<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hastalık | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hastalik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastalik</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Mar 2026 14:12:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>hastalık | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastalik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.  Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.” <br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor <br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu  söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.  Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.  Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor. </p>
<p>İşte, Mart ayı-Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde “Olağan Şüpheli: Endometriozis” etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> yaptı. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta,</strong> yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı.</p>
<p>Söyleşinin ardından atölye çalışmasında katılımcılar hep birlikte, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında bahar çiçeklerinden süsler hazırladılar. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Taner Usta: “Hastalık her 10 kadından 1’ini etkiliyor”</strong></p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta</strong>, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini beirterek şöyle konuştu: “<strong>Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar bir çok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı; erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım.”</strong></p>
<p>Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurguladı: <strong>“Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis  çıkıyor.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: <strong>“Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla tartışıyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz.”</strong> </p>
<p><em><strong>Esra Erol: “Endometriozisi de toplumda yüksek sesle konuşabilmeliyiz”</strong></em></p>
<p>Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> da; endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Erol şöyle konuştu: </p>
<p><strong>“Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız.”</strong></p>
<p>Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: “<strong>Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık yaratabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar; ‘yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz.”</strong></p>
<p> </p>
<p><em><strong> “7 yılda tanı aldım, keşke daha önce bilseydim”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler</strong> de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı: </em></p>
<p><em><strong>“Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün Aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu</strong> <strong>ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı”</strong></em></p>
<p><em>48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakındı: “</em></p>
<p><em><strong>“Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi amaı teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sçırmayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Hamileliğimin 30. Haftasında aldığım haberle şok oldum”</strong></em></p>
<p>Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı: </p>
<p><strong>“Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun yaratmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı.. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 15:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[90]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[sinyal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda gerçekleştirildi. Demansın erken belirtilerini ele veren yeni keşifler ile erken tanıda rol alan son gelişmelerin ele alındığı kongre, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimi kökten değişecek” </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şu anda yapay zekâ ve dijital devrim yaşadığımızı aktardı. Sanayi devriminin daha yavaş bir değişime yol açtığını ancak dijital devrimin çok daha hızlı bir dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu hızlı değişim, klinik alanları ve tıbbi hastalıkları da etkiliyor. Birçok nöropsikiyatrik hastalık yeniden tanımlanıyor.” dedi.</p>
<p>Bugüne kadar hastalıkları tanımlarken kullanılan sistemlerin daha çok anatomik temelli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Şizofreni, demans gibi tanılar, büyük ölçüde anatomik bilgiler üzerinden ele alınıyordu. Ancak artık yalnızca anatomik bağlantılar değil, fonksiyonel bağlantılar da ölçülebilir hâle geldi. Biyobelirteçler ortaya çıktı, epigenetik etkiler ölçülebiliyor ve gen ifadesindeki değişimler izlenebiliyor. Tüm bunlar, önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimini kökten değiştirecek. Örneğin ‘şizofreni’ demek yerine, beynin amigdala ile prefrontal bölgesi arasındaki ya da farklı bölgeler arasındaki bağlantı bozuklukları üzerinden tanımlamalar yapılabilecek.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalır”</strong></p>
<p>Günümüzde yeni bir beyin görüntüleme yöntemi olarak elektromanyetik tomografinin öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Önce X-ray temelli tomografi, ardından manyetik rezonans görüntüleme teknikleri gelişmişti. Şimdi ise elektromanyetik tomografi, beyindeki elektriksel haritalamaları ortaya koyuyor. Böylece hastalıklarla beynin fonksiyonel bağlantıları arasındaki ilişkileri ölçebilir hâle geldik.” dedi.</p>
<p>Tüm bunların, tıpta ve özellikle psikiyatride ciddi bir paradigma dönüşümüne işaret ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalacaktır. İnsan davranışıyla ilgilenen biri bu gelişmeleri kaçırırsa, bu hızlı dönüşümün dışında kalır. Son yıllarda psikiyatride dikkat çeken konulardan biri de ‘Default Mode Network’. Biz buna ‘anlam ağı2’da diyoruz; benlik algısıyla ilişkilidir. Bu ağ içinde, paryetal lobun medial bölgesinde yer alan precuneus adlı yapı özellikle dikkat çekiyor. Precuneus’un benlik algısıyla doğrudan ilişkili olduğu görülüyor. Bu oldukça önemli ve yeni bir bilgi.”   </p>
<p><strong>Tarhan: “Yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit eden yazılımlar geliştirdik”</strong></p>
<p>Bilinçle ilgili çalışmalar da bu alanı destekliyor diyen Tarhan, “Anestezi uygulandığında bu bölgenin aktivitesi baskılanıyor ve bilinç kaybı gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu bölgenin bilinçle doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor. Bu gelişmelerin tamamı, tanı ve tedavi süreçlerinde yeni yaklaşımların önünü açıyor. Özellikle geliştirdiğimiz ve patentini aldığımız ‘NP modeli’ bu açıdan önemli. Beynin elektriksel fonksiyonlarını, elektromanyetik dalgaları ve yapay zekâyı kullanarak hastalıkları değerlendirebiliyoruz. Örneğin obsesif kompulsif bozukluğu (OKB), hastayı hiç görmeden, normal popülasyonla karşılaştırarak yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit edebilen yazılımlar geliştirdik. Şimdi hastalıklarda yüzde 90 oranında tanıyı doğrulama, yapay zeka ile beyin dalgalarının okunmasıyla mümkün hale geldi. Bu çalışmalar hâlen devam ediyor. Bu nedenle yapay zekâyı herkesin öğrenmesi ve anlaması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık”</strong></p>
<p>Bu konuya verilen önemin yeni olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2008’li yıllardan itibaren bu alana yöneldik. 2017 yılında derin öğrenme üzerine bir laboratuvar kurmak istedik. Bu kapsamda bir proje hazırladık. Başlangıçta büyük bir ilgi gördü; ancak süreç ilerlerken beklenmedik şekilde durdu. Daha sonra Ankara’da NÖROM adlı bir merkez kuruldu. İçeriği büyük ölçüde bizim hazırladığımız projeyle örtüşüyordu. Elbette devletimizin böyle bir merkez kurması sevindiricidir; ancak proje fikrinin bize ait olduğunu da belirtmek isterim.” dedi.</p>
<p><strong>Nöroteknolojide güçlü konum</strong></p>
<p>2019 yılında ‘Hesaplamalı Psikiyatri’ başlığıyla hazırlanan çalışmaya da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çalışmayı 2020’de Amerikan Psikiyatri Birliği Kongresi’ne sunduk. Sunum kabul edildi ve büyük ilgi gördü. Hatta yılın sunumu seçildi. 2021 yılında bu sunum, tüm dünyada online olarak tekrar yayımlandı. Düşünün ki yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık. Bugün geldiğimiz noktada nöroteknoloji alanında güçlü bir konumdayız. Çünkü üniversitemizin kuruluş teması buna dayanıyor: nörobilim, genetik, sağlık, mühendislik ve bilgisayar bilimlerinin bir araya gelmesi. 2013 yılında başlattığımız Bilim ve Fikir Festivali de bu vizyonun bir parçasıydı. O dönemde Türkiye’de bilim festivali yoktu. ‘Neden bilim festivali yok?’ diye yola çıktık ve bu etkinliği başlattık. Bu yıl 11.’si düzenlenecek. Her yıl yüzlerce lise öğrencisi katılıyor. Bu festivalin amacı, geleceğin bilim insanlarını ve potansiyel Nobel adaylarını desteklemekti. Araştırmalar gösteriyor ki insan beyni, öğrenmeyi eğlenceli ve disiplinli bir ortamda daha iyi gerçekleştiriyor. Biz de bilimi eğlenceli hâle getirmek istedik ve bu yaklaşım büyük ilgi gördü. ” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor”</strong></p>
<p>Bu alandaki çalışmaların geleceğin tıbbını, nörobilimini ve psikiyatrisini şekillendireceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor. Matematik ile mantığın birleşmesi bilgisayarı doğurduysa, matematik ile psikiyatrinin birleşmesi de yapay zekâyı doğurdu.” dedi.</p>
<p>Eskiden bu alanda çalışanlara ‘fazla hayalci’ denildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ancak bugün bu bakış açısı büyük ölçüde değişti. Nörobilimle ilgilenenler, geleceği daha iyi yakalayacaklardır. Bu nedenle bu toplantıya katılan herkesi vizyoner olarak görüyorum. Nöroteknoloji ile kognitif nörobilimi birleştiren tüm katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Artık nöroloji de klasik yaklaşımlarını sorguluyor ve dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.”</strong></p>
<p>Kongrenin ilk sunumunu ‘Demansta Erken Tanı Kavramı’ konusunda gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.” dedi ve bu kavramın, bir tecrübenin eseri ve aynı zamanda bir mesajı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Öncelikle ‘neden?’ sorusunu sormak gerektiğine değinen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Demans, genel olarak kronik zeminde oluşmuş bir sendromdur. Tıbbi anlamda esas olan, risk faktörlerinin ve demans öncesi hastalık evrelerinin tanısıdır. Demans kavramının ortak iç yüzeyine baktığımızda kronik seyirli bir sendrom olduğu görülür ve dört ana özelliği vardır; bilinç korunmuştur, kognitif/bilişsel zayıflama vardır, kişilik ve davranış anormalliği vardır, gündelik yaşam işlevlerinde bozulma vardır.</p>
<p>Akut demans diye bir kavram yoktur. Eğer demansa benzeyen akut bir sendromla karşılaşırsanız, aklınıza ilk gelmesi gereken deliryumdur. Deliryum, psikiyatride demansla birlikte gündeme gelir ve tedavisi mümkün ve başarılı olan bir sendromdur.</p>
<p>Demansın ortaya çıkışını belirleyici faktörler arasında; süre faktörü, risk faktörleri, nörodejenerasyon faktörleri ve demans potansiyeli taşıyan hastalıklar bulunur. Her demansın bir oluşum süresi, belirli risk faktörleri, nörodejenerasyon aşamaları ve hastalık faktörleri vardır.</p>
<p>‘Demanslarda erken tanı, geciktirilmiş tanıdır’ derken dayandığımız faktörleri kısaca gözden geçirecek olursak: Alışılmış risk faktörleri arasında ileri yaş, inme, travma, enfeksiyon, sistemik hastalıklar ve psikiyatrik faktörler bulunurken, son 30-40 yılda genetik faktörler riskler arasında ilk sıraya yerleşmiştir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Barış Metin: “Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir”</strong></p>
<p>Kongre kapsamında sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin ‘Demansın Erken Tanısında EEG Biyobelirteçleri’ konusunda bilgiler paylaştı.</p>
<p>EEG’nin, aslında çok eski bir tetkik olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Son yıllarda ise demansın erken tanısı için EEG biyobelirteçleri, özellikle hesaplamalı uygulamalar, hesaplamalı nörobilim ve sinyal işleme biliminin güçlenmesi ile yapay zekâ ve derin öğrenmenin kullanımına paralel olarak hızla artmıştır.” dedi.</p>
<p>Demansta EEG’nin neden iyi bir tetkik olduğunu açıklayan Prof. Dr. Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG uygulaması kolay, non-invaziv ve ucuz bir tetkiktir. Ayrıca beyin fonksiyonları hakkında bilgi verir ve herhangi bir risk oluşturmadan sıkça tekrar edilebilir. Kantitatif EEG yöntemi kullanıldığında, beyin osilasyonları sayısal veriye dönüştürülür ve bir kişinin osilasyonları veya EEG indeksleri, popülasyonun normatif değerleriyle karşılaştırılarak artmış veya azalmış gibi istatistiksel çıkarımlar yapılabilir. Bu yöntem, demans ile depresyon ayrımı gibi somut pratik problemleri çözmede de ciddi düzeyde yardımcı olur.</p>
<p>Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir. EEG, genellikle gözle analiz edilse de kantitatif yöntem, erken dönem farklarını tespit etmemizi sağlar. Ucuz ve kolay uygulanabilir olduğundan, tarama testi açısından geniş kitlelere uygulanabilir. Hasta takibi sırasında birçok EEG kaydı yapılabilir. Böylece demansa özgü bulgular ve başlangıç durumunun progresyonu takip edilebilir.</p>
<p>Demansın en temel EEG bulguları; yavaş dalgaların (teta, delta) artışı ve hızlı dalgaların (alfa, beta) azalmasıdır. Buna spektral kayma denir. Bu durum, klinik olarak demans henüz ortaya çıkmamış, fakat riski yüksek bireylerde de gözlemlenebilir. Kantitatif EEG ile bu tablo sıkça görülür; delta ve teta dalgalarının spektral gücü artmış, alfa ve beta dalgalarının spektral gücü azalmış olarak gösterilir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “LORETA, EEG sinyalini üç boyutlu beyin yapısına dönüştürerek sinyalin hangi beyin bölgesinden geldiğini tespit etmeyi sağlar”</strong></p>
<p>‘Alzheimer Hastalığının Erken Tanısında Düşük Çözünürlüklü Beyin Eloktromanyetik Tomogrofisi (LORETA)’ başlıklı bir sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı ise EEG’nin yüzyılı aşan bir hikâyeye sahip olsa da yazılımlar geliştikçe ve sinyal analizi yöntemleri ilerledikçe gördüğümüz bilgilerin giderek arttığına değindi.</p>
<p>Düşük çözünürlüklü elektromanyetik tomografinin nispeten yeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Klasik bir EEG yüksek zamansal çözünürlük sağlar. Ancak uzun yıllar, kaydedilen elektriksel aktivitenin esas kaynağının neresi olduğu bilinmemekteydi. EEG kayıtları, korteksteki birçok piramidal nöronun elektriksel aktivitesini kaydeder. Elektrot sayısını artırarak belirli beyin loblarının veya bölgelerinin karşılığını görmek mümkündür; örneğin frontal lobun ön ve arka kısmı, temporal lobun ön ve arka kısmı veya orta hat gibi bölgeler hakkında fikir edinilebilir. Fakat bu sinyali beynin derin yapıları ve fonksiyonel anatomisiyle ilişkilendirmek uzun süre zor olmuştur.” dedi.</p>
<p>1996 yılında geliştirilen LORETA yöntemi ile bu sorunun aşıldığını aktaran Prof. Dr. Tarlacı, konuşmasında şu noktalara değindi:</p>
<p>“LORETA, matematiksel algoritmalar ve ileri hesaplamalar kullanarak düşük çözünürlüklü bir manyetik tomografi gibi işlev görür ve beynin derinliklerindeki elektriksel aktiviteyi anlamamızı sağlar.</p>
<p>Normal şartlarda EEG sinyali, düz bir beyin yüzeyi üzerine yayılır. Ancak kafatası ve beyin düz bir yapı değildir; elipsoidal, üç boyutlu bir yapıya sahiptir. LORETA tekniği, sinyali iki boyutlu yapıdan üç boyutlu beyin yapısına dönüştürür. Bu sayede gelen sinyalin beyin derinliklerinde hangi anatomik bölgeden kaynaklandığı tespit edilebilir ve alfa, beta, gama, delta, teta bantları üzerinden ilgili beyin alanı belirlenebilir.</p>
<p>LORETA’nın temel özelliği, elektriksel sinyali yapısal anatomi üzerine yerleştirip buradan fonksiyonu çıkarmaktır. Üç aşamalı bir yöntemdir.</p>
<p>Edinilen bilgiler, fonksiyonel MR’dan elde edilen verilerle de uyumludur. LORETA ile sinyalin kaynağı ve hangi yapının farklı çalıştığı, hangi fonksiyonların kaybolduğu anlaşılabilir. Konumuz demans olduğundan, belirli networkler doğrudan demansla ilişkilidir. Örneğin dil networkleri, hipokampus, entorhinal korteks ve amigdaloid çekirdek gibi yapılar hafıza ve duygu ile ilişkilidir. Sinyalin kaynaklarını yapısal anatomi ile birleştirerek fonksiyon kaybı LORETA ile gözlemlenebilir.</p>
<p>Erken teşhis sorunu her zaman önemlidir; prodromal evreyi yakalamak gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Alanında uzman isimler sunum gerçekleştirdi! </strong></p>
<p>Kongrede daha sonra NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Nöropsikolog İnci Birincioğlu “Demansın Erken Teşhisinde Nöropsikolojik Değerlendirme Testleri”, NPİSTANBUL Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Necati Alp Tabak “Demansta Erken Radyolojik Bulgular”, NPİSTANBUL Hastanesi Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Özdemir “Unutkanlıktan Demansa Giden Yolda: Erken Tanıda Genetik Ve Mitokondriyal Göstergeler”, Prof. Dr. Erdinç Dursun<strong> </strong>“Demansta Kan Biyobelirteçleri Ve Kullanım Koşulları”, Prof. Dr. Duygu Gezen Ak<strong> </strong>“Demansta Beyin Omurilik Sıvısı Biyobelirteçleri”, Dr. Öğr. Üyesi Onur Erdem Şahin “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Fdg-Pet İle Görüntülemenin Klinik Önemi”, Doç. Dr. Özgül Ekmekçioğlu “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Diğer Moleküler Görüntüleme Yöntemleri”, Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu “Yeni Gelişen Hastalık Modifiye Edici Tedaviler Işığında Biyolojik Erken Tanıya Yaklaşım”, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini “Demansta Nöromodülasyon Uygulamaları”, Üsküdar Üniversitesi Düzenleme Kurulu Sekreteri Dr. Psk. Shams Farhad “Amnestik Hafif Bilişsel Bozuklukta (Ahbb) İşlevsel Beyin Bağlantısallığı” ve Uzm. Müh. Sahar Taghizadeh Makouei “Demansın Erken Teşhisinde Yapay Zekâ Uygulamaları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdiler.</p>
<p><strong>Toplu fotoğraf çekimi yapıldı</strong></p>
<p>Kongreye sunumlarıyla katkı sağlayan konuşmacılara teşekkür belgesi takdim edildi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 10:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[torun]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</span></span></span> Y</b><b><span><span><span>aşam alışkanlıklarının değiştirilerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmesinin etkili bir önlem olacağını belirten Torun, “Doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, 25-31 Mart Kalp Haftası kapsamında kalp sağlığının korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp ve damar hastalıkları, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının kanserle birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Sadece hayatı tehdit etmekle kalmayan bu hastalık grubu, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyebilen çeşitli rahatsızlıklardan meydana geliyor.  Bu rahatsızlıklar genel olarak kalp damar tıkanıklığı, boyun ve bacak damar tıkanıklıkları, kalp yetmezliği ve kapak hastalıkları ile kalp ritim bozukluklarından oluşmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp hastalıkları, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu hastalıkların bir kısmının önlenebilir olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan olabilmekle birlikte birçoğu sonraki tercihlerimiz neticesinde oluşmaktadır. Örneğin kalp krizine baktığımız zaman buna birçok sebep etki ederken bu sebeplerin yüzde 90’ı değiştirilebilir faktörlerden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle yüzde 90’ı bizim yanlış tercihlerimiz neticesinde oluyor. Belki genetik risklerden kaçamayız ama yaşam tarzı alışkanlıklarımızla bunların bir çoğunluğunun önüne geçmek mümkün” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her üç ölümden biri kalp damar hastalıklardan kaynaklanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarına ilişkin verilere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden biri kalp damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Yıllık olarak baktığımızda bir yetişkinin kalp krizi riski ülkemizde yüzde 0,5-1 arasında gözükmektedir. Kalp damar hastalıklarının yanına ritim bozukluklarını, kalp yetmezliklerini ve kapak hastalıklarına da eklersek ülkemizde yaklaşık 5 milyon kalp damar hastası olduğu düşünülmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam tarzı en önde gelen risk faktörleri arasında yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının bu denli yaygın olmasının ana sebeplerinden birinin yaşam tarzı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımız zaman Türk toplumunda kalp ve damar hastalıklarının daha sık olduğunu görüyoruz. Bunun en büyük sebebi, maalesef bizim tercihlerimiz. Biz Avrupa’nın en çok sigara içen ülkesiyiz ve en obez ülkesiyiz. Bunun yanında düzenli spor alışkanlığı en düşük ülkeyiz. Hal böyle olunca kalp damar hastalıkları majör risk faktörleri arasında yer alan bu faktörler, ülkemizde daha çok kalp damar hastalıklarının görülmesinde başı çeken sebepler olarak öne çıkıyor. Bunların dolaylı etkileri olarak da hipertansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol bozuklukları meseleyi daha da olumsuz hale getiriyor. Bilimsel gerçekler bu denli ortadayken ve ülke olarak son derece olumsuz birinciliklerimiz varken kalp damar hastalığı yönünden ortalama bir Avrupa vatandaşına göre çok daha riskliyiz” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>40 yaş sonrası kardiyoloji kontrolleri yaptırılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için alınacak tedbirlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kalp ve damar hastalıklarında değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri vardır. Dolayısıyla her şeyden önce yaşam alışkanlıklarımızı değiştirerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulması, doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir. Bunun yanında günümüz teknolojisiyle kalp damar hastalıkları çok erken dönemde yakalanabilmektedir. 40 yaş sonrası yaptırılacak kardiyoloji kontrolleri, olumsuz bir sürprizle karşılaşmadan büyük oranda kalp hastalıklarının kontrol altına alınmasında etkili olacaktır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alın]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşmadan]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962">Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor. En sık 50 yaş ve üzerindeki kişilerde görülse de son yıllarda gençlerde de artış gösteriyor. Kalın bağırsağın iç yüzeyinde başlayan bu hastalık, genellikle “polip” adı verilen küçük oluşumlarla başlıyor ve yıllar içinde kansere dönüşebiliyor. Her iki cinsiyette de görülen ve çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerleyen kolon kanseri erken teşhis edildiğinde büyük oranda tedavi edilebiliyor. Memorial Dicle Hastanesi Gastroenteroloji Bölümünden Doç. Dr. Remzi Beştaş, kolon kanserinde düzenli tarama testleri ve erken tanın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kolon kanseri dünyada en sık görülen kanserlerden biri</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler dünya genelinde en sık görülen üçüncü kanser türü olup, kansere bağlı ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. En sık görülme yaşı 50 yaş ve üzeri olsa da son yıllarda genç yaş gruplarında da görülmeye başlanmıştır. Ancak bu hastalığın önemli bir özelliği bulunmaktadır. Kolon kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biridir. Bu nedenle düzenli tarama programlarına katılım ve toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kolon kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler sinsi seyirli hastalıklar arasında yer alır ve erken evrelerde herhangi bir belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe bazı belirtiler ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li>Dışkıda kan görülmesi, </li>
<li>Uzun süre devam eden kabızlık veya ishal, </li>
<li>Tuvalet alışkanlıklarında değişiklik, </li>
<li>Karın ağrısı ve şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı,</li>
<li>Sürekli yorgunluk ve halsizlik, </li>
<li>Dışkı şeklinde değişiklik ve demir eksikliğine bağlı </li>
</ol>
<p>Bu belirtilerden biri veya birkaçının görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir gastroenteroloji uzmanına başvurmak erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Bazı risk faktörleri kolon kanseri riskini artırıyor</strong></p>
<p>50 yaş ve üzeri olmak, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, fazla kırmızı et tüketimi ve liften fakir beslenme gibi sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, obezite, sigara ve alkol kullanımı ile inflamatuvar bağırsak hastalıkları kolon kanseri riskini artırabilmektedir. Bu risk faktörlerine sahip kişilerin kolon kanseri tarama programlarına daha dikkatli şekilde katılması ve düzenli kontrollerini yaptırması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Tarama testleri kanseri ortaya çıkmadan önleyebilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde en önemli basamak erken tanıdır. Kolonoskopi ile bağırsakta oluşabilecek poliplerin tespit edilmesi ve çıkarılması sayesinde kanser gelişimi daha ortaya çıkmadan önlenebilir. Kolon kanseri için önerilen tarama yaşı genellikle 45 olarak kabul edilmektedir. Tarama yöntemleri arasında 10 yılda bir kolonoskopi, yılda bir gaitada gizli kan testi, üç yılda bir gaita DNA testi ve beş yılda bir BT kolonoskopi yer almaktadır. Aile öyküsü bulunan veya yüksek risk grubunda yer alan kişilerde tarama daha erken yaşlarda ve daha sık aralıklarla yapılabilmektedir.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kolon kanseri riskini azaltabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri riskini azaltmak için yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler oldukça etkili olabilir.</p>
<ul>
<li>Lif açısından zengin sebze ve meyve tüketmek, </li>
<li>Kırmızı ve işlenmiş et tüketimini azaltmak, </li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı kiloyu korumak, </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durmak </li>
<li>Düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek kolon kanseri riskini azaltmaya yardımcı olur.</li>
</ul>
<p>Dünya genelinde Mart ayı Kolon Kanseri Farkındalık Ayı olarak kabul edilmektedir ve mavi kurdele ile simgelenmektedir. Bu ay boyunca hastalık hakkında farkındalık oluşturulması ve bireylerin tarama testlerine yönlendirilmesi hedeflenmektedir. Çünkü kolon kanseri erken teşhis edildiğinde büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalık olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962">Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaş alırken genç kalmak için &#8216;hareket&#8217;e geçme zamanı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yas-alirken-genc-kalmak-icin-harekete-gecme-zamani-621011</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alırken]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[geçme]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621011</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sıkça sorulan bir soru var: “80 yaş yeni 60 mı?” Zira eskiden ‘ileri yaş’ olarak kabul edilen dönemler artık yeniden tanımlanıyor, bugün 80 yaşındaki birçok birey aktif, üretken ve bağımsız bir yaşam sürdürebiliyor. Peki sizin takvim yaşınız 80’e geldiğinde, biyolojik yaşınız 60 olabilecek mi? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-alirken-genc-kalmak-icin-harekete-gecme-zamani-621011">Yaş alırken genç kalmak için &#8216;hareket&#8217;e geçme zamanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sıkça sorulan bir soru var: “80 yaş yeni 60 mı?” Zira eskiden ‘ileri yaş’ olarak kabul edilen dönemler artık yeniden tanımlanıyor, bugün 80 yaşındaki birçok birey aktif, üretken ve bağımsız bir yaşam sürdürebiliyor. Peki sizin takvim yaşınız 80’e geldiğinde, biyolojik yaşınız 60 olabilecek mi? </p>
<p><strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi İç Hastalıkları, Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ, </strong>yapılan bilimsel çalışmaların; bunun mümkün olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor.<strong> </strong>Nasıl mı?<strong> </strong>Prof. Dr. Karadağ “Geriatri yani yaşlılık bilimi alanındaki çalışmalar ve klinik gözlemlerimiz, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının biyolojik yaşımızı önemli ölçüde etkileyebildiğini, uzun ve sağlıklı yaşam için 10 temel kuralın 10’unu da uygulamak gerektiğini gösteriyor” diyor. </p>
<p>Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmelerin de sayesinde, temel kurallara da dikkat edildiğinde  80’inde 60 gibi kalabilmenin mümkün hale geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Karadağ, <strong>18-24 Mart Ulusal Yaşlılar Haftası </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, size özel 10 sorudan oluşan test hazırladı, uzun ve sağlıklı yaşamanın temel kurallarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>1. Sağlıklı besleniyor musunuz?</strong></p>
<p>Sağlıklı yaş almanın temel taşlarından biri dengeli ve yeterli beslenmedir. İlerleyen yaşla  metabolizma değişir, kas kütlesi azalabilir ve bazı vitamin-mineral ihtiyaçları artabilir. Bu nedenle sebze, meyve, tam tahıl, sağlıklı yağlar ve kaliteli protein kaynaklarından zengin  beslenme düzeni önemlidir. Çok sayıda bilimsel çalışma; özellikle Akdeniz tipi beslenmenin kalp ve beyin sağlığını güçlendirdiğini, uzun ve sağlıklı yaşamı desteklediğini göstermektedir. </p>
<p><strong>2. Kaslarınızı düzenli çalıştırıyor musunuz?</strong></p>
<p>Yaş ilerledikçe kas kütlesi azalır. Vücut ağırlığı değişmese bile yağ oranı artar, kas oranı geriler. Bu da hareket kabiliyetini önemli ölçüde olumsuz etkileyebilir. Ancak iyi haber şu ki; kaslar her yaşta çalıştırılabilir. Prof. Dr. Karadağ “Klinik gözlemlerimizde, 70–80 yaşında egzersize başlayan bireylerde bile kas gücünde ve denge kapasitesinde belirgin iyileşmeler görülebilmektedir. Dolayısıyla kaslarınızı mutlaka güçlendirmeye başlamalısınız” diyor. </p>
<p><strong>3. Düzenli yürüyüş ve direnç egzersizi yapıyor musunuz?</strong></p>
<p>Yaşlılıkta en büyük risk çoğu zaman hastalık değil, hareketsizliktir; kas kaybı, denge sorunları, hücrelerin yaşlanması ve bağımsızlığın azalmasına yol açar. İleri yaşlarda haftada toplam en az 150 dakika orta düzey fiziksel aktivite (hafif ağırlık çalışmaları, düzenli yürüyüşler, direnç egzersizleri vb) yapmak kasları ve kalp-damar sistemini destekler, uyku kalitesini artırır, depresyon riskini azaltır ve bilişsel fonksiyonların korunmasını sağlar. </p>
<p><strong> 4. Beyninizin sınırlarını zorluyor musunuz?</strong></p>
<p>Beyin de tıpkı kaslar gibi çalıştıkça güçlenir. Kitap okumak, yeni bir şey öğrenmek, bulmaca çözmek, müzikle ilgilenmek veya yeni hobiler edinmek zihinsel sağlığı destekler. Prof. Dr. Berrin Karadağ “Bazı hastalarım emeklilikten sonra yeni bir dil öğrenmeye başladıklarını ya da yıllardır erteledikleri hobileri hayata geçirdiklerini anlatıyorlar. Bu tür aktiviteler sadece zihni değil, aynı zamanda yaşam sevincini de canlı tutar ve hücreleri gençleştirir” diyor. </p>
<p><strong>5. Sosyal bağlarınızı güçlendiriyor musunuz?</strong></p>
<p>Yapılan bilimsel araştırmalar; yalnızlığın sağlık ve yaşlanma üzerinde sigara kadar olumsuz etkiler yaratabileceğini göstermektedir. Sosyal ilişkiler yaşam motivasyonunu artırır. Aile ilişkileri, bir dostunuzla sohbet, arkadaş görüşmeleri, grup aktiviteleri ve gönüllülük çalışmaları ileri yaşta hem ruh sağlığı hem de bilişsel sağlık için önemli koruyucu faktörlerdir. Unutkanlık ve depresyona karşı da ilaçlardan çok daha etkilidir. </p>
<p><strong>6. Protein kaynaklarını yeterli tüketiyor musunuz? </strong></p>
<p>Prof. Dr. Berrin Karadağ “Yaşlılık döneminde protein ihtiyacı genellikle göz ardı edilir. Oysa kas sağlığını korumak için yeterli protein alımı büyük önem taşır. Balık, yumurta, süt ürünleri, baklagiller ve kaliteli bitkisel protein kaynakları günlük beslenmede yer almalıdır. Özellikle egzersiz ile birlikte yeterli protein alımı kas kaybını azaltmada önemli rol oynar. Kas kaybı (sarkopeni) riskini ne kadar öteleyebilirsek, o denli dinç, aktif ve dinamik yaş alabiliriz” diyor. </p>
<p><strong>7. Yeterli ve kaliteli uyuyor musunuz?</strong></p>
<p>Uyku vücudun kendini yenilediği en önemli süreçlerden biridir. Bilimsel çalışmalar; yetişkinlerin günde 7-8 saat kaliteli uykuya ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Yetersiz veya düzensiz uyku, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, kilo artışına, kalp-damar hastalıklarına ve hafıza sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, aynı saatlerde yatıp kalkmaya, karanlık ve sessiz ortamda uyamaya ve uyumadan önce ekran kullanımını kısıtlamaya özen gösterin. </p>
<p><strong> 8. Stresinizi yönetebiliyor musunuz?</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre; uzun süreli ve kontrolsüz stres kalp hastalıkları riskini artırıyor,  bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Stresi kontrol altında tutmak ise hem ruh sağlığını hem de uzun vadede fiziksel sağlığı korumada önemli rol oynuyor. Stresi yönetebilmek için; düzenli fiziksel aktivite, nefes egzersizleri, doğada zaman geçirmek, sosyal ilişkileri güçlendirmek ya da gerekirse profesyonel destek almak önemlidir. </p>
<p><strong> 9. Tütün ürünleri, sigara dumanı ve alkolden uzak mısınız?</strong></p>
<p>Sigara içmek de, dumanına maruz kalmak da vücuda son derece zarar vermektedir. Aşırı alkol tüketimi ise karaciğer hastalıklarından kalp sorunlarına kadar pek çok sağlık problemine yol açabilir. Uzun ve sağlıklı bir yaşam için tütün ürünlerinden, elektronik sigaradan tamamen uzak durmak ve alkol tüketimini bırakmak gerekiyor. Bu alışkanlıklardan uzak durmak, yaşam süresini ve yaşam kalitesini artıran en önemli adımlardan biri olarak kabul edilmektedir. </p>
<p><strong>10. Düzenli muayene oluyor musunuz?</strong></p>
<p>Sağlıklı yaş almanın olmazsa olmazlarından biri düzenli sağlık kontrolleridir. Tansiyon, diyabet, kemik sağlığı, görme ve işitme gibi birçok durum erken dönemde fark edildiğinde çok daha kolay yönetilebilir. Prof. Dr. Karadağ “Geriatri yaklaşımında amaç yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil; bağımsız yaşamı mümkün olduğunca uzun süre korumaktır. Bu nedenle de düzenli sağlık kontrolleri ile yaşımız ilerlemiş olsa bile, kendi işimizi kendimiz görmeye, aktif hayata katılmaya ve hayattan keyif almaya devam edebiliriz” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-alirken-genc-kalmak-icin-harekete-gecme-zamani-621011">Yaş alırken genç kalmak için &#8216;hareket&#8217;e geçme zamanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuzluğun]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her az uyunan gecenin insomni olmadığını vurgulayan Meltem Can İke, bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edilmesi için haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması, sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması ve kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada uykusuzluk, uykusuzluk tedavisi ve uyku hijyeni ile ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Dünya Uyku Cemiyeti tarafından her yıl düzenlenen Dünya Uyku Günü vesilesiyle, toplumumuzun büyük bir kesimini etkileyen ancak çoğu zaman &#8220;yapısal bir özellik&#8221; sanılarak ihmal edilen uykusuzluk yani insomni konusuna dikkat çekmek istiyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun sadece bir belirti değil, başlı başına bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tıbbi literatürde &#8220;İnsomni&#8221; olarak adlandırılan bu durum; uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme zorluğu veya sabah çok erken uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterir. Bu durum kişinin gün içindeki konsantrasyonunu, duygu durumunu ve genel sağlık kalitesini bozuyorsa klinik bir tablo olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşırı derecede odaklanma görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yakınması olan kişilerde (özellikle geceleri) uyku sorunlarına aşırı derecede odaklanma ve uykusuzluğun olumsuz sonuçları hakkında kaygı duyma vardır.  Yetersiz uyku süresi ve kalitesi, ileri derecede sıkıntıya veya günlük aktivitelerde eksilmeye neden olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kadınlarda daha fazla görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınlarda bir miktar daha fazla görülen bu durumun yaşla arttığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Yaş ilerledikçe derin (yavaş) uyku miktarında azalma, dolayısıyla uykunun çok yüzeysel ve kırılgan hale gelmesine neden olur. Ayrıca sirkadiyen ritimdeki değişikliklere (uyku fazının erkene kayması), yaşlı bireylerde özellikle gecenin ikinci yarısında uykunun çok sık bölünmesine ve sabah çok erken saatlerde uyanma ile sonuçlanır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Haftada en az 3 gece uykusuzluk yaşanıyorsa dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluk tanı kriterlerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Her az uyunan gece, insomni değildir. Bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edebilmemiz için:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerekir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun üç temel nedeni var </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun çok faktörlü bir sorun olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, başlıca nedenleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>1. Psikolojik Faktörler: Kaygı bozuklukları, stres ve depresyon.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>2. Tıbbi Durumlar: Kronik ağrılar, nefes darlığı, huzursuz bacaklar sendromu ve uyku apnesi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>3. Yaşam Tarzı: Düzensiz çalışma saatleri (vardiyalı sistem), aşırı kafein tüketimi ve hareketsizlik.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk genetik bir miras mıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun genetik bir boyutu olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke. “Araştırmalar, ailesinde uykusuzluk öyküsü olan bireylerin bu soruna daha yatkın olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum sadece genlerle açıklanamaz; aile içindeki uyku alışkanlıkları ve çevresel faktörler de bu mirası tetikler” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Modern çağın kabusu: Mavi ışık ve sosyal medya</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde uyku düzenini bozan en büyük düşman yatağa bizimle birlikte giren akıllı telefonlardır” diyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke teknoloji kullanımının olumsuz etkilerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Melatonin Baskılanması: Ekranlardan yayılan mavi ışık, beynimize &#8220;hala gündüz&#8221; sinyali göndererek uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını engeller.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Duygusal Uyarılma: Sosyal medyada karşılaşılan içerikler beyni tetkikte tutar ve uykuya geçiş için gereken gevşemeyi imkansız kılar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku hijyeni için altın kurallar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzlukla mücadelede ilk adımın uyku hijyeninin sağlanması olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Rutin Oluşturun: Her gün (hafta sonu dahil) aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Yatağı Sadece Uyku İçin Kullanın: Yatakta yemek yemeyin, çalışmayın veya sosyal medyada vakit geçirmeyin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Işık ve Isı Kontrolü: Yatak odanız zifiri karanlık, sessiz ve serin olmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kafeine Sınır Koyun: Öğleden sonra saat 14:00’ten sonra çay ve kahve tüketimini kesin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun sağlık açısından riskleri nelerdir? </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, bu sorunları kardiyovasküler hastalıklar (HT, MI, kronik kalp yetmezliği), Tip 2 diyabet, obezite, nörolojik hastalıklar (kortikal atrofi, demans) ve psikiyatrik hastalıklar (depresyon, suicidal düşünceler) olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesini etkiliyorsa uzmana danışılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun kişinin yaşam kalitesini önemli derecede etkilemesi halinde mutlaka bir uzmana danışılması gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Eğer uykusuzluk probleminiz;</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Gün içinde iş performansınızı düşürüyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğüne neden oluyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Araç kullanırken veya çalışırken uyuklamalara yol açıyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* İlişkilerinizde tahammülsüzlük ve gerginlik yaratıyorsa vakit kaybetmeden bir Nöroloji Uzmanına başvurmalısınız” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Unutmayın: Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmek mümkündür. İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[ailede]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[taramalara]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor. Düzenli taramalar sayesinde risk grubunda olunsa da kolon kanseri erken dönemde saptanabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mürşit Dinçer, kolon kanserinin tanı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Polipler henüz kansere dönüşmeden çıkarılabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alır ve kansere bağlı yaşam kayıplarının önemli bir bölümünden sorumludur. Hastalık çoğunlukla kalın bağırsağın veya rektumun mukozasından gelişmektedir. Birçok vakada süreç, başlangıçta iyi huylu olan adenomatöz poliplerin yıllar içerisinde kötü huylu olan malign lezyonlara dönüşüm göstermesi ile ilerlemektedir. Bu dönüşümün uzun bir zaman diliminde gerçekleşmesi ise kolon kanserinin erken tanı ve önleme açısından önemli bir fırsat sunmasına olanak sağlar. Düzenli tarama programları sayesinde polipler henüz kansere dönüşmeden tespit edilip çıkarılabilir.</p>
<p><strong>50 yaş altı kolon kanserindeki artış dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Son yıllarda kolon kanseri görülme sıklığında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir. Bu artış özellikle 50 yaş altındaki bireylerde daha belirgin haldedir. Batı tipi beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşması, işlenmiş ve rafine gıdaların daha fazla tüketilmesi, liften fakir diyetler, obezite görülme sıklığındaki artış ve fiziksel aktivitenin azalması bu yükselişte önemli rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyotasında meydana gelen değişiklikler, yaşam süresinin uzaması ve tanı yöntemlerinin gelişmesi de bildirilen vaka sayılarının artmasına katkıda bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Baba 50 yaşında tanı almışsa çocuk 40 yaşında taramalara başlamalı</strong></p>
<p>Kolon kanseri, düzenli tarama programları sayesinde erken evrede saptanabilen ve hatta polip aşamasında önlenebilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Ortalama risk grubunda yer alan bireylerde tarama programlarına genellikle 45 yaşında başlanması önerilmektedir. Gaitada gizli kan testi yılda bir veya iki yılda bir uygulanabilmekte, kolonoskopi ise yaklaşık 10 yılda bir yapılması önerilen ve tanı açısından altın standart olarak kabul edilen yöntemlerden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Aile öyküsü bulunanlar, daha önce polip saptananlar veya inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireyler yüksek risk grubunda yer almakta; bu kişilerde taramaların daha erken yaşta başlatılması ve daha sık aralıklarla yapılması önerilmektedir. Ailede kolon kanseri kaç yaşında saptanmışsa bu yaştan 10 yaş önce tarama programlarına başlamak gerekir. Örneğin; anne ya da baba 50 yaşında kolon kanseri tanısı almışsa çocukları 40 yaşında taramalara başlamalıdır.</p>
<p><strong>Fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimine dikkat!</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları kolon kanseri gelişiminde önemli rol oynar. Lif açısından zengin beslenme, bağırsak geçiş süresini kısaltmakta ve potansiyel kanserojen maddelerin bağırsak mukozası ile temas süresini azaltmaktadır. Ayrıca lifli gıdaların bağırsak mikrobiyotasını olumlu yönde etkilediği ve inflamasyonu azaltabildiği gösterilmektedir. İşlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis gibi), aşırı kırmızı et tüketimi ve yüksek oranda rafine şeker içeren gıdaların ise risk artışı ile ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Buna karşılık tam tahıllar, sebzeler (özellikle turpgiller), meyveler, baklagiller ve fermente süt ürünleri bağırsak sağlığını destekleyen besinler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Değiştirilebilir faktörlere dikkat ederek kanser riskini azaltın</strong></p>
<p>Kolon kanseri açısından risk faktörleri değiştirilemeyen ve değiştirilebilir faktörler olarak iki ana grupta toplanmaktadır. İleri yaş, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, kalıtsal kanser sendromları ve inflamatuar bağırsak hastalıkları başlıca değiştirilemeyen risk faktörleridir. Buna karşılık obezite, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı, fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimi ile liften fakir beslenme önlenebilir ya da azaltılabilir risk faktörleri arasındadır. Kolon kanseri büyük ölçüde önlenebilir ve erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı yüksek olan bir hastalıktır. Bu anlamda toplumda farkındalığın artırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi, düzenli fiziksel aktivite ve uygun yaşta başlatılan tarama programlarının yaygınlaştırılması önemlidir.</p>
<p><strong>Doğru zamanda cerrahi müdahale kolon kanserinde hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Erken evrede tespit edilen tümörlerde, kanserli bağırsak bölgesi çıkarılıp ve çevresindeki lenf düğümleri temizlenebilir. Cerrahi sırasında kullanılan yöntemler hastanın durumuna ve tümörün yerine göre değişir. Açık cerrahi yöntemlerinin yanı sıra laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri de yaygın şekilde uygulanır. Laparoskopik ve robotik yöntemler, karın bölgesinde küçük kesilerle operasyon yapılmasını sağlar bu da iyileşme süresini kısaltır ve hastaların günlük yaşama dönüşünü hızlandırır. Gerekli görüldüğünde hastalığın evresine göre cerrahi öncesi veya sonrası kemoterapi ve radyoterapi de uygulanabilir. Kolon kanserinde her kanser türünde olduğu gibi kişiye özel tedavi planları hazırlanır. Düzenli takipler ile cerrahi sonrası hastalığın tekrarlama riski izlenir ve koruyucu önlemler alınır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 08:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Dominant]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yükler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618068</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Karakan, 8 Mart’ın kadınların görünmeyen sağlık yüklerini konuşmak için önemli bir fırsat olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadınların yaşamın her alanındaki varlığını ve mücadelesini hatırladığımız çok kıymetli bir gün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068">Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Karakan, 8 Mart’ın kadınların görünmeyen sağlık yüklerini konuşmak için önemli bir fırsat olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadınların yaşamın her alanındaki varlığını ve mücadelesini hatırladığımız çok kıymetli bir gün. Ben bugün, kadınların hem bedenleri hem de ruhlarıyla taşıdıkları bir yük olan genetik hastalıklara dikkat çekmek istiyorum. Çünkü genetik hastalıklar yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda derin bir psikososyal boyuta da sahiptir.”</p>
<p><strong>Her 10 Diyaliz Hastasından 1’i Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı Nedeniyle Böbrek Yetmezliği Yaşıyor</strong></p>
<p>Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı; böbreklerde çok sayıda kistin ilerleyici biçimde büyümesiyle seyreden, zamanla böbrek yetmezliğine yol açabilen ve toplumda en sık görülen kalıtsal hastalıklardan biridir. Prof. Dr. Karakan hastalık ve tedavi ile ilgili şunların altını çizdi: “Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığının günümüzde artık tedavisi mümkün. Uygun evrede tanı alan hastaların ilaç tedavisi ile hastalık sürecini yavaşlatabiliyoruz. Buna rağmen bilgi eksikliği ile diyaliz tedavisi alan her 10 hastadan biri bu hastalık nedeniyle böbrek yetmezliği tanısı almakta.”</p>
<p>Hastalığın otozomal dominant kalıtım göstermesi nedeniyle, hastalığı taşıyan bir ebeveynin çocuğuna hastalığı aktarma riski yüzde 50’dir. Prof. Dr. Karakan, bu bilginin özellikle anneler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “Kadınlar bir yandan kendi sağlık süreçlerini; hipertansiyon, kronik ağrı ve böbrek fonksiyon kaybı gibi sorunları yönetmeye çalışırken, diğer yandan çocuklarına hastalığı aktarma ihtimaliyle yüzleşiyor. Araştırmalar, hastaların yüzde 62’sinin bu nedenle yoğun bir suçluluk duygusu yaşadığını gösteriyor. Bu suçluluk duygusu, bazı kadınların anne olma kararını dahi yeniden gözden geçirmesine yol açabiliyor.”</p>
<p><strong>Genetik Hastalıklarda Toplumsal Baskı Özellikle Kadınlara Yöneliyor </strong></p>
<p>Genetik hastalıklar hem anneden hem babadan aktarılabilmesine rağmen, toplumsal baskının çoğu zaman kadına yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Karakan, kadınların evlilik ve annelik kararları üzerinden sorgulanabildiğini belirtti.</p>
<p>Genetik hastalığı olan bir çocuğun bakım sorumluluğunu üstlenen kadınların iş yaşamından uzaklaşabildiğini, sosyal olarak yalnızlaşabildiğini ve tükenmişlik yaşayabildiğini söyleyen Karakan, kronik hastalıkla yaşamanın depresyon ve anksiyete riskini de artırdığına dikkat çekti: “Kadınlar çoğu zaman hem kendi hastalıklarıyla hem de ailelerinin kaygısıyla aynı anda mücadele ediyor” dedi.</p>
<p> <strong>Çözüm: Multidisipliner Destek ve Toplumsal Farkındalık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Şebnem Karakan, bu yükün hafifletilebilmesi için şu adımların atılması gerektiğini vurguladı:</p>
<ul>
<li>Genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması</li>
<li>Gebelik öncesi ve sonrası multidisipliner destek sağlanması</li>
<li>Psikososyal destek mekanizmalarının standart hale getirilmesi</li>
<li>Eşlerin ve aile bireylerinin sürece aktif katılımının teşvik edilmesi</li>
