<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hastalıklar | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklar</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>hastalıklar | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaliklar</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alerjen]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiyi]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor.</p>
<p>Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir.</p>
<p>Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor.</p>
<p><b>Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır</b></p>
<p>Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı.</p>
<p>Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi.</p>
<p><b>Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor</b></p>
<p>Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi.</p>
<p><b>Kimler alerji aşısı olabilir?</b></p>
<p>Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz</b></p>
<p>Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><b>Alerji belirtilerini hafife almayın</b></p>
<p>Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-krizi-alerjiyi-tetikliyor-hastaliklar-hizla-artiyor-625559">İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kedilerin Gizli Dünyasına Yapay Zeka Merceği: Hastalıklar Artık Saklanamıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kedilerin-gizli-dunyasina-yapay-zeka-mercegi-hastaliklar-artik-saklanamiyor-620777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dünyasına]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[kedilerin]]></category>
		<category><![CDATA[merceği]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evcil hayvan bakımında teknolojik dönüşüme odaklanan PETKIT, yeni nesil akıllı tuvaleti PUROBOT MAX PRO 2 ile kedilerin doğuştan gelen hastalık gizleme içgüdüsünü kırarak, sağlık verilerini anlık takibe dönüştürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kedilerin-gizli-dunyasina-yapay-zeka-mercegi-hastaliklar-artik-saklanamiyor-620777">Kedilerin Gizli Dünyasına Yapay Zeka Merceği: Hastalıklar Artık Saklanamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evcil hayvan bakımında teknolojik dönüşüme odaklanan PETKIT, yeni nesil akıllı tuvaleti PUROBOT MAX PRO 2 ile kedilerin doğuştan gelen hastalık gizleme içgüdüsünü kırarak, sağlık verilerini anlık takibe dönüştürüyor.</strong></p>
<p>Kediler, doğaları gereği zayıflıklarını belli etmemek adına hastalık belirtilerini son ana kadar gizlemeyi başarıyor. Özellikle alt üriner sistem hastalıkları ve böbrek yetmezliği gibi hayati riskler, genellikle çok geç fark edildiği için geri dönülemez sonuçlar doğurabiliyor. PETKIT, bu biyolojik engeli aşmak amacıyla geliştirdiği ileri teknolojiyle, kedi sahiplerine ev konforunda birer sağlık dedektifi olma imkanı sunuyor. Artık bir kedinin tuvalet alışkanlığındaki en küçük değişim, profesyonel bir veri analizine dönüşerek erken teşhisin en güçlü anahtarı haline geliyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka kamerayla 7/24 sağlık takibi</strong></p>
<p>PETKIT’in yeni akıllı kedi tuvaleti PUROBOT MAX PRO 2, bünyesindeki yapay zeka kamerası sayesinde geleneksel temizlik rutinini kapsamlı bir sağlık taramasına dönüştürüyor. Sistem, özel pH takip kumuyla entegre çalışarak idrardaki en küçük kimyasal değişimleri bile yakalıyor. Kumdaki renk değişimlerini yapay zeka ile analiz eden cihaz; yeşil rengi normal pH seviyesi olarak raporlarken, turuncu rengi asidik, mavi rengi ise alkali idrar uyarısı olarak kaydediyor. Hem yüksek hem de düşük pH seviyeleri idrar yolu enfeksiyonu veya mesane taşı gibi risklere işaret ettiği için sistem kullanıcıyı anında bilgilendiriyor. Ayrıca her temizlik döngüsünde gerçekleştirilen dışkı görsel kontrolü (Stool Monitoring) ve kedi tuvaletteyken yapılan miyavlama tespiti, ağrı ya da huzursuzluk belirtilerini henüz başlangıç aşamasında görünür kılıyor.</p>
<p><strong>Yaşam alanlarında hijyen üst seviyede </strong></p>
<p>Modern yaşamın gerekliliklerine uygun olarak tasarlanan ürün, hem kedi hem de sahipler için süreci tamamen zahmetsiz hale getiriyor. 76 litrelik geniş iç hacmi ve genişletilmiş giriş kapısı, iri ırklar için bile ferah bir kullanım alanı sunarken, 8 litrelik geniş atık haznesi 17 güne kadar müdahale gerektirmeyen bir temizlik sağlıyor. Patentli sızdırmaz silindir yapısı ve üçlü koku kontrol mekanizması, evdeki hava kalitesini de koruma altına alıyor. 12 farklı hassas sensörle donatılan güvenlik sistemi, kedi yaklaştığı anda tüm işlemleri durdurarak güvenli bir ortam oluştururken, temassız çekim ipli atık paketleme özelliği hijyeni en üst seviyeye taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kedilerin-gizli-dunyasina-yapay-zeka-mercegi-hastaliklar-artik-saklanamiyor-620777">Kedilerin Gizli Dünyasına Yapay Zeka Merceği: Hastalıklar Artık Saklanamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Nefroloji Derneği&#8217;nden Dünya Böbrek Günü&#8217;nde Uyarı: &#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-nefroloji-derneginden-dunya-bobrek-gununde-uyari-hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-620298</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kronik Böbrek Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[nefroloji]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik böbrek hastalığı son yıllarda tüm dünyada artış gösteren ciddi hastalıklar arasında yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-nefroloji-derneginden-dunya-bobrek-gununde-uyari-hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-620298">Türk Nefroloji Derneği&#8217;nden Dünya Böbrek Günü&#8217;nde Uyarı: &#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kronik böbrek hastalığı son yıllarda tüm dünyada artış gösteren ciddi hastalıklar arasında yer alıyor. Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kişinin kronik böbrek hastalığıyla yaşadığı tahmin ediliyor. [1] Türkiye’de ise kronik böbrek hastalığı prevalansı yaklaşık %15,7 olarak hesaplanıyor. Bu oran, Türkiye’de yaklaşık her 6–7 yetişkinden birinin kronik böbrek hastası olduğunu ortaya koyuyor.[2] </p>
<p>Kronik böbrek hastalığı yalnızca önemli bir sağlık sorunu oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere birçok ciddi hastalığın gelişimine de zemin hazırlayabiliyor[3]. Hastalığın ortaya çıkmasında hipertansiyon, diyabet, ileri yaş, ailede böbrek hastalığı öyküsü, sık idrar yolu enfeksiyonları ve böbrek taşı gibi faktörler önemli rol oynarken; hipertansiyon hastalarında kan basıncının ve diyabet hastalarında kan şekerinin kontrol altında tutulmaması da hastalığın ilerlemesine neden olabiliyor.[4]</p>
<p>Türk Nefroloji Derneği, Dünya Böbrek Günü kapsamında düzenlediği basın toplantısında, dünyada ve Türkiye’de görülme sıklığı giderek artan kronik böbrek hastalığında erken teşhisin önemine ve kardiyovasküler, renal (böbrek) ve metabolik hastalıklar arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekti.</p>
<p>“Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al” temasıyla gerçekleştirilen basın toplantısı; Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ve derneğin yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla, Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla düzenlendi. Toplantıda kronik böbrek hastalığına ilişkin toplumsal farkındalığın artırılması, hastalığa yol açan risk faktörleri ve erken tanının böbrek fonksiyonlarını korumadaki kritik rolü hakkında bilgiler paylaşıldı.</p>
<p>Toplantıda ayrıca Türk Nefroloji Derneği’nin destekleyici olduğu Boehringer Ingelheim Türkiye tarafından gerçekleştirilen <strong>KRM United</strong> projesine de start verildi. Futbolun takım ruhundan ilham alan KRM United kardiyovasküler, renal (böbrek) ve metabolik hastalıklar arasındaki güçlü ilişkiye vurgu yaparak bu sistemlerden birinde ortaya çıkan sorunun diğerlerini de etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Proje kapsamında sağlık profesyonelleri, kurumlar ve toplum arasında farkındalık yaratmaya yönelik iletişim ve bilgilendirme çalışmaları yürütülmesi planlanıyor. </p>
<p><strong>Kronik Böbrek Hastalığı Önemli Bir Halk Sağlığı Sorunudur</strong></p>
<p><strong> </strong>Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren <strong>Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen</strong>, böbrek yetmezliğinin ileri evrelerinde en etkili tedavi yönteminin böbrek nakli olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“İleri evre böbrek yetersizliğinde en ideal tedavi yöntemi böbrek naklidir. Böbrek transplantasyonu diyalize kıyasla hem daha uzun yaşam süresi hem de daha iyi bir yaşam kalitesi sunar. Ancak ülkemizde her yıl 10 binden fazla hasta diyalize başlarken yılda yaklaşık 3.500–4.000 civarında böbrek nakli yapılabiliyor. Organ bağışı bilincinin artırılması hem hastalarımız hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.” </p>
<p>Türkmen ayrıca Türkiye’de gerçekleştirilen böbrek nakillerinin %80’den fazlasının canlı donörlerden yapıldığını, kadavradan organ bağışının artırılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. </p>
<p><strong>Obezite, Diyabet ve Kalp Hastalıkları Böbrek Sağlığını Etkiliyor</strong></p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Saymanı Prof. Dr. Elif Arı Bakır</strong>, kronik böbrek hastalığının küresel ölçekte artışına dikkat çekerek; “Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kronik böbrek hastası bulunuyor ve bu hastaların önemli bir kısmında diyabet kaynaklı kronik böbrek hastalığı görülüyor. Diyabetin giderek yaygınlaşması kronik böbrek hastalığını daha görünür bir sağlık sorunu haline getiriyor. Son yıllarda geliştirilen yeni tedavi seçenekleri sayesinde böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Bu tedavilerin yaygınlaştırılması ve erken tanı ile kronik böbrek hastalığının hem bireyler hem de sağlık sistemi üzerindeki yükünü azaltabileceğimize inanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu</p>
<p>Kardiyovasküler, böbrek ve metabolik hastalıkların birbirini tetikleyen bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan <strong>Türk Nefroloji Derneği İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Savaş Öztürk</strong> ise; “Kronik böbrek hastalığı tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu. Obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları böbrek hastalığının en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Özellikle obezitenin artışı diyabet ve hipertansiyon sıklığını artırarak böbrek hastalıklarının görülme oranını da yükseltiyor. Böbrek hastalığı ile kalp-damar hastalıkları arasında çift yönlü bir ilişki bulunuyor. Bu nedenle sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması, düzenli sağlık kontrolleri ve erken tanı böbrek fonksiyonlarının korunmasında kritik rol oynuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Nefroloji Alanında Uzman İhtiyacı Artıyor</strong></p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Özkan Güngör</strong> ise nefroloji alanının sağlık sistemi açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekti:</p>
<p>“Diyabet, hipertansiyon ve obezitenin giderek artması böbrek hastalıklarının görülme sıklığını da artırıyor ve bu durum nefrolojiyi sağlık sistemi açısından kritik bir branş haline getiriyor. Ancak nefroloji uzmanı sayımız mevcut ihtiyacın oldukça altında. Ülkemizde yaklaşık 500 erişkin nefroloji uzmanı bulunuyor ve bu oran Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça düşük. Artan hasta yükü ve azalan uzman sayısı önümüzdeki yıllarda ciddi bir sağlık hizmeti sorunu yaratabilir. Bu nedenle nefroloji branşının güçlendirilmesi ve uzmanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi büyük önem taşıyor.”</p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şükrü Ulusoy </strong>ise; “ Kronik böbrek hastalığı sinsi bir hastalıktır ve birçok kişi yıllarca herhangi bir belirti hissetmeden yaşamına devam edebilir. Oysa böbrekler yalnızca vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlamaz; sıvı ve elektrolit dengesinin korunmasından kan basıncının düzenlenmesine, kemik sağlığından kan yapımına kadar yaşam için hayati pek çok görevi üstlenir. Bu nedenle kronik böbrek hastalığı yalnızca böbrekleri değil, kalp-damar sağlığını, kemik yapısını, yaşam kalitesini ve hatta yaşam süresini etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ancak sevindirici olan şu ki hastalık erken dönemde basit kan ve idrar testleriyle saptanabilir. Erken tanı sayesinde tansiyon ve diyabet kontrolü, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve uygun tedavi yaklaşımlarıyla hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir, komplikasyonlar azaltılabilir ve hastaların yaşam kalitesi korunabilir. Biz nefrologlar sadece böbrek yetmezliğini tedavi etmek istemiyoruz; böbrek hastalığını erken fark etmek, ilerlemesini önlemek ve toplumda böbrek sağlığı bilincini güçlendirmek istiyoruz. Dünya Böbrek Günü’nün bu açıdan çok önemli bir farkındalık fırsatı olduğuna inanıyoruz. Çünkü böbrek hastalığı sessiz ilerleyebilir; ama toplumun, hekimlerin ve sağlık sisteminin bu konuda sessiz kalmaması gerekir.”  </p>
<p><strong>Kalp, Böbrek ve Metabolizma Bir Takım Gibi Çalışıyor</strong></p>
<p><strong>Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü ve İnsan Sağlığı Direktörü Okan Güner </strong>ise,<strong> </strong>dünya çapında yaklaşık 850 milyon kronik böbrek hastası, 589 milyon diyabet hastası[5] ve 64 milyon kalp yetersizliği[6] hastasının bulunduğunu ancak FIFA verilerine göre, dünyanın en yaygın takip edilen sporu olan futbolun, yaklaşık 5 milyar kişi tarafından ilgiyle takip edildiğini söyledi. Bu içgörüden hareketle <strong>KRM United projesini başlattıklarını vurgulayan Güner şunları söyledi: </strong></p>
<p>“Kardiyovasküler, renal ve metabolik sistemler arasındaki ilişki, aslında bir takım oyunu gibidir. Tıpkı sahadaki bir futbol takımında olduğu gibi, diyabet, kalp yetersizliği ya da kronik böbrek hastalığı gibi sorunlar yalnızca tek bir organı değil, tüm sistemi ve dolayısıyla tüm vücudu etkileyebilir. KRM United projesiyle bu bağlantıyı odağımıza alıyor, Türk Nefroloji Derneği gibi değerli paydaşlarımızla iş birliği yaparak, bu hastalıklarda erken teşhisin önemine dair farkındalık oluşturmak istiyoruz. Bugün yeni tedavi seçenekleri sayesinde bazı hastalarda diyalize gidişin 10–15 yıla kadar geciktirilebildiğini görüyoruz. Bu gelişme, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırırken aynı zamanda sağlık sisteminin üzerindeki yükün de ciddi oranda azalmasına katkı sağlıyor. Çünkü Boehringer Ingelheim olarak sadece ilaç geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda sağlığa katkı sunmayı da faaliyetlerimizin önemli bir parçası olarak görüyoruz.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-nefroloji-derneginden-dunya-bobrek-gununde-uyari-hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-620298">Türk Nefroloji Derneği&#8217;nden Dünya Böbrek Günü&#8217;nde Uyarı: &#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[epigenetik]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[turanlı]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik testler uzun süredir hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141">Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Genetik testler uzun süredir hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor. Ancak <strong>genlerin nasıl çalıştığı ve çevresel faktörlerden nasıl etkilendiği sorusu, araştırmaları yeni bir alana yönlendirdi.</strong> Son yıllarda bilim dünyasında adını daha sık duymaya başladığımız bir alan var, o da “epigenetik”. Yani yalnızca hangi genlere sahip olduğumuz değil, o genlerin ne zaman ve nasıl çalıştığı da sağlığımızı belirliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerin sağladığı bilgilerin epigenetik verilerle birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı hale geldiğini vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı “Aslında doğduğumuz anda belirli genetik yatkınlıklarla dünyaya geliyoruz. Ancak bu yatkınlıkların sağlık üzerindeki etkisini belirleyen önemli mekanizmalardan biri epigenetik düzenlemelerdir” diyor. </strong></em></p>
<p>Uzun yaşamın ve sağlıklı yaşlanmanın sırrı yalnızca DNA diziliminde saklı değil. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, stres düzeyi, uyku düzeni ve maruz kalınan çevresel faktörler; genlerin çalışma biçimini etkileyebiliyor. İşte bu noktada epigenetik devreye giriyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, konuyu şöyle açıklıyor: “Genetik yapımız sabit olabilir; ancak epigenetik mekanizmalar genlerimizin açılıp kapanmasını düzenler. Genlerin aktif ya da baskılanmış olması yalnızca DNA dizilimimizle belirlenmez. Epigenetik süreçler, yaşam boyunca genlerin nasıl çalışacağını düzenleyen doğal ve dinamik mekanizmalardır. Bu süreçler, büyüme, gelişim ve hücrelerin kimlik kazanması gibi normal biyolojik olayların ayrılmaz bir parçasıdır”…</p>
<p>Kronik hastalıkların büyük bir kısmı multifaktöryel, yani hem genetik hem çevresel faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Kanserler, kalp-damar hastalıkları, nörolojik ve nöropsikiyatrik hastalıklar ile bağışıklık sistemiyle ilişkili birçok tablo bu gruba giriyor. “Risk genlerimiz olduğu gibi koruyucu genlerimiz de var” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik risk skorlarının artık daha ayrıntılı şekilde hesaplanabildiğini, ancak bu riskin hastalığa dönüşmesinde epigenetik düzenlemelerin önemli rol oynadığını vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Bir bireyde riskle ilişkili bir genetik varyantın bulunması, fenotipik sonucun kesinleştiği anlamına gelmez. Gen ekspresyonu ve biyolojik süreçler; epigenetik düzenlemeler ile yaşam tarzı ve çevresel etkileşimler tarafından dinamik biçimde şekillendirilir. Beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi, uyku düzeni, sigara kullanımı ve diğer çevresel faktörler genlerin işleyişini etkileyerek biyolojik risklerin ortaya çıkma olasılığını artırabilir ya da azaltabilir” diyor. </p>
<p><strong>Hastalık Riskini Bilmek Önemli </strong></p>
<p>Günümüzde genetik analizlerle; kalp-damar sağlığına ilişkin yatkınlıklar, bazı kanser türleri için risk profilleri, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklara genetik eğilimler ve bağışıklık sistemiyle ilişkili risk göstergeleri değerlendirilebiliyor. Ancak artık yalnızca “Hangi genetik varyantları taşıyoruz?” sorusu değil, “Bu genler nasıl ve ne düzeyde çalışıyor?” sorusu da önem kazanıyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı epigenetik analizler sayesinde hücre düzeyinde biyolojik yaşlanma göstergeleri, hücresel stres yanıtları ve bazı hastalık süreçlerinin erken izlerinin saptanabildiğine dikkat çekiyor: “Örneğin 10 yıl sonra Parkinson hastalığına yakalanma riskinizin olduğunu bilmek, hastalığı tamamen engelleyeceğiniz anlamına gelmez; fakat zihinsel aktiviteyi artırmak, beslenmeyi düzenlemek, egzersiz yapmak gibi epigenetik etkisi olan yaşam değişiklikleriyle süreci yavaşlatma şansınız olabilir”… </p>
<p><strong>Artık Kişiye Özel Tıp Gündemde </strong></p>
<p>Geleceğin tıbbı artık tedavi edici olmaktan çok önleyici ve kişiselleştirilmiş bir yapıya evriliyor. Bu süreçte tıp, genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik ve bilgisayar bilimleri bir araya gelerek disiplinler arası bir yaklaşım geliştiriliyor. Özellikle kanser tedavisinde kullanılan “akıllı ilaçlar”, tümörün moleküler ve genetik özelliklerine göre belirleniyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kanser hücresinin hangi moleküler yolağı kullandığını analiz ederek, o yolu hedefleyen ilaç seçilebiliyor. Üstelik yalnızca tümörün genetiği değil, hastanın ilaca nasıl yanıt vereceği de genetik ve epigenetik belirteçlerle öngörülebiliyor” diyor.</p>
<p>Bu yaklaşım sadece kanserle sınırlı değil. Bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler ve psikiyatrik ilaçlar için de farmakogenetik testler sayesinde kişiye en uygun doz ve ilaç seçimi yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Kimler Genetik Test Yaptırmalı</strong></p>
<p>Tek gen hastalıklarında, hastalıkla güçlü şekilde ilişkili bir patojenik varyantın taşınması durumunda klinik tablonun ortaya çıkma olasılığı oldukça yüksek. Bu nedenle ülkemizde ve birçok ülkede bazı tek gen hastalıkları için yenidoğan tarama programları uygulanıyor; ayrıca evlilik öncesi veya gebelik planlaması döneminde taşıyıcılık taramaları (örneğin SMA için) yapılıyor. Buna karşılık kronik ve çok faktörlü hastalıklarda genetik yapı tek başına belirleyici olmadığı için toplum genelinde yaygın tarama programları bulunmuyor. Ancak ailesinde birden fazla kanser olgusu olanlar, erken yaşta kalp-damar hastalığı görülen bireyler ve nörolojik hastalık öyküsü bulunan aileler için genetik danışmanlık ve uygun genetik analizler önerilebiliyor. </p>
<p>Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki yıllarda genetik ve epigenetik analizlerin daha erişilebilir hale geleceğini belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:</p>
<p>“Önümüzdeki 10 yıl içinde, yalnızca hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanan bir yaklaşımdan; riskleri daha erken dönemde değerlendirmeyi ve yönetmeyi hedefleyen bir sağlık modeline doğru bir dönüşüm görebiliriz. Genetik ve epigenetik veriler sayesinde özellikle bazı kronik hastalıklarda risklerin daha erken yaşlarda fark edilmesi ve uygun yaşam düzenlemeleriyle sürecin daha yakından izlenmesi mümkün olabilir”…</p>
<p><strong>Hedef Sağlıklı Yaşlanmak </strong></p>
<p>Yaşam süresi uzuyor; ancak asıl mesele sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmek. “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik ve epigenetik analizlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahip olduğunu da vurguluyor. Sonuç olarak, geleceğin tıbbında yalnızca DNA haritamız değil; bu bilginin nasıl yorumlandığı, genlerin hangi koşullarda nasıl çalıştığı ve yaşam biçimimizin bu süreci nasıl etkileyebileceği giderek daha fazla önem kazanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141">Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nadir Hastalıklar Günü Teşhisi Yıllar Alıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-gunu-teshisi-yillar-aliyor-616700</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 12:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alıyor]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisi]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616700</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nadir hastalıklar günü...Toplumda 2 binde birden daha az insanda görülen hastalıklara 'nadir hastalıklar' deniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-gunu-teshisi-yillar-aliyor-616700">Nadir Hastalıklar Günü Teşhisi Yıllar Alıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Toplumda 2 binde 1’den daha az insanda görülen hastalıklar ‘Nadir hastalıklar’ olarak kabul ediliyor. Her yıl Şubat ayının son günü Nadir Hastalıklar Günü olarak kabul edilirken Türk Toraks Derneği nadir akciğer hastalıklarına da dikkat çekti. Türk Toraks Derneği Klinik Sorunlar Çalışma Grubu Üyesi Dr. Nazlı Çetin, “Nadir hastalıklar, toplumda iki binde birden az sıklıkla görülen hastalıkları ifade eder. Sınıflandırma yöntemlerine göre farklılık göstermekle birlikte literatürde yaklaşık sekiz bin farklı nadir hastalık tanımlanmıştır. Bilimsel literatüre göre toplumun yüzde 5 ila 8’i arasında bir oranda nadir hastalıklardan birine sahip olduğu, ülkemizde ise yaklaşık 5 ila 6,4 milyon arasında insanın bu hastalıklardan etkilendiği öngörülmektedir. “Nadirin nadiri (ultra-nadir)” olarak adlandırılan hastalıklar ise çok daha seyrek görülür ve bu durum hem tanı yolunu hem de tedaviye erişimi daha da zorlaştırabilir” dedi. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/nadir-hastaliklar-gunu-teshisi-yillar-aliyor-0-2hhaT7VA.jpeg"/></p>
