “El hareketleri bile farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabiliyor. Bizim kültürümüzde &#8216;mükemmel&#8217; anlamına gelen bir el hareketi, İtalya&#8217;da &#8216;dikkatli ol&#8217;, Ortadoğu&#8217;da ise &#8216;sabırlı ol&#8217; anlamına gelebilir. Dini ikonlar, trafik levhaları ve emojiler de birer semboldür ve evrensel tepkiler uyandırabilir. Çocukluktan itibaren sembollerle öğreniriz ve sembollerin olmadığı bir ortamda insanlık öğrenilemez.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Kelime, dil ve kavramların gücü</strong></h3>
<p>Kelimenin de bir sembol olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, beynin Broca alanının duygu ifadesiyle, Wernicke alanının ise anlamayla ilgili olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Dilimizdeki sözcükler de birer semboldür. Bir dil ne kadar çok kavram ve kelimeye sahipse, insan o kadar yeni düşünce üretebilir. Örneğin &#8216;kalp&#8217; kelimesi hem somut anlamda organı hem de soyut anlamda duyguları ifade eder. Kalbin Arapçada &#8216;inkılap&#8217; kökünden gelmesi, yani değiştirmek anlamına gelmesi, duygusal dünyadaki dönüşüm ihtiyacının zihinsel bir temsili olabilir.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Rüya teorisi ve kolektif bilinçaltı</strong></h3>
<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerle birlikte rüyaların anlamı üzerine yapılan açıklamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung&#8217;un rüya analizlerinin nörobilime çok daha uygun olduğunu, Jung&#8217;un rüyaları &#8220;semboller dünyası&#8221; olarak tanımlamasının, günümüz nörobiliminin bulgularıyla örtüştüğünü dile getirdi.</p>
<p>İnsanların diğer canlılardan farklı olarak bilinç sahibi ve varoluşunun farkında olan tek varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her birey ayrı bir bilince sahipken, bunun altında kültürel mirasla şekillenen bir kolektif bilinçaltı bulunur. Rüyalar, bu kolektif bilinçaltındaki sembolleri yaşattığımız alanlardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, rüya tabirlerinin kişiye özel olması gerektiğinin altını çizerek, &#8220;Su gibi evrensel bir sembolün rüyadaki anlamı, kişinin kişilik yapısı, suya yüklediği anlamlar ve kültürel bağlamına göre değişir. Bu nedenle rüya tabiri kitaplarındaki genel yorumlar yanıltıcı olabilir. Rüyalar anlamsız değildir; fiziksel gerçekliğin, hayal gerçekliğinin ve rüya gerçekliğinin birleştiği, üst bir gerçeklik sunar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Gerçeklik testi ve şizofreni ilişkisi</strong></h3>
<p>Rüyaların ve hayallerin gerçeklikten ayırt edilememesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki &#8220;gerçeklik test ağı&#8221; nın önemli olduğunu, şizofreni hastalarında bu ağın bozulduğunu ve kişinin rüyalarına veya hayallerine inanarak hayatını buna göre tanzim edebildiğini ifade etti ve &#8220;Şizofreninin temelinde, hayal, rüya ve fiziksel gerçeklik arasındaki ayrımı yapamama yatar. Beyindeki ilgili ağın bozulması bu duruma yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>Sembollerin evrensel dili</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sesin de tıpkı renkler gibi güçlü bir sembol olduğunu ve müziğin beyni en çok harekete geçiren unsurlardan biri olduğunu kaydederek, &#8220;Mantıksal kavramlar sol beyinde işlenirken, sanatsal ve sesle ilgili kavramlar sağ beyinde, görüntüyle ilgili kavramlar ise arka beyinde işlenir. Kuantum fiziğine göre her renk bir frekanstır. Renklerin matematiğiyle siyah ve beyaz gibi farklı tonlar oluşur. Görme duyumuz ve ışık, evrendeki her şeye anlam katar.&#8221; dedi.</p>
<p>İnsan beyninin dış dünyadan gelen beş duyu bilgileri, zihnin ürettiği bilgiler ve duygularla sürekli etkileşim halinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Beynimiz bu bilgileri algılar, tanımlar, yorumlar ve tepki verir. Siyah-beyaz düşünce tarzı, yani olayları ya iyi ya kötü olarak görme eğilimi, toksik kişilerin özelliklerinden biridir ve esnek olmamaya, empati yapamamaya yol açar.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Zihin ekonomisi ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>İnsan beyninin &#8220;zihin ekonomisi&#8221; prensibiyle ve bilgileri en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayvan beyni ödül-ceza sistemiyle ilkel düzeyde öğrenirken, insan deneyimleyerek, anlam katarak ve yorumlayarak öğrenir. Bir bilgi karşısında &#8216;kim söyledi, ne söyledi, neden söyledi&#8217; sorularını sormadan tepki vermek, sembollerin aleyhimize işlemesine yol açar.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önbelleğini boş tutmanın, ani hataları önlemede ve sembolleri doğru yorumlamada önemli olduğunu vurguladı.</p>
<h3><strong>İlahi işaretler</strong></h3>
<p>&#8220;Tanrı sessiz mi?&#8221; sorusunun, insanın ilahi bir işaret bekleme isteği, yani bir sembol arayışı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu işaretlerin ikaz, müjde veya ceza şeklinde yorumlanabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayatı bir sınav olarak düşündüğümüzde, öğretmen sınav sırasında konuşmaz. Adil bir yarış için sessiz kalır. Bu dünya da ruhlar alemiyle bu dünya arasında bir geçiş sürecidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Kuantum fiziği ve sicim teorisine göre evrende madde diye bir şeyin olmadığını, her şeyin enerji olduğunu ve manyetik iplikçiklerden oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Süper determinizmde, görünen sebeplerin yanı sıra olaylarda görünmeyen sebepler de vardır. Bu görünmeyen sebepleri okumak sembol diliyle olur. İbn-i Arabi gibi düşünürler, sembollerin dilini kullanarak olaylara derin anlamlar yüklemişlerdir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Kalp gözü ile herkes göremiyor</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin ilahi mesajlar taşıdığını ve insanın olayları anlamlandırma biçiminin hayatını derinden etkilediğini dile getirerek, karınca istilası gibi sıradan bir olayın bile İbn-i Arabi tarafından sabır, çalışkanlık, ümitsizlikten kaçınma ve takım çalışması gibi derin anlamlarla yorumlandığını örnek vererek, &#8220;Bu gözle bakan bunu görebiliyor, herkes göremiyor. Buna &#8216;kalp gözü&#8217; deniyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Bir hastalığa veya hayat olaylarına nasıl anlam yüklendiğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan &#8216;ben bunu hak etmedim, niye geldi?&#8217; derse veya &#8216;keşke şunu yapmasaydım&#8217; diye geçmişi suçlarsa, olayı daha çok büyütür ve daha çok acı çeker. Hayatta her şey yolunda gitmiyor. İnsan zihni sadece seçer ve gözlemler, sonrası bizim kontrolümüzde değildir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kontrol duygusu ve radikal kabullenme</strong></h3>
<p>İnsanların sınırsız isteklerine karşın sınırlı güce sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kontrol duygusunun geleceği, hayatı ve doğayı kontrol etme arzusuna dönüştüğünde bireylerde yüksek tansiyon gibi sorunlara yol açabildiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumda &#8220;radikal kabullenme&#8221; nin önemine işaret ederek, &#8220;Kişi, elinden geleni yaptıktan sonra kontrolü ilahi iradeye bırakırsa sakinleşir. Buna &#8216;tevekkül&#8217; diyoruz. Tembellik veya miskinlik değil, sorumlulukları yerine getirdikten sonra teslim olabilmektir.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var</strong></h3>
<p>Her şeyin önceden belli olduğu fikrinin insan iradesini ortadan kaldırmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var. Olayları anlamlandırma, soyut düşünce üretme yeteneği var. Bir fikir geldiğinde onu anlamlandırır, seçer ve seçtikten sonra sadece gözlemci oluruz. Kuantum fiziğine göre biz olayları kontrol edemiyoruz, sadece seçiyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>İlhamların zihinsel çaba ve emek gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Arşimet, kralın verdiği görev üzerine taçtaki altının sahte olup olmadığını bulmak için kafa yorarken ilham geldi ve &#8216;Evreka!&#8217; diyerek hamamdan fırladı. İlhamlar, belirli bir zihinsel çilenin sonucudur.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Taşların şifalı gücü ve meditasyon</strong></h3>
<p>Taşların da renkler gibi bir frekansı ve salınımı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, ametist ve kehribar gibi taşların manevi anlamları ve rahatlatıcı etkileri olduğunu söyledi ve &#8220;Ametist taşı eline alan birinin anksiyetesinin kaybolması gibi, bu tür kültürel birikimler bilimsel araştırmalarla teyit edilmeli, ancak saçma denilmemelidir.&#8221; İfadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilerin kendilerine bir rahatlatma sembolü seçerek bunu hipnoterapi veya yogadaki mantralar gibi kullanılabileceğini ifade ederek, &#8220;Beynimizde mutluluk hormonu salgılamak için üç şeyi bir arada yapmak gerekir; hareket, müzik ve sembolik bir tekrar. Mevlana&#8217;nın sema meditasyonu da bu metodolojiye dayanır. Ritim tedavisi olarak da bilinen bu yöntemlerle beyin rahatlar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Müzik de sembolik anlamlar taşıyor</strong></h3>
<p>Müziğin de sembolik anlamlar taşıdığını ve kişiye yüklediği anlama göre farklı etkiler yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bazı müziklerin öfke ve saldırganlık uyandırırken, bazılarının sakinleştirici etki gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan kişiliğinin (persona) üçte birinin genetik, üçte birinin sosyal öğrenme ve üçte birinin de kişisel seçimlerden oluştuğunu belirterek, &#8220;Sembolik, anlamsal ve kavramsal düşünce yeteneği olan bir kişi, diğer üçte iki yönünü de yönetebilir, yeni anlamlar yükleyerek, yeni hedefler koyarak ve yeni yöntemler geliştirerek kişiliğini olumlu yönde şekillendirebilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri de sahtelik</strong></h3>
<p>Sahteliğin hayatın her alanına yayılmış durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İnsanın da sahtesi var. Bu sahtelik güveni zayıflatıyor, güven zayıflayınca derin ilişkiler kayboluyor. Derin ilişkilerin olmadığı yerde de yalnızlık artıyor. Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri, insanın içiyle dışının bir olmamasıdır. İnsan ilişkilerinde en önemli nokta, kişinin iç ve dış görünüşünde denge kurabilmesidir. ‘Benim kalbim temiz’ demek yeterli değil; dış görünüm de bu uyumun bir parçası olmalı. Böyle insanlar uzun vadeli ilişkiler kurabilir. Onların iç huzuru, pozitif bir etki olarak dışarıya yansır. İnsanlar bu tür kişilere ister istemez saygı ve sevgi duyar, etrafında toplanır. Kurulu düzen onları istemese bile toplum onları benimser. Tarihte de böyle insanlar dönüşüm yaratan, kalıcı iz bırakan şahsiyetlerdir. Ama rol yapan, sahte davranan kişiler uzun vadede kaybeder. Çünkü insan yüzünde sirke satıyorsa, elinde bal olsa bile kimse ondan bal almak istemez. Asıl mesele insanın içi ile dışının uyumlu olması, kendisiyle barışık yaşamasıdır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 10:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[haz]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Tatmin]]></category>
		<category><![CDATA[vadeli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, paranın psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, paranın psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İlk duygu korku, ilk ihtiyaç sığınma</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın en temel motivasyonunun “iyi hissetme arzusu” olduğunu belirterek, “İnsanın iyi hissetme ihtiyacı biyolojik bir dürtüdür. Bir çocuk anne karnından dünyaya geldiğinde ilk hissettiği duygu korkudur. Çünkü anne karnı konforlu bir ortamdır, her şey hazırdır. Ama dünyaya çıkar çıkmaz soğuk bir hava gelir ve bebek ağlar. İlk tepki korkudur. Ardından sığınma ihtiyacı doğar. Anne kokusu bile çocuğu rahatlatır. Yani insan hayatı, daha ilk andan itibaren iyi hissetme ve sığınma ihtiyacı üzerine kuruludur.” dedi.</p>
<p><strong>Beynin ödül sistemi kısa vadeli haz üretiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin ödül mekanizmasının dopamin üzerinden çalıştığını ifade ederek, “Beyindeki ödül sistemi dopamin döngüsüyle çalışır. Tüm bağımlılıklar, sanal alışkanlıklar bu mekanizmayı kullanır. Dopamin kısa vadeli haz verir ama uzun vadeli tatmin sağlamaz. Arzu ve ihtiyaç giderme ile uzun vadeli tatmin aynı şey değildir. İnsan anlık mutlulukla yetinmemeli, uzun vadeli anlam arayışıyla iyi hissetmeyi başarmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik kaynak yönetimi şart</strong></p>
<p>İyi hissetmenin bir strateji gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir insan kendini sadece ‘şu anda iyi hissediyorum’ diye kandırmamalı. 5-10 yıl sonra da iyi hissetmek için zihinsel yatırım yapmalı. Bunun için amaç belirlemek, yol haritası çıkarmak gerekir. Nasıl parasal kaynak yönetiliyorsa, insanın da psikolojik sermayesi vardır. Duygusal, sosyal ve manevi birikimler… Bunları da akıllıca yönetmek gerekir. İnsan bilinçli bir varlıktır; yalnız kendilik bilinci değil, çevre, dünya, evren ve Tanrı bilincine sahiptir. Bu bilinçle kaynaklarını yöneten kişi fark oluşturur.”</p>
<p><strong>Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik dayanıklılığın küçük yaşta geliştirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan,</p>
<p>“Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli. 10 yaşından sonra geç kalınır. Çocuk istediği her şeyi hemen elde etmemeli. Ödevini yapınca çikolata vermek, beklemeyi öğretmek gerekir. Bu, doyum erteleme becerisini kazandırır. Doyum erteleme, dopaminin sürdürülebilir salgılanmasını sağlar, çocuk dayanıklılık eğitimi alır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ailelerin sık yaptığı hataya da dikkat çekerek, “Çocuk ağlayınca istediğini hemen vermek anne babanın egosunu tatmin eder ama çocuğun hiçbir şey öğrenmesini sağlamaz. Çocuk ihtiyaç ve istek ayrımını öğrenmez. Bu da ileride bağımlılık riskini artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kredi kartı somut haz verir, borcu unutturur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüz tüketim alışkanlıklarını değerlendirerek bireylerin para, haz ve ilişkilerle olan bağlarını ele aldı. Tarhan, çocukluktan itibaren öğrenilmesi gereken “doyum erteleme” becerisinin hem finansal hem de duygusal sermaye yönetiminde kritik olduğunu vurguladı.</p>
<p>Günümüz insanının çoğunlukla somut hazza yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan somut hazla soyut tatminin ayrımını yapamıyor. Kredi kartıyla alışveriş yapıyorsun, o anda paranın çıkışını hissetmiyorsun. Anlık bir haz yaşanıyor ama ilerideki borç düşünülmüyor. Halbuki kişi soyut tatmini öğrenirse, yani bugünkü harcamayı erteleyip gelecekteki hedefi için biriktirirse, somut duygular yerine soyut duygularını yönetmeyi başarır. Somut haz dopaminle, soyut tatmin serotoninle ilgilidir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuk sadece mutlu edilmez, hayata hazırlanır</strong></p>
<p>Çocukların finansal bilinç kazanmasının erken yaşta başlaması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuğa küçük yaştan bütçe yönetimi öğretilmeli. Kolay elde etmemeli, isteklerini ertelemeyi öğrenmeli. Anne babaların ‘çocuğumdan daha mı önemli’ diyerek her dediğini yapması en büyük hatadır. Çocuk mutlu edilmek için değil, hayata hazırlanmak için yetiştirilir. Anne baba olmadığında da kendi gemisinin kaptanı olabilmeli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocukların marka ve statü tuzaklarına kolay düşebildiğini belirterek, paranın yalnızca bir takas aracı değil aynı zamanda bir psikolojik sembol olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Ticarette en büyük sermaye güvendir</strong></p>
<p>Güvenin hem insan ilişkilerinde hem de iş dünyasında temel sermaye olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ticarette en büyük sermaye güvendir. Açık, şeffaf ve hesap verebilir olan kişi ya da kurumlar sürdürülebilir başarı sağlar. Güven kayboldu mu, her şey kaybolur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İhtiyaç olmayan şeyi arzuluyorsak yanlış yoldayız</strong></p>
<p>Para harcama alışkanlıklarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ihtiyacım olmayan şeyi mi arzuluyorum? İkincisi, sahip olduklarımla tatmin oluyor muyum? Bu sorulara ‘hayır’ cevabı çıkıyorsa kişi yanlış yoldadır. İhtiyaç dışı harcama suçluluk doğurur, tatminsizlik ise sürekli daha fazlasını istemeye sürükler. Bu durum alışveriş bağımlılığına kadar gider.” dedi.</p>
<p><strong>Para, kişiye özgürlük duygusu verir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yeterli gelir elde eden insanların özgür hissettiğini ifade ederek, “Başarılı hissetmek, güçlü hissetmek, statü sahibi olduğunu hissetmek için para insana özgürleşme hissi verir. Kişi temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, kimseye muhtaç olmuyorsa özgür hisseder. Ama borçlanarak yaşamaya başlarsa bu kez kaybetme korkusu hayatını esir alır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Patolojik cimrilik korkuların ürünü</strong></p>
<p>Parayla ilişkinin psikolojik boyutunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Öyle insanlar vardır ki evde buzdolabının fişini çeker, çocuğun sütünden, bezinden bile tasarruf eder. Bu artık patolojik cimriliktir. Böyle bir ilişki, korkuların baskın olduğu bir para ilişkisidir. Parayla olan ilişkimiz insanın hayatla olan ilişkisinin bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin zenginliği bir güç gösterisi aracı olarak kullandığını söyleyerek, “Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür. Büyük arabalarla görünürler, gösterişli yaşarlar ama aslında borç içindedirler. ‘Yıkılmadım, ayaktayım’ mesajı vermek için yaşarlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Osmanlı’nın son döneminde yapılan Dolmabahçe Sarayı’nı yanlış yatırım anlayışına örnek veren Prof. Dr. Tarhan, “1850’lerde Osmanlı büyük borçlar aldı. Ama bu borçlarla geri dönüşü olmayan Dolmabahçe Sarayı yapıldı. O dönemde altınla yapılan bu yatırım, bugünkü hesapla Avrasya Tüneli kadar değerliydi. Sırf ‘yıkılmadık ayaktayız’ mesajı vermek için yapılan bu saray, Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırdı.” dedi.</p>
<p><strong>Para, hayatın merkezinde değil; araç olmalı</strong></p>
<p>Paranın bir güç olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ancak yaşamın merkezine oturduğunda insanı esir alacağını vurguladı ve “Para bizi özgürleştiren bir güç olabilir ama hayatın merkezinde olmamalı. Araç olmalı, kolaylaştırmalı, kimseye muhtaç etmemeli. Ama açık pozisyonlarla borçlanarak yaşayan bir kişi uykularını kaybeder, tüm birikimlerini riske atar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Şirketlerde bütçe yönetimine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bağımsız denetçiler şirketlerin israf edip etmediğini kontrol eder. Çünkü tasarruf ve verimlilik esastır. Verimlilik işi doğru yapmaktır, etkinlik ise doğru işi yapmaktır. Eğer bunlar yoksa kaynaklar israf edilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Ekonominin Fransızca kökenli ve tasarruf anlamını taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ama Arapçadaki ‘iktisat’ maksat kökünden gelir. Yani önce hedefini belirle, sonra harcama yap. Hedefi olmayan kişi açgözlü yatırımlar yapar, parayı pusula gibi yanlış kullanır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, zenginliğin tanımını da yaparak, “Zengin, çok şeye sahip olan değil; az şeye ihtiyaç duyan insandır. İnsan sahip olduklarıyla tatmin olabiliyorsa zengindir. Sahip olduklarıyla tatmin olmayan kişi ne kadar çok kazanırsa kazansın yoksulluk hissinden kurtulamaz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yüksek güvenli toplumlar büyür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yatırım ortamının güvenle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizerek, “Francis Fukuyama’nın da belirttiği gibi yüksek güvenli toplumlar geleceği öngörebilir. Özgürlüklerin olduğu yerde insanlar yatırımlarını uzun vadeli yapar, sistem büyür. Ama düşük güvenli toplumlar kaynaklarını savunmaya, sığınak yapmaya harcar. Bu da israftır.” diye konuştu.</p>
