<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hastalıkların | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklarin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklarin</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Feb 2026 09:19:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>hastalıkların | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklarin</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sağlık çalışanlarının aşılanması ile rol model oluşturulmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-calisanlarinin-asilanmasi-ile-rol-model-olusturulmali-615625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılanması]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanlarının]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturulmalı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615625</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “2. Aşı ve Aşılamanın Önemi Günleri Sempozyumu”nda aşıyla önlenebilen hastalıkların yanı sıra çocuklarda, yetişkinlerde ve sağlık çalışanlarında aşılamanın koruyucu etkilerine dikkat çekildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-calisanlarinin-asilanmasi-ile-rol-model-olusturulmali-615625">Sağlık çalışanlarının aşılanması ile rol model oluşturulmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “2. Aşı ve Aşılamanın Önemi Günleri Sempozyumu”nda aşıyla önlenebilen hastalıkların yanı sıra çocuklarda, yetişkinlerde ve sağlık çalışanlarında aşılamanın koruyucu etkilerine dikkat çekildi. Sağlık çalışanlarının aşılanmasının öneminden bahseden İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Toprak, sağlık çalışanlarının aşılanmasının toplumda örnek davranış olarak gösterildiğinde genel aşı kabulünü artırabileceğini söyledi.</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Creative Lab.&#8217;da gerçekleştirilen sempozyumun moderatörlüğünü yapan </span></span></span></span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, <span>her yıl 1 milyondan fazla çocuğun aşıya erişemediği için aşıyla korunulabilen hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Aşılama oranlarının düşmesinde aşı karşıtlığındaki artışın etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “<span>Dünya Sağlık Örgütü’nün insanlığı tehdit eden 10 önemli faktör arasında yer verdiği, aşı karşıtlığı önemli bir yer tutuyor. Özellikle bu sorunun dünyada yaygınlaştıını görmekteyiz, ülkemizde de benzer bir durum söz konusu. Ülkemizde 2010’lu yıllarda 100 aile çocuklarını aşılatmak istemezdi. Çocuğunun aşılanmasını istemeyen aile sayısı 2025’te 100 bini aştı, bu çok olumsuz bir durum” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Aşılama oranlarının düşüşüyle beraber kızamık salgınları ortaya çıkıyor</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>2022‘de yapılan bir yayından örnek veren Prof. Dr. Selim Badur, “1 yaş altı çocuklarda aşılama oranlarında Türkiye yüzde 95 gibi iyi bir yerde. Bu da son zamanlarda azalmakta ve kızamık salgınları ortaya çıkıyor. Çocuklarda nispeten yüksek olan aşılama oranları erişkin aşılamalarına bakılınca yüzde 6’lar civarında olduğunu görüyoruz” dedi. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Erişkinlerde aşılama oranları düşük seviyede</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Erişkin aşılamasının da çok önemli olmasına rağmen aşılama oranlarının çok düşük olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Badur, yapılan bazı çalışmalarda tetanoz, Hepatit B, özellikle influenza, pnömokok aşılama oranlarının da oldukça düşük seviyelerde olduğunu söyledi. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Aşılanma konusunda bilinçlenmenin sağlanması ve aşı konusunda önyargı ve yanlış bilgilerin yayılmasının önlenmesinde bilimsel toplantıların önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, bu sempozyumun da bu anlamda önemli olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Prof. Dr. Selda Hançerli, çocukluk çağı aşılamasının önemini anlattı</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selda Hançerli, ulusal çocukluk çağı aşıları ile aşılamanın çocuk sağlığı üzerindeki koruyucu etkilere değindi. Aşının sadece hastalıkları önlemede değil, hastalıkların sonuçlarından da koruduğunu belirten Prof. Dr. Selda Hançerli, “Aşılama yani bağışıklama, immünolojik ajanlarla hastalıkların yok edilmesidir. Korunabilir hastalıkların ortaya çıkışını engellediğiniz zaman hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin de önüne geçiyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Boğmaca, Hepatit B, kızamk, kızamıkçık, suçiçeği, difteri, tetanoz ve kabakulak gibi pek çok hastalığın aşılama sayesinde önlenebildiğini belirten Prof. Dr. Selda Hançerli, “Şu anda tüm dünyada eridike edilmiş kanıtlanmış tek hastalık çiçek hastalığı. Aşılama sayesinde bir hastalık dünyadan yok oldu. Aşılama sayesinde amacımız bu hastalıkların eksilmesini sağlamak” dedi. Prof. Dr. Selda Hançerli ergenlik dönemindeki aşılamanın da çok önemli olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen: “Aşıyla önlenebilen hastalıklar nedeniyle 42 bin yetişkin yaşamını yitiriyor” </span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Şehir Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen, erişkin aşılamasının önemini vurguladı. Yetişkin aşılamasının son birkaç yıldır hayatımızda olduğunu belirten Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen, bu farkındalığın özellikle pandemi döneminde arttığının altın çizdi. Aşıyla önlenebilen hastalıklar nedeniyle ABD’de her yıl 300 çocuk ölürken 42 bin yetişkinin öldüğünü ifade eden Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen, “Çocukluk döneminde yapılan aşıların koruyuculuğunun erişkinlik döneminde etkisini kaybetmesi nedeniyle erişkinlerde aşılama büyük önem taşıyor” dedi. Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen, tetanoz, boğmaca, difteri, influenza, pinomokok, zatürre ve zona aşılarının yetişkinlerde önleyici etkilerini anlattı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Prof. Dr. Dilek Toprak:  “Sağlık çalışanlarının aşılanması çok önemli”</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Toprak ise sağlık çalışanlarının aşılanmasının öneminden bahsetti. Sağlık çalışanları için temel aşı takvimi hakkında bilgi veren  Prof. Dr. Dilek Toprak, Hepatit A, Hepatit B, influenza, kızamık, kabakulak, kızamıkçık, suçiçeği ve meningokok aşılarının yaptırılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Sağlık çalışanları yılda bir kere influenza aşısı olmalı</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Mevsimsel influenza aşısının yılda bir kere yaptırılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Dilek Toprak, tetanoz ve difteri aşılarının da önemli olduğunu, özellikle tetanoz aşısının 10 yılda bir yaptırılması gerektiğini kaydetti. Sağlık çalışanlarının ülke çapında gerçekleştirilen standart tarama ve bağışıklama programlarına alınması ve hastane yönetimleri tarafından aşı konusunda gerekli kolaylıkların sağlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Dilek Toprak, sağlık çalışanlarının aşılanmasının toplumda örnek davranış olarak gösterildiğinde genel aşı kabulünü artırabileceğini sözlerine ekledi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-calisanlarinin-asilanmasi-ile-rol-model-olusturulmali-615625">Sağlık çalışanlarının aşılanması ile rol model oluşturulmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 08:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[biliminin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[neuroconnect]]></category>
		<category><![CDATA[Nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, sinir bilimin (nörobilim) güncel araştırma alanlarını ve geleceğe yön veren yaklaşımlarını bir araya getiren “NeuroConnect Sinir Bilimi Günü” ile akademi dünyasında önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178">Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, sinir bilimin (nörobilim) güncel araştırma alanlarını ve geleceğe yön veren yaklaşımlarını bir araya getiren “NeuroConnect Sinir Bilimi Günü” ile akademi dünyasında önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Ufuk Avrupa destekli GEMSTONE Projesi kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen uluslararası etkinlik, genç araştırmacılar ile nörobilimin önde gelen bilim insanlarını aynı platformda buluşturdu.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı ve GEMSTONE Projesi Yürütücüsü Prof. Dr. Filiz Onat başkanlığında, Sinir Bilimi Anabilim Dalı koordinasyonunda; ACUTBAT, Acıbadem Üniversitesi Nörobilim Öğrenci Kulübü ve Sinir Bilimi Öğrenci Araştırma Grubu iş birliğiyle gerçekleşen ACU NeuroConnect sempozyumu, nörobilimde ağ temelli yaklaşımlar, gen ve hücre tedavileri, nörodejeneratif hastalıkların mekanizmaları, yapay zekâ ve büyük veri uygulamaları gibi başlıklara odaklandı. Uluslararası etkinliğin bilimsel çerçevesini şekillendiren Prof. Dr. Filiz Onat, “Bugün beyni, izole merkezlerden oluşan bir yapı gibi değil; sürekli iletişim hâlindeki dinamik bir ağ olarak ele alıyoruz. Bu bakış açısı, öğrenme, hafıza ve duygulanım bozukluklarını anlamada devrim niteliğinde” şeklinde konuştu…</strong></em></p>
