<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hastalıkları | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklari</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Mar 2026 08:39:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>hastalıkları | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklari</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[ağızda]]></category>
		<category><![CDATA[Bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622779</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779">Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığının yalnızca diş çürüğü ya da diş kaybı ile sınırlı olmadığını, tüm vücut sağlığınızı doğrudan etkileyen kritik bir öneme sahip olduğunu biliyor muydunuz? “Basit bir diş eti kanaması” denilerek yeterince önemsenmeyen sorunun hayati riske dahi yol açabildiğini? Hatta kalp krizi riskinin diş etinden başlayabildiğini? <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan</strong>,<strong> </strong>özellikle diş eti hastalıklarının kalp ve damar hastalıklarıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu belirterek, Alzheimer ve kanser sürecini de olumsuz etkilediğini, buna karşın toplumdaki farkındalığın hala son derece yetersiz olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Noyan, ağız ve diş sağlığının önemine yönelik çarpıcı bilgiler verdi; alınacak basit ama etkili 7 yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu…</p>
<p>Diş eti hastalığının en erken ve en önemli belirtisi diş fırçalarken oluşan kanamayla ortaya çıkıyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi </strong><strong>Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan</strong> “Nasıl ki ellerimizi yıkarken kanama olmuyorsa, diş etlerimizin de fırçalarken kanamaması gerekir. Ancak birçok kişi yanlış fırçalama teknikleri nedeniyle diş etine temas etmeden temizlik yapıyor. Bu da hastalığın fark edilmeden ilerlemesine yol açıyor” diyor. Sorunun ilerlemesiyle kendiliğinden veya yemek sırasında kanamalar ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Noyan bu aşamada çoğu hastanın cerrahi işlemler, implant ve protez gibi çok daha kapsamlı tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Diş eti hastalıkları Alzheimer ve kanserle de ilişkili!</strong></p>
<p>Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ve diş kaybıyla sınırlı kalmayıp, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak birçok hastalığı tetikliyor. Prof. Dr. Noyan şu bilgileri veriyor: “Diş eti hastalıkları sistemik hastalıkların ortaya çıkması, var olan hastalığın da şiddetlenmesinde rol oynuyor. Kötü ağız hijyeninin, kanser sonrası sağ kalım süresini olumsuz etkilediği de bilimsel olarak gösterilmiştir. Tedavi edildiğinde; iltihap belirteci olan CRP (c-reaktif protein) azalır, kolesterol seviyesi düşer, kan şekeri olumlu etkilenir. Kalp ve damar hastalıklarının tekrarlama riski azalır. Alzheimer ve kanserin önemli nedenlerinden olan vücuttaki kronik enflamasyon ortadan kalkar. Yapılan çalışmalar; ameliyatlardan önce diş taşı temizliği, kök yüzeyi düzleştirme işlemlerinin yapılması ve ağız hijyeninin sağlanmasının da enfeksiyon riskini azalttığını ve hastanede kalış süresini kısalttığını ortaya koyuyor.” </p>
<p><strong>Kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini artırabiliyor!</strong></p>
<p>Uluslararası Kardiyoloji Dergisi&#8217;nde geçtiğimiz ay yayınlanan çalışmada; çocukluk dönemindeki ağız sağlığının, yetişkinlikte damar sertliği ve kalp hastalıkları riskinin artmasına yol açtığının bildirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Noyan “Bu bize, süt dişlerinin sürmesini takiben, hemen diş fırçalama işleminin başlaması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla bu halk sağlığı konusunda herkese büyük görev düşmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Diş eti kanamasında erken müdahale şart</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığını korumanın en etkili yolu, zararlı bakterilerin çoğalmasını engellemekten geçiyor. Bunun için ağız ve diş bakımı alışkanlığı kazanmak şart. Diş Eti Hastalıkları Uzmanı (Periodontolog) Prof. Dr. Ülkü Noyan, diş eti kanaması fark edildiğinde zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini, erken dönemde yapılan diş taşı temizliği ve kök yüzeyi düzleştirme işlemleriyle iltihabın kolaylıkla tedavi edilebildiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Ağız ve diş bakımında basit ama etkili 7 yöntem!</strong></p>
<p>“Küçük gibi görünen bazı alışkanlıklar, hayat kurtaracak kadar büyük bir etkiye sahiptir” diyen Prof. Dr. Noyan, doğru ve sağlıklı ağız ve diş bakımının kurallarını şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Günde en az iki kez, özellikle gece yatmadan önce dişlerinizi fırçalayın. </li>
<li>Doğru teknik ve size uygun diş fırçası için mutlaka diş hekiminin önerisini alın. </li>
<li>Günde en az bir kez diş ipi ya da arayüz fırçası kullanın. Bakteriler en çok, diş fırçasının ulaşamadığı alanlarda birikir. </li>
<li>Ağız kokusunun ve bakterilerin önemli kaynaklarından biri dil yüzeyidir. Bu nedenle mutlaka dilinizi de temizleyin. </li>
<li>Ağız gargarasını hekim önerisi olmadan kullamayın. Çünkü gargaralar yararlı bakterileri de yok ederek damar sağlığı için gerekli olan nitrit oksit üretimini azaltabilir. Ayrıca alkollü gargaralar, özellikle sigara kullanan bireylerde kanser riskini artırabilir.</li>
<li>Her gün yeterli su için. Tükürük ağız içini koruyan doğal bir savunmadır. Ağız kuruluğu yaşayan bireylerin gün boyunca suyu yudum yudum tüketmesi büyük önem taşır.</li>
<li>En az 6 ayda bir mutlaka diş hekimine gidin. Yapılan kontroller, yalnızca diş taşı temizliği değil, zararlı bakterilerin hastalık oluşturacak seviyeye ulaşmasını önlemek için gereklidir. Çünkü temizlik yapılmasından 9-11 hafta sonra zararlı bakteriler çoğalmaya başlar.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-tehlike-agizda-basliyor-622779">Sessiz tehlike ağızda başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüm sebepleri arasında ilk 10&#8217;da yer alıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olum-sebepleri-arasinda-ilk-10da-yer-aliyor-622438</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[alıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Otoimmün]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622438</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karaciğer hastalıkları dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olum-sebepleri-arasinda-ilk-10da-yer-aliyor-622438">Ölüm sebepleri arasında ilk 10&#8217;da yer alıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğer hastalıkları dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, özellikle siroz ve kronik karaciğer hastalıkları her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olurken, küresel ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor. Vücudumuzun adeta bir kimya laboratuvarı olan karaciğer; yaşamsal öneme sahip maddelerin üretimi, besinlerin enerjiye dönüştürülmesi ve toksinlerin vücuttan temizlenmesi gibi son derece önemli  görevler üstleniyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, </strong>bu nedenle karaciğerin sorunsuz çalışmasının sağlıklı bir yaşam için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Ancak bazı etkenler karaciğerde hücre ölümüne yol açabilmektedir.  Üstelik karaciğerde oluşan hasar uzun yıllar belirti vermeden sessizce ilerleyebilmekte ve uzun vadede iltihaplanma, fibrozis ile karaciğer nakli gerektirebilen siroza neden olabilmektedir. Karaciğer sağlığını korumak için alınması gereken en önemli önlem ise sağlıklı bir kiloda  olmaktır” diyor.  <strong>Gastroenteroloji Uzmanı</strong> <strong>Prof. Dr. Hakan Yıldız</strong>,  karaciğerde en sık hasar oluşturan 6 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!</p>
<p><strong>Hepatit B </strong></p>
<p>Hepatit B, dünya genelinde en sık görülen viral hepatit olarak karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla anneden bebeğe bulaşarak karaciğerde kronik inflamasyona, yani kronik karaciğer hastalığına  yol açabiliyor. Bu inflamasyon yıllar içinde karaciğer hücrelerinin ölümüyle  ve bunun sonucunda siroz ve/veya karaciğer kanseriyle sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Hepatit B aşısı çoğunlukla bizi yaşam boyunca bu enfeksiyondan koruyor.</p>
<p><strong>Obezite</strong></p>
<p>Dünya genelinde en sık görülen karaciğer hastalığının “karaciğer yağlanması” olduğu belirtiliyor. Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan<strong> </strong>obezite, karaciğerde özellikle “metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer” olarak adlandırılan hastalığa yol açabiliyor. Karaciğerde yağlanma uzun vadede ciddi hasarlar oluşturabiliyor ve karaciğer nakli gerektiren hastalarda en sık görülen nedeni oluşturuyor.  Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız,<strong>  </strong>son yıllarda obezite ve sağlıksız beslenme sebebiyle karaciğer yağlanmasının giderek arttığını vurgulayarak, “Araştırmalar, obezite sorunu  yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 80’inde karaciğerde yağ birikimi olduğunu göstermektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Sağlıklı beslenmek, günde 30 dakika hafif tempolu yürüyüş yapmak, ideal kiloya ulaşmak veya mevcut kilonun yüzde 8-10’unu vermek, günde 2-3 fincan filtre kahve tüketmek, karaciğer yağlanmasının hafiflemesine destek oluyor. </p>
<p><strong>İlaçlar ve bitkisel ürünler</strong></p>
<p>Zararsız gibi görünen bazı ağrı kesiciler ve bitkisel ürünler, bilinçsizce kullanıldığında karaciğerde ani iltihaplanma başlatabiliyor ve toksik hepatite neden olabiliyor. Bunun sonucunda halsizlik, sarılık ve ilerleyen dönemde karaciğer yetmezliği tablosu  gelişebiliyor.  </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> İlaçları ve bitkisel ürünleri ‘masum’ görmemek; doktor önerisi olmadan hiçbir ürünü kullanmamak, toksik hepatiti önlemenin en basit yolunu oluşturuyor. </p>
<p><strong>Aşırı alkol tüketimi </strong></p>
<p>Alkol, karaciğerde parçalanırken ortaya çıkan toksik ara ürünlerle hücreleri yıpratıyor. Bunun sonucunda zamanla yağlanma, iltihaplanma ve nihayetinde siroza uzanan sessiz bir hasar süreci başlıyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Alkolü güvenli sınırların altında ve seyrek tüketmek (haftada 2-3 kadehi geçmemek) karaciğer sağlığımız için çok önemli. </p>
<p><strong>Genetik hastalıklar</strong></p>
<p>Bazı karaciğer hastalıkları genetik nedenlerle ortaya çıkıyor. Genler normalde karaciğer hücrelerinde görev yapan enzimlerin, reseptörlerin (alıcıların) ve taşıyıcı proteinlerin üretimini sağlıyor. Bu genlerde bir bozukluk olduğunda karaciğer bazı görevlerini tam olarak yerine getiremiyor. Örneğin, safra üretimi ve kullanımı bozulabiliyor veya bakır ile demir gibi minerallerin dengesi etkilenebiliyor.  Ayrıca, bazı zararlı maddelerin vücuttan atılması zorlaşabiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong>Bu tür hastalıklar erken dönemde fark edildiğinde çoğu zaman ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor. Erken tanı için düzenli sağlık kontrolleri ve gerekli laboratuvar testlerinin yapılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Otoimmün hastalıklar</strong></p>
<p>Karaciğer otoimmün hastalıkları  (otoimmün hepatit, primer biliyer kolanjit gibi) çoğunlukla genetik yatkınlığı olan kişilerde; enfeksiyonlar, ilaçlar ve karaciğerde inflamasyonun tetiklenmesi sonucu oluşuyor.  </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong>Erken dönemde tanı konulduğunda<strong> </strong>otoimmün hastalıkların tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yıldız, aile bireylerinde otoimmün karaciğer hastalığı bulunan kişilerin düzenli olarak takip edilmeleri gerektiğine vurgu yapıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olum-sebepleri-arasinda-ilk-10da-yer-aliyor-622438">Ölüm sebepleri arasında ilk 10&#8217;da yer alıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatla]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[mesafede]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler görme kusurlarının tedavisinde önemli kolaylıklar sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684">Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler görme kusurlarının tedavisinde önemli kolaylıklar sağlıyor. Bunların başında ise halk arasında “akıllı mercek” olarak bilinen “premium göz içi lensleri” geliyor.  Tek odaklı lensler sadece bir mesafeye netlik sağlarken, akıllı mercekler; yakın, orta ve uzak mesafelerin tamamında net görüş imkanı sunabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, </strong> bu sayede gözlük ihtiyacının büyük ölçüde azaldığını belirterek, “Premium göz içi lensi teknolojisi son yıllarda optik tasarım ve materyal teknolojisi gibi önemli gelişmeler kaydetmiş ve bu sayede hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırmıştır” diyor. <strong>Doç.</strong> <strong>Dr. Özge Begüm Comba, </strong>ancak bu teknolojinin başarısının,  doğru hasta seçimi, detaylı preoperatif değerlendirme ve gerçekçi beklenti yönetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Her hastanın oküler yapısı, görsel ihtiyaçları ve adaptasyon kapasitesi farklıdır. Bu nedenle, ameliyat öncesi oftalmoloğunuzla detaylı görüşmeniz, tüm olası sonuçları değerlendirmeniz ve size en uygun tedavi planını birlikte belirlemeniz önem taşımaktadır” diyor. <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba,</strong> akıllı mercek hakkında en sık yöneltilen 10 soruyu anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Akıllı merceklere hangi durumlarda başvuruluyor?</strong></p>
<p>Gözümüzün doğal lensinin yerine yerleştirilen ve birden fazla odak noktasına sahip olan göz içi lensi “akıllı mercek” olarak adlandırılıyor. Akıllı mercekler, ağırlıklı olarak  40 yaş üzerindeki hastalarda gözlük bağımlılığını azaltmak amacıyla tercih ediliyor. Katarakt, refraksiyon (kırma) kusuru ve presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme kusuru) şikayeti olan kişiler bu uygulamadan en fazla fayda gören grubu oluşturuyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, akıllı lenslerin özellikle hem uzak hem yakın görüş problemini birlikte çözmek isteyen kişiler için ideal bir tedavi seçeneği olduğunu ifade ediyor. </p>
<p><strong>Her hasta için uygun mudur? </strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Begüm Comba, akıllı merceklerin her hasta için uygun olmadığını belirterek, “Öncelikle gözün anatomik olarak bu lenslere uygun olması gerekir; ön kamara derinliğinin yeterli olması, göz bebeği çapının ideal aralıkta bulunması ve kornea endotel hücre sayısının normal sınırlarda olması şarttır. Ayrıca, retina hastalıkları gibi progresif oküler bir hastalığa sahip olan kişiler de bu lenslerden tam verim alamayabilir, çünkü göz sağlıklı olmalı ki lens performansını gösterebilsin” diyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, özellikle profesyonel sürücüler, hassas el işi gerektiren mesleklerde çalışanlar veya yüksek kontrast gerektiren işlerde aktif olarak görev yapan kişiler için özel değerlendirme yapıldığını vurgulayarak, “Detaylı oftalmolojik muayene, biyometrik ölçümler ve hasta beklentilerinin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesi başarılı sonuç için son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akıllı mercek ameliyatı nasıl gerçekleştiriliyor? </strong></p>
<p>Operasyon topikal anestezi altında gerçekleştiriliyor. Göze 2-3 mm&#8217;lik minimal bir giriş yapılıyor ve ultrasonik titreşimler yardımıyla doğal lens küçük parçalara ayrılıp, dışarı alınıyor. Ardından yerine katlanabilir akıllı mercek yerleştiriliyor. Operasyonun ortalama 15-20 dakika sürdüğünü söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, “Hastalarımız ertesi gün hafif aktivitelerine başlayabilirler. Ancak ilk bir hafta ağır fiziksel aktivitelerden ve kontakt sporlardan kaçınmalarını öneriyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında net görüş ne zaman sağlanabiliyor?</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasındaki ilk günlerde hafif bulanıklık normaldir. Net görüş genellikle 1-2 hafta içinde başlıyor, ancak tam nöroadaptasyon, yani beynin farklı odak noktalarından gelen görüntülere uyum sağlama süreci 2-3 ay sürebiliyor. Bu süreçte beyin farklı odak noktalarından gelen görüntüleri işlemeyi öğrenir.</p>
<p><strong>Ameliyatın ardından gece ışık saçılması görülür mü?</strong></p>
<p>Özellikle erken postoperatif, yani ameliyat sonrasındaki ilk haftalarda<strong> </strong> haleler görülmesi, gece araç farlarında ışık saçılması ve kontrast hassasiyetinde azalma yaşanabiliyor. Bu sorunlar zamanla azalıyor ve çoğu hasta birkaç hafta ile birkaç ay arasında geçen nöroadaptasyon sürecinde (Multifokal optik sistemlerden kaynaklanan çoklu retinal görüntülerin santral siniri sistemi tarafından işlenerek fonksiyonel görmeye adapte edilmesi süreci)  bu duruma alışıyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba,<strong> </strong>“Mesleği gereği yoğun gece sürüşü yapan hastalarımızı ameliyat öncesi bu konuda mutlaka bilgilendiriyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyatın riskleri var mıdır?</strong></p>
<p>Her göz içi cerrahisinde olduğu gibi bu prosedürün de riskleri bulunuyor. Endoftalmi (göz içi enfeksiyon) kanama ve retina dekolmanı gibi ciddi komplikasyonlar nadiren görülüyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, “Lensin yerinden hafifçe kayması, lens kapsülünün zamanla bulanıklaşması veya ameliyat sonrası geçici göz tansiyonu yükselmesi daha sık karşılaşılan durumlardır. Deneyimli bir cerrah ve uygun hasta seçimi bu riskleri minimize eder” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akıllı mercekler gözlükten tamamen kurtulmayı sağlar mı?  </strong></p>
<p>Akıllı mercek sonrasında hastaların yaklaşık yüzde 80-90&#8217;ı günlük aktivitelerini gözlüksüz sürdürebiliyor. Ancak bazı durumlarda, özellikle çok küçük punto okumalarında veya uzun süreli bilgisayar kullanımında düşük numaralı gözlük ihtiyacı olabiliyor. </p>
<p><strong> Ameliyat sonrası elde edilen net görüş kalıcı mıdır?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Begüm Comba, implante edilen merceğin ömür boyu kalıcı olduğunu ve materyalinin bozulmadığını ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak bazı hastalarda ameliyattan aylar veya yıllar sonra arka kapsül opasifikasyonu, yani halk arasında ‘ikincil katarakt’   olarak  bilinen durum gelişebilir. Bu tablo Nd:YAG lazer yöntemiyle basit ve etkili şekilde tedavi edilebilir.” </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında nelere dikkat edilmeli?</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında ilk hafta hafif aktiviteler ve ev içi işleri sorun oluşturmuyor.  Ancak, aşağıda yer alan kurallara dikkat etmeniz önem taşıyor. </p>
<ul>
<li>Gözlerinize travmadan kaçının </li>
<li>Havuz ve deniz gibi enfeksiyon riski taşıyan ortamlardan uzak durun</li>
<li>Reçete edilen topikal ilaçları düzenli kullanın</li>
<li>Makyaj ve kozmetik ürünleri 2 hafta, kontakt sporları en az bir ay erteleyin</li>
<li>UV koruyucu gözlük kullanın </li>
</ul>
<p><strong>Ne zaman lazer, ne zaman akıllı mercek?</strong></p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, 40 yaş altı ve düşük-orta dereceli kırma kusurları için lazer cerrahilerin (LASIK, PRK) ilk tercih edilen yöntemler olduğunu vurguluyor. 40 yaş üzeri presbiyopik (yaşa bağlı yakın görme kusuru) tablosunda, yüksek hipermetropide veya katarakt varlığında ise premium göz içi lensleri (akıllı mercek) öncelikli olarak değerlendiriliyor. Her hastanın korneal topografisi, ön segment anatomisi ve yaşam tarzı karar sürecinde belirleyici oluyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684">Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek Yaşınız Kimliğinizde Değil, Bağırsaklarınızda Yazıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercek-yasiniz-kimliginizde-degil-bagirsaklarinizda-yaziyor-615524</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 07:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsaklarınızda]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[İltihap]]></category>
		<category><![CDATA[kimliğinizde]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınız]]></category>
		<category><![CDATA[yazıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda öne çıkan “bağırsak yaşı” kavramı uzun ve sağlıklı yaşam (longevity) araştırmalarında giderek daha güçlü bir yer ediniyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-yasiniz-kimliginizde-degil-bagirsaklarinizda-yaziyor-615524">Gerçek Yaşınız Kimliğinizde Değil, Bağırsaklarınızda Yazıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda öne çıkan “bağırsak yaşı” kavramı uzun ve sağlıklı yaşam (longevity) araştırmalarında giderek daha güçlü bir yer ediniyor. Son yıllarda bilim dünyası, sağlıklı yaş almanın anahtarını şaşırtıcı bir şekilde bağırsak sisteminde arıyor. Yaşa bağlı hastalıkların arkasındaki sessiz biyolojik süreç mikrobiyotamız olabilir.  <strong>Acıbadem Life Danışmanı Prof. Dr. İsmet Tamer</strong> bağırsaklarda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın dengesinin bozulmasının; kalp hastalıklarından diyabete, unutkanlıktan bağışıklık sorunlarına kadar birçok tabloyla ilişkili olduğuna dikkat çekiyor. <strong>Prof. Dr. Tamer</strong>, sağlıklı yaşlanmanın anahtarının sindirim sisteminde gizli olduğunu vurguluyor ve bağırsakları genç tutmanın yollarını anlatıyor. </p>
<p><strong>Yaşlanmanın Temeli Bağırsaklarda!</strong></p>
<p>Yaşlanmayı çoğu zaman aynadaki görüntümüzle ya da takvim yaşımızla ilişkilendiririz; oysa gerçek biyolojik yaşımızın önemli bir kısmı bağırsaklarımızda saklıdır. Son yıllarda bilim dünyası, yaşlanma sürecini ve yaşa bağlı hastalıkları anlamada bağırsak mikrobiyotasını merkeze alıyor. Bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın sindirimden bağışıklığa, ruh hâlinden beyin sağlığına kadar birçok sistemi etkilediğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, “Bağırsaklar adeta dinamik bir ekosistem oluşturuyor.  Genç ve sağlıklı bireylerde bu mikroorganizmalar çeşitlilik gösterir ve dengeli bir uyum içinde çalışır. Ancak yaş ilerledikçe bu denge bozulur; faydalı bakterilerin azalması ve iltihap artırıcı türlerin çoğalmasıyla ortaya çıkan bu tablo, tıpta “disbiyozis” olarak adlandırılır ve sağlıksız yaşlanmanın temel biyolojik zeminlerinden biri olarak kabul edilir” diyor. </p>
<p><strong>Mikrobiyota ile Kronik İltihap Arasındaki İlişki…</strong></p>
<p>Yaşla birlikte vücutta ortaya çıkan en önemli biyolojik değişimlerden birinin çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen kronik iltihap süreci olduğuna dikkat çeken <strong>Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, “Bilim dünyasında bu tablo “inflammaging” olarak tanımlanır. Bu sessiz iltihaplanma; kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, Alzheimer ve bazı kanser türleri için uygun bir zemin oluşturabilir. Bu noktada bağırsaklar kritik bir rol oynar. Bozulmuş bir mikrobiyota dengesi, bağırsak duvarının geçirgenliğini artırarak zararlı maddelerin kana karışmasına yol açabilir. Bunun sonucunda bağışıklık sistemi sürekli tetikte kalır ve vücut, farkında olmadan uzun vadede kendi dokularını yıpratan bir savunma hâline girer” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Mikrobiyota, Yediklerimiz ve Hastalıklar Arasındaki İnce Çizgi </strong></p>
<p>Son yıllardaki bilimsel verilerle birlikte tip 2 diyabet ve obezitenin yalnızca kalori fazlasıyla açıklanamayacağını belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, “Bağırsak mikrobiyotası metabolik denge üzerinde belirleyici rol oynar. Bağırsak bakterileri, liften zengin besinleri fermente ederek kısa zincirli yağ asitleri üretir; bu biyolojik bileşikler kan şekeri kontrolünü desteklerken iltihap düzeylerini de baskılamaya yardımcı olur. Ancak yaşla birlikte bu koruyucu bakterilerin azalması, insülin direncinin artmasına zemin hazırlayabilir. Öte yandan bazı bağırsak mikroorganizmaları, özellikle kırmızı et tüketimi sonrasında damar sertliğiyle ilişkilendirilen metabolitlerin oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu mekanizmalar, kalp-damar hastalıklarının yaş ilerledikçe daha sık görülmesini açıklayan önemli biyolojik bağlantılar arasında yer alır” diyor. </p>
<p><strong>Alzheimer ve Parkinson’da Mikrobiyota Etkisi </strong></p>
<p>Bağırsaklarla beyin arasında kesintisiz bir iletişim ağı bulunduğunu söyleyen <strong>Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, “Bu biyolojik ilişki “beyin–bağırsak ekseni” olarak tanımlanır. Son yıllarda Alzheimer ve Parkinson hastaları üzerinde yürütülen araştırmalar, bu nörodejeneratif hastalıkların bağırsak mikrobiyotasındaki değişimlerle bağlantılı olabileceğine işaret ediyor. Mikrobiyota dengesinin bozulması yalnızca sindirimi değil, sinir sistemi üzerinden bilişsel fonksiyonları ve ruh hâlini de etkileyebilir. Bu nedenle bazı bireylerde sindirim şikâyetlerine eşlik eden unutkanlık, odaklanma güçlüğü veya duygudurum değişiklikleri görülebilir. Başka bir deyişle, tablo her zaman yalnızca beyinde başlamaz; biyolojik süreç çoğu zaman bağırsak düzeyinde şekillenir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Bağırsaklarınızı Genç Tutmanın Formülü</strong></p>
<p>Mikrobiyota ile ilişkili sorunların bir kader olmadığını belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, “Sağlıklı yaşlanan ve ileri yaşına rağmen aktif yaşamını sürdüren bireylerin mikrobiyota profilleri incelendiğinde, bakteri çeşitliliğinin büyük ölçüde korunduğu görülüyor. Longevity araştırmaları da benzer biçimde, sağlıklı yaş alan bireylerin ortak özelliklerinden birinin zengin ve dengeli bir bağırsak mikrobiyotası olduğunu ortaya koyuyor. Science dergisinde yayımlanan çalışmalarda 90 yaş üzerindeki sağlıklı bireylerde bile bu çeşitliliğin korunabildiği bildiriliyor” diyor. </p>
<p>Üstelik bunun için karmaşık ya da “mucize” çözümlere ihtiyaç yok” diyen <strong>Prof. Dr. İsmet Tamer</strong>, bağırsak yaşının genç kalmasına katkı sağlayan 5 maddeyi sıralıyor. </p>
<ul>
<li>Liften zengin sebze ve meyvelerle beslenmek, </li>
<li>Yoğurt ve kefir gibi fermente gıdaları tüketmek, </li>
<li>Düzenli hareket etmek, </li>
<li>Kaliteli uyumak ve </li>
<li>Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak.</li>
</ul>
<p>Yaşlanmanın yalnızca takvimle ilgili olmadığını belirten <strong>Prof. Dr. Tamer</strong>, “Bağırsaklarımız ne kadar sağlıklıysa, genel sağlığımız da o kadar güçlü kalıyor. Sindirim sistemine özen göstermek, aslında kalbi, beyni ve uzun vadeli yaşam kalitesini korumak anlamına geliyor” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-yasiniz-kimliginizde-degil-bagirsaklarinizda-yaziyor-615524">Gerçek Yaşınız Kimliğinizde Değil, Bağırsaklarınızda Yazıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gizli Göz Hastalıkları Ramazan&#8217;da Fark Edilebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gizli-goz-hastaliklari-ramazanda-fark-edilebilir-615225</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 09:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Erden]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615225</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında uzun süreli açlık ve iftar sonrası yaşanan ani kan şekeri değişimleri göz sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir nokta.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gizli-goz-hastaliklari-ramazanda-fark-edilebilir-615225">Gizli Göz Hastalıkları Ramazan&#8217;da Fark Edilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında uzun süreli açlık ve iftar sonrası yaşanan ani kan şekeri değişimleri göz sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir nokta. Özellikle henüz teşhis edilmemiş şeker hastalığı ve buna bağlı gelişen diyabetik retinopati, Ramazan’daki beslenme düzeni değişikliğiyle birlikte ilk sinyallerini vermeye başlayabiliyor. </p>
<p>Diyabetik retinopatinin şeker hastalığının en ciddi komplikasyonlarından olduğunu belirten Doç. Dr. Burak Erden, retinopatinin sinsice ilerlediğine dikkat çekerek, Ramazan ayı bağlamında şu kritik bilgileri paylaşıyor:</p>
<p>&#8220;Uzun süreli açlık sırasında kan şekeri dalgalanmaları yaşanabilir. Eğer kişide gizli bir diyabet varsa, bu dalgalanmalar gözün en hassas tabakası olan retinadaki kılcal damarlarda sızıntılara veya genişlemelere yol açar. Gözde bulanık görme veya ışık parlaması şeklinde belirti gösterebilir. Diyabetik retinopati, şeker hastalığının görme kaybı ile sonuçlanabilen en ciddi komplikasyonlarından biridir ve ne kadar erken teşhis edilirse, ilerlemesini önleme veya mevcut hasarı tedavi etme şansımız o kadar yüksek olur.”</p>
