<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hormonlar | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hormonlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hormonlar</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Jun 2026 07:52:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>hormonlar | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hormonlar</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İyi Yaşlanmanın Yolu Onlardan Geçiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyi-yaslanmanin-yolu-onlardan-geciyor-645084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[onlardan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmanın]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, kilo vermekte zorlanmak, gün içinde enerjinin hızla düşmesi, uyku problemleri, stres karşısında eskisi kadar dayanıklı hissedememek…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-yaslanmanin-yolu-onlardan-geciyor-645084">İyi Yaşlanmanın Yolu Onlardan Geçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, kilo vermekte zorlanmak, gün içinde enerjinin hızla düşmesi, uyku problemleri, stres karşısında eskisi kadar dayanıklı hissedememek… Pek çok kişi bu şikayetleri yaşlanmanın doğal sonucu olarak kabul ediyor olsa da bu belirtilerin arkasında bedenin görünmez yöneticileri olan hormonlar yer alabilir. Hormon dengesinin sağlıklı yaşlanmanın görünmeyen sırrı olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Uzun ve sağlıklı yaşamın temelinde bedenimizin kimyasını anlamak yatıyor. Hormonlarımızı tanımak, yalnızca bir hastalığı tedavi etmek değil, önümüzdeki sağlıklı on yılları bilinçli şekilde inşa edebilmek anlamına geliyor” diyor ve hormonları destekleyen 5 öneride bulunuyor.</p>
<p><strong>LONGEVITY’NIN TEMELİNDE HORMONLAR BULUNUYOR</strong></p>
<p>Doğduğumuz andan son nefesimize kadar bir an bile susmadan çalışan bedenimizin sessiz yönetmenleri, hormonlar… Toplumda hormonlar genellikle menopoz, tiroid hastalığı ya da laboratuvar sonuçlarıyla ilişkilendiriliyor. Oysa hormonlar yalnızca hastalık dönemlerinde değil, sağlıklı yaşlanmanın da merkezinde yer alıyor. Hormonların uykumuzdan açlığımıza, ruh halimizden enerjimize ve hatta sabah yataktan ne kadar dinç kalktığımıza kadar günlük hayatımızda her detayı belirleyecek bir güçte olduğunu belirten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Hormonları anlamak uzun ve sağlıklı bir yaşamın ilk şartıdır. Çünkü longevity dediğimiz şey yalnızca uzun yaşamak değildir; o uzun yılları dinç, üretken ve ayakta geçirebilmektir. Ve bu denklemin tam ortasında hormonlar durur” diyor. </p>
<p><strong>BEDENİMİZİN KİMYASAL HABERCİLERİ</strong></p>
<p>Hormonları kanımızda dolaşan ve uzaktaki organlara mesaj taşıyan habercilere benzeten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong> hormonların işleyişini şöyle anlatıyor; “Bir bez onları üretir, kan dolaşımına bırakır, onlar da kendilerini bekleyen dokuya gidip orada belirli bir işi başlatır. Ama bu haberciler başıboş hareket etmez. Hepsi, endokrin sistem dediğimiz son derece ince ayarlı bir ağ tarafından yönetilir. Bu ağın komuta merkezi beynimizdedir. Hipotalamus ve onun hemen altındaki hipofiz bezi, bedenden gelen sinyalleri toplar ve tüm vücuda yayılan emirlere çevirir. Buradan çıkan talimatlar tiroid bezine, böbreküstü bezlerine, pankreasa ve üreme bezlerine ulaşır.”</p>
<p><strong>HORMONLARIN BEDENDEKİ GİZLİ GÜCÜ </strong></p>