<p><em><strong>ACU NeuroConnect’in bilimsel temelini oluşturan GEMSTONE Projesi, epilepsi ve Parkinson hastalıklarının nörogelişimsel mekanizmalarını sinir bilim odağında ele alırken; ileri araştırma teknolojileri, genetik ve transgenik modeller ile güçlü uluslararası iş birlikleri aracılığıyla üniversitenin nörobilim alanındaki araştırma kapasitesini ve uluslararası görünürlüğünü güçlendirmeyi amaçlıyor…</strong></em></p>
<p>Nörobilimde son yıllarda yaşanan dönüşümü bütüncül bir bakışla değerlendiren Prof. Dr. Filiz Onat, beynin artık tek tek bölgeler üzerinden değil, etkileşim hâlindeki ağlar üzerinden ele alındığını vurgulayarak, bu yaklaşımın özellikle bilişsel süreçler ve nöropsikiyatrik bozuklukların anlaşılmasında belirleyici olduğunu ifade ediyor. Fonksiyonel görüntüleme tekniklerindeki ilerlemelerin sağlıklı ve hastalıklı beyin arasındaki farkların daha erken ve hassas biçimde saptanmasına olanak tanıdığını belirten Prof. Dr. Filiz Onat, “Yapay zekâ ve büyük veri analizlerinin nörobilime entegrasyonu çok önemli. Yapay zekâ, nörobilimin yerini alan bir araç değil; aksine insan beyninin karmaşıklığını çözebilmemiz için bize yeni bir pencere açıyor” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Filiz Onat, nörobilimin geleceğinde kişiselleştirilmiş tedavilerin belirleyici olacağını vurgulayarak, genetik, çevresel ve nörofizyolojik verilerin birlikte değerlendirilmesinin önemini şu sözlerle ifade ediyor: </p>
<p>“Artık ‘tek hastalık, tek tedavi’ anlayışından uzaklaşıyoruz. Her beynin kendine özgü bir imzası var ve biz bu imzayı okuyabildiğimiz ölçüde etkili tedaviler geliştirebileceğiz”…</p>
<p><strong>Beyin Hastalıklarında Hücre ve Gen Tedavileri </strong></p>
<p>Sempozyumun önemli konuşmacılarından Lund Üniversitesi Sinir Sistemlerinde Beyin Onarımı ve Görüntüleme (Brain Repair and Imaging in Neural Systems, BRAINS) Departmanı Araştırma Yöneticisi Prof. Dr. Deniz Kırık, Parkinson hastalığına yönelik hücre ve gen tedavilerindeki güncel gelişmeleri kapsamlı biçimde ele aldı. Hücre nakline dayalı yaklaşımların son 30 yılda aşamalı olarak geliştiğini belirten Prof. Dr. Deniz Kırık, geçmişten bugüne yaşanan dönüşümü şöyle özetliyor: </p>
<p>“İlk uygulamalarda primer hücreler kullanılıyordu ve en verimli sonuçlar fetüsten elde edilen dopamin hücreleriyle alınıyordu. Ancak teknik ve etik sorunlar nedeniyle, bugün odağımız kök hücre temelli yaklaşımlara kaymış durumda.”</p>
<p>Hayvan deneylerinden elde edilen olumlu sonuçların ardından klinik çalışmaların başladığını ve insan kök hücrelerinden elde edilen dopamin hücrelerinin belirli beyin bölgelerine nakline dayalı çalışmaların önümüzdeki yıllarda önemli sonuçlar verebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Deniz Kırık, “Önümüzdeki 3–5 yıl içinde, potansiyeli en yüksek hücre preparatlarının klinik kullanıma girmesini bekliyoruz. Gen tedavilerinde hedef seçimi, hastalığın evresine göre değişiyor. Erken evrede GDNF gibi nörotrofik faktörler, ileri evrelerde ise dopamin sentezine yönelik genler öne çıkıyor. Bugüne kadar örneğin Parkinson hastalığı için kullanılan gen tedavi yöntemlerinde güvenlik açısından ciddi bir sorunla karşılaşmadık” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Nadir Hastalıklar, Yaygın Hastalıkların Tedavisine Işık Tutuyor  </strong></p>
<p>University College London Nöroloji Enstitüsü, Kas Hastalıkları Departmanı’ndan Klinik Araştırmacı Dr. Rauan Kaiyrzhanov, nadir görülen nörolojik hastalıkların genetik temellerine odaklanan çalışmaların çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Özellikle Orta Asya ve Kafkasya popülasyonlarında akraba evliliklerinin yüksek oranda olması,  nadir genetik hastalıkların görülme sıklığını artırıyor. Yaptığımız bilimsel incelemelerde sadece 1.000 aileyi analiz ederek yaklaşık 100 potansiyel yeni hastalık geni belirledik. Bu durum, henüz keşfedilmemiş birçok hastalık mekanizması olabileceğini gösteriyor” diyor…</p>
<p>Nadir hastalık araştırmalarının yalnızca küçük hasta gruplarıyla sınırlı kalmadığını vurgulayan Dr. Rauan Kaiyrzhanov, bu çalışmaların yaygın hastalıkların anlaşılmasına da doğrudan katkı sunduğunu belirtiyor: “Genetik epilepsilerden ailesel hiperkolesterolemiye kadar birçok nadir hastalık çalışması, bugün milyonlarca insanı etkileyen yaygın hastalıkların tedavi yaklaşımlarını şekillendirdi.”</p>
<p>Dr. Rauan Kaiyrzhanov’a göre, nadir hastalık araştırmaları sayesinde, yaygın hastalıkların tedavisinde de doğrudan ilerlemeler sağlandı: “Ailesel hiperkolesterolemi çalışmaları LDL reseptörlerinin rolünü ortaya koyarak, günümüzde yaygın olarak kullanılan statinler ve PCSK9 inhibitörlerinin geliştirilmesine yol açtı. Ailesel obezite çalışmaları leptin–melanokortin yolaklarını ortaya çıkardı ve bu mekanizmalar güncel obezite tedavilerinin temelini oluşturdu. Neonatal diyabet çalışmaları KATP kanal mutasyonlarını tanımlayarak, bazı hassas tedavilerin önünü açtı ve tip 2 diyabet biyolojisine katkı sağladı. Genetik epilepsi araştırmaları, nöronal iyon kanal bozukluklarını açıklayarak hem epilepsi hem de nöropatik ağrı tedavisinde kullanılan ilaçların mekanizmalarını geliştirdi. BRCA1/2 gibi genetik kanser sendromları ise tarama, korunma ve hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı”&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Genetik Testler ve Dizileme Teknolojileri Hızla Gelişiyor</strong></p>
<p>Özellikle çocuklar ve yetişkinlerde görülen nadir nörolojik hastalıklar üzerinde çalıştığına değinen Dr. Rauan Kaiyrzhanov gelişimsel gecikme, epileptik ensefalopatiler, hareket bozuklukları, ALS, serebellar ataksi, Huntington hastalığı ve Parkinson alanlarında önemli bilimsel araştırmalar gerçekleştirdiklerine dikkat çekiyor. Son yıllarda bu hastalıkların genetik temelini anlamada çok önemli gelişmeler yaşandığını vurgulayan Dr. Rauan Kaiyrzhanov, “Bu alanlarda birkaç önemli ilerleme kaydedildi. Örneğin Parkinson hastalığında ‘Seed aggregation assay’ yönteminin geliştirilmesi, geç başlangıçlı serebellar ataksinin en yaygın genleri olarak FGF14 ve RFC1’in keşfi ve Huntington hastalığında ATM-130 gen tedavisinin geliştirilmesi bunlar arasında yer alıyor” şeklinde konuşuyor…</p>
<p>Dr. Rauan Kaiyrzhanov’a göre genetik testler ve dizileme teknolojilerinin hızla geliştiği bir çağdayız. Bu gelişmelerin nadir görülen nörolojik hastalıkların tanısına büyük katkı sağladığına dikkat çeken Dr. Rauan Kaiyrzhanov, sözlerini şöyle tamamlıyor: </p>
<p>“Son yıllardaki genetik dizileme alanındaki gelişmeler, nadir hastalıkların tanı ve bakımını kesinlikle iyileştirdi. Her yıl yaklaşık 300 yeni hastalık geni tanımlanıyor. Üçüncü ve dördüncü nesil dizileme teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla, bugün çözülemeyen genetik hastalıkların da aydınlatılması ve bu hastalıkların tedavi edilebilmesi mümkün olacak”…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178">Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 17:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizme]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı. İstanbul’da düzenlenen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda hava kirliliği ve iklim krizinin çocuk sağlığı üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla, güncel bilimsel veriler ışığında tartışıldı; temiz havanın çocuklar için temel bir insan hakkı olduğu vurgulandı. Üç panel ve bir forum oturumundan oluşan sempozyumun konuşmacıları arasında, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Nilay Etiler, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ddr. Bülent Tandoğan, Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zerrin Orbak, Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Duygu Övünç Hacıhamdioğlu, Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Semih Ayta, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı Dr. Selin Çakmakcı Karakaya ve Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Emine Zengin yer aldı. </p>
<p>Hava kalitesi, özellikle sanayileşme ve kentleşmenin hızla arttığı ve/veya halihazırda yoğun olduğu bölgelerde, günümüzde insan sağlığının en önemli çevresel belirleyicisi. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne (DSÖ) göre dünya çapında 5 yaşından küçük her 10 çocuktan 1’i hava kirliliğine bağlı olarak hayatını yitiriyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de 1 Yılda 538 Yenidoğan Kirli Hava Nedeniyle Hayatını Kaybetti </strong></p>