<p><b>Nadir hastalıklarda teşhis uzun sürebilir</b></p>
<p><span>Nadir akciğer hastalıklarının yalnızca çocukluk çağında ortaya çıkmadığını, yetişkinlikte de görüldüğünü belirten Dr. Çetin şunları söyledi: “Nadir hastalıkların bir kısmı çocukluk döneminde izlenebilse de, önemli bir bölümü erişkin yaşta başlar veya erişkin dönemde tanı alır. Nadir interstisyel akciğer hastalıkları ve nadir kistik akciğer hastalıkları bu açıdan dikkat çekici örneklerdir. Erişkin dönemde görülebilen pulmoner arteriyel hipertansiyon, idiopatik pulmoner fibrosis, pulmoner alveoler proteinozis (PAP), pulmoner alveoler mikrolitiyazis (PAM), plöroparankimal fibroelastoz (PPFE), lenfanjiyomiyomatozis (LAM), Birt–Hogg–Dubé sendromu, telomer ilişkili fibrozis ve diğer genetik/nadir alt tipler, doğru zamanda doğru uzmana yönlendirme ihtiyacını artıran klinik tablolar arasındadır. Ne yazık ki nadir akciğer hastalıklarında en büyük sorunlardan biri, tanıya giden yolun uzun ve yorucu olabilmesidir. Belirtiler çoğu zaman özgül değildir; klinik seyir kişiden kişiye değişebilir ve hastalıklar başlangıçta daha sık görülen hastalıkları taklit edebilir. Bu nedenle hastalar, tanı almadan önce farklı branşlara başvurabilir, tekrarlayan tetkikler yaptırabilir ve zaman kaybedebilir. Tanısal süreç çoğu zaman ileri görüntüleme, özgül laboratuvar testleri, patoloji ve multidisipliner değerlendirme gerektirir; bu olanaklar her merkezde aynı düzeyde bulunmayabilir. Uzman merkezlere ulaşım güçlüğü ve sevk süreçlerindeki gecikmeler, tanı süresini uzatabilir.”</span></p>
<p><b>Nadir hastalıklarda tanı konulduktan zorluklar devam ediyor</b></p>
<p><span>Dr. Çetin, tanı konulduktan sonra da zorlukların devam ettiğini belirterek, “Bazı hastalıklarda hedefe yönelik tedaviler sınırlıdır. Bazı tedavilere erişim ise ruhsat, geri ödeme, uygulama altyapısı ve merkez deneyimi gibi nedenlerle güçleşebilir. Kronik izlem ihtiyacı, hastalığın belirsiz seyri, iş gücü kaybı ve artan psikososyal yük, hem hasta hem aile hem de sağlık ekibi için önemli bir yük oluşturur. Bu zorlu yolculukta hekimler de hastalarıyla birlikte yoğun bir mücadele verir. Nadir görülmeleri nedeniyle günlük pratikte sık karşılaşılmayan bu hastalıklarda eğitim ve deneyim eksikliği ortaya çıkabilir. Doğru yönlendirme, uygun tanısal algoritmanın seçilmesi ve deneyimli merkezlerle iletişim kurulması özel önem taşır. Hekimin doğru zamanda ‘nadir hastalık olabilir’ şüphesi geliştirmesi ve hastayı uygun merkeze yönlendirmesi, tanı gecikmesini azaltan kritik bir adımdır. Dolayısıyla nadir akciğer hastalıkları, hasta–hekim ortaklığının en güçlü biçimde hissedildiği alanlardan biridir” dedi. </span></p>
<p><b>Nadir hastalıklar konusunda hekimlere eğitim veriliyor</b></p>
<p><span>Türk Toraks Derneği Klinik Sorunlar Çalışma Grubu olarak sahadan gelen ihtiyaçları izlediklerine de dikkat çeken Dr. Çetin, “Hekim, hasta ve sağlık sistemi düzeyinde iyileştirmeye dönük somut adımlar atıyoruz. Hekim farkındalığı ve eğitimine yönelik olarak göğüs hastalıkları asistan ve uzmanlarına hitap eden eğitim serileri, nadir akciğer hastalıklarına yönelik webinarlar, ‘Nadir Akciğer Hastalıkları Toraks Kitabı’ ve ‘Toraks Eğitim Kartları’ gibi bilgi araçları üzerinde çalışıyoruz. Ayrıca, sahadaki uzmanların deneyimli merkezlerle hızlı koordinasyonunu kolaylaştıracak ‘Danışma Hattı ve Telekonsültasyon’ gibi modellerin, tanı ve yönetimde önemli kazanımlar sağlayacağına inanıyoruz” dedi.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/nadir-hastaliklar-gunu-teshisi-yillar-aliyor-1-D27kYlLH.jpeg"/></p>
<p><b>Nadir akciğer hastalıkları Türkiye kayıt çalışması gerçekleşti</b></p>
<p><span>Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Züleyha Bingöl ise hasta ve hasta yakınlarının güvenilir bilgiye erişimi de en az tanı ve tedavi kadar kritik bir ihtiyaçtır diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Türk Toraks Derneği olarak hastalık temelli bilgilendirici metinler, hasta kitapçıkları, afişler ve dijital içerikler üreterek toplumun doğru bilgiye erişimini ve farkındalığın artmasını desteklemeyi hedefliyoruz. Bilimsel bilgi üretimi ve ülkemize özgü verinin oluşturulması ise nadir hastalıklar alanında temel gerekliliklerdendir. Bu kapsamda, derneğimizin çatısı altında yürütülen ‘Nadir Akciğer Hastalıkları Türkiye Kayıt Çalışması’ ile çok merkezli ve ulusal düzeyde veri toplanması, hastalıkların epidemiyolojik özelliklerinin, tanı, tedavi yaklaşımlarının ve uzun dönem sonuçlarının sistematik biçimde ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk verileri Nisan ayında yapılacak olan Uluslarası Katılımlı Türk Toraks Derneği 29. Yıllık Kongresi’nde sunulacaktır. Ulusal kayıtlar hem hasta bakımının iyileştirilmesine hem de gelecekteki araştırma ve sağlık politikalarına bilimsel zemin oluşturacaktır.”</span></p>
<p><b>Nadir hastalığa yakalananlar yalnız bırakılmamalı</b></p>
<p><span>Prof. Dr. Bingöl sözlerini şöyle noktaladı: “Sağlık Bakanlığımız tarafından yayımlanan ‘2023–2027 Nadir Hastalıklar Sağlık Strateji Belgesi ve Eylem Planı’, nadir hastalıklar alanında farkındalığın artırılması, tanı ve tedaviye erişimin güçlendirilmesi ve ulusal veri sistemlerinin geliştirilmesi gibi kritik hedefleri içeren önemli bir yol haritasıdır. Türk Toraks Derneği olarak, bu ulusal hedeflere katkı sunmak, nadir akciğer hastalıkları özelinde eğitim, doğru yönlendirme ağları, hasta bilgilendirme materyalleri, telekonsültasyon modelleri ve ulusal kayıt çalışmaları gibi başlıklarda bakanlığımızla ve tüm paydaşlarla iş birliğine hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz. Nadir akciğer hastalıklarıyla yaşayan tüm hastalarımızın, yakınlarının ve bu alanda emek veren sağlık çalışanlarının yanında olduğumuzu; tanıya ve tedaviye erişimi kolaylaştıracak her adımın destekçisi olacağımızı bir kez daha vurguluyoruz. Unutmayalım: Nadir görülen hastalıklar, doğru politika ve doğru iş birliğiyle ‘yalnız bırakılmaması gereken’ hastalıklardır” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-gunu-teshisi-yillar-aliyor-616700">Nadir Hastalıklar Günü Teşhisi Yıllar Alıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 07:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[6000]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[novaseq]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık alanındaki teknolojik altyapısını sürekli geliştirerek hastalarına daha hızlı ve daha doğru sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen Dokuz Eylül Üniversitesi, genetik analizlerde kullanılan yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000’i bünyesine kazandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621">Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık alanındaki teknolojik altyapısını sürekli geliştirerek hastalarına daha hızlı ve daha doğru sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen Dokuz Eylül Üniversitesi, genetik analizlerde kullanılan yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000’i bünyesine kazandırdı. DEÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı ve Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezinde kullanılmaya başlanan cihaz, nadir hastalıkların teşhis, tedavi ve izlem süreçlerinde ileri genomik analiz imkânı sunuyor.</p>
<p>Söz konusu cihaz, mevcut bilgiler doğrultusunda üniversite hastaneleri arasında yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde bulunma özelliği taşıyor. Bu yeni teknoloji, hem klinik hizmetlerde tanı hızını artırıyor hem de bilimsel araştırmalara önemli katkılar sağlıyor.</p>
<p><b>“NADİR HASTALIKLARIN YÜZDE 80’İ GENETİK KÖKENLİ”</b></p>
<p>28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ahmet Okay Çağlayan, nadir hastalıkların küresel ölçekte önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Çağlayan, nadir hastalıkların tanımının ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte Türkiye’de yaklaşık her 2 bin kişiden birinde görüldüğünü belirterek, “Nadir hastalıkların toplamda yaklaşık 8 bin farklı türü bulunmaktadır. Bu hastalıklar dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 6’sını etkilemekte olup, dünya genelinde 400 milyondan fazla birey nadir hastalıklarla yaşamaktadır. Avrupa’da yaklaşık 30 milyon, ülkemizde ise 5 ila 7 milyon arasında nadir hastalığa sahip birey olduğu tahmin edilmektedir. Nadir hastalıkların oluşumunda genetik faktörler yüzde 80 oranında rol oynamaktadır. Bu hastalıkların yüzde 70’i çocukluk döneminde ortaya çıkmakta ve ülkemizde hastaların yaklaşık üçte birinde yaşam kaybına neden olabilmektedir,” dedi.</p>
<p><b>“ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ARASINDA SADECE DEÜ’DE VAR”</b></p>
<p>NovaSeq 6000 cihazının sağladığı ileri teknoloji sayesinde tanı süreçlerinde önemli bir hız ve doğruluk artışı sağlandığını ifade eden Prof. Dr. Çağlayan, şunları kaydetti:</p>
<p>“DEÜ bünyesine kazandırılan bu ileri teknoloji sayesinde hastalarımıza daha hızlı ve doğru tanı koyabiliyoruz. Aynı zamanda yürüttüğümüz bilimsel araştırmalarla bölgesel ve ulusal düzeyde önemli katkılar sunuyoruz. Üniversite hastaneleri arasında NovaSeq 6000 cihazının yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesinde bulunması, nadir hastalıkların teşhis, tedavi ve izlem süreçlerinde güçlü bir translasyonel genomik altyapıya sahip olduğumuzu göstermektedir.”</p>
<p><b>YILDA 10 BİN HASTA TEDAVİ GÖRÜYOR</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezinin T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış bir merkez olduğunu belirten Prof. Dr. Çağlayan, merkezde tanı, araştırma ve genetik danışmanlık hizmetlerinin bütüncül bir yaklaşımla sunulduğunu ifade etti.</p>
<p>Genetik hastalıkların yalnızca bireyi değil tüm aileyi etkileyen sağlık sorunları olduğuna dikkat çeken Çağlayan, “Merkezimizde genetik tanı, risk değerlendirmesi ve danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 10 bin hastaya klinik değerlendirme yapılmış, 5 bin genetik test gerçekleştirilmiştir. Ayrıca İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile yürüttüğümüz multidisipliner çalışmalar sayesinde nadir hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerinde bilimsel ve klinik kapasitemizi sürekli geliştirmekteyiz,” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>BİLİMSEL ARAŞTIRMA VE HASTA HİZMETLERİNDE GÜÇLÜ ALTYAPI</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesinin sağlık alanındaki ileri teknoloji yatırımları hem hasta hizmetlerinin kalitesini artırıyor hem de nadir hastalıklar başta olmak üzere genetik temelli hastalıkların anlaşılması ve tedavisine yönelik bilimsel araştırmalara güçlü bir zemin hazırlıyor. Üniversite, sahip olduğu ileri genomik teknolojiler ve uzman akademik kadrosuyla ulusal ve uluslararası düzeyde sağlık bilimlerine katkı sunmayı sürdürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621">Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık çalışanlarının aşılanması ile rol model oluşturulmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglik-calisanlarinin-asilanmasi-ile-rol-model-olusturulmali-615625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılanması]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanlarının]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturulmalı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615625</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “2. Aşı ve Aşılamanın Önemi Günleri Sempozyumu”nda aşıyla önlenebilen hastalıkların yanı sıra çocuklarda, yetişkinlerde ve sağlık çalışanlarında aşılamanın koruyucu etkilerine dikkat çekildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-calisanlarinin-asilanmasi-ile-rol-model-olusturulmali-615625">Sağlık çalışanlarının aşılanması ile rol model oluşturulmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “2. Aşı ve Aşılamanın Önemi Günleri Sempozyumu”nda aşıyla önlenebilen hastalıkların yanı sıra çocuklarda, yetişkinlerde ve sağlık çalışanlarında aşılamanın koruyucu etkilerine dikkat çekildi. Sağlık çalışanlarının aşılanmasının öneminden bahseden İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Toprak, sağlık çalışanlarının aşılanmasının toplumda örnek davranış olarak gösterildiğinde genel aşı kabulünü artırabileceğini söyledi.</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Creative Lab.&#8217;da gerçekleştirilen sempozyumun moderatörlüğünü yapan </span></span></span></span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, <span>her yıl 1 milyondan fazla çocuğun aşıya erişemediği için aşıyla korunulabilen hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Aşılama oranlarının düşmesinde aşı karşıtlığındaki artışın etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “<span>Dünya Sağlık Örgütü’nün insanlığı tehdit eden 10 önemli faktör arasında yer verdiği, aşı karşıtlığı önemli bir yer tutuyor. Özellikle bu sorunun dünyada yaygınlaştıını görmekteyiz, ülkemizde de benzer bir durum söz konusu. Ülkemizde 2010’lu yıllarda 100 aile çocuklarını aşılatmak istemezdi. Çocuğunun aşılanmasını istemeyen aile sayısı 2025’te 100 bini aştı, bu çok olumsuz bir durum” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Aşılama oranlarının düşüşüyle beraber kızamık salgınları ortaya çıkıyor</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>2022‘de yapılan bir yayından örnek veren Prof. Dr. Selim Badur, “1 yaş altı çocuklarda aşılama oranlarında Türkiye yüzde 95 gibi iyi bir yerde. Bu da son zamanlarda azalmakta ve kızamık salgınları ortaya çıkıyor. Çocuklarda nispeten yüksek olan aşılama oranları erişkin aşılamalarına bakılınca yüzde 6’lar civarında olduğunu görüyoruz” dedi. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Erişkinlerde aşılama oranları düşük seviyede</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Erişkin aşılamasının da çok önemli olmasına rağmen aşılama oranlarının çok düşük olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Badur, yapılan bazı çalışmalarda tetanoz, Hepatit B, özellikle influenza, pnömokok aşılama oranlarının da oldukça düşük seviyelerde olduğunu söyledi. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Aşılanma konusunda bilinçlenmenin sağlanması ve aşı konusunda önyargı ve yanlış bilgilerin yayılmasının önlenmesinde bilimsel toplantıların önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, bu sempozyumun da bu anlamda önemli olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Prof. Dr. Selda Hançerli, çocukluk çağı aşılamasının önemini anlattı</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selda Hançerli, ulusal çocukluk çağı aşıları ile aşılamanın çocuk sağlığı üzerindeki koruyucu etkilere değindi. Aşının sadece hastalıkları önlemede değil, hastalıkların sonuçlarından da koruduğunu belirten Prof. Dr. Selda Hançerli, “Aşılama yani bağışıklama, immünolojik ajanlarla hastalıkların yok edilmesidir. Korunabilir hastalıkların ortaya çıkışını engellediğiniz zaman hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin de önüne geçiyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Boğmaca, Hepatit B, kızamk, kızamıkçık, suçiçeği, difteri, tetanoz ve kabakulak gibi pek çok hastalığın aşılama sayesinde önlenebildiğini belirten Prof. Dr. Selda Hançerli, “Şu anda tüm dünyada eridike edilmiş kanıtlanmış tek hastalık çiçek hastalığı. Aşılama sayesinde bir hastalık dünyadan yok oldu. Aşılama sayesinde amacımız bu hastalıkların eksilmesini sağlamak” dedi. Prof. Dr. Selda Hançerli ergenlik dönemindeki aşılamanın da çok önemli olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen: “Aşıyla önlenebilen hastalıklar nedeniyle 42 bin yetişkin yaşamını yitiriyor” </span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Şehir Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen, erişkin aşılamasının önemini vurguladı. Yetişkin aşılamasının son birkaç yıldır hayatımızda olduğunu belirten Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen, bu farkındalığın özellikle pandemi döneminde arttığının altın çizdi. Aşıyla önlenebilen hastalıklar nedeniyle ABD’de her yıl 300 çocuk ölürken 42 bin yetişkinin öldüğünü ifade eden Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen, “Çocukluk döneminde yapılan aşıların koruyuculuğunun erişkinlik döneminde etkisini kaybetmesi nedeniyle erişkinlerde aşılama büyük önem taşıyor” dedi. Dr. Gamze Şanlıdağ İşbilen, tetanoz, boğmaca, difteri, influenza, pinomokok, zatürre ve zona aşılarının yetişkinlerde önleyici etkilerini anlattı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Prof. Dr. Dilek Toprak:  “Sağlık çalışanlarının aşılanması çok önemli”</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Toprak ise sağlık çalışanlarının aşılanmasının öneminden bahsetti. Sağlık çalışanları için temel aşı takvimi hakkında bilgi veren  Prof. Dr. Dilek Toprak, Hepatit A, Hepatit B, influenza, kızamık, kabakulak, kızamıkçık, suçiçeği ve meningokok aşılarının yaptırılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Sağlık çalışanları yılda bir kere influenza aşısı olmalı</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Mevsimsel influenza aşısının yılda bir kere yaptırılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Dilek Toprak, tetanoz ve difteri aşılarının da önemli olduğunu, özellikle tetanoz aşısının 10 yılda bir yaptırılması gerektiğini kaydetti. Sağlık çalışanlarının ülke çapında gerçekleştirilen standart tarama ve bağışıklama programlarına alınması ve hastane yönetimleri tarafından aşı konusunda gerekli kolaylıkların sağlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Dilek Toprak, sağlık çalışanlarının aşılanmasının toplumda örnek davranış olarak gösterildiğinde genel aşı kabulünü artırabileceğini sözlerine ekledi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglik-calisanlarinin-asilanmasi-ile-rol-model-olusturulmali-615625">Sağlık çalışanlarının aşılanması ile rol model oluşturulmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen TBL1XR1 geni, son dönemde çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen <strong>TBL1XR1 geni, son dönemde </strong>çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti. Öğrenme güçlüğü, epilepsi ve otizmle benzer belirtiler gösteren TBL1XR1-ilişkili nadir hastalığın tedavisi için şimdi Türkiye’de bir ilk hayata geçiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare Derneği</strong>, <strong>TBL1XR1 hastalığını anlamak ve olası tedavi yollarını araştırmak üzere güçlerini birleştirdi. Araştırmanın en çarpıcı yönü ise Türkiye’de ilk kez bu hastalık özelinde, Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) liderliğinde “beyin organoidi”</strong> <strong>geliştirilecek olması. Bilimsel çalışma yalnızca TBL1XR1’e değil; otizm, epilepsi ve benzeri nörogelişimsel hastalıkların anlaşılmasına da ışık tutmayı hedefliyor. Bilimsel araştırmayla eş zamanlı olarak, bu hastalıkla yaşayan aileleri bir araya getirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla da kapsamlı çalışmalar yürütülecek.</strong></em></p>
<p><strong>Dünya nüfusunda yaklaşık 300 milyon kişinin nadir bir hastalıktan etkilendiği tahmin ediliyor</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleştirilen konferansta nadir hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgili son gelişmelerden söz eden Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı <strong>Prof. Dr. Yasemin Alanay</strong>, “nadir” kavramının sanıldığından çok daha geniş bir kitleyi kapsadığını vurguluyor: “Bugün dünyada 6 binden fazla nadir hastalık olduğu düşünülüyor. Toplamda bakıldığında yaklaşık 300 milyon insan nadir bir hastalıkla yaşıyor. Türkiye’ye uyarladığımızda bu sayı 5–6 milyon kişiye karşılık geliyor. Yani isimleri nadir ama etkiledikleri kişi sayısı hiç de az değil.”</p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay’a göre nadir hastalıkların büyük bölümü tek bir gen mutasyonundan kaynaklanıyor. TBL1XR1 de bu gruba giriyor ve çoğu zaman otizm, epilepsi ya da zihinsel yetersizlik tanılarıyla karışabiliyor. Bu durum tanı süresini uzatıyor; dünyada tanı süresi ortalama 5 yılı buluyor.</p>
<p><b><strong>Türkiye’de İlk: Hasta örneğinden “Mini Beyin” modellerine</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, genetik tanı imkanlarının Türkiye’de oldukça gelişmiş olmasına rağmen hâlâ çok sayıda çocuğun tanı alamadığını belirtiyor. Asıl büyük sorunun ise tedavi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Bugün nadir genetik hastalıkların yalnızca yüzde 5’inin tedavisi var. Ama biz bu oranın zamanla yüzde 95’e çıkacağına inanıyoruz. Bunun için önce tanıyı net koymak, sonra hastalığı hücresel düzeyde anlamak zorundayız. TBL1XR1 hastalığı ise bu açıdan çok önemli bir model” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, araştırmanın bilimsel omurgasını beyin organoidi çalışmalarının oluşturduğuna dikkat çekiyor. Beyin organoidi, hastadan alınan cilt ya da saç kökü hücrelerinden laboratuvar ortamında geliştirilen, beynin genetik ve işlevsel özelliklerini taşıyan mikroskobik “mini beyin” modelleri aslında. Bu teknoloji sayesinde hastalığa neden olan genetik bozukluk, insan beynine en yakın ortamda incelenebiliyor.</p>
<p>Çalışmayı yürüten isimlerden Acıbadem Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı <strong>Doç. Dr. Kaya Bilgüvar</strong>, bu yöntemin avantajlarını şöyle özetliyor:</p>
<p>“Beyin organoidlerinin en büyük avantajı, hayvan deneylerine ihtiyaç duymadan, doğrudan hastanın kendi genetik yapısını taşıyan bir model üzerinde çalışmaya imkan vermesidir. Böylece hastalığın beyinde nerede ve nasıl ortaya çıktığı anlaşılabilir, genetik düzeltmeler denenebilir ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının yolu açılır. Özellikle TBL1XR1 gibi nadir ve az bilinen hastalıklarda, beyin organoidleri bilimsel araştırmalar için kritik ve dönüştürücü bir araç olarak öne çıkıyor”&#8230; </p>
<p>“Asıl hedef, gen düzenleme teknikleriyle bu bozulmanın geri döndürülüp döndürülemeyeceğini görmek” diyen Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, “Mutasyonu laboratuvar ortamında düzelttiğimizde hücreler normale dönüyor mu? Eğer dönüyorsa, bu gelecekteki tedaviler için çok güçlü bir umut demek” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p><b><strong>Dernek Sayesinde Ailelere Ulaşılacak</strong></b></p>
<p>Bu sürecin arkasındaki itici güçlerden biri ise HERDEM Çare Derneği Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş. Oğlu Erdem’e TBL1XR1 tanısı konulduktan sonra yaşadıkları, HERDEM Çare Derneği’nin doğmasına neden olmuş. Sekiz sene doktor doktor dolaştıktan sonra sonunda oğlunun hastalığına tanı konabildiğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Altınbaş, “Tanı aldığımızda ‘Şimdi ne yapacağız?’ sorusuyla baş başa kaldık. Dünyada bu konuda çok az bilgi vardı. Ama şunu fark ettik: Ne kadar çok hasta bir araya gelirse, bilim için o kadar çok veri oluşuyor. Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve derneğimiz iş birliğiyle umarım çok yakında bu nadir hastalığımıza tedavi de geliştirilebilecek. Derneğimiz sayesinde kısa sürede Türkiye genelinde 13’ten fazla aileye ulaştık. Nadir hastalıklar insanı çok yalnızlaştırıyor, oysa yalnız değiller. Tek gen hastalıklarının bir gün mutlaka tedavisi olacak. Yeter ki birlikte çalışalım” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Araştırmaya eşlik eden farkındalık çalışmaları ise, tanı alamayan ailelerin doğru merkezlere ulaşmasını da hedefliyor. Uzmanlara göre TBL1XR1 üzerine yapılacak çalışmalar, yalnızca bir hastalığı değil; otizm ve epilepsi gibi daha yaygın nörogelişimsel bozuklukların mekanizmalarını anlamada da anahtar rol oynayabilir.</p>