<p>Ekonomik krizlere hazırlık için bireylerin ve kurumların risk analizine önem vermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Biz genelde kriz çıktığında yönetiyoruz ama risk analizi yapmıyoruz. Oysa risk analizi sayesinde kriz çıkmadan önlem alınabilir. Bu hem bireysel hem de toplumsal ölçekte hayati önem taşır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka mı, gerçek mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-mi-gercek-mi-587539</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2025 09:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[benli]]></category>
		<category><![CDATA[deepfake]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[Sahte İçerik]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587539</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Yazılım Mühendisliği (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, yapay zekâ destekli ses ve görüntü üretim teknolojileri konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-mi-gercek-mi-587539">Yapay zeka mı, gerçek mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Yazılım Mühendisliği (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, yapay zekâ destekli ses ve görüntü üretim teknolojileri konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>&#8220;Deepfake&#8221; teknolojisi nedir?</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli ses ve görüntü üretiminin, genel olarak &#8220;deepfake&#8221; teknolojisi olarak adlandırıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Kelime oluşumu itibariyle Deepfake, ‘deep learning’ (derin öğrenme) ve ‘fake’ (sahte) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Bu teknoloji, yüz tanıma, ses analizi ve görüntü işleme gibi alanlarda geliştirilen derin öğrenme algoritmalarını kullanarak, gerçeğe son derece yakın sahte video, ses veya görüntüler üretir.” dedi.</p>
<p><strong>Kötü niyetli kişiler tarafından kullanılabiliyor</strong></p>
<p>Deepfake teknlojisini kullanılarak bir kişinin yüzü, mimikleri veya sesinin taklit edilebildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Bu sayede gerçekte yaşanmamış bir konuşma veya olay sanki gerçekleşmiş gibi sunulabilir. Bu teknoloji, yaratıcı içerikler üretmek için kullanılabileceği gibi, kötü niyetli kişiler tarafından dezenformasyon yaymak veya dolandırıcılık yapmak amacıyla da kullanılabilir.” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Sahte haber üretimi yapılabiliyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ ile üretilen video ve ses içeriklerinin günümüzde sinema, eğitim, reklam, oyun ve medya gibi pek çok alanda yaygın olarak kullanıldığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Reklamlar, uzaktan eğitim videoları, dijital oyunlardaki karakterler, sanal haber sunucuları ve farklı dillere çevrilen içerikler bu teknoloji sayesinde hızlı ve düşük maliyetle hazırlanmaktadır. Öte yandan, aynı teknolojiler sahte haber üretimi, dolandırıcılık ve bilgi kirliliği yaratmak gibi amaçlarla da kötüye kullanılabilmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Deepfake videoların bu denli ikna edici olmasının temelinde ne var?</strong></p>
<p>Deepfake videoların bu denli ikna edici olmasının temelinde, yapay zeka teknolojilerinin, özellikle de derin öğrenme modellerinin, görüntü ve ses üretiminde sunduğu artan gerçekçilik ve ayrıntı düzeyinin yattığını anlatan Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Yüz ifadeleri, göz kırpma, ışıklandırma ve ten dokusu gibi detaylar artık çok daha doğal biçimde taklit edilebiliyor. Ses klonlama teknolojileri ise konuşma ritmi ve tonlamayı başarıyla kopyalayabiliyor. Görüntü ve ses kalitesindeki bu ilerleme, sahte içerikleri her geçen gün daha inandırıcı kılıyor ve bu da onların insan gözüyle ya da kulağıyla fark edilmesini giderek zorlaştırıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital çağda “gerçeklik” kavramı köklü bir dönüşüm geçiriyor</strong></p>
<p>Yapay zeka, deepfake ve benzeri teknolojilerle birlikte dijital çağda “gerçeklik” kavramının köklü bir dönüşüm geçirdiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Artık gördüğümüz, duyduğumuz, hatta okuduğumuz içeriklerin gerçekten olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor. Bu durum, bilgiye erişimde daha fazla şüpheciliği beraberinde getirirken, doğruluğu ve güvenilirliği teyit edebilecek yeni yöntemlere ve etik standartlara olan ihtiyacı da artırıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Deepfake videolarda ayırt edici unsurlar neler?</strong></p>
<p>Bir görüntünün veya sesin yapay zekâ ürünü olup olmadığını tespit etmeye yönelik teknik ve yöntemlerin giderek geliştiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu tespit süreçleri; görüntü işleme, ses analizi ve makine öğrenimi tekniklerine dayanmaktadır. Görsellerde yüz ifadeleri ve mimikler analiz edilerek sahte içerik belirlenmeye çalışılır. Deepfake videolarda dikkat edilebilecek bazı ayırt edici unsurlar şunlardır; göz kırpmanın doğal olmaması, ağız hareketleri ile ses arasında senkronizasyon problemleri, ten rengi geçişlerindeki yapaylık, ışık yansımalarının doğallıktan uzak olması, saç ve kenar detaylarında görülen bozulmalar. Ses analizinde ise frekans spektrumu, vurgu, tonlama ve nefes alma gibi ayrıntılar incelenir. Bunun yanı sıra, özel olarak eğitilmiş derin öğrenme modelleri de sahte içeriklerin tespitinde etkin bir şekilde kullanılmaktadır.”</p>
<p><strong>İleri düzey deepfake teknolojileri; mimiklerden göz hareketlerine kadar başarılı</strong></p>
<p>Günümüzde yapay zekâ ile üretilen görüntü ve seslerin, çoğu zaman insan gözü ve kulağının ayırt edemeyeceği kadar gerçekçi hale geldiğini de anlatan Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Her ne kadar dikkatli bir incelemeyle hala bazı yapaylıklar sezilebilse de örneğin yüz ifadelerinin doğallıktan uzak olması, göz hareketlerindeki tutarsızlık ya da sesin mekanik tınısı gibi, bu farklar giderek daha az belirgin hale gelmektedir. Özellikle ileri düzey deepfake teknolojileri; mimiklerden göz hareketlerine, ses tonundan nefes alma düzenine kadar birçok ayrıntıyı yüksek başarıyla taklit edebilmektedir. Bu nedenle kısa süreli ya da düşük çözünürlüklü sahte içerikler, çoğu zaman gerçekmiş gibi algılanabilmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Videonun paylaşıldığı hesabın güvenilirliği değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Sosyal medyada paylaşılan bir videonun doğruluğunu sorgulamak için bireylerin öncelikle içeriğin kaynağını araştırması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Videonun paylaşıldığı hesabın güvenilirliği değerlendirilmeli, içeriğin resmi ya da tanınmış platformlardan yayımlanıp yayımlanmadığı kontrol edilmelidir. Aynı olaya dair farklı kaynaklardan gelen videolar veya haberlerle karşılaştırma yapmak, içeriğin doğruluğunu teyit etmek açısından etkili bir yöntemdir. Ayrıca videodaki ses ve görüntü arasındaki tutarsızlıklar dikkatle analiz edilmelidir. Tüm bunlara ek olarak, yapay zekâ destekli tespit araçları da sahte içeriklerin belirlenmesinde önemli bir destek sunar.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-mi-gercek-mi-587539">Yapay zeka mı, gerçek mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay Seydişehir&#8217;e Kazandırılan 65 Milyon Liralık Su Yumuşatma Tesisini Açtı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-seydisehire-kazandirilan-65-milyon-liralik-su-yumusatma-tesisini-acti-587120</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 21:53:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[altay]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan Altay]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Çaltepe]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırılan]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[liralık]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[seydişehir]]></category>
		<category><![CDATA[tesisi]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587120</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Seydişehir’de esnafla, vatandaşla ve yerel basınla bir araya gelerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İLBANK desteğiyle Büyükşehir tarafından ilçeye kazandırılan Çaltepesi Su Yumuşatma Tesisinin açılışını yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-seydisehire-kazandirilan-65-milyon-liralik-su-yumusatma-tesisini-acti-587120">Başkan Altay Seydişehir&#8217;e Kazandırılan 65 Milyon Liralık Su Yumuşatma Tesisini Açtı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Seydişehir’de esnafla, vatandaşla ve yerel basınla bir araya gelerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İLBANK desteğiyle Büyükşehir tarafından ilçeye kazandırılan Çaltepesi Su Yumuşatma Tesisinin açılışını yaptı. Suyun sertliğiyle ilgili yoğun şikayetler üzerine tesisi inşa ettiklerini belirten Başkan Altay, “Suyun sertliğinin 38 sertlikten 10 ve 20 arasına, neredeyse yarısından daha fazla düşeceği bir tesisi bugün hayata geçirmiş oluyoruz. Güncel bedelle 65 milyon liraya mal ettiğimiz tesisi, saha ve peyzaj düzenlemelerinin ardından kullanıma açacağız. Böylece vatandaşlarımız çok daha konforlu bir su kullanımına kavuşmuş olacak” dedi. Başkan Altay Seydişehir’deki Roma döneminden kalma nekropolde de incelemelerde bulundu.</strong></p>
<hr/>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Seydişehir’de esnafla, vatandaşla ve yerel basınla bir araya gelerek Çaltepesi Su Yumuşatma Tesisinin açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p>Başkan Altay’ın Seydişehir programı Roma dönemine ait mezar kalıntılarının bulunduğu antik gömü alanında (nekropol) gerçekleştirilen inceleme ziyaretiyle başladı. </p>
<p>Geçmişin izlerini taşıyan nekropolde incelemelerde bulunduklarını belirten Başkan Altay, “Bu alan, Roma döneminden günümüze ulaşan önemli bir arkeolojik miras niteliğinde. Tarihimize ışık tutan bu değerli alanın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Büyükşehir tarafından ilçeye kazandırılan Şehir Konağı’nda yerel basınla bir araya gelen, Aile Sanat ve Eğitim Merkezi (ASEM) kursiyerleriyle buluşan Başkan Altay, Seydişehir Belediyesi’ni ziyaret ederek belediye başkanı Hasan Ustaoğlu ile de bir araya geldi. Başkan Altay ilçe esnafını da ziyaret ederek hayırlı işler diledi.</p>
<p><strong>ÇALTEPESİ SU YUMUŞATMA TESİSİ AÇILDI</strong></p>
<p>Başkan Altay, Seyyid Harun Veli Camii’nde öğle namazı sonrası vatandaşlarla selamlaştıktan sonra Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve İLBANK desteğiyle Seydişehir’e kazandırılan Çaltepesi Su Yumuşatma Tesisinin açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p>Açılışta konuşan KOSKİ Genel Müdürü Ahmet Demir, hayata geçen tesisle Seydişehir’e daha kaliteli, daha nitelikli su vermeyi amaçladıklarını kaydederek, “Yaklaşık 100 litre saniye kapasiteli olan tesiste sertlik seviyesi 10 ile 20 Fransız sertliğinde olacak. Tesisimizin Seydişehir’imize, Konya’mıza hayırlı ve mübarek olmasını diliyorum” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANIMIZA YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUZ”</strong></p>
<p>Seydişehir Belediye Başkanı Hasan Ustaoğlu, Çaltepe mevkisinden çıkan içme suyundan 6 mahalleden yaklaşık 20 bin kişin faydalandığını ifade ederek, “Buradan çıkan içme suyumuzun daha kaliteli hale gelmesi amacıyla Büyükşehir Belediyemiz tarafından ilçemize kazandırılan bu yatırım çok büyük önem taşıyor. Büyükşehir Belediye Başkanımıza yürekten teşekkür ediyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>SUYUN SERTLİĞİ 38’DEN 10 VE 20 ARASINA DÜŞÜYOR</strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay da Seydişehir’e birisi Kuğulu Park Tesisleri birisi de Çaltepe mevkisi olmak üzere iki farklı noktadan içme suyu sağladıklarını belirterek, “Geldiğimiz her ziyarette bu bölgeden içme suyu temin ettiğimiz 6 mahallemizde suyun sertliğiyle ilgili özellikle hanım kardeşlerimizin çok yoğun şikayeti vardı. Çeşitli çareler aradık başka kaynaklardan besleyebilir miyiz? diye ama maalesef imkan olmadı. Onun için buradaki tesis inşa edildi. Suyun sertliğinin 38 sertlikten 10 ve 20 arasına, neredeyse yarısından daha fazla düşeceği bir tesisi bugün hayata geçirmiş oluyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“VATANDAŞLARIMIZ ÇOK DAHA KONFORLU BİR SU KULLANIMINA KAVUŞMUŞ OLACAK”</strong></p>
<p>Özellikle yağışların azaldığı, iklim değişikliğinin etkilerinin fazlaca hissedildiği bu dönemde su kaynaklarının korunması ve ekonomik kullanılması gerektiğine dikkat çeken Başkan Altay, “Dolayısıyla buradaki su kaynağımızın debisiyle ilgili bir sorun yok ama sertlikle ilgili bir sorun vardı. O da özellikle içme ve kullanma suyunda konfor problemi oluşturuyordu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile İLBANK desteğiyle bu tesisi güncel bedelle 65 milyon liraya mal ettik. Saha ve peyzaj düzenlemelerini tamamladıktan sonra kullanıma açmış olacağız. Böylece vatandaşlarımız çok daha konforlu bir su kullanımına kavuşmuş olacak” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>“ÇEŞMEDEN AKAN HER SU DAMLASINI MUTLAKA TASARRUF ETMEMİZ GEREKİYOR”</strong></p>
<p>Konuşmasına su tasarrufuna vurgu yaparak devam eden Başkan Altay, “Biz ne kadar yatırım yaparsak yapalım, ne kadar uğraşırsak uğraşalım rahmet olmadan suyu bulmak mümkün değil. Onun için bulduğumuz her su kaynağını, çeşmeden akan her su damlasını mutlaka tasarruf etmemiz gerekiyor. Bu, ülkemiz için artık bir milli güvenlik meselesi haline dönüştü. Konya da ülkemiz sınırları içerisinde bu riskten en fazla zarar görecek şehirlerin başında geliyor. Onun için biz bir taraftan kaynakların verimli kullanılması için çalışmalar yaparken bir taraftan da tasarrufla ilgili konuları mutlaka ifade ediyoruz. İnşallah ‘hep birlikte çocuklarımıza çok daha güzel bir Konya’yı emanet etmeyi Rabbim nasip etsin’ diye dua ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“MİLLETİMİZE HİZMET YÖNÜNDE GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞIYORUZ”</strong></p>
<p>Seydişehir’de çeşitli yatırımlar gerçekleştirdiklerini ifade eden Başkan Altay, “Seydişehir’deki tek yatırımımız bu değil. Özellikle Seydişehir Atık Su Arıtma Tesisimiz, Suğla ve Taraşçı Arıtma Tesisleri’mizi biliyorsunuz tamamlayarak hizmetinize açmıştık. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi ‘şov yapmanın değil, icraat yapmanın, hizmet üretmenin, ülkemize ve şehirlerimize eser kazandırmanın peşinde koştuk’ diyerek milletimize hizmet yönünde gece gündüz demeden çalışıyoruz, çaba sarf ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“İNSANIMIZ HER ŞEYİN EN İYİSİNE EN GÜZELİNE LAYIK”</strong></p>
<p>Başkan Altay, Seydişehir denilince Seydişehir’in kalbi Seyyid Harun Veli Hazretleri’nin Türbesinin ve Camisi’nin bulunduğu alanın akıllara geldiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Özellikle orada yapmış olduğumuz düzenlemeler artık Seydişehir’e gelen ziyaretçiler ve Seydişehirliler için bir konfor alanına dönüştü. Otoparkla ilgili sorunları belediye başkanımızla konuşuyoruz. Bu konuda da çalışmalarımıza devam edeceğiz. Yine Bakırcı Evi restorasyonunu tamamladık. İlçemize çok güzel bir itfaiye merkezi kazandırdık. Bilgehanemiz, Lise Medeniyet Akademimiz çalışmalarına devam ediyor. Sosyal Kart ile vatandaşlarımıza destek oluyoruz. Seydişehir’in bütün sorunlarıyla ilgileniyoruz. İnşallah bundan sonra da verdiğimiz sözleri yerine getirmek için çaba sarf edeceğiz, gayret edeceğiz. Çünkü insanımız her şeyin en iyisine en güzeline layık.”</p>
<p><strong>“BUNDAN SONRA DA SEYDİŞEHİR’İMİZ İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”</strong></p>
<p>“Konya Modeli Belediyecilik” anlayışıyla titizlikle çalışmaya devam ettiklerini vurgulayan Başkan Altay, “Biz ne zaman size ihtiyaç duysak, sandığı önünüze koysak Sayın Cumhurbaşkanımıza ve bizlere çok büyük destek verdiniz. Onun için ne yaparsak yapalım biliyoruz ki hakkınızı ödeyemeyiz. Size layık olabilmek, Konya’yı ‘Konya Modeli Belediyecilik’ anlayışıyla sadece şehrimizde değil, ülkemizde ve dünyada temsil etmek için gece gündüz demeden çalışıyoruz. Çaltepe Arıtma Tesisleri’mizin hayırlı olmasını temenni ediyorum. İnşallah hanımlarımız çeşmeden akan suyun kalitesini fark edecekler. Bundan sonra da Seydişehir’imiz için çalışmaya, gayret etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmaların ardından 65 milyon lira maliyetle Seydişehir’e kazandırılan Çaltepesi Su Yumuşatma Tesisi dualarla açıldı.</p>
<p>Açılışa; Yalıhüyük Belediye Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, AK Parti Seydişehir İlçe Başkanı Ramazan Arın, MHP Seydişehir İlçe Başkanı Kadir Kocabaş, meclis üyeleri, STK temsilcileri, muhtarlar, kamu kurum ve kuruluşlarının daire amirleri, basın mensupları ve vatandaşlar da katıldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-seydisehire-kazandirilan-65-milyon-liralik-su-yumusatma-tesisini-acti-587120">Başkan Altay Seydişehir&#8217;e Kazandırılan 65 Milyon Liralık Su Yumuşatma Tesisini Açtı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 12:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kanalizasyonlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, başarı başarısızlık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, başarı başarısızlık konusunu değerlendirdi<strong>.</strong></p>
<p><strong>Başarı teorilerinde üç temel yaklaşım var</strong></p>
<p>Başarı teorilerinde üç temel yaklaşımın öne çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ‘Bir hedefim var, ona ulaştım, başarılıyım’ düşüncesine dayanır. Bu yaklaşım özellikle Batı felsefesinde, mükemmeliyetçilik, ödül odaklılık ve rekabet ortamı çerçevesinde değerlendirilir. İkincisi, anlam odaklı başarı anlayışıdır. Burada kişinin haz değil, anlam odaklı bir yaşam felsefesi vardır. Uzun vadeli bir hedef belirler ve bu hedefe ulaşma sürecinde gösterdiği çaba başarı olarak tanımlanır. Üçüncüsü ise transandantal başarı anlayışıdır. Bu yaklaşımda başarı, yalnızca kişinin kendi hedeflerine ulaşması veya geleceğine yatırım yapmasıyla sınırlı değildir; topluma sunduğu katkı, kendini aşabilmesi ve değer üretmesi de başarı kapsamında değerlendirilir. Bu üç yaklaşım bir arada düşünüldüğünde çok boyutlu başarı kavramı ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyanın etkisiyle başarı anlayışı da değişti</strong></p>
<p>Günümüzde ise özellikle sosyal medyanın etkisiyle, klasik başarı anlayışının rekabetçi yapısının farklı bir yöne evrildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Fiziksel görünüm, maddi zenginlik, yüksek takipçi sayısı veya fazla beğeni almak gibi ölçütler ‘başarı’ olarak sunulmaktadır. Bu durum, bazı araştırmacılar tarafından toksik başarı kültürü ya da başarı pornosu olarak adlandırılmaktadır. Adeta bir ‘başarı şehveti’ şeklinde, dışsal onay peşinde koşma eğilimi yaygınlaşmıştır. Ancak bu tür bir yaklaşımın, uzun vadede bireyleri tatmin etmediği görülmektedir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu kültürün insan beyninin biyolojik zaaflarını kullandığını ve dopamin odaklı, hazza dayalı bir başarı anlayışı yarattığını ifade ederek, dış onaya bağımlılığın tehlikeli olduğunu, alkış kesildiğinde yaşanan çöküşe dikkat çekti.</p>
<p><strong>Bazı kişisel gelişim teknikleri var, çok zarar veriyor</strong></p>