<li>Toplumsal farkındalık kampanyaları ile doğru bilginin yaygınlaştırılması</li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Karakan sözlerine şöyle devam etti: “Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı yalnızca böbrekleri etkileyen bir hastalık değildir. Kadının bedenini, ruhunu, annelik kimliğini ve sosyal yaşamını da etkileyen çok boyutlu bir durumdur” diyen Karakan, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Genetik hastalıklar biyolojik bir gerçektir; ancak kadınlara yüklenen sosyal ve psikolojik baskı değiştirilebilir bir toplumsal tutumdur. Kadını suçlayan değil destekleyen, yalnız bırakan değil güçlendiren, korku üreten değil bilgi sunan bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Kadınların güçlü varlığını yalnızca 8 Mart’ta değil, yılın her günü desteklemek hepimizin sorumluluğudur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068">Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günde 50-100 tel saç kaybı normal</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 12:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50-100]]></category>
		<category><![CDATA[diker]]></category>
		<category><![CDATA[Dökülme]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[Saç Dökülmesi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tel]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duşta ele gelen saçlar, yastıkta kalan teller, aynada fark edilen seyrelmeler… Saç dökülmesi, kadın erkek fark etmeksizin birçok kişiyi etkileyen yaygın bir durum.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877">Günde 50-100 tel saç kaybı normal</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Duşta ele gelen saçlar, yastıkta kalan teller, aynada fark edilen seyrelmeler… Saç dökülmesi, kadın erkek fark etmeksizin birçok kişiyi etkileyen yaygın bir durum. Çoğu zaman mevsimsel ve geçici olsa da bazen hormonal değişimlerin, vitamin eksikliklerinin, bağışıklık sistemi hastalıklarının ya da yoğun stresin işareti olabiliyor. Saç kaybının genellikle paniğe yol açtığını belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan Diker, “Saç dökülmesi ilk etapta ciddi bir hastalığı düşündürmez ancak uzun sürüyor, giderek artıyor ve belirgin incelme ya da açılma görülüyorsa bir dermatoloji uzmanına başvurmak önemli” dedi.</strong></p>
<p>Saçın doğal bir büyüme döngüsü var. Tellerin yaklaşık yüzde 85–90’ı 2–6 yıl sürebilen aktif büyüme evresindeyken yüzde 10–15’i dinlenme ve dökülme aşamasındadır. Bu nedenle günde 50-100 tel saç kaybının fizyolojik olarak normal kabul edildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan Diker, “Mevsim geçişlerinde, özellikle ilkbahar ve sonbaharda dökülme artabilir ancak saç çizgisinde belirgin bir açılma olmaz. Genellikle birkaç ay içinde dökülme kendiliğinden azalır ve yeni saç çıkışı görülür yani saçın kalınlığı ve hacminde ciddi bir değişiklik yaşanmaz. Buna karşılık günlük dökülmenin belirgin şekilde artması, saç ayrımının genişlemesi, tepe ya da şakaklarda gözle görülür seyrelme, saçın incelip hacmini kaybetmesi ve kaş, kirpik ya da vücut kıllarında azalma varsa bir uzmana başvurmak faydalı olur” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlarda seyrelme, erkeklerde saç çizgisi gerilemesi</strong></p>
<p>Erkeklerde en sık görülen saç dökülmesi tipinin genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu ve halk arasında erkek tipi dökülme olarak bilindiğini açıklayan Dr. Hicran Ercan Diker, “Bu tip genellikle 20’li ve 30’lu yaşlarda başlar. Saç çizgisi şakaklardan geriye doğru çekilir ya da tepe bölgesinde açılma olur. Çoğu erkekte ailede benzer bir öykü bulunur. Kadınlarda ise dökülme daha çok saçın genelinde seyrelme şeklinde görülür. Ön saç çizgisi çoğu zaman korunur ancak tepe bölgesinde hacim azalması fark edilebilir. Doğum ve emzirme dönemi, menopoz ve diğer hormonal değişimler, yoğun âdet kanamalarına bağlı demir eksikliği ile B12 ve D vitamini eksiklikleri kadınlarda sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Uykusuzluk, yoğun stres, hızlı kilo kaybı ve şok diyetler de saç dökülmesini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Demir, çinko, B12, folik asit ve D vitamini saç sağlığında etkili </strong></p>
<p>Stres, yetersiz beslenme ve bazı kronik hastalıkların, saç köklerinin büyüme sürecini etkileyebileceğinden bahseden Dr. Diker, “Özellikle ani stres, enfeksiyon, ameliyat ya da ağır bir hastalık sonrasında saçlar normalden daha erken dinlenme dönemine geçebilir ve buna bağlı olarak ani ve yaygın dökülme görülebilir. Beslenme eksiklikleri ve emilim sorunları da bu süreci etkiler. Demir, çinko, protein, B12, folik asit ve D vitamini eksiklikleri saçın sağlıklı uzamasını zorlaştırabilir. Diyabet, tiroit hastalıkları ve bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı hastalıklar da saçın büyüme döngüsünü bozarak dökülmeye yol açabilir” dedi.</p>
<p><strong>Saç dökülmesinin altında yatan sebepler araştırılır </strong></p>
<p>Özellikle doğum ya da bir enfeksiyon ardından başlayan geçici saç dökülmeleri hastaları çok endişelendirebiliyor. Bu tip dökülmelerin çoğu zaman altı ila dokuz ay içinde kendiliğinden toparladığını vurgulayan Dr. Diker, “Bu süreçte yapılan en büyük hatalardan biri kontrolsüz vitamin ve takviye kullanımı. Çünkü her saç dökülmesi vitamin eksikliğine bağlı değildir ve bilinçsizce kullanılan ürünler tam tersi şekilde zarar verebilir. Tedavide öncelikle altta yatan neden araştırılır, gerçekten bir vitamin ya da mineral eksikliği saptanırsa buna yönelik takviye planlanır, sistemik bir hastalık varsa ilgili branşlarla birlikte yönetilir. Gerekli durumlarda mezoterapi, PRP ya da lazer destekli uygulamalar da değerlendirilebilir. Hangi yöntemin uygun olacağı ise yapılan incelemeler ve muayene bulgularına göre belirlenir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Muayenede saç çekme testi yapılıyor </strong></p>
<p>Saç dökülmesi tanısında, hasta öyküsünün ayrıntılı dinlenmesinin çok kıymetli olduğunu dile getiren Dr. Diker, “Dökülmenin ne zaman başladığı, artıp artmadığı, ailede benzer bir durum olup olmadığı ve eşlik eden hastalıklar sorgulanır. Muayenede saç çekme testi yapılarak her çekişte ele gelen saç sayısına bakılır. Gerekli görüldüğünde hemogram, vücudun demir deposunu gösteren Ferritin değeri, B12, folik asit, D vitamini ve tiroit hormonları gibi kan testleri istenir. Saçta yuvarlak açılmalar, kaş ya da kirpik kaybı veya ek bir sorun varsa farklı cilt hastalıkları da değerlendirilir” dedi.</p>
<p><strong>Saç bakım ürünlerinin içeriğine dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Saç dökülmesini azaltmak için dengeli beslenmenin ve yeterli protein alımının önemli olduğunu vurgulayan Diker, “Vitamin ve mineral dengesini korumak için gerekli durumlarda diyetisyen desteği alınabilir. Aynı zamanda kozmetik ürün seçiminde de bilinçli davranılmalı. Kuaför ya da kozmetik mağazalarında tavsiye edilen ürünler yerine, dermatologların önerdiği ve belirtilen süre boyunca kullanılan ürünler daha güvenli bir alternatif sunar. İçeriği bilinmeyen ürünler saç derisinde hassasiyete yol açabilir ve dökülmeyi artırabilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal-617877">Günde 50-100 tel saç kaybı normal</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 07:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Enflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Enflamatuvar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hızlandıran]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617700</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enflamasyon aslında koruyucu bir süreç ama…  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700">Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Enflamasyon aslında koruyucu bir süreç ama…  </strong></p>
<p>Enflamasyonun bağışıklık sisteminin tehdit algıladığında devreye soktuğu koruyucu ve iyileştirici bir yanıt olduğunu söyleyen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Akut enflamasyon kısa sürer; enfeksiyonla savaşır, yara iyileşmesini başlatır ve işini tamamlayınca sonlanır. Kronik enflamasyon ise enflamatuvar sinyallerin uzun süre hafif yüksek kalmasıdır. Klinik olarak sessiz görünebilir, fakat hücresel düzeyde yıpranmayı artırır, yaşlanmayı hızlandırır” diyor. </p>
<p><strong>Enflamasyon sinyalleri bu değerlerde gizli!</strong></p>
<p>Klinik pratikte enflamasyon sürecinin izlerini kanda takip edebildiklerini belirten <strong>Dr. Halil Ertürk,</strong> “Örneğin hs-CRP (yüksek duyarlılıklı C-reaktif protein) vücuttaki düşük düzeyli enflamasyonu gösteren önemli bir belirteçtir. Ferritin her ne kadar demir depolarını yansıtsa da enflamasyon durumlarında yükselme eğilimindedir. İnsülin direnci göstergeleri, hücrelerin insüline yanıtının azalmasını ortaya koyarak metabolik stres hakkında ipucu verir. Lipid profili (kolesterol ve trigliserid değerleri) ve karaciğer enzimleri ise damar sağlığı ve metabolik yük hakkında bize bilgi sağlar. Gerektiğinde daha ileri tetkiklerle altta yatan neden detaylandırılabilir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kronik enflamasyon bu 3 yol ile yaşlandırıyor!</strong></p>
<p>Yaş ilerledikçe bağışıklık sisteminin eskisi kadar esnek çalışmayabileceğini belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Bazı savunma yanıtları zayıflarken, bazı enflamatuvar sinyaller daha kolay tetiklenebilir ve daha uzun süre yüksek kalabilir. İşte bu tablo, yaşla birlikte görülen düşük düzeyli ve sistemik enflamasyon eğilimini ifade eder. Bilimsel literatürde bu durum “inflammaging” olarak adlandırılır. Terim, “inflamasyon” ve “aging” (yaşlanma) kelimelerinin birleşiminden gelir ve kronik, düşük düzeyli enflamasyonun biyolojik yaşlanma sürecini hızlandırıcı etkisini tanımlar. Bu süreç tek bir mekanizmayla değil, birbiriyle bağlantılı üç temel biyolojik yol üzerinden ilerler” diyerek o 3 mekanizmayı açıklıyor. </p>
<p><strong>Bağışıklık Sisteminde Sürekli Alarm Hâli</strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminin düşük düzeyde ama sürekli uyarıldığında hücreler arası iletişimi sağlayan “sitokin” adı verilen sinyallerin dengesinin değişebileceğini belirten Dr. Halil Ertürk, “Onarım ve iyileşme süreçleri yerine “tetikte kalma” durumu baskınlaşabilir. Bu da dokuların uzun vadede daha fazla yıpranmasına neden olabilir” diyor.</p>
<p><strong>Metabolik Dengesizlik ve Visseral Yağ</strong></p>
<p>İnsülin direnci (hücrelerin insüline yeterli yanıt verememesi), kan şekeri dalgalanmaları ve özellikle karın içi yağ dokusu enflamatuvar sinyalleri artırabilir. Metabolik stres ile enflamasyon arasında bir kısır döngü oluşabilir ve bu durum biyolojik yaşlanmayı hızlandırabilir.</p>
<p><strong>Hücresel Enerji Üretiminde Zorlanma</strong></p>
<p>Hücrelerin enerji üretim merkezleri olan mitokondriler zorlandığında oksidatif yük artabilir. Bu durum hücresel onarım kapasitesini ve stresle baş etme mekanizmalarını zayıflatabilir. Uzun vadede hücresel yıpranma artabilir.</p>
<p><strong>Kronik enflamasyon engellenebilir mi? </strong></p>
<p>Kronik enflamasyonun sıfırlanamayacağını belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Çünkü enflamasyon iyileşme ve savunma için gereklidir. Daha doğru hedef kronik gereksiz uyarıyı azaltmak ve sistemi yeniden dengeye yaklaştırmaktır. Bunun için öncelikle birkaç temel alanda tutarlı bir şekilde çalışmak gerekir”uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Kronik enflamasyona karşı 6 önemli adım</strong></p>
<p><strong>Uyku:</strong> Her gün düzenli 7-8 saat uykunun yanı sıra aynı saatte ve kesintisiz uyumak enflamatuar sinyalleri azaltmakta etkilidir. </p>
<p><strong>Beslenme:</strong> İşlenmiş gıdaların azaltılması ve yeterli lif ile protein tüketimi, yemekten sonra kan şekerinin ani yükselip düşmesini önleyerek enflamatuvar yükü azaltabilir.</p>
<p><strong>Egzersiz:</strong> Kalp-damar dayanıklılığı ve kas kütlesinin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Düzenli yürüyüşe haftada 2–3 gün kuvvet egzersizi eklemek, metabolizmanın daha dengeli çalışmasına ve vücuttaki enflamatuvar yükün azalmasına yardımcı olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Stres yönetimi:</strong> Uzamış stres, uyku ve glukoz üzerinden enflamatuvar yükü besler; kısa, sürdürülebilir pratiklerle stres yükü azaltılmalıdır.</p>
<p><strong>Bel çevresi ve vücut kompozisyonu:</strong> Amaç sadece kilo vermek değil; karın içi yağlanmayı azaltıp kas kütlesini koruyarak daha sağlıklı bir vücut kompozisyonu oluşturmaktır.</p>
<p><strong>Sigara, alkol ve çevresel toksinler: </strong>Birçok hastalık için sigara en net risk faktörlerinden biridir. Alkol ve toksik maruziyetler de enflamatuvar yükü artırır.</p>
<p>Romatizmal hastalıklardan, viral enfeksiyonlara kadar daha birçok nedenin uzun süren düşük düzey enflamasyona neden olabileceği uyarısında bulunan <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Bu durumların tedavisi enflamasyonu tamamen ortadan kaldırmayabilir ancak azaltmakta etkili olur. Uyku, egzersiz, beslenme, stres ve bel çevresi gibi temel alanlar düzenlendiğinde, birçok kişide hem yakınmaların hem de laboratuvar görüntüsünün daha iyi bir yere geldiğini görebiliyoruz” diyor. </p>
<p><strong>…Kutu bilgisi…</strong></p>
<p><strong>Kronik enflamasyon hangi hastalıklarda rol oynuyor?</strong></p>
<p><strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, kronik enflamasyonun yalnızca yaşlanma üzerinde etkili olmadığını, pek çok hastalığa da zemin hazırladığını belirtiyor. </p>
<p><strong>Kalp-damar hastalıkları:</strong></p>
<p>Damar duvarında uzun süre devam eden enflamatuvar süreçler, damar sertliği olarak bilinen aterosklerozun gelişimine katkı sağlayabilir. Bu durum kalp krizi ve inme riskini artırabilir.</p>
<p><strong>İnsülin direnci ve diyabet:</strong></p>
<p>Yağ dokusu, karaciğer ve kaslarda artan enflamatuvar sinyaller, hücrelerin insüline verdiği yanıtı bozabilir. Bu da kan şekeri kontrolünün zorlaşmasına ve zamanla diyabet riskinin artmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFLD):</strong></p>
<p>Karaciğerde yağ birikimi zamanla enflamasyona ve doku sertleşmesine (fibrozis) ilerleyebilir. Özellikle bel çevresi artışı ve karın içi yağlanma bu süreci daha belirgin hale getirebilir.</p>
<p><strong>Nörodejeneratif süreçler:</strong></p>
<p>Metabolik stres ve beyin dokusunda gelişen enflamasyon (nöroenflamasyon), sinir hücrelerinde hasara ve bilişsel işlevlerde azalmaya yol açabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700">Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşının En İyisi Ol!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bütünsel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Longevity]]></category>
		<category><![CDATA[ol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşının]]></category>
		<category><![CDATA[yisi]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617130</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir demografik dönüşümden geçiyor. Son 100 yılda ortalama yaşam süresi birçok ülkede iki katına çıkarken, Birleşmiş Milletler verilerine göre 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunda her beş kişiden biri 60 yaşın üzerinde olacak. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130">Yaşının En İyisi Ol!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir demografik dönüşümden geçiyor. Son 100 yılda ortalama yaşam süresi birçok ülkede iki katına çıkarken, Birleşmiş Milletler verilerine göre 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunda her beş kişiden biri 60 yaşın üzerinde olacak. </p>
<p><strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü,</strong> “Uzayan yaşam süresiyle birlikte sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği için artık odağın tedaviden önlemeye, hastalıktan sağlığa ve standart yaklaşımlardan kişiselleştirilmiş sağlık yolculuklarına kayması gerekiyor. Bu nedenle longevity, yani sağlıklı ve kaliteli yaş alma yaklaşımı, artık yalnızca bireysel bir tercih değil; hem bireyler hem de sağlık sistemleri için stratejik bir gereklilik olarak öne çıkıyor” dedi.</p>
<p>Kişiye özgü planlanan, bütünsel ve yıl boyunca takip edilen bir sağlık yönetimine dayanan yaklaşım doğrultusunda hayata geçirilen <strong>Acıbadem Life’</strong>ta hedef, bireylerin daha sağlıklı ve güçlü bir yaşam sürmeleri. <strong>Acıbadem Life</strong> bu kapsamda uzayan yaşam sürecini bütünsel sağlık yönetimiyle destekliyor ve sağlığın geleceğine dair sürdürülebilir bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü,</strong> “<strong>Acıbadem Life, Acıbadem Yönetim Kurulu Başkanımız Mehmet Ali Aydınlar</strong>’ın insanlar hastalandığında yanlarında olmanın yanı sıra; onların sağlıklarını korumak, uzayan ömürlerini daha sağlıklı yaşamaları için bir şey yapma hayali ve sağlığın geleceğine dair bir deneyim yaratma vizyonunun sonucu olarak ortaya çıktı. Amacımız yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insanların yaşam boyu sağlıklarını bütünsel şekilde yönetmelerine öncülük etmek. İleri teknoloji, bilimsel veri ve uzmanlıkla oluşturduğumuz bu ekosistem, riskleri erken fark ederek sağlıklı yaşamı sürdürülebilir kılmayı hedefliyor. <strong>Acıbadem Life Longevity Programı</strong>, bütünsel sağlık yönetimi ve özellikle longevity alanında stratejik adımlarımızdan biri ve geleceğin bütünsel sağlık yönetimi hizmetlerini bugünden inşa etme kararlılığımızın yansımasıdır” dedi.</p>
<p><strong>LONGEVITY BİR LÜKS DEĞİL, SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAMIN ANAHTARI  </strong></p>
<p>Koruyucu ve önleyici sağlık yaklaşımı yalnızca biyolojik değil, ekonomik bir gereklilik de ortaya koyuyor. Kanserin erken evrede yakalanması tedavi maliyetlerini <strong>10–12 kat</strong>, kalp hastalıklarının erken yönetimi yaşam boyu sağlık giderlerini <strong>%60 oranında</strong> azaltabiliyor. Önleyici sağlık, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin temelini oluşturuyor. </p>
<p>İşte bu noktada 100 yaşa uzanan yolda, longevity bilimi ışığında kişisel ve yönetilebilir sağlık kavramı yaşamımızda yepyeni bir kapı aralıyor. Çünkü uzun ömür günümüz gerçekliğinde artık tek başına yeterli bir gösterge değil; o ömrün ne kadarının bağımsız, üretken ve kaliteli yaşandığı da önem kazanıyor. Bu nedenle sağlık yönetimi, yaşamın ileri dönemlerindeki yaşam kalitesini bugünden şekillendiren belirleyici unsur hâline geliyor.</p>
<p><strong>ACIBADEM LIFE’TA LONGEVITY NASIL HAYATA GEÇİYOR?</strong></p>
<p>Her birimizin eşsiz bir yapıya sahip olduğunu ve yaşlanma sürecindeki etkimizin sanılandan çok daha fazla olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü</strong>; “Genetik ve epigenetik profilimizden metabolizma hızımıza, biyolojik yaşımızdan uyku ritmimize kadar tüm veriler, yaşlanma hızımızın temelini oluşturuyor. <strong>Acıbadem Life Longevity Programı</strong>; ileri düzey taramalar, genetik analiz, biyolojik yaş ölçümü ve akıllı cihazların takibiyle elde ettiği verilerle <em>Kişiselleştirilmiş Bir Sağlıklı Yaşam Yolculuğu</em> tasarlıyor. Bu sayede yaşam tarzınız genel önerilere göre değil, ihtiyaçlarınıza göre şekilleniyor ve yolculuğunuz “Kişiye Özel Doktorunuz ve Sağlık Sorumlunuz” rehberliğinde yürütülüyor” dedi.  </p>
<p><strong>Acıbadem Life Longevity Programı </strong>kapsamında uygulanan Genetik Check Up (WGS) ile hastalık riskleri ve genetik yatkınlıklar belirlenirken, Biyolojik Yaş Analizi epigenetik testlerle hücresel yaşlanma hızını ortaya koyarak sağlıklı yaş alma sürecine yönelik bilimsel bir yol haritası oluşturuyor. CGM sensörleri ile metabolizma ve kan şekeri takibi, uyku sağlığı analizleri, fiziksel performans ölçümleri ve kişiye özel yaşam tarzı planlaması ile bireyin sağlık durumunun yıl boyunca sürekli izlenmesini sağlıyor. Bu bütünsel yaklaşım sayesinde sağlık yalnızca mevcut durumu korumaya değil, yaşlanma sürecini yönetmeye ve kronik hastalık risklerini azaltmaya odaklanıyor.</p>
<p><strong>GELECEĞİN SAĞLIK HİZMETİ BUGÜN ACIBADEM LIFE’TA</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Life</strong>, <strong>Longevity Programı </strong>ile üyelerine yalnızca bugünün değil, yarının sağlık ihtiyaçlarını da öngören bir yapı sunuyor. “<strong>Sağlıklı Uzun Yaşam alanında dünya markası olmak</strong>” vizyonu doğrultusunda; bilimsel doğruluktan ödün vermeden, ileri tıbbi imkânları kişiye özel bir yaklaşımla birleştiriyor. </p>
<p>Böylece <strong>Acıbadem Life</strong>, kişiye özel sağlık yönetimi kültürünü yaygınlaştırarak, “<em>yaşının en iyisi ol</em>” yaklaşımını yalnızca bir söylem değil, <strong>yön gösteren bir sağlık standardı</strong> hâline getiriyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130">Yaşının En İyisi Ol!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet Artık İlaçsız da Tedavi Edilebilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-615796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 07:20:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilecek]]></category>
		<category><![CDATA[Fonksiyonel Tıp]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[laçsız]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası otoriteler, “Remisyondaki Diyabet” tanısını uluslararası hastalık sınıflandırma sistemine dahil ederek diyabet için yeni bir tanımlama getirdi. Buna göre Tip 2 diyabet artık, fonksiyonel tıp (modern yaşam tarzı tıbbı) protokolleri ile iyileşebilir bir hastalık olarak tanımlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-615796">Diyabet Artık İlaçsız da Tedavi Edilebilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası otoriteler, “Remisyondaki Diyabet” tanısını uluslararası hastalık sınıflandırma sistemine dahil ederek diyabet için yeni bir tanımlama getirdi. Buna göre Tip 2 diyabet artık, fonksiyonel tıp (modern yaşam tarzı tıbbı) protokolleri ile iyileşebilir bir hastalık olarak tanımlanıyor. </p>
<p><strong>Metabolik Yaş Geriye Sarılıyor </strong></p>
<p>Yıllardır kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak kabul edilen Tip 2 Diyabet Mellitus (T2DM) için tıp literatürü yeniden yazılıyor. Fonksiyonel Tıp (Yoğun Terapötik Yaşam Tarzı Tıbbı &#8211; ITLM) programlarıyla hastalar; kan şekerlerini ilaçsız bir şekilde normal seviyelere çekebiliyor ve hastalığın komplikasyonlarından kurtulabiliyor. Bu bilimsel dönüşümün en somut adımı, uluslararası hastalık sınıflandırma sistemi olan ICD-10 kodlarında atıldı. Artık hekimler, yaşam tarzı müdahalesi ile sağlığına kavuşan hastalar için “Remisyonda Tip 2 Diyabet Mellitus” kodunu kullanabiliyor. Bu yeni gelişme, aynı zamanda diyabetin artık “iyileşebilir” bir hastalık olduğunun da klinik kanıtı. </p>
<p><strong>Uzm. Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, sürecin sadece “şekeri kesmekten” ibaret olmadığını vurgulayarak şunları söylüyor: <em>“Diyabeti geri döndürmek, kişiye özel tasarlanmış biyokimyasal bir tamir sürecidir. Fonksiyonel tıp bakış açısıyla temel hedef; hücrenin insülin direncini kırmak, mikrobiyotayı düzenlemek, stres aksını yönetmek ve sirkadiyen ritmi geri kazanmak. Bu kapsamda uygulanan yoğun programlarla, hastalar ilaç tedavilerine ihtiyaç duymuyor, metabolik yaşları da geriye sarılıyor.”</em></p>
<p><strong>Fonksiyonel Tıp Nasıl Bir Tedavi İçeriyor?</strong></p>
<p>Kişiselleştirilmiş ve fonksiyonel tıp uygulamaları, multidisipliner bir ekibin kontrolünde ilerleyen kapsamlı bir süreci içeriyor. Doktorun merkezde olduğu ekipte; psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, spor koçu, sağlık koçu, eczacı, hatta bazen mutfak şefleri de yer alabiliyor. Kronik hastalıkların önlenmesinde, tedavisinde ve geri döndürülmesinde yaşam tarzı değişikliklerini öncelik olarak hedefleyen bu branşta uygulanan programlar ise şu adımlardan oluşuyor: </p>
<ul>
<li><strong>Sürekli Glukoz Takibi (CGM):</strong> Besinlerin kan şekerine anlık etkisinin kişi özelinde analizi. </li>
<li><strong>Terapötik Beslenme Planları:</strong> Kalori hesabı değil, metabolik onarım odaklı gıda stratejileri.</li>
<li><strong>Hücresel Destek Protokolleri:</strong> Eksik vitamin ve minerallerin fonksiyonel tıp testleriyle tamamlanması.</li>
<li><strong>Bütünsel Koçluk:</strong> Değişimin kalıcı olması için uzman desteği. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Tip 2 diyabet, hem Türkiye’de hem de dünyada en sık görülen diyabet türü ve tedavi edilmediğinde pek çok organ hasarına neden olabilen, yaşam kalitesini düşüren bir hastalık. İlaç ve insülin tedavilerinin yaygın kullanıldığı diyabet alanındaki bu yeni gelişme, diyabet hastalarının tedavi pratiğini kökten değiştirecek ve yeni bakış açıları getirecek bir adım olarak değerlendiriliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-artik-ilacsiz-da-tedavi-edilebilecek-615796">Diyabet Artık İlaçsız da Tedavi Edilebilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen</strong>, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>“<strong>ODPKD, böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kistin oluşmasıyla seyreden, kalıtsal ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya genelinde her 400–1000 doğumdan birinde görülür ve diyaliz ya da böbrek nakli gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli dört nedeninden biridir</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, hastalığın erken dönemde tanınmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Genetik Bir Miras</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, hastalığın tamamen genetik geçişli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşıyor:<br />“<strong>Vakaların yaklaşık %85’i PKD1, %15’i ise PKD2 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. PKD1 mutasyonu olan hastalarda hastalık daha erken yaşta ve daha ağır seyrederken, PKD2 mutasyonu olanlarda genellikle daha yavaş ilerler</strong>.”</p>
<p>Türkmen’e göre, kişi bu genetik yatkınlıkla doğsa da kistlerin oluşumu için yaşam boyunca hücrelerde ikinci bir tetikleyici mekanizmanın devreye girmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Sadece Böbrekleri Değil, Tüm Vücudu Etkiliyor</strong></p>
<p>“<strong>ODPKD yalnızca bir böbrek hastalığı değildir; tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalıktır</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, böbrek yetmezliği gelişmeden çok önce hastaların önemli bir kısmında <strong>yüksek tansiyon</strong> görüldüğünü belirtiyor.</p>
<p>Hastalığın böbreklerle ilişkili en sık belirtileri arasında:</p>
<ul>
<li>Kronik bel ve yan ağrısı,</li>
<li>İdrarda kanama ve enfeksiyon atakları,</li>
<li>Böbrek taşı oluşumu bulunuyor.</li>
</ul>
<p>Böbrek dışı bulgulara da dikkat çeken Türkmen, “<strong>Karaciğer kistleri en sık görülen böbrek dışı bulgudur. Ayrıca bazı hastalarda beyin damarlarında anevrizma riski ve kalp kapakçığı sorunları görülebilir. Bu nedenle hastalar çok yönlü değerlendirilmelidir</strong>” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Tanı Basit, Takip Hayati</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen’e göre ODPKD tanısı çoğu zaman ultrason ile konulabiliyor.<br />“<strong>Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, böbrek hacmini ölçerek hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini öngörmemizi sağlar. Aile öyküsü olmayan ya da tanısı netleşmeyen hastalarda genetik testler önemli bir destek sağlar</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Hastalığın Seyri Değiştirilebiliyor</strong></p>
<p>ODPKD’yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmasa da, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türkmen, şu noktalara dikkat çekiyor:</p>
<p>“<strong>Bol su tüketimi, tuz kısıtlaması ve tansiyonun sıkı kontrolü tedavinin temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, uygun hastalarda kullanılan Tolvaptan tedavisi, böbrek hacmindeki artışı yavaşlatır ve böbrek fonksiyon kaybını geciktirebilir</strong>.”</p>
<p>Türkmen, Tolvaptan tedavisi sırasında hastaların düzenli olarak izlenmesi gerektiğini belirterek, “<strong>Sık idrara çıkma ve susuzluk hissi görülebilir; nadiren karaciğerle ilgili yan etkiler ortaya çıkabileceği için düzenli kan testleri büyük önem taşır</strong>” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Geleceğe Umutla Bakılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, tıp dünyasında ODPKD’ye yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini vurguluyor: “<strong>Gelecekte her hastanın genetik yapısına uygun kişiselleştirilmiş tedavilerle, bu hastalıkla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini çok daha ileriye taşımayı hedefliyoruz</strong>.”</p>
<p>Son olarak toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Türkmen, şu mesajla sözlerini tamamlıyor: <strong>“Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ODPKD ile yaşamak mümkündür.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. </p>
<p>“Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</p>
<p>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </p>
<p>Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </p>
<p>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </p>
<p>“İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</p>
<p>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </p>
<p>Bu şikayetler varsa DİKKAT </p>
<p>‘Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </p>
<p>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</p>
<p>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan, stresten, sedanter yaşamdan dolayı oluşabilir. Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur. Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80&#8217;i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çiftçiye buzağı kiti ve dezenfektan desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ciftciye-buzagi-kiti-ve-dezenfektan-destegi-609484</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükbaş Hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[buzağı]]></category>
		<category><![CDATA[çift]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçiye]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[destekler]]></category>
		<category><![CDATA[dezenfektan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kiti]]></category>
		<category><![CDATA[kınık]]></category>
		<category><![CDATA[Şap Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609484</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaklaşık 1 milyon büyükbaş hayvan varlığıyla Türkiye’nin lider şehri İzmir’de şap hastalığı ve artan buzağı ölümlerine karşı harekete geçti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ciftciye-buzagi-kiti-ve-dezenfektan-destegi-609484">Çiftçiye buzağı kiti ve dezenfektan desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaklaşık 1 milyon büyükbaş hayvan varlığıyla Türkiye’nin lider şehri İzmir’de şap hastalığı ve artan buzağı ölümlerine karşı harekete geçti. Büyükbaş hayvancılıkla geçimini sağlayan 3 bin 500 çiftçiye bağışıklığı güçlendirecek ürünlerin yer aldığı buzağı kiti ve dezenfektan dağıtımı yapıldı. Kınık’tan başlayan dağıtımlar diğer ilçelerde devam ederken, çiftçiler hastalıklara karşı bilgilendirildi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, artan girdi maliyetlerinin yanı sıra şap hastalığı ve buzağı ölümleriyle mücadele eden çiftçileri yalnız bırakmadı. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, kentin et ve süt varlığını tehdit eden hastalıklarla mücadele için büyükbaş hayvancılığın yoğun olduğu ilçelerdeki çiftçilere dezenfektan ve buzağı kiti desteğinde bulundu. <br />Kınık’ta başlatılan dağıtımlarda buzağıların hijyenini ve bağışıklığını artırmaya yönelik hazırlanan paketler çiftçilere ulaştırıldı.  Hazırlanan kitlerde biberon, emzik, göbek klipsi, bağışıklık sistemini destekleyici ağız pastası, sağım öncesi ve sonrası meme daldırma kabı, meme dezenfektanı, kova ve toz dezenfektana yer verildi. Türkiye’nin süt üretiminde lider kenti İzmir’de, Beydağ, Bayındır, Ödemiş, Tire, Kiraz başta olmak üzere büyükbaş hayvancılığın yoğun olduğu ilçelerdeki toplam 3 bin 500 çiftçiye buzağı kiti desteği sağlandı. </p>
<p><strong>Buzağı ölümleri Türkiye’de yüzde 20 oranında </strong><br />Uygulama hakkında bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, şap hastalığı ve buzağı ölümlerine dikkat çekerek, “Şap hastalığı, çift tırnaklılarda görülen son derece bulaşıcı bir hastalıktır. Et ve süt ürünlerinde düşüşlere ve ciddi ticari kısıtlamalara neden olmaktadır. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, öncelikli hedefimiz, ülkemizde ve ilimizde yoğun olarak görülen şap hastalığına karşı bir önlem almaktı. Bunun dışında, buzağı kayıpları ise ülkemizin en büyük problemlerinden birisi. Buzağı kayıplarında ölüm oranı dünyada yüzde 3-4’lerdeyken Türkiye’de bu oran maalesef yüzde 15-20’lerde. Bu oranın bu kadar yüksek olmasının en önemli sebeplerinden birisi, buzağıların doğduktan sonra bakımlarının yeterince hijyenik ortamlarda yapılmaması ve bağışıklık sistemlerinde eksiklikler olması” diye konuştu.  </p>
<p><strong>“Buzağı kitinin yanında çiftçiyi hastalıklara karşı eğitiyoruz” </strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın talimatıyla şap hastalığı ve buzağı ölümlerine karşı hızlı bir önlem aldıklarını ifade eden Bülent Üngür, “Hazırladığımız buzağı kitlerini ve toz dezenfektanlarını üreticilerimize ulaştırmak için dağıtıma başladık. İzmir’de yaklaşık 1 milyon civarında büyükbaş hayvan var. Büyükbaş hayvan varlığıyla Türkiye’nin lider şehirlerinden biri olan İzmir’imizde, özellikle et ve süt veriminde düşüşe yol açan bu hastalığa karşı önlem almamız gerekiyor. Bundan dolayı da Kınık ilçemizde başladığımız buzağı kiti dağıtımına İzmir’in diğer ilçelerinde de devam edeceğiz. Buzağı kitiyle birlikte, çiftçilerimizi bu konuda eğitiyoruz ve bilgilendiriyoruz. Hazırladığımız broşürlerle de buzağı kiti içeriğinin nasıl kullanılacağına dair bilgilendirme yapıyoruz” dedi. </p>
<p><strong>“Üretim yapmak şu an zor”</strong><br />Kınık Osmaniye Mahalle Muhtarı Gülşen Pınar ise yapılan çalışmadan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Çok iyi bir çalışma oldu. Şap hastalığı oldukça yaygın. Bu nedenle köylerimiz ve hayvan yetiştiricilerimiz için çok faydalı oldu, teşekkür ediyoruz. Desteklerin özellikle küçük üreticilere yönelik olması çok daha anlamlı. Üretim yapmak artık oldukça zor, her şey çok pahalı. Şap hastalığı da ilerlemiş durumda. Bu destekler gerçekten çok iyi oldu” dedi.</p>
<p><strong>“Şap şu an her tarafımızı sardı”</strong><br />Kınık Kocaömer Mahalle Muhtarı Hasan Yıldız da desteklerden memnuniyet duyduklarını belirterek, “Çok güzel destekler. Daha önce de arı desteği almıştım, bu desteklerin devam etmesini istiyoruz. Şap hastalığı şu an her tarafı sarmış durumda. Bu hizmet tam zamanında yapıldı. Hayvan giriş çıkışları da denetlenirse hastalığın önüne geçmek daha kolay olur. Sıkıntıların geçeceğine inanıyoruz. Hizmetler güzel, devamını diliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“Süt ucuz, yem pahalı; bir de hastalık çıktı”</strong><br />Kınıklı üretici Özcan Doğan çiftçinin içinde bulunduğu tabloya dikkat çekerek, “Biz çok memnun kaldık, teşekkür ederiz. Keşke herkes çiftçisine böyle sahip çıksa. Hayvancılık iyi değil, kötü gidiyoruz. Süt bugün çok ucuz, yem pahalı. Masraf çok. Bununla beraber bir de hastalık çıktı. Şu an hayvanlarımız hazır yiyor, dışarı salamıyoruz. Meralarımız var ama şap hastalığından dolayı dışarı salamıyoruz. İşin içinden çıkamıyoruz. Tarım Bakanımız görmüyor mu bu durumları? Büyükşehir’in verdiği bu kitler çok güzel” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>“Bu yardımları bekliyordum” </strong><br />Dağıtılan kitlerin üretici için önemli bir maliyeti önlediğini söyleyen Özcan Doğan, “Biz bunları veterinerden parayla alsak çok büyük para. Bu yardımları bekliyordum. Ne yapalım elimiz kolumuz bağlı. Süt zaten para etmiyor. Hayvancılık bitti. Kınık’ın Kocaömer Mahallesi’nde 3 kişi kaldık” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Destekler çok iyi”</strong><br />Muzaffer Çimen ise “Bizim sıkıntımız sütün para etmemesi, yemin pahalı olması. Buna bir çözüm getirilmesi lazım. Bu destekler çok iyi” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ciftciye-buzagi-kiti-ve-dezenfektan-destegi-609484">Çiftçiye buzağı kiti ve dezenfektan desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[ayaktaki]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikelerin]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[Yara Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz. Oysa ayaklarımız bizi hayata bağlayan, tüm vücut ağırlığımızı taşıyan, bizi istediğimiz yere götüren en önemli organlarımızın başında geliyor. Belirli bir yaştan sonra ya da diyabet, damar hastalıkları, nöropati gibi rahatsızlıkları olanlar için ayak sağlığı, sadece bir konfor meselesi olmaktan çıkıyor. Ayak yaralarının erken teşhisi ve uygun yönetimi, amputasyon (uzuv kaybı) riskini azaltmak ve hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek için kritik önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tahir Öztürk, ayak yaraları ve bakımı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ayaklarınızda oluşan yaralar bir hastalık belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Ayaklarda oluşan yaralar çoğu zaman basit bir sürtünme ya da küçük bir kesik gibi başlayabilmektedir. Ancak özellikle geç iyileşen, tekrarlayan ya da ağrısız seyreden yaralar, altta yatan ciddi bir sağlık sorununun ilk işareti olabilmektedir. Diyabet, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlar ayak yaralarının en sık nedenleri arasında yer almaktadır. Zamanında fark edilip uygun şekilde tedavi edilmeyen yaralar ilerleyerek kronikleşebilir ve ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle ayaklarda oluşan her yara dikkatle izlenmeli ve önemsenmelidir. Kronik ayak yaraları, yalnızca ciltte oluşan bir sorun değil; çoğu zaman sistemik hastalıklar, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlarla iç içe geçmiş karmaşık bir tablodur. Bu nedenle tek bir branşın yaklaşımı çoğu zaman yeterli olmayabilir. Farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım, bu sürecin en etkili ve güvenli şekilde yönetilmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşımda, hastanın genel sağlık durumu titizlikle değerlendirilmelidir. Diyabet, hipertansiyon ve kolesterol gibi yara iyileşmesini doğrudan etkileyen hastalıkların kontrol altına alınması, tedavinin temel taşlarından biridir. Aynı zamanda ayağın yapısal sorunları ele alınmalı; basınç noktaları azaltılmalı, yara bakımı en uygun şekilde sürdürülmelidir. Yara bölgesinin enfekte olup olmadığı dikkatle değerlendirilmeli ve varsa enfeksiyonlar hedefe yönelik tedavilerle kontrol altına alınmalıdır. Bununla birlikte dolaşım problemleri olan hastalarda ise kan akışını artırmaya yönelik modern ve minimal invaziv yöntemler devreye girmelidir. </p>
<p><strong>Yara bakımında multidisipliner yaklaşım önemli</strong></p>
<p>Ayak yaralarının tedavisi ve bakımı ile ilgili tüm süreçlerin bir ekip anlayışıyla yürütülmesi hem yara iyileşmesini hızlandırmakta hem de uzuv kaybı gibi ciddi sonuçların önüne geçilmesine yardımcı olmaktadır. Ayak yara bakımında uygulanan bu yöntemlerle olumlu sonuçlar alınabilmektedir;</p>
<ul>
<li><strong>Kapsamlı Değerlendirme:</strong> Hasta, multidisipliner ekip tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, yaranın nedenini, büyüklüğünü, derinliğini, enfeksiyon durumunu ve hastanın genel sağlık durumunu kapsamalıdır.</li>
<li><strong>Bireyselleştirilmiş tedavi planı:</strong> Değerlendirme sonuçlarına göre, her hasta için özel bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Bu plan, yaranın nedenine yönelik tedavileri, yara bakımını, basıncı azaltma yöntemlerini ve sistemik hastalıkların kontrolünü içermelidir.</li>
<li><strong>Düzenli takip ve iletişim:</strong> Multidisipliner ekip, hastayı düzenli olarak takip etmeli ve tedavi sürecindeki gelişmeleri değerlendirmelidir. Ekip üyeleri arasında sürekli iletişim halinde olunmalı ve tedavi planı gerektiğinde güncellenmelidir.</li>
<li><strong>Hasta eğitimi:</strong> Hasta ve yakınları; yara bakımı, risk faktörleri, önleme stratejileri ve tedavi süreci hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li><strong>Psikolojik destek:</strong> Kronik ayak yaraları, hastaların psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, hastalara psikolojik destek sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Düzenli ayak kontrolleri ve ayakkabı seçimi kronik ayak yaralarının önüne geçebilir</strong></p>
<p>Ayak yaraları, özellikle diyabet ve vasküler yani damar hastalıkları olan bireylerde ciddi sakatlık ve hayati riske yol açabilen önemli bir sağlık sorunudur. Ayak yaralarını önlemek için hasta eğitimi, düzenli ayak muayeneleri, uygun ayakkabı seçimi, hijyen ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması büyük önem taşımaktadır.  Ayaklarımızla yüzleşmek, aslında kendimizle yüzleşmek demektir. Onlara gösterdiğimiz özen, kendimize verdiğimiz değerin bir yansımasıdır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 08:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[biliminin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[neuroconnect]]></category>
		<category><![CDATA[Nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, sinir bilimin (nörobilim) güncel araştırma alanlarını ve geleceğe yön veren yaklaşımlarını bir araya getiren “NeuroConnect Sinir Bilimi Günü” ile akademi dünyasında önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178">Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, sinir bilimin (nörobilim) güncel araştırma alanlarını ve geleceğe yön veren yaklaşımlarını bir araya getiren “NeuroConnect Sinir Bilimi Günü” ile akademi dünyasında önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Ufuk Avrupa destekli GEMSTONE Projesi kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen uluslararası etkinlik, genç araştırmacılar ile nörobilimin önde gelen bilim insanlarını aynı platformda buluşturdu.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı ve GEMSTONE Projesi Yürütücüsü Prof. Dr. Filiz Onat başkanlığında, Sinir Bilimi Anabilim Dalı koordinasyonunda; ACUTBAT, Acıbadem Üniversitesi Nörobilim Öğrenci Kulübü ve Sinir Bilimi Öğrenci Araştırma Grubu iş birliğiyle gerçekleşen ACU NeuroConnect sempozyumu, nörobilimde ağ temelli yaklaşımlar, gen ve hücre tedavileri, nörodejeneratif hastalıkların mekanizmaları, yapay zekâ ve büyük veri uygulamaları gibi başlıklara odaklandı. Uluslararası etkinliğin bilimsel çerçevesini şekillendiren Prof. Dr. Filiz Onat, “Bugün beyni, izole merkezlerden oluşan bir yapı gibi değil; sürekli iletişim hâlindeki dinamik bir ağ olarak ele alıyoruz. Bu bakış açısı, öğrenme, hafıza ve duygulanım bozukluklarını anlamada devrim niteliğinde” şeklinde konuştu…</strong></em></p>
<p><em><strong>ACU NeuroConnect’in bilimsel temelini oluşturan GEMSTONE Projesi, epilepsi ve Parkinson hastalıklarının nörogelişimsel mekanizmalarını sinir bilim odağında ele alırken; ileri araştırma teknolojileri, genetik ve transgenik modeller ile güçlü uluslararası iş birlikleri aracılığıyla üniversitenin nörobilim alanındaki araştırma kapasitesini ve uluslararası görünürlüğünü güçlendirmeyi amaçlıyor…</strong></em></p>
<p>Nörobilimde son yıllarda yaşanan dönüşümü bütüncül bir bakışla değerlendiren Prof. Dr. Filiz Onat, beynin artık tek tek bölgeler üzerinden değil, etkileşim hâlindeki ağlar üzerinden ele alındığını vurgulayarak, bu yaklaşımın özellikle bilişsel süreçler ve nöropsikiyatrik bozuklukların anlaşılmasında belirleyici olduğunu ifade ediyor. Fonksiyonel görüntüleme tekniklerindeki ilerlemelerin sağlıklı ve hastalıklı beyin arasındaki farkların daha erken ve hassas biçimde saptanmasına olanak tanıdığını belirten Prof. Dr. Filiz Onat, “Yapay zekâ ve büyük veri analizlerinin nörobilime entegrasyonu çok önemli. Yapay zekâ, nörobilimin yerini alan bir araç değil; aksine insan beyninin karmaşıklığını çözebilmemiz için bize yeni bir pencere açıyor” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Filiz Onat, nörobilimin geleceğinde kişiselleştirilmiş tedavilerin belirleyici olacağını vurgulayarak, genetik, çevresel ve nörofizyolojik verilerin birlikte değerlendirilmesinin önemini şu sözlerle ifade ediyor: </p>
<p>“Artık ‘tek hastalık, tek tedavi’ anlayışından uzaklaşıyoruz. Her beynin kendine özgü bir imzası var ve biz bu imzayı okuyabildiğimiz ölçüde etkili tedaviler geliştirebileceğiz”…</p>
<p><strong>Beyin Hastalıklarında Hücre ve Gen Tedavileri </strong></p>
<p>Sempozyumun önemli konuşmacılarından Lund Üniversitesi Sinir Sistemlerinde Beyin Onarımı ve Görüntüleme (Brain Repair and Imaging in Neural Systems, BRAINS) Departmanı Araştırma Yöneticisi Prof. Dr. Deniz Kırık, Parkinson hastalığına yönelik hücre ve gen tedavilerindeki güncel gelişmeleri kapsamlı biçimde ele aldı. Hücre nakline dayalı yaklaşımların son 30 yılda aşamalı olarak geliştiğini belirten Prof. Dr. Deniz Kırık, geçmişten bugüne yaşanan dönüşümü şöyle özetliyor: </p>
<p>“İlk uygulamalarda primer hücreler kullanılıyordu ve en verimli sonuçlar fetüsten elde edilen dopamin hücreleriyle alınıyordu. Ancak teknik ve etik sorunlar nedeniyle, bugün odağımız kök hücre temelli yaklaşımlara kaymış durumda.”</p>
<p>Hayvan deneylerinden elde edilen olumlu sonuçların ardından klinik çalışmaların başladığını ve insan kök hücrelerinden elde edilen dopamin hücrelerinin belirli beyin bölgelerine nakline dayalı çalışmaların önümüzdeki yıllarda önemli sonuçlar verebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Deniz Kırık, “Önümüzdeki 3–5 yıl içinde, potansiyeli en yüksek hücre preparatlarının klinik kullanıma girmesini bekliyoruz. Gen tedavilerinde hedef seçimi, hastalığın evresine göre değişiyor. Erken evrede GDNF gibi nörotrofik faktörler, ileri evrelerde ise dopamin sentezine yönelik genler öne çıkıyor. Bugüne kadar örneğin Parkinson hastalığı için kullanılan gen tedavi yöntemlerinde güvenlik açısından ciddi bir sorunla karşılaşmadık” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Nadir Hastalıklar, Yaygın Hastalıkların Tedavisine Işık Tutuyor  </strong></p>
<p>University College London Nöroloji Enstitüsü, Kas Hastalıkları Departmanı’ndan Klinik Araştırmacı Dr. Rauan Kaiyrzhanov, nadir görülen nörolojik hastalıkların genetik temellerine odaklanan çalışmaların çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Özellikle Orta Asya ve Kafkasya popülasyonlarında akraba evliliklerinin yüksek oranda olması,  nadir genetik hastalıkların görülme sıklığını artırıyor. Yaptığımız bilimsel incelemelerde sadece 1.000 aileyi analiz ederek yaklaşık 100 potansiyel yeni hastalık geni belirledik. Bu durum, henüz keşfedilmemiş birçok hastalık mekanizması olabileceğini gösteriyor” diyor…</p>
<p>Nadir hastalık araştırmalarının yalnızca küçük hasta gruplarıyla sınırlı kalmadığını vurgulayan Dr. Rauan Kaiyrzhanov, bu çalışmaların yaygın hastalıkların anlaşılmasına da doğrudan katkı sunduğunu belirtiyor: “Genetik epilepsilerden ailesel hiperkolesterolemiye kadar birçok nadir hastalık çalışması, bugün milyonlarca insanı etkileyen yaygın hastalıkların tedavi yaklaşımlarını şekillendirdi.”</p>
<p>Dr. Rauan Kaiyrzhanov’a göre, nadir hastalık araştırmaları sayesinde, yaygın hastalıkların tedavisinde de doğrudan ilerlemeler sağlandı: “Ailesel hiperkolesterolemi çalışmaları LDL reseptörlerinin rolünü ortaya koyarak, günümüzde yaygın olarak kullanılan statinler ve PCSK9 inhibitörlerinin geliştirilmesine yol açtı. Ailesel obezite çalışmaları leptin–melanokortin yolaklarını ortaya çıkardı ve bu mekanizmalar güncel obezite tedavilerinin temelini oluşturdu. Neonatal diyabet çalışmaları KATP kanal mutasyonlarını tanımlayarak, bazı hassas tedavilerin önünü açtı ve tip 2 diyabet biyolojisine katkı sağladı. Genetik epilepsi araştırmaları, nöronal iyon kanal bozukluklarını açıklayarak hem epilepsi hem de nöropatik ağrı tedavisinde kullanılan ilaçların mekanizmalarını geliştirdi. BRCA1/2 gibi genetik kanser sendromları ise tarama, korunma ve hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı”&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Genetik Testler ve Dizileme Teknolojileri Hızla Gelişiyor</strong></p>
<p>Özellikle çocuklar ve yetişkinlerde görülen nadir nörolojik hastalıklar üzerinde çalıştığına değinen Dr. Rauan Kaiyrzhanov gelişimsel gecikme, epileptik ensefalopatiler, hareket bozuklukları, ALS, serebellar ataksi, Huntington hastalığı ve Parkinson alanlarında önemli bilimsel araştırmalar gerçekleştirdiklerine dikkat çekiyor. Son yıllarda bu hastalıkların genetik temelini anlamada çok önemli gelişmeler yaşandığını vurgulayan Dr. Rauan Kaiyrzhanov, “Bu alanlarda birkaç önemli ilerleme kaydedildi. Örneğin Parkinson hastalığında ‘Seed aggregation assay’ yönteminin geliştirilmesi, geç başlangıçlı serebellar ataksinin en yaygın genleri olarak FGF14 ve RFC1’in keşfi ve Huntington hastalığında ATM-130 gen tedavisinin geliştirilmesi bunlar arasında yer alıyor” şeklinde konuşuyor…</p>
<p>Dr. Rauan Kaiyrzhanov’a göre genetik testler ve dizileme teknolojilerinin hızla geliştiği bir çağdayız. Bu gelişmelerin nadir görülen nörolojik hastalıkların tanısına büyük katkı sağladığına dikkat çeken Dr. Rauan Kaiyrzhanov, sözlerini şöyle tamamlıyor: </p>
<p>“Son yıllardaki genetik dizileme alanındaki gelişmeler, nadir hastalıkların tanı ve bakımını kesinlikle iyileştirdi. Her yıl yaklaşık 300 yeni hastalık geni tanımlanıyor. Üçüncü ve dördüncü nesil dizileme teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla, bugün çözülemeyen genetik hastalıkların da aydınlatılması ve bu hastalıkların tedavi edilebilmesi mümkün olacak”…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178">Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Dünya genelinde yaklaşık 800 milyon kişinin obezite ile mücadele ettiği ve her yıl 3,7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bildiriliyor. Türkiye’de de durum alarm verici boyutta. Sağlık Bakanlığı’ının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite hastası!  Bu oranla Türkiye obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, </strong>toplumda genellikle estetik bir problem olarak görülen obezitenin  aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi  bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Obezite ve yol açtığı hastalıklar maalesef ölümle sonuçlanabilen bir metabolik hastalıklar havuzudur. Öyle ki tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kanser, kolesterol yüksekliği, kas ve kemik hastalıkları ile hormon bozuklukları gibi birçok ölümcül hastalığın temelini oluşturmaktadır. Obeziteyle birlikte erken ölüm riski 5-10 kat artmakla beraber, yaşam beklentisi de 10-15 yıl kısalabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> bu nedenle obezite cerrahisinin dünya genelinde ve Türkiye’de her geçen gün daha fazla başvurulan bir yöntem olarak öne çıktığını anlatarak, “Obezite cerrahisinde temel amaç, hastaların ömür boyu sağlıklı bir yaşam ve doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarını sağlamaktır. Ameliyat, aynı zamanda aşırı kiloya bağlı ortaya çıkmış veya ileride oluşabilecek hastalıklardan korunmayı da mümkün kılmaktadır.<strong> </strong>Uzun ve kısa dönem sonuçları bilinen, güvenilirliği kanıtlanmış obezite cerrahisi bu etkisiyle kilo sorunu yaşayan hastaların hayatını kurtarmaktadır” diye konuşuyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite cerrahisi ne zaman gündeme geliyor? </strong></p>
<p>Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalarına rağmen kilo veremedikleri veya kalıcılığı sağlayamadıkları durumlarda obezite cerrahisi öneriliyor.  Aksi durumda, metabolik hastalıkların gelişme riski ve bu hastalıklara bağlı olumsuz etkiler artış gösteriyor. Obezite cerrahisinin ise deneyimli merkezlerde yapılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde diğer yöntemleri denemek şart mı?</strong></p>