<p>Zira çocuklar, hava kirliliği söz konusu olduğunda en kırılgan toplum kesimi. Fizyolojik ve metabolik özellikleri nedeniyle hava kirliliğinin olumsuz etkilerine daha açıklar. Akciğerleri ve bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmemiş; solunum hızları daha fazla ve kan-beyin bariyerleri daha geçirgen. Yetişkinlere göre açık havada daha çok vakit geçiriyorlar. Bununla birlikte hava kirliliğinin tehlikeleri konusunda daha az farkındalığa sahipler. Düşük sosyo-ekonomik statüye sahip hanelerde yaşayan ve çalışan çocuklar için risk daha da fazla. Erken dönemde hava kirliliğine maruz kalma ömür boyu hasara yol açabiliyor.</p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>THHP Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan</strong> şöyle konuştu: “Türkiye’de ölüm sebepleri arasında hava kirliliği 5. sırada. Ülkemizde sadece 2021’de 538 yenidoğan hava kirliliğinin yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitirdi; 0-6 günlük bebeklerde ölümlerin yüzde 10,1&#8217;i ve 7-27 günlük bebekler arasında ölümlerin yüzde 7,52&#8217;si hava kirliliğine atfediliyor. Sadece ölümlere değil, hastalıklara da yol açan hava kirliliği, bir halk sağlığı sorunudur ama özellikle üzerinde durulması gereken, önlenebilir bir sağlık sorunu olması. Hava kirliliği, etkili politikalar ve hava kirliliği kaynaklarının kontrolü ile engellenebilir.” </p>
<p><strong>Anne Karnında Başlayan Etki</strong></p>
<p>Hamilelikte önemli hormonal değişiklikler olur ve hava kirliliği bu hassas dengeyi bozabilir. Toksinler, annenin solunum, dolaşım ve bağışıklık sistemi üzerinden plasentadan fetüse geçiyor. Gebelikte kirleticilere maruz kalmak, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini artırıyor, çocukların ilerleyen yaşlarda kalıcı sağlık sorunları yaşamasına neden oluyor. </p>
<p>Bebeklerin hayata sağlıklı bir başlangıç yapabilmelerinin, anne karnında temiz havaya erişimleri ile yakından ilgili olduğunu belirten uzmanlar, temiz havanın yüz binlerce yenidoğan ölümünü önleyebileceğinin altını çizdi.  </p>
<p><strong>Ağaçlandırma Kanser Gelişimini Yüzde 20 Azaltabilir</strong></p>
<p>Anne karnında ya da doğum sırasında maruziyet ile çocukluk çağı kanser riski arasında da doğrusal bir ilişki söz konusu. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın kanserojen olarak tanımladığı PM2.5, NO₂, ozon ve benzen gibi kirleticiler, tümör gelişimini tetikleyerek çocukluk çağı kanserlerinin riskini artırıyor. </p>
<p>Çalışmalar, çocukların kansere yakalanmasında; annenin gebeyken kirli hava solumasının yüzde 32, doğum sonrası maruz kalmasının yüzde 37 ve babanın maruziyetinin ise yüzde 12 oranında etkili olduğunu gözler önüne serdi. </p>
<p>Sempozyumda, hava kirliliğinin ve buna bağlı kanser gibi hastalıkların önlenmesinde yönetimlere büyük bir görev düştüğü vurgulandı. Bir bilimsel çalışmaya göre ağaçlandırmanın hava kirliliğine bağlı kanser gelişimini yüzde 20 azaltabileceğine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>Alzheimer Hastalığı Riskinin Artmasında Rol Oynuyor</strong></p>
<p>“Günümüzde, 2 milyar çocuğun hava kirliliğinden şiddetli şekilde etkilendiği tahmin ediliyor. Çocukluk döneminde kirli havaya maruz kalan bireylerde genetik faktörlerin de etkisiyle ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riskinin arttığını ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır” diyen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>Çocuk Nörolojisi Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Semih Ayta</strong> sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Gebelik ve çocuklukta hava kirliliğine maruz kalmanın beyin gelişimi üzerine olumsuz etkileri olduğu saptandı. Üstelik bu olumsuz etkiler, hava kirliliği için Avrupa Birliğince izin verilen limitlerin altında da gözlemlendi. Kısaca, insan yaşamı süresi boyunca muhtemel kalp-damar, solunum, merkezi sinir sistemine yönelik hastalıkların ortaya çıkmasında hava kirliliğinin etkisi var. Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda dinlediğimiz bilimsel çalışmalar, temiz havanın çocuk sağlığı ve iyilik hali ile ilişkili olduğunu, yetişkinlik döneminde yaşam kalitesine etki ettiğini ortaya koyuyor.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda, artan düzeylerde kirli havaya maruz kalmanın, epileptik nöbetler nedeni ile acil servise başvuruları arttırdığı gündeme getirildi.  Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve otizm spektrum bozuklukları (OSB) gibi gelişimsel sorunlarda da yine hava kirliliğinin etkisi olduğu belirtildi. </p>
<p><strong>Solunum Yolu Hastalıkları, Böbrek Sorunları, MS, Diyabet… </strong></p>
<p>Hava kirliliği, solunum sistemi hastalıklarının oluşmasındaki temel etkenlerden. Hava kalitesindeki değişiklikler, özellikle influenza ve RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs gibi viral spesifik solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülüyor. Her yıl dünyada 33 milyon bebek RSV enfeksiyonu geçiriyor, 100 bine yakın çocuk bu nedenle hayatını kaybediyor.</p>
<p>Kirli hava çocukların bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Çocuklar; zatürre, bronşiolit ve alerjik bronşit gibi hastalıklara karşı savunmasız kalıyorlar. Yine astım sıklığı ve şiddeti artarken hastalık süreleri uzuyor. </p>
<p>Son yıllarda yapılan geniş ölçekli çalışmalar PM2.5 maruziyetinin kronik böbrek hastalığı, hipertansiyon ve böbrek iltihabı riskini de artırdığını ortaya koydu. Hava kirliliği ne kadar yüksekse böbreklere o kadar fazla yük biniyor; böylece ileride hipertansiyon veya böbrek hastalığına yakalanma riski artıyor. </p>
<p>Ayrıca hava kirliliğinin çocuklarda obezite, diyabet, D vitamini eksikliği, osteoporoz ve tiroid bozuklukları, hipertansiyon ile buna bağlı kalp krizi ve inme, multiple skleroz (MS) ve uyku bozukluklarıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor. </p>
<p>Öte yandan 2022 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’de hava kirliliğinin hastalıklara neden olduğu biliniyor; toplumun önemli bir bölümü hava kirliliğini doğrudan hastalıkla ilişkilendiriyor. Hava kirliliği denildiğinde akla ilk gelen kavramların yüzde 27,5&#8217;i hastalıkla ilgili. Çocuğu olan katılımcıların yüzde 87,4&#8217;ü, çocuklarının kirli hava solumaktan dolayı hastalanmasından endişe ediyor. </p>
<p><strong>“Temiz Hava Hakkımızı Savunalım” Çağrısı</strong></p>
<p><strong>Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Deniz Gümüşel</strong> de şunları kaydetti: “İklim krizi ve hava kirliliği sağlığın çevresel belirleyicilerinin başında gelen ve birbiri ile iç içe geçmiş iki yaşamsal sorun. Her ikisinin de en önemli kaynakları fosil yakıtların kullanıldığı insan faaliyetleri. Hava sıcaklıklarında artış, ozon oluşumunu ve partikül yoğunluğunu arttırarak hava kirliliğinin sağlık risklerini daha da belirgin hale getiriyor. Hava kirliliğinin önlenmesi için yapılması gerekenler konusunda Temiz Hava Hakkı Platformu olarak politika, araştırma ve bilgilendirme çalışmalarımıza devam edeceğiz. Önlenebilir bir halk sorunu olan hava kirliliği, gelir grubundan bağımsız, tüm çocukları ve insanları etkiliyor. Karar vericilere ve topluma açık çağrımız: Türkiye’de PM2.5 için limit değer belirlenmeli. Bunun için hedeftemizhava.org sayfasında bir kampanya başlattık. Herkesi, temel bir çocuk ve insan hakkı olan temiz hava hakkını savunmaya davet ediyoruz.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun <strong>sonuç bildirgesinde</strong>, “Çocukların temiz hava hakkı, yaşam ve sağlık hakkının ayrılmaz bir parçası. Hava kirliliği ve iklim krizi, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda çocuk hakları ve toplumsal adalet sorunu. Kirliliğin önlenmesi, sadece teknik önlemlerle değil; enerji, ulaşım, kentleşme ve sağlık politikalarında çocuk odaklı yaklaşımların benimsenmesiyle mümkün. Çocukların temiz hava hakkını korumak için bilimsel veriye dayalı, adil ve sürdürülebilir politikalar geliştirilmelidir” denildi. </p>
<p>Sempozyum kapsamında, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Onkoloji Bölümünde lösemi tedavisi gören ve Farabi İlk ve Orta Okulu öğrencilerinin yaptığı ‘Temiz Hava Haktır’ konulu resimler de sergilendi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rosatom&#8217;dan bilim insanları, onkolojik ve fonksiyonel hastalıkların teşhis ve tedavisine yönelik yeni bir teknoloji geliştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rosatomdan-bilim-insanlari-onkolojik-ve-fonksiyonel-hastaliklarin-teshis-ve-tedavisine-yonelik-yeni-bir-teknoloji-gelistirdi-453711</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 12:54:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonel]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirdi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[onkolojik]]></category>
		<category><![CDATA[rosatomdan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisine]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453711</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yenilikçi teknoloji, birçok hastalığın daha doğru teşhis ve tedavisi için radyoaktif izotoplar içeren bir ilaç grubu olan radyofarmasötiklerin geliştirilmesini sağlıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rosatomdan-bilim-insanlari-onkolojik-ve-fonksiyonel-hastaliklarin-teshis-ve-tedavisine-yonelik-yeni-bir-teknoloji-gelistirdi-453711">Rosatom&#8217;dan bilim insanları, onkolojik ve fonksiyonel hastalıkların teşhis ve tedavisine yönelik yeni bir teknoloji geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yenilikçi teknoloji, birçok hastalığın daha doğru teşhis ve tedavisi için radyoaktif izotoplar içeren bir ilaç grubu olan radyofarmasötiklerin geliştirilmesini sağlıyor</p>