<p>Gerçek başarının kişinin kendisiyle yüzleşmesinden geçtiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bazı kişisel gelişim teknikleri var, çok zarar veriyor. ‘Senin eşin benzerin yok. Sen en iyisin! Başarı vardır, başarısızlık yoktur, sonuçlar vardır.’ Böyle egoyu şişiriyorlar. Ondan sonra iş yerine gidiyor, kimseyi beğenmiyor. Eşine gidiyor, eşini eleştiriyor. ‘Benim kıymetimi anlayamadılar,’ ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ gibi. Bu çağda da özellikle insanların şu anda en büyük organları egoları olmuş.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, onayın ve takdirin &#8220;marifet iltifata tabidir&#8221; sözünde olduğu gibi teşvik edici bir rolü olduğunu ancak bunun bir ego tatmin aracına dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı. Sağlıklı başarı anlayışını ise bir yolculuk olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, “Başarı sonuç değil, süreçtir. Yolda olmaktır başarı. Yolda olan kişi, hedefe ulaşmak değil, yolda olmaktır. Bu şekilde düşünürse bir kimse, bugün merdiven çıkarken, ‘Bugün bir basamakla başarılı oldum ama önümde çok basamaklar var!’ der.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, son olarak dış ödüle bağımlı olmak yerine, kişinin kendi gelişimini takip ettiği &#8220;iç ödül&#8221; mekanizmasını çalıştırmasının önemine değinerek, &#8220;Bir hafta öncesine göre şunları başardım diyebilmek&#8221; gibi öz şefkat odaklı yaklaşımların daha kalıcı bir mutluluk ve başarı getireceğini belirtti.</p>
<p><strong>Başarı bir sonuç değil, süreklilik gerektiren bir yolculuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzün kıyasa dayalı başarı anlayışını eleştirerek, gerçek başarının dışsal alkışlara ve rüzgâra ihtiyaç duymayan &#8220;buharlı gemi&#8221; gibi içsel motivasyonla hareket etmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Başarının bir sonuç değil, süreklilik gerektiren bir yolculuk olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dış onaya bağımlı motivasyonun tehlikelerine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “İki türlü gemi vardır: Bir yelkenli gemi, bir de buharlı gemi. Buharlı geminin rüzgâra ihtiyacı yoktur. İnsan buharlı gemi gibi olacak. Yelkenli gemi olsa hep dış nedene bağlısın, rüzgarla, alkışla beslenirsin. Eğer motivasyonu içten bulursa, hiçbir şey seni engelleyemez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Derin ilişki kurabilmek de başarıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yüzeysel ilişkilerin hakim olduğu bu çağda, başarının en önemli tanımlarından birinin de anlamlı ve derin bağlar kurabilme yeteneği olduğunu ifade etti. Bu tür ilişkilerin yalnızlık duygusunu giderdiğini ve bunun başlı başına bir başarı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Derin ilişki kurabilmek de başarıdır. Şu an bu çağda yüzeysel ilişkiler var, derin ilişki kuramıyor insanlar. O derin ilişki insanda yalnızlık duygusunu gideriyor. Bakıyoruz birçok problemin, gençlerin yanlış davranışının arkasında ‘benim farkıma var’ davranışı var. Beni gör, bana değer ver davranışı var. Duygusal bağ kuran kişiler yalnızlık hissetmez ki.” dedi.</p>
<p>Sürekli görünür olmanın ve parmakla gösterilmenin başarı olarak algılanmasının getirdiği risklere de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Parmakla gösteriliyor olmak bir insanın hayatında kayalıklarda yürümeye benziyor. Düştüğün zaman bir tarafını kırarsın. Ovada yürümek kolaydır. Ortalama bir insan olmak, ovada yürümek gibidir. Düşsen bile kalkarsın, ama kayaların üzerinde yürürken bir hatayla bir anda karizman çizilir. Bu da risk oluşturur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Akıllı kişiler uzun vadeli ödülleri düşünür</strong></p>
<p>Başarı arayışının arkasındaki nörolojik mekanizmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İki türlü ödül var: Biri peşin ödüller, bir de uzun vadeli ödüller. Akıllı kişiler uzun vadeli ödülleri düşünerek beynindeki ödül merkezini öyle kullanır. Bu, serotonin odaklı sistemdir; fikir, ideal, anlam peşinde koşar. Dopamin odaklı beyin ise anlık ödüllerle yaşar. Biri bitince tekrar başlar. Bu, haz odaklıdır ve sürdürülebilir değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Herkesin kendi başarı tanımını yapması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Keşke ve acabalarla uğraşmak yerine, ‘Ne yapabilirim?’ odaklı olmak gerekiyor. Ve ikinci hemen şu soruyu sor: ‘Nereden başlamalıyım?’ Bir yerden başlamalıyım. Başarı da böyle yapmak gerekiyor. Elmayı kocaman ağzına yutmaya çalışırsan yutamazsın, parçalara ayırırsın.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek başarının başarısızlıklardan ders çıkarmak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern başarı anlayışının insanları kronik strese sokarak antidepresan kullanımını patlattığını belirterek, gerçek başarının başarısızlıklardan ders çıkarmak ve psikolojik esneklik kazanmak olduğunu söyledi.</p>
<p>Öfke anında soğukkanlı kalabilmenin başarı yolundaki en önemli yeteneklerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu duygunun manipülatif kişiler tarafından bir silah olarak kullanılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bazı insanlar öfkelendirir, başarısız hissettirir ve onun üzerine, ‘Sen zaten böylesin, bak. Hiçbir şeyi başaramıyorsun. Ben olmasam sen hiçsin!’ der, o kişiyi esir alır, köleleştirir. Toksik kişiler yapar bunu. Toksik üçlü dediğimiz bu kişilerde empati yoksunluğu vardır, egolarını çok üstün görürler, eleştiriye kapalıdırlar ve hedefe ulaşmak için her şey serbest derler.” dedi.</p>
<p>Günümüzün &#8220;daha çok şeye sahip olma&#8221; odaklı başarı kültürünün insanları kronik strese soktuğunu ve bunun bedelinin ruh sağlığıyla ödendiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Toksik başarı öğretisi yapan modernizm, ‘mükemmel olmalısın, hep alkışlanmalısın’ diyor. Bu, kronik strese sebep oldu. Şu an New York&#8217;ta, İstanbul&#8217;da da öyle, kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi. Neden insanlar bu kadar antidepresan alıyor? Eğer yaşam felsefesi değişmezse 2030&#8217;larda antidepresan satışı daha çok olacak. Burada bir şeyler yanlış gidiyor demektir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsanın kendisiyle yüzleşmesi…</strong></p>
<p>İnsanın kendisiyle yüzleşmesinin çok büyük bir özgüven işareti olduğunu ve en büyük özgüven ölçüsünün de insanın kendini sorgulaması, kendisini, üçüncü bir kişi gibi, &#8220;Benim güçlü yönüm bu, zayıf yönüm bu. Bu olayda bu hata oldu. Bu bana ne öğretti?&#8221; diyebilmesi olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu bir olgunlaşma işaretidir. Bu insanın kişilik olgunluğuyla bilgeleşmesidir. Bunu uygulaması kolay değil ama en azından bu yolda olmak gerekiyor. Başarısızlıklardan ders alabilmek sadece mesela… Akademik başarı alanında değil sadece, hayat başarısı alanında da öyle.” diye konuştu.</p>
<p>Evliliğin bitmesini bir &#8220;başarısızlık&#8221; olarak görmenin yanlış olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ayrılmak bir seçenek değil, bir sonuçtur.&#8221; dedi</p>
<p>Başarısızlıklar karşısında savunmaya geçmenin insani bir refleks olduğunu Nasreddin Hoca&#8217;nın &#8220;Eşekten düşünce zaten inecektim!&#8221; fıkrasıyla anlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, olgunlaşmanın ve bilgeleşmenin yolunun öz eleştiriden geçtiğini belirtti.</p>
<p><strong>Empati kelimesinin kültürel kodlarımızdaki karşılığı &#8220;insaf&#8221;</strong></p>
<p>Hayat başarısında duygusal zekanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, empati kelimesinin kültürel kodlarımızdaki en doğru karşılığının &#8220;insaf&#8221; olduğunu söyledi. Kelimenin kökenine inerek derin bir analiz sunan Prof. Dr. Tarhan, “Empatiyi ifade eden en güzel kelime insaf kelimesidir. İnsaf kelimesi Arapça ‘nısf’ kökünden geliyor. ‘Nısf’ da yarı demek. Yani elmanın yarısı gibi. İlişkilerde sadece kendi yarından bakma, ‘İnsaflı ol. Diğer tarafın yarısından da bak!’ gibi. İnsaf kelimesi aslında olayları empatik, büyük resmi görerek ele alabilmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zorluklar karşısında yıkılmamanın sırrının &#8220;psikolojik dayanıklılık&#8221;</strong></p>
<p>Başarısızlıklar ve zorluklar karşısında yıkılmamanın sırrının &#8220;psikolojik dayanıklılık&#8221; olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bu kavram için &#8220;psikolojik elastikiyet&#8221; tanımını önerdi.</p>
<p>Düşünce katılığı olan kişilerin aksine, esnek zihinlerin olaylardan ders çıkararak güçlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik dayanıklılığın karşılığı aslında psikolojik esnekliktir. Kişi olay karşısında esner, bir şey öğrenir, tekrar eski haline gelir. Engelsiz sorunsuz bir yakın ilişki olmaz, muhakkak olacak. Olduktan sonra burada bunun ‘yüzde kaçından ben sorumluyum, yüzde kaçından karşı taraf sorumlu?’ diyecek ve gerekiyorsa hata yaptıysa özür dilemeyi bilebilecek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Gerçek mutluluğun dış koşullara bağlı olmadığını, &#8220;otantik mutluluk&#8221; olarak tanımlanan bu durumun bir içsel olgunluk hali olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Otantik mutluluk, cezaevinde de olsa mutlu olabilmektir. Sarayda da olsa şımarmamaktır. Her ortamda mutlu olmayı başaran, dört mevsim açan çiçekler var ya, onun gibidir.” dedi.</p>
<p>Başarısızlığı bir tehdit olarak değil, &#8220;gelişme fırsatı&#8221; olarak görmenin önemine işaret ederek, “Birçok kimse başarısızlık korkusu nedeniyle başarı yolunda ilerleyemiyor. Başarısızlık korkusu olan kişiler başkasını kolayca suçluyor. Eleştiriye kapalı kişiler de böyle. Problem çözme becerisi olan bir kişiler başarısızlığı da çözer ve bir şeyler öğrenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiyada]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reddetmek]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583989</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza<strong> </strong>konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza basit bir zayıflama takıntısı değil</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın, basit bir zayıflama takıntısı değil, beynin beden algısını bozan, yüzde 15 ölüm oranına sahip ciddi bir &#8220;nöropsikiyatrik hastalık&#8221; olduğunu belirten Tarhan, &#8220;Anoreksiya vakalarında küresel bir artış gözleniyor; bu artış Türkiye&#8217;de de belirgin bir şekilde hissediliyor. Anoreksiya nervoza, yalnızca bir yeme bozukluğu değil, aynı zamanda bir nöropsikiyatrik hastalıktır. 29 kiloya düşmüş bir kişi, beyninin oynadığı oyun yüzünden kendini 150 kilo gibi algılıyor. Bu noktadan sonra nasihat fayda etmez, bu bir pasif intihardır ve zorunlu tedavi gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumda genellikle &#8220;şımarıklık&#8221; veya &#8220;şov&#8221; olarak yanlış anlaşılan anoreksiyanın, aslında beynin beden imajıyla ilgili ağlarının (network) bozulduğu, maddi ve biyolojik bir hastalık olduğunu vurgulayan Tarhan, “Bu durum, yalnızca psikolojik değil, nöropsikolojik bir süreçtir. Geçmişte, bu kişilerin isterlerse iyileşebileceği düşünülüyordu. Ancak güncel beyin araştırmaları, bu bireylerin nöral ağlarının bozulduğunu ortaya koyuyor. Bugün, SW-LORETA gibi beyin haritalama yöntemleri sayesinde, kişinin beynindeki işlevsel alanları yeme bozukluğu veri tabanlarıyla karşılaştırabiliyoruz. Bu haritalamalar, bozulmaları açıkça ortaya koyuyor. Beyin görüntülerinin kişiye gösterilmesi, tedaviyi kabul etmelerini de kolaylaştırıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hastalık basit bir yeme bozukluğu gibi başlıyor</strong></p>
<p>Hastalığın genellikle basit bir yeme bozukluğu gibi başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Başlangıç dönemlerinde çözüm görece daha kolaydır. Ancak hastalık ilerledikçe beynin nöroplastisitesi bozulur. Normalde ‘patika’ gibi olan nöral yollar, beden imajı konularında ‘otoban’ haline gelir. Beyin, bu patolojik durumu otomatik olarak normal kabul etmeye başlar. Bu noktadan sonra nasihat, ikna ya da inandırma yöntemleri etkisiz hale gelir; uzun süreli hastane yatışları ve çok yönlü tedavi protokolleri gerekir. Kişinin beden kitle indeksi (BKİ) 18’in altına düştüğünde, anoreksiya tanısı konulabilir. Ancak bu noktada bile birey kendisini sağlıklı ve normal olarak algılayabilir. Beden dismorfik ölçekleri kullanıldığında, kişiye kendi beden görüntüsü gösterildiğinde dahi, birey görüntüyü sağlıklı kabul edebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Madde bağımlıları ile anoreksiya hastalarının beyinleri büyük ölçüde benzerlik gösteriyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür hastalara genotipleme de uyguluyoruz. Beyinlerinde serotonin ve dopamin gen polimorfizmleri bulunabiliyor. Mutlulukla ilişkili genler polimorfik çıkıyor; yani beynin dopamini hızla tükettiği saptanabiliyor. Stres altında dopamin ihtiyacı arttığında kişi daha fazla haz aramaya başlıyor ve haza karşı daha duyarlı hale geliyor. Eğer kişi fiziksel görünümü kutsallaştıran bir kültürel ortamda yetişmişse, bu haz arayışını beden üzerinden gerçekleştirebiliyor. Aynı mekanizmayı başka bireyler madde kullanımıyla tatmin etmeye çalışıyor. Nitekim, madde bağımlılarının beyinleriyle anoreksiya hastalarının beyinlerindeki genetik alt mekanizmalar büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Serotonin taşıyıcı genin yavaş çalışması da kişiyi strese daha duyarlı hale getiriyor. Böyle bireyler, küçük bir stres durumunda bile depresyon veya anksiyete geliştirebiliyor. Bunlar risk genleridir; doğrudan hastalık geni değildir. Ancak bu genetik yapı, hastalığın biyolojik boyutunu oluşturur ve bu, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Eğer bireyde biyolojik yatkınlık saptanırsa tedavi sürecinde çok daha sistematik ve kararlı ilerliyoruz. Elbette biyolojik yatkınlık olmadan da kişi anoreksik hale gelebilir. Bu gibi durumlarda ise kişinin anlam arayışı ve yaşam felsefesi büyük önem kazanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiyada ölüm oranı yüksek!</strong></p>
<p>Kilo alma korkusunun bireyin beynini adeta bloke ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle hastaları genellikle nazogastrik sonda ile besliyoruz; bazı vakalarda doğrudan karın üzerinden mideye (gastrostomi yoluyla) beslenme uygulanıyor. Hastalar kesinlikle gıdasız bırakılmıyor. Ancak anoreksiyada ölüm oranı yüksektir: Her 100 vakadan 15’i kaybedilmektedir. Adet düzensizlikleri baş gösterir, kalp ritmi bozulur, kan değerleri düşer. Tüm bu bulgular hastaya gösterilse bile hasta hâlâ ‘yemeyeceğim’ diyebilir. Çünkü ‘kiloluyum’ şeklindeki bozuk algısı devam eder. Bu, kişinin bilinçli tercihi değil, bozulmuş beyin algısının bir sonucudur. Bu noktada güçlü nöromodülasyon tedavileri, genetik polimorfizmleri dikkate alan bireyselleştirilmiş müdahaleler devreye girer. 29 kiloya düşüp, tüm hormonal dengesi bozulmuş ama uygun tedaviyle tamamen iyileşmiş birçok vaka gördüm. Bu nedenle hiçbir hasta için ‘düzelmez’ denilmemelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Yemek yemeyi reddedenler sonda ya da damar yoluyla beslenmeli</strong></p>
<p>Bir hastanın, tedavi sürecinde tüm destek yöntemlerine rağmen bir ay gibi kısa sürede vefat etmesinin durumun ne denli hızlı ve yıkıcı ilerleyebildiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yemek yemeyi reddeden bireylerde, mutlaka nazogastrik sonda ile ya da damar yoluyla (parenteral) beslenme sağlanmalıdır. Bu, sadece tıbbi değil, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluktur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, erkeklerde anoreksiyanın oldukça nadir görüldüğünü, ancak bunun görülmeyecek anlamına da gelmediğini söyledi.</p>
<p><strong>VR (sanal gerçeklik) gözlükleri tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Günümüzde değerlilik ölçütünün değiştiğini ve artık popüler olan, görünür olanın değerli kabul edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durum, özellikle yeme bozukluklarının ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Biz tedavide, özellikle başlangıç döneminde, hastalarımıza ‘beden nötralitesi’ yaklaşımını kazandırmaya çalışıyoruz. Yani, kişinin ‘Bedenimle değil, bedenimin işleviyle varım. Bedenim, hayatımı sürdürebilmem için bir araçtır’ düşüncesini benimsemesi hedeflenmektedir. Hastanede kullandığımız VR (sanal gerçeklik) gözlükleri ile hastaya kendi beden imajı üç boyutlu olarak gösterilir. Bu görüntü çoğu zaman kişide yoğun anksiyeteye yol açar. Ancak bu görüntüye maruz kalma terapisi sayesinde kişi zamanla duyarsızlaşır, beyin de bu korkuya karşı yeni bir algı geliştirmeye başlar. Bu süreç, sadece klasik terapiyle değil, nöropsikiyatrik müdahalelerle yürütülmelidir.”</p>
<p><strong>Bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlaması</strong></p>
<p>Tedavi sürecinde aile dinamiklerinin mutlaka araştırıldığını, eğer fiziksel görünümün yüceltildiği, hatta kutsallaştırıldığı bir aile ortamı varsa, çocuğun ‘Eğer fiziksel olarak güzel ya da inceysem değerliyim, değilsem değersizim.’ algısı geliştirmesine neden olduğunu anlatan Tarhan, “Bu, bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlamasına neden olur. Aslında bu, popülariteyi kutsallaştıran küresel sistemin bir sonucudur. Üstelik bu durum, çoğu zaman sanatsal özgürlük kılıfı altında sunulmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviyi reddetmek pasif intihar</strong></p>
<p>Eskiden hâkim olan anlayışın, “Kişi isterse tedavi edilir, istemezse edilmez” şeklinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde bu anlayış, hâlâ birçok toplumda geçerliliğini koruyor. Ancak bu yaklaşım artık geçersizdir. Anoreksiya gibi durumlarda tedaviyi reddetmek, aslında pasif bir intihar davranışıdır. Bu nedenle, zorunlu tedavi uygulanmalıdır. Gerekirse mahkeme kararıyla hastaneye yatırma süreci başlatılır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu tür vakalarda genellikle ailelerin ve yakın çevrenin aşırı yumuşak ve duygusal bir tutum sergileyebildiğini de ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna edelim, istemediği hiçbir şeyi yapmayalım” gibi iyi niyetli ama hatalı yaklaşımlar ortaya çıkabildiğini, oysa hastanın, farklı bir gerçeklikte yaşadığını söyledi.</p>
<p><strong>Ailelerin şefkatli tutumu zarar da verebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna etmek mümkün değildir, çünkü onun beyni farklı bir evrende işlemektedir. Bu, özgürlük değil; beynin bozulmuş bir işleyişinin sonucudur. Böyle durumlarda aileden zorunlu istem formu alınır, ardından mahkeme kararıyla yatış sağlanır. Bu yaklaşım, nörobilimin sunduğu güncel bilgiler ışığında şekillenmiştir. Geçmişte bu tür durumlar, kişinin kendine zarar verme özgürlüğü veya bir çeşit ötenazi olarak görülürdü. Ancak artık biliyoruz ki, bu bir hastalıktır ve kişinin beyin biyolojisi değişmiştir. Aileler çocuklarını sevdikleri için değil, fazla şefkat gösterdikleri için bu hataya düşerler. ‘Aman, zorla tedavi olmasın’ derken, aslında şefkat suistimaline açık bir zemin oluşur. Oysa bazen gerçek şefkat, doğru olanı yapabilme cesaretini göstermektir.” dedi.</p>
<p><strong>İllegal zayıflama iğneleri erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırıyor</strong></p>
<p>Bugün piyasada bulunan bazı illegal zayıflama iğnelerinin, beynin açlık-tokluk merkezine ciddi zararlar verdiğini de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu maddeler, erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırır. Kullanıcılar bu ilaçları alırken doğru karar verdiklerini zannederler, çünkü o anda haz sistemi aktif haldedir ve beyin bunu ödül olarak algılar. Bu noktada, dijital vitrinlerin yani sosyal medyanın etkisi çok büyüktür. Bu platformlarda sunulan beden imgelerine özenen bireyler, kendi beden algılarını yitirir. Kişi, duygularını yönetmeyi öğrendiğinde, bu sahte vitrinlere karşı ‘hayır’ deme becerisi kazanıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü &#8220;Krizlerde psikolojik sağlamlık&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-krizlerde-psikolojik-saglamlik-582943</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 17:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[krizlerde]]></category>
		<category><![CDATA[olgun]]></category>
