<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hastalıklarda | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklarda/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklarda</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Mar 2026 12:53:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>hastalıklarda | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklarda</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[Araz]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ergene]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622851</guid>

					<description><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde ciddi komplikasyonlara ve erken ölümlere yol açtığını vurguladı.</p>
<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş KİGEM Kadın İşgücünü Geliştirme Merkezi’nde Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, Servier Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla Türkiye’de ilk defa 14 derneğin iş birliği ile hayata geçen “Türkiye 2030’da yüzde 50” projesi kapsamında vatandaşlarla bir araya geldi. Hasta, hasta yakını, sağlık profesyonelinin katıldığı ve katılımcıların tansiyon değerlerinin ölçülmesiyle başlayan etkinliğin moderatörlüğünü tiyatro sanatçısı-yönetmen Mert Öner yaptı.</p>
<p><strong>Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Araz, </strong>Dünya Tedaviye Uyum Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Kronik hastalıkların uzun vadede organ ve dokularda ciddi hasarlara yol açtığını ifade eden Araz, “En sık görülen hastalıklar arasında hipertansiyon ve diyabet yer alıyor. Bu hastalıklar; kalp, damar, böbrek ve sinir sistemi gibi birçok organda hasara neden olarak uzun vadeli komplikasyonlara ve ölüm riskinde artışa yol açıyor” dedi.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de kronik hastalık oranları yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de hipertansiyonun erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 31’inde, diyabetin ise yüzde 16’sında görüldüğünü aktaran Araz, bu oranların yüksekliğine dikkat çekti. Kontrol oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Araz, kronik hastalıklarda hedef değerlere ulaşma oranının yüzde 30-40 civarında olduğunu kaydetti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de tedaviye uyum oranı yüzde 36&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun hem dünyada hem de Türkiye’de yeterli düzeyde olmadığını dile getiren Araz, “Hastaların tedaviye uyum oranı dünya genelinde yüzde 30 ila 50 arasında. Türkiye’de ise bu oran yaklaşık yüzde 36 seviyesinde” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Uyum artarsa ölüm ve komplikasyonlar azalıyor&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun artırılmasının önemli kazanımlar sağlayacağını vurgulayan Araz, “Tedaviye uyum sayesinde ölüm oranlarında yaklaşık yüzde 21 azalma, organ hasarı ve komplikasyonlarda ise yüzde 30 ila 50 oranında düşüş sağlamak mümkün” dedi.</p>
<p>&#8220;2030’da tedavi başarı hedefi yüzde 50&#8221;</p>
<p>2030 yılına yönelik hedeflere de değinen Araz, tedaviye uyumu artırarak tedavi başarısında artışa yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirtti ve “Amacımız Türkiye’de tedavi başarı oranını diyabette yüzde 36,7’den, hipertansiyonda ise yüzde 22,2’den %50’ye çıkarmak. Bu sayede hastalıkların uzun vadede oluşturduğu zararları azaltmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> &#8220;Metabolik hastalıklar erken ölümlerin başlıca nedeni&#8221;</p>
<p><strong>Kalp Damar Hastalıklarından Korunma ve Farkındalık Derneği Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene</strong> ise diyabet, obezite ve hipertansiyonun birbiriyle bağlantılı olduğunu belirterek, bu hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde erken ölüm riskinin ciddi şekilde arttığını söyledi.</p>