<p>Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un bünyesindeki Bilim Bölümü’nün bir parçası olan Khlopin Radyum Enstitüsü AŞ’den bilim insanları, yeni tip galyum-68 jeneratörlerinin üretimi için bir pilot sorbent sentez ünitesi geliştirdi ve üniteyi devreye aldı. Çalışmalar, Rosatom’un Birleşik Sanayi Tematik Planı&#8217;nın (UITP) programı çerçevesinde yürütüldü.</p>
<p>Galyum-68 bazlı bir radyofarmasötik, nöroendokrin tümörlerin, miyokardiyal perfüzyonun ve prostat kanserinin en doğru şekilde teşhisi için kullanılıyor. Radyum Enstitüsü’nün gelişmiş sorbent sentez teknolojisine sahip jeneratörleri, dünya çapında kabul gören en üst seviyedeki standartları karşılayacak. Titanyum dioksit bazlı bir sorbent elde etmek için jel-sferifikasyon teknolojisinin kullanılması dolayısıyla benzersiz olma özelliği taşıyan bu yöntem, bir radyofarmasötiğin doğrudan bir jeneratörün içeriğinden sentezlenmesini sağlayacak ve kliniklerde üretim işlemlerinin sayısını azaltacak. Proje, yerli ve yabancı ilaç pazarlarının ihtiyaçlarını tamamen karşılayabilecek, tüketiciler için ilacın etkinliğini artırabilecek ve ilaca erişimi kolaylaştırabilecek. </p>
<p>Khlopin Radyum Enstitüsü AŞ Proje Müdürü Stepan Danilov, konuya ilişkin açıklamasında şunları belirtti: “<em>Galyum-68 bazlı radyofarmasötik, teşhisin yanı sıra onkolojik ve fonksiyonel hastalıkları tedavi etmek için kullanılabilmektedir. Radyonüklid, halihazırda kullanılan izotoplara kıyasla onkoloji ve fizyolojik süreçleri görüntülemek için daha yüksek kontrast ve çözünürlüğe sahiptir. Oluşturduğumuz bilimsel ve teknolojik temel ve sürecin esnekliği, mevcut jeneratörlerin rekabet gücünü artırmamıza ve yeni nesil jeneratörler geliştirmemize olanak tanıyacaktır</em>.”</p>
<p>Khlopin Radyum Enstitüsü AŞ Genel Direktörü Konstantin Vergazov da konuyla ilgili olarak, “<em>Özellikleri göz önüne alındığında bu tür bir jeneratör Rusya Federasyonu’nda üretilenlerin en verimlisi olacak ve dünya çapında öncülerden biri haline gelecektir. Ar-Ge çalışmalarının tamamlanmasının ardından, Radyum Enstitüsü sahasında inşa edilmekte olan siklotron kompleksinin bir parçası olacak germanyum-68/galyum-68 jeneratörlerinin üretimine yönelik bir projeyi hayata geçirmeyi planlıyoruz. Bu proje çerçevesinde jeneratörlerin üretimi, germanyum-68 izotopunun üretimi için ışınlamadan nihai ürünün üretimine kadar tüm süreç zincirini birleştirecek</em>” dedi. </p>
<p>Bilim insanları bu yıl deneysel jeneratörlerin dayanıklılık testlerine başlamayı planlıyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rosatomdan-bilim-insanlari-onkolojik-ve-fonksiyonel-hastaliklarin-teshis-ve-tedavisine-yonelik-yeni-bir-teknoloji-gelistirdi-453711">Rosatom&#8217;dan bilim insanları, onkolojik ve fonksiyonel hastalıkların teşhis ve tedavisine yönelik yeni bir teknoloji geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 13:02:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228">Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor. Boyun ağrısı genellikle duruş bozukluğu ve boyun fıtığı gibi etkenler sonucu görülse de birçok önemli hastalığın habercisi de olabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, </strong> erken tanı birçok hastalıkta hayat kurtarıcı olabileceği için boyun ağrılarını hafife almamak gerektiğine dikkat çekerek, “Şiddetli ağrılarda hasta zaten mutlaka doktora başvuruyor. Önemli olan, tedaviye rağmen bir haftadan uzun süren ve sık sık tekrarlayan boyun ağrılarıdır. Bu hastalar mutlaka detaylı olarak araştırılıyor” diyor. Boyun ağrılarının altta yatan nedene göre tedavi edildiğini belirten <strong>Dr. Siyavuş Muhammedrezai, </strong>boyun fıtıkları, kireçlenmeler, kasların çok ya da hatalı kullanılması sonucu gelişen boyun ağrılarında girişimsel ağrı yöntemlerinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Pek çok ciddi hastalığa işaret edebiliyor! </strong></p>
<p>Boyun ağrıları her zaman boyun omurgası veya yapılarına bağlı gelişmiyor; göğüs, kalp, hatta karın boşluğundaki iç organların hastalıkları bu bölgede ağrı oluşturabiliyor. Örneğin, faranjit, larenjit, kalbe bağlı anjina,  akciğer tümörü, pankreas hastalıkları, safra kesesi taşı veya iltihabı, omurga dışında gelişen boyun ağrıları arasında yer alıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai,<strong>   </strong>omurgaya bağlı ağrıların da mekanik ve mekanik olmayan boyun ağrıları olarak ikiye ayrıldığını vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Tümör metastazları, romatizmal, enfeksiyon ve metabolik hastalıklar ile fibromiyalji, mekanik olmayan nedenleri oluşturuyor. Mekanik boyun ağrıları ise genellikle trafik kazalarında oluşan yaralanmalar sonucu boyun tutulması, kireçlenme, kötü postür, alışılmamış fiziksel aktivite, omuz kavşağı ve kol eklemlerine bağlı sorunlar nedeniyle gelişiyor. Boyun ağrılarına pek çok etkenin yol açması ise tanıyı zorlaştırıyor” </p>
<p><strong> Girişimsel yöntemlerle ‘ağrı’ kontrol altında! </strong></p>
<p>Boyun ağrılarında tedavi altta yatan etkene göre planlanıyor. Örneğin, hatalı hareketler nedeniyle gelişen kas kaynaklı boyun ağrılarında istirahat, boyun egzersizleri ve kas gevşeticiler genellikle yeterli oluyor. Ciddi olmayan boyun fıtıkları, kireçlenmeler veya miyofasial ağrılarda ilaç ve fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, ancak tedaviye rağmen ağrı devam ediyorsa, bu hastalarda girişimsel ağrı tedavisi uygulandığını belirterek, “Ağrının tümünün veya bir kısmının kontrol altına alınmasıyla sorun çözülüyor ya da iyileşmeye yardımcı olunuyor” diyor. Selektif sinir kökü bloğu, faset eklem bloğu, disk içi enjeksiyon, sempatik blok, epidural uygulama, epidural nöroplasti, radyofrekans teknikler, lazer uygulaması, nöromodulasyon (ağrı pompası) ve omurgada kırık varsa kifoplasti veya vertebroplasti ağrıları dindirmede başvurulan girişimsel yöntemler arasında yer alıyor. </p>
<p><strong>Mikroenjeksiyon yöntemi</strong></p>
<p>Mikroenjeksiyon yöntemine, özellikle eklem kireçlenmelerinde, hastanın ağrılarını azaltmak amacıyla başvuruluyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, mikroenjeksiyon yönteminin sedasyon veya lokal anestezi altında kolayca uygulandığını belirterek, “Hasta işlem sırasında genelde hiç ağrı hissetmiyor. Eklem içine lokal anestezik ajan ile az miktarda kortizol enjekte edilip, aynı seansta faset eklemine radyofrekans uygulandığında, ağrılarda ciddi azalma görülüyor” diyor. Etkisi genelde işlemden hemen sonra ortaya çıkan mikroenjeksiyon yöntemi, hastaya göre, bir kaç aydan bir kaç yıla kadar etkili oluyor. Hasta günlük yaşantısına ertesi gün veya iki gün sonra devam edebiliyor. Yöntem yıllar içinde defalarca tekrarlanabiliyor. </p>
<p><strong> Epidural enjeksiyon </strong></p>
<p>Epidural enjeksiyon küçük boyun fıtıklarında, kireçlenmeye bağlı sinir sıkışmalarında veya boyun disklerinde oluşan<strong> </strong>anüler yırtıklarda ve omurilik sıkışmasına yol açmayan kanal darlıklarında ağrının giderilmesinde faydalı oluyor. Yöntem lokal anestezi veya sedasyon altında yapılıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, epidural steroidlerin güçlü antienflamatuar etkileri sayesinde, bası altında kalmış olan sinir dokusunda ödemi azaltmaları ve enflamasyonu önlemeleri nedeniyle epidural enjeksiyonun uzun yıllardır kullanıldığını vurgulayarak, “Etkisi genelde işlem sonrası başlayan yöntem uzun süre kalıcı etki sağlıyor. Hasta bir veya iki gün sonra günlük yaşamına devam ediyor. Epidural enjeksiyon da belli aralıklarla defalarca uygulanabiliyor ama genelde tekrara gerek kalmıyor” diye konuşuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228">Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 06:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425488</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Akciğer dokusunun iltihaplanması olan zatürre (pnömoni), başta bakteriler olmak üzere virüsler ve diğer etkenlerle de gelişebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488">Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AŞILAR ZATÜRREDEN KORUYOR<br /> </strong></p>
<p><strong>ZAMANINDA TEDAVİ EDİLMEYEN ZATÜRRE AKCİĞERLERDE HASAR BIRAKABİLİR<br /> </strong></p>
<p><strong>TEKRARLAYAN ZATÜRRE CİDDİ HASTALIKLARIN BELİRTİSİ OLABİLİR</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Akciğer dokusunun iltihaplanması olan zatürre (pnömoni), başta bakteriler olmak üzere virüsler ve diğer etkenlerle de gelişebilir. Zatürre tüm dünyada ve ülkemizde çok sık görülen ve ağır geçirildiğinde çocuklarda ölümcül olabilen bir hastalıktır.” diyen Liv Hospital Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çakır, zatürrede bulaşmanın nasıl olduğunu, zemin hazırlayan faktörleri, belirtilerini, nasıl tanı konulduğunu, akciğerlerde hasar bırakıp bırakmadığını ve çocuklarımızı nasıl korumamız gerektiğini anlattı.</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Zatürrede bulaşma nasıl olur?</strong></p>
