<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hatalı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hatali/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hatali</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Mar 2026 10:23:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>hatalı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hatali</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 10:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[torun]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</span></span></span> Y</b><b><span><span><span>aşam alışkanlıklarının değiştirilerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmesinin etkili bir önlem olacağını belirten Torun, “Doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, 25-31 Mart Kalp Haftası kapsamında kalp sağlığının korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp ve damar hastalıkları, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının kanserle birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Sadece hayatı tehdit etmekle kalmayan bu hastalık grubu, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyebilen çeşitli rahatsızlıklardan meydana geliyor.  Bu rahatsızlıklar genel olarak kalp damar tıkanıklığı, boyun ve bacak damar tıkanıklıkları, kalp yetmezliği ve kapak hastalıkları ile kalp ritim bozukluklarından oluşmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp hastalıkları, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu hastalıkların bir kısmının önlenebilir olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan olabilmekle birlikte birçoğu sonraki tercihlerimiz neticesinde oluşmaktadır. Örneğin kalp krizine baktığımız zaman buna birçok sebep etki ederken bu sebeplerin yüzde 90’ı değiştirilebilir faktörlerden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle yüzde 90’ı bizim yanlış tercihlerimiz neticesinde oluyor. Belki genetik risklerden kaçamayız ama yaşam tarzı alışkanlıklarımızla bunların bir çoğunluğunun önüne geçmek mümkün” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her üç ölümden biri kalp damar hastalıklardan kaynaklanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarına ilişkin verilere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden biri kalp damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Yıllık olarak baktığımızda bir yetişkinin kalp krizi riski ülkemizde yüzde 0,5-1 arasında gözükmektedir. Kalp damar hastalıklarının yanına ritim bozukluklarını, kalp yetmezliklerini ve kapak hastalıklarına da eklersek ülkemizde yaklaşık 5 milyon kalp damar hastası olduğu düşünülmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam tarzı en önde gelen risk faktörleri arasında yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının bu denli yaygın olmasının ana sebeplerinden birinin yaşam tarzı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımız zaman Türk toplumunda kalp ve damar hastalıklarının daha sık olduğunu görüyoruz. Bunun en büyük sebebi, maalesef bizim tercihlerimiz. Biz Avrupa’nın en çok sigara içen ülkesiyiz ve en obez ülkesiyiz. Bunun yanında düzenli spor alışkanlığı en düşük ülkeyiz. Hal böyle olunca kalp damar hastalıkları majör risk faktörleri arasında yer alan bu faktörler, ülkemizde daha çok kalp damar hastalıklarının görülmesinde başı çeken sebepler olarak öne çıkıyor. Bunların dolaylı etkileri olarak da hipertansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol bozuklukları meseleyi daha da olumsuz hale getiriyor. Bilimsel gerçekler bu denli ortadayken ve ülke olarak son derece olumsuz birinciliklerimiz varken kalp damar hastalığı yönünden ortalama bir Avrupa vatandaşına göre çok daha riskliyiz” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>40 yaş sonrası kardiyoloji kontrolleri yaptırılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için alınacak tedbirlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kalp ve damar hastalıklarında değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri vardır. Dolayısıyla her şeyden önce yaşam alışkanlıklarımızı değiştirerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulması, doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir. Bunun yanında günümüz teknolojisiyle kalp damar hastalıkları çok erken dönemde yakalanabilmektedir. 40 yaş sonrası yaptırılacak kardiyoloji kontrolleri, olumsuz bir sürprizle karşılaşmadan büyük oranda kalp hastalıklarının kontrol altına alınmasında etkili olacaktır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geliştirilen kas saptayıcı cihaz ile hatalı enjeksiyon risklerinin önüne geçilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelistirilen-kas-saptayici-cihaz-ile-hatali-enjeksiyon-risklerinin-onune-gecilecek-547645</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 08:14:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[geçilecek]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirilen]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[önüne]]></category>
		<category><![CDATA[risklerinin]]></category>
		<category><![CDATA[saptayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547645</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Hemşirelik Bölümü Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ülkü Güneş’in yürütücülüğünü yaptığı “İntramüsküler Enjeksiyonlarda Güvenli Bölge Seçiminde Kas Saptayıcı Cihaz Geliştirilmesi” isimli proje “TÜBİTAK 1005 Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı” kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelistirilen-kas-saptayici-cihaz-ile-hatali-enjeksiyon-risklerinin-onune-gecilecek-547645">Geliştirilen kas saptayıcı cihaz ile hatalı enjeksiyon risklerinin önüne geçilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Hemşirelik Bölümü Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ülkü Güneş’in yürütücülüğünü yaptığı “İntramüsküler Enjeksiyonlarda Güvenli Bölge Seçiminde Kas Saptayıcı Cihaz Geliştirilmesi” isimli proje “TÜBİTAK 1005 Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı” kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Proje ile geliştirilecek cihaz, kas bölgelerini tespit ederek hatalı enjeksiyon kaynaklı sinir hasarı ve kısmi felç gibi durumları önleyecek.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Hemşirelik Fakültesi öğretim üyemiz Prof. Dr. Ülkü Güneş tarafından yürütülen proje, TÜBİTAK nezdinde kabul gördü. Sağlık temalı bir araştırma üniversitesi olarak, bu alana yönelik projeler üretmeyi sürdürüyoruz. Hatalı enjeksiyondan doğacak risklere karşı geliştirilen bu projeyi hazırlayan ekibimizi kutluyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“Kolay ve güvenli enjeksiyon”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Proje yürütücüsü Prof. Dr. Ülkü Güneş, “Projemiz kapsamında geliştirilen cihaz, enjeksiyon uygulamaları sırasında sağlık profesyonellerine doğru kas bölgesini objektif bir biçimde belirleme imkânı sunuyor. Elektromiyografi (EMG) tabanlı olarak tasarlanan bu teknoloji, özellikle klinik uygulamalarda sık karşılaşılan anatomik farklılıklar, obezite ya da yetersiz aydınlatma gibi durumlarda enjeksiyonun yanlış bölgeye uygulanmasını önlemeyi amaçlıyor. Yanlış kas bölgesine yapılan enjeksiyonlar sonucunda oluşabilen sinir hasarı ve kısmi felç gibi ciddi komplikasyonların önlenmesine katkı sunacak bu cihaz, hemşirelik uygulamalarında hasta güvenliğini artırmayı hedefliyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Güneş, “Proje sonucunda geliştirilen bu cihaz sayesinde hemşirelik uygulamalarında objektif karar verme süreçleri desteklenecek, sağlık hizmetlerinin niteliği ve hasta güvenliği önemli ölçüde ilerletilecektir. Geliştirilen cihazın aynı zamanda Türkiye’nin sağlık teknolojileri alanındaki yerli üretim kapasitesine katkı sağlaması hedefleniyor. Cihazın sağlık hizmetlerinde yaygın kullanımına yönelik çalışmalar sürdürülüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelistirilen-kas-saptayici-cihaz-ile-hatali-enjeksiyon-risklerinin-onune-gecilecek-547645">Geliştirilen kas saptayıcı cihaz ile hatalı enjeksiyon risklerinin önüne geçilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Sağlığı Hakkında Doğru Sanılan 7 Hatalı Bilgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-sagligi-hakkinda-dogru-sanilan-7-hatali-bilgi-452271</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Apr 2024 10:38:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=452271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ediyor ve günümüzde tüm küresel ölümlerin yaklaşık 1/3’ünü oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagligi-hakkinda-dogru-sanilan-7-hatali-bilgi-452271">Kalp Sağlığı Hakkında Doğru Sanılan 7 Hatalı Bilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ediyor ve günümüzde tüm küresel ölümlerin yaklaşık 1/3’ünü oluşturuyor.</p>