<p><strong>Her 10 yetişkinden biri diyabetli </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından ilk kez bulaşıcı niteliğe sahip olmayan salgın bir hastalık olarak nitelendirilen diyabetin ulaştığı rakamlar korkunç.   Diyabetli bireylerin sayısı hızla artarken, bu hastalığın göz sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri de giderek büyüyor. Doç. Dr. Erden, rakamlar hem Türkiye’de hem de dünyada endişe verici şekilde arttığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Diyabet, gözleri de vuruyor.   Diyabetik retinopati ise 50 yaş altındaki kişilerde körlüğe bile yol açabiliyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre, dünya genelinde 2025 itibarıyla 828 milyon yetişkin diyabetle yaşıyor. Bu rakamın 2050 yılına kadar 1,3 milyara ulaşması bekleniyor. Her 10 yetişkinden biri diyabetli olmasına rağmen, bu kişilerin önemli bir kısmı hastalığının farkında değil veya yeterli tedavi alamıyor.”  </p>
<p><strong>Ramazan öncesi muayene tavsiyesi</strong></p>
<p>Birçok göz hastalığının, özellikle retinopatinin erken evrelerde hiçbir belirti vermeden de ilerleyebileceğini hatırlatan Doç. Dr. Burak Erden, rutin göz muayenesinin altını çiziyor ve Ramazan öncesi yapılacak muayene ile birçok göz rahatsızlığının erken evrede teşhis edilebileceğini söylüyor.</p>
<p>Doç. Dr. Erden, “Ramazan öncesi yapılacak kontrollerde henüz belirti vermemiş diyabeti, yüksek tansiyonun damarlardaki tahribatını, glokom (göz tansiyonu) riskini görebiliyoruz. Ramazan’da değişen metabolizma hızı ve sıvı alımındaki azalma, göz içi dengelerini değiştirebileceği için, muayeneyi oruç öncesine çekmek kritik bir öneme sahiptir.&#8221;</p>
<p><strong>Kalıcı görme kaybı oluşur</strong></p>
<p>Diyabetin, gözün ağ tabakasında kanamalara ve sarı noktada ödem oluşumuna yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Erden, “Bu durumların zamanında fark edilmemesi halinde kalıcı görme kaybı yaşanabilir. Erken teşhis edilen vakalarda görme kaybını önlemek mümkündür. Ancak birçok hasta, gözde ciddi hasar oluşana kadar muayeneye gitmiyor. Bu da geri dönüşü olmayan sonuçlara neden oluyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Retinadaki kılcal damarları bozuyor</strong></p>
<p>‘Diyabetik retinopati’nin, görme oranında yüzde 90’a varan kayıplara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Erden, şöyle dedi: “Diyabet, retinadaki kılcal damarların yapısını bozarak hücre kaybına, damar geçirgenliğinin artmasına ve sarı noktada sıvı birikimine neden olur. Zamanla retinada yeni damarlar oluşur, bu damarlar kanayabilir ve göz içinde zar oluşumuna yol açabilir. Sonuç olarak ciddi görme kayıpları ve ağrılı göz tansiyonu artışları meydana gelir.”</p>
<p><strong>Göz kuruluğu Ramazan’da belirginleşebiliyor</strong></p>
<p>Sadece retina hastalıkları değil göz kuruluğu gibi problemlerin de Ramazan’da belirginleşebileceğini belirten Doç. Dr. Burak Erden, sözlerini şöyle tamamlıyor:</p>
<p>&#8220;Vücudun uzun süre susuz kalması, gözyaşı kalitesini düşürerek şiddetli göz kuruluğuna ve buna bağlı bulanık görmeye neden olabilir. Bu nedenle, özellikle ailesinde şeker hastalığı öyküsü olanlar, 40 yaş üstü bireyler ve yüksek miyopisi bulunanların Ramazan öncesi kapsamlı bir göz taramasından geçmesi, oldukça önemlidir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gizli-goz-hastaliklari-ramazanda-fark-edilebilir-615225">Gizli Göz Hastalıkları Ramazan&#8217;da Fark Edilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Az]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[İz]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün öne çıkan başlıklarından biri karın bölgesinde kesi yapılmadan gerçekleştirilen vNOTES izsiz cerrahi uygulamaları oluyor. Minimal invaziv cerrahinin geldiği bu noktada, vajinal doğal açıklıklarının kullanıldığı bu yöntem kadınlara hem konforlu hem de estetik bir tedavi süreci sunabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Günkaya, jinekolojk hastalıkların tedavisinde uygulanabilen “izsiz cerrahi vNOTES” hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Doğal açıklıktan yapılan cerrahi yaklaşım</strong></p>
<p>vNOTES (Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery), cerrahi aletlerin ve kamera sisteminin vajinal doğal açıklıktan yerleştirilmesiyle gerçekleştirilen endoskopik bir yöntem olarak tanımlanır. Operasyon boyunca karın bölgesinde kesi ya da delik açılmaz. Bu özelliğiyle klasik açık cerrahi ve laparoskopik yöntemlerden ayrılan vNOTES, vücuda daha az travma oluşturan bir yaklaşım sunar. Karın bölgesinde iz bırakmaması nedeniyle “izsiz cerrahi” olarak anılan bu yöntem, ameliyat sonrası iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırır.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrası konfor ön planda</strong></p>
<p>vNOTES tekniğinde cerrahi işlemler doğrudan görüş altında gerçekleştirilir. Bu durum, kanama kontrolünü kolaylaştırırken komplikasyon oranlarının da düşük olmasına katkı sağlar. Karın bölgesinde kesi bulunmaması, ameliyat sonrası ağrının klasik yöntemler ve laparoskopiye göre çok az olmasından dolayı ile hastaların büyük bölümünde ağrı kesici ihtiyacı minimum düzeyde kalır. Ayrıca görünür bir yara olmadığı için pansuman ya da özel yara bakımı gerekmez. Bu sayede hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına daha kısa sürede dönebilirler. Özellikle obez hastalarda karın bölgesinden yapılan cerrahilerde yaşanabilen teknik zorluklar, vNOTES yönteminde büyük ölçüde ortadan kalkar. Bu yönüyle vNOTES, farklı hasta gruplarında güvenli bir seçenek olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>Geniş bir uygulama alanına sahip</strong></p>
<p>vNOTES yöntemi günümüze birçok jinekolojik cerrahide kullanılmaktadır. Rahmin alınması ve rahim sarkması ameliyatları bu uygulamaların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra korunma amacıyla tüplerin bağlanması, tüplerin alınması, tüplerin açıklığının değerlendirilmesi, yumurtalık kistleri, yumurtalıkların alınması, dış gebelik ve uygun yerleşimli miyom ameliyatları da bu yöntemle gerçekleştirilebilir. Geniş kullanım alanıyla vNOTES yöntemi kadın hastalıkları cerrahisinde önemli bir yere sahiptir.</p>
<p><strong>Hasta seçimi ve cerrahi planlama önem taşıyor</strong></p>
<p>vNOTES, çoğu kadında uygulanabilen bir yöntem olmakla birlikte bazı özel durumlarda ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Derin endometriozis, tubaovaryan apse ya da pelvik bölgeye radyoterapi öyküsü bulunan hastalarda cerrahi planlama titizlikle yapılmalıdır. Bu gibi durumlarda farklı cerrahi yaklaşımlar da gündeme gelebilir. Ayrıca vNOTES, özel eğitim ve deneyim gerektiren bir teknik olarak dikkat çeker. Endoskopik görüntüleme sistemlerinin ve cerrahi aletlerin hassas kullanımı, yöntemin başarısında belirleyici rol oynar.</p>
<p><strong>Kadın hastalıklarında izsiz cerrahi uygulamaları yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Günümüzde vNOTES, jinekolojik ameliyatlarda giderek daha sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. Karından delikler açılarak yapılan laparoskopik cerrahinin, vajinal yoldan ve hiçbir kesi yapılmadan gerçekleştirilen bir alternatifi olarak değerlendirilir. Daha az ağrı, hızlı toparlanma, erken taburculuk ve iz bırakmaması gibi özellikleriyle vNOTES, kadın hastalıklarında cerrahi yaklaşımın geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Hasta konforunu önceleyen bu yöntem, modern jinekolojik cerrahinin önemli uygulamalarından biri olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>vNOTES tekniğinin öne çıkan 7 avantajı </strong></p>
<ol>
<li><strong>Daha az kanama ve komplikasyon riski:</strong> Operasyonun tamamı vajinal yoldan ve direkt görüş altında gerçekleştirildiği için olası bir kanama durumunda müdahale daha kolay sağlanır ve komplikasyon oranları düşüktür.</li>
<li><strong>Obez hastalarda teknik zorlukların azalması:</strong> Karın bölgesinden giriş yapılmadığı için obez hastalarda karşılaşılan fiziki zorluklar bu yöntemde yaşanmaz ve vNOTES bu hasta grubunda önemli bir tercih sebebi olur.</li>
<li><strong>Karın bölgesinde kesi veya delik olmaması:</strong> Ameliyat sırasında karın bölgesinde herhangi bir kesi ya da delik açılmadığı için vücutta görünür cerrahi iz oluşmaz.</li>
<li><strong>Ameliyat sonrası daha az ağrı:</strong> Hastalar ameliyatın konforunu ilk dakikalardan itibaren hisseder, açık cerrahi ve laparoskopiye kıyasla daha az ağrı duyar.</li>
<li><strong>Ağrı kesici ihtiyacının azalması</strong>: Ameliyat sonrası dönemde birçok hastada ağrı kesici kullanımına ihtiyaç duyulmaz.</li>
<li><strong>Günlük yaşama daha hızlı dönüş:</strong> Daha az ağrı ve kesi olmaması sebebiyle hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına çok daha kısa sürede geri dönebilir.</li>
<li><strong>Daha iyi kozmetik sonuç ve pansuman gerektirmemesi:</strong> Karnında hiçbir iz olmaması iyi kozmetik sonuçlar sunar. Görünürde kesi veya delik olmadığı için yara bakımı ve pansuman ihtiyacı da ortadan kalkar.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[atlamak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sahuru]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Yiyecekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613370</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan’da uzun saatler süren açlığın ardından iftar yemeğinde midemize aniden ve hızlı bir şekilde yükleniyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370">Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan’da uzun saatler süren açlığın ardından iftar yemeğinde midemize aniden ve hızlı bir şekilde yükleniyoruz.  Aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdaları soframızdan eksik etmiyoruz. İftardan kısa bir süre sonra da kendimizi kanepenin üzerinde uzanmış buluyoruz. Oruç tutmak aslında son derece sağlıklı olsa da, yaptığımız bu tür hatalar mide ve bağırsak sistemimize zarar verebiliyor.  Mide ağrısı, hazımsızlık, şişkinlik, reflü atakları ve safra sorunları, Ramazan’da en sık görülen sorunları oluşturuyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi</strong> <strong>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, </strong>Ramazan’da mide problemleri yaşamamak için dikkat etmemiz gereken 3 temel kuralı; “İftarı yavaş ve küçük porsiyonlarla açmak,  sahuru mutlaka yapmak, aşırı yağlı, şekerli ve ağır yiyeceklerden kaçınmak” olarak sıralıyor.  <strong>Prof. Dr. Murat Saruç,</strong> kronik hastalığı veya herhangi bir sağlık sorunu olan kişilerin  oruca başlamadan önce ilaçların saatlerinin yeniden düzenlenmeleri için mutlaka doktorlarıyla görüşmeleri gerektiğine de vurgu yapıyor. <strong>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, </strong>oruç tutarken dikkat etmemiz gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Sahura mutlaka kalkın</strong></p>
<p>Sahur, kan şekerinin gün boyu dengede kalmasını ve bu sayede insülin düzeyinde yükselme olmamasını sağlıyor. Tüm gün oruç tutarken yetersiz beslenmemize bağlı hipoglisemiyi de önlüyor. Sahur öğününün atlanması halinde birçok sağlık sorunu ortaya çıkabileceği uyarısında bulunan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç,<strong> </strong>“Sahur yapmamak uzun açlık süresini daha da uzatır ve bunun sonucunda; halsizlik, baş ağrısı ile ani tansiyon düşmelerine yol açabilir. Ayrıca, mide asidi boş mideye daha uzun süre temas eder; bu durum gastrit ve reflüyü tetikler” diyor.  </p>
<p><strong>İftara yavaş ve küçük porsiyonlarla başlayın</strong></p>
<p>Uzun süren açlıktan sonra mide hareketleri yavaşlıyor ve sindirim enzimleri azalıyor. Dolayısıyla, iftar öğününde bir anda fazla yemek midenin yükünü çok artırıyor, bunun sonucunda; şişkinlik, mide ağrısı, gastrit ve reflü  gibi sorunlar gelişiyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, “İftarda orucumuzu ‘çorba, su ve hurma’ gibi hafif yiyecekler ile açmak, midemizi daha sonra yiyeceğimiz kalorili yiyeceklere hazırlar. Ana yemeğe geçmeden 10–15 dakika beklemek de sindirimi ciddi şekilde rahatlatır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdalardan kaçının</strong></p>
<p>İftar ile sahurda aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdalardan uzak durmanız da çok önemli.<strong> </strong>Çünkü, Ramazan’da artan mide şikâyetlerinin ana nedenini bu beslenme alışkanlığı oluşturuyor. <strong> </strong>Bu tür yiyecekler mide boşalmasını geciktiriyor ve mide asidini artırıyor. Sonuç olarak; hazımsızlık, yanma ve gece reflüsü   sıkça oluşabiliyor.  Ayrıca karaciğer ve safra kesesi de daha fazla zorlanıyor. </p>
<p><strong>Tuzlu besinleri sınırlayın</strong></p>
<p>Tuzlu yiyecekler vücuttan su atılımını artırıyor ve susuzluğu şiddetlendiriyor. Bu durumun tansiyon düzensizliği, baş ağrısı ve ödemle sonuçlanacağını söyleyen Prof. Dr. Murat Saruç, “Sahurda salam, sucuk ve peynir gibi tuzlu yiyeceklerin fazla tüketilmeleri bu yüzden risklidir. Ramazan’da sıvı dengesini korumak en az besin seçimi kadar önemlidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Bir anda fazla su içmeyin</strong></p>
<p>İftar ve sahur arasında yeterli su içmeniz çok önemli. Çünkü,   yetersiz sıvı alımı kabızlık, böbrek taşı ve tansiyon problemlerini artırıyor. Ancak,<strong> </strong>bir anda fazla su içmek de mideyi geriyor, şişkinlik yapıyor ve elektrolit dengesini bozabiliyor.  Bu nedenle, su tüketimini iftar ile sahur arasına yaymanız gerekiyor. “Susuzluğunuzu gidermek için mutlaka 3-4 litre su içmelisiniz” şeklindeki tavsiyelerin doğru olmadığı uyarısında bulunan Prof. Dr. Murat Saruç, bu durumun su zehirlenmesine yol açabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Murat Saruç, çay ve kahvenin ise su yerine geçmediğini, aksine sıvı kaybını artırabildiğini sözlerine ekliyor.</p>
<p><strong>İftardan sonra en az 1.5 – 2 saat kuralına dikkat! </strong></p>
<p>İftardan sonra hemen yatmak, mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırıyor. Bu durumun reflü, mide yanması ve boğazda acı su hissine neden olacağına işaret eden Prof. Dr. Murat Saruç,  “Yemekten sonra en az 1,5–2 saat dik pozisyonda kalmak sindirimi destekler. Özellikle mide problemi olanlar için bu kural oldukça önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>İlaçlarınızın saatlerini gelişigüzel değiştirmeyin</strong></p>
<p>İlaç kullanım saatlerinin Ramazan’da mutlaka hekim önerisiyle yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Gastreonteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, hekime danışılmadan gelişigüzel yapılan saat değişikliğinin ilacın etkisini azalttığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Ayrıca, varsa birlikte kullanılan diğer ilacın da etkisini azaltabilir ya da artırabilir. Örneğin,  bu bir kan sulandırıcı ise kanamaya neden olabilir; tiroit ilacı ise tiroit yetersizliğine yol açabilir; ritim ilaçları ise bulantı-kusma, karın ağrısı, çarpıntı ve baş ağrısı gibi sorunlar oluşturabilir.” Özellikle mide koruyucuların mutlaka aç karnına alınmaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Muraç Saruç, “Aksi halde bu ilaçların vücuttaki etkileri yeterli seviyeye ulaşmayacak, reflüye bağlı yemek borusu ülserleri oluşabilecek, mide koruyucu özelliği kaybolacağı için mide kanamaları ortaya çıkabilecektir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Egzersizi bırakmayın ama zamanını doğru seçin</strong></p>
<p>Tamamen hareketsiz kalmak kabızlık ve kilo artışını tetikliyor. Dolayısıyla, egzersizleri her gün alışkanlık haline getirmek, sağlığımız için çok önemli. Ancak, aç karnına yapılan ağır egzersizler bayılmaya ve kas yıkımına neden olabiliyor. İftardan 1–2 saat sonra yapılan hafif yürüyüşler ise sindirimi hızlandırıyor ve kan şekerini dengeliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370">Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigarayı bırakmak isteyenlere Eşrefpaşa&#8217;dan sağlık desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sigarayi-birakmak-isteyenlere-esrefpasadan-saglik-destegi-611734</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 07:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bırakma]]></category>
		<category><![CDATA[bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eşrefpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[isteyenlere]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara Bırakma]]></category>
		<category><![CDATA[sigarayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611734</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, Sigara Bırakma Polikliniğini hizmete açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigarayi-birakmak-isteyenlere-esrefpasadan-saglik-destegi-611734">Sigarayı bırakmak isteyenlere Eşrefpaşa&#8217;dan sağlık desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, Sigara Bırakma Polikliniğini hizmete açtı. Haftada bir gün hizmet verecek olan poliklinikte, sigarayı bırakmak isteyen hastalar için hem tıbbi hem de psikolojik destek içeren tedavi programları planlanıyor. 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü dolayısıyla değerlendirmede bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Güneş, “Sigarayı bırakmaya kararlı olan ve destek tedavi almak isteyen tüm hastaları Eşrefpaşa Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğine bekliyoruz” dedi.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada 1,3 milyar kişi tütün ürünü kullanıyor. Her yıl 8 milyondan fazla insan, tütün ürünlerine bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Tütün ürünleri; kanser, kalp ve damar hastalıkları ile KOAH başta olmak üzere birçok önlenebilir hastalığın ve erken ölümün en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, sigarayı bırakmak isteyen yurttaşlara destek olmak amacıyla Sigara Bırakma Polikliniği’ni hizmete aldı. Poliklinik, her perşembe günü tıbbi ve psikolojik destek içeren tedavilerle hizmet veriyor. Hem poliklinikte sunulan hizmetlere hem de 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Güneş, sigaraya hiç başlanmamasının büyük önem taşıdığını, sigarayı bırakmanın ise birçok hastalığın önlenmesine katkı sağladığını vurguladı.</p>
<p><strong>Nefeste karbonmonoksit ölçümleri ve muayeneler yapılıyor</strong></p>
<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Güneş, hastane bünyesinde hizmete açılan Sigara Bırakma Polikliniğindeki çalışmalara ilişkin şunları söyledi:</p>
<p>“Sigarayı bırakma konusunda kararlı olan ve destek almak isteyen hastaları öncelikle değerlendiriyoruz. Sigara bağımlılık düzeyini belirlemek amacıyla hastalarımıza bir form doldurtuyoruz. Ardından nefeste karbon monoksit ölçümleri yapıyoruz ve genel bir muayeneden geçiriyoruz. Bu muayenelerde, akciğerlerde ya da diğer sistem organlarında sigaraya bağlı bir etkilenme olup olmadığını, ayrıca uygulanacak tedavilere engel bir durum bulunup bulunmadığını değerlendiriyoruz. Muayenelerin ardından hastaları belirli aralıklarla kontrole çağırıyoruz. Sigara bırakma süreci uzun ve bazı hastalar için zorlayıcı olabiliyor. Bu süreçte ortaya çıkabilecek sorunları hastalarımızla birlikte ele alıyor ve çözüm üretmeye çalışıyoruz. Gerektiğinde psikolog ve psikiyatri uzmanlarından destek alıyoruz. Psikolojik destek, sigara bırakma sürecinin en önemli unsurlarından biri.</p>
<p><strong>Sigarayı bırakmak, pek çok hastalığı önlüyor</strong></p>
<p>9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Güneş, “Sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle dünyada her yıl milyonlarca insan hayatını kaybediyor. Kronik akciğer hastalıkları ve akciğer kanseri gibi ciddi rahatsızlıklara yol açmasının yanı sıra, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon ve birçok kanser türüne yakalanma riskini artırdığı artık biliniyor. En doğrusu sigaraya hiç başlanmaması; ancak başladıktan sonra bırakılması da pek çok hastalığın önlenmesi açısından son derece önemli” dedi.</p>
<p>Eşrefpaşa Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğine başvurmak isteyen yurttaşlar, <strong>0232 293 85 03</strong> numaralı telefon üzerinden randevu oluşturabiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigarayi-birakmak-isteyenlere-esrefpasadan-saglik-destegi-611734">Sigarayı bırakmak isteyenlere Eşrefpaşa&#8217;dan sağlık desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PKOS&#8217;ta gizli tehlike: İnsülin direnci!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pkosta-gizli-tehlike-insulin-direnci-609241</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[direnci]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsülin Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nsülin]]></category>
		<category><![CDATA[pkos]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609241</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adet düzensizliği, kilo verememe, özellikle karın çevresinde yağlanma, akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pkosta-gizli-tehlike-insulin-direnci-609241">PKOS&#8217;ta gizli tehlike: İnsülin direnci!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adet düzensizliği, kilo verememe, özellikle karın çevresinde yağlanma, akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk… Birbirinden bağımsız gibi görünen bu şikâyetler, aslında tek bir sorunun habercisi olabilir.  Dünya genelinde milyonlarca kadını etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PKOS) altta yatan temel mekanizmalardan  birinin insülin dengesinin bozulması olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can Hastanesi) Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz</strong>, “İnsülin direnci Polikistik Over Sendromu’nun gelişimini kolaylaştırırken Tip 2 diyabetin oluşma riskini artırır, metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Sadece yumurtalıkları değil tüm vücudu etkiliyor</strong></p>
<p>Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluklardan biri olan Polikistik Over Sendromu (PKOS) sadece yumurtalıkları değil, tüm vücudu etkiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, PKOS’un dünya genelinde üreme çağındaki kadınların yüzde 6 &#8211; 19’unu etkilediğini belirtiyor ve “PKOS, yumurtlama düzensizliği, adet problemleri ile yumurtalıklarda çok sayıda küçük kist görünümüyle tanımlansa da, temelinde hormon dengesizliği ve çoğu zaman insülin direnci yer alır. Dolayısıyla, PKOS yalnızca doğurganlıkla ilgili değil; metabolik sağlık, kilo kontrolü ve uzun vadeli hastalık riskleri açısından yakından takip edilmesi gereken bir hormon bozukluğudur. PKOS’a bağlı olarak insülin direnci gelişebilir, bu da tip 2 diyabet riskini artırır ve kilo alma eğilimine yol açar. Ciltte akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları riskinin yanı sıra depresyon ve anksiyete gibi ruhsal sorunlar da yine bu sendroma bağlı olarak gelişebilir. PKOS yaşam kalitesini ciddi anlamda düşebilir” diyor. </p>
<p><strong>PKOS’da gizli tehlike: İnsülin direnci! </strong></p>
<p>PKOS ile insülin direnci arasındaki ilişkinin hem sendromun ortaya çıkışında hem de ilerlemesinde kilit rol oynadığına dikkat çeken Dr. Filiz Candan Topuz, “Vücut insülini etkili kullanamadığında kandaki insülin seviyesi yükselir; bu durum yumurtalıklarda androjen (erkeklik hormonu) üretimini artırarak yumurtlamayı bozar ve adet düzensizliklerine yol açar. Aynı zamanda yüksek insülin düzeyi yağ depolanmasını kolaylaştırır, özellikle karın çevresinde kilo artışına neden olur ve metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar. Öte yandan, PKOS’a bağlı hormonal dengesizlikler de insülin direncini daha da artırabilir. Bu karşılıklı etkileşim, bir kısır döngü oluşturarak hem belirtilerin şiddetlenmesine hem de uzun vadede diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskinin yükselmesine neden olabilir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Kesin tedavisi yok ama kontrolü mümkün!</strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromu’nda doğru ve zamanında tanının önemine dikkat çeken<strong> </strong>Dr. Filiz Candan Topuz, “Bu sendrom tüm metabolizmayı etkileyen bir sağlık sorunudur.<strong> </strong>Bu nedenle,<strong> </strong>belirtiler farklı şekillerde kendini gösterebilir.<strong> </strong>Bazı kişilerde belirtiler hafif, bazı kişilerde ise ağır seyredebilir. Tanı konulduktan sonra PKOS’un tamamen tedavi edilmesi mümkün değildir. Beslenmeden yaşam koşullarına, kilodan metabolizmaya uzanan geniş bir yelpazede etkilerini azaltmaya yönelik bir plan çerçevesinde hareket edilir. Bu kapsamda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması, kilo kontrolü ve düzenli yapılan spor metabolizmanın düzenlenmesinde yardımcı olur. Bunların yanı sıra ilaç tedavileri ile yumurtlama ve hormon döngüsünde düzenleme sağlanır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Tedavide 4 altına kural</strong></p>
<p>Küçük adımlarla önemli ilerleme sağlanabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, “Bu sendromun yönetiminde süreklilik önemlidir. Yani, hastanın kendisine iyi gelen değişimleri yaşam boyu alışkanlık haline getirmesi gerekir” diyor. Dr. Filiz Candan Topuz, dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle özetliyor: </p>
<p><strong>Beslenme düzeni:</strong> Rafine şeker ve beyaz un içeren ürünlerden uzak durmak; tam tahıllar, sebzeler, baklagiller, kaliteli protein kaynakları ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlara ağırlık vermek, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı oluyor. Öğün atlamadan, düzenli ve dengeli beslenmek insülin dalgalanmalarını azaltıyor. </p>
<p><strong>Fiziksel aktivite:</strong> Egzersizin metabolizmayı destekleyen en güçlü araçlardan biri olduğunu söyleyen Dr. Filiz Candan Topuz, “Masa başında çalışanlar için gün içinde kısa yürüyüş molaları bile önem taşırken, günde 15–20 dakikalık tempolu yürüyüş, esneme veya hafif egzersizler insülin duyarlılığını artırır” diyor. </p>
<p><strong>Kilo kontrolü: </strong>Fazla kilonun yalnızca yüzde 5–10’unun verilmesi bile adet düzeninin iyileşmesine ve insülin direncinin azalmasına katkı sağlayabiliyor. </p>
<p><strong>Yeterli ve kaliteli uyku:</strong> Her gece 7–8 saat kaliteli uyumak hormon dengesinin korunması ve metabolik sağlığın desteklenmesi açısından vazgeçilmez kurallar arasında yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pkosta-gizli-tehlike-insulin-direnci-609241">PKOS&#8217;ta gizli tehlike: İnsülin direnci!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erişkin Aşılamada En Güncel Yaklaşımlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eriskin-asilamada-en-guncel-yaklasimlar-608295</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 09:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılamada]]></category>
		<category><![CDATA[aşıları]]></category>
		<category><![CDATA[aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[erişkin]]></category>
		<category><![CDATA[güncel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Hepatit A]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde çocukluk çağı aşılaması gelişmiş ülkeler seviyesinde olmasına karşın, erişkin aşılaması yan etkilere yönelik önyargılı tutumların da etkisiyle yetersiz seyrediyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eriskin-asilamada-en-guncel-yaklasimlar-608295">Erişkin Aşılamada En Güncel Yaklaşımlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde çocukluk çağı aşılaması gelişmiş ülkeler seviyesinde olmasına karşın, erişkin aşılaması yan etkilere yönelik önyargılı tutumların da etkisiyle yetersiz seyrediyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu </strong>“Oysa erişkin aşılamada en güncel yaklaşımlar; erişkin aşılamanın sağlıklı bir toplum için vazgeçilmez olduğunu göstermektedir. Çocukluk döneminin devamı olarak düzenli şekilde yapılacak erişkin yaş grubuna özgü aşılamalarla, önemli birçok hastalık önlenebilmekte, enfeksiyonlara karşı koruma sağlanarak, kişinin sağlıklı yaş alması mümkün olabilmektedir” diyor. </p>
<p>Özellikle yaşlılıkta kronik hastalıkların da etkisiyle bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve bulaşıcı hastalık riskinin arttığını vurgulayan Dr. Kuşoğlu “Bunun neticesinde erişkinler özellikle yaşlılıkta enfeksiyon hastalıklarını daha ağır geçirmekte hatta hayati riskleri artmaktadır. Aşılamada en güncel yaklaşımlar; bu nedenle özellikle de ileri yaştaki kişilerin aşıyla korunması gerektiğini göstermektedir” diye konuşuyor.  Dr. Hülya Kuşoğlu, en güncel yaklaşımlara göre erişkinlerde mutlaka yapılması gereken aşıları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Grip aşısı</strong></li>
</ul>
<p>Son dönemde yaygın görülen ve yüksek ateş, kas eklem ağrısı, kuru öksürükle seyreden grip (influenza) akciğer ve kalp hastalıklarına yol açabilmektedir. Grip aşısı hastalanmadan yapıldığında enfeksiyonu tamamen önleyebilirken, pek çok kişide de sürecin hafif geçirilmesini sağlar. Dr. Öğretim Üyesi Kuşoğlu “Gripten korunmanın bilinen en etkin yolu aşıdır. Özellikle yüksek risk grubuna (65 yaş üzeri, hamileler, kronik hastalığı olanlar, 5 yaş altı, sağlık çalışanları vb) mutlaka yaptırılması gereken grip aşısı; hastane yatışı ve ölüm riskini azaltmaktadır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Zatürre aşıları</strong></li>