<p><b>Genetik Veriler İçin Yasal Çerçeve Vurgusu</b></p>
<p>Nadir hastalıklar ve gen tedavilerinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir konu olduğuna dikkat çeken, sağlık hukuku ve genetik veriler alanında çalışan hukukçu Prof. Dr. Tekin Memiş, genetik verilerin korunması ile bilimsel araştırmalar arasında bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Tekin Memiş, “Kişisel genetik bilgilerin kötüye kullanım riskine karşı bireyin haklarının korunması şart. Genetik verinin saklanmasına yönelik açık ve güvenli bir yasal düzenleme ile bu verilerin araştırmalarda etik biçimde kullanılması mümkün olacak. Bu düzenleme, yeni tedavilerin geliştirilmesi açısından kritik önemde” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>“Sesimizi Duyurmak İçin Bir Araya Geldik”</b></p>
<p>Kızında TBL1XR1 gen mutasyonu bulunan Aykut Çekiç ise yaşadıkları zorlu süreci anlatarak, farkındalığın hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Sekiz yaşındaki kızının üç kez beyin ameliyatı geçirdiğini belirten Aykut Çekiç, “Kızımıza sonunda tanı konabildiği için çok mutluyuz. Bir hastalığa tanı konabiliyorsa tedavi de bulunabiliyor çünkü. Bu nadir hastalıkla ilgili daha fazla aileye ulaşmak ve doğru tanı almalarını sağlamak için HERDEM Çare Derneği çatısı altında bir araya geldik. Amacımız, hem Türkiye’de hem de dünyada bu hastalığın bilinirliğini artırmak” diyor. </p>
<p><em> </em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebeğinizi &#8220;Koza Stratejisi&#8221; İle Enfeksiyonlardan Koruyabilirsiniz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bebeginizi-koza-stratejisi-ile-enfeksiyonlardan-koruyabilirsiniz-603964</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşıları]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeği]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğinizi]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlardan]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[koruyabilirsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[koza]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[stratejisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni doğan bebekler ve küçük çocuklar, bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediği için bulaşıcı hastalıklara karşı en savunmasız gruplar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeginizi-koza-stratejisi-ile-enfeksiyonlardan-koruyabilirsiniz-603964">Bebeğinizi &#8220;Koza Stratejisi&#8221; İle Enfeksiyonlardan Koruyabilirsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni doğan bebekler ve küçük çocuklar, bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediği için bulaşıcı hastalıklara karşı en savunmasız gruplar arasında yer alıyor. Havaların da soğumasıyla birlikte duyarlı oldukları bu süreçte boğmaca, grip(influenza), RSV (respiratuar sinsityal virüs) ve benzeri solunum yolu enfeksiyonlarında da artış gözlemleniyor. Bebekler ve henüz aşıları tamamlanmayan küçük çocuklarda bu hastalıklar daha ağır seyrederek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Çocuklardaki bu riskler, ebeveynler ve diğer aile bireylerinin de aktif rol oynadığı “Koza Stratejisi” olarak tanımlanan koruyucu yaklaşımla en aza indirilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Utkucan Uçkun, çocuk ve bebeklerdeki bulaşıcı hastalıkları önleme yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Tüm aile fertleri ve yakınlara önemli görevler düşüyor</strong></p>
<p>Koza stratejisi; ebeveynlerin, kardeşlerin, büyükanne, büyükbaba ve bakıcıların yeni doğan bir bebek için güvenli bir ortam oluşturmasının bir yoludur. Bu korunaklı alanda herkes mikropları bebekten uzak tutmaya çalışır. Akrabaların aşıları günceldir ve el yıkama başta olmak üzere önemli hijyen kurallarına dikkat ederler. Küçük çocuklara, özellikle öksürüyorlarsa veya hasta hissediyorlarsa bebeği öpmemeleri veya çok yaklaşmamaları öğütlenir. Ebeveynlerin, yeni doğan bebeğin kardeşlerinin gittiği kreş veya okullardaki hastalık belirtilerini takip etmesi de gereklidir. Koza stratejisi, yeni doğan bebeği boğmaca, grip (Influenza) ve respiratuar sinsityal virüs (RSV) gibi hastalıklardan korumaya yardımcı olur. Bu enfeksiyonlar solunum problemleri, zatürre, nöbet ve/ya beyin dokusu hasarı gibi ciddi hastalıklara ve/ya komplikasyonlara neden olabilmektedir. Yeni doğmuş bir bebeği kozaladığınızda, onu hasta edebilecek bakteri ve virüslere maruz kalma olasılığını dolaylı olarak azaltabilirsiniz. </p>
<p><strong>Yeni doğan bebekler virüslere karşı daha çok risk altındadır</strong></p>
<p>Yenidoğanların virüs ve bakteri kaynaklı hastalık geliştirme olasılığı, büyük çocuklara ve yetişkinlere göre daha yüksektir. Bağışıklık sistemleri henüz çoğu enfeksiyona nasıl direneceğini öğrenmemiştir. Aşı desteğine ihtiyaçları vardır, ancak bazılarını yaptırmak için henüz çok küçüktürler. Bebekler, boğmacaya karşı koruma sağlayan aşının ilk dozunu 2 aylık olana kadar, grip (Influenza) aşısının ilk dozunu ise 6 aylık olana kadar alamazlar. Aşılarını olmaya başlamadan önceki bu süreçte, yenidoğanlar boğmaca, grip ve/ya RSV gibi hastalıklara maruz kalabilir. Gebeliğin üçüncü üç aylık döneminde (üçüncü trimester) gebenin bu enfeksiyonlara karşı aşılanması, bebeği doğumdan sonra bir süre koruyabilse de; bebeğin kendi bağışıklığını sağlayabilmesi için kendisinin aşılanması gerekir. Dolayısıyla, bu süre zarfında aile bireyleri, bakım verenler veya yenidoğanla sıkı temasta olacak kişilerin, aşılarını güncel tutmaları ve hijyen kurallarına uymaları gerekmektedir. </p>
<p><strong>Arkadaşlarınız ve aileniz için bir mesaj: Bu süreçte hep birlikteyiz</strong></p>
<p>Bir bebeği dünyaya getirmiş olmak, aileniz ve arkadaşlarınızla paylaşmak isteyeceğiniz bir süreçtir. İlk gülümsemelerini ve sevimli esnemelerini görmelerini istersiniz. Ayrıca, gece uyanmalarına ve beslenmelerine uyum sağlarken aile ve arkadaşlarınızın desteğini almak önemlidir. Onları bu sürece dahil etmek ama bir yandan da bebeğinizi enfeksiyonlardan uzak tutmak istersiniz. Önemli olan, desteklerinin bebeğinizi nasıl sağlıklı tuttuğunu görmelerine yardımcı olmaktır. ‘Koza Stratejisi’ne bağlı kalmalarının şu anda alabileceğiniz en iyi destek olduğunu söyleyerek şu açıklamayı yapabilirsiniz; </p>
<ol>
<li>Yenidoğanların mikroplarla temas ettiklerinde hastalık geliştirmeleri daha kolaydır ve bazı hastalıklar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. </li>
<li>Yenidoğanın bağışıklık sisteminin zararlı mikropları nasıl tanıyacağını öğrenmesi gerekir. Aşılar bu amaçla kullanılır ve ciddi hastalıkları önlemede yardımcıdırlar.</li>
<li>Aşıların etki etmesi zaman alır, bu nedenle bu süreçte aile ve arkadaşlarınızın desteğini görmek oldukça önemlidir.</li>
<li>Önerilen aşıları yaptıran aile bireyleri, arkadaşlar ve bakıcıların enfekte olma, bulaştırma ve dolayısıyla bebeği hasta etme olasılığı daha düşüktür.</li>
<li>El yıkama gibi hijyen önlemleri enfeksiyonu önlemeye yardımcı olur. Ancak bu tek başına bebeğinizi enfeksiyondan korumak için yeterli değildir. Kardeşler, büyükanne, büyükbabalar ve bakıcılar gibi ev halkının aşılarının güncel olduğundan emin olmak ek bir koruma katmanıdır. Yenidoğan bebeğinizi RSV, grip ve boğmacaya karşı korumada sadece ebeveyn olarak sizlerin önerilen aşıları yaptırmasından daha etkili bir yöntemdir.</li>
</ol>
<p><strong>‘Koza Stratejisi’ ve yenidoğan bebekte aşılama birlikte yürütülmelidir</strong></p>
<p>Aşılar, milyonlarca çocuğu bir zamanlar yaygın olarak görülen çok sayıda tehlikeli hastalıktan uzak tutarak, güçlü ve sağlıklı bir şekilde büyümelerine yardımcı olmuştur. Boğmaca, hapşırma ve öksürme yoluyla yayılır. Çoğu yenidoğan, bu mikrobu sıkı temas halinde olduğu insanlardan kapar. Boğmaca, yenidoğanlar için ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Ancak etraflarındaki herkes aşılarını güncel tutar ve ‘Koza Stratejisi’ne bağlı kalırsa, bebeklerin hastalanma olasılığı oldukça düşüktür. Anneler ve bebekleri genellikle birlikte hastalanırlar. Bu nedenle bebek doğmadan önce ve sonrasında hem annenin hem de bebeğin mümkün olduğunca sağlıklı olmalarını isteriz. Anne adaylarının grip (Influenza), Respiratuar Sinsityal Virüs (RSV) ve Boğmaca (Tdap) aşılarını güncelleme amaçlı kendi doktorlarına danışmaları önemlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeginizi-koza-stratejisi-ile-enfeksiyonlardan-koruyabilirsiniz-603964">Bebeğinizi &#8220;Koza Stratejisi&#8221; İle Enfeksiyonlardan Koruyabilirsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 08:37:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kışın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de kış döneminde acil servislere yapılan başvuruların yaklaşık yüzde 40’ı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle oluyor. Özellikle grip, soğuk algınlığı, RSV enfeksiyonları, COVID-19, zatürre ve bronşit en sık görülen hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166">Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de kış döneminde acil servislere yapılan başvuruların yaklaşık yüzde 40’ı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle oluyor. Özellikle grip, soğuk algınlığı, RSV enfeksiyonları, COVID-19, zatürre ve bronşit en sık görülen hastalıklar arasında yer alıyor.  Uzmanlara göre, kış aylarında bu hastalıkların bulaşma riski yaz aylarına nazaran 3 kat daha yüksek.  Bunun nedeni ise kapalı alanlarda daha uzun süre kalınması ve havalandırmanın yetersiz olması sebebiyle mikropların yayılımının kolaylaşması. Ayrıca, bağışıklık sisteminin soğuk havada zayıflaması da enfeksiyonlara olan yatkınlığı artırıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, </strong>aslında doğru önlemlerle bu enfeksiyonlardan korunmanın veya hastalığa yakalanma riskini ciddi oranda azaltmanın mümkün olduğunu belirterek, “Hem kişisel hijyen hem de yaşam tarzı alışkanlıkları bu süreçte büyük önem taşıyor. Kışın sağlığımızı korumak için en önemli kural ise kalabalık ve kapalı ortamları sınırlamak, doğru havalandırma yapmak ve bağışıklığı güçlü tutmaktır. Ayrıca, öksürme ve hapşırmayla yayılan damlacıklar kolayca bulaşabildikleri için özellikle yüz yüze olan karşılıklı konuşmalarda aramızdaki mesafenin en az 70 cm olmasına özen göstermeliyiz” diyor.  <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, </strong>kış aylarında hastalıklardan korunmamız için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı  anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının</strong></p>
<p>Kışın kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmanız çok önemli. Zira, insanların birbirine yakın bulundukları alanlarda influenza, solunum sinsityal virüsü (RSV) ve COVID-19 gibi virüsler çok hızlı yayılıyorlar. Araştırmalar, kalabalık ve kötü havalandırılan ortamlarda bulaşma riskinin 10 kata kadar arttığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, sinema, AVM, toplu taşıma ve toplantı salonlarında uzun süre kalmaktan kaçınmak enfeksiyon riskini ciddi şekilde azaltıyor. Mecburi  durumlarda maske takmak da etkili olan bir başka önlem. </p>
<p><strong>Haftada en az 3 kez 1’er saat yürüyün</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz bağışıklık hücrelerinin dolaşımını artırarak enfeksiyonlara karşı koruyucu etki sağlıyor. Araştırmalar, haftada en az 150 dakika yürüyen kişilerde solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 30 oranında daha az görüldüğünü gösteriyor. İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, kışın soğuk havaya rağmen açık havada yapılan tempolu yürüyüşün hem D vitamini sentezine katkı sağladığını hem de kişiyi kapalı alan kalabalığından uzak tuttuğunu belirterek, “Yürüyüşü mümkünse gün içinde ve rüzgârdan korunaklı bir rota seçerek yapın. Aşırı terlemeyi ve üşümeyi önlemek için kat kat giyinmeye de dikkat edin” diyor. </p>
<p><strong>Odalarınızı günde 3 kez 15’er dakika havalandırın</strong></p>
<p><strong> </strong>Kışın pencereler genelde kapalı kaldıkları için virüsler havada daha uzun süre asılı kalıyorlar. Bu nedenle, oturduğumuz, çalıştığımız veya uyuduğumuz ortamları günde 3 kez en az 10–15 dakika havalandırmak büyük fark oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü, iyi havalandırmanın solunum yolu hastalıklarını yüzde 50 oranında azalttığını bildiriyor. Havalandırma sırasında kısa süreli ısı kaybı olsa bile hava kalitesinin korunması enfeksiyon riskini ciddi oranda düşürüyor. Kapalı ortamlarda sürekli klima veya soba kullanımı havayı kuruttuğu için nem dengesini korumak da önem taşıyor.</p>
<p><strong>Aşılarınızı mutlaka tamamlayın</strong></p>
<p>Grip aşısı, özellikle risk grubunda yer alan kişilerde hastaneye yatış riskini yüzde 60 oranına kadar azaltıyor. COVID-19 hatırlatma dozları bağışıklık düzeyinin düştüğü kış aylarında koruma sağlıyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu,  65 yaş üstünde veya kronik hastalığı olanlarda zatürre (pnömokok) aşısının da ciddi enfeksiyonları önleyebildiğini vurgulayarak, “Aşılar hastalıkların bulaşmalarını ve ağır seyretmelerini önleyen en güçlü araçlardandır. Üstelik, sadece sizi değil çevrenizdeki hassas kişileri de koruyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Eve geldiğinizde ilk iş ellerinizi yıkamak olsun</strong></p>
<p>Virüslerin büyük bir bölümü eller yoluyla bulaşıyor. Bu nedenle, ellerinizi yıkamadan yüzünüze, burnunuza veya gözlerinize asla dokunmayın. Ellerin su ve sabunla en az 20 saniye yıkanması enfeksiyon riskini yüzde 40–50 oranında azaltıyor. Dolayısıyla, özellikle toplu taşıma, market, okul veya iş yerinden dönüşte bu alışkanlık çok önem taşıyor. Su ve sabun yoksa en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptikleri de fayda sağlıyor. </p>
<p><strong>Boyun ve burun bölgenizi koruyun</strong></p>
<p>Soğuk hava solunum yolu mukozasını zayıflatarak virüslere daha duyarlı hâle getiriyor. Boyun ve burun bölgesini korumak ise özellikle rüzgârın etkisini azaltarak mukozanın kurumasını ve bu sayede virüslerin solunum yollarında kolayca tutunmalarını önlüyor.<strong> </strong>Yaygın inanışın aksine, üşümek doğrudan hastalık yapmıyor; ancak bağışıklığı baskılayarak enfeksiyonlara zemin hazırlıyor. Dolayısıyla dışarı çıkmadan önce termal içlik ve atkı kullanmak faydalı oluyor. Bunların yanı sıra ince tek bir kıyafet yerine kat kat giyinmek vücut ısısını dengede tutuyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Günde 7–8 saat kesintisiz uyuyun</strong></p>
<p>Uykusuzluk bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitelerini azaltıyor ve bu nedenle viral enfeksiyonların gelişme riskini artırıyor. Bilimsel çalışmalar, günde 6 saatten az uyuyan kişilerde hastalanma riskinin yaklaşık 4 kat arttığını gösteriyor. “Düzenli ve kaliteli uyku için uyku saatlerinin mutlaka sabit olması gerektiğini belirten Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu,   “Yoğun günlerde kısa molalar vermek stres hormonlarının seviyelerini düşürüyor ve böylece bağışıklığı güçlendiriyor. Akşam geç saatlerde ekran kullanımını sınırlandırmak da uyku kalitesini artırıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bağışıklığı güçlendiren beslenme düzenini sürdürün</strong></p>
<p>Yetersiz beslenme, enfeksiyonlara yatkınlığı yüzde 20–30 oranında artırıyor. Bu nedenle, dengeli ve yeterli beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Günde birkaç porsiyon sebze ve meyve tüketimi bağışıklığı destekliyor. Ayrıca, C vitamini, çinko, D vitamini ve omega-3 bakımından zengin gıdalar, <em>antioksidan ve antiinflamatuar </em>etkileri sayesinde enfeksiyon riskini azaltıyor. Haftada 2 kez balık, her gün yoğurt veya kefir tüketimi ise güçlü bir bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan bağırsak florasını destekliyor. Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak da enfeksiyon süresini kısaltmaya yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Geceleri odanıza bir bardak su koyun</strong></p>
<p>Kışın kullanılan ısıtıcılar odadaki nemi düşürüyor; kuru hava, virüslerin solunum yollarına kolayca tutunmalarına yol açıyor. Burun içinin kuruması da hem kanamaya hem enfeksiyona yatkınlık oluşturuyor. Bu nedenle, ortam neminin yüzde 40–60 arasında olması ideal kabul ediliyor. Geceleri odaya bir bardak su koymak veya nemlendirici cihaz kullanmak odanın nemlenmesinde fayda sağlıyor. Bu basit önlem bile üst solunum yolu enfeksiyonlarını azaltabiliyor.</p>
<p><strong>Yüz yüze konuşurken en az 70 cm uzak durun</strong></p>
<p>Kış aylarında aile ortamlarında bulaşma riski oldukça yükseliyor. Öyle ki temas hâlindeki her 3 kişiden 1’i enfeksiyonu kapabiliyor.  Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, basit temas önlemlerinin bile bulaşma riskini önemli şekilde azaltabildiğini vurgulayarak, “Bunun için yüz yüze konuşurken mesafe korunmalı ve mümkünse maske kullanılmalı. Ortak havlular, bardaklar veya telefonlar paylaşılmamalı. Bunların yanı sıra hastanın ayrı odada kalması ve sık havalandırma da çok önemlidir” diyerek sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-en-buyuk-tehlikesi-kapali-alanlar-598166">Kışın en büyük tehlikesi kapalı alanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 12:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[25]]></category>
		<category><![CDATA[746]]></category>
		<category><![CDATA[çinde]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzensiz beslenme ve hareketsizlik nedeniyle toplumda hızla yayılan obezite çocukları da önemli ölçüde etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273">25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düzensiz beslenme ve hareketsizlik nedeniyle toplumda hızla yayılan obezite çocukları da önemli ölçüde etkiliyor. 2050 yılında 5-19 yaş arasındaki çocuklarda obezite rakamlarının dünyada 746 milyona, ülkemizde ise en az 3.39 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor. Önlenebilen ölüm nedenleri arasında sigaranın ardından ikinci sırada yer alan obezitenin kalıcı tedavisi, multidisipliner yaklaşımlarla gerçekleştiriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Obezite Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. M. Celal Kızılkaya, çocukluk çağı obezitesi ve tedavi süreci ile ilgili önemli detaylar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Teknolojik gelişmeler obeziteyi tetikliyor</strong></p>
<p>Dünyada 5–19 yaş arası çocuklarda obezite prevalansı 1975 yılında %4 iken, 2022 yılında bu oran %20’ye ulaşmıştır. Obez çocuk sayısı 1975 yılında yaklaşık 11 milyon iken, 2022’de 65 milyon kız ve 94 milyon erkek olmak üzere toplam yaklaşık 159 milyona yükselmiştir. 2050 yılında dünya genelinde 746 milyon çocuk ve gencin aşırı kilolu/obez olacağı öngörülmektedir. Çocukluk çağı obezitesinde; çocukların akademik hayatta başarılı olma kaygısı, yaşanılan çevrenin güvenli olmaması, çocukların evde daha çok ekran karşısında vakit geçirmelerine ve fiziksel aktivitelerinin azalmasına neden olmaktadır. Diyetteki artmış yağ oranı, fazla karbonhidrat tüketimi ve şekerli içeceklerden zengin beslenme obeziteye yol açmaktadır. Bu şekilde beslenen çocukların çeşitli vitamin ve mineral yetersizlikleri açısından da risk altında oldukları bilinmelidir. Düzenli ve dengeli beslenme obezite gelişimini engelleyici bir faktördür. Öğün atlanmasının, özellikle de çocuklarda kahvaltı alışkanlığının olmamasının doğrudan obeziteye yatkınlığa yol açtığı çalışmalar ile gösterilmiştir. Ebeveynlerin her ikisi de obez ise çocukta şişmanlık riskinin belirgin olarak arttığı da kanıtlanmıştır.</p>
<p><strong>Çocuklarda obezite yatkınlığı, erişkinlerden farklı hesaplanıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda obezite tanısında sıklıkla boy ve vücut ağırlığı değerleri kullanılmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda boya göre ağırlık değerlerine göre tanı konulmaktadır. Daha büyük çocuklarda ise vücut ağırlığı, boyun metre cinsinden karesine bölünerek vücut kitle indeksleri hesaplanmaktadır. Ancak erişkindekinden farklı olarak sabit bir değere göre karar verilmemektedir. Yaş ve cinsiyete göre oluşturulmuş eğrilerde vücut kitle indeksi yüzde değerleri %85 ile %95 arasına denk gelen çocuklar fazla tartılı, %95 ve üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. Yine bu çocuklarda bel çevresi değerleri de organ yağlanması ve metabolik risklerin ortaya konulmasında yardımcı olmaktadır.</p>
<p><strong>Çocukların obeziteden korunması için aktif yaşam şart!</strong></p>
<p>Genetik yatkınlığın haricinde erken yaşta şişmanlığa neden olan ya da ek bulguların eşlik ettiği nadir genetik hastalıklar da mevcuttur. Bu genetik hastalıkların ya da hormonal bozuklukların şüphe edildiği çocuklar, çocuk endokrinoloji hekimleri tarafından görülmeli ve izlenmelidir. Basit obezitenin söz konusu olduğu durumlarda ise tedavinin en önemli bileşeni yaşam tarzı değişiklikleridir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, uyku saatlerinin düzenlenmesi ve ekran (bilgisayar, televizyon, akıllı telefonlar vb.) başında geçirilen sürenin azaltılması önerilen yaşam tarzı değişiklikleri arasındadır. Bazı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir, ancak bu yaşam değişiklikleri uygulanmadığı zaman ilaç tedavisinin de etkinliği sınırlı kalmaktadır. Erişkin dönemde uygulanan bariatrik cerrahi, çocukluk çağında öncelikli tedavi yöntemlerinden biri değildir ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu yöntem gelişimini büyük oranda tamamlamış, diğer tedaviler ile gelişme kaydedilemeyen, seçilmiş olgularda gündeme gelebilir ancak çocuk, bu konuda deneyimli, çocuk endokrinoloji dahil gerekli tüm branşların bulunduğu merkezlerce değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Birçok sağlık profesyoneli bu takımın bir parçası</strong></p>
<p>Birçok faktörün etkilediği bir problemi ortadan kaldırmanın yolu probleme farklı açılardan bakabilme kabiliyetine sahip olmaktan geçmektedir. Dolayısıyla obezitenin kalıcı tedavisi ancak multidisipliner bir yaklaşımla mümkündür. Multidisipliner yaklaşım derken obeziteye neden olan faktörleri irdeleyen bilim dalları ile kollektif bir çalışma kastedilmektedir. Obezitenin tedavisinde ekipte yer alması gereken kişiler; obezite cerrahisi (genel cerrah), endokrinoloji, gastroenteroloji, psikiyatri, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, beslenme ve diyet, psikoloji, fizyoterapi gibi alanlarda uzmanlar olarak sayılabilmektedir. Ayrıca ihtiyaç doğrultusunda diğer branşlar hasta bazlı olarak ekibe dahil olabilmektedir. Bu branşların hepsi ayrı ayrı hastayı değerlendirmekle birlikte, haftalık toplantılarla bir araya gelerek hasta için bütüncül bir yaklaşım ile en uygun tedavi şemasını belirlemektedir. Böylece hastaya özgü ve sağlık durumuna ve mevcut hastalıklarına göre uygun tedavi protokolü belirlenmiş olur. Bu şekilde izlenen hastalarda ömür boyu korunan tedavi başarısı şansı oldukça yüksektir.</p>
<p>Multidisipliner ekip ile tedavi edilemeyen ve kontrollerine uymayan hastalarda eski yaşam tarzına dönüşler ve geri kilo alımları çok sık gözlenmektedir. Öyle ki geri kilo alımı 10 yılda neredeyse yarı yarıya gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır. Geri kilo alımı demek aynı zamanda kronik hastalıkların tekrar ortaya çıkması ya da kötüleşmesi demektir. Bu minvalde değerlendirerek obezitenin kronik bir hastalık olduğunu kabullenip, multidisipliner tedavinin önemini anlayarak tedaviye başlamak kilolardan şikayetçi her bireyin başlangıç noktası olmalıdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273">25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlığınızın Patronu Nasıl Olursunuz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sagliginizin-patronu-nasil-olursunuz-589299</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:42:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[ölürsünüz]]></category>