<p>Ülkemizde ise bu oranın daha yüksek olduğu biliniyor. Yine kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle yılda yaklaşık 20 milyon insan 70 yaşın altında hayatını kaybediyor. Rahatsız edici bir başka gerçek ise genç yaşta görülen kalp krizi sayısının artmış olması. Öyle ki ülkemizde her 5 kalp krizinden 1’i 45 yaş altında görülüyor.</p>
<p><strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “Oysa tütün ürünleri ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, obezite ile fiziksel hareketsizlik gibi değiştirilebilir risk faktörlerinin düzeltilmesiyle çoğu kardiyovasküler hastalık önlenebiliyor” diyor. Kalp sağlığını tehdit eden bir başka önemli hata ise toplumda doğru sanılan bazı yanlış bilgiler doğrultusunda hareket etmek. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> bilimsellikten uzak olan bilgilerin kalp sağlığını riske attığına dikkat çekerek, “Örneğin, çevreden veya internetten edinilen hatalı bilgiler nedeniyle hastalar hekime geç başvurabiliyor ve bunun sonucunda tedavide güçlük çekilebiliyor. Daha kötüsü, hatalı bilgiler hastanın hayatını kaybetmesine bile yol açabiliyor” diye konuşuyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>toplumda kalp sağlığı hakkında doğru sanılan 7 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Yıllarca sigara içtim, artık sigarayı bıraksam da kalp hastalığı riskini azaltamam. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Yaygın inanışın aksine, sigarayı bırakmanın faydaları, ne kadar süre sigara kullandığınıza, günde kaç sigara içtiğinize bakılmaksızın, sigarayı bıraktığınız anda başlıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, kaç yaşında olursanız olun sigarayı bıraktıktan sadece bir yıl sonra kalp krizi riskinizin yüzde 50 oranında azalacağına dikkat çekerek, “Tek bir hareketle, yani sigarayı bırakmakla kalp krizi riskini yarı yarıya indirmiş oluyorsunuz. Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra ise sigaranın kalp üzerindeki olumsuz etkilerinden tamamen arınıyorsunuz” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Kalp hastalığım var. Grip aşısı tam koruma sağlamaz. Bu nedenle aşıyı olmam gerekmez. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, tüm dünyada yılda ortalama 650 bin kişi grip veya gribe bağlı durumlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Yapılan araştırmalar, grip aşılarının yüzde 90’ının etkili olduğunu gösteriyor. Grip aşısında asıl amaç, gribe yakalanmamak değil, hastalığa yakalanmış olsa bile hastanın bu tabloyu alt solunum yolu enfeksiyonu oluşmadan ve hastaneye yatış gerektirmeden daha hafif şekilde atlatmasını sağlamak. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş,<strong> </strong>gribin özellikle kalp hastalarında ağır seyredebildiğini ve ölümcül sonuçlara yol açabildiğini  belirterek, “Dolayısıyla ciddi kalp damar hastalığı veya kalp yetersizliği olan hastaların her yıl grip aşısı olmaları gerekiyor” diyor. </p>
<p><strong>Yüksek tansiyon hastasıyım ama hiçbir şikayetim yok. Dolayısıyla yüksek tansiyonum bana zarar vermiyor</strong>. <strong>YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Yüksek tansiyon hastalığı genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermediği için ’sessiz düşman’ olarak nitelendiriliyor. “Yüksek tansiyonda hiçbir zaman semptom yaşamayabilirsiniz, bu nedenle vücudunuzda bir şikâyet oluşmasını beklememelisiniz” uyarısında bulunan Doç. Dr. Alper Karakuş, yüksek tansiyonun erken tedavisinin çok önemli olduğunu belirterek, “Şikâyet oluşturmasa bile yüksek tansiyon; kalp krizi, felç, böbrek hasarı ile diğer birçok ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor ve tanı aldığınızda çok geç olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Kalp hastalığım var. Normal tuz yerine Himalaya tuzu veya diyet tuzu kullanabilirim. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Dünya Sağlık Örgütü, günlük tuz tüketim miktarının 5 gramı, yani bir tepeleme çay kaşığını aşmamayı öneriyor. Günlük tuz tüketiminin Türkiye ortalaması 2000’li yılların başında yaklaşık 18 gram iken son yıllardaki uygulamalarla bu sayı 15 gram düzeyine indirilebildi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, kalp sağlığı için toplum olarak daha az tuz tüketmemiz gerektiğine işaret ederek, “Diyet tuzlarında çoğunlukla potasyum klorür bulunduğu için bu tuzların kontrolsüz tüketilmesi bazı hastalarda ritim bozukluklarına ve istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle kalp hastaları doktor önerisi olmadığı sürece diyet tuzu kullanmamalıdır. Himalaya tuzunda ise yüzde 96-99 oranında, yine bildiğimiz tuzdaki sodyum klorür bulunur ve iddia edilen   yararlarının bilimsel bir temeli yoktur” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Kalp krizi sırasında şiddetli öksürmek hayatınızı kurtarabilir. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Bazı ani anormal kalp atışları sırasında, bilinçli ve duyarlı kişiler, kalp ritmini normale çevirmek için güçlü ve tekrarlayan bir şekilde öksürebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş<strong>,</strong> “Bu durum şiddetli öksürüğün kalp krizi sırasında hayat kurtardığına dair yanlış bir yorumlamaya neden olmuştur. Eğer kalp krizi geçirdiğinizi düşünüyorsanız, öncelikle acil tıbbi yardım için 112’yi aramalısınız” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Kırmızı şarap kalbe iyi geliyor. Kalp sağlığım için her gün bir kadeh içmeliyim. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Kırmızı şarabın içeriğinde bulunan resveratroller,  antioksidan özelliği nedeniyle, iyi kolesterol olarak bilinen HDL’i artırmada ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL’i azaltmada olumlu etkilere sahip. Ancak, güncel bilgilerde resveratrol düzeyleri ile kalp hastalığı oranları arasında doğrudan bir bağlantı bulunamamış. Dahası, resveratroller sadece kırmızı şarapta değil; kırmızı üzümde, yer fıstığında ve ananasta da yüksek konsantrasyonda bulunuyor. </p>
<p> <strong>Her gün aldığım Omega 3 yağ asidi takviyesi</strong> <strong>kalbime iyi gelir. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Yaygın inanışın aksine, son 20 yılda yapılan birçok bilimsel araştırma, Omega-3 yağ asidi takviyelerinin (balık yağı kapsülleri) sağlıklı insanlarda kalp krizini veya buna bağlı sorunları önlemede bir etkisi olmadığını gösteriyor. Yine son yıllardaki büyük çalışmaların sonuçları da bu takviyelerin hâlihazırda kalp damar hastalığı olan kişilerde kullanımı için daha kesin verilere ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagligi-hakkinda-dogru-sanilan-7-hatali-bilgi-452271">Kalp Sağlığı Hakkında Doğru Sanılan 7 Hatalı Bilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-445215</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 21:04:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü, en sık görülen kanser türünün artık akciğer kanseri değil, meme kanseri olduğunu açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-445215">Meme Kanseri Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü, en sık görülen kanser türünün artık akciğer kanseri değil, meme kanseri olduğunu açıkladı.</p>
<p>Dünyada her yıl 2 milyon 300 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. Ülkemizde de kadınlarda gelişen her 4 kanserden 1’ini meme kanseri oluşturuyor. Başka bir deyişle, her 8 kadından 1’i, yani kadınların yüzde 13’ü yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor.<strong> Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, </strong>son yıllarda tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde meme kanserinin artık ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarak kronik bir hastalığa dönüştüğüne dikkat çekiyor. Tedaviden başarılı sonuç alınması için kadınların tarama programlarında yer alan  tetkik ve muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları ve meme kanserine yönelik belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerektiğine işaret eden <strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı, </strong>“Ancak meme kanseriyle ilgili risk faktörlerinden tedaviye kadar pek çok konuda toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler mevcut. Bu hatalı bilgiler hastaların gereksiz kaygıya kapılmalarına, daha da önemlisi hekime geç başvurmaları nedeniyle tedavinin güçleşmesine neden olabilmektedir” diyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  </strong>meme kanseri hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli önerilerde bulundu!<strong> </strong></p>