</ul>
<p>Pnömokok olarak bilinen (Streptococcus pneumoniae) zatürre, akut menenjit ve sinüzitin en sık bakteriyel etkenidir. Pnömokok aşısı; kronik hastalığı olanlarla bakımevinde kalanlar başta olmak üzere risk grubundaki kişilere mutlaka yapılmalıdır. Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu şöyle diyor: “Ülkemizde konjuge 20 valanlı aşının kullanıma girmesi yani pnömokok bakterisinin 20 alt tipini içeren aşının bir defa uygulanması güncel tıp bilgisine göre bir ömür etkili olmaktadır. Önceden 5 yılda bir tekrarlanan aşı artık gerekli olmadığından uygulanmamaktadır. Daha önce hiç pnömokok aşısı yapılmamış kişilere tek doz 20 valanlı aşı yapılması yeterli olacaktır. Solunum yollarını saran RSV virüsünün neden olduğu zatüre hastalığı için de ülkemizde 60 yaş sonrası RSV aşıları uygulanmaktadır. RSV aşısı iki farklı özellikte aşı olarak üretilmektedir. İçinde adjuvan olmayan aşı gebelere de uygulanabilmektedir. Doktor önerisiyle gebelikte de yapılan aşı sayesinde yenidoğan bebek ilk altı ayında RSV virüsüne karşı anneden geçen koruyucu antikorlarla korunmuş olmaktadır. Bu aşı tek doz uygulanmaktadır.”</p>
<ul>
<li><strong>Tetanoz-Difteri aşısı</strong></li>
</ul>
<p>Çocukluk döneminde yapılmış olan bu aşı yıllar içerisinde antikorların azalması nedeniyle erişkinlerde tekrarlanmalıdır. Sağlıklı erişkinler her 10 yılda bir tetanoz-difteri aşısı olmalıdır. Gebelikte 27. ve 36. hafta arasında yapılması gereken bu aşı sayesinde yenidoğan tetanozu önlenmiş olur. Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu “Tetanoz bakterisi doğada çok yaygın halde olduğundan bahçede bile olan basit yaralanma, örneğin gül dikeni batmasıyla dahi tetanoz enfeksiyonu gelişebillir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Hepatit aşıları (Sarılık aşıları)</strong></li>
</ul>
<p>Ülkemizde hepatit aşılarının çocukluk aşı takvimine girmesiyle birlikte Hepatit B ve Hepatit A hastalığı daha az görülmektedir. Ancak 1998’den önce doğmuş olan kişilerde aşı olmadığından erişkinler de Hepatit B ve Hepatit A için aşılanmalıdır. Hepatit B aşısı 6 ay içinde 3 doz, Hepatit A aşısı 6 ay içinde 2 doz olarak uygulanmaktadır. Hepatit A aşısı kirli su ve gıdalarla bulaşan, karaciğerde iltihap yapan bulaşıcı hastalıkları önlerken, Hepatit B aşısı ise siroz ve karaciğer kanserinden de korumaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Zona aşısı</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’de canlı olmayan Zona aşısı 2024’ten bu yana uygulanmaktadır. Ciltte içi sulu yaralara ve haftalarca hatta aylarca sürebilen şiddetli yaygın ağrılara neden olan zona virüsü, görme ve işitme kaybına da yol açabilmektedir. Zona aşısı 6 ay içinde toplam iki doz yapılmaktadır. Özellikle 50 yaş üzeri sağlıklı kişiler ya da 50 yaş altında bağışıklık sistemi zayıf olan veya kronik hastalığı olan kişilere uygulanabilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>HPV aşısı</strong></li>
</ul>
<p>İnsanların yüzde 85’i hayatlarının bir döneminde HPV virüsü ile enfekte olmaktadır. HPV insanda genital siğil, serviks kanseri, vajinal, vulvar, anal kanserler, baş boyun kanserleri vb yol açabilmektedir. Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu “Önceden 4 HPV virüsünü içeren aşı uygulanırken artık 9 HPV türünü içeren aşı uygulanmaktadır. Tercihen cinsel aktif olmadan önce tamamlanması istenen bu aşının cinsel aktivite başlaması sonrası da uygulanması önerilmektedir. Altı ay içinde 3 doz uygulanan bu aşı kadınlarda özellikle rahim ağzı kanserini önlemesi açısından kanseri engelleyen iki aşıdan biridir” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eriskin-asilamada-en-guncel-yaklasimlar-608295">Erişkin Aşılamada En Güncel Yaklaşımlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 08:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerleri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlandırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geceleri uykudan uyandıran inatçı öksürüğünüz, göğüs ağrınız varsa, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, değil merdiven- yokuş çıkmak oturduğunuz yerde bile nefes alamıyor gibi oluyorsanız dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343">Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geceleri uykudan uyandıran inatçı öksürüğünüz, göğüs ağrınız varsa, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, değil merdiven- yokuş çıkmak oturduğunuz yerde bile nefes alamıyor gibi oluyorsanız dikkat! Ülkemizde son yıllarda KOAH ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarının hızla arttığını belirten <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai</strong> “Bilimsel araştırmalara göre, 35-40 yaşından sonra her yıl akciğer kapasitemizin yaklaşık yüzde 1’i kaybolur. Yani, 50 yaşındaki bir kişinin akciğer kapasitesi, 40 yaşındaki haline göre yaklaşık yüzde 10 daha az olabilir. Bu kayıp sigara içilmesi ve sigara dumanına maruz kalınması başta olmak üzere yanlış yaşam alışkanlıkları ve bazı çevresel etkenlerle çok daha hızlanır. Ama bazı püf noktalarına dikkat ederek akciğerlerimizi yenilememiz ve yıpranma sürecini yavaşlatmamız mümkün olabilir” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Naurzvai, yeni yılda akciğerlerinizi 7 adımda yenilemenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Sigaradan ve sigara dumanından uzak durun  </strong></li>
</ul>
<p>Sigara, nargile, puro ve elektronik sigara akciğerlerin en büyük düşmanıdır. Sadece içenler değil, pasif içiciler de büyük risk altındadır. Bilimsel araştırmalar; sigara dumanının, akciğerlerdeki hücrelerde onarılmaz hasarlar bıraktığını, onları hızla yaşlandırdığını ve kendini yenileme kapasitesini azalttığını ortaya koymaktadır. Bu zararlı maddelerden kaçının, içilen ortamlardan da uzak durun. Eğer sigara içiyorsanız bırakmak için bir adım atın, içmiyorsanız da sigara dumanına maruz kalmayın, pasif içici olmayın. </p>
<ul>
<li><strong>Her gün sebze ve meyve tüketin </strong></li>
</ul>
<p>Fast-food yiyecekler, aşırı yağlı ve işlenmiş gıdalar, yeterince sebze-meyve tüketmemek akciğerleri savunmasız bırakır. Antioksidan eksikliği, akciğer hücrelerinin daha çabuk yaşlanmasına yol açar. Akciğerlerimizin düşmanı olan serbest radikallerle savaşmanın en iyi yolu, antioksidanlardan zengin beslenmektir. C ve E vitamini gibi antioksidanlar, taze sebze ve meyvelerde bolca bulunur. Özellikle portakal, kivi, brokoli, havuç, ıspanak gibi besinler akciğer sağlığı için çok faydalıdır. Bilimsel çalışmalar; bu tür besinlerin akciğer hücrelerini koruduğunu ve yaşlanmayı yavaşlattığını gösteriyor. Her gün tabağınızda renkli sebze ve meyvelere yer verin.</p>
<ul>
<li><strong>Hareket edin, nefesinizi açın </strong></li>
</ul>
<p>Hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, egzersiz yapmamak, sürekli oturmak akciğer kapasitesini düşürür. Akciğerler de tıpkı kaslar gibi çalıştıkça güçlenir; hareketsizlik onları zayıflatır ve yaşlandırır. Düzenli egzersiz yapmak, akciğer kapasitesini artırır, dokuların oksijenlenmesini sağlar. Yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans… Hangisini seviyorsanız onu yapın! Haftada en az 3 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş bile akciğer sağlığınıza çok önemli katkıda bulunur. </p>
<ul>
<li><strong>Bağışıklığınızı güçlü tutun  </strong></li>
</ul>
<p>Sürekli stresli olmak ve yeterince uyumamak, bağışıklık sistemini zayıflatır, vücudu hastalıklara açık hale getirir. Akciğerler de bundan olumsuz etkilenir ve yaşlanma süreci hızlanır. Akciğerlerimiz, mikroplara ve virüslere karşı ilk savunma hattımızdır. Yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemini güçlü tutar. </p>
<ul>
<li><strong>Kirli havadan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai “Hava kirliliği, egzoz dumanı, fabrika gazları, tozlu ve kimyasal ortamlarda çalışmak akciğerleri yıpratır, yaşlanmasını hızlandırır. Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, hava kirliliği maalesef kaçınılmaz bir gerçek. Mümkünse sabah erken saatlerde ya da trafiğin az olduğu zamanlarda dışarı çıkın. Evi sık sık havalandırmak akciğerleri korumaya fayda sağlar” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Temizlik deterjanlarına maruz kalmayın</strong></li>
</ul>
<p>Evde ve işyerinde parfüm, oda spreyi, toz, küf ve kimyasallara uzun süre maruz kalmak akciğerlere büyük zarar verir. Temizlik yaparken aşırı kimyasal kullanmayın, rutubetli, tozlu ve küflü ortamlarda bulunmayın, gerekirse maske takın. Özellikle astım ve KOAH hastaları için bu alışkanlıklar çok zararlıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Aşılarınızı yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Naurzvai “Sık sık solunum yolu enfeksiyonu geçirmek ve tedaviyi ihmal etmek, grip ve bronşit gibi hastalıkları önemsememek, doktora gitmemek, ilaçları yarım bırakmak akciğerlerde kalıcı hasara ve yaşlanmaya yol açabileceğinden dolayı, bu tür olası alışkanlıklarınızı mutlaka terk edin. Ayrıca grip ve zatürre aşılarını yaptırmak, ellerin temizliğine dikkat etmek, kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre kalmamak da akciğer sağlığı açısından çok önemlidir. Doğru yaşam alışkanlıkları kazanmak, akciğerlerimizi genç ve sağlıklı tutmanın en önemli yoludur” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343">Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalbin sinsi düşmanı kötü kolesterol</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalbin-sinsi-dusmani-kotu-kolesterol-600713</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:50:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[düşmanı]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalbin]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kolesterol]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Kolesterol]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde ölümlerin başlıca nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbin-sinsi-dusmani-kotu-kolesterol-600713">Kalbin sinsi düşmanı kötü kolesterol</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde ölümlerin başlıca nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları yer alıyor. Kötü kolesterol (LDL) yüksekliği,  bu hastalıkların gelişiminde önemli bir risk faktörü  olarak öne çıkıyor. Çünkü, kanda gereğinden fazla bulunduğunda “aterosklerotik plak” adı verilen sert birikintiler oluşmasına neden olabiliyor.   Toplumda “damar sertliği” olarak bilinen ateroskleroz ise kalp ve damar sisteminde ciddi hasarlara ve bunun sonucunda kalp krizi ile felç (inme) gibi hayatı tehdit eden hastalıklara yol açabiliyor. Üstelik, çağımızın büyük sorunları arasında yer alan hareketsizlik ve obezite probleminin 20’li yaşlara kadar inmesi, kötü kolesterolü artık gençler için de önemli bir sağlık sorunu haline getiriyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya,</strong> kolesterol değerlerinin düzenli takip edilmesinin kalp krizi ve felç riskini önemli ölçüde azaltabileceğini vurgulayarak, “Bu nedenle, hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 20 yaşından itibaren düzenli olarak kolesterol ölçümü yaptırması yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.   </p>
<p><strong>Kalp krizi ve felç riskini artırıyor!</strong></p>
<p>Vücudumuzun temel yapı taşları olan yağlar iyi kolesterol (HDL) ve kötü kolesterol (LDL) olmak üzere ikiye ayrılıyor.  Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, kolesterolde yüksek olması istenilen tek değerin iyi kolesterol (HDL) olduğunu hatırlatarak, “İyi kolesterolde ideal olan, değerin 50-55’in üzerinde olmasıdır.  Kötü kolesterol (LDL) ise kanda ihtiyaç duyulandan daha fazla olursa, atar damar duvarlarında birikerek; kalbe giden kan akışını engelleyen koroner arter hastalığı, kollara ve bacaklara giden kan akışının bozulmasıyla ortaya çıkan periferik damar hastalığı ve beyne giden kan akımını bozan karotid arter hastalığına yol açabilmektedir. Bu hastalıklar da kalp krizi ve felç ile sonuçlanabilmektedir.  Dolayısıyla, kötü kolesterolün kandaki seviyesi 130&#8217;un altında olmalı ve 190&#8217;ın üzerine çıkmasına kesinlikle izin verilmemelidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Erken tanı için 20 yaşından itibaren…</strong></p>
<p>Kötü kolesterol (LDL) çoğu zaman hiçbir belirti vermeden damarlarda birikebiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, bu nedenle kolesterol seviyelerinin düzenli aralıklarla kontrol edilmesinin hayati önem taşıdığına vurgu yapıyor. Kolesterolde yaş ve cinsiyet, takip sıklığının önemli etkenlerini oluşturuyor. <strong> </strong>Erken tanı için kolesterole erkeklerde 20-44 yaş arasında 5 yılda bir, 45-60 arasında yılda bir veya 2 yılda bir, 65 yaş sonrasında her yıl bakılması öneriliyor. Kadınlarda ise menopoz dönemine kadar 5 yılda bir, menopoz sonrasında östrojenin damar sağlığını koruyucu etkisi kaybolduğundan yılda bir bakılması tavsiye ediliyor. Yaş ve cinsiyetin dışında diğer risk faktörlerinin de takip sıklığını belirlemede önem taşıdığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, “Ailede  kalp, inme veya felç gibi damar hastalığı öyküsü ya da diyabet gibi damar sağlığını tehdit eden bir başka hastalık varsa, hasta obeziteli bir bireyse veya sigara içiyorsa, hekim daha sıkı takip isteyebilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Beslenme alışkanlıkları ve egzersiz önemli!</strong></p>
<p>Kolesterol değerlerinizi bilmek kalp hastalığı riskinizi anlamanıza yardımcı olsa da bu rakamlar tablonun sadece bir parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla hekimler, kolesterol dışında genel sağlık durumunuzu da değerlendirerek risk analizi yapıyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya,<strong> </strong>kötü kolesterolün tedavisinde, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra ilaç tedavisine de başvurulabildiğini belirterek, “Vücutta oluşan kötü kolesterol miktarını azaltmak için hatalı beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi ve yakılan kolesterol miktarını artırmak için daha fazla egzersiz yapılması gerekmektedir. İhtiyaç halinde önerilen ilaçlar da karaciğerde üretilen kolesterol miktarını azaltmaktadır.  Bu ilaçlar çok etkili ve kalp-damar hastalıklarının taşıdıkları risklerle karşılaştırıldığında son derece güvenlidir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbin-sinsi-dusmani-kotu-kolesterol-600713">Kalbin sinsi düşmanı kötü kolesterol</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıl sonu sağlık taraması için bir fırsat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yil-sonu-saglik-taramasi-icin-bir-firsat-599519</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 10:47:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonu]]></category>
		<category><![CDATA[taraması]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599519</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni yıl dilekleri sıralanırken sağlık hep ilk sıradadır ancak günlük hayatın içinde çoğu zaman geri plana atılır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yil-sonu-saglik-taramasi-icin-bir-firsat-599519">Yıl sonu sağlık taraması için bir fırsat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni yıl dilekleri sıralanırken sağlık hep ilk sıradadır ancak günlük hayatın içinde çoğu zaman geri plana atılır. Oysa yılın bu zamanı, sağlık durumunu gözden geçirmek ve gelecek seneye iyi bir başlangıç yapmak için önemli bir fırsat sunar. Yıl sonu vesilesiyle sağlık taramalarının önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli, “Sağlığa ayrılmayan zaman, ileride hastalıkla mücadeleye harcanmak zorunda kalabilir. Hipertansiyon, diyabet veya bazı kanser türleri gibi birçok ciddi hastalık erken evrede hiçbir belirti vermeyebilir. Ağrı, halsizlik gibi şikayetler başladığında ise hastalık genellikle ilerlemiş olur. Kendinizi iyi hissederken yaptırdığınız sağlık taramaları, tedavinin en etkili olduğu dönemde bu sinsi rahatsızlıkları yakalamayı sağlar” uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Kişinin kendini iyi hissetmesi, sağlıklı olduğu anlamına gelmeyebilir. Sağlık taramalarının, vücudun genel bir ‘durum raporu’ olarak düşünülebileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli, “Tıpkı araçlarımıza yaptırdığımız periyodik bakımlar gibi, vücudumuzun da işleyişinde bir aksaklık olup olmadığını aralıklarla kontrol ettirmek gerekir. Ayrıca bu taramaların amacı yalnızca mevcut hastalıkları bulmak değil aynı zamanda henüz belirti vermeyen kolesterol, tansiyon, kan şekeri gibi risk faktörlerini erkenden tespit edip, ileride gelişebilecek hastalıkların önüne geçmek ve yaşam kalitesini artırmaktır” dedi.</p>
<p><strong> Sağlık taramalarında sinsi hastalıklar mercek altında</strong></p>
<p>Kontrollerde en sık hedeflenen hastalıkların genellikle sessiz ilerleyenler olduğunu açıklayan Öktenli, “Bunların başında; hipertansiyon ve damar sertliği gibi kalp ve damar hastalıkları, gizli şeker, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi metabolik hastalıklar, kadınlarda meme ve rahim ağzı, erkeklerde prostat, her iki cinste ise kalın bağırsak ve akciğer kanserleri, tiroit bozuklukları, kansızlık, vitamin ve mineral eksiklikleri, böbrek ve karaciğer hastalıkları, kemik erimesi ve Hepatit B–C gibi enfeksiyonlar gelir” dedi.</p>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri olmazsa olmaz</strong></p>
<p>Kişiye göre değişmekle birlikte minimum standart bir sağlık taramasında kan tahlilleri, görüntüleme yöntemleri, kansere özel taramalar ve kemik ölçümünün yer alması gerektiğini belirten Öktenli, “Kan tahlilleri; kan şekeri, kolesterol, karaciğer ve böbrek fonksiyonları, tam kan sayımı ile vitamin ve mineral düzeylerini kapsamalı. Görüntüleme ve ileri incelemelerde ise akciğer filmi, tiroit ve karın ultrasonu, kalp değerlendirmeleri ile yaş ve cinsiyete uygun kanser taramaları yapılmalı. Kadınlarda mamografi ile Pap-smear ve HPV testleri, 50 yaş üstü bireylerde ise dışkıda gizli kan testi veya kolonoskopi mutlaka değerlendirilmeli. Özellikle menopoz öncesi ve sonrası kadınlar ile ileri yaştaki erkeklerde kemik yoğunluğu ölçümü de ihmal edilmemeli” dedi.</p>
<p><strong>40 yaşından sonra metabolizma değişiyor</strong></p>
<p>30 yaş altı genç ve sağlıklı bireylerde risk faktörü yoksa 2-3 yılda bir genel kontrolün yeterli olabileceğini dile getiren Öktenli, “40 yaşından sonra metabolizma değiştikçe riskler arttığı için yılda bir kez düzenli kontrol şart hale gelir. Kadınların menopoz sonrası kemik erimesine ve meme sağlığına, erkeklerin ise prostat sağlığına daha fazla odaklanması gerekir. Bununla birlikte çok stresli, hareketsiz ya da sanayi kimyasallarına maruz kalınan işlerde çalışanların taramaları daha kapsamlı ve sık yapılmalı. Aile öyküsü gibi genetik yatkınlık varsa da sağlık taramalarına daha erken yaşlarda başlanmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yil-sonu-saglik-taramasi-icin-bir-firsat-599519">Yıl sonu sağlık taraması için bir fırsat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yakın Mesafeden Okuma Sonrası Baş Ağrısına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yakin-mesafeden-okuma-sonrasi-bas-agrisina-dikkat-594819</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 09:31:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[mesafe]]></category>
		<category><![CDATA[mesafeden]]></category>
		<category><![CDATA[okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Presbiyopi]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yakın]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594819</guid>

					<description><![CDATA[<p>Görme kayıplarının önde gelen nedenleri arasında yer alan ve genellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkan presbiyopi, 2015 yılında 1.8 milyar kişide görülürken 2030 yılında bu sayının 2,1 milyara kadar çıkacağı tahmin ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yakin-mesafeden-okuma-sonrasi-bas-agrisina-dikkat-594819">Yakın Mesafeden Okuma Sonrası Baş Ağrısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Görme kayıplarının önde gelen nedenleri arasında yer alan ve genellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkan presbiyopi, 2015 yılında 1.8 milyar kişide görülürken 2030 yılında bu sayının 2,1 milyara kadar çıkacağı tahmin ediliyor. Yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak gelişen, önlem alınmadığı takdirde 65 yaşına kadar da ilerlemesini sürdürebilen presbiyopi, okumayı, telefon ve bilgisayar gibi dijital materyalleri veya yakın mesafedeki nesneleri görmeyi de zorlaştırarak bireyin sosyal ve mesleki yaşamı olumsuz etkileyebiliyor. Görme bozukluğunun yanında genel göz sağlığını da etkileyebilen bu rahatsızlık, göz yorgunluğu ve baş ağrılarına da neden olabiliyor. Erken teşhis ve uygun tedavilerle yakını görme rahatsızlığı olan presbiyopinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytek Coşar, presbiyopinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak gelişiyor</strong></p>
<p>Presbiyopi, göz merceğinin yaşla birlikte esnekliğini kaybetmesiyle ortaya çıkar. Genç yaşlarda mercek şekil değiştirerek yakına odaklanabilirken, 40’lı yaşlardan itibaren bu esneklik azalır. Diyabet, kalp hastalıkları gibi sistemik rahatsızlıklar veya bazı ilaçların (antihistaminikler, antidepresanlar) uzun süreli kullanımı presbiyopiyi erken tetikleyebilir. Ayrıca, hipermetropi gibi mevcut görme kusurları da riski artıran faktörlerdendir. Presbiyopi belirtileri sürekli hale gelmişse, bu durum altta yatan başka sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Bu nedenle, yalnızca gözlük kullanmak yerine kapsamlı bir göz muayenesi yapılması gerekir. Erken teşhis ve doğru tedavi, hem görme kalitesini artırır hem de genel göz sağlığının korunmasına yardımcı olur.</p>
<p><strong>Yakın mesafe okumadan sonra başınız ağrıyorsa </strong></p>
<p>40’lı yaşların başlarında ortaya çıkan ve 65 yaşına kadarda ilerleme şiddetini artıran presbiyopi, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir görme bozukluğudur. Presbiyopinin en önemli belirtileri şunlardır; </p>
<ul>
<li>Okurken harfleri daha net hale getirmeme</li>
<li>Normal mesafede yazıları bulanık görme</li>
<li>Yakın mesafeden okuma sonrası göz yorgunluğu veya baş ağrısı </li>
</ul>
<p><strong>Düzenli göz muayenelerinizi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Presbiyopi tedavisi, kişinin yaşam tarzına ve görme ihtiyaçlarına göre planlanır. Gözlük veya kontakt lens en yaygın çözümlerdir; ancak son yıllarda çok odaklı mercek ameliyatları (multifokal IOL implantları) öne çıkmaktadır. Bu yöntemle, doğal mercek yerine yerleştirilen özel lensler sayesinde yakın, orta ve uzak mesafeler netleştirilir, böylece gözlük bağımlılığı önemli ölçüde azalır. Yılda en az bir kez yapılan göz muayenesi, presbiyopinin ilerlemesini önlemede büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Önlem alınmayan presbiyopi ciddi görme kaybına neden olabilir</strong></p>
<p>Belirtiler geçmiyorsa, bir göz hastalıkları uzmanına başvurmak gerekir. Bazı durumlarda presbiyopi, katarakt veya başka göz hastalıklarıyla bağlantılı olabilir. Bu hastalıkların tedavi edilmesiyle birlikte presbiyopi belirtileri de gerileyebilir.</p>
<p> <strong>Presbiyopi yavaşlatmak için bu 10 öneriye kulak verin!</strong></p>
<p>1. Yılda en az bir kez göz muayenesi yaptırın.</p>
<p>2. Okuma sırasında yeterli aydınlatma kullanın.</p>
<p>3. Dijital ekranlarda yazı boyutunu büyütün.</p>
<p>4. Göz yorgunluğunu önlemek için 20-20-20 kuralını uygulayın (her 20 dakikada 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bakın).</p>
<p>5. Meyve, sebze ve omega-3 açısından zengin beslenin.</p>
<p>6. Sigara içmeyin, alkol tüketimini sınırlayın.</p>
<p>7. Güneş gözlüğü kullanarak UV ışınlarından korunun.</p>
<p>8. Göz kuruluğu için doktor tavsiyesiyle nemlendirici damlalar kullanın.</p>
<p>9. Gözlük bağımlılığını azaltmak için çok odaklı mercek ameliyatlarını değerlendirin.</p>
<p>10. Şikayetleriniz artarsa hemen uzmana danışın.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yakin-mesafeden-okuma-sonrasi-bas-agrisina-dikkat-594819">Yakın Mesafeden Okuma Sonrası Baş Ağrısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğerlerinizi Yaşlandıran 5 Önemli Etken</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akcigerlerinizi-yaslandiran-5-onemli-etken-594180</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 08:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerlerinizi]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kapasitesi]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[okur]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlandıran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudumuzdaki her hücre aldığımız oksijen miktarına ve kalitesine göre besleniyor ya da beslenemiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerlerinizi-yaslandiran-5-onemli-etken-594180">Akciğerlerinizi Yaşlandıran 5 Önemli Etken</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudumuzdaki her hücre aldığımız oksijen miktarına ve kalitesine göre besleniyor ya da beslenemiyor. Bu da doğrudan akciğerlerimizin fonksiyonlarına bağlı. Solunum sistemindeki en küçük değişiklik bile genel sağlığımız üzerinde sandığımızdan çok daha fazla etkili oluyor. Tıpkı beden yaşımız gibi organlarımızın da yaş aldığını belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong>, “Akciğerlerimiz ne kadar yaşlı ise aldığımız nefesin kalitesi o kadar azalıyor. Bu da başta solunum hastalıkları olmak üzere kalp-damar hastalıklarından enfeksiyonlara, erken yaşlanmadan bilişsel performans düşüşüne kadar pek çok sağlık sorununu beraberinde getiriyor” diyor.</p>
<p><strong>UZUN VE SAĞLIKLI YAŞAMAK İSTİYORSAK AKCİĞERLERİMİZE İYİ BAKMAK ZORUNDAYIZ</strong></p>
<p>“Akciğerlerimiz, uzun ve sağlıklı yaşamın en belirleyici organlarından biridir” diyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong>, vücuttaki her hücrenin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için oksijene ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. <strong>Prof. Dr. Okur,</strong> “Aldığımız oksijenin kalitesi ve miktarı doğrudan akciğer sağlığımızla ilişkilidir. Akciğer kapasitesi yüksek olan bireyler daha uzun ve sağlıklı bir yaşam süresine sahiptir. Akciğer kapasitesi düştükçe doku oksijeni azalacağı için erken yaşlanma olur. Vücuttaki oksijen yetersiz olduğunda kalp daha fazla efor harcar ve kalp damar hastalığı riski daha fazla olur. Sağlıklı akciğerler vücuda giren mikroplara bariyer görevi yapar ve enfeksiyon riskini azaltır. Sağlıklı akciğerde oksijen miktarı yeterli olacağı için hücre yenilenmesi daha hızlı olur. Kas gücü ve beyin fonksiyonları daha iyidir. Bütüncül sağlık için akciğer sağlığımız çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>AKCİĞERLERİMİZİ YAŞLANDIRAN ETKENLER</strong></p>
<p>Yaşlanmanın her organımızda olduğu gibi akciğer dokusunda da olduğunu ifade eden <strong>Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong>, “Orta yaştan sonra akciğer hacimleri her yıl azalır ve kapasite düşer. Solunum kaslarımızın gücü azalır. Enfeksiyon riski artar” diyor. Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, günlük hayatta yaptığımız 5 hatayı şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li><strong>Tütün ürünleri: </strong>Akciğerlerin yaşlanmasının en büyük sorumlusu sigara gibi tütün ve tütün ürünlerine aktif ya da pasif olarak maruz kalmaktır. </li>
<li><strong>Solunan hava:</strong> Hava kirliliği, egzoz dumanı, soba ve kömür dumanına maruz kalmak akciğer yaşlanmasında etkili olan faktörlerdir. Bunun yanı sıra evlerde sıklıkla kullanılan ağır kimyasallar olan çamaşır suyu ve kireç çözücü gibi temizlik ürünleri de akciğer üzerinde toksik etkide bulunarak akciğerin hızlı yaşlanmasına neden olur. </li>
<li><strong>Enfeksiyonlar:</strong> Geçirilen solunum yolu enfeksiyonları akciğerlerde hasar bırakabilir. Bu nedenle riskli dönemlerde mümkün olduğunca korunmaya özen göstermek önemlidir.  </li>
<li><strong>Hareketsizlik:</strong> <strong>Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong> hareketsizliğin de solunum kaslarının güçsüzleşmesine neden olarak akciğer yaşlanması üzerinde etkili olduğunu belirtiyor. </li>
<li><strong>Az su tüketimi:</strong> Akciğerleri temizleyen ve arındıran en önemli madde sudur. Yeterli su tüketimi, solunum yollarındaki mukusun incelmesine, toksinlerin daha kolay atılmasına ve akciğer dokusunun daha iyi oksijenlenmesine yardımcı olur. <strong>Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur,</strong> “Az su içmek, akciğerlerin kendini temizleme kapasitesini azaltır ve biriken zararlı maddelerin dokuda daha uzun süre kalmasına neden olur” diyerek su tüketiminin hayati önemine değiniyor.</li>