<p>Metabolik hastalıkların temelinde obezite ve glikoz kontrol bozukluğunun yer aldığını belirten Ergene, “Diyabet, kalp ve böbrek hastalıkları birbiriyle ilişkili. Bu hastalıklar orta ve uzun vadede ciddi organ hasarlarına yol açarak dünyada erken ölümlerin en önemli nedenlerinden biri haline geliyor” dedi.</p>
<p>&#8220;50 yaş sonrası risk hızla artıyor&#8221;</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırmaya değinen Oktay Ergene, belirli yaşın üzerindeki bireylerde bu hastalıklardan en az birinin görülme oranının yüzde 90’ların üzerine çıktığını belirterek, “50 yaş sonrası 10 kişiden 9’unda bu hastalıklardan en az biri görülüyor” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de obezite ve diyabet oranı yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de obezite oranının erişkin nüfusta yüzde 36-40 seviyelerinde olduğunu, diyabetin ise yaklaşık yüzde 17 oranında görüldüğünü aktaran Ergene, bu oranların Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de yaşam süresi daha kısa&#8221;</p>
<p>Türkiye’de yaşam süresinin gelişmiş ülkelere göre daha kısa olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oktay Ergene, “Gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 80’li yaşların üzerine çıkarken, Türkiye’de bu rakam 77 civarında. Arada 10 yıla varan farklar bulunuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Sağlıklı yaşam alışkanlıkları erken yaşta kazanılmalı&#8221;</p>
<p>Hastalıkların önlenmesinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine işaret eden Ergene, yaşam tarzının genç yaşlarda düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Hastalık geliştikten sonra ise ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.</p>
<p>&#8220;Hipertansiyon çoğu zaman ciddiye alınmıyor&#8221;</p>
<p>Hipertansiyonun çoğu zaman hafife alındığını dile getiren Prof. Dr. Oktay Ergene, “Hipertansiyon, dünyadaki ölümlerin ve kalp hastalıklarının önemli bir kısmından sorumlu. Ancak toplumda yeterince ciddiye alınmıyor ve ilaç kullanımı ihmal ediliyor. Türkiye’de sağlık sisteminde ilaca erişim çok iyi durumda iken kronik hastalıklar için düzenli ilaç kullanım oranlarımız çok düşük.” dedi.</p>
<p>&#8220;Tuz tüketiminin azaltılması önemli&#8221;</p>
<p>Toplumsal önlemlerin önemine de değinen Ergene, tuz tüketiminin azaltılmasının hipertansiyonla mücadelede önemli bir adım olduğunu belirtti.</p>
<p>&#8220;70 yaşında hipertansiyon oranı yüzde 70&#8221;</p>
<p>İleri yaşlarda hipertansiyon görülme sıklığının arttığını ifade eden Ergene, “30 yaşındaki bireylerde hipertansiyon görülme oranı %30 iken, 40 yaşındaki bireylerde %40, 70 yaşındaki bireylerde ise bu oranı %70’i buluyor. Yani 10 kişiden 7’sinde hipertansiyon var” dedi. </p>
<p> &#8220;Tansiyon kontrolü hayati önem taşıyor&#8221;</p>
<p>Kan basıncının kontrol altına alınmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Ergene, “Günümüzde artık biliyoruz ki tansiyonun 130/80 mmHg’nin altına indirilmesi gerekiyor. Aksi halde kalp krizi ve inme riski ciddi şekilde artıyor. Basit bir ilaç tedavisiyle bu riskleri büyük ölçüde azaltmak mümkün” diye konuştu.</p>
<p>“Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır.”</p>
<p><strong>Tiyatro sanatçısı Mert Öner</strong> ise aynı takvimde buluşan Dünya Tedaviye Uyum Günü ve Dünya Tiyatro Günü’nün adeta hayatın dengesine vurgu yaptığını söyledi: “27 Mart’ın iki anlamı var: Dünya Tiyatro Günü ve Tedaviye Uyum Günü. Aynı günde buluşmaları, hayatın hem sahnede hem bedenimizde aynı incelikli dengeyle aktığını hatırlatıyor; bu rastlantının içinde tuhaf bir sevinç, derin bir anlam var.   Sahne, insanın doğayla yeniden aynı ritmi aradığı yerdir. Bir nefes, bir söz, bir beden…  Hepsi görünmeyen bir uyumun parçası. Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır. Hikâyeler ise unuttuklarımızı iyileştirir. Bizi birbirimize, toprağa, hayata yeniden bağlar. Çünkü dünya, ancak hikayelerimizi paylaştığımız sürece dengede kalır.” diye konuştu.</p>