<p><strong>Aile öyküsü yoksa meme kanseri gelişmez. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>‘Ailemde meme kanseri yoksa bende de olmaz’ düşüncesi nedeniyle rutin kontroller sıkça ihmal ediliyor. Oysa meme kanserinin yüzde 90’ından fazlası kalıtsal olmayan etkenlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla meme kanseri tanısı alan kadınların çok büyük bir bölümünde aile öyküsü veya genetik bir bozukluk görülmüyor. Bu nedenle aile öyküsü olmayan kadınların da tarama programlarında yer alan mamografi, ultrasonografi ve meme muayenelerini yaptırmaları yaşamsal öneme sahip. </p>
<p><strong>Sadece annenin aile öyküsü riski artırır! YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Meme kanserinde aile öyküsünden söz edildiğinde aklımıza sadece annede ve 1’nci derece akrabalarda görülen meme kanseri geliyor. Aslında aynı şekilde baba tarafında meme kanseri görülmesi de riski yükseltiyor. Bunun sebebi ise genlerin yarısının anneden yarısının ise babadan gelmesidir. </p>
<p><strong>Meme kanseri ağrı yapmaz. YANLIŞ!  </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong> Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle meme kanserinin en yaygın ve en önemli belirtisi oluyor. Toplumda meme kanseriyle ilgili hatalı bilinen bir başka konu ise meme kanserinde kitlenin ağrı yapmamasına yönelik. Yaygın inanışın aksine, hastaların yüzde 1-2’sinde memede ve meme başında ağrı oluyor. </p>
<p><strong>Mamografideki   radyasyon  miktarı çok yüksektir. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Günümüzde kullanılan modern mamografi cihazlarıyla gerçekleştirilen çekimler sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı, yaklaşık birkaç saatlik uçak yolculuğunda alınan radyasyon miktarına eş değer oluyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Tarama ve tanı amaçlı kullanılan mamografi kansere erken tanı konmasını sağlayarak hayat kurtarmaktadır. Dolayısıyla erken tanı için risk altında olmayan her kadının 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi, ultrasonografi ve hekim tarafından yapılan elle muayeneyi ihmal etmemesi gerekir. Risk altında olan kadınlarda ise bu taramalara daha erken yaşta başlanır.” diyor. </p>
<p><strong>Emzirmek meme kanserinden korur. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Yapılan çalışmalara göre; 35 yaş altında doğum yapmak ve bebeğini uzun süre emzirmek meme kanseri riskini biraz düşürüyor. Ancak kadın olmak meme kanseri için tek başına önemli bir risk faktörü. Dolayısıyla erken yaşta doğum yapan ve emziren kadınların da meme kanseri riski taşıdıkları için rutin tetkiklerini aksatmamaları gerekiyor.</p>
<p><strong>Doğum kontrol ilaçları meme kanserini tetikler. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Doğum kontrol ilaçlarının<strong> </strong>meme kanseri riskini artırdığına yönelik iddialar da bilimsel olarak kanıtlanmamış. Prof. Dr. Metin Çakmakçı<strong>,</strong> “Günümüzde kullanılan doğum kontrol ilaçlarının<strong> </strong>oldukça düşük dozda östrojen ve progesteron hormonu içermeleri nedeniyle meme kanseri riskini artırmaları beklenmez. Yapılan klinik çalışmalarda da doğum kontrol ilaçları<strong> </strong>kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin yükseldiğini gösteren herhangi bir sonuç alınmamıştır” diyor.</p>
<p><strong>Kanser tanısı konulan her kadın memesini kaybeder. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Erken evre meme kanserinin öncelikli tedavisi cerrahi yöntem oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, cerrahi işlemlerde yıllar içerisinde ciddi gelişmeler yaşandığına işaret ederek, “Eskiden meme kanserinde genellikle; tümörün yanı sıra meme dokusu, meme altındaki bazı kaslar ve koltuk altında yer alan lenf düğümlerinin çıkarılmasıyla gerçekleştirilen mastektomi ameliyatı uygulanırdı.   Günümüzde ise özel durumlar dışında, kanser tanısı alan kadınların memesi korunabilmekte ve hastalığın tedavisi doğal bir meme görüntüsüne sahip sonuçlar ile gerçekleştirilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Biyopsi ve ameliyat kanseri vücuda yayar. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, memeye biyopsi yapılması kanserin yayılmasına neden olmuyor.<strong> </strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı,<strong> </strong>kanserin iğne veya bıçağın değmesiyle vücuda yayılmadığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanser riski taşıyan her kitleye; ultrasonografi, mamografi veya MR kılavuzluğunda alınan örneğin incelenmesi ile patoloji uzmanları tarafından tanı konulur. Erken evre meme kanseri tedavisinin ilk basamağı da cerrahi yöntemdir. Ameliyatlar kanseri vücuda yaymaz, tam aksine tümörün çıkarılmasını sağlayarak hayat kurtarır. Tedavide kullanılabilen üç farklı aracımız var: Cerrahi, ilaç tedavisi ve ışın tedavisi (radyoterapi). Bunların üçü de farklı şekillerde ve farklı sırayla olsa da hemen hemen her hastada kullanılır. Erken evrelerde ilk tedavi basamağı ameliyatla tümörün yok edilmesi ve koltuk altındaki lenf bezlerinde tümör hücresi olup olmadığının anlaşılmasıdır. Bazı meme kanseri türlerinde evresine bakmaksızın önce ilaç tedavisi ile başlamanın daha iyi sonuç verdiğini biliyoruz. İlaç denilince hemen kemoterapi anlaşılmamalı, bugün elimizde tümör tipi ve evresine göre kullandığımız ve etki mekanizmaları çok farklı ilaçlar var” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-445215">Meme Kanseri Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel Sağlığını Tehdit Eden 10 Hatalı Alışkanlık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-sagligini-tehdit-eden-10-hatali-aliskanlik-413265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Oct 2023 11:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharın gelmesiyle birlikte soğuyan hava pek çok hastalığa davetiye çıkarmasının yanı sıra omurga sağlığımızı da tehdit ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-sagligini-tehdit-eden-10-hatali-aliskanlik-413265">Bel Sağlığını Tehdit Eden 10 Hatalı Alışkanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharın gelmesiyle birlikte soğuyan hava pek çok hastalığa davetiye çıkarmasının yanı sıra omurga sağlığımızı da tehdit ediyor. Ayrıca hareketsiz bir yaşam tarzı, masa başında geçirdiğimiz uzun saatler, spor yaparken bedenimizi fazla zorlamamız ve daha pek çok hatalı alışkanlıklarımız bel ağrısı, tutulmalar ve bunlara bağlı olarak hareket kısıtlılığına neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Hamit Aytar,</strong> ülkemizde her 10 kişiden 8’inin hayatında en az bir kez bel ağrısı sorunu yaşadığına dikkat çekerek, “Omurgamızın hareketli kısmının en altında kalan, yük binen taşıyıcı kısmı olan belimiz konumu itibariyle ağır yük, hatalı hareketler, travmalar ile alışkanlıkların getirdiği birçok olumsuz duruma maruz kalarak yıpranıyor ve sorunlu hale gelebiliyor. Omurlarımız arasında yer alan kıkırdak yapılı disklerimize bağlı oluşan dejenerasyon ve yıpranma bel ağrısı ile tutulmalara yol açabilen bel fıtığına neden olabiliyor. Ayrıca kemik, tendon, kas yapıları, omurilik ve omurilikten çıkan sinir köklerinde oluşan problemler de bel ağrısıyla sonuçlanabiliyor. Tüm bu etkenler zamanında tedavi edilmezse ilerleyerek büyük cerrahi girişimler ile düzeltilebilen önemli sorunlara dönüşebiliyor” diyor. Aslında, yaşam alışkanlıklarımızda yapacağımız düzenlemelerle vücudumuzun tüm yükünü üstlenen belimizi korumak tamamen elimizde. <strong>Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, </strong>bel sağlığımızı tehdit eden 10 hatalı alışkanlığımızı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!  </p>
<p><strong>Terli halde sokağa çıkmak </strong></p>
<p>Mevsim değişiminde serin havalar belde kas ile tendonların soğuması, bunun sonucunda kolaylaşmış tutulmalar ve ağrılar anlamına geliyor. Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, “Bel sağlığınız için sonbahar mevsimine göre giyinmeniz, ince giyinip üşümemeye ve kalın giyinip terlemeye fırsat vermemeniz çok önemli. Özellikle terlemek ve ardından soğuk havaya maruz kalmak bel ağrılarının temel sorumlularından biridir. Zira, terli bölgeler soğuk havayla aniden temas edince kas spazmlarına, böylece bel ağrılarına neden olabiliyor” diyor.</p>
<p> <strong>Isınmadan spor yapmak</strong></p>