<p>Diyet ve spor denemeden, profesyonel bir destek almadan obezite cerrahisi önerilmiyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>tüm çabalarına rağmen  kilo vermekte başarılı olamayan hastaların obezite cerrahisine aday olabildiklerini  söyleyerek, “Ancak ilaçlar, zayıflama çayları ve iğneleri gibi yöntemler bir deneme olarak kabul edilmemektedir. Zira, tıbben kanıtlanmamış yöntemlere başvurmak hem çok risk taşımakta hem de sürecin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesini önlemektedir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat için yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi için genel kabul gören alt yaş sınırı 12, üst yaş sınırı ise 65 olarak tanımlanıyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bununla birlikte, kronolojik yaşın tek başına cerrahi karar için yeterli bir kriter olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın fizyolojik durumu, eşlik eden metabolik ve sistemik hastalıkları, obeziteye bağlı komplikasyonların varlığı, psikososyal durumu ve ameliyat sonrası sürece uyum potansiyeli, değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, her hasta multidisipliner bir ekip tarafından bireysel olarak değerlendirilmekte ve cerrahi uygunluk bu kapsamlı değerlendirme sonucunda belirlenmektedir.”</p>
<p><strong>Ameliyatın tekniğini belirleyen etkenler nelerdir?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde yöntemin seçiminde; hastanın mevcut metabolik ve sistemik hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, daha önce geçirmiş olduğu batın cerrahileri ve düzenli olarak kullandığı ilaçlar belirleyici rol oynuyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bu nedenle her hastanın multidisipliner bir ekip tarafından kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini ve cerrahi yöntemin kişiye özel olarak planlandığını anlatıyor.  </p>
<p><strong> Obezite cerrahisinde hangi yöntemlere başvuruluyor?</strong></p>
<p>Günümüzde, obezite cerrahisinde ağırlıklı olarak laparoskopik (kapalı yöntem) yöntemler kullanılıyor. Laparoskopik cerrahi; genellikle 3-4 küçük kesi aracılığıyla gerçekleştirildiği için açık cerrahi izi olmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisi yöntemlerinin hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü veya dezavantajı olmadığını vurgulayarak, uygulanacak olan cerrahi tekniğin hastanın mevcut sağlık durumuna göre seçildiğini ifade ediyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisinde başvurulan başlıca yöntemleri şöyle özetliyor:</p>
<p><strong>Tüp mide (Sleeve gastrektomi)</strong>: Midenin büyük bir kısmının çıkarılarak hacminin küçültüldüğü bir yöntem.  Ameliyat sonrasında yaklaşık 100-150 ml hacminde mide bırakılıyor. Yöntemin hem gıda alımını kısıtlayıcı hem de iştah düzenleyici hormonal etkileri bulunuyor. </p>
<p><strong>Loop bipartisyon bypass:</strong> İnsülin kullanan tip 2 diyabet hastalarında metabolik kontrol ve kilo kaybı amacıyla tercih ediliyor. Bu yöntemde 100-150 ml hacminde bir mide bırakılıyor ve  ince bağırsağa yeni bir yol oluşturularak karbonhidrat emilimi azaltılıyor. </p>
<p><strong>Rouxny gastric bypass:</strong>  Kilo kaybının yanı sıra mide fıtığında ve gastroözofageal reflünün tedavisinde etkili olması nedeniyle  başvuruluyor.</p>
<p><strong>Minigastrik bypass, transit bipartisyon, duodenal switch:  </strong>Hastaya özel beslenme problemleri, insülin ve C peptit düzeyleri, pankreasın insülin rezervi gibi parametreler dikkate alınarak tercih edilebilen diğer yöntemleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında kilo kaybı ne zaman başlıyor? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kilo kaybı genellikle ilk günden itibaren başlıyor. Kilo kaybının miktarı ise hastanın kilosuna göre değişiyor. Örneğin, 200 kilo ağırlığındaki bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo ağırlığındaki bir birey ilk ayda 12–15 kilo kaybedebiliyor. Ancak, amacın hızlı ve sadece rakamsal bir başarı elde etmek olmadığını belirten Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>“Obezite cerrahisinde asıl hedef, hastaya sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları kazandırarak kas ile kemik dokusunu korumak, yağ dokusu ve ödem kaybını sağlamaktır” diyor. </p>
<p><strong>Tekrar kilo alma riski var mı?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin ardından, hastaların çoğu, ilk yıllarda fazla kilolarının büyük bir kısmını kaybediyorlar. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, “Ancak, sağlıklı beslenme kurallarına uymayan, düzenli egzersiz yapmayan ve sunulan desteği kabul etmeyip, ameliyat öncesi yaşam tarzına devam etmekte ısrar eden hastalarda kilo alımı kaçınılmaz olmaktadır” uyarısında bulunuyor. Ayrıca,  başarısız geçen obezite cerrahisi ve hastanın profesyonel bir ekip tarafından yeterince takip edilmemesi de yeniden kilo alma riskini artıran önemli bir faktörü oluşturuyor. </p>
<p><strong>Kilo kaybının kalıcı olması için nelere dikkat  edilmeli? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında elde edilen kilo kaybının kalıcı olabilmesi için bu sürecin sadece bir kilo verme değil, yeni ve sağlıklı bir yaşama geçiş olduğu kabul edilmeli. Kalıcı kilo kaybında, hastaların günlük yürüyüş başta olmak üzere, fiziksel kapasitelerine uygun egzersizleri yaşamlarının bir parçası haline getirmeleri kilit rol oynuyor. Beslenme planının basit karbonhidratlardan uzak, protein ağırlıklı; vitamin ve mineral gereksinimini karşılayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin sağlanması ve günde en az 2–3 litre su tüketilmesi de büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Sulandırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kullanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sulandırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606615</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda özellikle sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle kalp hastalarının sayısı hızla artarken, kalp krizi de genç yaşlarda kapıyı daha sık çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615">50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda özellikle sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle kalp hastalarının sayısı hızla artarken, kalp krizi de genç yaşlarda kapıyı daha sık çalıyor. Bu nedenle genetik yatkınlığı ve aile öyküsü olanların yanı sıra, sağlıksız yaşam alışkanlıklarına sahip kişilerin de kardiyolojik muayenelerini düzenli yaptırmaları, toplumda sık yapılan bazı hatalara düşmemeleri kritik önem taşıyor. Toplumda en sık yapılan hatalardan birini de kan sulandırıcı ilaç kullanımı oluşturuyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal</strong>, “Halk arasında kan sulandırıcı olarak bilinen, asetilsalisilik asit içeren ilaçların kullanımına yönelik ne yazık ki toplumsal farkındalığın son derece yetersiz olduğunu görüyoruz. 50 yaşın üzerindeki herkesin kan sulandırıcı kullanması gerektiği düşüncesi yanlış olduğu gibi, gereksiz kan sulandırıcı kullanımı önemli tehlikelere de yol açabilmektedir” uyarısında bulunuyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal kan sulandırıcı konusunda en çok yöneltilen 6 soruyu cevapladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong> SORU: 50 yaş üzerindeki herkes kan sulandırıcı içmeli mi?</strong></p>
<p><strong>CEVAP:</strong> ‘Belli bir yaştan sonra herkes kan sulandırıcı kullanmalıdır’ düşüncesi yanlıştır. Kan sulandırıcı kullanımının gerekliliği kişiden kişiye değişmektedir. Buna doktorunuz karar verebilir. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal “Kan sulandırıcı kullanımını, hastanın mevcut hastalıklarına, yaşına, cinsiyetine, yaşam alışkanlıklarına, yaşam tarzına ve risk faktörlerine göre değerlendirmeler yaparak veriyoruz. Ek ileri tetkikler ile karar vermek daha da kolaylaşabilir. Özellikle orta ve yüksek kardiyak riske sahip bireylerde boyun doppler ultrasonu (şah damarı ultrasonu) ve Koroner BT Anjiografi (sanal anjiografi) tetkikleri yaptırıyoruz. Bu tetkiklerde olası bir plak varlığında kan sulandırıcıları öneriyoruz” diyor.</p>
<p><strong> SORU: Kan sulandırıcıların faydaları nelerdir? </strong></p>
<p><strong> CEVAP:</strong> Kan sulandırıcı kullanımı kalp krizlerine, beyine pıhtı atma olaylarına karşı kişileri korumaktadır. Gereksiz kullanımlarında kanama riskleri oluşturmaktadır ancak yüksek kardiyovasküler hastalık riskine sahip bireylerde ise yararı; zararına oranla çok daha fazla olacağından dolayı, bu bireylerin kan sulandırıcı kullanmaları daha doğru bir karar olacaktır</p>
<p><strong>SORU: Kardiyovasküler hastalık riski çok düşük olan bireylerde kan sulandırıcı kullanımının zararları nelerdir?  </strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Doç. Dr. Emrah Erdal “Kardiyovasküler hastalık riski çok düşük olan bireylerde kan sulandırıcının zararı, kanama riski daha fazla olacaktır. Kar-zarar dengesini belirlemek çok önemlidir. Çünkü gereksiz kan sulandırıcı kullanan bireylerde mide kanaması, beyin kanaması gibi riskler daha da artmış olmaktadır. Bu nedenle kesinlikle kafanıza göre kan sulandırıcı ilaçları kullanmayın, bu kararı mutlaka doktorunuza bırakın” diyor. </p>
<p><strong>SORU</strong>: <strong>Kalp hastalığı olmayan ama risk faktörü olan bireylerde bugün hangi koruyucu yaklaşımlar öneriliyor?</strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Sağlıklı yaşam kuralları herkes için çok önemlidir. Zararlı alışkanlıkların (sigara, alkol vb.) bırakılması, fazla kiloların diyet ve egzersizle verilmesi, tansiyon ve şeker (diyabet) hastası iseniz değerlerinizin normal sınırlarda tutulması çok önemlidir. Ayrıca yüksek riskli bireylerde Koroner BT Anjiografi, Karotis Doppler ultrasonu gibi ek testlerin yapılması da çok faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>SORU: Kan sulandırıcı ilaçların besinlerle ya da diğer ilaçlarla etkileşimi oluyor mu? </strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Bazı kan sulandırıcı ilaçlarda beslenme çok önemlidir çünkü ilaç, etkisini yeşil sebze, meyveler artırabilmekte veya azaltabilmektedir. Ama bazı kan sulandırıcı ilaçlarda ise bu ayrıntı çok önemli değildir, bunun yerine bu bireyler günlük yaşamda ağrı kesici ilaç kullanımına karşı dikkatli olmalılardır çünkü çok sayıda ağrı kesici kullanımı; bu tür kan sulandırıcılarla etkileşime girerek mide kanaması riskini belirgin olarak artırmaktadır. Bu nedenle kan sulandırıcı kullanımı gibi önemli bir konuda kesinlikle kafanıza göre hareket etmeyin, tedavi sürecinde mutlaka doktorunuzun önerilerine sıkı sıkıya uymaya özen gösterin.  </p>
<p><strong>SORU: Kan sulandırıcı kullanımı konusunda toplumda en sık yapılan yanlış nedir?</strong></p>
<p><strong>CEVAP</strong>: Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal “Doktora sormadan kan sulandırıcı kullananları çok sık görüyoruz ne yazık ki. Eş, dost, arkadaş çevresi ve sosyal medyadan, internetten edinilen görüşlerle, doktora sormadan kan sulandırıcı kullanmak hayati riskler doğurabileceğinden bu kararı mutlaka doktora bırakmak gerekir. Üstelik ‘kalp yaşı’ dediğimiz bir skorlama sistemi de var ki; cinsiyet, yaş, şeker ve tansiyon hastalığı varlığı, tansiyon durumunuz, kolesterol seviyeleriniz kardiyovasküler hastalık riskini belirlemede çok önemli faktörlerdir” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-uzerinde-herkes-kan-sulandirici-kullanmali-mi-606615">50 yaş üzerinde herkes kan sulandırıcı kullanmalı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hasta-olunca-c-vitamini-takviyesi-almak-dogru-mu-605890</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 20:21:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[C Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[olunca]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[takviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk algınlığı, grip ya da halsizlik belirtileri başladığında birçok kişi ilk refleks olarak C vitamini takviyelerine yöneliyor. Bazı kişiler de hastalık sürecinde yüksek doz C vitamini almanın iyileşmeyi hızlandıracağını düşünüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hasta-olunca-c-vitamini-takviyesi-almak-dogru-mu-605890">Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin doğru zamanlama ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>C Vitamini Bağışıklık Sistemini Destekler</strong></p>
<p>C vitamini, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında rol oynayan temel vitaminlerden biridir. Antioksidan özellikleri sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur, bağışıklık hücrelerinin normal fonksiyonlarını sürdürmesine katkı sağlar. Ancak bu etki, düzenli ve yeterli alım sonucunda ortaya çıkabilir.</p>
<p>Hastalık başladıktan sonra alınan C vitamini takviyesi, enfeksiyonu ortadan kaldıran ya da süreci doğrudan sonlandıran bir etkisi yoktur. Bu nedenle C vitaminini bir ilaç gibi değerlendirmek doğru değildir.</p>
<p><strong>Hastalık Başladıktan Sonra Yüksek Doz C Vitamini Almak İyileşmeyi Hızlandırmaz</strong></p>
<p>Toplumda sık karşılaşılan bir diğer yanlış inanış, hastalık döneminde yüksek doz C vitamini almanın süreci kısalttığı yönündedir. Güncel bilimsel veriler, C vitamininin soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların süresini anlamlı ölçüde azaltmadığını göstermektedir. Bu noktada C vitamini, bağışıklık sistemini önceden destekleyen bir unsurdur; hastalık ortaya çıktıktan sonra tek başına tedavi edici bir rol üstlenmez.</p>
<p><strong>C Vitamini Ne Zaman Alınmalı?</strong></p>
<p>C vitamini suyla eriyen bir vitamindir ve vücudumuzda depolanmaz. Bu yüzden &#8220;bir defada çok almak&#8221; yerine &#8220;her gün yeteri kadar almak&#8221; asıl stratejimiz olmalıdır.</p>
<p>  </p>
<p><strong>Koruyucu Kalkan Olarak:</strong> C vitamini, düzenli kullanıldığında bağışıklık sistemini zinde tutabilir. Düzenli alan kişilerde soğuk algınlığı süresinin kısalabildiği gözlemlenmiştir.</p>
<p><strong>Stres ve Yorgunluk Dönemlerinde: </strong>Vücudun fiziksel ve mental stres altında olduğu dönemlerde C vitamini ihtiyacı artabilir.<br />  <strong>Demir Eksikliği Varsa:</strong> C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Bu nedenle demir eksikliği olan hastaların öğünlerinde C vitaminine yer vermesi önemlidir.</p>
<p>Günlük C Vitamini İhtiyacı Öncelikle Besinlerle Karşılanmalıdır</p>
<p>Sağlıklı bireylerde C vitamini ihtiyacının büyük bir bölümü dengeli ve sağlıklı beslenme ile karşılanabilir. Taze sebze ve meyveler, C vitamini açısından zengin doğal kaynaklardır.</p>
<p>Takviye kullanımı ise herkes için rutin bir gereklilik değildir. Emilim sorunları olanlar, yetersiz beslenen kişiler ya da doktor tarafından ihtiyaç saptanan durumlarda takviyeler gündeme gelebilir. </p>
<p><strong>Uzm. Dr. Füsun Topçugil’den 3 Altın Öneri</strong></p>
<p><strong>Güne Yayarak Tüketin: </strong>Tek seferde 1000 mg almak yerine, gün içinde taze sebze ve meyvelerle doğal yoldan karşılayın.<br />  <strong>Sigara Kullanıyorsanız Dikkat: </strong>Sigara içenlerin vücudundaki C vitamini seviyesi daha hızlı düşer; bu bireylerin ihtiyacı daha fazladır.<br />  <strong>Doktorunuza Danışın:</strong> Kronik bir hastalığınız veya böbrek probleminiz varsa, &#8220;nasıl olsa vitamin&#8221; diyerek takviyeye başlamayın.</p>
<p>Sonuç olarak; C vitamini bir acil yardım butonu değil, bir yaşam biçimi olmalıdır. Bağışıklığınızı hastalık gelmeden önce inşa edin.</p>
<p>Uzm. Dr. Füsun Topçugil kapanışta şu vurguyu yapıyor:</p>
<p>“Bağışıklık sistemi, son anda alınan takviyelerle değil; günlük yaşamda sürdürülen dengeli beslenme ve sağlıklı alışkanlıklarla güçlenir. C vitamini bu sürecin destekleyici bir parçasıdır, tek başına bir tedavi yöntemi değildir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hasta-olunca-c-vitamini-takviyesi-almak-dogru-mu-605890">Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen TBL1XR1 geni, son dönemde çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen <strong>TBL1XR1 geni, son dönemde </strong>çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti. Öğrenme güçlüğü, epilepsi ve otizmle benzer belirtiler gösteren TBL1XR1-ilişkili nadir hastalığın tedavisi için şimdi Türkiye’de bir ilk hayata geçiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare Derneği</strong>, <strong>TBL1XR1 hastalığını anlamak ve olası tedavi yollarını araştırmak üzere güçlerini birleştirdi. Araştırmanın en çarpıcı yönü ise Türkiye’de ilk kez bu hastalık özelinde, Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) liderliğinde “beyin organoidi”</strong> <strong>geliştirilecek olması. Bilimsel çalışma yalnızca TBL1XR1’e değil; otizm, epilepsi ve benzeri nörogelişimsel hastalıkların anlaşılmasına da ışık tutmayı hedefliyor. Bilimsel araştırmayla eş zamanlı olarak, bu hastalıkla yaşayan aileleri bir araya getirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla da kapsamlı çalışmalar yürütülecek.</strong></em></p>
<p><strong>Dünya nüfusunda yaklaşık 300 milyon kişinin nadir bir hastalıktan etkilendiği tahmin ediliyor</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleştirilen konferansta nadir hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgili son gelişmelerden söz eden Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı <strong>Prof. Dr. Yasemin Alanay</strong>, “nadir” kavramının sanıldığından çok daha geniş bir kitleyi kapsadığını vurguluyor: “Bugün dünyada 6 binden fazla nadir hastalık olduğu düşünülüyor. Toplamda bakıldığında yaklaşık 300 milyon insan nadir bir hastalıkla yaşıyor. Türkiye’ye uyarladığımızda bu sayı 5–6 milyon kişiye karşılık geliyor. Yani isimleri nadir ama etkiledikleri kişi sayısı hiç de az değil.”</p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay’a göre nadir hastalıkların büyük bölümü tek bir gen mutasyonundan kaynaklanıyor. TBL1XR1 de bu gruba giriyor ve çoğu zaman otizm, epilepsi ya da zihinsel yetersizlik tanılarıyla karışabiliyor. Bu durum tanı süresini uzatıyor; dünyada tanı süresi ortalama 5 yılı buluyor.</p>
<p><b><strong>Türkiye’de İlk: Hasta örneğinden “Mini Beyin” modellerine</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, genetik tanı imkanlarının Türkiye’de oldukça gelişmiş olmasına rağmen hâlâ çok sayıda çocuğun tanı alamadığını belirtiyor. Asıl büyük sorunun ise tedavi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Bugün nadir genetik hastalıkların yalnızca yüzde 5’inin tedavisi var. Ama biz bu oranın zamanla yüzde 95’e çıkacağına inanıyoruz. Bunun için önce tanıyı net koymak, sonra hastalığı hücresel düzeyde anlamak zorundayız. TBL1XR1 hastalığı ise bu açıdan çok önemli bir model” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, araştırmanın bilimsel omurgasını beyin organoidi çalışmalarının oluşturduğuna dikkat çekiyor. Beyin organoidi, hastadan alınan cilt ya da saç kökü hücrelerinden laboratuvar ortamında geliştirilen, beynin genetik ve işlevsel özelliklerini taşıyan mikroskobik “mini beyin” modelleri aslında. Bu teknoloji sayesinde hastalığa neden olan genetik bozukluk, insan beynine en yakın ortamda incelenebiliyor.</p>
<p>Çalışmayı yürüten isimlerden Acıbadem Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı <strong>Doç. Dr. Kaya Bilgüvar</strong>, bu yöntemin avantajlarını şöyle özetliyor:</p>
<p>“Beyin organoidlerinin en büyük avantajı, hayvan deneylerine ihtiyaç duymadan, doğrudan hastanın kendi genetik yapısını taşıyan bir model üzerinde çalışmaya imkan vermesidir. Böylece hastalığın beyinde nerede ve nasıl ortaya çıktığı anlaşılabilir, genetik düzeltmeler denenebilir ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının yolu açılır. Özellikle TBL1XR1 gibi nadir ve az bilinen hastalıklarda, beyin organoidleri bilimsel araştırmalar için kritik ve dönüştürücü bir araç olarak öne çıkıyor”&#8230; </p>
<p>“Asıl hedef, gen düzenleme teknikleriyle bu bozulmanın geri döndürülüp döndürülemeyeceğini görmek” diyen Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, “Mutasyonu laboratuvar ortamında düzelttiğimizde hücreler normale dönüyor mu? Eğer dönüyorsa, bu gelecekteki tedaviler için çok güçlü bir umut demek” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p><b><strong>Dernek Sayesinde Ailelere Ulaşılacak</strong></b></p>
<p>Bu sürecin arkasındaki itici güçlerden biri ise HERDEM Çare Derneği Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş. Oğlu Erdem’e TBL1XR1 tanısı konulduktan sonra yaşadıkları, HERDEM Çare Derneği’nin doğmasına neden olmuş. Sekiz sene doktor doktor dolaştıktan sonra sonunda oğlunun hastalığına tanı konabildiğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Altınbaş, “Tanı aldığımızda ‘Şimdi ne yapacağız?’ sorusuyla baş başa kaldık. Dünyada bu konuda çok az bilgi vardı. Ama şunu fark ettik: Ne kadar çok hasta bir araya gelirse, bilim için o kadar çok veri oluşuyor. Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve derneğimiz iş birliğiyle umarım çok yakında bu nadir hastalığımıza tedavi de geliştirilebilecek. Derneğimiz sayesinde kısa sürede Türkiye genelinde 13’ten fazla aileye ulaştık. Nadir hastalıklar insanı çok yalnızlaştırıyor, oysa yalnız değiller. Tek gen hastalıklarının bir gün mutlaka tedavisi olacak. Yeter ki birlikte çalışalım” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Araştırmaya eşlik eden farkındalık çalışmaları ise, tanı alamayan ailelerin doğru merkezlere ulaşmasını da hedefliyor. Uzmanlara göre TBL1XR1 üzerine yapılacak çalışmalar, yalnızca bir hastalığı değil; otizm ve epilepsi gibi daha yaygın nörogelişimsel bozuklukların mekanizmalarını anlamada da anahtar rol oynayabilir.</p>
<p><b>Genetik Veriler İçin Yasal Çerçeve Vurgusu</b></p>
<p>Nadir hastalıklar ve gen tedavilerinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir konu olduğuna dikkat çeken, sağlık hukuku ve genetik veriler alanında çalışan hukukçu Prof. Dr. Tekin Memiş, genetik verilerin korunması ile bilimsel araştırmalar arasında bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Tekin Memiş, “Kişisel genetik bilgilerin kötüye kullanım riskine karşı bireyin haklarının korunması şart. Genetik verinin saklanmasına yönelik açık ve güvenli bir yasal düzenleme ile bu verilerin araştırmalarda etik biçimde kullanılması mümkün olacak. Bu düzenleme, yeni tedavilerin geliştirilmesi açısından kritik önemde” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>“Sesimizi Duyurmak İçin Bir Araya Geldik”</b></p>
<p>Kızında TBL1XR1 gen mutasyonu bulunan Aykut Çekiç ise yaşadıkları zorlu süreci anlatarak, farkındalığın hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Sekiz yaşındaki kızının üç kez beyin ameliyatı geçirdiğini belirten Aykut Çekiç, “Kızımıza sonunda tanı konabildiği için çok mutluyuz. Bir hastalığa tanı konabiliyorsa tedavi de bulunabiliyor çünkü. Bu nadir hastalıkla ilgili daha fazla aileye ulaşmak ve doğru tanı almalarını sağlamak için HERDEM Çare Derneği çatısı altında bir araya geldik. Amacımız, hem Türkiye’de hem de dünyada bu hastalığın bilinirliğini artırmak” diyor. </p>
<p><em> </em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hpv Aşısı Hakkında Doğru Sandığınız 5 Yanlış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hpv-asisi-hakkinda-dogru-sandiginiz-5-yanlis-604445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 08:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[Hpv Aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[Tipler]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604445</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rahim ağzı kanseri, dünyada en sık görülen ve aslında önlenebilir kanser türlerinden birisidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpv-asisi-hakkinda-dogru-sandiginiz-5-yanlis-604445">Hpv Aşısı Hakkında Doğru Sandığınız 5 Yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rahim ağzı kanseri, dünyada en sık görülen ve aslında önlenebilir kanser türlerinden birisidir. Bu kanserin en yaygın nedeni olan HPV virüsüne karşı geliştirilen aşı, hem kadınlarda hem erkeklerde etkili koruma sağlayabiliyor. Ancak toplumda hala bu aşıyla ilgili yanlış bilinen birçok bilgi bulunuyor. Bilimsel gerçekler göz ardı edildiğinde, aşı tereddüdü erken koruma şansını ortadan kaldırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Taşkın, rahim ağzı kanserini önlemek için en önemli iki unsur olan HPV aşısı ve düzenli tarama testleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Rahim ağzı kanseri belirti vermeden de gelişebiliyor </strong></p>
<p>HPV (Human Papilloma Virüsü), cinsel yolla bulaşan en yaygın virüslerden biridir. 100’den fazla tipi bulunan HPV’nin bazı türleri siğillere yol açarken, bazıları rahim ağzı kanseri gibi ciddi hastalıklara neden olabilir. Cinsel olarak aktif kişilerin büyük çoğunluğu yaşamları boyunca en az bir kez HPV ile karşılaşır. Enfeksiyonların çoğu bağışıklık sistemi tarafından kendiliğinden temizlenir; ancak bazı yüksek riskli tipler kalıcı hale gelerek kansere yol açabilir.</p>
<p>Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamı yüksek riskli HPV tipleri ile ilişkilidir. Virüs hücrelerde uzun süre kalırsa, yıllar içinde kansere dönüşebilecek hücresel değişiklikler başlar. Bu süreç genellikle belirti vermeden ilerler. Bu nedenle düzenli smear ve HPV testleri hayati önem taşır. Anormal kanama gibi belirtiler erken evrede her zaman olmayabilir ve ancak hastalık ileri evreye ulaştığında ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Basit ve ağrısız bir işlem olan smear ve HPV testlerini ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Kadınların en çok endişe ettiği işlemlerden biri gibi görünse de smear ve HPV testleri kısa, basit ve ağrısız işlemlerdir. Jinekolojik muayene sırasında küçük bir fırça yardımıyla rahim ağzından örnek alınır. İşlem anestezi gerektirmez ve dakikalar içinde tamamlanır. Laboratuvar incelemesiyle hücresel değişiklikler (smear) ve yüksek riskli HPV tipleri araştırılır. Bu testler, kanser belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce hastalığın tespit edilmesini sağlar.</p>
<p><strong>Aşı sonrası da tarama testlerine devam edin </strong></p>
<p>HPV aşısı hem kız hem de erkek çocuklara önerilir. En ideal uygulama yaşı 9–14 yaş arasıdır. Bu dönemde bağışıklık sistemi en güçlü yanıtı verir. Ancak sonraki yaşlarda da aşı yapılabilir. Aşı tedavi edici değil, koruyucu bir etkidedir. Rahim ağzı kanserine neden olan HPV tiplerinin yüzde 90’ından fazlasına karşı koruma sağlar. Ayrıca genital siğil gibi diğer HPV kaynaklı hastalıkların da önüne geçer. </p>
<p>Tek eşlilik, kondom kullanımı ve sigaradan uzak durmak riski azaltabilir; ancak en güçlü koruma HPV aşısı ile sağlanır. Evet, aşı yüksek oranda koruyucudur; ancak aşının içermediği bazı tipler olduğu için düzenli smear ve HPV testleri aşıdan sonra da devam etmelidir. </p>
<p><strong>HPV aşısı hakkında doğru sandığınız 5 yanlış</strong></p>
<p><em><strong>Yanlış 1</strong></em>: HPV aşısı sadece kız çocukları içindir.</p>
<p><em><strong>Doğru:</strong></em> Aşı hem kızlarda hem erkeklerde koruyucudur.</p>
<p><em><strong>Yanlış 2:</strong></em> Aşı cinsel yaşam başladıktan sonra yapılmalıdır.</p>
<p><em><strong>Doğru:</strong></em> En etkili dönem 9–14 yaş arasıdır.</p>
<p><em><strong>Yanlış 3:</strong></em> HPV aşısı kısırlık yapar.</p>
<p><em><strong>Doğru:</strong></em> Böyle bir etkiyi gösteren hiçbir bilimsel kanıt yoktur. </p>
<p><em><strong>Yanlış 4</strong></em>: Aşı olursam smear ve HPV testine gerek yoktur.</p>
<p><strong>Doğru:</strong> Aşı güçlü koruma sağlar ama içermediği bazı tipler için tarama devam etmelidir. </p>
<p><em><strong>Yanlış 5:</strong></em> Tek eşlilik HPV’den tamamen korur.</p>
<p><em><strong>Doğru:</strong></em> Tek eşlilik riski azaltabilir ama ortadan kaldırmaz. HPV çok yaygındır, en güçlü koruma aşıdır.</p>
<p><strong>Rahim alınmadan tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Erken evrede saptanan rahim ağzı kanserlerinde, rahim koruyucu cerrahi yöntemler uygulanabilir. “Konizasyon” veya “radikal trakelektomi” gibi yöntemlerle sadece kanserli bölge çıkarılır ve rahim korunur. Bu tekniklerle hasta, hem hastalıktan kurtulur hem de gebelik şansını koruyabilir. Ancak bu yöntemler sadece erken evre ve uygun kriterleri karşılayan hastalarda güvenle uygulanabilir. </p>
<p>Tarama sırasında anormal hücreler tespit edildiğinde, “konizasyon” yani rahim ağzından koni şeklinde doku alınması veya elektrik enerjisi ile anormal bölgenin çıkarılması olan LEEP işlemleri yapılabilir. Bu kısa ve güvenli işlemlerle hastalıklı doku temizlenir ve alınan örnek laboratuvarda incelenir. Bu yöntemler çoğu hastada rahmin korunmasına olanak tanır; yani kadınlar ileride anne olma şansını kaybetmez. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpv-asisi-hakkinda-dogru-sandiginiz-5-yanlis-604445">Hpv Aşısı Hakkında Doğru Sandığınız 5 Yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaş ilerledikçe bağışıklık da zayıflıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yas-ilerledikce-bagisiklik-da-zayifliyor-604067</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 11:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[Fonksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ilerledikçe]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Aytaç Atamer]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, yaşlanma sürecinde bağışıklık sisteminde meydana gelen değişimler ve beslenme ile doğru vitamin kullanımının bu süreci nasıl etkilediği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-ilerledikce-bagisiklik-da-zayifliyor-604067">Yaş ilerledikçe bağışıklık da zayıflıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, yaşlanma sürecinde bağışıklık sisteminde meydana gelen değişimler ve beslenme ile doğru vitamin kullanımının bu süreci nasıl etkilediği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Yaşlanma, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve hastalık riskinin artmasına neden olur! </strong></p>
<p>İnsan ömrünün uzadığını hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Toplumun yaş ortalaması giderek artıyor. Yaşlanma ile tüm organ sistemlerinde olduğu gibi bağışıklık sisteminde de bir takım değişiklikler oluyor.” dedi.</p>
<p>Bağışıklık sisteminin görevinin bizi enfeksiyonlardan, kanserden ve otoimmün hastalıklardan korumak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Bağışıklık sistemi fonksiyonlarındaki yaşlanmaya bağlı azalma ile bu hastalıklar daha sık görülmeye başlar. Yaşlanmanın bir sonucu olarak bağışıklık sistemi belli bir oranda baskılanır. Bazı özelleşmiş bağışıklık hücrelerinin sayısı oransal olarak azalsa da esas sorun bağışıklık sisteminin fonksiyonlarındaki bozulmalar sonucu yanıt vermesi gereken durumlarda yetersiz veya orantısız yanıt vermesidir. Yaşlılarda bağışıklık sisteminin yetmezliği tanısının konulması daha zor olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zamanla bedensel fonksiyonların çevresel faktörlere uyum sağlama yeteneğinde azalma görülür!</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemimizin tüm yaşantımız boyunca görev yaptığını kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Tüm sistemlerde olduğu gibi bağışıklık sistemimizde de değişiklik oluşur.” dedi.</p>
<p>Yaşlanmanın insan yaşamının doğal ve değişmez bir süreci olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “Bu süreçte zamana bağlı olarak bedensel fonksiyonların çevresel faktörlere uyum sağlama yeteneğinde azalma görülür. Tüm bu değişiklikler genetik özellikler, yaşam tarzı ve hastalıklar gibi nedenlere bağlı olarak her bireyde farklı bir hızla ortaya çıkabilir. Zamana bağlı ortaya çıkan değişiklikler fonksiyon kaybına neden olur. Organ sistemlerinde genel kontrol mekanizmaları azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beslenme, yaşa bağlı bağışıklık kaybını yavaşlatabilir! </strong></p>
<p>Beslenmenin, yaşa bağlı bağışıklık kaybını yavaşlatabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle Omega-3, B 12 vitamini, kalsiyum ve demir gibi eksiklikler bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle ileri yaşlarda bağışıklık sistemi için sofrada mutlaka tam tahıllar, karbonhidratlar, yeterli miktarda protein ve yeterli miktarda sebze ve meyve bulunması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Atamer, “Vitamin ve mineral takviyelerinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dair yapılan çalışmalar vardır. İleri yaşlarda özellikle D vitamini, B 12 vitamini ve kalsiyum eksikliği sık görülebilir, bu nedenle takviye olarak alınması gerekebilir. A, E vitaminleri, folik asit ve C vitamini de yeterli miktarda alınmalı. Bunun dışında yeterli düzeyde spor yapılmalı, dengeli beslenme ihmal edilmemeli, sigara ve alkolden uzak durulmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Vitamin kullanımı, hekim kanaatine ve yapılan tetkiklere göre belirlenmeli! </strong></p>
<p>Halk arasında çok vitamin almanın bağışıklığı güçlendirdiği ifadesinin yanlış olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Çünkü gerektiğinden fazla alınan vitaminlerin bir kısmı vücutta depolanarak vücuda zarar verebilir, fazlası ise idrar ile atılır.” dedi.</p>
<p>Vitamin kullanımının tamamen hekim kanaatine ve yapılan tetkiklere göre belirlenmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Aytaç Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kalp hastalığı olan bireylerde kullanılan ilaçlar nedeniyle beslenmenin buna göre düzenlenmesi gerekir. Kronik hastalıklara bağlı olarak bağışıklık sistemi zayıflayabilir.</p>
<p>Bu nedenle güçlendirici tarzda gıdalar tüketilmeli. İlaç kullanan kişilerde ilaca bağlı olarak besin emilimi ve bağışıklık sistemi etkilenebilir. Örneğin tansiyon ilacı kullananlarda idrar kaybı olduğu için yeterli miktarda sıvı tüketilmesi faydalıdır. Yeterli D vitamini alınması gerekir ve fiziksel hareket çok önemlidir. Yaşlılık döneminde günlük kalori ihtiyacı azalır. Bu kişiler daha az yemek yeme eğilimindedir. Oysa bu dönemde üç ana, üç ara öğün şeklinde beslenilmeli. Protein ve lif içeriği yüksek besinler ile sebze ve meyve yeterli miktarda tüketilmeli. Günlük su tüketimi ise en az iki litre olmalı.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-ilerledikce-bagisiklik-da-zayifliyor-604067">Yaş ilerledikçe bağışıklık da zayıflıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 12:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[asistanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışacak]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Testler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Profil]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevim Işık, genetik testler, yapay zekâ ve kişiye özel tıp uygulamalarının erken tanı, önleyici sağlık ve tedavi süreçlerindeki dönüşümü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674">Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Sevim Işık, genetik testler, yapay zekâ ve kişiye özel tıp uygulamalarının erken tanı, önleyici sağlık ve tedavi süreçlerindeki dönüşümü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Genetik profil, hastalık yatkınlığı, metabolizma ve ilaç yanıtını ortaya koyuyor!</strong></p>
<p>Gen haritası veya genetik profilin, bir kişinin DNA’sında bulunan genetik çeşitliliğin, mutasyonların ve biyolojik özelliklerin kapsamlı bir analizi olduğunu aktaran Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik profil belirlemede kullanılan en kritik genetik yöntemler, WES (Whole Exome Sequencing – Tüm Ekzom Dizileme) ve WGS’dir (Whole Genome Sequencing – Tüm Genom Dizileme). WES, hastalıkların büyük bölümünden sorumlu mutasyonları barındıran protein kodlayan bölgeleri incelerken; WGS çok daha geniş, tüm genomu (anne-babamızdan aldığımız kalıtsal bilginin tamamı) detaylarıyla tarar.” dedi.</p>
<p>WES ve WGS analizlerinin genellikle kan, tükürük veya yanak içi sürüntü örneklerinden elde edilen DNA ile yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Işık, “Genetik profil analizi, bireyin hastalıklara yatkınlığını, metabolizma özelliklerini, ilaçlara verdiği cevabı ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik riskleri ortaya koyabilir. Genetik profil, yalnızca kalıtsal hastalıkların değil, çevresel faktörlerle etkileşime giren kompleks hastalıkların da nasıl gelişebileceğine dair önemli ipuçları sunar. Bu nedenle gen haritası, erken tanı, kişiye özel tedavi planları ve önleyici sağlık stratejileri oluşturmak açısından kritik bir öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ, genetik verilerle kişisel sağlık asistanına dönüşüyor!</strong></p>
<p>Günümüzde genetik profilin öneminin giderek arttığını kaydeden Prof. Dr. Sevim Işık, “Hastalık riskleri yıllar öncesinden tespit edilebiliyor, tedavi planları bireysel genetik yapıya göre kişiselleştiriliyor ve ilaç duyarlılığı belirlenerek yan etkiler azaltılabiliyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekânın, özellikle büyük genetik veri setlerini analiz etmede insan kapasitesinin çok ötesine geçen bir imkân sunduğuna işaret eden Prof. Dr. Işık, “Günümüzde kullanılan gelişmiş algoritmalar, genetik mutasyonları tarayarak hastalık risk puanlarını hesaplayabiliyor. Örneğin diyabet, Alzheimer, Parkinson, kolon ve meme kanseri, bipolar bozukluk ve kalp damar hastalıkları için genetik risk skorları hesaplayarak gelecekteki riskleri tespit edebiliyor. Hangi hastaların belirli ilaçlara direnç geliştireceğini öngörebiliyor ve kanser genomik analizlerinde tümörün gelecekte nasıl davranacağına dair modeller üretebiliyor. Yakın gelecekte ise yapay zekâ, kişinin genetik haritasını temel alan bir ‘kişisel sağlık asistanı’ gibi çalışarak hem hastalıkların erken teşhisinde hem de tedavilerin kişiye göre şekillendirilmesinde kritik bir rol üstlenecek.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Genetik bilim, artık sağlığı uzun vadede korumada da yol gösterici! </strong></p>
<p>Yapay zekanın kişiye özel önleyici sağlık planları oluşturması yaklaşımının günümüzde büyük ölçüde mümkün hâle geldiğini dile getiren Prof. Dr. Sevim Işık, “Genetik test sonuçları artık sadece bir rapordan ibaret olmaktan çıkmış durumda. Talasemi ve kistik fibrozis gibi kalıtsal hastalıkların taşıyıcılığı saptanarak aile planlamasında önemli bir öngörü elde edilebiliyor.” dedi.</p>
<p>Diğer yandan, yapay zekanın beslenme düzeninden uyku alışkanlıklarına, stres yönetiminden egzersiz programına kadar kişiye özel önleyici sağlık planlarının temelini oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Genetik veriler, beslenme, spor ve uyku alışkanlıklarına yönelik yaşam tarzı önerilerinin daha bilimsel temellere dayanmasını ve etkili biçimde uygulanmasını sağlıyor. Türkiye’nin ve dünyanın öncülerinden NPİSTANBUL Hastanesi başta olmak üzere bazı merkezlerde genetik veriye dayalı kapsamlı izlem modelleri kullanılıyor. Yapılan genetik testler, yalnızca hastalıkların erken tanısı ve risk belirlenmesine odaklanmakla kalmıyor, aynı zamanda kişiye özel tedavi stratejilerinin belirlenmesine de olanak tanıyor. Özellikle nöropsikiyatrik hastalıklarda, farmakogenetik testler aracılığıyla ilaçlara duyarlılık ve direnç ölçümleri yapılabiliyor; bu sayede antidepresan, antipsikotik veya diğer psikiyatrik ilaçların seçiminde hastaya özel kararlar alınabiliyor. Ayrıca, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar ve Şizofreni ve Bipolar gibi nöropsikiyatrik hastalıklar için genetik yatkınlık analizleri gerçekleştiriliyor ve bu veriler doğrultusunda erken takip programları oluşturuluyor. Eğer ailevi bir yatkınlık söz konusuysa, düzenli MR veya EEG çekimleri, kan testleri ya da nöropsikiyatrik değerlendirmeler planlanarak hastalık daha ortaya çıkmadan ortaya çıkma riski hesaplanabiliyor. Yine gerçekleştirilen farmakogenomik testler, nöropsikiyatrik ilaçlara karşı duyarlılığı ve direnci belirleyerek, antidepresan ve antipsikotik seçimlerini kişiye uygun hâle getiriyor. Bu testler yan etkileri azaltarak, tedavi süreçlerini hızlandırıyor. </p>
<p>Genetik veriler ayrıca metabolizma hızı, yağ depolama eğilimi, vitamin-mineral eksiklikleri ve egzersiz yanıtı gibi unsurları ortaya çıkardığından, bireye özel beslenme ve yaşam tarzı planları oluşturulmasına yardımcı oluyor. Tüm bu uygulamalar, genetik biliminin artık yalnızca hastalık tanısı için değil, sağlığı uzun vadede korumak için de güçlü bir yol gösterici olduğunu ortaya koyuyor.”</p>
<p><strong>Genetik testler, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek!</strong></p>
<p>Genetik testlerin yaygınlığı ve maliyetinin dünyada büyük farklılıklar gösterdiğine değinen Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün Türkiye’de bu testlere üniversite hastanelerinden özel genetik tanı merkezlerine, nöropsikiyatri odaklı kuruluşlardan uluslararası akredite laboratuvarlara kadar pek çok noktada ulaşmak mümkün.” dedi.</p>
<p>Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlı toplam 88 adet Genetik Tanı Merkezi bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Işık, “Devlet hastanelerinde bazı testler yapılabilse de sonuç alma süreleri uzun ve erişim sınırlı olmakta. Dünya genelinde ise durum biraz daha farklı. ABD ve Avrupa’da genetik testler birçok ülkede sigorta kapsamına giriyor ve WGS, nadir genetik hastalıkların tanısında giderek ‘ilk basamak’ test olarak tercih ediliyor. Bu testler erken tanı ve doğru tedavi planlamasında büyük avantaj sağlıyor. Türkiye’de genetik testlerin daha erişilebilir hâle gelmesi için devlet desteğinin artırılması, laboratuvar altyapısının yaygınlaştırılması ve özel sektör‑üniversite iş birliklerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu adımlar hayata geçtiğinde, genetik testler sadece araştırma veya özel hastalar için değil, herkesin sağlık yol haritasında standart bir araç hâline gelebilecek. Türkiye’nin bu alanda hem teknolojik hem de finansal adımlar atması, milyonlarca insanın sağlığı için yeni bir dönemin kapılarını aralayabilir.</p>
<p>Diğer yandan, toplum genelinde genetik test farkındalığı da hâlen istenen düzeyde değil. Uzmanlar, önümüzdeki 10 yıl içinde tarama amaçlı genetik testlerin aile hekimliği sistemine kadar entegre edilebileceğini ve bireysel sağlık izleminin standart bir parçası hâline geleceğini öngörüyor.” değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p><strong>Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta yeni bir çağ başlıyor!</strong></p>
<p>“Genetik veriler, proteomik analizler ve yapay zekânın birleşmesiyle tıpta adeta yeni bir çağın eşiğinde bulunuyoruz.” diyen Prof. Dr. Sevim Işık, özellikle nörodejeneratif hastalıklarda büyük bir dönüşüm beklendiğini kaydetti. </p>
<p>Alzheimer ve Parkinson için geliştirilen poligenik risk skorları, beyin omurilik sıvısı protein profilleri ve ileri yapay zekâ modelleri bir araya getirildiğinde, hastalığın klinik belirtileri ortaya çıkmadan 10–20 yıl önce riskli bireylerin belirlenebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Işık, “Psikiyatri alanında da benzer bir ilerleme var. Bipolar bozukluk ve şizofreni için kullanılan genetik duyarlılık testleri şimdiden pek çok ipucu veriyor ve gelecekte çok daha kapsamlı hale gelerek kişiye özel tedavi yollarını mümkün kılacak. Onkoloji alanında ise meme, kolon, prostat ve akciğer kanseri dahil birçok tümör tipi, genetik mutasyon analizleri sayesinde daha erken evrede saptanabilecek bir noktaya doğru ilerliyor. Kalp-damar hastalıklarında poligenik risk skorlarının yaygınlaşmasıyla, bireylerin gelecekteki kalp krizi ya da inme riskleri çok daha hassas bir şekilde hesaplanabilecek. Ayrıca romatoid artrit, lupus ve çölyak gibi otoimmün hastalıkların da genetik belirteçler sayesinde daha erken tanınması ve önleyici tedavi stratejilerinin geliştirilmesi bekleniyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genetik testler hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından önemli bir noktada! </strong></p>
<p>Özellikle kompleks ve ilerleyici hastalıklarda erken tanının kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevim Işık, “Örneğin Alzheimer hastalığı, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan ve hastalık ilerledikçe tedavisi neredeyse imkânsız hale gelen bir hastalık. Klinik semptomlar ortaya çıktıktan sonra tedavi seçenekleri sınırlı kalır, mevcut ilaçlar yalnızca semptomları hafifletebilir.” dedi. </p>
<p>Ancak yapılan genetik risk analizleri sayesinde Alzheimer riskinin yıllar öncesinden tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Işık, “Erken teşhis, hem ilerleyişi yavaşlatma hem de yaşam kalitesini koruma açısından kritik öneme sahip. Ayrıca erken müdahale, bakım maliyetlerini ciddi ölçüde azaltıyor; araştırmalar, riskin önceden belirlenmesiyle ilerleyen dönemlerde oluşacak bakım maliyetlerinin yüzde 30–50 oranında azalabileceğini gösteriyor. Böylece hastaların bağımsız yaşam süresi uzuyor, aile üzerindeki yük hafifliyor ve toplum genelinde sağlık kaynaklarının etkin kullanımı sağlanıyor. Bu örnek, genetik testlerin hem ekonomik hem de bireysel sağlık açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler, genetik biliminin gelecek yıllarda hem tanı hem de kişiye özel tedavi açısından sağlık hizmetlerinde devrim yaratacağının güçlü bir işareti olarak görülüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genom bilgisi kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri!</strong></p>
<p>Genetik testlerin maliyetinin on binlerce doları bulduğu, sonuçların aylarca beklendiği dönemlerin artık geride kaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sevim Işık, “Bugün analiz süreleri günlere, hatta bazı merkezlerde saatlere kadar kısaldı. Yeni nesil dizileme teknolojileriyle, son beş yılda genetik testlerin maliyeti yaklaşık yüzde 80 oranında düşmüş durumda.” dedi.</p>
<p>Genom bilgisinin kimlik kartımız kadar önemli bir kişisel veri haline geldiğinin altını çizen Prof. Dr. Işık, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p><strong>Herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradanlaşacak…</strong></p>
<p>“Yakın gelecekte herkesin kendi gen haritasını öğrenmesi günlük yaşamın doğal bir parçası olabilir. Genom dizileme maliyetinin birkaç yıl içinde 50 dolar seviyesine düşmesi bekleniyor. Evde kullanılabilen kitler, yapay zekâ tabanlı sağlık uygulamaları ve genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaşması ile 2030’lardan sonra herkesin kendi genetik profilini bilmesi sıradan hale gelebilir. Ancak bu kadar geniş erişimin etik, gizlilik ve veri güvenliği açısından dikkatle yönetilmesi gerektiği de unutulmamalı. Genetik bilginin yanlış ellerde kullanılması, sigorta, istihdam veya kişisel mahremiyet açısından dezavantajlara yol açabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-kisisel-saglik-asistani-gibi-calisacak-602674">Yapay zekâ, &#8216;kişisel sağlık asistanı&#8217; gibi çalışacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tabağınızdan sofranıza daha sağlıklı bir yıl…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tabaginizdan-sofraniza-daha-saglikli-bir-yil-602466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 07:35:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sofranıza]]></category>
		<category><![CDATA[tabağınızdan]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni yıl, yaşamımızdan silmek ya da değiştirmek istediğimiz alışkanlıkları da bırakmak için yeni bir neden ve motivasyon sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tabaginizdan-sofraniza-daha-saglikli-bir-yil-602466">Tabağınızdan sofranıza daha sağlıklı bir yıl…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yeni yıl, yaşamımızdan silmek ya da değiştirmek istediğimiz alışkanlıkları da bırakmak için yeni bir neden ve motivasyon sağlıyor. Özellikle daha sağlıklı bir yaşama adım atmak isteyenler, &#8220;Bunun için neler yapmalıyım?&#8221; diye düşünenler için işte uzmanlardan önemli öneriler! </em></p>
<p>Yeni bir yıla girerken takvim değişir; ama çoğumuz için asıl soru şudur: Hayatımızda gerçekten ne değişir? Uzmanlara göre yeni yıl, sadece hedef listeleri yapmak ya da kısa süreli motivasyonlarla yola çıkmak için değil; bedenimizi, zihnimizi ve yaşam alışkanlıklarımızı bütüncül bir şekilde yeniden değerlendirmek için motive edici bir neden. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur</strong>, yeni yılda sağlıklı beslenmeyi hayatına kalıcı şekilde dâhil etmek isteyenler için öncelikle gerçekçi bir hedefin belirlenmesi gerektiğini ifade ediyor. <strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Talha Özdoğan, </strong>check up’ın “test yaptırmak” tan öte bir sağlık yönetimi olduğunu vurguluyor ve özellikle<strong> </strong>ailesinde erken yaşta kalp krizi, kanser ya da kronik hastalık bulunan bireyler için check up’ın bir “kırmızı bayrak” niteliği taşıdığını söylüyor. <strong>Klinik Psikolog Aycan Koç </strong>ise yeni yılda daha güçlü bir ruh sağlığı için 3 temel alışkanlığa dikkat çekiyor. İşte 2026’da tabağınızdan ruhunuza daha sağlıklı bir yaşam için basit ama etkili alışkanlık… </p>
<p><strong>Yeni yılda sağlıklı beslenmeyi kalıcı hale getirin</strong></p>
<p>Yeni yılda sağlıklı beslenmeyi hayatına kalıcı şekilde dâhil etmek isteyenler için öncelikle gerçekçi bir hedefin belirlenmesi gerektiğini ifade eden <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, </strong>“Günde 2 litre su içmek, öğün atlamamak, her öğünde sebze tüketmek veya haftada 3 gün yürüyüş yapmak gibi hedeflerle başlanabilir. Haftalık yemek planı oluşturulup, alışveriş buna göre yapılmalıdır. Etiket okuma alışkanlığı edinilmeli ve temiz içerikli ürünler tercih edilmelidir. Yasaklar veya aşırı kısıtlamalar yerine, denge kurulduğunda sürdürülebilir bir beslenme alışkanlığı geliştirilebilir. Mesela, yemek tabağının dörde bölünmesi alışkanlık haline getirilmelidir. Tabağın yarısını sebzeler, dörtte birini protein kaynakları, dörtte birini ise kompleks karbonhidratlar oluşturmalıdır. Yemeğe mutlaka sebze ile başlanmalı, proteinle devam edilmeli, karbonhidrat en sona bırakılmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Yeni yılda bu beslenme hatalarını yapmayın! </strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde  sık yapılan hatalar arasında; hızlı- şok diyetleri uygulamak, sosyal medyadaki detoks ya da kürleri denemek, aç kalarak kilo vermeye çalışmak veya çok düşük kalorili diyetlere yönelmenin yer aldığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Önemli olan, sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinerek sürdürülebilir bir beslenme düzeni ile yaşam tarzı değişikliğidir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Gizli şeker ve maskelenmiş hipertansiyona dikkat!</strong></p>
<p>Check up kavramının yalnızca “test yaptırmak” olarak algılandığını, oysa asıl amacın sağlık yönetimi olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Talha Özdoğan</strong>’a göre, asıl farkı yaratan unsur sürekliliktir. Ailesinde erken yaşta kalp krizi, kanser ya da kronik hastalık bulunan bireyler için check up’ın bir “kırmızı bayrak” niteliği taşıdığını söyleyen<strong> </strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Talha Özdoğan,<strong> </strong>“Klinik pratikte en sık karşılaşılan sinsi problemler ise gizli şeker ve maskelenmiş hipertansiyondur. Bazı durumlarda laboratuvar sonuçları normal görünse bile fizik muayene hayat kurtarıcı olabilir. Ele gelen bir tiroit nodülü, tansiyon düzensizlikleri ya da karın muayenesinde fark edilen bir sertlik erken tanı açısından kritik ipuçlarıdır. Çünkü her zaman rakamlar konuşmaz; muayene konuşur” diyor. </p>