<p>“Türkiye 2030’da yüzde 50 projesi”</p>
<p>Dünyada veriler her iki hastadan birinin tedaviye uyumsuz olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre dünyada 1.3 milyar kişi hipertansiyon, 800 milyondan fazla kişi de diyabet hastası. Her 9 kişiden biri diyabetle yaşadığının farkında değil. OECD verileri, tedaviye uyumun artmasıyla uzun dönemde ölüm oranlarının yüzde 21 azaltılabileceğini gösteriyor. Aynı araştırma, yüksek hasta uyumunun sağlık harcamaları üzerinde yıllık 125 milyar Euro katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.  </p>
<p>Türkiye’de ise tüm erişkinlerin yüzde 31’i hipertansiyon, yüzde 16,6’si diyabet hastası. Hipertansiyon tedavisine başlayan hastaların yarısı ilk iki yılda tedavilerini yarım bırakıyor. Tedaviye uyum sağlamayan hastaların hastaneye yatışlar üzerindeki artış oranı yüzde 20’ye varıyor. Alarm veren bu tablonun değişmesine katkı sağlamak için hayata geçen Türkiye 2030’da %50 projesi 13 uzmanlık 1 hasta derneğinin katılımıyla ortaya çıkan ve hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda hastanın tedaviye uyumu ve tedavi başarısının yükselmesini hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesidir.  Servier Türkiye’nin koşulsuz desteklediği bu projenin amacı 2030 yılına kadar hipertansiyonda %22,2, diyabette yüzde 36,7 olan tedavi başarı oranını %50’ye çıkartmaktır.</p>
<p>“14 dernek ortak amaç için birleşti”</p>
<p>Hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda tedaviye uyum oranlarını yükselterek hastalık kontrol başarısını 2030&#8217;a kadar en az yüzde 50&#8217;ye ulaştırmayı hedefleyen bu projede, Ateroskleroz Derneği, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, Dahiliye Uzmanları Derneği, İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği, Kalp Damar Hastalıklarıyla Mücadele ve Farkındalık Derneği, Kardiyovasküler Akademi Derneği, Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, Metabolik Sendrom Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Girişimsel Kardiyoloji Vakfı, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği yer alıyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimle]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kararı]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[verilmeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Oruç kararı hekim değerlendirmesiyle verilmeli! </strong></p>
<p>Ramazan ayının, birçok kişi için manevi açıdan son derece kıymetli bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “Ancak söz konusu sağlık olduğunda niyet tek başına yeterli değildir. Bu nedenle Ramazan’da oruç tutma kararı bireysel, dikkatli ve mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir.” dedi.</p>
<p>Tıbbi açıdan riskli durumlarda kişinin kendini korumasının hem dini hem de insani açıdan en doğru yaklaşım olduğunu aktaran Dr. Hajiyeva, “Psikiyatrik rahatsızlığı olanların oruç tutup tutamayacağı konusunda doğru bir yanıt yok. Her hasta kendi klinik durumu, hastalığın şiddeti, kullanılan ilaçlar ve son dönem seyri açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli. Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oruç, bazı psikiyatrik hastalarda alevlenme riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Özellikle bazı durumlarda daha dikkatli olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “Hastalık aktif dönemdeyse, son 6 ay içinde atak geçirilmişse, ilaç dozları yeni ayarlanmışsa, özellikle son bir yılda hastaneye yatış öyküsü varsa, intihar ve başkalarına zarar verme riski mevcutsa, oruç tutmak hastalığın alevlenme riskini artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı psikiyatrik hastalıklarda düzenli biyolojik ritmin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyin ritmi sever; sirkadiyen düzen sık değiştiğinde ise bu biyolojik istikrarsızlık klinik tabloya yansıyabilir. Uyku düzenindeki bozulma ve biyolojik ritmin kayması bipolar bozukluktaki mani ya da depresyon atağını tetikleyebilir. Özellikle geçmişte mevsimsel atak öyküsü olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Majör depresyonda uzun süren açlık, enerji düşüklüğü ve kan şekeri dalgalanmaları bazı hastalarda çökkünlüğü artırabilir. Zaten düşük seyreden bir enerji düzeyine fizyolojik stres eklemek tabloyu ağırlaştırabilir. Psikotik bozukluklarda tedaviye uyumun bozulması veya ilaç saatlerinin kayması belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir. Anksiyete bozuklukları ve panik bozukluklarda açlık ve susuzluğa bağlı çarpıntı, titreme gibi bedensel belirtiler anksiyete belirtilerini artırabilir. Beden alarm verdiğinde, zihin bunu genellikle ‘tehlike var’ şeklinde yorumlar. Yeme bozukluklarında oruç süreci, bazı hastalarda yeme davranışı üzerindeki kontrolü olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p><strong>Oruç tutarken ilaç kesilmemeli ve doz düzeni hekim kontrolünde planlanmalı!</strong></p>
<p>Oruç tutarken en kritik konunun, ilacın kesilmemesi ve doz düzeninin hekim kontrolünde planlanması olduğunu kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “İlacın farmakokinetik özellikleri (yarı ömrü, etki süresi, kan düzeyi dengesi) dikkate alınmadan yapılan değişiklikler tedavi etkinliğini azaltabilir.” dedi.</p>
<p>Birçok psikiyatrik ilacın günde bir veya iki doz şeklinde kullanıldığını hatırlatan Dr. Hajiyeva, “Günde tek doz kullanılan ilaçlar, uygun görülürse iftar sonrasına kaydırılabilir. Ancak günde üç doz kullanılan, kısa yarı ömürlü veya kan düzeyi izlem gerektiren ilaçlar ise bireysel ve ayrıntılı bir klinik değerlendirme yapılmadan düzenlenmemeli. Örneğin lityum kullanan hastalarda dehidrate kalmak kan düzeyini yükselterek toksisite riskini artırabilir. Benzer şekilde bazı antipsikotikler tansiyon düşüklüğüne yol açabilir; uzun süreli açlık bu etkiyi artırabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar değil!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar olmadığının altını çizen Dr. Günay Hajiyeva, “Çoğu zaman belirli bir süre stabil iyilik hali sağlandıktan sonra, yine hekim kontrolünde ve kademeli azaltılarak kesilir.” dedi.</p>
<p>Ani ilaç kesilmesinin doğurabileceği risklere işaret eden Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalığın alevlenmesi, mani veya ağır depresyon atağı, psikotik belirtilerin geri dönmesi, intihar riskinde artış ve yoksunluk sendromu gibi durumlar görülebilir. Klinik pratiğimizde Ramazan ayında ‘oruç tutabilmek için’ ilacını aniden bırakan ve birkaç hafta içinde ağır atakla başvuran hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum hem hasta hem ailesi için ciddi bir yüktür.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı konabilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-protein-kacagiyla-seyreden-hastaliklarda-bobrek-biyopsisi-yapmadan-tani-konabilecek-445221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 21:04:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsisi]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kaçağıyla]]></category>