		<category><![CDATA[Olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582943</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 10 Ekim’de kutlanan Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu yılın temasını “Hizmetlere Erişim: Felaketlerde ve Acil Durumlarda Ruh Sağlığı” olarak belirledi. Tema, küresel ölçekte artan istikrarsızlık dönemlerinde bireylerin ruh sağlığını koruyabilmelerinin ve destek hizmetlerine erişimlerinin önemine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-krizlerde-psikolojik-saglamlik-582943">10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü &#8220;Krizlerde psikolojik sağlamlık&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 10 Ekim’de kutlanan Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu yılın temasını “Hizmetlere Erişim: Felaketlerde ve Acil Durumlarda Ruh Sağlığı” olarak belirledi. Tema, küresel ölçekte artan istikrarsızlık dönemlerinde bireylerin ruh sağlığını koruyabilmelerinin ve destek hizmetlerine erişimlerinin önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, krizlerde psikolojik sağlamlık konusunda değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Kriz dönemlerinde psikolojik dayanıklılık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern yaşamın getirdiği yoğunluğun insanları ruhsal bir yorgunluğa sürüklediğini ve bu durumun farkında olmadan birikimlere yol açtığını belirterek, &#8220;Çağımızın en büyük zararlı davranışlarından biri, yoğun ve rutin yaşam. İnsanlar sosyal bir yoğunluk içerisinde ve bu durum çok fazla fark edilmiyor. Kendilerine dur, düşün, yeniden başla yapmalılar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Kriz yönetiminde risk analizinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan; “Kriz yönetimindeki en kritik nokta krize hazırlıklı olmaktır. Kişi krize hazırlıklıysa krizi çok rahat yönetir. Hazırlıklı değilse panik yapar. Mesela doğu toplumlarının çok zayıf taraflarından birisidir. Mesela bir kriz olduğu zaman onu yönetiyoruz, kurtarıyoruz ama krizin çıkmaması için hazırlığımız yeterli değil. Risk analizi ve risk yönetimi yok. Onun için krizden önce risk analizi yapıp risk yönetimi yaparsanız o krizi iyi yönetirsiniz. Bu da tabii bilgeleşmeyle ilgili.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kriz dönemlerinde psikolojik dayanıklılığın insanın öğrenebileceği ve geliştirebileceği bir beceri olduğunu belirterek, “Krizleri bir dayanıklılık eğitimi gibi görmek gerekiyor. Yaşanan her zorluk, insanın içsel gücünü fark etmesi için bir fırsattır.” dedi.</p>
<p><strong>“Zaman zaman fabrika ayarlarına dönülmeli”</strong></p>
<p>Bireylerin tıpkı bir cihazın fabrika ayarlarına dönmesi gibi, kendilerini de belirli aralıklarla &#8220;refresh&#8221; etmeleri gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu, hayatı daha sağlıklı, verimli ve huzurlu bir şekilde yaşamanın anahtarı. Kontrol edilebilen stres insanı geliştirir.&#8221; dedi.</p>
<p>İnsanın kendi varoluşunun farkında olan tek varlık olduğunu ve dolayısıyla özgür iradeye sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu özgür iradenin kişiye hedef belirleme, gelecek projeksiyonu oluşturma ve stratejileri gözden geçirme sorumluluğu yüklediğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Beynimizin kendini programlama özelliği var. Eğer biz kendi kendimizi programlamazsak dış olaylar bizi programlıyor. Kendimizi yenilemek aslında kendimizi programlamak ve güncellemektir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, bu bağlamda, hayatı verimli kullanmanın ve anlamlı bir geçmiş bırakabilmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Geçmişte yaşayan insanlar mutlu ve huzurlu olamaz”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;anı yaşamak değil anda yaşamak&#8221; felsefesinin önemine dikkat çekerek, “Geçmişte keşkelerle yaşayan veya gelecekle ilgili aşırı kaygılar taşıyan insanlar huzurlu olamaz. Keşke ve acaba kelimeleri altında insan eziliyor. Huzurlu insan geçmişi değerlendirir, dersler çıkarır, geleceğe bakar, planını yapar ama bugünü kendiyle barışık olarak yaşar. Bu nedenle kendiyle barışık olarak yaşamak kelimesi, huzur kelimesini çok güzel ifade ediyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Acıyı kabullenmek ve yönetmek</strong></p>
<p>&#8220;İnsan en kötü ortamda bile olsa huzurlu olmayı başarabiliyor. Huzuru yakalayabilmek, acıdan, olumsuzdan kaçmak değildir. Olumluyu ve olumsuzu birlikte ele alıp, oradan dersler çıkarıp olumluya doğru bir şey yapabilmektir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, zorluklar karşısında dirençli olmanın önemini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişinin &#8220;olması gereken benliği&#8221; yakaladığında huzuru bulacağını, bunun için de içsel bir yolculuğa çıkıp kendini tanıması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>‘Wellbeing’ (afiyette olma hali)</strong></p>
<p>Beynin serotonin salgıladığı &#8220;rahatlatıcı duygu durumu&#8221; ile aktif ve güvenli duygulanımı bir arada yönetmenin huzur olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, buna &#8220;öznel iyi oluş&#8221; veya literatürdeki adıyla &#8220;Wellbeing&#8221; (Afiyette olma) dendiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, afiyetin psikolojik rahatlık ve iyilik olduğunu, bunun bedensel sağlıkla birleştiğinde gerçek huzurun ortaya çıktığını ifade ederek, &#8220;Kabul edeceksin, kabul etmek teslim olmak değil. Yanlışları kabul edeceksin ama bunu yöneteceksin.&#8221; diyerek, dinginlik ve sakinliğin ön koşulunun kabullenme olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>“Şükrün ölçüsü kanaattir&#8230;”</strong></p>
<p>Huzurun, sahip olunan şeylerin kıymetini bilme, yetinmenin kanaat duygusuyla ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Şükrün ölçüsü kanaattir. Kanaat eden bir kimse şükrediyor demektir. Küçük şeylerden mutlu olabilmek. Bunu başardığın zaman şükür duygusunun kavramsal anlamını yerine getirmiş oluyorsun.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>“Şükür duygusu insana kendini iyi hissettiriyor ve huzura ulaştırıyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, sabah kalktığında sahip olunan temel nimetlerin farkında olmanın, olumsuz düşünceleri uzaklaştırmanın ve rutin şeylerden mutlu olmanın huzuru yakalamanın anahtarı olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Zihinsel ve duygusal olgunluk</strong></p>
<p>Ruhsal anlamda büyümenin zihinsel ve duygusal olgunluk olmak üzere iki önemli ayağı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Zihinsel olgunluk, kişinin mantık, muhakeme, analiz, konuşma, hesaplama gibi akademik başarı ile ilgili yönleridir. Duygusal boyutu ise kişinin daha çok içsel başarıyla ilgili olan boyutudur. Bu ikisi dengeli bir şekilde gittiği zaman olgunluk ortaya çıkıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, eğitim sistemimizin daha çok zihinsel olgunluğu ölçtüğünü, ancak davranışsal ve duygusal olgunluğun eksik kaldığını vurguladı.</p>
<p><strong>“Olgunluk öğrenilen bir şeydir”</strong></p>
<p>Olgunluğun yaşla değil, öğrenildiğini ve bir süreçle elde edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Olgunlaşma anlık bir durum değildir, hayat boyu süren bir süreçtir. O nedenle de olgunlaşma bir durak değildir, yolculuktur.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Hatadan ders almanın olgun kişinin en büyük özelliği olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, akıllı insanların başkalarının hatalarından da ders çıkararak aynı hataları yapmadığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Sorumluluk bilinci ve narsisizm salgını</strong></p>
<p>Sadece kendine faydalı olmayı düşünen insanların bencil olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, bireyin içinde yaşadığı topluma, ailesine, vatanına ve yaratıcısına karşı sorumlulukları olduğunu belirtti.</p>
<p>Kapitalist sistemin ve varoluşçu felsefenin insanı bencilliğe sürüklemesini eleştiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Narsisizm salgın haline geliyor. Bunu yapan da yaşam felsefemizin değişmesi. Onun için önce kendimizi sonra çocuklarımızı düzeltmeliyiz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Hayatın amacının bencillik, haz peşinde koşmak veya narsist olmak olmadığını anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatalar birer eğitmen, eleştiri de bir armağandır. Eleştiriye açık olmak özgüven gerektirir ve olgunluk işaretidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsan yaş alarak değil, yaşayarak olgunlaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insanın yaş alarak değil, yaşayarak olgunlaştığını, sürekli kendini geliştirerek bu yolda ilerlediğini dile getirerek, olgunlaşmanın önündeki engellerden birinin de şikayetçilik olduğunu, insanların olumlu yönleri görmeyi öğrenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>&#8220;Akıl bizim için pusuladır. Ama akılla kalbi birleştirmek gerekiyor. Akıl her şeyi göremiyor. Aklın görebildiği mesafe kısıtlı. Ama duyguları da katarsak sezgisel algılamalar oluyor.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, eleştiriye açık olmanın ve çoğulcu özgürlükçü bir bakış açısına sahip olmanın önemini vurgulayarak sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gunu-krizlerde-psikolojik-saglamlik-582943">10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü &#8220;Krizlerde psikolojik sağlamlık&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 17:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mahir]]></category>
		<category><![CDATA[ünal]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yoktur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582547</guid>

					<description><![CDATA[<p>64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na “Dil, Kültür ve Ötesi” adlı söyleşisiyle konuk oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547">Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na “Dil, Kültür ve Ötesi” adlı söyleşisiyle konuk oldu. Selim Sırrı Paşa Salonu’nda katılımcılara hitap eden Ünal, “Gerçeklik yoksa anlam da yoktur” ifadesini kullandı.</p>
<p><b>“YAŞADIĞIMIZ EN BÜYÜK SORUN ANLAM KAYBIDIR”</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 15’incisini düzenlediği Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’na kitapseverlerin yoğun ilgisi sürüyor. Birbirinden ünlü yazarların ve 515 yayınevinin katıldığı fuarda kitapseverler ve yazarlar her gün bir araya gelerek kâğıdın büyülü dünyasıyla buluşuyor. Bu kapsamda Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, 64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal’ı ağırladı.  Dil, kültür ve ötesi üzerinden insanın anlam kurma serüvenine değinmek istediğini belirten Prof. Dr. Mahir Ünal, “Bugün en büyük ihtiyaç duyduğumuz şey anlamdır. Her şeyin bu akışkanlıkta sığılaştığı bu dünyada yaşadığımız en büyük sorun anlam kaybıdır. Her şeyin sığılaştığı bu dünyada gerçeklik kaybından kaynaklanan bir anlam kaybıdır. İnsan anlanır, gerçeklik üzerinden inşa ediliyor. Gerçeğe çarpmayan hiçbir şey anlama dönüşmez” dedi.</p>
<p><b>“GERÇEKLİK YOKSA ANLAMDA YOKTUR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Ünal, “5565 Sayılı İnternet Yasasını hazırlıyoruz ve tabi kıyameti koparıyorlar. ‘İfade özgürlüğünü engelleyecek misiniz diye’. İfade özgürlüğünü anlamak için bir örnek vereceğim. Devletin en temel sorumluluklarından bir tanesi gıda güvenliğidir, yani güvenli gıdaya erişimdir. Aynı şekilde bilgi güvenliğini de sağlamak gerekir. İfade özgürlüğünün üç aşaması var. Doğru bilgi, kanaat ve ifade. Yani doğru bilgiye erişim, doğru bilgi ile birlikte bir kanaat oluşturma ve o kanaatinizi ifade etme. Doğru ve güvenli bilgiye erişemiyorsanız, oluşturduğunuz kanaat sağlıklı bir kanaat olamaz. Peki, sağlıklı bir kanaat oluşturamıyorsanız sizin ifadelerini durumu nasıl değerlendirilmelidir? Bu örneği şunun için verdim. En çok dezenformasyon konusunu konuşuyoruz. Dezenformasyon yalan bilgi değildir. Dezenformasyon gerçekle yanlışın birbirinden ayırt edilememe durumudur. Eğer insanın anlam kurma serüvenini konuşacaksak bunun hemen yanı başında gerçekliği konuşmamız gerekiyor. Eğer gerçeklik yoksa anlamda yoktur” şeklinde konuştu. </p>
<p><b>“DİL ANLAMIN BİÇİMİNİ OLUŞTURUYOR”</b></p>
<p>Dilin, anlamın biçimini oluşturduğunu, kültürün ise anlamın ortak belleğini oluşturduğunu vurgulayan Prof. Ünal, “Anlamın ortak belleği dediğim zaman şuan benim konuştuklarımı anlıyorsunuz. Çünkü ortak bir belleğimiz var. Bu ortak belleği ve hafızayı dil inşa ediyor. Ötesi dediğimizde ise bu kurduğumuz anlamın sınırlarını aşma çabasını kast ediyoruz” ifadelerini kullandı. Söyleşi sonunda Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Berna Abiş, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na katkılarından dolayı Prof. Dr. Mahir Ünal’a teşekkür plaketi takdim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547">Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 08:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıksız]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Cömert olan daha mutlu ve uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda pozitif psikolojinin önemli bir alt dalı haline gelen &#8220;iyilik psikolojisi&#8221; ne dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Harvard Business School&#8217;un 136 ülkede iş adamları üzerinde yürüttüğü geniş kapsamlı bir araştırmada, yardımsever ve cömert olan iş adamlarının, olmayanlara göre hem daha mutlu oldukları hem de ortalama ömürlerinin daha uzun olduğu tespit edildi. Bu, iyiliğin doğrudan yaşam kalitesine ve süresine etki ettiğini gösteren en net kanıtlardan biridir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>İyilik stresi azaltıyor!</strong></p>
<p>İyilik yapmanın nörolojik ve hormonal etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Düzenli olarak iyilik yapan kişilerde, ‘savaş ya da kaç’ hormonu olarak bilinen ve kortizolü tetikleyen ACTH hormonunun %23 daha az salgılandığı tespit edildi. Bir kişi iyilik yapmayı hayal ettiğinde bile, beynin ödül merkezi olan ventral striatum bölgesi aktif hale geliyor. Bu, beyinde haz ve odaklanma kimyasalı olan dopamin ile bağlanma hormonu olan oksitosin salgılanmasını sağlıyor. Tüm bu kanıtlar gösteriyor ki iyilik yapmanın antidepresan etkisi var. Hatta diyebiliriz ki en güzel antidepresan iyiliktir. Yani iyilik yapmak en güzel antidepresan.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>İyilik bulaşıyor… </strong></p>
<p>İyiliğin bulaşıcı &#8220;dalga etkisi&#8221; ne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişinin yaptığı bir iyiliğin, kısa sürede 300 kişiye ulaşabildiğini gösteren çalışmalar var. Patronundan çekinen bir genç, katıldığı bir kursta aldığı tavsiye üzerine aksi patronuna bir kravat hediye eder. Patronu önce terslese de gencin samimiyetinden etkilenir ve o da kendi oğluna bir hediye almaya karar verir. Hediye karşısında ağlamaya başlayan oğlu, &#8216;Baba, kimse beni sevmiyor diye bu gece intihar etmeyi planlıyordum&#8217; itirafında bulunur. İşte iyiliğin dalga etkisi budur. Gerçekten iyiliğin antidepresan etkisi var. Hem kişinin beyin fonksiyonlarını, kimyasını etkiliyor, hem de diğer insanları. İyilik yaparken hemen büyük iyilik düşünmemek lazım. Sevgi dolu bir bakış, bir tebessüm, birkaç güzel söz, içten bir selam veya bir helalleşme de en kıymetli iyiliklerdendir. &#8216;Kalbini kırdıysam özür dilerim&#8217; demek bile müthiş bir iyileştirici güce sahiptir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İyilik psikolojisinin nörobiyolojik temelleri var</strong></p>
<p>İyilik ve iyiliğin psikolojisinin nörobiyolojik temelleri olduğunu işaret eden Prof. Dr. Tarhan, iyilik psikolojisinin sadece bireysel bir erdem olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik refahın temelini oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Karşılık bekleyerek yapılan iyiliği yazar Cemil Meriç&#8217;in &#8220;tefecilik&#8221; olarak tanımladığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, gerçek ve karşılıksız iyiliğin sosyal bağları ve toplumsal güveni artırarak en büyük sermayeyi oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Davranış iktisadının kurucusu Kahneman&#8217;a atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, büyük ekonomik kararların bile salt çıkara göre değil, güven ve sevgi gibi psikolojik faktörlere göre alındığını ifade ederek, “Fukuyama&#8217;nın da belirttiği gibi, yüksek güvenlikli toplumlarda yatırımlar artar, çünkü güven riskleri azaltır. Güven ortamının temelinde ise karşılıklı ve çıkarsız iyilik ilişkileri yatıyor.” dedi.</p>
<p><strong>İyilik projeleri, okullarda akran zorbalığını azaltıyor… </strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kötülükle mücadelenin en etkili yolunun, iyiliği bir eğitim politikası haline getirmek olduğunu ifade ederek, Türkiye&#8217;nin kendi kültüründe var olan bu değerleri eğitim sistemine entegre etmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>&#8220;Bizim kültürümüzde zaten var olan sadaka ve yardımlaşma kültürünü, nasılsa aileden öğreniliyor diye eğitim sistemi önemsemiyordu. Ancak artık aileler kültür aktarıcısı değil. Eğer okulda da öğretmezsek, çocuklarımız bu değerlerden mahrum kalacak.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Rastgele iyilik projeleriyle teşvik edilen çocukların olduğu okullarda akran zorbalığı da şiddet olayları da azalır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Eğitim sisteminin amacının robotik bireyler yetiştirmek değil, sosyal ve duygusal zekâsı gelişmiş, merhametli ve iyi insanlar yetiştirmek olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ağlayan bir insana uzatılan bir elin, verilen bir ekmeğin yarattığı tebessüm hem alanı hem de vereni mutlu eder. Çocuklarımıza bu mutluluğu öğretmeliyiz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Tembele iyilik, tembelliğe teşvik ediyor </strong></p>
<p>‘Merhamet yorgunluğu’ denilen bir şey olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan,<strong> </strong>&#8220;Tembel kişilere yapılan iyilik onları tembelliğe, bencil kişilere yapılan iyilik ise onları parazit gibi beslenmeye teşvik eder. Bu, iyiliğin kötüye kullanımıdır ve karşı tarafa iyilik değil, kötülük yapmaktır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyiliğin &#8220;doğru ve yanlış&#8221; uygulanması arasındaki ince çizgiye dikkat çekerek, &#8220;İyilik yapıyorum derken karşı tarafın hayatına ne kattığımızı, bu iyiliğin onu iyiye ve doğruya götürüp götürmediğini sorgulamalıyız. Sadece kendimizi iyi hissetmek için yapılan, içinde anlam olmayan iyilikler, uzun vadede zarar verir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek&#8221; ilkesinin iyilikte de geçerli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Emek vermeden, yorulmadan elde edilen bir şeyin kıymeti bilinmez. Eğer bir kişiye sürekli emek harcamadan bir şeyler verirseniz, onu sorumluluk almaktan uzaklaştırırsınız. Bu çocuğunuz da olabilir, bir yakınınız da. Bu bir merhamet değil, &#8216;merhamet yorgunluğu&#8217; veya kişinin kendi egosunu tatmin etme çabasıdır.&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Yanlış kişiye iyilik yaparsanız, etrafınızda kan emiciler toplanır.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Güçlüyken yanınızda olup düştüğünüzde kaybolan insanlardan şikâyet ediyorsanız, bunun sebebi genellikle zamanında yaptığınız yanlış iyiliklerdir. İyilik, hak edene, hak ettiği şekilde ve karşı tarafı geliştirecek biçimde yapılmalıdır.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Narsisizmin tedavisinde en etkili yöntemlerden biri &#8220;sessiz iyilik yapmak&#8221;…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern çağın en yaygın sorunlarından biri olan narsisizmin tedavisinde en etkili yöntemlerden birinin &#8220;sessiz iyilik yapmak&#8221; olduğunu ifade ederek, &#8220;Bir elinle dilenciye para verip diğer elinle selfie çekmek, iyilik değil, ego tatminidir. Gerçek iyileşme, kimseye göstermeden, sessizce yapılan ve narsistik dürtüleri eğiten iyiliktir.&#8221; dedi.</p>
<p>İyilik yaparken sergilenen gösterişin ve kendini öne çıkarma çabasının, iyiliğin ruhuna aykırı olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu tür eylemlerin genellikle beklenen ilgiyi görmediğini ve &#8220;soğuk&#8221; kaçtığını söyledi.</p>