		<category><![CDATA[patronu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınızın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589299</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sadece Beslenme ile Hastalıklar Yönetilebilir mi?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sagliginizin-patronu-nasil-olursunuz-589299">Sağlığınızın Patronu Nasıl Olursunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sadece Beslenme ile Hastalıklar Yönetilebilir mi?</strong></p>
<p>Kronik hastalıkların yönetiminde en etkili faktörün tek başına beslenme, düzenli kontroller ya da ilaç kullanımı olmadığını belirten <strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş</strong>, “Başarı, genellikle birbirine bağlı temel bileşenlerin – doğru beslenme, düzenli kontroller ve ilaç uyumu – birlikte yürütülmesiyle mümkündür. Ancak bu üçlünün etkili olabilmesi için kişinin tedavi planına bağlılığı ve kendi sağlığını yönetme becerisi kritik öneme sahiptir” diyor. Dijital sağlık sistemleri (e-sağlık/tele-sağlık) bu süreci kolaylaştıran temel araçlar arasında yer aldığına dikkat çeken <strong>Doç. Dr. Karakuş</strong>, “Örneğin kalp hastalarında tele-sağlık sayesinde ilaç dozları daha hızlı ayarlanabilir, sorunlar erken fark edilerek tedavi kalitesi artırılabilir. Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve düzenli kontrollerin yapılması da hem klasik sağlık hizmetleri hem de dijital çözümlerle desteklenebilir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kronik Hastalıklarda Küçük Ama Etkili Adımlar </strong></p>
<p>Kronik hastalıkların kontrolünde en kritik noktaların öz izleme, tedaviye bağlılık ve sağlık ekibiyle sürekli iletişim olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Danışmanı Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>“Günlük tansiyon ve nabız ölçmek, ilaçları aksatmamak, adım sayısını takip etmek küçük ama düzenli yapıldığında büyük fark yaratan adımlardır. Örneğin hipertansiyonu olan bir hasta için cep telefonu mesajları ilaç uyumunu artırabilirken, kalp yetmezliği olan bir hasta için günlük adım sayısını görmek motivasyon sağlayabilir” diyor. </p>
<p><strong>Hayat Kurtaran Teknolojiler </strong></p>
<p>Sağlığı takip etme yönteminde tek bir “en iyi” seçeneğin olmadığını belirten <strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>“Bu tercih, kişinin hastalığına, yaşına, teknolojiye erişimine ve kullanım kolaylığına bağlıdır. Dijital uygulamalar ve giyilebilir cihazlar sayesinde kalp hızı ve tansiyon gibi veriler anlık takip edilebilir, erken uyarılar alınabilir ve doktorla uzaktan iletişim kurulabilir. Geleneksel yöntemler ise yüz yüze muayene ve kişisel rehberlik avantajı sunar. En verimli sonuç dijital çözümler ve giyilebilir teknolojilerin, sağlık profesyonellerinin desteğiyle birlikte kullanıldığı karma yaklaşımlarda elde edilir” ifadelerini kullanıyor </p>
<p><strong>Kronik Hastalıklarda Motivasyon Düşüyor Ama… </strong></p>
<p>Kronik bir hastalıkla hayatı sürdürürken motivasyonu korumanın oldukça önemli olduğunun altını çizen <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Danışmanı Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>”Bireyin yalnız olmadığını hissetmesi, tedaviye bağlılığını güçlendiren en önemli unsurdur. Dijital uygulamalar ve giyilebilir teknolojilerle verilerinin sağlık ekibi tarafından izlendiğini bilmesi hastaların motivasyonunu artırır, güven sağlar ve bu da bireylere güç verir. Mobil uygulamalardan gelen hatırlatmalar öz yönetimi destekler, sosyal destek grupları ve dijital topluluklar ise “yalnız değilim” duygusunu pekiştirir. Bu nedenle motivasyonu korumak için hem dijital hem de insani destek mekanizmalarının birlikte işlemesi gerekir” diyor. </p>
<p><strong>Dijital Teknolojilerle Sağlığınızın Patronu Olun</strong></p>
<p>Sağlığın tamamen kontrol edilemeyeceğini ancak doğru yöntemlerle büyük ölçüde yönetilebileceğine vurgu yapan <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş, </strong>“Özellikle kardiyovasküler hastalıklar ve diğer kronik rahatsızlıklar; beslenme, düzenli kontroller, ilaç uyumu ve dijital sağlık araçlarının desteğiyle kontrol altına alınabilir. Bugün elimizde geçmişte hayal bile edilemeyecek imkânlar var: Giyilebilir cihazlar, mobil sağlık uygulamaları, tele-sağlık sistemleri ve güçlü sağlık ekipleri sayesinde kronik hastalıklarla yaşamak artık çok daha güvenli, sürdürülebilir ve kaliteli hale geliyor. Ancak bu yönetilebilirlik, kişinin teknolojiye erişimine, kullanım becerisine ve psikolojik destek mekanizmalarına bağlıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sagliginizin-patronu-nasil-olursunuz-589299">Sağlığınızın Patronu Nasıl Olursunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[şanlı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte okulların açılması, havaların bir soğuyup bir ısınması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması derken, çocuklarda enfeksiyonların ve alerjik hastalıkların sıklığında artış yaşanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314">Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte okulların açılması, havaların bir soğuyup bir ısınması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması derken, çocuklarda enfeksiyonların ve alerjik hastalıkların sıklığında artış yaşanıyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı</strong> “Zayıflayan bağışıklık sistemi ateş, öksürük, hapşırık, burun akıntısı, bulantı, kusma ve ishal gibi viral ve bakteriyel enfeksiyonlara kolaylıkla davetiye çıkarıyor. Ancak bağışıklık sistemini; günlük yaşantıda alınacak bazı basit önlemlerle güçlendirmek mümkün olabilmektedir” diyor. Dr. Şanlı, çocuklarda bağışıklığı güçlendirmenin 9 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Özellikle toplu taşıma araçlarında maske takmak</strong></li>
</ul>
<p>Son dönemde influenza ve covid gibi kış enfeksiyonlarının bulaşma ihtimalinin fazla olduğu toplu taşıma koşullarında öncelikli olacak şekilde düzgün maske kullanımı çok önemlidir. Hijyenik maske kullanımının, üst solunum yolu enfeksiyonlarının bulaş riskini ciddi oranda azalttığı su götürmez bir gerçektir. </p>
<ul>
<li><strong>Yeterli ve kaliteli uyumak</strong></li>
</ul>
<p>Yapılan çalışmalar; saat 22.00-02.00 arasında derin uykuda olmanın, çocuklarda büyüme, gelişme ve bağışıklık sistemi için büyük önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Yaşa göre değişmekle birlikte çocuklarda 9-12 saat uyku gerekir. Özellikle karanlıkta, gece uykularında oluşan melatonin, antioksidan özelliği ile vücuttaki bakteri ve toksinlerle savaşır, vücutta doku iyileşme hızını artırır.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su içmek</strong></li>
</ul>
<p>Yeterli su tüketimi; zararlı toksinleri vücuttan atarken, cilt, solunum sistemi, mide, bağırsaklar, böbrekler ve kalp-damar sağlığı başta olmak üzere vücudumuzun tüm fonksiyonları için büyük önem taşır. Yetersiz su tüketimi; eklem ağrıları, öksürük, kabızlık, idrar yolu enfeksiyonu, tansiyon düşüklüğü, baş ağrısı ve halsizlik gibi bir çok soruna yol açabilmektedir.  </p>
<ul>
<li><strong>Hijyene dikkat etmek </strong></li>
</ul>
<p>El ve yüz yıkamak, diş fırçalamak, duş almak, ayak hijyenine dikkat etmek çok önemlidir. Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası elleri iyice yıkamak enfeksiyonlardan korunmada temel kuraldır. Temiz hava almak ve özellikle sigara dumanından kaçınmak da çocukların bağışıklık sistemi için büyük önem taşımaktadır.  </p>
<ul>
<li><strong>Stresi yönetmeyi öğrenmek</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Şanlı “Günümüzde çocuklarda yaygınlaşan aşırı stres, bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonlara kolay yakalanmaya ve iyileşmenin gecikmesine neden olur. Aynı zamanda alerjik hastalıkları artırır, mide ve bağırsak sistemini bozar. Uyku bozukluğu yaparak büyüme hormonu ile tiroid hormonunun çalışma dengesini bozar. Kalp hızını artırarak hipertansiyona zemin hazırlar. Çocuklarla etkinlikler, aile içi pozitif iletişim, arkadaş ilişkileri vb iyileştirilmesi, stresi yönetmeyi öğrenmesi bağışıklık sistemini güçlendirir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapmak</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz, kan dolaşımını artırarak solunum ve dolaşım sisteminin daha etkin çalışmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Çocuklar için günlük 1 saat fiziksel aktivite önerilir. Yürüyüş, koşu, bisiklete binme, yüzme veya açık havada oyun gibi aktiviteler çok faydalıdır. Egzersiz alışkanlığı kazanmak, çocukların zihinsel sağlığını da destekler.</p>
<ul>
<li><strong>Aşılarını düzenli yaptırmak</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Şanlı “Çocukları sadece hastalandığında değil, sağlıklı oldukları dönemde de çocuk doktoru kontrollerine götürmeliyiz. Rutin aşılarını ihmal etmemeli, doktorumuzun önerdiği özel aşı dediğimiz diğer aşılarla beraber; özellikle her yıl yenilenen grip aşısını geciktirmeden yaptırıp sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşması için ilk adımı atmalıyız. Aşılar, bağışıklık sistemini mikroplara karşı önceden “hazırlayarak” en güçlü korumayı sağlar” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Gereksiz antibiyotikten kaçınmak</strong></li>
</ul>
<p>Gereksiz antibiyotik kullanımı düzgün bağışıklık sistemini çökertir, yararlı hücre rezervini yok edip zararlı bakterilerin çoğalmasına, vücut direncinin düşmesine neden olur ve ek hastalıklara davetiye çıkarır. Grip ve nezle gibi virüs enfeksiyonlarının tedavisinde antibiyotik fayda sağlamaz. Bu nedenle doktorunuz gerekli görmedikçe antibiyotik kullanmayın.  </p>
<ul>
<li><strong>Dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlamak</strong></li>
</ul>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı “Dengeli ve sağlıklı beslenme bağışıklık hücrelerinin gelişimini destekler;<strong> </strong>besinlerden sağlanabilecek protein, demir, çinko, A, C, D ve E vitaminleri ve mineraller bağışıklık hücrelerinin üretimi ve işlevi için gereklidir. Büyüme ve bağışıklık için son derece kıymetli olan balı gibi omega-3’den zengin gıdalar ve fermente ürünler de sofrada mutlaka yerini almalıdır. Şekerli ve işlenmiş gıdalar bağışıklığı baskılar, aşırı şeker ve trans yağ içeren besinler iltihaplanmayı artırır, normal bağışıklık yanıtını bozar bu da hastalıklara yatkınlığı artırır. Tek tip beslenen (örneğin sadece makarna, fast food yiyen) çocuklarda vitamin eksiklikleri görülür ve bu da soğuk algınlığı, grip, zatürre gibi enfeksiyonlara karşı direnci azaltır” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314">Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız Kokusu Sosyal İlişkileri Derinden Sarsar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusu-sosyal-iliskileri-derinden-sarsar-589344</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:35:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[derinden]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Fırça]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[lişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[sarsabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sarsar]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda sık karşılaşılan ve bireylerin sosyal yaşamını olumsuz etkileyebilen ağız kokusu yani tıptaki adı ile halitozis, bazen ciddi bir sağlık problemlerinin de habercisi olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusu-sosyal-iliskileri-derinden-sarsar-589344">Ağız Kokusu Sosyal İlişkileri Derinden Sarsar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda sık karşılaşılan ve bireylerin sosyal yaşamını olumsuz etkileyebilen ağız kokusu yani tıptaki adı ile halitozis, bazen ciddi bir sağlık problemlerinin de habercisi olabiliyor. Nedenleri sadece ağız hijyeniyle sınırlı olmayan ağız kokusu, diyabetten mide rahatsızlıklarına kadar birçok sağlık sorunundan kaynaklanabiliyor. Tedavi edilmeyen ve kalıcı hale gelen ağız kokusu şikayetleri iletişim problemleri, özgüven kaybı ve sosyal ilişkilerden uzaklaşılması gibi olumsuzluklara yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Diş Bölümü’nden Dt. İrem Merve Özbek,<strong> </strong>ağız kokusunun nedenleri ve çözüm yolları hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<h3><strong>Ağız kokusunun en sık nedeni bakterilerdir</strong></h3>
<p>Ağız kokusu çoğunlukla ağız içindeki bakterilerden kaynaklanır. Yetersiz ağız hijyeni, diş eti hastalıkları, diş çürükleri, dil üzerindeki bakteri tabakası ve bademcik taşları bu duruma yol açan başlıca etkenler arasındadır. Yetersiz su tüketimi, sigara kullanımı, uzun süre aç kalmak gibi alışkanlıklar da ağızda kötü koku oluşmasına neden olur. Daha nadir olarak sinüs enfeksiyonları, diyabet ve mide problemleri gibi sistemik hastalıklar da ağız kokusunun kaynağı olabilir. Bazı ilaçların uzun süreli kullanımı veya beslenme bozuklukları tükürük yapısını bozarak bakteri birikimine zemin hazırlar. Bu durum da ağız kokusunun kalıcı hale gelmesine yol açabilir.</p>
<h3><strong>Sadece diş macunuyla kokuyu bastırmak yetmez</strong></h3>
<p>Sürekli devam eden ağız kokusu; diyabet, karaciğer veya mide hastalıklarının ilk sinyali olabilir. Bu nedenle, ağız kokusu geçici değilse, yalnızca ağız hijyenine odaklanmak yerine altta yatan tıbbi nedenlerin araştırılması gerekir. Erken dönemde fark edilen sistemik hastalıklar, hem ağız kokusunun ortadan kalkmasını sağlar hem de genel sağlık açısından hayati önem taşır.</p>
<h3><strong>Düzenli bakım kötü kokuyu önlemenin anahtarı</strong></h3>
<p>Düzenli ağız bakımı, ağız kokusunu önlemede en etkili yöntemlerden biridir. Dişlerin günde en az iki kez fırçalanması, diş ipiyle arayüz temizliğinin yapılması ve dilin özel bir fırça ya da kazıyıcı ile temizlenmesi ağız hijyenini sağlar. Yılda en az iki kez diş hekimi kontrolüne gitmek, diş eti hastalıklarını ve çürükleri erken dönemde tespit etmeye yardımcı olur. Diş taşı temizliği ve polisaj işlemi hem estetik hem de hijyen açısından büyük önem taşır. Ayrıca fırçalamaya destek olarak ağız duşu (oral irrigator) kullanımı, bakterilerin azaltılmasında oldukça etkilidir.</p>
<h3><strong>Sürekli ağız kokusu ciddi hastalık belirtisi olabilir</strong></h3>
<p>Ağız kokusunun geçici değil, sürekli bir hale gelmesi durumunda bir uzmana başvurulması gerekir. Kokunun kaynağı sadece ağızda olmayabilir; bazı durumlarda kulak burun boğaz ya da gastroenteroloji uzmanlarının değerlendirmesi gerekebilir. Altta yatan sistemik hastalık tedavi edildiğinde, ağız kokusu da ortadan kalkar.</p>
<h3><strong>Ağız kokusunu engelleyen 10 önemli öneri</strong></h3>
<ul>
<li>Dişlerinizi günde en az iki kez fırçalayın</li>
<li>Her gün diş ipi ile arayüz temizliği yapın</li>
<li>Dilinizi özel bir fırça veya dil kazıyıcıyla temizleyin</li>
<li>Ağız duşu (oral irrigator) kullanarak fırçalamayı destekleyin</li>
<li>Gün içinde yeterli miktarda su için, ağız kuruluğunu önleyin</li>
<li>Sigara ve alkol tüketimini azaltın veya bırakın</li>
<li>Soğan, sarımsak, kahve gibi kokuya neden olan gıdaları aşırı tüketmeyin</li>
<li>Şekersiz sakız çiğneyerek tükürük üretimini artırın</li>
<li>Antibakteriyel ağız gargaraları ile ağız hijyenini destekleyin</li>
<li>Yılda iki kez diş hekimi kontrolü yaptırarak olası sorunları erken fark edin</li>
<li></li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusu-sosyal-iliskileri-derinden-sarsar-589344">Ağız Kokusu Sosyal İlişkileri Derinden Sarsar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumda her 4 erişkinden 1&#8217;inde görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/toplumda-her-4-eriskinden-1inde-goruluyor-586928</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 13:01:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinden]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplumda]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Apne Sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586928</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genellikle boğaz yapısına bağlı sebeplerden dolayı gelişen horlama her 4 erişkinden 1’inde görülen yaygın bir sorun. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplumda-her-4-eriskinden-1inde-goruluyor-586928">Toplumda her 4 erişkinden 1&#8217;inde görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle boğaz yapısına bağlı sebeplerden dolayı gelişen horlama her 4 erişkinden 1’inde görülen yaygın bir sorun. Çoğu zaman sadece çevredekileri rahatsız eden bir durum gibi görülüyor. Ancak, horlamaya Uyku Apne Sendromu eşlik ediyorsa; gündüz uyuklama ve dikkat dağınıklığı, kalp damarlarında tıkanıklık, inme, insülin direnci, tip 2 diyabet ve kanser gibi pek çok önemli sağlık sorunları gelişebiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, </strong>bu nedenle, özellikle solunum sisteminde hava akımının en az 10 saniye kesilmesi olarak tanımlanan Uyku Apne Sendromu’nun eşlik ettiği horlamaların mutlaka tedavi edilmesi gerektiği uyarısında bulunarak, <strong> </strong>“Horlama haftada üç geceden sık gelişiyorsa, nefes durmaları eşlik ediyorsa, gündüz aşırı uyku hali veya yorgun uyanma sorunu varsa, bir uyku merkezine başvurmak gerekmektedir” diyor. Horlamanın altta yatan sebebe göre tedavi edildiğini belirten <strong>Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı</strong> <strong>Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,</strong> “Cerrahi tedavi ve alerjik nezle eşlik ediyorsa, uygun hastada ilaç tedavisine başvurulmaktadır. Uyku Apne Sendromu mevcutsa basınçlı hava uygulayan cihazların kullanımı gereklidir. Bunların yanı sıra kilo vermek, alkol ile tütün ürünü kullanımını bırakmak önem taşımaktadır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Hava yolunun dar olması </strong></p>
<p>Boğazımızın arkasında bulunan yumuşak damağın sarkık olması, küçük dilin uzayıp büyümesi, alt çenenin küçük ve geride olması, dilin büyük olması, büyük bademcikler, burun kıkırdağında eğrilik ve burun etlerinin büyük olması hava yolunun daralmasına neden olabiliyor. Özellikle alerjik nezle burun etlerinin şişmesine yol açabiliyor. Uygun hastalar cerrahi tedavi açısından değerlendiriliyor. Bademcik, geniz eti, yumuşak damak veya burun operasyonları uygulanabiliyor. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,<strong>  </strong>“Alerjik nezlesi olan hastalarda ilaç tedavisi, burun etlerine yönelik küçültme işlemleri ve alerjenlere karşı önlemlerin alınması gerekmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Obezite  </strong></p>
<p>Fazla kilo nedeniyle boyun çevresinin kalınlaşması, kadınlarda 38 cm, erkeklerde 40 cm üzerinde olması, horlama ve Uyku Apne Sendromu için risk taşıyor. Bunun nedeni ise kalınlaşan boynun havayolunu daraltması. Fazla kilolarda hekim ve diyetisyen eşliğinde kilo kaybı öneriliyor. Ayrıca, eşlik eden insülin direnci veya tip 2 diyabet varsa tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri gerekiyor.</p>
<p><strong>Alkol ve tütün tüketimi</strong></p>
<p>Alkol ve tütün ürünleri havayolundaki kasların gevşemesine neden olarak horlamayı artırıyor. </p>
<p><strong>Hava yolunu genişleten ilaçlar </strong></p>
<p>Hava yolunu genişleten ilaçlar da kasları gevşeterek horlamaya sebep olabiliyor. Bu ilaçlar arasında uyku ilaçları, antidepresanlar, anestezi ilaçları ve ağrı kesiciler yer alıyor. </p>
<p><strong>Çeşitli hastalıklar</strong></p>
<p>Soğuk algınlığı, alerjik nezle, reflü ve hipotiroidi gibi bazı hastalıklar ödem oluşturdukları havayolunun daralmasına neden oluyor.  Bazı nörolojik hastalıklar da kasları gevşeterek horlamaya yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Uyku yoksunluğu</strong></p>
<p>Yorgun olduğumuzda ve uyku borcu biriktirdiğimizde horlama artabiliyor. </p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;kutu bilgisi&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p><strong>Bu sendromda her 10 hastadan 9’unda horlama görülüyor</strong></p>
<p>Uyku Apne Sendromu tespit edilen her 10 hastadan 9’unda horlama görülüyor. Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,<strong> </strong>bu nedenle horlama yakınmasıyla başvuran hastalarda mutlaka Obstrüktif Uyku Apne Sendromu’nun araştırıldığını belirterek, “Sabah yorgun uyanma, gündüz aşırı uyku hali, uykuda nefes durması, sabah ağız kuruluğu, dikkat eksikliği ve konsantrasyon güçlüğü, Uyku Apne Sendromu’nun tipik bulgularını oluşturmaktadır” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplumda-her-4-eriskinden-1inde-goruluyor-586928">Toplumda her 4 erişkinden 1&#8217;inde görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 22:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kısıklığına]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Kısıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, travmalar ve yanlış ses kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilen dil, konuşma ve ses bozuklukları ile ilgili bilgi verdi ve erken teşhisin öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826">Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, travmalar ve yanlış ses kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilen dil, konuşma ve ses bozuklukları ile ilgili bilgi verdi ve erken teşhisin öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Dil ve konuşma bozuklukları her zaman ortaya çıkabilir!</strong></p>
<p>Dil ve konuşma bozukluklarının iletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarını kapsadığını aktaran Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Beşikten mezara kadar uzanan süreç içerisinde insanın yaşamı boyunca karşımıza çıkar. Doğaldır ki bunun içerisinde bazen travmalar da olabilir.” dedi.</p>
<p>Bir trafik kazasının ardından beyin travması geçirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Konrot, “Buna bağlı olarak travmanın olduğu yerle ilgili beyinde birtakım sonuçlar ortaya çıkabilir. Kimi durumlarda herhangi bir gözle görülür sorun olmayabilir ama sonrasında ortaya çıkabilir. Mesela lise çağında bir genç hastam olmuştu. Yıllar önce bir kavgayı ayırayım derken kafatasına bir bıçak darbesi almış ve sol tarafı örselenmişti. Dil yetisini yitirmişti. Dolayısıyla ‘TVI’ dediğimiz travmaya bağlı iletişim, dil ve konuşma bozuklukları her zaman için mümkündür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin travmalarına bağlı gelişen dil ve konuşma bozuklukları aniden düzelmez! </strong></p>
<p>Psikolojik travmanın biraz daha tartışmalı bir konu olduğuna değinen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Fiziksel, anatomik, nörolojik bir boyuttan söz ediyorsak o bambaşka bir konudur. Dolayısıyla, travmaya bağlı iletişimde, konuşma bozuklukları ve ses bozuklukları olabilir.” dedi.</p>
<p>Sesi düzgün kullanmamanın da bazen fonksiyonel bozukluklar içerisinde yer alabildiğini ifade eden Prof. Dr. Konrot, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Mesela maça gittiniz, bağırdınız, ses telleriniz üzerinde travma oluşturuyorsunuz. Ses tellerinizi kötü kullanıyorsunuz. Dolayısıyla sesiniz çatlar, sesiniz kısılır. En basit örneğinden olaya yaklaşacak olursak, evet, travmaya bağlı da pek çok durum karşımıza çıkıyor. İşin magazinsel ya da Yeşilçam’a özgü yönüne değinecek olursak, bazı kişilerde ‘travmanın tersine çevrilip eski sağlığa kavuşma’ beklentisi oluşabiliyor. Bir zamanlar Yeşilçam filmlerinde sıkça rastlanan bir senaryoda, kişi düşer, kafasının görme alanıyla ilgili bir bölgeye, ense kısmına darbe alır ve bu darbenin ardından görme yetisini kaybeder. Daha sonra benzer bir travma sonucu, birdenbire yeniden görmeye başlar.</p>