<p>Hastalık akciğer ve solunum yolları ile ilgili olduğundan, hapşırma, öksürme ve balgam çıkartma gibi durumlarla kolayca bulaşabilmektedir. Özellikle kreş ve okul gibi kapalı ortamlarda zatürreye neden olan mikroplar kolaylıkla çocuklar arasında yayılabilmektedir. Ağız ve burun sekresyonları ile bulaşmış mendil, çatal, kaşık, bardak, pencere ve kapı kolları ile masa sandalye gibi zeminlerden de hastalık kolayca geçebilmektedir. Bazen dışarıdan mikrop almadan da kendi boğazımız ya da sindirim sistemimizde bulunan mikroplarla da hastalık oluşabilmektedir. Özellikle çocuklarda vücut direncinin düştüğü durumlarda normalde zararsız olan bu mikroorganizmalar zatürreye neden olabilmektedirler. Çocukluk çağında her yaş grubunda zatürreye neden olan mikroplar değişkenlik gösterdiğinden yetişkinlerden farklı olarak çocuklarda zatürre etkenleri çok daha fazla çeşitlilik göstermektedir. Örneğin yeni doğan ya da erken doğmuş bebeklerde etkenler farklı iken, süt çocukluğu, okul öncesi, okul dönemi ve adolesan (ergenlik) dönemlerde de etkenler değişmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürreye zemin hazırlayan faktörler nelerdir?</strong></p>
<p>Çocuklarda erken ve düşük ağırlıkta doğma (Prematürite), beslenmenin yetersiz olması, yeterli anne sütü alamama, kalabalık ortamlarda yaşama, aşılanmanın eksik olması, hava ve dış ortam kirliliği ile sigara dumanına maruziyet zatürreye zemin hazırlamaktadır. Bazı çocuklarda zatürre daha fazla ortaya çıkmaktadır. Doğumsal akciğer hastalıklarına sahip olma, kistik fibrozis, solunum tüycüklerinin çalışmaması, astım, sinir ve kas hastalıkları, kalp hastalıkları, down sendromu gibi sendromik hastalıklar, bağışıklık sistem bozuklukları ve yabancı cisim aspirasyonları gibi durumlar dirençli ve tekrarlayan zatürreye neden olabilmektedir. Grip zatürreye zemin hazırlayabildiğinden sık grip geçirenlerde de zatürre daha fazla görülmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürrenin belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Zatürre bazı durumlarda ani başlayan şikayetlerle kendini gösterirken, bazen de yavaş başlayan ve yavaş ilerleyen şekilde ortaya çıkabilir. Belirti ve bulgular zatürrenin etkenine göre değişmekle birlikte halsizlik, yüksek ateş, öksürük, hızlı ve zorlu soluma, iştahsızlık, göğüs ve karın ağrısı, balgam çıkartma ve bazı vakalarda hırıltı görülebilmektedir. Grip gibi başlamış vakalarda hastalığın ikinci ve üçüncü günlerinde alt solunum yollarına ilerlemesi ile solunum zorluğu, ateşte yükselme, bronşlardan hırıltı ve balgam sesi gelmesi gibi alt solunum yolu enfeksiyonu belirtileri de görülmektedir.  <br /> </p>
<p><strong>Zatürre tanısı nasıl konmaktadır?</strong></p>
<p>Zatürre ile uyumlu yukarıda sayılan bulguları olan hastalarda bazen sadece bulgular ve fizik muayeneye dayanılarak tanı koyulurken, bazı vakalarda da akciğer grafisi ve kan tetkikleri başta olmak üzere ilave tetkiklerle zatürre tanısı konulabilmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürre tekrarlar mı?</strong></p>
<p>Zatürre normalde uygun bir tedavi ile klinik olarak yaklaşık 10-14 gün, radyolojik olarak ta 4 hafta içerisinde iyileşen bir hastalıktır. Bazı çocuklarda zatürre zamanında iyileşmez, dirençli olabilir ya da tekrarlayabilir. 1 aydan uzun süren klinik ve radyolojik bulguların olması durumunda dirençli zatürreden bahsedilirken, son 1 yılda 2, hayatı boyunca 3’ten fazla zatürre geçirme durumu ise tekrarlayan zatürre olarak nitelendirilmektedir. Zatürre dirençli olduğunda ya da tekrarladığında başta astım ve kronik bronşit olmak üzere, zatürreye zemin hazırlayabilecek diğer hastalıklar, yabancı cisim aspirasyonları, akciğerin doğumsal anomalileri, anatomik problemler, bronş içi problemler ve bağışıklık sistemi hastalıkları araştırılmalı ve bunlara yönelik testler yapılmalıdır.  <br /> </p>
<p><strong>Zatürre her zaman ağır mı geçirilmektedir? Ayaktan tedavi edilebilir mi?</strong></p>
<p>Bazı zatürre olguları hafif atlatılıp evde tedavileri yeterli olurken, bazılarında ise ağır seyir gösterip hastaneye yatış gerektirebilmektedir. Özellikle tedavinin ikinci günü dolmasına rağmen ateşin düşmemesi, solunumun düzelmemesi ya da kötüleşmesi, beslenememe, ağır radyolojik bulguların olması, başlangıçta olmayan göğüs ağrısı gibi durumların ortaya çıkması gibi durumlarda ağır zatürreden şüphelenilmeli ve tekrar doktora başvurulmalıdır.<br /> </p>
<p>Zatürre tedavisinde zatürreye neden olan mikroba yönelik tedaviler, sıvı alım dengesinin düzenlenmesi, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler kullanılır. Tedavi şekli ve süresi çocuğun durumuna göre değişmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürre akciğerlerde hasar bırakır mı?</strong></p>
<p>Zatürre zamanında ve uygun tedavi edildiğinde akciğerlerde hasar bırakmadan iyileşen bir hastalıktır. Tedaviye zamanında başlanmaması, yetersiz tedavi ya da zatürrenin çok ağır geçirildiği bazı durumlarda ise zatürre sırasında ve sonrasında akciğer dokusunda harabiyet, buzlu cam oluşumları, akciğerlerde sönme (Atelektazi), bronşlarda genişleme (Bronşektazi), hava hapisleri ve çeşitli düzeylerde solunum fonksiyon kayıpları meydana gelebilmektedir. Bu yüzden tanının gecikmeden konulması ve yeterli sürede uygun bir tedavi ile hastanın izlenmesi oldukça önemlidir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürreden çocuklar nasıl korunmalıdır?</strong></p>
<p>Zatürreden korunmak için yapılacakların başında bulaşmanın engellenmesi gelmektedir. Solunum yolu enfeksiyonlarının sık görüldüğü aylarda kalabalık ortamlardan kaçınma ve maske takma, havalandırmanın sağlanması, beslenme ve uyku düzenine dikkat edilmesi, anne sütü alımının özendirilmesi, kişisel hijyene özen gösterilmesi, sigara dumanına maruz kalınmaması gibi önlemler korunmada çok önemli rol oynamaktadır.<br /> </p>
<p>Çocukluk çağı aşılamalarının zamanında ve eksiksiz yapılması diğer hastalıklardan korunmada olduğu gibi zatürreden korunmada da hayati önem taşımaktadır. Ulusal aşı takvimimizde yer alan ve zatürreye yol açan Streptococcus pneumoniae (pnömokok) ve Haemophilus influenzae’ya karşı aşılar ve bunların yanı sıra zatürre etkeni olabilecek diğer mikroorganizmalar için de verem aşısı, kızamık, boğmaca ve suçiçeği aşısı rutin olarak tüm çocuklara uygulanmalıdır. Risk gruplarına ayrıca grip aşısı yapılması da yine zatürreden korunmada oldukça önemlidir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488">Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bileğinde]]></category>
		<category><![CDATA[çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmaksızın]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayak bileği ağrılarının birçok sebepten kaynaklandığını ve farklı hastalıklar hakkında bilgi verebileceğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, “Bu noktada önemli olan ağrının aktiviteyle ilişkisinin olup olmadığıdır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784">&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ayak bileği ağrılarının birçok sebepten kaynaklandığını ve farklı hastalıklar hakkında bilgi verebileceğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, “Bu noktada önemli olan ağrının aktiviteyle ilişkisinin olup olmadığıdır. Herhangi bir travma ya da hastanın hatırladığı bir problem yokken ortaya çıkan ağrılar bizi daha farklı hastalıklara yönlendirebilir” diye konuştu. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Ortopedik sorunlar arasında en sık rastlanan ve acile yapılan başvurularda da ilk sıralarda yer alan problemlerden biri olan ayak bileği ağrılarının temelinde travmalardan metabolik hastalıklara kadar çok farklı sorunlar yer alabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, yaş ayrımı gözetmeden herkesin yaşayabileceği bu sorunda altta yatan nedene yönelik tedavi yapılmazsa ağrının kronik bir hal alabileceğini hatta farklı sorunlara neden olabileceğine işaret etti. </p>
<p><strong>AĞRI TEK BİR BÖLGEDE YA DA BİLEĞİN TAMAMINDA OLABİLİYOR</strong></p>
<p>Özellikle ağrının temelinde travma ya da hastanın hatırladığı bir problem olmadığı durumlarda farkı hastalıklara yönelmek gerektiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Aksu, “Sıklıkla travma ya da kronik zorlayıcı aktiviteler sonrasında ağrı ortaya çıksa da metabolik ya da romatizmal hastalıklara bağlı olarak eklemin zaman içerisinde hasarlanması sonucu da ayak bileği bölgesinde ağrı yaşanabiliyor. Hastalar bize geldiklerinde ağrıyı genellikle ayak bileğinde tarif eder ama bazen de ayak bileğinin arka, ön veya yan tarafında ağrı olduğunu söyleyebilirler. Bazı durumlarda ise ağrıyı lokalize edemedikleri yani ‘ayak bileğim ağrıyor ama tarif edemiyorum’ şeklinde şikayetleri olabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“AYAKTAKİ AĞRININ KARAKTERİ GİZLEDİĞİ HASTALIKLAR HAKKINDA BİLGİ VERİYOR”</strong></p>
<p>Altta yatan nedeni tespit ederken önce ağrı karakterinin bilinmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Aksu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bazı hastalar ayağının acıdığını bazıları ise yandığını söyler. Bunların hepsi bize değişik hastalıklar hakkında bilgi verir. Ama daha önemlisi ağrının aktiviteyle bir ilişkisinin olup olmamasıdır. Çünkü kimi ağrılar aktivite sırası veya sonrasında hissedilirken kimi ağrılar da gece yatarken aktivite yapılmadığı dönemlerde hissedebilir. Aynı zamanda herhangi bir travma ya da hastanın hatırladığı bir problem yokken ortaya çıkan ağrılar bizi daha farklı hastalıklara yönlendirebilir. Ayak ağrısı şikayetlerini en çok travma veya aşırı zorlayıcı kullanıma bağlı görüyoruz ama bunun dışında bel fıtığı gibi ayaktaki sinirsel yapıyı etkileyen birçok hastalıktan kaynaklı görebilir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“HASTALAR UZUN SÜREN KRONİK AĞRILAR ÇEKEBİLİYOR” </strong></p>