		<category><![CDATA[konabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[seyreden]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yapmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan multidisipliner proje ekibi tarafından hazırlanan “Nefrotik Sendromlarda Biyobelirteçlerin Tanı ve Tedaviye Etkisi” başlıklı proje Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) B Grubu Çağrısi kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-protein-kacagiyla-seyreden-hastaliklarda-bobrek-biyopsisi-yapmadan-tani-konabilecek-445221">Bu proje ile protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı konabilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan multidisipliner proje ekibi tarafından hazırlanan “Nefrotik Sendromlarda Biyobelirteçlerin Tanı ve Tedaviye Etkisi” başlıklı proje Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) B Grubu Çağrısi kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p> Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yürüttükleri nitelikli çalışmalarından dolayı proje ekibini tebrik ederek başarılar diledi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları,  ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, disiplinlerarası önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Hepimizin bildiği gibi diyaliz ve böbrek nakli hastalarının varlığı her geçen artmaktadır. Özellikle idrarda protein kaçağı sorunu pek çok sağlık problemini de berberinde getirmektedir.  Üniversitemiz bilim insanları,  protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı hakkında fikir sahibi olmayı ve tedavi etkilerini değerlendirme imkanı sunmayı hedefleyen önemli bir projeye imza attılar. Projeleri Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı tarafından desteklenen ekibimizi kutluyorum” dedi.</p>
<p>         Araştırmanın içeriği ile ilgili bilgi veren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıklar Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Meltem Seziş, “Projemiz ile protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı hakkında fikir sahibi olmayı ve tedavi etkilerini değerlendirme imkanı sunmayı hedefliyoruz. Amacımız, erken tanı ve tedaviye ışık tutarak beraberinde getirdiği kamuya ait hastanelerde mali yükü azaltma potansiyeli olan tanı, tedavi ve/veya prognoz öngörücü panel oluşturmaktır. Dünya genelinde böbrek biyopsisi yapılamayan merkezlerde de hastalık tanı ve takibine imkan sunma potansiyeli de mevcuttur” dedi.</p>
<p>Projede, EÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü İç Hastalıklar Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Meltem Seziş ve EÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Banu Sarsık Kumbaracı ve Araştırma Görevlisi Gizem Korkut görev alıyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-protein-kacagiyla-seyreden-hastaliklarda-bobrek-biyopsisi-yapmadan-tani-konabilecek-445221">Bu proje ile protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı konabilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk psikiyatrik bir hastalık mı? Psikiyatrik hastalıklarda görünen bulgular aşk sürecinde de görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ask-psikiyatrik-bir-hastalik-mi-psikiyatrik-hastaliklarda-gorunen-bulgular-ask-surecinde-de-goruluyor-429566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Dec 2023 07:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bulgular]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[görünen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında aşkın evrensel bir olgu olduğunun kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, çok sayıda araştırmanın da aşkın kültürel bağlamsal koşullardan etkilendiğine işaret ettiğini söylüyor. Aşkın ilişkiyi başlatıcı olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Aşk, kısmi kontrolümüzdedir. Daha geçicidir. Sevgi ise karşı tarafı tanımakla, bilmekle daha çok ilişkilidir.