<p>Ancak bu tür mucizevi iyileşmeler, konuşma ve dil fonksiyonları açısından gerçeği yansıtmaz. Beyin travmalarına bağlı gelişen dil ve konuşma bozukluklarının bu şekilde aniden düzelmesi bilimsel olarak mümkün değil. Eğer travma, beynin konuşma merkezlerini bir şekilde etkilemişse, bu noktadan sonra dil ve konuşma becerilerinin ne kadar geri kazanılabileceği ancak zamanla ve tedavi süreçleriyle belli olur.”</p>
<p><strong>Başka hastalıkların habercisi olabileceği için ses kısıklığı her zaman dikkate alınmalı!</strong></p>
<p>Ses bozukluklarının ise başlı başına ele alınması gereken önemli bir sağlık konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu alanda her yıl çok sayıda bilimsel sempozyum düzenleniyor ve konu multidisipliner bir yaklaşımla ele alınıyor.”</p>
<p>Ses kısıklığı ya da sesle ilgili diğer bozuklukların, yalnızca ses tellerinin yanlış veya aşırı kullanımıyla değil; doğuştan gelen ya da sonradan ortaya çıkan çeşitli hastalıklar ve ciddi sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Konrot, “Örneğin, gırtlak kanseri gibi önemli hastalıklar kendini ses kısıklığıyla gösterebilir. Ses kısıklığı, her zaman için dikkate alınması gereken bir durumdur çünkü başka hastalıkların habercisi olabilir. Genel tıbbi yaklaşım, ses kısıklığının bir hafta ila on günü aşmasına rağmen iyileşme göstermemesi durumunda bir uzmana başvurulması yönündedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Erken müdahale, altta yatan olası hastalıkların erken teşhisini sağlar… </strong></p>
<p>Uzun süren ses bozukluklarının, kalıcı hale gelebilecek daha ciddi sorunların işareti olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu tür durumlarda sesin çatlaması, kısılması veya kulağı tırmalayan bir ses tonunun oluşması önemli bir uyarı niteliği taşır.” dedi.</p>
<p>Bu tür belirtiler gözlemlendiğinde öncelikle bir kulak burun boğaz hekimine başvurulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Konrot, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gerekli görülürse, ses terapisi alanında uzman bir dil ve konuşma terapistinden de destek alınmalı. Ses sağlığı, yalnızca mesleki olarak sesini kullanan kişiler için değil, herkes için hayati öneme sahip. ‘Grip oldum, sesim kısıldı, nasıl olsa geçer’ diyerek bu durumu hafife almak, ileride daha ciddi sorunlara yol açabilir. Erken müdahale, hem altta yatan olası hastalıkların erken teşhisini sağlar hem de ses sağlığının korunmasına katkıda bulunur.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826">Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ, 8. Nöromusküler Hastalıklar Kongresi&#8217;ne ev sahipliği yapıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deu-8-noromuskuler-hastaliklar-kongresine-ev-sahipligi-yapiyor-576814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 19:46:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[nöromusküler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sahipliği]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yapıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (DESEM), Türkiye’nin en önemli bilimsel buluşmalarından biri olan “8. Nöromusküler Hastalıklar Kongresi”ne ev sahipliği yapıyor. 17-20 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen kongre, Türkiye’den ve dünyadan alanında uzman akademisyenleri İzmir’de bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-8-noromuskuler-hastaliklar-kongresine-ev-sahipligi-yapiyor-576814">DEÜ, 8. Nöromusküler Hastalıklar Kongresi&#8217;ne ev sahipliği yapıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (DESEM), Türkiye’nin en önemli bilimsel buluşmalarından biri olan “8. Nöromusküler Hastalıklar Kongresi”ne ev sahipliği yapıyor. 17-20 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen kongre, Türkiye’den ve dünyadan alanında uzman akademisyenleri İzmir’de bir araya getirdi.</p>
<p>VIII. Nöromusküler Hastalıklar Kongresi Düzenleme Kurulu ve Nöromusküler Hastalıklar Araştırma Derneği tarafından organize edilen kongreye, yurt içinden ve yurt dışından yaklaşık 200 araştırmacı katıldı. İngilizce sunumlarla gerçekleşen kongrede; musküler distrofiler, spinal musküler atrofi, metabolik ve nörogenetik hastalıklar, myopatiler ve fizyoterapi prensipleri ayrıntılı şekilde ele alındı. Ayrıca gen ve ekzon tedavileri gibi moleküler tedavi yöntemleri de geniş oturumlarda tartışıldı.</p>
<p><b>“ÜNİVERSİTEMİZ, GÜÇLÜ BİR EĞİTİM VE ARAŞTIRMA KÜLTÜRÜNE SAHİP”</b></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde katılımcılara hitap eden DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, üniversitenin bilimsel ve akademik başarılarını vurgulayarak, Dokuz Eylül Üniversitesinin son yıllarda hem ulusal hem de uluslararası sıralamalarda çok önemli aşamalar kaydettiğini belirterek, “Biz araştırma odaklı bir üniversiteyiz. Sadece orta büyüklükte bir üniversite değiliz; çok güçlü bir mühendislik altyapımız var. Öğrenci sayımız toplamda yaklaşık 60 bin civarında. Fakülte üye sayımız ise üniversitenin tamamında 1800’ün üzerinde. Üniversitemiz yaklaşık 43 yıl önce kuruldu. 1988 yılında mühendislik fakültesiyle başladık. Bazı fakültelerimiz ise üniversitemizden bile daha eski; yani yaklaşık 70 yıllık bir geçmişe sahip. Bunun da güçlü bir eğitim ve araştırma kültürüne işaret ettiğini vurgulamak isterim,” dedi.</p>
<p><b>“ULUSAL VE ULUSLARARASI İŞ BİRLİKLERİMİZLE GURUR DUYUYORUM”</b></p>
<p>Üniversitenin ulusal ve uluslararası başarılarına dikkat çeken Yılmaz, “Üniversitemiz son yıllarda önemli ilerlemeler kaydetti. Sadece bir yıl içinde bile çok daha iyi bir noktaya geldi. Hem ulusal sıralamalarda hem de uluslararası sıralamalarda (Times Higher Education, QS ve diğer indekslerde) daha iyi konuma yükseldiğimizi görüyoruz. Son dönemde “metrikler” üzerine yazılmış bir kitap okuyorum. Günümüzde metriklerin önemli olduğunu biliyoruz, ama her şey demek değildir. Birinci sırada olsanız bile yapılması gerekenler bitmiyor. Biz, tıp fakültemiz ve hastanemiz için, lisans öğrencilerimizin eğitimi için, araştırma altyapısını geliştirmek için neler yapmamız gerektiğinin farkındayız. Ancak yine de metrikleri de göz ardı etmiyoruz. Ulusal ve uluslararası iş birliklerimizle gurur duyuyorum. Son 10-12 ayda, Oxford Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi, King’s College London gibi prestijli kurumlarla iş birliği başlattık. Önümüzdeki 3 ay içinde Almanya’dan Bonn Üniversitesi ile de bir protokol imzalamayı hedefliyoruz. Bu da üniversitemizin araştırmaya yatırım yapmaya ve destek olmaya kararlı olduğunun göstergesidir,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>NÖROBİLİM VE KAS ARAŞTIRMALARINA ÖNEM VURGUSU</b></p>
<p>Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, kongrede yaptığı konuşmada kas sağlığının önemine değinerek şunları söyledi:</p>
<p>“Nörobilim alanındaki çalışmalarımızda, insan vücudunun yüzde 65-70’inin kaslardan oluştuğunun farkındayız. Kas sistemi her organ kadar önemlidir; bu nedenle bu alandaki araştırmalar bizim için çok kıymetli. Alanında uzman araştırmacıların üniversitemizde bir araya gelmesi, araştırma ve klinik bulgularını meslektaşlarıyla paylaşması bizi ayrıca memnun ediyor.”</p>
<p>Rektör Yılmaz ayrıca, İzmir’de hayata geçirilen Meditasyon ve Nörobilim Merkezi gibi projelerle temel bilim ve klinik bilim insanlarını buluşturduklarını vurguladı.</p>
<p><b>KONGRENİN DÜZENLEME VE BİLİM KURULU</b></p>
<p>Dört gün sürecek kongrenin organizasyonunda şu isimler görev aldı:</p>
<p>Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı: Prof. Dr. Haluk Aydın Topaloğlu</p>
<p>Kongre Sekreteri : Arş. Gör. Gülçin Akıncı</p>
<p>Yerel Organizasyon Komitesi: Prof. Dr. Ayşe Semra Hız, Doç. Dr. Pakize Karaoğlu, Doç. Dr. Ayşe İpek Polat, Prof. Dr. Aycan Ünalp, Prof. Dr. Uluç Yiş</p>
<p>Bilim Kurulu: Prof. Dr. Ayşe Aksoy, Arş. Gör. Didem Ardıçlı, Dr. Ögr. Üyesi Ayşe Nur Coşkun, Prof. Dr. İlknur Erol, Prof. Dr. Mustafa Kömür, Doç. Dr. Gültekin Kutluk, Prof. Dr. Hüseyin Per, Prof. Dr. F. Müjgan Sönmez, Prof. Dr. Haluk Aydın Topaloğlu, Doç. Dr. Gökçen Öz Tunçer, Prof. Dr. Olcay Ünver, Arş. Gör. Deniz Yüksel</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-8-noromuskuler-hastaliklar-kongresine-ev-sahipligi-yapiyor-576814">DEÜ, 8. Nöromusküler Hastalıklar Kongresi&#8217;ne ev sahipliği yapıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu hastalıklar sağlığınızı tehdit etmesin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-sagliginizi-tehdit-etmesin-574152</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 10:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etmesin]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınızı]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574152</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcak havalar hamilelik döneminde hormonların etkisiyle daha yoğun hissedilirken vücuttaki su kaybı da fazla oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-sagliginizi-tehdit-etmesin-574152">Bu hastalıklar sağlığınızı tehdit etmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcak havalar hamilelik döneminde hormonların etkisiyle daha yoğun hissedilirken vücuttaki su kaybı da fazla oluyor. Dolayısıyla sonbahar mevsimi yaz aylarına göre anne adayları için daha konforlu bir dönem. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme</strong>, ancak bu avantajlarının yanı sıra sonbahar aylarında enfeksiyon hastalıkları da yaygınlaştığı için anne adaylarının dikkatli olmaları gerektiğini belirterek, “Bu enfeksiyonlar daha çok nezle, grip, larenjit ve bademcik iltihabı gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ve gastroenterit, yani bağırsak enfeksiyonlarıdır. Hamilelik döneminde bağışıklığın daha düşük olması nedeniyle enfeksiyonlar anne adaylarında daha ağır seyredebilir ve bu durum uzun sürdüğünde bebekte gelişim geriliğiyle sonuçlanabilir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme,</strong> sonbahar mevsimini sağlıklı geçirmeniz için almanız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Maske takın, ellerinizi sık sık yıkayın! </strong></p>
<p>Sonbahar dönemi üst solunum yolu enfeksiyonlarını da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla, bu dönemde kalabalık ortamlarda maske takmalı ve yakın temastan kaçınmalısınız. Ayrıca dış ortamdan geldikten sonra veya başka insanlarla temas ve tokalaşmanın ardından ellerinizi en az 20 saniye bol sabunla yıkamanız da enfeksiyonlardan korunmanız için çok önemli. </p>
<p><strong>Grip aşınızı mutlaka yaptırın</strong></p>
<p>Hamilelik sürecinde bağışıklığınız daha düşük olduğu için grip daha ağır seyrediyor, bunun sonucunda pnömoni (zatürre), hastane yatışı gerektiren durumlar ve uzun süren enfeksiyonlarda bebekte gelişim geriliği<strong> </strong>gibi ciddi sorunlar oluşabiliyor. Bu nedenle, gripten korunmak için hamilelik döneminde de grip aşısı öneriliyor. Dr. Seyhan Özleme, “Grip aşısı canlı virüs aşısı değildir ve uzun dönem çalışmalarda anne adaylarında güvenli olduğu ortaya konmuştur. Dolayısıyla, hamileliğin özellikle 3’üncü ayı sonrasında grip aşınızı yaptırabilirsiniz“ diyor. </p>
<p><strong>C vitamininden zengin besinleri daha çok tüketin</strong></p>
<p>Dengeli ve  sağlıklı beslenme, yeterli vitamin alımı da hem sizin bağışıklığınız hem de bebeğinizin sağlıklı gelişimi için büyük bir öneme sahip.    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme, hamilelik döneminde beslenmenizde dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle özetliyor: “Öğünleriniz az az, sık sık olmalı; her besin grubunu dengeli olarak içermelidir. Bağışıklığınızı güçlendirmek için özellikle C vitamininden zengin besinlere diyetinizde daha çok yer vermelisiniz. Sonbahar aylarında    C vitamininden en zengin olan besinler; turunçgiller, limon, ıspanak, brokoli, kırmızı lahana, pırasa ve kividir.” </p>
<p><strong>Bu besinlerden uzak durmanız şart! </strong></p>
<p>Sonbahar dönemi sadece üst solunum yolları enfeksiyonları açısından değil, aynı zamanda mide gribi olarak bilinen gastroenterit salgınları açısından da riskli bir dönem. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme, “Brusella enfeksiyonları<strong> </strong>riski taşıdıkları için<strong> </strong>pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinden özellikle kaçınmanız gerektiği uyarısında bulunarak, “Yapılan araştırmalar sonucunda, Brusella enfeksiyonlarının anne karnındaki bebekte doğum kusurlarına neden olabileceği vurgulanmıştır. Ayrıca,  hamileliğin ilk üç ayında iseniz yine bebeğinizde doğum kusurlarına yol açma riski nedeniyle toksoplazma enfeksiyonlarından kaçınmak için çiğ köfte, sushi, salam, sosis gibi çiğ et ürünlerinden de uzak durmalısınız” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Pamuklu ve çok terletmeyen kıyafetler giyin </strong></p>
<p>Günün sıcaklığına göre çok ince veya çok kalın giyinmemek de hamilelik sürecinde dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor.    Hatalı kıyafet seçimi; yani havanın sıcaklığına göre çok ince veya çok kalın giyinmek vücut sıcaklığını olumsuz etkileyecek, enfeksiyonlara davetiye çıkaracaktır. Bu nedenle, sonbahar aylarında<strong> </strong>özellikle pamuklu, çok terletmeyen kıyafetler tercih etmelisiniz. </p>
<p><strong>Haftada bir kez mutlaka balık tüketin </strong></p>
<p>Anne adayının kemik kaybının, immun tolerans ile düşüğün önlenmesinde; bebeğin sağlıklı kemik gelişiminde, yeterli doğum kilosuna erişmesinde ve erken doğumun önlenmesinde D vitamini önemli bir rol oynuyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme,   yaz mevsiminin sona ermesiyle birlikte artan D vitamini açığını kapatmak için doktorunuzun tavsiye ettiği takviyelerin yanı sıra düzenli olarak balık tüketmeniz gerektiğini vurgulayarak,   “Haftada bir, mevsim balıklarını yemek, D vitamini ve omega açısından sizi ve bebeğinizi destekleyecektir. Ancak, büyük ve dipte yaşayan balıkların cıva birikimi fazla olacaktır. Dolayısıyla, balık tercih ederken çok büyük ve dip balıkları olmamasına, taze olmasına özen göstermeniz çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Bol bol su içmeyi alışkanlık edinin</strong></p>
<p>Hamilelik döneminde yeterli su içmemek ve bunun sonucunda dehidratasyon gelişmesi düşük ile erken doğum riskini artırabiliyor.  Her gün 1,5-2 litre su tüketimini gün içerisinde dengeli olarak sağlamanız sizi hem zinde tutacak, hem de dehidratasyonu önleyecektir.  </p>
<p><strong>Uyku saatleriniz düzenli olsun</strong></p>
<p>Sonbahar döneminde güçlü bir bağışıklık sistemi için en önemli faktörlerden biri de uyku düzeninin sağlanmasıdır. Dolayısıyla, her gün en az 7 saat uyumayı ihmal etmeyin.<strong> </strong></p>
<p><strong>Her gün 30 – 40 dakika yürüyüş yapın</strong></p>
<p>Hamilelik döneminde hareketinizi kısıtlayan tıbbi bir durumunuz yoksa, özellikle günün çok sıcak veya soğuk olmayan saatlerinde, örneğin akşamüzeri normal tempoda 30 – 40 dakika yürüyüş yapmayı alışkanlık edinin. Düzenli yürüyüş yapmak sırt ve bel ağrılarınızı azaltacak, kilo kontrolünüzü de olumlu yönde etkileyecektir.</p>
<p><strong>Cildinizi nemlendirmeyi unutmayın</strong></p>
<p>Sonbahar döneminde de güneşli havalarda yüzünüzü ve cildinizi korumak için en az 40 faktör, mineralli ve kimyasal içermeyen güneş koruyucunuzu sürmeyi alışkanlık edinin. Zira, hamilelik döneminde cilt kurumaya; buna bağlı kaşıntı ve çatlak oluşumuna yatkın oluyor. Düzenli nemlendirme sağlarsanız bu riski azaltabilirsiniz. Özellikle gün sonunda cildinizi; göğüs altı, kol altı, göbek çevresi ve baldırlar başta olmak üzere hamilelik dönemine uygun yağlarla masaj yaparak nemlendirin.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-sagliginizi-tehdit-etmesin-574152">Bu hastalıklar sağlığınızı tehdit etmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[beliren]]></category>
		<category><![CDATA[bulgular]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[kasıkta]]></category>
		<category><![CDATA[öksürürken]]></category>
		<category><![CDATA[şişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan çıkan kasık fıtığı, başlangıçta hafif şişlik ve rahatsızlık hissiyle kendini belli edebiliyor. Ancak ilerleyen aşamalarda bu masum başlangıç, bağırsak delinmesi ve karın içi enfeksiyon gibi ölümcül tablolara yol açabiliyor. Dünya genelinde yılda 20 milyondan fazla, ABD’de ise 700 binden fazla karın duvarı fıtığı ameliyatı yapılıyor. Türkiye’de de kasık fıtığının cerrahların en sık gördükleri hastalıklar arasında olduğunu söyleyen<strong> Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> özellikle erkeklerde görülme  oranının kadınlara göre 25 kat fazla olduğunu ve risk faktörleri arasında ağır işlerde çalışma, kontrolsüz spor ve bazı kronik hastalıkların yer aldığını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Fıtık en çok kasık bölgesinde görülüyor</strong></p>
<p>Fıtığın Latince &#8216;yırtılma&#8217; kelimesinden türetildiğini ve bir organ ya da dokunun çevresinde bulunan duvarlardaki kusurdan dışarı çıkması olarak tanımlandığı bilgisini veren Prof. Dr. Özgen Işık, &#8220;Vücudun farklı bölgelerinde görülebilir, ancak en sık karın duvarı ve kasık bölgesinde oluşur. Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla 25 kat daha sık görülür. Bunun nedeni, anne karnındaki gelişim sırasında testislerin karın boşluğundan kasık kanalına inişinin karın duvarında zayıf noktalar bırakmasıdır. Ayrıca, ağır fiziksel işlerde çalışmak ve ağır yük kaldırmak gibi eforlar da riski artırır. Kasık fıtığı yaşamın belirli dönemlerinde daha sık görülür. Çocukluk çağı, 30’lu-40’lı yaşlar ve 70-80’li yaşlar en sık görüldüğü dönemlerdir” diyor.</p>
<p><strong>Belirtiler sinsi olabilir</strong></p>
<p>Kasık fıtığı belirtileri çok hafif ve silik bulgulardan oldukça şiddetli bulgulara kadar değişkenlik gösterebildiği gibi hiç belirti görülmediği durumlar da söz konusu olabiliyor. Kasık fıtıklarının önemli bir kısmı rutin hekim muayenesinde tesadüfen saptanıyor. Bulguların değişkenliğini kasık fıtığından dışarıya sarkan içeriğin belirlediğini söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, şu bilgileri veriyor: “Karın içerisindeki organlardan ince bağırsaklar, kalın bağırsak, idrar kesesi (mesane), karındaki yağ dokuları, nadiren apendiks ve kadın hastalarda yumurtalık, kasık fıtığından sarkabilir. Erken  bulgular; kasık bölgesinde ıkınma, ayağa kalkma, öksürme ile belirginleşen şişlik, hafif ağrı olabileceği gibi, ilerleyen aşamalarda sarkan organın fıtık içerisinde sıkışmasına bağlı olarak kasıkta belirginleşen şişliğin geçmemesi, bu şişlik üzerinde şiddetli ağrı ve kızarıklık, bulantı-kusma, karında yaygın şişlik, ateş, idrar yaparken ağrı ve idrarı tam boşaltamama hissi gibi acil müdahale gerektiren bulgular da gelişebilmektedir.”</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle hızlı iyileşme sağlanıyor</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarının tedavisinde cerrahinin ön plana çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, &#8216;Semptomatik kasık fıtıklarında ameliyatsız tedavinin önerilmediğine dikkat çekiyor. Korselerin sadece ağrıyı azaltabileceğini, ancak fıtığı tedavi etmeyeceğini vurguluyor. Kalıcı çözümün ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Özgen Işık, günümüzde laparoskopik ameliyatların tercih edilmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: “Kapalı (laparoskopik) yöntemle 3 küçük kesiden girilerek yapılan onarım, ağrının daha az olması, iyileşmenin hızlı gerçekleşmesi ve işe dönüş süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ameliyat sonrası 1 gün hastanede kalınır, hafif işlere 1 haftada, tam aktiviteye 6-8 haftada dönülür.”</p>
<p><strong>Nüks ihtimali olabiliyor</strong></p>
<p>Ameliyat olan hastalarda tüm teknikler dahil edildiğinde nüks oranı yüzde 1 ile 10 arasında değişiyor. Ancak modern sentetik yama teknikleriyle bu oran çok daha düşüyor.  Nükslerin yarısından fazlası ise ameliyat sonrasında ilk 3 yılda görülüyor.</p>
<p><strong>Korunmak için bunlara dikkat!</strong></p>
<p>Kasık fıtığını önlemek için bazı yaşam kurallarına dikkat etmek gerekiyor. Bunların başında kilo kontrolü ve düzenli egzersiz geliyor. Böylece karın duvarı yapıları güçleniyor. Ancak kontrolsüz ve aşırı zorlayıcı egzersiz ile çalışma koşulları ise fıtık oluşumuna zemin hazırlıyor. Ayrıca kronik kabızlığın, solunum yolu hastalıklarının, prostat hastalıklarının, karın içi basıncını artıran önemli hastalıkların kasık fıtığı oluşumuna neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgen Işık, “Tedavi edilmemeleri halinde kasık fıtığının gelişmesine yol açabileceklerinden bu hastalıkların tedavisi hem kişinin sağlığına kavuşması hem de fıtıktan uzak kalması açısından önemlidir” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kene kaynaklı hastalıklar artmaya başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kene-kaynakli-hastaliklar-artmaya-basladi-545355</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 13:34:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artmaya]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklı]]></category>
		<category><![CDATA[kene]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545355</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keneler zorunlu kan emici artropodlar olup, dünyanın her bölgesinde gözlenmektedirler. Özellikle bahar ve yaz aylarında aktif hale geçerler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kene-kaynakli-hastaliklar-artmaya-basladi-545355">Kene kaynaklı hastalıklar artmaya başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keneler zorunlu kan emici artropodlar olup, dünyanın her bölgesinde gözlenmektedirler. Özellikle bahar ve yaz aylarında aktif hale geçerler. Türkiye, iklim ve coğrafi olarak kenelerin yaşamına elverişlidir. Türkiye’nin yaklaşık 30 kene türüne ev sahipliği yaptığı tespit edilmiştir. Ülkemizde, kenelerden insana bulaşabilen en önemli hastalık Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA)’dir. Ortaya çıkan vakaların çoğu Tokat, Sivas, Çorum ve Erzurum’da görülmektedir.  Kırım Kongo Kanamalı Ateşi dışında Lyme hastalığı da kenelerden insana bulaşabilir.</p>
<p>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü infekte kenelerin kanı ve diğer vücut sıvıları ile temasla (insana tutunması) bulaşabilir. Hastalığın kuluçka süresi ortalama 1-3 gün kadardır ve belirtiler; yüksek ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, bulantı- kusma ve karın ağrısıdır. Hastalık ilerlemesiyle birlikte deride ve iç organlarda kanamalar meydana gelir. Ağır olgular ölümle sonuçlanabilir. Ülkemizde çoğu olgu genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşılan Tokat, Sivas, Çorum, Erzurum illerinde görülmektedir. </p>
<p><strong>Kene tutulmasından nasıl korunulur?</strong></p>
<p>Kene tutulmasından korunmanın en önemli yolu, kırsal alana çıkarken kıyafetlerimize dikkat etmektir. Özellikle uzun kollu ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli. Kenelerin vücudumuza ulaşmaması için pantolon paçaları çorabın içine sokulmalı, özellikle bitki boylarının yüksek olduğu bölgelerde dikkatli olunmalıdır. Kene olup olmadığının tespiti için vücudun düzenli olarak mutlaka kontrol edilmesi gerekmektedir. Vücut mutlaka kontrol edilmeli. Kırsal alana çıkarken uzun kollu, açık renkli kıyafetler giyilmeli. Kenelerden kurtulmak için böcek kovucu spreylerde tercih edilebilir.  </p>
<p><strong>Öküz gözü şeklinde kızarıklık varsa dikkat</strong></p>
<p>Türkiye’de kene kaynaklı görülen bir diğer hastalık ise Lyme hastalığıdır. <em>Borrelia burgdorferi</em> bakterisinin neden olduğu hastalığın belirtileri hastalığın evresine göre değişmektedir. Erken dönem belirtileri arasında en dikkat çekeni kenenin ısırdığı yerde öküz gözü şeklinde bir kızarıklığın olmasıdır. Diğer belirtileri ise ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, yorgunluktur. Geç dönemde ise; eklem iltihabı, sinir sistemi tutulumu, kalp sorunları yer almaktadır. Ancak bu hastalık nadiren görülmektedir. </p>