</ul>
<p>Bunların yanı sıra genetik faktörlerin de akciğerlerin hızlı yaşlanması üzerinde etkili olduğunu belirten <strong>Prof. Dr. Okur</strong>, “Ailede KOAH, astım veya akciğer hastalıkları öyküsünün bulunması, kişinin solunum sistemini çevresel faktörlere karşı daha hassas kılabilir” diyor. </p>
<p><strong>AKCİĞERLERİNİZİ GENÇ TUTMAK MÜMKÜN MÜ?</strong></p>
<p>“Akciğerler yaşlandıkça mikropları temizleme gücü azalır ve bu nedenle solunum yolu enfeksiyonları daha sık, daha ağır ve daha uzun süreli seyreder” diyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong>, akciğer yaşlanmasının tüm vücudu etkilediğini belirtiyor. <strong>Prof. Dr. Okur</strong>, “Akciğer kapasitesinin düşmesi kalbi daha fazla efor harcamaya zorlar; bu da kalp-damar hastalıklarının riskini artırır. Elastikiyetini kaybetmiş akciğer dokusunda DNA tamiri bozulur, hücre yenilenmesi yavaşlar ve KOAH ile akciğer kanseri gibi hastalıkların ortaya çıkma ihtimali yükselir. Yaşlanan akciğerler yalnızca solunumu değil, kas gücünü, efor kapasitesini, bilişsel fonksiyonları ve uyku kalitesini de etkiler. Dikkat azalması, unutkanlık, çabuk yorulma ve metabolik sorunlar da akciğer yaşlanmasının yansımalarıdır” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Akciğerlerinizi genç tutmanın mümkün olduğunu belirten <strong>Prof. Dr. Okur</strong>, “Doğru nefes almayı bilmek, düzenli nefes egzersizleri yapmak ve temiz havada yürüyüşler akciğer kapasitesini artırır. Sigara ve elektronik sigaradan uzak durmak ise akciğeri yaşlandıran en büyük düşmanı ortadan kaldırmak demektir. Bol su içmek, antioksidan ağırlıklı beslenmek, ideal kiloyu korumak ve düzenli uyku, akciğer dokusunun yenilenmesini destekleyen en güçlü alışkanlıklardır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerlerinizi-yaslandiran-5-onemli-etken-594180">Akciğerlerinizi Yaşlandıran 5 Önemli Etken</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boehringer Ingelheim Türkiye ve İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği&#8217;nden Diyabet Farkındalığına Yönelik Proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheim-turkiye-ve-ic-hastaliklari-uzmanlik-egitim-arastirma-derneginden-diyabet-farkindaligina-yonelik-proje-592486</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:48:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[boehringer]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ingelheim]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592486</guid>

					<description><![CDATA[<p>​​​​​​​Diyabet; dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheim-turkiye-ve-ic-hastaliklari-uzmanlik-egitim-arastirma-derneginden-diyabet-farkindaligina-yonelik-proje-592486">Boehringer Ingelheim Türkiye ve İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği&#8217;nden Diyabet Farkındalığına Yönelik Proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Diyabet; dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Sosyal ve ekonomik yüküyle toplum sağlığını ve sağlık sistemlerini pek çok güçlükle karşı karşıya bırakan diyabetin, görülme sıklığı ise tüm dünyada artmaktadır. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF)’nun rakamları dünyada her 9 kişiden 1&#8217;inin diyabet hastası olduğunu ve bu hastalığa sahip her 2 kişiden 1&#8217;inin de bu hastalığa sahip olduğunu bilmediğini ortaya koyuyor. </p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği (İÇHASDER), Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle, Dünya Diyabet Günü kapsamında yürüttüğü “O aramızda” kampanyası çerçevesinde, diyabet farkındalığını artırmak amacıyla “Mavi Yeryüzü” adlı etkileyici bir sanat enstalasyonunu hayata geçirdi. Dernek, bu proje ile sanatın dönüştürücü gücünü kullanarak toplumda diyabet bilincini artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Multidisipliner sanatçı Uğur Acil tarafından tasarlanan “Mavi Yeryüzü”, diyabetin görünmeyen etkilerini bedensel ve duygusal bir deneyime dönüştürmeyi amaçlıyor. İki büyük mavi halkadan oluşan form, kardiyovasküler, böbrek ve metabolik sistemlerin beden içinde kurduğu hassas dengeye sembolik bir gönderme yapıyor. Birbirine temas eden halkalar, bu sistemlerin döngüsel uyumunu temsil ederken; mavi renk, diyabetin evrensel simgesinin yanı sıra süreklilik, dayanıklılık ve yaşam döngüsü fikirlerini de yansıtıyor. Formun yumuşak ve nefes alan yapısı, insan bedeninin kırılganlık ile direnç arasındaki hassas dengesine dikkat çekiyor. Ziyaretçiler böylece diyabetin yalnızca fiziksel değil, duygusal boyutuna da dokunan bir sanat deneyimiyle buluşuyor. “Mavi Yeryüzü”, 17–24 Kasım tarihleri arasında Terminal Kadıköy’de ziyaret edilebilecek.</p>
<p>Eserin açılışında konuşan <strong>İÇHASDER</strong> Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Abdülbaki Kumbasar, diyabetin görülme sıklığının giderek arttığını ancak çoğu zaman geç fark edildiğini vurguladı. Prof. Dr. Kumbasar “Bugün diyabetli her iki kişiden birinin hastalığından haberdar olmaması bunun en çarpıcı göstergesi. İÇHASDER olarak amacımız, yalnızca diyabet farkındalığı oluşturmak değil; aynı zamanda özellikle tip 2 diyabetin kalp, böbrek ve metabolik sistemler üzerindeki etkilerini görünür kılmak. ‘O aramızda’ kampanyası ve ‘Mavi Yeryüzü’ enstalasyonu, diyabeti görünür hale getirirken bireyleri erken tanı, düzenli takip ve sağlıklı yaşam konusunda düşünmeye davet ediyor. Bu çalışmanın toplumda önemli bir farkındalık yaratacağına inanıyoruz” diye konuştu. </p>
<p>Boehringer Ingelheim Türkiye’nin insan sağlığını etkileyen ve toplumda büyük bir yük oluşturan hastalıklara dikkat çekmeyi kurumsal bir sorumluluk olarak gördüğünü dile getiren <strong>Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü Okan Güner</strong> şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle tip 2 diyabet hem ülkemizde hem de dünyada milyonlarca insanı etkileyen en önemli sağlık sorunlarından biri. ‘O aramızda’ kampanyası ve ‘Mavi Yeryüzü’ enstalasyonuyla, diyabet farkındalığının önemini vurgularken kardiyovasküler, böbrek ve metabolik sistemlerin birbiriyle olan bağlantılarına da dikkat çekmeyi amaçladık. Çünkü özellikle tip 2 diyabetli bireylerin kardiyovasküler hastalık, kalp yetersizliği ve böbrek hastalığı geliştirme riski daha yüksektir. Bu nedenle bu çalışmanın, geniş kitlelerde bilinç oluşturacağına inanıyoruz.”</p>
<p>Toplumda farkındalık yaratacak bir çalışmada yer almaktan mutluluk duyduğunu belirten <strong>sanatçı Uğur Acil</strong> ise “Mavi Yeryüzü ile bedenin görünmeyen ekosistemini görünür kılmak istedik. Diyabet yalnızca kan şekeriyle ilgili bir durum değil; özellikle tip 2 diyabetli kişilerde kalp, böbrek ve metabolik sistemler arasında kurulan hassas bir denge. Bu denge bozulduğunda tüm beden bunu hissediyor. Enstalasyon, bu iç içe geçmişliği mekânsal bir deneyime dönüştürüyor. Ziyaretçiler mavi halkalar arasında dolaşırken kendi ritimlerini, nefeslerini ve kalp atışlarını fark edecek. Bu geçidi yalnızca bir sanat üretimi olarak değil; bedenle, hastalıkla ve yaşamla kurulan barışçıl bir farkındalık yolculuğu olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Dünya Çapında 500 Milyondan Fazla Kişi Diyabetli</strong></p>
<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun Diabetes Atlas 11th Edition (2025) verileri, dünya genelinde yaklaşık 589 milyon kişinin diyabetle yaşadığını ortaya koyuyor ve bu sayının 2050 yılına kadar 852,5 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’de ise 20–79 yaş aralığında 9,6 milyon kişinin diyabetli olduğu biliniyor ve bu rakam Türkiye’yi Avrupa’da en yüksek diyabet prevalansına sahip ülke konumuna taşıyor.[1]</p>
<p>Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrin Hastalıklar Prevalans Çalışması TURDEP II ise, Türk toplumunda diyabetin beklenenden daha hızlı bir biçimde arttığını ortaya koyuyor. TURDEP-II’ye göre Türk erişkin toplumunda diyabet sıklığının %13,7’ye ulaştığı görülüyor.[2]</p>
<p><strong>Kardiyovasküler, Böbrek ve Metabolik Sistemleri Etkiliyor</strong></p>
<p>Kardiyovasküler, böbrek ve metabolik sistemler birbiriyle yakın bir etkileşim içindedir. Bu sistemlerden birini etkileyen hastalıklar çoğu zaman diğer sistemler üzerinde de olumsuz etkilere yol açar. Tip 2 diyabeti olan hastalarda kardiyovasküler hastalık, kalp yetersizliği ve hatta böbrek hastalığı gelişme riski artar. Tip 2 diyabeti olan hastalar, kardiyovasküler hastalık geliştirme ve bu nedenle hayatını kaybetme konusunda iki kat daha yüksek risk altındadır.[3] Ayrıca kalp yetersizliği geliştirme riskleri de artmıştır.[4] Diyabet, böbrek hastalığı gelişme ihtimalini arttırır. Günümüzde diyabeti olan her 3 yetişkinden yaklaşık 1’inde kronik böbrek hastalığı bulunmaktadır. Düzenli sağlık kontrollerinin yapılması ve erken teşhis ile zamanında müdahalenin sağlanması, diyabetin yol açacağı hastalıkların önünü kesebilir.[5] </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheim-turkiye-ve-ic-hastaliklari-uzmanlik-egitim-arastirma-derneginden-diyabet-farkindaligina-yonelik-proje-592486">Boehringer Ingelheim Türkiye ve İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği&#8217;nden Diyabet Farkındalığına Yönelik Proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun Yaşam: Kader mi, Tercih mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-yasam-kader-mi-tercih-mi-590752</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 07:22:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kimileri 100 yaşına kadar sağlıklı bir ömür sürerken, kimileri daha genç yaşlarda ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor. Peki, uzun yaşamın sırrı nerede saklı? Genlerde mi, yoksa yaşam tarzında mı?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-yasam-kader-mi-tercih-mi-590752">Uzun Yaşam: Kader mi, Tercih mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="215" data-end="687">Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı <strong data-start="467" data-end="487">Dr. Halil Ertürk</strong>, “İnsan ömrünün yaklaşık %25-40’ı genetikle belirleniyor, geri kalan ise yaşam tarzı, çevresel koşullar ve tesadüflerle şekilleniyor” diyerek, genetiğin ve epigenetiğin bu süreçteki rolünü anlattı.</p>
<h3 data-start="694" data-end="759"><strong data-start="698" data-end="759">Genetik Piyanoysa, Epigenetik O Piyanoyu Çalan Sanatçıdır</strong></h3>
<p data-start="761" data-end="1404">Uzun yaşam aileden gelen bir miras mı, yoksa bizim elimizde mi?<br />
<br data-start="824" data-end="827" />Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, insan ömrünün yaklaşık %25-40 oranında genetik faktörlerle belirlendiğini, kalan büyük kısmın ise çevre, yaşam biçimi ve şans gibi etkenlere bağlı olduğunu gösteriyor.<br />
<br data-start="1038" data-end="1041" />Acıbadem Bodrum Hastanesi’nde hizmet veren <strong data-start="1084" data-end="1104">Dr. Halil Ertürk</strong>, bu noktada epigenetiğin önemine dikkat çekiyor:</p>
<blockquote>
<p data-start="761" data-end="1404">
“Genetik yapıyı bir piyanonun tuşları gibi düşünün. O tuşlara nasıl ve hangi sırayla basılacağını belirleyen mekanizma ise epigenetiktir. Yani beslenme, egzersiz, stres, uyku, toksinler ve çevresel faktörler bu ‘piyanist’in notalarını oluşturur.”</p>
</blockquote>
<p data-start="1406" data-end="1581">DNA üzerindeki metilasyon veya histon modifikasyonu gibi epigenetik düzenlemeler, hangi genlerin aktif ya da pasif olacağını belirleyerek yaşlanma hızımızı doğrudan etkiler.</p>
<h3 data-start="1588" data-end="1645"><strong data-start="1592" data-end="1645">Bazı İnsanlar “Uzun Ömür Genlerine” Sahip Doğuyor</strong></h3>
<p data-start="1647" data-end="1987">Dünyanın en uzun yaşayan insanı olarak 122 yaşında vefat eden <strong data-start="1709" data-end="1734">Jeanne Louise Calment</strong>, 117 yaşına kadar sigara içmiş ve çikolata ile alkolü hiç hayatından eksik etmemişti.</p>
<p data-start="1647" data-end="1987">Dr. Ertürk, bu durumu şöyle açıklıyor:</p>
<blockquote>
<p data-start="1647" data-end="1987">“Bazı insanlar olağanüstü genetik profile sahip olabilir. Bu kişilerde yaşlanmayı geciktiren genetik varyantlar bulunur.”</p>
</blockquote>
<p data-start="1989" data-end="2288">Uzun ömürlü ailelerde yapılan araştırmalar, bu kişilerin daha sağlıklı metabolik profile sahip olduğunu gösteriyor. Düşük kan şekeri, insülin ve trigliserid seviyeleri; Alzheimer, diyabet, kalp hastalığı ve kanser gibi rahatsızlıkların daha az görülmesi bu genetik avantajın göstergeleri arasında.</p>
<h3 data-start="2295" data-end="2333"><strong data-start="2299" data-end="2333">Uzun Yaşamı Destekleyen Genler</strong></h3>
<ul data-start="2335" data-end="2684">
<li data-start="2335" data-end="2394">
<p data-start="2337" data-end="2394"><strong data-start="2337" data-end="2347">APOE2:</strong> Alzheimer ve kalp hastalığı riskini azaltır.</p>
</li>
<li data-start="2395" data-end="2465">
<p data-start="2397" data-end="2465"><strong data-start="2397" data-end="2408">FOXO3a:</strong> Hücreleri strese karşı korur, DNA onarımını destekler.</p>
</li>
<li data-start="2466" data-end="2547">
<p data-start="2468" data-end="2547"><strong data-start="2468" data-end="2485">CETP &amp; APOC3:</strong> İyi kolesterolü artırarak kalp-damar sağlığını güçlendirir.</p>
</li>
<li data-start="2548" data-end="2621">
<p data-start="2550" data-end="2621"><strong data-start="2550" data-end="2569">IGF-1R &amp; d3GHR:</strong> Metabolizmayı yavaşlatarak yaşam süresini uzatır.</p>
</li>
<li data-start="2622" data-end="2684">
<p data-start="2624" data-end="2684"><strong data-start="2624" data-end="2634">Sirt6:</strong> DNA hasarlarını onararak yaşlanmayı geciktirir.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="2691" data-end="2749"><strong data-start="2695" data-end="2749">Genler Kaderi Belirler Ama Yaşam Tarzı Yönlendirir</strong></h3>
<p data-start="2751" data-end="3077">Genetik altyapı biyolojik yaşımızı etkiler, ancak bu yaş kronolojik yaştan farklı olabilir.Dr. Ertürk, “Uyku kalitesi, stres yönetimi ve beslenme gibi faktörler, genetik yatkınlık ne olursa olsun yaşlanma hızını değiştirebilir. Genler kader değildir; sağlıklı seçimler genetik riskleri yönetmenin en güçlü yoludur” diyor.</p>
<h3 data-start="3084" data-end="3128"><strong data-start="3088" data-end="3128">8 Haftada 4,6 Yıl Gençleşmek Mümkün!</strong></h3>
<p data-start="3130" data-end="3549">Bilim insanları, yaşam tarzına yönelik yalnızca 8 haftalık bir değişimin, <strong data-start="3204" data-end="3260">biyolojik yaşı ortalama 4,6 yıl geriye çekebildiğini</strong> gösterdi.<br data-start="3270" data-end="3273" />Bu sonuç, genetik kodu değiştiremese de <strong data-start="3313" data-end="3389">epigenetik düzenlemelerle genlerin çalışma biçimini etkileyebileceğimizi</strong> kanıtlıyor.<br data-start="3401" data-end="3404" />Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve toksinlerden uzak bir yaşam tarzı; yaşam süresini uzatırken yaşam kalitesini de artırıyor.</p>
<h3 data-start="3556" data-end="3605"><strong data-start="3560" data-end="3605">Yaşlanmayı Geciktiren “Geleceğin Genleri”</strong></h3>
<ul data-start="3607" data-end="3890">
<li data-start="3607" data-end="3676">
<p data-start="3609" data-end="3676"><strong data-start="3609" data-end="3623">Telomeraz:</strong> Hücre yaşlanmasını yavaşlatır, telomerleri uzatır.</p>
</li>
<li data-start="3677" data-end="3750">
<p data-start="3679" data-end="3750"><strong data-start="3679" data-end="3695">Follistatin:</strong> Kas kaybını önler, yaşa bağlı güç düşüşünü engeller.</p>
</li>
<li data-start="3751" data-end="3816">
<p data-start="3753" data-end="3816"><strong data-start="3753" data-end="3764">Klotho:</strong> Beyin sağlığını korur, Alzheimer riskini azaltır.</p>
</li>
<li data-start="3817" data-end="3890">
<p data-start="3819" data-end="3890"><strong data-start="3819" data-end="3830">PGC-1a:</strong> Hücresel enerji üretimini destekleyerek yorgunluğu önler.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="3897" data-end="3958"><strong data-start="3901" data-end="3958">Sonuç: Yaşam Süremizi Genler Başlatır, Biz Tamamlarız</strong></h3>
<p data-start="3960" data-end="4208">Dr. Halil Ertürk’ün de belirttiği gibi, <strong data-start="4000" data-end="4099">gelecekte genetik müdahaleler yaşlanmayı yavaşlatmak hatta tersine çevirmek için güçlü bir araç</strong> haline gelebilir. Ancak bugün için elimizdeki en etkili yöntem, genetiği doğru yaşam tarzıyla desteklemek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-yasam-kader-mi-tercih-mi-590752">Uzun Yaşam: Kader mi, Tercih mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 17:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizme]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı. İstanbul’da düzenlenen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda hava kirliliği ve iklim krizinin çocuk sağlığı üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla, güncel bilimsel veriler ışığında tartışıldı; temiz havanın çocuklar için temel bir insan hakkı olduğu vurgulandı. Üç panel ve bir forum oturumundan oluşan sempozyumun konuşmacıları arasında, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Nilay Etiler, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ddr. Bülent Tandoğan, Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zerrin Orbak, Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Duygu Övünç Hacıhamdioğlu, Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Semih Ayta, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı Dr. Selin Çakmakcı Karakaya ve Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Emine Zengin yer aldı. </p>
<p>Hava kalitesi, özellikle sanayileşme ve kentleşmenin hızla arttığı ve/veya halihazırda yoğun olduğu bölgelerde, günümüzde insan sağlığının en önemli çevresel belirleyicisi. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne (DSÖ) göre dünya çapında 5 yaşından küçük her 10 çocuktan 1’i hava kirliliğine bağlı olarak hayatını yitiriyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de 1 Yılda 538 Yenidoğan Kirli Hava Nedeniyle Hayatını Kaybetti </strong></p>
<p>Zira çocuklar, hava kirliliği söz konusu olduğunda en kırılgan toplum kesimi. Fizyolojik ve metabolik özellikleri nedeniyle hava kirliliğinin olumsuz etkilerine daha açıklar. Akciğerleri ve bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmemiş; solunum hızları daha fazla ve kan-beyin bariyerleri daha geçirgen. Yetişkinlere göre açık havada daha çok vakit geçiriyorlar. Bununla birlikte hava kirliliğinin tehlikeleri konusunda daha az farkındalığa sahipler. Düşük sosyo-ekonomik statüye sahip hanelerde yaşayan ve çalışan çocuklar için risk daha da fazla. Erken dönemde hava kirliliğine maruz kalma ömür boyu hasara yol açabiliyor.</p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>THHP Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan</strong> şöyle konuştu: “Türkiye’de ölüm sebepleri arasında hava kirliliği 5. sırada. Ülkemizde sadece 2021’de 538 yenidoğan hava kirliliğinin yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitirdi; 0-6 günlük bebeklerde ölümlerin yüzde 10,1&#8217;i ve 7-27 günlük bebekler arasında ölümlerin yüzde 7,52&#8217;si hava kirliliğine atfediliyor. Sadece ölümlere değil, hastalıklara da yol açan hava kirliliği, bir halk sağlığı sorunudur ama özellikle üzerinde durulması gereken, önlenebilir bir sağlık sorunu olması. Hava kirliliği, etkili politikalar ve hava kirliliği kaynaklarının kontrolü ile engellenebilir.” </p>
<p><strong>Anne Karnında Başlayan Etki</strong></p>
<p>Hamilelikte önemli hormonal değişiklikler olur ve hava kirliliği bu hassas dengeyi bozabilir. Toksinler, annenin solunum, dolaşım ve bağışıklık sistemi üzerinden plasentadan fetüse geçiyor. Gebelikte kirleticilere maruz kalmak, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini artırıyor, çocukların ilerleyen yaşlarda kalıcı sağlık sorunları yaşamasına neden oluyor. </p>
<p>Bebeklerin hayata sağlıklı bir başlangıç yapabilmelerinin, anne karnında temiz havaya erişimleri ile yakından ilgili olduğunu belirten uzmanlar, temiz havanın yüz binlerce yenidoğan ölümünü önleyebileceğinin altını çizdi.  </p>
<p><strong>Ağaçlandırma Kanser Gelişimini Yüzde 20 Azaltabilir</strong></p>
<p>Anne karnında ya da doğum sırasında maruziyet ile çocukluk çağı kanser riski arasında da doğrusal bir ilişki söz konusu. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın kanserojen olarak tanımladığı PM2.5, NO₂, ozon ve benzen gibi kirleticiler, tümör gelişimini tetikleyerek çocukluk çağı kanserlerinin riskini artırıyor. </p>
<p>Çalışmalar, çocukların kansere yakalanmasında; annenin gebeyken kirli hava solumasının yüzde 32, doğum sonrası maruz kalmasının yüzde 37 ve babanın maruziyetinin ise yüzde 12 oranında etkili olduğunu gözler önüne serdi. </p>
<p>Sempozyumda, hava kirliliğinin ve buna bağlı kanser gibi hastalıkların önlenmesinde yönetimlere büyük bir görev düştüğü vurgulandı. Bir bilimsel çalışmaya göre ağaçlandırmanın hava kirliliğine bağlı kanser gelişimini yüzde 20 azaltabileceğine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>Alzheimer Hastalığı Riskinin Artmasında Rol Oynuyor</strong></p>
<p>“Günümüzde, 2 milyar çocuğun hava kirliliğinden şiddetli şekilde etkilendiği tahmin ediliyor. Çocukluk döneminde kirli havaya maruz kalan bireylerde genetik faktörlerin de etkisiyle ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riskinin arttığını ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır” diyen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>Çocuk Nörolojisi Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Semih Ayta</strong> sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Gebelik ve çocuklukta hava kirliliğine maruz kalmanın beyin gelişimi üzerine olumsuz etkileri olduğu saptandı. Üstelik bu olumsuz etkiler, hava kirliliği için Avrupa Birliğince izin verilen limitlerin altında da gözlemlendi. Kısaca, insan yaşamı süresi boyunca muhtemel kalp-damar, solunum, merkezi sinir sistemine yönelik hastalıkların ortaya çıkmasında hava kirliliğinin etkisi var. Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda dinlediğimiz bilimsel çalışmalar, temiz havanın çocuk sağlığı ve iyilik hali ile ilişkili olduğunu, yetişkinlik döneminde yaşam kalitesine etki ettiğini ortaya koyuyor.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda, artan düzeylerde kirli havaya maruz kalmanın, epileptik nöbetler nedeni ile acil servise başvuruları arttırdığı gündeme getirildi.  Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve otizm spektrum bozuklukları (OSB) gibi gelişimsel sorunlarda da yine hava kirliliğinin etkisi olduğu belirtildi. </p>
<p><strong>Solunum Yolu Hastalıkları, Böbrek Sorunları, MS, Diyabet… </strong></p>
<p>Hava kirliliği, solunum sistemi hastalıklarının oluşmasındaki temel etkenlerden. Hava kalitesindeki değişiklikler, özellikle influenza ve RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs gibi viral spesifik solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülüyor. Her yıl dünyada 33 milyon bebek RSV enfeksiyonu geçiriyor, 100 bine yakın çocuk bu nedenle hayatını kaybediyor.</p>
<p>Kirli hava çocukların bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Çocuklar; zatürre, bronşiolit ve alerjik bronşit gibi hastalıklara karşı savunmasız kalıyorlar. Yine astım sıklığı ve şiddeti artarken hastalık süreleri uzuyor. </p>
<p>Son yıllarda yapılan geniş ölçekli çalışmalar PM2.5 maruziyetinin kronik böbrek hastalığı, hipertansiyon ve böbrek iltihabı riskini de artırdığını ortaya koydu. Hava kirliliği ne kadar yüksekse böbreklere o kadar fazla yük biniyor; böylece ileride hipertansiyon veya böbrek hastalığına yakalanma riski artıyor. </p>
<p>Ayrıca hava kirliliğinin çocuklarda obezite, diyabet, D vitamini eksikliği, osteoporoz ve tiroid bozuklukları, hipertansiyon ile buna bağlı kalp krizi ve inme, multiple skleroz (MS) ve uyku bozukluklarıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor. </p>
<p>Öte yandan 2022 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’de hava kirliliğinin hastalıklara neden olduğu biliniyor; toplumun önemli bir bölümü hava kirliliğini doğrudan hastalıkla ilişkilendiriyor. Hava kirliliği denildiğinde akla ilk gelen kavramların yüzde 27,5&#8217;i hastalıkla ilgili. Çocuğu olan katılımcıların yüzde 87,4&#8217;ü, çocuklarının kirli hava solumaktan dolayı hastalanmasından endişe ediyor. </p>
<p><strong>“Temiz Hava Hakkımızı Savunalım” Çağrısı</strong></p>
<p><strong>Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Deniz Gümüşel</strong> de şunları kaydetti: “İklim krizi ve hava kirliliği sağlığın çevresel belirleyicilerinin başında gelen ve birbiri ile iç içe geçmiş iki yaşamsal sorun. Her ikisinin de en önemli kaynakları fosil yakıtların kullanıldığı insan faaliyetleri. Hava sıcaklıklarında artış, ozon oluşumunu ve partikül yoğunluğunu arttırarak hava kirliliğinin sağlık risklerini daha da belirgin hale getiriyor. Hava kirliliğinin önlenmesi için yapılması gerekenler konusunda Temiz Hava Hakkı Platformu olarak politika, araştırma ve bilgilendirme çalışmalarımıza devam edeceğiz. Önlenebilir bir halk sorunu olan hava kirliliği, gelir grubundan bağımsız, tüm çocukları ve insanları etkiliyor. Karar vericilere ve topluma açık çağrımız: Türkiye’de PM2.5 için limit değer belirlenmeli. Bunun için hedeftemizhava.org sayfasında bir kampanya başlattık. Herkesi, temel bir çocuk ve insan hakkı olan temiz hava hakkını savunmaya davet ediyoruz.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun <strong>sonuç bildirgesinde</strong>, “Çocukların temiz hava hakkı, yaşam ve sağlık hakkının ayrılmaz bir parçası. Hava kirliliği ve iklim krizi, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda çocuk hakları ve toplumsal adalet sorunu. Kirliliğin önlenmesi, sadece teknik önlemlerle değil; enerji, ulaşım, kentleşme ve sağlık politikalarında çocuk odaklı yaklaşımların benimsenmesiyle mümkün. Çocukların temiz hava hakkını korumak için bilimsel veriye dayalı, adil ve sürdürülebilir politikalar geliştirilmelidir” denildi. </p>
<p>Sempozyum kapsamında, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Onkoloji Bölümünde lösemi tedavisi gören ve Farabi İlk ve Orta Okulu öğrencilerinin yaptığı ‘Temiz Hava Haktır’ konulu resimler de sergilendi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyetisyen hizmetiyle kilolardan kurtuluyor, hastalıkları yeniyorlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyetisyen-hizmetiyle-kilolardan-kurtuluyor-hastaliklari-yeniyorlar-585223</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 08:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetiyle]]></category>
		<category><![CDATA[kilolardan]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluyor]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yeniyorlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585223</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi’nin sağlık hizmetleri kapsamında sunduğu Sağlıklı Beslenme ve Diyet Danışmanlığı, yurttaşların fazla kilolarından kurtulmalarına, hastalıklarının kontrol altına alınmasına ve daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyetisyen-hizmetiyle-kilolardan-kurtuluyor-hastaliklari-yeniyorlar-585223">Diyetisyen hizmetiyle kilolardan kurtuluyor, hastalıkları yeniyorlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><span><span><span>Gaziemir Belediyesi’nin sağlık hizmetleri kapsamında sunduğu Sağlıklı Beslenme ve Diyet Danışmanlığı, yurttaşların fazla kilolarından kurtulmalarına, hastalıklarının kontrol altına alınmasına ve daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlıyor.</p>
<p>Gaziemir Belediyesi’nin, yurttaşların bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan daha güçlü olmaları için verdiği sağlık hizmetlerinden her yıl on binlerce kişi faydalanıyor. Belediyenin sağlık alanındaki çalışmalarından biri olan Sağlıklı Beslenme ve Diyet Danışmanlığı Hizmeti’yle, Gaziemir’de yaşayan vatandaşların yanlış beslenme alışkanlıkları saptanıyor,  yetersiz ve dengesiz beslenmenin yol açtığı sağlık sorunlarına karşı önleyici çalışmalar yapılıyor. Sağlık Köyü’ndeki merkezde, destek isteyen yurttaşlara sağlık hizmeti veren diyetisyen, Evde Hasta ve Yaşlı Bakım ekibinin belirlediği hastaları ise evlerinde tedavi ediyor. Hizmet kapsamında hastalara özel diyet programları hazırlanıyor, hastalar sürekli takip ediliyor.</p>