<p>Endokrin yani hormonal sistemin en hayranlık verici yanını kendi kendini dengeleyebilmesi olarak açıklayan <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Bir hormonun düzeyi gereğinden fazla yükseldiğinde merkez bunu fark eder ve üretimi kısar. Tıpkı bir orkestra şefinin sesi yükselen bir enstrümanı yatıştırması gibi. İşte sağlıklı yaşlanmanın görünmeyen sırrı da burada saklıdır. Bu uyumun yıllar içinde ne kadar korunduğu, bedenimizin strese ne kadar iyi dayandığını ve kendini ne kadar verimli onardığını belirler” diyor. </p>
<p><strong>İYİ YAŞLANMANIN SIRRINI TAŞIYAN 7 HORMON</strong></p>
<p>Bedenimizde yüzlerce hormon görev yapıyor olsa da bir kısmı günlük hayatımızı ve uzun süreli sağlığımızı doğrudan şekillendiriyor. İşte o hormonlar;</p>
<ul>
<li><strong>İnsulin</strong>in kan şekerimizi düzenlediğini ve enerji metabolizmamızın anahtarı olduğunu söyleyen Dr. Erkan Sarıyıldız, “Yıllar içinde gelişen insülin direnci, yaşlanma sürecinin en sinsi başlangıçlarından biridir” ifadesini kullanıyor. </li>
<li><strong>Kortizol,</strong> stres hormonu olarak kısa süreli yararlı etkileri olsa da kronik hale geldiğinde ve hep yüksek kaldığında bedeni yavaş yavaş yıpratıyor. </li>
<li><strong>Tiroid </strong>hormonları metabolizmanın hızını ayarlıyor ve ne kadar enerji ürettiğimizi belirliyor.</li>
<li><strong>Östrojen</strong> ve <strong>progesteron</strong> kadın sağlığının yanı sıra kemikleri ve kalbi koruyor.</li>
<li><strong>Testosteron</strong>un yalnızca erkeklerde değil, kadın bedeninde de salgılandığını belirten Dr. Erkan Sarıyıldız, “Testosteron kasları, ruh halini ve canlılığı destekler” diyor. </li>
<li><strong>Melatonin</strong> hormonu uykunun ve biyolojik saatin bekçisi olarak görev yapıyor.</li>
<li><strong>Büyüme</strong> hormonu ise dokuların onarımından sorumlu.</li>
</ul>
<p><strong>YAŞ ALDIKÇA HORMONLAR DA DEĞİŞİYOR</strong></p>
<p>Hormonların her biri ayrı bir görev üstleniyor. Her biri aynı bütünün birer parçası olan hormonlar hayatımız boyunca aynı seviyede kalmıyor ve her dönemde yeni bir denge kuruyor. Çocuklukta ve ergenlikte büyüme ve cinsiyet hormonlarının yükselmesine bağlı olarak bedenin hızla geliştiğini, erişkinlikte ise hormonların nispeten dengeye oturduğunu söyleyen <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Orta yaşa doğru yeni bir dönemeç başlar. Kadınlarda menopozla birlikte östrojen ve progesteron azalırken, erkeklerde testosteron daha yavaş ama yıllara yayılan bir süreçte geriler. Melatonin ve büyüme hormonu gibi diğer sistemler de zaman içinde değişir. Bunları kayıp olarak görmek yerine, bedenin yeni bir denge kurma çabası olarak değerlendirmek gerekiyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>HORMONLARINIZI DESTEKLEMEK ELİNİZDE</strong></p>
<p>Yaşla birlikte hormon düzeylerinde meydana gelen değişimler doğal olsa da yaşam tarzı seçimlerinin de hormonal dengeyi ve sağlıklı yaşlanma sürecini doğrudan etkilediğini belirten  Dr. Erkan Sarıyıldız, hormonların sağlıklı çalışmasını desteklemek için şu önerilerde bulunuyor: </p>
<p><strong>• Kaliteli uykuya öncelik verin</strong></p>
<p>Melatonin ve büyüme hormonu başta olmak üzere birçok hormon gece uykusu sırasında düzenlenir. Yetersiz uyku hormonal dengeyi bozabilir.</p>
<p><strong>• Düzenli egzersiz yapın</strong></p>
<p>Kas kütlesini koruyan direnç egzersizleri ve aerobik aktiviteler, insülin duyarlılığını artırırken testosteron ve büyüme hormonu gibi sistemlerin sağlıklı çalışmasına da katkı sağlar.</p>
<p><strong>• Kas dostu ve dengeli beslenin</strong></p>
<p>Yeterli protein, sağlıklı yağlar ve liften zengin beslenme; insülin, tiroid hormonları ve metabolik sağlığın korunmasında önemli rol oynar.</p>
<p><strong>• Stresi yönetmeyi öğrenin</strong></p>
<p>Kronik stres nedeniyle sürekli yüksek seyreden kortizol, zaman içinde hem hormonal dengeyi hem de genel sağlığı olumsuz etkileyebilir.</p>