<p><strong>Vücudunuzda kene varsa mutlaka sağlık kuruluşuna gidin</strong></p>
<p>Keneden kaynaklı hastalıklarda en temel yanlış kenenin vücuttan çıkarılması sırasında kullanılan yöntemlerdir. Özellikle kenenin üzerine alkol, kolonya dökmek, yakmak ya da sigara bastırmak ciddi risklere neden olmaktadır. Yapılan bu işlemler kenenin kusmasına ve enfekte materyali insan vücuduna aktarmasına neden olmaktadır. Vücutta kene görülmesi durumunda yapılacak en doğru yaklaşım en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesidir. Kenenin vücuttan çıkarılmasından sonraki 10 günlük süreçte takibi yapılmalıdır.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kene-kaynakli-hastaliklar-artmaya-basladi-545355">Kene kaynaklı hastalıklar artmaya başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavi Edilebilir Hastalıklar Arasında Yerini Almaya Başladı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavi-edilebilir-hastaliklar-arasinda-yerini-almaya-basladi-448934</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 11:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almaya]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yerini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser türleri, çevresel etkenler, farklı yaşam koşulları, alışkanlar, hormonal farklılıklar nedeniyle kadın ve erkekler arasında farklılıklar gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavi-edilebilir-hastaliklar-arasinda-yerini-almaya-basladi-448934">Kanser Tedavi Edilebilir Hastalıklar Arasında Yerini Almaya Başladı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><span>Günümüzde gerek insanların hayatlarına mal olması gerekse tanı ve tedavi üzerinde sürekli gelişmelerin yaşanması nedeniyle kanser, her daim gündemin ana konularından biri olmaya devam ediyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Öven, tedavide yaşanan tüm ilerlemelere rağmen, olumsuz yaşam alışkanlıkları ve erken tanıya yeterli özenin gösterilmediğini söyledi. Kanser Haftası dolayısıyla bazı noktaların altını çizen Prof. Dr. Öven, erken tanıyla özelikle bazı kanser türlerinin tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer aldığını belirtti. </span></em></p>
<p><span> </span></p>
<p><span>Kanser türleri, çevresel etkenler, farklı yaşam koşulları, alışkanlar, hormonal farklılıklar nedeniyle kadın ve erkekler arasında farklılıklar gösteriyor.  Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Öven, kadınlarda en sık görülen kanserlerin sırasıyla, meme, akciğer ve kolon kanseri iken, erkeklerle prostat, akciğer ve kolon kanseri olarak sıralandığını anlattı. Bu noktada özellikle sigara kullanımının artmasına bağlı olarak akciğer kanserinin kadınlarda da erkekler kadar sık görüldüğüne dikkat çekti. </span></p>
<p><strong><span>YAPILAN DOĞRU YA DA YANLIŞLAR RİSKİ BELİRLİYOR!</span></strong></p>
<p><span>Halen kanserin kesin nedeninin bilinmemekle birlikte özellikle değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanımlanan yaşam tarzına bağlı hataların kanserin oluşmasında önemli bir etken olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Öven, sözlerini şöyle sürdürdü: “Meme kanserinde olduğu gibi cinsiyet, akciğer ve prostat kanserindeki gibi ileri yaş hastalığın ortaya çıkmasında değiştirilemez risk faktörleri olduğunu biliyoruz. Ancak bununla birlikte, değiştirebileceğimiz risk faktörlerini düzenleyerek kanserden korunabiliriz. Bunların başında sigarayı bırakmak geliyor. Sağlıklı beslenme, sebze meyve tüketimini artırmak, hayvansal gıdaların, özellikle işlenmiş et tüketimini azaltmak, egzersiz yapmak, obeziteden uzak durmak kanser riskini azaltmak için yapılması gerekenler arasında yer alıyor.”  </span></p>
<p><strong><span>HASTALIĞA DEĞİL HASTAYA ÖZEL TEDAVİ UYGULANMALI</span></strong></p>
<p><span>“Tedavinin en önemli unsurları, hastalığa göre, hastalığın yaygınlığına göre, kişiye göre, yaşa göre tedavi değişiyor” diyen Prof. Dr. Öven, “Erken yakalanan kanserlerin bir kısmında hala cerrahi ön planda. Bunun yanında onkologlar olarak biz de kemoterapi sürecinde bu multidisipliner tedavi yaklaşımında yer alıyoruz. Hastalığın tekrar etme riskini azaltmak için cerrahi sonrası koruyucu kemoterapiler verdiğimiz gibi, sıçramalı hastalıklarda hastalığı kontropl altına almak için kemoterapi dışında, özellikle son yıllarda immünoterapi ve akıllı ilaç olarak tanımladığımız hedefe yönelik tedavilerin onkolojide adeta çığır açtığını söylemek mümkün.” diye konuştu. </span></p>
<p><strong><span>“KANSER TEDAVİ EDİLEBİLİR HASTALIKLAR ARASINDA”</span></strong></p>
<p><span>Kanser hala hayata mal olan bir hastalık olmakla birlikte erken tanıyla bugün kanseri tedavi edilebilir bir hastalık olarak nitelendirmenin mümkün olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bala Başak Öven, sözlerine şöyle devam etti: </span></p>
<p><span>“Artık kesinlikle kanseri de tedavi edilebilir bir hastalık olarak nitelendirebiliriz. Elbette bu noktada tarama yöntemleri ile erken tanı koymak önemli. Meme kanseri, bağırsak kanseri, rahim ağzı kanseri hatta akciğer kanseri için tarama yöntemleri ile hastalık erken saptanıp tedavi edilebilirse, ölüm oranlarının azaldığını biliyoruz. </span></p>
<p><strong><span>HASTANIN YAŞAM KALİTESİNİ KORUYARAK TEDAVİ MÜMKÜN</span></strong></p>
<p><span>Akıllı ilaçlar ve immünoterapinin kemoterapi gibi yaşam kalitesini bozmadan etkili olurken, hem yaşam süresini uzattığını hem de hastaneye bağımlılığı azalttığını anlatan Prof. Dr. Öven, “</span><span>Bu üç tedavi yönteminin kullanım amaçları, hedefleri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla her hastalık ve hasta için tedavi yöntemleri farklılaşmaktadır” dedi. Prof. Dr. Öven sözlerine şöyle devam etti: “Metastatik hastalıkta ya da ameliyat olmuş lokal tedavisi tamamlanmış, tam iyileşmiş hastalarda koruma tedavisi olarak kemoterapiler kullanılır. Bunun yanında akıllı ilaçlar veya vücudun kendi bağışıklık sistemini artırarak kanserle savaşmasını sağlayan tedavi yöntemi olan immünoterapiler de kullanılan tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. </span><span>Akıllı ilaçlar arasında ağızdan alınan tipleriyle hastaneye bağımlılığın azalması özellikle hastalar açısından çok önemli. Bununla birlikte baş edilebilir yan etkileri sayesinde de hastanın yaşam kalitesi korunduğu için tedavi sırasında hastanın psikolojisi de korunabiliyor. </span></p>
<p><span>Uzun yıllardır kullanılmasına karşın immünoterapinin de özellikle son 5 yıldır gündemde olduğunu söylemek mümkün. Çünkü bütün kanser türlerinde kullanılıyor. Vücudun kendi bağışıklık sistemini arttırarak, kanserle savaşmasını sağlayan bu tedavi bugün neredeyse bütün kanser türlerinde kullanılıyor. Üstelik yan etkileri de gribal semptomlar ya da cilt döküntüleri gibi tolere edilebilir etkilerdir.”</span></p>
<p><strong><span>BAZI İŞARETLER UYARICI OLMALI</span></strong></p>
<p><span>Prof. Dr. Öven, bazı kanser türleri için tarama yöntemlerinin bulunmakla birlikte bazılarında böyle bir imkanını da olmadığını hatırlatarak vücudumuzda görülen bazı işaretlerin uyarıcı olması gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Öven konuyla ilgili şunları anlattı: “Meme, kolon, akciğer gibi bazı kanserlerde tarama yöntemiyle sağ kalımın uzadığı gösterilmiş. Örneğin 40 yaşından sonra yıllık yapılan mamografi ile, meme kanserine bağlı yaşam kaybı yüzde 40 azaltılmış. Ancak pankreas için böyle bir taramadan söz etmek mümkün değil. Bu durumda da semptomların farkında olmak lazım. Örneğin geçmeyen, tedaviye rağmen iyileşmeyen öksürükler, tedaviye rağmen iyileşmeyen öksürük. Kilo kaybı. Sonradan tespit edilmiş kansızlık. Vücutta ele gelen kitleler tespit edilmesi gibi durumlarda vakit kaybetmeden hekime başvurulmalı.”</span></p>
<p><strong><span>TANIYI HASTADAN GİZLEMEYİN</span></strong></p>
<p><span>Özellikle daha ileri yaşlarda ortaya çıkan kanserlerde toplum yapımızdan dolayı aile bireylerinin hastalığı gizlemeye çalıştıklarını ancak bunun doğru bir yaklaşım olmadığını söyleyen Prof. Dr. Öven, “Aslında tam aksine hastalığı, tedaviyi ve olabilecek yan etkiler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarında yaşayabilecekleri konusunda daha fazla endişe duyuyor. Tam aksine hastalar bilgilendirildiklerinde tedaviyi ve olabilecek yan etkileri çok daha iyi tolere ediyor. Çünkü tedavi sırasında düzenli uyku, stres gibi motivasyonun da önemli olduğunu biliyoruz.” Diye konuştu. </span></p>
<p><strong><span>“MEVSİMİNE GÖRE BESLENMELİ”</span></strong></p>
<p><span>Tedavi sırasında kanser hastasının da her sağlıklı bireyin dikkat etmesi gerektiği gibi sağlıklı yaşam tarzına özellikle sağlıklı beslenmeye dikkat etmesi gerektiğinin altını çizen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Öven, uyarılarını şöyle aktardı: “Özellikle kanser açısından risk oluşturacak faktörlerinden uzak durmalı. Bunun başında sigara geliyor. Hastalara, sigaradan uzak durmasını, düzenli uyumasını, günde en azından 2-3 litre su tüketmesini öneriyoruz. Sağlıklı beslenme adına mevsiminde mevsimine göre yemek yenmeli. Tedavi alan hastalarda bağışıklık sistemi daha düşük olabileceği için özellikle enfeksiyon riski olabilecek açıkta kalmış yiyeceklerin bol su ile yıkanmasını tavsiye ediyoruz. Bunun yanında paketlenmiş, işlenmiş gıdadan uzak durulmalı ve hormon içermeyen taze meyve sebze tüketilmeli. Hastalara özellikle “şunu yemeyin bunu yemeyin” demiyoruz ama yara yerini iyileştirmesi ve bağışıklık sistemini artırmak açısından protein içeriği yüksek gıdalarla beslenmesini tavsiye ediyoruz. Yani kuru baklagiller, yumurta, et, süt, peynir öğünlerinde yer almalı. Ayrıca, hem sindirim sistemine hem de bağırsak mukozasına daha iyi geleceği için lifli beslenmeye özen göstermesi de yarar sağlıyor. Ancak bunların dışında özellikle yemesi ya da yememesi gereken gıdalar gibi bir liste söylemek, kural koymak söz konusu değil.”</span></p>
<p><strong><span>ŞEKER HASTALIĞI BESLEMEZ, KİLOYU ARTIRIR!</span></strong></p>
<p><span>Prof. Dr. Bala Başak Öven, tedavi sırasında hastaların en sık sorduğu ve merak ettiği konulara dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu: “Hastaların en çok sorduğu sorulardan biri de şeker tüketimi. Bu konuya da açıklık getirmekte fayda var. Şeker tüketimi hastalığı beslemez. Ancak bunun yanında özellikle prostat, meme, bağırsak kanseri gibi bazı kanser türlerinde göbek etrafında yağlanma yani kilo artıyı hastalık açısından risk oluşturabildiği için hastanın kilo almaması önemli. Dolayısıyla kilo almayı engellemek için rafine şeker tüketimini azaltmak gerekir. “Ben dondurma yedim, çikolata yedim hastalığım tetiklenir mi” elbette ki münferit olarak bu besinleri tüketmek hastalığı tetiklemez. Önemli olan nokta hastanın günlük enerji ihtiyacını karşılayacak şekilde dengeli bir beslenme düzenine sahip olmasıdır.”</span><span> </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavi-edilebilir-hastaliklar-arasinda-yerini-almaya-basladi-448934">Kanser Tedavi Edilebilir Hastalıklar Arasında Yerini Almaya Başladı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nadir Hastalıklar Federasyonu, Dünya Nadir Hastalıklar Günü Dolayısıyla Şubat Ayında Nadir Yaşamların Yaşadıkları Zorluklara Dikkat Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-federasyonu-dunya-nadir-hastaliklar-gunu-dolayisiyla-subat-ayinda-nadir-yasamlarin-yasadiklari-zorluklara-dikkat-cekti-2-445890</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2024 21:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ayında]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dolayısıyla]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[şubat]]></category>
		<category><![CDATA[yaşadıkları]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamların]]></category>
		<category><![CDATA[zorluklara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şubat 2024’te nadir hasta dernekleri tarafından, nadir yaşamlara yönelik sorunlara akılcı, pratik, kalıcı çözümler üretmek ve bu çözümlerin hayata geçirilmesini sağlamak amacı ile Nadir Hastalıklar Federasyonu (NHF) kuruldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-federasyonu-dunya-nadir-hastaliklar-gunu-dolayisiyla-subat-ayinda-nadir-yasamlarin-yasadiklari-zorluklara-dikkat-cekti-2-445890">Nadir Hastalıklar Federasyonu, Dünya Nadir Hastalıklar Günü Dolayısıyla Şubat Ayında Nadir Yaşamların Yaşadıkları Zorluklara Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şubat 2024’te nadir hasta dernekleri tarafından, nadir yaşamlara yönelik sorunlara akılcı, pratik, kalıcı çözümler üretmek ve bu çözümlerin hayata geçirilmesini sağlamak amacı ile Nadir Hastalıklar Federasyonu (NHF) kuruldu.</p>
<p> </p>
<p>Federasyonda;</p>
<ul>
<li>Ataksi Telenjiektazi ile Yaşam Derneği,</li>
<li>Albinizm Derneği,</li>
<li>PKU Aile Derneği,</li>
<li>Pulmoner Hipertansiyon ve Skleroderma Hasta Derneği,</li>
<li>Sistinozis Hastaları Derneği,</li>
<li>Tay Sachs ve Sandhoff Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
<li>Williams Sendromu Derneği olmak üzere <b>7 dernek yer alıyor.</b></li>
</ul>
<p>NHF’nun Nadir Hastalıklar Günü vesilesi ile yaptığı basın açıklamasında federasyonun amaçları, çalışma alanları, vizyonuna değinildi. Bu kapsamda Nadir Hastalıklar Federasyonu’nun en temel misyonu; Türkiye’de ve dünyada fark edilmeyen nadir yaşamlara dikkat çekmek, nadir hastalığa sahip bireylerin, yüksek yararlarına yönelik çalışmalar gerçekleştirmek; onları, ortak bir çatı altında eşit ve adil olarak temsil etmek.</p>
<p>Nadir Hastalıklar Federasyonu’nun en temel çalışma alanları; Taşıyıcılık Taraması, Erken Tanı, Erken Tedavi, Tedaviye erişim, İlaca Erişim, Organ Bağışı, Görünmez Engellilik, Ayrımcılık, Eğitim ve İstihdam, Sosyal Haklara Erişim Toplumsal Farkındalık konularıdır.</p>
<p> </p>
<p><b>Nadir Hastalıklar Federasyonu Başkanı Deniz Yılmaz Atakay yapılan basın açıklamasında federasyonun amaçlarını şöyle özetledi;</b> “Nadir Hastalıklar Ağı’nı kurarken vizyonumuz bu oluşumu bir federasyon kimliğine taşıyarak nadir hastalıklarla ilgili daha etkin ve kapsamlı çalışmaları yürütebilmekti. Şubat 2024 itibariyle bu vizyonumuzu gerçekleştirmiş olmaktan mutluyuz.</p>
<p> </p>
<p>Federasyon olarak amaçlarımız:</p>
<ul>
<li>Nadir hastalıklara ilişkin yasal mevzuatların düzenlenmesinde aktif rol almak</li>
<li>Tüm nadir bireylerin toplum tarafından görünürlüğünü sağlamak amacıyla farkındalık çalışmaları yapmak.</li>
<li>Haklarını korumak ve hak ihlallerini ortadan kaldırmaya yönelik çözümler üretmek</li>
<li>Kamu kurum, kuruluşları ile özel sektör arasında işbirliğine dayalı faaliyetler yürütmek.</li>
<li>İnsan ve hasta hakları temelinde öz savunuculuk bilincini geliştirmektir.</li>
</ul>
<p>Nadir Hastalıklar Federasyonu olarak bu yıl da Dünya Nadir Hastalıklar Günü vesilesiyle nadir yaşamların temel sorunlardan olan Sağlığa Erişim, Sağlık Harcamalarındaki Pahalılık ve Görünmez Engellilik konularına dikkat çekmek istiyoruz.”</p>
<p> </p>
<p><b>Sağlığa Erişim Her Bireyin Temel Haklarından</b></p>
<p>Federasyon Başkanı Atakay sözlerine şöyle devam etti: “Sağlığa erişim ülkemiz mevzuatlarında ve uluslararası sözleşmelerde düzenlenen en önemli insan hakkıdır. Nadir hastalığa sahip bir bireyin ülkemizde tanı aldıktan sonra doğru ve güncel tedaviyi alması en doğal hakkıdır. Çünkü nadir hastalıklar çoğunlukla çocuklar başta olmak üzere, bireylerin ölümüne sebebiyet vermektedir. Her ne kadar Nadir Hastaların, sağlığa erişim süreçleri ile ilgili olumlu haberler duyulsa da bu erişimin zorlu bir hukuk mücadelesi ile elde edildiği bir gerçektir. Ülkemizde bireyler, sağlığa erişebilmek için idari mercilere ve mahkemelere başvurmak zorunda kalıyor.  Oysa sağlığa erişim hakkının hukuki dayanağı, başta insan hakkı sözleşmeleri olmak üzere ulusal ve uluslararası mevzuatlardır. Nadir hastaların sağlığa erişebilmeleri için özellikle Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 55. Madde bağlamında yükümlülüklerin hatırlatılarak mevuzatların düzenlenmesi- uygulanması ve “Nadir Hastalıklar Ulusal Eylem Planı”nın sağlam bir hukuk temelinin üzerine kurularak hayata geçirilmesi gerekmektedir.”</p>
<p> </p>
<p><b>Sağlık Harcamalarındaki Pahalılık Nadir Yaşamları Zorlaştırıyor</b></p>
<p>Nadir Hastalığa sahip bireylerin, sağlık harcamalarına ilişkin yıllık giderlerinin diğer bireylere oranla 6 katı yüksek olduğuna dikkat çeken Deniz Yılmaz Atakay; “Yoksulluk sınırında olan hanelerin; katkı paylarının, muayene ücretlerinin yanı sıra hayat boyu kullanmak zorunda oldukları özel besinden tıbbi cihaza kadar pek çok alanda gereksinim malzemelerinin temini için çok büyük bedeller ödediği tespitidir. Bu nedenle Nadir Yaşamların ekonomisine ve sağlığına katkı sağlamak için özel ve yaşamsal gereksinimlerine “vergi muafiyeti” uygulanması elzemdir.” dedi.</p>
<p> </p>
<p><b>Her Engel Görünür Değildir</b></p>
<p>Federasyon Başkanı Atakay son olarak her engelin görünür olmadığını belirterek sözlerine şunları ekledi; “Nadir hastalığa sahip bireylerin görünmez engeli olabilmektedir. İç organlara yansıyan birtakım nadir hastalıklarda mevcut olan görünmez engellilik, ülkemizde bir “engel türü” olarak kabul edilememektedir. Görünmez engele sahip hastalar, sağlığa erişim bakımından elzem olan “sağlık/engelli raporlarını” almak için çok uğraş vermektedir. Oysa her engel dışta ve görünür olmayabilir çünkü bazı nadir hastalıklarda ve sendromlarda, fizyolojik, anatomik problemler sadece iç organları etkileyebilmektedir. Bu nedenle, bireyler sağlık/engelli raporu alırken bu durumu doktorlara her seferinde açıklama mecburiyeti hissetmektedir.  Bu sorunun çözümü, ilgili tüm sağlık sistemine ve hiyerarşisine bir “farkındalık çalışması” yapılarak, engellerin “görünmez” de olabileceği bilincinin aşılanmasıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Nadir hastalıklar, 2000’de 1 ya da daha az sıklıkta görülen, çoğu ilerleyici, metabolik, kronik ve bazıları ölümcül olabilen hastalıklardır. Literatürde yaklaşık 8000 nadir hastalık tanımlanmıştır ve bu hastalıkların %80&#8217;i genetik geçişlidir. Hastaların yaklaşık %50’sini çocuklar oluşturmaktadır. Nadir hastalıkların %95’inde henüz bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Bu nedenle 5 yaşına gelmeden hayatını kaybeden nadir hastaların oranı %30’dur.</p>
<p>Nadir hastalıklar Türkiye’de her 16 kişiden 1’inde görülürken; Türkiye’de 5 milyon, dünyada yaklaşık 350 milyon kişi nadir bir hastalığa sahiptir. Her bir hastalığın kendine ait bir özelliği vardır. Bu özelliği dolayısıyla özel bakım ve tedavi yöntemlerine, ilaçlara, sarf malzemelere, özel besinlere ve tıbbi cihazlara gereksinim duyulmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-federasyonu-dunya-nadir-hastaliklar-gunu-dolayisiyla-subat-ayinda-nadir-yasamlarin-yasadiklari-zorluklara-dikkat-cekti-2-445890">Nadir Hastalıklar Federasyonu, Dünya Nadir Hastalıklar Günü Dolayısıyla Şubat Ayında Nadir Yaşamların Yaşadıkları Zorluklara Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nadir Hastalıklar Federasyonu, Dünya Nadir Hastalıklar Günü Dolayısıyla Şubat Ayında Nadir Yaşamların Yaşadıkları Zorluklara Dikkat Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-federasyonu-dunya-nadir-hastaliklar-gunu-dolayisiyla-subat-ayinda-nadir-yasamlarin-yasadiklari-zorluklara-dikkat-cekti-445889</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2024 21:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ayında]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dolayısıyla]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[şubat]]></category>
		<category><![CDATA[yaşadıkları]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamların]]></category>
		<category><![CDATA[zorluklara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445889</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şubat 2024’te nadir hasta dernekleri tarafından, nadir yaşamlara yönelik sorunlara akılcı, pratik, kalıcı çözümler üretmek ve bu çözümlerin hayata geçirilmesini sağlamak amacı ile Nadir Hastalıklar Federasyonu (NHF) kuruldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-federasyonu-dunya-nadir-hastaliklar-gunu-dolayisiyla-subat-ayinda-nadir-yasamlarin-yasadiklari-zorluklara-dikkat-cekti-445889">Nadir Hastalıklar Federasyonu, Dünya Nadir Hastalıklar Günü Dolayısıyla Şubat Ayında Nadir Yaşamların Yaşadıkları Zorluklara Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şubat 2024’te nadir hasta dernekleri tarafından, nadir yaşamlara yönelik sorunlara akılcı, pratik, kalıcı çözümler üretmek ve bu çözümlerin hayata geçirilmesini sağlamak amacı ile Nadir Hastalıklar Federasyonu (NHF) kuruldu.</p>
<p> </p>
<p>Federasyonda;</p>
<ul>
<li>Ataksi Telenjiektazi ile Yaşam Derneği,</li>
<li>Albinizm Derneği,</li>
<li>PKU Aile Derneği,</li>
<li>Pulmoner Hipertansiyon ve Skleroderma Hasta Derneği,</li>
<li>Sistinozis Hastaları Derneği,</li>
<li>Tay Sachs ve Sandhoff Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği</li>
<li>Williams Sendromu Derneği olmak üzere <b>7 dernek yer alıyor.</b></li>
</ul>
<p>NHF’nun Nadir Hastalıklar Günü vesilesi ile yaptığı basın açıklamasında federasyonun amaçları, çalışma alanları, vizyonuna değinildi. Bu kapsamda Nadir Hastalıklar Federasyonu’nun en temel misyonu; Türkiye’de ve dünyada fark edilmeyen nadir yaşamlara dikkat çekmek, nadir hastalığa sahip bireylerin, yüksek yararlarına yönelik çalışmalar gerçekleştirmek; onları, ortak bir çatı altında eşit ve adil olarak temsil etmek.</p>
<p>Nadir Hastalıklar Federasyonu’nun en temel çalışma alanları; Taşıyıcılık Taraması, Erken Tanı, Erken Tedavi, Tedaviye erişim, İlaca Erişim, Organ Bağışı, Görünmez Engellilik, Ayrımcılık, Eğitim ve İstihdam, Sosyal Haklara Erişim Toplumsal Farkındalık konularıdır.</p>
<p> </p>
<p><b>Nadir Hastalıklar Federasyonu Başkanı Deniz Yılmaz Atakay yapılan basın açıklamasında federasyonun amaçlarını şöyle özetledi;</b> “Nadir Hastalıklar Ağı’nı kurarken vizyonumuz bu oluşumu bir federasyon kimliğine taşıyarak nadir hastalıklarla ilgili daha etkin ve kapsamlı çalışmaları yürütebilmekti. Şubat 2024 itibariyle bu vizyonumuzu gerçekleştirmiş olmaktan mutluyuz.</p>
<p> </p>
<p>Federasyon olarak amaçlarımız:</p>
<ul>
<li>Nadir hastalıklara ilişkin yasal mevzuatların düzenlenmesinde aktif rol almak</li>
<li>Tüm nadir bireylerin toplum tarafından görünürlüğünü sağlamak amacıyla farkındalık çalışmaları yapmak.</li>
<li>Haklarını korumak ve hak ihlallerini ortadan kaldırmaya yönelik çözümler üretmek</li>
<li>Kamu kurum, kuruluşları ile özel sektör arasında işbirliğine dayalı faaliyetler yürütmek.</li>
<li>İnsan ve hasta hakları temelinde öz savunuculuk bilincini geliştirmektir.</li>
</ul>
<p>Nadir Hastalıklar Federasyonu olarak bu yıl da Dünya Nadir Hastalıklar Günü vesilesiyle nadir yaşamların temel sorunlardan olan Sağlığa Erişim, Sağlık Harcamalarındaki Pahalılık ve Görünmez Engellilik konularına dikkat çekmek istiyoruz.”</p>
<p> </p>
<p><b>Sağlığa Erişim Her Bireyin Temel Haklarından</b></p>
<p>Federasyon Başkanı Atakay sözlerine şöyle devam etti: “Sağlığa erişim ülkemiz mevzuatlarında ve uluslararası sözleşmelerde düzenlenen en önemli insan hakkıdır. Nadir hastalığa sahip bir bireyin ülkemizde tanı aldıktan sonra doğru ve güncel tedaviyi alması en doğal hakkıdır. Çünkü nadir hastalıklar çoğunlukla çocuklar başta olmak üzere, bireylerin ölümüne sebebiyet vermektedir. Her ne kadar Nadir Hastaların, sağlığa erişim süreçleri ile ilgili olumlu haberler duyulsa da bu erişimin zorlu bir hukuk mücadelesi ile elde edildiği bir gerçektir. Ülkemizde bireyler, sağlığa erişebilmek için idari mercilere ve mahkemelere başvurmak zorunda kalıyor.  Oysa sağlığa erişim hakkının hukuki dayanağı, başta insan hakkı sözleşmeleri olmak üzere ulusal ve uluslararası mevzuatlardır. Nadir hastaların sağlığa erişebilmeleri için özellikle Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 55. Madde bağlamında yükümlülüklerin hatırlatılarak mevuzatların düzenlenmesi- uygulanması ve “Nadir Hastalıklar Ulusal Eylem Planı”nın sağlam bir hukuk temelinin üzerine kurularak hayata geçirilmesi gerekmektedir.”</p>