<p><b>“İlaç kullanmadan rahatsızlıklarımdan kurtuldum”</b><br />Gaziemir Belediyesi’nin Sağlıklı Beslenme ve Diyet Danışmanlığı Hizmeti’nden faydalanan Hande Odabaşı, “Kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve şeker atakları gibi rahatsızlıklarım vardı. Hastalık teşhisleri konulduktan sonra diyetisyen hizmeti almak için belediyemize başvurdum. Bu hizmeti almaya başladıktan sonra 1,5 yılda 22 kilo verdim. Fazla kilolarımdan kurutularak daha sağlıklı bir yaşama kavuştum. Bu sayede hiçbir ilaç kullanmadan rahatsızlıklarımdan kurtuldum. Bu hizmetten çok memnunum. Belediyemize ve diyetisyenimize çok teşekkür ediyorum” diye konuştu. </span></span></span></div>
<div> </div>
<div> </div></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyetisyen-hizmetiyle-kilolardan-kurtuluyor-hastaliklari-yeniyorlar-585223">Diyetisyen hizmetiyle kilolardan kurtuluyor, hastalıkları yeniyorlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de göz hastalıkları ve tedavileri anlatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-goz-hastaliklari-ve-tedavileri-anlatildi-584503</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 11:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlatıldı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[İpçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584503</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi'nin düzenlediği "Sağlık Buluşmaları" etkinliğinde göz sağlığı ele alındı. Op. Dr. Adnan İpçioğlu, vatandaşlara göz hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-goz-hastaliklari-ve-tedavileri-anlatildi-584503">Nilüfer&#8217;de göz hastalıkları ve tedavileri anlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi&#8217;nin düzenlediği &#8220;Sağlık Buluşmaları&#8221; etkinliğinde göz sağlığı ele alındı. Op. Dr. Adnan İpçioğlu, vatandaşlara göz hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi, halkı sağlık konusunda bilinçlendirmeye yönelik düzenlediği “Sağlık Buluşmaları” programında bu kez göz sağlığını ele aldı. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen ve vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği söyleşiye, TEV Hayri Tokaman Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri de katıldı. Etkinliğin konuğu olan Op. Dr. Adnan İpçioğlu, göz hastalıkları, güncel tedavi yöntemleri ve göz bakımı hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p>Gözlerin dünyaya açılan pencereler olduğunu vurgulayan Op. Dr. İpçioğlu, bu değerli organların öneminin genellikle görme duyusu azaldığında fark edildiğini belirtti. Göz hastalıklarını üç ana kategoride inceleyen İpçioğlu, en yaygın sorunun kırma kusurları olduğunu açıkladı.</p>
<p>DOĞRU SANILAN YANLIŞLAR</p>
<p>Miyop, hipermetrop ve astigmatın uzakta bulanıklığa yol açtığını, presbiyopinin ise yakını net görememe sorunu yarattığını anlatan İpçioğlu, toplumda yaygın bir yanlış bilgiyi de düzeltti. İpçioğlu, “Gözlük kullanımının numaranın artmasını engellediği ya da gözlük kullanmamanın numarayı artırdığı doğru değil. Gözlük sadece görmeyi düzeltir” diye konuştu.</p>
<p>Katarakt hastalığının yaşla birlikte arttığını belirten İpçioğlu, 50 yaş üstü bireylerin yarısında bu rahatsızlığın görüldüğünü söyledi. Sarı nokta hastalığının ise 55 yaş sonrası, sigara içenlerde ve yetersiz beslenenlerde daha sık rastlandığını, tedavi edilmezse görme kaybına neden olabileceğini aktardı.</p>
<p>Tedavi yöntemleriyle ilgili bilgi veren Op. Dr. İpçioğlu, kırma kusurlarının lazer tedavisi, gözlük veya lens ile düzeltilebileceğini, kataraktın protez merceklerle başarıyla tedavi edildiğini, sarı nokta hastalığında ise enjeksiyon ve ilaç tedavilerinin uygulandığını açıkladı.</p>
<p>Op. Dr. Adnan İpçioğlu, söyleşinin sonunda katılımcıların sorularını da yanıtladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-goz-hastaliklari-ve-tedavileri-anlatildi-584503">Nilüfer&#8217;de göz hastalıkları ve tedavileri anlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi Hizmette Tam Gaz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakirkoy-belediyesi-tip-merkezi-hizmette-tam-gaz-583079</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hizmette]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tam]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi, yeni poliklinikleri ve uzman kadrosuyla halk sağlığı için çalışmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoy-belediyesi-tip-merkezi-hizmette-tam-gaz-583079">Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi Hizmette Tam Gaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi, yeni poliklinikleri ve uzman kadrosuyla halk sağlığı için çalışmaya devam ediyor. Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu’nun göreve gelmesinden itibaren 40 bin 850 vatandaş Aile Hekimi, Ağız ve Diş Sağlığı, Beslenme ve Diyetetik, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Dahiliye, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Göğüs Hastalıkları, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Nöroloji, Podoloji ve Psikolojik Danışmanlık olmak üzere 12 branşta ücretsiz sağlık hizmetiyle buluştu.  </p>
<p>Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu’nun göreve gelmesinin ardından “Önce halk sağlığı” anlayışı ile çalışmalarını artıran Bakırköy Belediyesi, bünyesindeki Tıp Merkezi’nde hizmete tam gaz devam ediyor. Merkez, Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu’nun göreve gelmesinin ardından yenilenen poliklinikleri ve uzman kadrosu ile 12 branşta 40 bin 850 vatandaşa ücretsiz sağlık hizmeti sundu. SGK anlaşmalı olan Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi’nde Aile Hekimi, Ağız ve Diş Sağlığı, Beslenme ve Diyetetik, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Dahiliye, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Göğüs Hastalıkları, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Nöroloji, Podoloji ve Psikolojik Danışmanlık branşları bulunuyor.</p>
<p>Hafta içi her gün 08.30 – 16.00 saatleri arasında hizmet veren Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi’nden randevu almak isteyen vatandaşlar, <b>0212 414 97 77</b> numaralı çağrı merkezinden <b>8100</b>’ı tuşlayarak iletişim kurabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoy-belediyesi-tip-merkezi-hizmette-tam-gaz-583079">Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi Hizmette Tam Gaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Hastalıkları Riskinizi Düşürebilirsiniz!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklari-riskinizi-dusurebilirsiniz-580188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 07:54:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düşürebilirsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskinizi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580188</guid>

					<description><![CDATA[<p>29 Eylül Dünya Kalp Günü, kalp hastalıklarına karşı koruyucu önlemler adına farkındalığı artırmak, risk faktörlerine karşı bireyleri bilinçlendirmek amacıyla Dünya Kalp Federasyonu (World Heart Federation) tarafından önerilen ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından desteklenen özel bir gün. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklari-riskinizi-dusurebilirsiniz-580188">Kalp Hastalıkları Riskinizi Düşürebilirsiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>29 Eylül Dünya Kalp Günü, kalp hastalıklarına karşı koruyucu önlemler adına farkındalığı artırmak, risk faktörlerine karşı bireyleri bilinçlendirmek amacıyla <strong>Dünya Kalp Federasyonu (World Heart Federation)</strong> tarafından önerilen ve <strong>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) </strong>tarafından desteklenen özel bir gün. </p>
<p>Küresel sağlık istatistiklerine göre, yalnızca <strong>2022 yılında yaklaşık 20 milyon insan</strong>, kardiyovasküler hastalıklara bağlı nedenlerle hayatını kaybetti. Bu rakam, kalp ve damar hastalıklarının dünya genelinde başlıca ölüm nedenleri arasında yer aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Bir hastalığın oluşmadan önlenmesi, sağlıklı olma halinin korunması için de temel bir hedef. Tabii bu altın kural kalp sağlığı için de geçerli. Kalp hastalıkları için önlenebilir risk faktörleri (tütün kullanımı, stres, kötü beslenme, çevre kirliliği gibi) sağlık otoriteleri, hekimler ve hastaların ortak çabasıyla azaltılabilir. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Rengin Çetin Güvenç</strong>,<strong> </strong>kalp hastalıkları riskini azaltmak için önerilerde bulundu: </p>
<p><strong>Tütün ve tütün mamulleriyle vedalaşın: </strong>Sigara kullanıyorsanız, vedalaşmak için çok uygun bir gün. Bu konuda zorlanırsanız profesyonel destek almayı deneyin. </p>
<p><strong>Spora zaman ayırın: </strong>Günlük aktivitelerimizin yanında düzenli spor alışkanlığı kazanmak kalp ve damar sağlığımız için oldukça faydalı. Spora vakit ayıramadığınız zamanlarda mümkün olduğunca günlük yaşamı hareketli geçirmeniz de kalbinize iyi gelecek. </p>
<p><strong>Tuzu kısıtlayın: </strong>Tuz tüketiminizi günde 6 gr, yani yaklaşık 1 tatlı kaşığı ile sınırlandırın. </p>
<p><strong>Sağlıklı gıda tüketin: </strong>Sağlıklı gıdalar tüketmeye özen gösterin ve kilonuzu dengede tutun. Unutmayın; daha az yağ, daha az tuz ve daha az şeker anlamına gelen sağlıklı gıda tüketimi alışkanlığına sahip olmak kalbiniz için önemli bir adım. </p>
<p><strong>Düzenli kontrollerinizi aksatmayın: </strong>Kan tahlillerinizi düzenli olarak yaptırın. Ailenizde kalp hastalığı öyküsü varsa; diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörlerine sahipseniz, yılda en az bir kez kardiyoloji hekimine görünün. Herhangi bir risk faktörü varlığında, tedaviye erken başlamak; kalp krizi, inme gibi yaşam kalitesini kısıtlayan, azaltan ve bazen de ciddi anlamda zedeleyen kötü tabloları önlemede oldukça etkilidir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklari-riskinizi-dusurebilirsiniz-580188">Kalp Hastalıkları Riskinizi Düşürebilirsiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soğuk algınlığı ve grip artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soguk-alginligi-ve-grip-artiyor-579552</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 10:24:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[algınlığı]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hava koşullarının farklı seyrettiği mevsim geçişlerinde karşılaşılabilen enfeksiyon hastalıkları ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-alginligi-ve-grip-artiyor-579552">Soğuk algınlığı ve grip artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hava koşullarının farklı seyrettiği mevsim geçişlerinde karşılaşılabilen enfeksiyon hastalıkları ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mevsim geçişleri hastalıklara zemin hazırlıyor!</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde hava sıcaklıklarının değiştiğini hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Sıcaklıkla birlikte nem oranı değişiyor. Havadaki nem miktarı ve güneş ışınlarının açısı farklılaşıyor. Yani vücudumuzun dünyaya geldiği şartlar ve bu şartların etkileri değişiyor.” dedi.</p>
<p>Hormonal bazı değişikliklerin de yaşandığını ifade eden Dr. Mamçu, “Bunlara bağlı olarak yediğimiz besin ögeleri de farklılaşıyor. Yazın yediklerimizle kışın yediklerimiz aynı değil. En önemlisi çevresel faktörler değişiyor; bazı alerjenler havaya karışıyor ya da bazıları ortadan kayboluyor. Tüm bunlar bağışıklık sistemimizde değişikliklere sebep oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Isı değişimi bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor! </strong></p>
<p>Hem hormonal sistemde hem de bağışıklıkla ilgili işleyişte değişimler meydana geldiğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Güneş enerjisinin azalmasıyla ışığın azalması, melatonin ve serotonin düzeylerini etkiliyor ve bu da D vitamini seviyelerinin düşmesine yol açıyor.” dedi.</p>
<p>Klinik çalışmaların bazı mevsimlerde bazı hastalıkların daha fazla ortaya çıktığını gösterdiğini aktaran Dr. Mamçu, “36–37 dereceye ayarlanmış olan vücut ısımız bu dönemde değişen hava şartlarıyla dengesini sağlayamayabilir ve bu durum bağışıklık sistemimizin zayıflamasıyla bizi hasta edebilir. Bağışıklık sistemi, vücudumuzu yabancı ve zararlı mikroorganizmalara, toksinlere, virüslere, parazitlere karşı korur ve sağlıklı kalmamızı sağlar. Mevsim geçişlerinde özellikle ısı farkları bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olur. Eğer bu sırada enfeksiyonlara maruz kalır ve koruyucu tedbirleri almazsak, ağır seyirli hastalıklar yaşayabiliriz.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Mevsim geçişlerinde en çok bu hastalıklar görülüyor!</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde özellikle bazı hastalıkların öne çıktığına dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, bu hastalıkları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Soğuk havalarla birlikte insanlar daha çok kapalı ortamlarda bulunur. Açık havada geçirilen zaman azalır. Okullar ve kreşler açılır, çocuklar bir araya gelir. Alışveriş merkezleri gibi kapalı alanlarda geçirilen süre artar. Bu da solunum yoluyla geçen mikroorganizmaların bulaşmasını hızlandırır. Üst solunum yolu hastalıklarından en çok nezle veya soğuk algınlığı (rinovirüs kaynaklı) görülür. Ayrıca farenjit ve sinüzit de sık karşılaşılan rahatsızlıklardır. Alt solunum yolu hastalıkları da önemlidir. Özellikle KOAH gibi kronik obstrüktif akciğer hastalığı olanlar, bronşit, bronşektazi, astım gibi rahatsızlıkları bulunanlar veya sigara içenlerde alt solunum yolu enfeksiyonlarında akut alevlenmeler görülebilir. Dışarıdan gelen herhangi bir virüs ya da bakteri, zemininde hastalık olan akciğerde kolaylıkla enfeksiyon yaratabilir.</p>
<p>Havadaki nem azalır, ısı değişir. Vücudumuzun en büyük organı olan deride kuruma, çatlama, pullanma ve dökülmeler olabilir. Bu da kaşıma veya temasla enfeksiyonlara yol açabilir ya da mevcut cilt hastalıkları artabilir.</p>
<p>Mevsimsel geçişte çoğumuzda bıkkınlık, çökkünlük, yaz günlerinin bitmesini istememe, karamsarlık gibi depresyon benzeri belirtiler olabilir. Bunların sebebi, vücudumuzda değişen hormonlar ve biyokimyasal dengelerdir.”</p>
<p><strong>Riskli gruplar için aşılar önemli!</strong></p>
<p>Yapılan çalışmaların, mevsim geçişi hastalıklarının genellikle bir hafta-on gün sürebildiğini, bazen bir aya kadar uzayabildiğini gösterdiğini kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu hastalıklar özellikle ‘kırılgan yaş’ dediğimiz 65 yaş üstü ve 2 yaş altındaki bireylerde, ayrıca kronik böbrek, akciğer veya kalp hastalığı olanlarda, hipertansiyonu veya diyabeti bulunanlarda, kanser ilacı kullananlar gibi bağışıklığı baskılanmış kişilerde daha sık görülür.” dedi.</p>
<p>Bu riskli gruplar için aşıların büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Mamçu, “Özellikle grip ve zatürre aşıları bu dönemde önerilir. Grip aşısının her yıl tekrarlanması gerekir. Dünya Sağlık Örgütü, ülkede en sık görülen alt tiplere uygun olarak her yıl içeriğini günceller. Türkiye’de eylül-ekim aylarından başlayarak şubat-mart aylarına kadar grip vakaları görülebilir. Özellikle yaşlılar, gebeler, 2 yaş altı çocuklar, kronik hastalığı olanlar, sağlık çalışanları ve grip hastalığını ağır geçirmek istemeyen herkes aşı yaptırmalıdır. ‘Streptococcus pneumoniae’ adlı bakterinin neden olduğu zatürre, bazı kişilerde çok ağır seyredebilir ve ölümcül olabilir. İki çeşit aşı vardır. Birincisi ‘polisakkarit’ aşısıdır ve her yıl tekrarlanması gerekir. Diğeri daha uzun süre koruma sağlayan ve beş yılda bir tekrarlanan aşıdır. Hekimle görüşerek bu aşıyı yaptırmakta yarar vardır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Korunmanın ilk adımı hijyen kurallarına uymak…</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerini hastalanmadan atlatmak için önerilerin, diğer bulaşıcı hastalıklara karşı alınan önlemlerle aynı olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bulaşıcı hastalık belirtileri olan kişinin kendini izole etmesi hastalık zincirini kırar.” dedi.</p>
<p>Covid pandemisinden hatırladığımız maske, mesafe ve hijyen önlemlerinin tüm bulaşıcı hastalıklar için geçerli olduğunun altını çizen Dr. Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastaysak evden çıkmamalı, okula veya iş yerine gitmemeli, mecbur kalmadıkça toplu taşıma kullanmamalıyız. Kullanmak zorundaysak maske takmalıyız. Alışveriş merkezleri gibi kalabalık kapalı alanlara girmekten kaçınmalı, evde kırılgan yaş grubundakiler varsa onlarla teması azaltmalıyız. El yıkamak çok önemli. Dokunduğumuz her şey enfekte olabilir, ellerimizi ağzımıza götürerek mikroorganizmaları vücudumuza alabiliriz. Bu nedenle el yıkamaya özen gösterilmeliyiz.</p>
<p>Bunların yanı sıra bol su tüketmek, düzenli uyumak, dengeli beslenmek, yeterince taze sebze ve meyve yemek, günlük vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamak, sigara ve alkolden uzak durmak, açık havada egzersiz yapmak, düzenli spor yapmak ve mevsime uygun giyinerek vücut ısısını sabit tutmak önemlidir.</p>
<p>Bazı kişiler takviye veya ilaç kullanmak isteyebilir. Bu, özellikle altta yatan hastalığı olanlar için faydalı olabilir ancak mutlaka doktor veya diyetisyen önerisiyle, bilimsel kanıta dayalı şekilde yapılmalı. Bağışıklık için D vitamini çok önemlidir; düzeyinizi ölçtürerek veya günlük takviye alarak D vitamini desteği sağlanabilir. Gerektiğinde A ve E vitaminleri ile özellikle enfeksiyon dönemlerinde C vitamini (günde 1–2 g) de alınabilir. Selenyum, magnezyum ve çinko gibi antioksidanlar da destek olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-alginligi-ve-grip-artiyor-579552">Soğuk algınlığı ve grip artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Sağlığınız İçin Risklerinizi Tanıyın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginiz-icin-risklerinizi-taniyin-579410</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 08:27:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[risklerinizi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınız]]></category>
		<category><![CDATA[tanıyın]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor. Hipertansiyon, diyabet, obezite ve sigara kullanımı gibi risk faktörlerinin kontrol altına alınması ise kalp- damar hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginiz-icin-risklerinizi-taniyin-579410">Kalp Sağlığınız İçin Risklerinizi Tanıyın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor. Hipertansiyon, diyabet, obezite ve sigara kullanımı gibi risk faktörlerinin kontrol altına alınması ise kalp- damar hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynuyor.  Memorial Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Başkanı ve Asya Ülkeleri Kalp Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Oto, 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla, kalp hastalıklarında erken tanının önemi ile alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. </p>
<p>Her yılın 29 Eylül günü Dünya Kalp Federasyonu tarafından kalp hastalıklarından korunmak için farkındalık oluşturmak üzere “Dünya Kalp Günü” olarak belirlenmiştir. Dünya Kalp Günü özelinde her yıl bir tema belirlenmektedir. Bu yıl 25. Dünya Kalp Günü için belirlenen temada “Ritmini Kaçırma” ile kalp sağlığına dikkat çekilmekte ve kalp hastalıklarını önlemenin önemi vurgulanmaktadır. </p>
<p><strong>Ölümlerin yüzde 40’ına kalp ve damar hastalıkları sebep oluyor </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünyada 20 milyonun üzerinde insan kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Türkiye’de bu rakam yılda 200 binin üzerinde ölüm olarak yansıma almaktadır. Kalp ve damar hastalıkları, Türkiye’de de en önemli hayati risk nedeni olmaya devam etmektedir. Türkiye’de tüm ölümlerin yaklaşık %40’ına kalp ve damar hastalıkları neden olmaktadır. Bu konuda göz önünde bulundurulması gereken en önemli gerçek ise kalp ve damar hastalıklarının %80’inin önlenebilir olmasıdır.</p>
<p>Günümüzde insanlar, Avrupa ortalamasına göre 5-10 yıl daha erken kalp krizi, kalp yetmezliği ve inme ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, üretken yaş nüfusunda ciddi sosyo-ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının toplam yıllık maliyetinin 10 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Erken tanı ve önleme programları ile bu maliyetin %20–25 azaltılması mümkündür.</p>
<p><strong>Risk faktörlerini hafife almayın!</strong></p>
<p>Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Erken tanı ve yaşam tarzı değişiklikleriyle ciddi kalp hastalıklarının önüne geçilebilmektedir. </p>
<ol>
<li>Hipertansiyon: Erişkin nüfusun %31’i hipertansiyon hastasıdır. Ancak her 2 kişiden sadece 1’i hastalığının farkındadır.</li>
<li>Obezite: Türkiye, Avrupa’da obezitenin en hızlı arttığı ülkelerden biridir. 15 yaş üzeri nüfusta obezite oranı %32’yi aşmıştır.</li>
<li>Diyabet: Her 7 yetişkinden 1’i diyabetlidir. 2035’e kadar diyabetli sayısının %40 artması beklenmektedir.</li>
<li>Sigara: Erkeklerin %40’ı, kadınların %20’si sigara kullanmaktadır. Türkiye, hâlâ Avrupa’nın en yüksek tüketim oranlarına sahiptir.</li>
<li>Hareketsizlik: Yetişkinlerin %56’sı Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği haftalık fiziksel aktivite düzeyini karşılamamaktadır.</li>
</ol>
<p><strong>Kalp sağlığını korumak için 8 altın kural </strong></p>
<ol>
<li>Kalbinizi düzenli olarak kontrol ettirin.</li>
<li>Tansiyon, şeker ve kolesterol değerlerinizi düzenli olarak ölçtürün.</li>
<li>Sağlıklı beslenin (Tuz tüketimini azaltın, aşırı yağlı besinlerden ve şekerli besinlerden uzak durun.</li>
<li>Hareket edin. Sporun yaşamınızın parçası olmasına özen gösterin. Haftada en az 5 gün, günde yarım saat yürüyüş yapın.</li>
<li>Sigara kullanmayın.</li>
<li>Kalp krizi ve inme belirtilerini ihmal etmeyin, bu belirtiler ortaya çıkar ise en kısa sürede hastaneye başvurun, acil müdahale için kritik olduğunu unutmayın.</li>
<li>Göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı gibi belirtileri ciddiye alın. </li>
<li>Hangi yaşta olursanız olun, bugünden önlem alın çünkü her atım değerlidir. </li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-sagliginiz-icin-risklerinizi-taniyin-579410">Kalp Sağlığınız İçin Risklerinizi Tanıyın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz sonbahar hastalıklarına hazırlıklı mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-sonbahar-hastaliklarina-hazirlikli-mi-575994</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 08:15:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarına]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575994</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin sona erip sonbahara girilmesi ve okulların açılmasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere hastalıkların görülme sıklığı artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-sonbahar-hastaliklarina-hazirlikli-mi-575994">Çocuğunuz sonbahar hastalıklarına hazırlıklı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin sona erip sonbahara girilmesi ve okulların açılmasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere hastalıkların görülme sıklığı artıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş,</strong> özellikle kapalı alanlarda daha uzun süre zaman geçirilmesi nedeniyle, sağlığımızı korumak için önlem almanın çok daha önemli hale geldiğini belirterek “Sonbahar ve kış aylarında ağırlıklı olarak üst solunum yolu enfeksiyonlarını görüyoruz. Bu enfeksiyonlar öksürme, hapşırma hatta konuşma esnasında havaya yayılan damlacıklar yoluyla kolayca ve hızla bulaşıyor. Bu nedenle bazı basit önlemler almak, mikropların konsantrasyonunu azaltmada ve hastalıklardan korunmada büyük önem taşıyor” diyor. Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş, sonbaharda çocukları enfeksiyonlardan korumanın 7 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Ortamı sık sık havalandırın</strong></li>
</ul>
<p>Sınıflar ve odaların çocuklar yokken iyice havalandırılması, mikroplarla karşılaşma riskini azaltacaktır. Ders aralarında bu havalandırma yapılabilir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Bazı hastalıkların bulaştırıcılığı klinik bulgu vermeden başlar. Havalandırma ile bulaş riski, mikrop konsantrasyonu azaltılır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Hijyenin önemini öğretin</strong></li>
</ul>
<p>Hastalıklardan korunmada el temizliği başta olmak üzere hijyen kurallarına dikkat etmek son derece önemlidir. Çocuklara özellikle tuvaletten sonra ve yemeklerden önce ellerini sabunla, doğru bir şekilde yıkamanın önemi öğretilmeli, bu konuda rol model olunmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Bu eşyaların kişiye özel olduğunu anlatın</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklar sınıfta birbirlerinin eşyalarını (özellikle su kabı, çatal, bıçak vb) kullanmamalıdır. Aksi halde bulaş ağız yoluyla kolaylıkla olacaktır. Aynı şekilde kalemleri ağıza değdirmemek ve elleri gün içinde özellikle ağız ve gözlere sürmemek de çok önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Grip aşısı yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Grip aşısı kış sezonu öncesinde çocukları gripten korumada önemli bir rol oynamaktadır. Aşıların ihmal edilmemelidir. Grip aşısı, grip sonrası ortaya çıkabilecek kulak iltihabı ve zatürre gibi komplikasyonları da önler” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Hasta ise okula göndermeyin</strong></li>
</ul>
<p>Çocukların hastayken kreşe götürülmemesi ve okula gönderilmemesi, kapalı alanlarda enfeksiyonların yayılmasını büyük ölçüde azaltır. Ailelerin buna çok dikkat etmesi gerekir. Gerekirse maske kullanılmalı ve maske dört saatte bir değiştirilmelidir. </p>
<ul>
<li><strong>Açık havada zaman geçirmesini sağlayın</strong></li>
</ul>
<p>Sonbaharla birlikte güneş yavaş yavaş yerini bulutlu ve serin havaya bıraksa da, fırsat buldukça mutlaka çocuğunuzun açık havada güneşten faydalanmasını sağlayın. Bu sayede hem D vitamini almış olacak hem de bağışıklık sistemi güçlenecektir.</p>
<ul>
<li><strong>Gelişigüzel vitamin ve mineral takviyesi kullanmayın</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Ebeveynler çocuklarının bağışıklığını kuvvetlendirmek için; internetten, sosyal medyadan ya da arkadaş çevresinden duyduklarıyla takviye ürünler kullandırabiliyorlar. Oysa çocuğun kan testi ile değerlerine bakılarak, vitamin ve mineral takviyesine gerek görüldüğü durumda doktor önerisiyle başlanmalıdır. Aksi taktirde fayda yerine çok ciddi zararlara yol açabilir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-sonbahar-hastaliklarina-hazirlikli-mi-575994">Çocuğunuz sonbahar hastalıklarına hazırlıklı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi&#8217;nde Kardiyoloji Hizmeti Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakirkoy-belediyesi-tip-merkezinde-kardiyoloji-hizmeti-basladi-574297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 19:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574297</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlçedeki sağlık hizmetlerini artıran Bakırköy Belediyesi, Tıp Merkezi’ne Kardiyoloji branşını kazandırdı. Merkezde verilen hizmet kapsamında, günlük muayene, takipler, EKG, EKO ve efor testleri uzman kardiyoloji doktoru eşliğinde ücretsiz bir şekilde yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoy-belediyesi-tip-merkezinde-kardiyoloji-hizmeti-basladi-574297">Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi&#8217;nde Kardiyoloji Hizmeti Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlçedeki sağlık hizmetlerini artıran Bakırköy Belediyesi, Tıp Merkezi’ne Kardiyoloji branşını kazandırdı. Merkezde verilen hizmet kapsamında, günlük muayene, takipler, EKG, EKO ve efor testleri uzman kardiyoloji doktoru eşliğinde ücretsiz bir şekilde yapılıyor.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi, vatandaşların sağlık hizmetlerinden daha kapsamlı yararlanabilmesi için Tıp Merkezi’ne Kardiyoloji branşını ekledi. Merkezde göreve başlayan uzman kardiyoloji doktoru eşliğinde günlük muayeneler, takipler ve kalp sağlığına yönelik ileri tetkikler gerçekleştiriliyor. Hizmet kapsamında EKG, EKO ve efor testi gibi kalp-damar hastalıklarının tanısında kritik öneme sahip uygulamalar da yapılabiliyor. Böylece ilçe sakinleri, kalp ve damar hastalıklarının erken tanısı ve kardiyoloji kontrolleri için başka sağlık kuruluşlarına gitmek zorunda kalmadan belediye bünyesindeki Tıp Merkezi’nde gerekli tetkiklere ulaşabilecek.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi, Kardiyoloji polikliniğinin yanı sıra Aile Hekimi, Ağız ve Diş Sağlığı, Beslenme ve Diyetetik, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Dahiliye, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Göğüs Hastalıkları, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Nöroloji, Podoloji ve Psikolojik Danışmanlık polikliniklerinde de hizmet vermeye devam ediyor.</p>