<p>Düzenli spor yapmak sağlıklı bir omurga için en etkili yöntemlerden biri ama iyi ısınmadan, kontrolsüz, ani şekilde başlanan aktivite ve ağır yük altına girilen sporlar bel sorunlarına davetiye de çıkarabiliyor. Bu nedenle vücut geliştirme ile squash gibi ağır ve omurgaya yüklenilen sporlarda iyi ısınmayı, kontrollü hareket etmeyi alışkanlık edinmeye özen gösterin. </p>
<p> <strong>Fast – food tarzı beslenmek</strong></p>
<p>Aldığımız kilolar da bel sorunlarına yol açan bir diğer önemli nedeni oluşturuyor. Abur cubur veya fast-food olarak adlandırdığımız bol kalorili ve sağlıksız beslenme alışkanlığı, artan kilo ile özellikle bel bölgesi yağlanmasıyla birlikte bele binen yükü çok artırarak bu bölgedeki kas kalitesini düşürüyor.</p>
<p> <strong>Ağır ve büyük çanta taşımak</strong></p>
<p> Ağır ve büyük çantayı, özellikle de tek tarafta vücudumuza asimetrik yük oluşturur şekilde taşıma alışkanlığı da belimizdeki kas kalitemizi düşüren hatalı alışkanlıklarımızdan.   </p>
<p><strong>Korseyi bilinçsizce kullanmak</strong></p>
<p>Sonbaharla birlikte havalar giderek serinlerken belimizi korumak amacıyla korse ve kuşak gibi destekleri sürekli ve gereğinden fazla kullanmamız bel kaslarımızı tembelleştirip, zayıflamalarına neden olabiliyor. Doç. Dr. Murat Hamit Aytar,<strong> </strong>bunun sonucunda destekleyici ürünlerin belimize faydadan çok zarara yol açtıklarına işaret ederek, “Korse ve kuşakları; zorlanabileceğiniz çalışma ortamında, soğuk ve rüzgârlı havalarda veya ciddi ağrılı tutuk bir anınızda ihtiyaç duyduğunuz süre kadar kullanmanız bel sağlığınız için en doğru olanıdır” diyor.</p>
<p><strong>Yumuşak yatakta yatmak</strong></p>
<p>“Yumuşak yatakta yatmak kadar, yerde çok sert zeminde yatma alışkanlığı da belimiz için hiç istemediğimiz yıpratıcı faktörlerdendir” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, “Orta sert, ortopedik veya yoğun içerikli visko süngerden yapılmış, vücudun şeklini alan ama çökmeyen yataklar en ideal seçimdir” bilgisini veriyor. </p>
<p> <strong>Masa başında uzun saatler oturmak</strong></p>
<p>Kapalı, özellikle klimalı ortamlarda masa başında oturmak ve omurgamızı hatalı bir şekilde döndürmek bel sorunlarına davetiye çıkarmak gibi. Bilgisayar başında uzun saatler çalışmak belimizi hem uygunsuz pozisyona maruz bırakıyor hem de kasların zamanla zayıflayıp yağlanmaya başlamasına yol açıyor. Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, bel sağlınız için masa başında çalışıyorsanız bel boşluğunu destekleyen bir yastık kullanmanız gerektiğini belirterek, “Ayrıca dik ya da dike yakın bir oturuş pozisyonu da bel sağlığınız için çok önemli. Kullandığınız bilgisayarın seviyesini, klavyenin bulunduğu yeri ve masa yüksekliğini de vücut ölçülerinize uygun hale getirmeyi ihmal etmeyin” diyor.  </p>
<p><strong>Klimaya doğrudan maruz kalmak</strong></p>
<p>Ofiste ya da evde doğrudan klimaya maruz kalmak da bel sağlığını tehdit ediyor. Bu nedenle klimaların hava üfleyen kanallarının önünde durmamaya özen gösterin.  Ayrıca sıcak ortamdan çok soğuk ortama aniden geçmemeye de dikkat edin. </p>
<p><strong>Teknolojik cihazları kullanırken öne eğilmek!</strong></p>
<p>Elimizden neredeyse hiç düşürmediğimiz cep telefonuna veya dizüstü bilgisayar ekranına bağımlı olmak, yani öne eğik pozisyonda telefona veya bilgisayar ekranına bakar halde uzun zaman geçirmek bel sağlığını olumsuz etkiliyor. Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, cihazların olumsuz etkilerine karşı omurgamızı korumak için dikkat etmemiz gereken noktaları şöyle anlatıyor: </p>
<ul>
<li>Bilgisayar ekranınızın üst kenarını göz seviyesine hizalar şekilde konumlayın,  bilgisayar altı sehpa ya da yükselti kullanın </li>
<li>Başınızı çevirerek açılı bakmak yerine telefonu veya bilgisayar ekranını karşınıza alın </li>
<li>Mümkünse aynı pozisyonda uzun süre kalmayıp ara ara mola verin </li>
<li>Baş -boyun &#8211; sırt esneme hareketleri yapın, hatta mümkünse ayağa kalkın</li>
<li>Birkaç adım atın ve ayakta esneme hareketleri yapın</li>
</ul>
<p> <strong>Sigara içmek </strong></p>
<p>Sigara kullanımı bele ait dejenere olmuş yapıların iyileşme sürecine olumsuz etkisiyle bel sağlığını tehdit ediyor. Belin yanı sıra vücudumuzda yol açtığı pek çok zarar nedeniyle sigara içiyorsanız, hemen bırakmanız çok önemli. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-sagligini-tehdit-eden-10-hatali-aliskanlik-413265">Bel Sağlığını Tehdit Eden 10 Hatalı Alışkanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopoz Hakkında Doğru Sanılan 10 Hatalı Bilgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopoz-hakkinda-dogru-sanilan-10-hatali-bilgi-411416</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2023 11:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=411416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda yumurtalıkların görevlerinin azalmasına bağlı olarak adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi ‘menopoz’ olarak adlandırılıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-hakkinda-dogru-sanilan-10-hatali-bilgi-411416">Menopoz Hakkında Doğru Sanılan 10 Hatalı Bilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda yumurtalıkların görevlerinin azalmasına bağlı olarak adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi ‘menopoz’ olarak adlandırılıyor. Ülkemizde kadınların ortalama 47-49 yaşları arasında menopoza girdiği belirtiliyor. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, rutin hekim kontrolleri ve yakınmalara yönelik uygulanan tedaviler sayesinde kadınlar menopoz sürecinde aktif ve kaliteli bir yaşam sürebiliyor. Ancak menopozla ilgili toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi, kadınların menopoz dönemini sağlıklı ve mutlu yaşamalarını önleyebiliyor. Örneğin, menopoz döneminde uygulanan hormon tedavilerinin kansere yol açacağı kaygısı nedeniyle tedaviden kaçınmak, yıllarca sürebilecek olan menopoza dair sıkıntıların çözümüne ulaşmayı engelleyebiliyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, </strong>menopoz sürecine yönelik gereksiz kaygılar veya hatalı bilgiler nedeniyle hekim kontrolünden kaçınmanın aynı zamanda ciddi tablolara da neden olabileceğine dikkat çekerek, “Menopoz kalp ve damar hastalıkları, meme, rahim ve yumurtalık hastalıkları ile kemik erimesi gibi pek çok hastalığın sıkça karşılaşıldığı bir dönem. Dolayısıyla menopoz sürecinde düzenli olarak yapılması gereken hekim kontrollerini aksatmak, bu hastalıkların atlanmasına veya erken teşhis edilememesine yol açabiliyor. Bu nedenle menopoz döneminde hem Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı kontrolüne gitmek, hem de düzenli aralıklarla check-up yaptırmak büyük bir öneme sahip. Bu sayede yaşam kalitesi yükselirken, hayatı tehdit edebilen hastalıklar da erken dönemde teşhis ve tedavi edilebiliyor” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Menopoza girme yaşı geciktirilebilir. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Adet kanamaları sona erdiğinde menopoza dair yakınmaları gidermek amacıyla hormon tedavisine başlanabiliyor ve ilaç tedavisiyle rahim iç zarı kalınlaştırılıp, sonrasında kanama sağlanarak ‘yapay bir adet döngüsü’ oluşturuluyor. Ancak ilaç tedavisi sayesinde her ay adet görülse de bu durum menopozun geciktirildiği anlamına gelmiyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kadınlar annesine benzer yaşta menopoza girer. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> ‘Her kadın annesiyle benzer yaşta menopoza girer, annesine benzer belirtileri yaşar’ düşüncesi de yine toplumda yaygın olan hatalı bilgilerden. Kadınlar kalıtsal olarak annelerine benzeseler de menopoza girme yaşını; kilo alımı, sigara ve alkol kullanımı, kronik hastalıklar, geçirilen ameliyatlar, radyoterapi, kemoterapi, stres ile doğum sayısı gibi faktörler etkiliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Her kadın menopoz dönemini aynı deneyimler. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Yaklaşık her 2 kadından 1’inde menopoza giriş döneminde ve sonraki yıllarda ateş basmaları, gece terlemeleri ile duygu durum değişiklikleri gibi yakınmalar gelişiyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Ancak menopoza ait belirtiler kadınlar arasında oldukça değişkenlik gösteriyor; hiçbir şikâyeti olmayan kadınlar olabildiği gibi yaşam kalitesi ciddi anlamda etkilenmiş kadınlarla da karşılaşıyoruz. Bu yakınmaların değişkenliği kalıtsal, ırksal, beslenme alışkanlıkları, iklim ve yaşam tarzı pek çok faktörden kaynaklanıyor” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Rahim alınınca menopoza girilir. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Kadının menopoz sürecini belirleyen durum, yumurtalıklardaki yumurtaların tükenmesi ve buna bağlı olarak işlevini yerine getirememesidir. Bununla birlikte, ameliyat yoluyla iki yumurtalığın çıkarılması halinde de kadın menopoza giriyor. Dolayısıyla, sadece rahim alınınca kadın adet görmüyor ve bir daha hamile kalamıyor ama menopoza girmiyor. Menopoz ancak rahimle beraber yumurtalıklar da alınırsa başlıyor.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Menopozla birlikte cinsel yaşam biter. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Menopoz döneminde kadınların yaklaşık yüzde 70’inde vajinal kuruluk, cinsel ilişkide ağrı, isteksizlik, idrar yaparken yanma ve sık enfeksiyon geçirme gibi yakınmalar oluşuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, ancak bu tür şikayetlerin tedavilerle giderilebildiğine işaret ederek, “Menopoz dönemindeki kadınlarda gelişen yakınmaların altta yatan nedeni, menopozla birlikte östrojen hormonunun azalması ve buna bağlı olarak vajinal bölgenin elastikiyetinin, kayganlığının ve florasının bozulmasıdır. Öncelikli olarak vajinal kayganlaştırıcı ve nemlendirici tedaviler uygulanabilirken, uygun hastalarda topikal veya sistemik yolla östrojen hormonunun verilmesi de sorunların büyük oranda düzelmesini sağlıyor” bilgisin veriyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Menopoz döneminde mutlaka kilo alınır. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Kadınlar genellikle menopozdan sonra kilo aldıklarından yakınıyorlar. “Ancak kilo almak hormonal değişimin değil, yaşlanmanın bir etkisidir” diyen Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, sözlerine şöyle devam ediyor: “İlerleyen yaşla birlikte metabolizmanın bir miktar yavaşlaması nedeniyle günde yaklaşık 250 kalori daha az enerji almak, bu süreci dengeleyecektir. Elbette her zaman olduğu gibi kilo dengesi menopoz döneminde de; liften zengin, meyve ve sebze ağırlıklı, protein ile kalsiyumdan zengin, yağ oranı düşük beslenme modeli ve düzenli egzersizlerle sağlanabiliyor” </p>
<p> </p>
<p><strong>Hormon tedavisi kansere neden olur. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Hormon tedavisinin meme kanserine yol açtığı endişesi nedeniyle pek çok kadın menopozun sebep olduğu sorunlara katlanmak zorunda kalıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran,<strong> </strong>menopoz doğal bir süreç olsa da yaşam kalitesini olumsuz etkileyen yakınmalar için mutlaka hekime başvurmak gerektiğini vurgulayarak, “İhtiyaç halinde de ilaç desteği almak doğru bir yaklaşım olacaktır. Kişisel olarak uygun hastalarda, uygun dozda ve sürede verilen hormon tedavileri yakınmaları giderirken, toplumda sanıldığı kadar yüksek oranda kanser vakasıyla karşılaşılmıyor” diyor. Hekime danışmadan uygulanan ve etkinliği ile güvenirliliği kanıtlanmamış birtakım bitkisel tedavilerden de mutlaka kaçınmak gerekiyor, zira bu yöntemler karaciğer, böbrek ve kalp gibi<strong> </strong>organlarda hasara neden olabiliyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Şikayeti olan her kadın hormon tedavisi alabilir</strong>. <strong>YANLIŞ!</strong> </p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Östrojen içeren hormon tedavileri menopozdaki yakınmaları hafifletmek amacıyla sık kullanılan bir yöntem olsa da, her kadın için uygun olmayabiliyor. Özellikle de rahim kanseri, meme kanseri, aktif karaciğer, kalp ve damar ile emboli gibi hastalıkların varlığında hormon tedavilerinin kullanımı önerilmiyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Menopoz döneminde hamilelik riski yoktur. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Özellikle ‘perimenopozal dönem’ olarak adlandırılan adetin kesilmesinden itibaren geçen bir yıl içinde düşük ihtimal de olsa hamilelik gerçekleşebiliyor. Dolayısıyla bu dönemde cinsel yaşamda korunmaya mutlaka devam etmek gerekiyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Menopoza geçiş döneminde yoğun âdet kanamaları normaldir. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Menopoza geçiş dönemi sıklıkla adet döngüsünün seyrekleşmesi veya kesilmesi şeklinde belirti veriyor. Tam tersi olarak yoğun âdet kanamaları, düzensiz ve sık kanamalar altta yatan rahimde kalınlaşma, miyom ile polip gibi bir jinekolojik hastalıkla ilişkili olabiliyor. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, dolayısıyla bu süreçte gözlenen yoğun kanamalarda mutlaka hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekiyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-hakkinda-dogru-sanilan-10-hatali-bilgi-411416">Menopoz Hakkında Doğru Sanılan 10 Hatalı Bilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 08:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm yaş gruplarında yaygın bir sağlık problemi olan alerjik hastalıklar çocukları daha fazla etkisi altına alıyor. Öyle ki her üç çocuktan birinde ‘alerjik reaksiyon’ tespit ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128">Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm yaş gruplarında yaygın bir sağlık problemi olan alerjik hastalıklar çocukları daha fazla etkisi altına alıyor. Öyle ki her üç çocuktan birinde ‘alerjik reaksiyon’ tespit ediliyor. Üstelik alerjik hastalıkların çocuklarda görülme sıklığının her geçen gün arttığı görülüyor.</p>
<p>Ağustos ve eylül aylarında genellikle çayır–çimen polenleri ile yabani ot polenlerinin sorumlu oldukları alerjik hastalıklar çocuklarda ciltte basit bir kaşıntı veya hafif öksürük ya da burun kaşıntısı şeklinde kendini belli edebilirken, şiddetli anafilaksi tablosunda ise hayatı tehdit edebiliyor. Ancak alerjik hastalıkların özellikle erken dönemde tedavi edilmesi ve alınan önlemler daha sonraki yıllarda gelişebilecek pek çok sorunu önleyebiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya</strong>, tedavinin aksamaması için her şeyden önce alerjik reaksiyon konusunda doğru bilgi edinilmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek “Ebeveynlerin eş dosttan öğrendikleri bilgilerin doğruluğunu hekimlerine mutlaka teyit ettirmeleri gerekiyor. Zira, alerjik reaksiyon konusundaki hatalı bilgiler doğrultusunda hareket edilmesi tedaviyi aksatmasının yanı sıra çocuğun hayatını tehdit edebiliyor” diyor. <strong>Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya</strong>,<strong> </strong>çocuklarda alerjik hastalıklar hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!<strong> </strong></p>
<p><strong>Çocuğun alerjik hastalığı zamanla geçer</strong>. <strong>YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Çocuklarda özellikle astım, atopik dermatit ve alerjik nezle erken çocukluk döneminde başlar ve tedavi edilmezse ömür boyu sürebiliyor.</p>
<p><strong>Alerjik olduğu maddeye maruz kalması zamanla duyarsızlaşmasını sağlar. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Çocuğun alerjik olduğu maddeye maruz kalmasının ardından zamanla duyarsızlaşarak iyileşeceğine yönelik düşünce<strong> </strong>kesinlikle doğru değil. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Üstelik alerjik etkenin içeriğine göre oldukça tehlikeli bir tablo da oluşabiliyor. Özellikle alerjik besinleri çocuğa ısrarla yedirmek pek çok ciddi sorunun yanı sıra ölümle bile sonuçlanabiliyor. Örneğin süte çok duyarlı olan çocuk bir kaşık yoğurtla anafilaktik şoka girebiliyor” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>İnek sütüne alerjisi olan çocuklara keçi sütü verilebilir. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Toplumda inek sütüne alerjisi olan çocuklara keçi sütü verilebileceğine yönelik yaygın bir kanı var. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya,<strong> </strong>bu bilginin de doğru olmadığını belirterek, “İnek sütüne duyarlı olan çocukların yüzde 90’ından fazlası keçi, koyun ve manda sütüne de duyarlı oluyorlar. Ayrıca süt alerjisinde peynir, yoğurt ve tereyağı gibi sütten yapılan tüm ürünlerin de mutlaka yasaklanması gerekiyor” diyor.</p>
<p><strong>Alerjik hastalığı olan anne babanın çocukları da alerjik olur.</strong> <strong>YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Toplumdaki inanışın aksine alerjik hastalıkların tümünde değil bazılarında genetik yatkınlık oluyor. Örneğin, astım ve atopik dermatit daha çok genetik yatkınlık gösteriyor. Hem annede hem babada alerjik hastalık olması durumunda bu hastalıkların çocukta görülme riski daha da yükseliyor. Alerjiye yatkın olan çocukların yüzde 10-12’sinin ailesinde ise alerjik hastalık görülmüyor. </p>
<p><strong>Alerji tedavisinde kullanılan ilaçlar zararlıdır. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, tıp dünyasında kullanılan tüm ilaçların az veya çok yan etkisi olduğuna işaret ederek, “Burada önemli olan, ilaçlardan elde edilen yararın zarardan çok daha fazla olmasıdır. Bu prensipten hareketle, hekim kontrolünde ve doğru dozlarda kullanılan alerji ilaçları önemli yan etkiye sahip olmuyor.” diyor. </p>