<p> </p>
<p><b>Sağlık Harcamalarındaki Pahalılık Nadir Yaşamları Zorlaştırıyor</b></p>
<p>Nadir Hastalığa sahip bireylerin, sağlık harcamalarına ilişkin yıllık giderlerinin diğer bireylere oranla 6 katı yüksek olduğuna dikkat çeken Deniz Yılmaz Atakay; “Yoksulluk sınırında olan hanelerin; katkı paylarının, muayene ücretlerinin yanı sıra hayat boyu kullanmak zorunda oldukları özel besinden tıbbi cihaza kadar pek çok alanda gereksinim malzemelerinin temini için çok büyük bedeller ödediği tespitidir. Bu nedenle Nadir Yaşamların ekonomisine ve sağlığına katkı sağlamak için özel ve yaşamsal gereksinimlerine “vergi muafiyeti” uygulanması elzemdir.” dedi.</p>
<p> </p>
<p><b>Her Engel Görünür Değildir</b></p>
<p>Federasyon Başkanı Atakay son olarak her engelin görünür olmadığını belirterek sözlerine şunları ekledi; “Nadir hastalığa sahip bireylerin görünmez engeli olabilmektedir. İç organlara yansıyan birtakım nadir hastalıklarda mevcut olan görünmez engellilik, ülkemizde bir “engel türü” olarak kabul edilememektedir. Görünmez engele sahip hastalar, sağlığa erişim bakımından elzem olan “sağlık/engelli raporlarını” almak için çok uğraş vermektedir. Oysa her engel dışta ve görünür olmayabilir çünkü bazı nadir hastalıklarda ve sendromlarda, fizyolojik, anatomik problemler sadece iç organları etkileyebilmektedir. Bu nedenle, bireyler sağlık/engelli raporu alırken bu durumu doktorlara her seferinde açıklama mecburiyeti hissetmektedir.  Bu sorunun çözümü, ilgili tüm sağlık sistemine ve hiyerarşisine bir “farkındalık çalışması” yapılarak, engellerin “görünmez” de olabileceği bilincinin aşılanmasıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Nadir hastalıklar, 2000’de 1 ya da daha az sıklıkta görülen, çoğu ilerleyici, metabolik, kronik ve bazıları ölümcül olabilen hastalıklardır. Literatürde yaklaşık 8000 nadir hastalık tanımlanmıştır ve bu hastalıkların %80&#8217;i genetik geçişlidir. Hastaların yaklaşık %50’sini çocuklar oluşturmaktadır. Nadir hastalıkların %95’inde henüz bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Bu nedenle 5 yaşına gelmeden hayatını kaybeden nadir hastaların oranı %30’dur.</p>
<p>Nadir hastalıklar Türkiye’de her 16 kişiden 1’inde görülürken; Türkiye’de 5 milyon, dünyada yaklaşık 350 milyon kişi nadir bir hastalığa sahiptir. Her bir hastalığın kendine ait bir özelliği vardır. Bu özelliği dolayısıyla özel bakım ve tedavi yöntemlerine, ilaçlara, sarf malzemelere, özel besinlere ve tıbbi cihazlara gereksinim duyulmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-federasyonu-dunya-nadir-hastaliklar-gunu-dolayisiyla-subat-ayinda-nadir-yasamlarin-yasadiklari-zorluklara-dikkat-cekti-445889">Nadir Hastalıklar Federasyonu, Dünya Nadir Hastalıklar Günü Dolayısıyla Şubat Ayında Nadir Yaşamların Yaşadıkları Zorluklara Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanofi Dünya Nadir Hastalıklar Günü&#8217;nde Care4Rare Çalıştay Raporu&#8217;nu Yayınladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanofi-dunya-nadir-hastaliklar-gununde-care4rare-calistay-raporunu-yayinladi-445344</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 21:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştay]]></category>
		<category><![CDATA[care4rare]]></category>
		<category><![CDATA[carerare]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gününde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[raporunu]]></category>
		<category><![CDATA[sanofi]]></category>
		<category><![CDATA[yayınladı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıklığı az olsa da toplumun % 5-8’inin nadir hastalıklardan birine sahip olduğu ve dünya genelinde milyonlarca kişinin bu hastalıklardan etkilendiği düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanofi-dunya-nadir-hastaliklar-gununde-care4rare-calistay-raporunu-yayinladi-445344">Sanofi Dünya Nadir Hastalıklar Günü&#8217;nde Care4Rare Çalıştay Raporu&#8217;nu Yayınladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sıklığı az olsa da toplumun % 5-8’inin nadir hastalıklardan birine sahip olduğu ve dünya genelinde milyonlarca kişinin bu hastalıklardan etkilendiği düşünülüyor. (</strong>&#8211;<strong>5</strong><strong>). Türkiye’de ise bu rakam tahminen yaklaşık 6 milyon! (5).  Nadir hastalıklar konusundaki çalışmalarıyla küresel bir öncü olan Sanofi, 29 Şubat Nadir Hastalıklar Günü’nde Care4Rare kapsamında hazırlanan çalıştay raporunu yayınladı.</strong></p>
<p><strong>28 Şubat, 2024</strong> Nadir Hastalıklar, adı nadir olmasına rağmen dünya üzerinde milyonlarca kişiyi etkileyen ve çoğunluğu genetik kökenli olan hastalıklar (-5). Bu alanda öncü tedaviler sunan ve geliştiren Sanofi gerek tüm dünyada gerekse Türkiye’de öncü çalışmalara imza atıyor.  </p>
<p>Geçtiğimiz günlerde EURORDIS tarafından Avrupa’da düzenlenen ve nadir hastalıklar konusunda fark yaratan çalışmaların ödüllendirildiği Black Pearl organizasyonunda Sanofi bu alandaki çalışmalarıyla “Liderlik Ödülü”ne layık görüldü. 2024 EURORDIS İnovasyon Ödülü’ne layık görülen Sanofi’nin Özellikli Tedaviler Bölümü, Türkiye’de de pek çok kanaldan başarılı çalışmalar yürütüyor. </p>
<p>Nadir Hastalıklar konusunda hasta sağlığını odağına alarak, 360 derecelik bir planla tedavi ve çözümler üreten Sanofi Türkiye, T.C. Sağlık Bakanlığı&#8217;nın Nadir Hastalıklar Sağlık Strateji Belgesi ve Eylem Planı&#8217;nda belirtilen, henüz tanısı konulmamış hastaları tespit edebilecek semptom bazlı tarama stratejilerine hizmet edecek şekilde, İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi ile iş birliği yaparak lizozomal depo hastalıkları için veri tabanlı tanı karar destek sistemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunuyor ve bu çalışmalara ise Sağlık Bakanlığı’nın görüşleri doğrultusunda yön veriyor.</p>
<p><em><strong>Care4Rare projesiyle nadir hastalıklara dijital çözümler arıyor</strong></em></p>
<p>Sanofi Türkiye ayrıca, PharmUp Girişimcilik Programı kapsamında Lokman Hekim Üniversitesi Sağlık ve İlaç Teknoloji Merkezi (LHUSTEK) ve Teknopark İstanbul ile nadir hastalıklar alanında Care4RARE programını yürütüyor. Her seviyeden girişimciyi hedefleyen Care4RARE programına kabul edilen başvurular, bu alanda hizmet veren kamu yöneticileri, uzman hekimler, hasta derneği temsilcileri ve çözüm geliştirme alanında yenilikçilik ve teknoloji ekosistemini şekillendiren paydaşlar ile değerlendiriliyor.  </p>
<p><em><strong>Care4Rare “İhtiyaç Belirleme Çalıştayı”ndan önemli sonuçlar  </strong></em></p>
<p><strong>Care4Rare</strong> “İhtiyaç Belirleme Çalıştayı” kısa bir süre önce Ankara Lokman Hekim Üniversitesi’nde gerçekleşti. Çalıştayda, Sağlık Bakanlığı Otizm, Zihinsel Özel Gereksinimler ve Nadir Hastalıklar Dairesi Başkanı Prof. Dr. Onur Burak Dursun ve Prof. Dr. Bülent Gümüşel’in moderasyonu ile Nadir Hastalıklar Sağlık Strateji ve Eylem Planı’nda yer alan ve yenilikçi dijital teknolojilerle karşılanabilecek ihtiyaçlar görüşüldü. Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Tıbbi İlaç ve Cihaz Kurumu Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü, Türkiye Sağlık Hizmetleri Başkanlığı (TÜSEB), Sosyal Güvenlik Kurumu yetkilileri ve Nadir Hastalıklar alanında uzman hekimlerin yoğun katılımlarıyla gerçekleşen çalıştaya hasta derneği temsilcileri de katkı sağladılar. </p>
<p><em><strong>Çalıştay Raporu, nadir hastalıklarda dijital çözümlerin katkısını açıkça gösteriyor</strong></em></p>
<p>Gerçekleştirilen çalıştayın çıktılarından oluşan <strong>“Nadir Hastalıklar Alanında Geliştirilebilecek Dijital Çözümler Raporu” </strong>Nadir Hastalıklar Günü’nde kamuoyuyla paylaşıldı. Hazırlanan raporda nadir hastalıklara dijital çözümlerin sağladığı katkının altı önemle çiziliyor. Bu doğrultuda, teknolojinin konumlandırılacağı başlıca ihtiyaç alanları 6 başlıkta ele alınıyor. </p>
<p><strong>Eğitim ve bilgilendirme </strong>başlığında mobil uygulamalar, çevrim içi platformlar ve kamu spotları aracılığıyla hastalara ve sağlık profesyonellerine sürekli eğitim ve bilgilendirme imkânı sunulmasının öneminin üzerinde duruluyor. <strong>Erken teşhis ve tanı</strong> başlığında gelişmiş tıbbi cihazlar ve dijital sağlık uygulamaları sayesinde hastalıkların erken teşhisi ve doğru tanının konulmasına imkan sağladığı ve böylece tedavilerin daha etkin hale geldiği belirtiliyor. <strong>Sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi</strong> başlığında dijitalleşmeyle randevu planlama, hasta kayıtları, ilaç takibi gibi süreçleri daha etkin hale getirilebildiği ve sağlık yönetiminin kolaylaşacağına vurgu yapılıyor. </p>
<p><strong>Hasta bakımında iyileşme</strong> söz konusu olduğunda, teletıp ve uzaktan sağlık hizmetlerinin hasta bakımında erişilebilirliği artırdığı böylece daha düşük maliyetle etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor. <strong>Veri yönetimi ve analitiğine </strong>gelince nadir hastalıklar konusunda büyük veri analizinin, sağlık sistemlerindeki verimliliği artırarak, hastalıkların yayılma modellerini anlamada ve kaynakların doğru kullanılmasında yardımcı olduğu ortaya konuyor. Son olarak da <strong>maliyet ve tasarruf başlığında</strong> teknoloji kullanımının, hasta bakımı süreçlerinde maliyet ve zaman tasarrufu sağladığı ve tekrarlayan testlerin azaltılmasına yardımcı olduğunun altı çiziliyor.</p>
<p>Rapordan çıkan bir diğer sonuç ise, sağlık alanındaki dijital projelerin başarısının, kamu kurumları, endüstri, sağlık profesyonelleri, hasta dernekleri ve bireyler arasında güçlü bir iş birliği ve ortak çalışma ile mümkün olabileceği… Bu paydaşlar arasında iş birliğiyle dijital projelerin hasta ihtiyaçlarına daha uygun, etkili, erişilebilir ve sürdürülebilir hale geleceği önemle belirtiliyor.  </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanofi-dunya-nadir-hastaliklar-gununde-care4rare-calistay-raporunu-yayinladi-445344">Sanofi Dünya Nadir Hastalıklar Günü&#8217;nde Care4Rare Çalıştay Raporu&#8217;nu Yayınladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adı nadir, tedavisi yetim, etkileri ağır: Nadir Hastalıklar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adi-nadir-tedavisi-yetim-etkileri-agir-nadir-hastaliklar-444907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adı]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kistik fibrozis, fenilketonüri ve SMA hastalığı gibi yenidoğan bebeklerde taranan, son zamanlarda bazılarının adını daha sık duyduğumuz nadir hastalıklar, tüm dünyada yaklaşık 7 bin hastalığı kapsıyor ve bu hastalıklar 300 milyon kişiyi etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adi-nadir-tedavisi-yetim-etkileri-agir-nadir-hastaliklar-444907">Adı nadir, tedavisi yetim, etkileri ağır: Nadir Hastalıklar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kistik fibrozis, fenilketonüri ve SMA hastalığı gibi yenidoğan bebeklerde taranan, son zamanlarda bazılarının adını daha sık duyduğumuz nadir hastalıklar, tüm dünyada yaklaşık 7 bin hastalığı kapsıyor ve bu hastalıklar 300 milyon kişiyi etkiliyor.</p>
<p>Nadir hastalık, 2 bin kişiden 1’inde veya daha az görülen hastalıkların tümünü içinde barındıran bir şemsiye terim olarak kullanılıyor. Yani bu hastalıkların bazıları 2 bin kişiden 1’inde görülse de bazı nadir hastalıklara milyonda 1 rastlanıyor. Bu hastalıkların içinde; nadir olanlar, ultra-nadir olanlar, hatta nano-nadir olan hastalıklar var. Hal böyle olunca adı “nadir” olsa da nüfusun yüzde 6 ila 8’ini etkiliyor.  Çok sayıda kişinin yaşamını etkileyen bu hastalıklara dikkat çekmek üzere her 4 yılda bir takvimlerde gördüğümüz 29 Şubat, bu özelliğinden dolayı Nadir Hastalıklar Farkındalık Günü için seçilmiş. Her yıl 28 ya da 4 yılda bir 29 Şubat’ta çeşitli farkındalık çalışmalarıyla toplumun dikkatinin nadir hastalıklara çekilmesi ve bilgilendirilmesi hedefleniyor. Nadir hastalıklarla ilgili <strong>Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay</strong>’dan bilgi aldık. </p>
<p><strong>Çocukluk çağında tanı konuyor</strong></p>
<p>Nadir hastalıkların yüzde 80’inin nedeni genetik olunca, hastaların neredeyse yarısını çocuklar oluşturuyor. Bu hastalıkların yüzde 95’inin tedavisi olmadığı için çocukların yüzde 30’u 5 yaşına gelmeden hayata veda ediyor. Hastaların yüzde 50’sine çocukluk çağında teşhis konulduğunu belirten <strong>Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay,</strong> “Nadir hastalık görülen bireylerde tanı süreci bazen yılları alıyor, bu süreçte hastaların farklı branştan pek çok hekime görünmesi gerekebiliyor, bazı hastalarda tanı geç konulduğu için de tedavi şansı ortadan kalkıyor. Ayrıca çoğu nadir hastalığın tedavisi bulunmuyor. Bu nedenlerle ne yazık ki nadir hastalıkla dünyaya gelen her 10 çocuktan 3’ü beş yaşından önce hayatını kaybediyor” diyor. Bir yaş altındaki çocuk ölümlerinin yüzde 35’i yine bu nadir hastalıklardan kaynaklanıyor. </p>
<p><strong>Akraba evlilikleri bu çekinik kalıtılan nadir hastalıkları artırıyor</strong></p>
<p>Ülkemizde yaklaşık 6-7 milyon kişinin nadir hastalıklara sahip olduğu tahmin ediliyor. Erken tanı ve tedavi uygulanmadığı durumda çoğu nadir hastalık metabolik, kronik ve hatta ölümcül şekilde ilerleyebiliyor. Nadir hastalıkların yüzde 80’inin genetik faktörlerden kaynaklandığına dikkat çeken Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Nadir hastalıklarda genetik nedenler ilk sırada. Tüm hastalıkların ancak yüzde 20’si çevresel ya da bilinmeyen nedenlere bağlı olarak gelişiyor. Yüzde 80’inin genetik olması, akrabalar arasında olan evlilik sonucu çocukların bu hastalıklarla karşılaşma olasılığını yükseltiyor. Maalesef ülkemizde akraba evliliği yüzde 21, yani her 5 evlilikten biri akraba evliliği. Bu yüksek oran anne babanın taşıyıcılığı nedeniyle ortaya çıkan nadir hastalıkların sıklığını artırıyor. Bunun sonucunda da genetik geçişli ve çekinik olarak kalıtılan hastalıklara ülkemizde Avrupa ve ABD’den daha çok rastlanıyor” diyor. </p>
<p><strong>Tedavide “Yetim İlaç” kullanılıyor</strong></p>
<p>7 binden fazla hastalığı kapsayan nadir hastalıklar, farklı kişilerde ve aynı ailenin farklı üyelerinde bile farklı seyir izleyebiliyor. Tedavisi olan ancak nadir olduğu için pahalı ilaçların kullanılması gereken durumlarda aileler özel bakım ve tedavi yöntemlerine, ilaçlara, sarf malzemelerine, özel besinlere ve tıbbi cihazlara ulaşmakta güçlük çekiyor. Araştırma-geliştirme süreçlerinin ise oldukça uzun, zor ve maliyetli olması nedeniyle nadir hastalık ilaçları “Yetim İlaç” olarak adlandırılıyor. Çoğu yurtdışında üretilen bu ilaçların ruhsatlı olmayanları ancak Türk Eczacıları Birliği (TEB) aracılığıyla hastalara ulaştırılıyor.  </p>
<p><strong>Nadir Hastalıklar Merkezi ve İSTisNA Platformu kuruldu</strong></p>
<p>Nadir hastalıklar, tek başına ele alındığında nadir oldukları için bilimsel veri az, çalışmalar kısıtlı, tanı ve tedavi yöntemleri ise büyük oranda eksik. Bu nedenle  nadir hastalığa sahip bireylerin önemli bir kısmında hastalıklarına yol açan sebeplerin belirlenemediğine ve tanıların konulamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Yasemin Alanay; nadir hastalıklara sahip bireylerin tanı alana kadar sağlık sistemleri içinde birçok tetkikten geçirilmesinin ve hatta yanlış tedavi uygulamalarına maruz bırakılmasının hem ciddi bir halk sağlığı sorunu hem de sağlık ekonomisi için ciddi bir kayıp yarattığını vurguluyor.  Acıbadem Üniversitesi bünyesinde 2017 yılında kurulan “Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi-ACURARE” ile nadir hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan yetim ilaçlar alanında tanı ve tedavi olanaklarının iyileştirilmesini, bilimsel ve klinik araştırmaların artırılmasını, hastaların yaşam kalitesinin yükseltilmesini ve katılımlarının sağlanmasını, var olan kaynakların geliştirilmesini ve daha verimli kullanılmasını amaçladıklarını belirten  Prof. Dr. Yasemin Alanay, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu amaca yönelik olarak 2022 yılında İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) tarafından desteklenen, Acıbadem Üniversitesi ve ACURARE yürütücülüğü ve İstanbul Üniversitesi ortaklığı ile “İStanbul Tanısız ve NAdir Hastalıklara Çözüm Platformu-İSTisNA” Projesi, tasarlandı. Biyobanka, çevrimsel araştırmalar ve tanısız hastalıklar programı gibi tanı ve tedaviye ışık tutabilecek faaliyetleri bünyesine katarak ve yoğun eğitim faaliyetleri, farkındalık ve yaygınlaştırma çalışmaları ile sosyal yönden de destek olabilecek bir platform kurulmasını amaçlamaktadır. Platform; tanısız ve nadir hastalıklar alanında hasta ve hasta dernekleri, bilim insanları, kamu kuruluşları ve toplumun geneline yönelik sağlık sistemi organizasyonunun sağlanması, bu alanda araştırma faaliyetlerinin artırılması ve bu faaliyetleri gerçekleştirecek paydaşları bir araya getirme, ulusal ve uluslararası biyobankaların entegrasyonu ve yine bu alanda bilim insanlarının yetiştirilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bunlara ek olarak ülkemizde nadir hastalıkların ekonomik yükünün tespiti için örnek hastalıklar seçilerek, tanı, tedavi ve idame süreçlerinde ortaya çıkan ekonomik yükün belirlenmesi amaçlanıyor. Ayrıca bu çalışma ve araştırmalardan elde edilecek bulgular ile orta vadede yetim ilaç çalışmalarına da destek sağlanması planlanmaktadır”</p>
<p><strong>Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay</strong> bazı nadir hastalıklar hakkında şu bilgileri veriyor. </p>
<p><strong>Saçları ve kirpikleri de beyaz!</strong></p>
<p><strong>Albinizm:</strong> Cildimizin, kaş, kirpik ve göz rengimizi belirleyen genetik özelliklerimiz. Anne babadan alınan özelliklere renk veren ise melanin pigmentleri. Albinizm hastalarında melanin pigmenleri oluşmuyor. Dolayısıyla bembeyaz bir cilt, beyaz kirpik ve kaşlarla dünyaya geliyorlar. Melanin pigmentlerinin olmaması onları güneş ışınlarına karşı hassas hale getiriyor, dikkat edilmezse cilt kanserine yakalanma oranları yükseliyor. </p>
<p><strong>Çok Semptom bir Sendrom</strong></p>
<p><strong>CHARGE Sendromu: </strong>Kolobom, kalp problemleri, arka burun deliklerinin kapalı olması, Büyüme ve gelişme geriliği, genital organ anomalileri, kulak anomalileri gibi çoklu semptomlarla seyreden ve adını da bu semptomların baş harfinden alan nadir bir hastalık. CHD7 genindeki mutasyonlar genelde ilk kez ve tesadüfen ortaya çıkıyor. Bebeklik döneminde ortaya çıkan pek çok sağlık sorunu hayati tehlikelere neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Sinir ucu tümörleri</strong></p>
<p><strong>Nörofibromatozis:</strong> Dünya genelinde yaklaşık olarak 3000 kişide bir görülen bu hastalığın farklı tipleri, farklı şiddette gözlenir ve kesin bir sıklık vermek zordur. NF’nin en sık görülen belirtileri arasında deri lekeleri, tümörler, kemik anomalileri, optik sinir gliomu, nörofibromlar ve diğer nörolojik semptomlar yer alır. Tanı yöntemleri klinik muayene ve genetik testlere dayanmaktadır, ancak bilinen bir tedavisi yoktur. </p>
<p><strong>Yaşamı tehdit ediyor</strong></p>
<p><strong>Spinal müsküleratrofi (SMA):</strong> Süt çocukluğu döneminde yaşamı tehdit edebilecek kadar ağır olan hastalığın nedeni omurilik ön boynuz hücrelerinin ilerleyici kaybı olarak açıklanıyor. Başlıca belirtisi ilerleyici kas güçsüzlüğü olan ve 10 binde bir görülen bu hastalığın bilinen bir tedavisi bulunmuyor. </p>
<p><strong>Vosoritide tedavisi ile boy kısalığının şiddeti azalıyor!</strong></p>
<p><strong>Akondroplazi: </strong>Orantısız şiddetli boy kısalığına neden oluyor, 20 binde bir görülüyor. Bebeklikte hidrosefali, ani felce ve hatta ölüme neden olabiliyor. Büyürken sık kulak iltihabı, boy kısalığının yarattığı fiziksel güçlükler yaşam kalitesini etkiliyor. Yakın zamanda ilaç tedavisi ile kemik uzaması sağlanıyor.</p>
<p><strong>En sık görülen genetik hastalıklardan biri</strong></p>
<p><strong>Kistik Fibrozis:</strong> Kalıtsal hastalıklar içinde en sık görülenler arasında yer alıyor. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, ishal-beslenme bozukluğu ve pankreas yetmezliğiyle ilerliyor. Henüz kesin bir tedavisi bulunmasa da yoğun destek tedavisiyle hasta yetişkin yaşlara kadar hayatına devam edebiliyor.</p>
<p><strong>Her lokmalarını özenle seçmeleri gerekiyor</strong></p>
<p><strong>Fenilketonüri:</strong> Fenilalanin isimli aminoasidin metabolize edilmesini sağlayan enzimin eksikliği sonucu oluşan bir hastalık. Ülkemizde 4 bin 500 kişiden birinde rastlanıyor. Yaşam boyu diyet ve takip gerektiriyor. Uygun tedavi uygulanmadığı takdirde ağır zihinsel engele neden olabiliyor. Bu nedenle hastaların her bir lokmalarını özenle seçmeleri gerekiyor. Günümüz tıp teknikleriyle doğum öncesi tanı konulabiliyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adi-nadir-tedavisi-yetim-etkileri-agir-nadir-hastaliklar-444907">Adı nadir, tedavisi yetim, etkileri ağır: Nadir Hastalıklar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nadir hastalıklar konusunda farkındalık oluşturulacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-konusunda-farkindalik-olusturulacak-444904</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[konusunda]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturulacak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444904</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda görülme sıklığı 2 binde 1’den daha az olan hastalıklar, bilim dünyası tarafından nadir hastalıklar olarak tanımlanıyor. Kronik bir süreç izleyerek uzun yıllar devam eden bu hastalıklar, önemli sağlık sorunlarına da yol açıyor. Bilim insanları 8 binin üzerinde nadir hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-konusunda-farkindalik-olusturulacak-444904">Nadir hastalıklar konusunda farkındalık oluşturulacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda görülme sıklığı 2 binde 1’den daha az olan hastalıklar, bilim dünyası tarafından nadir hastalıklar olarak tanımlanıyor. Kronik bir süreç izleyerek uzun yıllar devam eden bu hastalıklar, önemli sağlık sorunlarına da yol açıyor. Bilim insanları 8 binin üzerinde nadir hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Nadir hastalıklara karşı insanları bilinçlendirmek, bu hastaların tanı ve tedaviye kolayca ulaşmalarını sağlamak amacı ile her yıl şubat ayının son günü “Nadir Hastalıklar Günü” kapsamında çeşitli etkinliklerle farkındalık çalışmaları yürütülüyor.</p>
<p>Ulusal Nadir Hastalıklar Derneğinin temelleri (NADHAS) geçen yıl Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan multidisipliner bir ekip tarafından atıldı. Bu ekip 29 Şubat 2024 tarihinde nadir hastalıklara dikkat çekmek ve en güncel bilgileri bilim dünyası ile paylaşmak amacıyla “2. Nadir Hastalıklar Günü Sempozyumu”nda yine bir araya gelecek. Açılışını Ulusal Nadir Hastalıklar Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Alerji ve Klinik İmmünoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nihal Mete Gökmen’in ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rüçhan Sertöz’ün yapacağı sempozyuma farklı disiplinlerden bilim insanları katılarak nadir hastalıkların semptomları, tanıları ve tedavilerinden bahsedecekler. Etkinlik kapsamında, “Nadir Hastalıkların Alerjik Yüzü, Nadir Hastalıkların Romatolojik Yüzü, Nadir Hastalıkların Acil ve Yoğun Bakım Yüzü, Nadir Hastalıklar Seyir Defteri, Hastam Her Şeye Alerjik, Rabdomyoliz Kalıtsal Metabolik Hastalıklar İçin İpucu!, İmmun Yetmezlik, Herediter Anjiyoödem ve Nadir Hastalıkların Nörolojik Yüzü” başlıklı 9 panel düzenlenecek.  </p>
<p><b>“Nadir hastalıklara sahip insanlar kaliteli tedaviyi hak ediyor”</b></p>