<p>Hafta içi her gün 08.30 – 16.00 saatleri arasında hizmet veren Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi’nden randevu almak isteyen vatandaşlar, <u>www.bakirkoy.bel.tr</u> adresi üzerinden ve ya <b>0212 414 97 77</b> numaralı çağrı merkezinden <b>8100</b>’ı tuşlayarak iletişim kurabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoy-belediyesi-tip-merkezinde-kardiyoloji-hizmeti-basladi-574297">Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi&#8217;nde Kardiyoloji Hizmeti Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 16:20:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, özellikle uluslararası seyahatlerde karşılaşılabilecek enfeksiyon hastalıkları, risk grupları, alınması gereken önlemler ve seyahat sonrası dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737">Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, özellikle uluslararası seyahatlerde karşılaşılabilecek enfeksiyon hastalıkları, risk grupları, alınması gereken önlemler ve seyahat sonrası dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Seyahat enfeksiyonları üç grupta ele alınıyor!</strong></p>
<p>Seyahat hastalıklarının yolculuk yapılan yere, yolculuk şekline ve gidilen yerde yapılan aktivitelere bağlı olarak ortaya çıkan sağlık problemleri olduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Seyahat enfeksiyonları genel olarak bulaşıcı hastalıklar, seyahatin kendisinden kaynaklı sorunlar, çevresel ve bölgesel faktörlerden kaynaklı sorunlar şeklinde üç grupta ele alınabilir.” dedi.</p>
<p>Hangi durumlarda ne tür hastalıklar görülebileceğine değinen Mamçu, “Tropikal bölgelerde sıtma, sarı humma, dengue, Zika, kolera, tifo, hepatit A-B gibi enfeksiyonlar sık görülür. Kirli su ve yiyeceklerle seyahat ishali bulaşabilir. Jet lag (zaman farkı yorgunluğu), derin ven trombozu (uzun süre hareketsiz oturmaya bağlı pıhtı oluşumu) ve seyahat hastalığı (motion sickness – araç tutması) gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yüksek irtifa hastalığı, güneş çarpması, sıcak çarpması, dehidratasyon, soğuk iklimlerde donma, hipotermi, böcek ve hayvan ısırıkları ile karşılaşılabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Seyahat edenlerin yüzde 65’i az ya da çok etkilendikleri bir sağlık sorunu yaşıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde yılda 1.2 milyar insanın uluslararası seyahat ettiğini ve her yıl bu sayının arttığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “2030’da sayının 2 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Seyahatlerin yarısından fazlası, gelişmekte olan ülkelere yapılıyor.” dedi.</p>
<p>Hastalıkların daha çok gelişmiş ülkeden gelişmemiş ülkeye seyahatte ortaya çıktığına dikkat çeken Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Gelişmiş alt yapıları olan ülkelere kıyasla bazı Afrika ülkeleri, Güney Doğu Asya ve Güney Amerika’ da bazı bölgeler  daha fazla risk içerir. Ayrıca ülkelerden bağımsız olarak, hijyen ve sanitasyon şartlarının sağlıklı olmadığı, su kaynaklarının kirli olduğu bölgelerde enfeksiyonlar daha sık görülür. Yapılan çalışmalara göre seyahat edenlerin yüzde 65’i gittikleri bölgede az ya da çok etkilendikleri bir sağlık sorunu yaşıyor. Bu sorunların önemli bir kısmı diyare, solunum yolu enfeksiyonu, deri hastalıkları gibi çoğu hafif ve kendini sınırlayan özellikte hastalıklar. Bununla beraber, daha ciddi sorunlara yol açan enfeksiyonlarla da karşılaşılabiliyor, seyahat edenlerin bir kısmı seyahatini yarıda keserek ülkesine dönmek zorunda kalabiliyor.”</p>
<p><strong>Seyahatten en geç dört hafta önce Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurulmalı!</strong></p>
<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (WHO) hem hastalar hem de hekimler için yararlı web siteleri bulunduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu kaynaklar, dünyanın tüm ülkelerinde ortaya çıkan hastalık ve salgınları yakından izleyerek sık sık güncelleniyor.” dedi.</p>
<p>Alınacak önlemlerin gidilecek ülkeye, kalınacak süreye ve yapılacak aktiviteye göre değiştiğini dile getiren Mamçu, “Ülkemizde Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, yurt dışına çıkacaklara seyahat sağlığı hizmeti sunuyor. Bölgelere göre  WHO ve CDC’nin önerdiği aşılar; gidilen bölgeye, kalınacak süreye, kişinin bağışıklık durumuna  ve o anda mevcut salgın hastalık durumuna göre değişebileceği için mutlaka  konunun uzmanları tarafından  Seyahat Hastalıkları Kliniklerinde uygulanmalı. Sahra altı Afrika, Uzak Asya gibi bazı coğrafi bölgelere gitmeden önce aşılama ile yeterli düzeyde bağışıklık oluşturulmalı. Bu da en az 3- 4 hafta süreceği için planlanan seyahatten en geç dört hafta önce sağlık kuruşuna başvurulmalı.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Seyahatle ilişkili hastalıklar açısından bazı kişiler ‘yüksek riskli yolcu’!</strong></p>
<p>Seyahat öncesi bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına danışmanın seyahatle ilişkili hastalıkların önlenmesinde kritik öneme sahip olduğunu belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temel sağlık değerlendirmesi, seyahat programının gözden geçirilmesi, uygun aşıların uygulanması ve danışmanlık hizmetleri için uzmana başvurulabilir.” dedi.</p>
<p>Seyahatle ilişkili hastalıklar açısından bazı kişilerin ‘yüksek riskli yolcu’ olarak tanımlandığına dikkat çeken Mamçu, “Bunlar; ciddi sağlık sorunları nedeniyle yakın zamanda hastaneye yatış öyküsü olanlar, kronik hastalıkları olanlar, immün yetmezliği olanlar, çocuklar ve yaşlılar, gebelik veya emzirme dönemindeki kadınlar, özellikle kaliteli tıbbi hizmetten uzak, gelişmekte olan ülkelere yolculuk edecek<strong> </strong>yolcular, uzun süreli seyahat edecekler, sırt çantalılar ve insani yardım, tıbbi hizmet amacıyla seyahat edenler. Özellikle bu kişiler seyahat öncesi bir Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurmalı.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>En sık sıtma ile karşılaşılıyor…</strong></p>
<p>Seyahat dönüşünde altı hafta içinde ateş , sarılık, baş ağrısı, uykuya eğilim, kanamalar   veya  nörolojik bulguların varlığında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğinin altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Başvuruda  seyahat ve seyahatte yapılan yüzme, mağaracılık, trekking gibi aktiviteler anlatılmalıdır.” dedi.</p>
<p>En sık saptanan ateşli hastalığın sıtma olduğunu kaydeden Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sıtmanın kuluçka süresi bir yılı bulabilir. Ateş, nezle hali, terleme, üşüme gibi şikayetlerle başlayabilir. Sıtma dışında; gidilen ülkenin mikrobik yapısına ve vücudun bağışıklık durumuna bağlı olarak, ülkemizde görülmeyen pek çok tropikal hastalık görülebilir.</p>
<p>Bununla birlikte Türkiye’ye gelen yabancı turistler açısından, ülkemizin alt yapı, hijyen ve sanitasyon şartları yeterli olup, WHO tarafından seyahat öncesi herhangi bir önlem önerilmeyen ülkeler arasında. Bununla beraber Güneydoğu veya Çukurova Bölgesi’nde sıtma, Güneydoğu’da tifo, amipli dizanteri, bruselloz, leyişmaniyoz ve Tokat, Sivas, Erzurum, Trabzon gibi Kelkit Vadisi çevre illerinde Kırım-Kongo hemorajik ateşi hastalıklarına karşı dikkatli olmak gerekebilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seyahatiniz-hastaliga-davetiye-cikarmasin-567737">Seyahatiniz hastalığa davetiye çıkarmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çankaya&#8217;da &#8220;Kalp Dostu Yaşam&#8221; Semineri Düzenlendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cankayada-kalp-dostu-yasam-semineri-duzenlendi-567065</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 08:23:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567065</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çankaya Belediyesi ve Ankara Beysukent Rotary Kulübü iş birliğiyle “Kalp Dostu Yaşam Farkındalık Eğitimi Semineri” düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cankayada-kalp-dostu-yasam-semineri-duzenlendi-567065">Çankaya&#8217;da &#8220;Kalp Dostu Yaşam&#8221; Semineri Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Çankaya Belediyesi ve Ankara Beysukent Rotary Kulübü iş birliğiyle “Kalp Dostu Yaşam Farkındalık Eğitimi Semineri” düzenledi. Çayyolu Ek Hizmet Binası Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Konferans Salonu’nda düzenlenen seminere Çankayalılar ilgi gösterdi.</b></p>
<p>Çankaya Belediyesi ve Ankara Beysukent Rotary Kulübü iş birliğiyle “Kalp Dostu Yaşam Farkındalık Eğitimi Semineri”, Çayyolu Ek Hizmet Binası Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Konferans Salonu’nda düzenlendi. Seminer, Çankayalıların yoğun ilgisi ve katılımıyla gerçekleşti. Seminere katılan Çankayalılar, uzmanlardan edindikleri bilgilerle kalplerini korumaya yönelik yeni yöntemler öğrenme fırsatı buldu.</p>
<p><b>VERİLERE GÖRE EN YÜKSEK RİSK “KALP”</b></p>
<p>Ankara Beysukent Rotary Kulübü Kalp Hastalıkları Farkındalık Komitesi’nin yürüttüğü etkinlikte, kalp sağlığına bütüncül bir bakış açısıyla farklı alanlardan uzmanlar konuşmacı olarak yer aldı. “Kalbin İçin Sağlıklı Bir Yolculuğa Hazır Mısın?” başlığıyla düzenlenen seminerde, kalp hastalıklarından korunma yöntemleri katılımcılarla paylaşıldı.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de en fazla can kaybına yol açan hastalıklar arasında dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer alırken, iskemik kalp hastalıkları öne çıkıyor. Seminerde de kalp sağlığını korumaya yönelik uygulanabilecek yöntemler detaylı şekilde aktarıldı.</p>
<p><b>UZMANLAR KALP SAĞLIĞINI KORUMA YÖNTEMLERİNİ ANLATTI</b></p>
<p>Seminerde, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Sinan Ertaş, kalp hastalıklarından korunma yollarını anlatırken; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Begüm Kalyoncu Atasoy, kalp sağlığını korumada doğru beslenmenin önemini vurguladı. Uzman Klinik Psikolog Aslı Akdoğan Alkılıç ise stres yönetimi ve psikolojik sağlığın kalp üzerindeki etkilerine değindi. Fitness ve Performans Koçu Barış Özgün de düzenli sporun kalbi güçlendirmedeki rolünü katılımcılarla paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cankayada-kalp-dostu-yasam-semineri-duzenlendi-567065">Çankaya&#8217;da &#8220;Kalp Dostu Yaşam&#8221; Semineri Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 07:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor. Gebeliğin 20 ila 37. haftası arasında gerçekleşen ve erken doğum olarak tanımlanan bu durum yaklaşık olarak her 10 gebelikten 1’inde yaşanıyor. Ülkemizde son yıllarda bu oranın yüzde 13’e yaklaştığı belirtilirken, anne adaylarının ilk gebelik yaşının ilerlemesi, tüp bebek uygulamaları ve çoğul gebelik artışının da bu oranı etkilediği biliniyor. Bu nedenle, riskleri doğru tanımak ve zamanında önlem almak, hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Sigara, alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, aşırı düşük veya yüksek vücut kitle indeksi ile gebe kalma gibi davranışsal faktörlerin de riski artırdığına dikkat çeken <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>“Obezite hem kendiliğinden erken su gelişi ve erken doğum eylemini hem de gebeliğin hipertansif ve diyabetik komplikasyonlarını artırır. Böyle olunca da anne ve bebeğin sağlığını korumak için mecburen doğumu vaktinden önce başlatmamız gerekebiliyor. Bu nedenle, planlı gebeliklerden önce ideal kiloya ulaşıp o seviyeyi korumak ve yine kronik hastalıklara karşı ideal sağlık durumuna ulaşmak risk faktörlerini en aza indirir. Anne adaylarımızın düzenli kasılmalar, kasık ağrıları, bel ağrıları, kanama gibi şikayetlerini doktorlarıyla paylaşmaları sayesinde zamanında önlem alınabilir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>beklenen zamandan önce gelişebilecek doğum ihtimallerine etki eden faktörleri ve çözüm önerilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Önceki gebelikler ipucu veriyor</strong></p>
<p>Kendiliğinden erken doğum öyküsü olan gebelikte risk diğer gebeliklere göre 2.5 kat artıyor. Önceki doğumun erken haftalarda gerçekleşmesi ve bu şekilde birden fazla doğumun olması erken doğum ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, hem bazı genomik mekanizmalarla hem de bazı gebeliklerde rahim ağzı yetmezliği ile açıklanıyor. Annenin kendisinin erken doğmuş olması da ilginç bir risk faktörü. Böyle tablolarda yakın takip, ultrasonla görüntüleme, belli kriterler çerçevesinde ilaç veya cerrahi tedaviyle risk azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>İki gebelik arasındaki süre kısaysa…</strong></p>
<p>İki gebelik arasındaki sürenin 6 ay ve daha kısa olması, önceki doğum zamanında olmuş bile olsa mevcut gebelikteki erken doğum ihtimalini önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenle, annelerin emzirseler bile doğum sonrası etkin bir korunma yöntemiyle en az 6 ay, ideali 18 ay gebelikten korunmaları bir sonraki gebelikte erken doğum riskini azaltıyor.</p>
<p><strong>Rahim ağzı yetmezliği önemli bir risk</strong></p>
<p>Rahim ağzı yetmezliği, rahim ağzının (serviks) özellikle gebeliğin 2’inci üç ayından itibaren kasılmalar olmadığı halde yapısal yetersizliği nedeniyle kısalıp açılarak gebelik eklerini içerde tutamaması anlamına geliyor. Hastalar sancı olmadan veya çok az bel ve kasık ağrılarıyla hekime başvuruyor. Bu tür şikayetler sağlıklı gebeliklerde de sık görülse de önceki gebeliklerde aşırı erken doğum öyküsü olanlarda dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu durumun atlanmaması için 18-24. haftalar arasında vajinal ultrasonla rahim ağzı uzunluğu taraması öneriliyor. Tarama sonucuna göre kısalık saptanan hastalarda ilaç tedavisi ve gerekirse rahim ağzı dikişleri gibi cerrahi seçenekler sunuluyor.</p>
<p><strong>Çeşitli enfeksiyonlar erken doğum riskiyle ilişkili  </strong></p>
<p>Çalışmalar; idrar yolu, ağız içi, rahim ağzı ve vajina enfeksiyonlarının yanı sıra sistemik viral enfeksiyonların erken doğumla ilişkisini ortaya koyuyor. Bu enfeksiyonlarla doğum arasında sebep-sonuç ilişkisinden ziyade eş zamanlılık olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Enfeksiyonların sistemik bağışıklık ve kasılmaları da tetikleyen ‘prostaglandin’ maddesini vücutta artırması bu ilişkinin en önemli nedeni. Güncel çalışmalar, vajinal mikrobiyomdaki değişikliklerin doğum zamanı ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, gebelik planlamadan önce genel bir jinekolojik muayene, varsa enfeksiyonların tedavisiyle belirgin bir koruma sağlamaktadır” tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Kronik hastalıklara dikkat!</strong></p>
<p>Anne adayının mevcut kronik hastalıkları; hem çeşitli ciddi sorunlara yol açarak annenin erken doğurma zorunluluğuna, yani iyatrojenik preterm doğuma neden olabiliyor hem de vücutta sistemik bir yanıta neden olarak rahim kasılmalarıyla erken su gelişine ve kendiliğinden erken doğuma yol açabiliyor. Diyabet, amniyon sıvısı miktarını artırıyor; bu da rahimde aşırı gerginlik oluşturarak mekanik olarak kasılmaları tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kronik hipertansiyon, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, tiroit hastalıkları, diyabet, lupus, romatoid artrid gibi sistemik hastalığı olan anne adaylarına, gebe kalmadan önce sağlık durumlarını iyileştirmeleri ve mutlaka ilgili branş uzmanı ile riskli gebelik uzmanına başvurmaları öneriliyor.</p>
<p><strong>Sigara ve diyet risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Sigaranın erken doğumu artırıcı etkisi, klinik çalışmalarda tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kabul ediliyor. Hem fetal gelişim geriliği, plasentanın yerinden ayrılması, erken su gelişi gibi komplikasyonları artırarak hem de tek başına önemli bir risk faktörü olduğundan gebelik öncesi bırakılması şart. Gebeliğe vücut kitle indeksinin aşırı uçlarında başlamak; gebelikte yetersiz veya aşırı kilo alımı da erken doğum riskini artırıyor. Bu nedenle, gebelik öncesinde hekimin önerdiği kilo aralığına ulaşıp, o aralıkta kalmak gerekiyor. Ayrıca siyah çay, yeşil çay, kahve, papatya çayı, adaçayı, hibiscus, zerdeçal ve biberiye gibi bitkiler rahim kasılmalarını uyardıkları için tüketimlerinin kısıtlanmaları önem taşıyor.</p>
<p><strong>Hatalı spor yapmaktan kaçının</strong></p>
<p>Sağlıklı bir gebelikte egzersiz erken doğum riskini artırmadığı gibi, tam aksine vücuttaki oksidatif stress, yani toksinleri azaltarak ve plasental damarlanmayı güçlendirerek riski yüzde 10-15 oranında azaltıyor. Haftada 2 ila 4 saat arasında egzersiz yapılması yeterli bulunuyor. Ancak 5 kg’dan fazla ağırlık kaldırmak veya uzun süre sırt üstü pozisyonda egzersiz yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Erken doğum riski belirgin olanlarda ise (öykü nedenli, kısa rahim ağzı tespit edilen, düzenli ve etkin kasılmaları saptanan hastalar gibi) egzersiz önerilmiyor.</p>
<p><strong>Depresyon riski 2 kat artırıyor!</strong></p>
<p>Anne adayının depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sebeplerden yoğun stres altında olması plasenta, rahim yatağı ve zarlardaki hücrelerde kortikotropin salgılatıcı hormonu artırıyor. Bu hormonun da doğum kasılmalarını tetikleyen prostaglandin üretimini arttırarak erken doğum riskine yol açtığı uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Yapılan bir çalışmada, gebeliğin ilk aylarında depresyon tanısı konulan hastaların, depresif belirtisi olmayanlara göre erken doğum ihtimalinin 2 kat yüksek olduğu ve riskin depresyon skoruyla orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Stres faktörlerinin en aza indirilmesi, tıbbi gereklilik halinde anne adayının psikiyatri doktorlarının kontrolü altında anksiyete azaltıcı ilaçlarla desteklenmesi önemli bir savunma hattını oluşturmaktadır” diyerek anne adaylarına stresten uzak bir gebelik tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınları tehdit eden yaz hastalıkları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlari-tehdit-eden-yaz-hastaliklari-559307</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jul 2025 07:57:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve yüksek nem, özellikle tatil döneminde kadınlarda bazı sağlık sorunlarını tetikleyerek, uzun süredir beklenen dinlenme ve eğlenme planlarını gölgeleyebiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlari-tehdit-eden-yaz-hastaliklari-559307">Kadınları tehdit eden yaz hastalıkları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve yüksek nem, özellikle tatil döneminde kadınlarda bazı sağlık sorunlarını tetikleyerek, uzun süredir beklenen dinlenme ve eğlenme planlarını gölgeleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar</strong>, mantar ve bakterilerin bu dönemde çok kolay üreyerek enfeksiyonlara yol açabildiğini, alınacak bazı basit önlemlerin ise yazın sık görülen hastalıklardan korunmada büyük faydalar sağlayacağını vurguluyor. Tatil sürecinin baltalanmaması ya da ‘bir iki güne geçer’ düşüncesiyle doktora başvurulmamasının, bu enfeksiyonların tedavisini daha zor hale getirdiği uyarısında bulunan Dr. Esra Boyar, kadınlarda yaz aylarında görülme sıklığı artan hastalıkları ve korunma yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Vajinal mantar enfeksiyonları</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle havuz ve deniz sonrası ıslak mayo ya da bikini ile uzun süre kalmak vajinal mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlayan etkenlerin başında geliyor. Aşırı sıcaklar ve yüksek nem mantar oluşumu için kolaylıkla zemin hazırlarken, belirtileri kendini koyu kıvamlı akıntı, yanma ve acıma ile gösteriyor. Islak mayo ve bikininin hemen değiştirilmesi bazen zor gibi görünse de, yaşam kalitesini büyük ölçüde düşüren enfeksiyonlardan korunmada kritik önem taşıyor. </p>
<ul>
<li><strong>Bakteriyel vajinozis</strong></li>
</ul>
<p>Yaz aylarında kadınlarda en sık karşılaşılan hastalıklardan biri olan bakteriyel vajinozis, genital bölgedeki doğal bakteri dengesinin bozulmasıyla oluşuyor. Yazın sık duş alma, havuzda uzun süre kalma ve sabunlu temizlik bu doğal dengeyi bozabilirken, gri beyaz akıntı, kötü koku ve yanma hissi ile belirti veriyor. Hastalığın mantar enfeksiyonu ile çok sık karıştırıldığını belirten Dr. Esra Boyar “Hastalar genelde ilişki sırasında rahatsız edici kötü koku şikayeti ile gelirler. Mutlaka tedavi edilmelidir, aksi taktirde kronik ve inatçı enfeksiyonlar gelişebilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>İdrar yolu enfeksiyonları </strong></li>
</ul>
<p>Sıcak havalarda, terleme ve sıvı kaybına bağlı olarak idrarın yoğunlaşması, havuzdan bulaş ve tuvalet hijyeni eksikliği idrar yolu enfeksiyonlarına, en çok da sistite neden olabiliyor. Sık idrara çıkma, idrar yaparken acıma, yanma hissi ve kasık ağrısı gibi şikayetlere yol açıyor. İdrar yolu enfeksiyonunun sık tekrarlanmaya meyilli olduğunu belirten Dr. Esra Boyar “Hastalık mutlaka tedavi edilmelidir aksi halde kronik hale gelerek aylar hatta yıllar süren tedaviler ve takviyeler gerektirir. Dış ortam hijyenine, ilişki sırasında kondom kullanmaya, genital bölgenin florasını korumaya ve bol su içmeye dikkat edilmelidir” diye konuşuyor.</p>
<ul>
<li><strong>Alerjik dermatit ve egzama</strong></li>
</ul>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, aşırı sıcaklarda sık terleme, ıslak bikini ya da mayo ile uzun süre kalma, sentetik iç çamaşırı gibi etkenlerin ciltte tahriş, egzama ve alerjik dermatit benzeri bulgulara yol açabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yaz aylarında kadınlarda sık görülen bu sorundan korunmak için; ıslak mayo ve bikini ile kalmamak, pamuklu iç çamaşırı tercih etmek ve genital bölgeyi sabunla yıkamaktan kaçınılmalıdır. Doktora başvurmak yerine gelişigüzel kremler ya da takviyeler kullanmak daha fazla tahrişe ve sorunun büyümesine neden olabilir” diyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Düzensiz adet görme</strong></li>
</ul>
<p>Yaz döneminde bir yandan sıcak hava ve yüksek nem, diğer yandan tatil hareketliliği derken uyku düzeni, stres ve hareketlilik oranı değişebiliyor. Bu nedenle düzensiz adet görme, aşırı ya da normalden az kanama vb sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu durumlar genellikle geçici olmakla birlikte tekrar etmesi, uzun sürmesi ya da günlük yaşamda herhangi bir rahatsızlığa yol açması durumunda muayene olunması gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Esra Boyar “Yaz aylarında artan tatil hareketliliği, floranın kolay bozulabilmesi, yeni partner ve korunmasız ilişki nedeniyle cinsel yolla bulaşabilen ve yazın sık görülen bakteriyel enfeksiyonların bulaş riski artabilir. Bu nedenle genital bölge hijyenine, ilişki sırasında kondom kullanmaya, belirli aralıklarla doktora kontrole gitmeye ve yeni partnerle ilişkide muayene olarak önlem almaya özen göstermek önemlidir. Çünkü tüm bunlar genelde tedavi gerektirir, kronikleşip uzun sürmemesi için doktora başvurmanız gerekir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlari-tehdit-eden-yaz-hastaliklari-559307">Kadınları tehdit eden yaz hastalıkları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin ölüm ve ölüm nedenleri istatistikleri açıklandı: Kalp hastalıkları ilk sıraya oturdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-olum-ve-olum-nedenleri-istatistikleri-aciklandi-kalp-hastaliklari-ilk-siraya-oturdu-546439</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 09:47:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[istatistikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[oturdu]]></category>
		<category><![CDATA[sıraya]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyenin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546439</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜİK, 2024 ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini açıkladı. Geçen yıl 489 bin 361 kişi hayatını kaybederken, ölenlerin yüzde 54.8'ini erkekler oluşturdu. Ölüm nedenleri arasında ise ilk sırada 'kalp' rahatsızlıkları aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-olum-ve-olum-nedenleri-istatistikleri-aciklandi-kalp-hastaliklari-ilk-siraya-oturdu-546439">Türkiye&#8217;nin ölüm ve ölüm nedenleri istatistikleri açıklandı: Kalp hastalıkları ilk sıraya oturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>TÜİK </strong>verilerine göre,<strong> Türkiye</strong>&#8216;de geçen sene<strong> 489 bin 361 kişi</strong> hayatını kaybetti. Ölenlerin yarısından fazlasını<strong> erkekler </strong>oluştururken, kaba ölüm hızında düşüş yaşandı. <strong>Ölüm nedenleri </strong>arasında ise <strong>kalp hastalıkları</strong> ilk sırada yer alırken,  ikinci sırada tümörlere bağlı hastalıklar takip etti. Kaba ölüm hızı en yüksek il ise <strong>Kastamonu</strong> oldu. </p>
</div>
<div>
<p><b>Erkekler daha &#8216;çok&#8217; öldü</b></p>
</div>
<div>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu, 2024 yılına ilişkin ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini açıkladı.</p>
</div>
<div>
<p>Buna göre, ölüm sayısı 2023&#8217;te 526 bin 416 iken, 2024&#8217;te 489 bin 361 olarak belirlendi. Ölen kişilerin yüzde 54,8&#8217;ini erkekler, yüzde 45,2&#8217;sini kadınlar oluşturdu.</p>
</div>
<div>
<p><b>Kaba ölüm hızı düştü</b></p>
</div>
<div>
<p>Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2023&#8217;te binde 6,2 iken, 2024&#8217;te binde 5,7&#8217;ye geriledi. Diğer bir ifadeyle 2023&#8217;te bin kişi başına 6,2 ölüm, geçen yıl bin kişi başına 5,7 ölüm düştü.</p>
</div>
<div>
<p>Kaba ölüm hızı en yüksek il, 2024&#8217;te binde 10,4 ile Kastamonu oldu. Bu ili binde 10 ile Sinop, binde 9,7&#8217;şer ile Edirne ve Balıkesir, binde 9,6 ile Artvin izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,2 ile Hakkari olurken, bu ili binde 2,4 ile Şırnak, binde 2,9 ile Van izledi.</p>
</div>
<div>
<p><b>Ölüm nedenlerinde ilk sırada kalp hastalıkları yer alıyor</b></p>
</div>
<div>
<p>Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2024&#8217;te yüzde 36 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 16,3 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 15 ile solunum sistemi hastalıkları takip etti.</p>
</div>
<div>
<p>Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölenlerin yüzde 42,9&#8217;unun iskemik kalp hastalıklarından, yüzde 23,9&#8217;unun diğer kalp hastalıklarından, yüzde 18,3&#8217;ünün serebro-vasküler hastalıklardan kaynaklandığı belirlendi.</p>
</div>
<div>
<p>Dolaşım sistemi hastalıklarından ölümler illere göre incelendiğinde, 2024&#8217;te bu hastalıklara bağlı ölüm oranı en yüksek il yüzde 50,7 ile Çanakkale oldu. Bu ili yüzde 46,9 ile Karabük, yüzde 43,9 ile Balıkesir, yüzde 41,8 ile Çorum izledi.</p>
</div>
<div>
<p>Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm oranı en düşük iller ise yüzde 26,6 ile Kilis, yüzde 29,9 ile Van, yüzde 30,9 ile Kayseri, yüzde 31 ile Gümüşhane şeklinde sıralandı.</p>
</div>
<div>
<p><b>Kötü huylu tümörler ikinci sırada </b></p>
</div>
<div>
<p>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölenlerin yüzde 29,1&#8217;inin gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümöründen, yüzde 8&#8217;inin kolonun kötü huylu tümörü, yüzde 7,8&#8217;inin lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörü kaynaklı olduğu görüldü.</p>
</div>
<div>
<p>İyi ve kötü huylu tümörlerden ölenler illere göre incelendiğinde, 2024&#8217;te iyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölüm oranı en yüksek il yüzde 21,7 ile Ağrı oldu. Bu ili yüzde 21,4 ile Bingöl, yüzde 20,7 ile Ankara, yüzde 20,3 ile Van izledi.</p>
</div>
<div>
<p>Bu hastalıklara bağlı ölüm oranı en düşük iller ise yüzde 10,1 ile Kilis, yüzde 10,9 ile Şanlıurfa, yüzde 11 ile Çorum, yüzde 11,4 ile Şırnak olarak tespit edildi.</p>
</div>
<div>
<p><b>Bebek ölüm hızı geriledi</b></p>
</div>
<div>
<p>Bebek ölüm sayısı, 2023&#8217;te 9 bin 731 iken, 2024&#8217;te 8 bin 475&#8217;e geriledi. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı, 2023&#8217;te binde 10,1 iken 2024&#8217;te binde 9 oldu.</p>
</div>
<div>
<p>Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2023&#8217;te binde 14,7 iken, 2024&#8217;te binde 11,1 oldu.</p>
</div>
<p>
Kaynak: <a href="https://tr.sputniknews.com/20250619/turkiyenin-olum-ve-olum-nedenleri-istatistikleri-aciklandi-kalp-hastaliklari-ilk-siraya-oturdu--1097144618.html">TR Sputnik<br />
</a></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-olum-ve-olum-nedenleri-istatistikleri-aciklandi-kalp-hastaliklari-ilk-siraya-oturdu-546439">Türkiye&#8217;nin ölüm ve ölüm nedenleri istatistikleri açıklandı: Kalp hastalıkları ilk sıraya oturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Damar Hastalıkları O Yaştan Sonra Daha Riskli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-damar-hastaliklari-o-yastan-sonra-daha-riskli-542267</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 00:50:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[yaştan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542267</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp damar hastalıkları 65 yaşından sonra daha riskli hale geliyor. Uzmanlar erken müdahalenin önemine vurgu yapıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-damar-hastaliklari-o-yastan-sonra-daha-riskli-542267">Kalp Damar Hastalıkları O Yaştan Sonra Daha Riskli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp damar hastalıkları 65 yaşından sonra daha riskli hale geliyor. Uzmanlar erken müdahalenin önemine vurgu yapıyor.</p>