<p><strong>Alerji ilaçları bağımlılık yapar.</strong> <strong>YANLIŞ!</strong> </p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Alerjik hastalıkların tedavisinde ilaçlar uzun yıllar kullanılsa bile bağımlılık yapmıyor. Çocuklar iyileştiklerinde ilaçlar sorunsuz ve aşamalı olarak kesiliyor.</p>
<p><strong>Alerjik hastalıkların kesin tedavisi aşılardır. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Bronşiyal astım ile alerjik nezle sorunu yaşayan ve polenler, tozlar ile arılara karşı duyarlı olan bazı çocuklarda tüm korunma önleminin yanı sıra ilaç tedavisine rağmen tam düzelme olmuyor. Alerjik çocukların çok az bir kısmını oluşturan bu tablolarda “immünoterapi” adı verilen aşı tedavisi yararlı olabiliyor.</p>
<p><strong>Çocuklarda alerjik hastalıklar geçince bir daha tekrarlamaz. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Çocuklarda iyileşen alerjik hastalıklar kalıcı bağışıklık bırakmıyor. Özellikle güçlü genetik yatkınlığı veya alerji yapıcı maddelere şiddetli duyarlılığı olan çocuklarda iyileşmeye rağmen kalıcı bağışıklık oluşmuyor. Dolayısıyla bu çocukların kendilerini ömür boyu korumaları ve alerjik tabloyla yaşamayı öğrenmeleri gerekiyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128">Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Kaygısını Artıran 10 Hatalı Düşünceden Uzak Durun</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisini-artiran-10-hatali-dusunceden-uzak-durun-384741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 12:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[durun]]></category>
		<category><![CDATA[düşünceden]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kaygısını]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek Öğrenim Kurumları Sınavı’na (YKS) günler kalırken, sınava girecek gençlerde ve ailelerinde sınav kaygısı oluşabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisini-artiran-10-hatali-dusunceden-uzak-durun-384741">Sınav Kaygısını Artıran 10 Hatalı Düşünceden Uzak Durun</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek Öğrenim Kurumları Sınavı’na (YKS) günler kalırken, sınava girecek gençlerde ve ailelerinde sınav kaygısı oluşabiliyor. Doğru yönetilemeyen bu kaygı, öğrencilerin hata olasılığını artırarak başarı şansını da düşürüyor. Mükemmeliyetçi ve rekabetçi kişilerde daha sık izlenen sınav kaygısının azaltılması için olumsuz düşüncelerin, olumlu alternatif düşüncelere çevrilmesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Esengül Ekici, sınav kaygısı ile baş etme yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Normal düzeydeki sınav kaygısı kişiyi motive eder</strong></p>
<p>Sınava kaygısı, bireyin öğrendiği bilgileri sınav esnasında etkin olarak kullanmasına engel olup başarısını düşüren yoğun kaygıdır. Gerekli ve normal bir duygu olan sınav kaygısı aslında, bireyi sınava çalışmaya motive eder ve başarı için istekli olunmasını sağlar. Eğer kişiyi rahatsız ederse, durumla orantısız olursa, karar verme süreçlerini bozup sınava hazırlanmayı engellerse o zaman bir sorun haline gelir.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı fiziksel belirtiler de gösterir</strong></p>
<p>Sınav kaygısı belirtilerinde, terleme, titreme, çarpıntı, dikkat sorunları, endişe, huzursuzluk, mide bulantısı, çalışmak istememe, bedensel belirtiler, kendini yetersiz, değersiz görme sayılabilmektedir. Bu belirtiler bireyin başarısının düşmesine neden olurken, sınav kaygısı yaşayan kişi ders çalışmayabilir, çalışmayı erteleyebilir veya sınav hakkında konuşmaz. Ayrıca çok çalışılmasına karşın başarıda düşme olabilir.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçi ve rekabetçi kişilerde daha çok görülür</strong></p>
<p>Sınav kaygısı sınavla ilgili gerçekçi olmayan düşüncelere sahip olanlarda, sınavın sürecinden çok sonucuna odaklananlarda, sınav sonucunu felaketleştirenlerde ve sınava ilişkin bilgisine güvensizlik duyanlarda olabilir. Ayrıca kişilik yapısı olarak mükemmeliyetçi, rekabetçi bireylerde daha sık rastlanır. Bir ruhsal bozukluk ortaya çıkmışsa ve belirtilerden dolayı işlevselliğinin bozulması, davranış bozukluklarının görülmesi ve kaygı ile başa çıkılamaması gibi durumlar psikiyatrik destek alınması gerektiğinin başlıca göstergeleridir.</p>
<p><strong>Sınav kaygısını tetikleyen gerçekçi olmayan düşünceleri, olumlu düşünceye çevirin</strong></p>
<p>Bireyin düşüncelerini sorgulaması ve alternatif düşüncelerle yeni bir gözden bakmayı öğrenmesi, nefes egzersizleri (4-7-8 nefes tekniği), kaygının normalize edilmesi, dikkatini başka noktalara odaklama tekniği sınav kaygısını gidermede kullanılabilecek başa çıkma yollarıdır. Bununla birlikte sınav kaygısını tetikleyen gerçekçi olmayan düşüncelerden sıyrılıp, bu endişeleri olumlu düşünceye çevrilmesi kişilere fayda sağlar. Gerçekçi olmayan düşüncelerden bazıları ve olumlu karşılıkları aşağıdaki şekilde sıralanabilir.</p>
<ul>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE:</strong> &#8220;Soruların yanıtları hızlıca aklıma gelmiyor ve bu durum çok zaman kaybettiriyor.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE</strong>: Soruların yanıtları hemen aklıma gelirse o soruları yanıtlarım, şayet gelmezse o zaman bunlarla uğraşmayıp diğer sorulara geçebilirim, o soruya da işaret koyup tekrar dönebilirim.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE:</strong> &#8220;Sınavda başarısız olmam demek ben bir hiçim demek.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE:</strong> “Sınav sonucum, benim değil sadece sınavın bir değerlendirmesi.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE</strong>: &#8220;Sınavı kazanamazsam annemin babamın yüzüne bakamam onlar benim için her şeyden fedakarlık ettiler.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE</strong>: “Anne babam ebeveyn olarak ellerinden geleni yaptılar, ben ebeveyn olsam ben de öyle yapardım, ben de çalışmak için elimden geleni yapacağım.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE:</strong> &#8220;Sınavda başaramazsam rezil olurum.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE:</strong> “Rezil olmak benim kafamda, benim hayatım sadece sınav sonucundan ibaret değil, başka şeyler de var hayatta sonuçta.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE:</strong> &#8220;Sınavda hiç dikkatim dağılmamalı.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE:</strong> “Dikkatim normal olarak tabiî ki dağılabilir, ben dikkatimi yeniden toplayarak devam edebilirim.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE:</strong> &#8220;Sınavda hiç heyecanlanmamam gerekir.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE:</strong> “Sınavda tabii ki heyecanlanılabilir, heyecanlanmak normal bir durumdur.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE:</strong> &#8220;Sınavda hiç bir soruda takılmamalıyım, soruları hemen yapmalıyım.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE:</strong> “Sınavda pek tabii bilemediğim zorlandığım soru olabilir, o zaman o soruyu atlarım, işaretlerim sonra geri dönerim, belki diğer soruları yapar ve puan kazanırım, aynı soruda zaman kaybetmeme gerek yok.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE:</strong> &#8220;Sınavda kesin başarılı olamayacağım.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE:</strong> “Sınav sonucunda başarı ya da başarısızlığı düşünmektense tek elimde olan şey olarak ders çalışmayı sürdürebilirim, böylece başarılı olma olasılığım artar.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE: </strong>&#8220;Sınavda kesin yetiştiremeyeceğim.&#8221;</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE: </strong>“Zamanı kullanmak benim kontrolümde ve dikkatimi sorulara verirsem yetiştirme olasılığım artar. Her çalıştığımı hatırlayabilmek ve sınavda yapabilmek benim elimde değil, tek elimde olan şey var o da çalışmak.”</li>
<li><strong>OLUMSUZ DÜŞÜNCE:</strong> “Sınavı kazanamazsam mahvolurum.”</li>
<li><strong>ALTERNATİF DÜŞÜNCE:</strong> “Sınavda başarısız olmam dünyanın sonu değil, telafisi var.”</li>
</ul>
<p><strong>Sınav ölüm kalım meselesi olarak gösterilmemeli</strong></p>