<p><strong>Spor salonuna gitmeden de küçük ama etkili alışkanlara odaklanılabilir!</strong></p>
<p>Yeni yıla girerken sağlığı güçlendirmek için büyük değişimler yerine küçük ama etkili alışkanlıklara odaklanılmasını öneren Dr. Talha Özdoğan, “Düzenli hareket bunun temel taşlarından biridir; spor salonuna gitmek şart değildir. Dengeli kardiyo ve direnç egzersizlerinin günlük hayata eklenmesi yeterlidir. Vücudun kendini onardığı en kritik zaman dilimi ise uykudur; gece uykusundan ödün vermemek gerekir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Hedeflerde yapılan en büyük hata: Motivasyon</strong></p>
<p>Yeni yıl hedeflerinde yapılan en büyük hatanın motivasyona güvenmek olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Klinik Psikoloğu Aycan Koç</strong>, “Bir hedef size “yük” gibi geliyorsa yanlış, “mantıklı” geliyorsa doğrudur. Ayrıca, hedef belirlemede önemli bir kriter de şudur: Hedef beni büyütüyor mu yoksa kendime karşı borçlandırıyor mu? Borçlandıran hedef uzun sürmez. Büyüten hedef davranışa dönüşür” diyor.  </p>
<p><strong>Yeni yılda ruh sağlığını güçlendiren küçük alışkanlıklar</strong></p>
<p>Ruh sağlığını güçlendirmek için büyük değişimlerden ziyade küçük ama düzenli davranışların etkili olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Aycan Koç,  üç temel alışkanlığa dikkat çekiyor. Bunları; gün içinde ne hissettiğini fark etmek, mikro kararlar almak ve ilişkisel netlik olarak sıralıyor. Gün içinde en az bir kez “Şu an ne hissediyorum?” sorusunu sormanın sinir sistemini düzenlediğini, mikro kararlar almanın kişinin ihtiyaçlarıyla temasını artırdığını ve ilişkisel netliğin duygusal yükü ciddi şekilde azalttığını ifade ediyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tabaginizdan-sofraniza-daha-saglikli-bir-yil-602466">Tabağınızdan sofranıza daha sağlıklı bir yıl…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıl sonu sağlık taraması için bir fırsat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yil-sonu-saglik-taramasi-icin-bir-firsat-599519</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 10:47:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonu]]></category>
		<category><![CDATA[taraması]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599519</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni yıl dilekleri sıralanırken sağlık hep ilk sıradadır ancak günlük hayatın içinde çoğu zaman geri plana atılır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yil-sonu-saglik-taramasi-icin-bir-firsat-599519">Yıl sonu sağlık taraması için bir fırsat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni yıl dilekleri sıralanırken sağlık hep ilk sıradadır ancak günlük hayatın içinde çoğu zaman geri plana atılır. Oysa yılın bu zamanı, sağlık durumunu gözden geçirmek ve gelecek seneye iyi bir başlangıç yapmak için önemli bir fırsat sunar. Yıl sonu vesilesiyle sağlık taramalarının önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli, “Sağlığa ayrılmayan zaman, ileride hastalıkla mücadeleye harcanmak zorunda kalabilir. Hipertansiyon, diyabet veya bazı kanser türleri gibi birçok ciddi hastalık erken evrede hiçbir belirti vermeyebilir. Ağrı, halsizlik gibi şikayetler başladığında ise hastalık genellikle ilerlemiş olur. Kendinizi iyi hissederken yaptırdığınız sağlık taramaları, tedavinin en etkili olduğu dönemde bu sinsi rahatsızlıkları yakalamayı sağlar” uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Kişinin kendini iyi hissetmesi, sağlıklı olduğu anlamına gelmeyebilir. Sağlık taramalarının, vücudun genel bir ‘durum raporu’ olarak düşünülebileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli, “Tıpkı araçlarımıza yaptırdığımız periyodik bakımlar gibi, vücudumuzun da işleyişinde bir aksaklık olup olmadığını aralıklarla kontrol ettirmek gerekir. Ayrıca bu taramaların amacı yalnızca mevcut hastalıkları bulmak değil aynı zamanda henüz belirti vermeyen kolesterol, tansiyon, kan şekeri gibi risk faktörlerini erkenden tespit edip, ileride gelişebilecek hastalıkların önüne geçmek ve yaşam kalitesini artırmaktır” dedi.</p>
<p><strong> Sağlık taramalarında sinsi hastalıklar mercek altında</strong></p>
<p>Kontrollerde en sık hedeflenen hastalıkların genellikle sessiz ilerleyenler olduğunu açıklayan Öktenli, “Bunların başında; hipertansiyon ve damar sertliği gibi kalp ve damar hastalıkları, gizli şeker, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi metabolik hastalıklar, kadınlarda meme ve rahim ağzı, erkeklerde prostat, her iki cinste ise kalın bağırsak ve akciğer kanserleri, tiroit bozuklukları, kansızlık, vitamin ve mineral eksiklikleri, böbrek ve karaciğer hastalıkları, kemik erimesi ve Hepatit B–C gibi enfeksiyonlar gelir” dedi.</p>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri olmazsa olmaz</strong></p>
<p>Kişiye göre değişmekle birlikte minimum standart bir sağlık taramasında kan tahlilleri, görüntüleme yöntemleri, kansere özel taramalar ve kemik ölçümünün yer alması gerektiğini belirten Öktenli, “Kan tahlilleri; kan şekeri, kolesterol, karaciğer ve böbrek fonksiyonları, tam kan sayımı ile vitamin ve mineral düzeylerini kapsamalı. Görüntüleme ve ileri incelemelerde ise akciğer filmi, tiroit ve karın ultrasonu, kalp değerlendirmeleri ile yaş ve cinsiyete uygun kanser taramaları yapılmalı. Kadınlarda mamografi ile Pap-smear ve HPV testleri, 50 yaş üstü bireylerde ise dışkıda gizli kan testi veya kolonoskopi mutlaka değerlendirilmeli. Özellikle menopoz öncesi ve sonrası kadınlar ile ileri yaştaki erkeklerde kemik yoğunluğu ölçümü de ihmal edilmemeli” dedi.</p>
<p><strong>40 yaşından sonra metabolizma değişiyor</strong></p>
<p>30 yaş altı genç ve sağlıklı bireylerde risk faktörü yoksa 2-3 yılda bir genel kontrolün yeterli olabileceğini dile getiren Öktenli, “40 yaşından sonra metabolizma değiştikçe riskler arttığı için yılda bir kez düzenli kontrol şart hale gelir. Kadınların menopoz sonrası kemik erimesine ve meme sağlığına, erkeklerin ise prostat sağlığına daha fazla odaklanması gerekir. Bununla birlikte çok stresli, hareketsiz ya da sanayi kimyasallarına maruz kalınan işlerde çalışanların taramaları daha kapsamlı ve sık yapılmalı. Aile öyküsü gibi genetik yatkınlık varsa da sağlık taramalarına daha erken yaşlarda başlanmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yil-sonu-saglik-taramasi-icin-bir-firsat-599519">Yıl sonu sağlık taraması için bir fırsat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay Beydağ&#8217;da kestane üreticileri ile bir araya geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-beydagda-kestane-ureticileri-ile-bir-araya-geldi-594825</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 09:31:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[beydağ]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[kestane]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[üreticiler]]></category>
		<category><![CDATA[üreticileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594825</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Beydağ ilçesinde kestane üreticileriyle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-beydagda-kestane-ureticileri-ile-bir-araya-geldi-594825">Başkan Tugay Beydağ&#8217;da kestane üreticileri ile bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Beydağ ilçesinde kestane üreticileriyle bir araya geldi. Bölgenin en önemli ihracat kalemleri arasında yer alan kestanede üretim kapasitesini artırmanın önemine değinen Başkan Tugay, “Kestane gözümüz gibi korumamız gereken bir tarımsal ürün. Beydağ’da hastalığa dirençli ağaçlar dağıtarak ve hastalıkla mücadele ederek üretimi desteklemeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Küçük Menderes Havzası’nın zengin topraklarından yetişen, lezzetiyle ün yapan Beydağ kestanesinde hasat devam ediyor. Bölgenin kestane üreticileriyle buluşmak için Beydağ’a giden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Erikli Mahallesi’nde kestane hasatına katıldı. Başkan Dr. Cemil Tugay’a Beydağ Belediye Başkanı Şakir Başaran, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Halit Çelik, belediye bürokratları, muhtarlar ve Beydağlı üreticiler eşlik etti. Erikli Mahallesi’ndeki köy meydanında geleneksel usullerle hazırlanan kestaneler fırınlara yerleştirildi. Başkan Tugay, program kapsamında zeytin hasadı yaptı ve yeni zeytin fidanlarını toprakla buluşturdu.</p>
<p><strong>“Hastalığa dirençli ağaçlar dağıtıyoruz”</strong></p>
<p>Ziyarette Beydağlı üreticilerle sohbet eden Başkan Tugay, kestanede yaşanan hastalıklar ve tedavi süreçleri, kalite, rekolte gibi konularda bilgi aldı. Başkan Tugay, “Kestane çok değerli, gözümüz gibi korumamız gereken bir ürün. Her yerde yetişmiyor ama yetiştiği yerlerde de ciddi bir gelir sağlıyor. Bu bölgemizdeki kestanelerin büyük bir bölümü ihracata gidiyor. Kestanede başa bela gibi birkaç hastalık var. Büyükşehir Belediyesi olarak hastalığa dirençli ağaçlar dağıtarak, hastalıklarla mücadele ederek üreticilerimize destek oluyoruz. Bu şekilde çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Üretimi destekleyip sosyal yaşamı güçlendiriyoruz”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak tarımda teknoloji kullanımını teşvik etmeyi istediklerini belirten Başkan Tugay, “Bir taraftan üretimi destekleyip, bir taraftan sosyal yaşamı güçlendirmek için belediye başkanlarımızla planlama yapıyoruz. Bu ziyaretlerimizle, vatandaşlarımızdan duyduğumuz isteklerle çalışmalarımıza daha iyi yön veriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Başkan Başaran: “İzmir için bir katma değer”</strong></p>
<p>Beydağ Belediye Başkanı Şakir Başaran ise “Kadim orman ağaçları olan kestane, bölgemiz için, İzmir için bir katma değer. Yüksek oranda yurt dışına giden, ülkemize kazanç sağlayan bir ürün. İnsanlarımızın ciddi bir geçim kaynağı. Sağ olsun İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız, her alanda olduğu gibi tarımın, bölgemizin yanında. Bugün kestane ve zeytin hasadı yaptık, zeytin ağacı diktik. Tarım ilçesi Beydağ’da başkanımız hiçbir zaman desteğini bizden esirgemiyor. Bugün Beydağ için güzel bir gün” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Neler yapıldı?</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, bölgenin önemli ihracat ürünlerinden İzmir kestanesinin korunması, geliştirilmesi ve katma değer yaratması için Küçük Menderes Havzası başta olmak üzere kestane üreticilerine hastalıklar ve zararlılarla mücadele için eğitimler veriyor. Kestane kanseri ile mücadele kapsamında, son bir buçuk yılda 3 bin 855 litre ardıç katranı, 5 bin 260 litre çamaşır suyu, 1 ton 641 kilogram göztaşı dağıtımı yapıldı. 2024 yılında kestane gal arısı zararlısıyla mücadele kapsamında, 22 mahalleye 3 bin 90 zararlıya dayanıklı “ertan” çeşidi kestane fidanı dağıtıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-beydagda-kestane-ureticileri-ile-bir-araya-geldi-594825">Başkan Tugay Beydağ&#8217;da kestane üreticileri ile bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lenfödeme karşı 10 önemli öneri!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenfodeme-karsi-10-onemli-oneri-593332</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 08:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[lenfödeme]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lenf dolaşımının doğuştan veya sonradan ortaya çıkan bazı durumlar nedeniyle bozulması sonucu proteinden zengin sıvının dokular arasında birikmesiyle oluşan lenfödem  tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfodeme-karsi-10-onemli-oneri-593332">Lenfödeme karşı 10 önemli öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lenf dolaşımının doğuştan veya sonradan ortaya çıkan bazı durumlar nedeniyle bozulması sonucu proteinden zengin sıvının dokular arasında birikmesiyle oluşan lenfödem  tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.  Genellikle kol veya bacaklarda şişlik ve dolgunluk hissiyle kendini gösteren bu hastalık, tedavide gecikildiğinde oluşan enfeksiyonlar, ağrı, ağırlık hissi ve ciltte derin yaralar gibi önemli sorunlara yol açması nedeniyle hastaların yaşam kalitelerini düşürüyor. Hastalık ilerlediğinde kıyafet seçimi zorlaşırken, yazı yazmak, yürümek ve ayakkabı giymek gibi basit işler bile güçleşebiliyor. Lenfödemin sadece fiziksel değil, psikolojik yönü de önemli. Hastalar, estetik kaygılar veya hareket kısıtlılığı nedeniyle sosyal ortamlardan uzaklaşırken, aile ve iş hayatında da sorunlarla karşılaşabiliyor.  Tüm bunlar kaygı bozukluğuna ve depresyona yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meltem Vural, </strong>erken tanının lenfödem tedavisinden etkin sonuç alınmasında kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı için kol veya bacak  bölgesinde hassasiyet, dolgunluk,  ağırlık hissi veya hafif bir şişlik olduğunda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı bu ilk adımda hastanın öyküsü ile detaylı bir fizik muayene, ihtiyaç halinde laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleriyle lenfödemi tespit edebilmektedir. Erken tanı sayesinde, ciltte enfeksiyon ve derin yaralar gibi gelişebilecek olan sorunlara yönelik önleyici tedbirler alınabilmektedir. Erken tanı ve tedavinin yanı sıra hastaların kontrollerini düzenli olarak yaptırmaları tedavinin başarısı için çok önemlidir” diyor.   </p>
<p><strong>Dünyada yaklaşık 250 milyon kişi bu sorunu yaşıyor!</strong></p>
<p>Bebeklik döneminden itibaren her yaşta görülebilen lenfödem dünyada ve ülkemizde   yaygın görülen bir sorun. Öyle ki dünya çapında yaklaşık 250 milyon insanın lenfödemden etkilendiği belirtiliyor. Ülkemizde de benzer şekilde yaygın görülen bu hastalığın son yıllarda daha sık teşhis edildiğini belirten Prof. Dr. Meltem Vural, “Bunun en önemli nedeni ise kanser gibi hastalıkların artmasıdır. Bu hastalıklarda uygulanan cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler sonrasında ikincil sebeplerle lenfödem gelişebilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>En riskli grup meme kanseri hastaları olsa da… </strong></p>
<p>Lenfödem; lenf bezleri ile damarlarının gelişim sorunları ve lenfatik akım bozuklukları nedeniyle oluşuyor. Sıklıkla kol veya bacaklarda görülse de genital bölge, baş ile boyun gibi vücudun farklı bölgelerinde de rastlanabiliyor. Cerrahi girişimler, radyoterapi, travma veya enfeksiyon gibi sebeplerin yanı sıra doğuştan da görülebiliyor. Ancak, kanser hastalarının en yüksek risk grubunda olduğuna işaret eden Prof. Dr. Meltem Vural, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanserle ilişkili lenfödem sebebi olarak en sık meme kanseri karşımıza çıkmaktadır. Meme kanseri sonrasında lenfödem gelişme oranı yaklaşık yüzde 25 civarındadır. Hastalarda tedavi sonrasında çoğunlukla  kol, önkol ve el bölgesinde lenfödem gelişebilmektedir. Bu durum genellikle lenf nodlarının alınması veya radyoterapi sonrasında ortaya çıkmaktadır. En önemli nedeni, işlemler sebebiyle dokularda oluşan etkilenmeler sonucunda lenfatik akımın bozulması ve dokular arasında lenf sıvısının birikmesidir.” </p>
<p><strong>Tedavisinde gecikmeyin, çünkü!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödemin genellikle etkilenen kol veya bacak bölgesinde; şişlik, dolgunluk, hassasiyet ve ağırlık hissiyle kendini gösterdiğini belirterek, “Örneğin, yüzük veya kıyafetler dar gelmeye başlamışsa, dikkatli olunmalıdır. Şişlik ve dolgunluk hissi başlangıç evresinde hafifken; zamanında müdahale edilip tedavi edilmezse karşımıza daha ciddi bulgular çıkabilir. Şişlik artabilir, ciltte renk değişiklikleri, kalınlaşmalar, ağrı ve enfeksiyonlar gelişebilir” diyor. Prof. Dr. Meltem Vural, ilerleyen durumlarda ciltte yaraların, derinlemesine çukurların, papillom  adı verilen kabartıların ve skar dokularının da oluşabileceğine işaret ederek, “Gelişen bu sorunlar nedeniyle elde, kolda veya bacakta fonksiyon kaybı sonucunda; ellerini kapatma, bir şeyi kavrama, kaldırma, itme, çekme, yürüme ve oturup-kalkma  gibi aktivitelerde hareket kısıtlılıkları oluşabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Erken tedaviyle kontrol altına alınabiliyor! </strong></p>
<p>Lenfödem tedavi edilebilir olmakla birlikte tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık değil. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödemin erken tanı ve tedaviyle önemli ölçüde kontrol altına alınabildiğini ve ilerlemesinin önlenebildiğini vurgulayarak, “Lenfödemin tüm dünyada altın standart tedavi yöntemi; lenfödem rehabilitasyonu, yani  hastaların eğitimi, manuel lenf drenajı, çok tabakalı bandaj,  kompresyon giysileri, egzersiz ve cilt bakımıdır. Hastaların düzenli takip ve tedavilerinin yapılması da vazgeçilmezdir” diye konuşuyor.<strong>  </strong>Bazı özel durumlarda  veya ileri evrelerde cerrahi müdahale gerekebildiğini ifade eden Prof. Dr. Meltem Vural, “Süper mikrocerrahi teknikleri, lenf sıvısının dolaşıma kazandırılmasını sağlayarak şikayetleri azaltabilmektedir. Lenfovenöz anastomoz (LVA) ve lenf nod transferi (LNT) gibi yeni cerrahi yöntemler, lenfödem tedavisinde uygulanabilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Lenfödeme karşı 10 önemli öneri!</strong></p>
<p>Lenfödem açısından riskli olan kişilerin veya lenfödem sorunu yaşayan hastaların kol ve bacak gibi uzuvlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Prof. Dr. Meltem Vural, lenfödeme karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Sorunlu olan kol veya bacağınıza yönelik zorlayıcı aktivitelerden kaçının. Ağırlık kaldırma, itme veya çekme gibi güç gerektiren hareketler yapmayın. </li>
<li>Etkilenen kol bölgesinden tansiyon ölçümü yapmayın. Damar yolu açılacaksa lenfödem sorunu olduğunuzu bildirin, bu durumda işlem diğer kolunuzdan yapılacaktır. </li>
<li>Cilt temizliğine ve kuruluğuna önem verin. Etkilenen bölgeye uygun PH içeriğine sahip temizleyici ürünlerle yıkanın. Ardından, cildinizi nazik bir şekilde kurulayın ve yağsız dermatolojik nemlendiriciler ile nemlendirin. Tırnaklarınızı cildinize zarar vermeyecek şekilde kısaltın.</li>
<li>İlgili bölgelerinizi güneşten koruyun, yüksek faktörlü güneş kremlerini tercih edin.</li>
<li>Etkilenen uzuvlarınızı böcek ısırmalarına, yara ve çiziklere karşı koruyun.</li>
<li>Sıkı ve dar giysilerden, takılardan kaçının. </li>
<li>Uyurken, etkilenen uzvun altta kalmamasına dikkat edin. </li>
<li>Uçak yolculuklarında basınç değişimlerine karşı bası giysileri giyin. </li>
<li>Dengeli beslenin ve kilo kontrolüne özen gösterin. </li>
<li>Hekiminizin önerileri doğrultusunda; tempolu yürüyün,  temiz olduğu bilinen denizde yüzün, lenfödeme yönelik egzersizler ve nefes egzersizleri yapın. Ayrıca, uzun süre hareketsiz kalmamaya çalışın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfodeme-karsi-10-onemli-oneri-593332">Lenfödeme karşı 10 önemli öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Influenza son günlerde hızla artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/influenza-son-gunlerde-hizla-artiyor-592758</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 08:45:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[günlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Her Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592758</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde görülme sıklığı artan hızla influenza (grip), her yıl dünya genelinde binlerce kişinin ölümüne neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/influenza-son-gunlerde-hizla-artiyor-592758">Influenza son günlerde hızla artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde görülme sıklığı artan hızla influenza (grip), her yıl dünya genelinde binlerce kişinin ölümüne neden oluyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemal Üstün</strong>, influenzanın yüksek ateş, boğaz ve baş ağrısı, burun akıntısı, kas-eklem ağrısı, halsizlik ve öksürükle seyreden bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirterek “Oysa influenza başta olmak üzere enfeksiyon hastalıklarının önemli bir kısmı aşılama ile önlenebilir. İnfluenzaya bağlı ölümler çoğunlukla 5 yaş altı ve 65 yaş üstü kişiler ile hamileler ve kronik hastalığı olanlardan oluşmaktadır. İnfluenza virüsü zatürreye yol açabilirken, kalp ve beyin enfeksiyonlarına da zemin hazırlayarak sakatlığa hatta ölüme neden olmaktadır. Bu nedenle her yıl grip aşısının yaptırılması büyük önem taşımaktadır” diyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemal Üstün, toplumda grip aşısı hakkında doğru bilinen 7 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Influenza için aşıya gerek yoktur çünkü ciddi bir hastalık değildir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Influenza (grip) ölümle sonuçlanan ciddi hastalıklara ve ölüme yol açabilen bir hastalıktır. Dünya genelinde her yıl milyonlarca kişiyi etkilemekte ve 300 bin-650 bin arası kişinin ölümüne neden olmaktadır. Bu hastalığa bağlı, ölüm dışı gelişen sakatlık ve insan iş gücü kaybı ise çok daha fazladır. Influenzaya bağlı ölümlerin çoğu 5 yaş altı ve 65 yaş üstü kişiler ile hamileler ve kronik hastalığı olanlardan (diyabet, kanser, obezite, kalp- damar hastalığı vb) oluşmaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>“Aşılandım ama yine grip oldum.” Aşı enfeksiyonlardan korumaz: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Her yıl, bir önceki yılda görülen influenza virüsünden elde edilen cansız aşı (öldürülmüş virüs aşısı) uygulanmakta ve yüzde 80’lere kadar koruyuculuk sağlamaktadır.</p>
<p>Aşı sonrası grip benzeri hastalık belirtileri olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminin virüse karşı çalıştığının göstergesidir. Ayrıca influenza aşısı sadece influenza virüsüne bağlı en sık görülen mevsimsel gribi engeller. Diğer virüslerle oluşan solunum yolu hastalıklarını etkilemez ki bu hastalıklar daha nadir görülür. </p>
<ul>
<li><strong>Aşının ciddi yan etkileri vardır: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Aşı, hafif grip bulguları ile seyreden belirtilere nadiren neden olabilir. Bu iki-üç gün süren nadir bir durumdur. İnfluenza aşısı cansız aşı olduğundan aşı ile ilgili yan etkiler çok düşük ve önemsizdir. Yan etkiler hastaların ortalama yüzde 3-5’inde görülmektedir. Başlıca yan etkiler; grip benzeri hafif hastalık (kas ağrısı, halsizlik), aşı yapılan yerde ağrı, kızarıklık ve hafif ateştir.</p>
<ul>
<li><strong>Influenza aşısı hamilelikte yapılmaz: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Hamilelikte tüm cansız (inaktif) virüs aşıları güvenle uygulanabilir. Hamilelikte bağışıklık sistemi zayıfladığı için, anne adayları enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelir. Bu nedenle hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını korumak açısından grip aşısı yaptırmak elzemdir. Özellikle gebeliğin ikinci ya da son üç aylık dönemlerinde olan anne adaylarının grip aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları, olası komplikasyonların önlenmesi açısından son derece önemlidir. Aşı yalnızca anne adayını değil, doğumdan sonra ilk aylarda bebeği de koruyucu bir bağışıklık sağlar.</p>
<ul>
<li><strong>Geçen yıl aşılandım, bu yıl gerek yok: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Influenza virüsü her yıl yapısını değiştirmekte ve bağışıklık sisteminden kaçmaktadır. Bu nedenle her yıl, bir önceki yıl sık görülen virüs tiplerine göre yeni aşı geliştirilmektedir. Her yıl influenza aşısı yapılmalıdır. Aşı yapıldıktan 7-15 gün sonra etkinliği başlar ve etkinliğinin yüksek olduğu dönem üç aydır. Üç aydan sonra etkinliği önemli derecede düşer. Bu nedenle ülkemizde aşıyı Kasım ayı başında veya ortasında yapmak etkinliği açısından daha faydalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Sağlıklı kişilerin aşıya ihtiyacı yoktur: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Sağlıklı kişiler de risk grubundakilere göre daha az olmakla birlikte hastalığı şiddetli geçirebilir. Çünkü grip virüsü her yıl değişim gösterir ve bağışıklık sistemi bu yeni virüslere karşı savunmasız kalabilir. Kişi genel olarak sağlıklı olsa bile, virüs bulaştığında ciddi hastalık tablosu gelişebilir veya çevresinde risk grubundaki bireylere hastalığı bulaştırabilir. Bu nedenle grip aşısı, sadece kronik hastalığı olanlar için değil, toplum genelinde bulaş zincirini kırmak için de önemlidir.  </p>
<ul>
<li><strong>Aşılar zararlı maddeler içerir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanan tüm aşılar güveli olup, insan sağlığına zarar veren maddeler içermezler. İnfluenza aşıları da yıllardır milyonlarca kişiye her yıl güvenle uygulanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü her yıl influenza mevsimi öncesinde özellikle risk grubundaki bireylerin aşılanmasını önermektedir. Bu aşılar ciddi hastalık, hastaneye yatış ve ölüm riskini azaltarak toplum sağlığının korunmasında önemli bir rol oynar.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/influenza-son-gunlerde-hizla-artiyor-592758">Influenza son günlerde hızla artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>O Şekerden Uzak Durun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/o-sekerden-uzak-durun-592415</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:12:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[durun]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[şekerden]]></category>
		<category><![CDATA[şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592415</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok kişi şekeri yalnızca tatlılarda veya gazlı içeceklerde arıyor, oysa günlük hayatımızda tükettiğimiz unlu mamuller, kahvaltılık gevrekler, soslar ve özellikle “light” etiketli ürünler bile yüksek miktarda gizli şeker içeriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/o-sekerden-uzak-durun-592415">O Şekerden Uzak Durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok kişi şekeri yalnızca tatlılarda veya gazlı içeceklerde arıyor, oysa günlük hayatımızda tükettiğimiz unlu mamuller, kahvaltılık gevrekler, soslar ve özellikle “light” etiketli ürünler bile yüksek miktarda gizli şeker içeriyor. Bu ürünlerin çoğu, özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu ile tatlandırılıyor ve vücutta ciddi metabolik bozulmalara yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Fruktoz, özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu formunda alındığında en agresif ve zararlı şeker türüdür. Karaciğerde doğrudan yağ üretimini tetikler, ürik asidi yükseltir ve insülin direncini hızlandırır. Fazla fruktoz, non-alkolik karaciğer yağlanması ve metabolik sendrom gelişiminin temel nedenlerinden biridir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>ŞEKER VÜCUDUNUZA BUNLARI YAPIYOR </strong></p>
<p>Şekerin vücut üzerindeki etkisi yalnızca alınan kaloriyle sınırlı değil; fazla glikoz ve özellikle fruktoz, hücre düzeyinde biyokimyasal değişimlere yol açıyor. Şekerin proteinlerle kontrolsüz birleşmesi sonucu ileri glikasyon ürünleri (AGEs) adı verilen bileşikler oluşuyor. Bu maddeler, dokulardaki protein, lipid ve DNA yapılarında çapraz bağlanmalara neden olarak doku elastikiyetini azaltıyor, hücrelerin fonksiyonlarını bozuyor ve yaşlanma sürecini hızlandırıyor.</p>
<p><strong>5 MADDEDE ŞEKERİN VÜCUDA YAPTIĞI HARABİYET </strong></p>
<ul>
<li><strong>Hücre yaşlanmasını hızlandırır:</strong> Glikozun proteinlerle kontrolsüz birleşmesi sonucu oluşan ileri glikasyon ürünleri (AGEs), doku elastikiyetini azaltır ve hücrelerin yenilenme kapasitesini düşürür.</li>
<li><strong>Damar yapısını bozar:</strong> AGEs birikimi, damar sertliğine yol açarak kalp-damar hastalıklarının zeminini hazırlar.</li>
<li><strong>Organ hasarına neden olur:</strong> Böbrek, göz ve sinir dokularında dejeneratif hasarlar oluşturur; diyabetin uzun vadeli komplikasyonlarını tetikler.</li>
<li><strong>Bağımlılık benzeri etki yaratır: </strong>Şeker, beyinde dopamin salınımını artırarak geçici bir haz oluşturur ve bu da sürekli tatlı yeme isteğini körükler.</li>
<li><strong>Bağışıklığı zayıflatır:</strong> Fazla şeker, nötrofil fonksiyonlarını yüzde 40’a kadar düşürerek vücudun enfeksiyonlara karşı savunmasını zayıflatır.</li>
</ul>
<p><strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız;</strong> “Şeker yalnızca kilo aldırmaz; hücre yaşlanmasını hızlandırır, damar yapısını bozar ve bağışıklığı zayıflatır. Bu nedenle diyabetle mücadelede asıl hedef, şekeri sadece azaltmak değil, vücudun biyolojik dengesini korumaktır. ”diyor. </p>
<p><strong>DİYABETİ NASIL UZUN VE SAĞLIKLI YAŞAMIN ANAHTARI YAPARSINIZ?</strong></p>
<p>Yüksek şeker alımı, pankreası sürekli insülin üretmeye zorlayarak hücrelerin bu hormona karşı duyarsızlaşmasına neden olur. Bu durum, insülin direnci ve ardından tip 2 diyabetin gelişimini tetikler. Ancak diyabet yalnızca fazla şeker tüketiminden değil; genetik yatkınlık, stres, uyku eksikliği ve hareketsizlik gibi faktörlerin birleşiminden doğan çok boyutlu bir metabolik sorundur. Dr. Erkan Sarıyıldız, bundan 40–50 yıl önce diyabet tanısı alan bireylerin yaşam süresinin kısa olduğunu, ancak bugün durumun tamamen değiştiğini vurgulayarak “Geçmişte diyabet erken ölüm anlamına gelirdi. O dönemde kan şekeri takibi kısıtlı, ilaç seçenekleri sınırlıydı. Bugünse sürekli glikoz ölçüm sistemleri, modern ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde diyabet yönetilebilir bir kronik hastalık haline geldi ”ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>DİYABETİNİ YÖNETEN SAĞLIĞINI DA YÖNETİR!</strong></p>
<p>Diyabetin artık sadece kan şekerini kontrol altında tutmak değil, tüm yaşam biçimini dengelemek anlamına geldiğini belirten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Düzenli beslenme, yeterli uyku, stres yönetimi ve hareketli yaşam, diyabeti bir “risk”ten çıkarıp “yaşam rehberi”ne dönüştürüyor. Diyabetini doğru yöneten bir kişi, ortalama nüfusa göre daha uzun ve daha kaliteli bir hayat sürebilir. Çünkü bu hastalık, kişiyi disiplinli, farkındalığı yüksek ve sağlıklı bir yaşama yönlendirir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/o-sekerden-uzak-durun-592415">O Şekerden Uzak Durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HPV&#8217;den korunmada aşılamanın önemi büyük</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hpvden-korunmada-asilamanin-onemi-buyuk-592321</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 14:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılamanın]]></category>
		<category><![CDATA[Belirterek]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592321</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Human Papilloma Virus (HPV) Paneli’nde  HPV virüsü, virüsten korunma yöntemleri ve aşılamanın önemi vurgulandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpvden-korunmada-asilamanin-onemi-buyuk-592321">HPV&#8217;den korunmada aşılamanın önemi büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Human Papilloma Virus (HPV) Paneli’nde  HPV virüsü, virüsten korunma yöntemleri ve aşılamanın önemi vurgulandı. HPV’nin en sık bulaşan enfeksiyonlardan biri olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, HPV aşısının önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, dünyanın pek çok ülkesinde HPV aşısının uygulandığını belirterek özellikle ergenlerde uygulanan aşının koruyuculuğunun yüzde 100 olduğunu söyledi. <br />Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafıından “Bilimsel Etkinlikler Serisi 2025-2026” kapsamnında düzenlenen Human Papilloma Virus (HPV) Paneli’nde uzmanlar tarafından HPV enfeksiyonları, aşılama ve alınacak önlemler tartışıldı. <br />Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleştirilen panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, Human Papilloma Virus (HPV) konusunun oldukça önemli bir konu olduğunu belirterek virüsün sadece ilginç bir virüs olarak değil pratik açıdan da büyük bir öneme sahip olduğunu söyledi. <br />Prof. Dr. Selim Badur: “HPV aşısı 148 ülkenin aşı takviminde yer alıyor”<br />Ülkemizde zaman zaman HPV aşısının ücretsiz uygulanmasının gündeme geldiğini ancak bazı önyargılar nedeniyle uygulamanın hayata geçirilmediğini belirten Prof. Dr. Selim Badur, “Ama ilginçtir Ortadoğu coğrafyasında Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok ülke rutin olarak yıllardan beri bu aşıyı kullanmaktadır. Yılda yaklaşık 350 bin kadar servikal kanser ölümü oluyor. 2025 başından itibaren 148 ülkenin ulusal aşı takviminde yer almakta. Bu aşı işe yarıyor mu? Evet yarıyor. Servikal kanserin çok ciddi oranlarda düştüğünü gösteren Avustralya ve İngiltere verileri var. Bugün biz burada ülkemiz için HPV virüsünün ne kadar önemli olduğuna bakacağız. Türkiye’deki tipler ve aşının önemini, özel bir konu olarak infertiliteyi ve patolojik olarak özelliklerini dinleyeceğiz” dedi.<br />Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan: “400’den fazla HPV tipi bulunuyor”<br />İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, “HPV İnfeksiyonları ve Aşısı Genel Durum” başlıklı konuşmasında HPV’nin en sık bulaşan hastalıklardan olduğunu belirterek “HPV çok tartışılan bir konudur. Sanki çok rutinmiş gibi anlatılır ama sürekli olarak değişir. Çeşitli kongrelerde de her yıl bilgiler yenilenir. Bugün 400’den fazla HPV tipi olduğu biliniyor. 41 tane anogenital (vulva, penis, anüs) HPV virüsü var. Bunlar tropizm gösteriyor yani elinizdeki siğille genital bölgede çıkan siğil birbirinden tamamen farklı” dedi. <br />HPV enfeksiyonlarının tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 5’inin nedeni olduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, “Dünyada en sık cinsel temasla bulaşan hastalıktır. Cinsel aktif bireylerin yüzde 80’inde görülür. Serviks kanserleri dışında anogenital kanserler ve Orofaringeal (baş ve boyun kanseri) kanserlerinin de önemli bir nedenidir” dedi.<br />Ergen evliliği HPV riskini artırıyor<br />18 yaş altı ergen evliliklerinde serviks kanseri riskinin arttığını belirten Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu, ilk ilişki yaşının servikal neoplaziler için ciddi bir risk faktörü olduğunu kaydederek “Bir kız çocuğu adet gördükten sonraki bir yıl içinde cinsel aktif olursa serviks kanseri olma riski 26 kat artar” uyarısında bulundu.<br />Genital siğillere dikkat!<br />HPV’den korunmada aşılamanın önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, genital siğillerin kanatılmaması gerektiğini vurgulayarak “Siğiliniz varsa ve siz o bölgedeki tüylerinizi alıyorsanız buradaki virüsü alıp bazal membrana ekmiş oluyorsunuz. Bir kadının ya da erkeğin siğili varsa en az 6 ay ideali bir yıl tüylerini almaması gerekir. Siğilleri hasarladığınız zaman virüsleri bazal membrana itiyorsunuz ve sonra bunlar daha fazla çıkıyor. Siğilleri kanatırsanız ortalama iki yıl içinde yüzde 30 kadar nüks olacağını görürsünüz. Geçmemesinin sebebi budur. Genital siğilden korunmak ya da tekrarını önlemek için birincisi aşılanacaksınız, ikincisi tüylerinizi almayacaksınız, bunlar son derece önemli” diye konuştu.<br />Ergenlerde aşının koruyuculuğu yüzde 100<br />HPV aşısının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, dünyanın pek çok ülkesinde HPV aşısının uygulandığını belirterek özellikle ergenlerde uygulanan aşının koruyuculuğunun yüzde 100 olduğunu söyledi. <br />Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu, HPV aşısı ile infertilite ilişkisini araştıran çalışmalara değindi<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu “HPV Aşısının İnfertilite Açısından Önemi” başlıklı konuşmasında genital HPV enfeksiyonunun dünya çapında en yaygın cinsel yolla bulaşan viral enfeksiyon olduğunu belirterek üreme çağındaki genel kadın nüfusunda tahmini genel yaygınlık oranının yüzde 10 olduğunu söyledi. HPV enfeksiyonu, HPV aşısı ile infertilite arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalardan örnekler veren Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu, aşının infertiliteye yol açtığına ilişkin anlamlı sonuçların bulunmadığını söyledi. Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu, “Önümüzde önemli bir hastalık var. Son veriler ve büyük hasta gruplarına baktığımız zaman infertilite ile ilgisi olmadığı gözükmekte. O açıdan değerlendirmek gerekiyor” dedi. <br />Doç. Dr. Gürcan Vural, lezyonların patolojik özelliklerini anlattı<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Gürcan Vural, “HPV İnfeksiyonu ile Oluşan Hafif Displaziden İnvaziv Kansere Serviks Uteri Lezyonlarının Patolojisi” başlıklı sunumunda HPV virüsünün uzun yıllardır üzerinde çalışılan bir virüs olduğunu belirterek HPV virüsünün yol açtığı lezyonların yapısına ilişkin bilgiler verdi.  Doç. Dr. Gürcan Vural, servikal kanserlerin önlenmesi için düzenli smear testi yapılması, gerektiğinde HPV ve kan testi verilmesi ve mutlaka aşılama yapılması gerektiğinin altını çizdi. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpvden-korunmada-asilamanin-onemi-buyuk-592321">HPV&#8217;den korunmada aşılamanın önemi büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tip 2 Diyabeti Önlemek İçin Yapmamız Gereken 8 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabeti-onlemek-icin-yapmamiz-gereken-8-oneri-591460</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:15:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabeti]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[Riskin]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yapmamız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591460</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstatistiklere göre, dünya genelinde yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 13–14’ü yani her 7 kişiden biri Tip 2 diyabetli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabeti-onlemek-icin-yapmamiz-gereken-8-oneri-591460">Tip 2 Diyabeti Önlemek İçin Yapmamız Gereken 8 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstatistiklere göre, dünya genelinde yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 13–14’ü yani her 7 kişiden biri Tip 2 diyabetli. Bu oranın özellikle 30 yılda önemli ölçüde artış gösterdiğine işaret eden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Funda Öztürk, Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre Türkiye’de de yetişkinlerin yaklaşık yüzde 16’sının diyabetli olduğunu hatırlattı. </p>
<p>Bu artışın temel nedenlerinin başında sağlıksız yaşam, beslenme alışkanlıklarındaki değişim ve obezitenin geldiğini söyleyen Dr. Öztürk, “Ancak doğru yaşam tarzı değişiklikleriyle Tip 2 diyabet büyük ölçüde önlenebilir” dedi.  Dr. Öztürk, “Verilere bakıldığında, diyabetin sadece tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmadığı, aynı zamanda önlenmesi mümkün bir halk sağlığı sorunu olduğu ortaya çıkıyor” diye konuşarak, bilimsel verilerin ışığında Tip 2 diyabeti önlemek için hayatımızda yapmamız gereken önerileri sıraladı…</p>
<p><strong>HAREKET EDİN, DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN</strong></p>
<p>Egzersiz ile diyabet riskinin yüzde 40 oranında azaltmanın mümkün olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Funda Öztürk, “Finlandiya ‘da 2001 yılında yayınlanan bir çalışmada; egzersiz ve kalori kısıtlaması ile diyabet riskinin yaklaşık yüzde 58 oranında azaltılabileceği gösterilmiş. Ayrıca, aerobik (dayanıklılık) egzersizlerinin yanı sıra kas güçlendirmesini sağlayacak direnç egzersizlerinin de insülin duyarlılığını artırdığı ve kan şekeri kontrolünü geliştirdiği gösterilmiştir.” diye konuştu. </p>
<p>Herkesin fiziksel kapasitesine uygun bir egzersiz programını seçerek bugünden egzersize başlaması gerektiğine işaret eden Dr. Öztürk, “En kolay yapılabilecek egzersiz 30 dakikalık yürüyüştür. Mümkünse haftanın her günü olacak şekilde en az haftanın üç günü yürümeye dikkat edin. Ayrıca haftanın iki günü de kas güçlendirici hareket faydalı olacaktır.”</p>
<p><strong>SAĞLIKLI BESLENİN, KİLO KONTROLÜNÜ SAĞLAYIN</strong></p>
<p>Beslenme şekli, sağlıklı ürünlerden oluşan bir diyetin, diyabetin önlenmesinde kilit bir rol oynadığını hatırlatan Dr. Öztürk, “Örneğin Akdeniz diyeti üzerin yapılan metaanalizler, Akdeniz tarzı beslenmeye yüksek uyum sağlayan kişilerde tip 2 diyabet riskinin yaklaşık yüzde 20-30 oranında daha düşük olduğunu gösteriyor.”</p>
<p>2024’te Çin’de 12.575 kişiyle yapılan bir başka çalışmada da Akdeniz diyetine uyum arttıkça yeni diyabet gelişim riskinin her bir puan artışta yüzde 17 azaldığının tespit edildiğini anlatan Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: “Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, balık ve sağlıklı yağlar (özellikle zeytinyağı) ön planda olmalı. Kırmızı ve işlenmiş etler, ilave şeker içeren gazlı içecekler, rafine karbonhidratlar ve aşırı yağ‑şekerli yiyeceklerden uzak durulmalı. Unutmayın, hızla kilo verdiğiniz ancak sonrasında sürdüremediğiniz bir beslenme modelinin kilo kontrolünde ve diyabeti önlemede faydası yok.”</p>
<p><strong>AİLE RİSKİNİZİ ÖĞRENİN</strong></p>
<p>Tip 2 diyabetin genetik yatkınlığın etkili olduğu hastalıklardan biri olduğunu anlatan Dr. Funda Öztürk, “Birinci derece yakınlarınızda tip 2 diyabet varsa sizin de diyabet riskinizin yüksek olabileceğini unutmayın. Ailenizdeki birinci ve ikinci derece yakınlarınızın hangi hastalıkları taşıdığını öğrenin ve yaşam tarzı değişiklikleriniz için bir uyarı işareti olarak görün. Riskin varlığı sizi önlem almak için teşvik etmelidir.”</p>
<p><strong>MAVİ EKRAN SÜRESİNİ KONTROL EDİN</strong></p>
<p>“Günümüzde televizyon, bilgisayar, telefon gibi cihazlar karşısında geçirilen uzun sürelerin fiziksel aktivitenin azalmasına, hareketsizliğe ve dolaylı olarak diyabet riskine katkıda bulunabilir” diyen Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: “Bilimsel çalışmalar, hareketli yaşam tarzına kıyasla oturmanın uzun süreli olması, insülin direncini artırdığını ve dolayısıyla metabolik sağlığı olumsuz şekilde etkilediğini gösteriyor. Bu nedenle ekran başında geçen süreyi azaltmak, aktif molalar vermek, cihaz kullanımını sınırlamak önemlidir. Cihazlarda ekran süresi için zamanlayıcı kurmak, sosyal medya ya da online alışveriş gibi hareketsiz kalmaya yol açan etkinlikleri sınırlamak yarar sağlayabilir.”</p>
<p><strong>UYKU DÜZENİNİZİ KORUYUN</strong></p>
<p>Uyku kalitesi ve düzeninin, metabolizma ve hormon dengesi açısından kritik öneme sahip olduğunu anlatan Dr. Öztürk, “Uyku yetersizliği veya düzensizliği; insülin duyarlılığını azalttığı, kan şekeri kontrolünü bozduğu çalışmalarla gösterilmiştir. Uyku en önemli sağlık göstergelerinden biridir. Bu nedenle hiçbir zaman uyku ritminizin bozulmasına izin vermeyin. Uyku ritminiz bozulduysa yeniden düzenlemeye gayret gösterin. Bazen bunun için en az üç haftalık bir süre gerekebileceğini unutmayın.”</p>
<p><strong>HEKİM KONTROLÜNDE VERİLEN İLAÇLARI DÜZENLİ KULLANIN</strong></p>
<p>Yaşam tarzında yapılacak değişimler diyabeti önlemede çok önemli olmakla birlikte özellikle yüksek riskli kişilerle tıbbi değerlendirme ve gerekirse koruyucu ilaç kullanımının da gündeme geldiğini anlatan Dr. Funda Öztürk, “Hekimin yapacağı tetkikler ve hastalık geliştirme riskine göre bazı ilaçlar kullanılabilir. Yapılan araştırmalar, bu ilaçların bazılarında yüzde 30-40 oranında diyabeti geciktirebildiği gösterilmiştir. Ancak bu noktada hekim değerlendirmesi ve hastanın tedaviye uyumu çok önemlidir. Ayrıca, 45 yaş üstü bireyler için yılda en az bir kez açlık kan şekeri, HbA1c gibi testlerin yapılması gerekir. Zira, erken tanı ve önlem açısından bu oldukça önemlidir.”</p>
<p><strong>STRESİNİZİ KONTROL ETMEYİ ÖĞRENİN</strong></p>
<p>Stresin diyabeti önleme ve kontrolde de çok önemli bir unsur olduğunu söyleyen Dr. Funda Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı: “Stres uyku kalitenizi; diyet uyumunuzu, hareket kapasitenizi değiştiren en önemli faktörlerden biridir. Bilimsel olarak da süreklilik, spor ya da diyet gibi müdahalelerde en güçlü etkiye sahip unsur olarak görülmektedir. Bu nedenle kendinize katı kurallar koyup yıkılınca  strese girmeyin. Yaşam tarzı değişikliklerini kademeli yaparak, o anının tadını çıkarmaya odaklanın. Kontrolde çok zorlanıyorsanız profesyonel yardım almayı ihmal etmeyin. Zaman zaman; beslenme ve egzersiz düzeniniz aksasa bile her günün yeni bir gün olduğunu hatırlayarak gayret göstermeye devam edin.”</p>
<p>  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-2-diyabeti-onlemek-icin-yapmamiz-gereken-8-oneri-591460">Tip 2 Diyabeti Önlemek İçin Yapmamız Gereken 8 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:07:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen zatürrenin (pnömoni), hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, erken fark edildiğinde tedavisi mümkün olan hastalığın, özellikle risk grubundakiler için ölümcül seyredebileceğine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060">Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen zatürrenin (pnömoni), hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi,  erken fark edildiğinde tedavisi mümkün olan hastalığın, özellikle risk grubundakiler için ölümcül seyredebileceğine dikkat çekti. Dr. Öğretim Üyesi El Jundi, “Özellikle yaşlılarda ateş olmadan seyreden ‘sessiz zatürre’ vakaları da artmaktadır. Bu nedenle ‘ateşim yok, ciddi değildir’ dememek gerekir” uyarısında bulundu. Alınacak tedbirlerle zatürreden korunmanın mümkün olduğunu belirten El Jundi, zatürrenin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayarak 6 öneride bulundu.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, 12 Kasım Dünya Zatürre Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, zatürrenin hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu söyledi.<br />Zatürre grip gibi başlar, daha ağır seyreder<br />Zatürrenin akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveollerin) mikrop, virüs veya mantar kaynaklı iltihaplanmasıyla oluştuğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Bu iltihap, hava keseciklerinin sıvı veya irinle dolmasına neden olur, nefes almak zorlaşır, vücut oksijensiz kalır. Belirtiler genellikle grip gibi başlar ancak daha ağır seyreder. Belirtileri süregelen öksürük (balgamlı veya kuru),  göğüs ağrısı, nefes alırken batma hissi, yüksek ateş, titreme, terleme, hızlı nefes alma, nefes darlığı, yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık şeklinde sıralayabiliriz. Belirtiler arasında bazen mide bulantısı veya ishal de eşlik edebilir. Mayo Clinic uzmanlarına göre, özellikle yaşlılarda ateş olmadan seyreden ‘sessiz zatürre’ vakaları da artmaktadır. Bu nedenle ‘ateşim yok, ciddi değildir’ dememek gerekir” uyarısında bulundu.<br />Risk grupları dikkatli olmalı<br />Zatürreye herkesin yakalanabileceğini ancak bazı kişiler için riskin daha yüksek olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, bu grupları şöyle sıraladı:<br />-65 yaş üstü bireyler ve 5 yaş altı çocuklar<br />-Kronik hastalığı olanlar: Astım, KOAH, kalp yetmezliği, diyabet gibi hastalıklarda risk artmaktadır.<br />-Bağışıklığı zayıf kişiler: Kanser tedavisi görmek, kortizon kullanımı, organ nakli sonrası dönemde olanlarda risk artmaktadır. <br />Sigara içenlerin yakalanma riski 2-4 kat daha fazla<br />&#8211; Sigara içenler ve hava kirliliğine maruz kalanlar. Harvard Health raporuna göre, sigara içenlerin zatürreye yakalanma riski içmeyenlere göre 2–4 kat daha fazladır.<br />-Yutma güçlüğü yaşayanlar (Felç, yaşlılık veya nörolojik hastalıklar nedeniyle)<br />-Aşıları eksik olanlar<br />Tekrarlayan zatürrede detaylı tetkik yapılmalı<br />Zatürrenin tekrarlayabileceğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Zatürre bir kez geçirildikten sonra tekrar ortaya çıkabilir. Eğer kısa aralıklarla zatürre geçirdiyseniz, mutlaka detaylı tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Çünkü bazen tekrarlayan zatürre, daha derin bir sağlık probleminin ilk işareti olabilir” dedi.<br />Zatürre hastaları bu uyarılara kulak vermeli<br />Zatürre hastalarının dikkat etmesi gereken noktalara işaret eden Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi önerilerini şöyle sıraladı:<br />Tedaviyi yarım bırakmayın: Antibiyotik veya antiviral ilaçlar doktorun belirttiği sürede kullanılmalı.<br />Bol sıvı alın, dinlenin: Akciğerin iyileşmesi zaman ister. Yorucu aktivitelerden kaçının.<br />Sigara ve alkolden uzak durun: Akciğer savunmasını zayıflatır, iyileşmeyi geciktirir.<br />Ağız ve diş sağlığına önem verin: Kötü ağız hijyeni, özellikle yaşlılarda “aspirasyon pnömonisi” riskini artırıyor.<br />Kronik hastalıklarınızı kontrol altında tutun: Diyabet, kalp yetmezliği veya KOAH varsa düzenli kontrollerinizi aksatmayın.<br />Belirtiler tekrarlarsa doktora başvurun: Tam iyileşme sağlanmadan iş veya egzersize dönmek komplikasyonlara yol açabilir.<br />Zatürreden korunmak için 6 tavsiye<br />Alınacak tedbirlerle zatürreden korunmanın mümkün olacağını belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, zatürrenin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayarak önerilerini şöyle sıraladı:<br />1. Aşı olun. Pnömokok aşısı özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olanlar için önemlidir. Grip aşısı da olunmalıdır. Grip aşısı, grip sonrası zatürre gelişimini yüzde 50’ye kadar azaltabilir.<br />2. Sigara içmeyin. Sigara, akciğerin doğal savunma mekanizmasını zayıflatır.<br />3. Ellerinizi sık yıkayın. Solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 80’i temasla bulaşır.<br />4. Sağlıklı beslenin, egzersiz yapın. Harvard Üniversitesi araştırmalarına göre, düzenli egzersiz yapan bireylerde zatürreye bağlı ölüm riski yüzde 48 daha düşüktür.<br />5.Yeterince uyuyun. Bağışıklık sistemi dinlenmeye ihtiyaç duyar; az uyku enfeksiyon riskini artırır. <br />6. Kapalı ortamları havalandırın. Ev ve iş yerlerinde temiz hava dolaşımı sağlanmalıdır.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060">Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de lösemi farkındalığı söyleşisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-losemi-farkindaligi-soylesisi-589761</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 17:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Demirkaya]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşisi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında “Lösemi Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?” başlıklı bir söyleşi düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-losemi-farkindaligi-soylesisi-589761">Nilüfer&#8217;de lösemi farkındalığı söyleşisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında “Lösemi Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?” başlıklı bir söyleşi düzenledi. Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleşen etkinlikte Prof. Dr. Metin Demirkaya, hastalık ve tedavi yöntemleri hakkında katılımcıları bilgilendirdi.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi, “Sağlık Buluşmaları” kapsamında 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na özel bir söyleşi düzenledi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen “Lösemi Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?” başlıklı etkinliğe Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin de katıldı.</p>
<p>Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen LÖSEV Bursa İl İletişim ve Halkla İlişkiler Koordinatörü Meral Aydın Yıldırım, açılış konuşmasında LÖSEV’in faaliyetleri hakkında bilgilendirmede bulundu. Bursa İl İrtibat ofisi olarak Güney Marmara’dan sorumlu olduklarını belirten Yıldırım, Çanakkale, Yalova ve Balıkesir’deki hastalara da destek ulaştırdıklarını ifade etti. Yıldırım, “Çocuklar ve yetişkinlerden oluşan 6 bine yakın kayıtlı hastamız var. Sadece maddi destekler sağlamıyoruz. Psikolojik desteklerimiz oluyor. Bir araya geldiğimiz atölyeler düzenliyoruz” dedi.</p>