<p>Ulusal Nadir Hastalıklar Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Alerji ve Klinik İmmünoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nihal Mete Gökmen, “Ülkemizin tıp ve sağlık alanındaki güçlü markası olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, klinik araştırmalarda Avrupa’nın sayılı referans merkezleri arasında yer alıyor. Yetkin bilim insanları ve son teknoloji donanımlı laboratuvar altyapısı ile önemli tıbbı başarılara ev sahipliği yapan Tıp Fakültemizin farklı disiplinlerinde görev yapan Prof. Dr. Meral Kayıkçıoğlu, Prof. Dr. Ömür Ardeniz, Doç. Dr. Aslı Kılavuz ile Ulusal Nadir Hastalıklar Derneğini kurduk. Son yıllarda giderek ilgi ve farkındalığın arttığı nadir hastalıklar, ülkemiz için de çok önemli bir sağlık sorununu oluşturuyor. 2 binde 1 ya da daha az sıklıkta görülen hastalıklar nadir hastalık olarak kabul ediliyor. Dünyada yaklaşık 350 milyon kişinin nadir bir hastalığa sahip olduğu öngörülüyor. Nadir hastalıkları olan bireyler, daha fazla bilinen sık rastlanan hastalıkları olan hastalar kadar güvenilir, kaliteli ve etkin tedavileri hak ediyor” diye konuştu.</p>
<p><b>“Hastalıklara tanı konması uzun yıllar sürebiliyor”</b></p>
<p>Prof. Dr. Nihal Mete Gökmen, “Nadir hastalıkları nadir yapan sadece görülme sıklığının az olması değil, hekimlerin farkındalığının da son derece az olmasıdır. Hekim farkındalığındaki azlığın en önemli nedeni tıp fakültelerinde eğitim müfredatında nadir hastalıkların hemen hemen hiç yer almamasıdır. Nadir hastalıklar konusunda tecrübeli öğretim elemanları maalesef birçok tıp fakültesinde bulunmamaktadır. Dahili bilimlerde genel olarak sık görülen kalp hastalıkları, endokrin hastalıklar, enfeksiyonlar, kanserler gibi hastalıklara yer verilmektedir. Nadir hastalıklar konusunda farkındalığın artması mezuniyet sonrası verilecek eğitimler, toplantılar ve kongreler ile ancak mümkün olabilecektir. Nadir hastalığa sahip bir bireyin gerçek tanıyı alması uzun yıllar sürmektedir. Bu süre zarfında hasta eğer vefat etmezse yanlış tanılar almakta, yanlış tedaviler uygulanmakta ve gereksiz operasyonlar geçirebilmektedir. Derneğimiz nadir hastalıkların semptomları, görülme sıklıkları ve tedavileri konularında hekimlerimizin bilgi düzeyini artırmak amacıyla kurulmuştur. Bu sayede tanı alan hastaların tanı alma sürelerini kısaltmak, hastalığa bağlı geri dönüşü olmayan sakatlıkların gelişimini engellemek ve ölümleri önlemek hedeflenmektedir” dedi.</p>
<p><b>“Aileleri bilinçlendirmeyi hedefliyoruz”</b></p>
<p>Türkiye’de akraba evliliklerinin yaygın olmasının, genetik geçişli nadir hastalıkların görülme sıklığını artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Nihal Mete Gökmen, “Derneğimiz akraba evliliklerinin önlenmesi ve aile taramaları ile henüz semptom geliştirmemiş olguların ortaya çıkarılmaları konularında aileleri bilinçlendirerek sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirmeyi de hedeflemektedir. Derneğimizin logosunu çok eskiçağlardan itibaren şans getirdiğine inanılan 4 yapraklı yonca oluşturmaktadır; yoncanın ilk yaprağı umudu, ikinci yaprağı inancı, üçüncü yaprağı sevgiyi ve dördüncü yaprağı şansı temsil etmektedir. Doğada her 10 bin üç yapraklı yoncada bir dört yapraklı yoncaya rastlanır. Derneğimizin tüm hekimlerimize başarılı tanı koymalarında kılavuz oluşturacağına olan inancımız yüksektir. Derneğimizin kurucu hekimleri olarak umudumuzun, inancımızın ve hastalarımıza olan sevgimizin yetim olarak adlandırılan nadir hastalıklar için şans getirmesini diliyoruz” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadir-hastaliklar-konusunda-farkindalik-olusturulacak-444904">Nadir hastalıklar konusunda farkındalık oluşturulacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu hastalıklar kapınızı çaldıysa !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-kapinizi-caldiysa-417193</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 13:54:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çaldıysa]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kapınızı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417193</guid>

					<description><![CDATA[<p>Havaların bir ısınıp bir soğuduğu bugünlerde pek çok kişide boğaz ağrısı, öksürük, burun tıkanıklığı, hapşırık, ateş ve yaygın vücut ağrıları görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-kapinizi-caldiysa-417193">Bu hastalıklar kapınızı çaldıysa !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>‘Soğuk algınlığı’ deyip geçmeyin!</strong></p>
<p><strong>Son günlerde en sık görülen 5 hastalık!</strong></p>
<p><strong>Sonbaharı sağlıklı geçirmenin 10 püf noktası!</strong></p>
<p><strong>BU HASTALIKLAR KAPINIZI ÇALDIYSA!</strong></p>
<p> </p>
<p>Havaların bir ısınıp bir soğuduğu bugünlerde pek çok kişide boğaz ağrısı, öksürük, burun tıkanıklığı, hapşırık, ateş ve yaygın vücut ağrıları görülüyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, </strong>özellikle sonbaharla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi, okul ve kreşlerde de solunum yolu ve temasla kolayca bulaşan virüs ve bakterilere sıkça maruz kalınmasının hem çocukları hem de yetişkinleri olumsuz etkilediğini belirterek, alınacak bazı basit ama etkili önlemlerle korunmanın mümkün olabileceğini söylüyor. Soğuk algınlığı (nezle) veya grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının tedavi edilmediğinde çok ciddi hastalıklara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Yıldız Okuturlar son günlerde en sık görülen 5 hastalığı anlattı, korunma yollarına ve tedavide dikkat edilmesi gerekenlere yönelik bilgiler verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1. SOĞUK ALGINLIĞI (NEZLE)</strong></p>
<p>Soğuk algınlığında şikayetler daha çok hapşırma, gözlerde sulanma, burun tıkanıklığı/ akıntısı olarak kendini gösteriyor. Hapşırma ve öksürmeyle virüslerin bulunduğu damlacıklar gerek solunum yoluyla, gerekse yüzeylerin üzerinde saatlerce kalabildiklerinden temas/dokunma yoluyla kişiden kişiye çok kolay ve hızlıca bulaşabiliyor. Soğuk algınlığı, ikincil bakteriyel enfeksiyonlar olan sinüzit, zatürre, bronşit ve orta kulak iltihabına yol açabildiğinden dikkatli olmak gerekiyor. </p>
<p><strong>Soğuk algınlığı kapınızı çaldıysa!</strong></p>
<p>Soğuk algınlığının tedavisinde antibiyotiğin yeri olmayıp aksine gelişigüzel kullanılacak antibiyotik fayda yerine zarar veriyor. Soğuk algınlığının tedavisinde istirahat etmek, bol sıvı (su, ayran, kefir, çorba) tüketmek, burnu açık tutmak için tuzlu su içeren burun spreyi kullanmak, bağışıklığı güçlendirmek için mevsim sebze-meyveleriyle beslenmek ve yeterli ve kaliteli uykuya dikkat etmek gerekiyor.  </p>
<p> </p>
<p><strong>2. GRİP </strong></p>
<p>Özellikle ekim ayında başlayıp nisan ayına kadar görülme sıklığı artan grip; soğuk algınlığı şikayetlerine ek olarak yaygın vücut ağrısı, ateş, baş ağrısı, aşırı yorgunluk, göğüste rahatsızlık ve öksürükle kendini gösteriyor. </p>
<p><strong>Gribal enfeksiyon kapınızı çaldıysa!</strong></p>
<p>Gribal enfeksiyonda influenza A ve B testi yaptırıp konulacak tanıya göre hekimin uygulayacağı antiviral tedavi ile iyileşme süreci hızlandırılacaktır. Evde de hijyen kurallarına uyulması ve bağışıklığı güçlendirmek için sağlıklı beslenme, istirahat, uyku, bol sıvı tüketimi ve mevsim sebze ve meyvelerinin tüketimi büyük önem taşıyor.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3. COVID-19</strong></p>
<p>Bu yıl da sonbaharla birlikte artış gösteren Covid-19 enfeksiyonu; ateş, boğaz ağrısı, tat ve koku kaybı, yaygın kas ve eklem ağrıları, öksürük, nefeste daralma, göğüste ağrı, sırt ve bel ağrısı, bulantı, kusma ve ishalle kendini gösteriyor. Hastalık bazı bireylerde daha ağır seyrettiğinden aşı olmayı ihmal etmemek gerekiyor. </p>
<p><strong>Covid-19 kapınızı çaldıysa!</strong></p>
<p>Hastalık şikayetlerinin başlamasıyla doktor takibine girmek önemli. Covid-19’da test pozitifliği durumunda kendinizi izole etmeniz ve maske takmanız virüsün yayılmasını önleyecektir. Ellerinizi sık yıkamanız ve öksürürken peçete veya maske kullanmanız önemlidir. Tedaviye rağmen ateşiniz varsa, nefes almakta zorluk yaşıyorsanız, sırt veya göğüs ağrısı hissediyorsanız mutlaka doktorunuza bildirin. Bağışıklığınızı güçlü tutmak için gerekli kurallara dikkat edin.</p>
<p> </p>
<p><strong>4. ZATÜRRE</strong></p>
<p>Özellikle yaşlı ve kronik hastalığı olanlarda hayati riske yol açabilen ve hastaneye yatışı gerektirebilen zatürre; öksürük, balgam, yüksek ateş, nefes darlığı, sırt veya yan ağrısı ile kendini gösteriyor. Bu nedenle en kısa sürede doktora başvurmak gerekiyor. Bakteriyel zatürreden korunmak için aşılanmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yıldız Okuturlar “KOAH (Kronik Tıkayıcı Akciğer Hastalığı) hastalığı olanlar, 65 yaş üstü, diyabet, kalp hastalığı ve böbrek yetersizliği olanların pnömokok aşısı için doktorlarına başvurmaları önemlidir. Grip aşısı da sizi grip sonrası gelişecek zatürreden önleyecektir” diyor. </p>
<p><strong>Zatürre kapınızı çaldıysa!</strong></p>
<p>Zatürre genellikle, doktorun başlayacağı antibiyotik tedavisinden üç veya beş gün sonra düzelme başlar. Bağışıklığı güçlendirmek için sağlıklı beslenmek, dinlenmek ve bol sıvı tüketmek çok önemli. Aksi taktirde daha da ağırlaşabiliyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>5. FARENJİT (BOĞAZ İLTİHABI)</strong></p>
<p>Sonbahar ve kış aylarında çok sık görülen hastalıklardan olan farenjite bakterilerin ve virüslerin yanı sıra soğuk hava ve soğuk içecekler de yol açabiliyor. Boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, yüksek ateş, baş ağrısı ve kulak ağrısına yol açan farenjitte antibiyotik tedavisi gerekebildiğinden doktora gitmeyi ertelememek gerekiyor. Bademcikler üzerinde sürüntü alma yoluyla hızlı test yapılıp tanısı konulabiliyor. </p>
<p><strong>Farenjit kapınızı çaldıysa!</strong></p>
<p>Farenjit olduysanız doktorunuzun önerisiyle antibiyotik tedavisine başlanabilir. Şikayetleri azaltmada; ağrı kesici, pastil, boğaz spreyi, tuzlu gargara ve soğuk buhar gibi uygulamalar faydalı olabilir. Sigara içilmemesi ve sigara dumanına maruz kalınmaması da iyileşme sürecinde çok önemlidir. Çoğunlukla antibiyotik başlandıktan iki gün sonra işe/okula  dönülebilir. Tüm diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi bağışıklığı güçlü tutmak için gerekli kurallara dikkat etmek gerekir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>xxxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Hastalıklardan korunmak için 10 etkili önlem!</strong></p>
<ol>
<li>Ellerinizi sık sık su ve sabunla en az 20 saniye yıkayın, özellikle yemeklerden önce mutlaka hijyene dikkat edin. Su ve sabunun olmadığı yerlerde dezenfektan kullanın. </li>
<li>Kalabalık mekanlardan kaçının, mümkün olmuyorsa da maske takın. </li>
<li>Toplu taşıma, cep telefonu ve kapı kolları yüksek bulaş riski taşıdığından gün içerisinde ellerinizi yıkamadan yüzünüze götürmeyin. </li>
<li>Bağışıklığınızı güçlendirmek için mevsim sebze-meyveleriyle beslenin, bol sıvı (su, çorba, ayran, kefir) tüketin, yeterli ve kaliteli uyuyun, düzenli egzersiz yapın. </li>
<li>Hava sıcaklıkları gün içerisinde değişkenlik gösterebildiğinden kıyafet seçiminizi ona göre yapın. Çok kalın tek bir kıyafet yerine daha ince birkaç kat giyinerek ortam sıcaklığına göre ayarlayın. </li>
<li>Aşı olun. </li>
<li>Islak saçla dışarı çıkmayın.</li>
<li>Sosyal mesafenizi koruyun ve öpüşme/ tokalaşma yerine başınızla selam verin.</li>
<li>Hapşırırken veya öksürürken avuç içinizi değil kağıt mendil kullanın ve hemen çöpe atın. </li>
<li>Evde ya da çevrenizde hasta bir kişi varsa ortak eşyalar kullanmayın, çok yakın temasta bulunmayın, maske ve mesafeyi korumaya dikkat edin.  </li>
</ol>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-kapinizi-caldiysa-417193">Bu hastalıklar kapınızı çaldıysa !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 08:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm yaş gruplarında yaygın bir sağlık problemi olan alerjik hastalıklar çocukları daha fazla etkisi altına alıyor. Öyle ki her üç çocuktan birinde ‘alerjik reaksiyon’ tespit ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128">Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm yaş gruplarında yaygın bir sağlık problemi olan alerjik hastalıklar çocukları daha fazla etkisi altına alıyor. Öyle ki her üç çocuktan birinde ‘alerjik reaksiyon’ tespit ediliyor. Üstelik alerjik hastalıkların çocuklarda görülme sıklığının her geçen gün arttığı görülüyor.</p>
<p>Ağustos ve eylül aylarında genellikle çayır–çimen polenleri ile yabani ot polenlerinin sorumlu oldukları alerjik hastalıklar çocuklarda ciltte basit bir kaşıntı veya hafif öksürük ya da burun kaşıntısı şeklinde kendini belli edebilirken, şiddetli anafilaksi tablosunda ise hayatı tehdit edebiliyor. Ancak alerjik hastalıkların özellikle erken dönemde tedavi edilmesi ve alınan önlemler daha sonraki yıllarda gelişebilecek pek çok sorunu önleyebiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya</strong>, tedavinin aksamaması için her şeyden önce alerjik reaksiyon konusunda doğru bilgi edinilmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek “Ebeveynlerin eş dosttan öğrendikleri bilgilerin doğruluğunu hekimlerine mutlaka teyit ettirmeleri gerekiyor. Zira, alerjik reaksiyon konusundaki hatalı bilgiler doğrultusunda hareket edilmesi tedaviyi aksatmasının yanı sıra çocuğun hayatını tehdit edebiliyor” diyor. <strong>Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya</strong>,<strong> </strong>çocuklarda alerjik hastalıklar hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!<strong> </strong></p>
<p><strong>Çocuğun alerjik hastalığı zamanla geçer</strong>. <strong>YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Çocuklarda özellikle astım, atopik dermatit ve alerjik nezle erken çocukluk döneminde başlar ve tedavi edilmezse ömür boyu sürebiliyor.</p>
<p><strong>Alerjik olduğu maddeye maruz kalması zamanla duyarsızlaşmasını sağlar. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Çocuğun alerjik olduğu maddeye maruz kalmasının ardından zamanla duyarsızlaşarak iyileşeceğine yönelik düşünce<strong> </strong>kesinlikle doğru değil. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Üstelik alerjik etkenin içeriğine göre oldukça tehlikeli bir tablo da oluşabiliyor. Özellikle alerjik besinleri çocuğa ısrarla yedirmek pek çok ciddi sorunun yanı sıra ölümle bile sonuçlanabiliyor. Örneğin süte çok duyarlı olan çocuk bir kaşık yoğurtla anafilaktik şoka girebiliyor” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>İnek sütüne alerjisi olan çocuklara keçi sütü verilebilir. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Toplumda inek sütüne alerjisi olan çocuklara keçi sütü verilebileceğine yönelik yaygın bir kanı var. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya,<strong> </strong>bu bilginin de doğru olmadığını belirterek, “İnek sütüne duyarlı olan çocukların yüzde 90’ından fazlası keçi, koyun ve manda sütüne de duyarlı oluyorlar. Ayrıca süt alerjisinde peynir, yoğurt ve tereyağı gibi sütten yapılan tüm ürünlerin de mutlaka yasaklanması gerekiyor” diyor.</p>
<p><strong>Alerjik hastalığı olan anne babanın çocukları da alerjik olur.</strong> <strong>YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Toplumdaki inanışın aksine alerjik hastalıkların tümünde değil bazılarında genetik yatkınlık oluyor. Örneğin, astım ve atopik dermatit daha çok genetik yatkınlık gösteriyor. Hem annede hem babada alerjik hastalık olması durumunda bu hastalıkların çocukta görülme riski daha da yükseliyor. Alerjiye yatkın olan çocukların yüzde 10-12’sinin ailesinde ise alerjik hastalık görülmüyor. </p>
<p><strong>Alerji tedavisinde kullanılan ilaçlar zararlıdır. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, tıp dünyasında kullanılan tüm ilaçların az veya çok yan etkisi olduğuna işaret ederek, “Burada önemli olan, ilaçlardan elde edilen yararın zarardan çok daha fazla olmasıdır. Bu prensipten hareketle, hekim kontrolünde ve doğru dozlarda kullanılan alerji ilaçları önemli yan etkiye sahip olmuyor.” diyor. </p>
<p><strong>Alerji ilaçları bağımlılık yapar.</strong> <strong>YANLIŞ!</strong> </p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Alerjik hastalıkların tedavisinde ilaçlar uzun yıllar kullanılsa bile bağımlılık yapmıyor. Çocuklar iyileştiklerinde ilaçlar sorunsuz ve aşamalı olarak kesiliyor.</p>
<p><strong>Alerjik hastalıkların kesin tedavisi aşılardır. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Bronşiyal astım ile alerjik nezle sorunu yaşayan ve polenler, tozlar ile arılara karşı duyarlı olan bazı çocuklarda tüm korunma önleminin yanı sıra ilaç tedavisine rağmen tam düzelme olmuyor. Alerjik çocukların çok az bir kısmını oluşturan bu tablolarda “immünoterapi” adı verilen aşı tedavisi yararlı olabiliyor.</p>
<p><strong>Çocuklarda alerjik hastalıklar geçince bir daha tekrarlamaz. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Çocuklarda iyileşen alerjik hastalıklar kalıcı bağışıklık bırakmıyor. Özellikle güçlü genetik yatkınlığı veya alerji yapıcı maddelere şiddetli duyarlılığı olan çocuklarda iyileşmeye rağmen kalıcı bağışıklık oluşmuyor. Dolayısıyla bu çocukların kendilerini ömür boyu korumaları ve alerjik tabloyla yaşamayı öğrenmeleri gerekiyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128">Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Gülay Ceylaner: &#8220;Nadir Hastalıklar &#8216;Sekiz Milyon&#8217; Kişinin Canını Yakıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-gulay-ceylaner-nadir-hastaliklar-sekiz-milyon-kisinin-canini-yakiyor-359894</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 08:58:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[canını]]></category>
		<category><![CDATA[ceylaner]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[gülay]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[sekiz]]></category>
		<category><![CDATA[yakıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359894</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nadir Hastalık Gönüllüleri Derneği Başkanı Doç Dr. Gülay Ceylaner, Nadir hastalıkların tüm dünyada gözlenen ve birçok ülkede ‘öncelik alanı’ olarak belirlenmiş bir konu olduğunu ifade ederek “Konuyu ‘Nadir hastalık’ ismi ile anlatınca, toplumda 1/2000 gözlenen hastalıklardır dediğimizde sanki çok da önemli olmayan küçük bir grup gibi anlaşılmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-gulay-ceylaner-nadir-hastaliklar-sekiz-milyon-kisinin-canini-yakiyor-359894">Doç. Dr. Gülay Ceylaner: &#8220;Nadir Hastalıklar &#8216;Sekiz Milyon&#8217; Kişinin Canını Yakıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2020 yılında kurulan ve nadir hastalıklara tanı koyan tıp doktorları, genetik uzmanlar, biyomühendisler, moleküler biyologlar, eğitimciler ve avukatlardan oluşan bir akademik birlikteliğin adı olan Nadir Hastalık Gönüllüleri Derneği, Nadir Hastalıklar konusunda Türkiye’nin ve tüm Dünya’nın bilimsel ve sosyal politikaların belirlenmesine yönelik projeler geliştirilmesi ve bu konudaki mücadelede farkındalık oluşturulması yönünde herkese görev düştüğünü bildirdi.</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Nadir Hastalık Gönüllüleri Derneği Başkanı Doç Dr. Gülay Ceylaner, </strong>Nadir hastalıkların tüm dünyada gözlenen ve birçok ülkede ‘öncelik alanı’ olarak belirlenmiş bir konu olduğunu ifade ederek “Konuyu ‘Nadir hastalık’ ismi ile anlatınca, toplumda 1/2000 gözlenen hastalıklardır dediğimizde sanki çok da önemli olmayan küçük bir grup gibi anlaşılmaktadır. Aslında tüm nadir ve tanısız hastalıkları işin içine katınca ‘Her 10 kişiden biri’ veya ‘Polikliniğe başvuran her 5 hastadan biri’ veya ‘Türkiye’de 7-8 milyon hasta olduğu düşünülmektedir’ tanımları kullanılınca işin ciddiyeti ortaya çıkmaktadır” dedi. </p>
<p>Nadir hastalıkların tek sebebinin akraba evliliği olmadığını ve akraba evliliği ile hiç ilişkisi olmayan çok sayıda hastalık bulunduğunu belirten <strong>Doç. Dr. Gülay Ceylaner</strong>, şunları söyledi: “Nadir hastalıkların çok büyük bir kısmı genetik kökenlidir. Bu hastalık gruplarında akraba evliliği riski çok artırmaktadır. Ülkemizde akraba evliliği oranı ise çok yüksektir. Bu özenle üzerinde durulması gereken bir konudur. Ülkemizdeki evliliklerin %25’inden fazlasının akraba evliliği olduğu bilinmektedir. ‘Aynı köy/yakın köy’ evlilikleri de katıldığı zaman ki bu evliliklerde de çok yakın gen benzerlikleri olduğu bilinmektedir, risk ciddi oranda artmaktadır. Fakat bu hastalıkların tek sebebi akraba evliliği değildir. Nadir hastalıklar akraba evliliğine bağlı olmadan da ortaya çıkabilir. Bu sebeple evlenecek tüm çiftlerin bu konularda bilinçlendirilmesi bizlerin en önemli görevlerinden biridir. Tıbbın tüm branşlarının en önemli amacı koruyucu hekimliktir. Hastalıklar oluştuktan sonra nasıl tedavi edeceğiz diye düşünmek yerine riskli kişileri önceden belirleyip hastalık olmadan önlemek ilk hedefimiz olmalıdır. “</p>
<p><strong>“Doğum öncesi tanı ve tüp bebek yöntemleri kullanılarak hastalıklar önlenebilir”</strong></p>
<p>Ülkemizde tüm hastalıklar için tanı çalışmalarının yapılabildiğini söyleyen <strong>Doç. Dr. Ceylaner</strong>, şunları ifade etti: “Biz ailelerle gebelik öncesi görüşüp genetik testlerini yaptığımız zaman taşıyıcı oldukları hastalıkları önceden belirleyebiliyoruz. Böylece gebelikte doğum öncesi tanı yapabiliyoruz. Ya da ailenin istemesi durumunda tüp bebekle gebelik planlanması durumunda yapılacak genetik testlerle sağlıklı bebeği seçebilmekteyiz. </p>
<p>Bu hastalıklara tek tek baktığımızda toplumda görülme oranları düşüktür. Ama binlerce nadir hastalık bulunmaktadır. Resme yukardan baktığımızda aslında hiç de nadir olmayan bir tablo karşımıza çıkmaktadır. </p>
<p><strong>Doç. Dr. Ceylaner</strong> ayrıca şunları belirtti: “Televizyonlarda sıkça gördüğünüz SMA (Spinal müsküler atrofi) hastalığı herkesin dikkatini çekti. Çünkü gen tedavisi çıktı. Sivil toplum örgütleri, bakanlıklar, medya bir anda ciddi bir farkındalık yaşandı. Önceden bu hastalığı kimse bilmezken artık insanlar evlerde yaptıkları buluşmalarda SMA’yı konuşmaya başladılar. SMA taşıyıcılığının ülkemizde 1/35 olduğu bilinmektedir. Yani evlenmeden bu hastalığın taşıyıcılığının taranması gerçekten çok önemlidir. Ama bunun yanında bazı kas hastalıkları, bağışıklık sistemi hastalıkları, metabolik hastalıkların da taşıyıcılıkları çok yüksektir. Türkiye de yaklaşık 7-8 milyon nadir hastalıklı birey olduğu düşünülüyor. Yenileri doğuyor, ileri yaşlarda yeni tanı alanlar oluyor. Maalesef bir kısmı tanı bile alamadan kaybediliyor. Bu açıdan bakıldığında bu hastalıkların hiç de nadir olmadığı net bir şekilde görülmektedir. “</p>
<p><strong>Ne zaman nadir hastalık düşünülmektedir?</strong></p>
<p>• Bir hastalık normalden erken başlamışsa,</p>
<p>• Doktor hastalık için “Atipik seyirli” diyorsa,</p>
<p>• Ailede birden fazla aynı hastalığa sahip hasta varsa,</p>
<p>• Tedavi sırasında veya hastalık seyri sırasında “Komplikasyon” dediğimiz beklenmeyen ek bulgular çıkıyorsa,</p>
<p>• Birçok hasta tedaviye cevap verirken hastada “Tedavi başarısızlığı” varsa,</p>
<p>• Wolfram sendromunda olduğu gibi şeker hastalığı ve sağırlık gibi birbirinden bağımsız birden fazla bulgu varsa,</p>
<p>• Altta yatan sebebi bulunamayan bir hastalıksa,</p>
<p>• Tanısız yıllarca dolaşan bir hastaysa veya bir türlü şifa bulmuyorsa,</p>
<p> • Ailede erken yaşta ortaya çıkan veya birden fazla kişide kanser varsa bir nadir hastalığın sebep olabileceği göz ardı edilmemelidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-gulay-ceylaner-nadir-hastaliklar-sekiz-milyon-kisinin-canini-yakiyor-359894">Doç. Dr. Gülay Ceylaner: &#8220;Nadir Hastalıklar &#8216;Sekiz Milyon&#8217; Kişinin Canını Yakıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