<p>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, yaşla birlikte önemi artarken kalp kapak hastalıklarının zamanında tanı ve uygun yöntemlerle tedavi edilmediği takdirde hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekti.Bu hastalıkların özellikle nefes darlığı, yorgunluk ve ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. İsbir, erken tanı ve tedaviyle yaşam kalitesinin yükseldiğine dikkat çekti. Özellikle son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde  kalp kapak hastalıklarında artık yaşam boyu tedavi algoritmasını uyguladığını söyledi.</p>
<p><b>Kalp Kapak Hastalıkları</b></p>
<p>Kalp sağlığı açısından oldukça önemli bir başlığı oluşturan kalp kapak hastalıkları arasında en sık mitral ve aort kapak bozukluklarının görüldüğünü hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarında cinsiyet ve yaşa bağlı olarak hem hastalığın tipi hem de şiddetinin farklılık gösterebildiğini söyledi. Prof. Dr. İsbir, kalp kapak hastalıklarıyla ilgili gözden kaçabilecek belirtilere ve özellikle hastaların en çok merak ettiği “Ne zaman ve kimlere ameliyat gerekir?” sorusuna açıklık getirdi.</p>
<p><b>Kalp Hastalığı, Bu Belirtileri Hafife Almayın</b></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında yorgunluk, nefes darlığı gibi son derece önemli belirtilerin farklı sorunlara bağlandığı için önemsenmeyebildiğinin altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerine şöyle devam etti: “Kapak hastalıkları ileri dönemlerde ritim bozukluğu olarak da kendini gösterir. Ancak belirtilerin önemsenmemesi erken tanının önüne geçebiliyor ve hastalığın ilerleyerek daha ciddi sorunlara neden olabiliyor. Kapak hastalıkları ilerleyen dönemlerde kalp kasını zayıflatarak kalp yetmezliği ile sonuçlanır”</p>
<p><b>Kalp Kapak Hastalığı Olan Herkes Ameliyat Olmalı mı</b></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında ilaç tedavisinin yalnızca hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini vurgulayan Prof. Dr. İsbir, “Yapısal bozuklukları ilaçla düzeltmek mümkün değil. İlaç tedavisi kalp kapak hastalıklarını iyileştirmez ama kalp kapak hastalıklarına bağlı ortaya çıkan kalp fonksiyonlarındaki bozuklukları önler. Ancak her hasta ameliyat olacak diye bir kural da yok. Kapak bozukluğu kalp fonksiyonlarını etkilemeye başlamışsa, özellikle nefes darlığı ve ritim bozukluğu görülüyorsa, cerrahi gündeme alınmalıdır” diye konuştu.</p>
<p><b>Ritim Bozukluğu Başlamışsa Dikkat !</b></p>
<p>Kalp kapak hastalığı tanısı konulan hastalarda düzenli takip ve erken müdahalenin önemine işaret eden Prof. Dr. İsbir, “Kalp kasılma gücünün azalması, kalp boyutlarının büyümesi ya da ritim bozuklukları başlamışsa, cerrahi kaçınılmazdır. Bu evreye gelmeden müdahale edilmesi, ameliyatın başarı şansını yükseltir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>Cerrahide Güvenli Yöntem Seçimi Önemli</b></p>
<p>Klasik yöntemin açık kalp ameliyatı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İsbir, teknolojik gelişmeler sayesinde uygun hastalarda minimal invaziv ve robotik yöntemlerle daha küçük kesilerle operasyon yapılabildiğini söyledi. Ancak bu yöntemlerin her hastaya uygun olmadığını belirterek, “Kalp ameliyatlarında önemli olan kesi büyüklüğü değil, hasta için en güvenli yöntemin seçilmesidir” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarının tedavisinde hastaların en çok karıştırdığı, merak ettiği konulardan biri olan kapak tamiri ve değişimi ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Kapak tamiri, hastanın kendi dokusu kullanılarak kapağın onarılması yöntemidir. En önemli avantajı, hastanın kendi dokuları kullanıldığı için kalp fonksiyonları ameliyat sonrası daha iyi korunur. En sık tamir ettiğimiz ve de en başarılı olduğumuz kapaklar kalbin sol tarafında yer alan mitral kapak ve gene sağ tarafta yer alan triküspit kapaktır. Kireçlenmemiş kapaklarda ve genç hastalarda bu yöntemin öncelikle tercih edilmesi gerekir”  Prof. Dr. İsbir, “Biyolojik kapaklar kan sulandırıcı gerektirmediği için tercih sebebidir ancak ömürleri sınırlıdır. Genç hastalarda genellikle mekanik kapak kullanılır, ancak bu da ömür boyu kan sulandırıcı ilaç gerektirir. Hastaya özel planlama yapılmalı, tercihler hasta profiline göre belirlenmelidir” diye konuştu.</p>
<p><b>Yaşam Boyu Tedavi Algoritması</b></p>
<p>“Bu bilgiler ışığında kalp kapak hastalıklarının tedavisinde artık yaşam boyu tedavi adını verdiğimiz bir algoritma uygulamaktayız” diyen Prof. Dr. İsbir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların yaşına ve diğer bir takım özelliklerine bakarak onlar için bir tedavi şeması uygulamaktayız. Örneğin; bir hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanmak istemiyorsa veya tıbbi açıdan bu hasta için kan sulandırıcı tedavi bir risk oluşturuyorsa, hasta genç olsa bile bu hastaya eğer kalp kapağını tamir edemiyorsak biyolojik kapak kullanıyoruz. Bu  kapak zamanla dejenere olduğunda ameliyatsız kapak değişimi ya da gerekiyor ise ikinci bir kalp ameliyatı ile bu şansı veriyoruz”</p>
<p><b>Ameliyat Sonrası Enfeksiyon Görülme Riski</b></p>
<p>Ameliyat sonrası hastanede kalış süresinin ortalama 5-6 gün olduğunu ve tam iyileşmenin yaklaşık 3-4 hafta sürdüğünü belirten Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cemil İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu süreçte en dikkat edilmesi gereken iki faktör, enfeksiyon ve kan sulandırıcı tedavidir. Özellikle kan sulandırıcı tedavi mekanik kapak kullanılan hastalar için hayati öneme haizdir. İlacın kan seviyeleri belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve ilaç dozu kan seviyesine göre ayarlanmalıdır. Enfeksiyon diğer çok önemli bir faktördür. Hastalar enfeksiyon açısından kendilerini korumalıdırlar. Aksi halde protez kapakları enfeksiyona bağlı olarak zarar görebilir ve bu durum hayati sorunlara yol açabilir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-damar-hastaliklari-o-yastan-sonra-daha-riskli-542267">Kalp Damar Hastalıkları O Yaştan Sonra Daha Riskli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 07:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramında]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurban Bayramı'nda et tüketiminin artmasıyla birlikte bazı hastalıklarda da artış görülür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710">Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketiminin artmasıyla birlikte bazı hastalıklarda da artış görülür. Bu dönemde özellikle mide-bağırsak, kalp-damar ve metabolik hastalıklar daha sık tetiklenebilir.</p>
<p><em><strong>YYÜ Gaziosmanpaşa Hastanesi İç Hastalıkları Bölümünden Uzman Dr. Gülnar Zeynalova, kurban bayramının doğasına uygun olarak artacak et tüketimi konusunda dikkat edilmesi gerekenleri hatırlattı. Özellikle  kronik hastalıkları olan kişilerin çok daha hassas ve özenli beslenmesi konusunda uyarılarda bulundu. </strong></em></p>
<p><strong><u>Kurban Bayramı&#8217;nda Sık Görülen Hastalıklar:</u></strong></p>
<p><strong>Mide ve Bağırsak Sorunları:</strong></p>
<p>   &#8211; Aşırı ve hızlı et tüketimi; hazımsızlık, mide yanması, şişkinlik ve kabızlık gibi sorunlara yol açabilir.  </p>
<p>   &#8211; Yağlı ve kızartılmış etler mideyi daha fazla rahatsız eder.  </p>
<p><strong>Gıda Zehirlenmeleri:</strong></p>
<p>   &#8211; Etin uygun olmayan koşullarda kesilmesi, saklanması ya da pişirilmemesi sonucu bakteri üreyebilir.  </p>
<p>   &#8211; Özellikle yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim sistemi açısından risklidir.</p>
<p><strong>Kalp ve Tansiyon Problemleri:</strong></p>
<p>   &#8211; Yağlı etlerin sık tüketimi, kolesterol ve tansiyon değerlerini artırabilir.  </p>
<p>   &#8211; Kalp hastaları, hipertansiyon ve kolesterol hastaları dikkatli olmalıdır.</p>
<p><strong>Şeker Hastalarında Denge Bozulması:</strong></p>
<p>   &#8211; Et tüketimiyle birlikte tatlılar ve karbonhidratların da fazlalaşması, kan şekerini olumsuz etkileyebilir.  </p>
<p><strong>Gut Hastalığı Atakları:</strong></p>
<p>   &#8211; Yüksek proteinli kırmızı et, gut hastalığını tetikleyebilir.   </p>
<p><strong>Et Tüketiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>
<p>Kurban Bayramı&#8217;nda et tüketimi artar. Ancak yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi sindirim sorunlarına yol açabilir. Etin, kesildikten sonra en az 24 saat buzdolabında dinlendirilmesi önerilir. Bu süreç, etin sertliğinin azalmasına ve sindiriminin kolaylaşmasına yardımcı olur</p>
<p>Pişirme yöntemleri de sağlık açısından önemlidir. Etlerin haşlama, ızgara veya fırında pişirilmesi önerilirken, kızartma ve mangalda pişirme yöntemlerinden kaçınılmalıdır. Bu yöntemler, etin besin değerini azaltabilir ve sindirim sistemini zorlayabilir.</p>
<p><strong>Kronik Hastalığı Olanlar İçin Öneriler</strong></p>
<p>Kalp-damar hastalığı, diyabet, hipertansiyon ve böbrek hastalığı gibi kronik rahatsızlıkları olan bireylerin et tüketiminde daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Bu bireyler, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolüne özen göstermelidir. Ayrıca, etin yanında lif açısından zengin sebzelerin tüketilmesi, sindirimi kolaylaştırabilir.</p>
<p><strong>Tatlı ve Şeker Tüketimi</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde ikram edilen tatlı ve şekerlemelerin aşırı tüketimi, kan şekerinde ani yükselmelere neden olabilir. Özellikle diyabet hastalarının bu konuda dikkatli olmaları gerekmektedir. Tatlı tüketiminde, sütlü ve meyveli tatlılar gibi daha hafif seçenekler tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Etin Saklanması ve Hijyen Kuralları</strong></p>
<p>Etlerin uygun koşullarda saklanması, gıda zehirlenmelerinin önlenmesi açısından önemlidir. Etler, buzdolabında -2 derecede 1-2 hafta, derin dondurucuda ise -18 derecede 6 ay süreyle saklanabilir. Çözdürülen etler hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Ayrıca, çiğ etle temas eden mutfak gereçleri, diğer gıdalarla temas etmeden önce iyice temizlenmelidir</p>
<p><strong>Nelere Dikkat Etmeli?</strong></p>
<p>Eti hemen tüketmeyin. En az 24 saat buzdolabında dinlendirin.</p>
<p>Haşlama, ızgara veya fırında pişirme tercih edin. Kızartmadan kaçının.</p>
<p>Yanında mutlaka salata, sebze veya yoğurt tüketin. Lif dengesi için önemli.</p>
<p>Porsiyonlara dikkat edin. Günde 100-150 gramdan fazla kırmızı et önerilmez.</p>
<p>Bol su tüketin. Sindirimi destekler.</p>
<p>Tatlılarda aşırıya kaçmayın. Şekerli hamur işlerinden ziyade meyve tercih edin.</p>
<p>Bu dönemde özellikle kronik hastalığı olan bireylerin, doktorlarının beslenme önerilerine sadık kalmaları önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-hastaliklari-olanlar-kurban-bayraminda-cok-dikkatli-olmali-541710">Kronik hastalıkları olanlar kurban bayramında çok dikkatli olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2025 08:22:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[care]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[derneğinden]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[gününde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[inmede]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=529889</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü kapsamında toplumda inme farkındalığını artırmayı ve hayat kurtaracak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefleyen bir kampanya hayata geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889">Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü kapsamında toplumda inme farkındalığını artırmayı ve hayat kurtaracak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefleyen bir kampanya hayata geçiriyor. “İnmede Çare Erken Müdahale” söylemiyle başlatılan kampanya, erken müdahalenin hayat kurtarıcı olduğunu ve inmenin etkilerinin azaltılmasındaki rolünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İnme Belirtilerini Tanıyın, Hayat Kurtarın!</strong></p>
<p>Halk arasında beyin felci olarak bilinen inme, kalıcı engellilik ve ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer alan ciddi bir sağlık sorunudur. Her bir dakikada yaklaşık 1,9 milyon nöronun kaybedildiği inme vakalarında hızlı tanı ve müdahale, kalıcı etkileri önleyebilmek açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>İnme anında hızlı hareket etmek için belirtileri bilmenin önem taşıdığını vurgulayan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, “Erken teşhis ve doğru tedavi, inme geçiren bir kişinin hayati fonksiyonlarının korunmasında ve iyileşmesinde en kritik rolü oynar. Erken teşhis ve hızlı müdahale için ise herkesin inme belirtilerini bilmesi gerekir. Yüzde ani asimetri, kolda veya bacakta güçsüzlük, konuşmada bozulma, anlama veya tepki vermede güçlük, şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu inme habercisi olabilir. Bu belirtilerden herhangi birinin görülmesi durumunda kişinin stabilize edilmesi, hareket ettirilmemesi, sırt üstü yatırılması gerekmektedir ve zaman kaybetmeden 112 aranmalıdır” diyor.</p>
<p><strong> Dijitalleşme Gençlerde İnme Riskini Artırıyor</strong></p>
<p>Geleneksel olarak ileri yaş hastalığı olarak bilinse de son yıllarda yapılan araştırmalar inmenin genç bireyler arasında da ciddi oranda arttığını gösteriyor. Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin 2024 verilerine göre, 18-44 yaş arası bireylerde iskemik inme oranı son 10 yılda %14,6 oranında artış gösterdi.</p>
<p>Bu artışın arkasında dijital çağın getirdiği yaşam alışkanlıkları yatıyor. Uzun süre ekran başında kalmak, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, kronik stres ve uyku bozuklukları gençlerde inme riskini artırıyor. Sosyal izolasyon, dijital bağımlılık ve zihinsel yorgunluk gibi durumlar da inme riskini artıran faktörler arasında sayılıyor.</p>
<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, “İnme belirtileri sadece ileri yaşlarda görülmez. 30’lu, hatta 20’li yaşlarda bile karşımıza çıkabiliyor. Ancak gençlerde inme belirtileri çoğu zaman göz ardı ediliyor veya geç tanınıyor. Oysaki erken müdahale, hayat kurtarıcıdır,” diyerek konuya dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İnmede Erken Tanının Gücü Yapay Zeka ile Artıyor</strong></p>
<p>Sağlık teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler, inme tanı ve tedavisinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Özellikle acil servislerde kullanılan yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri, beyin tomografilerini saniyeler içinde analiz ederek sağlık ekiplerini hızla yönlendirebiliyor. Yapay zekadan; tomografi ve MR görüntülerinin otomatik analiz edilmesi, acil servislerde hekim dışı sağlık personelinin tanıya erişimini kolaylaştırma ve tedavi kararlarını hızlandırarak zaman kaybını önlemede yararlanılabiliyor. Böylece tedavi sürecine daha erken başlama ve beyin dokusunun korunma şansı artıyor.</p>
<p>“Yapay zekâ algoritmaları, damar tıkanıklığı ile beyin kanamasını hızlıca ayırt edebiliyor. Bu sayede tedaviye geçiş süresi %30 oranında kısalıyor,” diyen Prof. Dr. Arsava, teknolojinin inme yönetiminde oynadığı hayati role dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İnme Riski Azaltılabilir</strong></p>
<p>İnme, yalnızca kriz anında değil, öncesinde de önlenebilir bir sağlık sorunudur. Haftada en az 150 dakika egzersiz yapılması, sağlıklı beslenme, tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkol kullanımının sınırlandırılması, ekran süresinin azaltılması, düzenli uyku ve stres yönetimi inme riskini önemli ölçüde azaltabilir.</p>
<p><strong>İnmede Çare Erken Müdahale</strong></p>
<p>10 Mayıs’ı sadece bir sağlık takvimi günü değil; yaşam kurtaran bilgiyi ve teknolojiyi topluma ulaştırma fırsatı olarak gören Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteği ile “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyasını hayata geçiriyor. Dernek, dijital ve fiziksel görünürlük sağlayan çalışmalarıyla inme konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889">Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde artan kalp hastalıkları aşıdan mı yoksa yaşam tarzından mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-450442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Apr 2024 13:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artan]]></category>
		<category><![CDATA[aşıdan]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[tarzından]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=450442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı, sorun yaratsa gözden kaçar mıydı?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-450442">Gençlerde artan kalp hastalıkları aşıdan mı yoksa yaşam tarzından mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı, sorun yaratsa gözden kaçar mıydı?</span></strong></p>
<p><strong>BMJ Journals’da yayımlanan araştırmayı değerlendiren Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, “Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı. Bir sorun yaratsaydı bu kadar geniş bir popülasyonda gözden kaçırmak mümkün değildi.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Özellikle gençlerde son günlerde arttığı tartışılan kalp hastalıkları ve pıhtıların altında başka önemli nedenler de olabileceğini ve maalesef bunların Covid aşıları kadar gündeme gelip tartışılmadığını kaydeden Prof. Dr. Uzbay, “Günümüz gençlerinde obezite yaygın, iyi ve sağlıklı beslenmiyorlar, daha hareketsizler. Kafein, enerji içecekleri ve amfetamin benzeri stimülanların ve bazı uyuşturucuların kullanımı yaygınlaşıyor. Bütün bunlar gençlerde kalp krizi ve pıhtı gibi sorunları tetikleyebilir.” diye bilgi verdi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, BMJ Journals’da yayımlanan araştırmaya göre, koronavirüs aşısının, koronavirüs geçiren kişilerde kalp hastalıkları oluşma riskini azaltmasını değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Medyada da yer alan iddialar toplumda aşı kararsızlığına yol açtı”</strong></p>
<p>Covid-19 aşılarının kalp hastalığı ve pıhtıya yol açtığına dair çok spekülasyon yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Uzbay, “Bu tür iddialar medyada da yer aldı ve toplumda aşı kararsızlığına yol açtı. Ancak aşıların kalp hastalığına veya pıhtıya yol açtığına dair iddiaların bilimsel bir dayanağı yoktu ve kanıtlanmış bir bilgi değildi. Kurallara uygun, yeterli denek sayısı içeren, düzgün bir araştırmaya dayanmıyordu. Daha çok medya ve özellikle sosyal medya destekli algı yönetmeye dayalı iddialardı.” dedi. </p>
<p><strong>“Aşılanarak hastalıktan korunmak daha sağlıklı bir yaklaşımdı”</strong></p>
<p>İnsanların normal zamanlarda da çevrelerinde olabilecek olguları sürekli olarak Covid aşılarına bağlanarak korkutulduğunu da kaydeden Prof. Dr. Uzbay, “Bu iddiaların ortaya atıldığı dönemlerde bizim sahip olduğumuz kanıta dayalı bilimsel bilgiler Covid-19’un nedeni olan virüsün ve hastalığın kalpte hasar oluşturabileceğini ve insanları pıhtıya yatkınlaştırdığına işaret ediyordu. Yani aşılanarak hastalıktan korunmak daha sağlıklı bir yaklaşımdı.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Aşılar kalp hastalığı ve pıhtıya neden olsaydı bunu görürdük”</strong></p>
<p>Bugün gelinen noktada BMJ Journals’da yayımlanan çalışmanın sonuçlarının aklı selim bilim insanlarının önerilerini doğruladığını ifade eden Prof. Dr. Uzbay, “Yirmi milyon kişinin bir yıl boyunca takip edildiği çalışmanın sonuçlarına göre aşıların bırakın neden olmayı, insanları kalp hastalıkları ve pıhtı riskinden koruduğunu gösteriyor. Çalışmadaki örneklem sayısı oldukça yüksektir ve çalışma bilimsel olarak aşıların böyle bir riski olmadığına önemli bir kanıt sunmaktadır. Aşılanmış ve aşılanmamış kişilerin karşılaştırılması da olabilir, ancak şart değil. Aşılar kalp hastalığı ve pıhtıya neden olsaydı bunu aşılanmış grubun içinde de ciddi bir artış olarak görürdük.” şeklinde bilgi verdi.</p>
<p><strong>“Kalp hastalıklarının görülme sıklığı belli”</strong></p>
<p>Kalp hastalıklarının toplumda görülme sıklıklarının belli olduğunu da kaydeden Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, “Genel toplumda görülme sıklıklarının aşı alanlarda anlamlı ölçüde artması beklenirdi. Öte yandan Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı. Bir sorun yaratsaydı bu kadar geniş bir popülasyonda gözden kaçırmak mümkün değildi. Çünkü özellikle bilimi önemseyen ülkelerde aşılananlar ve aşı etkileri yakından izlendi. Olumsuz bir durum aşılamanın durdurulması ve iznin askıya alınması ile sonuçlanırdı.” dedi. </p>
<p><strong>Gençlerde artan kalp hastalıkları…</strong></p>
<p>Aşı karşıtı lobilerin toplum sağlığına zarar verecek şekilde algı yönetimi yapmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Uzbay, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle gençlerde son günlerde arttığı tartışılan kalp hastalıkları ve pıhtıların altında başka önemli nedenler de olabilir ve maalesef bunları Covid aşıları kadar gündeme getirip tartışmıyoruz. Günümüz gençlerinde obezite yaygın, iyi ve sağlıklı beslenmiyorlar, daha hareketsizler ve boş zamanlarında bilgisayar başında daha çok zaman geçiriyorlar. </p>
<p>Kafein, enerji içecekleri ve amfetamin benzeri stimülanların ve bazı uyuşturucuların kullanımı yaygınlaşıyor. Bugünlerde metamfetamin yakalamalarının arttığını da görüyoruz. Bütün bunlar özellikle gençlerde kalp krizi ve pıhtı gibi sorunları tetikleyebilir. Ancak aşılarla uğraşırken bunları neredeyse hiç konuşmuyoruz.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-450442">Gençlerde artan kalp hastalıkları aşıdan mı yoksa yaşam tarzından mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılıkta diş eti hastalıkları ve diş çürümesi gibi problemler artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-dis-eti-hastaliklari-ve-dis-curumesi-gibi-problemler-artiyor-446900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Mar 2024 21:13:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çürümesi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[gibi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[problemler]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılıkta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=446900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanmayla diş eti hastalıkları ve diş çürümesi gibi problemlerin arttığına dikkati çeken uzmanlar, bu problemler tedavi edilmezse diş kaybına yol açabildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-dis-eti-hastaliklari-ve-dis-curumesi-gibi-problemler-artiyor-446900">Yaşlılıkta diş eti hastalıkları ve diş çürümesi gibi problemler artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaşlanmayla diş eti hastalıkları ve diş çürümesi gibi problemlerin arttığına dikkati çeken uzmanlar, bu problemler tedavi edilmezse diş kaybına yol açabildiğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Diş eti hastalıklarının diş kaybının en önemli nedenlerinden biri olduğunu dile getiren Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Yaşlı bireylerin ağız ve diş sağlığını korumak genel sağlık ve yaşam kalitesi için çok önemli.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz,<strong> </strong>yaşlanma sürecinde ağız ve diş sağlığının nasıl etkilendiği hakkında bilgi verdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>“Diş eti hastalıkları ve diş çürümesi tedavi edilmezse diş kaybına yol açabilir”</strong></p>
<p>Yaşlanma ile birlikte diş eti hastalıkları ve diş çürümesi gibi problemlerin arttığına dikkati çeken Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz,<strong> “</strong>Bu problemler tedavi edilmezse diş kaybına yol açabilir. Diş eti hastalıkları da diş kaybının en önemli nedenlerinden biridir. Yaşlı bireyler, diyabet, kalp hastalığı ve bağışıklık sistemi zayıflığı gibi kronik hastalıklara sahip olma eğiliminde olduklarından diş eti hastalıklarına daha yatkındırlar.” dedi.</p>
<p><strong>“Yaşlanma ile birlikte tat alma duyusu da azalabiliyor”</strong></p>
<p>Tükürüğün ağızdaki yiyecekleri yıkadığı ve bakterileri yok ettiği için ağız ve diş sağlığı için önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Yaşlanma ile birlikte tükürük üretimi azalır bu da ağız kuruluğuna ve diş çürümesi ve diş eti hastalıklarına daha yüksek risk anlamına gelir. Ağız kuruluğu ise tat alma duyusunda azalma, yutma güçlüğü ve ağızda yanma hissi gibi çeşitli problemlere yol açabilir. Ayrıca yaşlı bireylerde, protez kullanımı veya bazı ilaçların yan etkisi gibi çeşitli nedenlerden dolayı ağız yaraları da yaşanabilir. Yaşlanma ile birlikte tat alma duyusu da azalabilir. Bu durum, beslenme düzenini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Yaşlı bireylerin ağız ve diş sağlığını korumak için öneriler</strong></p>
<p>Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, yaşlı bireylerin ağız ve diş sağlığını korumak için şu önerilerde bulundu: </p>
<p>“Günde iki kez diş fırçalamak ve günde bir kez diş ipi kullanmak. Düzenli olarak diş hekimi kontrolünden geçmek. Diş eti hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi için gerekli adımları atmak. Şekerli ve asitli yiyecek ve içeceklerden kaçınmak. Yeterli su içmek. Tükürük akışını artırmak için sakız çiğnemek veya şekersiz pastiller kullanmak. Protezin hijyenine dikkat etmek. Düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenmek.”</p>
<p>Yaşlı bireylerin ağız ve diş sağlığını korumanın genel sağlık ve yaşam kalitesi için önemli olduğunu da ifade eden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Düzenli diş bakımı ve sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları ile yaşlı bireyler, ağız ve diş problemlerini önleyebilir ve diş hekimi olarak yapacağımız takip ve tedavilerle sağlıklı bir gülümsemeye sahip olabilirler.” dedi.</p>
<p><strong>Yaşlı hastalarda yaygın sorun; diş eksikliği…</strong></p>
<p>Diş eksikliği durumlarında yaşlı hastalara hangi seçeneklerin sunulduğunu da anlatan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Diş eksikliği, yaşlı hastalarda yaygın bir sorundur ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Diş eksikliğini gidermek için çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, en yaygın seçeneklerin başında protez dişler olduğunu kaydederek, protez dişleri şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Tam Protez:</strong> Tüm dişlerin eksik olduğu durumlarda kullanılır.</li>
<li><strong>Parsiyel Protez:</strong> Bir veya birden fazla dişin eksik olduğu durumlarda kullanılır.</li>
<li><strong>İmmediat Protez:</strong> Dişler çekildikten hemen sonra takılan geçici protezlerdir.</li>
<li><strong>Diş köprüleri:</strong> Eksik dişlerin yerini doldurmak için komşu dişlere tutturulan protezlerdir.</li>
</ul>
<p><strong>Protez dişlerin avantajları ve dezavantajları ne?</strong></p>
<p>Protez dişlerin nispeten daha uygun maliyetli olduğunu, hızlı bir şekilde uygulanabildiğini ve çıkarılarak temizlenebildiğini de kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, protez dişlerin dezavantajlarını ise konuşma ve çiğnemeyi zorlaştırma ile ağızda rahatsızlık hissi yaratma olarak ifade etti.</p>
<p><strong>İmplantların avantajları var mı?</strong></p>
<p>Diş eksikliğini gidermek için diğer bir seçeneğin de implantlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Yapay diş kökü görevi gören ve çene kemiğine yerleştirilen titanyum vidalardır. Üzerlerine diş kronları veya köprüler yerleştirilir. İmplantların avantajları; Doğal dişlere en yakın işlevi ve estetiği sağlar, konuşma ve çiğnemeyi kolaylaştırır ve uzun ömürlüdür. İmplantların dezavantajları ise; protezlere göre daha pahalıdır, cerrahi bir işlem gerektirir ve her hasta için uygun olmayabilir.” diye bilgi verdi.</p>
<p><strong>“İyi bir ağız hijyeni, diş eksikliğinin önlenmesinde önemli rol oynuyor”</strong></p>