<p><b>ERKEN TANI VURGUSU</b></p>
<p>Etkinliğe konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Metin Demirkaya, kanser ve lösemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Kanserin tüm yaş gruplarında görülebilen ve tedavi edilmezse ölümcül olabilen bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Demirkaya, farkındalığı artırarak erken tanı oranını yükseltmenin önemini vurguladı.</p>
<p>Kanserin, bir dokuda süreli çoğalan ve tedavi edilmezse o çoğalmanın sonsuza dek devam ettiği bir hastalık süreci olduğunu belirten Demirkaya, &#8220;Kanserin tedavi edilebilir ve iyileştirilebilir bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. Burada önemli olan erken tanı koymaktır&#8221; dedi. Herkesin kendi kendine muayeneyi öğrenmesi gerektiğini ifade eden Demirkaya, “Vücudunuzdaki problem geçici mi, kalıcı mı, yoksa giderek kötüleşen bir durum mu bunu bilmeniz gerekiyor. Buna göre de hekim başvurusunda bulunmanız lazım” diye konuştu.</p>
<p>Bursa’da yıllık ortalama 150-200 civarı çocukluk çağı kanseri görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Demirkaya, “İlk sırada yüzde 30 ile lösemi geliyor. Bunu yüzde 20 ile lenfoma takip ediyor. Ancak çocuklarda hastalıklardan kurtulma şansı daha yüksek” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Demirkaya, konuşmasında lösemi tiplerini ve modern tedavi yöntemlerini de katılımcılara anlattı.</p>
<p>Söyleşinin sonunda Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin, değerli bilgileri için Prof. Dr. Metin Demirkaya’ya ve katkılarından dolayı Meral Aydın Yıldırım’a günün anısına hediye takdim etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-losemi-farkindaligi-soylesisi-589761">Nilüfer&#8217;de lösemi farkındalığı söyleşisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gribin]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[olduğu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[sorununa]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında çocuklar arasında yaygın olarak görülen grip doğru tedavi edilmediğinde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599">Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında çocuklar arasında yaygın olarak görülen grip doğru tedavi edilmediğinde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Çocuklarda genellikle hafif seyreden viral bir hastalık olan grip; aniden ortaya çıkan ateş, burun akıntısı, boğaz ve kas ağrısı gibi şikayetlerle kendini belli ediyor. Bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarda ise hastalık daha ağır seyredebiliyor. Bu nedenle çocuklardan hastalığın neden olabileceği sorunların oluşmasını engellemek için grip aşısı öneriliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, çocuklarda grip ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bulaşıcılık seviyesi yüksek</strong></p>
<p>Viral bir enfeksiyon olan grip (influenza), akciğerdeki hava yollarını olumsuz yönde etkileyebilen ve bulaşıcılığı yüksek bir hastalıktır. Mevsim geçişlerinde öksürük ile başlar ve yüksek ateş, kırgınlık, eklem ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkar. Havaların soğumasıyla yaygınlaşan grip çocuklarda çoğu zaman bir haftadan kısa bir süre devam eder. Bağışıklığı düşük olan çocuklarda ise tablo daha ağır seyredebilir ve hastaneye yatış gerekebilir. Grip bu çocuklarda akciğer enfeksiyonuna yani zatürreye yol açabilir. </p>
<p><strong>A ve B tipi ağır seyrediyor</strong></p>
<p>A ve B tipi grip virüsleri sonbahar aylarında yaygın hastalıkların nedenidir. Bu iki virüs daha çok insanları etkilemekte ve özellikle kronik hastalığı olan çocukların tedavisinin hastanede yürütülmesi gerekebilmektedir. Grip virüsünün hala günümüzde etkili olmasının en önemli nedeni ise virüslerin sık sık mutasyona uğraması yani değişmesidir. Bu da insanların her yıl yeni bir virüs türü nedeniyle hastalanması anlamına gelir.</p>
<p><strong>Yakın temas bulaş nedeni</strong></p>
<p>Çocuklara grip virüsü, hapşırma veya öksürme sonucu solunum yoluyla bir başkasına geçmektedir. Genellikle virüsün yakın temas nedeniyle okul ve kreş gibi kapalı ortamlarda bulaşıcılığı yüksektir. Çocuktan çocuğa geçen virüs ayrıca kapı kolları, oyuncaklar ve kalem gibi eşyaların yüzeylerinde bulunabilir. Çocuklar enfekte bir kişinin dokunduğu yüzeye temas edip ardından ağzına, burnuna veya gözlerine dokunarak grip virüsünü vücuduna alabilir. Başkalarını enfekte etme riski genellikle hastalığın 5 ya da 7. günü gerçekleşir. Bulaşıcılığın en üst seviyede olduğu dönem belirtiler başlamadan önceki ilk 24 saattir. </p>
<p><strong>Solunum yolu hastalığı gibi başlıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda grip bir solunum yolu hastalığı olarak başlar. Zamanla tüm vücudu etkileyen virüs şu belirtilerle ortaya çıkar;</p>
<ul>
<li>39 ile 40 derece arasındaki seyreden yüksek ateş</li>
<li>Şiddeti yüksek vücut ağrısı</li>
<li>Baş ve boğaz ağrısı ile beraber yorgunluk</li>
<li>Burun akıntısı ve burun tıkanıklığıyla beraber başlayan öksürük</li>
<li>Bulantı, kusma ve artan ishal seviyesi</li>
</ul>
<p>Özellikle 5 yaşından küçük, kronik sağlık sorunları olan çocuklarda grip ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu çocuklar yüksek risk altında olduğundan, gribi önlemeye yardımcı olmak, gribin beraberinde gelebilecek rahatsızlıklardan onları korumak ve hayati riski azaltmak için mevsimsel grip aşısı uygulanması önemlidir.</p>
<p>Bu yaş grubundaki çocuklarda grip kaynaklı komplikasyonlar ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li>Zatürre: Akciğerlerin enfeksiyondan etkilenmesi sonucunda tehlikeli bir durum ortaya çıkar.</li>
<li>Dehidratasyon: Vücudun hastalık nedeniyle çok fazla sıvı ve tuz kaybetmesi tabloyu ağırlaştırabilir. </li>
<li>Kalp hastalığı veya astım gibi uzun vadeli sorunların devam etmesi tehlikelidir.</li>
<li>Sinüs sorunları ve kulak enfeksiyonları gibi başka sorunların başlamasına neden olabilmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>En iyi korunma yöntemi aşı</strong></p>
<p>Gribin neden olduğu sağlık sorunlarını engellemek için çocukların aşılanması gerekebilir. Çocuklarda gribe karşı en iyi korumayı sağlamak için aşılanma önemlidir. Sonbahar ayları genellikle aşı olmak için uygun zamandır. Aşıyı ilk defa yaptıracak 9 yaş altındaki çocukların iki doz grip aşısına ihtiyacı olabilir. Bu çocuklar için, ikinci dozun ilk dozdan en az dört hafta sonra uygulanması gerekir. Vücudun gribe karşı antikor geliştirmesi aşı uygulandıktan sonra yaklaşık iki hafta olacağından, grip yayılmaya başlamadan önce aşı yaptırmak uygundur. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599">Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Artık Genetik Testlerle Hastalıklara Olan Yatkınlığınız Saptanabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/artik-genetik-testlerle-hastaliklara-olan-yatkinliginiz-saptanabiliyor-588075</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 10:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[çevresel]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Testler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[saptanabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[testlerle]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yatkın]]></category>
		<category><![CDATA[yatkınlığınız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588075</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik testler sayesinde artık bireylerin hangi hastalıklara yatkın olduğunu önceden belirlemek, buna göre yaşam tarzını şekillendirmek mümkün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artik-genetik-testlerle-hastaliklara-olan-yatkinliginiz-saptanabiliyor-588075">Artık Genetik Testlerle Hastalıklara Olan Yatkınlığınız Saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Genetik testler sayesinde artık bireylerin hangi hastalıklara yatkın olduğunu önceden belirlemek, buna göre yaşam tarzını şekillendirmek mümkün. “Genetik testlerle özellikle kanser, nörolojik hastalıklar, kalp-damar hastalıkları gibi pek çok sağlık sorununa karşı <strong>riskleri önceden belirleyebilir, bu sayede erken önlem alabiliriz</strong>&#8221; diyen Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı</strong>, genetik testlerin sağlıklı yaşlanma ve kronik hastalıkların önlenmesine katkı sağlayabileceğini söylüyor…</strong></em></p>
<p>Uzun yaşamın sırrı yalnızca genlerde değil; yaşam biçimimiz, beslenme alışkanlıklarımız ve çevresel koşullar da sağlıklı yaşlanmanın belirleyicileri arasında. Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerin artık bireyin gelecekteki hastalık riskini belirlemede çok güçlü bir araç haline geldiğini vurgulayarak, “Aslında doğduğumuz anda, ileride ortaya çıkabilecek hastalıklara karşı genetik yatkınlıklarımız belli. Bunları bilmek, hazırlıklı olabilmek açısından önemli” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Erken Uyarı Sistemi: Genetik Testler</strong></p>
<p>Kronik hastalıkların yalnızca bir kısmı genetik kökenli. Diğer kısmını çevresel faktörler ve yaşam tarzı oluşturuyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Genler, çevresel etkenlerle birleştiği zaman bu hastalıklar tetikleniyor ve ortaya çıkıyor. ‘Risk genlerimiz’ olduğu gibi ‘koruyucu genlerimiz’ de var aslında. Bu tip kronik multifaktöryel hastalıklarda genetik yapı tek başına yüzde yüz belirleyici olamıyor. Aynı şekilde çevresel faktörler de tek başına yeterli değil. Hastalığa göre genetik ve çevresel etkilerin oranı değişiyor. Yaşam tarzı, beslenme, stres düzeyi ve çevresel etkenler, genlerimizin nasıl çalıştığını önemli ölçüde etkiliyor” diyor. </p>
<p>Peki genetik testlerle özellikle hangi hastalıklara karşı yatkınlığımız tespit edilebiliyor? Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı’ya göre kalp-damar hastalıkları, kanserler, nörolojik, nöropsikiyatrik ve bağışıklık sistemiyle ilişkili multifaktöryel hastalıklarda genetik yatkınlık profilleri, yani genetik risk skorları belirlenebiliyor. Bu sayede kişiler, kendi genetik profillerini öğrenerek yaşam tarzlarını buna uygun şekilde düzenleyebiliyor ve risklerini azaltma yönünde bilinçli adımlar atabiliyor.</p>
<p>Erken tanı, başta kanserlerde hayati önem taşıyor. Sadece kanserde değil, genetik testlerle Alzheimer veya Parkinson gibi hastalıklara yatkınlık dahi tespit edilebiliyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “10 yıl sonra Alzheimer olma ihtimalinizi öğrendiğinizde bunu engelleyemezsiniz ama hayatınızı buna göre planlayabilirsiniz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Kimler Genetik Test Yaptırmalı?</strong></p>
<p>Henüz toplum genelinde tarama programları yaygın olmasa da, ailesinde birden fazla kanser, kalp-damar veya nörolojik hastalık bulunan bireyler için genetik testler öneriliyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, geleceğin tıbbının artık önleyici yaklaşıma odaklandığına dikkat çekiyor:</p>
<p>“Git gide önleyici tıp çok daha fazla ön planda olacak. Genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik, yapay zeka ve tıp iç içe geçmiş durumda. Yapay organlar, kişiye özel ilaçlar… Hepsi multidisipliner çalışmaların ürünü”…</p>
<p>Bugün özellikle kanserde “akıllı ilaçlar” devrim yarattı. Şu anda yüzlerce akıllı ilaç kullanıldığını belirten Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Moleküler biyoloji ve genetik sayesinde, kanser hücrelerinin hangi ilaçlarla yok edilebileceği belirlenip kişiye özel tedavi planlanması yapılabiliyor. Ayrıca, hangi tedaviye ya da ilaca yanıt verip vermeyeceğimiz de genlerimizden anlaşılabiliyor. Bu sayede hastalara hangi ilacın verileceği önceden belirlenebiliyor. Üstelik bu durum sadece kanser ilaçlarıyla sınırlı değil; bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler veya psikiyatrik ilaçlar için de benzer genetik belirteçler mevcut” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Sağlıklı Yaşlanmak 100 Yaşına Kadar Mümkün</strong></p>
<p>Gelişen teknolojiler ve ilerlemeler sayesinde yaşam süresi giderek uzuyor. Ancak burada asıl önemli olan, uzun değil, sağlıklı bir yaşam sürmek. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa, işte o zaman gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyerek, genetik testlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırmada da önemli bir rol oynayabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki 10 yıl içinde genetik araştırmaların ve testlerin kullanımının daha da yaygınlaşacağını belirterek şöyle devam ediyor: “Genetik testlerle hastalıklara yatkınlıkların daha erken yaşlarda belirlenmesi mümkün hale geliyor. Bu sayede birçok kronik hastalık, daha ortaya çıkmadan kontrol altına alınabilecek.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artik-genetik-testlerle-hastaliklara-olan-yatkinliginiz-saptanabiliyor-588075">Artık Genetik Testlerle Hastalıklara Olan Yatkınlığınız Saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdrar kaçırmayı azaltan 6 önemli kurala dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmayi-azaltan-6-onemli-kurala-dikkat-587229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 13:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[drar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırmayı]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kurala]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587229</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar kaçırma toplumda çoğu kişinin yaşam kalitesini derinden etkileyen, ancak konuşulmaktan çekinilen önemli bir sağlık sorunu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmayi-azaltan-6-onemli-kurala-dikkat-587229">İdrar kaçırmayı azaltan 6 önemli kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar kaçırma toplumda çoğu kişinin yaşam kalitesini derinden etkileyen, ancak konuşulmaktan çekinilen önemli bir sağlık sorunu. Genellikle 50 yaşından sonra görüldüğü düşünülen bu durum aslında hemen her yaştaki kişilerin kapısını çalabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan,</strong> tüm dünyada oldukça yaygın rastlanan idrar kaçırmanın görülme sıklığının ülkemizde de özellikle nüfusun yaşlanmasıyla birlikte daha da arttığını belirterek, “Öyle ki toplum bazlı çalışmalarda kadınların yüzde 9-43’ünde, erkeklerin ise yüzde 7-27’sinde idrar kaçırma sorununa rastlanmaktadır. Bu hastalık aile, sosyal ve iş hayatını olumsuz yönde etkileyebilecek şiddette olabilmektedir. Dolayısıyla, tedavisine erken başlanması, hastalığın daha kolay yöntemlerle kontrol altına alınması ve hastanın hayat kalitesinin artması için çok önemlidir. Günümüzde, idrar kaçırmanın tipine ve şiddetine göre başvurulan yöntemlerle sorun genellikle ortadan kalkmakta, bazı hastalarda ise en azından hayat kalitesi büyük oranda artmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Birkaç farklı türü mevcut</strong></p>
<p>İdrar kaçırma; hastanın kontrolünde olmadan veya idrar yapımı için uygun şartlar oluşmadan idrarın istemsiz olarak kaçması şeklinde tanımlanıyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen idrar kaçırmanın birkaç farklı türü bulunuyor. Ani idrar isteğiyle birlikte oluşan sıkıştırma tarzında idrar kaçırmanın yanı sıra karın içi basıncının arttığı durumlar olan öksürmek, hapşırmak ve yerden ağır bir cisim kaldırmakla gerçekleşen stres tipi idrar kaçırma en sık görülen tiplerini oluşturuyor. Bazı hastalarda bu iki mekanizmanın beraber görülebildiğini vurgulayan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, “Bunların dışında geçici bazı durumlara bağlı olan idrar kaçırma, nörolojik hastalıklara bağlı idrar kaçırma, fistüllere bağlı idrar kaçırma veya hastanın idrar yapamadığı için taşma tarzında idrar kaçırma tipleri de mevcuttur” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Pek çok sebep neden olabiliyor! </strong></p>
<p>İdrar kaçırmaya pek çok sebep yol açabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, en sık görülen etkenleri; “Doğumlar, yüksek bebek ağırlığı, menopoz, fazla kilo, geçirilmiş cerrahiler, üriner sistem enfeksiyonları, kullanılan bazı ilaçlar, depresyon, zihinsel fonksiyonlarda bozukluk, nörolojik rahatsızlıklar, kabızlık, sigara kullanımı ve genetik yatkınlık” olarak sıralıyor.  </p>
<p><strong>Tedaviyle kontrol sağlanabiliyor</strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın tedavisinde hedef hastayı tekrar idrar kontrolünü sağlayabilir hale getirmek ve buna bağlı olarak hayat kalitesini arttırıp, idrar kaçırmanın getirdiği ek problemlerden kurtarmak. Tedavi, idrar kaçırmanın tipine, hastanın yaşına, eşlik eden diğer hastalıklarına, genel sağlık durumuna ve altta yatan bir sebep olup olmamasına bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan,<strong> </strong>idrar kaçırmanın tıbben çözülebilir bir hastalık olduğuna işaret ederek, “Son yıllarda gelişen tedavi yöntemleri ve yaşam alışkanlıklarında alınan önlemler sayesinde hastaların büyük bir kısmında kontrol tamamen sağlanabilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>İdrar kaçırmayı azaltan 6 önemli kural! </strong></p>
<p>İdrar kaçırma tedavisinden başarılı sonuç alınmasında altta yatan etkenin tespit edilmesi kritik bir rol üstleniyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, idrar kaçırmanın altında idrar yolu enfeksiyonu, mesane tümörleri, prostat hastalıkları, üreter veya mesane taşları gibi bir patoloji saptanırsa, öncelikle bu sorunun tedavi edilmesi gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Burak Özkan,<strong> </strong>yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan düzenlemelerin de son derece önemli olduğunu belirterek, dikkat edilmesi gereken 6 önemli kuralı, “Kilo verilmesi,  idrar kontrol mekanizmalarını güçlendiren pelvik taban egzersizlerinin yapılması, orta seviyede egzersiz programlarının uygulanması, tetikleyici faktörler  olan kahve ile çay tüketiminin sınırlandırılması ve sigaranın bırakılması, içilen sıvı miktarının ayarlanması ve kabızlık sorununun giderilmesi için beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi” olarak sıralıyor.  Prof. Dr. Burak Özkan, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra idrar kaçırmanın tipine ve şiddetine göre ilaç tedavisine, girişimsel yöntemlere veya cerrahi müdahaleye de başvurulabildiğini sözlerine ekliyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmayi-azaltan-6-onemli-kurala-dikkat-587229">İdrar kaçırmayı azaltan 6 önemli kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Garanti BBVA Emeklilik Meme Kanseri Farkındalık Ayında Kritik Kadın Hastalıkları Sigortası&#8217;nın Önemini Vurguluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/garanti-bbva-emeklilik-meme-kanseri-farkindalik-ayinda-kritik-kadin-hastaliklari-sigortasinin-onemini-vurguluyor-585862</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 13:40:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ayında]]></category>
		<category><![CDATA[bbva]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[garanti]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585862</guid>

					<description><![CDATA[<p>Garanti BBVA Emeklilik, kadınlara yönelik geliştirdiği Kritik Kadın Hastalıkları Sigortası ile uzun ve masraflı tedavi süreçlerine karşı finansal güvence sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/garanti-bbva-emeklilik-meme-kanseri-farkindalik-ayinda-kritik-kadin-hastaliklari-sigortasinin-onemini-vurguluyor-585862">Garanti BBVA Emeklilik Meme Kanseri Farkındalık Ayında Kritik Kadın Hastalıkları Sigortası&#8217;nın Önemini Vurguluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Garanti BBVA Emeklilik, kadınlara yönelik geliştirdiği Kritik Kadın Hastalıkları Sigortası ile uzun ve masraflı tedavi süreçlerine karşı finansal güvence sağlıyor. Ürün, jinekolojik kanser türleri, meme kanseri, tiroit kanseri, kaza ve hastalık sonucu oluşabilecek maluliyet ve yaşam kaybı risklerine karşı kadınları ve sevdiklerini teminat altına alıyor. Garanti BBVA Mobil uygulaması üzerinden hızla ve kolaylıkla poliçe başlatılabiliyor. </p>
<p><strong>Garanti BBVA Emeklilik Genel Müdürü Gökhan Koca, </strong>“Müşterilerimizin hayatlarının her aşamasında yanında olmayı önemsiyoruz. Daha çok kadının, tedavisi uzun ve masraflı hastalıklara karşı finansal güvenceye sahip olması için çözümler geliştiriyoruz. Sigorta ürünlerimizi, Kritik Kadın Hastalıkları Sigortası’nda olduğu gibi, müşterilerimizin özel ihtiyaçlarına göre kişiselleştiriyoruz. Böylelikle sunduğumuz faydalar, ihtiyaçlarla birebir örtüşüyor. Örneğin bu ürünümüzde müşterilerimize yılda bir kez meme ultrasonu veya mamografi ve mamografi sonucu doktor kontrolü hakkı tanıyoruz. Hastalık durumunda ise tüm süreçlerde yanlarında olmaya devam ediyoruz. Meme kanseri konusunda toplumsal farkındalığın artmasını ve erken tanının öneminin vurgulanmasını çok değerli buluyoruz. Bu nedenle meme kanseri gibi hastalıklara dikkat çeken ve erken tanı için düzenli tetkiki teşvik eden uygulamalarımıza devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Sigorta, kadınların farkındalık ve erken teşhis için gerekli bazı  ihtiyaçlarını destekleyen ek avantajlar da sunuyor. Yılda bir kez olmak üzere ücretsiz meme ultrasonu veya mamografi ile mamografi sonucu doktor değerlendirmesi ve diş bakım paketi sigorta kapsamında yer alıyor. Ayrıca, 449 TL’den başlayan peşin ödeme veya kredi kartı ile 9 taksite kadar ayda yalnızca 50 TL’den başlayan taksit seçenekleriyle uygun maliyetli bir güvence sağlanıyor. Sigortadan faydalananlar ortalama %27 oranında vergi avantajından da yararlanabiliyor.</p>
<p><strong>1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı’na Özel Kampanya</strong></p>
<p>Şirket, Meme Kanseri Farkındalık Ayı’na özel olarak bu konuda farkındalığı artırmak ve daha çok kadını bilinçlendirmek amacıyla ürününü daha cazip hale getiriyor. , 31 Ekim’e kadar Garanti BBVA Mobil üzerinden sigorta başlatan müşteriler, 500 TL değerinde Rossman hediye çeki kazanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/garanti-bbva-emeklilik-meme-kanseri-farkindalik-ayinda-kritik-kadin-hastaliklari-sigortasinin-onemini-vurguluyor-585862">Garanti BBVA Emeklilik Meme Kanseri Farkındalık Ayında Kritik Kadın Hastalıkları Sigortası&#8217;nın Önemini Vurguluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopoz bir hastalık değil, geçici bir adaptasyon süreci! Bu dönemde ruhsal değişimlerle başa çıkmak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopoz-bir-hastalik-degil-gecici-bir-adaptasyon-sureci-bu-donemde-ruhsal-degisimlerle-basa-cikmak-mumkun-585042</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 15:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azalma]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[Değişimle]]></category>
		<category><![CDATA[dönemde]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585042</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, menopoz döneminde kadınların yaşadığı biyolojik ve psikososyal değişimlerin ruhsal etkileri hakkında bilgi verdi ve bu dönemde psikolojik sağlığı korumak için uygulanabilecek stratejilerden bahsetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-bir-hastalik-degil-gecici-bir-adaptasyon-sureci-bu-donemde-ruhsal-degisimlerle-basa-cikmak-mumkun-585042">Menopoz bir hastalık değil, geçici bir adaptasyon süreci! Bu dönemde ruhsal değişimlerle başa çıkmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, menopoz döneminde kadınların yaşadığı biyolojik ve psikososyal değişimlerin ruhsal etkileri hakkında bilgi verdi ve bu dönemde psikolojik sağlığı korumak için uygulanabilecek stratejilerden bahsetti. </p>
<p><strong>Menopozdaki ruhsal değişikliklerin temelinde hormonlardaki azalma var!</strong></p>
<p>Menopozun, kadınların hayatında biyolojik bir dönüm noktası olmakla birlikte, kimliğini, ilişkilerini ve duygusal dengeyi derinden etkileyen bir geçiş süreci olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu süreçte yaşanan ruhsal değişikliklerin temelinde östrojen ve progesteron hormonlarındaki azalma yatar.” dedi.</p>
<p>Östrojenin, yalnızca üreme fonksiyonlarında değil, serotonin ve dopamin gibi mutluluk ve motivasyonla ilişkili nörotransmitterlerin düzenlenmesinde de kritik rol oynadığını aktaran Erol, “Bu nedenle hormon seviyelerindeki dalgalanmalar, beynin duygulardan sorumlu kısımlarını etkileyerek kadında öfke, huzursuzluk, kaygı, isteksizlik ya da enerji düşüklüğü gibi belirtilere yol açabilir. Bazı kadınlarda bu değişiklikler depresif bir tabloya benzeyebilir, ancak her zaman klinik depresyon anlamına gelmez. Çoğu zaman biyolojik ve psikososyal faktörlerin birlikte şekillendirdiği geçici bir adaptasyon sürecidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ruhsal değişimler fizyolojik belirtilerle birlikte seyreder! </strong></p>
<p>Menopoz dönemindeki ruhsal belirtileri yaşla ilişkili diğer psikolojik sorunlardan ayırmanın zor olabileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yaşlanma süreciyle birlikte gelen stres, kaygı ya da yaşam doyumundaki azalma, menopozla karışabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak menopozda görülen duygusal değişimlerin karakteristik farkına değinen Erol, şunları söyledi: </p>
<p>“Değişimler, ani duygudurum dalgalanmaları ve sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku bozuklukları, libido azalması gibi fizyolojik belirtilerle birlikte seyreder. Yani burada bir ‘biyolojik tetikleyici’ vardır. Buna karşın yaşa bağlı psikolojik sorunlarda daha çok çocukların evden ayrılması, ebeveyn kaybı, kariyer doyumsuzluğu gibi yaşam olaylarının etkisi ön plandadır. Klinik gözlemde her iki süreç birbiriyle iç içe geçebilir. Dolayısıyla iyi bir değerlendirme hem hormonal hem de psikososyal değişkenleri birlikte ele almalı.”</p>
<p><strong>Menopoz, insan doğasının bir parçası olan doğal bir biyopsikososyal süreç… </strong></p>
<p>Kadınların menopoz sürecinde genellikle öfke, tahammülsüzlük, duygusal kırılganlık, uykuya dalmada güçlük, kaygı ve bazen bedensel yakınmalarla kendini gösteren bir ruhsal dönüşüm yaşadıklarını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu belirtiler, kadının yalnızca hormon düzeyindeki değişikliklere değil, aynı zamanda toplumsal rollerdeki dönüşüme de verdiği bir tepkidir.” dedi.</p>
<p>Bu ruhsal değişikliklerin tümünün hastalık olmadığına işaret eden Erol, “Aslında menopoz, insan doğasının bir parçası olan doğal bir biyopsikososyal süreçtir. Ancak belirtiler kadının günlük işlevselliğini bozmaya, sosyal ilişkilerini zedelemeye veya yoğun anksiyete depresyon belirtilerine dönüşmeye başladığında profesyonel destek gerekebilir. Psikoterapi, bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ya da psikodinamik yönelimli terapi yöntemleri, bu dönemde kadının kendini yeniden tanımlamasına, bedenindeki değişimle barışmasına ve duygusal dayanıklılığını güçlendirmesine yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Menopozun bir son değil, farklı bir yaşam evresinin başlangıcı olduğu kabul edilmeli! </strong></p>
<p>Kadınların menopoz döneminde psikolojik sağlıklarını korumak için bazı yöntemler geliştirebileceklerini aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Öncelikle bu sürecin bir son değil, farklı bir yaşam evresinin başlangıcı olduğunu kabul etmek önemli. Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme ve uyku düzeni, östrojenin azalmasıyla zayıflayan nörokimyasal dengeyi destekler. Sosyal bağlantıların sürdürülmesi, arkadaş gruplarıyla paylaşımda bulunmak ve duygularını bastırmak yerine ifade edebilmek psikolojik dayanıklılığı artırır. Mindfulness, yoga, nefes egzersizleri gibi farkındalık temelli uygulamalar hem stres yanıtını düzenler hem de kadının bedenine yeniden güven duymasını sağlar. Gerektiğinde profesyonel bir destek almak bu sürecin daha rahat atlatılmasını sağlayacaktır.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-bir-hastalik-degil-gecici-bir-adaptasyon-sureci-bu-donemde-ruhsal-degisimlerle-basa-cikmak-mumkun-585042">Menopoz bir hastalık değil, geçici bir adaptasyon süreci! Bu dönemde ruhsal değişimlerle başa çıkmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 15:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozda]]></category>
		<category><![CDATA[östrojen]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861">Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor. Erken menopozda bazı önlemlerin alınması gerektiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, erken menopozda östrojen tedavisinin önemine dikkat çekti. Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece erken menopozda olan tüm kadınların osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır” diye konuştu.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Menopoz Topluluğu (IMS) tarafından tüm dünyadaki kadınların menopozla ilgili bilinçlendirilmesini sağlamak ve farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 18 Ekim Dünya Menopoz Günü olarak kutlanıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, Dünya Menopoz Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada erken menopoz ve bu dönemde alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopozda adet görülebilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozda tanı koymak için adet görmemenin şart olmadığını belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta (ölçüm laboratuvarı tarafından tanımlandığı şekilde) olması durumudur. Erken menopoz, yaşamı değiştiren bir tanıdır. Erken menopoz tanısı koymak için adet görmemek şart değildir. Erken menopozda sıklıkla aralıklı yumurtalık fonksiyonu ve kendiliğinden adet görme, ilk başvurularından yıllar sonra bile görülebilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için travmatik olabiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, kadınların tanı konulduktan sonraki ilk saatlerdeki duygusal durumlarını tanımlamak için kullandıkları en yaygın kelimelerin &#8220;yıkılmış&#8221;, &#8220;şokta&#8221; ve &#8220;kafası karışmış&#8221; olduğunu söyledi. Doç. Dr. Sivri Aydın, “Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için duygusal olarak travmatiktir çünkü aile kurma konusundaki yaşam planlarını, umutlarını ve hayallerini altüst eder. Erken menopozlu kadınlar, depresyon ve anksiyete bozuklukları geliştirebilirler” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Adet fonksiyonunda değişiklik ve ateş basması görülebilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozun belirtilerine değinen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, adet fonksiyonunda değişiklik (uzun aralıklarla adet görme veya hiç adet görmeme) ve ateş basması ve vajinal kuruluk gibi östrojen eksikliği semptomlarıyla karakterizedir. Ancak aralıklı yumurtalık fonksiyonu, bu kadınların yaklaşık yüzde 50 ila yüzde 75&#8217;inde görüldüğünden ateş basması, terleme veya vajinal kuruluk olmaması, adet düzensizliği olan bir kadında erken menopoz tanısını düşünmekten alıkoymamalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen replasman tedavisi koruyucu etkiye sahip</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Östrojen replasman tedavisi almayan erken menopozlu kadınların bir dizi semptom ve eşlik eden hastalık açısından daha yüksek risk altında olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bazı kadınlarda vazomotor semptomlar dediğimiz ateş basması, terleme, sıkıntı hissi, anormal adet döngülerinin gelişmesinden önce başlayabilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozun kemik kaybı ve osteoporoz için önemli bir risk faktörü olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bu kadınlarda ayrıca osteoporotik kırık sıklığının daha yüksek olduğunu belirtti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopoz döneminin önlem alınmaması halinde kadın sağlığı açısından bazı sorunlara yol açabileceğini ifade eden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Adet görmeme ve derin östrojen eksikliğinin ilerlemesiyle atrofik vajinit ve ilişki sırasında ağrı semptomları (östrojen yerine konmazsa) belirginleşir. Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir. Erken menopoz, artmış kardiyovasküler morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. Erken menopozlu kadınlarda meme kanseri riski artmış olabilir. Bazı çalışmalar erken menopozlu kadınların demans ve bilişsel gerileme açısından daha yüksek risk altında olduğunu göstermektedir” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz için risk faktörlerine dikkat!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Olası erken menopozlu bir kadının tıbbi öyküsünün altta yatan etiyoloji hakkında ipuçları sağlayabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Daha önce yumurtalık ameliyatı, kemoterapi veya radyasyon tedavisi geçirmiş olmak, hipotiroidizm veya Graves hastalığı, primer adrenal yetmezlik, vitiligo, miyastenia gravis, hipoparatiroidizm, tekrarlayan mukokutanöz kandidiyazis veya tip 1 diyabet tek başına veya kombinasyon halinde kişisel veya ailesel otoimmün hastalık öyküsü, ailede (anne ve kız kardeşte) erken menopoz öyküsü, Turner Sendromu, Fragile X gibi bazı kromozomal bozukluklar erken menopoz riskini arttırabilir. Sigara kullanımı, menopoz başlangıcını 1-2 yıl öne alabilir. Vakaların yaklaşık yüzde 10&#8217;u aileseldir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopozda östrojenin yararlı etkisinden yoksun kalınıyor </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozda östrojenin azalmasının uzun süre etkileri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, östrojen hormonunun koruyucu etkisinden uzun süre yoksun kalmak anlamına gelir. Bunun uzun vadeli etkileri; kemik erimesi (osteoporoz), kalp-damar hastalıkları, bilişsel fonksiyonlarda azalma, demans riski artışıdır, vajinal kuruluk ve libido kaybı gibi cinsel sağlık sorunları olarak sıralanabilir. Depresyon, kaygı ve benlik saygısında düşüş gibi durumlar da ortaya çıkabilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen tedavisi alınmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece, erken menopozda olan tüm kadınların, osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Ayrıca östrojen tedavisi cinsel sağlığı ve yaşam kalitesini korumak ve gerekirse menopozun genitoüriner sendromunu (vajinal östrojenle) tedavi etmek için önemlidir. Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır. Bazı kadınların sistemik östrojene ek olarak vajinal östrojene ihtiyacı olabilir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hormon tedavisine en kısa zamanda başlanmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hormon replasman tedavisine, erken menopoz tanısı konduktan sonra mümkün olan en kısa sürede başlanması ve ortalama menopoz yaşına (ortalama 51) kadar devam edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “İstisnai olarak ailesinde meme kanseri öyküsü olan erken menopozlu kadınlarda 45 yaşında hormon replasmanının durdurulması önerilir. Bu süreçte hormon tedavisi, vücudu doğal hormonal dengeye yakın tutarak kemik ve kalp sağlığını korur. Hormon tedavisi, tek başına yeterli değildir. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, stres yönetimi ve kaliteli uyku, tedaviyi destekleyen ve yaşam kalitesini artıran temel taşlardır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yumurta veya embriyo dondurma seçenek olabilir</span></b> </span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurmanın bir seçenek olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bu kadınlar tedavi olmaksızın gebe kalsa da gebelik oranları çok düşüktür. (Yüzde 5 ila yüzde 10) Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurma bir seçenek olabilir. Bu kadınlar genellikle yaklaşan veya teşhis edilen erken menopoz sırasında yumurta dondurma olasılığını sorarlar. Yumurta dondurma, yumurtalık fonksiyonları azalmadan önce erken menopoz için bilinen genetik riski olan kadınlarda (örneğin Turner mozaiği) erken menopoz gelişmeden yapılabilir ancak yumurtalıkta kalan oosit sayısının azlığı nedeniyle erken menopoz teşhisi sırasında faydalı olma olasılığı daha düşüktür” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yalnız değilsiniz!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken menopoz zorlu bir süreç olabilir ancak yalnız değilsiniz. Bu konuda deneyimli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile iş birliği içinde olmak ve gerekirse psikolojik destek almak, süreci sağlıklı ve güçlü bir şekilde yönetmenize yardımcı olacaktır.”</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861">Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 17:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, erken tanı sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, düzenli taramaların erken teşhiste hayat kurtardığını vurgulayarak, “Erken evrede yakalanan hastalarda 5 ila 10 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerinde.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297">Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, erken tanı sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, düzenli taramaların erken teşhiste hayat kurtardığını vurgulayarak, “Erken evrede yakalanan hastalarda 5 ila 10 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerinde. Bu, birçok kanser türü için ulaşılması zor bir başarı. Bu oran yalnızca yaşam süresinin uzadığını değil, erken evrede tanı alan pek çok hastanın tamamen iyileşebildiğini de gösteriyor. Geç tanılarda ise yaşam süresi ciddi şekilde kısalıyor. Bu yüzden erken teşhise yönelik tarama programları, meme kanseriyle mücadelede en etkili silahımız” dedi. Dr. Raşa, meme kanseriyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.</strong></p>
<p><strong>Meme kanserinin erken teşhis edilmesiyle geç teşhis edilmesi arasında, hayatta kalma oranları açısından büyük bir fark var mı?</strong></p>
<p>Meme kanseri erken evrede teşhis edildiğinde hastalık genellikle memede veya koltuk altı lenf bezlerinde sınırlı olur. Bu aşamada tedaviye verilen yanıt çok yüksektir ve 5–10 yıllık sağ kalım oranı çoğu zaman yüzde 90’ın üzerindedir. Ancak hastalık geç fark edildiğinde, yani uzak organlara yayıldığında, yaşam süresi genellikle birkaç yıl ya da aylarla sınırlı kalır. Bu dönemde tedavinin amacı hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini korumaktır. Erken tanı sayesinde eskiden ölümcül kabul edilen meme kanserini artık yaşamı tehdit eden bir durumdan çok, hipertansiyon ya da diyabet gibi kontrol edilebilen kronik bir hastalık olarak görebiliriz.</p>
<p><strong>Meme kanseri erkeklerde de görülebilir mi? </strong></p>
<p>Meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 1’i erkeklerde görülür ve bu vakalar kadınlardakine göre daha sık kalıtsal kökenlidir. Ailesinde birden fazla kadında meme kanseri bulunan erkekler de mutlaka muayene edilmeli ve ultrasonografiyle kontrol edilmeli. Erkeklerde meme dokusu az olduğundan hastalık genellikle ele gelen bir kitleyle fark edilir. Şüpheli bulgu varsa ultrasonografi ve kalın iğne biyopsisiyle tanı konur. Bu nedenle, kalıtsal meme kanseri öyküsü bulunan erkeklerin 40 yaşından sonra en az bir kez meme muayenesi yaptırması ve bir meme merkezine başvurması önerilir.</p>
<p><strong>Meme kanseri tedavisi doğurganlığı etkiler mi? </strong></p>
<p>Meme kanseri tedavisinde ilk adım genellikle ameliyattır. Bazı hastalar ek olarak kemoterapi ve anti-hormon tedavisi alırken, memesi korunan hastalara radyoterapi uygulanır. Bu tedaviler esnasında hastanın doğurganlığı olumsuz etkilenebilir, özellikle kemoterapi ve uzun süreli anti-hormon tedavileri bu riski artırır. Bu nedenle doğurganlık çağındaki kadınlarda tedaviye başlamadan önce bu konunun mutlaka değerlendirilmesi, hastanın tüp bebek ünitesinde görevli kadın doğum uzmanlarıyla görüşmesi ve doğurganlığını korumak istiyorsa yumurta dondurma gibi seçenekleri önceden planlaması önerilir.</p>
<p><strong>Hastalık tedavi edildikten sonra tamamen yok olur mu yoksa vücudun bir yerinde gizli kalmaya devam eder mi? </strong></p>
<p>Kuramsal olarak, bir hastalık ya da doku vücudun başka bir bölgesine yayılma potansiyeline sahipse —yani metastaz yapabiliyorsa— o hastalığa kanser denir. Bu sebeple kanserler vücudun farklı bölgelerine yayılabilir. Tanı sonrası hastalığın başka bir organa gidip gitmediği ise PET-BT gibi görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilir. Ancak meme kanseri gibi yavaş ilerleyen kanserlerde, hastalık tedaviden 10, 15 hatta 20 yıl sonra bile memede ya da uzak organlarda yeniden ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Meme kanseri vücudun ilk olarak hangi bölgelerine sıçrama eğilimindedir?</strong></p>
<p>Tüm kanserlerin temelde iki yayılım yolu vardır. İlki, kan damarları aracılığıyla vücudun uzak organlarına yayılımdır. Tümörler en sık akciğer, karaciğer ve kemiklere yayılmayı tercih etse de teorik olarak her organa metastaz yapabilir. İkinci yol ise lenf damarları aracılığıyla gerçekleşir. Meme ve tiroid gibi endokrin kökenli kanserler genellikle önce lenf yoluyla yayılmayı tercih eder. Tabii zamanla kan dolaşımıyla uzak organlara da metastaz yapabilirler. Dolayısıyla meme kanserinde ilk olarak koltuk altındaki lenf bezlerine bakılır çünkü kanserin yayılmaya başlayıp başlamadığını gösteren en erken ve en önemli bölgedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297">Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genetiğinizin &#8220;Check-Up&#8221;ı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genetiginizin-check-upi-584233</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 10:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[check-up]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[genetiğinizin]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Testler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Kişiye Özel]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıp giderek hastalıkları önlemeye doğru evriliyor. Sağlığın korunması için hastalıkların oluşumunu engelleyecek ya da geciktirecek yeni yöntemler geliştiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genetiginizin-check-upi-584233">Genetiğinizin &#8220;Check-Up&#8221;ı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tıp giderek hastalıkları önlemeye doğru evriliyor. Sağlığın korunması için hastalıkların oluşumunu engelleyecek ya da geciktirecek yeni yöntemler geliştiriliyor. Tıbbın bu dönüşümünde genetik bilim alanındaki yeni gelişmeler sayesinde oluşturulan genetik testler önemli bir rol oynuyor. <strong>Bu testler </strong>sadece kalıtsal hastalık risklerini göstermekle kalmayıp, beslenmeden egzersize, cilt sağlığından ilaç kullanımına kadar kişiye özel yaşam planlarının oluşturulmasını mümkün kılıyor. Örneğin genetik testlerle diyabet riskinin yüksek olduğu saptanan bir kişi, beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını genetik yapısına göre düzenleyerek hastalığın hiç gelişmemesini sağlayabiliyor. Bu da modern tıbbın yönünü tedaviden önlemeye, yani koruyucu ve kişiselleştirilmiş sağlık yönetimine çeviriyor.<strong> Acıbadem Life Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt, </strong>genetik testlerin sağlık yönetimindeki etkisini anlatıyor.</p>
<p><strong>Gluten hassasiyeti sandığınız… </strong></p>
<p>Genetik testler yalnızca kalıtsal hastalık risklerini göstermekle kalmıyor, bireyin yaşam tarzı seçimlerine de yön verebiliyor. <strong>Acıbadem Life Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, genetik check-up testlerinin kanser, kalp ve nörolojik hastalıklar gibi ileri yaşlarda ortaya çıkan pek çok rahatsızlık için önemli ipuçları sunduğunu belirterek “Genetik testler sayesinde bir hastalığa yatkınlığımız olup olmadığını, toplumdaki diğer bireylere göre riskimizin artmış olup olmadığını öğrenebiliyoruz. Bu da bize o hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran çevresel risk faktörlerinden uzak durma fırsatı veriyor. Yatkınlığımız olan bir hastalığa hiç yakalanmayabileceğimiz gibi, en kötü ihtimalle başlangıcını yıllarca ertelemek mümkün. Bu da tedavi seçeneklerinin çok daha etkili olabileceği bir döneme ulaşmamızı sağlıyor” diyor.</p>
<p>Ancak her popüler sağlık trendinin herkese uygun olmadığını da hatırlatan <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Genetik yapımız farklı olduğu için herkes için en doğru diyet veya egzersiz aynı değildir. Örneğin bazı kişilerde gluten değil, farklı karbonhidrat türleri sorun yaratabilir” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Hangi genetik test hangi bilgiyi verir?</strong></p>
<p>Genetik testlerin, vücudun besinlere, egzersize ve çevresel etkenlere nasıl tepki verdiğini anlamada önemli ipuçları sunduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bu testler sayesinde kişinin metabolizma hızı, besinleri işleme kapasitesi, kafein ya da karbonhidrat duyarlılığı gibi özellikleri ortaya konulabiliyor. Bu bilgiler ışığında beslenme, egzersiz, cilt bakım planları kişiye özel hale getiriliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Makro Besin Metabolizması Testi : </strong>Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasının genetik olarak nasıl çalıştığını gösterir; kişiye özel beslenme planı oluşturulmasına rehberlik eder.</li>
<li><strong>Vitamin ve Mineral Emilim Testi: </strong>Vitamin ve mineral ihtiyaçlarını ortaya koyar. Örneğin MTHFR gen mutasyonu olan bireylerde folik asit desteği önerilir ve damar sağlığı ile gebelik planlaması desteklenir.</li>
<li><strong>Kas Lifi ve Tendon Yapısı Testi: </strong>Hangi spor türlerine yatkın olduğunuzu ve travmalara karşı hassasiyetinizi gösterir. Antrenman türü ve yoğunluğu kişiye özel planlanabilir.</li>
<li><strong>Yağ Yakımı ve Enerji Kullanımı Testi:</strong> Genetik olarak düşük yağ yakımı olan bireylerde HIIT gibi özel egzersiz programlarıyla metabolizma verimliliği artırılabilir.</li>
<li><strong>UV Hassasiyeti Testi:</strong> Güneşe karşı duyarlılığı belirler; UV’ye hassasiyeti yüksek olan bireylerde daha güçlü SPF içeren ürünler önerilir, cilt kanseri riskine karşı önlem alınabilir.</li>
<li><strong>Kollajen Yıkımı ve Antioksidan Kapasite Testi:</strong> Kollajen kaybı hızlı olan bireylerde erken dönemde kollajen destekli ürün kullanımı; antioksidan kapasitesi düşük olanlarda C ve E vitamini takviyeleri önerilir.</li>
</ul>
<p><strong>Bir beden herkese uymaz</strong></p>
<p>Genetik biliminin ilerlemesiyle birlikte tıpta “bir beden herkese uyar” yaklaşımının yerini kişiselleştirilmiş sağlık yönetimine bıraktığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Artık bireylerin genetik yapısına göre yaşam tarzı, tarama programları ve tedavi yöntemleri planlanabiliyor. Bu sayede hem hastalıklar ortaya çıkmadan önce önlem alınabiliyor hem de olası hastalıklar erken evrede yakalanarak tedavi başarısı artırılıyor. Örneğin, ulusal kanser tarama programları genellikle yaşa göre belirlenirken, genetik testler meme, yumurtalık veya prostat kanseri gibi hastalıklarda riskin daha erken yaşta başlayabileceğini göstererek kişiye özel tarama planlarının oluşturulmasını sağlıyor. Aynı şekilde, diyabet ya da bazı nörolojik ve göz hastalıklarının genetik kökeninin anlaşılması da tedavi yöntemini tamamen değiştirebiliyor. Örneğin, genetik testlerle saptanan MODY diyabet tipinde sadece beslenme düzenlemesi ve egzersizle hastalık kontrol altına alınabilirken, bazı genetik tiplerde ilaç tedavisi gerekebiliyor. Bu da genetik testlerin yalnızca bir tanı aracı değil, bireye özgü sağlık yönetiminde yol gösterici bir rehber olduğunu ortaya koyuyor” diyor. </p>
<p><strong>Bir genetik test ile tüm sağlık geleceğiniz</strong></p>
<p>Gelecekte genetik testlerin erken teşhisten sağlıklı yaşlanmaya kadar birçok alanda tıbbın sınırlarını yeniden tanımlayacağının altını çizen <strong>Acıbadem Life Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Yapay zekâ destekli analizler ve hızla ilerleyen genetik teknolojiler sayesinde artık yalnızca hastalık risklerini değil, yaşlanma süreçlerini de kişiye özel olarak yönetmek mümkün hale geliyor. İnsan ömrünün uzamasıyla birlikte Alzheimer, demans ve kanser gibi hastalıkların tamamen kontrol altına alınabileceği bir döneme yaklaşıyoruz. Genetik testlerin maliyetlerinin düşmesi ve erişilebilirliğinin artması ise bu bilgilerin herkes için ulaşılabilir olmasını sağlıyor. Yakın gelecekte her bireyin bir kez yaptıracağı genetik testle kendi risk haritasını öğrenip, yaşam boyu sağlığını kişisel düzeyde yönetmesi tıbbın yeni standardı haline gelecek” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genetiginizin-check-upi-584233">Genetiğinizin &#8220;Check-Up&#8221;ı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>COVID-19’un Yeni Tehdidi: “Frankenstein Varyantı” Endişesi Büyüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/covid-19un-yeni-tehdidi-frankenstein-varyanti-endisesi-buyuyor-582319</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 19:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[endişesi]]></category>
		<category><![CDATA[frankenstein]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ön]]></category>
		<category><![CDATA[tehdidi]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<category><![CDATA[varyant]]></category>
		<category><![CDATA[varyantı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde son dönemde gündeme oturan yeni Covid-19 varyantı “Frankenstein Varyantı”, uzmanların dikkatini çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/covid-19un-yeni-tehdidi-frankenstein-varyanti-endisesi-buyuyor-582319">COVID-19’un Yeni Tehdidi: “Frankenstein Varyantı” Endişesi Büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Frankenstein Varyantı, birden fazla Covid-19 alt varyantının birleşimiyle ortaya çıkan hibrit bir tür olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Bu durum, bağışıklık sistemini daha kolay yanıltabilen ve mevcut bağışıklığı kısmen aşabilen bir özellik kazandırıyor. Uzmanlar varyantın adının farklı mutasyonları bir araya getirmesinden dolayı halk arasında “Frankenstein” olarak anıldığını söylüyor.</p>
<p><strong>BELİRTİLER KLASİK COVİD-19’DAN FARKLI MI?</strong></p>
<p>Frankenstein Varyantı’nda en sık görülen belirtiler arasında boğaz ağrısı, burun akıntısı, baş ağrısı ve yorgunluk bulunuyor. Bazı vakalarda tat ve koku kaybı daha az görülürken, mide bulantısı ve sindirim sistemi problemleri ön plana çıkabiliyor.</p>
<p>Toplu taşıma, kalabalık ortamlar ve kapalı alanlarda maske kullanımı yeniden önerilirken, el hijyenine özen göstermek ve hastalık belirtileri olduğunda kalabalıktan uzak durmak bulaş zincirini kırmada kritik rol oynuyor.</p>
<p>Uzmanlar özellikle kış aylarında maske ve hijyenin grip, RSV ve diğer solunum yolu hastalıklarına karşı da koruyucu olacağını vurguluyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE FRANKENSTEİN VARYANTI İÇİN DURUM</strong></p>
<p>Son günlerde varyantın görüldüğü ülkeler arasında Türkiye’de yer alıyor. Sağlık otoriteleri gelişmeleri yakından takip ederken, toplumun bilinçli davranması ve kişisel korunma önlemlerini alması gerektiği ifade ediliyor.</p>