<p><strong>• Sağlıklı kiloyu koruyun ve düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Hormonal değişimler yaşla birlikte kaçınılmaz olsa da düzenli takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları bu sürecin daha dengeli geçirilmesine yardımcı olur.</p>
<p>İyi yaşlanmanın tesadüf olmadığını, bedenimizin kimyasını okumayı öğrenmekten geçtiğini ifade eden <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Hormonlar birbirinden bağımsız çalışmaz. Kas sağlığı, uyku, metabolik sağlık ve stres yönetimi hormonal dengeyi doğrudan etkiler. Bu nedenle iyi yaşlanmak tek bir hormona odaklanmakla değil, bütün sistemi korumakla mümkündür. Hormonlarımızı anlamak, yalnızca bir hastalığı tedavi etmek değil, önümüzdeki sağlıklı on yılları kendi ellerimizle inşa etmek demektir. Uzun yaşamak çoğu zaman şansa bağlıdır; ama iyi yaşamak, büyük ölçüde bizim seçimlerimizin sonucudur” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-yaslanmanin-yolu-onlardan-geciyor-645084">İyi Yaşlanmanın Yolu Onlardan Geçiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değişen]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Ekin Çevik, bir ay süren oruç ibadetinin ardından Ramazan Bayramı’nda artan tatlı tüketimini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287">Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Ekin Çevik,<strong> </strong>bir ay süren oruç ibadetinin ardından Ramazan Bayramı’nda artan tatlı tüketimini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Görkemli bayram sofraları biyolojik bir sınav</strong></p>
<p>Ramazan Bayramı’nın, toplumumuzda &#8220;Şeker Bayramı&#8221; olarak da anılmasıyla daha en başından zihnimizde tatlı ve şekerleme çağrışımları uyandırdığını dile getiren Arş. Gör. Ekin Çevik, “Ancak bir ay süren oruç ibadetinin ardından kurulan o görkemli bayram sofraları, sadece kültürel bir gelenek değil, aynı zamanda vücudumuz için biyolojik bir sınav niteliği taşıyor. Yapılan araştırmalar, Ramazan ayı boyunca beslenme düzenindeki değişimlerin bayram sabahı kapımızı farklı bir hormonal tabloyla çaldığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Biyolojik olarak daha aç hissediyoruz</strong></p>
<p>Pek çok kişinin bayramda iştahına hakim olamamaktan şikayet etse de bilimin, bu durumun sadece iradeyle ilgili olmadığını kanıtladığını söyleyen Arş. Gör. Ekin Çevik, “Ramazan sonunda, vücudumuzda ‘açlık hormonu’ olarak bilinen ghrelin seviyelerinde belirgin bir artış yaşanırken; tokluk hissi veren leptin hormonunda ise hafif bir düşüş gözleniyor. Yani biyolojik olarak hem daha aç hissediyoruz hem de doyma sinyali beynimize normalden daha geç ulaşıyor. Vücudumuz adeta ‘depoları doldur’ komutu verirken, insülin dengesi de bu ani şeker yüklemesiyle sarsılmaya açık hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı tatlı isteği değişen hormonların doğal bir sonucu</strong></p>
<p>Bayramda aşırı tatlı tüketme isteğinin aslında değişen hormonların doğal bir sonucu olduğunu kaydeden Arş. Gör. Ekin Çevik, bu biyolojik iştah dalgasını yönetme ve farkındalıkla yemenin ise bayramı sağlıklı atlatmanın anahtarı olduğunu söyledi.</p>
<p>Ramazan ayı boyunca vücudun, bazal metabolizma hızını ve enerji kullanımını düşük bir tempoya göre kalibre ettiğini dile getiren Arş. Gör. Ekin Çevik, “Bayramla birlikte başlayan ani ve yüksek glisemik indeksli tatlı tüketimi, pankreasın üzerinde ciddi bir akut stres yaratır. Kan şekeri hızla yükselirken, vücut bu durumu dengelemek için hiper-insülinemi (aşırı insülin salgılanması) tepkisi verir. Bu ani dalgalanma, sadece enerji düşüklüğüne değil, damar endotel yapısında (damar iç zarı) mikroskobik hasarlara ve oksidatif strese yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Diyabet ve kalp hastaları için &#8216;kırmızı çizgiler&#8217;</strong></p>