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ask-psikiyatrik-bir-hastalik-mi-psikiyatrik-hastaliklarda-gorunen-bulgular-ask-surecinde-de-goruluyor-429566">Aşk psikiyatrik bir hastalık mı? Psikiyatrik hastalıklarda görünen bulgular aşk sürecinde de görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüz dünyasında aşkın evrensel bir olgu olduğunun kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, çok sayıda araştırmanın da aşkın kültürel bağlamsal koşullardan etkilendiğine işaret ettiğini söylüyor. Aşkın ilişkiyi başlatıcı olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Aşk, kısmi kontrolümüzdedir. Daha geçicidir. Sevgi ise karşı tarafı tanımakla, bilmekle daha çok ilişkilidir.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Dr. Mert Sinan Bingöl: “Aşk, neredeyse tüm psikiyatrik hastalıklara ait kriterleri bünyesinde barındıran coşkunluk hâlidir.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, ‘Aşkın Nörofizyolojisi’ konusunu değerlendirdi.</p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, ilişki kavramının insanın hayatındaki belki de en değerli kavramlardan biri olduğunu ifade ederek, bağ kurmanın önemli olduğunu ve beynin birbirini ‘tamamlayıcı’ özellikte olan ‘iki yarımküreden’ oluşuyor olmasına da işaret etti.</p>
<p><strong>İletişim olmazsa nöronlar da insanlar da kuruyup ölüyor</strong></p>
<p>Nöronlar, birbirleriyle ne kadar sık iletişim kurarsa aradaki bağlantıların o kadar güçlü olacağını dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bu nöronal bağlantılar; genetik, mizaç ve çevresel etkileşimler sonucunda daha çok gelişir ya da geriler. Doğada izole bir hâlde var olabilecek ne bir nöron ne de bir insan vardır. Karşılıklı uyarıcı etkileşimler olmazsa nöronlar ve insanlar kuruyup ölürler.” dedi. </p>
<p><strong>Aşk nedir?</strong></p>
<p>Aşkı; ‘Her iki tarafın da daha iyi ilişkiler yaratabilecek olan hayal gücüyle olumlu yanılsamalara kapıldığı ve diğer kişiye kendisinin idealize ettiği önyargılı bir imgeye, ayrılmaz biçimde bağlandığı yoğun bir süreç’ olarak tanımlayan Dr. Mert Sinan Bingöl, günümüz dünyasında aşkın evrensel bir olgu olduğu kabul edilmekle birlikte çok sayıda araştırma bulgusunun aşkın kültürel bağlamsal koşullardan etkilendiğine işaret ettiğini söyledi.</p>
<p>“Tutkulu aşk, kendi ruhsal ve fizyolojik ihtiyaçlarımızla ilişkilidir.” diyen  Dr. Mert Sinan Bingöl, aşkın ilişkiyi başlatıcı olduğunu da dile getirerek, “Aşk, kısmi kontrolümüzdedir. Daha geçicidir. Sevgi ise karşı tarafı tanımakla, bilmekle daha çok ilişkilidir. Nesnesi bellidir. İlişkiyi sürdürücüdür. Özenle beslenip büyütülen bir şeydir. Sürece bağlı olarak daha kalıcı olabilir. Güvenle ilişkilidir. Aşık olma süreci; genetik, hormonlar, çevresel ve psikolojik deneyimlerle oluşmaktadır.” dedi. </p>
<p><strong>Peki aşk bir hastalık mı?</strong></p>
<p>Dr. Mert Sinan Bingöl, “Aşk, neredeyse tüm psikiyatrik hastalıklara ait kriterleri bünyesinde barındıran coşkunluk hâlidir. Psikiyatrik hastalıklarda görünen belirtilerin ve bulguların hemen hemen hepsi bir aşk sürecinde görülebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Cinsel uyaranlara erkekler daha duyarlı</strong></p>
<p>Duygularının hissedilebilmesi için bilişsel faktörlerin tek başına yeterli olmadığını, aynı zamanda belli bir duyguya uygun nörokimyasal ve otonomik sinir sistemi tepkilerinin de olabilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları da ifade etti:</p>