<p>“Kişiler hafif grip benzeri semptomlar ya da yalnızca halsizlik yaşayabiliyor. Bu nedenle test yapılmadığında COVID-19 olduğu anlaşılmayabiliyor” diyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji hekimi Uzm. Dr. Deniz Dazkır, bu durumun bulaşma riskini artırdığını belirtti. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, yaşlılar ve kronik hastalıkları bulunan bireyler Frankenstein Varyantı’ndan daha fazla etkilenebiliyor. Uzm. Dr. Deniz Dazkır, “Risk gruplarında ağır seyir ihtimali daha yüksek olduğu için maske ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Frankenstein Varyantı’nın mevcut aşıların koruyuculuğunu kısmen aşabildiği ancak yine de ciddi hastalık ve ölüm riskini belirgin şekilde azalttığı ifade ediliyor. “Aşıların tamamen etkisiz olduğu düşüncesi yanlış. Güncellenmiş aşıların varyant üzerinde daha güçlü koruma sağladığı biliniyor” diyen Dr. Dazkır, aşılamanın devam etmesinin önemine dikkat çekerek, &#8220;Frankenstein Varyantı diğer varyantlardan farklı gibi görünse de korunma yöntemleri aynı. Maske, hijyen, sosyal mesafe ve güncel aşılar halen en etkili yöntemler arasında” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/covid-19un-yeni-tehdidi-frankenstein-varyanti-endisesi-buyuyor-582319">COVID-19’un Yeni Tehdidi: “Frankenstein Varyantı” Endişesi Büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 12:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farklılıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[olabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[topçuoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olan Alzheimer hastalığında beyin hücre ölümünün çok hızlı ve erken olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda ortaya çıkan birtakım değişikliklerin iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953">Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olan Alzheimer hastalığında beyin hücre ölümünün çok hızlı ve erken olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda ortaya çıkan birtakım değişikliklerin iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi gibi belirtiler mutlaka dikkate alınmalı ve uzmana başvurulmalı” uyarısında bulundu. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada hastalığın ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin hücre ölümü, çok hızlı ve erken gerçekleşiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olduğunu belirten   </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, “Alzheimer hastalığı, henüz nedeni tam aydınlatılamayan şekilde beyin hücrelerinin programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle olmaktadır. Yaşla beraber her kişide beyin hücre ölümü olmaktadır ama Alzheimer hastalığında bu süreç çok hızlı ve erken olmaktadır. Hücre ölümüyle birlikte beyin yavaş büzüşmeye başlar ve küçülür. Alzheimer hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu değil, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu belirtiler göz ardı edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer belirtilerinden bahseden </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi önemli belirtiler arasındadır. Eşyaları yanlış yere koyma ve sonrasında koyduğu yeri bulamama, muhakeme yeteneğinin bozulması, iş hayatından ve sosyal aktivitelerden kaçınma, duygudurum ve kişilik değişiklikleri de diğer belirtiler arasında sıralanabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mekânsal ilişkiyi anlamada güçlük çekilebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, g</span></span></span><span><span><span>örsel olarak objeleri ve bunların mekânsal ilişkilerini anlamada güçlük çekmenin de bir başka belirti olduğunu söyledi. Bunu bir örnekle açıklayan </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Örneğin p</span></span></span><span><span><span>encereden bakarken gördüğü bir cismi kendine ait bir eşyaya benzetme ve eliyle uzanırsa ya da pencereden aşağıya adım atarsa ona ulaşabileceğini sanmak da belirtiler arasında yer almaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Unutkanlığın farklı nedenleri olabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Her unutkanlığın Alzheimer habercisi olmadığını ancak ciddiye alınması gerektiğini belirten </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “</span></span></span><span><span><span>Unutkanlık bir semptomdur. Alzheimer dışında da pek çok hastalık ya da tıbbi durumlarda görülebilir. Bu durumlar ciddiyet açısından bazı vitamin ya da mineral eksikliklerinden beyin tümörlerine kadar geniş bir yelpazede olabilirler. O nedenle unutkanlık yakınması da tüm diğer semptomlar gibi ciddiye alınıp hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aile öyküsü, kafa travması, depresyon risk faktörleri arasında…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’da risk faktörlerine dikkat çeken </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, bu faktörleri yaş, aile öyküsü, kafa travması, geçirilmiş depresyon öyküsü, kalp-damar ya da beyin- damar hastalıkları, düşük eğitim düzeyi ve ApoE4 taşıyıcılığı olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İşleyen beyin ışıldar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’in ortaya çıkmasının önlenemeyeceğini ancak bu durumun yaşam koşullarına bağlı olarak daha ileri yaşlara ertelenebileceğini ifade eden </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“</span></span></span><span><span><span>Her ne kadar hastalığın oluş mekanizmasını önlemeye yönelik tedavi çalışmaları sürse de Alzheimer hastalığının ortaya çıkması, günümüz koşullarında önlenememektedir. Ancak her zaman söylediğimiz gibi, işleyen beyin ışıldar. Eğitimli, sosyal hayatın içinde, üretmeye çalışan insanlarda semptomlar çok daha geç ortaya çıkabilecekken, düşük eğitim düzeyi, sosyal izolasyon, hayatın dışında kalma gibi unsurlar, hastalık belirtilerinin çok daha erken ortaya çıkmasına neden olur. Bu da kişinin yaşam kalitesi açısından çok önem taşır.” </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953">Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 08:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[imkanı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576853</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’   özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853">Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’   özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük  çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor.  Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  </strong>günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan<strong> </strong>Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor.  <strong>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,</strong> erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor! </strong></p>
<p>Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor! </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan  20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir &#8216;sessiz dönem&#8217; geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye,  10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor! </strong></p>
<p>İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor. </p>
<p><strong>Erken tanı kritik bir öneme sahip! </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki  ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor. </p>
<p><strong>Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı! </strong></p>
<p>Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor:  “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için  hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimini de mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır” </p>
<p><strong>Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak! </strong></p>
<p>Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı<strong> </strong>önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi  tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek,  “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853">Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 12:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıların]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[halsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Paratiroid Adenomu]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halsizlik, yorgunluk, geçmeyen sırt ve bel ağrısı… hayat kalitemizi ciddi şekilde bozan bu şikâyetlerin aslında kalp ve böbrekleri sessizce çökerten bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “Paratiroid adenomu, yıllarca fark edilmeyebilen, ancak basit bir kan testiyle bile teşhis edilebilen sinsi bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102">Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Halsizlik, yorgunluk, geçmeyen sırt ve bel ağrısı… hayat kalitemizi ciddi şekilde bozan bu şikâyetlerin aslında kalp ve böbrekleri sessizce çökerten bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “<strong>Paratiroid adenomu,</strong> yıllarca fark edilmeyebilen, ancak basit bir kan testiyle bile teşhis edilebilen sinsi bir hastalıktır. Ne yazık ki, teşhis geciktiğinde kalıcı sağlık sorunlarıyla da karşı karşıya kalabiliyoruz.” Dedi. Prof. Ayşan, bu nedenle halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan hastalarda mutlaka kalsiyum değerine bakılması gerektiğine işaret etti. </em></p>
<p>Toplum tarafından da bilinmeyen paratiroid adenomunun, paratiroid bezinden kaynaklanan iyi huylu bir tümör olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri, Genel Cerrahi ve Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “Biz ‘tümör’ dediğimizde hastalarımız hemen kanseri düşünüyor. Oysa bu bir kanser değildir ancak sinsi ilerleyen ve bu nedenle vücuttaki birçok organda kalıcı hasarlar bırakabilen bir hastalıktır. Şüphe edildiğinde ise basit bir kan testi ile tanı koymak mümkün. Bu hastaların kanında kalsiyum yüksek çıkar. Kandaki yüksek kalsiyum başta kalp ve damarlar olmak üzere vücuttaki birçok sisteme ciddi hasarlar verir. Halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan hastalarda mutlaka kandaki kalsiyum değerine bakılmalı” dedi. Prof. Erhan Ayşan, “gizli hastalık” olarak tanımladığı paratiroid adenomunun sinsi seyreden ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayarak hastalık hakkında detaylı bilgiler verdi.</p>
<p><strong>BULGULAR ÇOK SİNSİ SEYREDİYOR</strong></p>
<p>Prof. Ayşan, “Paratiroid bezleri vücudun en küçük organlarıdır ve temel görevleri kalsiyum dengesini sağlamaktır. Bunu da parathormon isimli bir hormonu salgılayarak yaparlar. Paratiroid adenomu ise bu bezlerden kaynaklanan ve kana fazla miktarda parathormon salgılayarak zarar veren iyi huylu bir tümördür. İyi huylu olması önemli çünkü ‘tümör’ kelimesi hastalarda hemen kanser kaygısı yaratıyor. Fazla parathormon salgılanması sonucu kanda kalsiyum yükseliyor. Yüksek kalsiyum damarlarda ve organlarda birikerek çeşitli hasarlar oluşturuyor. Bu hastalık ‘gizli hastalık’ olarak da bilinir. Bunun üç nedeni var: Paratiroid bezlerinin çok küçük olması, belirtilerin sinsi ilerlemesi ve ameliyat sırasında bu küçük bezleri bulmanın zorluğudur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KÖTÜ HUYLU BİR HASTALIK OLMASA DA TEDAVİ İÇİN AMELİYAT OLMAK GEREKİYOR”</strong></p>
<p>Hastalığın seyrinin sinsi olması nedeniyle teşhis koymanın güç olduğunu ve dolayısıyla tedavinin de geciktiğini söyleyen Prof. Ayşan, “İnsanlar bize genellikle kötü huylu bir hastalıkları olduğu endişesiyle geliyorlar. Ancak bu kesinlikle kötü huylu bir hastalık yani kanser değildir. Burada bizim ilk işimiz hastalarımızı bu konuda rahatlatmak oluyor” diye konuştu. Bu hastalığın tedavisinde ameliyatın mutlaka gerekli olduğunu ise şu cümlelerle anlattı: “Çünkü kandaki kalsiyum yüksekliği çok önemli bir sorun. Dünya Sağlık Örgütü son yıllarda kalsiyumun kandaki üst sınırını 10,5&#8217;dan 10&#8217;a indirdi. Bu çok önemli. Çünkü biz tıpta normal değerlerin revize edilmesi durumuyla çok az karşılaşırız. Bu durum, gelişen teknolojiyle kandaki yüksek kalsiyumun vücuda ne tür zararlar verdiğinin son yıllarda daha iyi anlaşılmasıyla gerçekleşti. Sadece bu olay bile kandaki yüksek kalsiyumun ve buna neden olan paratiroid adenomunun ne kadar önemli bir hastalık olduğunu gösteriyor ve adenomun ameliyatla biran önce vücuttan uzaklaştırılmasının önemini ortaya koyuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong> ŞİKAYETLER BİRÇOK HASTALIKLA KARIŞTIRILIYOR</strong></p>
<p>Prof. Ayşan, kandaki yüksek kalsiyumun en büyük hasarı kalp ve damar sistemine verdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Kandaki fazla kalsiyum, damar duvarlarına tutunarak katmanlar oluşturuyor ve önce damarı daraltarak sonra da tıkayarak kan geçişini azaltıyor ya da engelliyor. Bu durum kalp damarlarında olursa kalp krizi, beyin damarlarında olursa inme yani felçler, böbrek damarlarında olursa kalıcı böbrek yetmezliği ve buna bağlı ömür boyu diyalize girme gibi sonuçlara neden oluyor. Paratiroid adenomu halsizlik, yorgunluk, sırt ve bel ağrısı gibi çok genel şikayetlere neden olduğu için çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırılabiliyor. Teşhis konulamadığında hastalar gereksiz tetkiklerle vakit kaybediyor. Oysa sadece kandaki kalsiyum düzeyinin 10’un üzerinde olması paratiroid adenomunu düşündürmeli.”</p>
<p><strong>AMELİYAT TEK ÇÖZÜM</strong></p>
<p>Kalsiyum değerinin 10’un üzerinde olmasının tanıda çok kritik olduğunun altını çizen Prof. Ayşan, “Paratiroid adenomu teşhisi konmuşsa mutlaka ameliyat gerekir. Ameliyatla adenom dediğimiz iyi huylu tümörün vücuttan çıkartılması gerekiyor. İlaçla tedavi mümkün değildir. Ameliyat öncesi ultrasonografi ve sintigrafi ile adenomun yeri tespit edilmeye çalışılır. Ancak bu her zaman başarılı olmaz. Yani ameliyat öncesi tetkiklerde her zaman adenomun yerini tespit edemiyoruz ne yazık ki! Böyle hastalarımızda ameliyat süresi uzayabilir, zorluk derecesi artabilir. Nitekim Endokrin Cerrahide meşhur bir söz vardır: Paratiroid ameliyatı ya 30 dakika sürer ya da 3 saat!”</p>
<p><strong>“TEDAVİDEN SONRA HASTA KENDİNİ HEMEN İYİ HİSSEDİYOR”</strong></p>
<p>Başarılı bir ameliyattan sonra hastalarda hızlı bir iyileşme görüldüğünü söyleyen Prof. Ayşan, yüksek kalsiyum kandan hemen çekildiği için hastaların ameliyattan sonra yataktan ilk kalkışlarında bile kendilerini daha iyi hissettiklerini söyledi. Prof. Ayşan, “Yıllardır devam eden halsizlik, yorgunluk, depresif bulgular da hızla düzeliyor ve hasta kendini çok daha dinç ve enerjik hissediyor. Özellikle genç ve orta yaş grubunda iyileşme süreci çok daha hızlı oluyor. İleri yaşta ise kemik döngüsü yavaş olduğu için iyileşme biraz daha uzun sürebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“HALSİZLİĞİ OLANLAR KALSİYUMUNA BAKTIRMALI”</strong></p>
<p>Başarılı bir ameliyattan sonra hastalığa bağlı kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği gibi risklerin de ortadan kalktığına işaret eden Prof. Dr. Erhan Ayşan, sözlerini şu uyarılarla sonlandırdı: “Nadir görülen bir hastalık olduğu için meslektaşlarımızın bu hastalığı düşünmesi ve ayırıcı tanıda yer vermesi de zorlaşıyor. Bu nedenle halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan kişilerin sabah aç karna kalsiyum testi yaptırması çok önemli. Aile Sağlığı Merkezilerinde bile yapılabilen bu basit test, hayat kurtarıcı olabilir. Kalsiyum değeri 10’un üzerindeyse mutlaka bir endokrin uzmanına başvurulmalıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102">Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullar açıldı, virüs alarmı çaldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okullar-acildi-virus-alarmi-caldi-575875</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 16:30:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alarmı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaşıcı Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[çaldı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dilek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[leyla]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okullar]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, okulların açılmasıyla birlikte artan bulaşıcı hastalık riskine karşı uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullar-acildi-virus-alarmi-caldi-575875">Okullar açıldı, virüs alarmı çaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, okulların açılmasıyla birlikte artan bulaşıcı hastalık riskine karşı uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Kapalı alanlarda çocukların yakın teması, bulaşıcı hastalıkların artmasına yol açıyor!</strong></p>
<p>Okulların açılması ile beraber, kapalı alanlarda daha fazla sayıda çocuğun bir araya gelmesi, yakın temas, mesafenin ortadan kalması ve ortak alan kullanımı gibi nedenlerle bulaşıcı hastalıklarda artış olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “En sık soğuk algınlığı, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ve ishal görülür.   Bununla beraber, yeterli bağışıklığı olmayan çocuklar arasında su çiçeği, kızamık, kabakulak ve el-ayak-ağız hastalığı salgınları da görülebilir.” dedi.</p>
<p>Bu hastalıkların genellikle virüsler veya bakteriler yoluyla bulaştığını ifade eden Mamçu, “Halsizlik, kırıklık, kas ağrıları ve yüksek ateş enfeksiyonların genel belirtileridir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında  burun akıntısı, nezle, hapşırık, öksürük, boğaz ağrısı, gözlerde sulanma öne çıkar. Su çiçeği, kızamık, kabakulak, el-ayak-ağız hastalığı gibi öncelikle deriyi tutan hastalıklarda deri döküntüleri ve kaşıntı ilk belirtiler olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Aşılar, çocuklara hastalıklara karşı ömür boyu bağışıklık kazandırır!</strong></p>
<p>Ülkemizde çocukluk dönemi aşı takviminde 13 hastalığa karşı rutin aşı uygulaması yapıldığını hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bunlar; difteri, boğmaca, tetanos, çocuk felci, hepatit B, hepatit A, influenza tip b, tüberküloz, kızamık, kabakulak, kızamıkçık, suçiçeği ve pnömokoktur.” dedi.</p>
<p>Doğumdan itibaren Ulusal Aşı Takvimine uygun olarak rutin aşıları yapılan çocukların 48’inci ayda aşılarının tamamlanmış olacağını kaydeden Mamçu, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Tüm aşıları zamanında ve eksiksiz yapılan çocukların okula başlama yaşları geldiğinde bu hastalıklara karşı vücutlarında yeterli bağışıklığın olduğu kabul edilir. Aşılar sayesinde çocuklar hastalıklara karşı bağışıklık kazanır. Oluşan bağışıklama genellikle ömür boyu vücutta kalır ve hastalık etkeni ile karşılaşınca onu etkisiz kılmak için savaşır. Bağışıklama, aşıyla önlenebilir hastalıkların ve ölümlerin önlenmesi açısından en önemli toplum sağlığı müdahaleleri arasında yer alır.”</p>
<p><strong>Çocuğa hijyen kurallarını öğretmek, ebeveynlerin en önemli görevlerinden biri!</strong></p>
<p>Çocuğa hijyen kurallarını öğretmenin ve el yıkama alışkanlığını kazandırmanın ebeveynlerin en önemli görev ve sorumluluklarından biri olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Çocuğun yaşına uygun olarak anlayacağı dilde hastalıklar ve mikroplar anlatılmalı, özellikle ellerini ne zaman ve nasıl yıkayacağı konusunda net ve anlaşılır bilgiler verilmeli.” dedi.</p>
<p>Okul çağı başlamadan önce bu alışkanlığı kazanmış olan bir çocuğun, okulda da bu alışkanlığını sürdürecek, bulaşıcı hastalıklardan önemli derecede korunacağını dile getiren Mamçu, “Tuvalet sonrası ve yemek öncesi ellerin doğru bir şekilde yıkanması,  öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burunun  kapatılması, okul malzemelerinin kişisel olarak kullanılması, giysilerin paylaşılmaması gibi hijyen kuralları okula başlayan çocuklara sık sık hatırlatılmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hastalık belirtisi varsa çocuk okula gönderilmemeli!</strong></p>
<p>38 derece ve daha yüksek bir ateş seviyesinin ebeveynler ve öğretmenler için dikkat çekici olması gerektiğinin altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Beraberinde uykuya eğilim, vücutta veya saçlı deride döküntü, menenjit belirtisi olabileceğinden zaman kaybetmeden bir sağlık  kuruluşuna başvurulmalı.” dedi.</p>
<p>Aşırı ishal ve kusma, cilt ve burun kanamaları, balgamlı öksürük ve aşırı kas ağrısı gibi durumların da bulaşıcı hastalıkların ilk belirtileri olabileceğine işaret eden Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bulaşıcı hastalıkların kuluçka süreleri 1-7 gün arasında değişir. Kuluçka süresi içinde bir hastalık hiç belirti vermeyebilir veya hafif semptomlar fark edilebilir. Bu dönemde bulaştırıcı olduğu için çocuk okula gönderilmemeli. Bunun dışında okulda salgın ortamının olması, çocukta yüksek ateş, titreme, terleme, aşırı kusma veya ishal varlığında da çocuk evde kalmalı.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullar-acildi-virus-alarmi-caldi-575875">Okullar açıldı, virüs alarmı çaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Başım ağrımıyor, sinüzit değildir&#8221; diye düşünmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basim-agrimiyor-sinuzit-degildir-diye-dusunmeyin-569006</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 07:57:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akut]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=569006</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzümüzde sinüs olarak adlandırılan boşlukların içinde yer alan mukoza örtüsünün iltihaplanmasıyla karakterize bir hastalık olan sinüzit, yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basim-agrimiyor-sinuzit-degildir-diye-dusunmeyin-569006">&#8220;Başım ağrımıyor, sinüzit değildir&#8221; diye düşünmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzümüzde sinüs olarak adlandırılan boşlukların içinde yer alan mukoza örtüsünün iltihaplanmasıyla karakterize bir hastalık olan sinüzit, yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bir hastalık. Sinüs boşluklarının enfeksiyonu olarak da tanımlanan ve akut ile kronik olmak üzere iki gruba ayrılan sinüzitin şiddeti ise hastadan hastaya değişiyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan,</strong> günümüzde alerjen faktörlerin artması, sigara kullanımı ve  kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi nedeniyle tüm dünyada kronik sinüzitin görülme sıklığının giderek arttığına işaret ederek, “Özellikle kronik sinüzitin tedavisinde gecikildiğinde enfeksiyonun vücutta yayılması sonucunda ciddi sağlık sorunları gelişebilmektedir. Öyle ki sinüsler göze ve beyne çok yakın organlardır. Dolayısıyla, sinüzit nadiren de olsa göz apseleri, görme kaybı ve menenjit olarak bilinen beyin zarı iltihaplanmasına neden olabilir. Ayrıca, astım tanısı konulan pek çok hastada kronik sinüzit hastalığı eşlik edebilmektedir. Bu, sinobronşial hastalık olarak adlandırılır” diyor.</p>
<p><strong>Belirtiler 2 hafta içinde geçmezse, dikkat! </strong></p>
<p>Sinüzit tedavi edilmezse tablo gittikçe kronikleşiyor ve ameliyat gerektirecek hale gelebiliyor. Ayrıca ciddi sağlık sorunlarına da yol açabildiği için sinüzitte erken teşhis ve tedavi büyük bir önem taşıyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, <strong> </strong>bu nedenle<strong> </strong>akut sinüzitin belirtileri 2 hafta içinde düzelmezse mutlaka bir hekime başvurmak gerektiği uyarısında bulunarak, “Erken teşhis sayesinde sinüzitin kronikleşmesi önlenebilmekte ve hastaların yaşam kaliteleri yükseltilebilmektedir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Polenlerden sigara kullanımına…</strong></p>
<p>Akut sinüzit genellikle kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarına eşlik ederken, kronik sinüzit ise yaz – kış fark etmeden her mevsim oluşabiliyor. Baş bölgemizde bulunan hava dolu boşluklar olan sinüsler, boğazımızın ve yutağımızın ıslak olmasını sağlayan ve mukus olarak adlandırılan sağlıklı salgılar üretiyorlar.  Mukuslar burun boşluğu kanalıyla boğaz ve yemek borusuna ulaşıyorlar. Sinüslerin içinde yer alan mukoza zarı çeşitli etkenler nedeniyle şiştiğinde bu drenaj bozuluyor ve mukuslar sinüsler içinde birikmeye başlıyorlar. Sinüslerin mukuslarla dolu olması ise virüs, bakteri ile mantarların bu bölgede kolayca üremelerine ve yayılmalarına neden oluyor.  Enfeksiyon başlayınca genel hastalık hali oluşuyor, mukoza zarı daha çok şişerken zamanla polip denilen yapılara da dönüşebiliyor. Klima, sigara kullanımı, polenler ve diğer alerjenler, geniz eti, burun içi deviasyonlar, hava kirliliği ile tozlu ortamlar, sinüzitin gelişimini en çok kolaylaştıran  sebepleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Kronik sinüzit sinsi belirtiler ile seyrediyor! </strong></p>
<p>Akut sinüzit; baş ağrısı, gözlerde sulanma, ateş, yüz ve gözlerin çevresinde dolgunluk hissi ile burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Kronik sinüzitin ise sinsi belirtilerle seyrettiğini vurgulayan Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Örneğin, sinüzitin en temel belirtilerinden olan baş ağrısı kronik sinüzitte gelişmez.  Bu nedenle, kronik sinüzit tanısı konulduğunda hastalarımız ‘Ama benim başım ağrımıyor’ sözleriyle şaşkınlıklarını ifade ederler. Ayrıca kronik sinüzitte, akut sinüzitin tipik belirtilerinin aksine koku ve tat alma kaybı,   burun tıkanıklığı ile geniz akıntısı, öksürük, nefes darlığı ve halsizlik gibi belirtiler ön plandadır” diyor.</p>
<p><strong>Cerrahi müdahale gerekebiliyor! </strong></p>
<p>Sinüzit tedavisi; hastalığın tipine (akut veya kronik), şiddetine ve sebebine (alerji, anatomik sorun gibi) göre planlanıyor.  Akut sinüzitlerin bir kısmı kendiliğinden düzelebiliyor. Kronik sinüzitin ise mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Sinüzit, ilaç tedavisi (ateş varsa antibiyotik tedavisi gibi)  ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle kontrol altına alınabiliyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan,<strong> </strong>ancak sinüzit bu tedavilerle düzelmiyorsa cerrahi yönteme başvurmak gerektiğini belirterek, “Cerrahi yöntemde temel amaç, sinüs kanallarının açılması ve drenajının, yani sinüslerin içinde yer alan sıvının dışarı çıkarılmasıdır” diyor. Endoskopik cerrahinin tedavide çok kıymetli bir yöntem olduğuna değinen Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Bunun nedeni ise endoskopik yöntemin güvenilir bir teknik olması ve bu sayede mukoza kaybı ile kanama gibi sorunlara yol açmamasıdır. Böylelikle ameliyat sonrasında hastanın konforu bozulmaz. Hastalar genel olarak bir veya iki günde normal yaşamlarına dönebilmektedirler” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Sinüziti önlemek için 5 kritik kural!</strong></p>
<ul>
<li>Sigara içmeyin, içilen mekanlarda bulunmayın.</li>
<li>Kalabalık ve tozlu ortamlardan uzak durun.</li>
<li>Bol bol denize girin veya günde 2-3 kez deniz suyu ile burnunuzu yıkayın.</li>
<li>Bilinen bir alerjiniz varsa mutlaka tedavi olun.</li>
<li>Burun eğriliği, geniz eti veya burun konkalarında şişme gibi sorunlarınız varsa, tedavi için hekiminize başvurun.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basim-agrimiyor-sinuzit-degildir-diye-dusunmeyin-569006">&#8220;Başım ağrımıyor, sinüzit değildir&#8221; diye düşünmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hızlı Yaşlılığınızın Sorumlusu Onlar mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hizli-yasliliginizin-sorumlusu-onlar-mi-565998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 08:11:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[onlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorumlusu]]></category>
		<category><![CDATA[Telomer]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılığınızın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565998</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı ve uzun yaşam, yani longevity, tıbbın en heyecan verici başlıklarından biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hizli-yasliliginizin-sorumlusu-onlar-mi-565998">Hızlı Yaşlılığınızın Sorumlusu Onlar mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı ve uzun yaşam, yani <em>longevity</em>, tıbbın en heyecan verici başlıklarından biri. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, yaşlanma en görünür haliyle cildimizde olsa da aslında hücrelerimizin çekirdeğinde başlıyor. Ve burada kilit rolü oynayan yapıların başında telomerler<strong> </strong>geliyor. Telomerlerin kısalığı ya da uzunluğunun insanın yaşam süresi ve hastalık riskleriyle birebir bağlantılı olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong> biyolojik yaşlanma olarak adlandırılan bu sürecin yavaşlatılabileceğine dikkat çekerek sağlıklı ve uzun yaşama dair 6 öneriyi anlattı.</p>
<p><strong>ÖMÜR DEDİĞİN TELOMERE Mİ BAĞLI?</strong></p>
<p>Son yılların en sık araştırılan konularının başında longevity yani sağlıklı ve uzun yaşam kavramı geliyor. Her geçen gün bu alanda daha fazla araştırmanın yapılmasıyla birlikte yaşlanmanın hücre çekirdeğinden başladığı belirlendi. Hücre çekirdeğinin içinde genlerimizin kromozom adı verilen bükülmüş, çift sarmallı DNA molekülleri olarak düzenlendiğini ve kromozomların uçlarında telomer adı verilen DNA uzantılarının bulunduğunu belirten <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can, </strong>“Telomerler, kromozom uçlarının yıpranmasını ve birbirine yapışmasını önleyerek organizmanın genetik bilgisini yok etmesini veya karıştırmasını önledikleri için ayakkabı bağcıklarındaki plastik uçlara benzetilebilir. Bir hücre her bölündüğünde, telomerler kısalır. Çok kısaldıklarında, hücre artık bölünemez; inaktif veya &#8220;yaşlı&#8221; hale gelir veya ölür. Bu kısalma süreci yaşlanma, kanser ve daha yüksek ölüm riskiyle ilişkilidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>TELOMERLER KISALDIKÇA HASTALIKLAR BAŞLIYOR</strong></p>
<p>Telomer kısalmasının hücre yaşlanmasının temel mekanizması olduğunun altını çizen <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong>, “ Telomer kısalması çok sayıda hastalıkla doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır. Kalp-damar hastalıkları, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar, diyabet – obezite – insülin direnci gibi metabolik hastalıklar, osteoporoz ve kanser ile ilişkilidir. Bunun yanı sıra bazı genetik bozukluklar nedeniyle de telomerler normalden çok daha hızlı ve erken kısalabilir. Bu da aplastik anemi, akciğer sertleşmesi (pulmoner fibrozis) ve karaciğer sertleşmesi (fibrozis – siroz) gibi ciddi hastalıkların ortaya çıkmasıyla ilişkili olabilir” dedi.</p>
<p><strong>TELOMERLER UZATILABİLİR Mİ?</strong></p>
<p>Bilim dünyası şimdi bu sorunun yanıtını arıyor; “Telomerlerin uzatılması sağlanabilir mi?” <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can, </strong>telomerlerin uzamasını sağlayacak kesin bir çözümün şu an için olmadığını ancak telomer kısalmasını yavaşlatmanın mümkün olduğunu belirtti.  İşte sağlıklı ve uzun yaşamı sağlayacak, telomerlerinizi koruyacak 6 öneri;</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenin</strong></p>
<p>Antioksidan açısından zengin gıdalarla (meyve, sebze, bakliyatlar, sağlıklı yağlar) beslenmek, oksidatif stresi ve inflamasyonu azaltarak telomerlerin korunmasına yardımcı olur. İşlenmiş gıdalardan, aşırı şeker ve doymuş yağlardan kaçınmak önemlidir.</p>
<p><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></p>
<p>Düzenli spor yapmak longevity için olmazsa olmazlardan. Aerobik egzersiz hücre yaşlanmasını yavaşlatmada en etkili egzersiz şekli.</p>
<p><strong>Stresinizi yönetin</strong></p>
<p>Kronik stresin telomer kısalmasını hızlandırdığı araştırmalarda gösterilmiştir. Meditasyon, yoga ve diğer stres azaltma teknikleri telomer sağlığı için faydalıdır.</p>
<p><strong>Yeterli ve kaliteli uyku uyuyun</strong></p>
<p>Kaliteli bir uyku sağlıklı ve uzun yaşam için oldukça önemli detaylardan biri. Gece 23:00’dan önce yatmak, 22 santigrat derecenin altında yani serin, karanlık ve sessiz bir ortamda uyumak önerilir.</p>
<p><strong>Sağlıklı kilonuzu koruyun</strong></p>
<p>Obezite, vücutta inflamasyonu yani iltihabı artırarak telomer kısalmasına etki edebilir. Bu nedenle sağlıklı kiloyu korumak sağlıklı ve uzun yaşam için önemli.</p>
<p><strong>Bağırsak sağlığınıza önem verin</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong>, “Dengeli bir bağırsak mikrobiyomu, bağışıklık sistemini destekler, kronik iltihabı azaltır ve telomer kısalmasını yavaşlatmaya katkı sağlayabilir. Sağlıklı bir mikrobiyota için mevsiminde, liften zengin sebze ve meyveler, fermente gıdalar (yoğurt, kefir, turşu gibi) ve tam tahıllar tüketilmesi önerilir” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hizli-yasliliginizin-sorumlusu-onlar-mi-565998">Hızlı Yaşlılığınızın Sorumlusu Onlar mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 10:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmaya]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kalp Derneği'nin dergisi Journal of the American Heart Association'da yayınlanan çalışmaya göre, eşlerden birinde yüksek tansiyon olan çiftlerde diğer partnerde de sıklıkla aynı sorun görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041">Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin dergisi Journal of the American Heart Association&#8217;da yayınlanan çalışmaya göre, eşlerden birinde yüksek tansiyon olan çiftlerde diğer partnerde de sıklıkla aynı sorun görülüyor. Bu ilginç çalışmanın detayları hakkında bilgi veren Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, ortak hayatların ortak riskleri de beraberinde getirebilmesinin çok şaşırtıcı olmadığını söyleyerek bu riski yaşam tarzı değişiklikleri ile fırsata çevirmenin mümkün olduğunu anlattı. </em></p>
<p>Dünyanın dört bir yanından on binlerce çiftin verilerinin analiz edildiği çalışma hakkında bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr.  Mehmet Fatih Yılmaz, “ABD, İngiltere, Çin ve Hindistan’da toplam 67 bine yakın bireyin katıldığı dev çalışmanın sonuçları, hipertansiyonun sadece bireysel değil, çift olarak da ele alınması gerektiğini gösterdi.” Dedi.  Doç. Dr. Fatih Yılmaz, araştırmanın çarpıcı sonuçlarını şöyle aktardı: “Çalışma, heteroseksüel ve aynı evde yaşayan çiftlerde, eşlerden birinde hipertansiyon varsa, diğerinde de bu hastalığın görülme riskinin anlamlı ölçüde arttığını ortaya koyuyor. Örneğin Çin’de, eşlerden biri hipertansiyonsa, diğerinde bu risk yüzde 26 daha fazla olduğu gösterilmiş. Araştırma çiftlerin sadece hipertansiyonu değil, diyabet, obezite, kolesterol yüksekliği, depresyon gibi durumların da çiftler arasında benzer oranlarda görülebileceğini gösteriyor.” </p>
<p><strong>“KÜLTÜREL FARKLAR DA BELİRLEYİCİ”</strong></p>
<p>Sonuçlarda toplumların kültürel farklılıkların da etkili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, “Çin, Hindistan gibi kolektivist toplumlarda çiftlerin birbirine etkisi daha fazla. ABD ve İngiltere gibi bireyci toplumlarda ise bu etki daha zayıf kalabiliyor. Araştırma da benzer göstergeler bulunuyor” değerlendirmesini yaptı. </p>
<p><strong>“ORTAK HAYATLAR ORTAK RİSKLERİ DE BERABERİNDE GETİRİYOR”</strong></p>
<p>“Ortak yaşam tarzı ve çevre faktörler bu eğilimi artırır. Dolayısıyla bu bulgular çok şaşırtıcı olmadığını anlatan Doç. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çiftler yalnızca bir evi değil, aynı zamanda alışkanlıkları, sofraları, stres kaynaklarını ve uyku düzenlerini de paylaşıyor. Bu da yaşam tarzına bağlı hastalıklarda benzerliklere yol açıyor.” Beslenme biçimi, egzersiz alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı gibi davranışsal faktörlerin çoğu zaman çiftler arasında örtüştüğünü belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Ailede tuzlu yemek tercih ediliyorsa, her iki eş de risk altındadır. Aynı şekilde sigara, alkol gibi alışkanlıklar, uyku düzeni ya da düzensizliği de eşler arasında benzerlik göstererek her iki eşin tansiyonunu etkileyebilir. Bunun yanında birlikte spor yapan çiftlerde tansiyon kontrolü daha başarılı olabilir” diyor.</p>
<p><strong>DUYGUSAL YÜKLER TANSİYONA DOĞRUDAN ETKİ EDİYOR!</strong></p>
<p>Paylaşılan duygusal yüklerin de tansiyona doğrudan etki ettiğine işaret eden Doç. Dr. Yılmaz, “Bir eşin yaşadığı stres, diğer eşin de fizyolojik yanıtlarını etkileyebilir. Bu duruma ‘empatik stres’ diyoruz. Maddi sorunlardan çocuklarla ilgili kaygılara kadar birçok ortak stres kaynağı, çiftlerin tansiyonunu birlikte yükseltebilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>GENETİKTEN ÇOK ÇEVRE ETKİLİ</strong></p>
<p>Eşlerin genetik olarak akraba olmaması nedeniyle hipertansiyonun çiftlerde görülme benzerliğinin genetikten ziyade çevresel ve davranışsal faktörlere dayandığını belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Ancak bazı toplumlarda akraba evliliği yaygınsa, bu durum genetik etkileri artırabilir. Aynı şekilde, hava kalitesi, gürültü seviyesi, ısıl konfor, yerleşim yeri (kırsal/kentsel) gibi çevresel faktörleri ortak hale getirir. Gelir düzeyi, sağlık hizmetlerine erişim, beslenme bütçesi gibi sosyoekonomik koşullar da aynıdır. Bu ortak çevresel etkiler, tansiyon düzeylerinin benzer olmasına katkı sağlar” diye konuştu. </p>
<p><strong>HEM RİSK HEM FIRSAT!</strong></p>
<p>Kalp hastalıkları, inme, böbrek yetmezliği, yaşam kalitesinde düşüş ve artan sağlık harcamaları gibi her iki eşin de hipertansiyon hastası olmasının risklerinin büyük olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yılmaz’a göre bu durumu avantaja çevirmek de mümkün. “Bu konuda yapılan çalışmalar, ortak egzersiz planları, birlikte tuz tüketimini azaltma, sağlıklı yemek hazırlama ya da birlikte meditasyon yapmak, diyetisyen, fizyoterapist ya da doktor ziyaretlerine birlikte gitmek, birbirini teşvik etme ve izlemek gibi çift olarak yapılan programların daha uzun vadeli başarı sağladığını gösteriyor.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>HİPERTANSİYONU PAYLAŞMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ!</strong></p>
<p>“Sonuç olarak eğer eşinizde hipertansiyon varsa, sizin de olma ihtimaliniz anlamlı şekilde artıyor, bunun için gerekli önlemlerin alınması önemli” diyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, çiftlere şu önerilerde bulundu: “Birlikte egzersiz yapmaya çalışın, sağlıklı beslenin ve tuzu sofranızdan azaltın, varsa sigara alkol gibi zararlı alışkanlıklarınız bırakın, stresle baş etmenin yollarını birlikte keşfedin ve düzenli uyku ve rutin sağlık kontrollerini ihmal etmeyin. Unutmayın hipertansiyonu paylaşmak zorunda değilsiniz ama sağlıklı bir yaşamı birlikte paylaşabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041">Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klima Serinlik Sağlarken Hastalık Nedeni Olmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/klima-serinlik-saglarken-hastalik-nedeni-olmasin-556872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2025 07:51:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olmasın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlarken]]></category>
		<category><![CDATA[serinlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Klimaların neden olduğu hastalıklardan en önemlisi kuşkusuz atipik pnömoni olarak da bilinen zatürre. Ancak sadece bu değil; baş ağrısı, kas tutulmaları, yüz felci ve bazı alerjik sorunlarda da klimaların etkisi büyük. Oysa klimaların doğru kullanımı, olası hastalık risklerinin düşürülmesini sağlıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klima-serinlik-saglarken-hastalik-nedeni-olmasin-556872">Klima Serinlik Sağlarken Hastalık Nedeni Olmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klimaların neden olduğu hastalıklardan en önemlisi kuşkusuz atipik pnömoni olarak da bilinen zatürre. Ancak sadece bu değil; baş ağrısı, kas tutulmaları, yüz felci ve bazı alerjik sorunlarda da klimaların etkisi büyük. Oysa klimaların doğru kullanımı, olası hastalık risklerinin düşürülmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fidan Yıldız Ünal</strong>, klimaların periyodik bakımlarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, olası klima hastalıklarına yönelik belirtiler olduğunda mutlaka doktora başvurulması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uzun Süre Çok Düşük Isıda Kullanmayın</strong></p>
<p>İnsan vücudu, ani ısı değişikliklerinden kolaylıkla etkilenebilir. Örneğin soğuk bir ortam, vücudun direncini düşürür, bakterilerin varlıklarını göstermesine neden olur. Özellikle sıcak ortamdan soğuk ortama geçiş, hiç istediğimiz bir durum değildir. Bu yüzden klima ısı derecelerinin çok iyi ayarlanması ve düşük ısılarda kullanılmaması gerekir.</p>
<p><strong>Yüz Felci Geçirme İhtimalini Unutmayın </strong></p>
<p>Çocukları, yaşlılar, üst ve alt solunum yolu ile ilgili rahatsızlığı olan kişiler klima kullanımı konusunda daha dikkatli davranmalı. Klimalardan yüze direkt gelen soğuk hava üflemesi, yüzün sinir kılıfına etki edebilir, ödem ve yüz felçleri ile sonuçlanabilir.</p>
<p><strong>Alerjik Rahatsızlığı Bulunan Kişiler Dikkat!</strong></p>
<p>Klimalar üflediği soğuk hava ile beraber ortama toz da yayar. Bu durum özellikle, alerjisi olan kişilerin şikayetlerini artırır ve krizlerini tetikler. Şiddetli kuru öksürükler, yaşamayı istemeyeceğimiz bir durum. Bu nedenle alerjik bir bünyeniz varsa, ani ısı değişimlerine karşı dikkatli olmanız ve çok soğuk ortamlarda bulunmamanız gerekir.</p>
<p><strong>Sigara Kullananlar Risk Altında</strong></p>
<p>Büyük otellerde çalışan kişiler, havalandırma görevlileri ve sağlık personelleri risk altında olan gruplardır. Bebek, çocuk ve yaşlılar, diyabet hastaları, alkol kullananlar, kortizon tedavisi görenler, kemoterapi tedavisi alanlar, böbrek yetmezliği ve KOAH hastalığı olan kişiler çok dikkat etmeli ve sigara kullanımından kaçınmalıdırlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klima-serinlik-saglarken-hastalik-nedeni-olmasin-556872">Klima Serinlik Sağlarken Hastalık Nedeni Olmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 07:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılıkta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Yaşlı Bakımı Programı Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının ve günlük yaşamın bağımsız sürdürülebilmesinin önemine değindi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285">Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Yaşlı Bakımı Programı Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının ve günlük yaşamın bağımsız sürdürülebilmesinin önemine değindi.</p>
<p><strong>Yaşlılara yönelik fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Büşra Kul, fiziksel aktivitenin sağlıkta kritik rol oynadığını belirtti. Kul; “Yaşlılık dönemi bireylerin sağlık durumlarının korunması, geliştirilmesi ve günlük yaşantılarının mümkün olduğunca bağımsız sürdürülmesi için kritik bir süreçtir. Bu dönemde düzenli ve doğru biçimde yapılan fiziksel aktivite ve egzersizler hem bedensel hem zihinsel sağlığın korunmasına önemli katkılar sunar. Yaşlılara yönelik fiziksel aktivite ve egzersiz programları; kronik hastalık riskini azaltırken aynı zamanda yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefler.” dedi.</p>
<p><strong>Zihinsel gerileme azalıyor…</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, bu bağlamda yaşlı sağlığına katkı sağlayacak şekilde zihinsel gerilemeyi azaltacak aerobik egzersizleri, düşme riskini azaltacak esneklik ve denge egzersizleri, zihinsel sağlık için ev işleri ve bahçecilik gibi farklı egzersiz türleri önerdi.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşlanma sadece fiziksel sağlık değil…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşlanmada fiziksel sağlığın yanında zihinsel ve sosyal sağlığın da önemli olduğunu vurgulayan Dr. Büşra Kul, aynı zamanda farklı aktivitelerle aktif bir yaşamın mümkün olduğu ve böylece yaşam kalitesinin artabileceğini de belirtti.</p>
<p><strong>Yaşlı sağlığında uyku kalitesi oldukça önemli!</strong></p>
<p>Yaşlı bireylerin her gün aynı saatte yatıp kalkması, gündüz uykularından kaçınması ve yatmadan önce ağır yemeklerden uzak durmasının sağlıklı uyku düzeni açısından önemli olduğundan Kul, “Uyku, bedensel ve zihinsel yenilenmenin en önemli süreçlerinden biridir. Yaşlı bireylerde görülen uykusuzluk, insomnia, uyku apnesi ve huzursuz bacak sendromu gibi problemler hem psikolojik hem de bilişsel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle uyku hijyeni, uyku ortamının düzenlenmesi ve uyku saatlerinin planlanması oldukça önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Düşmeler doğru önlemlerle azaltılabilir!</strong></p>
<p>Son olarak yaşlılarda düşme olaylarının önlenebileceğine dikkat çeken Dr. Büşra Kul, “Düşmeler yaşlı bireylerin yaşam kalitesini düşüren, fiziksel ve psikolojik olarak olumsuz etkiler bırakan ciddi olaylardır. Ancak alınacak basit çevresel önlemler ve uygun egzersiz programlarıyla büyük oranda önlenebilirler. Evin ışıklandırmasından tutun, kaymaz paspaslara ve baston kullanımına kadar birçok konuda bilinçli hareket edilmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285">Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar uyardı! Evini evcil hayvanlarla doldurmak da bir hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyardi-evini-evcil-hayvanlarla-doldurmak-da-bir-hastalik-460538</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 May 2024 09:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[doldurmak]]></category>
		<category><![CDATA[evcil]]></category>
		<category><![CDATA[evini]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlarla]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460538</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kişilerin kedi, köpek gibi evcil veya çiftlik hayvanlarını bakamayacağı, ilgilenemeyeceği şekilde biriktirmesine ‘Nuh Sendromu’ denildiğini dile getiren uzmanlar, ‘Nuh Sendromu’nun genellikle kişinin kendine özgü bir kimlik geliştirmekte zorlanması ve toplumda kabul görmek için çaba sarf etmesiyle ilişkilendirildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyardi-evini-evcil-hayvanlarla-doldurmak-da-bir-hastalik-460538">Uzmanlar uyardı! Evini evcil hayvanlarla doldurmak da bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sosyal çevrede kabul görememe veya dışlanma hissinin de ‘Nuh Sendromu’nun ortaya çıkmasında etkili olabildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz,</strong> <strong>bu sendromun bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebildiğini vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Nuh Sendromu” hakkında bilgi vererek, tedavisi için hangi yöntemlerin kullanılabileceğini anlattı.</p>
<p><strong>Evcil hayvan istiflemeye yönelik psikolojik durum</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Nuh Sendromu, çoğunlukla yalnız hissetme, toplumdan dışlanma, farklılık ve anlaşılmama düşünceleri ve duygularıyla karakterize edilebilen ve bu gerekçeler nedeniyle de genellikle kedi, köpek gibi evcil veya çiftlik hayvanları olmak üzere kişinin bakamayacağı, ilgilenemeyeceği kadar hayvanı takıntılı bir şekilde istiflemesine yahut biriktirmesine yönelik bir psikolojik durumdur.” dedi.</p>
<p><strong>Uyum sağlamakta güçlük çekenlerde ortaya çıkıyor </strong></p>
<p> Bu sendromun, kişinin etrafındaki insanlarla uyum sağlamakta güçlük çektiği, kendini yalnız veya dışlanmış hissettiği durumlarda ortaya çıkabildiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişi, çoğunluğun dışında kaldığını ve farklı olduğunu düşünerek kendisini sosyal manada izole hissedebilir. Bu durum, sosyal ilişkilerde zorluklar yaşamasına ve kendini ifade etmekte zorlanmasına neden olabilir. ‘Nuh Sendromu’ genellikle kişinin kendine özgü bir kimlik geliştirmekte zorlanması ve toplumda kabul görmek için çaba sarf etmesiyle ilişkilendirilir. Bu durumun altında yatan nedenler arasında çevresel faktörler, kişisel deneyimler ve duygusal travmalar bulunabilir.” diye anlattı. </p>
<p><strong>Bu kişiler kendisini toplumda dışlanmış hissediyor</strong></p>
<p>‘Nuh Sendromu’nun, bireyin kendisini çevresi tarafından anlaşılmamış ve kabul görmemiş hissettiği, farklı ve yalnız olduğu yönünde düşünce ve duygulara karşılık bulan bir durum olduğunu da kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu sendrom, kişinin kendisini toplumda dışlanmış ve yalnız hissettiği, sosyal ilişkilerde zorlandığı ve düşük benlik değeri yaşadığı yönünde birtakım belirtilere sahiptir. Ayrıca belirtiler arasında sosyal izolasyon, farklılık hissi, düşük benlik değeri, sosyal ilişkilerde ve iletişimde zorluklar, duygusal zorluklar ve depresif hisler yer alabilir.” dedi. </p>
<p><strong>Dışlanma hissi sendromun ortaya çıkmasında etkili </strong></p>
<p>‘Nuh Sendromu’nun nedenlerinin birden çok faktörün etkisi altında olabildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bunların arasında çocukluk döneminde yaşanan travmatik deneyimler, aile içi ilişkilerdeki sorunlar, sosyal izolasyon, duygusal ihmal veya istismar, düşük benlik saygısı, mükemmeliyetçi kişilik özellikleri, aşırı empati duyma ve genetik yatkınlık gibi etmenler bulunabilir. Özellikle aşırı eleştirilme, reddedilme veya ihmal gibi olumsuz çocukluk deneyimleri, bireyin kendine olan güvenini zedeler ve duygusal olarak dışlanmış hissetmesine neden olabilir. Ayrıca, sosyal çevrede kabul görememe veya dışlanma hissi de ‘Nuh Sendromu’nun ortaya çıkmasında etkili olabilir. Bu faktörlerin kombinasyonu, bireyin kendini yalnız, anlaşılmamış ve dışlanmış hissetmesine ve ‘Nuh Sendromu’nun belirtilerini deneyimlemesine yol açabilir.”</p>
<p><strong>Yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</strong></p>
<p>Sendromun bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebileceğini de söyleyen Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu sendrom, sosyal etkileşimde zorluklar, iletişim eksikliği, tekrarlayan davranışlar ve sınırlı ilgi alanları gibi belirtilerle ilişkilendirilebilir. Bu durum, günlük yaşam aktivitelerini yerine getirme yeteneğini etkileyebilir, kişisel ilişkilerde sorunlara yol açabilir, iş, okul, diğer sosyal ortamlarda zorluklar ve genel yaşamın refahını azaltabilir. Ayrıca sağlık sorunlarının yaşanmasına da etki edebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Tedavi için hangi yöntemler kullanılır?</strong></p>
<p>‘Nuh Sendromu’nun tedavisinin, genellikle multidisipliner bir yaklaşım içerdiğini ve bireyin spesifik ihtiyaçlarına ve semptomlarına yönelik olarak kişiselleştirilmiş bir plan oluşturmak gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavi genellikle eğitim, terapi ve destek hizmetlerini içerir. Ayrıca farmakolojik müdahale de gerekebilir. Eğitim programları, bireyin iletişim becerilerini geliştirmeye, sosyal etkileşim yeteneklerini artırmaya ve günlük yaşam becerilerini kazanmaya odaklanır. Bilişsel Davranışçı terapi, tekrarlayıcı davranışları ve rutinleri yönetmeye, duygusal düzenlemeyi geliştirmeye ve uygun sosyal davranışları öğretmeye yardımcı olabilir. </p>
<p>Ayrıca, aile eğitimi ve destek programları, aile üyelerinin bireyin ihtiyaçlarını anlamalarına, destek vermelerine ve etkili bir şekilde iletişim kurmalarına yardımcı olabilir. İlaç tedavisi bazen semptomların yönetimine yardımcı olabilir, özellikle Obsesif kompulsif bozukluk (Okb), anksiyete, depresyon gibi eşlik eden durumlar varsa. Tedavi, bireyin yaşam kalitesini artırmaya ve bağımsızlık düzeyini maksimize etmeye odaklanırken, erken tanı ve erken müdahale genellikle daha iyi sonuçlar sağlayabilmektedir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyardi-evini-evcil-hayvanlarla-doldurmak-da-bir-hastalik-460538">Uzmanlar uyardı! Evini evcil hayvanlarla doldurmak da bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş dönmesi hastalık mı, belirti mi? &#8216;Kristallerin oynaması&#8217; diye bir şey yok!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-hastalik-mi-belirti-mi-kristallerin-oynamasi-diye-bir-sey-yok-451727</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Apr 2024 17:38:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[diye]]></category>