<p>Özellikle diyabet, insülin direnci ve kalp hastaları için bayramın &#8220;tadımlık&#8221; ile &#8220;doyumluk&#8221; arasındaki ince çizginin hayati önem taşıdığı bir dönem olduğunun altını çizen Arş. Gör. Ekin Çevik, “En büyük kırmızı çizgi, tatlıyı tek başına ve aç karnına tüketmektir. Tatlı mutlaka ana yemeğin ardından, lifli gıdalar (sebze) ve proteinlerle birlikte tüketilmelidir. Bu, şekerin kana karışma hızını yavaşlatır. Şerbetli ve hamurlu tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Ancak ‘şeker ilavesiz’ olsa dahi meyve şekerinin de insülini yükselttiği unutulmamalıdır. Tatlının yanında içilen asitli/şekerli içecekler glisemik yükü ikiye katlar. Yanında sadece su, sade maden suyu veya ayran tercih edilmelidir. Hazır tatlılar ve hamur işleri sadece şeker değil, gizli sodyum ve trans yağ da içerir. Bu durum kan basıncını (tansiyonu) aniden yükselterek kalbe binen yükü artırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Porsiyonu elinizle ölçün!</strong></p>
<p>Şerbetli tatlıların basit karbonhidrat ve yüksek fruktoz içeriğiyle &#8220;boş enerji&#8221; sınıfında olduğunu, sütlü tatlıların ise protein ve kalsiyum sayesinde kan şekerini daha yavaş yükselttiğini söyleyen Ekin Çevik, şöyle devam etti:</p>
<p>“Puding, muhallebi veya meyve salatası gibi kaseyle yenen tatlılar için ideal porsiyon küçük bir kaseye denk gelen bir avuç içi kadardır. Taze meyveler veya hafif meyve bazlı tatlılar için bir yumruk büyüklüğü idealdir. Baklava, kadayıf gibi enerji yoğunluğu çok yüksek şerbetli tatlılarda ise ölçü, birleştirilmiş iki parmağınız (işaret ve orta parmak) genişliğinde ve uzunluğunda olmalıdır. Bu ölçü, yaklaşık 40-50 gramlık (165-170 kalori) bir porsiyona denk gelir ve karşılığı olan 1-2 adet orta boy baklava dilimi genellikle yeterli bir porsiyondur. Şerbetli tatlılar yüksek oranda yağ içerdiği için porsiyonun kalınlığı başparmağınızın boğumunu geçmemelidir. Eğer tatlı daha kalınsa (örneğin havuç dilimi baklava), boyutu küçültmek gerekir. Bir dilim kekin porsiyonu, avucunuzun ayası (parmaklar hariç orta kısım) büyüklüğünde ve yaklaşık bir parmak kalınlığında olmalıdır.”</p>
<p><strong>Bayram ziyaretlerinde &#8220;seçici denge&#8221; stratejisi</strong></p>
<p>Sosyal baskıyı ve yoğun ikramları yönetmek için kültürel ikramları tamamen reddetmek yerine &#8216;seçici denge&#8217; stratejisi uygulanmasını tavsiye eden Ekin Çevik, “Günlük toplam ilave şeker alımı, toplam kalori ihtiyacının %5-10’unu geçmemelidir. Bu da yetişkin bir birey için günde ortalama 2 dilim baklava veya muadili bir tatlıya tekabül eder. Birden fazla ziyaret yapılacaksa, ikramlar ‘paylaşılarak’ tüketilmelidir (örneğin; bir evde yarım dilim baklava, diğerinde küçük bir kase sütlü tatlı gibi). Vücudunuzun şeker dengesini sarsmamak için kendinize bir &#8220;tatlı seçim hiyerarşisi&#8221; oluşturabilirsiniz. Birinci tercih; meyveli veya sütlü tatlılar (güllaç, sütlaç, kazandibi gibi hafif seçenekler). İkinci tercih; şeker ilavesiz, kuru meyvelerle (incir dolması gibi) hazırlanmış doğal tatlılar. Sınırlı tercih; şerbetli ve hamurlu tatlılar (baklava, kadayıf).” dedi.</p>
<p><strong>Aşırı şeker tüketimi ‘yemek sonrası çöküşü’ denilen ağır uyku haline yol açıyor</strong></p>