<p>Narsistik kişilik özelliklerine sahip veya narsisizm puanı yüksek çıkan kişilere yaptıkları bir iyiliği hiç kimseye anlatmamalarını, göstermemelerini tavsiye ettiklerini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin içinde &#8216;herkese anlat, göster&#8217; diyen bir ses vardır. Bu sese rağmen iyiliği gizli tutabilmek, kişinin kendi narsisizmini ve çıkarcı dürtülerini eğitmesinin en güçlü yollarından biridir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklara yapılan iyilikler bir &#8220;tehdit veya itaat unsuru&#8221; olarak kullanılmamalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailelerin çocuklarına yaptıkları iyilikleri bir &#8220;tehdit veya itaat unsuru&#8221; olarak kullanmasının yanlış olduğunu belirterek, &#8220;Çocuğunuza para verirken kendi egonuzu tatmin etmek için bahşiş vermeyin. Ona sorumluluk almayı ve bütçe yönetimini öğretmek için &#8216;hak ediş&#8217; verin. Aksi takdirde para yönetimini öğrenemeyen bireyler yetiştirirsiniz.&#8221; dedi.</p>
<p>Aile içi ilişkilerde sıkça yapılan &#8220;iyilik hatalarına&#8221; da dikkat çekerek, &#8220;Ben sana iyilik yapıyorum, sen de dediğimi yap&#8221; mantığının çocuk yetiştirmede büyük zararlar verdiğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Saçımı süpürge yaptım&#8221; diyerek sürekli karşılık bekleyen ve şikâyet eden ebeveynlerin, aslında çocuklarına iyilik yapmadığını, tam tersine hem kendilerini hem de çocuklarını huzursuz ettiklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;merhamet yorgunluğu&#8221; ve yaşam doyumu düşük kişilikler ortaya çıkardığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Sağlıklı empati nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, empatinin sıkça &#8220;karşı tarafın yerine kendini koymak&#8221; olarak yanlış anlaşıldığını belirterek, &#8220;Sağlıklı empati, kendi kimliğini ve sınırlarını unutmadan karşı tarafı anlamaktır. Sınırlarını korumadan kendini tamamen feda etmek, &#8216;fedakârlık şeması&#8217; denilen psikolojik bir sorundur ve &#8216;merhamet yorgunluğu&#8217;na yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Empati ve sempati arasındaki farkı vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Kreşte bir bebek ağladığında diğerlerinin de ağlamaya başlaması sempati duymaktır. O bebekler, kendi acılarıyla başkasının acısı arasındaki ayrımı henüz öğrenememiştir. Sağlıklı empati ise &#8216;O acı çekiyor, ona yardım etmeliyim ama kendi haklarımı ve sınırlarımı da korumalıyım&#8217; diyebilmektir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yardımseverlik gibi kültürel değerleri kaybediyoruz</strong></p>
<p>Türkiye’nin sıcak ve yardımseverlik gibi kültürel değerlerini, genç nesillere aktaramaması halinde kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, Japonya gibi ülkelerin ve Harvard, Yale gibi öncü Batı üniversitelerinin, çocuklara küçük yaşta akademik bilgiden önce değerler eğitimini ve &#8220;İyilik Psikolojisi&#8221;ni öğreterek bu soruna çözüm bulduğunu, Üsküdar Üniversitesi’nin de bu dersi 2013 yılında, Harvard’dan bile önce başlatarak öncülük ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, fedakârlık ve empatiyle ilişkili genlerin var olduğunu ancak bu genlerin, değerleri öğretmeyen bir çevre ve eğitim sistemi tarafından &#8220;susturulabildiğini&#8221; ifade ederek, genetik yatkınlıklarımıza rağmen, iyiliği veya saldırganlığı seçmenin &#8220;özgür irademize&#8221; ve aldığımız eğitime bağlı olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Kadın beyninin empati ve iç gerçekliğe, erkek beyninin ise mantık ve dış gerçekliğe olan biyolojik yatkınlığının, endüstri devrimiyle değişen sosyal rollerle birlikte yeni bir denge gerektirdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yaptığımız iyilikleri küçük görmeyelim; onun dalga ve bulaşıcı etkisi muazzamdır. Ancak bu sihir, sadece karşılık beklenmeyen, samimi iyiliklerde ortaya çıkar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Şirketler iyilik projeleri başlatmalı</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik yapma sorumluluğunun sadece Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na bırakılmasının büyük bir hata olduğunu, zira dinin artık kurumsal bir kimlik olmaktan çıkıp bireysel bir &#8220;hal&#8221;e dönüştüğünü belirterek, Türkiye&#8217;de de cemaat ve tarikatlara olan güvenin 15 Temmuz sonrası eridiğini ve yeni STK&#8217;ların da ticarileşip dünyevileşerek iyi bir temsil sunamadığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu boşluğun ancak eğitim sistemi, şirketler ve diğer kurumlar tarafından doldurulabileceği uyarısında bulunarak, kurumsal aidiyeti artırmak isteyen şirketlerin &#8220;iyilik projeleri&#8221; başlatması gerektiğini, okullarda ise &#8220;karşılıksız iyiliklerin&#8221; ödüllendirilmesinin, gençlerdeki şiddeti ve politizasyonu azaltacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 gençten 4&#8217;ü siber zorbalığa uğruyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-10-gencten-4u-siber-zorbaliga-ugruyor-580690</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Oct 2025 10:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Akran Zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[gençten]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[uğruyor]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığa]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, akran zorbalığı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-gencten-4u-siber-zorbaliga-ugruyor-580690">Her 10 gençten 4&#8217;ü siber zorbalığa uğruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, akran zorbalığı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Siber zorbalık bireysel eylemlerden çıkarak organize bir yapıya büründü</strong></p>
<p>Günümüzün en büyük tehditlerinden biri olan siber zorbalığın, masum bir sosyal medya atışmasının çok ötesinde, kasıtlı ve organize bir &#8220;psikolojik savaş&#8221; aracına dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumun küresel bir tehdit olduğunu ve özellikle gençlerin ruh sağlığını hedef aldığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir eylemin &#8220;zorbalık&#8221; sayılabilmesi sistematik olması, kasıtlı olması, tekrarlayıcı olması ve taraflar arasında bir güç dengesizliği bulunması şeklinde kriterlerin olması gerektiğini ifade ederek, &#8220;Bu kriterler karşılandığında, ortada net bir suç vardır. Bu suçu işleyenlerin de mutlaka bir bedel ödemesi gerektir, aksi takdirde toplumda güçlü olanın zayıfı ezdiği bir siber anarşi hâkim olur.” dedi.</p>
<p>Siber zorbalığın artık bireysel eylemlerden çıkarak organize bir yapıya büründüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir grup, hedef aldığı kişiyi itibarsızlaştırmak için troll orduları gibi faaliyet gösteriyor. Bu, politik bir proje veya bir psikolojik savaş hamlesi olabilir. İngiltere&#8217;nin 2015 yılında, askeri bir terim olan &#8216;tugay&#8217; ismini kullanarak bir sosyal medya birimi kurması, devletlerin bu alanı ne kadar ciddiye aldığının en net kanıtıdır. Amaç, dezenformasyon yaymak veya hedefleri itibarsızlaştırmaktır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Siber zorbalık gençler arasında çok yaygın</strong></p>
<p>Siber zorbalığın özellikle gençler arasında endişe verici boyutlara ulaştığını rakamlarla ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yapılan çalışmalar, akran zorbalığı kurbanı olan gençlerin oranının her üç gençten biri olduğunu gösteriyor. Ancak konu siber zorbalığa gelince bu oran yüzde 40&#8217;lara kadar çıkıyor. Bu, küresel bir ruh sağlığı tehdididir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Siber zorbalığın gençler üzerindeki yıkıcı etkilerine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu durum, ergenlerde ciddi okul reddi, akademik başarıda düşüş, içe kapanma, depresyon ve kaygı bozukluklarına yol açıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle &#8220;akademik zekâsı yüksek ancak sosyal ve duygusal becerileri zayıf&#8221; çocukların zorbalığa karşı daha savunmasız olduğunu ve bu çocukların sosyal iletişim bozuklukları açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Evde şiddet varsa çocuk zorbalığı öğreniyor</strong></p>
<p>Zorbalığın temelinde genellikle çocuğun aile içinde öğrendiği yanlış sorun çözme yöntemlerinin yattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocukluk agresyonlarında birinci sırada canlı örnekler, yani aile içi tutumlar gelir. Evde &#8216;vurdum mu oturturum&#8217; kültürünü gören çocuk, hak arama yöntemi olarak zorbalığı öğrenir.&#8221; dedi.</p>
<p>Ergenlik döneminin, gençlerin hayatı keşfettiği ve sosyal becerilerini geliştirdiği &#8220;normal şizofrenik bir dönem&#8221; olarak tanımlanabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte duyguların mantığın önüne geçtiğini ve gençlerin sonunu düşünmeden hareket edebileceğini ifade etti.</p>
<p>&#8220;Ergenden sıfır hata beklemek gerçekçi değil, tam tersine zararlıdır. Gençlerin hata yapma hakkı vardır, çünkü hayatı böyle öğrenirler.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, “Aile, özellikle şiddet ve yalan gibi temel konularda net bir tavır alarak çocuğa duygusal ve sosyal sınırları öğretmelidir. Tıpkı bir binanın kapıları, pencereleri gibi, duyguların da sınırları vardır.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>İyiliklerin yaygınlaştığı bir ortamda zorbalık barınamaz</strong></p>
<p>Zorbalığın sadece vurmakla, kırmakla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, fiziksel, sözel ve sosyal olmak üzere şiddetin üç farklı yüzü olduğunu, zorbalığı uygulayan kişilerin genellikle özgüven eksikliği yaşadığını ve başkalarını ezerek, değersizleştirerek kendi egolarını tatmin etmeye çalıştıklarını söyledi.</p>
<p>Okullarda artan akran zorbalığına karşı geliştirilen mevcut programların &#8220;kötülükle mücadele&#8221; üzerine odaklanarak eksik kaldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Karanlıkla mücadelenin en güzel yöntemi bir mum yakmaktır. Zorbalığı önlemenin en etkili yolu da sınıflarda iyiliği, paylaşmayı ve yardımlaşmayı artırmaktır. Milli Eğitim, &#8216;Rastgele İyilik Projeleri&#8217;ni acilen politika haline getirmelidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Kaliforniya&#8217;daki okullarda başarıyla uygulanan &#8220;Rastgele İyilik Projesi&#8221; ni örnek göstererek, &#8220;Öğrencilere, bir yaşlı bakımevinde veya bir engelli merkezinde çalışmaları karşılığında kredi veriliyor. Gençler hem mağduriyeti görüyor hem de iyilik yapmanın getirdiği manevi hazzı tadarak bu davranışları pekiştiriyor.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Akran zorbalığının küresel bir sorun haline geldiğini ve Finlandiya gibi ülkelerin buna çözüm aradığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Bizim kültürümüzde sadece kötüyle mücadele etmek yoktur, aynı zamanda iyiyi güçlendirip artırmak vardır. İyiliklerin yaygınlaştığı bir ortamda zorbalık zaten barınamaz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Zorbalığa uğramanın temeli de evde atılıyor</strong></p>
<p>Zorbalığın temelinde genellikle ergenin evde yaşadığı &#8220;insan yerine konulmama&#8221; hissinin yattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, ailelere çocuklarıyla iletişim kurma biçimleri konusunda hayati uyarılarda bulunarak, &#8220;Sen adam olmazsın, akılsızsın&#8221; gibi çocuğun kişiliğini hedef alan eleştirilerin, özgüvenini yok edeceğini ve onu zorbalık kurbanı olmaya aday hale getireceğini, doğru eleştirinin &#8220;Sen iyi bir çocuksun ama şu davranışın şu gerekçeyle doğru değil&#8221; diyerek, sadece davranışı ve çabaları gerekçesiyle eleştirmek olduğunu anlattı.</p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, baskı ve korku kültürlerinde yetişen çocukların &#8220;sorma, düşünme, itaat et&#8221; mottosuyla büyüdüğünü, bunun da girişimci ve yenilikçi olamayan, sadece itaat eden nesillere neden olduğunu kaydederek, &#8220;Sessiz sakin bir toplum olur ama ufak bir problemde büyük patlamalar yaşanır.&#8221; dedi. </p>
<p><strong>Aile içinde monolog yerine diyalog esas alınmalı</strong></p>
<p>Zorbalık uygulayan kişilerin de aslında kendi zayıflıklarını kapatmaya çalışan, kendileriyle yüzleşemeyen bireyler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu döngünün kırılabilmesi için aile içinde monolog yerine diyaloğun esas alınması gerekir. Bizim kültürümüzde &#8216;su büyüğün, sus küçüğün&#8217; gibi artık çağa uymayan kalıp düşünceler var. Bu şekilde yetiştirilen &#8216;hanım hanımcık, efendi&#8217; çocuklar, saygılı olsalar da kendilerini ezdirdikleri için zorbalığa kurban olmaya adaydırlar.&#8221; diyerek, bu gençlere &#8220;hayır deme becerileri&#8221; ve girişkenlik eğitimlerinin verilmesinin şart olduğunu söyledi.</p>
<p>Sosyal ve duygusal zekânın, en az akademik zekâ kadar hayati olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tarhan, sadece ders çalışmaya odaklanılarak &#8220;proje çocuk&#8221; yetiştirmenin büyük bir hata olduğunu ifade etti.</p>
<p>&#8220;Bu çocuklar okulda birinci olur ama &#8216;kurtlar sofrası&#8217; gibi olan iş hayatında başarısız olurlar, çünkü nerede nasıl davranacaklarını öğrenememişlerdir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, sosyal zekânın da doğuştan gelmediğini, öğrenilebilir bir beceri olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Medya şirketlerine çocukları korumaya yönelik yasal zorunluluklar getirilmesi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailelerin ve okulların akran zorbalığı karşısındaki panik halinin yanlış olduğunu belirterek, &#8220;Akran zorbalığını bir tehdit olarak görmeyelim. Bu, çocuğun hayatın zorluklarını öğrenmesi, problem çözmesi ve kendi gemisinin kaptanı olması için bir gelişim fırsatıdır. Görevimiz, çocuklarımızı sera çiçeği gibi büyütmek değil, onları bu fırtınalı denizde yüzmeye hazırlamaktır.&#8221; dedi.</p>
<p>Pandemi döneminin en büyük kurbanlarının, sanılanın aksine yaşlılar değil, dijital bağımlılığa sürüklenen çocuklar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, Ulaştırma Bakanlığı&#8217;na acil çağrıda bulunarak, Avrupa&#8217;da olduğu gibi medya şirketlerine çocukları korumaya yönelik yasal zorunluluklar getirilmesi gerektiğini, aksi halde bir neslin kaybedileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Problemleri çocuklar aralarında çözmeli</strong></p>
<p>Zorbalık vakalarında ailelerin hemen karşı tarafın ailesini aramasının &#8220;ilkel&#8221; ve &#8220;kolaycı&#8221; bir yöntem olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Problem iki çocuk arasında. Öncelik, aileleri hiç devreye sokmadan, bu iki çocuğun rehber öğretmen eşliğinde sorunu kendi aralarında çözmeyi öğrenmesidir. Asıl amaç olayı çözmekten çok, o olaydan çocuğa bir hayat dersi öğretmek, yani bir fırsat eğitimi yaratmaktır. Gelişmiş eğitim sistemleri buna &#8216;sessiz eğitim&#8217; diyor; sorun, farkında olmadan, ilişkiler içinde çözülüyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Ergenler dürtüsel ve sonunu düşünmeden hareket edebiliyor</strong></p>
<p>Ergenlerin beyninin ön bölgesinin (frontal lob) henüz tam olgunlaşmadığı için dürtüsel ve sonunu düşünmeden hareket edebileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Rehber öğretmenler, olayın arkasında kasıt mı, dürtüsellik mi, yoksa bilmeden yapılan bir hata mı olduğunu analiz etmeli. Çözüm, bu analize göre şekillenmelidir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, modern ve etkili bir ceza yöntemi olarak, zorbalık yapan öğrenciye &#8220;haftada üç gün bir yaşlı bakımevinde çalışma ve bunu raporlama&#8221; gibi topluma hizmet cezaları verilebileceğini, bu tür uygulamaların Türkiye&#8217;de de yapılabileceğini dile getirerek, &#8220;Buradaki amaç, o gence suçluluk ve pişmanlık duygusu yaşatarak empati kurmasını sağlamak ve onu topluma yeniden kazandırmaktır. Öbür türlü cezalar, gencin paranoid düşüncelerini pekiştirir ve onu &#8216;devamlı savaştaymış&#8217; gibi hissettirerek daha büyük ruhsal sorunlara yol açar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Evde yok sayılan çocuklar…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kötülük yapmaktan zevk alan zorba çocukların temelinde genellikle &#8220;sevgi yoksunu ama aşırı disiplinle büyütülme&#8221; yattığını belirterek, &#8220;Bu çocuklar kendilerini değersiz hisseder ve başkalarını ezerek ego tatmini yapmayı öğrenirler. Evde yok sayılan bir çocuk, dayak yediğinde bile &#8216;varlığımın farkındalar&#8217; diye düşünür ve öfkeyle beslenerek insanları yönetmeye çalışır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Zorbalığın altında yatan derin psikolojik nedenlere dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir çocuğa verilebilecek en kötü cezanın onu &#8220;yok saymak&#8221; olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-gencten-4u-siber-zorbaliga-ugruyor-580690">Her 10 gençten 4&#8217;ü siber zorbalığa uğruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin, umudunu kaybetmeyene yardım ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-umudunu-kaybetmeyene-yardim-ediyor-575869</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 16:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmeyene]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[umudunu]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575869</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, umut ve umutsuzluk konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-umudunu-kaybetmeyene-yardim-ediyor-575869">Beyin, umudunu kaybetmeyene yardım ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, umut ve umutsuzluk konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Umut sadece bir duygu değil</strong> <strong>&#8220;yaşam enerjisi&#8221;…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan,<strong> </strong>umudun sadece bir duygu değil, aynı zamanda hayatta kalmak için tüm canlıların genlerine kodlanmış bir &#8220;yaşam enerjisi&#8221; olduğunu belirterek, normal olanın umut, anomalinin ise umutsuzluk olduğunu söyledi.</p>
<p>İnsanın doğuştan umutlu olmaya programlandığını ancak öğrendiği yanlış düşünce kalıpları ve &#8220;kendini gerçekleştiren kehanetler&#8221; ile umutsuzluğa sürüklendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir hayvan kesimhaneye giderken bile otlamaya devam eder çünkü gelecek projeksiyonu yoktur, umutsuzluğu bilmez. İnsan ise geleceğin ve belirsizliğin farkında olduğu için umutsuzluğa düşebilir. Ancak bu, sonradan öğrenilen bir durumdur.&#8221; dedi.</p>
<p>Umudun, bir duygudan öte, bilinçli ve öğrenilmiş zihinsel bir beceri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8221; Umut bir duygudan öte bilinçli bir şeydir, zihinsel bir öğrenme sonucunda ortaya çıkar. Yani insan umutla umutsuzluk arasında ilerleyen bir varlıktır. Beynimiz küserse umutsuz oluruz. &#8216;Ben başaramam, her şey boş, hayat anlamsız&#8217; gibi düşünceler beyni savunmaya geçirir ve kişiyi yalnızlığa, depresyona iter.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığın en önemli kaynaklarından biri ümidi yüksek tutabilme becerisi</strong></p>
<p>Psikolojik sağlamlığın en önemli kaynaklarından birinin, her koşulda ümidi yüksek tutabilme becerisi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bu becerinin amaç odaklı düşünme ve sabır gibi diğer karakter güçleriyle desteklendiğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, umutsuzluğun en büyük kaynaklarından birinin, insanların olumsuz ön yargıları ve &#8220;zihin okuma&#8221; alışkanlıkları olduğunu, düşünce katılığına sahip, eleştiriye kapalı ve inatçı kişilerin kendilerini değişime kapattığını dile getirerek, 21. yüzyılın en önemli becerilerinin yenilikçilik ve farklı fikirlere açık olmak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Umut duygusunu korumak için çocukları örnek almamız gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;En ümitsiz ortamda bile insan kendine bir ümit ışığı yakabilir. Tohum yerin altında bekler, şartlar oluştuğunda fidan olur, ağaç olur, meyve verir. Umut da böyledir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsanın en temel korkularının altında &#8220;belirsizliğe tahammülsüzlük” yatıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın en temel korkularının altında yatan &#8220;belirsizliğe tahammülsüzlüğün&#8221;, umutsuzluğun ana kaynağı olduğunu dile getirerek, “İnsan, diğer canlılardan farklı olarak her şeyi kontrol etme arzusundadır.” dedi.</p>