		<category><![CDATA[dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kristallerin]]></category>
		<category><![CDATA[oynaması]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=451727</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hastaların genellikle ‘Benim kristallerim oynadı’ ifadesini kullandığını kaydeden uzmanlar, hastanın sabit bakışta dünyanın döndüğünü görmesi ya da denge bozukluğu yaşamasına baş dönmesi denildiğini söylüyor. “Baş dönmesi hastalık değil, bir belirtidir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-hastalik-mi-belirti-mi-kristallerin-oynamasi-diye-bir-sey-yok-451727">Baş dönmesi hastalık mı, belirti mi? &#8216;Kristallerin oynaması&#8217; diye bir şey yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hastaların genellikle ‘Benim kristallerim oynadı’ ifadesini kullandığını kaydeden uzmanlar, hastanın sabit bakışta dünyanın döndüğünü görmesi ya da denge bozukluğu yaşamasına baş dönmesi denildiğini söylüyor. “Baş dönmesi hastalık değil, bir belirtidir.” diyen KBB Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, kulaktan gelen baş dönmeleri, beyinden gelen baş dönmeleri ve diğer hastalıklardan gelen baş dönmelerinin bu belirtiye sebep olabildiğini dile getirdi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, Dünya Vertigo Farkındalık Haftası kapsamında baş dönmesi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Baş dönmesi hastalık değil</strong></p>
<p>Hastaların genellikle ‘Benim kristallerim oynadı’ ifadesini kullandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Fakat böyle bir durum yoktur. Hasta baş dönmesini, rahatsızlığını ifade etmek için kullanır. Gerçek bir baş dönmesi ya da gerçek olmayan hâlsizlik ve hafif baş dönmelerini çeşitli şekillerde ifade edilebilir. Bu durumun herhangi bir ölçütü yoktur. Bu yüzden hasta bu durumu doktora çeşitli şekillerle ifade eder. Hasta, eğer sabit bakışta dünyanın döndüğünü görüyor ya da denge bozukluğu yaşıyorsa bu duruma baş dönmesi deniliyor. Baş dönmesi hastalık değil, bir belirtidir. Kulaktan gelen baş dönmeleri, beyinden gelen baş dönmeleri ve diğer hastalıklardan gelen baş dönmeleri bu belirtiye sebep olabilmektedir. </p>
<p><strong>İlaçlar yalnızca baş dönme durumunu engelliyor</strong></p>
<p>Kulaktan gelen baş dönmeleri için çeşitli teoriler bulunduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, şöyle devam etti:</p>
<p>“Birinci teori, iç kulaktaki sıvının orta kulağa akmasıdır. Bu tür durumlarda cerrahi yöntemle kulak açılır, bakılır ve bir akıntı varsa tedavi edilir. İkinci teori, vasküler teoridir. Yani oradaki mikro damarlar tıkanarak yeteri kadar iç kulağı besleyemiyordur ve bu durumdan ötürü baş dönmesi meydana geliyordur. Üçüncü teori ise oradaki kristallerin dökülmesine ya da birikmesine bağlı olarak tekrar bir baş dönmesi oluşmasıdır. Bu çeşitli teorilerin çeşitli tedavileri bulunmaktadır. Örneğin mikrovasküler bir rahatsızlık varsa ona bağlı damar genişletici ilaçlar verilir. Bazı baş dönme kesici ilaçlar da bulunmaktadır. Fakat hastalar verilen bu ilaçları baş dönmesi ilacı olarak düşünmekte ve baş dönmesi rahatsızlığı yaşadığı durumlarda tekrardan kullanırlar. Bu ilaçlar yalnızca baş dönme durumunu engellemektedir.”  </p>
<p><strong>Baş dönmesi çok geniş bir konu</strong></p>
<p>Kulak burun boğaz uzmanının ilk olarak kulak zarına baktığını ve kulak zarında bir problem yoksa işitme testi isteyeceğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “İşitme testlerinde yüksek ve alçak frekanslardaki işitme kaybını varlığını ölçmeye çalışılır. Kalorik testler de bulunmaktadır. Bu testler, iç kulaktaki denge merkezinin sağlam olup olmadığını gösterir. Bir diğer test ise Doppler testidir. Bu test ile iç kulağa giden kan miktarının ölçümü yapılır. İkinci olarak, beyin herhangi bir hasar olup olmadığını kontrol etmek için beyin MR’ı çekilmektedir. Bunlardan sonra kardiyoloji ön plana çıkar. Kalpte ritim bozukluğu baş dönmesi oluşturabilir. Son olarak ise dahiliyeye de gidilebilir. Dahiliye kan tahlillerinizi yapar ve baş dönmesine sebebiyet verebilecek bir durumun olup olmadığını kontrol eder. Baş dönmesi çok geniş bir konudur. Baş dönmesi olan kişi herhangi bir teoriye kendisini bağlamadan doktora gidecek ve yapılan testler sonucu tedavi sürecine geçilecektir.” dedi.</p>
<p><strong>Baş dönmesi olduğunda hangi doktora gidilmeli?</strong></p>
<p>“Baş dönmesi bir belirti olduğundan birden çok sebebi olabilir.” diyen Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kulaktan gelen baş dönmelerinden dolayı en sık gidilen bölüm kulak burun boğazdır. İkinci olarak sinirsel olarak baş dönmelerinden dolayı nörolojiye gidilebilir. Kalbin doğru çalışmamasına bağlı olarak ya da tansiyon sebepli baş dönmelerinden dolayı kalp doktoruna gidilebilir. Çeşitli kan hastalıklarında da baş dönmesi olabileceğinden dahiliyeye de gidilebilir. Bunların içerisinde tespiti en zor olan çocukların baş dönmesidir. Baş dönmesi bir his olduğundan çocuklar bu durumu tam ifade edememekte, her şeye baş dönmesi diyebilmektedir. Bu yüzden bu tür durumlarda çocuk nörolojisi ilk planda ortaya çıkar.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-hastalik-mi-belirti-mi-kristallerin-oynamasi-diye-bir-sey-yok-451727">Baş dönmesi hastalık mı, belirti mi? &#8216;Kristallerin oynaması&#8217; diye bir şey yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de zeytinde hastalık bitti verim arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-zeytinde-hastalik-bitti-verim-artti-444249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Feb 2024 21:05:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arttı]]></category>
		<category><![CDATA[bitti]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[izmirde]]></category>
		<category><![CDATA[verim]]></category>
		<category><![CDATA[zeytinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444249</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Başkan Tunç Soyer‘in “Başka Bir Tarım Mümkün” vizyonuyla çiftçinin zeytinini yere döktürmedi. “Zeytinde Halkalı Leke” hastalığıyla mücadele kapsamında, 862 üreticiye yaklaşık 58 ton bordo bulamacı hibe edildi. Üreticinin hem girdi maliyetini azaltıp hem de verimi iki katına çıkaran uygulamayla kimyasal ilaç kullanımının da önüne geçildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-zeytinde-hastalik-bitti-verim-artti-444249">İzmir&#8217;de zeytinde hastalık bitti verim arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Başkan Tunç Soyer‘in “Başka Bir Tarım Mümkün” vizyonuyla çiftçinin zeytinini yere döktürmedi. “Zeytinde Halkalı Leke” hastalığıyla mücadele kapsamında, 862 üreticiye yaklaşık 58 ton bordo bulamacı hibe edildi. Üreticinin hem girdi maliyetini azaltıp hem de verimi iki katına çıkaran uygulamayla kimyasal ilaç kullanımının da önüne geçildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in “Başka Bir Tarım Mümkün” vizyonu doğrultusunda, kırsaldaki çiftçilerin üretim koşulları iyileştirilmeye devam ediyor. İzmirli çiftçinin önemli geçim kaynaklarından zeytin ağaçlarında oluşan “Halkalı Leke” hastalığıyla mücadele başlatan İzmir Büyükşehir Belediyesi, zeytin ağaçlarına içerisinde kimyasal barındırmayan bordo bulamacı tedavisi başlattı. Uygulamayla kimyasal ilaç kullanımının da önüne geçilerek sağlıklı ve kaliteli meyve üretilmesine imkan sağlandı.</p>
<p><strong>862 üreticiye 58 ton Bordo Bulamacı</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ziraat mühendisleri, köy köy gezerek zeytin üreticilerine bordo bulamacı hakkında bilgi vererek kullanımlarını gösterdi. 2019 yılında başlayan uygulama kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi, Aliağa, Bayındır, Selçuk, Menderes, Karaburun ve Urla’da toplam 862 üreticiye yaklaşık 58 ton bordo bulamacı dağıttı.</p>
<p><strong>“Herkes çok memnun”</strong><br />Zeytinde verimi ve kaliteyi arttıran uygulamanın son dağıtımı Urla Kadıovacık’ta yapıldı. İki yıldır bordo bulamacı desteğinden faydalanan Urlalı çiftçiler, verimin artığını söyledi. Kadıovacık Mahalle Muhtarı Ümit Özdemir, “Tunç başkanımızın Başka Bir Tarım Mümkün vizyonuyla başlattığı bordo bulamacı desteğinden faydalandık. Köylü çok memnun. Köyüm adına başkanımıza ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ediyorum. Ürünlerde bir düşme vardı. Verim artınca vatandaş da memnun oldu. Burada birinci tarımsal üretim zeytincilik. Zeytine çok önem veriyoruz. Tunç başkanımız sadece tarım desteklerinde değil, birçok alanda yanımızda oldu. Köyümüze toplu ulaşım geldi. Fidan konusunda, danışmanlık konusunda da bize çok faydalı oldu” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Zeytini öyle görünce biz de mutlu oluyoruz”</strong><br />Kadıovacıklı üretici Aydın Eren, “Ben çok memnun kaldım. Ağaçların keyfi bile arttı. Leke diye bir şey kalmadı. Geçen sene iki sefer attım, bu sene de iki sefer atacağım.  Daha eksikler var, onları devam ettireceğim. Yararlı olduğunu düşünüyorum. Ağaçlar çok değişik bir renk aldı. Eskiden sararıyordu ağaçlar. Zeytini öyle görünce biz de mutlu oluyoruz. Biz, zeytinin yağını satıyoruz, hurmasını satıyoruz. Çoluk çocuk, anne baba yiyoruz hep beraber” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Mahsulün iki katını aldık”</strong><br />Cevat Çağhan, “Ben gerçekten çok memnun kaldım. Verilen destekten dolayı çok teşekkür ederim. Her sene aldığımız mahsulün iki katını aldık. Hem yaprakları güçlendirdi, hem de zeytini yere dökmedi. Her sene döküyordu, bu sene döktürmedi. Tekrar bordo bulamacı atacağız. Destekler devam ederse çok iyi olur” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Külfetliydi”</strong><br />Gürkan Özkan ise, “Uygulamaya geçen yıl başladık. Yarından itibaren zeytinlerimize yeni uygulamamızı yapacağız. Bizim zeytinimiz susuz yetiştiği için bir yıl var yılı, bir yıl yok yılıydı. Bizde ekipman yoktu, bordo bulamacını almak külfetliydi. Ama hibe olunca çok iyi oldu. Bordo bulamacının içinde kimyasal olmadığı için zararı da yok. Uygulamaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-zeytinde-hastalik-bitti-verim-artti-444249">İzmir&#8217;de zeytinde hastalık bitti verim arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erteleme bir hastalık mı, döngü mü? İsteksizlikle başlayan ertelemeler döngü haline gelebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erteleme-bir-hastalik-mi-dongu-mu-isteksizlikle-baslayan-ertelemeler-dongu-haline-gelebiliyor-444222</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Feb 2024 21:03:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[döngü]]></category>
		<category><![CDATA[erteleme]]></category>
		<category><![CDATA[ertelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[gelebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[haline]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[isteksizlikle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444222</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ertelemenin temel sebeplerinden birinin zaman yönetimi ve önceliklendirme problemleri olduğunu dile getiren uzmanlar, motivasyon eksikliğini önlemenin en önemli adımlarından birinin de motivasyondaki eksik parçayı bulmak olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erteleme-bir-hastalik-mi-dongu-mu-isteksizlikle-baslayan-ertelemeler-dongu-haline-gelebiliyor-444222">Erteleme bir hastalık mı, döngü mü? İsteksizlikle başlayan ertelemeler döngü haline gelebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ertelemenin temel sebeplerinden birinin zaman yönetimi ve önceliklendirme problemleri olduğunu dile getiren uzmanlar, motivasyon eksikliğini önlemenin en önemli adımlarından birinin de motivasyondaki eksik parçayı bulmak olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Erteleme döngüsüne de dikkati çeken Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “İsteksizlikle başlayan ertelemelerde bir şey yapmak istemiyor olmak, zor gelmesi bizde isteksizlik yaratıyor. Bu isteksizlik bir şey yapmamaya sebep oluyor. Yapmadıkça mutsuz oluyoruz. Mutsuzluk o isteksizliğimizi artırıyor, isteksizlik eylemsizliğimizi artıyor ve döngü oluşuyor.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, erteleme hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>“Ertelemenin sebeplerinden biri zaman yönetimi ile ilgili probleminin olması”</strong></p>
<p>Erteleme hastalığının; kişinin yetiştirmesi gereken işleri ötelemesi, yapmaktan kaçınması ya da sürekli olarak ertelemesi olarak tanımlandığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Motivasyondaki eksik parçayı bulmak ertelemeyi önlemenin en önemli yollarından biridir. Ertelemenin sebeplerinden biri de zaman yönetimi ve önceliklendirme ile ilgili probleminin olması. Zaman yönetimini daha iyi yapmak, iyi bir iş planı yapmak, programımızı önceliklerimize göre planlıyor olmak. En acil olanları en başta yapmak, daha sonrasında olsa da olur, olmasa da olur dediğimiz şeyleri yapmak.” dedi.</p>
<p><strong>“Kendimize güvenle ilgili bir sorun yoksa zorunlulukla ya da gerekliliklerle ilgili sorun vardır”</strong></p>
<p>Neurofeedback ve<strong> </strong>biofeedback programlarıyla dikkat üzerine çalışıldığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Motivasyon düşüklüğünde motivasyonu düşüren şeyin ne olduğunu bulmak iyi gelir. Kendimize güvenle ilgili bir sorun yoksa zorunlulukla ya da gerekliliklerle ilgili sorun vardır. Bunu buluyor olmak ve bunun üzerine çalışıyor olmak önemli.” diye konuştu.    </p>
<p><strong>Motivasyonu kıran şey ne?</strong></p>
<p>Ertelemenin altındaki nedenin bulmasının önemine işaret eden Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Motivasyonu kıran şeyi bulmak önemli. Vasat şeyleri yapmakla başlamayı öneriyoruz.” dedi.</p>
<p>Erteleme döngüsüne de dikkati çeken Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Özellikle şöyle bir döngü oluyor; isteksizlikle başlayan ertelemelerde bir şey yapmak istemiyor olmak, zor gelmesi, hazır olmadığımızı düşünüyor olmak bizde isteksizlik yaratıyor. Bu isteksizlik eylemsizliğe sebep oluyor. Bir şey yapmamaya sebep oluyor. Yapmadıkça mutsuz oluyoruz. Mutsuzluk o isteksizliğimizi artırıyor, isteksizlik eylemsizliğimizi artıyor ve döngü oluşuyor. </p>
<p><strong>“Önerebileceğim şey eylemle başlamanız”</strong></p>
<p>Bizim duygularımızı değiştirme şansımız yok. Ben şimdi çok istekli olacağım veya çok mutlu olacağım dediğimizde bunu yapamıyoruz. Ama ‘Ben istemesem de mutlu olmayacağımı düşünsem de bir şey yapabilirim’ demek, yapabilmek bu kontrol edebileceğimiz bir şey. Biz duygularımızı kontrol edemeyiz ama davranışlarımızı kontrol edebiliriz. O yüzden önerebileceğim şey eylemle başlamanız.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erteleme-bir-hastalik-mi-dongu-mu-isteksizlikle-baslayan-ertelemeler-dongu-haline-gelebiliyor-444222">Erteleme bir hastalık mı, döngü mü? İsteksizlikle başlayan ertelemeler döngü haline gelebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne babalar dikkat! Son Günlerde Yaygın Görülen 4 Hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik-439268</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 17:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[günlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439268</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında enfeksiyonların bulaş riski kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin de etkisiyle çok daha fazla oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik-439268">Anne babalar dikkat! Son Günlerde Yaygın Görülen 4 Hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında enfeksiyonların bulaş riski kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin de etkisiyle çok daha fazla oluyor. Yetişkinlere göre bağışıklık sistemi çok daha zayıf olan çocuklar öksürük, hapşırık ve konuşma esnasında havaya yayılan damlacıklardaki virüs ve bakteriler nedeniyle son günlerde çok sık hastalanıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elida Yüksel</strong> “Çocukları soğuk hava değil, kapalı ortamlarda kolayca bulaşan mikroplar hasta ediyor. Kirli ellerin yüze sürülmesi, bulunulan ortamın düzenli havalandırılmaması ve öksürüp hapşırırken havaya saçılan virüs ve enfeksiyonlar nedeniyle çocuklar sık hastalanıp okula gidemiyor, iyileştiğinde de çabucak yeniden hasta oluyor” diyor. Son günlerde çocukların en sık kapısını çalan hastalıkları; nezle, grip, akut bronşiyolit ve farenjit olarak sıralayan Dr. Elida Yüksel, bu hastalıkların belirtilerini ve korunmanın yollarını, hastalık kapıyı çaldıysa yapılması gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Nezle (Soğuk algınlığı)</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda en sık görülen kış hastalıklarının başında soğuk algınlığı (nezle) geliyor. Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, hapşırık ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini belli eden soğuk algınlığının tedavisinde; serum fizyolojikle burnun yıkanması, sağlıklı beslenme, C vitamininden zengin sebze ve meyve tüketimi, bol su içilmesi ve dinlenmenin çok önemli olduğunu belirterek, “Aksi taktirde soğuk algınlığı orta kulak iltihabına, akut bakteriyel sinüzite ve alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açabilir. Soğuk algınlığı viral enfeksiyon olmasından dolayı tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur. Gereksiz antibiyotik kullanımı vücutta antibiyotik direncine yol açarak fayda yerine ciddi zararlar verir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Grip</strong></li>
</ul>
<p>Son dönemde çok yaygın görülen influenzanın (grip) kapalı ve kalabalık ortamlarda çok kolay bulaştığını vurgulayan Dr. Yüksel, hastalığın başlıca belirtilerini yüksek ve inatçı ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı, kas ve eklemlerde ağrı, karın ağrısı, titreme, gözlerde kızarıklık, öksürük, bulantı, kusma ve ishal olarak sıralıyor. Çocuklarda yetişkinlerden farklı olarak influenza enfeksiyonlarının öncelikle ishal, kusma ya da gözlerde kızarıklık, sulanma ve kaşıntı ile ortaya çıkabildiğini belirten Dr. Yüksel, mutlaka doktora başvurulması gerektiğini, bakteriyel enfeksiyon söz konusu değilse tedavide antibiyotiklerin faydası olmayacağından gelişigüzel antibiyotikten kaçınılmasının son derece önemli olduğunu söylüyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Bronşiyolit </strong></li>
</ul>
<p>Son günlerde özellikle iki yaş altındaki bebeklerde çok sık görülen, viral bir enfeksiyon kaynağı olan bronşiyolit, üst solunum yolu şikayetleri sonrasında gelişen hışıltı ve solunum sıkıntısı olarak tanımlanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yüksel, kalabalık ortamlarda bulunan ve sigara dumanına maruz kalan bebeklerde öncelikle burun akıntısı ve hafif ateşle seyreden hastalığın, akciğerlere inerek solunum sıkıntısı, hızlı nefes alma ve hışıltılı solunuma yol açtığını belirterek “Bu şikayetler olduğunda zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır aksi taktirde ciddi solunum sıkıntısı, solunum durması (apne), sıvı kayıpları ve kalp yetmezliği gibi çok önemli hastalıklara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.</p>
<ul>
<li><strong>Akut farenjit </strong></li>
</ul>
<p>Çok yüksek bulaş riskine sahip olan ve damlacıklar yoluyla bulaşan kış aylarının kabusu farenjit, bademciklerin iltihaplanması anlamına geliyor. Sıklıkla yüksek ateş, üşüme, titreme, yutkunmada zorlanma, boğaz ve kulak ağrısı ile başlayan farenjitte şikayetler artarak ilerliyor. Farenjitin doğru ve zamanında tedavi edilmediği takdirde bademciğe bağlı orta kulak iltihabına hatta kalp romatizmasına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Dr. Elida Yüksel “Akut farenjit çoğunlukla viral enfeksiyonlardan kaynaklandığı için gelişigüzel antibiyotik kullanılmamalı, bakteriyel farenjit durumunda doktor gerekli görürse antibiyotik kullanılmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çocukları kış enfeksiyonlarından korumanın 10 yolu</strong></p>
<ul>
<li>Mevsim sebze ve meyveleri yedirin.</li>
<li>Gün içinde bol sıvı (su, ayran, kefir, çorba) tüketimine özen gösterin. </li>
<li>Çocuğun bulunduğu ortamı düzenli havalandırın.</li>
<li>Açık havada kısa yürüyüşler yaptırın. </li>
<li>Ellerini gün içinde yüzüne götürmeme ve sabunla yıkama alışkanlığı kazandırın. </li>
<li>Kendini okula gidecek kadar iyi hissetmiyorsa evde dinlenmesini sağlayın.</li>
<li>Evde sigara içmeyin. Çocuğun olmadığı ortamda içilse de üzerinize sinen koku çocuğu rahatsız eder. </li>
<li>Çevresinde hasta bir kişi varsa kendini korumak için maske takmaya teşvik edin. </li>
<li>Toplu taşımada tutacakları, kapı kollarını vb ortak alanlarla temastan sonra ellerini yıkaması gerektiğini anlatın. </li>
<li>Avucunun içine değil, kağıt mendile ya da koluna hapşırmasını sağlayın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik-439268">Anne babalar dikkat! Son Günlerde Yaygın Görülen 4 Hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama…! Anoreksiya yaşamı kısaltan bir hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baslangicta-diyet-gibi-gorunebilir-ama-anoreksiya-yasami-kisaltan-bir-hastalik-431352</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Dec 2023 09:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[başlangıçta]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[gibi]]></category>
		<category><![CDATA[görünebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kısaltan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=431352</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde herkesin ‘daha zayıf olmalıyım’ düşüncesine sahip olduğunu belirten uzmanlar kilo kaybı için başvurulan yöntemlerin Anoreksiya Nevroza’ya dönüşebileceğine dikkat çekiyor. Anoreksiya Nevroza’da zayıflama hızının başlangıçta yavaş olduğuna ve giderek arttığına değinen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama ne yazık ki sonu çok tatsız bir şekilde gelir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baslangicta-diyet-gibi-gorunebilir-ama-anoreksiya-yasami-kisaltan-bir-hastalik-431352">Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama…! Anoreksiya yaşamı kısaltan bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde herkesin ‘daha zayıf olmalıyım’ düşüncesine sahip olduğunu belirten uzmanlar kilo kaybı için başvurulan yöntemlerin Anoreksiya Nevroza’ya dönüşebileceğine dikkat çekiyor. Anoreksiya Nevroza’da zayıflama hızının başlangıçta yavaş olduğuna ve giderek arttığına değinen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama ne yazık ki sonu çok tatsız bir şekilde gelir.” uyarısında bulundu.</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Hüsnü Erkmen: “Yaşamı kısaltan bir hastalıktır. Belli bir tanıyı geçtikten sonra bir ölüm olmasa bile vücut her türlü hastalığa açık hale gelir.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen özellikle genç kadınlar arasında sıkça görülen anoreksiya hastalığı ile ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>‘Spor yapayım kalori kaybedeyim’ diye düşünenler psikiyatri uzmanına başvurmalı</strong></p>
<p>Günümüzde herkesin ‘daha zayıf olmalıyım’ düşüncesine sahip olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, her mahallede, her sokakta, küçük şehirlerde bile spor salonları olduğuna dikkat çekerek, “Buraya giden zayıflamak için gidiyor, ‘spor yapayım kalori kaybedeyim’ diye düşünüyor. Böyle bir durumda olan birisi varsa, çok fazla vakit geçirmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmaları uygun olur.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Basit işlerde bile başlangıçta işi bitirmenin çok daha kolayken zaman geçtikçe daha zor olduğuna değinen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen “Atalarımız söylemiş ağaç yaşken eğilir. Bir fidanı herkes eğebilir, büyük ağaç olduğu zaman kimse eğemez. Bunun için çok vakit kaybetmemek gerekir. Aklınıza gelen her türlü tıbbi olayda vakit kaybetmemek gerekir. Bir an evvel doktora başvurmak gerekir.” dedi. </p>
<p><strong>Dişler düşmeye, saçlar dökülmeye başlar…</strong></p>
<p>Anoreksiyanın genellikle huzursuz aile ortamında büyüyen kişilerde daha fazla göründüğünü ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, anoreksiyaya sahip kişilerin kendilerini güzel bulmalarının temelinde psikiyatrik sorunlar olabildiğine işaret etti. Bazı kadınların kalçalarını ve göğüslerini yok ederek kadınlık yönlerini reddetmeye çalıştıklarını, bazılarının da ‘ne kadar zayıf o kadar iyi’ algısını ön plana taşıdıklarını belirten Erkmen, “Sonuç olarak bu beyindeki bir takım aksamalardan ortaya çıkan bir zayıflamadır. Basitçe bir insanın diyet yapıp kilo vermesinden çok daha ileri bir şeydir. Her kilo verdiğinde anoreksik olduğunu zannetmemek demektir. Hatta bazen aşırı kusmaya bağlı olarak bir sebeple diş hekimine giderse, diş hekimleri dişlerinin arka kısımlarının aşınmış olduğunu fark ederler. Kusarken çıkarılan asit dişleri tahrip eder ve bir süre sonra dişler dökülmeye başlar. Kesinlikle bir güzellik ortaya çıkmaz. Aksine olabildiğince çirkin bir tablo ortaya çıkar. İyi beslenemedikleri için saçlar dökülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özellikle 30 kilonun altına düşenler ciddi tehlike altında </strong></p>
<p>Anoreksiya Nevroza’da zayıflama hızının başlangıçta yavaş olduğuna ve giderek arttığına değinen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, bunun nedeninin de hiçbir şekilde gıda almayıp, aldıklarında da kusarak çıkarma, ishalle çıkarma veya aşırı spor yapma gibi eylemler olduğunu söyledi. </p>
<p>“Bu hastaların çok ilginç olan tarafı da her türlü gıdanın ne kadar kalori vereceği hakkında çok ciddi bilgileri vardır.” diyen Erkmen, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Onlar bir ekmek, bir tabak et kaç kalori bilirler. Dolayısıyla da ona dikkat ederek yemek yemeye başlarlar. Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama ne yazık ki sonu çok tatsız bir şekilde gelir. İşin kötü olan tarafı da herkes bunun kötü bir zayıflık olduğunu fark eder. Hastalar ise ‘daha şişmanım biraz daha kilo vermem gerekiyor’ gibi kendilerinin daha şişman olduğunu iddia bile ediyor olabilirler. Ancak ne yazık ki iş kötüye gidiyor manasına gelir. Özellikle 30 kilonun altına düşerse ciddi tehlike vardır. Hastaneye yatırmak gerekir. Belki zorla besleme metotları uygulanabilir.” </p>
<p><strong>Önce kişi hastalığını kabul etmeli</strong></p>
<p>Tedavi süresi ve başarı oranının hastadan hastaya değişiklik gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Çok kötü hastalığa tutulmuş bir insan ameliyat olur bir bakarsın bir şey olmadan güzel bir şekilde yaşar ya da çok basit bir hastalıktan dolayı da ölebilir. Genel tıptan bahsediyoruz. Anoreksiyada da benzeri bir durum söz konusu. Dereceleri vardır. Mantıklı miktarda zayıfladıktan sonra ‘bu işin tadı kaçtı ben burada durayım’ diyenler de var, sonuna kadar gidenler de var. Otuz kilonun altına düşmüş, çocuk ağırlığında neredeyse ama hala yemek yememeye, kusmaya veya başka şeyler yapmaya çalışabilir. Yaşamı kısaltan bir hastalıktır. Belli bir tanıyı geçtikten sonra bir ölüm olmasa bile vücut her türlü hastalığa açık hale gelir. Başka türlü bir hastalığa tutulabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Tedavide başarıyı sağlamak içinse kişinin hastalığı kabul etmesi ve tedavi için erken başvurması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bir, iki senedir devam eden bir şey halinde gelinirse ve hasta iyi uyum sağlarsa tedaviye iyileşir. Ancak eğer ilaçlarını kullanmaz ve kilo vermek için aynı davranışlarına devam ederse bu iş kötüye doğru gider ne yazık ki.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baslangicta-diyet-gibi-gorunebilir-ama-anoreksiya-yasami-kisaltan-bir-hastalik-431352">Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama…! Anoreksiya yaşamı kısaltan bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk psikiyatrik bir hastalık mı? Psikiyatrik hastalıklarda görünen bulgular aşk sürecinde de görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ask-psikiyatrik-bir-hastalik-mi-psikiyatrik-hastaliklarda-gorunen-bulgular-ask-surecinde-de-goruluyor-429566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Dec 2023 07:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bulgular]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[görünen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında aşkın evrensel bir olgu olduğunun kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, çok sayıda araştırmanın da aşkın kültürel bağlamsal koşullardan etkilendiğine işaret ettiğini söylüyor. Aşkın ilişkiyi başlatıcı olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Aşk, kısmi kontrolümüzdedir. Daha geçicidir. Sevgi ise karşı tarafı tanımakla, bilmekle daha çok ilişkilidir.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ask-psikiyatrik-bir-hastalik-mi-psikiyatrik-hastaliklarda-gorunen-bulgular-ask-surecinde-de-goruluyor-429566">Aşk psikiyatrik bir hastalık mı? Psikiyatrik hastalıklarda görünen bulgular aşk sürecinde de görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüz dünyasında aşkın evrensel bir olgu olduğunun kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, çok sayıda araştırmanın da aşkın kültürel bağlamsal koşullardan etkilendiğine işaret ettiğini söylüyor. Aşkın ilişkiyi başlatıcı olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Aşk, kısmi kontrolümüzdedir. Daha geçicidir. Sevgi ise karşı tarafı tanımakla, bilmekle daha çok ilişkilidir.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Dr. Mert Sinan Bingöl: “Aşk, neredeyse tüm psikiyatrik hastalıklara ait kriterleri bünyesinde barındıran coşkunluk hâlidir.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, ‘Aşkın Nörofizyolojisi’ konusunu değerlendirdi.</p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, ilişki kavramının insanın hayatındaki belki de en değerli kavramlardan biri olduğunu ifade ederek, bağ kurmanın önemli olduğunu ve beynin birbirini ‘tamamlayıcı’ özellikte olan ‘iki yarımküreden’ oluşuyor olmasına da işaret etti.</p>
<p><strong>İletişim olmazsa nöronlar da insanlar da kuruyup ölüyor</strong></p>
<p>Nöronlar, birbirleriyle ne kadar sık iletişim kurarsa aradaki bağlantıların o kadar güçlü olacağını dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bu nöronal bağlantılar; genetik, mizaç ve çevresel etkileşimler sonucunda daha çok gelişir ya da geriler. Doğada izole bir hâlde var olabilecek ne bir nöron ne de bir insan vardır. Karşılıklı uyarıcı etkileşimler olmazsa nöronlar ve insanlar kuruyup ölürler.” dedi. </p>
<p><strong>Aşk nedir?</strong></p>
<p>Aşkı; ‘Her iki tarafın da daha iyi ilişkiler yaratabilecek olan hayal gücüyle olumlu yanılsamalara kapıldığı ve diğer kişiye kendisinin idealize ettiği önyargılı bir imgeye, ayrılmaz biçimde bağlandığı yoğun bir süreç’ olarak tanımlayan Dr. Mert Sinan Bingöl, günümüz dünyasında aşkın evrensel bir olgu olduğu kabul edilmekle birlikte çok sayıda araştırma bulgusunun aşkın kültürel bağlamsal koşullardan etkilendiğine işaret ettiğini söyledi.</p>
<p>“Tutkulu aşk, kendi ruhsal ve fizyolojik ihtiyaçlarımızla ilişkilidir.” diyen  Dr. Mert Sinan Bingöl, aşkın ilişkiyi başlatıcı olduğunu da dile getirerek, “Aşk, kısmi kontrolümüzdedir. Daha geçicidir. Sevgi ise karşı tarafı tanımakla, bilmekle daha çok ilişkilidir. Nesnesi bellidir. İlişkiyi sürdürücüdür. Özenle beslenip büyütülen bir şeydir. Sürece bağlı olarak daha kalıcı olabilir. Güvenle ilişkilidir. Aşık olma süreci; genetik, hormonlar, çevresel ve psikolojik deneyimlerle oluşmaktadır.” dedi. </p>
<p><strong>Peki aşk bir hastalık mı?</strong></p>
<p>Dr. Mert Sinan Bingöl, “Aşk, neredeyse tüm psikiyatrik hastalıklara ait kriterleri bünyesinde barındıran coşkunluk hâlidir. Psikiyatrik hastalıklarda görünen belirtilerin ve bulguların hemen hemen hepsi bir aşk sürecinde görülebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Cinsel uyaranlara erkekler daha duyarlı</strong></p>
<p>Duygularının hissedilebilmesi için bilişsel faktörlerin tek başına yeterli olmadığını, aynı zamanda belli bir duyguya uygun nörokimyasal ve otonomik sinir sistemi tepkilerinin de olabilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, şunları da ifade etti:</p>
<p>“Cinsel uyarılma sırasında aktive olan beyin bölgeleri romantik aşk sürecinde aktive olanlarla benzerdir. Aşk ve sevgi ilişkileri, beyindeki ödüllendirme sisteminin (limbik sistem) aktivasyonuna da dayanan karmaşık nörobiyolojik fenomenlerdir. Amigdala; görsel ve işitsel uyaranların kesişme noktasını oluşturması ve limbik sistem, beyin kabuğu ve beyin sapı ile yaptığı yaygın bağlantılar nedeniyle özellikle önem taşır. Erkek amigdalasının dişi amigdalasından yüzde 20 daha büyük olduğu bilinmektedir. Bu nedenle görsel cinsel uyaranlara erkek amigdalası daha duyarlıdır. Bu bilgi, erkeklerde pornografinin daha yaygın görülmesini ve kadınların neden görsel uyaranlar karşısında erkekler kadar hızlı uyarılmıyor oluşunu açıklayabilir.”</p>
<p><strong>Anne babanı seçemiyorsun, eşini seçiyorsun ama nasıl?</strong></p>
<p>İnsanların ebeveynlerini, kardeşlerini ya da çocuklarını seçemediğini ama kendi tercihi olarak eşini seçebildiğini dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl, “Onu da büyük oranda bilinçdışı seçiyoruz. Fiziksel çekim, bir kişiyle karşılaştığımızda ilk dikkat ettiğimiz özelliktir. Karşı cinsin yakışıklı veya güzel bulunması gibi dış özellikler, ilişkinin erken aşamalarında en önemli belirleyicilerinden biridir.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Fiziksel çekiciliğin kısa süreli ilişkilerde ve tanışma sırasına daha önemli olduğunu kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Coğrafi yakınlık da çekim açısından önemlidir. Özellikle ergenlik ve sonrasında aynı mahallede, okulda, iş yerinde bulunuyor olmak ilgi duyma ve yakınlaşma olasılığımızı arttırır.” dedi.</p>
<p>Kültürel ve sosyal normların benzer olana çekim duyulmasını sağladığını da ifade eden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Evrimsel, biyolojik ve bilinçdışı normlar ise bizi zıt olana yöneltmektedir. Hem kendimize benzeyen kişileri daha çekici buluruz hem bizim gibi olan eşlere kucak açarız hem de beraber uzun yıllar geçirdiğimiz eşimize daha çok benzeşiriz. Tamamlayıcılık da önemli bir faktördür. Zıtlık ve farklılıklara rağmen mutlu olabilen çiftlerde, en önemli etken uyumluluktur.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Erkeklerin cinsel çekimden daha hızlı etkileniyor</strong></p>
<p>Bireyin vücudunda salgılanan hormonların cinsel istek için önemli bir etken olduğunun gözlemlendiğini de belirten Dr. Mert Sinan Bingöl, “Güçlü bir ilişkide cinsel çekiciliği yok sayamayız. Cinsel çekiciliğin varlığı önemlidir. Genel çalışmalar erkeklerin cinsel çekimden daha hızlı etkilendiğini gösteriyor. Aşinalık ve benzerlik, dostluk ve anlaşmayı geliştirse de tutkulu aşk ve cinsel çekimi ateşlemek için bir ölçüde yabancılık ve benzemezlik gerekir. Son tahlilde egzotik olan erotik olur. ‘Coolide Etkisi’ olarak bilinen yenilik etkisi araştırması bize gösteriyor ki dopamin kısa süreli heyecana; oksitosin ise bağlanma temelinde uzun soluklu güvenilir bir ilişkiye itmektedir.” dedi.</p>
<p>Stres faktörlerinin, aşk süreçlerini en çok tetikleyen unsurlar olduğuna da vurgu yapan Dr. Mert Sinan Bingöl sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle tutkulu aşka dönüşümde bir engel vardır. Engel ne kadar fazla ise çekim o kadar artıyor. Kişi kurtarıcı bekliyor bu durum aşkı tetikliyor. Kişi stres anında uyarılmış oluyor ve o duygunun varlığını daha çok hissediyor. </p>
<p>Karşılılık unsuru aşkı besler, aşk karşılığında aşkı ister, bunu bulduğumuzda güçlü bağlanmalar yaşıyoruz. Seçtiğimiz kişinin bizden bir parça taşıdığı düşünülür bu duruma eksikliğin giderilme ihtiyacı diyebiliriz. Hayata aynı açıdan değil, aynı acıdan bakanlar birbirlerine daha çok çekim hissederler. Aynı noktadan yaralananlar birbirlerine daha hızlı çekim hissederler.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ask-psikiyatrik-bir-hastalik-mi-psikiyatrik-hastaliklarda-gorunen-bulgular-ask-surecinde-de-goruluyor-429566">Aşk psikiyatrik bir hastalık mı? Psikiyatrik hastalıklarda görünen bulgular aşk sürecinde de görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Hastalık Her 5 Kadından Birinde Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-her-5-kadindan-birinde-goruluyor-411794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Oct 2023 10:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=411794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde en yaygın kadın hastalıklarından biri olan ve özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu, sivilce oluşumundan kilo artışına, insülin direncinden kolesterol yüksekliğine dek birçok soruna yol açabiliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-her-5-kadindan-birinde-goruluyor-411794">Bu Hastalık Her 5 Kadından Birinde Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde en yaygın kadın hastalıklarından biri olan ve özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu, sivilce oluşumundan kilo artışına, insülin direncinden kolesterol yüksekliğine dek birçok soruna yol açabiliyor. Ancak teşhisinde önde gelen etkenlerden biri, hastalığın anne olmanın önünde engel teşkil etmesi oluyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çeli</strong>k “Polikistik Over Sendromu (PKOS) yumurtalıklarda milimetrik boyutlu çok sayıda kist görünümüyle karakterize bir hastalıktır. Esas olarak adet düzensizliği ile kendini gösteren bu durum vücut genelinde erkek tipi tüylenme, sivilce oluşumu ve kilo artışı gibi şikayetlere de yol açabilir. Türkiye’de her 5-7 kadından birini etkileyen bu hastalığa erken tanı konmasında toplumsal farkındalığın artması çok büyük önem taşımaktadır” diyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, Polikistik Over Sendromu hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>1. Bu belirtilerle kendini gösterebiliyor!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromu’na ait en sık jinekolojik belirti ve bulguları; adet düzensizliği, erkek tipi tüylenme, sivilce oluşumu ve erkek tipi saç dökülmesi olarak sıralayan Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Tüm bu belirtiler, hastalığın altında yatan en önemli mekanizma olan androjen yüksekliğine bağlı gelişmektedir. Hastalığa ait belirtiler önemsenmeyip, hekime başvurulmadığı takdirde bulguların daha da artması kaçınılmaz olmaktadır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2. Risk faktörlerine dikkat!</strong></p>
<p> </p>
<p>Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı Polikistik Over Sendromu’nun oluşumunda ve şiddetlenmesinde; sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktiviteden yoksunluk ve obezitenin de önemli rol oynadığını vurguluyor. Ailesinde PKOS öyküsü bulunan bireylerin bu hastalığa yakalanma olasılığının, diğer bireylere oranla daha yüksek olduğunu belirten Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Bu nedenledir ki, PKOS’lu kadınlarda ilk basamak tedavimiz her zaman yaşam tarzında iyileşmeler yapmak şeklinde olmaktadır. Kilo verme ve egzersiz bunların başında gelmektedir” diyor. </p>
<p><strong>3. En çok bu şikayetlerle hekime başvuruluyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromu’na yönelik toplumsal farkındalığın az olması hekime başvurunun da ötelenmesine ve tedavinin geciktirilmesine yol açabiliyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Hastalığın yol açtığı şikayetler sıklıkla erkeklik hormonu olan androjenin yüksekliğine bağlı adet düzensizliği, erkek tipi tüylenme ve sivilce oluşumunda artış şeklinde kendini gösteriyor. Bu semptomların hepsi bir arada olabileceği gibi farklı kombinasyonlarla karşımıza gelebiliyor. Hatta bazen glukoz veya kolesterol yüksekliği, obezite gibi metabolik sıkıntılarla Dahiliye polikliniğinden de tarafımıza yönlendirilen hastalarda ultrasonda PKOS görüntüsü ile tanısını koyabiliyoruz.”</p>
<p> </p>
<p><strong>4. Anne olmayı engelleyebiliyor</strong></p>
<p> </p>
<p>Yumurtalıklarda yan yana dizilmiş küçük kistlerle seyreden Polikistik Over Sendromu’nun hamile kalmanın önünde engel teşkil edebildiğini belirten Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Çoğu hasta yumurtlama sorunundan kaynaklı infertilite dediğimiz hamile kalma sürecinde yaşanan zorluklar dolayısıyla hekime başvuruyor. PKOS’a bağlı infertilite yönteminde öncelikle başka nedenlerin varlığını araştırıyoruz. Ardından kadının yaşı ve diğer eşlik eden durumlar da göz önünde tutularak aşılama veya tüp bebek tedavi sürecini uyguluyoruz” diyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>5. Tedavide yeni nesil yöntemler</strong></p>
<p> </p>
<p>Tedavinin esasını kilo kaybı ve sportif aktivitenin oluşturduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalar; yaşam alışkanlıklarında yapılacak olumlu değişikliklerin de hamile kalmanın önündeki engellerin tedavisinde büyük rol oynadığını göstermektedir. Böylelikle semptomlar çok hafiflemekte ve hatta herhangi bir tedaviye gereksinim kalmamaktadır. Ancak buna rağmen sıkıntılar devam ederse ilaç tedavisine, en sık olarak da doğum kontrol haplarına başlanmaktadır. Geçmişte cerrahi yöntem uygulansa da günümüzde bu yaklaşım çok tercih edilmemektedir. Medikal tedavi hekim kontrolünde ve uzun soluklu kullanılmalıdır.“</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-her-5-kadindan-birinde-goruluyor-411794">Bu Hastalık Her 5 Kadından Birinde Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullarla birlikte hastalık zili de mi çaldı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okullarla-birlikte-hastalik-zili-de-mi-caldi-402564</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 09:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[çaldı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[okullarla]]></category>
		<category><![CDATA[zili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ebeveynlerin hem iç hem de dış sesi yeni eğitim ve öğretim dönemi ile aynı cümleyi tekrarlıyor: “Eyvah okullar açılacak çocuğum çok hastalanacak mı?” “Elbette ilk 2-3 sene aile ortamında steril ve çok korunaklı büyüyen çocuklarımızın, okulda yaşıtları ile bir araya gelince hastalanmaları çok doğal.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullarla-birlikte-hastalik-zili-de-mi-caldi-402564">Okullarla birlikte hastalık zili de mi çaldı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ebeveynlerin hem iç hem de dış sesi yeni eğitim ve öğretim dönemi ile aynı cümleyi tekrarlıyor: “Eyvah okullar açılacak çocuğum çok hastalanacak mı?” “Elbette ilk 2-3 sene aile ortamında steril ve çok korunaklı büyüyen çocuklarımızın, okulda yaşıtları ile bir araya gelince hastalanmaları çok doğal. Ama okulda geçen her sene bağışıklık sistemlerinin gelişeceğini ve daha az hastalanacaklarını unutmayalım.” diyen Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dicle Çelik okul dönemi için önerilerde bulundu.</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemimiz ne kadar güçlü olursa infeksiyon hastalıklarına karşı da o kadar güçlü oluruz. Bunun için bazı olmazsa olmazlarımız var:</p>
<p> </p>
<ul>
<li>Annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi ve sağlıklı beslenmesi,</li>
<li>Normal vajinal yolla doğum,</li>
<li>İlk 6 ay sadece anne sütü ve mümkünse 2 yaşına kadar emzirilmenin devam ettirilmesi. Anne sütü eksikliğinde veya yoksunluğunda prebiyotikden zengin devam sütlerinin içirilmesi,</li>
<li>“İlk 1000 Gün” kavramı çok önemli. Yani bebeğin anne rahmine düştüğü andan 2 yaş sonuna kadar geçen sürede katkısız, doğal beslenmesi,</li>
<li>Aşıların yaşa uygun olarak eksiksiz yapılması,</li>
<li>Özellikle ev yapımı kefir, yoğurt, turşu, tarhana, şalgam suyu, boza tüketmek veya probiyotik kullanımı barsaklarımızdaki dost bakterileri arttırarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir,</li>
<li>Mümkünse ilk 2 sene antibiyotiksiz bir hayat,</li>
<li>İlk 2 sene düzenli D vitamini, sonrasında da ihtiyaca göre D vitamini takviyesi,</li>
<li>Çocukların açık, temiz havada oynamaları,</li>
<li>Katkı, koruyucu madde içermeyen gıdalarla beslenme,</li>
<li>Çocuklarımızın aktif spor yapmaları,</li>
<li>Düzenli uyku özellikle gece yarısından sonra derin uykuda büyüme hormonunun salgılandığı unutulmamalı,</li>
<li>Hijyen kurallarına uyma, güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmada kişisel temizlik çok önemli bir yer tutar.  Çocuklarda hijyen denince akla ilk olarak el yıkama, diş fırçalama, yıkanmak ve tuvalet hijyeni gelir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Üst solunum yolu hastalıklarını çok sık görüyoruz</strong><br />Özellikle okulların açılması ile birlikte çocuklarda üst solunum yolu hastalıklarını çok sık görüyoruz. Bu nedenle sınıfların sık havalandırılması, özellikle kreş ve anaokullarındaki oyuncakların temizliği, hasta çocukların okula gönderilmemesi ve kışın mümkün olduğunca kapalı ortamlarda hava şartlarına rağmen yine de çok vakit geçirilmemesi hastalık zincirini kırmak açısından önemlidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Vitamin takviyesi yapmalı mı?</strong></p>
<p>Okula her başlayan çocukta mutlaka vitamin ya da bağışıklık ilacı kullanılmasını tavsiye etmiyorum.  Her çocuk mutlaka kendi bazında değerlendirilmeli ve bu konuda ki kararı bir çocuk hekimi vermeli. Ama düzenli D vitamini kullanılmasını, haftada 1-2 gün balık tüketilmesini, balık tüketmeyen çocuklarda omega-3 takviyesini, çinko eksikliği olan çocuklarda ise çinko takviyesinin verilmesini tavsiye ederim.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullarla-birlikte-hastalik-zili-de-mi-caldi-402564">Okullarla birlikte hastalık zili de mi çaldı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Mevsiminde Çocuklarda Görülebilen Başlıca 8 Hastalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-cocuklarda-gorulebilen-baslica-8-hastalik-397135</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 09:40:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıca]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülebilen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[mevsiminde]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle çocukların dört gözle beklediği yaz tatili, yaz hastalıkları ve kazalarını da beraberinde getirebiliyor. Minikler için eğlenceli ve kahkaha dolu bir zaman olması istenen yaz tatili, kış aylarının soğuk algınlığı ve griple gelmesi gibi, çocukların korunması gereken birkaç hastalığa neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-cocuklarda-gorulebilen-baslica-8-hastalik-397135">Yaz Mevsiminde Çocuklarda Görülebilen Başlıca 8 Hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle çocukların dört gözle beklediği yaz tatili, yaz hastalıkları ve kazalarını da beraberinde getirebiliyor. Minikler için eğlenceli ve kahkaha dolu bir zaman olması istenen yaz tatili, kış aylarının soğuk algınlığı ve griple gelmesi gibi, çocukların korunması gereken birkaç hastalığa neden olabiliyor. Yaz mevsiminin içerdiği çeşitli risk faktörlerinin farkında olunması ve gereken önlemlerin alınmasıyla çocukların tatilin tadını doyasıya çıkarması sağlanabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü&#8217;nden Yenidoğan Uzmanı Dr. Aşkın Güra Bayık, yaz mevsiminin beraberinde getirdiği hastalıklar ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hasta olmadan önlem alınması önemli! </strong></p>
<p>Artan sıcaklıklarla ve okulların tatil olmasıyla; deniz, havuz, güneş, soğuk içecek tüketimi ve dışarıda geçirilen sürenin fazla olması gibi etkenler, çocukları hasta edebilirken anne babaların birtakım önlemler alması gerektirmektedir. Çocuklardaki yaz hastalıkları arasında güneş çarpması, ishal ve kusma ile giden bağırsak enfeksiyonları, hepatit A, havuz enfeksiyonları; dış ve orta kulak enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu, üst solunum yolu enfeksiyonları, deride mantar, böcek sokmaları, alerjik reaksiyonlar ve kırık çıkık gibi travmalar yer almaktadır. Bu hastalıkları önlemek için risk faktörlerini bilmek ve buna göre önlem almak hastalıklardan uzak bir yaz tatili olmasında büyük önem taşımaktadır. </p>
<p> </p>
<p><strong>1-Kulak enfeksiyonlarına dikkat!</strong></p>
<p>Kulağa dışardan giren mantar, bakteri, virüs gibi mikroplar, önce kaşıntı, ardından iltihaplı, pis kokulu akıntılara neden olabilir. Kulakta zaten normal olarak salgılanan sarı-kahverengi buşon kirli suyu çeker, şişer, içindeki mikrobun hastalık yapmasını kolaylaştırır.  Kötü kokulu, beyaz, sarı veya yeşil akıntı görüldüğü takdirde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2- Deniz ve havuz hasta edebilir</strong></p>
<p>Damlacık enfeksiyonu olarak nefes yoluyla vücuda giren mikroplar, üst solunum yolu, boğaz enfeksiyonu yapabilir. Ateş, kırgınlık, halsizlik, boğaz ağrısı ile başlar, çok daha ağır tablolara dönüşebilir. Ayrıca suya dalma, boğazdaki potansiyel hastalık mikroplarının daha derinlere taşınmasına ve sinüzit oluşmasına yol açabilir.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3- İdrar yolu enfeksiyonuna engel olun</strong></p>
<p>Özellikle kız çocuklarında daha sık görülür. Islak mayo ile bekleme, yeterli temiz olmayan suya girme veya su kenarında yerlere oturarak oynama, mikropların girişini kolaylaştırır.  İdrar yolu enfeksiyonu, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, karın ağrısı, ateş veya kusma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bazen bunların birçoğu birlikte olur. Erken tanı ve tedavi, ilerde oluşabilecek daha ciddi ve kalıcı rahatsızlıkları önleyecektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4- Güneş çarpmasına dikkat edin</strong></p>
<p>Çocuk uzun süre etkili güneş altında kaldığında, oyuna dalıp yeterli sıvı tüketmediğinde, bir süre sonra ateş, halsizlik gibi belirtiler başlayabilir. Vücuttan kaybedilen suyun içindeki sodyum, potasyum gibi elementlerin eksikliği de belirtileri şiddetlendirir. Su kaybının şiddetine göre şoka kadar varan tablolar oluşabilir. Bu durumda serin bir yerde dinlenmesi sağlanmalı, bol su verilmeli ve şikayetle devam ettiği takdirde bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5- Güneş yanıkları ileriki yıllarda kanser tehlikesine neden olmasın</strong></p>
<p>Yazın en sık görülen rahatsızlıklardan biri de güneş yanıklarıdır. Güneş ışınları 45 dereceden daha dik iken güneş altında kalınmaması gerekir. Kişi suyun içindeyken de güneş yakıcı etkisini sürdürmektedir. Bu nedenle çocuklarda, 30 faktör civarındaki koruyucu güneş kremleri kullanılması uygundur. Bu ürünlerin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi, her 3 saatte bir de tekrarlanması önemlidir. Özellikle yüzü korumak için de kıyıda oynayan çocuklara geniş kenarlı şapka takmak yararlı olabilir.   </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>6- Sinek-böcek sokmalarının önüne geçin</strong></p>