<p>Yaşlı hastaların diş hekimi kontrollerini düzenli olarak yaptırmalarının önemine de işaret eden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İyi bir ağız hijyeni, diş eksikliğinin önlenmesinde ve tedavisinde önemli rol oynar. Yaşlı hastalar, diş eksikliği sorununu çözmek için çeşitli tedavi seçeneklerine sahiptir. Doğru tedavi seçeneği ile yaşlı hastalar, genel sağlıklarını ve yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileştirebilirler. Yaşlı hastalar için en iyi tedavi seçeneği, hastanın bireysel ihtiyaçlarına ve tercihlerine bağlıdır.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-dis-eti-hastaliklari-ve-dis-curumesi-gibi-problemler-artiyor-446900">Yaşlılıkta diş eti hastalıkları ve diş çürümesi gibi problemler artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaziemir&#8217;de kalp ve damar hastalıkları işlenecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-kalp-ve-damar-hastaliklari-islenecek-439292</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 17:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[gaziemirde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[işlenecek]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi ve Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının dördüncüsünde, doktorlar kalp-damar hastalıklarını ve tedavisini anlatacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-kalp-ve-damar-hastaliklari-islenecek-439292">Gaziemir&#8217;de kalp ve damar hastalıkları işlenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi ve Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının dördüncüsünde, doktorlar kalp-damar hastalıklarını ve tedavisini anlatacak.  </p>
<p>Gaziemir Belediyesi ile Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının dördüncüsü 11 Şubat Pazar günü Atatürk Kültür Merkezi&#8217;nde gerçekleştirilecek. Sağlıklı Yaşıyoruz kurucuları Nurçin Çağlar ve A. Okan Çağlar’ın moderatörlüğünde düzenlenecek toplantı, Kalp ve Damar Sağlığı başlığıyla düzenlenecek. Sağlıklı Yaşıyoruz doktorlarının, kalp damar hastalıklarının kök sebeplerinin yanı sıra diğer kronik hastalıklarla ilişkisini de masaya yatıracağı toplantıda, bu hastalıklardan korunma ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaşılacak. Özellikle kalp krizi ve varislerin masaya yatırılacağı toplantıda, kalp-damar hastalıklarında ağız sağlığı gibi sıklıkla gözden kaçırılan faktörlere de dikkat çekilecek.</p>
<p>Toplantıda, Prof. Dr. Öztekin Oto, “Varis ve şiş bacak bir kader mi? Varis tedavisinde yeni ne var?” Uzm. Dr. Baybars Türel, “Kalp krizi riskinizi en çok ne artırıyor? Damar sertliği miktarı mı damar darlığı derecesi mi? Su tesisatçısı mantığına eleştirel bir bakış,” Uzm. Dr. Zülfikar Daneoğlu, “Kalp damar hastalıklarında ne nedir? Yaşam tarzında nereleri hedefliyoruz? Kapak problemi, damar problemi, aort anevrizması, varis problemi birbirinden ayrılsın,” Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, “Diş eti, ağız sağlığı ve kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişki” başlıklarında sunum yapacak.</p>
<p>Doktorlar, sunumlarının ardından vatandaşların kalp ve damar hastalıkları hakkında kendilerine yönelteceği soruları cevaplandıracak. 11 Şubat Pazar günü saat 13.00’te başlayacak Kalp ve Damar Sağlığı toplantısı, saat 17.00’ye kadar devam edecek.</p>
<p>Kasım ayından bu yana her ayın ikinci pazar günü düzenlenen Sağlıklı Yaş Alma temalı toplantılarında sırasıyla Tiroid Sağlığı &#8211; Depresyon, Kanserden Korunma ve Mücadele, Menopozu Yönetme &#8211; Prostatı Koruma konuları işlenecek. Toplantıların sonuncusu, 12 Mayıs Pazar günü gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-kalp-ve-damar-hastaliklari-islenecek-439292">Gaziemir&#8217;de kalp ve damar hastalıkları işlenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecekte göz hastalıkları tedavisinde  öne çıkması beklenen 10 gelişme</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecekte-goz-hastaliklari-tedavisinde-one-cikmasi-beklenen-10-gelisme-419860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Nov 2023 08:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beklenen]]></category>
		<category><![CDATA[çıkması]]></category>
		<category><![CDATA[gelecekte]]></category>
		<category><![CDATA[gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de 1928 yılında kurulan ülkemizin en köklü derneklerinden, Türk göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği 57’nci Ulusal Kongresi 8-12 Kasım 2023 tarihleri arasında Türk Oftalmoloji Derneği Erzurum Trabzon Şubesi katkılarıyla Antalya’da düzenleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecekte-goz-hastaliklari-tedavisinde-one-cikmasi-beklenen-10-gelisme-419860">Gelecekte göz hastalıkları tedavisinde  öne çıkması beklenen 10 gelişme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong>Gelecekte göz hastalıkları tedavisinde </strong></p>
<p><strong>öne çıkması beklenen 10 gelişme</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye’de 1928 yılında kurulan ülkemizin en köklü derneklerinden, Türk göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği 57’nci Ulusal Kongresi 8-12 Kasım 2023 tarihleri arasında Türk Oftalmoloji Derneği Erzurum Trabzon Şubesi katkılarıyla Antalya’da<em> </em>düzenleniyor. Kongre kapsamında göz hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile ilgili farklı başlıklar altında seminerler düzenleniyor.  Bu başlıklar içinde gelecekte göz sağlığı ve tedavisi ile ilgili gelişmelerde yer aldı, geleceğin trendleri masaya konuşuldu.  Oftalmoloji alanında ARGE ve teknoloji yatırımında heyecan verici gelişmeler yaşandığının altı çizildi. </strong></p>
<p> </p>
<p>Türkiye Oftalmoloji Derneği (TOD), kuruluşunun 95. yılında Türkiye’nin en köklü meslek kuruluşlarından biri olarak Türk göz hekimlerinin mesleki becerilerini ve deneyimlerini artırmak amacıyla eğitim çalışmaları ve etkinlikler düzenliyor. Dernek, tüm yıl boyunca çok sayıda eğitim seminerleri yaparken, Ulusal Oftalmoloji Kongresi de TOD’un en önemli bilimsel aktivitesi olarak yer alıyor. Bu yıl da pandeminin etkileri azalarak devam etse de pandemi önlemleri kapsamında her türlü tedbirlerin alındığı Susesi Otel ve Hotel Kongre Merkezi 5 gün boyunca Türkiye’nin ve dünyanın en önemli göz hekimlerini ağırlıyor.  57. Ulusal Kongrenin bilimsel programında paneller, kurslar, yuvarlak masa toplantıları, etkileşimli toplantılar, video oturumları, sözel sunumlar ile poster etkinlikleri, uluslararası genç oftalmologlar oturumları, UKOK panelleri ve endüstri uydu toplantıları yer aldığı kadar gelişen teknoloji çerçevesinde geleceğin tanı ve tedavi yöntemlerinin neler olabileceği de tartışılıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Gelecekte Oftalmoloji pratiği nasıl olabilir?</strong></p>
<p>Oftalmoloji ile ilgili strateji uzmanlarının analizlerine göre gelecekte oftalmoloji ile ilgili 10 trend tanımlanmış durumda. Oftalmoloji alanında AR -GE ve teknoloji yatırımında heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Önümüzdeki on yıl bu  alanda daha fazla ilerleme vaat ediyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>1. Yapay Zeka (YZ) Sahneyi Alabilir mi?</strong></p>
<p>Yapay Zeka, tanı koyma ve tedavi planlama şeklini kökten değiştirme potansiyeline sahip. Robotik cerrahiyle ameliyathanelere bile adım atabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>2. TeleOftalmoloji Göz Bakımını Eve Getiriyor</strong></p>
<p>TeleOftalmoloji, özellikle bir doktora ulaşmada zorluk yaşayanlar için göz bakımını eve kadar getirerek devrim yaratabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>3. Gen Tedavisi Adım Atıyor </strong></p>
<p>Gen tedavisinin genetik göz hastalıklarını ortadan kaldırma potansiyeli çok yüksek boyutlara ulaşıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>4. Bireyselleştirlmiş Tıp</strong></p>
<p>Tedavinin genler tarafından belirlendiği bir dünyaya doğru ilerliyoruz. Şimdi uzak bir ihtimal olarak görünüyor ama hızla bu alana doğru bir ilerleme var. </p>
<p> </p>
<p><strong>5. Rejeneratif Tıp Ufukta</strong></p>
<p>Görüşü geri kazanma potansiyeli herkes için heyecan verici, eğer işe yararsa, bu göz hastalığı olan insanlar için oyunun kurallarını değiştirebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>6. Minimal İnvaziv Cerrahiler İlerlemeye Devam Ediyor</strong></p>
<p>Cerrahilerde daha küçük kesikler ve daha hızlı iyileşme süreleri yakında yeni norm olabilir, özellikle Glaukom&#8217;da birçok ilerleme devam ediyor.</p>
<p>  </p>
<p><strong>7. Gelişen Görüntüleme Teknikleri</strong></p>
<p>Bu yeni görüntüleme teknikleriyle daha önce hiç olmadığı kadar erken gizli göz hastalıklarını tespit etmek norm haline gelebilir. Erken teşhis sonuçları iyileştirir.</p>
<p> </p>
<p><strong>8. Yeni Glokom Tedavileri Bir Umut Penceresi Açıyor</strong></p>
<p>Glokom tedavisindeki ilerlemeler, durumdan etkilenen milyonlar için yaşamı değiştirebilir. İleri araştırmalarla önemli ilerlemeler kaydediliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>9. Biyolojik İlaçlar</strong></p>
<p>Biyolojik ilaçlar, göz rahatsızlıkları için umut vaat eden tedaviler sunabilir, ancak bunun maliyetinin çok yüksek olabileceği düşünülüyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>10. Sanal Gerçeklik (VR)  </strong></p>
<p>VR, Oftalmolojide görüş testi ve cerrahi eğitimi devrimleştirebilir, tıpkı oyuncular için bir temel haline geldiği gibi. Bu alanda teknolojinin çok gelişmesi bekleniyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecekte-goz-hastaliklari-tedavisinde-one-cikmasi-beklenen-10-gelisme-419860">Gelecekte göz hastalıkları tedavisinde  öne çıkması beklenen 10 gelişme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiroid Hastalıkları İle İlgili Yanıtı Merak Edilen 7 Soru</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tiroid-hastaliklari-ile-ilgili-yaniti-merak-edilen-7-soru-401918</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 18:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[yanıtı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401918</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Tiroid Haftası’nda açıklanan verilere göre dünyada ve Türkiye’de tiroid kanseri vakaları hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroid-hastaliklari-ile-ilgili-yaniti-merak-edilen-7-soru-401918">Tiroid Hastalıkları İle İlgili Yanıtı Merak Edilen 7 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Tiroid Haftası’nda açıklanan verilere göre dünyada ve Türkiye’de tiroid kanseri vakaları hızla artıyor. Tiroid kanserinin özellikle kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sırayı aldığı göze çarpıyor.  Dünya çapında 300 milyondan fazla kişi tiroid hastalıklarından etkileniyor. Tiroide bağlı hastalıkların ortaya çıkmasında; kadın cinsiyeti, yaş, genetik öykü ve hamilelik faktörleri önem sırasında yer alıyor. Memorial Ataşehir ve Hizmet Hastaneleri Meme ve Endokrin Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Bülent Çitgez, tiroid hastalıkları hakkında bilgi verdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tiroide bağlı hastalıkların Türkiye’de görülme sıklığı nedir?</strong></p>
<p>Tiroid; soluk borusunun önünde, boynun ortasında bulunan, hormon salgılayan bir bezdir. Vücut metabolizmasında önemli fonksiyonları bulunmaktadır. Çok hormon salgılamasına hipertiroidi, az salgılanmasınaysa hipotiroidi denmektedir. Guatr ise organın normalden büyük olmasıdır. Cerrahi bölümünü ilgilendirense tiroid bezinde gelişen nodüllerdir. Nodüller çok büyük boyutlara ulaşabilir, bunların özellikleri ultrason ve gerekirse biyopsiyle yapılabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tiroid nodülleri nasıl karakterlere sahip?</strong></p>
<p>Nodüllerin çoğu selim karakterdedir. Ancak yüzde 5-10 oranındaki bölümü kanserli hücreler içerebilmektedir. Nodüllerin çoğu hormon salgılamaz, ama bazıları aşırı hormon salgılayarak hipertiroidi gelişmesine yol açmaktadır. Bu bezle ilgili hastalıklar, Türk toplumunun yüzde 35-40’ını etkilemektedir ve özellikle kadınlarda ortaya çıkmaktadır. Guatr ise ülkemizde endemik olarak görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Nodüller çoğunlukla tedaviye olumlu cevap veriyor mu?</strong></p>
<p>Her nodül kansere sebep olmaz. Yapıları kistik ve katı olabilir. Bazı hastaların boynunda nodülün, tümörün büyüklüğüne göre ya da lenf bezlerinin tutulumuna bağlı olarak şişlik ortaya çıkabilir. Kitlenin yaptığı basıya bağlı olarak boğazda rahatsızlık hissi ve nefes alıp vermede sıkıntı yaşanabilir. Özellikle seste kısılma, nefes darlığı, iştahsızlık ve boyunda lenf bezlerinin şişmesi, ilerlemiş tiroid kanseri habercisi olabilir. Her kanser kötüdür, ancak tiroid kanseri yavaş seyreden ve cerrahiyle iyi cevap alınabilen bir türdür.</p>
<p>Bu kanserin dört alt grubu vardır. En sık görülen papiller ve folliküler tiroit kanserlerinin seyri yavaştır. Her ameliyat gibi tiroid ameliyatının da riskleri bulunmaktadır. Ses siniri hasarı, kanama ve paratiroit zedelenmesi sonucu kalsiyum metabolizmasında bozulma yaşanabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tiroid hastalıklarından nasıl korunmalıyız?</strong></p>
<p>Beslenmemize dikkat ederek bazı tiplerinden korunmak mümkün, ancak vücudun kendi yaptığı hücrelerin tiroide harap vermesine neden olan durumları durdurmak mümkün değildir. Hashimato tiroidi kadınlarda çok sık görülen, bezin hasara uğramasına yol açan antikorların gelişimiyle ilgili bir hastalıktır ve semptomlarına göre tedavi edilmektedir. Graves hastalığındaysa tiroidin çok çalışmasına sebep olan antikorlar gelişir ve operasyon gerekebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> <strong>Hastalarda hangi şikayetler görülüyor?</strong></p>
<p> Hipotiroidide halsizlik, çabuk yorulma, ciltte kuruluk ve kalınlaşma, soğuğa dayanıksızlık, dikkat dağınıklığı, saç ve kaşlarda dökülme, seste kalınlaşma, kalp hızının yavaşlaması, kabızlık, yüz ve göz kapaklarında şişkinlik, adet düzensizlikleri görülebilmektedir.  </p>
<p>Hipertiroidide ise, iştah artışına rağmen kilo kaybı, çarpıntı, sinirlilik, çabuk yorulma, sıcağa tahammülsüzlük, aşırı terleme, ishal veya sık dışkılama, âdet düzensizliği, kas güçsüzlüğü, göz sorunları vardır. Uzun vadede kemik erimesi de meydana gelebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Beslenme ve günlük yaşamda nelere dikkat edilmesi için önerileriniz neler?</strong></p>
<p>Tiroid hormon sentezi için şart olan iyot, besinlerle yeterince alınmalıdır. İyot eksikliğiyle beraber selenyum eksikliği de guatra neden olabilmektedir. Bu hastalarda B12 vitamini ve demir eksikliği de sık görüldüğünden, yerleri gıdalarla doldurulmalıdır. Hashimato hastalarındaysa D vitamini eksikliği vardır. Bu gruptakiler soya, kırmızı lahana, brokoli, brüksel lahanasını dikkatli tüketmesi önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hastalar tanı ve tedavide hangi süreçlerden geçiyor?</strong></p>
<p>Bezin normal çalışıp çalışmadığı, tiroid hormonlarının test edilmesiyle anlaşılmaktadır. Kanda TSH, T3 ve T4 ölçülür; seviyesi azsa hipotiroidi, çoksa hipertiroididen bahsedilmektedir. Bezin fonksiyonu için sintigrafi yapılabilmektedir. Nodüller hakkında bilgi almak içinse ultrason önerilmektedir. Nodüllerde şüphe saptanırsa, hasta biyopsiye yönlendirilir ve sonucuna göre ameliyat kararı verilebilir. Ameliyat olan hastaların ömür boyunca tiroid bezinin yerini tutan hormon ilacı alması gerekmektedir. Kanserin patolojik tipine ve özelliklerine göre radyoaktif iyot tedavisi de uygulanabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroid-hastaliklari-ile-ilgili-yaniti-merak-edilen-7-soru-401918">Tiroid Hastalıkları İle İlgili Yanıtı Merak Edilen 7 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi&#8217;nde Multidisipliner Yaklaşım Öne Çıkıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koc-universitesi-hastanesi-demiyelinizan-santral-sinir-sistemi-hastaliklari-merkezinde-multidisipliner-yaklasim-one-cikiyor-392170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2023 08:24:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[demiyelinizan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[merkezinde]]></category>
		<category><![CDATA[multidisipliner]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[santral]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Merkezi Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi’nde nöroloji, radyoloji, psikiyatri, romatoloji, göz ile fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi birçok birimin entegre çalışmasıyla, tanı ve tedavi süreçleri multidisipliner bir yaklaşımla ele alınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koc-universitesi-hastanesi-demiyelinizan-santral-sinir-sistemi-hastaliklari-merkezinde-multidisipliner-yaklasim-one-cikiyor-392170">Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi&#8217;nde Multidisipliner Yaklaşım Öne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Merkezi Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi’nde nöroloji, radyoloji, psikiyatri, romatoloji, göz ile fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi birçok birimin entegre çalışmasıyla, tanı ve tedavi süreçleri multidisipliner bir yaklaşımla ele alınıyor. Merkezin koordinatörlüğünü, dünya genelinde bu hastalıklarla ilgili kurulmuş olan uluslararası vakıflar tarafından tanınan ve bu vakıfların bilimsel kurullarında aktif görev alan </strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Altıntaş üstleniyor. </strong></p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi, genç erişkinlerde kronik hastalığa yol açan ve özel gereksinimli bireyler olmasına neden olabilen demiyelinizan santral sinir sistemi hastalıklarının tedavisine merkez çatısı altında devam ediyor. Bağışıklık sistemindeki uygun olmayan reaksiyonlar ile genetik ve çevresel faktörlerin olası etkileri sonucu oluşabilen demiyelinizan hastalıkların tanısı hastane bünyesinde multidisipliner bir yaklaşımla incelenerek konulduktan sonra tedavisi gerçekleştiriliyor.   </p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi’nde nöroloji, radyoloji, psikiyatri, romatoloji, göz ile fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi birçok birim entegre bir çalışma yürüterek, hastayı ayrıntılı inceleyip, uygun tedavi modelini kişiye özel olarak belirliyor. Klinik olarak değerlendirilen hastalar, eğer isterlerse hastalıklarıyla ilgili araştırma süreçlerine de dahil olabiliyorlar. Koç Üniversitesi Hastanesi’nde Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi, klinik ile laboratuvar araştırmalar arasında köprü görevi üstlenerek, disiplinler arası bilgi ve veri paylaşımını sağlayacak şekilde konumlandırıldı. Merkezin direktörlüğünü, bu alandaki deneyimi ve mesleki birikimi merkezi sinir sisteminin nadir görülen demiyelinizan otoimmün hastalıkları konusunda çalışan uluslararası vakıflar (Guthy Jackson Vakfı, Sumaira Vakfı ve Siegel Nadir Nöroimmün Hastalıklar Derneği) tarafından da tanınan Prof. Dr. Ayşe Altıntaş yürütüyor. </p>
<p><strong>Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Nelerdir?</strong></p>
<p>Merkezi sinir sistemindeki miyelin kılıfının hasarıyla seyreden ve gelişimlerinde bağışıklık sisteminin önemli bir rol oynadığı hastalıklar “Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları” olarak tanımlanır. Bunlar; Multipl Skleroz (MS), nöromiyelitis optika spektrum hastalıkları, miyelin oligodentrosit glikoprotein (MOG) ilişkili hastalıklar, akut dissemine ensefalomiyelit, izole optik nörit ve izole transvers miyelittir. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koc-universitesi-hastanesi-demiyelinizan-santral-sinir-sistemi-hastaliklari-merkezinde-multidisipliner-yaklasim-one-cikiyor-392170">Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi&#8217;nde Multidisipliner Yaklaşım Öne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜTF Kadın Hastalıkları Perinatoloji Bilim Dalı akredite oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eutf-kadin-hastaliklari-perinatoloji-bilim-dali-akredite-oldu-360707</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Mar 2023 17:03:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akredite]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dalı]]></category>
		<category><![CDATA[eütf]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[perinatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360707</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde akademik birimler akredite olmaya devam ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eutf-kadin-hastaliklari-perinatoloji-bilim-dali-akredite-oldu-360707">EÜTF Kadın Hastalıkları Perinatoloji Bilim Dalı akredite oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde akademik birimler akredite olmaya devam ediyor<b> </b></p>
<p>Yükseköğretim Kalite Kurulu<b> (</b>YÖKAK) tarafından Türkiye’de ilk kez tam akreditasyon almaya hak kazanan Ege Üniversitesi bünyesindeki tüm bölüm ve programlar kalite ve akreditasyon çalışmaları kapsamında akredite olmaya devam ediyor.  Ege Üniversitesinde Rektör Prof. Dr. Necdet Budak liderliğinde sürdürülen kalite ve akreditasyon çalışmaları sonucunda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Kadın Hastalıkları Perinatoloji Bilim Dalı, Avrupa Perinatal Tıp Derneği (European Association Of Perinatal Medicine) tarafından akredite edildi.</p>
<p>Kalite ve akreditasyon çalışmalarına büyük önem verdiklerini ifade eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Ege Üniversitesi olarak YÖKAK’tan Türkiye’de tam akreditasyon alan ilk devlet üniversiteyiz. Bu kapsamda kalite ve akreditasyon çalışmalarımızın sürdürülebilirliğine büyük önem veriyor, çalışmalarımızı da bu yönde gerçekleştiriyoruz. Üniversite olarak programlarımızın yarısından fazlası akredite oldu. Şimdi de EÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Perinatoloji Bilim Dalımız, Avrupa Perinatal Tıp Derneği (European Association Of Perinatal Medicine) tarafından akredite edildi. Anabilim Dalı Başkanımız Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Perinatoloji Bilim Dalı Başkanımız Prof. Dr. Sermet Sağol ve öğretim üyelerimizi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum”  dedi.</p>
<p>Avrupa Perinatal Tıp Derneği, Avrupada perinatal bakımın kalitesini ve sunumunu iyileştirerek anneler ve çocukları için en uygun fiziksel ve zihinsel sağlığı elde etmek için perinatal tıbbın tüm yönleriyle ilgili çalışma, araştırma ve bilgiyi yaymayı amaçlıyor. Dernek ayrıca meslekte öğretim standartlarının geliştirilmesine katkıda bulunarak, perinatal tıpta denetim, değerlendirme ve klinik bakım için kılavuzlar önermek ve kriterleri standardize etmeyi hedefliyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eutf-kadin-hastaliklari-perinatoloji-bilim-dali-akredite-oldu-360707">EÜTF Kadın Hastalıkları Perinatoloji Bilim Dalı akredite oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek Hastalıkları Dünya Çapında Artmaya Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-hastaliklari-dunya-capinda-artmaya-devam-ediyor-354853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 11:27:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artmaya]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[çapında]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354853</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde böbrek hastalıklarıyla ilişkili rahatsızlıkların ciddi boyutlara ulaşması, toplumsal farkındalığın artırılmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-hastaliklari-dunya-capinda-artmaya-devam-ediyor-354853">Böbrek Hastalıkları Dünya Çapında Artmaya Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde böbrek hastalıklarıyla ilişkili rahatsızlıkların ciddi boyutlara ulaşması, toplumsal farkındalığın artırılmasını zorunlu kılıyor. Bu amaç doğrultusunda 2006 yılından bu yana tüm dünyada ve ülkemizde, her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü ‘Dünya Böbrek Günü’ olarak kutlanıyor.</p>
<p>Her yıl ana bir temanın belirlendiği bu önemli günün bu yılki sloganı ‘Herkes İçin Böbrek Sağlığı-Beklenmeyen İçin Hazırlıklı Ol, Savunmasız Hassas Bireyleri Destekle’ olarak belirlendi. Son yıllarda dünya çapında yaşanan pandemi ve deprem gibi felaketlerin gelişmesi ile artan böbrek hasarı riski düşünülerek bu slogan seçildi. Memorial Şişli ve Bahçelievler Hastaneleri Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ülkem Çakır, ‘Dünya Böbrek Günü’ öncesinde böbrek hastalıklarının önemi ve ezilme sendromu hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Böbrek hastalıklarının beraberinde getirdiği büyük yük </strong></p>
<p>Günümüzde dünya çapında 850 milyon insanın çeşitli nedenlerden ötürü böbrek hastalığına sahip olduğu tahmin edilmektedir. Epidemiyolojik çalışmalar, genellikle yavaş ilerleyen ve geri dönüşü mümkün olmayan kronik böbrek hastalığının, yılda en az 2,4 milyon ölüme neden olduğunu, hatta en hızlı ölüme yol açan nedenler arasında altıncı sıraya yükseldiğini göstermektedir. Ani gelişen ve kısa sürede yaşamı tehdit eden böbrek fonksiyonlarındaki bozulma, akut böbrek hasarı olarak adlandırılır. İvedilikle tedavi edilmediğinde, hasar organ yetmezliği evresine ilerleyerek ölüm oranlarını ciddi oranda artırır. Akut böbrek hasarı dünya genelinde 13 milyondan fazla kişiyi etkilemektedir. Bu olguların % 85 &#8216;i düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşamaktadır ve yılda 1,7 milyon kişinin bu sebeple yaşamlarını yitirdiği ön görülmektedir. Hem akut, hem de kronik gelişen böbrek fonksiyon kaybının; diyabet, hipertansiyon, obezite ve kalp damar hastalıklarının seyrini kötüleştirmesinin yanı sıra, hepatit, tüberküloz, sıtma varlığında, ölüm riskinin artmasına önemli katkıda bulunduğu bilinmektedir. Çocuklarda erişkinlerden farklı olarak, böbrek hastalıklarının sekelleri daha uzun süre devam etmektedir ve yaşamlarının ileri dönemlerinde de önemli tıbbi sorunlara yol açmaktadır.</p>
<p><strong>Afetlerde böbrek hasarı riski artıyor</strong></p>
<p>Covid-19 pandemisinin hasarlarını onarmaya çalışırken, yakın dönemde ülkemizde yaşanan deprem felaketi herkesi derinden yaralamıştır. Depremler sırasında hayati organlara doğrudan olan travmalardan sonra, ölümlere en sık yol açan neden ezilme sendromu ve komplikasyonlarıdır. Ezilme sendromu travmanın yol açtığı çizgili kasların hasarı ve buna bağlı olarak gelişen belirti ve bulguları içeren karışık bir tablodur. Bu sendromun geliştiği hastalardaki sistemik bulgular tablonun öncelikle etkilediği organ ve sisteme göre farklılık gösterir. En sık rastlanılan bulgular hipotansiyon, şok, kalp ve solunum yetersizlikleri olsa da, en yaşamsal komplikasyonların kanda ani yükselen potasyumun yol açtığı ölümcül kalp ritmi bozukluğu ve akut böbrek yetmezliği olduğu unutulmamalıdır. </p>
<p><strong>Amaç depremzedeyi sadece göçük altından çıkarmak değil yaşatmak olmalıdır</strong>Deprem sonrasındaki arama ve kurtarma çalışmalarındaki amaç, sadece depremzedeyi göçük altından çıkarmak değil, yaşatmak olduğundan ilk aşamada çok erken ve bilinçli davranılmalıdır. Ezilme sendromu gelişmiş ya da gelişme riski olan bir yaralının göçükten çıkarılmasından itibaren en geç 12 saat içerisinde hastaneye ulaştırılması önemlidir. Çünkü ivedilikle bölgesel hasarın düzeltilmesi, şok, elektrolit bozukluğu, böbrek yetmezliği riskinin önlenmesi ve uygun tedavinin yapılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Ezilme sendromu gelişmişse tedaviye hemen başlanması gerekiyor</strong>Ezilme sendromunun gelişmesini önlemek, önlenemiyorsa da komplikasyonlarını en aza indirgemek için alınması gereken önlemler belirlenmiştir. Enkaz altında canlı bir depremzede saptandığında ilk temas kurulur kurulmaz, en kısa sürede damar yolu açılarak sıvı (izotonik sodyum klorür) tedavisine başlanmalıdır, kurtarma sırasında sıvı tedavisine devam edilir. Verilecek sıvının miktarı her depremzedeye ve her depremin özel şartlarına göre (kurtarma süresi, yaş, kilo, travmanın şiddeti, hava sıcaklığı, idrar miktarı, fizik muayene bulguları) ayrı ayrı değerlendirilir. Depremzede hastaneye ulaştırıldıktan sonra tüm branşlar tarafından birlikte değerlendirilir. Gerekiyorsa cerrahi girişimler yapılır ve enfeksiyon yönünden önlemler alınır. Akut böbrek yetmezliği geliştiğinde yapılan konservatif tedavilere yanıt alınamıyorsa, idrar çıkışı yetersiz ise diyaliz tedavisi uygulanır, seçilen diyaliz tedavi modeli hemodiyalizdir. Hemodiyaliz ihtiyacı genellikle geçicidir, ancak bazı depremzedelerin ömür boyu diyalize girmeleri gerekebilir.</p>
<p><strong>‘Beklenmeyen için hazırlıklı ol, savunmasız hassas bireyleri destekle’</strong>Dünyada artan böbrek hastalıkları yüküne rağmen, ne yazık ki böbrek sağlığına yönelik hizmet alma noktasındaki eşitsizlik ve uyumsuzluk halen çözülememiştir. Böbrek hastalıklarının gelişmesinde, genellikle insanların doğdukları, büyüdükleri, yaşadıkları ve çalıştıkları yerlerin yanı sıra yoksulluk, cinsiyet ayrımcılığı, eğitim eksikliği gibi sosyal faktörler önemli rol oynamaktadır. Bunlara pandemi, deprem gibi afetlerin de eklenmesiyle böbrek hastalığı gelişme riski daha da artmıştır. Dolayısıyla bu durumlar için ulusal ve uluslararası politikalar ve stratejiler çok iyi belirlenmelidir. Özellikle de bu afet durumlarına hazırlıklı olmak, etkilenme riski yüksek olan bireylerin desteklenmesini ön planda tutmak büyük önem taşımaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-hastaliklari-dunya-capinda-artmaya-devam-ediyor-354853">Böbrek Hastalıkları Dünya Çapında Artmaya Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