<p>Kutsal metinlerin &#8220;ilahi plana güvenme&#8221; yani teslimiyet ve tevekkül tavsiye ettiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, insanın &#8220;Şu an benim için kötü olan şey, belki yarın için iyidir&#8221; diyerek büyük resmi görmeye çalıştığında ve kontrol edemeyeceği durumları &#8220;radikal kabullenme&#8221; ile rafa kaldırdığında, belirsizliğin azaldığını ve umutsuzluğun umuda dönüştüğünü ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu yaklaşımın, kişinin gücünün yetmediği konularda boşa enerji harcamak yerine, hedeflerine odaklanmasını ve anı yaşamasını sağlayan modern bir terapi yöntemi olduğunu da dile getirdi.</p>
<p><strong>Umut, öğrenilmiş zihinsel bir beceri</strong></p>
<p>Umudun, öğrenilmiş zihinsel bir beceri ve bir karakter gücü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, psikolojik sağlamlığın temelinde &#8220;zihinsel esnekliğin&#8221;, yani A planı olmayınca B ve C planlarını düşünebilmenin yattığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Yunus Peygamber kıssasının da bir sabır öyküsünden çok, &#8220;ne olursa olsun ümitsizliğe düşmeme&#8221; kıssası olarak okunması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Bazı kişilerin, sorumluluk almamak ve riskten kaçmak için &#8220;depresyondan beslendiğini&#8221; ve &#8220;Ben zaten böyleyim, hayat kötü&#8221; diyerek kendilerini bir kadere hapsettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumun bir kendini kandırma yöntemi olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Ümitli bir insan su gibi…</strong></p>
<p>20&#8217;li yaşların, kimlik arayışı ve hayal kırıklıklarının sıkça yaşandığı bir &#8220;karar yılları&#8221; olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayata taktığınız zihinsel gözlük siyahsa, her şeyi siyah görürsünüz. Ümitli bir insan ise su gibidir; önüne bir engel çıktığında etrafından dolaşır, yoluna devam eder. Müthiş bir metafor su. Su akıyor, önüne bir engel çıktığı zaman etrafını dolaşıyor. Damlaya damlaya geçiyor, gidiyor. Buhar oluyor, tekrar dönüyor. Yani ümitli olan bir insan su gibi hayata bakar. Hayatta her şey bakış açımızla ilgili. Zümrüdüanka kuşu var. Türkçede de Hüma kuşu diye geçiyor. Zümrüdüanka küllerinden yeniden doğmuş. Zümrüdüanka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmayı metafor olarak terapide de kullanıyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>Gençlere, küllerinden yeniden doğan Zümrüdüanka kuşunu örnek almalarını tavsiye eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsana doğuştan bu kapasite verilmiştir. En karanlık anlar, aydınlığın kıymetinin anlaşıldığı şafak vaktidir. Kapalı kapıları zorlamak yerine, açık kapıları arayıp bulmalı ve oradan ilerlemelisiniz.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Umut duygusu beyinde serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarını harekete geçiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, umut duygusunun yüksek olmasının beyinde serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarını harekete geçirdiğini ve kişinin enerjisini artırdığını belirterek, &#8220;Beynimiz, umutlu olduğumuzda bize yardım eder. Krizlere ve depresyona çözüm bulur. Biyolojik olarak umutlu olmaya kodlanmışız. Umut duygusu, insan için bilişsel ve zihinsel bir beceridir. Umut duygusunun yüksek olması, motivasyonun da yüksek olması demektir. Depresyon tedavisinde veya kariyer eğitimlerinde ilk öğretilen şey, iyileşme beklentisi ve umut duygusudur. İyileşme beklentisi ve umut duygusu olan kişilerin beyinlerinde serotonin, dopamin, oksitosin ve endorfin gibi mutluluk ve hazla ilgili hormonlar adeta coşar. Bu hormonlar sayesinde kişinin enerjisi artar ve kendini harekete geçirir. Umutlu bir kişi, önüne çıkan engelleri birer ‘engel’ olarak değil, ‘büyümenin bir parçası’ olarak görür. Bakış açısı tamamen bununla ilgilidir. Yaşadığı travmaları ‘geliştiren travma’ olarak nitelendirir. Bir olayın tehdit boyutu yerine fırsat boyutuna odaklanır. Tehditleri analiz eder ama asıl olarak ‘Yaşadığım bu olaydan nasıl bir fırsat çıkarabilirim?’ diye düşünür. İşte bu bakış açısına sahip olduğunda, umut o kişi için gerçek bir yaşam enerjisine dönüşür.” dedi.</p>
<p><strong>Beynimiz adeta bir kimya laboratuvarı, bir eczane gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Ümitsizlik ve karamsarlığın insan doğasına aykırı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Çünkü en zor durumda bile içinde bir umut ışığı taşıyan kişi, harekete geçme gücünü bulabiliyor. Böylece motivasyonu ve enerjisi artıyor. En önemlisi de beyin ona yardım ediyor. Beynimiz adeta bir kimya laboratuvarı, bir eczane gibi çalışıyor. Umudu yüksek olan kişinin beyni, depresyona ya da krize çözüm üretmeye başlıyor. Beyin destek verince çıkış yolu da daha kolay bulunuyor. Çünkü biz biyolojik olarak buna uygun şekilde kodlanmışız.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-umudunu-kaybetmeyene-yardim-ediyor-575869">Beyin, umudunu kaybetmeyene yardım ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul, sadece eğitim değil sosyalleşme alanı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okul-sadece-egitim-degil-sosyallesme-alani-570846</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 13:50:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570846</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, çocukların okula uyum sürecinde sosyal becerilerin, ebeveyn ve öğretmen desteğinin önemini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-sadece-egitim-degil-sosyallesme-alani-570846">Okul, sadece eğitim değil sosyalleşme alanı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, çocukların okula uyum sürecinde sosyal becerilerin, ebeveyn ve öğretmen desteğinin önemini anlattı.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir sosyal uyum, çocuğun öğrenmeye daha açık olmasını sağlar!</strong></p>
<p>Okul döneminin, çocukların hayatında yalnızca akademik öğrenmenin başladığı bir süreç olmadığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Aynı zamanda sosyal becerilerin geliştiği, arkadaşlıkların kurulduğu ve çocuğun toplumsal hayata daha aktif bir şekilde adım attığı çok önemli bir evredir.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte en çok dikkat edilmesi gereken kavramlardan birinin de sosyal uyum olduğuna dikkat çeken Ülkü, “Sosyal uyum, çocuğun yeni okul ortamına, öğretmenine, arkadaşlarına ve kurallara alışmasını ifade eder. Çocuğun kendini güvende hissetmesi, iletişim kurabilmesi ve grup içinde kendini ifade edebilmesi bu sürecin temel taşlarıdır. Sağlıklı bir sosyal uyum, çocuğun hem okuldan keyif almasını hem de öğrenmeye daha açık olmasını sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çocuğa zaman tanınmalı ve güven verilmeli!</strong></p>
<p>Okula yeni başlayan çocukların ilk günlerde çeşitli zorluklarla karşılaşabileceğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “En sık rastlanan durum, ayrılma kaygısıdır. Anne ve babadan ayrılmak, birçok çocuk için zorlayıcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Çocukların, kalabalık ve kurallı bir ortama alışma güçlüğü, yeni arkadaşlar edinme konusunda çekingenlik ya da öğretmenle iletişimde tedirginlik de yaşayabileceklerini kaydeden Ülkü, bu noktada ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuğa zaman tanımasının, sabırlı olması ve güven verici bir tutum sergilemesinin çok önemli olduğunu aktardı.</p>
<p><strong>Utangaç çocuklar aile ve öğretmenleri tarafından desteklenmeli!</strong></p>
<p>Her çocuk farklı olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bazı çocuklar yeni ortamlara kolay adapte olurken bazıları daha içine kapanık olabilir.” dedi.</p>
<p>Utangaç çocukların uyum süreçlerinde aile ve öğretmenleri tarafından desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Ülkü, şunları söyledi:</p>
<p>“Öğretmenlerin küçük gruplar halinde oyunlar organize etmesinin, sınıfta sorumluluk vererek özgüvenlerini desteklemesi faydalıdır. Ayrıca drama çalışmaları, grup oyunları, paylaşım etkinlikleri ve işbirliği gerektiren aktiviteler, çocukların iletişim becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur.</p>
<p>Ebeveynlerin çocuklarını bu süreçte nasıl dinlediği çok belirleyicidir. Çocuğun yaşadığı duyguları küçümsemek yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Bunda büyütülecek bir şey yok’ demek yerine ‘seni anlıyorum, bu senin için zor olabilir’ gibi empatik ifadeler kullanılmalı. ‘Bugün seni en çok ne mutlu etti?’ gibi açık uçlu sorular sorarak çocuğun gününü anlatmasına fırsat tanımak hem duygularını ifade etmesini kolaylaştırır hem de ebeveyn-çocuk iletişimini güçlendirir.”</p>
<p><strong>Yeni bir okula başlamadan önce çocuğun okulu ziyaret etmesi uyumu kolaylaştırır!</strong></p>
<p>Bazen çocukların farklı bir okula geçiş yapmak zorunda kalabildiklerine değinen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu değişim, çocuğun eski arkadaş çevresinden ayrılması anlamına geldiği için kaygıyı artırabilir.” dedi.</p>
<p>Yeni okula başlamadan önce çocuğun okulu ziyaret etmesinin, sınıfı ve öğretmeni tanımasının uyumu kolaylaştıracağını ifade eden Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İlk günlerde öğretmenle yakın iletişimde olmak, eski arkadaşlarıyla bağlarını sürdürmesine izin vermek de çocuğun duygusal dengesini korumasına yardımcı olur.</p>
<p>Sonuç olarak, okula uyum süreci yalnızca çocuk için değil, aynı zamanda ebeveyn ve öğretmen iş birliği için de kritik bir dönemdir. Çocuğa güvenli bir alan sunulduğunda, sabır ve anlayışla destek olunduğunda sosyal uyum daha kolay gerçekleşir. Böylece çocuk okuldan keyif alır, öğrenmeye daha açık olur ve sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirebilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-sadece-egitim-degil-sosyallesme-alani-570846">Okul, sadece eğitim değil sosyalleşme alanı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 12:57:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 'Sessiz Salgın: Hikikomori Yalnızlık Hastalığı' konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781">Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8216;Sessiz Salgın: Hikikomori Yalnızlık Hastalığı&#8217; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Kendini eve hapsetme…</strong></p>
<p>Japonca kökenli bir kavram olan ‘Hikikomori’nin &#8220;hiki&#8221; kaçınma, &#8220;komori&#8221;nin ise içe kapanma ya da kendini eve hapsetme anlamına geldiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Türkçeye kavramsal olarak ‘kendini izole etme sendromu’ ya da ‘sosyal geri çekilme bozukluğu’ şeklinde çevrilebilir. Özellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan bu durum, ilk olarak 1990’lı yıllarda Japonya’da tanımlanmış; başlangıçta Japon kültürüne özgü sanılsa da günümüzde küresel bir sorun halini almıştır. Hikikomori&#8217;nin temel belirtileri şöyle; kişi sosyal ortamlardan uzak durur, evden çıkmak istemez, kendini eve kapatır, sadece fiziksel olarak değil, duygusal ve zihinsel olarak da içe kapanır, sosyal etkileşimleri neredeyse sıfıra indirir; neşeli görünebilir ama içsel olarak izoledir, sanal oyunlara aşırı düşkünlük görülür, özellikle okul ve iş gibi yapısal sorumluluklardan uzak dururlar, ev tek güvenli alan haline gelir ve anne babaya bağlılık vardır, ancak bu bağ mesafeli ve çelişkilidir; aile bireylerine duygusal yakınlık göstermez ama onlardan da kopamaz.”</p>
<p><strong>6 ay veya daha uzun sürdüğünde tanı konulabiliyor</strong></p>
<p>Bu durum 6 ay veya daha uzun sürdüğünde tanı konulabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Japonya’da geliştirilmiş 25 soruluk bir değerlendirme ölçeği vardır; Türkiye&#8217;de de 8 soruluk bir uyarlaması mevcuttur. Bu sendrom, depresyonun alt türlerinden biri olarak değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Bu çocukların genellikle aşırı korumacı anneler ve işiyle meşgul, mesafeli babaların çocukları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Aşırı korumacılık, çocuğun sorumluluk almadan büyümesine neden olur. Küçük yaşta yeterli sorumluluk verilmeyen çocuklar, dış dünyaya karşı güvensiz hale gelir. Ayrıca bu çocukların ilgi alanlarının sınırlı olması, zihinsel gelişimlerini daraltır. Ebeveynlerin çocuğu çeşitli sosyal etkinliklere yönlendirmesi, oyun, sanat, doğa gibi çok yönlü alanlarda deneyim kazandırması çocuğun beyin gelişimini ve dayanıklılığını artırır. Sorumluluk almayan çocuklar çalışma eyleminin getirdiği tatmini de tanıyamaz. Oysa ev işlerine katkı sağlamak, bir büyüğe yardımcı olmak bile çocuğun gelişimi açısından oldukça önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Süreç ilerledikçe okul ve akran reddi gelişiyor</strong></p>
<p>Bu çocukların yetiştiği ailelerde sıklıkla sağlıklı iletişim eksikliği görüldüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Evde çatışmalar küçük bir sorundan bile büyük gerilimlere dönüşebilir. Bu durumda çocuk kendine odasında bir güvenli alan oluşturur ve zamanla sosyal izolasyonu normalleştirir. Süreç ilerledikçe okul reddi ve ardından akran reddi gelişir. Normalde 10 yaş sonrası çocuk için akran ilişkileri anne-babadan daha önemli hale gelirken, bu çocuklar akranlarından da kaçınır. Bu durum onları akran zorbalığına açık hale getirir ve yalnızlık döngüsünü derinleştirir. Nitekim Japonya ve İngiltere, yalnızlık bakanlığı kurarak bu duruma dikkat çekmiştir. Artık sadece bireysel değil, toplumsal boyutta bir sorun haline gelmiştir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anne babaya bağlı değil bağımlı hale geliyorlar</strong></p>
<p>Bu çocukların genellikle sosyal medya ve dijital ortamlar aracılığıyla sahte bağlar kurduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Gerçek ilişkilerden uzak, yüzeysel, geçici ve yapay övgülerle tatmin olurlar. Bu sahte bağlar çocuklara sahte bir ‘değerli olma’ hissi verir. Gerçek ile sahte arasındaki farkı ayırt edemedikleri için de bu ortamları daha güvenli görürler. Anne babanın aşırı eleştirel ya da yargılayıcı tutumu, çocuğun evde bile kendini bir mahkeme salonunda gibi hissetmesine neden olur. Bu nedenle çocuk, daha çok dijital dünyada bağlantı kurmaya yönelir. İnsan bağ kurmadan yaşayamaz; çocuk da sanal bağlarla bu boşluğu doldurmaya çalışır. Ancak bu bağlar yapaydır ve yalnızlık hissini daha da derinleştirir. Yalnız kalmak zamanla bir alışkanlık haline gelir ve sahte bir huzur hissi yaratır. Bu durumun sonunda çocuk, anne babaya bağlı değil bağımlı hale gelir ve süreç ilerledikçe onları da reddetmeye başlar.” dedi.</p>
<p><strong>Yalnızlık günde bir paket sigara içmek kadar hasar veriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Birleşmiş Milletler&#8217;in geleceği bekleyen üç büyük küresel tehditten biri olarak ilan ettiği &#8220;yalnızlığın&#8221;, artık somut bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü belirterek, &#8220;Yapılan istatistikler, &#8216;çok yalnızım&#8217; diyen kişilerde kronik hastalık riskinin yüzde 26 daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu durum, günde bir paket sigara içmek kadar bedenimize hasar veriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Modernizmin &#8220;bireyselleşme&#8221; adı altında &#8220;bencilleşmeyi&#8221; yücelterek bu küresel salgını körüklediğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kalabalık yalnızlık&#8221; kavramının Türkiye&#8217;de &#8220;yılın kelimesi&#8221; seçilmesini, modernizmin &#8220;sessiz çığlığı&#8221; olarak niteledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sosyal bir varlık olan insanın, başkalarına muhtaç olmadan yaşama öğretisiyle aslında kendi doğasına aykırı bir yola itildiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Seçilmiş yalnızlık bilgelik…</strong></p>
<p>Her yalnızlığın kötü olmadığını, &#8220;seçilmiş yalnızlığın&#8221; kişinin kendini tanıdığı bir &#8220;iç keşif yolculuğu&#8221; ve bilgeleşme fırsatı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, asıl tehlikenin, bireyin istemediği halde yalnızlığa itilmesi olduğunu, bu durumun arkasında yatan bencilliği &#8220;sosyal kanser&#8221; olarak tanımladı.</p>
<p>&#8220;Bencil ve narsist insanlar, tıpkı bir tümör hücresi gibi sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Vücudumuzun bu hücrelerle savaştığı gibi, toplumun da bu &#8216;toksik&#8217; kişiliklerle mücadele etmesi gerekir.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, yalnızlığın oluşturduğu kronik stresin bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun kendi kendini onarma mekanizmasını bozduğunu, bu küresel tehdidin bir sonraki adımının depresyon olduğunu ve çözümün, sosyal bağları güçlendirmekte yattığını ifade etti.</p>
<p><strong>Kronik yalnızlık çeken kişilerin beyninde erken yıpranma oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle pandemi sonrası gençlerde artan ve okul reddi gibi sorunlarla kendini gösteren kronik yalnızlığın, beyinde somut ve ölçülebilir hasarlara yol açtığını dile getirerek, &#8220;Yapılan araştırmalar, kronik yalnızlık çeken kişilerin beyninde; bellek alanı olan hipokampus, duyguları düzenleyen anterior singulat korteks ve anlamlandırmayla ilgili bölgelerin fiziksel olarak küçüldüğünü gösteriyor. Bu durum kişileri erken yıpranmaya ve ruhsal bozukluklara karşı savunmasız bırakıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yalnızlığın yarattığı sürekli stresin, gen ifadesini bozarak vücudun &#8220;tehlike olmadığı halde tehlike var&#8221; sinyali vermesine ve tiroit gibi otoimmün hastalıklara yol açtığı uyarısında bulunan Prof. Dr. Tarhan, aile içi iletişimin zayıf olduğu, kuralların nezaketle dengelenemediği ortamlarda büyüyen gençlerin bu riske daha açık olduğunu, çözümün, çocuklara sağlıklı iletişim ve problem çözme becerilerinin öğretilmesinde yattığını vurguladı.</p>
<p><strong>Yalnızlık salgınında erkekler neden daha fazla risk altında?</strong></p>
<p>Yalnızlık ve sosyal izolasyon konusunda erkeklerin kadınlara göre daha büyük risk altında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunun temelinde kadın ve erkek beyninin genetik kodlarındaki farklılıkların yattığını söyledi.</p>
<p>&#8220;Kadın beyni, doğuştan gelen annelik kodları nedeniyle empati ve sözel ifade becerilerinde daha gelişmiştir. Stres altında kadın, konuşarak ve sosyalleşerek çözüm ararken, erkek beyni zihinsel sığınağına çekilerek içe kapanır.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, bu temel farklılığın, erkekleri akran zorbalığına, sosyal izolasyona ve kendini eve hapsetme gibi durumlara daha yatkın hale getirdiğini belirtti.</p>
<p>Kendini hayata kapatan gençlerde zaman kavramının dahi bozulabileceğini, hangi ayda veya günde olduklarını unutabileceklerini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, kadınların daha sosyal genetik şifreler taşıması nedeniyle teorik olarak bu küresel yalnızlık salgınına karşı daha dirençli olmasının beklendiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası gençlerde &#8220;sanal dünyaya hapsolma&#8221; arttı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle pandemi sonrası gençlerde artan &#8220;sanal dünyaya hapsolma&#8221; ve yalnızlık salgınının temelinde, ailelerin çocuklarına sunduğu sınırsız konfor ve yanlış yaşam felsefesinin yattığını ifade ederek, “Aman sorun çıkarmasın diye çocuğun her istediğini yapan, evin liderliğini ona kaptıran anne-babalar, aslında ona hayatın sınırlarını öğretmiyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Evde stres seviyesi yüksek olan çocukların, emek vermeden kolayca haz kaynaklarına ulaşılan sanal dünyayı bir &#8220;sığınak&#8221; olarak gördüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, eline &#8220;ucuz bakıcı&#8221; olarak tablet verilen ve rüyasında bile parmağıyla ekran kaydıran bebekler olduğunu, İskandinav ülkelerinin 3 yaşına kadar ekranı tamamen yasakladığını hatırlattı.</p>