<p>“Cinsel uyarılma sırasında aktive olan beyin bölgeleri romantik aşk sürecinde aktive olanlarla benzerdir. Aşk ve sevgi ilişkileri, beyindeki ödüllendirme sisteminin (limbik sistem) aktivasyonuna da dayanan karmaşık nörobiyolojik fenomenlerdir. Amigdala; görsel ve işitsel uyaranların kesişme noktasını oluşturması ve limbik sistem, beyin kabuğu ve beyin sapı ile yaptığı yaygın bağlantılar nedeniyle özellikle önem taşır. Erkek amigdalasının dişi amigdalasından yüzde 20 daha büyük olduğu bilinmektedir. Bu nedenle görsel cinsel uyaranlara erkek amigdalası daha duyarlıdır. Bu bilgi, erkeklerde pornografinin daha yaygın görülmesini ve kadınların neden görsel uyaranlar karşısında erkekler kadar hızlı uyarılmıyor oluşunu açıklayabilir.”</p>
<p><strong>Anne babanı seçemiyorsun, eşini seçiyorsun ama nasıl?</strong></p>
<p>İnsanların ebeveynlerini, kardeşlerini ya da çocuklarını seçemediğini ama kendi tercihi olarak eşini seçebildiğini dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl, “Onu da büyük oranda bilinçdışı seçiyoruz. Fiziksel çekim, bir kişiyle karşılaştığımızda ilk dikkat ettiğimiz özelliktir. Karşı cinsin yakışıklı veya güzel bulunması gibi dış özellikler, ilişkinin erken aşamalarında en önemli belirleyicilerinden biridir.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Fiziksel çekiciliğin kısa süreli ilişkilerde ve tanışma sırasına daha önemli olduğunu kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Coğrafi yakınlık da çekim açısından önemlidir. Özellikle ergenlik ve sonrasında aynı mahallede, okulda, iş yerinde bulunuyor olmak ilgi duyma ve yakınlaşma olasılığımızı arttırır.” dedi.</p>
<p>Kültürel ve sosyal normların benzer olana çekim duyulmasını sağladığını da ifade eden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Evrimsel, biyolojik ve bilinçdışı normlar ise bizi zıt olana yöneltmektedir. Hem kendimize benzeyen kişileri daha çekici buluruz hem bizim gibi olan eşlere kucak açarız hem de beraber uzun yıllar geçirdiğimiz eşimize daha çok benzeşiriz. Tamamlayıcılık da önemli bir faktördür. Zıtlık ve farklılıklara rağmen mutlu olabilen çiftlerde, en önemli etken uyumluluktur.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Erkeklerin cinsel çekimden daha hızlı etkileniyor</strong></p>
<p>Bireyin vücudunda salgılanan hormonların cinsel istek için önemli bir etken olduğunun gözlemlendiğini de belirten Dr. Mert Sinan Bingöl, “Güçlü bir ilişkide cinsel çekiciliği yok sayamayız. Cinsel çekiciliğin varlığı önemlidir. Genel çalışmalar erkeklerin cinsel çekimden daha hızlı etkilendiğini gösteriyor. Aşinalık ve benzerlik, dostluk ve anlaşmayı geliştirse de tutkulu aşk ve cinsel çekimi ateşlemek için bir ölçüde yabancılık ve benzemezlik gerekir. Son tahlilde egzotik olan erotik olur. ‘Coolide Etkisi’ olarak bilinen yenilik etkisi araştırması bize gösteriyor ki dopamin kısa süreli heyecana; oksitosin ise bağlanma temelinde uzun soluklu güvenilir bir ilişkiye itmektedir.” dedi.</p>
<p>Stres faktörlerinin, aşk süreçlerini en çok tetikleyen unsurlar olduğuna da vurgu yapan Dr. Mert Sinan Bingöl sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle tutkulu aşka dönüşümde bir engel vardır. Engel ne kadar fazla ise çekim o kadar artıyor. Kişi kurtarıcı bekliyor bu durum aşkı tetikliyor. Kişi stres anında uyarılmış oluyor ve o duygunun varlığını daha çok hissediyor. </p>
<p>Karşılılık unsuru aşkı besler, aşk karşılığında aşkı ister, bunu bulduğumuzda güçlü bağlanmalar yaşıyoruz. Seçtiğimiz kişinin bizden bir parça taşıdığı düşünülür bu duruma eksikliğin giderilme ihtiyacı diyebiliriz. Hayata aynı açıdan değil, aynı acıdan bakanlar birbirlerine daha çok çekim hissederler. Aynı noktadan yaralananlar birbirlerine daha hızlı çekim hissederler.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ask-psikiyatrik-bir-hastalik-mi-psikiyatrik-hastaliklarda-gorunen-bulgular-ask-surecinde-de-goruluyor-429566">Aşk psikiyatrik bir hastalık mı? Psikiyatrik hastalıklarda görünen bulgular aşk sürecinde de görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