<p>Aşırı şeker tüketiminin klinik etkileri hakkında çarpıcı detaylar veren Ekin Çevik, “Kısa vadede,<strong> </strong>yoğun şeker alımı sonrası insülin tavan yapar. Bu aşırı tepki, kan şekerinin normalin altına düşmesine neden olarak; titreme, soğuk terleme, baş dönmesi ve ani acıkma hissini tetikleyebilir. Kan şekerindeki sert dalgalanmalar, nöronal aktiviteyi etkileyerek konsantrasyon güçlüğü ve ‘yemek sonrası çöküşü’ dediğimiz ağır uyku haline yol açabilir. Şeker molekülleri, fiziksel yapıları gereği suyu kendilerine çekme özelliğine sahiptir ve bu nedenle bağırsaklara sıvı çekilir. Bu da bayramda sıkça rastlanan şişkinlik, gaz ve diyare (ishal) şikayetlerine neden olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Şeker karaciğeri yağlandırıyor</strong></p>
<p> Uzun vadede ise sürekli tekrarlanan yüksek şeker döngüsünün; visseral (iç organ) yağlanmayı artırdığını, leptin direncini tetikleyerek obeziteye zemin hazırladığını kaydeden Ekin Çevik, “Buna bağlı olarak hiperinsülinemi dediğimiz kanda insülin seviyelerinin sürekli yüksek olması durumu, hücrelerin bu hormona duyarsızlaşmasına neden olur. Bu nedenle, pankreas yorulur ve şeker hastalığı kronikleşmiş olur. Fazla fruktoz sadece karaciğerde işlenir. Kapasite aşıldığında karaciğer bu şekeri yağa dönüştürür; bu da alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmasına (NAFLD) yol açar. Yüksek şeker, LDL (kötü kolesterol) parçacıklarını küçülterek damar duvarına yapışmasını kolaylaştırır ve trigliseridleri yükseltir. Bu durum, damar sertliği (ateroskleroz) riskini doğrudan artırır. Kandaki ani glikoz artışı, sitokin adı verilen iltihap yapıcı maddelerin salınımını tetikleyerek eklem ağrılarını veya mevcut ödemleri artırabilir. Şeker molekülleri proteinlere bağlanarak ‘Gelişmiş Glikasyon Son Ürünleri’ oluşturur. Bu süreç cildin kolajen yapısını bozar (erken kırışıklık) ve damar esnekliğini kaybettirir.” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><strong>Şekerin panzehiri bol su ve yürüyüş</strong></p>
<p>Tatlı tüketiminin neden olduğu metabolik yükü hafifletmenin iki temel yolunun &#8216;su tüketimi&#8217; ve &#8216;fiziksel aktivite&#8217; olduğunu belirten Arş. Gör. Ekin Çevik, “Yoğun şeker ve karbonhidrat alımı, vücutta ‘ozmotik yük’ yaratarak hücrelerin su dengesini bozar ve böbreklerin fazla glikozu süzmek için normalden fazla çalışmasına neden olur. Bu süreçte yeterli su tüketmek, sadece susuzluğu gidermekle kalmaz; kandaki şeker konsantrasyonunu seyrelterek böbreklerin yükünü hafifletir ve şekerin idrar yoluyla atımını destekler. Ayrıca, tatlı tüketimiyle birlikte vücudun tuttuğu ödemin atılması ve bağırsaklarda şeker kaynaklı oluşabilecek şişkinlik, gaz gibi sindirim şikayetlerinin minimize edilmesi için su, en doğal ve etkili çözümdür. Gün boyu küçük yudumlarla yaygın bir şekilde içilen 2,5-3 litre su, bayram sonrası oluşabilecek ‘metabolik yorgunluğun’ önüne geçmek için temel şarttır.” dedi.</p>
<p><strong>‘Tasarruf moduna’ giren metabolizmayı yeniden canlandırmak için yürüyüş şart</strong></p>
<p>Tatlı bir ikramın ardından yapılan hafif tempolu bir yürüyüşün, vücudun insülin hormonuna olan ihtiyacı azaltan sihirli bir mekanizmayı devreye soktuğunu kaydeden Ekin Çevik, “Kaslar hareket halindeyken, kandaki glikozu insülinin rehberliğine ihtiyaç duymadan doğrudan yakıt olarak kullanmaya başlar; bu da kan şekerindeki ani ve keskin yükselişlerin önüne geçer. Yemeklerden yaklaşık 15-20 dakika sonra yapılacak kısa bir yürüyüş hem pankreasın üzerindeki baskıyı azaltır hem de bayramın getirdiği enerji fazlasının yağ olarak depolanmasını engeller. Hareket etmek, sadece ‘kalori’ yakmak değil, uzun süreli açlık döneminden çıkan ve ‘tasarruf moduna’ giren metabolizmayı yeniden canlandırarak enerji seviyenizi gün boyu dengede tutmaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287">Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