<p>&#8220;Biz çocuklarımıza orta ve uzun vadeli hedefler sunmak yerine, sadece anlık haz ve dopamin odaklı bir hayat öğretiyoruz. &#8216;5-10 sene sonra nerede olacaksın?&#8217; sorusunu sormayan genç, para, şöhret ve alkışla dolu sanal dünyanın esiri oluyor.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, ailelere çocuklarına anlam ve amaç odaklı bir hayat sunmaları çağrısında bulundu<strong>.</strong></p>
<p><strong>Sanal ortamdaki iletişimin &#8220;sosyal&#8221; değil, &#8220;sanal&#8221; </strong></p>
<p>Sanal ortamdaki iletişimin &#8220;sosyal&#8221; değil, &#8220;sanal&#8221; olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tarhan, gerçek fiziksel temasın olmadığı bu etkileşimlerin beynin sadece hayal kurmayla ilgili alanını çalıştırdığını belirtti.</p>
<p>&#8220;Gerçek sosyal hayatta beş duyu, motor beceriler, empati ve sosyal sınırlar öğrenilir. Sanal ortamda ise çocuk hata yapıp karşı tarafın tepkisinden ders çıkaramaz, bu yüzden sosyal sınırları öğrenemeyen bireyler yetişir.&#8221; diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, özgüveni düşük ve stresini yönetemeyen kişilerin, sahte bir onay ve sürükleyicilik sunan sanal ortamlara, özellikle de oyunlara kaçtığını ifade etti.</p>
<p>İnsanın &#8220;ilişkisel bir varlık&#8221; olduğunu ve sosyal olarak kendini güvende hissettiğinde beynindeki tehlike devrelerinin sustuğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, mutlulukla yalnızlık arasında doğrudan bir nedensellik bağı olduğunu söyledi.</p>
<p>Yalnızlığa itilen kişilerin, gerçek problemlerden kaçmak için anlık hazlara sığındığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Halbuki amaç ve anlam odaklı bir hayat seçseler, başlangıçta zorlansalar da orta ve uzun vadede kazanırlar. İnsan, bir bütünün ve bir anlamın parçası olmak ister; asıl mutluluk ve yalnızlığın çözümü burada yatar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Aileler negatifle savaşmak yerine, pozitifi artırmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 15 yaşındaki bir gencin protestocu ve negatif tavırlarının altında genellikle ailenin &#8220;fazla sevgiyle karışık fazla müdahalesinin&#8221; yattığını ifade ederek, &#8220;10 yaşından sonra çocuğu yönetemezsiniz; ona heykeltıraş gibi şekil vermeye çalışmak yerine, hayat yolunda bir &#8216;yol arkadaşı&#8217; olmalısınız.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Buyurgan bir tavrın, özellikle özerklik duygusu gelişmiş çocuklarda tam tersi bir tepkiye ve &#8220;ters kimlik&#8221; gelişimine yol açtığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ailelere &#8220;negatifle savaşmak&#8221; yerine, &#8220;pozitifi artırma&#8221; stratejisini önerdi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocuğun dünyasına girebilmek için onun ilgi alanlarından (müzik, bilgisayar, sanat) bir kapı açın. Nasihat ve konferans vermek yerine, önce çocuğun iyi yönlerini övün. Güven ilişkisi tazelendiğinde, çocuk yanlışı zaten kendiliğinden bırakacaktır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon ve otizme bakılıyor</strong></p>
<p>Kendini eve kapatan, hatta tuvalete bile gitmekte zorlanan &#8220;Hikikomori&#8221; benzeri vakalarda, ilk olarak altta yatan biyolojik bir neden olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Bu gençlerde öncelikle depresyon ve otizm spektrum bozukluğu gibi sosyal iletişim güçlükleri olup olmadığını tarıyoruz. Eğer nonverbal (sözel olmayan) öğrenme güçlüğü gibi sorunlar varsa, tedavi tamamen değişiyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Pandemi sonrası bu tür vakalarda ve ergen intihar girişimlerinde ciddi bir artış yaşandığını, daha önce nadiren ihtiyaç duyulurken şimdi ergen servislerinde yer bulmakta zorlandıklarını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Eğer ailede anne ve baba ortak bir dil konuşuyor, tutarlı davranıyor ve çocuklar arasında kutuplaşma yaratmıyorsa, bu gençler hızla toparlanıyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yalnızlık ve sosyal izolasyon yaşayan ergenlerin en temel ihtiyacının &#8220;adam yerine konmak&#8221; ve &#8220;değer verilmek&#8221; olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, ailelerin &#8220;Bugün nasılsın?&#8221; gibi basit sorular yerine, &#8220;Şunu nasıl yapalım?&#8221; diyerek onu karar süreçlerine dahil etmesinin çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Ancak tüm bu çabalara rağmen, bir gencin sık sık ölümle ilgili konular açması, sorular sorması veya &#8220;uzun bir yolculuğa çıkıyor&#8221; gibi bir ruh haline bürünmesinin çok ciddi bir alarm sinyali olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu durumda ailelerin vakit kaybetmeden mutlaka bir uzman desteği alması hayat kurtarıcıdır.&#8221; diye sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781">Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fenerbahçe Başkan Adayı Sadettin Saran&#8217;dan Fenerbahçe Başkanlığına Dair Önemli Açıklamalar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fenerbahce-baskan-adayi-sadettin-sarandan-fenerbahce-baskanligina-dair-onemli-aciklamalar-569809</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2025 14:27:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Fenerbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[harcama]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[şampiyon]]></category>
		<category><![CDATA[saran]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[vurgu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=569809</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fenerbahçe Spor Kulübü’nde yaklaşan olağanüstü seçimli genel kurul öncesinde “Söz Fenerbahçe” diyerek yola çıkan Sadettin Saran, başkanlık süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulunarak vizyonunu, projelerini ve Fenerbahçe’ye olan bağlılığını kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fenerbahce-baskan-adayi-sadettin-sarandan-fenerbahce-baskanligina-dair-onemli-aciklamalar-569809">Fenerbahçe Başkan Adayı Sadettin Saran&#8217;dan Fenerbahçe Başkanlığına Dair Önemli Açıklamalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fenerbahçe Spor Kulübü’nde yaklaşan olağanüstü seçimli genel kurul öncesinde “Söz Fenerbahçe” diyerek yola çıkan Sadettin Saran, başkanlık süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulunarak vizyonunu, projelerini ve Fenerbahçe’ye olan bağlılığını kamuoyuyla paylaştı.</strong></p>
<p><strong>Fenerbahçe Aşkı Çocuklukta Başladı</strong></p>
<p>Çocukluk yıllarından itibaren Fenerbahçe’ye duyduğu derin bağlılığa değinen Saran, “5-6 yaşlarındaydım. Babamı ofisinde beklerken birisi bana ‘Hangi takımı tutuyorsun?’ diye sordu. Ben de babam hangi takımı tutuyorsa onu tutuyorum, dedim. O gün Fenerbahçeli oldum.” ifadeleriyle, kulüple olan bağının ne kadar köklü olduğunu vurguladı. Her zaman sporcu olduğunu ve sporla iç içe olduğunu söyleyen Saran, genç yaşında 3. Lig takımı olan Keskin sporun yöneticiliğini yaptığını ve Tunceli’den Kastamonu’ya birçok deplasman ve kampa katıldığını belirtti ve Aziz Yıldırım tarafından geçmişte Fenerbahçe yönetime davet edildiğini ve başkanlık hayalinin o dönemde başladığını söyledi.</p>
<p><strong>Fenerbahçe’ye Başkan Olma Hayalim Hep Vardı, Vizyonumu Dortmund ile Geliştirdim</strong></p>
<p><strong>Fenerbahçe yönetiminden uzakta kaldığım dönemde Borussia Dortmund fırsatını değerlendirdim. Riskli bir yatırımdı, ama ufkumu açmak, vizyonumu genişletmek ve en önemlisi ileride Fenerbahçe’ye iyi bir başkan olabilmek için iyi ki yaptım. </strong></p>
<p><strong>Fenerbahçe’nin Birlik Olması Lazım</strong></p>
<p><strong>Mücadelenin yolunun birlik ve beraberlikten geçtiğini vurgulayan Saran, Aziz Yıldırım ile ilgili gelen bir soruya, “Aziz Yıldırım’ın elini tabi ki sıkarım, Aziz Bey beni Fenerbahçe’ye getiren kişi, öyle bir niyetim var” dedi.</strong></p>
<p><strong>Fenerbahçe’nin Ruhunu, Kadıköy’ün Cehennemini Yeniden Yaşatacağız!</strong></p>
<p>Saran, Fenerbahçe camiasının büyük bir değişim ve dönüşüm beklentisi içinde olduğunu ifade ederek, “Milli birliktelik, beraberlik herkesin ortak beklentisi. Seçim ofisimiz kuruldu ve oraya gelen Kongre Üyeleri ve taraftarların taleplerini dinliyorum, Herkes şampiyonluk istiyor ama bunun için önce sorunları iyi bilmek gerekiyor.” dedi. Sportif başarının öncelikleri olduğunu vurgulayan Saran, “Şampiyonluk bizim bir numaralı projemiz. Samandıra’ya şampiyonluğu beraber getireceğiz.” ifadelerini kullandı. Kadıköy ruhunu yeniden canlandıracaklarını ve iki önemli transfer planladıklarını; “Fenerbahçe’nin ruhunu, Kadıköy’ün cehennemini yeniden yaşatacağız.” dedi.</p>
<p><strong>Maraton E’yi kaldırıp, taraftara açacağım, Kombine’yi 20 binden 40 bine Çıkaracağım</strong></p>
<p>Tribün düzeninde değişiklikler yapılacağını söyleyen Sadettin Saran, Maraton E’nin kaldırılacağını ve taraftara açılacağını ayrıca kombine kapasitesinin 20 binden 40 bine çıkarılacağını duyurdu.</p>
<p><strong>Fenerbahçe’nin Kaynak Değil Harcama Sorunu Var</strong></p>
<p>Fenerbahçe’nin kaynak değil, harcama sorunu olduğuna dikkat çeken Saran, “İki türlü harcama vardır. İyi huylu harcama ve kötü huylu harcama. Biz kötü huylu harcama yapmayacağız. Parayı doğru harcayacağız. Ve her zaman söylediğim gibi bunun için Şampiyonluk şart.” sözleriyle mali disiplini ön planda tutacaklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Bahanelere Sığınmam</strong></p>
<p><strong>Tüzükte bir değişikliğe gideceğiz, 3 sene şampiyon yapamayan başkan adayı olamayacak. Şampiyon yapan başkan ise 6 seneden fazla başkanlık yapamayacak. Biz Olağanüstü Kongre’de seçilirsek görev süremiz 1,5 sene olacak. O sürede şampiyon yapamazsam bahanelere sığınmadan başkanlıkta kalmayacağım.</strong></p>
<p><strong>Altyapı, Eğitim ve Spor Kültürü Önceliğimiz</strong></p>
<p>Eski milli sporcu kimliğiyle altyapıya özel önem verdiklerini belirten Saran, “Altyapı yarıştırma değil, yetiştirme yeridir. Sporcu kazanma sorunumuz yok; ancak gençleri ve çocukları doğru şekilde geliştirmemiz gerekiyor. Bu alanlara dokunuşlar yapacağız.” dedi.</p>
<p><strong>Fenerbahçe Marka Değeri için Şampiyonluk Şart</strong></p>
<p>Mevcut yönetimin marka değerine yönelik olumlu katkılarını takdir eden Saran, başarılı projelerin sürdürüleceğini vurguladı. “Kurumsal başarıyı destekleyecek yöneticilerle çalışacağız. Marka değeri için en önemli unsur sportif başarıdır, gerisi gelecektir.” ifadelerini kullandı. Kulübün iletişim sorunlarını çözmeye kararlı olduklarını belirten Saran, Kayışdağı ve Maltepe gibi projelerin devamının, sportif başarıyla mümkün olacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>Fenerbahçeliyi Değil Fenerbahçe’yi Yönetmeye Talibim</strong></p>
<p>Sporcu kimliğine vurgu yapan Sadettin Saran, “Ben sporla büyüdüm, milli sporcuyum. Hiçbir zaman pes etmedim. Bu duruşu Fenerbahçe’ye de yansıtacağız. Fenerbahçe camiası gücünü hatırlamaya geliyor. Ben Fenerbahçeliyi değil, Fenerbahçe’yi yönetmeye talibim.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fenerbahce-baskan-adayi-sadettin-sarandan-fenerbahce-baskanligina-dair-onemli-aciklamalar-569809">Fenerbahçe Başkan Adayı Sadettin Saran&#8217;dan Fenerbahçe Başkanlığına Dair Önemli Açıklamalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay: &#8220;Spor Okulları Olimpiyatları&#8217;nın En Büyük Kupası Dürüstlük, Saygı ve Kardeşlik Olacaktır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-spor-okullari-olimpiyatlarinin-en-buyuk-kupasi-durustluk-saygi-ve-kardeslik-olacaktir-568018</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 10:21:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[başarılar]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[olacak]]></category>
		<category><![CDATA[olimpiyatlar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[şehri]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568018</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi’nin 28 ilçede yürüttüğü Yaz Spor Okulları’na katılan öğrenciler için ilk kez düzenlenen “Spor Okulları Olimpiyatları”nın açılışı coşkulu bir şekilde yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-spor-okullari-olimpiyatlarinin-en-buyuk-kupasi-durustluk-saygi-ve-kardeslik-olacaktir-568018">Başkan Altay: &#8220;Spor Okulları Olimpiyatları&#8217;nın En Büyük Kupası Dürüstlük, Saygı ve Kardeşlik Olacaktır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi’nin 28 ilçede yürüttüğü Yaz Spor Okulları’na katılan öğrenciler için ilk kez düzenlenen “Spor Okulları Olimpiyatları”nın açılışı coşkulu bir şekilde yapıldı. İlçelerdeki 11 bin 38 öğrenci arasından seçilen 905 öğrenciye olimpiyatlarda başarılar dileyen Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay,  “Terinizin her damlası, Konya’nın yarınlarına güç katıyor. Çıkın, elinizden gelenin en iyisini yapın; birbirinize saygı duyun, alkışlayın, kucaklayın. Bugün buradan kazanılacak ortak zafer kardeşliğimiz olacaktır. Bu olimpiyatların en büyük kupası dürüstlük, saygı ve kardeşlik olacaktır” dedi. AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, Konya’nın spor şehri olduğuna ve birçok önemli organizasyona ev sahipliği yaptığına dikkati çekerek, gençlere başarılar diledi. Konya Valisi İbrahim Akın, Konya’da Bilim Festivali ile başlayan bayramın Spor Olimpiyatı ile çifte bayrama dönüştüğünü belirterek, “Spor sahalarında alın teri döken gençlerimiz, bilim atölyelerinde hayal kuran çocuklarımızla birlikte hem şehrimizin hem de ülkemizin yarınlarını inşa edecektir” ifadelerini kullandı. </strong></p>
<hr />
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi’nin merkez dışındaki 28 ilçede yürüttüğü Yaz Spor Okulları’na katılan öğrenciler için ilk kez düzenlenen “Spor Okulları Olimpiyatları”nın açılışı gerçekleştirildi.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Selçuklu Belediyesi Futbol Sahası’nda düzenlenen açılış töreninde Konya’nın, kadim bir medeniyet şehri olduğu gibi; aynı zamanda bir spor şehri olduğuna da dikkati çekti.</p>
<p>Mücadele edecek tüm sporculara başarılar dileyen Başkan Altay, “Bu yıl İlçe Spor Okulları Olimpiyatları’na 28 ilçemizden 11 bin 38 öğrencimiz arasından seçilen 905 sporcumuz katılacak. Her branşta ortaya konacak gayret, Konya’mızın spordaki yükselişinin imzası olacak inşallah. Bugün burada yarışacak evlatlarımız; yarının milli sporcuları, antrenörleri, hakemleri ve gönüllüleri olacak. Ama biliniz ki, bu olimpiyatların en büyük kupası dürüstlük, saygı ve kardeşlik olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“GENÇLERİMİZİN BEDENEN GÜÇLÜ, ZİHNEN BERRAK, AHLAKEN KAVİ YETİŞMESİ İÇİN ONLARCA PROJEYİ HAYATA GEÇİRİYORUZ”</strong></p>
<p>Başkan Altay, Konya’yı son dönemde her alanda çok güçlü seviyelere taşıdıklarını vurgulayarak, “Sanayide, tarımda, eğitimde, kültür ve sanatta; hemen hemen her alanda çok önemli bir yükseliş ivmesi yakaladık. Bu başarılarımızın yanına bir de spor alanındaki başarılarımızı ekledik. Özellikle; Türkiye’nin ilk olimpik veledromu, olimpik yüzme havuzu, atletizm pisti, dünyanın en güzel statlarından biri olan Konya Büyükşehir Belediye Stadyumu gibi tesisler, spor alanındaki parlayışımıza önemli bir zemin hazırladı. Bununla beraber 5. İslami Dayanışma Oyunları, UCI Pist Bisikleti Uluslar Kupası, Uluslararası Konya Yarı Maratonu gibi prestijli organizasyonlara ev sahipliği yaptık. Tüm bu projelerimiz son derece önemlidir. Ancak bizim için, istikbalimizin teminatı gençlerimizi sporla buluşturmak çok daha önemlidir. Bu doğrultuda gençlerimizin bedenen güçlü, zihnen berrak, ahlaken kavi yetişmesi için onlarca projeyi hayata geçiriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“İLÇE SPOR OKULLARI OLİMPİYATLARIYLA, İLÇELERİMİZDEKİ YARIŞMA RUHUNU MERKEZİMİZE TAŞIYORUZ”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda gençlere seslenen Başkan Altay, şunları söyledi: “Sevgili gençler; unutmayın bu şehir sizin hayalleriniz kadar geniştir. Terinizin her damlası, Konya’nın yarınlarına güç katıyor. Çıkın, elinizden gelenin en iyisini yapın; birbirinize saygı duyun, alkışlayın, kucaklayın. Bugün buradan kazanılacak ortak zafer, kardeşliğimiz olacaktır. Hepinize başarılar diliyorum.”</p>
<p><strong>“KONYA BİR SPOR ŞEHRİ”</strong></p>
<p>AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, Konya’nın spor şehri olduğuna ve birçok önemli organizasyona ev sahipliği yaptığına dikkati çekerek, “Büyükşehir Belediye Başkanımızın şahsında Büyükşehir Belediyemizin çok kıymetli yöneticilerine teşekkür ediyorum. Yakın zamanda A Milli Takımı’mızı Konya’mızda layığıyla ağırlayacağımıza ve galibiyetle uğurlayacağımıza olan inancımı ifade etmek istiyorum. Spor Okulları Olimpiyatları’nda yarışacak tüm gençlerimize başarılar diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“BİRLİKTEN DOĞAN KUVVET KONYA’MIZI DAİMA ZİRVEDE TUTACAKTIR”</strong></p>
<p>Konya Valisi İbrahim Akın ise, program kapsamında gençlerle bir arada bulunmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.</p>
<p>Konya’da adeta bir medeniyet yürüyüşü olduğunu vurgulayan Vali Akın, Konya’da Bilim Festivali ile başlayan bayramın Spor Olimpiyatı ile çifte bayrama dönüştüğünü belirterek, “Sporun birleştirici kudretiyle aynı ideal etrafında kenetlenen gençlerimizin azmine ve kardeşlik ahengine şahitlik etmek bizler için iftihar vesilesidir. Esasen bugün spor sahalarında yaşadığımız coşku olimpiyatlara katılmaya hak kazanan gençlerimizin azminden doğmuştur. Bu azimleri daimi olsun inşallah. Biz inanıyoruz ki birlikten doğan kuvvet Konya’mızı daima zirvede tutacaktır. Spor sahalarında alın teri döken gençlerimiz, bilim atölyelerinde hayal kuran çocuklarımızla birlikte hem şehrimizin hem de ülkemizin yarınlarını inşa edecektir. Bu vesileyle Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Uğur İbrahim Altay’a ve emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, tüm sporcularımıza müsabakalarda başarılar diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Programda AK Parti Konya Milletvekilleri Mustafa Hakan Özer, Latif Selvi, Gençlik ve Spor İl Müdürü Birdal Öztürk ile çok sayıda katılımcı yer aldı.</p>
<p><strong>SPORCULAR, 28 AĞUSTOS&#8217;A KADAR MÜCADELE EDECEK</strong></p>
<p>Davul ve ışık gösterisinin yer aldığı tören, 28 ilçeden olimpiyatlarda yarışacak sporcuların coşkulu geçişiyle tamamlandı.</p>
<p>Sporcular, 28 Ağustos&#8217;ta sona erecek olimpiyatlar kapsamında atletizm, badminton, basketbol, bocce, dart, futbol, masa tenisi, okçuluk, voleybol branşlarında yarışacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-spor-okullari-olimpiyatlarinin-en-buyuk-kupasi-durustluk-saygi-ve-kardeslik-olacaktir-568018">Başkan Altay: &#8220;Spor Okulları Olimpiyatları&#8217;nın En Büyük Kupası Dürüstlük, Saygı ve Kardeşlik Olacaktır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Dijital Medya Gözlemevi Yönetim Kurulu Başkanı Paolo Cesarini: &#8216;İfade özgürlüğü güvenilir bilgiye erişme hakkına dayanır&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/avrupa-dijital-medya-gozlemevi-yonetim-kurulu-baskani-paolo-cesarini-ifade-ozgurlugu-guvenilir-bilgiye-erisme-hakkina-dayanir-539260</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 May 2025 11:26:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiye]]></category>
		<category><![CDATA[cesarini]]></category>
		<category><![CDATA[dayanır]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[erişme]]></category>
		<category><![CDATA[gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilir]]></category>
		<category><![CDATA[hakkına]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[paolo]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=539260</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü’nde 24-25 Mayıs 2025 tarihlerinde düzenlenen “Çoklu Krizler Çağında Bilgi Düzensizliklerine Karşı Dirençlilik Konferansı”, bilgi düzensizliklerini disiplinler arası bir bakışla ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avrupa-dijital-medya-gozlemevi-yonetim-kurulu-baskani-paolo-cesarini-ifade-ozgurlugu-guvenilir-bilgiye-erisme-hakkina-dayanir-539260">Avrupa Dijital Medya Gözlemevi Yönetim Kurulu Başkanı Paolo Cesarini: &#8216;İfade özgürlüğü güvenilir bilgiye erişme hakkına dayanır&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi <strong>santral</strong>istanbul Kampüsü’nde 24-25 Mayıs 2025 tarihlerinde düzenlenen <em>“Çoklu Krizler Çağında Bilgi Düzensizliklerine Karşı Dirençlilik Konferansı”</em>, bilgi düzensizliklerini disiplinler arası bir bakışla ele aldı.  Avrupa Komisyonu Jean Monnet Mükemmeliyet Merkezleri Programı tarafından desteklenen Bilgi Düzensizliklerine Karşı Toplumsal Bilişsel Dirençlilik Yaratmak (Creating Societal Cognitive Resilience Against Information Disorders &#8211; RESAID) Projesi, çoklu krizler döneminde yanlış bilginin yeniden üretilmesi, karmaşa, güvenilir bilgi kaynaklarına zarar ve insan güvenliğini tehdit eden sorunlar konusunda farkındalık yaratarak bilgi düzensizliği ile mücadele edecek yöntemleri geliştirmeyi ve yaygınlaştırmayı hedefliyor.</p>