<p>Sinek böcek sokmaları da kaşıntıya, ardından deride iltihaplı yaraya neden olabilir.  Geceleri mümkünse koruyucu tül perdeli yatak kullanmalıdır. Özellikle bebeklerde ciltten emilim çok olacağı için cilde sık sık kimyasal sinek kovucu sürmek doğru değildir. Yaz akşamlarında uzun kollu, ince, hava alan pamuklu giysilerle sineğin sokabileceği alanı azaltmak gerekir. Geceleri, sineklikli odanın ilaçlanıp yatmadan önce iyice havalandırılması da uygun bir yöntemdir. Sinek, böcek sokmasında antihistaminik ve ek ilaçlar içeren kaşıntı önleyici krem, merhem ve losyonlar kullanılabilir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>7- Çocuğunuzu deri alerjilerinden koruyun </strong></p>
<p>Çocuk açık alanda oynarken bazı bitkilerin temasına bağlı kızarma, kaşınma olabilir. Direkt güneş ışığına bağlı deride kızarma, kaşınma, hatta ödem gelişebilir. Bazen soğuk su, hatta sadece su bile deride ürtiker ve anjioödem denen kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı yapabilir.   </p>
<p><strong>8- Ortak kullanılan eşya ve yiyecekler Hepatit A’ya neden olmasın </strong></p>
<p>Hepatit A denilen bulaşıcı sarılık türü, özel bir virüsün bulaşmasıyla olur. Kirli su, gıda, kirli el en önemli bulaşma araçlarıdır. Basit bir enfeksiyon gibi halsizlik, ateş şikayetleriyle başlayıp, kusma, karın ağrısı eklenebilir. İdrar renginde portakal kabuğu gibi koyu sararma, göz akında sararma ile belirginleşir. Bulaşıcıdır, iyileşmesi uzun zaman alabilir.  Artık çocuklar bu hastalıktan da aşı ile korunabilmektedir. 1,5 yaşından itibaren yapılabilen, 6 ay ara ile 2 doz aşı korumada önemli rol oynar. Hepatit A’dan korunmanın diğer yolları arasında Hepatit A geçiren kişilerin mikrobu bulaştırmalarını önlemek için el ve tırnak temizliğine son derece dikkat etmek gerekir. İç çamaşırlarını, çarşaflarını ve tuvaletlerini solüsyonlar ile temizlemek, hastaya bakan hemşire, doktor, hasta bakıcı ve aile bireylerinin de ellerini sık sık mikrop önleyici sıvılarla yıkamaları bu hastalıktan korunmada son derece önemlidir.<strong>  </strong></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-cocuklarda-gorulebilen-baslica-8-hastalik-397135">Yaz Mevsiminde Çocuklarda Görülebilen Başlıca 8 Hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais: &#8220;Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir bir hastalık&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-dr-asli-basabak-bhais-sigara-bagimliligi-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-378701</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 May 2023 08:10:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aslı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[başabak]]></category>
		<category><![CDATA[bhais]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378701</guid>

					<description><![CDATA[<p>31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, sigara bağımlılığının tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-dr-asli-basabak-bhais-sigara-bagimliligi-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-378701">Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais: &#8220;Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir bir hastalık&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, sigara bağımlılığının tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyledi. Azaltarak ya da yerine elektronik sigara kullanarak bırakmaya çalışmanın etkin yöntemler olmadığına vurgu yapan Bhais, “Daha az zararlı olduğu düşünülerek bu ürünleri kullanmak, ileride görülebilecek zarara dair kaygıyı azaltarak, bırakma motivasyonunu düşürüyor. Sigara içilmesi yasak alanlarda da kullanılabilmesi davranışı sıklaştırmaya sebep oluyor.” uyarısında bulundu. Nargile, aromalı sigaralar ve elektronik sigaralardaki tehlikeye dikkat çeken Bhais, “1 nargile 4-5 paket sigaraya eş değer. Elektronik sigaraların özellikle akciğer, kalp, ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğu görülüyor. Aromalı sigaralarsa kanser riskini yükseltiyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, 31 Mayıs ‘Dünya Tütünsüz Günü’ kapsamında sigara bağımlılığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bu kriterlerden ikisi sizde varsa bağımlısınız</strong></p>
<p>Ruhsal hastalıkların tanısal el kitabına göre sigara bağımlılığını tanımlayan Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, bir kişinin bağımlı sayılabilmesi için oluşması gereken kriterleri sıraladı ve bu kriterlerden en az ikisinin varlığı durumunda sigara bağımlılığından söz edilebileceğini söyledi:</p>
<p>&#8211; Son on iki aylık süre içinde planlanandan daha fazla ya da uzun süreli olarak sigara kullanmak</p>
<p>&#8211; Sigarayı bırakmak ya da kontrol altında tutmak için sürekli bir istek duymak ve başarısızlıkla sonuçlanan girişimlerde bulunmak</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımı ile ilgili etkinliklere çok zaman ayırmak</p>
<p>&#8211; Sigara kullanmak için yoğun bir istek duymak</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımı nedeni ile işte, okulda ya da evdeki konumun gereği olan başlıca sorumlulukları yerine getirememek</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımı nedeniyle bedensel, ruhsal veya toplumsal sorunlar yaşanmasına rağmen kullanmaya devam etmek</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımı nedeniyle bir takım toplumsal, eğlence ya da iş ile ilgili etkinliklerin azaltılması ya da bırakılması</p>
<p>&#8211; Sigara kullanımına karşı tolerans gelişimi nedeni ile artan ölçülerde tütün kullanmak ya da aynı ölçüde kullanmaya rağmen belirgin olarak daha az etki yaşanması</p>
<p>&#8211; Sigara içilmediği zamanlarda huzursuzluk, sinirlilik, dikkat ve odaklanmakta sorun gibi yoksunluk belirtilerinin yaşanması </p>
<p><strong>Yaşam boyu 100 sigara içmiş kişi bağımlı kabul ediliyor</strong></p>
<p>Tütün ürünlerinin kullanım şeklinin değişiklik gösterebileceğini kaydeden Bhais, “Bazı kişiler her gün düzenli olarak sigara kullanırken bazıları arada sırada sigara içer, bazıları da bırakmış kişilerdir”. Bu kişilerin hepsi bağımlı mıdır sorusu gelebilir. Dünya Sağlık Örgütü sigara içimine dair bazı tanımlamalar yapar. Her gün en az 1 sigara içen grup, 30 günde günlük 1 taneden daha az sigara içen grup ve ara sıra içen (sosyal ortamlarda) grup şeklinde tanımlamıştır. Özetle yaşamı boyunca toplam 100 adet sigara içmiş olan kişi ‘sigara içen’ olarak kabul edilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aromalı sigaralar kanser riskini yükseltiyor</strong></p>
<p>Özellikle gençler arasında kullanımı yaygın olan aromalı, mentollü sigaraların daha fazla bağımlılık yapma ihtimalinden öte bu ürünlerin kanser riskini arttırması ile ilgili çalışmalar olduğuna dikkat çeken Bhais, “Bu konuda yapılan çalışmalarda mentol aromalarının kanser yapıcı bileşik bulundurdukları ve uzun süre kullanımları ile pulegon isimli bir yağa dönüştükleri bildirilmiştir. Öyle ki bu sebeple Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) 2019 yılında ABD’de mentollü sigara kullanımını yasaklamıştır. Bu risk aynı şekilde elektronik sigara kullananlarda da vardır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Elektronik sigaraların kalp, ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri var</strong></p>
<p>Sigarayı bırakmak ya da azaltmak isteyenlerin basamak olarak elektronik sigaraya yönelmesini de değerlendiren Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Çok bilinen bir yanılgı olmasına rağmen elektronik sigaraların sigarayı bırakmada yardımcı olduğuna dair bilimsel bir kanıt yok. Aksine kişilerin, yardımcı olduğunu ya da daha az zararlı olduğunu düşünerek, bu ürünleri kullanması ileride görebilecekleri zarara dair kaygılarını azaltarak, bırakma motivasyonlarını da düşürüyor. Sigara içilmesi yasak alanlarda kullanımın olması ya da 18 yaş altı kişilerin de bu ürünlere ulaşabiliyor olması da bırakmaya yardımcı olmadığı gibi davranışı sıklaştırmaya sebep oluyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Elektronik sigaraların zararlarına da dikkat çeken Bhais, “Elektronik sigaralar yakın dönemde piyasaya çıktığı için kullanımın uzun vadede sonuçlarını gösteren araştırmalar yeni yeni ortaya çıkmaktadır. Çıkan sonuçlar özellikle akciğer, kalp, ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>1 nargile 4-5 paket sigaraya eş değer</strong></p>
<p>Bazı kişilerin düzenli sigara kullanmasalar da nargile kullandıklarına değinen Bhais, “Bunun bağımlılık olmadığını, sosyal bir kullanım olduğunu ya da zarar vermeyeceğini düşünürler. Ancak gerçek şu ki içinde bulunan nikel, kurşun, kobalt oranlarının sigaradan daha yüksek olması sebebiyle 1 nargile 4-5 paket sigaraya eş değerdir. Ayrıca birçok kişinin kullandığı ve yeterince dezenfekte edilmeyen nargileler verem başta olmak üzere birçok bulaşıcı hastalığa yakalanmak için de risk oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir ama tamamen yok olmaz</strong></p>
<p>Diğer bağımlılıklar gibi sigara bağımlılığının da tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Bhais, “Kişi sigarayı bırakabilir. Bırakma durumunda sigara bağımlılığı hastalığı pasif durumda olur. Beyindeki sigarayı tanıyan hücreler uyku haline geçer. Kişinin kullanımı olmaz ancak içme isteği olabilir. Ancak kişi içmeden bu istek anlarını geçirebilir. Tekrar kullanımın olması durumunda hastalık tekrar alevlenir. Kullanım bir süre sonra kontrolden çıkar ve kişi bir süre sonra eski kullanım düzenine döner. Yani sigara bağımlılığında tedaviden kastedilen; ‘düzelir ama asla tamamen yok olmaz’. Kişi bıraktıktan 5 yıl sonra bile içmeyi denese tekrar eski içme düzenine dönebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Azaltarak bırakma etkin bir yöntem değil</strong></p>
<p>Sigarayı bırakma tedavisinde temel belirleyicinin kişinin motivasyonu olduğunu belirten Bhais, “Araştırmalar azaltarak bırakma ya da düşük nikotin içeren ‘light’ sigaralar içmenin bırakmada etkin yöntemler olmadığını gösteriyor. Bu sebeple tamamen bırakmak üzerine bir tedavinin başarı şansı daha yüksek. Bırakma girişiminde profesyonel bir destek almak da başarı şansını arttırır. Sigara bırakma polikliniklerinde bırakmaya yardımcı olması için ilaç desteği, nikotin yerine koyma tedavisi ve bırakma stratejilerini planlamak adına psikoterapi desteği alınabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Uygulanan sisteme örnek veren Bhais, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Danışanın ilk olarak bir hekim tarafından genel muayenesi yapılır ve sigara bağımlılığı açısından değerlendirilir. Kişinin ihtiyacına göre ilaç veya psikoterapi desteği tedaviye eklenir. Tedavide iki aşama vardır: Bırakmak ve sürdürmek. Her iki tedavi aşaması için de farklı hedefler vardır. Özellikle bırakma sonrası ilk 1 hafta, 1 ay ve 3 aylık süreçler tekrar başlama riskleri açısından önemli olduğu için bu dönemler birlikte aşılır. Terapilerde kişi riskli durumları, kendisini tekrar kullanıma döndüren sebepleri ve kullanmamak konusunda işe yarayan yöntemleri daha iyi fark ettiği için daha uygun stratejiler bulabilir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-dr-asli-basabak-bhais-sigara-bagimliligi-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-378701">Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais: &#8220;Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir bir hastalık&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Hastalık Baba Olmasına Engel Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-371769</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 08:54:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmasına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=371769</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 100 bebekten en az birinde görülen, prematüre bebeklerde yüzde 45’e kadar çıkabilen inmemiş testisin özellikle ilk bir yıl içerisinde tedavisi son derece önemli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-371769">Bu Hastalık Baba Olmasına Engel Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 100 bebekten en az birinde görülen, prematüre bebeklerde yüzde 45’e kadar çıkabilen inmemiş testisin özellikle ilk bir yıl içerisinde tedavisi son derece önemli. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen</strong> “İnmemiş testis tedavisi altı aydan sonra ve en geç bir yaşına kadar gerçekleştirilmelidir. Bir yaşından sonra tanı alan çocuklar mümkün olan en kısa sürede tedavi edilmelidir. Aksi taktirde vücut sıcaklığına maruz kalan testislerin hücresel yapıları bozulur ve bu çocukların ileride baba olma potansiyelleri olumsuz etkilenir. Ayrıca testis kanseri riski de artmaktadır” diyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen inmemiş testisler hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Belirti vermiyor!</strong></p>
<p>Ağrı, kızarıklık, şişlik gibi belirti vermediğinden, aile tarafından çoğu zaman fark edilmeyip dikkatli bir muayene sırasında saptanabilen inmemiş testis bebeklerde sık görülen bir hastalık. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen </strong>“Doğum sonrası anneden geçen hormonların baskılayıcı etkisi ortadan kalkınca bebeklerde cinsiyet hormonu düzeyinde artış meydana gelir. Bu durum testislerin inişine devam etmesini sağlar ve bir yaşına gelindiğinde doğumda saptanan inmemiş testislerin yüzde 70’i torbaya inmiş olur. Ülkemizde bir yaşına kadar inmemiş testisin görülme sıklığı yüzde 1-5 arasında değişirken, prematüre bebeklerdeyse bu oran yüzde 45’e çıkmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kozmetik ürünler ve tarım ilaçları da yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; testisin inişinin hormonal, fiziksel, çevresel ve genetik faktörlerin kontrolü altında olduğuna dikkat çeken Dr. Mehmet Celal Şen testislerin inmemesinin nedenlerini şöyle anlatıyor: “Hormonal faktörler cinsiyet gelişim kusurları ve testosteron (erkek cinsiyet hormonu) üretimini ve etkisini azaltan bozukluklardır. Fiziksel faktörler testis ve kasık kanalının anatomik yapısını bozan anomalilerdir. Çevresel faktörler, anne karnındayken maruz kalınan ve hormon yapımını olumsuz etkileyen kozmetik ürün imalatında kullanılan bazı maddeler (fitalat) ve tarım ilaçları gibi kimyasallardır. Genetik faktörler ise inmemiş testise neden olabilen bazı sendromlar ve gen mutasyonlarıdır.” </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli!</strong></p>
<p>İnmemiş testiste erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Mehmet Celal Şen “Testislerin sperm ve hormon üretimine normal şekilde devam edebilmeleri için vücut sıcaklığından 2 ila 7 derece daha düşük bir ortamda bulunmaları gerekir ki torbalarda durum böyledir. Vücut sıcaklığına maruz kalan testislerin hücresel yapıları bozulur ve bu çocukların ileride baba olmaları potansiyelleri olumsuz etkilenir. Ayrıca ileride testis kanseri gelişmesi, testisin kendi etrafında dönüp boğulması (torsiyon), travmaya maruz kalması ihtimallerinin yüksek olması diğer tedavi edilme nedenleridir. Bunlarla birlikte boş bir torba görünümünün çocuk için yaratacağı psikolojik etkiler de göz önüne alınmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>6 ay-1 yaş arası tedavisi şart! </strong></p>
<p>Doğum sonrası fark edilen inmemiş testislerin bir bölümünün ilk bir yaş içinde inişini tamamlayabildiğini belirten Dr. Mehmet Celal Şen şöyle konuşuyor: “Bu süreç genellikle üç-altı ay içinde tamamlanırken, altıncı aydan sonra kendiliğinden inme ihtimali giderek azalmaktadır. Bu nedenle inmemiş testis tedavisi 6 aydan sonra ve en geç 1 yaşta gerçekleştirilmelidir. 1 yaşından sonra tanı alan çocuklar mümkün olan en kısa sürede tedavi edilmelidir.”</p>
<p><strong>‘Utangaç testis’ ergenliğe kadar takip edilmeli!</strong></p>
<p>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen, torbaya inişini gerçekleştiren testisin bazen yukarı yönlü yer değiştirerek torba içerisinde görülemediğini belirterek “Halk arasında ‘utangaç testis’ olarak adlandırılan bu durumda aile çocuğun testisinin zaman zaman yukarı kaçtığını, banyo sırasında indiğini tarif eder. Testisi soğuktan ve travmadan korumaya yönelik bu refleks tamamen fizyolojik bir durum olup tedavi gerektirmez. Ancak utangaç testislerin üçte birinde ileride inmemiş testis (asendan testis) gelişebildiği bilindiğinden, bu çocukların ergenliğe kadar takip edilmeleri gerekir” diye konuşuyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-371769">Bu Hastalık Baba Olmasına Engel Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibi, hastalık etkeni mantarların içinde bulunan bakteriyel türleri araştıracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hastalik-etkeni-mantarlarin-icinde-bulunan-bakteriyel-turleri-arastiracak-360302</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2023 08:57:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştıracak]]></category>
		<category><![CDATA[bakteriyel]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bulunan]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[etkeni]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[mantarların]]></category>
		<category><![CDATA[türleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Prof. Dr. Özlem Abacı Günyar ve ekibinin “Ege Üniversitesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına Gelen Klinik Örneklerden İzole Edilen Küf Mantarlarında Hücre İçi Bakterilerin Varlığının Araştırılması” başlıklı projesi TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hastalik-etkeni-mantarlarin-icinde-bulunan-bakteriyel-turleri-arastiracak-360302">Egeli bilim ekibi, hastalık etkeni mantarların içinde bulunan bakteriyel türleri araştıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Prof. Dr. Özlem Abacı Günyar ve ekibinin “Ege Üniversitesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına Gelen Klinik Örneklerden İzole Edilen Küf Mantarlarında Hücre İçi Bakterilerin Varlığının Araştırılması” başlıklı projesi TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu.<b> </b>Prof. Dr. Abacı Günyar ve ekibi<b> </b>mantarların içinde yer alan bakterilere yönelik çalışmalar gerçekleştirecek.</p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Fen Fakültemiz öğretim üyesi Prof. Dr. Özlem Abacı Günyar ve ekibinin TÜBİTAK tarafından desteklenen projesi ile bilime sundukları katkılardan dolayı   tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.</p>
<p>Mantar enfeksiyonlarının bağışıklığı düşük insanlarda ölümle sonuçlanan ciddi hastalıklara sebebiyet verdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Abacı Günyar, “Endofungal bakteriler, mantar miselyumu içinde simbiyont olarak yaşayan bakterilerdir. Mantar enfeksiyonları özellikle immun baskılı bireylerde ölümle sonuçlanan ciddi hastalıklara neden olmaktadır.  Bununla birlikte mantar miselyumu içerisinde endosimbiyont olarak bulunan bakterilerin mantar miselyumundan salınımı durumunda ciddi problemlere sebep olabileceği düşünülmektedir. Mantarların barındırdığı bakterilerin hem üretebilecekleri toksinler yönünden hem de yeni bakteriyel bir enfeksiyona sebep olma potansiyelleri nedeni ile saptanmaları çok önemlidir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Endofungal bakteriler araştırılacak”</b></p>
<p>Prof. Dr. Abacı Günyar, “Çalışmamızda üniversitemizde mikoloji laboratuvarlarına gelen, sistemik enfeksiyon etkeni olarak izole edilen ve stoklanan mantar izolatlarında endofungal bakteri varlığının araştırılması amaçladık. Endofungal bakterilere yönelik araştırmaların kısıtlılığı ve rutin uygulamada klinik örneklerde üreyen mantarlarda bu bakterilerin araştırılmaması, tedavinin yalnızca antifungal olarak planlanmasına ve endofungal bakterilerin göz ardı edilmesine neden olabiliyor. Çalışmamızın mantarlar ile birlikte yaşayan endofungal bakterilere ilgiyi çekerek, planlanacak tedaviye de yardımcı ve yol gösterici olacağı düşünüyoruz” dedi.</p>
<p>Yürütücülüğünü Prof. Dr. Prof. Dr. Abacı Günyar’ın yaptığı projede; Prof. Dr. Süleyha Hilmioğlu Polat, Prof. Dr. Dilek Yeşim Metin, Dr. Muhammed Alper Özarslan ve doktora öğrencileri Bahar Gökçen ile Bengi Aldı yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hastalik-etkeni-mantarlarin-icinde-bulunan-bakteriyel-turleri-arastiracak-360302">Egeli bilim ekibi, hastalık etkeni mantarların içinde bulunan bakteriyel türleri araştıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem bölgesinde salgın hastalık riskine karşı hijyenik önlemler arttırılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-salgin-hastalik-riskine-karsi-hijyenik-onlemler-arttirilmali-357316</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2023 08:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hijyenik]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[önlemler]]></category>
		<category><![CDATA[riskine]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=357316</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tevfik Ecder, afetler sonrasında yaşanabilecek önemli sorunlardan birinin de salgınlar olduğuna dikkat çekerek hijyenik önlemlerin alınmasının önemini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-salgin-hastalik-riskine-karsi-hijyenik-onlemler-arttirilmali-357316">Deprem bölgesinde salgın hastalık riskine karşı hijyenik önlemler arttırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tevfik Ecder, afetler sonrasında yaşanabilecek önemli sorunlardan birinin de salgınlar olduğuna dikkat çekerek hijyenik önlemlerin alınmasının önemini vurguladı. Ecder, depremzedelere temiz su ve yiyecek ulaştırılması, barınma yerlerinin temizliğinin sağlanmasının enfeksiyon ve salgın riskini azaltacağını ifade etti. Ayrıca depremzedelerde yoğun psikolojik sorunlarla karşılaşılabileceğine de dikkat çeken Ecder, “Depremi yaşayan kişilerde en sık görülen rahatsızlıkların akut stres bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete, uzamış yas ve deliriumdur. Bu nedenle deprem bölgesine psikiyatrik destek verilmesi çok önemli,” dedi.</strong></p>
<p>Türkiye’yi derinden sarsan depremler sonrası bazı depremzedeler başka şehirlere göç ederken, bazılarıysa deprem bölgelerinde kurulan konteyner kentlerde ve çadırlarda yaşamlarını sürdürüyor. Deprem bölgelerinde salgın hastalık riski ve enkaz altından kurtarılan depremzedelerde yaşanabilecek akut böbrek yetersizliği ve psikolojik sorunlar gibi hususlara dikkat edilmesi gerekiyor. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tevfik Ecder, deprem bölgesinde yaşanabilecek salgın riskine karşı<br /> hijyen önlemlerinin alınması gerektiğine dikkat çekti. Depremi yaşayan kişilerde en sık görülen rahatsızlıkların akut stres bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete, uzamış yas ve delirium olduğunu belirten Ecder, deprem bölgesine psikiyatrik destek verilmesinin önemini vurguladı. </p>
<p><strong>“Enkaz altında kalanları bekleyen önemli bir sorun da akut böbrek yetersizliğidir”</strong></p>
<p>Depremden sonra depremzedelerde oluşabilecek sağlık sorunlarına değinen Prof. Dr. Tevfik Ecder, şöyle konuştu:</p>
<p>“Deprem sonrasında, depremin şiddetine ve etkilenen bölgenin altyapısına göre değişen düzeylerde sorunlarla karşılaşılır. Enkaz altında kalan insanların bir kısmı deprem sırasında almış oldukları ölümcül travmalar nedeni ile hayatlarını kaybederler. Bazı depremzedelerin ise enkaz altında kalan vücut bölümleri ağır hasar görmüş olabilir. Bu şekilde kurtarılan ve hastaneye sağ olarak ulaştırılabilen hastaların hasar görmüş kol veya bacaklarının ampüte edilmesi gerekebilir. Bu durum, bu hastaları sadece fiziksel açıdan etkilemekle kalmamakta, psikolojik olarak ciddi bir travmaya da yol açmaktadır. Deprem sonrasında enkaz altında kalan hastaları bekleyen önemli bir sorun da akut böbrek yetersizliğidir. Enkaz altında kalarak ezilen kol ve bacak gibi uzuvların hasar gören kas dokularından açığa çıkan bazı maddelerin böbreğe toksik etki göstermesi burada önemli bir rol oynar. Bu tabloya ‘ezilme sendromu’ adı verilir. Kişinin uzun süre susuz kalması bu olayın gelişmesini kolaylaştırır. Kaslardan açığa çıkan maddeler arasında potasyum da vardır. Potasyumun kanda hızla yükselmesi ani ölümlere neden olabilir. Kişinin enkazdan kurtarılmasından hemen sonra görülebilen ani ölümlerin temel sebebi kaslardaki potasyumun kana karışarak hızla yükselmesidir. ‘Kurtuluş ölümü’ adı verilen bu dramatik olayın önlenmesi için kurtarma işlemi sırasında hastanın bir eline, koluna ya da ayağına ulaşıldığında (vücudun tamamen kurtarılmasını beklemeden) acil olarak damardan sıvı verilmeye başlanmalıdır. Bir sağlık kuruluşuna sağ olarak ulaştırılması mümkün olan bu ezilme sendromlu hastalar diyaliz tedavisine alınarak hayatta tutulurlar. Çoğu kez günler içinde böbrek fonksiyonları kendiliğinden düzelen bu hastalara bu süre boyunca diyaliz tedavisi desteği verilmelidir. Ezilme sendromuna bağlı akut böbrek yetersizliği gelişen bu hastaların az bir oranında ise böbrek fonksiyonları düzelmez ve bu nedenle de kişi kronik diyaliz tedavisine ihtiyaç duyabilir.”</p>
<p><strong>“Kronik diyaliz tedavisi gören hastalar için acil önlemler alınmalı”</strong></p>
<p>Yaşanan afet sonrasında kronik hastalıkları bulunan kişilerle ilgili alınabilecek önlemler konusunda da bilgi veren Ecder, şöyle devam etti:</p>
<p>“Afet sonrasında, yaşanan afet ile ilgili sağlık sorunlarına ek olarak kronik hastaların hastalıkları ile ilgili sorunlar da dikkate alınmalı. Kronik hastaların tedavileri hiçbir şekilde aksamamalı. Bu hastalar için acil önlemler alınmalı. Deprem bölgesindeki diyaliz merkezleri yıkılmış veya ciddi derecede hasar görmüş olabilir. Diyaliz merkezinde görevli olan hekim, hemşire ve diğer sağlık personeli depremden zarar görmüş olabilir veya merkeze ulaşamayabilir. Bu durumda o bölgeye en yakın olan diyaliz merkezlerine ulaşım gerekir. Ayrıca enkaz altından çıkarılan ve akut böbrek yetersizliği nedeni ile diyaliz tedavisi gereken hastalar da olacağından, diyaliz merkezlerinin iş yükü artabilir. Bu bölgelere ek sağlık personelinin getirilmesi ve hastaların mümkün olabildiğince ve güvenli bir şekilde başka merkezlere sevk edilmesi gerekebilir. Kronik hastaların kullanmakta oldukları ilaç tedavilerinde bir aksaklık yaşanmamalı. Toplumda sık karşılaşılan sağlık sorunları olan hipertansiyon, diyabet, kronik akciğer hastalığı ve koroner kalp hastalığı gibi hastalıklar afet sonrasında kontrolsüz hale gelebilir. Bu nedenle deprem sonrasında, bölgeye başka yerlerden hekim ve hemşire desteği verilmeli ve yeterli miktarda ilaç ulaştırılmalıdır. Kronik diyaliz tedavisi görmekte olan hastaların diyalizleri aksayabileceğinden dolayı, bu hastaların daha sıkı diyet yapmalarının, özellikle olabildiğince potasyumdan fakir beslenmelerinin ve sıvı alımlarının kısıtlamalarının hayati önemi vardır.” </p>
<p><strong>“Bölgede hijyenik önlemlerin alınmasının büyük önemi var”</strong></p>
<p>Oluşabilecek salgın tehlikesi ve enfeksiyon hastalıklarına da dikkat çeken Prof. Dr. Ecder, “Afetler sonrasında yaşanabilecek önemli sorunlardan biri de salgınlardır. Bu nedenle hijyenik önlemlerin alınmasının büyük önemi var: Deprem sonrası yaşanan yıkımlardan dolayı altyapı da hasar görür. Su kaynaklarının kirlenmesi ve kanalizasyon sisteminin hasar görmesi insan sağlığı için önemli risk oluşturur. Depremzedelere temiz su ve yiyecek ulaştırılması, barınma yerlerinin temizliğinin sağlanması enfeksiyon ve salgın riskini azaltır. Deprem sonrası verilen hizmetlerde bu konu dikkate alınmalıdır,” dedi. Depremzedelerde yoğun psikolojik sorunlarla karşılaşılabileceğine de değinen Ecder, sözlerine şunları ekledi: </p>
<p>“Depremi yaşayan kişilerde en sık görülen tablolar akut stres bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete, uzamış yas ve deliriumdur. Bu nedenle deprem bölgesine psikiyatrik destek verilmesi çok önemli.”   </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-salgin-hastalik-riskine-karsi-hijyenik-onlemler-arttirilmali-357316">Deprem bölgesinde salgın hastalık riskine karşı hijyenik önlemler arttırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öksürük Hastalık Değil Belirtidir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oksuruk-hastalik-degil-belirtidir-355588</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 10:57:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtidir]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355588</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun süren öksürük; astım, alerji, koah, kronik bronşit, üst solunum yolu problemleri, geniz akıntısı, reflü ve hatta kanser gibi hastalıkların belirtisi olabilir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksuruk-hastalik-degil-belirtidir-355588">Öksürük Hastalık Değil Belirtidir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzun süren öksürük;  astım, alerji, koah, kronik bronşit, üst solunum yolu problemleri, geniz akıntısı, reflü ve hatta kanser gibi hastalıkların belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Öksürük tüm dünyada hemen her yaşta en sık doktora başvuru sebeplerinden birini oluşturuyor. Tek başına bir hastalık olmayan öksürük, pek çok hastalıkta görülen bir belirtidir. Aslında öksürük hava yollarının temizlenmesinde ve korunmasında rol oynayan bir savunma mekanizmasıdır. Ancak iki haftadan uzun sürüyorsa ve gece uyku kalitesi, iş, okul hayatıyla birlikte yaşam kalitesini bozacak noktaya ulaştıysa mutlaka altta yatan hastalık araştırılmalıdır. Bazen öksürük kanser gibi çok ciddi hastalıkların da ilk belirtisi olabilir. </p>
<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göğüs Hastalıkları bölümünden, Dr. Uz. Dr. Hijran Mammadova Orucova ‘Öksürüğün nedenleri ve dikkat edilmesi gerekenler’ hakkında bilgiler verdi.</p>
<p>Genellikle sigara, nargile gibi tütün ürünü kullanan, sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren insanlar öksürüğü bu sebeplere bağlayarak doktora gitmeyebiliyor ve bu durum tanıda gecikmelere neden oluyor. Kesinlikle geçmeyen, inatçı öksürük şikayetiniz varsa bir uzmanın kapısını çalmakta fayda var. </p>
<p><strong>ÖKSÜRÜK UTANMA HİSSİ, DEPRESYON, RUHSAL HASTALIKLARI DA TETİKLEYEBİLİR</strong></p>
<p>Pandemiden sonra toplumun duyarlı hale gelmesi ile öksürük sadece kişinin kendisi için değil çevresindekiler için de tehlikeli olmaya başladı. İnsanların hapşıran veya öksüren bireylerden rahatsız olduğunu, onlardan uzak durmaya çalıştıklarını görüyoruz.  Bu da diğer insanların yanında öksürdüğü için utanma hissi, diğer insanları rahatsız etme duygusu gibi psikolojik durumlara neden olarak insanların sosyalleşmesini engelliyor, toplumdan uzak kalmağa çalışmasına, depresyon vs. gibi ruhsal hastalıkları tetiklemesine neden oluyor. </p>
<p>Öksürük varsa hastalar kafalarına göre öksürük kesici şuruplar, ilaçlar kullanmamalıdır. Öncelikle öksürük yapabilecek tüm nedenler tek tek incelenmelidir. Öksürüğün şiddeti, karakteri, kuru veya balgamlı olması, gece veya gündüz artış göstermesi, enfeksiyon varsa sonrasında artış ya da azalma olup olmaması, mevsim ve çevresel faktörlerle olan ilişkisi, eşlik eden diğer şikayetlerin olup olmaması araştırılmalıdır. Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarından sonra sigara içmeyen hastalarda öksürük üç hafta, sigara içen hastalarda ise sekiz haftaya kadar uzayabilir.</p>
<p><strong>Öksürük hastalık değil belirtidir.</strong></p>
<p>Uzun süren ve rahatsız edici öksürük astım, alerji, KOAH, kronik bronşit, üst solunum yolu problemleri, geniz akıntısı, reflü gibi hastalıkların habercisidir. Reflüye bağlı olarak artan öksürük şikâyetine sebep olan etmenler, hastaya yöneltilen sorularla ve yapılan tetkiklerle, daha hızlı çözüme kavuşur. Özellikle yatarken mide asidinin geriye kaçmasına bağlı olarak öksürük artar. Bu hastalarda midede yanma, ekşime meydana gelir. Unutmayalım ki her hastalığın bir nedeni vardır. Öksürük de hastalık değil belirtidir. Klima ve kaloriferlerin de havayı kurutmasıyla öksürüğe sebep olmasını unutmayalım. Kuru hava ortamı, kronik gıcık halinde öksürüğe sebep olabilir. Bunu önlemek için odada bulunan kaloriferlerin üzerine, bir kabın içinde su koyarak ya da oda nemlendirici cihazlar kullanılabilir.</p>
<p><strong>Tansiyon ilaçlarının yan etkilerine dikkat!</strong></p>
<p>Kullanılan bazı ilaçlarının(özellikle tansiyon, kolesterol düşürücü ilaçlar) yan etki yaparak öksürüğe neden olur ve ilacı kullanmaya devam ettikçe öksürük de orantılı olarak devam ediyor. Gerekli araştırmalar yapıldığı takdirde herhangi bir bulguya rastlanmazsa, hastanın düzenli kullandığı ilaçların yan etkilerine bakarak, ilacı değiştirmekte fayda olabilir.</p>
<p>Uzun süren ve tedavi edilmeyen öksürük ciddi sorunlara yol açabilir. Sürekli ve şiddetli öksürüklerde kaslar ve kaburga da kullanıldığı için, ortaya çıkan şiddetli basınca bağlı olarak özellikle yaşlı kişilerde kaburga kırıkları ortaya çıkabiliyor.   Bu denli şiddetli sonuç yaşamayanlarda ise sıklıkla görülen kas ağrılarından dolayı hasta sıkıntı yaşayabiliyor. Ayrıca şiddetli öksürüğe bağlı idrar kaçırma ve hatta bazı kişilerde bayılma atakları bile olabilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksuruk-hastalik-degil-belirtidir-355588">Öksürük Hastalık Değil Belirtidir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Hastalık Yaklaşık 80 Milyon Kişide Görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-yaklasik-80-milyon-kiside-goruluyor-355441</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 08:15:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kişide]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Glokom, göz sinirinin hasarıyla karakterize olan ve kalıcı görme kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon glokom hastası bulunmaktadır ve glokom kalıcı görme kaybı nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Serdar Özateş, Glokom Günü özelinde önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-yaklasik-80-milyon-kiside-goruluyor-355441">Bu Hastalık Yaklaşık 80 Milyon Kişide Görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Glokom, göz sinirinin hasarıyla karakterize olan ve kalıcı görme kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Tüm dünyada yaklaşık 80 milyon glokom hastası bulunmaktadır ve glokom kalıcı görme kaybı nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Serdar Özateş, Glokom Günü özelinde önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Doç. Dr. Serdar Özateş,” Glokom sinsi seyirli ve ilerleyici bir göz hastalığıdır. Glokom hastalarında göz sinirinde meydana gelen hasar belirli bir düzeye ulaşmadıkça hastalarda herhangi bir şikâyete yol açmayabilir. Glokomda erken tanı ve tedavi, görmenin korunması açısından çok önemlidir” dedi.</p>
<p><strong>Glokom Kimlerde Görülür? Kimler Risk Altındadır?</strong></p>
<p>-Artmış göz içi basıncı</p>
<p>-40 yaş üzerinde olmak</p>
<p>-Yüksek miyop ya da hipermetrop olmak</p>
<p>-Aile bireylerinde glokom hikayesi olması başlıca risk faktörleridir. </p>
<p><strong>Erken Tanı ile Önlenebilir Mi?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Serdar Özateş,” Glokom hastalığı anne karnında ya da doğumdan itibaren herhangi bir yaş diliminde oluşabilmektedir. Erken tanı ve tedavi kalıcı görme kayıplarının önüne geçebilir. Glokomun tedavisi glokomun tipine ve seyrine göre değişmekle birlikte medikal ya da cerrahi olarak yapılabilmektedir. Medikal tedavi ile ilerlemesi durdurulamayan ya da ilaç kullanımında sorunlar yaşayan hastalarda cerrahi tedavi ile glokom hastalığının ilerleyişi kontrol altına alınabilmektedir.  Glokom hastalığının sinsi seyirli olduğu ve hastaların büyük çoğunluğunu glokom hastası olduğunu bilmeyen kişilerin oluşturduğu düşünüldüğünde rutin göz muayenesin önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Risk faktörlerine sahip olan hastaların yılda en az 1 kez göz muayene olmaları tavsiye edilmektedir” diye söyledi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-yaklasik-80-milyon-kiside-goruluyor-355441">Bu Hastalık Yaklaşık 80 Milyon Kişide Görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebeklik Döneminde Önlem Alınmazsa Bu Hastalık Kısırlağa Yol Açabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bebeklik-doneminde-onlem-alinmazsa-bu-hastalik-kisirlaga-yol-acabiliyor-355192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 11:12:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmazsa]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklik]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlağa]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında peygamber sünneti olarak bilinen hipospadias, doğuştan gelen hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeklik-doneminde-onlem-alinmazsa-bu-hastalik-kisirlaga-yol-acabiliyor-355192">Bebeklik Döneminde Önlem Alınmazsa Bu Hastalık Kısırlağa Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında peygamber sünneti olarak bilinen hipospadias, doğuştan gelen hastalıklar arasında yer alıyor. Doğru ve güvenilir ortamda uygulanan cerrahi müdahale yaşam boyu devam edebilecek bir hastalığın iyileşmesinde önemli rol oynuyor. Fiziksel, sosyal ve ruhsal açıdan olumsuz etkilenmemek için hipospadias tedavisinin sağlanması gerekiyor. İdrarın aşağı veya ayaklara doğru yapılması, ön tarafta sünnet derisi bulunmaması, penis baş kısmının koni şeklinde olmaması ve normal bir penis görüntüsüne sahip olunmaması özgüven kaybına yol açabiliyor. Hipospadias hastalığının ağır tiplerinde ise daha fazla kısırlık riskinin ortaya çıktığı biliniyor. Memorial Dicle Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Taner Kamacı, hipospadias (peygamber sünneti) ve merak edilenleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bu nedenlere dikkat edin</strong></p>
<p>Hipospadias hastalığı doğuştan gelen ve penis ucunda olması gereken idrar deliğinin penisin alt tarafında olması ile karakterize bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Ortalama her 300 erkek çocuğundan birinde görülmektedir. Gerçek idrar deliğinin uca yakın olduğu hastalarda çift delik görünümü şeklinde de görülebilmektedir. Bu hastaların çoğunda peniste öne doğru eğrilik görülmektedir. Sünnet derisi arka tarafta gelişip, alt tarafta gelişmediğinden sıklıkla yarım sünnet veya peygamber sünneti olarak da adlandırılmaktadır. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte hipoaspadias nedenleri şunları içerir;</p>
<ul>
<li>İleri anne yaşı</li>
<li>Hamilelikte düşük tehditleri sırasında anneye verilen bazı hormonlar ve ilaçlar,</li>
<li>Tek yumurta ikizi olması,</li>
<li> Prematürite gibi durumlar</li>
</ul>
<p><strong>Doğum sonrası Çocuk Cerrahisi muayenesi yaptırın</strong></p>
<p>Hipospadias ailevi yatkınlığı yüksek olan bir hastalık türüdür. Hipospadias hastalığı eski çağlardan beri bilinen ve birçok farklı tipi, sınıflaması bulunan bir hastalıktır. Doğum sonrası ilk muayeneleri sırasında çocuk doktorları hastalığı fark eder veya anneler bebeğin altını değiştirirken penis alt tarafında sünnet derisinin olmaması, idrar deliğin penisin alt tarafında olması ve peniste öne doğru eğrilik olması ile hastalığı fark etmektedir. Ancak çocuk cerrahisi muayenesi ile de hipospadias tanısı kesinleştirilir.</p>
<p><strong>Erken dönemde önlem alın</strong></p>
<p>Hipospadiası olan çocuklarda mevcut hastalığa ek olarak; kasık fıtığı, inmemiş testis, mesane reflüsü, böbreklerde şişme, bir böbreğin doğuştan olmaması veya cinsiyet gelişim anomalileri gibi bazı hastalıklar eşlik edebilmektedir. Hipospadias hastalığının tipi ne kadar ağırsa, ek anomali riski o kadar artmaktadır. Ağır tip hipospadiası olan çocuklarda beraberinde tek taraflı inmemiş testis varsa böbrek anomalileri, iki taraflı inmemiş testis varsa cinsiyet gelişim anomalileri mutlaka araştırılmalıdır. Erken dönem tanı alınması ve tedavi sürecinin başlatılması gerekir. </p>
<p><strong>Cerrahiden korkmayın</strong></p>
<p>Yenidoğan döneminde bebeklerde ameliyat gerektiren sağlık sorunları ebeveynler tarafından paniğe ve korkuya neden olabilmektedir. Tanı sonrası sakin kalarak tedavi sürecinin nasıl işleyeceği konusunda bir çocuk cerrahi uzmanına danışılmalıdır. Hipospadias ameliyatı için ideal zaman 6 ay ile 1 yaş arasında kabul edilmektedir. Hafif olan distal hipospadias hastalarında ameliyat genellikle 1-1,5 saat sürmektedir. Daha ağır tiplerde ise sıklıkla daha uzun sürebilmektedir. Hipospadias ameliyatı genel anestezi altında, penil blok veya spinal blok ile desteklenerek yapılır. Ameliyat sırasında sünnet derisi kullanıldığından dolayı bu hastalar ameliyattan önce kesinlikle sünnet edilmemelidir. Ameliyatın ertesi sabahı hasta taburcu edilir. Hipospadias ameliyatı geciktirilirse, yaş büyüdükçe; yara iyileşmesi ve hastanın normal aktif yaşantısına dönme süresi gecikir, enfeksiyon riski artar, hastanın yaşayacağı travma ve psikolojik etkilenme daha fazla olur. Bu nedenle tedavide geç kalınmaması çok önemlidir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeklik-doneminde-onlem-alinmazsa-bu-hastalik-kisirlaga-yol-acabiliyor-355192">Bebeklik Döneminde Önlem Alınmazsa Bu Hastalık Kısırlağa Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 09:18:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda görülen rahatsızlıklar önemsenmediğinde veya tedavi edilmediğinde geri dönülemez sonuçlar doğabiliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan kadınlarda en sık görülen hastalıklar ve çözümlerine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347">Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda görülen rahatsızlıklar önemsenmediğinde veya tedavi edilmediğinde geri dönülemez sonuçlar doğabiliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan kadınlarda en sık görülen hastalıklar ve çözümlerine dikkat çekiyor.</p>
<p>Kadınlar hayatları boyunca sık sık jinekolojik hastalıklarla karşılaşıyor. Kadınlarda görülen hastalıklarda erken dönemde yapılan teşhis, rutin kontroller, yaşam kalitesini ve süresini artırdığı için büyük önem taşır. Kadınlarda meydana gelecek büyük hastalıkları önlemenin önemine vurgu yapan Çalışkan “ Kadınların her zaman yaşadığı günlük problemler ciddi kadın hastalıklarının habercisi olabilir. Bu nedenle kadınlara düzenli jinekolojik muayene öneriyoruz.” diyor. Uzmanlar kadınların yaşamları boyunca sıkça karşılaşacakları jinekolojik hastalıkları en aza indirmek ve yaşam kalitesini artırmak için tavsiyelerde bulunuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan konu hakkında kadınlarda en sık görülen hastalıkları ve kadınların yaşamını kolaylaştıracak bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Vajinal Akıntı</strong></p>
<p>“Vajinal akıntı oldukça doğal olan her kadında görülen akıntılardır. Bu akıntılar şeffaf ve kokusuzdur. Kadınlarda en sık karşılaşılan jinekolojik problemlerden biri anormal vajinal akıntılardır. Vajinanın normal bakteri dengesindeki değişiklik vajinanın akıntının koku, renk veya kıvamını değiştirebilir” diye söyleyen Çalışkan bu problemleri önlemek için tavsiyelerde bulundu:</p>
<p>•Vajina için kokulu ürünler kullanılmamalı,</p>
<p>•Pamuklu iç çamaşırı tercih edilmeli ve aşırı sıkı kıyafetler tercih edilmemeli,</p>
<p>•Cinsel partner sayısı azaltılmalı,</p>
<p>•Tuvalet temizliği önden arkaya doğru yapılmalı,</p>
<p>• Gereksiz antibiyotik kullanılmamalı.</p>
<p><strong>Adet Düzensizliği</strong></p>
<p>Prof. Dr. Çalışkan adet düzensizliği ile ilgili, “Normal adet döngüsündeki bozulmalara adet düzensizliği denir. Adet döngüsünün 21 günden kısa veya 35 günden uzun olması, kanamanın 6 günden uzun sürmesi normal kabul edilemez. Bu durum adet düzensizliği olarak nitelendirilir. Adet düzensizliklerinin büyük bir kısmı hormonal olsa da kistler, miyomlar gibi faktörlere bağlı olarak karşımıza çıkabilir. Depresyon, stres, mevsimsel ve çevresel değişiklikler, aşırı kilo alımı, ani kilo kaybı gibi faktörlerde adet düzensizliğine neden olabilir. Çalışkan Adet düzensizliğine iyi gelen şeyler ile ilgili, “Spor ve egzersiz yapmak, uygun vücut ağırlığında olmak, yeterli gün ışığı almak ve adet düzensizliğine iyi gelebilecek Mg, D vitamini almak gelebilir” dedi.</p>
<p><strong>Polikistik Over Sendromu</strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromunun genetik kökenli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çalışkan “Doğurganlığı olumsuz yönde etkileyerek hastalıkların oluşumuna yer hazırlayan, üreme çağındaki kadınlarda çokça görülen hormonal bozukluklardan biridir. Polikistik Over Sendromu olan kadınlarda yumurtanın olgunlaşması için gerekli hormon üretilmez ve yumurtaların hiçbiri olgunlaşıp çatlayamadığı için yumurtlama gerçekleşemez. Bu durumda adet düzensizliğine ya da hiç adet olmamaya sebep olur” dedi. Tedavi olarak önerilerde bulunan Çalışkan “Sağlıklı beslenme ve egzersiz ile ideal kiloda kalınmalıdır. Myoinositol, D vitamini desteği alınabilir. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır. Tahıllı ürünler, meyve, sebze, yağsız et tüketilmesi, kan şekerinin düşük seviyelerde tutulması için gerekli desteğin alınması gerekir “ diye ekledi.</p>
<p><strong>İdrar Kaçırma</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan “30 yaş sonrasında görülmeye başlanan ve artan idrar kaçırma; koku, hijyen gibi sebepler nedeniyle kadınların kendini sosyal yaşamdan kısıtlamasına yol açan önemli bir sorundur. İdrar kaçırma sorunu kalıtsal kolajen doku bozukluğuna bağlı olarak yaşanabilmektedir. Çok doğum yapma, sigara kullanımı, obezite, iri bebek doğurma, zor doğum hikayesi, kalça kaslarını egzersiz ile geliştirme me gibi risk faktörleri bulunmaktadır ve bu risk faktörlerinin varlığında daha erken yaşlarda görülmektedir” dedi.   Ayrıca Çalışkan, idrar kaçırmanın tedavisi olarak hastanın profilinin incelenmesi gerektiğini ve duruma göre tedavi yönteminin belirleneceğini belirtti.</p>
<p><strong>Kasık ve Bel Bölgesi Ağrıları</strong></p>
<p>Kasık ve bel ağrısı kadınlarda en önemli yakınmalardan biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çalışkan “Kasık ağrıları bazen kadınların günlük yaşantılarını etkileyecek derecede ağır olabilir. Kasık ve bel ağrısı üreme organlarından kaynaklanabilir, idrar yolları, sindirim veya iskelet sisteminden kaynaklanabilir. Tedavi, ağrıya göre değişebilir. Ultrason ve laparoskopi yöntemi ile ağrının sebebi teşhis edilmeye çalışılır. Nedeni saptanamayan ağrılarda ağrı kesicilere başvurulabilir. Hastalara psikolojik destek de yararlı olur” diye söyledi.</p>
<p>Bu gibi kadın hastalıkları önemsiz gibi görünse de tedavi edilmediğinde çok ciddi sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle kadınlara jinekolog kontrolünde düzenli olarak muayene olması önerilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347">Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Doktorları: Deprem Sonrası Oluşan Bulaşıcı Hastalık Ve Salgınların Önlenmesi İçin Sağlık Tedbirleri Arttırılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-doktorlari-deprem-sonrasi-olusan-bulasici-hastalik-ve-salginlarin-onlenmesi-icin-saglik-tedbirleri-arttirilmali-352327</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 09:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[doktorları]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[oluşan]]></category>
		<category><![CDATA[önlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[salgınların]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tedbirleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352327</guid>

					<description><![CDATA[<p>10 ili etkileyen depremlerin ardından, Dünya Doktorları deprem sonrası oluşan bulaşıcı hastalık ve salgınların önlenmesi için sağlık tedbirlerinin arttırılmasına yönelik çağrıda bulundu. Dünya Doktorları Derneği Başkanı Hakan Bilgin, “Kalabalık yaşam koşulları uyuz, kızamık, tetanos ve ishal gibi yüksek bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini arttırıyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-doktorlari-deprem-sonrasi-olusan-bulasici-hastalik-ve-salginlarin-onlenmesi-icin-saglik-tedbirleri-arttirilmali-352327">Dünya Doktorları: Deprem Sonrası Oluşan Bulaşıcı Hastalık Ve Salgınların Önlenmesi İçin Sağlık Tedbirleri Arttırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>10 ili etkileyen depremlerin ardından, Dünya Doktorları deprem sonrası oluşan bulaşıcı hastalık ve salgınların önlenmesi için sağlık tedbirlerinin arttırılmasına yönelik çağrıda bulundu. Dünya Doktorları Derneği Başkanı Hakan Bilgin, “Kalabalık yaşam koşulları uyuz, kızamık, tetanos ve ishal gibi yüksek bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini arttırıyor” dedi.</strong></p>
<p>Türkiye’yi derinden sarsan 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremlerle yaşamını yitirenlerin sayısı 44 bin 218’e yükseldi. Depremden etkilenen bölgelerde ikincil tehlike ise bulaşıcı hastalık ve salgınlar. Hakan Bilgin, başlatılan sağlık ve hijyen önlemlerinin yetersiz kaldığını belirterek “Uzmanlar, bulaşıcı hastalıkların artmakta olduğunu ve ciddi önlemler alınmazsa salgınlara neden olabileceğini söylüyor” dedi.</p>
<p><strong>Kuduz Ve Uyuz Vakaların Görülmesi Salgın Endişesine Yol Açıyor</strong></p>
<p>Depremden etkilenen toplam kişi sayısının önemli miktarda artması bekleniyor. Hakan Bilgin, yaptığı açıklamada deprem bölgesinde kuduz ve uyuz vakaların görülmesi salgın endişesine yol açtığını söyleyerek “Özellikle tuvalet, banyo, temiz su ihtiyacı ve çadırlarda kalabalık yaşam koşulları uyuz, kızamık, tetanoz ve ishal gibi gibi yüksek bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini arttırıyor. Enkazın neden olduğu asbest ve toz, bölgedeki herkes tarafından solunmakta ve solunum yolu hastalıkları açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bununla birlikte uzmanlar, depremden etkilenen bölgelerde kuduz salgını endişesine dikkat çekiyor. Bu türden bulaşıcı hastalıklar, depremi takip eden ilk 4 günden 4 haftaya kadar sürebilen bir süreçte ortaya çıkabiliyor ve etkili önlemler hemen alınmazsa çok hızlı bir şekilde salgınlara dönüşebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Temiz Suya Erişim Sorununun Bir An Önce Çözülmesi Gerekir</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı, depremden etkilenen bölgelerde salgın hastalık riskine karşı gezici eczanelerin faaliyete geçtiğini ve tetanoz ve kuduz dahil olmak üzere kritik aşıların gönderildiğini açıkladı. Dünya Sağlık Örgütü ise 14 Şubat&#8217;ta yaptığı açıklamada, yerel ekiplere destek için 22 acil sağlık ekibi göndererek Sağlık Bakanlığı&#8217;nın yanında yer aldığını ilan etti. Hakan Bilgin, “Dünya Doktorları olarak, alınan önlemleri memnuniyetle karşılıyoruz ve depremlerden etkilenen bölgenin toplam alanı ve salgınların yayılma hızı göz önüne alındığında, kamu otoritelerini ve uluslararası toplumu bu önlemleri &#8211; özellikle aşılar ve gerekli ilaç temini konusunda &#8211; yoğunlaştırmaya çağırıyoruz” dedi. Sıhhi dezenfeksiyon önlemlerinin azami dikkatle alınması, bölgeye daha fazla tuvalet ve duş temin edilmesi ve temiz suya erişim sorununun bir an önce çözülmesi gerektiğine dikkat çeken Bilgin, “Bölgedeki tüm çadırlara koruyucu maske ve uyuz gibi hastalıkların tedavisi için ilaç dağıtımı yapılması elzemdir. Dünya Doktorları ayrıca, uluslararası toplumu ve STK&#8217;ları bu önlemlerin kapasitesini finansal destek ve medikal/sağlık ürünleri sağlayarak artırmaya çağırıyor” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-doktorlari-deprem-sonrasi-olusan-bulasici-hastalik-ve-salginlarin-onlenmesi-icin-saglik-tedbirleri-arttirilmali-352327">Dünya Doktorları: Deprem Sonrası Oluşan Bulaşıcı Hastalık Ve Salgınların Önlenmesi İçin Sağlık Tedbirleri Arttırılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