<p>Ayak bileğinin birçok kemik ve bağdan oluşan bir yapı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Aksu, bağlar ve tendonlar gibi kendi kan damarı olmayan yapılar zarar gördüğünde iyileşmelerin kemik ve kas dokusuna göre daha uzun sürdüğünü söyledi. Bu durumda hastanın uzun süren kronik ağrı yaşayabildiğini belirten Dr. Öğr. Ü. Aksu sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle ağrı akut bir travmadan kaynaklanmıyorsa, uygun olmayan sportif faaliyete bağlıysa yavaş yavaş gelişebilir ancak bir noktadan sonra artık hastanın üzerine basmasına engel olacak seviyeye kadar ulaşabilir. Dolayısıyla bunların önceden tespit edilmesi çok önemli. Bu nedenle bilinçli spor yapılmalı. Germe / esneme egzersizleri yapılmadan spora başlanmamalı. Aksi taktirde hastalar bağ yaralanmalarıyla karşımıza gelebiliyor.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> “AĞRI DEVAM EDİYORSA MUTLAKA HEKİME BAŞVURULMALI” </strong></p>
<p>Özellikle bir travma sonrasında gelişen ayak bileği ağrılarında bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Dr. Öğr. Ü. Aksu, “Travma sonrasında eğer hasta ayağının üzerine hiçbir şekilde basamıyor, adım atamıyorsa zaman kaybetmeden hekime başvurulmalı. Eğer en az dört beş adım atılabiliyorsa ve bir ortopedi hekimine hızlı ulaşım imkanı yok ise bu durumda ayak bileği yukarı kaldırılıp buz uygulaması yapılabilir. Ancak şikayetleri birkaç gün içinde geçmez ise mutlaka hekime başvurulmalı” dedi. Herhangi bir travmatik neden olmadan ayak bileğinde şişlik ya da ağrı oluşması durumunda ise detaylı inceleme için zaman kaybedilmeden ayrıntılı inceleme için hekime başvurulması gerektiğini anlatan Dr. Öğr. Ü. Aksu, “Çünkü bu ağrılar romatizmal sebeplerden olabileceği gibi nadir de olsa eklem iltihabı nedeniyle de karşımıza çıkabiliyor. Bu tip durumlarda hemen müdahale etmek gerekiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>TANIYA GÖRE FARKLI TEDAVİ YAKLAŞIMLARI UYGULANIYOR</strong></p>
<p>Tedavi yöntemlerinin sebebe göre değişebildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, sözlerine şöyle devam etti: “Burada şikayetin sebebini tespit etmek gerekiyor ki bu noktada fizik muayene çok değerli. Hastanın durumuna göre daha ileri tetkiklerle tanıyı netleştiririz. Bölgesel bir kıkırdak hasarı varsa cerrahi tedaviler ön planda olabiliyor. Kronik tendon ya da bağ problemlerinde enjeksiyonlardan yararlanıyoruz.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“BİLİNÇSİZCE YAPILAN MÜDAHALELER SORUNLARIN BÜYÜMESİNE NEDEN OLABİLİR”</strong></p>
<p>Halen ülkemizde bazı bölgelerde ayak bileğinde ortaya çıkan bu sorunlarda “çıkıkçı” gibi konuyla ilgili tıbbi bilgisi olmayan kişilere yönelmenin sorunun çözümünde ziyade daha da büyümesine neden olduğunun altını çizen Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, “Bilinçsiz ellerde yapılan bu müdahaleler çok daha kolay şekilde çözümlenebilecek problemlerin büyümesine neden olabiliyor. Bunu bilerek hareket edilmeli” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784">&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileri kolay tanınamıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklarin-belirtileri-kolay-taninamiyor-401507</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2023 06:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşan]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[tanınamıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yolla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cinsel yolla bulaşan hastalıklarının kolay tanınan belirtileri olmadığını belirten uzmanlar, bu belirtilerin bazen yıllarca ortaya çıkmayabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklarin-belirtileri-kolay-taninamiyor-401507">Cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileri kolay tanınamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cinsel yolla bulaşan hastalıklarının kolay tanınan belirtileri olmadığını belirten uzmanlar, bu belirtilerin bazen yıllarca ortaya çıkmayabileceğini söylüyor. Bu hastalıkların genellikle kendiliğinden iyileşmeyeceğinin altını çizen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Tedavi her zaman gereklidir. Korunmasız ilişki olduğunda, bulgu olmasa bile gecikmeden doktora başvurulmalıdır. Başvuru için hiç bir zaman geç değildir.” dedi. Tedavi sürecinde de hastalık bulaştırılabileceğine vurgu yapan Mamçu, başka şekilde gebelikten korunulsa bile, prezervatifle korunulmamış ilişkilerden kaçınılmasını öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklara dikkat çekti ve bu hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri sıraladı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileri hemen ortaya çıkmayabilir</strong></p>
<p>Cinsel ilişki sırasında bulaşan mikroplarla, kadın ve erkeklerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen durumlara Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (zührevi hastalıklar) denildiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kişiye hastalık bulaşmış olsa da belirtileri hemen ortaya çıkmayabilir.” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yaralı veya zedelenmiş dokular hastalık kapma riskini artırır </strong></p>
<p>Hastalık etkeni taşıyan kişinin mikroplarının cinsel ilişki sırasında, vücut salgıları yoluyla eşine bulaştığını ifade eden Mamçu, “Bulaşma, hazne (vajina), makat ya da ağızla yapılan cinsel ilişkiyle olur. Arada erkek ya da kadın prezervatifi, vücuda salgı temasını engelleyen şeffaf film gibi koruyucular olmaksızın cinsel ilişkide bulunmak enfeksiyonların bulaşması açısından yüksek risk taşır. Sağlıklı deri bir dereceye kadar koruyucudur. Damak, dil, dudaklar ve cinsel organlarda yara veya zedelenme olduğunda hastalık riski artar. Hepatit B, Herpes ve HPV gibi bazı enfeksiyonlar kılıf kullanılsa bile terli cildin teması yoluyla da bulaşabilirler.” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sterilize edilmemiş kesici delici aletler de enfeksiyon bulaş riskini artırabilir</strong></p>
<p>HIV, Hepatit B ve Hepatit C virüslerinin kan yoluyla da bulaşabildiğine dikkat çeken Mamçu, “Bu kişilerden yapılan kan nakliyle olduğu gibi, kan alma ve tedavilerinde kullanılan cerrahi alet veya iğnelerin sterilize edilmeden başkasında tekrar kullanılması bulaşmaya neden olur. Aynı şekilde HIV etkeni taşıyan birisinde kullanıldıktan sonra sterilize edilmemiş, kesici alet ve iğnelerle dövme yapılması, kulak delinmesi ve manikür pedikür yapılması da bulaşmaya neden olabilir. Virüs taşıyan birinin kullandığı iğneyle uyuşturucu madde kullanımı da madde bağımlılarını yüksek risk grubuna sokar.” açıklamasını yaptı. </p>
<p> </p>
<p><strong>Cinsel yolla bulaşan hastalıklar bebeklerin sağlığını olumsuz etkiler</strong></p>
<p>Bu hastalıklardan herhangi birinin mikrobunu alan kadınların gebelik, doğum veya emzirme sırasında bu mikropları bebeklerine geçirebileceklerinin altını çizen Mamçu, bu durumda bebeklerin sağlığının olumsuz etkilenebileceğini vurguladı. </p>
<p>Başkasının bardağını veya çatal kaşığını kullanmakla cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanılamayacağını belirten Mamçu, “Başkasının nefes ve öksürüğünden, el sıkışmaktan ve öpmekten de bu tür enfeksiyonlar bulaşmaz. Böcek, sivrisinek ısırması, tuvaletler (klozete oturmak), yüzme havuzları veya hamamlar, sanıldığının aksine, bulaşmaya neden olmaz.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kadınlarda belirtiler daha zor fark edilir</strong></p>
<p>Bu gruptaki hastalıkların kolay tanınan belirtileri olmadığına dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hiçbir belirtileri olmayabileceği gibi, her etkene özgü farklı belirtiler olabilir. Genel olarak görülen belirtiler arasında; idrar yaparken yanma, acıma, sık sık idrara gitme, peniste, vajinada, makatta veya ağızda ağrısız ya da ağrılı yaralar, siğiller ve içi su dolu ağrılı kabarcıklar, penis, hazne veya makattan gelen su gibi, beyaz, sarımtırak veya yeşil olabilir ve kokusu her zamankinden farklı akıntılar, kasıklarda, makatta veya haznede kaşıntı, kasıklarda bezeler, karnın alt bölümünde tek ya da çift taraflı ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı ve ilişki sonrasında kanama, deride el ve ayak tabanında döküntüler sıralanabilir.” dedi.</p>
<p>Bu belirtilerden herhangi biri olduğunda cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon olup olmadığını anlamak için doktora gitmek gerektiğini vurgulayan Mamçu, “Özellikle deride, ağız içinde, cinsel organların iç ve dış yüzeylerinde görülen belirtiler başka bir cinsel yolla bulaşan enfeksiyonu almayı kolaylaştırır. Belirtilerin görülmesi haftalar, aylar veya yıllar sürebilir. Bazen hiç belirti olmaz ya da o kadar azdır ki fark edilmeyebilir. Özellikle kadınlarda belirtiler daha zor fark edilir. Bu nedenle bir hastalık olduğu belirlenmediğinden tedavi de edilmez. Böylece hastalık farkında olmadan başkalarına bulaştırılabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi sürecinde de hastalık bulaştırılabilir</strong></p>