<p>Ailelerin yüksek beklentilerinin olması ve bunu yansıtmaları çocuğu olumsuz etkileyebilmektedir. Aileler çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalı, çocuğun sınava çalışmasını önemsemeli, çocuğa olumlu geri bildirimde bulunmalı ve çocuğa güven vermelidir. Sınavın ölüm kalım meselesi olmadığı, sınavda başarılı olamamanın dünyanın sonu olmadığı ve sonuç ne olursa olsun o ailenin evladı olarak sevildiği çocuğa aktarılmalıdır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-kaygisini-artiran-10-hatali-dusunceden-uzak-durun-384741">Sınav Kaygısını Artıran 10 Hatalı Düşünceden Uzak Durun</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 ayda bin 500 araç hatalı parktan çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-ayda-bin-500-arac-hatali-parktan-cekildi-380581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jun 2023 08:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[ayda]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[parktan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=380581</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araç ve yaya trafik akışının sorunsuz bir şekilde ilerlemesi içi çalışmalarını sürdüren Büyükşehir zabıtası, 5 ayda hatalı park eden 1.500 araca işlem uyguladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-ayda-bin-500-arac-hatali-parktan-cekildi-380581">5 ayda bin 500 araç hatalı parktan çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Araç ve yaya trafik akışının sorunsuz bir şekilde ilerlemesi içi çalışmalarını sürdüren Büyükşehir zabıtası, 5 ayda hatalı park eden 1.500 araca işlem uyguladı</p>
<p>Kocaeli’de hatalı park eden araçlara taviz verilmiyor. Kent genelinde trafik düzeni ve güvenliğinin sorunsuz şekilde seyretmesi amacıyla 7/24 görev yapan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanlığı ekipleri, hatalı park eden araçları çekici vasıtasıyla bulunduğu yerden alarak, trafik akışının hızlanmasını sağlıyor.</p>
<p><b>5 AYDA BİN 500 ARAÇ ÇEKİLDİ</b></p>
<p>Kent genelinde araçlarını kaldırım üzerine, bisiklet yollarına, engelli rampası ve yaya geçidi önlerine, park yasağı bulunan alanlara ve tramvay gibi toplu taşıma duraklarının bulunduğu yerlere park eden araçlar çekici vasıtasıyla çekiliyor. Bu bağlamda Zabıta ekipleri, 2023 yılının ilk 5 aylık periyodunda hatalı park eden bin 500 aracı çekerek trafiğe nefes aldırdı.</p>
<p><b>TRAMVAY GÜZERGÂHINA SIKI TAKİP</b></p>
<p>Zabıta ekipleri özellikle tramvay güzergâhında denetimlerini sıklaştırıyor. Bu bağlamda ekipler, hat üzerine park ederek seferlerin akmasına neden olan araçlara anında müdahalede ediyor. 2023 yılının ilk 5 aylık periyodunda hatalı park eden bin 500 aracın 450’si tramvay güzergâhından çekildi. Ekipler, tramvay güzergâhında hatalı parklanma yapan araç sürülerine göz açtırmıyor.</p>
<p><b>3 BİN ARACA PARA CEZASI</b></p>
<p>Park yasağı bulunan yerlere park eden araçların çekilmesi uygulamasını tüm kentte titizlikle gerçekleştiren ekipler, ilk etapta yanlış şekilde park eden araçları yaptıkları anonslarla uyarıyor. Anons uyarılarının ardından araç hatalı parklanmaya devam ederse harekete geçiliyor. Aracın ekipler tarafından zarar verilmeden alındığı fotoğraflanarak çekici vasıtasıyla en yakın yerdeki yediemin otoparkına çekiliyor. Bin 500 aracın hatalı parktan dolayı çekildiği ilk 5 aylık periyodda 3 bin araca ise emniyet vasıtasıyla idari para cezası uygulandı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-ayda-bin-500-arac-hatali-parktan-cekildi-380581">5 ayda bin 500 araç hatalı parktan çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Multipl Skleroz Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/multipl-skleroz-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-378337</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 May 2023 08:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[multipl]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<category><![CDATA[skleroz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378337</guid>

					<description><![CDATA[<p>Multipl Skleroz, etkisini sinir sisteminde gösteren ve ataklarla gelişen kronik bir sinir sistemi hastalığı olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/multipl-skleroz-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-378337">Multipl Skleroz Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Multipl Skleroz, etkisini sinir sisteminde gösteren ve ataklarla gelişen kronik bir sinir sistemi hastalığı olarak tanımlanıyor. Vücudu dışarıya karşı korumakla görevli olan bağışıklık sistemi kendi hücrelerini tanıma özelliğine sahip. Ancak bilinmeyen bir etken nedeniyle sistem bozulursa, bağışıklık sistemi özellikle sinir iletimini sağlayan beyin ve omurilikteki hücrelere karşı saldırı düzenliyor. Sinir hücreleri arasındaki iletimi sağlayan miyelin kılıfının hasarı sonucunda da Multipl Skleroz oluşuyor. MS hastalığının dünya çapında 2 milyondan fazla, ülkemizde de yaklaşık 50 bin kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. Bu hastalık güçsüzlük, uyuşma, yürüme bozukluğu, dengesizlik ve görme bozukluğu gibi durumlara yol açtığı için hastaların günlük yaşamlarını olumsuz etkileyebiliyor. Aslında günümüzde erken teşhis, doğru tedavi, düzenli takip ve yaşam tarzında yapılan değişiklerle MS hastaları uzun ve kaliteli bir yaşam sürebiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu</strong>, ancak Multipl Skleroz ile ilgili toplumda doğru sanılan hatalı bilgilerin teşhis ve tedavi açısından gecikmelere yol açtığına dikkat çekerek, “Bu gecikme de hastaların günlük yaşam aktivitelerinin olumsuz etkilenmesine ve hastalığın daha kötü seyretmesine neden olabiliyor. Dolayısıyla MS hastalığının belirtilerini bilmek ve zamanında hekime başvurmak çok önemlidir” diyor. <strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu</strong>, toplumda Multipl Skleroz hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Multipl Skleroz erken dönemde teşhis edilemez. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Multipl Skleroz, nöroloji hekimlerine doğru zamanda başvurulduğu takdirde, ayrıntılı bir hasta hikayesi ve muayene ile gerekli tetkikler sonrasında, erken dönemde rahatlıkla teşhis edilebiliyor. Kol ve/veya bacaklarda güçsüzlük ile uyuşma, dengesizlik, yorgunluk, çift görme ve görme bulanıklığı, konuşma bozukluğu gibi yakınmalar, Multipl Skleroz’un sık görülen belirtilerinden. Dolayısıyla bu yakınmalarda zaman kaybetmeden hekime başvurmak, hastalığın erken teşhis edilmesinde kilit rol üstleniyor. </p>
<p><strong>Kontrol altına alınamayan bir hastalıktır. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Toplumdaki yaygın inanışın aksine, Multipl Skleroz günümüzde ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor. MS hastalığına yönelik, ataklar sırasında ve uzun dönem koruyucu olarak etki eden ilaç seçenekleri mevcut. Son yıllarda artan çalışmalar doğrultusunda, hastalığın seyrine veya hastanın bireysel özelliklerine göre çok sayıda ilaç seçeneklerinden yararlanılıyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu,<strong> </strong>ilaçların enjeksiyon ve tablet formu olmak üzere iki gruba ayrıldıklarını belirterek, “Seçilecek olan ilaçlarda hastaya özgü bireysel özellikler ve tercihler göz önünde bulunduruluyor. Düzenli bir takiple birlikte ilaçlar arasında geçişler yapılabiliyor ve bu sayede yöntemler çok daha etkili olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Her MS hastası tekerlekli sandalyeye mahkumdur. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Multipl Skleroz; klinik izole sendrom, ataklarla seyreden ve ilerleyici seyreden olmak üzere temelde 3 alt gruba ayrılıyor. Klinik izole sendrom ile ataklarla seyreden MS iyi seyirli oluyor ve hastalarda yüzde 85 gibi yüksek bir oranda görülüyor. Kötü seyirli olan ilerleyici tip MS ise hastaların yüzde 15 oranını etkiliyor. Dolayısıyla uygun tedavi ve düzenli takiplerle çoğu hastanın bulguları rahatlıkla kontrol altına alınabiliyor. Böylece hastalar etkin tedaviyle günlük yaşamlarına sorunsuz bir şekilde devam edebiliyor.</p>
<p><strong>Genetik geçişli bir hastalıktır. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Ailesel bir geçiş söz konusu olsa da Multipl Skleroz’un genetik geçişli bir hastalık olduğu net olarak kanıtlanmamış. Genetik ve çevresel etkenler hastalığın gelişiminde birlikte rol alıyor. Ailesinde MS olan bir kişi normal popülasyona göre daha riskli olmakla birlikte bu durum hastalığın genetik geçişli olduğunu göstermiyor. Sigara, diyet, güneş ışığına fazla maruz kalmak, stres, D vitamini eksikliği ve geçirilmiş enfeksiyonlar çevresel etkenler arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Multipl Skleroz hastaları yazın dışarı çıkmamalıdır. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Multipl Skleroz’un semptomları yoğun egzersiz veya ısı artışı durumlarında şiddetlenebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu,<strong>  </strong>ancak bu durumun hastaların yaz aylarında asla dışarı çıkamayacakları anlamına gelmediğine işaret ederek, “Hastalar, saunaya gitmemek veya tatillerde sıcakların çok yoğun yaşandığı ayları tercih etmemek gibi önlemlerle aşırı sıcak ortamlardan olabildiğince kaçınarak, günlük hayatlarına devam edebilirler. Günlük hayatın içinde olmak aynı zamanda psikolojik olarak da destek sağladığı için hastalığın tedavisinde de önem taşıyor.” bilgisini veriyor.   </p>