<p>RESAID Projesi kapsamında gerçekleştirilen konferansın açılış konuşmasını Avrupa Dijital Medya Gözlemevi (EDMO) Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Paolo Cesarini</strong> yaptı. Konuşmasında dijital çağda dezenformasyonla mücadele stratejilerini ve bu alanda Avrupa Birliği’nin yaklaşımını değerlendiren Cesarini, hak temelli bir yaklaşımın önemine dikkat çekti.<em><strong> </strong></em></p>
<p><strong>‘İfade özgürlüğü, aynı zamanda güvenilir bilgiye erişim hakkıdır”</strong></p>
<p>Cesarini, ifade özgürlüğünün yalnızca konuşma, içerik üretme hakkını değil; bireylerin güvenilir bilgiye ulaşma ve bu bilgi temelinde kendi fikirlerini oluşturma hakkını da içerdiğini vurguladı.<em> </em>“Yanlış bir içeriği baskılamak, onu görünmez kılmaz; çoğunlukla onu daha fazla meşrulaştırır. Bu yüzden, daha çok baskılamak yerine daha çok açıklamak, daha fazla bağlam sunmak gerekir.<em>”</em> diyen Cesarini, yanlış ya da yanıltıcı içeriklerle mücadelede sansürleyici refleksler yerine bilgilendirici ve şeffaf stratejilerin tercih edilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>‘Dirençlilik yalnızca bireysel bilinçle değil, sistemik şeffaflıkla mümkündür’</strong></p>
<p>Cesarini, bilgi düzensizliklerine karşı mücadelede yalnızca bireylerin medya okuryazarlığını artırmanın yeterli olmadığını; aynı zamanda dijital iletişim altyapılarının işleyişinin şeffaflaştırılması ve bu yapıların hesap verebilir hale getirilmesi gerektiğini söyledi.<br /> Platformların sorumluluklarını vurgulayan Cesarini, “Yapay zekâ destekli sistemlerin içerik görünürlüğünü nasıl belirlediklerine ilişkin şeffaf olmaları, demokratik toplumlarda bilgiye erişim hakkı açısından hayati önem taşıyor. Algoritmaların nasıl çalıştığını bilmeden, bilgiye erişme hakkımızı etkin şekilde kullanamayız. Bu, yalnızca teknik değil, aynı zamanda demokratik bir meseledir” dedi.</p>
<p><strong>‘Toplumsal direnç için çok paydaşlı işbirliği şart’</strong></p>
<p>Cesarini, dezenformasyonla mücadelenin başarılı olabilmesi için kamu kurumlarının ötesine geçen bir ortaklık yapısına ihtiyaç olduğunu vurguladı. Araştırmacılar, gazeteciler, platformlar, akademisyenler, medya okuryazarlığı savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarının ortak hareket etmesinin gerekliliğini şu sözlerle ifade etti: “Bu sorunla mücadele yalnızca devletlerin değil, tüm toplumun meselesidir. Bilgi bütünlüğü, çok paydaşlı bir çaba olmadan korunamaz.”</p>
<p>Özellikle EDMO (Avrupa Dijital Medya Gözlemevi) kapsamında Avrupa genelinde oluşturulan 14 ulusal merkezin birlikte çalıştığını belirten Cesarini, bu işbirliğinin hem akademik araştırmaların desteklenmesini hem de doğru bilginin teşvik edilmesini hedeflediğini belirtti. Cesarini, “EDMO ağının amacı yalnızca sahte haberleri işaretlemek değil, aynı zamanda akademiyi, medya okuryazarlığını ve politika yapıcıları bir araya getirerek daha dirençli bir kamuoyu oluşturmaktır” dedi.</p>
<p>Konferans, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde; sosyal bilimlerden hukuk ve medya çalışmalarına, psikolojiden güvenlik politikalarına uzanan geniş bir disiplinlerarası çerçevede akademisyenlerin katkısıyla, bilgi düzensizliklerini çok yönlü bir yaklaşımla ele aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avrupa-dijital-medya-gozlemevi-yonetim-kurulu-baskani-paolo-cesarini-ifade-ozgurlugu-guvenilir-bilgiye-erisme-hakkina-dayanir-539260">Avrupa Dijital Medya Gözlemevi Yönetim Kurulu Başkanı Paolo Cesarini: &#8216;İfade özgürlüğü güvenilir bilgiye erişme hakkına dayanır&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Birlik Partisi Sivas Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun, seçim dönemi vaatlerini &#8220;…Ve başlıyoruz&#8221; sloganıyla teker teker hayata geçireceğini ifade etmişti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuk-birlik-partisi-sivas-belediye-baskani-dr-adem-uzun-secim-donemi-vaatlerini-ve-basliyoruz-sloganiyla-teker-teker-hayata-gecirecegini-ifade-etmisti-452778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Apr 2024 15:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adem]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[etmişti]]></category>
		<category><![CDATA[geçireceğini]]></category>
		<category><![CDATA[hayata]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[partisi]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[sivas]]></category>
		<category><![CDATA[sloganıyla]]></category>
		<category><![CDATA[teker]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[vaatlerini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=452778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun’un hayata geçireceği ilk vaadi ise “Acılı Gününüzde İlk Taziye Yemeği Bizden” projesi oldu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-birlik-partisi-sivas-belediye-baskani-dr-adem-uzun-secim-donemi-vaatlerini-ve-basliyoruz-sloganiyla-teker-teker-hayata-gecirecegini-ifade-etmisti-452778">Büyük Birlik Partisi Sivas Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun, seçim dönemi vaatlerini &#8220;…Ve başlıyoruz&#8221; sloganıyla teker teker hayata geçireceğini ifade etmişti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun’un hayata geçireceği ilk vaadi ise “Acılı Gününüzde İlk Taziye Yemeği Bizden” projesi oldu. </p>
<p>Sosyal medya hesaplarından bir açıklamada bulunan Başkan Uzun “1 Mayıs itibariyle cenazesi bulunan her eve 40 adet yemek göndereceğiz. Telaş ve acının birbirine girdiği o ilk gün vatandaşlarımızın acısına ortak olmak, onların yanlarında olduğumuzu hissettirmek istiyoruz.” dedi. </p>
<p><b>HER EVE 40 YEMEK BIRAKILACAK</b></p>
<p>Taziye yemekleri için belediye bünyesinde oluşturulan ekipler, cenaze evlerini tespit edecek ve uygun görülen saatlerde evlere yemek servisinde bulunacak. Kavurma, pilav, tatlı, salata ve ayrandan oluşan 40 kişilik menü tek tek ambalajlanacak ve Sivas Belediyesinin ikramı olarak acılı ailelere ulaştırılacak. Yemekler el değmeden, hijyenik bir ortamda vakumlanacak ve paketler halinde sunumu yapılacak. </p>
<p><b>SOSYAL HİZMETLER ARTARAK DEVAM EDECEK </b></p>
<p>Sivas Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun, sosyal belediyecilik anlamında benzer hizmetlerin artarak devam edeceğine vurgu yaparak “Taziye yemeğimizin ardından bir başka vaadimiz olan Taziye Araçları konusunda da çalışmalara başlanılması talimatını verdim. İlgili birimlerimiz gerekli çalışmalarına başladı. Çok kısa sürede taziye araçlarımızı da devreye sokacak ve vatandaşlarımızdan gelen bir talebi daha yerine getirmiş olacağız.” şeklinde açıklamalarda bulundu. </p>
<p>Dr. Adem Uzun’un özellikle sosyal belediyecilik hizmetlerine yönelik uzman bir ekip kurduğu ve ekiplerin ilgili konularda yoğun bir mesai içinde bulundukları öğrenildi.  </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-birlik-partisi-sivas-belediye-baskani-dr-adem-uzun-secim-donemi-vaatlerini-ve-basliyoruz-sloganiyla-teker-teker-hayata-gecirecegini-ifade-etmisti-452778">Büyük Birlik Partisi Sivas Belediye Başkanı Dr. Adem Uzun, seçim dönemi vaatlerini &#8220;…Ve başlıyoruz&#8221; sloganıyla teker teker hayata geçireceğini ifade etmişti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Activision Blizzard Satın Alımı Ne İfade Ediyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/activision-blizzard-satin-alimi-ne-ifade-ediyor-415541</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Oct 2023 14:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alımı]]></category>
		<category><![CDATA[blizzard]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[satın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oyun ve oyun içi satın alımlarda yükselişini sürdüren ve global bir marka olma yolunda ilerleyen oyunfor.com'un Genel Müdürü Mehmet Dumanoğlu, Microsoft’un oyun devi Activision Blizzard’ı bünyesine katmasının oyun sektörü ve oyuncular için olumlu ve olumsuz sonuçlarının olacağını düşünüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/activision-blizzard-satin-alimi-ne-ifade-ediyor-415541">Activision Blizzard Satın Alımı Ne İfade Ediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oyun ve oyun içi satın alımlarda yükselişini sürdüren ve global bir marka olma yolunda ilerleyen oyunfor.com&#8217;un Genel Müdürü Mehmet Dumanoğlu, Microsoft’un oyun devi Activision Blizzard’ı bünyesine katmasının oyun sektörü ve oyuncular için olumlu ve olumsuz sonuçlarının olacağını düşünüyor</p>
<p> </p>
<p>Bize Microsoft ve Activision Blizzard hakkında kısaca bilgilendirebilir misiniz?</p>
<p>Çok uzun bir süredir dünyanın en popüler işletim sistemlerinden biri olan Windows’un geliştiricisi ve dağıtıcısı olarak bilinen Microsoft, 2001 yılında Xbox konsolunu piyasaya sürerek oyun sektörüne iddialı bir giriş yaptı. Xbox’ın takipçisi olan Xbox 360 ve PC’lerin de dahil olduğu bir ekosistemle sunulan Xbox One ile de oyun sektöründe çok büyük bir oyuncu olduğunu kanıtlamış oldu. Mevcut nesil konsollar arasında da Xbox Series X ve S versiyonlarıyla artık en önemli üç oyun devi arasında yer almaya devam edeceğini gösteriyor.</p>
<p>Activision Blizzard tarafında ise aslında iki firmanın 2008 yılında birleşmesi söz konusu: Call of Duty gibi çok sağlam bir isimle piyasada olan Activision; Diablo, World of Warcraft, Overwatch ve Hearthstone gibi ünlü oyunlarla nam salmış Blizzard’ı 19 milyar dolara satın aldı. Böylelikle Activison Blizzard kurulmuş oldu.</p>
<p> </p>
<p>Microsoft’un daha önceki oyun firması satın alımlarından bahsedebilir misiniz?</p>
<p>Microsoft’un bünyesindeki stüdyoların sayısını artırma hamlesi 2000’lerin başına dayanıyor. Rare, Minecraft’ın yapımcısı Mojang, Ninja Theory, Gears of War ile bilinen The Coalition ve daha fazla oyun yapımcısı seneler içerisinde Microsoft’a katıldı. Bu firmaların satın alım haberleri elbette ki haberlere yansıdı lakin Bethesda Studios’u da çatısı altında barındıran ZeniMax Media’nın Microsoft tarafından 7.5 milyar dolara satın alınması çok büyük bir yankı yarattı.</p>
<p>Bethesda Studios çok önemli bir oyun yapımcısı. Bünyesinde; Fallout, Skyrim, Dishonored, Doom, Wolfenstein ve şu anda satış patlamasına neden olan Starfield gibi çok önemli oyunlar yer alıyor. Devasa bir açık dünyaya sahip olan Starfield, tek başına Xbox Series X satışlarını %23 oranında artırarak Xbox’ın 2023 yılı içerisinde en iyi satış rakamlarına ulaşmasını sağladı. Bu büyük başarı, Microsoft’un bu satın alımla ne kadar doğru bir karar verdiğini kanıtlıyor.</p>
<p> </p>
<p>Asıl konumuza gelecek olursak: Microsoft’un Activision Blizzard’ı satın alma hamlesi nasıl gerçekleşti?</p>
<p>2022’nin başlarına denk gelen açıklamayla birlikte Microsoft, Activision Blizzard’ı 68.7 milyar dolara satın almak istediğini açıklamıştı. Bu elbette ki global oyun sektöründe büyük bir ¨sarsıntıya¨ neden oldu zira Blizzard’la birlikte gelen Warcraft, Diablo gibi oyunların ötesinde, inanılmaz bir gelir kapısı olan Call of Duty de Microsoft’un olacaktı. Bu o kadar büyük bir hamleydi ki içerisinde Türkiye’nin de olduğu birçok ülkenin rekabet kurumunun satın alıma onay vermesi gerekiyordu. Çoğunluk kısa sürede sağlanmış olsa da Amerika’daki FTC ve İngiltere’deki CMA kurumları onay vermekte aceleci davranmadı ve konu 13 Ekim 2023’e kadar askıda kalmış oldu. Birkaç gün önce İngiltere’nin, Microsoft’un Activision Blizzard bulut oyun sistemlerinin kontrolünü Ubisoft’a bırakacağını açıklamasının ardından verdiği onayla birlikte satın alım tamamlanmış oldu.</p>
<p>Açıkçası bu satın alımın birkaç farklı parametresi bulunuyor. Activision Blizzard, Microsoft, Sony gibi oyun devleri için çok büyük bir gelir kapısı; uygun bir satın alım fırsatı doğduğunda iki firmanın da teklif götürmesi kaçınılmaz. Activision Blizzard’ın geçtiğimiz yıllarda ofis içi sıkıntılarının basında büyük yankı getirmesi de piyasa değerini kırdığı için Microsoft kütüphanesini genişletme fırsatını kaçırmadı.</p>
<p>Bu sırada bir başka oyun devi, Microsoft’un en büyük rakiplerinden Sony de konuyla ilgili endişelerini dile getirdi: Her ne kadar Microsoft, Call of Duty’nin 2033 yılına kadar platforma özel olmayacağını açıklasa da Sony, bu tip bir durumda ileride çıkacak olan yeni konsolunun detaylarını Activision Blizzard ile paylaşmayacağını bildirdi.</p>
<p> </p>
<p>Son olarak, bu satın alımın oyun sektörü ve oyuncular için nasıl bir anlam taşıdığından bahsedebilir misiniz?</p>
<p>Uzunca bir süre Microsoft’tan daha fazla pazar payına sahip olan Sony, bu satın alımdan sonra gelir anlamında Microsoft ile neredeyse eşitlenmiş oldu. Dolayısıyla Sony’nin, bünyesine Call of Duty gibi daha fazla “live service” oyunu eklemesi, yani daha agresif bir politika izlemesi gerekiyor. Microsoft, Bethesda ile birlikte tek kişilik oyun portföyünü, Activision Blizzard ile de hem çevrimiçi, hem de mobil piyasadaki oyun ağını müthiş bir şekilde genişletmiş oldu. Activision Blizzard oyunlarını -yeni oyunları dahil- belki de daha ilk günden Game Pass’e ekleyebilecek olmaları da Microsoft’u ve Xbox Series X|S konsollarını daha da ileriye taşıyacak gibi gözüküyor.</p>
<p>Sony’nin PlayStation 5’inin revaçta olduğu konsol piyasasında ise bir değişim olacak gibi duruyor; artık oyuncular her iki konsolu da satın almak isteyecekler. Microsoft’un PC’ye olan desteği de göz önüne alındığında bu denklem, evlerde yer alan oyun cihazları düşünüldüğünde ¨PC + Sony’nin bir konsolu¨ olarak da gerçekleşebilir. Kısacası, tek bir oyun cihazıyla, pek az önemli oyundan mahrum kalan oyuncuları artık daha zor günler bekliyor; şayet ki Activision Blizzard oyunları vazgeçilmezleri arasındaysa&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/activision-blizzard-satin-alimi-ne-ifade-ediyor-415541">Activision Blizzard Satın Alımı Ne İfade Ediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigara kullananımı bir büyüklük göstergesi olarak ifade ediliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sigara-kullananimi-bir-buyukluk-gostergesi-olarak-ifade-ediliyor-379107</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jun 2023 12:23:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[büyüklük]]></category>
		<category><![CDATA[ediliyor]]></category>
		<category><![CDATA[göstergesi]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kullananımı]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=379107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü (BATI) Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı tarafından “Gündem: Bağımlılık- Gençlik ve Tütün Kullanımı” konulu söyleşi düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-kullananimi-bir-buyukluk-gostergesi-olarak-ifade-ediliyor-379107">Sigara kullananımı bir büyüklük göstergesi olarak ifade ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü (BATI) Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı tarafından “Gündem: Bağımlılık- Gençlik ve Tütün Kullanımı” konulu söyleşi düzenlendi. Çevrimiçi olarak düzenlenen etkinliğin moderatörlüğünü Enstitü Müdürü ve Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Görkem Yararbaş üstlendi. Programa, Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Umut Kırlı, Öğr. Gör. İnci Derya Yücel ve Arş. Gör. Dr. Demet Havaçeliği Atlam konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan Doç. Dr. Görkem Yararbaş, “Dünya Tütünsüz gününde böyle bir etkinlik yapmış olmak, tütün kullanımının zararlarını daha iyi topluma aktarmak ve kullanımına son vermek isteyen kişileri motive etmek adına bu etkinliği anlamlı buluyorum. Erişkinlik sorunu gibi gördüğümüz tütün ürünleri kullanımı gençlik ve hatta ergenlik dönemine kadar uzanan bir sorun. Yapılan araştırmalardan tütün ürünleri kullananların yarıdan fazlasının gençlik ve ergenlik döneminde kullandığını görüyoruz. Yani toplumda her üç bireyinden birisi tütün ürünleri kullanıyor” dedi</p>
<p><strong>“Yetişkinlerde 19.2 milyon kişi tütün ürünü kullanıyor”</strong></p>
<p>Türkiye’de tütün ürünlerinin kullanım oranları hakkında bilgi veren Öğr. Gör. İnci Derya Yücel, “Küresel Yetişkin Tütün Araştırması; Türkiye 2016’  verilerine göre halen tütün ürünü kullananlar toplumda nüfusun yüzde 31, 6’sını oluşturuyor.  Bu da yetişkinlerde 19.2 milyon kişiye tekabül ediyor. Genç yaş dönemine indiğimizde ise 15-34 yaş arasındaki tütün kullanıcılarının yüzde 15’i de her gün kullanıma 15 yaş altında başlamış olduğunu ifade ediyor. Bunlar çok ciddi rakamlar ”diye konuştu. Gençleri tütün kullanımına iten faktörler hakkında da konuşan Öğr. Gör. Yücel, “Gençler kendi dönemine özgü motivasyon ve beklentiler içinde hareket ediyor. Bu sosyal öğrenme de daha aktif oluyor. Örneğin kendinden bir yaş büyük birinin bile sigara kullanması o genç için bir rol model oluşturuyor. Bunun ona prestij getireceğini düşünüyor” dedi.</p>
<p><strong>“Ebeveynler rol model alınıyor”</strong></p>
<p>Tütün kullanan birinin toplum içinde algılanışı hakkında konuşan Arş. Gör. Dr. Demet Havaçeliği Atlam, “Toplumda yetiştirilme şeklimizden itibaren özellikle sigara kullananımı bir büyüklük göstergesi olarak ifade ediliyor. Gençlerin bu düşünceye kapılmasında ebeveynlerini rol model alması çok büyük bir etken. Dolayısıyla bir genç yetişkin olmadan önce tütün ürünleri kullanmaya başladığında ön plana çıkan faktör onun aslında bir büyük gibi davranması, bir yetişkin  gibi davranmasıyla ilgili algılarıdır. Yine özellikle küçük yaşta eline sigara alan bir çocuğun ailesinin ciddi ve büyük tepkileri ile karşılaşması ancak yetişkin olduğunda eline sigara paketi verilmesi de büyük bir yanlışın izlerini ortaya koyuyor” dedi</p>
<p><strong>“Nargile kafeler sosyalleşme yeri olarak görülüyor”</strong></p>
<p>Tütün ürünlerinin gençler üzerindeki algısından bahseden Arş. Gör. Havaçeliği Atlam, “Tütün ürünleri arasında yer alan nargilenin aromalarla sunulması gençlerde tütün ürünü değilmiş gibi bir algı yaratılıyor. Çalışmalar gösteriyor ki nargileden alınan bir duman sigaradan katbekat zarar veriyor. Özellikle nargile kafelerin sosyalleşme yeri olarak görülmesi gençlerin tütün kullanımını artırıyor. Yeni nesil tütün ürünlerinde gençlerin elektronik sigaranın daha az zarar verdiğini düşünerek ona doğru yönelme ihtimali daha yüksek oluyor” diye konuştu.</p>
<p>Tütün ürünlerinin kullanımının ruh sağlığına etkileri konusunda açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Umut Kırlı ise, “Ruh sağlığına etkileri konusunda yapılan araştırmalarda elde ettiğimiz veriler doğrultusunda 15-20 yaş arası sigara içen bireylerde gelecekte psikoza yol açtığını görüyoruz. Yani hanisülayon, şizofreni, kaygı bozukluğu ve depresyon gibi hastalıklara davetiye çıkardığını araştırdık. Bunun toplumdaki etkisi oldukça büyüktür” dedi.</p>
<p>Bağımlılıkla mücadelede ödül ve ceza sisteminin çok etkin olduğunu söyleyen Doç. Dr. Kırlı, “Gençlik ve ergenlik döneminde bağımlılıkla mücadele mesajları verirken dikkat edilmesi gereken noktalar arasında gençlerin görünür olma isteği dikkate alınmalıdır. Yapmamız gereken şey olumlu davranışın altını çizmektir. Örneğin ‘Ne güzel sigara içmiyorsun’ demek daha doğru olur. Sigara içtiği için cezalandırmak yerine olumlu davranış için ödüllendirmek daha doğru bir yaklaşım olabilir” dedi.</p>
<p>Etkinlik sonunda konuşmacılar, katılımcıların sorularını yanıtladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigara-kullananimi-bir-buyukluk-gostergesi-olarak-ifade-ediliyor-379107">Sigara kullananımı bir büyüklük göstergesi olarak ifade ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