<p>Bu hastalıkların genellikle kendiliğinden iyileşmeyeceğinin altını çizen Mamçu, “Tedavi her zaman gereklidir. Belirti olduğunda ya da korunmasız ilişki olduğunda, bulgu olmasa bile gecikmeden doktora başvurulmalıdır. Başvuru için hiç bir zaman geç değildir. ilk belirtiler geçse bile başvuru yapılmalıdır. Kendiliğinizden, ya da doktora danışmadan özellikle antibiyotik kullanmayın. Doktora kendinizde böyle bir hastalıktan kuşkulandığınızı söyleyin.” uyarısını yaptı.</p>
<p>Teşhis için laboratuvar incelemeleri gerektiğini dile getiren Mamçu, “Bazen bütün tetkiklerin sonuçlanması zaman alabilir. Verilen tedaviyi, şikayetleriniz geçse bile tam uygulayın. Tedavi süresince cinsel ilişkide bulunmayın ya da ilişki olduğunda siz veya eşiniz kılıf kullanın. Eşinizi veya ilişkide bulunduğunuz kişiyi uyarın. Hastalığın size bulaştığı andan sonra ve tedavi süresince cinsel ilişkide bulunduğunuz kişilere hastalık etkeni bulaştırabilirsiniz. Bu nedenle kontrol ve tedavi olmaları için geçmişte cinsel ilişkide bulunduğunuz eşlerinize bilgi vermelisiniz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Korunmasız cinsel ilişkilerden kaçınılmalı </strong></p>
<p>Cinselliğin güven içinde yaşanması gerektiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Geçmiş dönemde de olsa, sizin ya da eşinizin başkalarıyla cinsel ilişkisi olması, her zaman risklidir.” dedi.</p>
<p>Prezervatifle korunulmamış ilişkilerden kaçınılmasını öneren Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kaçınamadığınız ilişkiler olduğunda tanı ve tedavi için gecikmeden tıbbi yardım alın. Kimsenin bir hastalık etkeni bulundurup bulundurmadığı anlaşılamadığından, insanları konumlarına göre değerlendirerek yanılmayın. Kılıf en etkili korunma yoludur. Başka şekilde gebelikten korunuyorsanız bile kılıf da kullanarak eşinizi ve kendinizi hastalıklara karşı güvenceye alabilirsiniz. Eşinizde bir bulaşma varsa tedavi bitene dek ilişiye girmeyin.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklarin-belirtileri-kolay-taninamiyor-401507">Cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileri kolay tanınamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2023 09:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulak ağrısı dönem dönem pek çok insanın yaşadığı ve günlük yaşamı oldukça zorlaştıran ağrı tiplerinden biri olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221">Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak ağrısı dönem dönem pek çok insanın yaşadığı ve günlük yaşamı oldukça zorlaştıran ağrı tiplerinden biri olarak ifade ediliyor. Kulak ağrısının en sık nedeni enfeksiyonlar olarak karşımıza çıkıyor ancak bu ağrı kanser gibi ciddi hastalıklardan da kaynaklanabiliyor. Vücudun herhangi bir yerindeki bir ağrı alarm anlamına geliyor ve bu nedenle ciddiye alınıp en erken zamanda doktora başvurulması gerekiyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Bilazer, kulak ağrısının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Kulak ağrısının nedeni çok önemli</strong></p>
<p>Kulak ağrısının en çok görülen nedeni enfeksiyonlardır. Orta kulak ve dış kulak yolu enfeksiyonları çok ağrılıdır. Orta kulak enfeksiyonu daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olurken dış kulak yolu enfeksiyonu kulağı aşırı kurcalama, hijyenik olmayan denize ve havuza girme sonucu oluşur. Daha az sıklıkla kulak kepçesindeki enfeksiyon ve darbelere bağlı şişmeler, kulak zarına ve dış kulak yoluna basınç yapan kulak kirleri, boğaz ve ağız bölgesindeki enfeksiyon, yara ve kanserlerde, çene eklemi ve diş hastalıklarında da kulağa yansıyan ağrılar görülebilir. Ayrıca nörolojik ve psikolojik hastalıklarda da kulak ağrısı ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><strong>Kulak içi ağrısı da görülebilir</strong></p>
<p>Bazen boğaz enfeksiyonları sırasında, ağızda aft ve yara oluştuğunda kulak içine yansıyan ağrılar olabilir. Ayrıca ağız boşluğu, dil, yutak, gırtlak, geniz bölgelerindeki kanserlerde de kulak ağrısı oluşabilir. Çene eklemindeki ve dişlerdeki hastalıklarda da kulak ağrısı görülebilir. Bununla birlik dişlerini çok sıkan kişilerde de ağrı olabilmektedir. Bu durumda vakit kaybedilmeden uzman yardımı alınmaktadır.<br /> </p>
<p><strong>Mutlaka doktora başvurun</strong></p>
<p>Kulak ağrısı durumunda öncelikle otoskop veya endoskop ile kulağın içine bakılmaktadır. Orta kulak enfeksiyonunda kulak zarı kızarmıştır, orta kulakta iltihap birikmesi de başlamış olabilir. Dış kulak yolu enfeksiyonunda kulak kanalı daralmış, şişmiş ve çok ağrılıdır, hasta kulağına dokunulunca aşırı ağrı hisseder. Kulak muayenesi normalse ağrının nedenini bulmak için burun, geniz, ağız boşluğu, yutak, gırtlak bölümlerini de endoskop ile muayene etmek gerekmektedir.</p>
<p>Dış kulak yolu enfeksiyonlarında antibiyotik içeren damla ve tabletler ile kortizon içeren damlalar kullanılır, bazen dış kulak yolu enfeksiyonuna mantarlar neden olur o zaman antifungal damlalar kullanılır. Orta kulak enfeksiyonunda ise antibiyotik içeren tablet veya iğnelerden yararlanılmaktadır.</p>
<p><strong>Bebeklerde ve çocuklarda da görülebiliyor</strong></p>
<p>Bebekler elini kulağına götürüyor, ağlıyor ve huzursuzsa orta kulak enfeksiyonu veya diş çıkarmaya bağlı olabilir; kulak, burun, boğaz uzmanına muayene ettirmeniz gerekmektedir.</p>
<p>Çocuklarda da genelde orta kulak enfeksiyonu vardır, parasetemol veya ibuprofen içeren ağrı kesiciler, lidokain içeren damlalar verilebilir. İlk fırsatta da kulak, burun, boğaz uzmanına muayeneye gidilmesi önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221">Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 10:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[kiti]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerini]]></category>
		<category><![CDATA[saptamak]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tıbbi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üretecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretmek üzere hazırlanan “Sağlıkta Teknoloji Geliştirme Projesi”, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571">Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile çocuklarda görülen nadir  metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretmek üzere hazırlanan “Sağlıkta Teknoloji Geliştirme Projesi”, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenecek. </strong></p>
<p>Dünyanın ve ülkemizin ciddi toplum sağlığı problemlerinden biri olan nadir hastalıkların önemli bölümünü kalıtsal metabolik nadir hastalıklar oluşturuyor. Kompleks klinik yapı ve genetik heterojenite gösteren farklı kalıtsal metabolik hastalıklarda ortaya çıkan klinik belirti ve bulgu spektrumu ise oldukça geniş. Bunlar, hastalığın başlangıç yaşı, mutasyon tipi, beslenme, depolanan materyalin biyokimyası ve depolamanın yer aldığı hücre tiplerine göre değişiklik gösterir. Bütün bu nedenler, bu hastalıkların tanısını konmasını da güçleştirebilir. Nadir hastalıkların tanısının konulamaması veya tanının gecikmesi ise hastalarda zeka ve gelişim geriliği başta olmak üzere geri dönüşü olmayan hasarlara sebep oluyor. Bu nedenle, bu tip hastalıkları saptayabilmek için yapılan yenidoğan taramaları hayati bir önem taşıyor. </p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği yaparak, yenidoğan taramalarında kullanılmak üzere metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamada kullanılacak tanı kiti geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu amaçla, Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma BD ve Çocuk Sağlığı Enstitüsü Nadir Hastalıklar Anabilim Dalı iş birliğinde hazırlanan “Ardışık kütle spektrometrisi ile genişletilmiş yenidoğan taramasında ikinci basamak moleküler ayırıcı tanı için üçüncü yeni nesil dizileme teknolojisi kullanılarak kit geliştirme” başlıklı ortak proje, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenmeye layık görüldü. </p>
<p>İki üniversitenin iş birliği içerisinde yürüttüğü projenin sonucunda üretilecek tanı kiti, yenidoğan taramalarında kullanılarak kalıtsal metabolik nadir hastalığa neden olan genetik mutasyonu saptamakta kullanılacak. Çalışma ile birlikte; hastalıkları belirti vermeden tespit edebilmek, erken tedaviyi başlatmak, beyin hasarı başta olmak üzere organ hasarlarını ve en önemlisi de engellilik ve erken ölümleri önlemek kolaylaşacak. </p>
<p><strong>Yenidoğan taramaları nadir hastalıkların belirlenmesinde hayati önem taşıyor </strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı yenidoğan taraması kapsamında; Fenilketonüri, Konjenital Hipotiroidi, Konjenital Adrenal Hiperplazi, Biyotinidaz Eksikliği, Kistik Fibrozis ve Spinal Müsküler Atrofi olmak üzere altı adet kalıtsal metabolik hastalığı tarıyor. Amerika Birleşik Devletleri ve diğer gelişmiş ülkeler ise yenidoğan bebeklerinde 50’ye yakın farklı hastalığı tarayabilen “genişletilmiş yenidoğan taraması” programlarını yaklaşık yirmi yıldır kullanıyor. Yenidoğan taraması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ise bir ulusal tarama programı olarak henüz kullanılmıyor. </p>