<p><strong>MS hastası kadınların hamile kalmaları sakıncalıdır. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Hormonal denge açısından farklı özellikler taşımak gibi bazı etkenler nedeniyle kadınlarda erkeklere nazaran iki kat fazla görülen MS, özellikle 20-40’lı yaşlar arasındaki doğurganlık çağında gelişiyor. Dolayısıyla MS hastası kadınların en büyük endişelerinden biri, anne olma şansını yitirmek oluyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu, Multipl Skleroz’un hamile kalmaya ve doğum yapmaya kesinlikle engel oluşturmadığını vurgulayarak, “Hastalık aktivitesini kontrol altına alan ilaçlar sayesinde hastalar hem doğum yapabiliyor hem de emzirebiliyorlar. Bu noktada önemli olan asıl konu, hastaların hamilelik planlamalarını kendilerini takip eden nöroloji hekiminin kontrolünde yapmalarıdır.” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Multipl Skleroz’da egzersiz yapmaktan kaçınılmalıdır. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Multipl Skleroz hastaları kendilerini diğer kişilere göre daha yorgun hissedebiliyorlar. Ancak bu sorunla başa çıkmak için yapılabilecek en önemli şey düzenli egzersiz yapmaktır. Zira egzersiz sağladığı faydaların yanı sıra hareketsiz kalmanın yol açabileceği pek çok sorunu önlemesi açısından da değer taşıyor. “Kaliteli bir yaşam için MS hastalarına düzenli egzersiz yapmaları, sağlıklı beslenmeleri ve sigara içmemeleri konusunda mutlaka gerekli bilgilendirmeler yapılıyor” diyen Dr. Ezgi Yakupoğlu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak egzersizin hem sıklığı hem de tipi açısından hasta ve doktor mutlaka iletişim halinde olmalıdır. MS hastaları için en ideal egzersiz türleri ise yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi aerobik egzersizleridir.” diyor. </p>
<p><strong>Multipl Skleroz hastaları çalışamaz. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> MS hastalarının çok büyük bir kısmı günlük yaşamlarına aynı şekilde devam edebiliyor ve işlerini rahatlıkla yapabiliyorlar. Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Yakupoğlu, “Önemli olan, doktor ile hasta arasında güven içeren bir iletişimin kurulması ve düzenli takiplerin yapılmasıdır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/multipl-skleroz-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-378337">Multipl Skleroz Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetersizlik duygusu öğrenilen hatalı düşüncelerle gelir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetersizlik-duygusu-ogrenilen-hatali-dusuncelerle-gelir-378237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 May 2023 17:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düşüncelerle]]></category>
		<category><![CDATA[duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[gelir]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenilen]]></category>
		<category><![CDATA[yetersizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yetersizlik duygusunun bir noktaya kadar sağlıklı olduğunu belirten uzmanlar rahatsızlık verdiği noktada bir özgüven sorununa dönüşebileceğinin altını çiziyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetersizlik-duygusu-ogrenilen-hatali-dusuncelerle-gelir-378237">Yetersizlik duygusu öğrenilen hatalı düşüncelerle gelir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yetersizlik duygusunun bir noktaya kadar sağlıklı olduğunu belirten uzmanlar rahatsızlık verdiği noktada bir özgüven sorununa dönüşebileceğinin altını çiziyor. Yetersizlik duygusunun kökeninin çocukluğa kadar gittiğini söyleyen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, aileleri uyarıyor: “Erişkin dönemde yetersizlik duygusunun gelişmemesi için çocukluk çağında ailelerin çocuklarından beklentilerini makul ölçülerde tutması, çocuğa yeterlilik hissini vermesi gerekir. Ancak bunun için ebeveynin de kendisini yeterli hissetmesi önemlidir.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, yetersizlik duygusunun kişide nasıl geliştiğini açıkladı ve bu duyguyla başa çıkmak için önerilerini sıraladı.</p>
<p><strong>Ebeveynler çocuklara yeterlilik hissini verebilmeli</strong></p>
<p>Yetersizlik duygusunun bir noktaya kadar sağlıklı olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Ancak rahatsızlık veriyorsa bir özgüven ve bağımlılık sorunudur. Yetersizlik duygusunun kökeni çocukluğa kadar gider. Bir çocuk neyin yeterli, neyin yetersiz olduğuna dair bilgiye sahip değildir. Bu bilgi sosyal öğrenme ile elde edilir. Çocuk ebeveyninden nasıl yeterli hissedileceğini öğrenir. Ancak bunun için ebeveynin de kendisini yeterli hissetmesi gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuk, yaşının üzerinde bir sorumluluk aldıysa yetişkinlikte yetersiz hissedebilir </strong></p>
<p>Yetersizlik hissedildiğinde çocukluk dönemine bakılması gerektiğini belirten Candaş Demir, “Terapilerde çoğu zaman danışanın getirdiği yetersizlik hissinin gerçek bir yetersizlik olmadığını, öğrenilen ve hatalı düşünceler ile gelen bir duygu olduğunu görüyoruz.” dedi.</p>
<p>Yetersiz hisseden kişinin çocukluğunda kendisinin yapabileceğinden fazla bir talep ile karşı karşıya kalmış olduğunu sözlerine ekleyen Candaş Demir, “Kendine yetemeyen ebeveyn, öğretmen, aile üyeleri sıklıkla çocuktan büyük beklentiler içindedir. Çocuğun yaptığı şeyler onlara bir türlü yetmez. Klasik bir örnek olarak sınavdan 90 alır, neden 100 almadın derler. Çocuğa, gelişim sürecinde kendi yaşının üzerinde bir sorumluluk verildiyse, yetişkin olduğunda yetersiz hissetme ihtimali yüksektir. 6-7 yaşlarındaki bir çocuğa kardeşinin bakım sorumluluğunun verilmesi buna örnek olabilir. O yaşta bir çocuk kardeşine bakamaz ve doğal olarak yetersiz hisseder. Yetişkin olduğumuzda işte bu yetersizliği beynimiz bize hatırlatır.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Yetersiz hisseden kişiler aldığı kararların ilişkisini bozacağını düşünür</strong></p>
<p>Yetersiz hisseden kişilerin özerklikle ilgili sorunları olduğuna değinen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bu kişilerin kendi başına bir şeyler yapabilme becerileri zarar görmüştür. Kendi geleceğini kendisinin belirleyemeyeceğini düşünür. Kendini bağımlı algılayabilir. Başarı potansiyelini düşük görür, güvensiz hisseder. Özerk olarak aldığı kararların ilişkisini bozacağını düşünür. Onay arayışı vardır.” diyerek yetersiz hisseden kişilerin özelliklerini sıraladı.</p>
<p><strong>Çocuktan beklentiler makul seviyede tutulmalı</strong></p>
<p>Yetersizlik duygusuyla başa çıkmak için önerilerini sıralayan Candaş Demir, öncelikle ailelere uyarıda bulundu:</p>
<p>“Bireyin erişkin dönemde yetersizlik duygusunun gelişmemesi için çocukluk çağında ailelerin beklentilerini makul ölçülerde tutması gerekir.”</p>
<p>Hissedilen duygunun ‘yetersizlik’ olduğunu kabul etmenin bu duygu ile başa çıkma noktasında önemli olduğuna vurgu yapan Candaş Demir, “Bu yetersizliğin ‘gerçek’ bir yetersizlik olup olmadığını değerlendirmek, sınırları belirlemek ve zaten kişinin yapamayacağı bir konuda kendisine koyduğu standartlarını gözden geçirmek gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Kişi kendini yetersiz gördükçe yalnızlaşma eğilimi gösterir</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalarda yetersizlik duyguları yoğun olan kişilerin diğer insanları tehdit olarak algıladığının görüldüğünü ifade eden Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Başkaları ile kıyas yapmamak, kendimize odaklanmak önemlidir. Yalnız kalmamak, sosyalleşmek gereklidir. Yine çalışmalara göre, yalnızlık ve yetersizlik arasında yüksek düzeyde pozitif korelasyon mevcuttur. Yani kişi kendini yetersiz gördükçe yalnızlaşma, kendini saklama eğilimi göstermektedir. Başkalarıyla birlikte olmak bu duygu ile daha kolay başa çıkabilmemizi sağlar. Tüm bunlara rağmen yaşanılan yetersizlik ile başa çıkılamıyorsa bireysel psikoterapi için bir uzmana başvurabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetersizlik-duygusu-ogrenilen-hatali-dusuncelerle-gelir-378237">Yetersizlik duygusu öğrenilen hatalı düşüncelerle gelir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