<p><strong>Türk bilim insanlarının geliştireceği tanı kiti ile pek çok nadir hastalığın tanısı konulabilecek</strong></p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü ve aynı zamanda DESAM Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ve ekibi ile İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay’ın yürütücülüğünde gerçekleştirilecek proje ile genişletilmiş yenidoğan taraması kapsamında, çocuklarda görülen belirli kalıtsal nadir metabolik hastalıkların tanılarının moleküler yöntemle doğrulanabilmesi mümkün hale gelecek. Genişletilmiş yenidoğan tarama kiti, Oxford NanoPore sistemi üzerinde geliştirilecek. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Türkiye’nin köklü kurumlarından İstanbul Üniversitesi ile birlikte geliştireceğimiz, genişletilmiş yenidoğan tarama kitini farklı ticarileşme stratejileri ile sağlık sektörüne kazandıracağız.”</strong></p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, İstanbul Üniversitesi ile geliştirecekleri yenidoğan tarama kitinin önemli bir ihtiyacı karşılayacağını vurguladı. Daha önce Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde geliştirerek ürettikleri COVID-19 PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti’ni, Türkiye ve KKTC Sağlık Bakanlıklarının onayı ile kullanıma sunduklarını hatırlatan Prof. Dr. Şanlıdağ, “Türkiye’nin köklü kurumlarından İstanbul Üniversitesi ile birlikte geliştireceğimiz, genişletilmiş yenidoğan tarama kitini de farklı ticarileşme stratejileri ile sağlık sektörüne kazandıracağız” ifadesini kullandı. Geliştirecekleri tanı kitinin, sağlık alanında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki iş birliğine de önemli bir katkı sunacağını söyleyen Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Türkiyemiz ve Kuzey Kıbrıs’ımızda, nadir metabolik hastalıkların erken tanısı ile doğru ve kesin tedavinin uygulanması büyük ölçüde kolaylaşacak” ifadesini kullandı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay: “Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte yenilikçi bir yaklaşımla geliştireceğimiz yeni kit, bilimsel literatürde ve sağlık sektöründe ilk olma özelliği taşıyor.” </strong></p>
<p>Projenin yürütücülüğünü de üstlenen İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay ise Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte yenilikçi bir yaklaşımla geliştirecekleri yeni kitin; klinik validasyonlar sonrasında, çocuklarda metabolik hastalıkların genetik nedeninin belirlenmesinde, bilimsel literatürde ve sektörde bir ilk olma özelliği taşıdığını söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay, tanı ve tedavi sürecinde geç kalınması durumda önemli zeka ve gelişim sorunlarına neden olan kalıtsal metabolik hastalıkların erken teşhisinin önemine vurgu yaparak, “Geliştirerek üreteceğimiz genişletilmiş yenidoğan tarama kiti, hızlı ve kesin teşhis imkanı sağlayarak, nadir hastalıkların teşhisinde çok önemli bir ihtiyacı karşılayacak” ifadesini kullandı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571">Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası bilim ekibinden kum sineklerinden bulaşan hastalıkların yayılımını azaltacak proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-bilim-ekibinden-kum-sineklerinden-bulasan-hastaliklarin-yayilimini-azaltacak-proje-346605</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2023 09:06:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[azaltacak]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşan]]></category>
		<category><![CDATA[ekibinden]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[kum]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sineklerinden]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[yayılımını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası bilim ekibinden kum sineklerinden bulaşan hastalıkların yayılımını azaltacak proje</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-bilim-ekibinden-kum-sineklerinden-bulasan-hastaliklarin-yayilimini-azaltacak-proje-346605">Uluslararası bilim ekibinden kum sineklerinden bulaşan hastalıkların yayılımını azaltacak proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Uluslararası bilim ekibinden kum sineklerinden bulaşan hastalıkların yayılımını azaltacak proje</b></p>
<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Seray Töz ve Prof. Dr. Yusuf Özbel’in sorumluluğunda yürütülecek “Maliyet-Fayda ve İklim-Politika Önlemleri ile Kum Sineklerinin Yaydığı Hastalıkların Tespiti ve Azaltılması için İklim İzleme ve Karar Destek Çerçevesi (CLIMOS)” projesi, Avrupa Komisyonu tarafından “Horizon Europe” kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Türkiye’den Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı ve Portekiz’den Lizbon Üniversitesi, Tropikal Tıp ve Hijyen Enstitüsü iş birliğinde yapılacak projede, halk arasında yakarca (tatarcık) olarak bilinen kum sineklerinden bulaşan hastalıkların yayılımlarının kontrol altına alınması için çalışmalar yapılacak.</p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Ege Üniversitesi olarak uluslararasılaşma misyonumuz doğrultusunda tüm akademisyenlerimizle nitelikli projeler üretmeye devam ediyoruz. Üniversitemizin adını uluslararası arenada görünür kılmak amacıyla önemli iş birlikleri gerçekleştiriyoruz. Prof. Dr. Seray Töz ve Prof. Dr. Yusuf Özbel hocalarımızın sorumluluğunda yürütülecek olan CLİMOS projesi de bu önemli iş birliklerinden birisi. Portekiz ve Türkiye iş birliğinde yapılacak bu projede kum sineklerinden bulaştırılan hastalıkların yayılımını azaltmak için çeşitli çalışmalar yapılacak. Hocalarımızı ve proje ekibini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi</p>
<p><b>“Erken uyarı sistemi geliştirilecek”</b></p>
<p>Projede, Çevre Sağlığı ve Tek Sağlık yaklaşımlarına dayalı bir anlayışla hareket ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Seray Töz,” CLIMOS projesi, kum sinekleri gibi eklem bacaklı vektörler aracılığıyla hayvanlardan bulaşan hastalık yapıcı mikroorganizmaların ortaya çıkmasını, bulaşmasını ve yayılmasını azaltmaya yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Çevre Sağlığı ve Tek Sağlık yaklaşımlarına dayalı bu projede iklim değişikliklerinin, kum sineklerinin bulaştırdığı enfeksiyonların yaygınlığına etkisi incelenecektir. Bu amaçlara ulaşmak için, kum sineklerinin, iklimsel ve çevresel faktörlerin ve bu sinekler tarafından bulaştırılan ve Avrupa&#8217;da giderek yayılımı artan hastalık yapıcı mikroorganizmaların dağılımlarının belirlenerek politika yapıcılar aracılığıyla halk sağlığı önlemleri hayata geçirilecektir” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Töz, “Proje ile, daha doğru iklim ve sağlık modellemesi ve enfeksiyon riski tayini için erken uyarı sistemleri ve destek yapıları sağlanacaktır. Sosyo-ekonomik analiz ve risk değerlendirmeleri ile sosyal ve maliyet-fayda değerlendirmeleri sağlanarak karar vericilere yol gösterilecektir” dedi.</p>
<p><b> “Köpeklerdeki hastalık durumuyla ilgili araştırmalar da yapılacak”</b></p>
<p>Çok yönlü bir araştırma yapacaklarını ifade eden Prof. Dr. Yusuf Özbel, “Bu projede, vektör kum sineği türlerinin coğrafyası ve bu türler tarafından taşınan mikroorganizmalara ilişkin veriler ile güncel çevresel izleme verileri, iklim, çevre ve matematiksel algoritmaları içeren açık erişimli etkileşimli bir çevrimiçi platform geliştirilecektir. Eşlik eden eğitim platformu, fon sağlayıcılar, sosyal ve çevresel aktörler, kamu kurumları ve politika yapıcılar tarafından kanıta dayalı kararların alınmasını sağlayacaktır. Kum sineklerinin (yakarca) vektörlüğünü yaptığı ve Leishmania cinsi protozoon parazitlerin neden olduğu leishmaniasis Akdeniz Havzası’ndaki diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de insanlarda visseral ve kutanöz olmak üzere iki klinik şekilde görülmektedir. Parazite köpekler kaynaklık yapmakta ve kendileri de hastalanmaktadırlar. Bu nedenle leishmaniasis hem halk sağlığı hem de veteriner hekimlik sorunudur. Projede kum sineklerinin ülkemizdeki durumu, aktiviteleri, Leishmania dışında taşıdıkları diğer hastalık yapıcı virüsler (Phlebovirüsler) ile ilgili çalışmaların yanı sıra köpeklerdeki hastalık durumuyla ilgili araştırmalar da yapılacaktır” dedi.</p>
<p><b>Uluslararası multidisipliner bilim ekibi</b></p>
<p>CLIMOS Projesi, 17 ülkedeki 29 araştırma kuruluşunun katılımıyla gerçekleştiriliyor. Türkiye’den projeye Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Ekoloji Anabilim Dalı ve Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Zoonotik ve Vektörel Hastalıklar Daire Başkanlığı katkı sağlıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-bilim-ekibinden-kum-sineklerinden-bulasan-hastaliklarin-yayilimini-azaltacak-proje-346605">Uluslararası bilim ekibinden kum sineklerinden bulaşan hastalıkların yayılımını azaltacak proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
